DNA İZOLASYONU

&;

DNA’nın izolasyonunda çeşitli yöntemlerden yararlanılır. Genelde izole edilen kromozal plazmid DNA moleküllerinin saflığının kontrolü ve miktarının tayini spektral yöntemlerle yapılmaktadır.

 

SPEKTRAL  YÖNTEMLER

 

Nükleotidlerin heterosiklik halkaları 260 nm. Dalga boyundaki ışığı max. özelliği taşıdığından, dalga boyundaki derecesi nükleik asitlerin miktarının bir ölçüsüdür. göre DNA’nın miktar ve saflığı,spektrofotometrede 260 ve 280 nm. Dalga boylarında elde edilecek değerlerden belirlenebilir. 1 optik dansite () çift iplikli DNA için 50 μg/. tek iplikli DNA veya RNA için 40 μg/. ve oligonükleotidler için ise 20 μg/’ye karşılık gelmektedir.

Örneğin, izole edilen DNA çift iplikli ise,miktarının belirlenmesi için aşağıdaki formülden yararlanılır.

 

DNA(μg/ml) = 260 nm.deki OD x sulandırım oranı x katsayı (50)

 

ELEKTROFORETİK YÖNTEMLER

 

DNA moleküllerinin analizinde çok çeşitli yöntemler kullanılmakla beraber tüm laboratuvarlarda rutin olarak yararlanılan en basit yöntemlerden jel elektroforezidir. Yöntemin avantajları basit ve hızlı olması, ayrıca diğer yöntemlerle yeterli düzeyde ayrılamayan DNA fragmentlerinin ayrılmasını sağlamaktır.

DNA’nın elektroforetik analizinin temeli, bu molekülün elektriksel bir alanda, jel üzerindeki göçüne dayanır. Bu göç hızı, molekülün büyüklüğüne, yapısına, jelde kullanılan maddenin konsantrasyonuna, iyonik kuvvete ve uygulanan akıma bağlı olarak değişmektedir.

Jel elektroforezinde kullanılan destekleyici madde (matriks) mekaniksel etkiyi engellemek ve molekülleri büyüklüklerine göre ayırmak için kullanılır. Matriks nişasta, poliakrilamid, agaroz veya agaroz akrilamid karışımı olabilir. Poliakrilamid jeller genellikle küçük DNA fragmentleri ve RNA moleküllerinin ayırımında kullanılır. Ancak poliakrilamid jelleri hazırlamak zordur ve uzun süre alır. Ayrıca uygulanacak DNA’nın yüksek konsantrasyonda olması olması gerektiğinden bu tip jellerin kullanılması pratik değildir. Bu nedenle rutin olarak en fazla kullanılan yöntem agaroz jel elektroforezidir.

 

 

                 

                  AGAROZ  JEL ELEKTROFOREZİ

 

Agaroz kırmızı bir alg türü olan Agar agar’dan izole edilen doğrusal bir polisakkarittir. Agaroz sıcak suda çözünür ve soğutulduğu zaman polimerde karşılıklı hidrojen bağlarının oluşumu ile jel yapısı oluşur. Bu oluşum geri dönüşümlüdür.

Ticari olarak üretilen agarozların saflık dereceleri farklı olabilmektedir. Bu durum DNA’nın göç hızını etkiler. Ayrıca kimyasal yapısı değiştirilerek düşük sıcaklıkta eriyebilen agaroz tipleride geliştirilmiştir. Bu agarozların ayırım gücü çok fazladır. DNA jelden geri kazanılacaksa bu tip agaroz uygun . Agaroz konsantrasyonu %0,5-1,5 arasında değiştirilerek jelin por çapı ayarlanabilir. Böylece küçük DNA fragmentleri için yüksek büyük DNA fragmentleri için ise düşük agaroz konsantrasyonu kullanılarak DNA’nın jelde en uygun şekilde yürümesi sağlanır.  DNA’nın jelde görünür hale gelebilmesi etidyum bromürün DNA bağları arasına bağlanarak 300 veya 360 nm’de ışığı absorblaması sonucu fluerosan etki göstermesi ile .

