yarışmaları üç ana kategoriye ayrılır. Koşular, ve . Bayanlar arası yarışmalar da aşağı yukarı erkeklerin yarışmalarının aynıdır. Bayanlar için Heptatlon, erkekler için de koşu, ve atlamaları birlikte içeren yarışmalardır. Kır koşuları ve yol koşuları, atletizmin sezon dışı dalları olarak edilir.

Koşular

Atletizmin bir dalı olan koşular, önceden belirlenmiş çeşitli mesafelerde koşularak rakiplere ve zamana karşı yapılan mücadeleyi ifade eder. Tüm zamanların en eski ve en çok ilgi gören spor dallarından biridir. Pist yarışları ve yol yarışları olarak iki ana dala ayrılır. Pist yarışmalarında belirli bir mesafede en hızlı koşmak esastır. Tüm koşular “kronometre” denilen zaman ölçüsü ile ölçülür.

Yarışmalar özel atletizm stadyumlarında yapılır. Stadyumun çevresinde kulvarlara ayrılmış biçiminde koşu pisti vardır. Ortadaki çim alan ise atma ve atlama yarışmalarına ayrılmıştır. Bütün yarışmaların oyun alanları stadyum üzerinde aynı anda bulunur ve aynı anda birkaç yarışma birden yapılır. Bununla birlikte yarışmalar açık havada da salonlarda düzenlenebilir. Salon müsabakalarında atma yarışmaları yapılmaz da değişik uygulama ve yöntemlerle yapılır. Fakat resmi dünya rekorlarının mutlaka açık havada kırılması, 100 m düz ve 110 m engelli yarışlarında ise arkadan esen rüzgarın hızının saniyede 2 m’yi geçmemesi gerekir.

Pist yarışları 6 bölümden oluşur:

a) Sürat Koşuları
b) Orta Mesafe Koşuları
c) Uzun Mesafe Koşuları
d) Bayrak Koşuları
e) Engelli Koşular
f) Hendek

Yol yarışları 4 bölümden oluşur:

a)
b) Yürüyüş
c) Kır Koşusu
d) (Yol) Koşusu

iki ana dal dışında bir de birleşik yarışlar vardır. iki bölümden oluşur:

a) Dekatlon
b) Heptatlon

Pist Yarışları:

Pist yarışları, genellikle 400 m’lik elips biçimli pistlerde yapılır. Yarışmalar 6 bölümden oluşur

a) Sürat Koşuları:
Pist ve alan sporlarında; kısa mesafe atletlerinin bütün güçleriyle koşmasına dayanan, en süratli olanı belirleyen yarışlardır. Bir diğer ismi de kısa mesafe koşularıdır.

Bu tür yarışmalarda koşucunun sürati ve dayanıklılığı yanında, temposunu değerlendirmesi de büyük önem taşır.

Virajlı yarışların başlangıç çizgileri, tüm atletlerin aynı uzunluğu koşmalarını sağlamak için kademeli ve eğri olarak çizilmiştir. İç kulvarlardaki yarışmacılar yarışa daha gerilerden başlarlar.

Sürat koşularının tümünde, oyun alanı olarak 400 m uzunluğundaki standart pist kullanılır. Bu pistlerin hepsinde “tartan” denilen sentetik bir bileşik olan yapay zemin vardır. Pistin bitiş çizgisi tüm yarışlar için aynıdır. Pist üzerinde 8 kulvar işaretlenerek, yarışmacıların birbirinden ayrılmaları sağlanmıştır. Sürat koşularının tümünde her koşucu, parkurunu kendi kulvarında koşarak tamamlar.

Sürat koşucuları yarıştan önce ısınmalı, adalelerini gevşetici hareketler yapmalıdırlar.
Sürat koşularında atletler çıkış takozları kullanırlar. Bu çıkış takozları, başlangıç çizgisinin hemen arkasına vidalanan, yarışmacının ayaklarını basarak ilk hızını almasını sağlayan genellikle metal bir alettir. Ayakların konduğu düz kısımlar, atletlerin tercihine göre ayarlanabilir. Bu çıkış takozları ile çömelmiş durumda çıkış yapmaya 1894’den sonra başlanmış olup, ilk kez 1930’da resmi yarışmalarda kullanılmıştır. Çıkış takozlarına, önemli yarışlarda yanlış çıkışları otomatik olarak saptayan elektronik bir mekanizma eklenir. Çıkış sırasında yarışmacının soğukkanlı ve hırslı olması çok önemlidir.

