Yeni Küreselleşen Ve Gelişmekte Olan Ülkeler

Asya mali krizi hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde pek çok kişinin, küreselleşen bir ekonomide kalkınmayı teşvik etmenin gerçekliklerini anlamasını sağladı. İletişim ve yeterlikte devasa kazançlar sağlayan, zenginlik ve üretimde müthiş kaymalar meydana getiren teknolojik değişim, serbest ticaret ve yatırım kasırgasının oluşturduğu küreselleşme güçleriyle nasıl başa çıkılacağı konusu artık, politika yapıcılarının ve halkın temel kaygısını oluşturuyor. Dünya ekonomisinde açılma pek çok ekonomik yarar getirebilir. Ülke içinde karşılaştırılabilir bir maliyetle edinilmesi mümkün olmayan yatırım mallarının ve ara mallarının ithali, daha gelişmiş ülkelerden fikir ve teknoloji transferi ve yabancı tasarruflara ulaşabilme olanağı, pek çok yoksul ülkenin hızlı büyümenin önündeki geleneksel engelleri aşmasına yardım edebilir. Uluslararası ekonomik entegrasyon programcılarının iddiaları genellikle ya aşırı abartılıdır ya da yanlış savaş sonrası dönemde ticaret ve sermaye akışının önündeki engellerin azaltılmasına öncelik veren ülkeler değil, büyümeyi başlatmak için bir yerel yatırım stratejisi oluşturabilmiş ve olumsuz dış şoklarla başa çıkabilmelerini sağlayacak uygun kurumları geliştirmiş ülkeler başarılı oldular. Devamını oku …

İklim Bilgisi

İklim:ısınma,soğuma,yağış,rüzgar,sis ve don gibi birçok atmosfer olaylarının gözlemlerlerle
elde edilen ortalama değerlerine iklim denir.
Hava durumu:Bir yerde belirli br kısa süre içinde atmosfer olaylarının gösterdiği durumdur.
a)İklim elemanları
1-Sıcaklık,basınç ve rüzgarlar
2-Nemlilik ve yağış
*Sıcaklık:En önemli kaynak Güneştir.Yeryüzünden atmosfere geri dönen enerji ile ısınır.bu nedenle atmosferin alt bölümü daha sıcaktır.
# Sıcaklığın Yeryüzünde Farklı Dağılışının Nedeni#
1-)Güneş ışığının düşme açısı
*ışınların gelme açısı enlemlere göre,
*Işınların geliş açısı günün saatlerine göre,
*Işınların geliş açısı mevsimlere göre,
*Işınların geliş açısı yerşekillerine(eğim ve bakı) göre,
*Işınların yeryüzüne ulaştırdığı sıcaklık atmosferde aldıkları yola göre değişir. Devamını oku …

İdeoloji tezleri

1- her film belirli bir ideolojik iklim içinde oluşturulur; yine belirli bir ideolojik iklim içinde inanlara sunulur. Here film dolaylı bir şekilde ideoloji iletme aracıdır.
2- Bu ideoloji gösteri sineması söz konusu edildiğinde egemen ideolojidir.
3- Sinema bu egemen ideolojinin kalıplarını parçalayacak bir dil, konular, ve izleyici bulabilir.
4- Egemen ideoloji kitle iletişim araçlarıyla, sansürüyle, toplumda manipülasyon yoluyla oluşturduğu gündemlerle film gerçekleşmeden önceki oluşum-üretim sürecinde ve sonrasında anlamlandırma sürecindeki okuma biç,imlerine yaptığı müdahalelerle bir belirleme, etkileme, biçimlendirme olanağında sahiptir.
5- Bunu dışındaki sinema muhalif- bağımsız- alternatif sinema ise her şeyle beraber izleyicisini de oluşturmak zorundadır.
6- Eğer film bir ideoloji üretim aracıysa aynı zamanda politiktir.
7- İdeolojik ve politik bir eserin değerlendirilmesi, gözden geçirilmesi eleştirilmesi işini yapan eleştiri de ideolojik ve politik özellikler gösterir.
8- Modern sanat eleştirisinde önemli bir yere sahip olan göstergebilim yöntemi tek başına yetersizdir eksiktir. Devamını oku …