İzole edilen DNA’nın genomik yada plazmid DNA’sı olmasına göre jeldeki görünümleri farklılık gösterir. Genomik DNA keskin bir bant ile bu bandın aşağı yukarı kısmına doğru biraz yayılan bir görüntü verir. Plazmid DNA ise genellikle DNA’nın üç farklı biçimi gözlenir. Plazmid DNA’sına ait süper sarmal biçim (form 1), gevşek sarmal biçim (form 2), ve doğrusal biçim (form 3). Molekül ağırlıkları aynı olmasına karşın bu üç formun jeldeki göçleri farklıdır. Bu farklılık agaroz konsantrasyonuna bağlı olmakla beraber uygulanan akıma, tamponun iyonik kuvvetine ve form 1’in yoğunluğuna da bağlıdır. Optimize olmuş koşullarda genellikle form1 diğerlerine göre hızlı hareket eder.

Jele fazla miktarda DNA yüklenmesi sonucunda kenar ve hız etkisi ile jelde yanlış yorumlara yol açabilecek görüntüler ortaya çıkabilir. Örneğin eğer fazla DNA yüklenirse keskin bir bant yerine yaygın bir görünüm meydana gelebilir. Bazen de jelin tamamında elektrik akımının aynı olmaması nedeniyle aynı DNA molekülleri jelin farklı bölgelerinde değişik hızda göç edebilir. Bu durum, düşük voltaj uygulamasıyla bir ölçüde ortadan kaldırılabilir. Ayrıca, örneğin içinde bulunduğu solüsyonun tuz konsantrasyonu da DNA’nın jelde yürümesini etkilemektedir.

 

 

 

GEREKLİ  MALZEMELER

 

Agaroz

 

Tri-asetat (TAE) tamponu pH 8,0 (50x/litre)

                                     242 g.     Trizma-base

                                  57,1 ml.     Glasiyel asetik asit

                                   100 ml.      0,5 M EDTA (pH 8,0)

 

Tris-borat tamponu (TBE),  pH 8,0 (5x/litre)

                                      54 g.      Trizma base

                                   27,5 g.      Borik Asit

                                   20 ml.       0,5 M EDTA pH 8,0

 

Yükleme Tamponu ( bromophenol blue, BB )

                                    4 M          Üre

                             0,025 M          EDTA

                                   %60          Sükroz

                              %0,025          BB

                              %0,025          Ksilen

 

TE  Tamponu, pH  8,0

                                10 mM        Tris-HCl  pH 8,0

                                  1 mM        EDTA  pH  8,0   

 

Etidyum bromür  (10 mg/ml )

 

 

 

Pulse Field  Jel Elektroforezi

 

 Yaklaşık 1 megabazdan daha büyük doğrusal çift iplikli DNA molekülleri agaroz jelde aynı hızda göç ederler. Bunun nedeni jelin por büyüklüğünün doğrusal DNA’nın jelde göç edebilmesi için yeter olmamasıdır. Por büyüklüğü konsantrasyonu % 0,1 olan agaroz kullanılarak arttırılabilir. Fakat bu durumda jel çok kırılgan ve dayanıksız olacağından kullanımı güçleşir. Bu problem 1984’de geliştirilen ve 5 Mb boyutundaki DNA parçalarını da ayırabilen pulse field jel elektroforez tekniği ile ortadan kaldırılmıştır. Bu yöntemle DNA molekülleri belirli zaman aralıklarında birbirlerine farklı açıda iki elektriksel alan etkisinde bırakılır. DNA molekülleri bir elektriksel akıma uygun hareket ederken kısa bir süre sonra diğer akıma uygunluk göstermek zorunda kalırlar.

Sonuçta küçük moleküller elektriksel alan değişimlerine daha çabuk uyum sağladıkları için daha hızlı hareket ederler. Bu yöntemle kromozomları ayrı ayrı görebilmek mümkündür.

 

 

Kapiler Elektroforez

 

Kapiler elektroforez oldukça yeni bir tekniktir ve geliştirme çabaları hala devam etmektedir. Bu tip elektroforez çapı 20-100 mm olan küçük kapiler boru içinde gerçekleştirilir. Bu yöntemin avantajı diğer elektroforetik yöntemlerde oluşan ısının ortadan kaldırılmış olmasıdır. Normal jeller için kullanılan max voltaj 15-40 V/cm iken, kapiler elektroforezde 800 V/cm yüksek bir akım uygulanabilir. Böylece DNA’yı jelde yürütme süresi saatlerden dakikalara düşer ve oldukça önemli bir zaman kazancı sağlanır.

