Katı atıkların ekonomik bir tarzda uzaklaştırılması bugün, geçmişe nazaran çok daha önemli bir durum almıştır. Dünyadaki tabii kaynaklar sınırlıdır. Hayat seviyesinin yükselmesi sanayi ve teknolojinin ilerlemesi ile el; ambalaj malzemelerinin geliştirilmesi, hem insan başına günde üretilen çöp miktarını hem de çöplerin bileşimini büyük ölçüde değiştirmiştir. İnsan başına günde ortalama 2.0-4.0 kg çöp meydana getirildiği düşünülürse toplumun her ferdinin çöp konusunda ne derece sorumlu olduğu ortaya çıkar. Evlerde meydana gelen bu katı atıkların toplanması ve uzaklaştırılması belediyelere her yıl yüz binlerce lira mali külfet yüklemektedir.
Evlerde ortaya çıkan katı atıklar son senelere kadar daha çok mutfak artıkları şeklinde idi. Ancak son zamanlarda yeni ambalaj malzemelerinin imal edilmiş olması mutfaklara çöp öğütücü ve sıkıştırma (pres) cihazlarının konması, çöplerin bileşimini büyük ölçüde değiştirmiştir.
Katı atıkları genel olarak aşağıdaki gibi sınıflandırmak mümkündür.
1. Ev çöpleri
a) Organik : Mutfak atıkları, yemek atıkları, kağıt, dokuma ambalaj maddesi (kağıttan, kartondan, plastik ve ahşaptan)
b) İnorganik: Kül ve cüruf, ev eşyası kırıkları (cam, porselen, toprak, demir)
2. İri ve Hurda Çöpler: Eski ev eşyası, büyük bahçe atıkları, büyük ambalaj, eski araba lastiği v.b. artıklar
433 views
İstanbul’un sahip olduğu doğal semboller başka hiçbir kente nasip olmayacak kadar çoktur. Boğaz gibi bir doğa harikasının bir uzantısı olan HALİÇ, bunlardan birisidir. Yüzyılladır İstanbul’u biçimlendirmiş olan haliç, son yıllarda bir takım yanlış uygulamaların kurbanı olmuş ve onlar tarafından biçimlendirilmiştir. Kentin eşsiz bir incisi olan Haliç, yıllar önce yapılan yanlış planlar sonucu bir endüstri merkezi olmuş; bu durum Haliç’in endüstri atıklarıyla kirlenmesine neden olmuştur. Böylece yılların atığı, Haliç diplerinde birikmiş, zamanla bölgenin endüstri merkezi olmaktan çıkarılması bile Haliç’in kurtuluşuna yetmemiştir; çünkü haliç çoktan atıklarla ve balçıklarla dolmuştu. Böylece, Haliç, bu kez de İstanbul’u ve İstanbulluyu olumsuz bir biçimde etkilemeye başlamıştır. Haliç yıllarca çevre sağlığını tehdit eder boyutta kalmış, rehabilitasyonu için hiçbir çalışma yapılmamıştır. Düne kadar bölgede yapılan çalışmalar sadece Haliç çevresinin peyzajına ilişkindi. Haliç için inşa edildiği söylenen kollektörler çamurla dolup tıkanmıştı.
513 views
Temiz havanın çok ağır bir tarifi olmadığı için hava kirlenmesi üzerinde kantitatif olarak tartışmak oldukça zordur. Bunun için “çevrade arzu edilmeyen bir etki yapacak konsantrasyonda bulunmasını” hava kirlenmesi olarak kabul etmek daha mantıklı olmaktadır. Bu kirletici maddeler gaz veya 1 mikrondan daha büyük katı veya sıvı madde zerrecikleri olabilir.
1.2. Hava Kirleticiler
1.2.1. Gaz Kirleticiler
Hava kirlenmesine sebep olan gaz kirleticiler, normal sıcaklık ve basınç altında gaz formunda bulunan maddeler ile normal basınç ve sıcaklık altında katı veya sıvı halde bulunan maddelerin buharlarından meydana gelir. Gaz halindeki kirleticilerin en önemlisi : Karbonmonoksit (CO), Hidrokarbonlar, Hidrojen Sülfür (H2S), Azot Oksitler (NOx), Ozon ve diğer oksitleyiciler ile Kükürt Oksitlerdir.