İç Anadolu Bölgesi Genel Tanıtım

Orta Anadolu adıyla da bilinen ve Doğu Anadolu’dan sonra 2. büyük bölgemiz olan İç Anadolu ‘ nun yüzölçümünün genişliğine oranla nüfusu fazla değildir. Marmara Bölgesi ‘ den iki kat geniş olan bu bölgede Marmara Bölgesi kadar nüfus yaşar .
Anadolu’nun çeşitli bölgeleri arasındaki yollar İç Anadolu’dan geçtiği için bu bölge eski yerleşme alanı olmuş ticaret yolları üzerinde yer alan yörelerde , yerleşme alanları büyüyerek büyük kentler haline dönüşmüştür.
YERŞEKİLLERİ :
Bölge yerşekilleri itibariyle sade bir görünüme sahiptir. Geniş düzlükler daha çok bölgenin ortasında yer alırken dağlar kenarlarda uzanır .
YERŞEKİLLERİN OLUŞUMU :
a) Volkanik dağların oluşumu : 3. Zamanda İç Anadolu ‘ nun bulunduğu yerde eski denizin ( The -Tis denizi ) büyük bir adası vardır .
Alp orojenezi sırasındaki yan basınçla deniz tabanındaki çamurlar kıvrılırken bu ada yan basınçların etkisiyle kırıldı . İşte bu kırıklarda yerkabuğunun ( sial tabakasının ) sima üzerindeki basıncı azalınca sima üzerindeki mağma bu kırıklardan yer yüzüne çıkarak volkan dağlarını oluşturdu . Volkanlardan çnce volkan külleri çıkarak etrafa yayıldı . Küllerin üzerine daha sonra , volkan bacasında soğuyan lavların oluşturduğu taşlar gaz basıncıyla fırlayarak düştü . Bu taşlara VOLKAN BOMBASI denir. Daha sonra da etrafa lav akıntısı yayıldı ; yeterli basınç sağlandıktan sonra volkanlar faaliyetlerini durdurdu. Volkanlar , Orta Toroslara paralel uzanırlar . Kuzeyden güneye doğru Erciyes , Melendiz , Hasan D. , Karacadağ ve Karadağ’dır. Devamını oku …

Türkiye’de Doğal Göller Ve Oluşumları

Göl:Karalar üzerindeki çukur alanların sularla dolması sonucu oluşan su birikintisidir. Türkiye’nin yeryüzü şekillerini çeşitlendiren ve ona daha da .ok güzellik veren varlıklardan biri de göllerdir.Memleketimizde büyüklü küçüklü çok sayıdaki göllerin yüzölçümü 9243 km² yi bulur. Bu göllerden 50’ye yakını 10 km² den daha büyüktür. Sayıları 70’i geçen, kimi zaman geçici gölcükler olarak daha da çok olanların yüzölçümü ise 250 km² ye yaklaşır.Türkiye’nin gölleri çok farklı büyüklükte ve derinliktedir. İçlerinde Van Gölü 3738 km² yüzölçümünde ve 100 m. ye yaklaşan derinlikte olanı bulunduğu gibi, yüksek dağlarda ve karstik bölgelerimizde orta ölçekli haritalarda bile gösterilemeyecek kadar küçük göller de vardır.Ancak, bu pek küçük göller içinde çok derin olanları da bulunmaktadır.Buna karşılık, yüzölçümü çok fazla görünen Tuz Gölü (1642 km²) gibi bazı büyük göllerde derinlik çok yerde 2 m. yi geçmez.Sadece Koçhisar kasabası güneyindeki bölümünde 10 m. ’ye yaklaşır. Bu durumuyla Tuz Gölü yılın uzun süren kurak mevsiminde çok çekilerek küçük bir göl ve yer yer tuzlu bataklıklar halinde kalır, yağışlı mevsimde yayvan çanağına yayılarak büyük bir göl görünüşü alır.Doğal göllerimiz,n bir kısmının ayağı vardır ve bu yol ile fazla suları denize ulaşmak üzere boşaltılır. Bir kısım göllerimizin ise ayağı yoktur ve fazla suları ya yayılmak suretiyle gölün büyümesine yol açar, ya da kenarları yüksek yerlerle çevrili ise göl seviyesinde belirgin kabarmalar olur.Böylece sözgelişi Sapanca Gölünün fazla suları çark suyunun yoluyla Sakarya’ya dökülerek gölün seviyesi normale yakın bulunurken, ayağı olmayan Van Gölünün seviyesi yükselmektedir.Gerçekten Van Gölü’ne oldukça kuvvetli dereler ve Devamını oku …

