Ortak Ticaret Politikası

Avrupa Birliğinin kurulmasındaki temel prensiplere bağlı kalınarak , öngörülen hedeflere ulaşılabilmesi ve üye ülkelerin mevzuat ve uygulamaları arasında yeknesaklığın sağlanabilmesi amacıyla bazı alanlarda ortak politikalar tespit etmiştir. Bu politikalardan biri ticaret politikasıdır. Ortak Ticaret Politikası , gümrük birliği çerçevesinde giderek gelişen bir şekilde ortak kuralların geçerli olduğu bir birleşik Pazar yaratmak amacıyla bir araya gelen üye ülkelerin dış ticaret politikalarının , Topluluk organlarının münhasır yetkisi dahilinde ortak kurallar ve politikalar haline getirilmesi zorunluluğundan doğmuştur. Ortak Ticaret Politikası, dış ticaretin tüm üyeler için haiz olduğu önemi göz önünde bulundurarak, özellikle üçüncü ülkeler kaynaklı malların iç pazarda serbest dolaşım ilkesinin herhangi bir şekilde bozulmasını veya ortaya çıkabilecek trafik sapmalarının üye ülkeler arasında sorun yaratmasını engelleme amacını gütmektedir. Dış ticaret karşılaşılması muhtemel haksız uygulamaların neden olabileceği rekabeti bozucu etkilere karşı tüm üyeleri koruyucu önlem alınmasını gereği ve arzusu da Ortak Ticaret Politikasını yön veren önemli bir noktayı oluşturmaktadır. bunun dışında üye ülkelerin üçüncü ülke pazarlarında kendi aralarındaki rekabeti bozucu haksız eylem girişimlerinin önlenmesi de Ortak Ticaret Politikasının amaçlarından biridir. Devamını oku …

Türk-Alman İlişkileri

ALMANYA’NIN DIŞ POLİTİKA EVRELERİ
1949-1957 Arası (Westpolitik; Batı Politikası)
Bu süreçte iktidar olan Adenauer, Almanya’nın Batı politikası ile ülkenin Batıyla entegrasyonunu amaçlamıştır. Bu sırada Almanya iki tür politika geliştirmiştir. Antikomünizm ve Antitotalitarizm. Totalitarizm, Hitler Almanyası’nda yaşanmıştı ve unutulmaz sonuçlar doğurmuştu. Komünizm ise Batı kapitalizmi ve liberalizmi karşısındaydı. Anedauer bu dönemde, muhaliflerinin tersine, Almanya’nın Batı entegrasyonunun Almanya’nın birleşmesini engellemeyeceğini düşünüyor, önceliği Batı ile entegrasyona veriyordu.
1953’ten itibaren Almanya’nın ileri sürdüğü denetimli silahlanma hem Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkelerinin Sovyetler’den gelecek tehlikeye karşı kendini savunmasını, hem de bu politikasıyla Almanya’nın dışlanmaktan kurtulmasını sağlayan bir adımdı. Adenauer denetimli silahlanma yolu ile Batı Savunma İttifakı içinde yer alarak Almanya’nın bağlantısızlar içinde yer almasını engellemek istiyordu. Devamını oku …

Arbitraj Nedir

Girişimciler, serbest piyasa koşulları altında gerçekleştirdikleri tüm faaliyetlerde kar amacı güderler. Bir ekonomik varlığın, aynı anda iki farklı fiyatının ortaya çıkması, kar olanakları yaratarak girişimcileri harekete geçirir. ( ) Menkul kıymetler, kıymetli madenler, para gibi değerlerin iki piyasa arasındaki fiyat farklarından yararlanmak amacıyla fiyatların düşük olduğu yerlerden alınması, fiyatların yüksek olduğu yerlerde satılmasıyla arbitrajcı, bir risk üstlenmeden kar sağlar. Arbitrajcı, bu faaliyetle kendisine kar sağlamanın yanı sıra, piyasalar arasındaki fiyat farkının ortadan kalkmasına ve aynı malın tüm piyasalarda dengeye oturmasına katkıda bulunur. Serbest piyasa ekonomisinin geçerli olduğu bir dünyada faiz oranları, teorik olarak bütün dünyada birbirine eşlenir. Ancak böylesi bir dünya varsayımsal olduğu için, bir paranın faiz oranı, başka bir paranın faiz oranından yüksek olabilir. Böyle bir oran farkını fark eden yatırımcı parasını daha yüksek faiz oranına sahip paraya yatırarak arbitraj işleminden yararlanacaktır. ( ) Arbitraj işlemiyle, bir mal veya varlık, tüm piyasalarda aynı fiyat seviyesine ulaşır. Buna “tek fiyat kanunu” denir. Serbest girişimcilik ve fiyat mekanizmasının işleyişi sayesinde oluşan tek fiyat kanunu, ulusal ve uluslararası ekonominin de en temel ilkelerindendir. ( )
Devamını oku …

