“Fenerbahçe Kulübünün her mazhar-i takdir olmus bulunan asari mesaisini isitmis ve bu Kulübü ziyaret ve erbab-i himmeti tebrik etmeyi vazife edinmistim. Bu vazifenin ifasi ancak bugün müyesser olabilmistir. Takdirat ve tebrikatimi buraya kayd ile mübahiyim. ”
5.5.1334
ORDU KUMANDANI
Mustafa Kemal

1894 yilindan itibaren, ’den ’un Kadiköy yakasina yerlesen Lafontaine, Whittall gibi Ingiliz ailelerinin fertleri arasinda oynanmaya baslanan futbol, çevrenin Türk genclerince büyük bir merak, heyecan ve gipta ile seyrediliyordu. Ne var ki, onlarin böyle bir sporu yapmak söyle dursun, dahi anmalarina olanak yoktu. çünkü Padisah II. Abdülhamid’in amansiz baski rejimine göre degil onbir gencin, ikisinin bir araya gelmesi saltanat icin son derece sakincaliydi. Ancak 1907 yilina gelindiginde Türk genclerinden Ziya (Songülen), Ayetullah ve Necip (Okaner) gizli de olsa bir futbol klübü kurmaya karar verdiler. Semtlerinin olan Fenerbahçe’yi isim, Fenerbahçe Burnu’ndaki feneri de amblem olarak sectiler. Kiskançlik ve asaletin timsali -Lacivert ise takimin renkleri olarak belirlendi.
Atatürk’ün, stadina büstünün konmasina izin verdigi tek kulübdür.

1908 Mesrutiyeti’nin ilanina kadar calismalarini gizlice yürütmek zorunda kalan Fenerbahçe, bu tarihten sonra yürürlüge giren Kanunu’yla tescil edildi ve basaridan basariya kosacak olan bir büyük camia, Türk sporundaki yerini almss oldu.
Büyük kurtarici 3 Mayis 1918 günü Kulübümüzü ziyaret etti ve hatira defterine Kulübü ve üyelerini öven satirlar yazdi. Atatürk, 10 Agustos 1928 günü, 3-3 berabere biten kupasi maçindan sonra üçü Galatasarayli ve ikisi Fenerbahçali olan bes kisinin önünde aynen sunlari söyledi:
” – Burada üçe üçüz…
çünkü ben de Fenerbahçeliyim!

” Bu arada, 5 Haziran 1932’de Kulübümüzün Kusdili’ndeki binasi yaninca, bagis yine büyük kurtaricimiz Atatürk’ten geldi. Bu önemli olay, kulubümüzün tarihinde gerçekten apayri bir yere sahiptir ve bizi sonsuza kadar mutlu kilacaktir…