Göç Tanımı

Kuşların hareket ve davranışları yüzyıllar boyunca insanların ilgisini çekmiş, özellikle mevsimlik hareketleri merak konusu olmuştur. Göç sorunu, insanlar için günümüzde bile ilgi çekiciliğini korumaktadır. Bilim adamlarının büyük bölümü, kuşları göç etmeye iten dürtülerin çift yönlü olduğu konusunda görüş birliğine varmışlardır. Bunlardan birisi, çeşitli dış etkenlere, diğeri ise hormonsal niteliklerine bağlıdır. Tehlikeli bir yolculuğa kalkışma alışkanlığı, kuzey bölgelerin, kışa oranla yazın daha fazla bireyi besleyecek olmasının sonucudur. Sıcaklıklarına ve gün ışığının daha uzun olmasına bağlı olarak ve daha rahat yiyecek bulma amacıyla yaz aylarında kuzeye, kış aylarında ise güney bölgelerine göç ederler. Özellikle böceklerle beslenen kuşların sıcak bölgelerde daha fazla yiyecek bulabilecekleri bir gerçektir. Araştırmacı William Rowan’ın 1920’de yaptığı klasik bir deney, bazı kuşların mevsimlerin değişme döneminde, gün ışığında ortaya çıkan farklılaşmaların etkisinde kaldığını kesin biçimde ortaya koymuştur. W.Rowan, sert Kanada kışı sırasında, söz konusu bölgelerde doğal olarak ilkbaharda görülen ışık artışına benzeyecek gün ışığını yapay yolla artıran kayağantajı (ar-duvaz) rengi hasırotlarını açık bir kafese serdi. Öte yandan deneyin doğruluğundan emin olmak için , yakındaki başka bir kafese , ışık artmasının etkisinde kalmayan aynı türden kuşlar yerleştirdi. Birinci kafestekilerin eşeylik organları, İlkbahar mevsiminde olduğu gibi hızla büyüdü. Devamını oku …