Acces’in Çehresi ve Araçları

UYARI:
Microsoft Access Dersleri Aşağıda Bulunan Kategorilerde, Temel Bir Yapıda Anlatılmıştır. Eğer Microsoft Access’e Yeni Başlıyorsanız Bir Microsoft Office Kitabı’ndan Faydalanmanızı ve Bu Bölümleri de Yardımcı Olarak İncelemenizi Tavsiye Ediyoruz. Ama Unutmayın ki En İyi Öğrenme Yolu Denemeden Geçer Ve Örneklerle Anlaşılır.

Diğer Office programlarının çehresini tanıyorsanız, Access 2000’in menü ve araç çubukları size hiç de farklı görünmeyecektir. Sadece Access dosyalarının veri-tabanı dosyası olmasının sonucu farklı bir kaç menü maddesi görebilirsiniz. Buna karşılık programın çalışma alanı diğer programlardan oldukça farklıdır.

Access 2000, bütün Windows 95/98 programları gibi çeşikli yollarla başlatılabilir. Masaüstü’nde Access simgesi varsa, bu simgeyi iki kere tıklayarak programı açabileceğiniz gibi, Başlat menüsünden Programlar’ı ve açılacak listede Microsoft Access’i seçebilirsiniz. Office 2000, Başlat menüsüne Yeni Ofis Belgesi ve Ofis Belgesi Aç maddelerini de koyar. Bu maddeleri kullanarak Ofis ailesine ait herhangi bir programı çalıştırabilirsiniz. Tabiî, Access’in oluşturduğu (uzatması “.mdb” olan) herhangi bir dosyayı iki kere tıklayarak da Access’i başlatmanız mümkündür. Devamını oku …

Küreselleşen Dünyada Kriz – Korumacılık Ve Ulusal Kalkınma İdeolojisi – Üçüncü Yol Kemalizm

The Economist dergisinin 24 Mart tarihli sayısının başlığı şöyleydi “Dünya Resesyondan Kaçabilecek mi ?” Dergide, geride bıraktığımız 10 yıl içinde ilk defa ABD ve Japonya’nın eşzamanlı olarak resesyon uçurumunun kenarında birlikte bulundukları belirtiliyor. 1990′ların ortalarından bu yana istikrarlı büyümeyi başaran ABD ekonomisi yarattığı yüksek taleple Asya Krizi’nde de olduğu gibi krize giren ülkeleri ve dünya ekonomisini sürükleyebilmişti (1). Oysa bugün 1990′ların başından bu yana durgunluk içinde olan Japonya ile birlikte ABD ekonomisinde de bir yavaşlama söz konusu (2). Japonya ihracatının %31′ini ABD’ye yapıyor. Bunu göz önüne alırsak Japonya’nın ve genel olarak krizi tam anlamıyla aşamamış Güneydoğu Asya ülkelerinin de bundan olumsuz etkilenebileceğini söyleyebiliriz. IMF’nin Mayıs 2001, “Dünya Ekonomisinin Görünümü” (WORLD ECONOMIC OUTLOOK May 2001) raporuna göre küresel ekonomi, Amerikan ekonomisindeki yavaşlamadan dolayı birçok riskle karşı karşıya bulunuyor. Avrupa’nın küresel ekonomide yavaşlamayla mücadele için pek az şey yaptığı belirtiliyor. Son raporda 2000 yılı için %4,8 olarak tahmin edilen dünya ekonomisinin bu yılki büyüme hızı tahmini %3,2’ye çekildi. ABD için büyüme oranının son on yılın en düşük seviyesi olan 1,5’e revize edildiği belirtilen raporda, ABD’ye bağlı olarak gelişen Asya ve Latin Amerika ekonomilerinde (Çin ve Hindistan’ın sürdürmeleri beklenen istikrara rağmen) (3) de ciddi düşüşlerin olacağı yorumu yapılıyor. Öte yandan Ortadoğu, Orta ve Doğu Avrupa ve eski Sovyet bölgesi ülkeleri ile Afrika’nın bu süreçten (Türkiye’nin son krizin sonucunda büyümesinde yaşanan sert düşüşe rağmen) daha az etkilendikleri belirtiliyor. Devamını oku …

