Budizm (Budacılık) yüzyıllardır Hind-i Çin, Sri Lanka, Nepal, Tibet, Çin, Kore ve JaponÂya dahil Asya’nın büyük bölümünde hakim manevi gelenek olagelmiÅŸtir. Hindistan’daki Hinduizmle birlikle söz konusu ülkelerin fikÂri, kültürel ve sanatsal hayatları üzerinde güçÂlü bir etki bırakmıştır. Fakat Hinduizmden farklı olarak Budizm, tek bir kurucuya, Sİdd-hartha Gautama’ya, tarihteki adıyla Buda’ya dek geri götürülür. O, İ.Ö.VI. yüzyılın ortalaÂrında Hindistan’da yaÅŸadı. Bu, pek çok maneÂvi ve felsefi dehanın doÄŸuÅŸuna ÅŸahit olan olaÂÄŸanüstü bir dönemdi: Çin’de Konfüçyus ve Lao Tzu, İran’da Zerdüşt, Yunanistan’da Pyt-hagoras (Pisagor) ve Hcraklitus. Hinduizmin üslubu mitolojik ve ritüalistik ise, Budizmin üslubu da açıkça psikolojiktir. Buda dünyanın ortaya çıkışı Tanrf nın mahiyeÂti ya da benzer sorunlar hakkında insanın meÂrakını tatmin etmeye çalışmış, münhasıran inÂsanın durumuyla, insanoÄŸlunun acı ve istırap-larıyla ilgilenmiÅŸtir. Bu nedenle Budizmin doktrini bir metafizik deÄŸil, psiko-terapiyi İçeÂrir. O insan ıstıraplarının kökenine, onları al-tetmenin yolunu İşaret eder. Geleneksel Hin-duların maya, karma, nirvana gibi kavramlarıÂnı bu amaca yönlendirir ve onlara taptaze, diÂnamik ve doÄŸrudan İliÅŸkili psikolojik bir yoÂrum katar.
86 views
Finansman kaynağına ihtiyaç duyanla bunu saÄŸlayan arasında oluÅŸan, karşılıklı ve sürekli akde borç denir. “Kamu borcu” ise, alışılmış normal gelirlerin yetersizliÄŸi ve/veya içerisinÂde bulunulan ÅŸartların gerektirmesi halinde, devletin, iç veya dış piyasadan, tamamen serÂbest iradeye dayanarak, kararlaÅŸtırılan vade sonunda iade etmek ve belli bir karşılık (faiz) ödemek suretiyle saÄŸladığı para veyahut paÂrayla ölçülebilen ekonomik deÄŸerlerdir. ukuki yönden borç, iki taraflı tam bir sözÂleÅŸmedir. Bu sözleÅŸme, icapta bulunana (kreÂdi isteyen), zamanında ve eksiksiz bir ÅŸekilde, mukavele ÅŸartlarını, yani borç almadan kayÂnaklanan karşılık ve anaparayı Ödeme külfeti getirirkcn;kredi açana da, vaad olunan meblâÂğı zamanında ila zorunluluÄŸu yükler.Günümüz devleti, üstlendiÄŸi çok boyutlu sos-yo-ekonomik fonksiyonlarını gerçekleÅŸtirebiÂlecek çeÅŸitli malî araçlarla donatılmış olup, “borç” bunlardan biridir. Borçlanmak suretiyÂle saÄŸlanan kamu fonunun özellikleri ÅŸunlarÂdır: Serbest İrâdeye dayanır; belli bir karşılığı vardır; nihâî bir ödeme olmayıp, belirli bir vaÂde sonunda geriye iadesi gerekir; zorunlu deÂÄŸildir; genellikle -azgeliÅŸmiÅŸ ülkeler bakımınÂdandış kaynaklıdır.
