Karl Popper(1902 – 1994)

1.1. Hayatı Hakkında
1. Avusturya asıllı İngiliz
2. Viyana Üniversitesi’nde matematik, mantık ve fizik okuyor.
3. Yeni Zelanda Canterbury University College’da felsefe dersleri veriyor.(1937 – 1945)
4. İlgiliz yurttaşlığına seçiliyor. (1945)
5. London School of Economics and Political Science’da mantik ve bilimsel yöntem dersleri veriyor. (1949 – 1969)
6. “Sir” ünvanını 1965 yılında alıyor.
7. Açık ve kapalı toplum üzerine yazılarında, Popper’ın, Avusturya gibi nasyonel sosyalizmin tehditi altında bulunan bir toplumdan, İngiltere gibi köklü liberal düşünceleri bulunan bir topluma göç etmesinin çok büyük etkileri vardır.
8. Eserleri:
a. Buluşun Mantığı – 1934
b. Açık Toplum ve Düşmanları – 1945
c. Tarihselciliğin Sefaleti – 1957
d. Nesnel Bilgi: Evrimci Bir Yaklaşım – 1972 Devamını Oku…

Vitaminler

Vücuttaki biyolojik olayların normal olmasına, insan ve hayvanın dengeli gelişmesine sebep olan uzvî (organik) maddelerdir. Vitaminler vücûdun yapı taşı ve enerji verici olmamakla birlikte sağlıklı bir hayat için mutlaka besinler vâsıtasıyle dışardan alınmalıdır. Vitamin kelimesi, sıhhata sebep olan amin mânâsında olup, ilk defâ 1911 senesinde C. Funk adlı bir kimyâcı tarafından kullanıldı. Vitamin isminin kullanılmasından asırlar önce, protein, karbonhidrat, lipid, mâdenler ve su dışında henüz belirlenmemiş bâzı kimyâsal maddelerin de normal beslenme için gerekli olduğu bilinmekteydi. Meselâ, aylarca denizlerde gezen gemiciler limon ve sebze yemediklerinden skorbüt hastalığına yakalanmışlar ve bunun tedâvisinin de limon yemekle mümkün olduğu anlaşılmıştır. Çünkü limonda C vitamini bulunmaktadır. Diğer taraftan, yalnız kabuğu soyulmuş pirinçle beslenen insanlarda beriberi hastalığının meydana geldiği ve bu hastalığın pirinç kabuğu ile tedâvi edildiği bilinmekteydi. Vitamin eksikliğinin sebep olduğu hastalıklara “Avitaminoz” veya “Hipovitaminoz” denir.Bugün ülkemizde, belirli vitamin eksikliklerine seyrek rastlanmaktadır. Böyle eksiklikler görülen kimselerde ya alkolizm gibi çok kötü alışkanlıklar veya sindirim bozukluğu bulunmaktadır. Teknoloji bakımından ileri ülkelerde meydana gelen egoizm (bencillik) ve metaryalizm (maddecilik) hastalığı yaşlanan kimselerin tek başına yaşamasına sebep olmaktadır. Böyle yaşlı kimseler de, tek yönlü hazır yemeklerle beslendiklerinden, vitamin eksikliği görülmektedir. Ayrıca bol miktarda bira ve şarap tüketen bu ülkelerin insanlarında vitamin eksikliğinin olması çok tabiîdir. Çünkü, alkol ince barsaktaki emilimi bozmaktadır. Bu da birçok bakımdan vitamin alamama olayıdır. Bugünkü tıp kat’i olarak alkolün, B2 B6 ve B12 vitaminlerinin alınmasına mâni olduğunu ortaya koymuştur. Bunların eksikliğinin nelere sebep olduğu B2, B6, B12 vitaminleri kısmında geniş olarak anlatılmaktadır. Devamını Oku…

Temel Besinler

Vücudumuzda cereyan eden metabolik olaylara ve her türlü faaliyetimize kaynak teşkil edecek enerji, besinlerle sağlanır. Metabolik hadiselerde gerekli iç ortamı meydana getiren yardımcı rol oynayan mineraller ve vitaminler ile büyümeyi, gelişmeyi ve eskiyen hücrelerin yerine konmasını sağlayacak yapı taşları besinlerle vücuda alınır.
Bugün kanserden damar sertliğine kadar pekçok hastalığın meydana gelmesinde veya ilerlemesinde beslenmenin etkileri anlaşıldığından, yeterli ve dengeli beslenme çok önem kazanmıştır. Besinlerde bulunan gıda unsurları şu gruplara ayrılmaktadır:
1. Karbonhidratlar
2. Yağlar
3. Proteinler
4. Mineraller
5. Vitaminler
6. Su.
Vücutta; 1 gr karbonhidratın yanması 4,1 kalori, 1 gr yağın yanması 9,3 kalori, 1 gr proteinin yanması 4,1 kalori verir. En çok enerjiyi yağların yanması verirse de, asıl enerji kaynağımız karbonhidratlar olup, bunu yağlar takip eder. Vücudun yapı taşlarını meydana getiren proteinler ise ancak ihtiyaç duyulduğunda enerji sağlamak üzere harcanırlar. Devamını Oku…

