İnsan bilgisinin biricik kaynağının deney olÂduÄŸunu suvunan felsefe Öğretisine deneycilik denir. Gerçekte “deneyci” kelimesi bilgiye daÂyanmaksızın, yalnızca görenek yoluyla hekimÂlik yapma sanatı; deneyci de bu ÅŸekilde hekimÂlik yapan kiÅŸiye verilen ad idi. Mantıksal olaÂrak deneyden ayrı oldukları için, aksiyomların varlığını kabul etmeyen tüm felsefe ekolleri için kullanılan bir kelimedir. Bilgi teorisinde rasyonalizm (akılcılık)’ın düşünceyi ve aklı asıl bilgi kaynağı sayan tezine karşı getirilmiÅŸ bir tezdir. Uygulama bakımından deneyciliÄŸi esas alÂmak, çoÄŸunlukla herhangi bir teorik temele dayanmamak ÅŸeklinde düşünülmüştür. Bu yöÂnüyle deneycilik belli bir yöntemi kendisine teÂmel almadığı ve yalnızca deney, alışkanlık ya da göreneÄŸe baÄŸlı kaldığından dolayı eleÅŸtirilÂmiÅŸtir. Nitekim düşünür Sextus Empiricus’un “yöntemcilik (methodism)” olarak nitelenen tıb ekolüyle deneyciliÄŸin iliÅŸkisi böyledir. GerÂçekten Sexıus Empiricus’un ekolüne göre hasÂtalığın asıl nedeninin belirlenip bilinmesi geÂrekmemektedir. Önemli olan patolojik olguÂlardır ve tedavi için kullanılacak ilacı da bu olÂgular belirler. Bu açıdan deneycilik, Scxtus Empiricus için yadırganacak bir tutum olmadıÂğı gibi, küçük düşürücü bir anlama da çekileÂmezdi.
22 views
Bilimde bir deneyin amacı, bir bağımlı ve bir ya da daha fazla bağımsız deÄŸiÅŸken arasında vuku bulan deÄŸiÅŸmez iliÅŸkileri gözlemlemek demektir. Böylece bir deney, bu amacı geçerli olarak yerine getirebilen herhangi bir sürece iÅŸaret eder. Daha özgül olarak, bir deney aÅŸa-ÄŸidaki ÅŸartlar uyarınca bir bağımlı ve bir ya da daha çok bağımsız deÄŸiÅŸkenin ortak bir deÄŸiÅŸiÂmin gözlemlenmesini İfade eder:
a) GözlemleÂnecek özneler homojen bir grubu oluÅŸtururÂlar,
b) deney sırasında bağımsız deÄŸiÅŸkenlerdeki deÄŸiÅŸmenin miktarları karşılıklı olarak birbiÂrini İçeren ve dışlayan sınıflar içerisinde tasnif edilmiÅŸtir (böylece deÄŸiÅŸmenin olmadığı birsı-nıf elde edilir);
c) Özneler bu sınıflardan biriÂsine tesadüfi bir süreç kanalıyla sokulur;
d) Bağımsız deÄŸiÅŸkende meydana gelen deÄŸiÅŸmeÂler her sınıfı etkiler.
Bu tanımın gereÄŸi olarak deneyin laboratu-varda ya da gerçek hayatta meydana gelmesi arasında pek bir fark yoktur. Aynı zamanda, bağımsız deÄŸiÅŸkendeki deÄŸiÅŸmenin, deney yaÂpan kiÅŸi üzerinde bazı eylemlerin doÄŸrudan bir sonucu olarak meydana gelip gelmediÄŸi önemsiz bir konudur. Ne zaman deney yapan ki§İ teorik önemi olan bazı bağımsız deÄŸiÅŸkenÂlerde deÄŸiÅŸmeye yol açacak olayları önceden kestirebilirse, olayın vukuunda önce çeÅŸitli oranlarda deÄŸiÅŸim sınıflarına özneleri rastgele yerleÅŸlîrirve nihayet yukarıda sıralanan ÅŸartlaÂrın diÄŸerlerini de karşılarsa, bir deneyi gerçekÂleÅŸtirmiÅŸ olur. Deney terimi, gevÅŸek bir biçimÂde, sosyal hayatın herhangi bir alanındaki yeÂniliÄŸi İfade edecek ÅŸekilde kullanılmaktadır. Burada, yeniliÄŸin bir deney temeli üzerinde ya da sınırlı bir alanda meydana gelen etkisi söz-konusudur. Böylece sonuçlar, yapılan yeniliÂÄŸin girmesinden önce gözlemlenebilir.
