Arman Talay (1938-1998) Spor yazarı. Aslen Yozgatlı bir ailenin çocuğu olan Arman Talay’ın ağabeyi, Olimpiyat Gazetesi ile Türkiye Spor Alemi adlı gazeteleri çıkaran Agop Doğan Talay’dır.
Türkiye Spor Yazarları Derneği ve Spor Kulübü Derneği Ankara Şubesi Başkanlığı’nı yaptı. Ankara’da doğdu. 1955 yılında Ulus gazetesinde gazeteciliğe başladı. 1968′de TRT Spor Haberleri Müdürlüğü’nde muhabir olarak görev yaptı. Yurtdışında ilk spor naklen yayınını 1972 Münih Olimpiyatları’nın açılışını sunarak gerçekleştirdi. Bir ara Show TV Ankara Spor Servisi sorumluluğu görevini üstlendi. Tercüman gazetesi spor servisinde de görev yaptı.
9 views
11 haziran 1929 yılında Niğde’de doğdu. 1950′de Doğuş Holding’i kurdu. Holding Şahenk’in önderliğinde inşaat, bankacılık, iletişim, turizm, gıda ve otomotiv alanlarında önemli yatırımlar yaptı. Şahenk, ticari faaliyetlerinin yanı sıra, 1992 senesinde kendi adını taşıyan bir vakıf kurarak özellikle eğitim alanına yönelik hayır işlerini de kurumsallaştırdı.1 Nisin 2001 tarihinde İstanbul’da ölen Şahenk, Niğde’de toprağa verildi.
HAKKINDA YAZILANLAR
95 views
Kırım Türk Edebiyatı
XVII. asır saz şairi Aşık Umer (1621-1707), Kırım’ın her bölgesinde tanınıp sevilmektedir. Eline sazını alıp çok genç yaşlarda sefere çıkan Aşık Umer, İran, Suriye, Irak, Arabistan ve Türkiye’de köy köy dolaştıktan sonra, uzun yıllar Türkiye’de kalır. Gezdigi yerlerin dil ve edebiyatlarına hakimdir.Şairin gazel, destan, koşma, semai vb. Eserlerinde işlenen ana tema; sevgi, sadakat, iyilik, namus, insanlık, adalet ve merhamettir. Aşık Umer yetmiş yaşını geçtikten sonra, gezdiği yerlerden doğum yeri olan Gözleve’ye döner ve ömrünün sonuna kadar orada yaşar. 1707 senesinde seksen altı yaşında ölen şair, Gözleve Kalentir Burnu’na defnedilir.
Aşık Umer’in şiirleri, 1894 yılında İsmail Gaspıralı tarafından Bahçesaray’da bulunan Tercüman gazetesinin matbaasında “Divan Aşık Umer” adıyla Gaspırali tarafından neşredilir. Şair Rıza Halid tarafından kril harflerine aktarılarak iki cilt halinde düzenlenen “Aşık Umer” isimli eserin, birinci cildi 1998, ikinci cildi 1990 yılında, Taşkent’te basılmıştır.
Mustafa Cevheri (öl.1710) de Aşık Umer gibi çok memleket gezmiş ve uzun yıllar Türkiye’de yaşamıştır. Saz şairi olan Cevheri sevgi, sadakat, namus gibi konuları işlemiştir. Cevheri’nin 5200 mısra civarında 350′den fazla şiiri vardır.
Aşık Umer de, Cevheri de Kırım’ın tamamen Türkiye’nin etkisinde olduğu çağlarda yaşadıkları için, şiirlerini Batı Türkçesi ile, yazmışlardır. Bu devirde Osmanlı tesiri sadece edebi dilde olmayıp, güney yalı boyu ve dağ bölgesindeki halkın dilinde de hissedilir. Merkes ve çöl kısmında bu tesir daha azdır. Esasen bu devirde edebi dil, Arapça’dan ve Farsça’dan da fazlasıyla etkilenmiştir.
2 views
Asıl adı Mehmet Kemal’dir. 1840 yılında Tekirdağ’da doğdu. Babası Müneccimbaşı Mustafa Asım Bey’dir. Baba tarafı Topal Osman Paşadan gelir. Annesi Koniça eşrafından Abdüllatif Paşanın kızı Nesime Hanımdı. Namık Kemal 2 yaşındayken annesi öldü. Ailesi Osmanlı yönetici elitinden aristokrat bir aileydi. Gerçi ailesi, Namık Kemal’in neslinde varlığını büyük ölçüde yitirmişti, ama zaman zaman gözden düşülse de, geleneksel devlet hizmeti içindeydi. Babasının Saray’da müneccim olması dikkate alınırsa, iki nesil arasındaki zihniyet farkı ya da sürekliliği belki daha iyi anlaşılabilir. Osmanlı yönetici eliti, bir yandan modernleşme adımlarını atma gayreti içindeyken ve Tanzimat Fermanı, bu kırılmayı ya da dönüşümü simgelerken, bir yandan da, bu adımların atılmasında en uygun zamanın tespiti için müneccimden yardım beklemekteydi. Sadece bu dahi, 19. yüzyılın ortalarına doğru Osmanlı’yı anlamak bakımından önemlidir. Namık Kemal’in eğitimini büyükbabası Abdüllatif Paşa üstlenmişti. Yeni açılan modern okullara gitmişti, ama büyükbabasının taşra memuriyetleri düzenli bir eğitimden de uzak kaldı. Bu eksikliğini bulunduğu şehirlerde özel ders alarak giderdi. Namık Kemal büyükbabası ile 10 yaşında Kars’a gitmiş, oradan Sofya’ya geçmişti. Eserlerinde bu ilk görgünün tesiri vardır. İstanbul’a taşradan gelişi sırasında, geleneksel olarak ve beklenebileceği gibi, daha 16 yaşında evlenmişti. İstanbul’a dönüşünde Memduh Faik ve Hayret gibi şairlerle tanıştı. Az sonra Leskofçalı Galip, Hersekli Arif Hikmet ile ahbap oldu ve bu sonuncunun evindeki şairler meclisine katıldı. Gümrük Kalemine memur olarak girdi.