Doğalgaz nedir? Kullanım alanları

Doğalgaz yanıcı,kokusuz,renksiz ve havadan hafif bir gazdır.Metan,etan,propan azot ve az miktarda karbondioksit gazlarının birleşiminden meydana gelen bir enerji türüdür.Doğalgaz doğada bağımsız yataklarda,petrol yataklarının üstünde yada civarında bulunur.Doğalgaz hidrokarbonların karışımından meydana gelen bir gazdır.Çoğunlukla metan ihtiva eder.Çıktığı yere göre metan dışındaki diğer hidrokarbonlar da az miktarda bulunabilir.Yine çıktığı yere göre karbondioksit,azot ve kükürtlü hidrojen de içerebilir.Havadan hafif olan doğalgaz basınç altında sıvılaştırılabilir,depolanabilir.Enerji üretim sektöründe doğalgaz kullanımı ilk olarak ABD’de olmuştur.Modern üretim ve tüketim teknikleri ile yeryüzünde yakın kaynaklardan elde edilen doğalgaz borularla tüketim yerlerine taşınarak şehir aydınlatmasında kullanılmıştır.Fakat 1950’lere gelindiğinde doğalgazın toplam enerji sektöründeki payı o/o10’un altında olmuştur. Doğalgaz,konutlarda ısıtma ve soğutma,sıcak su elde etme ve pişirmede kullanılırken,küçük sanayi atölye ve fırınlarda üretim amaçlı olarak kullanılır.Cam ve kiremit imalatında da yararlanılan doğalgaz,tekstil sektörü için de önemli bir enerji kaynağıdır.Ayrıca Türkiye’nin elektrik ihtiyacının küçümsenemeyecek bir kısmı doğalgazla çalışan santrallerden üretilmektedir.
Devamını oku …

Cumhuriyet Neden İlan Edildi

Halkın , egemenliği elinde tuttuğu ve belli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı devlet biçimi.
Cumhuriyet bir demokrasi biçimidir ama, demokrasiyle yönetilen her ülkede devlet biçimi olarak cumhuriyetin geçerli olduğu söylenemez. Yeni Türk devletinin yönetim biçiminin ne olacağı konusu, gündenim ilk sırasındaydı: 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda , yönetim biçiminin ulusun idaresine dayalı bir devlet olacağı belirtilmiş, ama adı konmamıştı. Mecliste değişik devlet biçimlerini savunanlar vardı. Mustafa Kemal arkadaşlarıyla görüşüp Türkiye Devleti’ hükümet biçiminin cumhuriyet olduğuna ilişkin bir yasa tasarısı hazırladı ve 29 Ekimde yapılan B.M.M. oturumda, uzun tartışmalar sonucunda yasa tasarısı kabul edilerek, Mustafa Kemal cumhurbaşkanı seçildi. Yaptığı konuşmada “Türkiye Cumhuriyeti, cihanda işgal ettiği mevkie layık olduğu yapıtlarıyla ispat edecektir(…) Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır” diyen Mustafa Kemal , yapmayı tasarladığı bir dizi devrim hareketine , halifeliğin karşı çıkacağını çok iyi biliyordu.
T.B.M.M’nin 3Mart 1924 günü kabul ettiği bir yasayla halifelik kaldırılıp, Osmanlı hanedanı üyeleri sınır dışı edilmesiyle, artık siyaset alanında etkili olabilecek en önemli engeller ortadan kaldırılmış oldu. Mustafa Kemal’in amacı Türke Cumhuriyeti halkını bütünüyle çağdaş ve uygar bir toplum haline getirmekti. Bu amaçla iktisat, toplum ve kültür yaşamını düzenleyecek bir dizi girişmde bulunmayı tasarladı. T.B.M.M‘nin 3 Mart 1924 tarihli oturumunda öğretimin birleştirilmesine Şeriye ve Evkaf vekaletinin kaldırlmasına ilişkin yasalar kabul edildi. 20 Nisan 1924’te yeni anayasa(1924 Teşkilatı Esasiye Kanun) yürüllüğe girdi. Sonraki yıllarda bu anayasanın bazı maddelerinde değişiklik yapılarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir devlet olduğu kesinlik kazandı. Devamını oku …