Deneyce doÄŸrudan ya da dolaylı olarak baÅŸÂvurma mevcut sosyal araÅŸtırmacılar tarafınÂdan çeÅŸitli düzeylerde ve çeÅŸitli yoÄŸunluklarda yapılmaktadır. Nitekim sosyal bilimciler yaÂpay olduÄŸu kadar tabii durumları da hipotezleÂrini sınamak amacıyla kullanırlar: KarşılaÅŸtırÂmalı yöntemin de esasen kurumsal ve tarihsel verilerle yapılmış bilimsel deneyin katı proseÂdürlerinin kendisine uygulanamayacağı bir ‘deneyleme’ tarzından İbaret olduÄŸu da çeÅŸitli kiÅŸilerce ifade edilmiÅŸtir.
Felsefi anlamda deney, her türlü duyumsal bilgiyi kapsadığı gibi, duyumlardan, kavramÂlardan, yargılardan ya da akıl yürütmelerden elde edilen bilginin tümünü de ifade eder. DaÂha genel ve ana çizgileri ile kiÅŸinin veya insanÂlığın hayatı boyunca edindiÄŸi bilginin bütünü ve sezgisidir. Bu anlamda “deney sahibi” olaÂrak tanımlanan kimse, yaÅŸamış, görüp geçirÂmiÅŸ ve bunlardan yeterli ve gerekli dersleri çı-
kartmış bir kimsedir.
Duyumsal deneyin deÄŸeri ve bunun bilgi ile iliÅŸkisi sorunu felsefe tarihi boyunca çeÅŸitli teÂori ve tartışmaların ortaya çıkmasına neden olÂmuÅŸtur. DeneyciliÄŸe göre, her bilgi duyum deÂneyinden gelir, zihinde daha önceden duyular yoluyla algılanmamış hiçbir ÅŸey yoktur. Locke ve Hume gibi deneyciler bu görüşü savunurÂlar. Klasik rasyonalizm İse (Descartes, Kant) bilgi için duyumsal deneyi yeterli bulmaz; düÂşünce yoksa, deneyin bir deÄŸer taşımayacağını düşüncenin her türlü duyu deneyinden Önce var olduÄŸunu savunur. İdealizme göre, her bilÂginin, hatta her deneyin kaynağı düşüncedir. Çünkü idealizm duyu deneyinin hatta duyumÂların olmadığı kanısındadır. GerçekçiliÄŸe göre de duyu deneyi gerçekten varolana yönelir; vaÂrolanı bilir ve bilim aracılığıyla varolanı etkiÂler.
Ahlaki deney kavramı ahlak kurallarının kayÂnağı sorusuna cevap verir. Bazı ahlakçılar ahÂlak kurallarınının insanın vicdanı olduÄŸunu öne sürerler. Onlara göre insanların doÄŸuÅŸtan evrensel ve sonsuz olarak sahip oldukları bu kurallar İnsan vicdanının ya kendiliÄŸinden oluÅŸturduÄŸu veya doÄŸuÅŸtan edindiÄŸi kurallarÂdır. JJ.Rousseau; “vicdan ilahi içgüdüdür” der. Ahlak kurallarının duyu deneyinden Önce varolan a priori kurallar olduÄŸunu savunan bu görüşe ‘ahlaki rasyonalizm’ adı verilir. BuÂna göre bir kısım ahlakçılar da ahlak kuralları kaynağının duyu deneylerinden edinilmiÅŸ olÂduÄŸu kanısmdadırlar. Ahlaki deneycilik adı veÂrilen bu görüşün farklı biçimleri vardır: a) BiÂreysel deneyin özgünlüğüne inanan, dolayısıyÂla insanların her birinin ayrı bir ahlakı olduÄŸuÂnu savunan görüş; b) Ortak veya sosyal deneÂyin önemi üzerinde durarak birey ahlakının, içinde yaÅŸadığı toplumun töreleriyle sınırlandıÂğını savunan görüş. Bu durumda ahlak bir sos-yoiojizm niteliÄŸi kazanır; c) Bİr çok etkenle evÂrim gösterebilen ve geliÅŸebilen sosyal deneye önem veren görüş. Sözü geçen etkenler arasınÂda bireyin eylemi gibi deneylerin sentezini yaÂpan aklın eylemi de önemli bir yer tutabilir (Bu hem bilimsel rasyonalist, hem de deneyci bir görüştür).