Antibiyotiklerin Bakterilere Etkisi

Yaşadığımız yüzyılın özellikle ikinci yarısı yıllarından sonra, bakteri ve virüs genetiği, bunların morfolojik yapıları, kapsadıkları komplike protein, nükleoprotein ve diğer kimyasal bileşimleri, enzimleri saptanmıştır. Enfeksiyon etkenlerinin organizmada üreyip çoğalabilmeleri, patolojik yerleşimlerini oluşturabilmeleri için, gerekli olan yaşam kapsamlarının biri üzerinde etkili olabilecek antimikrobikler üzerindeki araştırmalar da yönünü bulmuş ve üretilen çeşitli antibiyotik ve kimyasal bileşimler, etki mekanizması ve kapsadıkları ana maddeler bakımından gruplara ayrılmıştır.

  1. Bakterinin hücre duvarının yok edilmesi bakterinin yaşmasına izin vermez. Yoğun etkili bir antibiyotik hücre duvarının yapımını tümüyle engelleyecek olursa, bakterinin üremesi durur ve sonucunda kapsamları dağılır. Hücre duvarındaki defektler de patojen etkiyi yok edecek biçimde ise, organizmanın doğal immun karşılığı , enfeksiyon etkenini nötralize eder, hücre erir ve fagosite edilir. Hücre duvarına etkileyen antibiyotiklerde gram negatif ve pozitif  bakterilere karşı bazı değişiklikler vardır bu durum duvarlarının kapsadıkları çeşitli kimyasal bileşimlerle ilgilidir.
  2. Devamını Oku…

Penguins

Penguins (Order Sphenisformes, Family Spheniscidae) are a distinctive group of flightless birds, which occupy the southern hemisphere. There are generally accepted to be 17 species of penguin. In 1620, Admiral Beaulieu considered penguins to be feathered fish, due to their adaptations to life underwater. They have a streamlined bullet-like shape, and wings that have modified to become flippers. Penguins have an awkward, waddling gait on land, but underwater, they are graceful, and effectively fly underwater using their wings and flexible bodies. Penguins need to preen their feathers regularly with a waxy secretion, to keep them waterproof, and they have a thick layer of blubber, which keeps them warm. Their short, webbed feet are set far back to act as a rudder when in the water. The tuxedo-like coloration of penguins helps to make them less visible when in the water. When viewed from below, their white bellies blend in with the bright sea surface. When viewed from above, their black backs blend in with the dark sea. Devamını Oku…

Bölünme

Bütün döllerde kromozom sayısının değişmez kalabilmesi için (sperm ve yumurtanın birleşmesinden kromozom sayısı iki katına çıkacağından dolayı) farklı bir hücre bölünmesi gelişmiştir. Mayoz bölünme ismini alan bu tip bölünmede, kromozom sayısı yarıya indirgenir. Mayoz bölünmenin sonunda meydana gelen gametler diğer vücut hücrelerinin aksine n sayıda kromozom taşır (bazı bitkilerde ve bir hücrelilerde bireyin kendisi yaşantısı boyunca haploid kromozomlu olduğundan mayoz bölünmeye gerek kalmaz). Normal olarak soma hücrelerinde 2n kromozomlardan homolog olanlar, boyuna, sinaps dediğimiz aralıklarla birbirinin yakınında uzanırlar. Bu homolog kromozomların her biri ayrı bir kutba giderek, yalnız bir tanesinin bir gamete verilmesi sağlanır. Homolog kromozomlar ayni büyüklüğe ve sekle, keza benzer kalıtsal faktörlere sahiptir. Gerek yumurta gerekse sperm oluşumu son iki hücre bölünmesine kadar ayni kurallara göre yürütülür. Daha sonra spermatogenezis (sperm oluşumu) ve oogenesiz (yumurta oluşumu) farklı şekilde meydana gelir.
Mayozda da mitoz gibi profaz, metafaz, anafaz ve telofaz diye dört evre vardır. Bu evreler arada interfaz olmaksızın peş peşe iki kez gerçekleşir ve sonuçta dört yavru hücre meydana gelir. Mayoz bölünme ile mitoz bölünme arasındaki en büyük farka profazda rastlanır.
Interfaz Devamını Oku…

Bulaşıcı Hastalıklar Ve Korunma Yolları

Organizmada bir takım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla fizyoloji görevlerinin bozulması durumuna hastalık denir. Hastalığın mikrop yolu ile yayılan çeşidine ise bulaşıcı hastalık denir.
Bulaşıcı hastalıklar, bulaşma yollarına göre 4 grupta incelenir.
1.Hava Yoluyla Bulaşan Hastalıklar
a-Grip
Grip,virüslerden ileri gelen ve solunum sistemini tutan çok bulaşıcı bir hastalıktır. Ateş, halsizlik, kas ağrıları, soğuk ter,şiddetli öksürük gibi belirtilerle birdenbire başlar.
Grip sırasında bronşit, zatürree, kulak ve göz iltihabı, kalp ve böbrek yetmezliği gibi başka hastalıklar ortaya çıkabilir.
Grip hastalığına yol açan birkaç tip virüs vardır. Bu virüslere H2N2 (Asya gribi), H3N2 (Hong Kong gribi), HSW1N1 (Domuz gribi) gibi kod adları verilmiştir. Bu virüslerden bazılarıyla hazırlanan aşılar deri altına ya da kas içine yapılır ve aşıdan bir hafta kadar sonra hastanın kanında virüse karşı antikorlar oluşmaya başlar.
Devamını Oku…

