Tarihin en kara günü:

24 Ekim 1929 da New York borsasının çöküşüyle tüm dünyayı etkisi altına alan, özellikle de sanayileşmiş ülkelerde etkisini daha fazla gösteren ekonomik kriz, 1930’lu yılların sonlarına kadar etkisini sürdürmüştü. Dünyada bir açlar ve işsizler ordusu oluşmuştu. Çoğu ülkelerde yıkıma kadar giden etkileri vardı. Bu Büyük Buhran dünya üzerinde 50 milyon insanın işsiz kalmasına sebep olmuş, dünya ticaretini %65 oranında düşürmüş ve yeryüzünde ki toplam üretimin %42 azaltmıştı. Para o kadar değersiz hale gelmişti ki, buhrandan önce zenginlik içinde yaşayanlar buhranda paralarının değeri kalmadığı için paraları yakarak ısınıyorlardı. 1 kilo kağıt para, 1 kilo kömürden daha ucuzdu.

1929 Dünya Ekonomik Buhranı 4 kriz

Geçmişin kara perşembesi kararttığı hayatlarla anılmaya devam ediyor.

İster sanayileşmiş ülkeler, isterse gelişmekte olan temel üreticileri olsun, dünyadaki tüm ülkeleri etkisi altına alan, Birleşik Devletler’de süregelen ve yayılan Büyük Bunalım (Big  Depression), tarihe Kara Perşembe olarak geçen 24 Ekim 1929’da başladı. Gerçi Wall Street Borsası uzun süredir üzerindeki satış baskısının tedirginliğini yaşıyordu ama o günün sonunda yaşanacakları kimse tahmin bile edemezdi. Avrupa fonlarını kendine çeken Bank of England’ın iskonto oranlarını yükseltmesi, Wall Street’te satış dalgasının başlamasına niçin olmuş, 23 Ekim 1929 Çarşamba günü 2.5 milyon hisse senedi satılmıştı. Fakat bu, bir gün sonra başlamış olacak aslolan felaketin yanında buzdağının yalnızca görünen kısmıydı.

1929 Dünya Ekonomik Buhranı iş yoktu

Kara Perşembe adında olan o günde tam 13 milyon hisse senedi satıldı. Bankalar, umutsuz bir halde düşen piyasayı toparlamak için fiyatları desteklemeye çalıştılar ama boşa kürek çekmekten farkı olmadığını anladıklarından Pazartesi günü vazgeçmek mecburiyetinde bırakıldılar. Salı günü satılan hisse sayısı 16 milyona ulaşırken fiyatlar çılgın bir halde düşmeye devam etti. Yalnızca 22 gün içinde endüstri endeksindeki düşüş %40’ı buldu. Yatırımcıların yedi gün içinde yitirdikleri para miktarı, bugünün değerlerine bakılırsa nerede ise 300 milyar dolara yakındı. Dünya tarihinin o güne kadar gördüğü en büyük ekonomik kriz, kısa süre sonra nerede ise bütün dünya ülkelerini avucunun içine alacaktı.

1929 Dünya Ekonomik Buhranı amerika
1929 Dünya Ekonomik Krizinin sebepleri

Büyük Bunalım’da sayıları milyonları aşan işsizlerin bir kısmıBank of England’ın iskonto oranlarını yükseltmesi, 1929 krizinin yalnızca tetiğini çekmişti. “Borsada beklentiler satın alınır, gerçekler satılır” denilen bir deyim vardır. ABD’li yatırımcılar da tam olarak bunu yapmıştı, beklentileri satın almıştı. Değer endeksleri 1929 yılı öncesindeki dört yılda tam dört artmış, yalnızca 1929 yazında iki kat yükselmişti. 1928 yılı başlangıcında 191 olan Dow Jones Endeksi 1929 Eylül ayına gelindiğinde 382’ye ulaşmıştı bile.