188 views
Egemenlik haklarının halka ait olduÄŸu siyasî sistem ve yönetim ÅŸekli. Yunancadan gelen keÂlimenin demos (halk),kmtos (yönetim) etimoÂlojik anlamı korunmuÅŸ olmakla birlikte, baÅŸÂtan beri aristokrasiye muhalif grupların siyasî programlarını buna dayalı olarak gerçekleÅŸtirÂmek özlemlerini simgelediÄŸinden kelimede kavram kaymaları olmuÅŸtur. Genel bir tanımÂla demokrasi egemenlik haklarının halka ait olduÄŸu fikrine bina edilmiÅŸ siyasî bir sistemÂdir. Åžu veya bu ÅŸekilde bu sistem, geniÅŸ bir ÅŸeÂkilde uygulanmış olmakla birlikte bugünkü tüm çaÄŸdaÅŸ ideolojiler tarafında» oldukça farklı, hatta çeliÅŸkili anlamlarla doldurulmuÅŸÂtur. Bu bakımdan tek bir tanımda birleÅŸme imÂkânı yoktur. A.Lİncoln, demokrasiyi “halkın, halk için ve halk tarafından yönetilmesidir” diÂye tanımlarken J.J.Rousseau, demokrasinin gerçek ÅŸekliyle hiçbir zaman var olmadığını ve
72 views
Demagoji kelimesi, günlük konuÅŸma dilinde karşısında kil eri yanıltacak ÅŸekilde söz söyleÂme anlamını taşır. Görünüşte doÄŸru, mantıki bakımdan eksiksiz, aslındaysa baÅŸkalarını alÂdatmak için söylenen sözdür. Eski dilde bu kavram için “mugalata” kelimesi kullanılırdı. Demagog’un mantık kurgusu öyle ustacadır ki, ilk anda derhal inanılır, hiç olmazsa kitleÂler üzerinde bu tür sözlerin yanlış yönlendirÂme bakımından etkisi vardır. Esasında demaÂgojinin özünde bir kimsenin veya bir grubun duygularını kamçılayarak, gerçek dışı fakat mantıklı sözler söyleyerek onları kazanma ÖzelliÄŸi vardır. Ne var ki, kullanılan mantık örÂgüsü ne kadar güçlü olursa olsun muhteva baÂkımından boÅŸluÄŸu ve yanıltıcılığı çok geçmeden anlaşılır.
24 views
DeÄŸiÅŸik tarihî dönemlerde ve deÄŸiÅŸik kültürÂlerde farklı anlamlara gelen, genellikle çoÄŸunÂluktan ayrı, tuhaf düşünce ve davranışları olan İnsanların hâli. Bugünkü deÄŸerlendirmeÂlerin sunucunda bilim adamları, en eski çaÄŸlarÂdan beri delilik olgusunun bilindiÄŸi ve onu iyiÂleÅŸtirme yönünde çabalar olduÄŸu kanaatindedirler. Peru’daki kazılardan elde edilen taÅŸ devrine ait oldukları öne sürülen delik kafataslannı antropologlar ve psikiyatri tarihçileri, ruh (mental) hastalığından muzdarip kiÅŸilere yaÂpılmaya çalışılan ilk tedavinin eserleri olarak yorumluyorlar. Onlara göre tarih öncesi insanÂlar, sara’yı (epilepsi) ve ÅŸiddete yönelik davraÂnışları klanın atalarına ait ruhların yaptığına inanmaktadırlar. Kafataslannı delme nedenleÂri de bu kötü ruhları kovmaktır. Yine bu bilim adamlanna göre tarih öncesi ilkel kültürlerdeÂki genel özellik, tabiat olayları gibi ruh hastaÂlıklarının da kötü ruhlar tarafmdan yapıldıklaÂrı inancıdır (Demonoloji). Bu nedenle kafataÂsı delme gibi ÅŸaman ve büyücünün iyileÅŸtirici iÅŸlevlerinin de kötü ruhları kovmak olduÄŸu düÂşünülmektedir. Hatta bilim adamları ÅŸamanın bir nevrotik hasat olduÄŸuna karar vermiÅŸlerÂdir.
57 views
Türkçe’ye “yara dan alık” ÅŸeklinde çevrilen deizm terimi, tann’ya inanmakla beraber belli bir dinin naslarını ve esaslarını inkar eden, Tanrının evreni yarattıktan sonra onu kendi yasasına göre iÅŸlemek üzere kendi haline bıÂraktığını ileri süren felsefi akımı İfade eder. BaÅŸka deyiÅŸle, dinin dayandjğı vahyi inkar etÂmekle birlikte, Tanrının varlığına inananların kabul ettikleri felsefi akımdır. Bu felsefi akımı benimseyen düşünür ve filozoflar ‘Tabii din” ÅŸeklinde nitelenen salt felsefi bir din anlayışıÂnı kendilerine temel alırlar. Bu anlamda deist-ler vahyi, ilhamı ve vahiy yoluyla bildirilen Tanrı, din, kader veya takdir gibi inanç esaslaÂrını inkar ederler; sadece akılla temellendiri-lip kavranılan bir tanrının varlığını kabu I ederÂler. Dolayısıyla bu anlayışı benimseyenlere göÂre dinlere ve peygamberlere gerek yoktur. FaÂkat bunun yerine “tabii din” düşüncesi insandaÂki inanış duygusunun muhtevasını doldurup karşılayabilir.