Kuzey Kutbundaki Bilinmeyen Ve Ulaşılamayan Gizli Bir Ülke

Amiral Byrd 1930′lu yıllarda 1967 yılında Brezilya’nın 22 mil üzerinde çekildi. Resmin üste sağda görüldüğü gibi dairesel bir yoğunlaşma vardı. ( NASA 67 nolu fotoğraf -HC-723) ATS-111 tarafından çekilen bir resim. Dairesel açıklık çok daha net olarak görülüyor. Aşağıda yazacağımız anılar 1947 yılının Şubat ve Mart Aylarında yazılmıştır. Kutup Kaşifi Amiral Byrd’ın içinde buluınduğu koşullar dayanılabilir ve güvenilirdi. Başka kişiler tarafından da bir hayal olayının yaşanmadığı yönünde güvence verildi. Aşağıda yazılanlar Amiral Byrd’nin birebir sözcükleridir. Kuzey Kutbu’nun uzun bir gecesinde yazılmış ve ciddi bir kaşifin ve bilim adamının parlak gün ışığı altında yaşadığı gerçeği anlatmaktadır.
ADMİRAL RİCHARD B. BYRD’IN GÜNLÜĞÜ ŞUBAT-MART 1947
“Kuzey Kutbu’nda bir keşif uçuşu İç Dünya ; Benim Gizli Günlüğüm ”
Bu günlüğü gizlilik içinde yazmalıyım. Yazdıklarım Artrik’de 1947 yılı Şubat’ının 19.gününde yaptığım uçuşla ilgili. Zamanı geldiğinde , muhakkak insanlar daha akıllı olacaklar ve kaçınılmaz gerçeği kabul edecekler. Yazdıklarımı açıklama özgürlüğüne sahip değilim , belki de bunlar asla toplumsal bir incelemenin ışığını göremeyecektir ama bir gün herkesin okuyabilmesi için bunları kaydetmek benim görevim. Bu açgözlü ve sömürücü dünyada kesin eminim ki , insanoğlu gerçekleri daha fazla bastıramayacaktır.
Devamını oku …

Girit’in Tarihteki Yeri

Girit Adası hemen hemen hiçbir ada gibi tarihin milattan önceki zamanlarından başlayarak bugüne kadar olan türlü devirlerinde bir çok fetihlerin hırslı bakışlarını üzerine çekmiştir. Hiç şüphe yok ki bu keyfiyet onun Avrupa, Asya ve Afrika gibi dünyanın üç eski kara parçası arasında uzanmış olan Akdeniz’deki coğrafi durumdan ileri gelmektedir. Girit Akdeniz’in Kıbrıs’tan sonra en büyük adasıdır. Batı dillerinde “Krete, Creta, Crete” şeklinde yazılan ve Arapların “ikritiyye, Akritiş, ikridiş, ikritiş” adını verdikleri Girit adası Akdeniz’i Ege denizinden ayıran bir konumda olup,8259 km2 büyüklüğündedir. Girit adası Akdeniz’den geçen veya Eğe denizine girip çıkan tüm deniz yollarına egemendir. Batı-doğu istikametinde uzunluğu yaklaşık 260 km. genişliği ise 15-50 km. arasında değişmektedir. Yüzey şekilleri açısından oldukça parçalanmış olan ada, Mora yarımadası ile Anadolu’nun güneyindeki Toros sıradağları arasında bir bağ oluşturmaktadır. En yüksek dağları Ak dağlar “Leuka Ore, Aspra Vauna, Madaras, 2482 m” ve İda’dır. “Psiloritis, 2498 m.” Girit adası bilhassa doğu Akdeniz’ in kilidi durumunda olup, 25.20 ve 23,31 boylam derecesi ile 34,55 ve 35,41 enlem dereceleri arasındadır. Devamını oku …

Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı Türk-Ermeni İlişkileri

Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.Geçmişte Osmanlı devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Osmanlı devletini parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri de kullanmışlardır.Tarihte olduğu gibi günümüzde de, Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler bulunmaktadır. Bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykırımla suçlayan anıtlar dikilmekte, bazı ülkelerde de soykırım iddiasını tanımaya yönelik kararlar parlamento gündemlerine getirilmekte, hatta kimi ülke parlamentolarında kabul edilmektedir. Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken bu konular, siyasetçilerin elinde çıkar aracı haline dönüştürülmektedir.Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu’nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu’ya girişlerinden sonra Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici anlayış ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar süren devir, “Ermenilerin altın çağı” olmuştur. Osmanlı devletinin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her vatandaşına sağladığı imkanlardan gayr-i müslimler içinde en çok faydalananlar Ermeniler olmuştur. Devamını oku …

