Balıkların alış biçimleri çok çeşitlilik gösterir. Bununla birlikte balıklar alış biçimlerine göre predatörler, otlayıcılar, emiciler ve parazitler olmak üzere sınıflandırılırlar.Predatörler, gözle görülebilecek kadar büyük beslenirler. Bunların tümüne iyi gelişmiş, tutucu ve yakalayıcı dişler vardır, çeneleri iyi gelişmiştir ve kuvvetli asit salgılayan mide vardır. Bağırsakları da kendileriyle aynı boydaki otçullarınkine nazaran daha kısadır. Predatörlerin çoğu örneğin Pomatomus saltatrix ( lüfer) ve derin deniz balıklarının büyük bir kısmı avcılarını etkin bir biçimde arar ve avlanır. Epinephelus gibi kimi predatörlere avlarının bulundukları yere gelmesini beklerler. Lophiidae ve Antennariidae’ de illisyum üzerindeki parlama organı avı cezbetmeye yarar.Otlayıcılar besinlerini lokmalar halinde, organizmaları kimi zaman tek tek, kimi zaman küçük gruplar halinde, tıpkı koyun, inek v.b. hayvanların çayırda otlayışına benzer biçimde ağızlarına alırlar. Bunlara, otlayıcılar denmesinin nedeni de budur. Besinlerin itkisel olması da şart değildir. Planktonla ve dipte yaşayan organizmalarla beslenen bir çok otlayıcı balık vardır. Mercan adalarında yaşayan balıklardan Scaridae ve Chaetodontidae familyalarının üyeleri mercan parçalarını alg parçalarını kopararak otlarlar. Otlamanın en güzel biçimi balıkların birbiri üzerinde otlamasıdır. Buna örnek olarak Schilbeidae gösterilebilir. Bu balıkların besinin büyük bir kısmı birbirlerinin üzerinden kopardıkları pullar oluşturur.

Süzücüler, besinlerini süzerek alırlar. Bu tip besin alış biçiminde besinler, türlerine göre değil, büyüklüklerine göre seçilir. Süzücülerde görülen başlıca ortak uyarlama, çok sayıda birbirine yakın olarak dizilmiş ince ve solungaç dikenlerinin bulunuşudur. Clupeidae familyası üyelerinin bir çoğu solungaç dikenleriyle süzdükleri ortam suyu içinde bulunan planktonik organizmalarla beslenir. Örneğin ergin bir Brevoortia tyrannus, solungaç dikenleriyle yaklaşık 5-10 lt su süzebilir ve böylece kısa bir süre içinde birkaç santimetreküp planktonik organizmayı birden yutabilir. Besin süzücüler arasında Polyodon, Cetorhimus, Rhincodon gibi büyük boyda olan balıklarda sayılabilir.

Besinleri yada besin içeren maddeleri emerek alma, genellikle besinlerini zeminden alan balıklarda görülür. Buna örnek olarak Acipenseridae ve Catostamidae gösterilebilir. Besinleri bu biçimde alan balıkların kimileri besinlerini içinde buldukları çamurla birlikte yutarlar. Kimileride besinleri yutmadan önce yabancı maddelerden ayırırlar.Parazitizm diğer hayvan gruplarında olduğu gibi balıklar arasında da az rastlanan bir beslenme biçimidir. Balıklar arasında parazitik yaşama en güzel örnekler Cyclostomata’da görülür. Örneğin Petromyzon marinus genellikle bir balık olan konağın üzerinde bir delik açarak onun kanıyla beslenir. Kemikli balıklarda parazitik yaşama örnek olarak Ceratias’ların cüce erkekleri verilebilir. Bu balıkların erkekleri

yumurtadan çıktıktan kısa bir süre sonra ağızlarıyla dişilerin vücuduna yapışır ve onların paraziti olarak yaşar.Avlarını etkin bir biçimde avlayan predatörlerin besinlerini arayıp bulmalarında görme işitme, koku alma, tat alma, dokunma, yan çizgi ve elektrik duyu organlarının önemli rolü vardır. Tat alma ve dokunma duyularının özellikle besinin son seçiminde yakalanmasında ve tutulmasında büyük önemi vardır.

