<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nedir, tanımı, anlamı,nasıl yapılır, ne demek, Genelbilge.com &#187; Çevre Bilimleri</title>
	<atom:link href="http://www.genelbilge.com/category/cevre-bilimleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.genelbilge.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 09:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Katı Atıklar</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kati-atiklar.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kati-atiklar.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Nov 2010 12:11:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ambalaj]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Cadde]]></category>
		<category><![CDATA[Dokuma]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[Ev]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[Imal]]></category>
		<category><![CDATA[Iri]]></category>
		<category><![CDATA[Kg]]></category>
		<category><![CDATA[Lira]]></category>
		<category><![CDATA[Mali]]></category>
		<category><![CDATA[Organik]]></category>
		<category><![CDATA[Porselen]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Yaprak]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=16617</guid>
		<description><![CDATA[Katı atıkların ekonomik bir tarzda uzaklaştırılması bugün,   geçmişe nazaran çok daha önemli bir durum almıştır. Dünyadaki tabii kaynaklar sınırlıdır. Hayat seviyesinin yükselmesi sanayi ve teknolojinin ilerlemesi ile el; ambalaj malzemelerinin geliştirilmesi, hem insan başına günde üretilen çöp miktarını hem de çöplerin bileşimini büyük ölçüde değiştirmiştir. İnsan başına günde ortalama 2.0-4.0 kg çöp meydana getirildiği düşünülürse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p>Katı atıkların ekonomik <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> tarzda uzaklaştırılması bugün,   geçmişe nazaran çok daha önemli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> durum almıştır. Dünyadaki tabii kaynaklar sınırlıdır. Hayat seviyesinin yükselmesi sanayi ve teknolojinin ilerlemesi ile el; ambalaj malzemelerinin geliştirilmesi, hem insan başına günde üretilen çöp miktarını hem de çöplerin bileşimini büyük ölçüde değiştirmiştir. İnsan başına günde ortalama 2.0-4.0 kg çöp meydana getirildiği düşünülürse toplumun her ferdinin çöp konusunda ne derece sorumlu olduğu ortaya çıkar. Evlerde meydana gelen bu katı atıkların toplanması ve uzaklaştırıl­ması belediyelere her yıl yüz binlerce lira mali külfet yüklemektedir.</p>
<p>Evlerde ortaya çıkan katı atıklar son senelere kadar daha çok mutfak artıkları şeklinde idi. Ancak son zamanlarda <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> ambalaj malzemelerinin imal edilmiş olması mutfaklara çöp öğütücü ve sıkıştırma (pres) cihazlarının konması, çöplerin bileşimini büyük ölçüde değiştirmiştir.</p>
<p>Katı atıkları genel olarak aşağıdaki gibi sınıflandırmak mümkündür.</p>
<p><strong>1. Ev çöpleri</strong></p>
<p><strong>a) Organik   :</strong> Mutfak atıkları, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yemek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yemek">yemek</a> atıkları, kağıt, dokuma ambalaj maddesi (kağıttan, kartondan, plastik ve ahşaptan)</p>
<p><strong>b) İnorganik:</strong> Kül ve cüruf, ev eşyası kırıkları (cam, porselen, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/toprak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Toprak">toprak</a>, demir)</p>
<p><strong>2.  İri ve Hurda Çöpler:</strong> Eski ev eşyası, büyük bahçe atıkları, büyük ambalaj, eski araba lastiği v.b. artıklar<span id="more-16617"></span></p>
<p><strong>Bahçe atıktan:</strong> Bitki artıkları, yaprak, ağaç dalları</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.genelbilge.com/tag/cadde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cadde">Cadde</a> süprüntüleri</strong></p>
<p><strong>a) Organik   :</strong> Pazar yeri atıkları, cadde ağaçlarının yaprak ve dal atıkları, kağıt atıldan, hayvan pisliği</p>
<p><strong>b) İnorganik :</strong> Cadde yüzeyi aşınmaları, kış hizmetlerinde serpilen maddeler, uçucu kül ve toz</p>
<p><strong>5.  Sanayi çöpleri</strong></p>
<p><strong>a) Organik   :</strong> Besin endüstrisinin üretim atıkları, tabakhane, dokuma fabrikası, kimya fabrikası, ambalaj maddesi, kağıt, karton, plastik ahşap, atıkları, testere talaşı, cila ve boya</p>
<p><strong>b) İnorganik :</strong> Çeşitli endüstri dallarının üretim atıkları, kül ve cüruf, ambalaj malzemesi çelik, toprak kap, cam v.b.</p>
<p><strong>6.  Mezbaha ve ahır atıkları:</strong> Bağırsaklar ve işkembe muhtevası, kemik, boynuz, kesilen hayvanların tırnağı.</p>
<p><strong>7.  Enkaz ve toprak</strong></p>
<p><strong>Organik   :</strong> Yapı kısmı ahşap ve plastik</p>
<p><strong>İnorganik :</strong> Taş, toprak, metal parçası</p>
<p>Evlerden gelen çöplerin bileşimine ait bir örnek, çeşitli ülkeler için Tablo 4.1 de verilmiştir.</p>
<p>Sanayi çöpleri değişik imalatlarda tekrar kullanılabilir olmaları sebebiyle ev çöplerine nazaran farklı işleme tabi tutulur.</p>
<p>Ev Çöplerinin Bileşimi (% olarak)</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="91" valign="top">Katı   Atık Bileşimi</td>
<td width="68" valign="top">Belçika</td>
<td width="68" valign="top">Almanya</td>
<td width="67" valign="top">Fransa</td>
<td width="68" valign="top">İstanbul</td>
<td width="68" valign="top">İsveç</td>
<td width="69" valign="top">A.B.D.</td>
</tr>
<tr>
<td width="91" valign="top">Kül</td>
<td width="68" valign="top">48</td>
<td width="68" valign="top">30</td>
<td width="67" valign="top">24</td>
<td width="68" valign="top">45</td>
<td width="68" valign="top">0</td>
<td width="69" valign="top">10</td>
</tr>
<tr>
<td width="91" valign="top">Kağıt</td>
<td width="68" valign="top">21</td>
<td width="68" valign="top">19</td>
<td width="67" valign="top">30</td>
<td width="68" valign="top">10</td>
<td width="68" valign="top">55</td>
<td width="69" valign="top">42</td>
</tr>
<tr>
<td width="91" valign="top">Org.Madde</td>
<td width="68" valign="top">23</td>
<td width="68" valign="top">21</td>
<td width="67" valign="top">24</td>
<td width="68" valign="top">36</td>
<td width="68" valign="top">12</td>
<td width="69" valign="top">23</td>
</tr>
<tr>
<td width="91" valign="top">Metal</td>
<td width="68" valign="top">2</td>
<td width="68" valign="top">5</td>
<td width="67" valign="top">4</td>
<td width="68" valign="top">1</td>
<td width="68" valign="top">6</td>
<td width="69" valign="top">8</td>
</tr>
<tr>
<td width="91" valign="top">Cam</td>
<td width="68" valign="top">3</td>
<td width="68" valign="top">10</td>
<td width="67" valign="top">4</td>
<td width="68" valign="top">1.5</td>
<td width="68" valign="top">15</td>
<td width="69" valign="top">6</td>
</tr>
<tr>
<td width="91" valign="top">Diğerleri</td>
<td width="68" valign="top">3</td>
<td width="68" valign="top">15</td>
<td width="67" valign="top">14</td>
<td width="68" valign="top">6.5</td>
<td width="68" valign="top">12</td>
<td width="69" valign="top">11</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>KATI ATIKLAR VE HALK SAĞLIĞI</strong></p>