İyon Değiştiriciler

1.1. Tarihçe
Doğadaki sürekli değişimin önemli nedenlerinden biri iyon değişimidir.toprak, kum ve kayalar gibi cansız varlıklarda ve canlı organizmalardaki yaşamsal fonksiyonlarda iyon değişimine ait bir çok örnek mevcuttur.
Bir çok organik inorganik madde iyon değiştirici olarak kullanılmaktadır.Örneğin; protein, selüloz, karbon, basit balçık ve birçok mineral gibi doğal ürünler ile çevrelenmiş bir ortamdaki diğer iyonları değiştiren taşınabilir iyon içerirler. Bu doğal maddeler düşük bir değiştirme kapasitesine sahiptir.Bu özelliklerde pek tercih edilmeyen fiziksel ve kimyasal özelliklerdir ki iyon değiştirici maddelerin pratik kullanımı sınırlandırırlar.sonuç olarak,1935 yılından önce iyon değiştirme tekniğine laboatuvarlarda ne de endüstiriyel alanlarda geniş bir birim düzeni kullanılmıyordu.
1850’de Thompson ve Way işlenmiş toprakta amonyum gibi çeşitli iyonların,kalsiyum ve magnezyum iyonlarıyla yerdeğiştirebildikleri şeklindeki gözlemlerini yayınladılar.Thompson’unçalışmasından yararlanarak Spence bir cam kolonda amonyum sülfatla işleme tabi tutulmuş kumlu kil yatak hazırlayıp yataktan suyu geçirdiği zaman,yatakta amonyum sülfat yerine alçı bulunduğunu Devamını oku …

Ege Bölgesi

85.000km2 dolayındaki yüzölçümüyle Türkiye topraklarının yaklaşık %11’ini kaplayan, kuzeyde Marmara Bölgesi’ne, doğuda İç Anadolu Bölgesi’ne, güneydoğuda Akdeniz Bölgesi’ne komşu olan bölgemiz batıda da Ege Denizi’yle çevrilidir (adını komşu olduğu denizden alır). Marmara Bölgesi’yle olan sınırı batıda Baba Burnu’ndan başlayarak Edremit Körfezi’nin kuzeyinde yükselen Kaz Dağı’na uzanır. İç Anadolu Bölgesi’yle olan sınırı ise İnönü’nün güneybatısından başlayıp Sultan Dağları’nın kuzey ucuna ulaşır. O noktadan başlayarak Ege Bölgesi Akdeniz Bölgesi’ne komşu olur ve bu bölgeyle olan sınır ise Köyceğiz Gölü’nün batısına kadar uzanır. Ege Bölgesi asıl Ege ve İçbatı Anadolu olmak üzere iki bölüme ayrılır. Ege Bölümü’ndeki illerimiz; İzmir, Manisa, Aydın, Denizli,Muğla İçbatı Anadolu’daki iller; Uşak, Kütahya, Afyon’dur.

NÜFUS
Ege Bölgesi sık nüfuslanmışır. 1990 sayımına göre bölge nüfusu 8.2 milyondur. Nüfus yoğunluğu bakımından Marmara Bölgesi’den sonra ikinci sırada yer alır. Bölge nüfusunun yarısından çoğu kentlerde yaşamaktadır. Devamını oku …

DÜNYA VE GÜNEŞ SİSTEMİ’NİN OLUŞUMU

Dünya, Güneş Sistemi’nde üzerinde yaşam olan tek gezegendir. Ortalama 149,6 milyon kilometre olan Dünya-Güneş uzaklığı yaşam için çok uygundur.Bu uzaklık. Dünya’nın yüzeyinin, suyun sıvı halde bulunabileceği kadar ılık olması demektir.Bu da atmosferin korunması ve buna bağlı olarak yaşamın sürmesidir. Dünya’nın oluşumu Güneş sisteminin oluşumuna bağlı olduğundan ilk önce Güneş Sistemi’nin oluşumu anlatılmalıdır. Güneş milyonlarca belki de trilyonlarca yıl önce çok büyü bir gaz ve toz bulutu idi.Ünlü bilim adamı Stephen Hawking’in doğrulanan teorisine göre, bu bulutta büyük bir patlama olmuştur. Bu teori de adını bu olaydan almıştır ve adı Big Bang yani Büyük Patlama’dır. Bu patlama sonucunda bulut çeşitli parçalar halinde dağılmıştır.Bu parçalar gezegenleri ve Güneş’i oluşturmuştu.
Devamını oku …