Avrupa Birliği Konseyi

Avrupa Birliği Konseyi, topluluk üyesi ülkelerin bakanlık düzeyinde temsil edildiği başta hukuk koyma yetkisi olmak üzere birçok önemli yetki ve görevleri olan topluluğun önemli kurumlarındandır. Konsey’in çalışmaları Avrupa Birliği Konseyi Usul Kuralları tarafından şekillendirilir. Konsey’de yapılan toplantılar, toplantıların konusuna göre üye devletlerin o konuyla ilgili bakanlarının katılımıyla gerçekleşir. Konsey’in toplantıya çağrılması Konsey başkanının görevidir. Konsey başkanının diğer görevleri Konsey’in Avrupa Parlamentosu’nda temsil edilmesi, Konsey tasarruflarının imzası, tüzüklerin yürürlüğe sokulması, yönergelerin, kararların ve tavsiyelerin muhataplarına bildirilmesi şeklinde özetlenebilir. Devamını oku …

İşletme Yönetiminde Planlama Sorunu Ve Önemi

Endüstri devrimini takiben ve kısmen sanayi devriminden sonra Amerika Birleşik Devletleri‘nde montaj tekniği vasıtasıyla ortaya çıkan değişimle ve bilimsel yönteme dair Taylor’ın prensiplerinin ortaya çıkmasıyla planlamanın yönetimin daha önemli bir özelliği olması kaçınılmaz hale gelmiştir.Bu eğilim, kaynaklara olan talebin artması ve de gelişen modern teknolojiyle daha uzun vadeli yönetim gereksinmesiyle ortaya çıkmıştır.
Planlama sürekli değişkenlik gösteren çevremizde, kendileri de zamanla değişecek olan amaç ve geleceğe dönük hedefler ile bunlara ulaşma yollarını , seçeneklerini de gözeterek belirleme sanatıdır. Amacı gerçekleştirmek için en iyi hareket şeklini seçme ve geliştirme niteliği taşıyan bilinçli bir süreçtir. Başka bir deyişle neyin,ne zaman, nerede ve kim tarafından yapılacağını önceden kararlaştırarak bulunduğumuz yer ile varmayı tasarladığımız yer arasında köprü kurmaktır. Planlama geniş çapta zihinsel bir faaliyettir. Organizasyon, yöneltme,koordinasyon ve denetleme gibi işletme fonksiyonların önünde yer alır ve yönetimin vazgeçilmez bir unsurudur. (Management Concepts and Appilications)
PLANLAMANIN ÇEŞİTLİ ÖZELLİKLERİ:
1) Planlama bir seçim ve tercih sürecidir. Bu seçim ve tercihi en uygun şekilde gerçekleştirmek için gerekli bilgileri araştırma yoluyla toplamamız gerekir.
2)Planlama bir karar sürecidir. Planlama ile elde edilen verilerin değerlendirilmesi ile çıkan alternatifler hakkında en uygununun seçileceği yönde karar vermek gerekir. Devamını oku …

Yeni Ekonomide Şirketlerin Yeniden Yapılanması

Günümüzde küreselleşme ile birlikte , dünyadaki tüm ekonomik sınırlar ortadan kalkmış , başarının en önemli koşulu olan rekabetin artmasıyla da işletmeler ve şirketler için yapısal değişimler zorunluluk haline gelmiştir.Bu değişim sürecine uyum sağlamaya çalışan şirketler , kendi bünyelerinde birtakım değişimler gerçekleştirmektedirler. Bugünün küresel rekabet ortamında , müşterinin değerleri yerine , ürünün veya hizmetin fiyatına ya da üretim yöntemine bağlı kalan şirketler her zaman karlılığı öldürmüşlerdir.Müşteriye odaklanan şirketler ise kendileri için güvenli , sürekli kazanç kapısı bulmuşlardır.Burada bilinen “ Memnun olmayanın parasını iade ederiz. “ kuralı yerine “ Kazanamayanın parasını iade ederiz. “ sloganını uygulamaktadırlar. Japon mucizesinin mimarı Dr.Deming’e göre , bir şirketin rekabette odaklandığı nokta müşteri olmalıdır.Şirketler sürekli olarak ürettikleri mal ve hizmetleri , çalışanlarını , sistemlerini daima geliştirmenin yollarını aramalıdırlar.Müşterinin ihtiyaçlarını karşılayarak toplumun hayat standartlarını arttırmalıdırlar.Günümüzde rekabetin bir tek odağı vardır ; o da müşteridir.Müşterinin istekleri doğrultusunda hizmet verme görevini üstlenen şirketlerin bu yönde yenilenmeye ve reorganizasyona gitmeleri gerekecektir.Ayrıca günümüzde rekabette kalıcılık ve süreklilik , rakiplerden daha iyiyi yapmaya değil , daha kaliteli ve daha farklı yapabilmeye dayanmaktadır. Devamını oku …