Sürat koşularında atletler, ıslanma ile şeffaflaşmayan atlet ve şortlar giyerler. Numaralar kolayca görülebilecek büyüklükte sırta ve göğüse tutturulur. Çorapların pamuklu, beyaz ve dikişsiz olması gerekir. Yarışmalarda çivili özel spor ayakkabıları kullanılır. Bu ayakkabılar yarışma çeşidi ve atletlerin tercihine göre farklılık gösterebilir. Ama çiviler 2.5 cm uzunluğunu geçemez. Sentetik pistlerle birlikte metal çivilerin yerini lastik çiviler almıştır. Bu çiviler koşu sırasında yere batarak ayağın geri kaymasını önler.

100 m’den 800 m’ye kadar olan yarışlarda koşucular yarışa, çömelmiş durumda bir ayak geride, öteki ayak çıkış çizgisinin hemen arkasında, el parmakları da yere değecek biçimde yerleşerek başlarlar.

Çıkış hakemi 800 m’ye kadar olan koşularda (800 m dahil) “yerlerinize” ve “dikkat” komutlarını, daha uzun koşular için “yerlerinize” komutunu verir. Bütün atletlerin “dikkat” durumunda iki ayağı da piste değmeli ve hareketsiz beklemeleri gerekir.

Yarışmalar bir tabanca veya benzeri bir aletin havaya ateşlenmesi ile başlar. Yarışmacılardan birisinin hatalı çıkış yapması durumunda çıkış tekrarlanır. İki kez hatalı çıkış yapan atlet diskalifiye edilir. Pist yarışmalarında diskalifiye olan atlet, pisti hemen terk etmelidir. Hatalı çıkıştan sonra yarışmacılar, tabancanın yeniden ateşlenmesi ile geri çağrılır.

Sürat koşuları, yukarıda da belirtildiği üzere çökmüş vaziyette çıkış hareketiyle başlar. Fuleye geçmek için atılan toplanış adımlarıyla sürer. Bunu mesafenin 15-20 m’si ile son 5 m’si arasındaki fule adımları izler. Yarış ipinin göğüslenmesi ile koşu tamamlanır.

Bitişte ipi göğüslemek veya finiş çizgisini geçmek, ya atletin ellerini başının üstüne kaldırması ya da elleri ile fırlatarak seride omuz ile dokunmak şeklinde olur.

Yarışmalarda dereceler elektronik kronometre ile saptanır. Bu kronometreler, yarışmayı başlatan tabancaya bağlanmıştır ve ateşleme ile kendiliğinden otomatik olarak çalışmaya başlar. Ayrıca ipi göğüsleyen atlet, saniyenin yüzde birini saptayabilen “Foto Finiş” aletiyle tespit edilir.

Zaman, silahın ateşlenmesinden, atletin gövdesinin bitişe vardığı ana kadar geçen süre ölçülerek bulunur.

Beraberlik durumunda, ikinci tur her iki atletin katılmasına engel ise iki atlet yeniden yarışır. Bu durum dışında bütün beraberlikler olduğu gibi kalır.

Sürat koşuları mesafelerine göre üç ana yarıştan oluşur:
1- 100 m koşusu
2- 200 m koşusu
3- 400 m koşusu

1 – 100 m koşusu: Sürat koşularının en kısası olup, tüm kuvvetin bir hamlede harcanmasını gerektirir. 100 m koşuları ana tribün önündeki virajsız düz parkurda koşulur. Her atlet kura ile belirlenen kendi kulvarında yarışır. İnsan hayatında önem taşıyan salise farkları 100 m koşularında çok önemli rol oynar. 1912’lerde 100 m dünya rekoru 10.6 saniye iken 1968’de Jim Hines 9.9’a, 1991 yılında ABD’li atlet Carl Lewis 9.86’ya, 1994 yılında ise Leroy Burrell 9.85 saniyeye indirmeyi başardılar. 100 m yarışlarında en yüksek hız erkeklerde 45 km/saat, bayanlarda 40 km/saat olup bu hızlara ancak 40 m’den sonra ulaşılabilir.