<p>Çöplerin tekniğine uygun bir şekilde uzaklaştırılmamaları halinde halk sağlığı ile ilgili problemler ortaya çıkar. Katı atıklar yoluyla en az 20 tip hastalığın taşınıp bulaştığı bilinmektedir. Çöplerden hastalık taşıyan in önemli iki faktör, sinekler ve farelerdir. Sinekler çok çabuk ve fazla üre­me kabiliyetine sahiptir. 1 dm3 çöplükte (çöpte) 2500 sinek üreyebilir ve bunlar, dizanteri ve benzeri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/pek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Pek">pek</a> çok salgın hastalığı taşıyabilir. Fareler sa­dece eşyaları tahrip etmek ve insanlar ile direkt temas etmekle kalmazlar, ayrıca hastalık nakleden böcekleri de vücutlarında taşıyarak zararlı olur­lar. Orta çağlardaki veba salgınının doğrudan fareler ile ilgili olduğu bilin­mektedir.</p>
<p>Çevre mühendisliği açısından, çöplerin halk sağlığı ile ilgili en tehlike­li yönü, belediyelerin, katı atıkların planlanması sırasında sağlık tesirleri­ni göz önünde bulundurmamalarıdır. En çok üzerinde durulan kriter para­dır. İlgililerin tek düşüncesi bu problemi en ucuz olarak başlarından sav­manın yollarını aramaktır.</p>
<p><strong>TABİİ KAYNAKLAR, ÇÖPLER ve EKONOMİ</strong></p>
<p>Maden yatakları ve diğer yenilenmeyen maddeler, gün geçtikçe azal­dığından bir gün gelip petrol kuyuları kurumadan ve maden ocakları bo­şalmadan mümkün mertebe katı atıkların ham madde kaynağı olarak tek­rar kullanma imkânları araştırılmalıdır.</p>
<p>Belediyelerin bugünkü ekonomik durumları, katı atıkların gerçek ma­nada planlanmasına imkân vermemektedir. Eskimenin tabii ve beklenen</p>
<p>bir olay olduğu bilindiğine göre, çöplerin uygun bir şekilde uzaklaştırılması veya tekrar kullanma yollarının araştırılması gerekir. Çöplerden ne gibi maddelerin ayrılacağı, bunların nasıl değerlendirilip yeniden kullanılabilir hale getirilebileceği ve pazarlanması uzun vadede planlanmalıdır.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen belediyeler en ucuz yoldan çöplerini şehir dışına çıkarıp plansız bir şekilde boş arazilere dökmektedir. Bu en ucuz metot <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> sırasında pahalı olmaktadır. Çünkü paranın büyük bir kısmı çöplerin toplanmasına harcanmaktadır.</p>
<p>Kısmen çöp sayabileceğimiz ve uzaklaştırılması gereken bir diğer katı atık da kullanılmış su tasfiyesi sonunda ortaya çıkan çamurlardır. Uygun şekilde işlem görmüş bu çamurlar, toprakların Islahı için ve ziraata gübre olarak kullanılmalıdır. Çamurların yakılarak bertaraf edilmesi bir kaynak israfından başka bir şey değildir. Ancak bu çamurları çiftçi ve bahçıvanlara kolaylıkla satabilmek (veya verebilmek) için daha kullanılabilir duruma getirmek üzere elden gelen gayret gösterilmelidir.</p>
<p><strong>KATI ATIKLARIN PLANLANMASI </strong></p>
<p><strong>Genel</strong></p>
<p>Katı atıkların uygun uzaklaştırma usullerinin seçimi uygulanan planlama ve idare metotlarına bağlıdır. Katı atıkların planlaması ve idaresi pek çok faktöre bağlıdır. Bunlar arasında ekonomik, mühendislik, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arazi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arazi">arazi</a> kullanımı, çevre düzenlemesi, coğrafî ve sosyal faktörler sayılabilir. Şekil 4.1 de gösterilen sisteme dayanılarak bu faktörler optimize edilebilir.</p>
<p>Katı atıkların planlanmasında üç faktör göz önünde bulundurulmalıdır. 1) Katı atıkların kaynakları ve burada alınacak tedbirler, 2) Katı atık­ların toplanması ve taşınması, 3) Toplanan çöplerin uygun bir şekilde değerlendirilip zararsız hale getirilmesi. Bu üç faktör birlikte ele alınmazsa problemin üstesinden gelmek zorlaşır. Bunlar içinde en zoru ve belki de en masraflı olanı çöplerin toplanması ve taşınmasıdır. Çöplerin planlanma­sında tatbik edilebilen değişik usuller Şekil 4.2 de görülmektedir.</p>
<p><strong>Çöplerin Toplanması</strong></p>
<p>Katı atıkların toplanmasının maliyeti ortalama olarak, toplam maliyetin  % 80 ini teşkil eder. Bir toplama ekibi, biri şoför ve ikisi yükleyici olmak üzere üç kişi ve bir üstü kapalı motorlu araçtan meydana gelir. îşletmecilik yönünden bu metod uygun değildir, çünkü kamyonun çöpleri boşatmak için yolda geçirdiği zaman zarfında iki yükleyici zamanı boşa harcanır. Bunun için, toplama maliyetini azaltmak üzere pek çok yeni teklifler yapılmaktadır. Bunlardan bazıları aşağıda verilmiştir.</p>
<p>Mutfaklara çöp öğütücü ve sıkıştırma preslerinin  konması katı  atıkları  kaynağında azaltmaktadır. Bunun neticesinde çöp toplama sıklığı yarıya inmektedir. Çöpler çabuk ayrıştığından normal olarak haftada en az iki defa toplanması gerekir.</p>
<p>Son zamanlarda İsviçre ve Japonya&#8217;da olduğu gibi küçük yerleşme merkezleri için pnömatik (hava basına ile çalışan boru sistemi) boruların kullanılması toplama maliyetini son derece azaltmaktadır.</p>
<p>Toplama ve taşıma maliyetlerinin azaltılmasının önemli bir diğer yolu da büyük şehirlerde ara istasyonların teşkil edilmesidir. Böylece her kamyonun en yakın ara istasyonuna gitmesi kısa sürer ve işçilerin boşta geçen  süreleri azalmış olur. Ara istasyonlarda biriken çöpler, buldozerlerle daha büyük vasıtalara yüklenerek ekonomik bir şekilde son döküm yerlerine götürülür. Bazı hallerde çöpler uygun yerlerde balya haline getirilerek trenle döküm veya işleme merkezlerine sevk edilebilir. Şekil 4.3 de ara ve balya  istasyonları bulunan bir çöp toplama sistemi görülmektedir. Ayrıca toplama yollarının optimizasyonu üzerindeki çalışmalar, toplama maliyetinde büyük ölçüde azaltma yapmıştır.</p>
<p><strong>Çöplerin Bertaraf Edilmesi</strong></p>
<p>Çöplerin en basit ve ucuz bertaraf edilmesi, açık araziye veya denizlere dökülmesidir. Çöplerin denizlere dökülmesi son derece mahzurludur. Estetik kirlenmeye, balık ölümlerine ve suyun havadan oksijen alamamasına sebep olur. Onun için bu yola kesinlikle gidilmemelidir. Çöplerin açık araziye rastgele boşaltılmasına &#8220;düzensiz&#8221; veya &#8220;vahşi&#8221; döküm adı verilir. En ucuz olmakla beraber, fareler, böcekler, koku ve yangın çıkma ihtimali dolayısıyla mahzurludur.</p>
<p>Planlı döküm şeklinde çöpler uygun bölgelerde standartlara göre seçilm­iş sahalara dökülerek buldozerler ile sıkıştırılır ve üzerleri örtülür. Şekil 4.4. de böyle bir döküm yeri görülmektedir. Sıkıştırılan her tabaka 10-15 cm.lik toprakla örtülür. Saha dolunca çöplerin üstü 60 cm lik toprakla kapatılmalıdır.</p>
<p><strong>Planlı Döküm</strong></p>
<p>Çöp dökme yerinin seçilmesinde dikkatli davranmak gerekir. Çevre mühendisleri çöp dökme yerlerini seçerken:</p>
<p>1) Drenaj probleminin çözülmesi, (Suların göllenmesi sinek ve koku<br />
problemi doğurur. Belirli bir su yatağına yakın olursa, döküm sahasından sızan sular kaynağı kirletebilir.)</p>
<p>Hakim rüzgarlara uygun olması, (Koku problemi olmaması için hakim rüzgarlar kasabadan depolama yerine doğru esmelidir.)</p>
<p>Toplama yerinin mesafesi (Taşıma maliyeti açısından)</p>
<p>Çöp dökme yerinin büyüklüğü (Muayyen bir periyot için ihtiyaca<br />
kafi gelmelidir.)</p>
<p>Çöp döküm sahasının en son kullanma şekli (Yeşil alanlar, park,<br />
bahçe ve oyun sahaları gibi.) hususlarını göz önünde bulundurmalıdır.</p>