Kapiler elektroforezde DNA’lar lazerle indüklenen fluoresan saptam sistemi ile görüntülenmektedir. Bu teknikle 500-23000 baz çifti arasındaki DNA fragmentleri ayrılabileceği gibi 3-5 Mb arasındaki kromozomların da birbirinden ayrılması mümkün olmaktadır.

 

                  DNA’NIN ENZİMATİK KESİMİ

 

DNA’nın enzimatik kesimi restriksiyon endonükleazları (RE) kullanımı ile yapılır. 1950’li yılların başlarında varlıkları saptanan RE’ler, çift iplikli sarmal DNA’da özel nükleotid dizilerini tanıyan ve DNA’nın her iki ipliğini kesen enzimlerdir. Bakterilerde bulunan bu tip enzimler DNA’da özgün kısa dizileri tanırve kesme işlemini enzime göre değişmek üzere tanıma yerinde veya bu yerin dışında başka özel bir dizide gerçekleştirirler. Kesim sonucunda yapışkan uçlu DNA fragmentleri oluşur.

Aynı DNA dizisini tanıyıp kesebilen farklı RE’ ler de vardır ve bunlara izoşizomer denir.

 

      DNA’NIN RESTRİKSİYON ENDONÜKLEAZLARI İLE KESİLMESİ

 

İzole edilen DNA, RE ile kesime bırakılmadan önce jel elektroforezi ile analiz edilmelidir. Eğer plazmid DNA’sı kesilecekse plazmidin 3 farklı formunun jelde gözlenmesi gerekir.

20 μl reaksiyon karışımı içerisinde 0,2-1 μg DNA bulunmalıdır. DNA konsantrasyonu fazla ise reaksiyon karışımının hacmi arttırılmalıdır.

Kesim reaksiyonunun durdurulması için çeşitli yöntemler kullanılabilir. Yöntemin seçiminde örnekle ilgili olarak bir sonraki aşama göz önüne alınmalıdır. Eğer örnek jel elektroforezi ile analiz edilecekse kesim reaksiyonu sadece yükleme tamponu (loadıng buffer) ile durdurulur. Eger örnek Klenow fragmenti veya ligaz etkisinde bırakılacaksa, RE kesinlikle inaktif hale getirilmelidir. RE’lerin çoğu 65 ˚C da, 10-20 dk. tutulduğunda inaktif hale geçer. Reaksiyon durdurucu olarak EDTA da kullanılabilir. Kesimde kullanılan RE, magnezyum iyonunu kofaktör olarak kullanır ve her bir EDTA molekülü iki Mg+2  iyonu bağlar. Ayrıca dietilpirokarbonat(DEPC) eklenerek 65 ˚C’da 10 dakika bekletilmesi sonucu RE inaktif duruma geçer. Yüksek sıcaklıkta DEPC, etanol ve karbondioksite parçalanır. Diğer bir yöntem fenol ekstraksiyonudur, fakat bu yöntemle DNA’nın bir kısmı kaybolabilir.

RE kesimi sonucu elde edilen DNA parçalarının kontrolü, boyutları bilinen standart DNA fragmentleri kullanılarak jel elektroforezi ile yapılmalıdır.

 

 

 

 

 

 

67 views

24 Kasım 2011
Okunma 67
bosluk

Kas Yapısı

1.1. Yapısı
İskelet kaslarını oluşturan lifler, TİP I (ST) ve TİP II (FT) şeklinde karışık olarak bulunur ve histolojik-morfolojik yönden iki çeşidi oluşturur. Dolayısıyla iki tip lif arasında histokimyasal farklılıklar vardır. Yapılan sporun ve antrenmanın özelliğine göre, aynı tip fibrillerde gelişme olmaktadır (63).