Atlet, ellerini çıkış çizgisinin arkasına koyarak kolları düz, kafası belkemiği ile paralel durumda, arka ayak çıkış takozunda iken, tabancanın ateşlenmesiyle ileri fırlar. Birinci adım 75 cm’i geçmez. İlk 10 m kısa ve seri adımlardan oluşur. 100 m koşucusu azami fırlayış, sürat ve adım uzunluğunu sağlayabilmek için ayak uçlarıyla koşmalı ve ayaklarını yukarıya fazla kaldırmamalıdır. 100 m’de, birincisi çıkarken, ikincisi toplanışla fule arasında, üçüncüsü de son 15-20 m’de olmak üzere üç kez nefes alıp verilir. Atletlerin bitiş çizgisini geçmeleriyle yarış tamamlanır. Tüm sürat yarışlarındaki yarış kuralları, 100 m. koşularında da uygulanır.

2 – 200 m. koşusu: 200 m koşusu, 100 m’nin devamıdır. Ancak 200 m atletleri ile 100 m atletleri arasındaki en önemli fark, nefes kapasiteleridir. 200 m’ci başlangıçta 20 m’de bir nefes alır, sonlara doğru nefes alışı daha sıklaşır. Ayrıca 200 m’ciler, 100 m’cilerden daha yumuşak bir koşu tarzına gereksinim duyarlar. Bir de daha dayanıklı ve inatçı olmaları gereklidir. 200 m koşuları virajlı parkurda yapılır, yarış kuralları diğer sürat koşularında olduğu gibidir. Her 200 m’ci 100 m. koşabilir, ama 200 m. koşamayan 100 m. atleti çoktur.

3 – 400 m. koşusu: Bu koşuya sürat koşusu veya sprint (fırlayış) denilebilir. Bu koşular ilk kez 440 yarda olarak 20 yy. başlarında düzenlendi. 400 m, güçlü bir vücudun bile ancak teknikle koşabileceği bir mesafedir. Sürat koşucuları ve yarı mukavemet koşucuları, 400 m’yi başarıyla koşarlar. En iyi 400 m sonuçları, normal-ritmik bir şekilde nefes alındığı ve her 100 m’nin birbirine denk hızla koşulduğu zaman alınır. 400 m. koşuları virajlı pistlerde yapılır ve bu yarışlarda ilk çıkış çok önemlidir. Yarış kuralları ve kullanılan malzemeler diğer sürat koşularında olduğu gibidir.

b) Orta Mesafe Koşuları:
Orta mesafe koşuları, kısa mesafe koşuları ile uzun mesafe koşuları arasında sürat ve güç ögelerinin her ikisine de gereksinim duyulan yarışlardır. Günümüzde büyük bir gelişme gösteren ve baştan sona süratle koşulmaya başlayan orta mesafe koşularının bir diğer adı da “Uzun Sürat Koşuları”dır.

Sürat koşularından farklılığı, son anda hızlanmaya olanak verecek bir tempoyla koşulmasıdır. 20. yy başlarına kadar yarım mil ve bir mil koşuları düzenlenirdi. Ülkemizin başarılı orta mesafe atletleri olarak 800 m’de Ekrem Koçak, Muharrem Dalkılıç’ı, 1500 m’de ise Mehmet Tümkan’ı sayabiliriz. Dünyada en ünlü orta mesafe koşucuları ise Finli atletler Paavo Nurmi ve Lasse Viren, Çek Zatopek ve İngiliz Sebastian Coe’dur.