Uluslararası Analizlerin Yararları Ve Bu Analizlerin Önündeki Çeşitli Engeller

Yatırımcılar, hisse senetleri sahipleri, bankerler ve diğer finansal tablo kullanıcılarının uluslararası finansal tabloları analiz etme ve uluslararası kıyaslamalar yapma ihtiyaçları günden güne artmaktadır. Birinci bölümde de tartışıldığı gibi, son yıllarda özelleştirme, ekonomik gelişmeler, sermaye kontrollerinin yumuşaması ve daha başka nedenlerden dolayı uluslararası sermaye hareketlerinde ve uluslararası ticarette önemli gelişmeler olmuştur. Uluslararası finansal tabloları anlama ve kullanma, uluslararası alanda yapılan büyük çaptaki şirket birleşmeleri(evlilikleri) ve devirlerinin artması sonucunda çok daha önemli hale gelmiştir. Uluslararası şirket birleşmeleri 1990’lı yıllarda sürekli olarak artmıştır. Bu birleşmelerin oranı 1987de %0.5 iken aynı oran 1999 yılında %2ye yükselmiştir. Bu birleşmelerin büyük bir bölümü gelişmiş ülkelerde olmaktadır. Sonuç olarak, ticaret küresel hale geldikçe, uluslararası tabloların rekabet, kredi, ticari pazarlıklar gibi bir çok yönden önemi oldukça artmıştır. Ülkeler arası ticarette uygulanan çeşitli engellerin azalması, Avrupa’nın hızla ”Birleşik Tek Pazar” haline gelmesi, tüketici zevk ve tercihlerinin birbirine yakınlaşması, ileri teknolojiye sahip firmaların kendi pazarlarının dışına çıkması sonucunda uluslararası alanda şiddetli bir rekabet ortamı oluşmuştur. Bunların hepsi uluslararası finansal tablolara olan ihtiyacı arttırmaktadır. Devamını oku …

Uygun Cari Kur Nedir

Şu ana kadar, çevrim metodlarında kullanılan kurların ya geçmiş ya da cari kurlar olduğunu söyledik. Kolaylık olması için gelir tablolarında sıklıkla ortalama kurlar kullanılmaktadır. Uygun bir çevrim kurunu seçmek kesin bir seçim olmayacaktır, çünkü herhangi bir zamanda birçok farklı kurın varlığı sözkonusu olabilir. Alış kurları, satış kurları, serbest piyasa kurları, resmi kurlar vb. ve kur değişiklikleri sözkonusu olur. Bizim (yazarın) inancımıza gore bir çevrim kuru ekonomik ve ticari gerçekleri mümkün olduğunca doğru şekilde yansıtmalıdır. Hesaplarda çevrimin yapılacağı bir ülkede spot işlemlerde kullanılan serbest piyasa kuru, kullanılacak en uygun, en iyi çevrim kuru olacaktır. Bazen bir ülke çeşitli işlemlerde kullanılmak üzere çeşitli çevrim kurları belirler. Bu gibi durumlarda varolan seçeneklerden en uygununu seçmek gereklidir. Birkaç tane seçenek sunulmuş olduğunda: 1) temettü dağıtım kuru 2) serbest piyasa kurları 3) ithalat veya ihracat gibi işlemlerle ilgili olarak kabul edilmiş kurlar veya anlaşmalarla kabul edilmiş cezalı kurlar. Devamını oku …

Factoring Nedir?