1929 Dünya Ekonomik Buhranı Dünya

Oysa spekülatif gelirlerdeki bu yükseliş, ülkenin gerçek zenginlikleri ile uyuşmamaktaydı. Hisse senetlerinin sürekli yükseleceği beklentisi piyasaya egemen olduğundan; borsa simsarları, bankalar, işyerleri ve binlerce fert spekülatörlere borçlanıp borsaya yatırım yapmıştı. Ve bu borçlar her an ödenmesi talep edilebilecek türden borçlardı. Kredi ile alınan hisse senedi miktarı öylesine artmıştı ki, 1928 senesinde 5 milyon dolar olan bu miktar 1929 ekonomik krizinin başladığı Ekim ayında yüzlerce kat artarak 850 milyon dolara ulaşmıştı. 1929 yılı anketlerine gore Wall Street’teki bir buçuk milyon yatırımcının 600.000’i kredi ile alım yapmış, çoğu spekülatör, hisse senedi alabilmek için ABD doları üzerinden % 10’a varan yüksek faizlerle borçlanmıştı. Wall Street adeta patlamaya hazır bir balon gibiydi.

1929 Dünya Ekonomik Buhranı Almanya

Kredi verenler, bu geçici zenginlikten paylarını alan borçluların ödeme yapması için tutarların daha da yükselmesini bekliyordu. Fakat itimat kaybı sebebiyle borçluların ödeme gücünden bir an için kuşkuya fikir acil ödeme talebinde bulundular. Borçlular ödeme yapabilmek için ellerindeki kağıtları derhal satmak zorundaydılar ve de satmaya başladılar. Buna Bank of England’ın iskonto oranlarını yükseltmesi nedeniyle başlayan satışlar eklenince arz-talep sarmalı bir anda patlayıverdi. Aşırı satışlar sebebiyle fiyatlar daha da düşünce, değer kaybeden hisse senetlerini bir an önce elinden çıkarmak isteyenler yüzünden süregelen ürkü dalgası tüm Wall Street’i kapladı. Wall Street’in çöküşü, hisse senedi tutarlarının yıllardır abartılı olduğunun sonucu olduğu kadar, hisse senedi sahiplerini ve hissedarları saran paniğin de bir sonucuydu. ABD’li ekonomist John K. Galbright bu dönemi “çılgın ve dizginsiz bir satış furyası” ve “kör ve acımasız bir panik” olarak yorumlamaktadır.

1929 Dünya Ekonomik Buhranı borsalar

Oysa 1929 krizinin yapısal sebepleri ise çok daha derindeydi ve bu nedenle, ABD’de süregelen ekonomik bunalım kısa sürede öteki dünya ülkelerine sıçrayacaktı. Yaklaşık 55 yıllık uzun bir gelişme trendini 10 yıl süreyle gerilemeye ve duraklamaya dönüştüren, tesiri II. Dünya Savaşı’na kadar hissedilecek olan 1929 ekonomik krizinin nedenleri maddeler halinde şöyle özetlenebilir:

Kötü yapılanmış bankalar nedeniyle aslına bakarsanız zayıf ve spekülatif olan kredi yapısının Wall Street’teki çöküş nedeniyle yıkılması
Uygulanan yanlış para politikaları ve devletim piyasaya müdahale etmemesi
ziraat ürünlerine olan talebin inelastik oluşu yüzünden çiftçinin gittikçe azalan satın alma gücü
Teknolojik işsizliğin giderek artması
Kötü ve gittikçe kötüleşen gelir dağılımı
tüm bu sebeplerin etkisi altında tamamen altüst olan ana para birikimi
Yatırımlardaki düşüşün ulusal gelirde düşmeyi de beraberinde getirmesi
Yatırım harcamalarındaki minik bir düşüşün çarpan etkisiyle ulusal gelirde çok daha şiddetli bir azalmayı ortaya çıkarması

1920’li yıllar ABD’nin ekonomik üstünlüğünü tüm dünyaya kabul ettirdiği yıllardı. “Kükreyen Yirmiler” olarak da adlandırılan o yıllardaki  “kükreme” yalnızca hızla büyüyen ABD ekonomisini değil, radikal bir halde değişen yaşam biçimlerini de anlatıyordu. ABD’nin sonsuz refah ve zenginliğe kavuşan ilk ülke olduğuna inanılıyor, had safhada bireycilik üzerine yükselen ve tüketim çılgınlığı ile öne çıkan bir yaşam tarzı ABD’ye egemen oluyordu.