<p>Ayrıca çöp dökme yerlerinin seçiminde, planlanmasında ve işletilmesinde çevreye olan tesirlerin minimum seviyede tutulması esas alınmalıdır. Çöp dökme yerlerinin çevreye olan tesirleri ayrışma sonucu ortaya çıkan ve koku problemi olan gazlarla, yağışlardan sonra bu sahalardan sı­zan suların kirlenmesinden ileri gelir.</p>
<p>Çöplerin gömülerek zararsız hale getirilmesi aslında biyolojik bir olaydır. İnert (ayrışmayan) maddelerin dışındaki bütün maddeler Örtü altında havasız bırakıldığından oksijensiz (anaerobik) olarak ayrışır. Çok yavaş cereyan eden reaksiyonlar sonunda CO2, CH4  NH3 ve H2S gazlan meydana gelir. Çöp döküm sahalarının son kullanma şekli de biyolojik olaylar kadar önemlidir. Düzgün olmayan oturmalara sık rastlanmaktadır. Çöp dökme işlemi tamamlandıktan sonra en az iki yıl bu sahalara hiç bir yapı inşa edilmemelidir.</p>
<p>Çöpler iri malzemelerden meydana geldiği için kolayca sıkıştırılamazlar ve gömme için gerekli arazi miktarı çok fazla olabilir. Bu durum, arazinin pahalı olması halinde çöp dökme sahalarına ödenecek meblağı çok yükseltir. Bunun için çöp hacmini azaltın değişik metodlar geliştirilmiştir.</p>
<p>Yakma: Çöp hacmini azaltmak için toplanan çöplerin özel tesislerde yakılmasından ibarettir. Bu tesisler çöp hacmini sadece % 30-50 nispetinde azaltmakta, geriye oldukça fazla inert madde bırakmaktadır. Yakma tesisleri oldukça pahalıdır. İşletme masrafları da oldukça yüksektir. Ayrıca ha­va kirlenmesinin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kontrol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kontrol">kontrol</a> edilmesi için alınacak tedbirler de yakma tesislerinin maliyetini arttırır. Tipik bir çöp yakma tesisinin şeması Şekil 4.5 de verilmiştir.</p>
<p>Bazı durumlarda katı atıkların uzaklaştırılmasında fayda-maliyet oranlarının arttırılması ve tabii kaynak israfının azaltılması için, katı atıklar işletmenin yakıt ihtiyacını karşılamak üzere yakılabilir. Ülkemizde olmamakla beraber bu tip sistemler diğer ülkelerde oldukça yaygındır. Böyle bir sistem Şekil 4.6 da gösterilmiştir.</p>
<p>Proliz Yapma (Oksijensiz Yakma): Çöp hacmini büyük ölçüde azalt­maktadır. Kararlı son ürünler verir ve çok az hava kirlenmesine sebep</p>
<p><strong>Tipik çöp yakma tesisi</strong></p>
<p>olur. Metodun en önemli üstünlüğü, yanma sonundaki bakiyenin ekonomik bir değeri olmasıdır. Bu son ürünler, yanıcı gazlar, katran ve kömürlerdir. Meydana gelen gazlar daha çok işletmenin kendi içinde kullanılır. Katranın su muhtevası büyük olup kullanılabilmesi için arıtılması gereklidir. Kömür ise büyük ölçüde cam kırıkları ve metal parçaları ihtiva eder. Kullanılmadan önce bu maddelerin ayrılması gerekir. Bazen bu ayırma iş­lemi, odundan kömür elde edilmesine nazaran daha pahalı olabilir.</p>
<p><strong>Çöplerin Geri Kazanılması</strong></p>
<p>Katı atıklar toplandıktan sonra, çeşitli maddelerin ayrılması, temizlenmesi ve bazı sanayi kuruluşlarına ham madde olarak tekrar satılması, yeni imal edilen maddelerin pazarlanması çöplerin geri kazanılmasında ana gayedir. Çöplerin tekrar değerlendirilmesi ile: 1) Tabii kaynakların korunması ve kaynak israfının önlenmesi, 2) Uzaklaştırılacak katı atıkların miktarlarının azaltılması gerçekleştirilmiş olur. Tekrar kullanılabilecek maddeler: Kâğıtlar, metal parçaları, camlar ve organik bileşiklerdir.</p>
<p>Çöplerden ayrılan kâğıtlar, ambalaj kâğıdı ve karton kutu imalinde hammadde olarak çok kullanılır. Eski kâğıtların hammadde olarak kulla­nılması, gerekli odun miktarım ve dolayısıyla senede kesilecek ağaç mikta­rını büyük Ölçüde azaltabilir. Bu itibarla kullanılmış kağıtların mutlaka değerlendirilmeleri gerekir.</p>
<p>Metal parçaları bilhassa sanayi atıklarından kolayca ayrılabilir ve de­ğişik işletmelerde tekrar kullanılır. Bazı hallerde bu maddelerin kullanılması normal ham maddelerin kullanımına nazaran çok daha ucuz olabilir. Mesela katı atıklardan ayrılan alüminyumun işleme sokulması için gerekli enerji normal işlemler için gerekli olanın % 5 i kadardır.</p>
<p>Kırık cam parçaları tekrar kullanmak: bakımından son derece uygun malzemedir. Büyük ölçüde temiz olarak toplanan camların tekrar işletmeye sokulmaları çok kolaydır. Çöplerin geri kazanılması işlemlerinden, uzaklaştırmak üzere geri kalan atık miktarı normal uzaklaştırılması gereken atık miktarının % 10 u kadardır. Katı atıklardan maddelerin geri kazanılması akış diyagramı halinde Şekil 4.7 de gösterilmiştir.</p>
<p>Organik bileşiklerin en uygun değerlendirme şekli, katı atıkların B&amp;post gübre yapılarak kullanılmasıdır. Tipik bir kompost yapma tesisinin prensip şeması Şekil 4.8 de gösterilmiştir.</p>
<p><strong>Tipik bir kompost yapma tesisi:</strong></p>
<p>1)Çöplerin organik ve inorganik kısımlarının ayrılması (elle veya otomatik)</p>
<p>Ayrılan organik kısmın öğütülmesi</p>
<p>Öğütülen organik maddelerin açıkta yığınlar halinde veya mekanik olarak humuslaştırılması</p>
<p>kademelerinden meydana gelir. Ayırma işlemi metodun en zor adımını teşki1 eder ve oldukça pahalıdır. Evlerde çöplerin farklı kaplarda biriktirilmesi yoluna gidilmiş ise de iyi netice alınamamıştır.</p>
<p>Metallerin ayrılmasından sonra öğütülen organik maddeler 2,5-3 m genişliğinde</p>
<p>ve 1,5-2 m yüksekliğinde diziler halinde yığılır. Oksijenin alt tabakalara kadar inebilmesi için yığınlar zaman zaman karıştırılmalıdır, kompost esnasında ortamın nemi, sıcaklığı ve pH değeri uygun değerlerde limandır. Tipik bir kompost yapma tesisi Şekil 4.9 da görülmektedir.</p>
<p>Malzeme fiyatlarının artması ile şehir çöplerini işleme ve geri kazanma merkezlerine yapılan yatırımlar artmıştır. Bunun için şehirlerin çöplerini toplu olarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kabul/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kabul">kabul</a> eden ve muhtelif maddeleri otomatik olarak ayırarak  değerlendiren büyük &#8220;çöp işleme merkezleri&#8221; kurulmaktadır. Tipik bir çöp işleme merkezi Şekil 4.10 da gösterilmiştir.</p>
<p>Parçalama işleminden sonra hafif kısımlar (plastik, kağıt v.b.) havalı ayırıcılar yardımıyla ayrılır. Hafif maddeler hava ile yukarı taşınırken ağır maddeler tabana çökelir. Metaller mıknatıslı silindir ile ayrılırken ufalanmış cam parçaları ızgara tabandan alınır. Metaller tekrar kullanılmak üzere satılır ve hafif maddelerin ekserisi ısıtma ve enerji temini için yakılır</p>
<p><strong>4.6. ÖRNEK PROBLEMLER</strong></p>
<p>1) Bir kasabanın gelecekteki nüfusu 110000 ve insan başına senede or­taya çıkan katı atık miktarı 350 kg/N-yıl dır. Çöplerin birim hacım ağırlığı 0,25 tim3 dür. Mevcut kamyonların kapasitesi 10 m3 olup çöpler 1:2 oranında sıkıştırılmaktadır. Çöp kamyonları çöp döküm yerlerine günde 3 sefer yapabildiğine göre gerekli kamyon sayısını hesaplayınız.</p>
<p><strong>Çözüm:</strong></p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="90" height="66" bgcolor="white">
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td><span style="text-decoration: underline;">38500<br />
</span> 52</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Senelik toplam çöp miktarı = 110000.350 . 10<sup>-3</sup> = 38500 ton</p>
<p>Bir haftalık çöp miktarı =                        = 740,4 t/haf.</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td width="342" height="31"></td>
</tr>
<tr>
<td></td>
<td width="126" height="66" bgcolor="white">