Kesintisiz nakit akışı, bir işletmenin faaliyetlerini aksamadan yürütmesini sağlayan önemli bir unsurdur. Satışların artması daha fazla kar getirdiği gibi, daha fazla işgücü, hammadde, ekipman gereğini de ortaya çıkarır. Tüm bunları sağlamak ise işletmenin yaratabildiği nakite bağlı olacaktır. Bir işletme gereksinim duyduğu nakti, cari aktiflerden sağlar. Hammadde işlenir mamule dönüşür; mamül satılır alacağa dönüşür; alacak zamanında ve tam olarak tahsil edilir ve nakit olur. İşletme, üretim-satış-tahsilat-alım zincirini kontrol edebildiği durumda ve girişler ile çıkışlar arasında zaman farkı olmadığı takdirde sorun yaşamamaktadır. Ancak bu zincirde işletmenin doğrudan kontrol edemediği bir alan vardır; Alacaklar. Alacakların alıcılar tarafından ödenmediği veya geç ödendiği durumda işletmenin nakit akışı olumsuz etkilenecektir. Bu durumda işletmenin finansmanı için nakit ihtiyacı doğacaktır. Finans dünyasına yeni bir boyut getiren faktoring, işletmelerin alacaklarını garanti altına alarak tahsilatını takip eder ve nakit yönetimi ile alacakları nakde dönüştürerek işletmelere düzenli nakit akışı sağlar. Bu kapsamlı hizmet üç ayrı başlık altında açıklanabilir: Devamını oku …

Uluslararasi İşletmelerde Finansal Yönetim

Dünya ekonomilerinin globalleşme eğilimi gelişen teknoloji ile de bütünleşince uluslararası ekonomilerin çağdaş finansman teknikleri gelişmekte olan ülkelerce de kullanılmaya başlanmıştır. Modern dünya ekonomilerinin dinamizmi, tarihsel süreç içinde finansal düşünürleri sürekli yenilikler yaratmaya yöneltmiş ve değişen ihtiyaçlara uygun finansman tekniklerini kullanıcıların hizmetine sunmalarını sağlamıştır. ithal ikamesine dayalı ekonomik büyüme anlayışından, dünya pazarlarıyla rekabet edebilecek kalite ve fiyatta üretim yaparak ihracat gelirlerini artırmak suretiyle büyümeye yönelik “dışa açılışcı” bir ekonomik anlayışın gereği olarak ulusların birbirleri ile olan ilişkileri artmış, işletmenin dış çevre faktörleri ve buna bağlı riskler de giderek büyümüştür.
Ülkeler arasındaki ekonomik dengesizlikler, ülkelerin birbirleri ile olan ticari ilişkilerinde belli para sistemlerinin oluşmasına neden olmuş ve genelde ekonomileri güçlü ülke paraları istikrar unsurları olarak sistemleri sürüklemiştir. Ancak ülkeler kalkındıkça ya da yeni dengeler kuruldukça, genelde “kur” sistemleri dediğimiz süreç değişmelere uğramıştır. Bretton Woods sabit kur sisteminin 1970′li yılların başında terkedilip, dalgalı kur sistemine geçilmesiyle, döviz kurlarının dalgalanırlığı (volatility), döviz kuru risklerinin yönetilmesi gerekliliğini gündeme getirmiştir. Finans dünyası bu aşamadan sonra hergün yeni bir finansal araçla tanışmış, işletmelerin ihtiyacına uygun olarak tasarlanan (tailor made) finansal teknikler geliştirilmiştir. Devamını oku …

Kalite Yönetim Sistemi

Üretim süreci sonunda elde edilen ürün dünyadaki en kaliteli ürün olabilir. Fakat müşteriler bu ürünü zamanında ve daima uygun standartta alamıyorlarsa, tercihlerini değiştireceklerdir. Hizmetler mükemmel olabilir. Fakat müşteriler beklentilerinin daima eksiksiz karşılanmadığını düşünüyorlarsa tercihlerini değiştireceklerdir. Etkin bir kalite yönetimi, esnek ve rahat uygulanabilen sağduyulu bir dokümantasyon ve kayıt sistemi geliştirilerek müşterilerin sürekli memnuniyetini kazanmayı garantiler.Bir yönetim sisteminin etkinliği yalnızca insanların yeteneklerine değil aynı zamanda bunun nasıl kullanıldığına bağlıdır. Etkin yönetim kaliteli yönetimdir.
ISO 9001
1- Mevcut durumun tespiti :
Genellikle her kuruluşta formal/ yarı formal / informal işleyen bir kalite sistemi vardır. Bu mevcut sistemi tespit etmek, işe yarayan uygun yönlerini belirlemek ve bunu kurulacak kalite sistemine temel teşkil etmek uygun bir başlangıç olacaktır. Devamını oku …