TİP I Lifleri ; yavaş kasılan, oksidatif lifler olup kapiller damarlar yönünden zengin olduğundan, kırmızı lif adını da alırlar. Bu lifler çok dayanıklılık faktörü ile ilgilidir. Postürü sağlayan kaslarda miktarda bulunur. Anaerobik kapasiteleri düşük, oksidatif kapasiteleri yüksektir. TİP II lifleri ise hızlı kasılan glikolitik liflerdir. lif adı da verilir. IIa , IIb ve IIc olmak üzere üç alt gruba ayrılırlar. Tip lla süratli kasılan oksidatif glikolitik, Tip llb süratli kasılan glikolitik, Tip IIc çok süratli kasılan glikolitik fibrillerdir. Bu liflerin en önemli özelliği, hızlı kasılmaları, kasılma sürelerinin kısa, kasılma gücünün ise yüksek olmasıdır. Yüksek şiddette ve daha kısa süreli aktiviteye iyi uyum sağlarlar. Anaerobik kapasiteleri yüksek, oksidatif kapasiteleri düşüktür. Bu nedenle çabuk yorulurlar (63, 3, 65, 48). ve ark (1985) hızlı yapılan çalışmalardaki performansın sinir kas adaptasyonundan oluştuğunu, da   faktörlerin belirlediğini tespit etmiştir (55). ve (1979) performansı etkileyen nedenlerin başında motor ünitelerin karakteristikleri ve onların kas- yapılarıyla açıklandığını belirtmiştir (18). Ayrıca, ağırlık kaldırmada kabiliyetin artması ise kas grupları arasında koordinenin sağlanmasıyla tespit edilir (87). Ağır direnç ve patlama gücüne yönelik antrenmanların oluşturduğu performans değişikliğinin, insan kaslarının karakteristiklerindeki elektromyografik ve , refleks kasılması anındaki değişiklikler özel çalışmaların yol açtığı sinir-kas adaptasyonundan oluşmaktadır (54). , kasın performans ve gelişim derecelerinin de sinir sisteminin olgunlaşmasına bağlı olduğu da unutulmamalıdır (80).

386 views

22 Şubat 2011
Okunma 386
bosluk

Abiyotik Çevre

İklim bütün yaşama yerlerinin üzerini örtü kapamış ve doğrudan doğruya da dolaylı olarak buradaki canlılara etkisi olmuştur. İklim tek bir etken değil bir etken grubudur (, 1988). Atmosfer sıcaklığı, basınç, nemlilik ve bunların hepsinin bir aradaki hareketine hava diyoruz. Hava günlere, haftalara, aylara ve yıllara göre değişiklik gösterir ve havanın değişikliği böceğin bulunma çokluğunu, ömrünü, gelişme hızını sezondan sezona etkiler. Öte yandan iklim ise birkaç yıllık bir süre zarfında bir bölge üzerinde havanın ortalama durumudur (Romoser &; Staffolano, 1994). Hava hızlı bir şekilde değişir ancak iklim çok yıllık periyotla  çok yavaş değişir ya da hemen aynı kalır.  İncelememiz gereken mikroklima adını verdiğimiz olarak örtüsü ile değişen ve atmosferin sıcak tabakalarına ve özel yaşama yerlerine ait olan alandır. Hatta bundan ufak bir diğer iklimde mikro-mikroklima (böcek iklimidir). Bunun yerden itibaren yüksekliği sadece birkaç mm dir (Kansu, 1978).

1.1. Sıcaklık

204 views

28 Eylül 2010
Okunma 204
bosluk

Karl Popper(1902 – 1994)

1.1. Hayatı Hakkında
1. Avusturya asıllı İngiliz
2. Üniversitesi’nde , mantık ve okuyor.
3. College’da dersleri veriyor.(1937 – 1945)
4. İlgiliz yurttaşlığına seçiliyor. (1945)
5. ’da ve bilimsel yöntem dersleri veriyor. (1949 – 1969)
6. “Sir” ünvanını 1965 yılında alıyor.
7. Açık ve kapalı toplum üzerine yazılarında, Popper’ın, Avusturya nasyonel sosyalizmin tehditi altında bulunan toplumdan, İngiltere köklü liberal düşünceleri bulunan bir topluma göç etmesinin çok büyük etkileri vardır.
8. Eserleri:
a. Buluşun Mantığı – 1934
b. Açık Toplum ve Düşmanları – 1945
c. Tarihselciliğin Sefaleti – 1957
d. Nesnel : Evrimci Bir Yaklaşım – 1972

