80 Sonrası Türkiye’de politik kültür değişmiştir.Bu politik kültür değişimine partiler boyutunda bakmak kolaycılıktır, zira bu değişimde toplumsal hareket ve aktörlerin etkiside yadsınamaz.

Bu değişim üç ayrı düzeyde elealınabilir.

  • Politik söylem değişmektedir.
  • Toplumsal aktörlerin devletle kendi aralarındaki ilişkilerinin niteliği ve politik dolayımları değişmektedir.
  • Toplum -devlet ilişkisindeki değişimlerin siyasal partiler tarafından ne ölçüde ifade edildiği sorusu önem kazanmıştır.

Politik söylem değişikliğinde ‘yumuşama’ ve ‘icraat tartışmaları’ 80 öncesi kamu çatışmalarına sahne olan Türkiye’de ‘yumuşama, hoşgörü, uzlaşma’ ciddi ideolijiler ve davalar arası kavgaların yerini almıştır.Buna bağlı olarakta rejime karşı ve sistem sorgulamalar yerini icraat tartışmalarına bırakmıştır.Bu konsensus arayışı içersinde, farklı siyasal ideolijilerin ve kültürel yaşam biçimlerinin birarada varolup olmayacakları sorusuna verilecek cevap yetmiş yol içersinde üç kere sekteye uğramış demokrasinin geleceğini tayin edeceği bilindiğinde ortaya çıkar.

Politik sistemdeki ikinci değişiklik sistemin değil, yönetim biçimi tartışmalarına ilişkin olduğunu söylemiştir.Kapitalist ve sosyalist sistem kavgaları yerini liberal ve sosyal adalet çizgileriyle ayıran icraat tartışmalarına bırakmaktadır.

Bu yeni süreç süregelen devlet-toplum-batı üçlemesinin değişmekte olduğunu işaret ediyor.Değişim ekseni giderek devlet ve seçkinler ekseninde topluma doğru kaymaktadır.Yönetici seçkinlerin toplumsal oluşumları temsil edebilme, ifade edebilme kapasitelerinin önem kazanması batıcı seçkinler ve cahil halk kitleleri yerini giderek yönetici kadrolar ve çoğulcu sivil toplum arasındaki ilşkilere ve onların politik ifadelerine bırakmaktadır.Jakoben devletçi gelenekten pragmatik değerlein önem kazanmasına geçişi politika dilindek ideğişmelerde görürüz.Dava adamı yerini işbitirici politikalar almıştır.

Gelişen liberalizm ve demokratik söylemlerde, isalmcı hareketlerde toplumsal alanın gelişmesine bağlı olarak sosyal katılım sağlama çabasındadırlar.Burada eğitim yada kazanç yoluyla toplumum bir kesimi daha çok katılım imkanı bulmuştur.

80 Sonrası seçimleri kazanarak politikanın oluşumunu belirleyecek olan ANAP’ın şu özellliklerinden bahsetmek istiyorum;

  • Edindiği yumuşak politika
  • İcraatı kullanması
  • En önemli olanı islamcı muhafazakar değerler arasında oluşturmaya calıştığı sentez.

Buna Nilüfer Göle ‘islamcı mühendisler’ diyor.Kültürel düzeyde özellikle birey-aile-toplum ilişkilerinde bir yandan islamdan kaynaklanan muhafazakar değerleri , diğer yandan mühendislik formasyonuna uygun olarak akılcı-rasyonalist değerleri taşımaktadırlar.Bu siyasi partilerin en önemli zayıf noktası eğitimdi bireylere pozitivst düşünce sistemini sunacağı ve Türkiye’nin girişmekte olduğu demokrasi deneyimini besleyeceği yerde ANAP ortaokul lise eğitim tedrisatı, öğrencilerin düşünebilmesi ve eleştiebilmesini pekiştirmesini hedeflemekten ziyade resmi ideolojileri ve muhafazakar inançların pekiştirilmesini hedeflemektedir.Bunların da en güzel örneği imam ve hatip liselerinin sayısındaki ani artış olmuştur.

Gerek askeri kanat, gerkese siyasi kanat kendi söylemlerinde ve icraatlarındaki islamlaşma ve geleneksele yakınlaşma, halkı muhatap alma isteğinin bir sonucu olarak , islami kesimler kamusal yapılanmada eğitimde daha sıklıkla yer almaya başladı.

Bu islamcı kanadın siyasal temsilcisi olarak kuşkusuz Refah Partisini görmekteyiz.Refah partisinin son zamanlardaki başarısı islamcılığın gelişmesiyle ve kimlik politikalarıyla ilgili olsada , merkez partilerin zayıflaması ve anarşist liberalizmle keyfi modernite doğuran küreselleşmenin hızlanması bu gelişmede katkıda bulunan etkenlerdir.

İslamcılığın yeni aktörleri, ister lider ister takipçi konumunda olsun yeni kentleşmiş ve eğitimli toplumsal gruplardan gelmektedirler.Çoğunlukla ortak bir yolu izleyerek islamcı olamktadırlar;küçük kasabalardan kentlere göç ettikten sonra lise ve üniversite yıllarında çeşitli islami entellektüellerin eserleriyle karşılaşmaktadırlar.

İslamcı haraket biçimleriyle , bunların totalizm ve demokrasi arasında yarattığı gerilim islamın dayanak noktaları olan 3 D’nin yani

‘din , devlet ve dünya’ nın analizleriyle daha iyi anlaşılabilmiştir.Böyle bir analiz bizi devlet islamcılığı ve sivil islamcılığı diye iki farklı noktaya getirdi.Devlet islamcılığı; islami devlet kavramı olmadan gerçek islami yaşan tarzının mümkün olamayacağını öne sürerek , yukarıdan aşağıya doğru devrimci bir sistem devrimciliğne önem vermekte, ümmet ve islami devletin biraraya geldiği totaliter ve ütopik bir toplum öngörülmekte. Diğer yandan sivil islamcılık ise kişisel inançlar siyasal etkenler önce gelmekte ve bunun sonucu olarak dini yıprattığını söyleyen aşırı siyasallaşma eleştirilmektedir.Devletçi ve sivil islam arasındaki fark;

şeriatçı ve mistik , sufi anlayışlar arasındaki farka dönüştürülebilir.