175 views
Sosyal ve psikolojik olguların genetik, nöroÂlojik ve biyokimyasal maddi süreçlere indirÂgenmesini ifade eden bir kavram. Kavram, geÂçen yüzyılda üzerinde Darwinci evrim teorisinÂden etkiler taşıyan düşünce sistemleri için kulÂlanılırken, günümüzde daha ziyade yukardaki anlama gelmektedir. Bunun nedeni sosyobiyoloji, biyolojik psikiyatri ve ekoloji gibi bilim dallarının ortaya çıkmasıdır. Danvinci evrim teorisi ileri sürüldükten sonÂra, baÅŸta Danvin olmak üzere Herbert Spencer, hatta Friedrich Nietzsche gibi düşünürler teoriyi sosyal olgulara ve insanlık tarihine uyarlamaya çalıştıkları gerekçesiyle biyolo-jizmle, ırkçılıkla ve Sosyal Darvincilikle suçÂlanmışlardır. Sosyal Danvincilik suçlanan, raÄŸÂbet görmeyen bir düşünce olarak kalırken, onÂdan türeyen üerlemecilik anlayışı günümüz inÂsanının dünya görüşünde köklü bir yer edinÂmiÅŸtir.Geçen yüzyılda düşünce sistemleri için yanlızca bir model olabilen biyolojik yaklaşım, farklı biçimlerde de olsa günümüzde sosyal olÂguları ve İnsan davranışlarını açıklamaya giriÅŸÂmiÅŸtir.
14 views
Dünya barışı ve güvenliÄŸini korumak, milletÂler arasında dostça iliÅŸkileri ve her alanda iÅŸ birliÄŸini geliÅŸtirmek ve devletlerin dış politikaÂlarını uyumlaÅŸtıran evrensel bir merkez olmak amacıyla II.Dünya Savaşı sonunda kurulan en geniÅŸ kapsamlı uluslararası örgüt. 24 Ekim 1945′te yürürlüğe giren San Francisco AntlaÅŸÂması ile kurulmuÅŸ olup merkezi ABD’nin New York ÅŸehrindedir.Birinci Dünya Savaşı sonunda galip devletÂler tarafından kurulmuÅŸ olan Milletler Cemi-yeti’nin (Cemiyet-i Akvam, Socictc des Naü-ons) dünyada barışı ve güvenliÄŸi saÄŸlamada yeÂtersiz kalması ve II.Dünya Savaşı’nın çıkmasıÂnı önleyememesi üzerine daha geniÅŸ kapsamlı bir örgülün kurulması çalışmaları, daha II.ÂDünya Savaşı yıllarında baÅŸladı. Mihver devÂletlere karşı (Almanya, İtalya, Japonya) savaÂÅŸan ABD BaÅŸkanı Roosevelt ile İngiltere BaÅŸÂbakanı NV.Churchill’in 14 AÄŸustos 1941 tariÂhinde yayınladıkları “Atlantik Bildirisi”, BM’İn kurulması yolundaki ilk ciddî teÅŸebbüsÂtür. Ardından, dünya barışım korumak ve güÂvenliÄŸi saÄŸlamak amacına yönelik düşünceleÂrin dile getirildiÄŸi ve ABD, İngiltere ve SovyetÂler BirliÄŸi temsilcilerin imzaladıkları 1 Ocak 1942 tarihli BirleÅŸmiÅŸ Milletler Bildirisi yayınÂlandı.