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td><span style="text-decoration: underline;">740,4 (t/h)asd<br />
</span> 0,25 t/m<sup>3</sup>.2</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sıkıştırılarak toplanan haftalık çöp hacmi =                            = 1480,8 m<sup>3</sup>/haf</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="186" height="66" bgcolor="white">
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td><span style="text-decoration: underline;">1480,8 m3/hafasd<br />
</span> 150 m<sup>3 </sup>/haf.-kamyon</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>1 kamyonun haftada taşıyabileceği maksimum çöp hacmi = 3,5.10 = 150 m3/hafta (kamyonların haftada 5 gün çalıştığı kabul edilmiştir.)</p>
<p>Gerekli kamyon sayısı =                                           = 10 kamyon</p>
<p>% 20 emniyet faktörü düşünülerek toplam 12 kamyon bulunur.</p>
<p>2) Bir sanayi tesisinde günde 5 ton katı atık meydana gelmektedir,<br />
&#8216;ünde kişi başına ortaya çıkan çöp miktarı 1,25 kg olduğuna göre, katı<br />
madde uzaklaştırma açısından bu fabrika kaç nüfusa eşdeğerdir?</p>
<table cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="78" height="66" bgcolor="white">
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td><span style="text-decoration: underline;">5000</span></p>
<p>1,25</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Çözüm:</p>
<p>Fabrikanın eşdeğeri =                  = 4000 kişi</p>
<p>olarak bulunur.</p>
<p>3) Bir yerleşim merkezinin çöpleri 10000 TL i ton maliyetle planlı dökülerek uzaklaştırılmaktadır. Bu kasaba çöplerini geri kazanmak üzere bu tesis inşa ettiği takdirde, çöplerin bertaraf edilmesinin maliyeti 1400(i TL/ton olmaktadır. Ancak bu durumda çöplerin % 6O&#8217;ı geri kazanılabilecektir. Çöplerin geri kazanılan kısmının bileşimi % 60 kâğıt, % 10 demir % 10 alüminyum, % 10 bakır, % 10 cam&#8217;dan ibarettir. Kazanılan bu maddelerin satış fiyatları;</p>
<p>6000 TL t ton Kağıt</p>
<p>9000 TL I ton Demir</p>
<p>30000 TL/ton Alüminyum</p>
<p>30000 TL I ton Bakır</p>
<p>2000 TL I ton Cam</p>
<p>olduğuna göre bu kasabanın çöp uzaklaştırma sistemini değiştirmesini tavsiye eder misiniz?</p>
<p>İki tesisin mukayesesi için geri kazanılan maddelerin satışından eli edilecek paraların hesaplanması gerekir.</p>
<p>Önce 1 ton çöpten elde edilecek madde miktarı hesaplanmalıdır. G« kazanılan miktar 0,60 . 1000 = 600 kg olarak bulunur. Bunun içindeki satılacak maddeler:</p>
<p>Kağıt     : 0,60.600 = 360 kg</p>
<p>Demir   : 0,10.600 = 60 kg</p>
<p>Alüminyum: 0,10.600 = 60 kg</p>
<p>Bakır     : 0,10.600 = 60 kg</p>
<p>Cam      : 0,10.600 = 60 kg</p>
<p>olarak hesaplanır. Bunların satışından elde edilecek para ise:</p>
<p>Kağıt     :  6000.0,36 = 2160 TL</p>
<p>Demir   :  9000.0,06=  540 TL</p>
<p>Alüminyum : 30000.0,06 = 1800 TL</p>
<p>Bakır     : 30000.0,06 = 1800 TL</p>
<p>Cam      :  2000.0,06=   120 TL</p>
<p>Toplam : 6420 TL/Ton</p>
<p>olarak bulunur. Bu durumda çöplerin geri kazanılmasından elde edilen para 6420 Tl/ton dur.</p>
<p>Tesisin masrafı 14000 TL/ton olduğuna göre net maliyet 14000-6420 = 7580 TL/ton olur.</p>
<p>Buna göre kasaba çöp uzaklaştırma tesisini değiştirirse uzaklaştırılan her ton çöp için 10000-7580 = 2420 TL tasarruf sağlamış olur. Dolayısıyla tesisin değiştirilmesi tavsiye edilir.</p>

<p class="sayac_bilgi">439 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kati-atiklar.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haliç Nasıl Temizlendi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/halic-nasil-temizlendi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/halic-nasil-temizlendi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Oct 2010 07:23:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Derin]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kente]]></category>
		<category><![CDATA[Kez]]></category>
		<category><![CDATA[Semboller]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=16063</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul’un sahip olduğu doğal semboller başka hiçbir kente nasip olmayacak kadar çoktur. Boğaz gibi bir doğa harikasının bir uzantısı olan HALİÇ, bunlardan birisidir. Yüzyılladır İstanbul’u biçimlendirmiş olan haliç, son yıllarda bir takım yanlış uygulamaların kurbanı olmuş ve onlar tarafından biçimlendirilmiştir. Kentin eşsiz bir incisi olan Haliç, yıllar önce yapılan yanlış planlar sonucu bir endüstri merkezi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’un sahip olduğu doğal <a href="http://www.genelbilge.com/tag/semboller/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Semboller">semboller</a> başka hiçbir kente nasip olmayacak kadar çoktur. Boğaz <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> bir doğa harikasının bir uzantısı olan HALİÇ, bunlardan birisidir. Yüzyılladır İstanbul’u biçimlendirmiş olan haliç, son yıllarda bir takım yanlış uygulamaların kurbanı olmuş ve onlar tarafından biçimlendirilmiştir. Kentin eşsiz bir incisi olan Haliç, yıllar önce yapılan yanlış planlar sonucu bir endüstri merkezi olmuş; bu durum Haliç’in endüstri atıklarıyla kirlenmesine neden olmuştur. Böylece yılların atığı, Haliç diplerinde birikmiş, zamanla bölgenin endüstri merkezi olmaktan çıkarılması <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> Haliç’in kurtuluşuna yetmemiştir; çünkü haliç çoktan atıklarla ve balçıklarla dolmuştu. Böylece, Haliç,  bu kez de İstanbul’u ve İstanbulluyu olumsuz bir biçimde etkilemeye başlamıştır. Haliç yıllarca çevre sağlığını tehdit eder boyutta kalmış, rehabilitasyonu için hiçbir çalışma yapılmamıştır. Düne kadar bölgede yapılan çalışmalar sadece Haliç çevresinin peyzajına ilişkindi. Haliç için inşa edildiği söylenen kollektörler çamurla dolup tıkanmıştı.<span id="more-16063"></span></p>
<p>27 Mart 1994 sonrasında Haliç konusunda İstanbul Büyük Şehir Belediyesi yönetimi bir süre sessiz kalmayı tercih etmişti. Çünkü, bilimsel araştırmalar yapılmaksızın Haliç için nelerin yapılacağı bilinemezdi. Bir süre sonra Haliç’in eski muhteşem günlerine geri dönmesi için üniversitelere yaptırılan bilimsel araştırmaların sonuçları açıklandı.</p>
<p>Bilimsel araştırmalar Haliç’in rehabilite edilebileceğini gösteriyordu ve bu rehabilitasyon dünyanın başka ülkelerinde benzer şekilde uygulanmıştı. Ancak dünya genelinde uygulanan çalışmalar, Haliç gibi çok büyük ve derin bir alanda değil, çok küçük çaplı alanlarda gerçekleştirilmişti.</p>
<p>Bilimsel araştırmalar bir ana ilkeyi ortaya koyuyordu: Haliç’e gelen kirleticiler öncelikli olarak önlenmeliydi. Yani Haliç’e gelen Çevreden gelen atık-su, çöp gibi kirleticilerin gelmesi engellenmeliydi. Onunda tek bir yöntemi vardı. O da Haliç’e akan derelerin ıslahı.</p>
<p>Bu noktada İSKİ projeler hazırlamaya başladı. Haliç’e akan Kağıthane, Alibeyköy ve Küçükköy Dereleri öncelikle ıslah edilmeye başlandı. Diğer yandan, farklı alanlardan Haliç’e gelen kirleticilerin arındırılması ve kirletici akışının engellenmesi amacıyla kollektör yapım çalışmaları başladı. Bu amaçla <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kuzey/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kuzey">Kuzey</a> ve Güney Haliç projeleri için ilk start verildi. İSKİ’nin yaptığı bu çalışmalar hızla ilerlerken İstanbul Büyük Şehir Belediyesi de dip çamurunun Haliç’ten çıkartılması için çalışmalar başladı. Haliç’te mevcut çamurun taranması, nakli ve çevre düzenlemesinin yapılması gerekiyordu. Bunun için 1997 yılında bir ihale yapıldı ve ihaleyi kazanan firma, Haliç’in rehabilitasyonuna başladı. Ardından Sadabad Mesire koruma ve Geliştirme projesi hazırlandı ve uygulama çalışmaları başlatıldı. </p>