4 views
Aslen bir matematik terimi ofan deÄŸiÅŸken teÂrimi, sosyal bilimlerde, deneysel araÅŸtırmalar-dakİ herhangi bir unsura iÅŸaret etmek üzere kullanılmaktadır. Bir kavram ya da kavramsal yapı deneysel araÅŸtırmalarda gözlemlenip İnÂcelenirken deÄŸiÅŸken adım alır. ÖrneÄŸin “topÂlumsal insicam” (social cohesion) teorik refeÂrans çatısı içinde bir kavram olarak nitelenirÂken deneysel bir araÅŸtırmada baÅŸka bazı yapıÂlan çözümlemede bir deÄŸiÅŸken olarak kullanıÂlır. Bu geniÅŸ deneysel referans içerisinde deÄŸiÅŸÂken niteliksel olduÄŸu kadar niceliksel gözlemÂler için de kullanılmaktadır. Niteliksel deÄŸiÅŸÂkenlere milliyetçilik, siyasal parti, meslek ya da cins örnek olarak verilebilirken, niceliksel deÄŸiÅŸkenlere ise yaÅŸ, zekâ ya da zenginlik örÂnek gösterilebilir. Birinci türdekilere niteliksel deÄŸiÅŸken, ikinci türdekilere ise niceliksel deÄŸiÅŸÂken adı verilir.
176 views
Aksiyoloji terimi anlam bakımından Antik ÇaÄŸ filozoflarına kadar götürülse de, felsefeÂde asıl ortaya çıkışı Kant’la birliktedir. Kanı, deÄŸerler teorisi ya da felsefesini^/?lakın MetaÂfizik Temelleri (1785) adlı çalışmasıyla felsefeÂnin inceleme alanına sokacaktır. Bunu ÅŸu cümÂleyle ifade etmiÅŸtir: “Günümüzde hakikatin bilgiyle temsil edildiÄŸi, İyi’nin duyguyla algılanÂdığı, bunların birbirine karıştırılmaması gerekÂtiÄŸi kavranmaya baÅŸlanmıştır.” Böylece Kant, hakikat veya bilgi ile deÄŸer arasında varolan farklılığa iÅŸaret ederek aralarında bulunan farÂkın belirtilmesinin zorunlu olduÄŸunu ifade etÂmeye çalışmıştır.
9 views
İnsanın İhtiyaç duyan, İsteyen, amaç edinen bir varlık olarak eÅŸyayla gerçekleÅŸtirdiÄŸi baÄŸÂlantıda ortaya çıkan veya beliren olguya deÄŸer denir. Düşünen insana göre, eÅŸyanın bir kiÅŸi veya belirli bir kiÅŸiler topluluÄŸu tarafından belÂli oranlarda istenen ve benimsenen niteliÄŸi; düşünülen ÅŸeye göre eÅŸyanın az veya çok dikÂkate alınarak benimsenmesinden ibaret niteliÂÄŸi (hayatın deÄŸeri gibi); ya da eÅŸyanın bir amaÂcın gerçekleÅŸmesinde ortaya çıkan kullanımınÂdan İbaret niteliÄŸi (bir sanat eserinin deÄŸeri giÂbi) . Ekonomi bilimi açısından herhangi bir ÅŸeÂyin deÄŸiÅŸim (mübadele) deÄŸerini anlatan bir kavramdır. Kısacası deÄŸer ahlakta, estetikte, iktisatta ve felsefede yer alan önemli ve kullaÂnım alanı oldukça geniÅŸ bir kavramdır.
9 views
Davranışçılık BirleÅŸik DevIctler’dckİ psikoÂloji disiplini içerisinde XX. yüzyılda ortaya çıÂkan bir yönelimi ifade eder. Davranışsal yaklaÂşım çevrenin insan üzerindeki etkileriyle inÂsan ve hayvan davran ıslarında ki deÄŸiÅŸimler arasındaki iliÅŸkilerin nesnel yoldan incelenmeÂsi üzerinde durur. Bu ya laboratuvarda ya da nisbeten kontrol altındaki kurumsal ortamlarÂda gerçekleÅŸtirilir. I. Dünya Savaşı’nın hemen arefesinde farklı bir akım olarak göze batan davranışçılık, insan zihninin ve bilincinin ice-bakışı (introspeetive) incelenmesi olarak tanımlanan psikolojinin kökten reddini ifade eder. İlk davranışçılar Wondt ve Titchcner’in yapısalcılığından, James, Dcwey, Angell ve Carr’ın iÅŸlevsel zİhİnci liginden (mentalism) ve GeÅŸtalt psikolojisinin izafiyetçilik ve fenome-nolojİsinden uzak durdular.
156 views