Orta mesafe koşuları, pist üzerinde saat yönünün tersine koşulur. Her tur sonunda vakit belirtilir. Son tura girerken ya kampana çalınır ya da havaya ateş edilir.

Orta mesafe koşuları mesafelerine göre ikiye ayrılır:

1- 800 m. koşusu
2- 1500 m. koşusu

1- 800 m. koşusu:
Büyük bir efor ve sürat harcanılan 800 m. koşuları, hafif atletizm sınıfı bir koşudur. İyi bir 800 m. koşucusu dayanıklı, süratli ve çok zeki olmalıdır. Çömelerek yapılan bir çıkıştan sonra, ilk 50-60 metreyi büyük bir süratle geçmek ve ilk virajı iyi almak çok önemlidir. Çok yorucu olan bu yarışta atletin adımları uzun, serbest ve yumuşak olmalı ve devamlı rakiplerini kontrol etmelidir. Koşucu ağzından ve burnundan nefes alabilir. Yarış taktiklerini ve süratinin derecesini bilmesinde büyük bir yarar vardır. Yarışmalarda eğer önde değilse, önde koşan koşucuya göre temposunu ayarlamalı, rüzgarı hesaba katmalı, son virajda atağa kalkmalıdır.

2- 1500 m koşusu:
Bu koşu kuvvetli, dayanıklı ve süratleneceği yeri iyi bilen atletlerin başarabileceği koşudur. 1500 m koşucularının kendi vücudu ahenkli ve uyumlu olmalı, ayakların tabanı ile basarak koşmalı, nefes alma ritmi düzgün olmalıdır. Bilinen temposunu değiştirmeden korumalı, son 100-300 m’de süratlenmelidir.

c) Uzun mesafe koşuları: Uzun mesafe koşuları, finişte atağa kalkmanın orta mesafede olduğu kadar önem taşımadığı, her şeyin tempoya bağlı olduğu son derece sağlam bir yapı isteyen koşulardır.

Uzun mesafe koşularında da stil ve nefes çok önemlidir. 2 m’de bir nefes alınıp verilir. Adımlar kısa ama daha serbest olup, ayaklar yere tabanla basar. Adımlar makineleşmiş bir tempoyla atıldığı için, bir diğer adı da “Araba Koşusu”dur.

Dünyada en ünlü uzun mesafe koşucusu, Finli Atlet Paavo Nurmi’dir. Nurmi, mesafeye göre “devamlı bir tempo” ile adım atmanın faydasına inanır ve koşu mesafesini turlara bölerek, her turu belirli bir zamanda geçmeyi hedeflerdi. Bu “tempo” sistemiyle 1923’te Stokholm’de 4 dk. 10 sn ile dünya rekoru kırdı. Uzun mesafe koşan diğer ünlü atletler olarak Avustralyalı Ron Clarke, Etiyopyalı aynı zamanda maratoncu Abebe Bikila ve Doğu Alman Waldener Ciepinski’yi sayabiliriz.

Uzun mesafe koşuları mesafelerine göre üçe ayrılır:

1 – 3000 m koşusu
2 – 5000 m koşusu
3 – 10000 m koşusu

1 – 3000 m Koşusu: Pistin 400 m uzunluğundaki bölümünün 7.5 tur olarak koşulduğu uzun mesafe koşusudur. Bu koşu 1982 yılına kadar bayanların en uzun mesafe koşusu iken, aynı yıl Avrupa Şampiyonası’nda bayanlar maraton da koşmaya başlamıştır.

2 – 5000 m Koşusu: Pist üzerinde yapılan bu koşu, pistte 12.5 tur olarak koşulur. İlk derecesi 1875 yılında Londra’da 17.07 ile yapılmıştır.

3 – 10000 m Koşusu: 400 m’lik oval pistte 25 tur olarak koşulur. Önde koşan atletin, arkadan gelen atlete 400 m fark yapmasına “tur bindirme” denir.
d)Bayrak Koşuları:
Takımların 30 cm boyundaki tahta veya metal bir sopayı (stafeti), elden ele geçirerek ve sırayla koşarak yaptıkları yarışlardır. Takımlar 4 atletten oluşur.