<p>Özetle Haliç’in tarihteki o muhteşem yerini alması için geri sayım başladı ve şu anda gelinen nokta İstanbulluları sevindirecek bir durumdur.</p>
<p>YAPILAN ÇALIŞMALAR</p>
<p>Haliç’e gelen kirleticilerin önlenmesi amacıyla  kollektör yapım ve dere ıslah çalışmalarını yürütmektedir. Bu çalışmalar şu şekilde özetlenebilir:</p>
<p>A)	Güney Haliç Projesi: Bakırköy, Güngören, Esenler, Bayrampaşa, Küçükköy, Gaziosmanpaşa, Eyüp, Alibeyköy, Zeytinburnu, Fatih, Eminönü gibi Haliç’in güneyinde ve batısında kalan 10 bin hektarlık alanda yaşayan İstanbul’un bugünkü nüfusun dörtte biri olan, üç milyon kişiye kanalizasyon hizmeti götürmek amacıyla gerçekleştirilen Yenikapı Atıksu Ön Tasfiye Tesisi’nin kapasitesi artırıldı. Böylece yapılan kollektörde toplanan atıksular, Yenikapı Atıksu Ön Tasfiye Tesisi’nden geçirildikten sonra Marmara Denizi’nin dip sularına veriliyor. Güney  Haliç Projesi kapsamında yapılan çalışmalar ise şu birimleri kapsamaktadır:Zeytinburnu Atıksu Terfi Merkezi ve Kollektörü Alibey deresi Kollektör ve Silahtarağa Atıksu Terfi Merkezi, Kağıthane Sağ Sahil Kollektörü tamamlanmıştır. Küçükköy kollektörü tamamlanma aşamasındadır.</p>
<p>B)	Kuzey Haliç Projesi: Haliç’in kuzeyinde kalan ilçelerin atıklarının temizlenmesi amacıyla yürürlüğe konulmuştur. Kuzey Haliç Projesi’nin en büyük adımı olan Kabataş-Baltalimanı Tasfiye tesisi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deniz">Deniz</a> Deşarjı arası kara boru hattı inşaatları, tümüyle tamamlanarak hizmete alınmıştır. Kabataş Baltalimanı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deniz">deniz</a> arası kara  hattı da bu proje kapsamında tamamlanan çalışmalardandır. </p>
<p>C)	Dere Islahları: </p>
<p>1-	Kağıthane Deresi: Sadabad Cami önüne kadar 40 metre genişliğinde ve Haliç’in su seviyesinde (1,70metre) Su tutulacak şekilde İSKİ tarafından ıslah edilmektedir. Bu sayede, Haliç’teki sandalar, Sadabad Camii önüne kadar gidebilecekler. Bu çalışmadan sonra  camii önünde kod farkı oluşacak, bu kod farkından da şelale olarak faydalanılacak. Kağıthane Deresi’nin Haliç’e yakın kısmında İSKİ ve İstanbul Büyük Şehir Belediyesi ortaklaşa bir ıslah projesi başlatmış ve projeyi tamamlamıştır. Islah edilmesi gereken diğer bölümün çalışmaları ise DSİ’nce yürütülmektedir.</p>
<p>2-	Alibeyköy deresi: Kritik noktalarda başlayan ıslah çalışmaları tamamlanmıştır.</p>
<p>3-	Küçükköy Deresi: Projesi hazırlanarak ihale edilmiş eve kamulaştırma çalışmaları başlamıştır.</p>
<p>HALİÇ ISLAH PROJESİ</p>
<p>	Haliç için <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uzun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uzun">uzun</a> yıllardan beri gerekli tedbirler alınamadığından Memba tarafı dolmuş, Valide Sultan köprüsü ile Eyüp Sultan Camii arasında Su derinliği yer yer 0,5m.’nin altına düşmüş olup, bu kesimde ve Eyüp Sultan Camii memba tarafında çok sayıda adacıklar oluşmuştur. </p>
<p>	Valide Sultan Köprüsü’nden itibaren Haliç belirgin bir şekilde kokmakta, özellikle Eyüp Sultan Camii ve memba tarafında çok keskin ve rahatsız edici koku oluşmaktaydı ve su yüzeyi çamurdan çıkan ayrışma ürünü gazların oluşturduğu kabarcıklarla dolmuş bulunmaktaydı.</p>
<p>	Alibey ve Kağıthane derelerinin taban kotları Haliç’in memba kısmındaki taban kotunun altında kalmış, dolayısıyla derelerden sağlıklı bir su akışı olmamakta ve nedenle yağmurlu havalarda  su taşkınları yaşanmaktaydı.</p>
<p>	Haliç’in Valide Sultan Köprüsü’nden memba kesimine doğru su derinliği çok azaldığından sandalların dahi seyir etme imkanı kalmamıştı.</p>
<p>	Haliç’in koku ve görüntü probleminin giderilmesi, Alibey ve Kağıthane derelerine sağlıklı bir akış sağlanması, deniz araçları ile Boğazdan Alibey ve Kağıthane derelerine kadar ulaşılabilmesinin yanı sıra, Haliç’in rekreasyon ve benzeri faydalı amaçlarla kullanılabilmesi, geçmişteki tarihi ve kültürel özelliğin geri kazandırılması gayesi ile İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, 1997 yılında Haliç Islah Projesini uygulamaya koymuştur. </p>
<p>	28.11.1996 tarihli ihale kararı almış ve iş 15,000,000.-USD+300,000,000,000.-TL bedelle yabancı ortaklı bir firmaya ihale edilmiştir. İhale sonrası 10.01.1997 Tarihinde işe başlanmıştır ve halen Haliç’in Temizleme çalışmaları tüm hızıyla devam etmektedir. Bugüne kadar projenin %75’i gerçekleştirilmiş bulunmaktadır ve bu çalışmalar neticesinde koku problemi azaldığı gibi bir çok çamur adacığı da kaybolmuştur.</p>
<p>	Haliç’in Eyüp-Sütlüce Hattını 5 m’ye ; Eyüp-Sütlüce hattından Sünnet Köprüsü’ne kadar olan bölgenin de 4 m derinliğe kadar çamuru taranmaktadır. Taban çamurunun alınması çamurdan kaynaklanan oksijen sarfiyatını önlemiş; dolayısıyla rahatsız edici kokuların ortaya yayılması da azalmıştır.</p>
<p>	Haliç’te su derinliği en az 5 m’ye çıkarıldığından “Üsküdar-Hasköy” şehir hatları seferi tekrar  Eyüp’e kadar uzatılmıştır.</p>
<p>	Haliç’te su akışının sağlanması için şu anda Haliç Köprüsü’nün güneyinde bulunan Eski Galata Köprüsü’nün (Valide Sultan Köprüsü) Haliç dışına taşınması çalışmaları başlatılmış olup, en kısa sürede de gerçekleştirileceği yetkililer tarafından söylenmektedir.</p>
<p>	Haliç projesinin gerçekleşmesi ile küçük yolcu ve yük motorlarının Eyüp iskelesine kadar; <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> küçük motor, sandal ve kayıkların da Silahtar ve Alibeyköy-Kağıthane derelerinin ağızlarına kadar gitmeleri mümkün oldu.</p>
<p>	Tarama işlemleri için, biri Amerikan biri Hollanda ve diğer ikisi yerli imalat  dört adet kesici kafalı ve emici tarama teknesi ve bir adet Amerikan yapımı auger tip arama teknesi hazırlanmıştır.</p>
<p>	Fatih1 Tarama Gemisi, Sütlüce Mezbahanesi önündeki tarama çalışmalarına 23 nisan 1997 günü; Fatih2 Tarama gemisi Haliç Çatal bölgesinde tarama çalışmalarına 9 Haziran günü; Fatih4 Tarama Gemisi Sütlüce-Silahtar arası tarama çalışmalarına 25 Eylül günü; Fatih5 Tarama gemisi Haliç Köprüsü ile Valide Sultan köprüsü arasındaki bölgede tarama çalışmalarına 24 Ekim’de başlamıştır.</p>
<p>	Tarama gemileri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kendi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kendi">kendi</a> üzerlerindeki 670 hp ve 1000 hp pompalar yardımı ile çıkartılan çamuru hava ile buluşturmadan, çamur boru hattına iletmektedirler. Şu anda, dört adet boru hattı çalıştırılmaktadır ve toplam 4000m³/saatlik taşıma kapasitesine ulaşılmaktadır. Bu kapasite bir saatte 400 kamyonluk çamura eşittir.</p>
<p>PROJERİN KAPSAMLARI VE SON AŞAMALARI</p>
<p>1. GÜNEY HALİÇ PROJESİ</p>
<p>ZEYTİNBURNU ATIKSU TERFİ MERKEZİ VE KOLLEKTÖRLERİ: Güney Haliç projesinin önemli bir halkasını teşkil etmekte olup, Zeytinburnu, Bakırköy, Güngören, Esenler, Bağcılar ve Bahçelievler ilçelerinde toplam 3875 hektarlık geniş bir alanın atıksuları Yenikapı Ön Arıtma Tesisi’ne bağlanarak, ön arıtmadan geçen atıksular çevreye zarar vermeden Marmara’nın 65 m. Derinliğinde boğazın dip akıntısına verilmiştir. Güney Haliç Projesi kapsamında;<br />