Küreselleşme Ve Türkiye

Merkantilist dönem dünya ticaretinin çok hızlı geliştiği bir dönem olması nedeniyle küreselleşme olgusunun başlangıcı olarak da kabul edilebilir çünkü kapitalist üretim ilişkilerinin,üretim tarzının ilk olarak görülmeye başlandığı dönem bu dönem olmuştur.Yaklaşık üç yüz yıl sürecek olan(1500-1770) bu dönemde Avrupa’nın batısı ticari sermaye birikimiyle zenginleşirken,dünyanın diğer bölgeleri yoksullaşmaya ve zenginliklerini Batı Avrupa lehine kaybetmeye başladılar.1Böylece Ernest Mandel’in “eşit olmayan değerlerin eşit olmayan değişimi” dediği süreç başlamış oluyordu.2Amerikanın keşfinden önce sadece Doğu ticaret yolu biliniyordu.Bu yol üzerinde,Doğudan Batıya baharat,bir kısım sanayi ürünleri(ipekli.yünlü dokumalar vb)ithal ediliyor,bu mallar Avrupa parasıyla ödeniyordu.Eğer Doğu-Batı ticareti bu haliyle devam etseydi Avrupa’nın hızlı zenginleşmesi de gerçekleşmezdi.XVI. yüzyılda Afrika ve Amerikanın da dünya ticaretine dahil edilmeleriyle durum birdenbire değişti.Asya’dan ithal edilen malların önemli bir bölümü,Amerikaya ve Avrupaya ihraç edilmeye başlandı.Mal yüklü gemiler Afrika kıyılarına yanaşıyor;mallar köleleştirilmiş zencilerle değiştiriliyor;zenci yüklü gemiler Amerikada ki zengin altın,gümüş madenlerinde çalıştırılmak üzere yine mal karşılığı satılıyordu.Gemiler altın,gümüş,pamuk,şeker,tropikal ürünler vb. yüklü olarak Avrupanın batısına dönüyorlardı.Böylece dünyanın zenginliği sürekli Avrupanın batısına akıyordu.”1800’lü yıllarda Doğu-Batı ticaret üçgeninden sadece İngiltereye akan zenginlik,1 milyar sterlinin üstüne çıkmıştı.Bu rakam aynı dönemde tüm Avrupa’da faaliyet gösteren,buharla çalışan sanayinin sermayesinden daha fazlaydı.1760-1780 yılları arasında sadece Hindistan ve Batı Hint Adalarından elde edilen kar,sanayiyi finanse edecek parayı iki katına çıkarmıştı.”3 Devamını oku …

Diş Ekonomik İlişkiler

Bir ekonominin değişik kesimleri arasında olduğu gibi, ülkeler arasındada gittikçe artan yoğun ilişkiler vardır. Bu ilişkiler mal hareketleri, hizmet hareketleri ve üretim faktörleri hareketleri olarak görülmekte olup, bütün ülkeler için söz konusudur. Günümüzde hiç bir ülkenin, dış ekonomik ilişkilerden kendini tam olarak soyutlaması düşünülemez. Uluslar arası piyasada ortaya çıkan bir deyişme, bir kriz, derhal iç piyasalara yansır. 1973’ deki petrol krizi, bunun en büyük örneyidir. Uluslararası piyasadaki deyişikliklerin iç piyasa üzerindeki etkileri ülkeden elkeye farklılık arzeder. Bu ülke ekonomisinin dışa açılma derecesine ekonominin büyüklüğüne ve krizin özelliğine bağlı bir husustur. Ülkelerarası ekonomik ilişkilerin nibi önemi, 2. Dünya savaşından beri giderek artmaktadır. Zira uluslararası ticaret hacminin artış hızı, dünya üretim hızından daha fazladır. Ülke ekonomileri arasındaki karşılıklı ekonomik bağlar gittikçe artmaktadır. Gelişmekte olan ekonomilerin iktisadi kalkınma ve sanayileşme problemleri dış ekonomik ilişkilerden önemli ölçüde etkilenmektedir. Uluslararası iktisadi işbirliği kuruluşlarının dış ekonomik ilişkilerdeki etkinlikleri çok artmıştır. Devamını oku …