1929 krizinde elma satarak ayakta kalmaya çalışan bir kişi1920’lerde dünya endüstri üretiminin hemen hemen % 45’ini gerçekleştiren ABD, kapitalist dünyanın yeni patronu bulunduğunu, 1925 ve 1929 yılları arasında diğer ülkelere verdiği büyük borçlarla -yalnızca Avrupa’ya 2.9 milyar dolar borç verilmişti- kanıtlıyordu. Bu sayede 1920’ler boyunca Avrupa’da endüstri üretimi düzenli bir şekilde arttı. Fakat bu büyüme özellikle  kömür, gemi yapımı ve çelik sanayileri alanında yaşanıyordu. Birleşik Devletler ise Avrupa’nın tersine, özellikle motorlu çalgılar başta olmak üzere, tüketici piyasalarına mal arz eden sektörleri geliştirmiş ve Avrupa’nınkinden çok daha büyük bir büyüme oranına erişmişti. ABD’nin sanayi üretimi 1913 yılındaki düzeyinden % 75 daha çok iken, İngiltere’de bu oran % 9, Almanya’da ise % 10 dolayında kalmıştı. Bundan dolayı, İngiltere, Fransa ve Almanya benzer biçimde Avrupa ülkelerinin gerçekleştirmiş olduği endüstri ilerlemeyi, onların dünya ticaret hacmindeki paylarında yaşanan orantılı bir düşüş izledi

Amerikan yatırımının öteki ülkelerde “borçluluk döngüsü” denilen türden negatif etkileri de oluyordu. 1920’lerin ikinci yarısı süresince Amerikalı yatırımcıların sermayelerini ihraç etmedeki hevesleri, sanayileşmiş ve gelişmekte olan kimi ülkelerin varlıklarının yüzde 25’lik bir kısmının dış kaynaklara bağımlı olması demekti. Ne var ki ticaret hacmindeki ABD lehine orantısız değişim yüzünden  geri ödemeler genelde altın rezervlerinden yapılmak zorunda kalıyordu. 1929 yılında, ABD dünyanın altın kaynaklarının çoğunu toplamış ve sonuç olarak mübadele biçimlerinin işleyişine zarar vermişti.

Böylece 1920’ler süresince iki ekonomik gerçek gün gibi ortaya çıktı. Ekonomik durumları iyi ya da kötü olsun, biroldukça ülkenin ekonomisi yüklü miktardaki  borçlar nedeniyle Birleşik Devletler ekonomisine göbekten bağlanmıştı. Diğeri ise hepsinin ekonomik durumlarının zayıflığı. Bundan dolayı, Birleşik Devletler’de başlamış olacak bir ekonomik bunalım, zincirleme bir reaksiyonu başlatarak öteki ülkelere sıçrayacaktı. Doğrusu “ABD hapşırdığında dünyanın geri kalanı nezle olacaktı.”

Amerikan sanayinin on yıl devam eden hızlı gelişmesine paranın hazır bulunabilirliği ve bir ölçüde Merkez Bankası’nın politikaları ile destek sağlanmıştı. Fakat 1926 yılında gayrimenkullerde, 1929 yılı başlangıcında ise otomobil sektöründe başlayan durgunluk bu büyümeyi sekteye uğratmıştı. 1928’de ABD Merkez Bankası faiz oranlarını yükselterek piyasalara yeniden istikrar getirmek istediğinde, denizaşırı yatırımlarda kullanılan büyük meblağda sermaye, öteki ülkelerden çıkarak yerel holdingleri şişirmek için hızla Amerikan piyasasına geri döndü. Hisse senetlerinden başka finansal araç olmadığı için bu para Wall Street’e akmış, talep artışı beraberinde fiyat artışını tetiklemişti.