Vatan Caddesi’nde, yağmursuyu ve atıksu kollektörleri olarak değişik çaplarda (1600-2700 mm) 4000 m.<br />
Zeytinburnu Atıksu Terfi Merkezi ve kollektörleri inşaatı bünyesinde ise 5470 m. Olmak üzere toplam 9470 m. kollektör döşenmiştir. Zeytinburnu Atıksu Terfi Merkezi’nde ise mekanik temizleme ızgarası, 3 adet her biri 1450 litre/sn kapasiteli dalgıç atıksu pompası monte edilmiştir. Zeytinburnu Atıksu Terfi Merkezi’nin debisi Qort=27.500 m3/gün olarak bulunmuştur.</p>
<p>ALİBEY DERESİ KOLLEKTÖRLERİ VE SİLAHTARAĞA ATIKSU TERFİ MERKEZİ: Alibey Deresi’nin sağ ve sol sahilindeki bütün atıksuların toplanarak kollektörlerle Silahtarağa’dan terfi edilmek suretiyle Yenikapı Arıtma Tesisi’ne, oradan Marmara ve Boğaz’ın dip akıntısına verilmektedir. Proje kapsamında değişik çaplarda (800-2200 m. Çapları arasında) 8830 m. Kollektör döşenmiştir. Silahtarağa Terfi Merkezi’ne ise 1045 lt/sn kapasiteli 4 adet atıksu pompası monte edilmiştir. Atıksu terfi merkezinin 1998 yılı için günlük ortalama debisi Qort=18.700 m3/gün olarak bulunmuştur.</p>
<p>KAĞITHANE SAĞ SAHİL ATIKSU KOLLEKTÖRLERİ: Kağıthane Deresi’ne, dolayısıyla Haliç’e sağ sahilden atıksu girişi engellenmiştir. Bu atıksular Silahtarağa Terfi Merkezi yardımı ile Yenikapı Tesisleri’ne iletilmektedir. Proje kapsamında değişik çaplarda (800 mm-1700 mm arasında) 5256 m. Kollektör döşenmiştir.</p>
<p>KÜÇÜKKÖY TÜNELİ VE BAĞLANTI KOLLEKTÖRLERİ: Küçükköy Deresi’nin atık sularının Haliç’i kirleşmemesi için dere yatağına acil su alma yapısı ile 2.200 mm. Çapında bir tünel inşa edilerek kanalizasyon suları Eyüp Tüneli’ne bağlanmıştır.</p>
<p>KÜÇÜKKÖY VE ALİBEYKÖY DERELERİ ISLAH ÇALIŞMALARI: Derelerin etrafı istimlak edilmek suretiyle boşaltılarak açılmaktadır. Böylece her <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sel">sel</a> baskınında zarar gören vatandaşlarımız kurtarılmıştır. Bu iki derenin sağ ve sol sahili yeşil alanlarla bezenmektedir. Bu şekilde 1 milyon m2’lik yeşil alan kazanılacaktır.</p>
<p>EYÜP ATIKSU ŞEBEKESİ İNŞAATI: Eyüp ilçesinde doğrudan Haliç’e akmakta olan atıksular fenni atıksu kanalları vasıtasıyla Güney Haliç sistemine bağlanmıştır. 30.000 m. Uzunluğunda kanal döşenmiştir.</p>
<p>UNKAPANI-AYVANSARAY ATIKSU KOLLEKTÖRLERİ: Fatih’in Haliç’e bakan yakasında meskun nüfusun atıksularını toplayarak tünellere, oradan Yenikapı-Arıtma Tesisi’ne iletecek olan çapları 1000 ila 1400 mm. Arasında değişen 2166 m. Uzunluğundaki boru hattıdır. 18 Haziran 1999’da temeli atılmıştır.</p>
<p>EMİNÖNÜ-UNKAPANI ATIKSU KOLLEKTÖRLERİ: İhale yapılarak inşaat çalışmalarına başlandı.</p>
<p>2. KUZEY HALİÇ PROJESİ</p>
<p>Haliç’in kuzeyindeki Kağıthane, Beyoğlu, Şişli, Beşiktaş, Sarıyer ilçelerinin atıksularını çeşitli çaplardaki boru hatları ve tünellerle, Baltalimanı Tasfiye Tesisi’ne getirilmesi ve burada ön arıtmadan geçirilen suların 1727 mm. Çaplı 2 adet çelik boru ile kıyıdan 350 metre açıkta Boğaz’ın 170 metre derinliğine verilen bir sistemdir.</p>
<p>KAĞITHANE SOL SAHİL KOLLEKTÖRÜ: Atıl olarak duran mevcut 31000 m. Uzunluğundaki 1600-2000 mm. Çaplarındaki atıksu mecraları tamir edilerek ve temizlenerek Kuzey Haliç Kollektörleri’ne bağlanmıştır.</p>
<p>KUZEY HALİÇ KOLLEKTÖR VE TÜNELLERİ: Tophane’den Baltalimanı’na kadar yaklaşık 12 km. uzunluğundaki sahilden, doğrudan İstanbul Boğazı’na akmakta olan Kuzey Haliç Havzası’ndaki atıksuların çevreye zarar vermeden uzaklaştırılması gayesi ile inşa edilmiş olup, değişik çaplarda (2200-3200 mm.) 8834 m. Uzunluğunda tünel açılmıştır.</p>
<p>KABATAŞ-BALTALİMANI TÜNELLERİ: Kuzey Haliç kollektör ve tünellerinden gelen atıksular, bu bölgeden toplananlarla Beşiktaş’tan başlayarak Baltalimanı’na kadar 3200-3600 mm. İç çaplı toplam 8800 mm. Uzunluğundaki tüneller ile Baltalimanı Ön Arıtma Tesisi’ne iletilmektedir.</p>
<p>BALTALİMANI ÖN ARITMA TESİSİ: Kuzey Haliç Kollektörleri ve Kabataş-Baltalimanı Tünelleri’nden iletilen atıksular, ön arıtma işlemine tabi tutularak deşarj hattı vasıtasıyla İstanbul Boğazı’nın kıyıdan 350 m. Açıktan ve 70 m. Derinlikten deşarj edilmektedir. Kapasitesi gelecekte genişletilebilecek şekilde projelendirilmiş olup, 20.000 m2’lik alanda kurulmuş ve 1. Kademede ortalama 625.000 m3/gün, (1.5 milyon eşdeğer nüfus), 2. Kademede ise ortalama 1.250.000 m3/gün (3 milyon eşdeğer nüfus) debisindeki evsel atıksuları ön arıtmaya tabi tutabilecek kapasitededir.<br />
Tesisin temeli 1 Eylül 1995 günü atılmış olup, 23 Mart 1997’de işletmeye alınmıştır.<br />
Ayrıca nüfus artışına <a href="http://www.genelbilge.com/tag/paralel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Paralel">paralel</a> olarak ihtiyacı karşılamak üzere, ileriki yıllarda kurulması düşünülen 3. Kademe ileri biyolojik arıtma tesisleri için de her türlü ön hazırlık dikkate alınmıştır.<br />
Proje kapsamında, kaba ızgara, terfi merkez, ön arıtma tesisi, idari ve atölye binaları, TEK satış merkezi ve trafo inşaatı yapılmıştır.</p>
<p>BALTALİMANI KARA DEŞARJ HATTI VE BALTALİMANI DERE ISLAHI: Baltalimanı Ön Arıtma Tesisi’nde arıtılan atıksular, 2200 mm. Çaplı 1200 m. Uzunluğunda ön gerilmeli<br />
betonarme borular ile deşarj odasına aktarılmakta, buradan da 2 adet 200 mm. Çaplı 435 m. Uzunluğunda öngerilmeli betonarme boru ile deniz deşarj hattına iletilmektedir. Bu proje kapsamında 1260 m. Uzunluğunda Baltalimanı Deresi ıslahı da yapılmıştır.</p>
<p>BALTALİMANI DENİZ DEŞARJI: Ön arıtmadan geçirilerek deniz deşarjına uygun hale getirilen atıksular kara deşarj hattından 1727 mm. dış çaplı her biri 350 m. Uzunluğunda 2 adet çelik boru ile İstanbul Boğazı’nın 70 m. Derinliğinde deşarj edilmektedir.</p>
<p>VE ÇALIŞMALAR ÜRÜNÜNÜ VERMEYE BAŞLADI&#8230;.<br />
HALİÇTE YÜZÜLECEK GÜNLER ÇOK YAKIN</p>
<p>Daha birkaç yıl öncesine kadar tamamen ümit kesilen ve doldurularak yeşil hale getirilmesi bile önerilen Haliç, dev yatırımlar ve kararlı çalışmalar ile büyük ölçüde temizlendi. Çevresindeki bir kısmı bitirilen, bir kısmı da devam eden büyük projelerle Haliç, dünya çapında büyük organizasyonların yapılacağı bir kültür merkezi haline gelecek.</p>
<p>Su derinliği yer yer 0,5 metreye düşen ve bir çamur deryası halini alan Haliç’ten 4,5 milyon metreküp çamur, Alibeyköy taş ocaklarına pompalanarak derinlik 5 metreye kadar çıkartıldı. Kollektörlerle atık su girişi önlendi. Sularını Haliç’e veren sanayi tesisleri ve Taşkızak Tersanesi kaldırıldı. Valide köprüsü açıldı. Artık <a href="http://www.genelbilge.com/tag/karadeniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Karadeniz">Karadeniz</a>’den gelen taze su, Haliç’teki adalara kadar ulaşıyor. Böylece burası oksijen almaya başladı.</p>
<p>Yapılan çalışmalar sonunda büyük ölçüde temizlenen ve çevreye yayılan kokulardan arınan Haliç’te 24 çeşit balıktan sonra yunuslarda görülmeye başlandı. Kısa bir süre sonra Haliç, tam anlamıyla bir kültür merkezi haline gelecek.</p>
<p>YETKİLİLERİN HALİÇ’in KORUNMASINDAKİ SON ÇALIŞMALARI<br />