35 views
J.H. Pestalozzı,12 Ocak 1746 da Zürich’de doğdu.İtalyan asıllı bir cerrahın oğludur.Babası ölünce papaz olan büyükbabası tarafından yetiştirildi.Büyükbabasının yanında yaşaması onun köy kültürünün yapısını anlamasını sağladı.Bu durum ileride yapacağı çalışmalara yansıdı.Latince eğitim veren bir okulu bitirdikten sonra “Collegium Carolinum” da filoloji,teoloji,hukuk ve tarım eğitimi aldı.
Pestalozzi’nin aldığı eğitim ve dünya görüşü onu aktif bir yapılanmaya itti.İlk önce tarım işleriyle uğraştı.Daha sonra Birr köyü yakınındaki bir araziyi alarak Neuhof(1768)’u kurdu.Burada kök-boya yetiştirmaya çalıştı;başarılı olamadı.Bu çiftliği yanına 50 kadar yoksul çocuğu alarak “Yoksul Bakım Yurdu”na(1775) dönüştürdü.Amacı yoksulların kendi yaşam olanaklarını sağlayabilecek bilgilerle donanması idi.Beş yıl sonra burayı kapatmak zorunda kaldı.
38 views
20 Nisan 1889 yılında Branau kasabasında doğdu. İlk tahsilini doğduğu kasabada gördü. Orta tahsilini Viyana civarındaki Lintz şehrinin realschule’sinde yaptı. On üç yaşında babasını, on altı yaşında annesini kaybetti. Orta öğrenimini bitirince Viyana sanayi mektebine yazıldı. Kendi kendini eğitti. Viyana’da bir mimarın, sonra da nakkaşın yanında çalıştı. 1912′de Viyana’dan Münih’e geldi. 1914′de Cihan Harbi çıkınca Hitler Bavyerada Alman ordusuna gönüllü olarak girdi. Alman mağlubiyetinden sonra Hitler, arkadaşı mühendis Feder ve altı kişi tarafından kurulmuş olan Alman İşçi Partisi isimli gizli bir fırkaya katıldı ve kısa sürede bu fırkanın reisi oldu. Fırkanın adını Milli Sosyalist Alman İşçi Fırkası olarak değiştirdi ve nüfuzunu arttırdı. Gazetede fırkasının fikirlerini açıklayan makaleler yayınladı.1924′de hükümeti devirmek için teşebbüslerde bulundu fakat başarılı olamadı. Bunun üzerine 10 ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde Mücadelem isimli hatıralarını yazdı. Aynı zamanda fırkanın yeni teşebbüslerini hazırladı.Onun kurduğu Nasyonal Sosyalist Parti’ye halk “Nazi” ler dedi. Kendisine de, taraftarları, rehber anlamına gelen “Führer” lakabını verdiler. Parti 25 maddelik bir program hazırladı. Bu programın ilk maddesi Almanya’yı Versay’ın zilletinden kurtarmak idi. Alman vatandaşlığının
18 views
Söze başlamadan önce şunu belirtmek gerekir ki Özal, Türk siyasi hayatına damgasını vurmuş bir şahsiyet olarak siyaset sahnesindeki rolünü oynamış ve kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuştur. Sadece yaşadığı dönemi etkilememiş günümüze kadar olan siyasi hayatı da yadsınamayacak şekilde etkilemiştir. Arkasından çok şey yazılıp çizilmiştir. Fakat Özal’ı anlamak her zaman için güç bir iştir. Çok fanatiği olduğu gibi kendisinden hiç haz etmeyenler ve ülkedeki çoğu olumsuzluğu Özal’ a bağlayanlar da olmuştur. Biz mümkün olduğunca Özal olgusuna objektif bakmaya çalışacağız.