145 views
Bireyin haklarını toplum haklanndan üstün gören ve her türlü deÄŸerin bireylerden geldiÄŸiÂne inanan, toplumsal hayatta bireyi herÅŸeyin üstünde tutan siyaset ve toplum felsefesi. İlk kez A.deTocqueville tarafından kullanılan biÂreycilik terimi, Amerika’da Demokrasi (1875) kitabının İngilizce’ye tercüme edilmesiyle yaÂyılmış olmakla birlikte, kavram olarak olmasa bile düşünce olarak çok eskilerden beri var olÂduÄŸu görülür. Batı’da Rönesans döneminden önce toplumsal-siyasal hayata egemen olan Ki-lise’nİn toplumcu eÄŸilimine bir tepki olarak bi-reydlik, bireyi toplumun önüne geçiren ve yerÂleÅŸik dinî-gclenekscl deÄŸer yargılarına meyÂdan okuyan bir hareket sökünde geliÅŸti. FranÂsız düşünürü Montaigne’nin (1533-1592) biÂreyciliÄŸin geliÅŸmesinde etkisi oldu. J.Locke, biÂreyin her türlü otoriteden kurtularak özgür olÂmasını ve kendi hayatım kendisinin kurması gerektiÄŸini savundu. Alman düşünürü Kant “Kendi yasanı kendin yap” formülü ile bireyciÂliÄŸe önemli katkıda bulunurken Nietzche ile “üstün insan” anlayışı ile bireyciliÄŸin baÅŸka bir türünü temsil etti.
275 views
Kelime anlamı olarak kiÅŸi veya insanla eÅŸanÂlamlı olan birey terimi, esasen toplumun böÂlünmeyen en küçük temel birimi demektir. Sosyal bilimcilerce “toplumu oluÅŸturan insanÂlardan her biri” olarak tammlanan birey, topÂlumun karşıt kutbunu temsil etmektedir. Bİ-rey-toplum çeliÅŸkisi ya da karşıtlığı konusu modern sosyolojinin ve sosyal psikolojinin ana konularından birini oluÅŸturmaktadır. Bazı sosyologlar (örneÄŸin, R.E.Park ve E.W.Burgess) bireyi “belirli bir statüsü olmaÂyan kiÅŸi (person)” olarak tanımlamışlardır. Onlara göre “Biz, dünyaya birey olarak geliÂriz, toplum içinde belirli mevki ve statüler kaÂzandıkça kiÅŸi olmaya baÅŸlarız.” Bu sosyologlar bireyi önceden (doÄŸumdan önce) belirlenmiÅŸ hiçbir yanı olmayan insanlar olarak görürler ve onun toplum içinde biçim kazandığını öne sürerler.
93 views
Bilince biyoloji ve genel tıpta verilen anlam ile psikoloji ve psikiyatride verilen anlam birÂbirinden farklıdır. Psikolojik bilinç, biyolojik bilincin kiÅŸinin çevresinin farkında olma ve uyanıklık hali tanımıyla sınırlı deÄŸildir. BiyoloÂjik bilinci olduÄŸu kadar algılama, tanıma, dikÂkat, hafıza, zeka, soyut düşünme ve düşünme gibi birçok psikolojik bileÅŸeni de kapsar. Bu nedenle psikolojik bilinç, biyolojik bilinçle kaÂrıştırılmamak için daha çok biliÅŸ (cognition) olarak adlandırılır. Bilinç sözcüğü ise daha çok biyolojik bilinç anlamına kullanılır. BuraÂda biliÅŸsel (cognitive) bozuklukları ele alacaÂğız.
195 views
KiÅŸinin kendi varlığının tümüyle farkında olÂması haline bilinç denir. Fakat kavramın biyoÂloji, psikoloji, sosyoloji ve felsefedeki kullanıÂlışları birbirlerinden oldukça farklıdır ve bu konuda henüz bir fikir birliÄŸi saÄŸlanabilmiÅŸ deÄŸildir. Biyolojide ve tıpta bilinç kavramı, beynin ve merkez sinir sisteminin diÄŸer bölümlerinin bir İşlevi olarak kullanılır. Çevredeki uyaranların duyu organları tarafından algılanarak sinir sisÂtemi aracılığıyla beyin kabuÄŸuna götürülmesi, gelen bilgilerin orada iÅŸlenip ayıklandıktan sonra gerekli tepkilerin verilmesi anlamına geÂlir. Bilinci meydana getiren bu bir dizi iÅŸlemin olabilmesi için organizmanın bir uyanıklık haÂlinde olması gerekiyor ve iÅŸlemin sonucunda bir farkında olma durumu ortaya çıkıyor. OrÂganizmanın uyanıklığını saÄŸlayan mekanizmaÂnın da beyin kabuÄŸundan daha aÅŸağıda buluÂnan beyin sapındaki ağımsı aktive edici sistem olduÄŸu sanılıyor. Yani bilince biyolojik olarak bakıldığında iki temci belirleyeni olduÄŸu söyÂlenebilir. Bunlar uyanıklık ve farkında olmaÂdır. Uyanıklık mekanizması da son tahlilde en üst zihinsel faaliyetlerin yürütüldüğü yer olan beyin kabuÄŸuna baÄŸlıdır ve uyanıklık mekaniz-masımyürüten ağımsı aktive edici sistemin be-ürlİ ölçülerde özerkliÄŸi (otonomisi) vardır. Farkında olma için çevreden gelen bilgilerin bütünleÅŸtirilmesi, iÅŸlenip ayıklanması ve geÂrekli tepkilerin düzenlenmesi, kısacası üst düÂzeyde zihinsel faaliyetlere ihtiyaç vardır.