1925-1929 içinde borsadaki bu büyük yükseliş bir avuç Amerikalı için kağıt üzerinde bir zenginlik sağlamıştı. öteki taraftan çiftçiler ürünlerini giderek daha ucuz fiyatlardan satmak zorunda kalırken, işçilerin eline bu yapay refah döneminden hiçbir şey geçmemişti. 1929 yılında Amerika’da nüfusun % 5’lik dilimi toplam gelirin % 33’ünü elde ediyordu. Gelir dağılımındaki adalet daha da fenaleşiyordu. Bu çelişkiyi dile getirenler ise “Amerikan karşıtı” yahut “bolcaşevik” damgası vurularak susturuluyordu.

Ekonomik büyüme sürdüğü sürece, diğer ülkelerden ABD’ye dönen paranın yarattığı vurgunculuk, aslına bakarsak ekonomik durumu sarsmayabilirdi.  Ne var ki 1929 Temmuz’unda üretim tepe noktasına ulaşmıştı. Bunun anlamı, büyümenin devamlı ve kesintisiz süreceği beklentisinin artık hayal olmasıydı. Mal arzı nihayetinde tüketici taleplerini aştı ve “envanter durgunluğunu” kaçınılmaz kıldı. Durgunluk, borsa yatırımcısının itimat kaybıyla birleşince 1929 ekonomik bunalımı kaçınılmaz oldu.

1929 ekonomik bunalımının öteki önemli sebebi ise çok kötü halde yapılanmış olan, devletin müdahalede bulunmadığı mali piyasalar, özelde bankalardı. Bunun nedeni 20’li senelerın temel ekonomi anlayışı olan “laissez faire, laissez aller, laissez passer” kısaca “bırakınız yapsınlar, bırakınız gitsinler, bırakınız geçsinler” politikasıydı. Görünmez bir elin piyasayı düzelteceği düşüncesi geçerliliğini koruduğundan, devletin iktisat üzerindeki tesirinin olabildiğince azca olmasına çalışılıyordu. Hakikaten de art arda seçilen Harding, Coolidge ve Hoover yönetimleri devletin tüm olanaklarını şirketlerin emrine verirken, piyasa, denetim mekanizmalardan yoksundu. Neredeyse her gün iki banka batmasına rağmen, ne Merkez Bankası ne de ABD Başkanı piyasaya müdahale etmeye ya da denetim mekanizması oluşturmaya cesaret edemiyordu. Bankaların sermaye esaslarını, rezerv ve kredi oranlarını düzenleyen yasaların eksikliği sebebiyle yatırımcılar hisselerini aldıkları firmalar hakkında hiçbir bilgiye haiz değildiler. Ticari bankaları yatırım bankalarından ayıran yasalar yoktu. Verilen kredilerin büyük miktarı hisse senedi ile güvence altına alındığı için hisse senetlerinde süregelen düşüşler kredileri de negatif etkilemiş, bu ise piyasaya duyulan güvenin azalmasını hızlandırmıştı. Böyle bir ortamda insanoğluın ürkü halinde bankalara hücumu da krizin derinleşmesinin sebebi olmuştur. Başkan Hoover piyasalara müdahale etmeye karar verdiğinde ise çoktan iş işten geçmişti.
John Kenneth Galbraith’ın Yorumu