Bu incelemede Özal’ın hem ekonomik hem de siyasi manevralarını, bunların sebep ve sonuçlarını, günümüze kadar gelen etkilerini inceleyeceğiz. Dönemin en büyük kaynakları gazete yazılarından ve kendi adına yazılmış kitaplardan faydalanarak objektif bir şekilde Özal olgusunu açıklamaya çalışacağız. En başta 1980 yılı Demirel hükümeti dönemini, 24 Ocak kararlarını inceleyerek konuya giriş yapacağız. Bunun sebebi Özal’ın ortaya çıktığında mevcut olan yapının incelenme zorunluluğudur. Özal’ın doğumundan siyasi yaşamının başlangıcına kadar olan bölümü inceleyemeyeceğiz. Çünkü bizi asıl ilgilendiren konu Özal’ın Türk siyasal yaşamına olan etkileridir.
130 views
Gerçek adı Marie-Henri Beyle olan Stendhal 1783 yılında Fransa’nın Grenoble kentinde doğdu. Annesini erken yaşlarda kaybetti. Çocukluğu yalnızlık içinde geçti. Annesi ölünce teyzesi ve avukat babası tarafından çok katı bir disiplinle eğitildi. 14 yaşında okula başladı. Matematik’te kendini gösterdi. Politeknik Okuluna girmek üzere Paris’e gittiyse de güzel sanatlar okuluna yazıldı. Hastalandı. Savunma Bakanlığı’nda bir işe girdi. İtalya’da müziğin mimarlığın resmi çekiciliğini duydu. Kayırmayla teğmen atanmıştı. Askerlikten çabuk bıktı. Paris’e dönüp yazın yaşamına atıldı. Marsilya’ya gidip (1805) bir tüccarın yanına girdi. Yeğenleriyle birlikte Almanya’ya gitti (1806-1808). Avusturya’da bulundu (1809). Yeniden İtalya’ya geçti (1811-1821). Açıktan açığa özgürlükçülük (liberalizm) güttüğü için, siyasal partiler kendisinden kuşkulandılar. Paris’e dönmek zorunda kaldı. Restorasyon’un son 10 yılını Paris’te geçirdi. Daha önce ve bu süre içinde her zaman değişik takma adlarla kimi yapıtlar yazıp yayımlanmıştı: Hayd, Mozar ve Mêtastase’ın Yaşamları (1814); İtalya’da Resim Tarihi; Sevgi Üzerine; Racine; Rossini’nin Yaşamı; Shakespeare; Armance; Roma’da Gezintiler; Kırmızı ve Siyah (1930). Duygusallık moda olmaya başlayınca İtalyan Romantizm’inden aktardığı kuramları ortaya attı. Geçim güçlüğü çektiğinden, Trieste’ye konsolos olarak gitti. Boş vakti yoktu. Kitaplıklarda elyazmaları arıyordu. Kırlarda kazılar yaptırıyordu.
32 views
Paris’te 1932′de doğan Fransa eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, 1995′de François Mitterand’ın görev süresinin dolmasının ardından bu göreve getirildi. Muhafazakar politikacı Chirac, 1974-76 ve 1986-88 yılları arasında başbakanlık görevinde bulunmasının yanı sıra 1977-95 yılları arasında da Paris Belediye Başkanlığı yaptı.
Sert dış politika ve güçlü ulusal hükümet fikrini savunan Chirac, bu düşünceleriyle Fransa eski Devlet Başkanı Charles de Gaulle’un görüşlerine yakın görünüyor. Chirac bu yüzden sıkı bir “de Gaulcü” olarak tanımlanıyor.
1954′te Institut d’Etudes Politiques’den siyaset bilimi diploması alarak mezun olan Chirac, 1956′da orduya katıldı. Cezayir’e gönderilen Chirac, bu Fransız sömürgesinde bağımsızlık istemiyle başkaldıranlara karşı savaştı. Fransa’ya 1957′de dönmesinin ardından 1962′de daha sonra başbakan olacak Georges Pompidou’nun saflarına katılarak politikaya atıldı. 1972′de tarım, 1974′te içişleri bakanlığı görevlerine atandı. 1974′te Pompidou ölünce Valery Giscard d’Estaing Devlet Başkanı oldu. Chirac ise başbakanlığa atandı.
4 views
Sözlük manası; “ aynı zamanda faaliyet gösteren ve birbirleriyle uyuşmayan arzu, fikir ve amaçların sebebiyet verdiği memnuniyetsizlik yaratan durum” demek olan çatışma akıllarda ,insana özgü bir kavram olduğuna dair çağrışım yapar. Bu konuda bilinmesi gereken ise, çatışmanın sadece insana özgü bir kavram olmadığıdır. Biz bu çatışmada önce, insan noktasından bakınca çatışmanın neyi ifade ettiğini kısaca tanımladıktan sonra, örgütsel açıdan çatışma kavramını inceleyeceğiz. (Okyanus Ansiklopedik Sözlük, 1985, s.1632)
Bilindiği gibi insanlar yaşamları boyunca çevreleriyle mücadele halindedirler ve rekabet ederler. Böylesi yaşam süreci içinde insanın fizyolojik, sosyolojik ve psikolojik vs. ihtiyaçlarının giderilmesine engel olan her türlü sıkıntıya, insan açısından, çatışma denir.
176 views