Karaosmanoğlu

Selma Hanım, İstanbul’dan Ankara’ya yeni gelen ve tanımadığı bu şehirle ilgili çok beklentisi ve hayali  olan  genç kadındır. Ancak milli mücadele döneminin merkezi olan şehir O’na umduklarını , beklediklerini yaşatamaz. Adeta çölün ortasındaki kasaba olan Ankara, İstanbul’un sahip olduğu görkemden çok uzaktadır. Zaman geçtikçe Selma Hanım ‘ın beklentilerinin ve umduklarının yerini hayal kırıklıkları alır. Selma Hanım’ın, bankacı eşi o zamanlar ’da yaşanan milli mücadele heyecanından yoksun korkak ve sürdürülen Kurtuluş Savaşı’na çok ilgisiz kalmış bir kimseydi. Ankara’yı ölü bir şehire benzeten Selma Hanım ‘ın hayatı Binbaşı Hakkı ‘le tanışınca değişir. Hakkı idealist , vatansever , özgürlük bağımlısı, genç bir subaydır. Selma Hanım, Binbaşı Hakkı ’i tanıdıkça O’nun içindeki milli mücadele ruhundan , kuvay-i milliye çalışmalarından çok etkilenir ve bir anda kendini savaşın içinde bulur. Eskişehir hastanelerinde hemşire olarak milli mücadeleye katılan Selma Hanım biraz olsun içindeki sıkıntılardan kurtulmaya başlamıştır. Askerlere yardım etmek , yaralarını sarmak , pansuman yapmak, telkin etmek onlarla birlikte acılarını paylaşmak ,O’nun Ankara’daki hayatının bir parçası olmuştur artık. Fakat Selma Hanım’ın eşi Nazif ise O’nun tam aksine milli mücadelede çok pasif kalmış hatta savaşın giderek kızışması üzerine Ankara’yı etmeyi düşünmeye başlamıştır. Kocasının pasif davranışları ,milli mücadeleye katılmaması, Nazif ’in tam aksine Binbaşı Hakkı ’in her geçen gün  gözünde yükselen kişiliği , Selma Hanım’ın evliliğinin sonunu getirmiştir en nihayetinde. Hanım ,Binbaşı Hakkı ’e çok yakınlaşmaya başlamıştır.

Selma Hanım’ın Nazif Bey’le olan evliliğinin bitmesi O’nun hayatında yeni bir dönemi başlatmıştır. Uzun savaş yıllarından sonra mutlak zafer kazanılmış , vatan kurtarılmış Türk insanı hakkı olan özgürlüğüne kavuşmuş ve Cumhuriyet ilan edilmiştir. Selma Hanım da savaştan sonra artık bir Binbaşı emeklisi olan Hakkı Bey’le evlenmiştir. Ancak milli mücadele döneminin idealist , vatansever binbaşısı  artık Selma Hanım’ın gıpta ettiği, özendiği adam değildir. Bir zamanlar Avrupa aleyhtarı olan , milli benlikten, milli değerlerden ödün vermeyen  Hakkı Bey ; şimdilerde Avrupai yaşam tarzını benimseyen , günlük hayatında Avrupalı gibi olmak için türlü tuhaflıklar yapan biri haline gelmiştir. Ancak Cumhuriyet döneminde değişen , Avrupa ‘daki yaşam tarzına özenen tek insan  Hakkı Bey değildir elbette . Selma Hanım, etrafındaki diğer insanların da  aynı tuhaflıkları yaptığını farketmiştir. Selam Hanım, Avrupalılaşmak uğruna gülünç durumlara düşen bu insanları birer kuklaya benzetmektedir. Bir zamanlar Avrupa’yı baş düşmaları olarak gören bu insanların nasılda bu kadar çabuk değiştiklerini izlemekte ve içinde bulunduğu toplumun bunalımlarını da kendi içinde yaşamaktadır. İnsanlar çok değişmiştir ; büyük önder Mustafa Kemal ‘in Cumhuriyet’in ilanından sonra takip edilmesi gerekilen çağdaşlaşma ve uygarlaşma fikirleri toplumun bazı kesimleri tarafından Avrupalı gibi olma, onlar gibi yaşama olarak yanlış anlaşılmış ve dolayısıyla bir yozlaşma başlamıştır. Selma Hanım tüm bunları düşündükçe daha çok bunalmakta ve sıkılmaktadır. Selam Hanım’ın  bu bunalımları yaşadığı dönemde, kendisi gibi toplumdaki bu değişikliği farketmiş ve  acıyla takip eden muhassır bir genç olan Neşet Sabit’le tanışması ,hayatını biraz daha değiştirir. Neşet Sabit ,milli mücadelenin sonunda ilan edilen Cumhuriyet’le hedeflenelerin bu tarzda bir Avrupalılaşmak olmadığını düşünmektedir. Neşet Sabit etrafında Avrupalı gibi yaşama özentisinde olan bu insanların yaptıkları aykırılıkları , komiklikleri ve yozlaşmayı Selma Hanım’la paylaştıkça , Selma Hanım biraz daha Neşet Bey’e yakınlaşmaya başlar. Hakkı Bey’le kopan bağların bir daha birleşmeyeceğini anlayan Selma Hanım Hakkı Bey’i ve O’nun halktan ve Cumhuriyet’ten kopuk yaşam tarzını terkederek , Neşet Sabit’le yeni bir hayata başlar. Selma Hanım’ın Neşet Bey’le olan bu evliliği daha öncekilerinin aksine doğru olan herşeyi içinde barındıran bir dünyadır.Her ikiside birbirlerinin düşüncelerini çok iyi anlar; balolarda, çay partilerinde eğlenerek Avrupalı olunamayacağını her ikisi de çok iyi bilmekte ve bu ülke için faydalı birşeyler yapma arzusu içindedirler.