Karbon monoksit karbonlu madderin eksik yanmasından ileri gelir. En büyük kaynağı otomobil eksozlarıdır.
1.2.2. Patikül Halindeki Kirleticiler ( Kirletici Zerrecikleri )
Partikül halindeki kirleticiler menşelerine ve dane büyüklüklerine göre aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir :
• İnce tozlar ( Dust ) :
a – Kömür, kül ve çimento gibi maddelerin imal edilmesi, taşınması veya kullanılması sırasında havaya karışan katı zerrecikler,
b – Mekanik atölyelerden doğrudan havaya karışan ince toz zerrecikler,
106 views
EROZYON; Toprağın yağmur suları ile veya rüzgarlarla aşınması ve taşınmasıdır. Daha açık ifade ile yağmur tanelerinin çıplak toprağa çarptığında kopardığı parçacıkları beraberinde aşağılara taşıması veya şiddetli esen rüzgarlarla çıplak arazilerdeki ince toprak tanelerinin sürüklenmesi olayıdır. Erozyon, toprak-su-bitki arasındaki doğal dengenin bozulması sonucu ortaya çıkar. Yurdumuzun üzerinde bulunduğu coğrafi enlemlerdeki iklim özellikleri, topografyası, jeolojik ve toprak yapısı içerisinde insanlarımızın doğal dengeye yaptığı olumsuz etkiler; yanlış arazi kullanımı, aşırı otlatma, ormanlarımızın tahrip edilmesi gibi olaylar erozyonu hızlandırmaktadır.
Erozyon oluş bakımından iki çeşittir:
1.Yağmurlar sonucu meydana gelen erozyon
2.Rüzgarlar sonucu meydana gelen erozyon
EROZYONUN DERECELENDİRİLMESİ:
Bütün Dünya ülkeleri arazi üzerinde yapılmış olan gözlem ve ölçülere dayalı olarak 4 dereceli bir sınıflandırmayı kabul etmişlerdir.
1.Derece: Hiç veya hafif erozyon
2.Derece: Orta şiddetli erozyon
3.Derece: Şiddetli erozyon
17 views
PROJENİN AMACI ve KAPSAMI
Gerek gelişmiş ve gerekse gelişmekte olan ülkelerde kentlerin belirgin ortak sorunları; İçerisinde bulundukları çevresel kirlenme ve tahribat sürecidir. Özellikle sanayileşmesini tamamlayamamış ülkelerde bu süreç çok daha hızlı yaşanmaktadır. Söz konusu ülkelerin kentlerinde bir yanda iletişim teknolojisinin sınır tanımaz hakimiyetinin dikte ettiği sanayii ötesi toplumların yaşam tarzı ve standardı gerçekleştirmeye çalışırken, diğer taraftan kısıtlı doğal kaynakların kullanılabilirlik sınırları zorlanmaktadır. Sonuçta yığılma ekonomilerinden faydalanması beklenen kentliler, bugün artık çevresel sorunların birikmesi sonucu toplum olarak yada dünya olarak ağır maliyetini ödemek zorunda kalınmaktadır.
Günümüzde şehirlerin çevre problemleri başında;
143 views
CANSIZ DOĞADA NELER VAR ?
İçinde yaşadığımız doğa canlı ve cansız varlıklardan oluşur. Bu varlıkların sayısı oldukça çoktur. Doğan , gelişen , büyüyen , kendisine benzer yavrular oluşturan ve ölen varlıklar canlı varlıklardır. İnsanlar hayvanlar ve bitkiler canlı varlıklardır. Doğmayan , büyümeyen , çoğalamayan , bir etki olmadan hareket edemeyen varlıklar ise cansız varlıklardır. Taş , toprak , kağıt , masa , hava , su cansız varlıklara örnektir.
Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için başka canlılara ihtiyaç duyarlar. Hiçbir canlı çevresinden ve diğer canlılardan uzak ve bağımsız yaşayamaz.
HAVASIZ YAŞANMAZ.