48 views

26 Ağustos 2010
Okunma 48
bosluk

Vitaminler

Vücuttaki biyolojik olayların normal olmasına, insan ve hayvanın dengeli gelişmesine sebep olan uzvî (organik) maddelerdir. vücûdun yapı taşı ve enerji verici olmamakla birlikte sağlıklı hayat için mutlaka vâsıtasıyle dışardan alınmalıdır. Vitamin kelimesi, sıhhata sebep olan mânâsında olup, ilk defâ 1911 senesinde C. Funk adlı bir kimyâcı tarafından kullanıldı. Vitamin isminin kullanılmasından asırlar önce, , karbonhidrat, , mâdenler ve su dışında henüz belirlenmemiş bâzı kimyâsal maddelerin de normal beslenme için gerekli olduğu bilinmekteydi. Meselâ, aylarca denizlerde gezen gemiciler limon ve sebze yemediklerinden skorbüt hastalığına yakalanmışlar ve bunun tedâvisinin de limon yemekle mümkün olduğu anlaşılmıştır. Çünkü limonda C vitamini bulunmaktadır. Diğer taraftan, yalnız kabuğu soyulmuş pirinçle beslenen insanlarda hastalığının meydana geldiği ve bu hastalığın pirinç kabuğu ile tedâvi edildiği bilinmekteydi. Vitamin eksikliğinin sebep olduğu hastalıklara “Avitaminoz” “Hipovitaminoz” denir.Bugün ülkemizde, belirli vitamin eksikliklerine seyrek rastlanmaktadır. Böyle eksiklikler görülen kimselerde alkolizm çok kötü alışkanlıklar veya sindirim bozukluğu bulunmaktadır. bakımından ileri ülkelerde meydana egoizm (bencillik) ve metaryalizm (maddecilik) hastalığı yaşlanan kimselerin tek başına yaşamasına sebep olmaktadır. Böyle yaşlı kimseler de, tek yönlü hazır yemeklerle beslendiklerinden, vitamin eksikliği görülmektedir. Ayrıca miktarda bira ve şarap tüketen bu ülkelerin insanlarında vitamin eksikliğinin olması çok tabiîdir. Çünkü, ince barsaktaki emilimi bozmaktadır. Bu da birçok bakımdan vitamin alamama olayıdır. Bugünkü tıp kat’i olarak alkolün, B6 ve vitaminlerinin alınmasına mâni olduğunu ortaya koymuştur. Bunların eksikliğinin nelere sebep olduğu , B6, B12 vitaminleri kısmında geniş olarak anlatılmaktadır.

522 views

8 Ağustos 2010
Okunma 522
bosluk

Temel Besinler

Vücudumuzda cereyan metabolik olaylara ve her türlü faaliyetimize kaynak teşkil edecek enerji, besinlerle sağlanır. Metabolik hadiselerde gerekli iç ortamı meydana getiren yardımcı rol oynayan mineraller ve ile büyümeyi, gelişmeyi ve eskiyen hücrelerin yerine konmasını sağlayacak yapı taşları besinlerle vücuda alınır.
Bugün kanserden damar sertliğine kadar pekçok hastalığın meydana gelmesinde ilerlemesinde beslenmenin etkileri anlaşıldığından, yeterli ve dengeli çok önem kazanmıştır. Besinlerde bulunan gıda unsurları şu gruplara ayrılmaktadır:
1. Karbonhidratlar
2. Yağlar
3. Proteinler
4. Mineraller
5. Vitaminler
6. Su.
Vücutta; 1 gr karbonhidratın yanması 4,1 kalori, 1 gr yağın yanması 9,3 kalori, 1 gr proteinin yanması 4,1 kalori verir. En çok enerjiyi yağların yanması verirse de, asıl enerji kaynağımız karbonhidratlar olup, yağlar takip eder. Vücudun yapı taşlarını meydana getiren proteinler ise ancak ihtiyaç duyulduğunda enerji sağlamak üzere harcanırlar.

33 views

8 Ağustos 2010
Okunma 33
bosluk

Antibiyotiklerin Bakterilere Etkisi

Yaşadığımız yüzyılın özellikle ikinci yarısı yıllarından sonra, ve virüs genetiği, bunların morfolojik yapıları, kapsadıkları komplike , nükleoprotein ve diğer kimyasal bileşimleri, enzimleri saptanmıştır. Enfeksiyon etkenlerinin organizmada üreyip çoğalabilmeleri, patolojik yerleşimlerini oluşturabilmeleri için, gerekli olan yaşam kapsamlarının üzerinde etkili olabilecek antimikrobikler üzerindeki araştırmalar da yönünü bulmuş ve üretilen çeşitli antibiyotik ve kimyasal bileşimler, etki mekanizması ve kapsadıkları ana maddeler bakımından gruplara ayrılmıştır.