Amerikalı ekonomiçı John Kenneth Galbraith’a gore, 1929 krizinin patlak vermesinin temel sebebi 1919 ile 1929 yılları arasında, bir yandan endüstri işgücü üretkenliğinin artması (+% 43), fakat diğer taraftan ücret ve fiyatlarda aşağı yukarı hiçbir artış olmamasıdır. Bunun sonucunda, geliri yüksek sınıfların harcamalarını destekleyen, borsa spekülasyonunu besleyen ve yatırım harcamalarını teşvik eden (yatırım malları üretimi % 6.4’lük bir gelişme oranına erişmişti) bir kâr oranı artışı ortaya çıkmıştır, oysa aynı dönemde halkın tüketim harcamaları çok az yükselmiştir. Üretken yatırımların spekülasyonlar tarafınca teşvik edildiği bu çerçevede, sanayi üretiminin artış hızı hem tüketim malları talebini hem de yatırım malları talebini aşmıştır. Bu gelişme, kâr oranını gerileterek ve yatırım harcamalarını durdurarak, talebin ve üretimin düşmesini beraberinde getirmiş ve krizin çok “klasik” bir yol izleyerek fakat çok güçlü bir şekilde ortaya çıkmasına neden olmuştur.

1929 Dünya Ekonomik Buhranı savaşları

Bundan başka Galbraith’a nazaran, Amerikan ekonomisinin bazı “temel hastalıklar”ı vardır ve bu zayıf noktalar 1929 krizinin çok derin olmasına niçin olmuştur. Bu zayıf noktalar şunlardır:

Gelir dağılımının bozukluğu, (nüfusun % 5’i toplam gelirin üçte birini kazanıyordu): bu eşitsizlik ekonomiyi yüksek yatırım harcamalarına ve lüks tüketime bağımlı kılıyordu;
Spekülatif bir konjonktürde, holdingler ve ana para şirketlerden oluşan bir endüstri yapısının egemen olmasının getirdiği negatif sonuçlar: Holdingler, kafi oranda temettü dağılabilmek için kendi gruplarındaki şirketlerin kârlarını yatırımlara yöneltmemişlerdi. Bu olgu deflasyonist döngüyü daha da artırıyordu;
Deflasyonu durdurmak için New Deal’den önce uygulanan iktisat politikalarının anlamsızlığı (yüksek gümrük tarifeleri, bütçe denkleştirme çabaları, parasal politikaların uygulanmaması): Bu politikalar işleri daha da kötüleştirme eğilimi taşıyordu.

Bunalımın Ekonomik sonuçları

1929 krizinde iş bulmak rahat değildiKrizin etkileri görülmemiş boyutta oldu. 1929 senesinde 103 milyar dolar olan ABD’nin gayrısafi ulusal geliri 1930’a gelindiğinde neredeyse yarı yarıya azalarak 55 milyar dolara gerilemiş; 1935 senesinde dünya tecim hacmi 1928 seneninın % 40’ına kadar düşmüştü. Batan spekülatörlerin banka hesaplarına yönelmesi ve bankaların onların taleplerini karşılayamaması yüzünden diğer mevduat sahiplerinin de endişelenerek paralarını çekmek istemesi biroldukça bankanın ve mali kurumun batkıı ile neticelandı. 1929’da 600, 1930’da 1.300, 1931 senesinde ise 2.300 mali kuruluş iflasını açıklamak zorunda kaldı.

1929 Dünya Ekonomik Buhranı kriz

Gerçek sektör de bu furyadan oranını düşen bedeli ödemek zorunda kaldı. 1929’da 22.000, 1930’da 26.000, 1931 yılında 28.000 işletme kepenk indirmek zorunda kaldı. 1932 yılında ABD’de trafiğe çıkan otomobil sayısı 1929’dakinin ancak dörtte biri kadardı.