Çeşitli türlerde tat alma tomurcukları deri üzerinde genellikle en fazla ağız dolaylarında barbellerde dudaklar üzerinde ve burun bölgesinde yoğunlaşmış olmaz üzere dağınık olarak bulunurlar. Bu da balıklara besin seçiminde tat alma duyusundan geniş çapta yararlanma olanağı sağlar.Ağza alınan materyalin tümü yutulmaz. Besinlerini görme yoluyla alan türler bir yanılgı sonucu ağızlarına yabancı bir madde almışlarsa hemen geri çıkarırlar. Dipten beslenen bir çok türde besinleri ile aldıkları yabancı maddeleri ağız yutak boşluğunda bir seçime tabii tutarlar. Tat alma tomurcukları ağız içinde özellikle oral valfler palatal organlar ve dil üzerinde çok yoğun olarak bulunur.

Süzücü ve emici balıklar istenmeyen besinlerini detritustan yutak bölgesinde ayırır. Ağza alınan materyal solungaç yayları solungaç dikenleri epibrankiyal organlar ve yutak dişleri dolayındaki dokuda bol miktarda bulunan tat alma reseptölerince teste tabii tutulur ve bu organların mekanik işlevleriyle ya tutulur yada geri çıkarılır.

BERTİN (1957)’e göre beslenme tipleri şöyle sınıflandırılır.

a) Plankton Yiyenler : Büyük ağızlılardır bazen ağız açıklığı uzamış bir hortumun ucundadır. Dişler yoktur yada küçüktür. Solungaçlarda çok ince parçacıkları süzebilecek şekilde farklılaşmış süzme aygıtına ve kısa bir bağırsağa sahiptir. Mideleri ve pilorik çıkıntıları yoktur. Hemen hemen balık larvalarının çoğu planktonlarla beslenir.

b) Yırtıcılıkla Beslenenler : Ağızları büyük ve kuvvetli dişleri özellikle çene kenarındakiler sivri, süzme aygıtları basit ve geniş gözenekli mideleri geniş kanallı, bağırsakları kısa ve pilorik çıkıntılıdır.

c) Madrepo (Mercan) Yiyenler : Çeneleri kısa ve kuvvetli çok defa kesici bir gagaya dönüşmüş genellikle ezici plakalar şeklinde gelişmiş farinks dişlerine sahip süzme aygıtları daha sık yapılı böylece kalker parçacıklarının solungaçlara girmesi engellenir. Çok defa mideleri yok, bağırsakları uzundur.

d) Çamur Yiyenler : Genellikle hortum şeklinde öne doğru uzatılabilen ağızlarının kenarları bir çok tat alma tomurcuğuyla sıkı bir şekilde donatılmış, çok defa bıyıklı, çene kenarlarında dişleri yok yada küçük, yutak dişleri genellikle bir çiğneme aygıtı şeklinde gelişmiş, çok defa kaslı bir mideye sahip, çamur içindeki zararlı olabilecek parçacıkları solungaçlardan uzak tutabilmek için süzme aygıtları iyi gelişmiş, ya bağırsakları kısa pilorik çıkıntıları büyük ya da bağırsakları uzun, pilorik çıkıntıları küçüktür.

e) Bitki yiyenler : Dişler kesici yutak dişleri iyi gelişmiş süzme aygıtları basit mideleri yok bağırsakları çok uzundur.

Simbiyoz ilişkiden parazit ilişkiye kadar çeşitli yaşam şekilleri görülebilir. Simbiyozisin tüm çeşitleri görülebilir.

a) Parökie : Balığın diğer canlıların saldırılarından korunmak için diğer bir canlıya sığınmasıdır.

b) Entökie : Balık bir konağın üzerinde yada içinde ona zarar vermeden ve onun besinlerine ortak olarak yaşar.

c) Phoresie : Balık diğer bir hayvana emme yoluyla yapışır ve onunla birlikte hareket eder.

d) Gerçek Simbiyozis : Balık ve konak yaptıkları ortaklıktan aynı derecede yararlanırlar.

e) Gerçek Parazitizim : Balık diğer bir canlının besiniyle ya da vücuduyla onu kısa bir sürede öldürmeyecek şekilde beslenir.

f) Epistitie : Balık diğer bir hayvana musallat olarak onun vücudunu öldürünceye kadar yavaş yavaş sömürür.