137 views
Yaşadığımız Dünya’nın 3/4′ünün sularla kaplı olduğu ve insan vücudunun
%25′inin su ihtiva ettiği dikkate alınırsa, suyun insan hayatındaki önemini anlamakmümkün olacaktır. Evrende bulunan diğer gezegenlerde su olmuş olsaydı kuşkusuz bu gezegenlerde hayat da olurdu ve insanoğlu Dünya’yı terkedip, derhal diğer gezegenlere taşınırdı… Savaşlardan sonra, özellikle denizlerde ulaşım ağının, su ürünleri üretimi ve madensel kaynakların keşfi ile bu önem daha da artmış, insanoğlu
denizlere ve iç sulara geleceğin güvencesi olarak bakmayı öğrenmiştir. Bununla birlikte Dünya Ülkeleri denizlerin büyük bir bölümünü insanlığın ortak malı olarak görürken, bir bölümü de kendi sularını ilan edip sahiplenmişlerdir. Bunu sabitleştirmek için de yeni hukuk kuralları koyup, geleceklerini daha da sağlama almışlardır. Büyük Dünya Savaşlarını yaşayan ve savaş sonrası açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalan insanlık, bir taraftan artan dünya nüfusu ve gelişen teknoloji ile birlikte yeni sorunların sahibi olurken diğer taraftan da içinde bulundukları
63 views
Dünyada yamaç paraşütçülüğü 1968’de koşarak ya da ayakta kalkış makale ve el kitaplarıyla gelişimini sağladı; ancak 1980’li yıllarına kadar paraşütle yamaçtan düzenli olarak koşarak atlanılmadı.İlk olarak Fransa ve İsviçre Alp’lerinde atlamalara başlandı ve giderek yaygınlaştı. Antarktika haricinde bütün kıtalarda rengarenk yamaç paraşütleri süzülmeye başladı. Türkiye’de yamaçtan koşarak uçuş denemeleri, 1985’te ilk olarak serbest atlayış paraşütleri ile yapılmıştır. 1988’den itibaren yamaç paraşütleri sınırlı bir kitle tarafından ferdi olarak kullanılmaya başlamıştır. Zamanla bu spor dalı kendini bayağı geliştirdi. Katlanıp sırt çantasına sığacak kadar küçük ve taşınabilir olması dağcıların da ilgisini çekti. Dağcılar zirveden kendilerini yamaç paraşütüyle bırakarak gökyüzünün de tadını çıkarmaya başladılar.
217 views
NORMAL DURUMLARDA , SAF SU (H) HIDROJEN VE (O) OKSİJEN GAZLARINDAN OLUŞUR. DÜNYANIN %70′I SU İLE KAPLIDIR.%5′I TATLI SU OLUP , KALANI İSE DENIZ SUYUDUR. EN SAF SU YAGMUR SUYUDUR. EN SAF SU BILE ICINDE ERIMIS GAZ MOLEKULLERI (O2) OKSIJEN,(N2)NITROJEN VE (CO2) KARBON DIOKSIT TASIRLAR. ENDUSTRI KESIMINDE,
FABRIKALARIN COK OLDUGU YERDE (SO2) SULFUR DIOKSIT’DE SUYUN ICINDE BULUNABILIR.
1.1 SU PH
534 views
Bu raporda fabrikada, boza üretimi sırasında oluşan atık suyun arıtılması işlemi ve arıtma tesisinin dizaynı üzerinde durulmuştur. Amaç oluşan atık suyun çevreye verilmeden önce zararlı etkilerinin yok edilmesi ve çeşitli yerlerde ( sulama vb.) kullanılmasını sağlamaktır.
Kurulucak olan arıtma tesisinde bir adet dengeleme ve havalandırma havuzu, bir adet ön çökeltme havuzu, bir adet son çökeltme havuzu ve iki adet yoğunlaştırma ( susuzlaştırma) havuzu yeralmaktadır. Günlük oluşan toplam atık su miktarı 1186,02 kg olup bunun % 0,5’i büyük partiküllü katı atıkları, % 6’ sı küçük partiküllü katı atıkları, geri kalan kısmı ise su ve suda çözünmüş halde bulunan maddeleri oluşturmaktadır. Atık su çeşitli aşamalardan geçirilerek içerdiği katı ve çözünmüş halde bulunan partiküllerden arındırılarak canlı yaşamına zarar vermeyecek hale getirilir.
Aşamalar;
220 views