Bunalımın ilk kurbanı olan spekülatörlerin yaşadığı paniğin ötesinde işsiz kalanların yaşadığı drama da bir göz atmak gerekir. 1932’de Almanya’da faal nüfusun % 17.2’si, ABD’de 23.5’i, İngiltere’de % 13.1’i işi olmayan kalmıştı. Buna sayısı belli olmayan gizli saklı kısmi işsizleri de eklemek gerekiyor. Çoğu süre ev ve ya çiftlik kirasını ve aldığı borcu ödeyemeyen çiftçiler topraklarını terk etmek mecburiyetinde bırakıldılar. Çünkü tarımsal üretimdeki gerileme %60’ları bulmuştu. ABD’deki yersiz yurtsuz insanların sayısı 200.00’i aşmıştı. 1932 senesinde New York Times gazetesi ailelere “ucuz kalori, protein, mineral, tuzlar ve gerekli vitaminleri elde etmek için ekmek ve sütle yetinmelerini” öğütlüyordu. Fakat ekmek ve süt elde etmek için de çalışmak zorunluydu. Oysa göğüslerine astıkları afişlere, “haftada 1 dolara çalışmaya hazırım” yazan işsizler bile iş bulmakta zorlanıyordu. 1929 krizinden en çok akılda kalan kareler ise kelli felli insanoğluın geçinebilmek için elma satmaları, üç-beş kuruş için son aşama onur kırıcı dans maratonlarına katılmak zorunda kalmaları ve binlerce işsizin belediyelerin verdiği bir tas çorba için sıraya girdikleri uzun kuyruklardı.

1929 krizinin Avrupa üzerindeki tesiri çok daha ağır oldu. Amerikan sermayesini Avrupa’dan çıkışı Avrupa’da bunalımı başlattı. İl kurban ise Avusturya’nın en büyük bankası Credit Anstalt oldu. Ani itimat krizi, Avrupa’nın dış borç kaynaklarının neredeyse tüm bunlarnı kuruttu ve yerel kayıpları telafi etmek için ABD’ya meydana getirilen daha çok yatırım çağrısı ile neticelandı. Hammadde ya da tarım ürünleri ihraç eden ülkeler haricinde hiçbir Avrupa ülkesi mal satacak bir pazar bulamadı. İngiltere, 86 senedir uygulamakta olduğu serbest mübadele politikasını terk etmek zorunda kaldı.

1929 Dünya Ekonomik Buhranı

Daha kaygı vereni ise ekonomik liberalizmin çöküşünün siyasi liberalizmin çöküşünü de beraberinde getirmesi ve Avrupa’nın çoğunun diktatörlüğe doğru yönelmesi oldu. Daha geniş bir perspektiften bakılmış olduğunda, yaşananlar 1922’de Mussolini’yi İtalya’da iktidara getiren süreçle neredeyse aynıydı. Sınai ve tarımsal krizle istikrarsızlaşan sınıflar, parlamenter demokrasilerin hantal işleyişine karşı tepkilerini ortaya koyan aşırı uç partileri desteklediler. Bu sonuçla, yıkılan tarımsal çıkarlar Balkanlar’da sağcı rejimleri güçlendirirken, orta sınıfların ılımlı partilerden uzaklaşması Almanya’da Hitlerin iktidara gelişi ile sonuçlandı. Böylece 1929 ekonomik krizi, İkinci Dünya Savaşı’nın nedenleri içinde en üst sıraya yükseldi.

kara perşembesi

Yayılan bunalım, fiyatları yüzde 66’ya kadar gerilettiği vakit cenup ve Doğu Avrupa’nın temel üreticileri de çöktüler ve dış ticaret ile iç tüketici piyasaları da yıkıldı. 1932 saygınlıkıyla Avrupa’da sadece iki ülke diğerlerine göre bunalıma karşı daha dayanıklı şeklinde görünüyordu. Biri Birleşik Devletler dışında en büyük altın rezervlerine sahip olan Fransa, diğeri ise Stalin’in iktisat politikaları ile uluslararası ekonomik sistemden yalıtılan Sovyetler Birliği idi.