Platon’un Yaşamı

Platon,dünyanın en büyük felsefecilerinden biri;Atina’da (ya da Aegina’da), büyük bir olasılıkla İ.Ö.428/7 yılında, seçkin bir ailede doğdu. Babasının adı Ariston ve annesininki Perictione idi. Perictione, her ikisi de 404/3 Oligarşisinde yer almış olan Kharmides’in kardeşi ve Kritias’ın yeğeniydi. Ona başlangıçta Aristokles dendiği ve Platon adının ancak daha sonra gürbüz yapısı yüzünden verildiği söylense de, Diogenes’in ilettiği bu bilginin doğruluğu kuşkuludur. İki erkek kardeşi, Adeimantus ve Glaukon ,ayrıca Potone adında bir kız kardeşi vardı. Ariston’un ölümünden sonra Perictione, Pirilampes ile evlendi ve oğulları Antifon (Platon’un üvey kardeşi) doğdu. Hiç kuşkusuz Platon üvey babasının evinde yetiştirildi; ama aristokrat kökenli olmasına ve aristokratik bir evde yetiştirilmesine karşın, anımsanmalıdır ki Pirilampes, Perikles’in bir dostuydu, ve Platon Periklesci bir rejimin gelenekleri içinde eğitilmiş olmalıdır. (Perikles 429/8’de öldü.) Değişik yazarlar tarafından belirtildiği gibi, Platon’un demokrasiye karşı daha sonraki eğilimini her ne olursa Devamını Oku…

Pisagor

Yunan felsefeci(Yaklaşık M.Ö. 580 – M.Ö. 500) Doğum yeri olan Samos(Sisam) Adası’ndan M.Ö.529′da Güney İtalya’ya, Crotono’ya göç etti. Güney İtalya bu devirde bir Yunan kolonisiydi ve buraya yerleşenlerce Magna Graecia(Büyük Yunanistan) adıyla anılıyordu. Protona da bu yörenin zengin liman kentlerinden biriydi. Pisagor işte burada biraz kişisel çekiciliği, biraz kendisinde var olduğunu iddia ettiği kehanet gücü ve biraz da etrafında oluşturmayı başardığı gizemci havayla kentin zengin ve soylu delikanlarından 300 kadarını bir çatı altında topladı ve bir gizli örgüt, okul ya da mezhep kurdu. Pisagor, öğrencilerini iki bölüme ayırıyordu: Dinleyiciler ve Matematikçiler. Örgüte dinleyicilikle başlanıyor ve belirli bir deneme süresinden sonra başarılı olunursa matematikçiliğe geçiliyordu.
Pisagorculuk; evrende herşeyin bir sayıya bağlı olduğunu öne sürer. % rengin, 6 soğuğun, 7 sağlığın, 8 aşkın nedenidir. Pisagor’un öğretisinde; düzgün geometrik şekiller de önem taşır. Örneğin Pisagor yeryüzünün düzgün altı yüzlüden, ateşin piramitten, havanın düzgün sekizyüzlüden, suyun yirmiyüzlüden yaratıldığına inanır. Devamını Oku…

Kriyojenik Malzemeler

Aldığımız her solukta yaşayan hücreleri kaskatı donduracak kadar güçlü bir madde vardır.Bu havadaki temel bileşenlerden biridir ve normal olarak gaz halindedir.Sıvı halinde ise çok özel bir madde ‘Kriyojen’ haline gelir.Bilim,tıp ve sanayi zaman zaman çok düşük sıcaklıklara gereksinim duyar ve bununda kolayca ve ucuz olarak elde edilmesi gerekir.Kriyojenik sıcaklıklar -273C altındaki sıcaklıklardır ve en yaygın kriyojense sıvı azotudur.
2.DÜŞÜK SICAKLIKLAR
-150C ile mutlak sıfır (-273C) arasındaki sıcaklıklar olarak tanımlanır.Düşük sıcaklıklarda genellikle Kelvin sıcaklık ölçeği kullanılır.Bu ölçekte mutlak sıfır,derece simgesi kullanılmaksızın 0K olarak gösterilir.Celsius (Santigrat) ölçeğinden Kelvin ölçeğine geçmek için Celsius derecesine 273 eklenmesi gerekir.Düşük sıcaklık koşullarında cisimlerin mekanik dayanımı ısıl iletkenlik,süneklilik ve elektriksel direnç gibi özelliklerinde önemli değişiklikler ortaya çıkar. Devamını Oku…