Bazı raporlar, gonadal hormonların ankilozan spondilitin () etyolojisiyle bağlantılı olabileceğini göstermektedir, fakat ’nin etyolojisindeki genetik ve immünolojik unsurlara ilişkin bulgular, hâlihazırda daha geçerlidir. Fakat, endokrin faktörlerin bu hastalığın genetik ve immün mekanizmalarıyla etkileşme ihtimâli hâlen mevcuttur. HLA – B27 yönünden pozitif olan şahıslarda, ve diğer spondiloartropatilere karşı olan yatkınlığın artması, iyi bir şekilde belgelenmiştir. Tanımlanmamış gen lokuslarının AS’nin patogenezinde rolü olması ihtimâli vardır. AS ile hücre yüzeyindeki sınıf – 1 MHC molekülü olan HLA – B27 arasındaki bağlantının altını çizen bazı hipotezler mevcuttur, fakat bu mekanizmalar bu gözden geçirme çalışmasının konusunun dışındadır. Klebsiyella enterokolitika, klamidya trakomatis ve bunlardan biraz daha hipotetik olan Yersiniya, Kampilobakter, Klostiridyum, Salmonella ve Şigella gibi mikroorganizmalar da, AS’nin patogenezinde rol oynayabilir.
Enflamatuvar Hastalıklardaki Çarpık Cinsiyet Oranı :
Bazı hastalıkların çarpık bir cinsiyet oranı vardır. Eğer bu çarpık dağılım başkaca bir unsurla açıklanamazsa, cinsiyet steroidleri bir açıklama olarak düşünülebilir. SLE, immün trombopeni, Sjögren hastalığı, romatoid artrit, skleroderma, multiple skleroz, birincil primer siroz, tiroidit ve Graves hastalığı gibi otoimmün veyâ romatik hastalıkların çoğu, kadınlarda ağırlıklı olarak daha fazla görülür. Dağılımdaki bu çarpıklığın, en azından kısmen immün cevabın östrojenlerce artırılmasının veyâ immün baskılanmanın ve androjenlerin bir neticesi olabileceği düşünülmektedir. Cinsiyet hormonlarının kronik enflamatuvar hastalıkları uyarabileceği hipotezine karşı bir başka görüş, kadınlarda östrojen kullanımının bu tür hastalıkların görülme sıklığında artışa yol açmadığı gözlemine dayanmaktadır. Enflamatuvar hastalıklarda cinsiyet hormonlarınca meydana gelen bu immün modülasyon tek başına açıklanamaz, çünkü ülseratif kolit, Crohn hastalığı ve sarkoidoz gibi çarpık bir cinsiyet dağılımı sergilemeyen diğer enflamatuvar rahatsızlıklar da mevcuttur. Aksine AS, poliarteritis nodoza ve Wegener granülomatozu gibi bazı enflamatuvar hastalıklar da, erkek baskınlığı göstermektedir. AS’nin tanısı için daha az özgün ölçütlere sahip erken çalışmalar, yakın geçmişli çoğu çalışmada daha düşük çıkan ve en fazla 3:1 civârında olduğu tahmin edilen oranlara rağmen, yüksek erkek / kadın oranı göstermişlerdir. Sporadik vakalardaki erkek baskınlığı, ailesel vakalardan biraz daha fazladır. AS’li hastaların birinci dereceden erkek ve kadın akrabalarındaki görülme sıklığı kabaca aynı olmasına rağmen, sporadik vakalardaki erkek baskınlığı ailesel vakalardan biraz daha fazladır. AS’nin cinsiyet dağılımına bağlı tanımlı figürlerin temin edilmesi, hâlihazırda zor bir iştir. Öncelikle, AS’ye ilişkin isabetli prevalans verisi konusunda eksiklikler vardır. Bu eksiklikler, kısmen hastalığın farklı ölçüt setlerinin bir neticesidir. 16 yaş altındaki hastalarda, AS’nin tanısında mihenk taşlarından biri olan eklemlerdeki anormal radyolojik bulguların değerlendirilmesi güçtür. 16 yaş öncesinde hastalığa yakalanan AS’li hastalardaki cinsiyet oranının 2.6 : 1 olduğu rapor edilmektedir. Ereklerdeki bu risk artışı, pubertedeki testosteron patlamasına bağlanmıştır. Hastalık, kendisini hemen dâimâ 45 yaş öncesinde belli eder. AS, 45 yaş sonrasında nâdiren görülür ve daha ileriki yaşlarda görülen daha denk cinsiyet dağılımı, hormon profillerinde yaşlanmayla birlikte cinsiyet farklılıklarının azalmasıyla izah edilmektedir. Kadınlar menapoz sonrasında çok az östrojen salgılar, fakat testosteron buna göre % 10 – 25’lik daha hafif bir düşüş gösterir. Diğer bazı unsurların da, cinsiyet oranlarının isabetli bir şekilde tahmin edilmesini etkileyebileceği de akılda tutulmalıdır. Kalıtsal yönden yerel farklılıklar vardır ve çevresel tetikleyiciler de, dünyanın farklı bölgelerinde çeşitlilik gösterir. AS’nin bir erkek hastalığı olduğu görüşü, hastalığın kadınlardaki tanısını geciktirebilir. Bir kadın hastaya 2 – 5 erkek hastanın düştüğü prevalans oranı, hastalığın klinik tablosunu yansıtır gibi görünmektedir. Literatürde, cinsiyet farklılklarının hastalığın özellikleri ve seyri üzerindeki etkisine ilişkin bir fikir birliği mevcut değildir. Yapılan bazı çalışmalar, hastalığın karakteristiğinde herhangi bir cinsiyet farklılığından bahsetmezken, diğer çalışmalar erkeklerde daha hızlı bir ilerleme seyri gösteren daha ciddi bir hastalık etkinliği olduğundan bahsederler. Kadınlarda, spinal harekette ve eklemlerin radyolojik bulgularında daha az ciddi bir tablonun olması, bu gözlemlerle aynı çizgidedir. Kadınlarda, erkeklere nazaran çevresel eklem tutulumu ve üveit gibi spina dışındaki bulguların daha sık görüldüğü rapor edilmektedir.