70’li yıllarda islamcı bir parti olarak kurulan Mlli Nizam Partisi geleneksel dindarları cezbetmiş ve kırsal bölgelrden destek görmüştürtür.Onun devamı olan Refah Partisi 90’larda ise gittikçe kentsel orta sınıfları cezbeden bir parti haline gelmiştir.Zira Türkiye’de islamcılıkta kendi evrimini yaşamayı 90’larda da sürdürmüştür.Bunun en bariz öeneğini Refah partisi ve Fazilet Partisi arasındak söylem farkında görürüz.Gittikçe reel politikaya yaklaşan islamcı partiler doğal olarak farklı söylemler kullanmışlardır bu söylemleri size aynen aktarıyorum.

1993 RP İstanbul İl Çalışma Raporu’nda il başkanı Tayyip Erdoğan çalışma prensiplerini şöyle özetlemiştir:’Nefret ettirmeyiniz , sevdiriniz, zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız. Korkutucu olamayınız müjdeliyici olunuz.Yargılayıcı olamayınız , bağışlayıcı olunuz. Selamı yaygınalştırınız , onada rahmet vardır.’Zikredilen bu prensipler literatür olarak hadis ve ayet içeriklerine tekabül etmektedir.

FP 1999 İstanbul Faaliyet Raporu’nda , İl Başkanı Doç.DR. Numam Kurtulmuş’un giriş söylevindeyse akademik bir lisanla , ‘demokratik restorasyon süreci, iktisadi hayatın demokratikleştirilmesi , teknolojinin ve altyapının yenilenmesi ,bilgi toplumu ,toplumsal motivasyon, demokrasi ,insan hakları, özgürlükler,hukuk devleti ve kalkınma gibi ana başlıklar vardır.

Refah Partisinin başarısının en önemli nedenlerinden biride ‘adil düzen’ projesinde kullandığı çeşitlemelerle marjinal islami bir parti değilde merkez sağ partisi olamaya talip olmuştur.Bunu da katılımcı ve insancıl bir çizgiyle sosyal demokrasi adı altında yaptı.Serbest teşebbüs ve hizmet amacıyla liberalizmden alıntı yapmış ama bunu kendi dinsel muhafazakar mantığında yürütmüştür.Her hareket gibi islamcı harekette kendi üst-yapısal kurumlarını kurmuştur. Ekonomik pazarda yerini almış, islami karşı seçkinleri oluşturmuş bir başka değişle varlığı için gerekli kadroları organize etmiştir.Bu kadrolar şöyle sıralanabilir;

İSLAMİ DÜŞÜNÜRLER: Bu kişiler batı modernliğine boyun eğmeden islami otantikliği yeniden tanımlayan çağdaş islami düşünürlerdir.Orijinal kaynakları Kur’an’a ,sünnete ve hadise geri dönüş Asr’ı Saadet döneminin saf islamiyetinin yeniden canlandırılamsı ve batı modernleşmesinini çürümüş etkisine karşı mücadele çağrısı bütün islamcı karşı seçkinlerin programlarının ortak konusudur.

İSLAMCI KARŞI SEÇKİNLER VE MÜHENDİSLER: Şehirli ve eğitimli islamcılar arasında teknik seçkinleri temsil eden ve sosyo-ekonomik gelişmenin amirleri olan mühendisler,siyasette hayati bir rol oynamaktadırlar.Bu kişiler islam ve rasyonaliteyi yorumlayarak içselleştirmeye çalışmaktadırlar.

İSLAMCI AYDINLAR VE KARŞI SEÇKİN OLAN KADINLAR: Simgelerin ve değerlerin üreticisi Ali Bulaç, İsmet Özel, Abdurrahman Dilipak gibi islamcı aydınalar islamcı hareketin ideolojisini tanımlamakta ve gazeteler , dergiler ve kaitapları vasıtasıyla yaymaktadırlar.70 ‘lerde türk solcularını elinde bulunan entellektüel hayat son on beş senede islamcı aydınların etkisi altındadır.Karşımıza çıkan bir diğer noktada üstte sıraladığımız bu isimler 80 ‘li yılların öncesinde tamamen parlamenter rejime karşı çıkıp onu reddederken şimdi kendilerini bu sisteme entegre etmeye bu pastada bir dilim alma eğilimindedirler. Yine aynı şekilde karşı seçkin olan Cihan Aktaş, Halime Toros ,Sibel Eraslan gibi kadınlar da geleneksel muhafazakar islamcı kadın imajını silip aydın ve meslek sahibi kadınlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar.Zira bu kadınlar ve üniversite öğrencileri özellikle 28 Şubat sonrası darbe inan islamcılığın tek garantörleri olmuşlardır.Başka bir deyişle 28 Şubat’la birlikte daha reel politikaya kayan sindirilen islamcılığı erkekler hiçbir sorun olamksızın yaşarken, bu ağır yük ve referans kadınlardadır.Yani müslüman erkek sakalını kesti, kravatını taktı iş hayatına girdi faizle parada aldı içkili resepsiyonada katıldı.Ancak ne zaman müslüman kimliğiyle iligili şüpheye düştü taktı karısını koluna.Ancak islami kadın ona bir kimlik atfeden türbanı korumak için kamusal hayattan dışlandı.