Coğrafi Keşifler Ve Sonuçları

Ortaçağın sonuna kadar Avrupalılar, dünyanın pek az yerini tanıyorlardı.
Coğrafya bilgisinin artması ve gemicilikteki gelişmeler sonucu açık denizlere çıkan Avrupalılar, yeni kıtalar ve ülkeler keşfetmeye başladılar.
İşte xv. ve xvı. yy’da Avrupa’da ortaya çıkan Dünya’yı tanıma ve kaynaklardan daha fazla yararlanma hareketlerinin genel adına coğrafi keşifler denir.Keşiflerin Nedenleri :
1-)Zengin doğu ülkeleriyle ticaret yapmak için yeni yolların aranması :
Ortaçağ’da Avrupa’nın ihtiyacı olan baharat,altın,gümüş,elmas,inci,pamuk ve
ipekli kumaşlar gibi değerli mallar Avrupa’ya 2 önemli yoldan ulaşıyordu:
Birincisi; Orta Asya üzerinden kara yolu ile Hazar Denizi’nin güney ve
kuzeyinden Trabzon ve Kırıma ulaşan İpek Yolu idi.Bu yol Türklerin elinde idi. Devamını oku …

Türkiye’deki Akarsuların Genel Özellikleri

AKARSU: Yer altında yada yer yüzünde belirli bir doğal yatak içinde,sürekli yada dönemli akışı bulunan su kütlelerine akarsu denir.Akarsular;okyanus,deniz ve göllerle,atmosfer ve karalar arasındaki su dolaşımının önemli bir unsurudur.
Türkiye, iklim koşulları ve yer şekillerinin doğal yapısına bağlı olarak sık bir akarsu ağına sahiptir.ancak akarsularımızın uzunlukları fazla değildir.Türkiye’nin bir yarımada oluşu ve dağların genellikle kıyılara paralel sıralar halinde uzanması, uzun akarsuların oluşmaını engellemiştir.Kıyılardaki dağlardan kaynağını alan akrsular, kısa bir yol aldıktan sonra denize ulaşır.En uzun akarsuyumuz olan Kızıl ırmak’ın boyu (İç Anadolu’da genişçe bir kavis çizdiği halde)1355 km’yi ancak bulur.
Akarsularımızın diğer bir özelliği de, taşıdıkları su miktarının az olmasıdır.Türkiye’nin büyük bir bölümünün yarı kurak iklimin etkisinde olması nedeniyle az yağış alması bunun başlıca nedenidir.Akarsularımızın taşıdıkları su miktarı azlığının diğer Devamını oku …

Gelgit Nedir

Bir gök cismi üzerinde başka gök cisimlerinin uyguladığı kütleçekimi kuvvetleri nedeniyle oluşan çevrimsel biçim bozulmaları.En çok bilineni,Ay ve Güneş’in göreli konumlarındaki değişmelerin etkisiyle Yer yüzeyinde deniz düzeyinde otaya çıkan dönemli değişmelerdir.
Gel-git oluşturan kuvvetler yerçekimine oranla çok küçüktür.Buna karşılık bu kuvvetlerin,özellikle yatay bileşenleri nedeniyle,denizlerdeki etkisi büyük olurç.Karalar ve denizler Yer yüzeyinde düzenli dağılmadığından,denizlerin ve okyanusların gelgit kuvvetlerine tepkisi çok karmaşıktır.Yer’in kendi ekseni etrafında dönmesinden kaynaklanan saptırıcı Coriolis kuvveti de bu karmaşıklığı arttırır.Antarktika Okyanusunda gelgit kabarması,Yer çevresinde doğu-batı doğrultusunda yayılır.Ama kıtalar arasında,örneğin Atlas okyanusunda,kısmen kuzeye doğru ilerleyen bir dalga ile kısmen doğu-batı doğrultusunda salınan bir duran dalga biçiminde kendini gösterir;Coriolis kuvveti her iki dalga hareketini de etkiler.Kurumsal çalışmalar ve gözlemler kabarma ve alçalmaların sıfır olduğu noktaların bulunduğunu ortaya Devamını oku …