1929 ekonomik bunalımı çok geçmeden Türkiye’yi de etkisi altına aldı. Türkiye’ye giren yabancı ana para miktarı son aşama düşük olduğundan bu etkilenme daha çok dış ticaret anlamında kendini gösterdi. Türk Lirası’nın değerinin düşmesiyle başlamış olan ilk somut belirtiyi ihraç mallarının fiyatlarındaki düşüş takip etti. Ziraat ürünlerinin tutarlarında düşüş, ekonomisi o dönemde tarıma dayalı olan Türkiye’de ekonomik durgunluğa,  devletin ve tüm kesimlerin gelirinin gerilemesine neden oldu. 1929 yılında 224 milyon lira olan devlet bütçesi 1933 yılında 205 milyon liraya, ihracat ise 155 milyon liradan 96 milyon liraya kadar geriledi. Bunalımla birlikte Türkiye ekonomisinde devletçilik uygulamasının alanları çok daha genişledi.

1929 Dünya Ekonomik Buhranı işsizlik

ABD’nin Krizden Çıkışı

Kara Perşembe ile süregelen kriz, devlet müdahalesi olmadan piyasanın kendi kendine dengeye geleceği mitini tarihin tozlu rafları arasına kaldırdı. 150 senedir başlamış olan “bırakınız yapsınlar” zihniyetinin yerini Keynesçi politikalar aldı. John Maynard Keynes’in en büyük destekçisi, yeni seçilen ABD Başkanı Franklin Roosevelt’di. Roosevelt, ABD’nin krizden çıkışı için New Deal (Yeni düzen) adı altında devletin piyasaya müdahale etmesini savunan ve devlete daha çok rol veren bir Keynesçi politikanın benimsenmesi gerektiğini ilan etti.

ABD’ye “Yeni seviye” vaat etmiş olan bu eski New York valisi, güveni yenilemek, hükümetin müdahale alanlarını genişletmek, ekonomik yaşamı tekrar düzenlemek gibi temel projelerini gerçekleştirmeyi başardı. Bankaların geçici olarak kapanması, ekonomik hayata yön verenlerin yükünü hafifletmeyi hedefleyen programların uygulamaya konması, sanayide planlamanın başlatılması, kendi iyimserliğini başkalarına da aşılamayı bilen ve radyo mevzuşmalarıyla ülkeye yeni bir nefes kazanmıştırran bu başkanın aldığı ilk önlemlerdi. Roosevelt, Tennessee Vadisi’nin değerlendirilmesi (Tennessee Vadisi İdaresi, TVA), tarım (Tarımsal Düzenleme Yasası, AAA), endüstri (Ulusal sanayi Islah Yasası, NIRA)  ve işçiler yararına uygulamalar şeklinde önemli çalışmalar ortaya koydu.

1929 Dünya Ekonomik Buhranı Amerikan borsası

Fakat yine de 1935 yılından itibaren iyimserlik ortamı sona ermeye başladı. Çünkü ekonomik çöküntü durmamıştı ve bunalımın neticeları hâlâ hissediliyordu. 1938 senesinde ABD’de hâlâ 10 milyon işi olmayan vardı ve toplumsal ağırlıklı yasalar çıkarılmasından endişelenen muhafazakârlar, komünistler ve hükümetin bazı kararlarını geçersiz sayan Yüksek Mahkeme (NIRA ve AAA projeleri anayasaya aykırı bulunmuştu) hücumlarını yoğunlaştırdı. 1936 senesinde kolayca tekrar seçilmesine ve ekonomide müdahaleci politikasını sürdürmesine (ikinci New Deal) karşın Roosevelt bunalıma tam olarak son veremedi. 1929 krizinin etkilerini sona erdirecek, ülke ekonomisinin tekrar kurulmasını sağlayacak olan II. Dünya Savaşı Savaşı’ydı.

1929 Dünya Ekonomik Buhranı sonuçları

Keynesçi iktisat kuramı, krizden sonraki 40 yıl süresince ülkelerin temel ekonomik programını oluşturdu. ABD seçmeni de Roosevelt’i dört kez seçilen tek ABD Başkanı yaparak ödüllendirdi.