  1. Bakterinin hücre duvarının edilmesi bakterinin yaşmasına izin vermez. Yoğun etkili antibiyotik hücre duvarının yapımını tümüyle engelleyecek olursa, bakterinin üremesi durur ve sonucunda kapsamları dağılır. Hücre duvarındaki defektler de patojen etkiyi edecek biçimde ise, organizmanın doğal karşılığı , enfeksiyon etkenini nötralize eder, hücre erir ve fagosite edilir. Hücre duvarına etkileyen antibiyotiklerde ve pozitif  bakterilere karşı bazı değişiklikler vardır durum duvarlarının kapsadıkları çeşitli kimyasal bileşimlerle ilgilidir.

17 views

5 Ağustos 2010
Okunma 17
bosluk

Penguins

Penguins (Order Sphenisformes, ) are a of , which occupy the . There are generally accepted to be 17 species of penguin. In 1620, considered penguins to be , due to their adaptations to life underwater. They have a streamlined bullet-like shape, and wings that have modified to become flippers. Penguins have an awkward, on land, but underwater, they are graceful, and effectively fly underwater using their wings and . Penguins need to preen their feathers regularly with a waxy secretion, to keep them waterproof, and they have a thick layer of blubber, which keeps them warm. Their short, webbed feet are set far back to act as a rudder when in the water. The tuxedo-like coloration of penguins helps to make them less visible when in the water. When viewed from below, their white bellies blend in with the bright sea surface. When viewed from above, their blend in with the dark sea.

12 views

1 Ağustos 2010
Okunma 12
bosluk

Bölünme

Bütün döllerde sayısının değişmez kalabilmesi için (sperm ve yumurtanın birleşmesinden sayısı iki katına çıkacağından dolayı) farklı hücre bölünmesi gelişmiştir. Mayoz bölünme alan tip bölünmede, sayısı yarıya indirgenir. Mayoz bölünmenin sonunda meydana gametler diğer vücut hücrelerinin aksine n sayıda taşır (bazı bitkilerde ve bir hücrelilerde bireyin kendisi yaşantısı boyunca haploid kromozomlu olduğundan mayoz bölünmeye gerek kalmaz). Normal olarak hücrelerinde 2n kromozomlardan olanlar, boyuna, sinaps dediğimiz aralıklarla birbirinin yakınında uzanırlar. Bu kromozomların her ayrı bir kutba giderek, yalnız bir tanesinin bir gamete verilmesi sağlanır. Homolog kromozomlar ayni büyüklüğe ve sekle, keza kalıtsal faktörlere sahiptir. Gerek yumurta gerekse sperm oluşumu son iki hücre bölünmesine kadar ayni kurallara göre yürütülür. sonra spermatogenezis (sperm oluşumu) ve oogenesiz (yumurta oluşumu) farklı şekilde meydana .
Mayozda da profaz, metafaz, anafaz ve telofaz diye dört evre vardır. Bu evreler arada interfaz olmaksızın peş peşe iki kez gerçekleşir ve sonuçta dört yavru hücre meydana gelir. Mayoz bölünme ile bölünme arasındaki en büyük farka profazda rastlanır.
Interfaz

6 views

22 Temmuz 2010
Okunma 6
bosluk

Bulaşıcı Hastalıklar Ve Korunma Yolları

Organizmada takım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla görevlerinin bozulması durumuna hastalık denir. Hastalığın mikrop yolu ile yayılan çeşidine ise bulaşıcı hastalık denir.
Bulaşıcı hastalıklar, bulaşma yollarına göre 4 grupta incelenir.
1.Hava Yoluyla Bulaşan Hastalıklar
a-Grip
Grip,virüslerden ileri ve solunum sistemini tutan çok bulaşıcı bir hastalıktır. Ateş, halsizlik, ağrıları, soğuk ,şiddetli öksürük belirtilerle birdenbire başlar.
Grip sırasında bronşit, zatürree, ve göz iltihabı, ve böbrek yetmezliği gibi başka hastalıklar ortaya çıkabilir.
Grip hastalığına yol açan birkaç tip virüs vardır. virüslere H2N2 ( gribi), H3N2 ( gribi), HSW1N1 ( gribi) gibi adları verilmiştir. Bu virüslerden bazılarıyla hazırlanan aşılar deri altına da kas içine yapılır ve aşıdan bir kadar sonra hastanın kanında virüse karşı antikorlar oluşmaya başlar.

160 views

29 Haziran 2010
Okunma 160
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed

Tavsiye Bağlantılar