Ortak Ticaret Politikası

Avrupa Birliğinin kurulmasındaki temel prensiplere bağlı kalınarak , öngörülen hedeflere ulaşılabilmesi ve üye ülkelerin mevzuat ve uygulamaları arasında yeknesaklığın sağlanabilmesi amacıyla bazı alanlarda ortak politikalar tespit etmiştir. Bu politikalardan biri ticaret politikasıdır. Ortak Ticaret Politikası , gümrük birliği çerçevesinde giderek gelişen bir şekilde ortak kuralların geçerli olduğu bir birleşik Pazar yaratmak amacıyla bir araya gelen üye ülkelerin dış ticaret politikalarının , Topluluk organlarının münhasır yetkisi dahilinde ortak kurallar ve politikalar haline getirilmesi zorunluluğundan doğmuştur. Ortak Ticaret Politikası, dış ticaretin tüm üyeler için haiz olduğu önemi göz önünde bulundurarak, özellikle üçüncü ülkeler kaynaklı malların iç pazarda serbest dolaşım ilkesinin herhangi bir şekilde bozulmasını veya ortaya çıkabilecek trafik sapmalarının üye ülkeler arasında sorun yaratmasını engelleme amacını gütmektedir. Dış ticaret karşılaşılması muhtemel haksız uygulamaların neden olabileceği rekabeti bozucu etkilere karşı tüm üyeleri koruyucu önlem alınmasını gereği ve arzusu da Ortak Ticaret Politikasını yön veren önemli bir noktayı oluşturmaktadır. bunun dışında üye ülkelerin üçüncü ülke pazarlarında kendi aralarındaki rekabeti bozucu haksız eylem girişimlerinin önlenmesi de Ortak Ticaret Politikasının amaçlarından biridir. Devamını oku …

ISO Nedir Tanımı

1947 yılında kurulmuş olan ISO (Uluslararası Standardizasyon Organizasyonu) 138 ülkenin ulusal standart hazırlama kuruluşlarını bünyesinde toplayan sivil bir federasyondur. ISO’nun misyonu , tüm dünyada standardizasyonu teşvik ederek entellektüel, bilimsel, teknolojik ve ticari faaliyetlerde işbirliğini geliştirirken, ürün ve hizmetlerin uluslararası dolaşımını sağlamaktır. ISO’nun yayınladığı bir uluslararası standart üyesi olan tüm ülkeleri temsil eden kuruluşların anlaşması sonucunda ortaya çıkar. Uluslararası standartlar ISO bünyesinde yer alan Teknik Komiteler (TC) ve Alt Komiteler (SC) tarafından 6 adımlı bir süreç sonunda oluşturulur: Devamını oku …

Uluslararası Pazarlara Giriş Stratejileri Ve Makro Pazarlama

Yoğun bir rekabetin varolduğu günümüz global pazarlarında başarılı olabilmek için bu pazarlara açılmak isteyen tüm kişi veya kuruluşların her şeyden önce, rekabet ortamını iyi tanımaları ve çağdaş bir pazarlama anlayışını benimsemeleri gerekir. 21. yüzyılda dünyada hızla meydana gelen küreselleşme süreciyle beraber, işletmelerin uluslararası hale gelmesi eğilimi her zaman olduğundan daha fazladır. Özellikle gelişmiş ülkelerdeki işletmeler uluslararası pazarlara doğru genişlemektedirler. Artık günümüz gelişen teknolojisiyle, her gün etkisini üzerimizde daha fazla hissettiğimiz küreselleşmenin, işletmeleri de yeni ve daha çağdaş ticaret ve pazarlama anlayışları benimsemek ve uygulamak durumunda bıraktığı görülmektedir. Küreselleşmenin dışında kalan, globalleşen pazarları görmezden gelen işletmelerin ayakta kalamadıkları, başarıyı yakalayamadıkları açıkça görülmektedir. Küreselleşen pazarlarda, alışılmış ulusal ve bölgesel farklılıklar ortadan kalkmaktadır. Bir işletmenin, modası geçmiş, geçen yılın modellerini az gelişmiş ülkelere sattığı günler tarihe kavuşmaktadır. İşletmeler, yüzeysel, bölgesel ve uluslararası farklılıkları görmezlikten gelerek dünyayı tek büyük bir pazar olarak kabul edip, öyle faaliyet göstermeyi öğrenmelidirler. Günümüzde hem Türkiye’de hem diğer ülkelerde –özellikle 1980’lerin başından beri- hayli yoğun biçimde işletmelerin uluslar arası pazarlara açılması, uluslararasılaşma, hatta globalleşme eğilimi görülmektedir. Bu gelişmelerin başlıca nedenleri arasında iç pazarların durgunluğu, ülke içinde hükümet sınırlamaları veya dış pazarlara açılmaya verilen teşvikler, dış ülkelerde yabancılara konulan ticari engellerin gitgide azalması ve pazarların globalleşme eğilimi sayılabilir. Devamını oku …