Eski Yunan’da ellerinde bir meşale ile yapılan bayrak koşuları, 1895 yılında ilk kez atletizm yarışmalarında yer almıştır. Günümüzde 4’er kişilik takımlar halinde çeşitli mesafelerde koşulmaktadır. Yalnız Balkan ülkeleri arasında yapılmış ve adı “Balkan Bayrak” olarak kalmıştır. Dörder atlet arasında 800 m, 400 m, 200 m ve 100 m koşulan bir türü daha vardır. Ayrıca bir zamanlar yurdumuzda bir hayli yaygın olan “İsveç Bayrak Koşusu” da bir diğer bayrak yarış türüdür. Bunların mesafeleri de 400, 300, 200 ve 100 m’dir.

Toplu koşucular tarafından koşulan bayrak yarışlarında esas olan, koşucunun kendi mesafesini bitirdikten sonra elinde bulunan sopayı yeniden koşacak olan arkadaşına vermesidir. Eğer sopa düşürülürse, düşüren atlet yerden alır. Sopa düz ağaç veya metal bir borudan yapılmış olup, 28/30 cm uzunluğunda, 50 gram ağırlığında ve tek parçadır.

Yarışlar, hareketsiz duran yarışmacıların tabanca patlatmasıyla aldıkları startla başlar.

Yurdumuza atletizmi ilk sokan, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eğitimi öğretmeni Curel’di. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü, burada koşu, atma, atlama yarışları yaptırarak başarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda “pilav günü” geleneğine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri başladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da Kurtuluş Kulübü’nde başladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve Çelebioğlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.
İlk Türk atleti Çanakkale Savaşları’nda şehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Şair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912’de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922’de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları başladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Kurtuluş ve Beyoğluspor’un yarışmalara getirdiği rekabet havası izledi.

Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye Birinciliği Yarışmaları, 5 Eylül 1924’de Eskişehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek başkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eğitim ve gelişmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eğitim çalışmalarıyla; Ömer Besim Koşalay, Rauf Hasağası, Adil Giray, Şekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar Aşan, Ünvan Tayfuroğlu, Vildan Aşir Savaşır gibi atletler yetişti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim Koşalay 13 yıl süren atletizm yaşamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1’lik derecesiyle ikinci gelen Semir Türkdoğan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih Türdoğan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6’lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer Baloğlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Şevki Koru’ydu.

1940 yılında atletlerimiz Balkan Şampiyonluğunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, şampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti. Savaş sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki başarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53’lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.

1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası Şampiyonluğu’nu da kazanarak, bir sezon içinde erişilmesi çok güç başarılara ulaştı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın başarıları izledi.

Olimpik alanda bir başka başarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18’lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koşan İsmail Akçay ve Hüseyin Aktaş’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli başarılarıydı.

1960’lı yıllarda başlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye başladı, 1970’li yıllarda başarılar maraton ve kır koşularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koşularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken başlıca isimler oldular. Bu dönemin en önemli başarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20’lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.

Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980’li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve

1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiği ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.
1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı.
1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Şampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliği kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Şampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray Akbaş’ın şampiyonluğundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım şampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliği kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.

1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Şampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen Karadağ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Şampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Şampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu. Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap Aktaş, altın madalya kazandı.

1995 yılı pistte, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliğini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.

1996 yılı şubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Şampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81’lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan şampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.

FEDERASYON BAŞKANI: Mehmet Yurdadön
1957 yılında Kars’ın Susuz ilçesinde doğmuştur. Atletizme 18 yaşında başladı. Uzun mesafe koşularında en başarılı atletlerinden biri olarak ün yaptı. 1976 ve 1978 İstanbul’da, 1982 Atina’da Balkan Kros Şampiyonlukları’nı kazandı. Spor Akademisi mezunu olup, Almanca bilen Yurdadön, bugüne kadar Gençlik ve Spor Ankara İl Müdürlüğü’nde memur, Türkiye Şişe Cam Fabrikası’nda sporcu, idareci, antrenör, GSGM APK uzmanlığı, GSGM Spor Kontrolörü ve GSGM Spor Kontrolörlüğü başkanı görevlerinin ardından Atletizm Federasyonu Başkanlığı’na seçildi.