BESİNLE İLGİLİ UYARLAMALAR

Balıkların besinlerinde ve besin alış biçimlerinde görülen çeşitlilik evrim sırasında sindirim sistemiyle ilgili çeşitli organlarda çeşitli biçimlerde uyarlanmalara neden olmuştur.

Dudaklar ve ağız :

Büyük besin parçalarını yutan balıklarda biçim değiştirmemiş ince dudaklar bulunur. Emicilerde ağız ventraldedir ve dudakla etlidir. Hızlı akan dağ sularında yaşayan balıklarda emici dudaklar tutunucu organ olarak da görev yapar. Bazı parazit türlerde çenesiz ağız hem konağı tutmaya hem de konağın kanını emmeye yarar. Otlayıcılar ve emiciler arasında yalnız dudaklar değil diğer ağız kısımlarında da uyarlamalar görülür. Mercanların arasında ki yarık ve oyukların içindeki besinlere ulaşabilmek için ağız uzayıp bir boru şeklide alabilir. Bazı predatörlerde her iki çene ileriye doğru uzamış ve sivri dişlidir. Bazı predatölerde ise premaksillareler baş iskeletine özel bir biçimde eklenmiştir ve çenelerini ileri doğru fırlatabilirler ve geri çekerler bu iki değişiklik avları uzak mesafeden yakalamaya yarar. Bazı türlerde de çene kemiklerinin baş iskeletiyle yaptığı değişik eklemle çok fazla açılabilir.Kuma gömülen balıklarda ise ağız dorsale dönüktür ve başın yalnızca üst kısmı kumun dışında kalır. Böylece bu balıklar üzerlerinden geçen balıkları yakalayabilirler.

Dişler :

Kemikli balıklarda dişler bulundukları yere göre çene, ağız ve yutak dişleri olmak üzere üçe ayrılır. Çene dişleri biçimlerine göre kardiform, villiform, insisiform, kaniniform ve molariform olmak üzere başlıca beş tiptir. Kardiform dişler ince sivri ve kısa olup çoğunlukla birkaç sıra halinde dizilmiş olarak bulunur. Villiform dişler kardiform dişlerden daha ince ve uzundur. İnsisiform dişler insandaki kesici dişlere benzer bu tip dişler birleşerek kesici gagayı oluşturur. Kaniniform dişler köpek dişine benzer uçları sivri ve içe doğru kıvrık olup canlı ve hareketli avları tutmaya yarar. Molariform dişler azı dişine benzer ezme ve öğütme işini yapar.

Ağız dişleri ağzın tavanında vomer, parasfenoit, palatinumlar, ektopterigoitler ve endopterigoitler üzerinde tabanında dil üzerinde de bulunabilir. Yutak dişleri solungaç yaylarının üstteki ve alttaki parçaları üzerinde bulunabilirler ve buna göre üstteki ve alttaki yutak dişleri adını alırlar. Üstteki yutak dişleri genellikle II – IV solungaç yaylarının faringobrankiyalerini kimi kez de III-IV yayların epibrankiyalelerini örten dermal kemikçikler üzerinde yer alırlar. Alttaki yutak dişleri I-III solungaç yaylarının bazibrankiyeleri ve hipobrankiyalelerini örten dermal kemikçikler üzerinde bulunabilse de en iyi gelişmiş olanları V. Solungaç yayının seratobrankiyalelere karşılık olan artıkları üzerinde bulunurlar. Dişlerin biçim ve sayıları balıkların sınıflandırılmasında önemli rol oynarlar. Bir çok fosil köpek balığı yalnızca çene dişlerine dayanılarak tanımlanmıştır.