İklim Ve İklim Elemanları

İKLİM
Oldukca geniş bir sahada devam eden atmosfer olaylarının ortalamasına, iklim denir. Günlük atmsofer olayları, kısa sureler içinde ve dar alanlarda meydana geldiği halde, iklimler oldukça geniş alanlarda ve cok uzun zaman içinde değişmeyen hava karakterlerini belirler. İklim, doğal çevreyi ve insan yaşamını etkileyen bir faktördür. Göllerin oluşumu, seviye değişimleri ve kimyasal özellikler önemli ölçüde iklime bağlıdır. Herhangi bir yerde yetişen doğal bitki örtüsünün türü, miktarı ve yayılış alamı iklime bağlıdır. Dolayısı ile iklim, tarım faaliyetlerini de etkileyen en önemli faktördür. İklim, insanların yasayışını, kültürünü, giyimlerini, fizyolojik özelliklerini, karakterlerini, yer yüzüne dağılışını ve ekonomik faaliyetlerini etkilemektedir. İklim şartları insanları etkilediği gibi hayvan turlerini, yaşama alanlarını, sayılarının artması ve türlerinin tükenmesi de etkiler. Kısacası iklim olayları, dogal cevreyi ve insanları doğrudan ya da dolaylı etkilemekte hatta kontol etmektedir.
Devamını oku …

Doğu Anadolu Bölgesi Tanıtımı

Türkiye’nin yedi coğrafî bölgesinden biri olan Doğu Anadolu Bölgesi; doğuda Ağrı Dağı’ndan, batıda Uzun- yayla’ya, kuzeyde Doğu Karadeniz Sıradağları’nın iç sı- nırlarından, güneyde Güneydoğu Torosları’na kadar u-zanır.Bir üçgeni andıran bölge yaklaşık 163.000km2’lik yüzölçümüyle Türkiye’nin en büyük coğrafî bölgesidir. Türkiye’nin %21’ini kaplar.
Kars,Ağrı,Van,Hakkari,Muş,Bingöl,Elazığ ve Tunceli illerinin tümü bölge sınırı içindedir.Bitlis ve Malatya il- lerinin bazı küçük bölümleri Güneydoğu Anadolu Bölge- si’ne, Erzurum ve Erzincan illerinin bazı bölümleri de Karadeniz Bölgesi’ne taşar.Merkezleri komşu illerde yer alan Siirt,Diyarbakır,Adıyaman,Kahramanmaraş,Kay- seri ve Sivas illerinin de bazı bölümleri Doğu Anadolu Bölgesi’nin sınırları içinde kalır.
a) YÜZEY ŞEKİLLERİ: Yerşekillerini; sıradağlar,geniş plâtolar ve ovalarla çukur alanlar oluşturur.Ovaların çoğu genç faylarla Devamını oku …