Federasyonun Kuruluş Tarihi: 1922
Federasyona bağlı kulüp sayısı: 86
Federasyona bağlı antrenör sayısı: Erkek 180, bayan 40
Federasyona bağlı lisanslı sporcu sayısı: Erkek 6300, bayan 1680, toplam 7980
Federasyona bağlı hakem sayısı: 157 uluslar arası hakem, 777 ulusal hakem, 1385 il hakemi ve 657 aday.

 

 

Ankara, (Sporum) – Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Yurdadön, 2001’in atletizm yılı olacağına işaret etti. Yurdadön, www.sporum.gov.tr’yle yaptığı söyleşide, “Konuya hakim olan bir bakan ve genel müdür ile çalışmak hem benim hem de bu branş için büyük bir şans. 2001 yılı için atletizm ile ilgili olarak üç büyük proje hazırladık. Temel hedefimiz 2004 Atina Olimpiyatları” dedi. Yurdadön’e sorduğumuzsorular ve yanıtları şöyle:
– 2001 yılı neden atletizm yılı ilan edildi?

“Göreve gelmemizle birlikte Türkiye’de duraklama dönemine giren atletizmi geliştirebilmenin yollarını düşündük ve bunun için üç büyük proje hazırladık. Bu projeler sonunda Avrupa, Dünya Şampiyonaları ile Olimpiyat Oyunları’na elit sporcular yetiştirmeyi hedefledik. Projelerimiz ile ilgili çalışmalara 2001 yılından itibaren başladığımız için de atletizm yılı olarak kabul ettik.”
– Projeler kapsamında ne tür çalışmalar yapılacak?

“Bu projeler çerçevesinde ilk olarak illerdeki çocuklardan ardından, çocuk esirgeme kurumunda bulunan daha sonra da ıslah evlerindeki çocuklardan yararlanmayı düşünüyoruz. İllerdeki başarılı çocukları tespit edebilmek için 30 tane ile projemize katılma zorunluluğu getirdik. 12 il de Gönüllülük Yasası’na bağlı olarak projeye dahil olmak istedi ve toplam 42 ile ulaştık.”
– Peki bu iller hangi kriterler gözönünde bulundurularak belirlendi?

“İlk olarak alt yapısı iyi, atletizm potansiyeline sahip iller seçildi ve her birine 11 Kasım 2000 tarihinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü aracılığıyla genelge gönderildi. Bu genelge doğrultusunda her ilde Şubat ayından başlamak üzere 5’er tane turnuva yapıldı. Turnuvalarda 10-11, 12-13 ve 14-15 yaş grupları baz alındı. Her yaş grubuna bayanlarda ve erkeklerde 3’er kişilik takımlar yarıştı. Bu turnuvaların sonucunda başarılı olan toplam 1008 öğrenci 6. ve son seçmeye katılma hakkı kazandı. 22 Nisan Pazar günü Ankara’da Hipodrum’da saat 10.00’da başlayacak olan seçmelere, Bakan Fikret Ünlü ile Gençlik ve Spor Genel Müdürü Kemal Mutlu da katılacak. Bu seçmeler sırasında üniversite elemanlarından ve bizim baş antrenörlerimizden oluşan seçici kurul, yetenekli çocukları belirleyecek. Ayrıca son seçmede başarılı olan çocuklar ödüllendirilecek.
Birinci olan çocuğa 10 Cumhuriyet altını, ikinci olana 9, üçüncü olana 8 olmak üzere 10 çocuğa Cumhuriyet altını verilecek. Başarılı olan takımlara 15’er Cumhuriyet altını, baraşılı olan illerden ise 1.’ye 20, 2.’ye 15 ve 3.’ye ise 10 cumhuriyet altını olmak üzere toplam 600 cumhuriyet altını dağıtılacak. “
– Bu seçmelerde başarılı olan çocuklar için ne gibi çalışmalar öngörülüyor?

