SİNEKLİ BAKKAL

         Sinekli .

hep ahşap ve iki katlı. Köhne çatılar, karşıdan karşıya birbirinin üstüne abanır uzanmış saçakları. Ortada baştan başa uzanan aralık kalmış olmasa, sokak, üstü kemerli karanlık geçit olacak. Doğuda, batıda, aralık, renkten renge giren ışık yolu . Fakat sokağın yanları her zaman serin ve loştur.
Köşenin başında durup bakarsanız; her pencerede kırmızı toprak saksılar ve kararmış gaz sandıkları görürsünüz. Saksılarda, al, , koyu kırmızı , küpeçiçeği, . Gaz sandıkları da öbek öbek yeşil fesleğenle dolu. Ta köşede bir mor salkım çardağı altında çevrenin en işlek çeşmesi var. Bütün bunların arkasında dekorunu andıran , , minare..

17 views

7 Ocak 2012 Saat : 3:27
Okunma 17
devamını oku

Tanzimat Edebiyatı

SİYASAL VE TOPLUMSAL ORTAM

 

Osmanlı Devleti  XIX. yy’da yandan kapütilasyonlar,Batılı devletlerin siyasal ve iktisadi denetimi ,öbür yandan halktan kopuk anlayışı nedeniyle çökme sürecine girmişti.Batılı devletlerde bundan yararlanarak  osmanlı egemenliğine son vermek ve bölgeyi pazar getirebilmek için içten ve dıştan müdahalelere girişmişlerdir.Osmanlı yöneticilerinin önceleri çöküşü yavaşlatmak için uygulamalar aldıkları önlemler  Osmanlı Devletinin  ,kültür , ,alanlarında birtakım değişmelere neden oldu.

   TANZİMAT EDEBİYATINDA  ŞİİR:

 

2 views

7 Ocak 2012 Saat : 3:15
Okunma 2
devamını oku

Tekke Tasavuf Edebiyatı

Tekke Tasavuf Edebiyatının ’da Kurulmasının Sebepleri ve Tarihi Süreç İçindeki Seyri

Tekke Edebiyatı’nın Anadolu’da kurulmasının sebeplerini izah edebilmemiz için öncelikle Türklerin İslâmiyet’le şereflenmesini ve tasavvuf düşüncesinin ne olduğunu ortaya koymalıyız.

“Türkler İslamlaşmadan önce, budist ve maniehist kültürün tesirinde kalmışlardır. Uygurların Çince’den, Hindçe’den ve Tibetçe’den yaptıkları tercüme eserler müstesna, umumiyetle şifahî kültüre sahip idiler. İslâm medeniyeti ise, karşımıza kitabî medeniyet olarak çıkmıştır. İçtimaî plân dahilinde Türkler, nasıl göçebelikten yerleşik hayata geçmiş iseler, kültür bakımından da şifahî kültürden kitabî kültüre geçmişlerdir.”1

5 views

7 Ocak 2012 Saat : 3:11
Okunma 5
devamını oku

Tevfık Fikret


Servet-i fünun’ un ve örnek şairi olan , İstanbul’da doğmuş ve ömrünü şehirde geçirmiştir. Annesini, küçük yaşta kaybetmiş (Fikret 12 yaşındayken hacca giden ,dönüşünde vebaya tutularak ölmüştü),babasında da uzak yaşamıştı. halde dayısı ve yengesi, sıcak şefkat gösterdiler. Fikret 23 taşına gelince de kızları Nazime Hanım’la evlendirdiler.

&;

1881’de ,Galatasaray Sultanisi’ni bitirmiş olan Fikret,çalışkan bir öğrenciydi .Sultanide, Recaizade Ekrem ve Mallim Naci birbirine zıt iki karakter ve düşünüşte üstadlardan edebiyat okumuştur.

2 views

7 Ocak 2012 Saat : 3:08
Okunma 2
devamını oku

Yaprak dökümü

: Reşat Nuri Güntekin

Yayın tarihi: 1974

Sayfa sayısı: 136

Basımevi: İnkilap kitapevi

Ali Rıza öğretmendi.Fakat maaşı ile geçinemediği için bir öğrencisinin yanında iş bulur.Hatırı sayılır bir dostu ondan kızına iş bulmasını .O da öğrencisine giderek ’a sekreterlik işi ayarlar. Belli bir süre sonra müdür ile Leman arasında bir ilişki başlar.Ve Leman kalır. üzerine Ali Rıza Bey,Muzafferden kızla evlenmesini ister. reddeder.Ali Rıza Bey yapılanı kızına yapılmış ederek işten istifa eder.

39 views

11 Aralık 2011 Saat : 6:38
Okunma 39
devamını oku

DİL DEVRİMİNİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ

Dil devriminin Atatürk’ün görüşündeki yerini tespit edebilmek için, kendisinin konudaki düşüncelerini alacağız. Diyor :

“…Millet dil, kültür ve ülke ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği toplumdur.”
Atatürk, dil bağını, ulus olabilmenin şartları arasında görmüştür. Gerçekten de bu devrim, ulusal bir kültürün yaratılabilmesi için ulusal bir dilin yeniden canlandırılması amacına yöneliktir.

Çünkü, ulusal birliğin ilk unsuru kültür birliğidir. Halkla aydını birbirine yaklaştıran en etkili araç hiç kuşkusuz, her iki zümrenin kolaylıkla anlaşabilecekleri sade bir dildir. Atatürk 1932 yılında:

“Türk dilinin, benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün teşkilatımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz” (Söylev ve Demeçler, C. I, 5. 311)

demiş ve bu amaçla da 1932 yılında “Türk Dilini Tetkik Cemiyeti”ni kurmuştur. Bu cemiyet aynı yıl içinde “Türk Dil Kurumu” ismiyle çalışmalarını Atatürk’ün yakın gözetimi altında sürdürmüştür).