İSKİ, Haliç ile alakalı yapılan çalışmaların kalıcı olması için 24 saat mücadele etmektedir. Haliç&#8217;i kirleten işyerlerinin atıksu kanal bağlantısı tamamen iptal edilerek suyu kesilmekte, bu işyerleri Zabıta marifetiyle mühürlenmek suretiyle hukuki işlemlerin neticelenmesine kadar faaliyetten men edilmektedir. Bu sebeple Haliç&#8217;te bulunan atıksu deşarj noktaları İSKİ tarafından betonlanarak iptal edilmekte, her türlü evsel ve sanayi atıksu girişine engel olunmaktadır.<br />
Haliç&#8217;te yapılan yatırımların kalıcı olması, çevre sağlığının korunması, kamu malının zarar görmemesi, arıtma tesislerinin muntazaman çalıştırılıp endüstriyel atıksuların standart deşarj limitlerine aykırı olarak derelere ve kanalizasyona verilmemesi, hiçbir şekilde derelere doğrudan deşarj yapılmaması ile mümkündür.<br />
İSKİ ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığınca teşkil edilen müşterek heyetler marifetiyle haftanın 7 günü 24 saat süreyle tetkik ve denetimler yapılmaktadır. Defaaten gidilmesine rağmen bazı firmaların gündüz üretimde olmadıkları, faaliyetlerini gece sürdürdükleri yapılan çalışmalarla tespit edildiğinden gündüz inceleme, tespit ve numune alma işlemleri yapılamamaktadır. Netice olarak büyük iş gücü kaybı ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple; 05.06.2001 tarihi itibariyle bölgede 7 gün 24 saat esasına göre gece denetim faaliyetleri başlatılmıştır.<br />
Tetkik ve denetimler esnasında kaçak deşarj yaptığı tespit edilen işyerleri hakkında derhal kanuni işlem yapılarak Cumhuriyet Savcılığı&#8217;na suç duyurusunda bulunulacaktır.</p>

<p class="sayac_bilgi">613 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/halic-nasil-temizlendi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hava Kirlenmesi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/hava-kirlenmesi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/hava-kirlenmesi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 20:40:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Azot]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Gaz]]></category>
		<category><![CDATA[Gelir]]></category>
		<category><![CDATA[Hidrojen]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[Metalin]]></category>
		<category><![CDATA[Nox]]></category>
		<category><![CDATA[Otomobil]]></category>
		<category><![CDATA[Ozon]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>kirlenmesi</category>
	<category>hava</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=15125</guid>
		<description><![CDATA[Temiz havanın çok ağır bir tarifi olmadığı için hava kirlenmesi üzerinde kantitatif olarak tartışmak oldukça zordur. Bunun için “çevrade arzu edilmeyen bir etki yapacak konsantrasyonda bulunmasını” hava kirlenmesi olarak kabul etmek daha mantıklı olmaktadır. Bu kirletici maddeler gaz veya 1 mikrondan daha büyük katı veya sıvı madde zerrecikleri olabilir. 1.2. Hava Kirleticiler 1.2.1. Gaz Kirleticiler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Temiz havanın çok ağır bir tarifi olmadığı için hava kirlenmesi üzerinde kantitatif olarak tartışmak oldukça zordur. Bunun için “çevrade arzu edilmeyen bir etki yapacak konsantrasyonda bulunmasını” hava kirlenmesi olarak kabul etmek daha mantıklı olmaktadır. Bu kirletici maddeler gaz veya 1 mikrondan daha büyük katı veya sıvı madde zerrecikleri olabilir.<br />
1.2.	Hava Kirleticiler<br />
1.2.1.	Gaz Kirleticiler<br />
Hava kirlenmesine sebep olan gaz kirleticiler, normal sıcaklık ve basınç altında gaz formunda bulunan maddeler ile normal basınç ve sıcaklık altında katı veya sıvı halde bulunan maddelerin buharlarından meydana gelir. Gaz halindeki kirleticilerin en önemlisi : Karbonmonoksit (CO), Hidrokarbonlar, Hidrojen Sülfür (H2S), <a href="http://www.genelbilge.com/tag/azot/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Azot">Azot</a> Oksitler (NOx), Ozon ve diğer oksitleyiciler ile Kükürt Oksitlerdir.<br />
Karbon monoksit karbonlu madderin eksik yanmasından ileri gelir. En büyük kaynağı otomobil eksozlarıdır.<br />
1.2.2.	Patikül Halindeki Kirleticiler ( Kirletici Zerrecikleri )<br />
Partikül halindeki kirleticiler menşelerine ve dane büyüklüklerine göre aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir :<br />
•	İnce tozlar ( Dust ) :<br />
a – Kömür, kül ve çimento gibi maddelerin imal edilmesi, taşınması veya kullanılması sırasında havaya karışan katı zerrecikler,<br />
b – Mekanik atölyelerden doğrudan havaya karışan ince toz zerrecikler,<span id="more-15125"></span><br />
c – kum yıkama ve püskürtme tesislerinden işletme esnasında atmosfere karışan ince zerrecikler den ibarettir. İnce tozlar izafi olarak büyük zerreciklerdir. Çimento tozları aşağı yukarı 100 mikron çapındadır.<br />
•	Kimyasal dumanlar ( Fuma ) :<br />
Kimyasal dumanlara örnek olarak yüksek sıcaklıkta gaz haline gelmiş <a href="http://www.genelbilge.com/tag/metalin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Metalin">metalin</a> oksitlenmesi ve ve yoğunlaştırılması neticesinde meydana gelen civa ve kurşun oksitler gösterilebilir. Tipik kimyasal dumanların çapları oldukça küçük olup 0.03 – 0.3 mikron arasında değişir.<br />
•	Kimyasal buharlar ( mist ) :<br />
Bu tip kirleticilerin meydana gelmesine ait en en güzel örnek, sülfürik asit buharlarının ortaya çıkışıdır.</p>
<p>Reaksiyonlar :</p>
<p>SO3 (gaz)   SO3 (sıvı)</p>
<p>SO3 (sıvı) + H2O   H2SO4 </p>
<p>şeklinde cereyan etmektedir. Kimyasal buharların çapları 0.5 – 3 mikron arasında değişir.<br />
•	Yanma dumanları (smog) :<br />
Karbonlu maddelerin yakılması sırasında yanmanın tam olmaması neticesinde meydana gelir. Bu dumanların çapları yaklaşık olarak 0.05 – 1 mikron arasında değişir.<br />
•	Spray :<br />
Herhangi bir sıvı maddenin atomlarına ayrılması neticesinde meydana gelen sıvı zerreciklerdir.<br />
Atmosferde bulunan veya belirli bir kaynaktan atmosfere verilen partikül halindeki kirleticiler metal ve metal olmayan değişik elemanların birleşmesi sonucu ortaya çıkar ve kimyasal olarak karmaşık bir yapıya sahiptir.</p>
<p>1.3.	Kirletici Kaynaklar<br />
Hava kirleticilerinin pek çoğu tabii olaylar neticesinde atmosfere verilmektedir. Tabii olarak meeydana gelen partiküller : Çiçek tozu zerrecikleri, mantar sporları, tuz sprayleri, orman yangını dumanları ve volkanik olaylarda ortaya çıkan ince tozlardan ibarettir.<br />
İnsan faaliyetleri neticesinde ortaya çıkan kirleticiler : Yakma tesislerinden ( ısınma vb.), ulaşım vasıtalarından ve sanayi kuruluşlarından kaynaklanır.<br />
Yakma tesislerinde ortaya çıkan kirletici emisyonlar, partikül halindeki kirleticiler olup : Uçucu küller, yanma dumanları, kükürt ve azot oksitlerden ibarettir. Maydana gelecek kükürt oksitler, kullanılan yakıttaki kükürt miktarının bir fonksiyonudur. Hava kirlenmesine sebep olan kükürt bileşiklerinden en önemlisi kükürt dioksitlerdir. Genel olarak hava kirleticilerinin %18 ini teşkil eder.<br />
Yakma tesislerinde meydana gelen diğer kirleticiler : Organik asitler, aldehitler, amonyak (NH3) ve karbon monoksit (CO) den ibarettir. Meydana gelen CO miktarı yakma tesisinin randımanına bağlıdır.<br />
Ulaşım vasıtalarının sebep olduğu en önemli kirleticiler eksoz gazlarıdır. Nakil vasıtalarının sebep olduğu gaz halindeki kirleticiler, CO, azot oksitler ve hidrokarbonlardan ibarettir. Hidrokarbonlar motordaki eksik yanma ve yağ karterindeki, karbüratördeki ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/benzin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Benzin">benzin</a> deposundaki buharlaşmadan ileri gelmektedir. </p>