“Seçimelerde başarılı olan çocukları kendi imkanlarımızla, tesislerimizde sağlık taramasından, labaratuvar testlerinden geçireceğiz. Testten geçen sporcular anlaşmalı olduğumuz Hacettepe Üniversitesi Spor Yüksek Teknolojisi Okulu’nda yetenek tespitine tabi tutulacaklar. Bu çalışmalar sonucunda belirlenen çocuklarkın bir kısmı kendi evlerinde istihdam edilecek ve maddi yardımla desteklenecek. Bir kısmı ise eğitim merkezlerimizin olduğu yerlerde bulundurulacak. Son aşamada da yaş gruplarına göre bu çocuklar uzman kişiler tarafından Dünya ve Avrupa Şampiyonalırı ile Olimpiyat Oyunlarına hazıranacak. Bu çalışma her 6 ayda bir aşamalı olarak tekrarlanacak. Hatta çok yetenekli bulduğumuz çocukları yurt dışına da göndermeyi düşünüyoruz. Seçmelerde dışarıda kalan çocuklar ise farklı spor branşlarına yönlendirilecek. Bu durumda atletizmin diğer spor dallarının anası olduğu bir kez daha anlaşılıyor.”
ALT YAPI ÇOCUK ESİRGEME KURUMUNDAN
“Bir diğer çalışmamız ise çocuk esirgeme kurumları ile yapılacak. Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan Sorumlu Devlet Bakanı Hasan Gemici ile Spordan Sorumlu Bakanımız Fikret Ünlü arasında hazırlanan protokol imzalanma aşamasında. Bu protokolün imzalanmasıyla birlikte, 59 ilde toplam bin 770 çocuk arasında daha önce ayrıntılarıyla anlattığım işlemlerin tümü uygulanarak yetenekli çocuklar belirlenecek.
Ayrıca çocuk esirgeme kurumları arasında önümüzdeki sezon bir de lig kurmayı planlıyoruz. Bu liglerde şampiyon olanlar bizim kendi ligimize de katılabilecek.”
– Peki bu çocukları sizin bünyenizdeki antrenörler mi çalıştıracak?

“İhtiyaç olması halinde tabii ki ancak, onların kendi beden eğitimi öğretmenleri var. Biz sadece onları kurs ve seminerlerimiz aracılığıyla atletizm konusunda eğiteceğiz. Yapılacak çalışmalarla tespit edilen yetenekli çocuklar ise önceden saydığım aşamalardan geçirilecek. Böylece, Dünya ve Avrupa Şampiyonaları ile Olimpiyat Oyunlarına katılabilmek için milli takımlara girebilme hakkını elde edebilecekler. Bu çalışmanın bir faydası da 18 yaşını dolduran çocukların ortada kalmasını engellemek. Başarılı çocuklara uzmanlık kadrosu verilebilecek. Farklı federasyonlarda çalışma olanakları sunulacak. Hatta dereceye giren çocuklara Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okullarına kayıt olma kolaylığı sağlanacak.”
– Çalışmalarınız yalnızca koşu ile mi sınırlı tutulacak?

“İlk aşama sadece koşulara dayalı. Bu arada çocuk esirgeme kurumlarının oyun alanlarını tespit etmeye çalışıyoruz. Daha sonra üçlü branş yapacağız. Atmalar,fırlatma topları, yüksek atlama minderleri, uzun atlama havuzu bulunup bulunmadığını belirlemeye çalışıyoruz. Yapacağımız bu ortak çalışmalar ile çocukların topluma kazandırılması da hedefleniyor. Bunlar kimsesiz çocuklar, grupla çalışmaya daha elverişliler. Bu sayede spor psikolojisiyle toplum psikolojisini kazanmaya başlıyorlar. Aynı uygulama ıslah evleri için de geçerli olacak ancak onlar için bir sayı belirleyemiyoruz. Her ıslah evi kendi kapasitesi doğrultusunda katılacak.”