Dünyada denizlerde avlanan balıkların yaklaşık yüzde 90’ı kıyılardan yaklaşık 200 deniz mili mesafe içinde tutulmakta, bu yüzden de denizle kıyısı olan ülkelerin büyük bir bölümü karasuları üzerinde sürekli iddiasında bulunmaktadır.

Aslında, balık zenginliklerinden yararlanmada büyük önemi olan avlatın haklan iki yönden ele alınabilir: Birincisi, uluslararası balıkçılık alanla m kullanacak olan ülkelerin hakları;  ikincisi  ise her ülkedeki balık grupları da tek tek balıkçılarla ilgili haklardır. Halen birçok ülkenin daha olmasını teklif ettikleri halde, ülke karasularının kıyıdan üç açığa kadar uzanması durumu yürürlüktedir. Fakat karasularının genişle turnesi yolunda büyük bir baskı vardır: 1930 yılında karasularının 3 milden fazla olmasını isteyen ülke sayısı 8 iken, bu sayı I950’de 23’e yükselmiş, 1958’in sonunda da 43 ülke 4 milden daha fazlasını talep etmişti. Yakın yıllarda, 12 mil ve daha fazla karasuları talep ülkelerle birlikte, bu sayı oldukça artmıştır.

1982 yılında Birleşmiş Milletler ‘in bu konudaki toplantısında { Convention on the ) denize kıyısı olan her ülkenin ve balıkçılık haklarını kontrol edebileceği 200 millik ekon inik kuşak olarak edilen bir alanda (Exclusive Economic Zone EEZ) hak edebileceğini benimsemişti. , Namibya gibi uzak ve açık denizlere bakan, komşuluk sınır paylaşımı olmayan ülkeler ve 8 ülkeden oluşan Güney Pasifik Forumu Ekonomik Ajansı  yabancı balıkçı teknelerine karasularında bu tür kısıtlamaları uygulamaktadırlar. Karasularını genişletme talepleri bir denizi paylaşma zorunda olan ülkeler arasında çatışma olasılıklarının artmasına yol açarken (Türkiye ile Yunanistan ; Çin ile Japonya; – Çin- Japonya . arasında olduğu gibi) açık denizlere kıyısı olan ülkelerde bile sorunlar çıkmaktadır: Örneğin I996’da Kanada’ya AT ülkeleri tekneleri iyice sokularak Kanada’yı yeni bir ikili anlaşmaya zorlamıştır; İzlanda’nın talepleri nedeniyle bu ülke ile çeşitli ülkelerin açık deniz tekneleri arasında da sık sık sorunlar yaşanmaktadır. Norveç ve İzlanda tekneleri arasındaki morina balığı savaşları. Kanada ile İspanya arasında Kanada’nın doğu kıyısı açıklarındaki kalkan balığı savaşları, Mikronezya ‘da Çin ile Marshall adaları, Falkland Adaları açıklarındaki balık alanları üzerinde Arjantin ile Taiwan arasındaki ve Endonezya İle Filipinler arasındaki Celebes Denizi’ndeki çatışmalar en tipik örnekleridir.

Greenpeace “kuzeydoğu Atlantik ‘de ton balığı, kuzey Pasifik’de som balığı, güneybatı Atlantik’de mürekkep balığı, yine kuzey Pasifik’de ıstakoz ve Okhotsk Denizi’nde Morina Savaşları’ndan söz etmektedir. Tarihçilere göre 1990’lı yılların yalnızca tek bir yılında kaydedilen balık anlaşmazlıkları bütün on dokuzuncu yüzyıl boyunca kaydedilenlerden daha çok sayıdadır.

Uluslararası görüşmeler iki balık kategorisinde odaklanmakladır: Birincisi Bering Denizi ‘ndeki morina ve Kanada karasuları açıklarındaki morina balığı. Bunların denizlerdeki dolaşımları hem ülke karasuları hem de uluslararası sular konusunda tartışmalara ve sorunlara yol açmaktadır. İkincisi, mevsimlik hareketleri binlerce mil mesafeyi ilgilendiren ton balığı, kılıçbalığı vb. gibi balıklar üzerine yapılan görüşmelerdir. Denize kıyısı ülkeler uluslararası sulardaki fabrika gemilerin kendi karasularındaki stoklarını tahrip ettiği iddiasındadırlar. Onlarda sorunun kıyı ülkelerindeki yanlış işletmeden doğurduğu iddiasındadırlar. Kıyı ülkeleri uluslararası sulardaki avlanmaların da kurallara bağlanmasını talep ederken. denizlere kıyısı olan ülkeler bölgesel olarak sınır çizilmeden, bağlayıcı kurallar olmaksızın avlanmak istemektedirler.

Balıkçılık faaliyetlerinin sürdürülebilmesi için uygun ekonomik ortama (fisheries denilen zengin balık yataklarına) sahip alanların büyük bölümünün yakınlarındaki ülkenin mülkü sayılması, dolayısıyla da yabancı balıkçı teknelerine açık olmaması gerçeği günümüzün önemli bir özelliğini oluşturmaktadır. Bu Özellik, dünya doğal balık yataklarının büyük bir bölümünü ulusal servet haline getirmekte, yararlanmada da ait olduğu ülkedeki toplumsal- ekonomik ve teknik düzeyin baş rolü oynamasına neden olmaktadır. Bunun yanında, genellikle kıyılara daha yakın yer alan balık alanlarının başka ülkelerin yararlanmalarına kapalı olmaması da sık sık karasularının ihlâli iddialarım ortaya çıkarmaktadır.

Bu yüzyılın başından beri birçok ülke balık alanlarındaki sorunları çözebilmek için uluslararası anlaşmalara gitmişlerdir. Örneğin yarım yüzyıldan fazla bir zaman önce Bering Denizi’ndeki Pribilof Adaları’nı üreme alanı olarak kullanan fok balığı sürüleri denetimsiz kullanma yüzünden kısa zamanda tükenme tehlikesiyle karsı karşıya kalmış ve A.B.D., Kanada, eski Sovyetler Birliği ve Japonya’yı düzenli yararlanma programları yapmaya zorlamıştı. Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada balıkçıları da 1930’da avladıkları pisi balığı miktarım sınırlayan bir anlaşma imzalamışlardı.

Benzer şekilde 1993’de Amerika Birleşik Devletlerinin çıkarları uluslararası tartışmalara da yansıyan bazı uygulamalar getirmişti. Amerika Birleşik Devletleri, Kuzey Amerika’da Atlas Okyanusu som balığı hareketini iyileştirmek için Grönland’ın ticari som balığı avlama haklarım 2 yıllığına satın aldı. Bilim adamları som balığının yüzde 70 ile 90 arasındaki kısmının Grönland’ın batısındaki zengin beslenme alanlarına gelişlerindeki yolculukları sırasında avlandığını tahmin ediyorlardı. Bu nedenle som balığı: miktarım arttırmak ve bu avlanmayı bir düzene koymak için Amerika Birleşik Devleti’nin verdiği, Grönland’ın avlanma haklarını satın alma karalarını maliyetinin büyük kısmını özel koruma grupları karşılamıştı.

Ülkelerdeki balıkçılık haklarına gelince: Avlanma hakkı kişisel permi ya da lisans adları altında verilmektedir. Balıkçılar avlanma mevsiminin uzunluğu, tutulacak balık miktarı ve kullanılacak malzemenin cinsi gibi hususları düzenleyen yasalara bağlıdır. Bu gibi kısıtlamalar genellikle doğal zenginliğin fazla sömürülmesini engellemek amacını gütmektedir.