Solungaç dikenleri :

Solungaç yaylarının yutak boşluğuna bakan konkav yüzlerinde solungaç dikeni denen bir takım oluşumlar bulunabilir. Bu oluşumlar diş değildir, üzerileri yutak epiteliyle örtülü kemik çıkıntılar olup besin alış biçimine ve besinin cinsine bağlı olarak her tür için belli biçim ve belli sayıda bulunabilir. Besinleri süzerek alan türlerde ince, uzun, çok sayıda bulunur ve birbirine çok yakın olarak dizilmişlerdir. Büyük besinlerle beslenenlerde ise az sayıda ve küçüktür, fakat besini tutmaya yarayan çıkıntıları yada dişçikleri olabilir. Solungaç dikenleri su içinde bulunan kum taneciklerinin ve ağza alınan besinlerin kolayca zedelenecek yapıda olan solungaç filamentlerini aşındırmalarını da önlerler.

Ön ve orta bağırsak :

Midenin, alınan besinle ilgili özel bir uyarlaması, yutak dişleri bulunmayan herbivor ve limivor balıklarda görülür. Örneğin Osteoglossidae, Mugilidae, Characidae’de mide çeperinin kimi bölgeleri, çok kalınmış ve kuvvetle kaslaşmış olup, kuşların katısı gibi öğütücü bir organa dönüşmüştür. Bunların çoğunda midenin kardiyum kısmı yoktur ve salgılama işlevi de azdır. Midenin diğer bir uyarlaması; Saccopharyngidae, Eupharyngidae gibi predatör olan derin deniz balıklarında olduğu biçimde çok genişleyebilmesidir. Bu, karanlık bir ortamda ve ender olarak bulunan besinin, bulunduğunda çok miktarda alınabilmesine uygun bir ayarlamadır. Midenin biçimide, alınan besine uygun olarak çeşitli uyarlamalar gösterir. Örneğin, Amia, Lepisosteus, Esox gibi başlıca besinleri balık olan türlerde mide, tipik olarak oldukça uzamış ve sifon şeklindedir. Omnivor türlerde ise örneğin, Cottus’da olduğu gibi mide çoğunlukla insan midesine benzer biçimde yani torba biçimindedir.

Midenin besin ve besin alış biçimiyle ilgili olmayan dikkate değer bir biçim değişikliğine, Tetraodontidae ve Diodontidae’de rastlanır. Bu balıklar ya midenin tümünün yada ön taraftaki bir çıkıntısının, kardiyumda, pilorda yada adı geçen çıkıntının başlangıcındaki büzücü kasların çalışmasıyla hava yada suyla doldurulması sonucu bir balon gibi şişer. Bu sırada vücutlarının üstünü örten dikenler dikleştiğinden, düşmanlarından daha iyi korunurlar. Bu nedenle midenin bu biçim değişikliğinin savunmayla ilgili olduğu söylenebilir. Bu tür midenin gaz kesesiyle bağlantısı olmadığını ve ondan türevlinmiş olmadığını da belirtmek gerekir.

Midesi bulunmayan predatör balıklarda bağırsağın büyük besin parçalarının depo edilebileceği genişlemiş bir kısmı vardır. Bu genişleme çoğu kez yanlış bir biçimde mide olarak kabul edilir. Teleostei’de bağırsağın uzunluğu bir dereceye kadar besinin cinsine göre değişir. Karnivorlarda bağırsak genellikle düz ve vücut boyundan daha kısadır. Fakat bunların da kendi büyüklüklerine göre küçük olan organizmalarla beslenenlerinde büyük organizmalarla beslenenlerinkine oranla daha uzundur. Omnivorlarda bağırsağın uzunluğu, vücut boyuna eşit yada biraz fazladır. Oysa besinleriyle birlikte çok fazla kum, çamur, selüloz gibi sindirilmeyen maddeler alan balıklarda bağırsağın göreli uzunluğu en fazladır ve bağırsak kıvrılıp bükülmüştür. Bu balıklarda bağırsağın böyle uzun oluşu, besinin bağırsakta kalma süresini uzatır ve sindirilmesi zor olan materyalin daha etkili bir biçimde sindirilmesine olanak verir.