29 views
Bilim mantıksal ve metadolojik olarak tutarÂlı bir önermeler yığını olarak tanımlanabilir. Bilim, iç baÄŸlantılarla kendi aralannda birbiriÂne baÄŸlı olan bir önermeler sistemidir. SınıfÂlandırma ise konular ve kavramları sistemli olarak bölümleme ve sıraya koyma iÅŸlemidir. Bilimlerin sınıflandırılması, bilimleri belli açıÂlardan hareketle tasnif etmektir; konulan, amaçlan, yararlan, sadelik veya karmaşıklıklaÂrı, edinme yollan vb. dikkate alınarak bilimler sınıflandırılmıştır. Sınıflandırmada, belli ortak belirtileri olan tek tek nesneler öbeÄŸi haliÂne koyma, canlıları, cinsten baÅŸlayarak alt böÂlümlere ve Öbeklere ayırma, insan toplumunu ortak bir kültür ve hayat düzeyi olan bireyler topluluÄŸu ÅŸeklinde öbeklere bölme, aynı ekoÂnomik ÅŸartlar ve iliÅŸkilerle birbirine baÄŸlı olan topluluk ve tabakalara ayırmak sözkonusudur.
55 views
Bilimcilik, a- Bilimin insan hayatındaki tüm deÄŸer sorunlarını çözebileceÄŸi; b- Bilimin inÂsan hayatındaki tüm deÄŸer İfa etme sorunlarıÂnı çözebileceÄŸi; cBilimin bir dereceye kadar deneysel gözlem temelinde insan davranışını önceden tahmin edip kontrol edebileceÄŸi iddiÂalarına karşı olanların ve bu iddialara pejoraÂtif bir anlam yükleyenlerin kullandıkları bir teÂrimdir. ÖrneÄŸin F.Capra terimi şöyle kullanıÂlır: “Kültürümüz bilimsel olmakla övünür; çaÂğımızdan Bilimsel ÇaÄŸ diye söz edilmektedir. Bu çaÄŸ rasyonel düşüncenin egemenliÄŸindedir ve bilimsel bilgi genellikle tek kabul edilebilir bilgi türü olarak görülür. Sezgisel ya da “yakİ-nf bilginin de geçerli ve iÅŸe yarar olabileeÄŸi pek dikkate alınmaz. Bilimcilik olarak bilinen bu tutum, eÄŸitim sistemimizi ve tüm diÄŸer topÂlumsal ve siyasal kurumlarımızı kaplayacak denli yayılmıştır.” Capra’nın kullandığı anlamÂda terim, dikkat edildiÄŸinde görüleceÄŸi gibi peÂjoratif olmaktan çok olumsuzdur ve doÄŸrudan modern toplum ve kültürün bir tezahürüdür. Capra’ya göre Descartes’in tüm bilgiyi düşünÂcede (rex cogitans) ve tüm bilinecekleri doÄŸaÂda (rex extensa) toplamasıyla baÅŸlayan ikicilik,
67 views