Deprem Nedir? Nasıl Oluşur

Depremlerin önemli bir bölümü yeryüzünden yaklaşık 12km derinliklere kadar uzanan elastik kısımda üst kabuk içinde meydana gelmektedir. Bu derinlikten daha derinliklerde sıcaklık 400 derecenin üzerinde olduğu için yerdeğiştirme hareketi depremsiz, krip denilen yavaş plastik şekil değiştirme enerjisi şeklinde yutulur. Buna karşılık elastik üst kısımda ise her yıl birkaç cm’lik yerdeğiştirme yüzyıllarca birikerek birkaç metre birden büyük bir depremle meydana gelmektedir. Depremler sırasında ilk kırılma başlangıcının bu elastik alan sınırında meydana geldiği anlaşılmaktadır. Deprem yer içinde fay olarak adlandırılan kırıklar üzerinde biriken biçim değiştirme enerjisinin aniden boşalması sonucunda meydana gelen yerdeğiştirme hareketinin neden olduğu karmaşık elastik dalga hareketleridir. Bu yerdeğiştirme miktarı depremin büyüklüğü ile doğru orantılı olup özellikle sığ depremlerde belli bir büyüklükten sonra faylanma ile ilgili kırıklar yeryüzünde görülmektedir.
Hangi şiddet, ne etki doğurur?
Depremin ölçüsünü belirlemek amacıyla depremlerin etkilerinin sınıflandırılmasıyla ortaya çıkmış bir ölçek türü olarak “şiddet” kullanılıyor. Belli başlı 12 şiddet grubu ve etkileri ise şöyle gruplanabilir: Depremler, Devamını oku …

Dünyanın Oluşumu ve Depremler

Üzerinde yaşadığımız dünyanın 5 milyar yıllık tüm oluşum süreci içerisinde depremler meydana gelmiştir. Dünyanın oluşumunun büyük bir bölümünü tamamladığı süreç olan Arkeozoik Dönem de 4 milyar yıl boyunca yeryüzünün şeklini tamamen değiştirecek güçte depremler olmuştur. Ayrıca bu süre içerisinde kıta çekirdekleri meydana gelmiş ve yerküre üzerindeki ilk kıvrımlar yani dağlar oluşmuştur. Paleozoik Dönem’de yeryüzündeki ilk büyük kıvrımlar; Hersinyen ve Kaledoniyen kıvrımları ortaya çıkmıştır. Yine bu dönemde de Arkeozoik dönemdeki kadar olmasa da şiddetli tektonik hareketler, kıvrılmalar ve volkanik olaylar meydana gelmiştir. Süper Kıta adını verdiğimiz “Pangea” kıtası bu oluşumlar sonucunda büyümeye daha sonra da kıtalara ayrılmaya başlamıştır. Mezozoik zamanda ise Pangea kıtası parçalanmaya başlamış ve yavaş yavaş bugünkü kıtalar ortaya çıkmıştır. Yine bu dönemde Alp-Himalaya kıvrımlarının oluşması için gerekli olan tortullaşma meydana gelmiştir. Neozoik zamanda ise çok şiddetli tektonik ve volkanik hareketlenmeler olmuştur. Mezozoik dönemde birikmiş olan tortullar ile Alp-Himalaya kıvrımları oluşmuştur. Bu dönemde Pangea kıtası tamamen yok olarak yerini bugünkü kıtalara bırakmış; Devamını oku …

Read the passages and find the best mark the answers

The official language of the Czech Republic is Czech, a highly complex western Slavic tongue. Any attempt from foreigners to speak Czech will be heartily appreciated, so do not be discouraged if people fail to understand you, as most will be accustomed to hearing foreigners stumble through their language. If you don’t know any Czech, brush up on your German, since, among the older generation at least, it is still the most widely spoken second language. Russian, once the compulsory second language has been practically wiped off the school curriculum, and the number of English speakers has been steadily increasing, especially among the younger generation.

1-It is clear from the passage that…………. .
***A)more Czechs speak German than any other foreign language
B)as their own language is so difficult, Czechs prefer German
C)everyone in the Czech Republic speaks several languages
D)Czechs usually laugh at foreigners who try to speak Czech
E)Czechs learn English during childhood and German later
Devamını oku …