Bu sırada ülke , Cumhuriyetin ilk yıllarındaki  bocalamaları atlatmış , inanılmayak bir şekilde ilerlemiş ve gelişmiştir ve kısa zamanda bir çok Avrupa ülkesinden daha iyi bir seviyeye gelmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan  Avrupalı gibi  olma özentisi yavaş yavaş sona ermiştir. Ülkedeki bu olumlu gelişmeler ve çağdaşlaşma bir zamanlar kasaba görünümünde olan Ankara’yı da çok etkilemiştir . Ankara, artık bir kültür ve medeniyet merkezi haline gelmiş ve yavaş yavaş değişmeye , o eski kasaba görüntüsünden uzaklaşmaya başlamıştır. Türkiye’de yeni  nesiller Atatürk’ün önderliğinde hızla uygarlaşmakta ve  çağdaş  medeniyet seviyesine doğru ilerlemektedir. Selma Hanım bir kız müessesinde idareci olarak , Neşet Sabit de İçtimai Mükellefiyet Teşkilatı’nda memur olarak çalışmaktadır. Her ikiside bu ülke için çalışmaktan ve birşeyler üretmekten son derece mutludurlar. Geçen yıllar , Selma Hanım ve Neşet Bey’in gençliklerini alıp götürmüştür ancak her ikisi de ülkenin ve Ankara’nın yaşadığı bu olumlu değişiklikleri gördükçe sevinmekte ve bu gelişme ve ilerlemelerde kendilerininde katkılarının olduğuna inandıkları için  mutlu bir hayat sürmektedirler. Hala o milli mücadele döneminin ilk yıllarında hissettikleri milliyetçilik ve milli mücadele ruhunu kalplerinde yaşamaktadırlar.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

             (Kahire 1889-Ankara 1974)

            Yakup Kadri’nin sanat anlayışında iki dönem vardır: I. dönemde ‘sanat sanat içindir’ ilkesini benimsemiş ; ayrıca bireyi herşeyin üstünde görmüş , en gerçekçi hikayelerinde bile gelenek , görenek  gib toplumsal baskılara karşı bireyin özgürlüğünü savunmuştur. II. dönemde  ise ( 1916’dan sonra ) toplumsal olayların etkisiyle, topluma yönelmiş ‘sanat toplumun malıdır.’ görüşüne ulaşmıştır. Bu dönemde yazdığı hikayelerinde, çoğunlukla, Balkan Savaşı , I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili gözlemlerinden yararlanmıştır.

Eserlerindeki konuları güncel olaylardan seçmiştir: Tanzimat’tan I.Dünya Savaşı’na kadar yetişen 3 kuşak arasındaki anlayış ayrılğını ‘Kiralık Konak’ta, Meşrutiyet dönemindeki parti kavgalarını ‘Hüküm Gecesi’inde, Mütareke döneminde işgal altındaki  İstanbul’un ahlak bozukluğunu ‘Sodom ve Gomore’de, Kurtuluş Savaşı’ndaki bir Anadolu köyünü ‘Yaban’da, yeni başkentin geçmişteki ve gelecekteki görünüşlerini ‘Ankara’da anlatmıştır.

Romanlarında toplumun bozulan , çöken yanlarını ele almıştır.Denebilirki eserlerinin  çoğu hep bir çöküşün ifadesidir. ‘Bir Sürgün’deAbdülhamit döneminin , ‘Kiralık Konak’ta Meşrutiyet döneminin , ‘Nur Baba’da Bektaşi tekkesinin , ‘Sodom ve Gomore’de Mütareke döneminin , ‘Yaban’da bir Anadolu köyünün bozulmasını ve çöküntüsünü , ‘Ankara’da Avrupalılaşmak uğruna toplumun yozlaşmasını anlatır.

İlk kitaplarından başlayarak ,hikayelerinden çoğunun konularını İstanbul dışındaki bölgelerden genellikle Anadolu’dan seçmiştir.

ANKARA  romanında , 3 dönem içinde Ankara’da yaşananları ve şehrin genel görüntüsü anlatıyor. İlk dönemde Sakarya Savaşı’ndan önceki Ankara’daki genel görüntü ve şehre yeni gelen Selma Hanım’ın şehirle ilgili yaşadığı hayal kırıklıkları anlatılıyor .Daha sonraki dönemde Kurtuluş Savaşı yıllarında şehirdeki olaylar ve değişmeler anlatılmış. Ankara’daki Kurtuluş Savaş’ı yıllarından, Cumhuriyetin ilanına kadar olan değişmeler ve toplumun bu dönemde yaşadıkları romanın asıl konusunu oluşturuyor. Savaş yıllarının  terk edilmiş bir kasaba görüntüsündeki Ankara’sının , Cumhuriyet’in ilanından sonra nasıl hızla değiştiğini, ülkedeki inkilap hareketleriyle ilişkili olarak toplumun yaşadığı çağdaşlaşmayı ve yozlaşmayı  romanı okurken farkediyoruz.Ankara romanı, insanların Cumhuriyet’in ilk yıllarında karşılarına çıkan inkilapları ,asıl amaçlarından farklı olarak yanlış  yorumlamaları sonucunda toplumda yaşanan yozlaşmayı anlatan didaktik bir eser olarak yazılmıştır.

Ufuk Ünal____İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi__ufunal@hotmail.com