10 views

11 Aralık 2011 Saat : 6:36
Okunma 10
devamını oku

Ankara Romanı

Karaosmanoğlu

Hanım, İstanbul’dan Ankara’ yeni gelen ve tanımadığı şehirle ilgili çok beklentisi ve hayali  olan  genç kadındır. Ancak döneminin merkezi olan şehir O’na umduklarını , beklediklerini yaşatamaz. Adeta çölün ortasındaki kasaba gibi olan Ankara, İstanbul’un sahip olduğu görkemden çok uzaktadır. geçtikçe Selma Hanım ‘ın beklentilerinin ve umduklarının yerini hayal kırıklıkları alır. Selma Hanım’ın, bankacı eşi Bey o zamanlar ’da yaşanan milli mücadele heyecanından yoksun korkak ve sürdürülen Kurtuluş Savaşı’na çok ilgisiz kalmış bir kimseydi. Ankara’yı ölü bir şehire benzeten Selma Hanım ‘ın hayatı Binbaşı Hakkı Bey ‘le tanışınca değişir. Hakkı Bey , vatansever , özgürlük bağımlısı, genç bir subaydır. Selma Hanım, Binbaşı Hakkı Bey’i tanıdıkça O’nun içindeki milli mücadele ruhundan , kuvay-i milliye çalışmalarından çok etkilenir ve bir anda kendini savaşın içinde bulur. Eskişehir hastanelerinde hemşire olarak milli mücadeleye katılan Selma Hanım biraz içindeki sıkıntılardan kurtulmaya başlamıştır. Askerlere yardım etmek , yaralarını sarmak , pansuman yapmak, telkin etmek onlarla birlikte acılarını paylaşmak ,O’nun Ankara’daki hayatının bir parçası olmuştur artık. Fakat Selma Hanım’ın eşi Nazif Bey ise O’nun tam aksine milli mücadelede çok pasif kalmış hatta savaşın giderek kızışması üzerine Ankara’yı etmeyi düşünmeye başlamıştır. Kocasının pasif davranışları ,milli mücadeleye katılmaması, Nazif Bey’in tam aksine Binbaşı Hakkı Bey’in her geçen gün  gözünde yükselen kişiliği , Selma Hanım’ın evliliğinin sonunu getirmiştir en nihayetinde. Hanım ,Binbaşı Hakkı Bey’e daha çok yakınlaşmaya başlamıştır.

13 views

11 Aralık 2011 Saat : 6:34
Okunma 13
devamını oku

Yolpalas Cinayeti

Romanın Adı:Yolpalas  Cinayeti

Romanın Yazarı:Halide Edip Adıvar

Romanın  Sayfa Sayısı, Basım Tarihi ve Yeri: 90 sayfa,İstanbul

Romanın  Özeti:

salonunda Akkız adında genç kızı yargılıyordu.Akkız’ın suçu çalıştığı şoförünü öldürmek ve hanımını yaralamaktır.

Akkız,genç bir kızdı.Kaz tüyünü andıran sarı saçları,iki tane büyük mavi gözleri,onların üstünde ise gür kara kaşları vardı. kız babasının ölümü üstüne, süre annesiyle yaşamış, sonra köye ziyaret amaçlı bir ailenin yanına besleme olarak girmişti.Nuri ve karısı bir kardeş görüp büyütmüşlerdi.Okula gönderip tahsil yapmasını sağlamışlardı.Bu sırada Bursa’ kaplıcalara gelen Bay ve Bayan Sallabaş’la tanışımıştı. Oğulları Bülent’e de çok ısnmıştı,Bülent’te çok sevmişti.Bay ve Bayan Sallabaş da Akkız’ı yanlarına dadı olarak oldılar.Akkız da bundan böyle Yolpalas’ta dadı olarak çalışmaya başladı.

7 views

11 Aralık 2011 Saat : 6:33
Okunma 7
devamını oku

Zarf

Fiilleri,sıfatları da türünden sözcükleri değişik yönlerden etkileyen,sınırlandıran kelimelere denir.
Çok konuşanları sevmezler.
zarf fiilimsi
Zarflar kendi aralarında beşe ayrılırlar.
1.Durum(hal) zarfları:
Eylemin nasıl yapıldığını,ne durumda olduğunu belirten sözcüklere durum zarfı denir.
Mehmet dayı ata yavaşça yaklaştı.
2. zarfları:
Eylemin anlamını,zaman kavramıyla sınırlayan zarflara zaman zarfları denir.
İzmir treni biraz önce geldi.

3 views

11 Aralık 2011 Saat : 6:30
Okunma 3
devamını oku

MEDDAH

   Çok öven, metheden manasına kelime telmih taşır ve Peygamberin övücüsü manasında kullanılır. sonraları taklitlerle anlatan manasını kazanmıştır. bugünkü kişilik tiyatroların başlangıcı sayılabilir.

ozanlarla onların devamı şairlerini hatırlatan meddah, hikaye anlatıcısı demektir. Meddah, kıssahan şehnamehan ve mukallit kelimeleri ile eş manada kullanılmıştır. Meddahlık, hikaye ve taklit yapma sanatıdır. Meddah, bir sandalyeye oturarak dinleyicilerine hikaye anlatır. hikayelerin bir kısmı anonim eserlerdir; bazılarının yazarları bellidir. Karagöz ve Ortaoyunu’ görüleceği üzere günlük hayat hadiseleri, , destanlar, hikaye ve efsaneler meddahın repertuarına girerler.

26 views

1 Aralık 2011 Saat : 7:15
Okunma 26
devamını oku
 Son Yazılar FriendFeed

Tavsiye Bağlantılar