<p> 1.4.	İkinci Tip Kirleticiler<br />
Hava kirleticilerinin sınıflandırılmasında bir diğer yaklaşımda kirleticileri, birinci ve ikinci tip kirleticiler olarak ayırmaktır. Birinci tip kirleticiler, atmosfere herhangi bir kaynaktan verilen kirleticilerdir. İkinci tip kirleticiler ise birinci tiptekilerin tersine atmosferde teşekkül eden kirleticilerdir. Otomobil eksozlarından bırakılan bileşikler özellikle ikinci tip kirleticilerin oluşturulmasında büyük önemi haizdir.</p>
<p>1.5.	Kirleticilerin Tesirleri<br />
1.5.1.	Hava Kirlenmmesinin Halk Sağlığına Tesiri<br />
•	Partikül Halindeki Kirleticiler :<br />
Patiküllerin solunum organlarındaki birikme yerleri ve buradaki kalma süreleri bir takım fiziksel faktörlere ve bilhassa zerreciklerin büyüklüğüne bağlıdır. Kirleticilerin, akciğerlerin “Alveoller” ( hava torbalarının bulunduğu bölge ) bölgesindeki birikmesi özellikle önemlidir. Çünkü bu bölgede partikülleri uzaklaştırmaya yarayan ve “Titrek tüyler “ adı verilen tüycükler mevcut değildir. Bunun için zerrecikler bu bölgede izafi olarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uzun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uzun">uzun</a> süre kalabilir.<br />
Zerreciklerin akciğerlerde birikme miktarlarını etkileyen diğer faktörler , nefes alma sıklığı (birim zamandaki nefes alma sayısı ) ve nefes alıp verme esnasında akciğerlerin hacminde meydana gelen değişmenin büyüklüğüdür.<br />
Partiküllerin akciğerlerde birikmesinden sonra bunların dışında atılması değişik yollarla olabilir. Bunlardan biri “titrek tüylerin “ faaliyetleri ile parçacıkların balgamla birlikte teneffüs yollarından dışarı atılmasıdır. Bir diğer <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yol">yol</a> aksırmak veya öksürmek suretiyle zerreciklerin vücudu terketmesidir.<br />
Kirlenmiş havada insanlar için en tehlikeli olan  zerreciklerden biri sülfirik asittir (H2SO4). Sülfirik asitin tesiri esas itibariyle bileşimindeki kükürt  di oksidin ,üst teneffüs yollarının ve balgam çıkarmaya yarayan dokuların tahriş edilmesi ve bronşların daraltılması şeklinde olmaktadır.<br />
Hava kirleticileri arasında en çok bilinen bir diğer partikül de kurşun zerrecikleridir. Araştırmalar ,kurşun zerreciklerinin kırmızı kan hücrelerinin gelişmesi ve olgunlaşmasına tesir ettiğini göstermiştir. Kurşun zerrecikleri kanda ve idrarda birikmektedir.<br />
Diğer  bir kirletici de  Berilyum elementidir. 0,1 g/m3 konsantrasyonunda zehirli olduğu görülmüştür. Gazların akciğerlerde kana karışmasını kolaylaştırır. Berilyuma kanda ve idrarda rastlanabilir.<br />
•	Gaz Halindeki Kirleticiler:<br />
Kükürt di oksit (SO2),suda ve dolayısıyla  vücut sıvısında (kanda) büyük ölçüde çözünebilen bir gazdır. Bunun en önemli tesiri üst teneffüs yollarının cidarlarını zedeleyerek , neticede hava akışına olan mukavemetin azaltmasıdır. Kükürt dioksit aynı zamanda solunum sisteminin koruyucusu olan tüycüklerede zarar vermektedir.<br />
Akciğerlere tesir eden bir diğer kirletici  de NO2 dir. Kanamalara  sebep olur. Azot dioksitletr hemoglobin ile birleşerek kararlı bir formda azot dioksit-hemoglobin yapmakta ise de zararlı bir tesiri müşahade edilmemiştir.<br />
Ozon akciğerlerde kanama ve tıkanmalara yol açar.<br />
Karbon monooksit(CO),kandaki hemoglobin (Hb) ile  birleşerek kaorboksihemoglobin (COHb) yapar. Karbonsihemoglobin teşekkülü hücrelere O2 taşıyan hemoglobini büyük ölçüde azaltır ve oksijen eksikliğinden ölümler meydana gelir. CO in değişik konsantrasyonlardaki tesirleri Tablo 1.1 de verilmiştir.</p>
<p>Tablo 1.1. – CO in Etkileri<br />
CO Konsatrasyonu<br />
ppm	Tesirleri</p>
<p>50<br />
100<br />
250<br />
750</p>
<p>Fiziksel tesirlerin seçilememesi<br />
Kalp ve akciğer fonksiyonlarında değişme<br />
Şuurun  kaybolması<br />
Ölüm</p>
<p>Organik gazlarla beraber ,formaldehit (HCHO) özellikle önemlidir; tesirleri SO2 gibidir.</p>
<p>Tablo 1.2. – Seçilmiş gruplar üzerinde sağlık tesirleri</p>
<p>Kirletici<br />
Fazla ölüm ve<br />
Hastaneye meracaat	Akciğer hastalıkları ile sağlığın bozulası	Solunum sisteminde rahatsızlık	Görüşü ve insanları rahatsız edici durumlar</p>
<p>SO2</p>
<p>Duman </p>
<p>	500g/m3<br />
(günlük ort.)</p>
<p>500g/m3<br />
(günlük ort.)	250-500g/m3<br />
(günlük ort.)</p>
<p>250g/m3<br />
(günlük ort.)	100g/m3<br />
(yıllık A.ort.)</p>
<p>100g/m3<br />
(yıllık A ort.)	80g/m3<br />
(yıllık geo.ort.)</p>
<p>80g/m3<br />
(yıllık geo ort.)</p>
<p>Hava kirlenmesinin solunum yolu hastalıklarına yol açtığı bilinmketedir. Akciğer kanseri, astım ve anfizen ençok rastlanan kronik hastalık tipleridir.</p>
<p>1.5.2.	Kirleticilerin Bitkilere Tesiri<br />
      Hava kirlenmesi bitkiler üzerine genel olarak üç şekilde tesir eder :<br />
1)	<a href="http://www.genelbilge.com/tag/yaprak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yaprak">Yaprak</a> dokularının harab olması ,<br />
2)	Yaprakların sararması veya başka renklere değişerek yeşilliğini kaybetmesi,<br />
3)	Büyümenin yavaşlaması<br />
	Hava kirlenmesinden yem bitkileri,süs bitkileri ve yenebilen sebzeler büyük ölçüde etkilenir. Büyüme yavaşlar meyveler küçülür ve besi değeri düşer,çiçekler tahrip edilir. Bitkiler üzerinde en tehlikeli etki civardaki fabrikalardan atmosfere verilen kükürt dioksit tarafından meydana getirilir. Civardaki maden işletmelerinde kükürt dioksit:<br />
2 CuC + 3 O2   2 CuO + 2 SO2     denklemine göre meydana gelir.</p>
<p>1.5.3.	Kirleticilerin Hayvanlar Üzerine Tesiri<br />
	Hava kirlenmesi insanların yanısıra hayvanların sağlığına da  tesir etmektedir. Geçmiştekaza ile meydana gelen büyük hava kirlenmesi vakaları kirleticilerin hayvanları öldürebileceğini doğrulamıştır.<br />
	Kronik zehirlenmeler genel olarak yem bitkilerinde adsorbe edilen kirleticilerden eleri gelmektedir. Bu tip zehirlenmelere sebep olan ağır metaller ,arsenik ,kurşun ve molibdendir.<br />
	Çiftlik hayvanlarına en çok tesir eden ve öteden beri bilinen bir diğer kirletici de florürlerdir. Çiftlik hayvanlarından özellikle sığırlar ve koyunlar florürlerden çok etkilenmektedir.</p>
<p>1.5.4.	Hava Kirlenmesinin Eşyalar Üzerine Tesiri<br />
	Hava kirlenmesinin eşyalar üzerindeki en çok bilinen tesiri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bina/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bina">bina</a> cephelirinde ,kumaşlar ve diğer eşyalar üzerind lekeler meydana gelmesidir. Yüzeyler üzerine 0,3 mikron büyüklüğündeki smogların birikmesi  neticesi söz konusu bozulma ve lekeler meydana gelmektedir. Zamanla bu birikme, yüzeyi tahrip ederek rengini değiştirerek kendini belli eder. Hava kirlenmesinin malzemelere olan bir diğer tesiri ko5rozyonu hızlandırmasıdır. Bilhassa kükürt dioksit çürümeyi son derece hızlandırmaktadır. Ozon kauçuk ve lastik malzeme üzerine son derece zararlı tesir yapmaktadır. H2S , kurşunlu boyalar üzerine çok büyük zararlı tesir yapmaktadır. Nemli havalarda kurşunla reaksiyona girerek kurşun sülfür yapmaktadır.</p>
<p>1.6.	Meteoroloji Ve Hava Kirlenmesi<br />
1.6.1.	Giriş<br />
	Dünyay saran atmosfer tabakasının kalınlığı yaklaşık 150 km olmasına rağmen gerçek hava kütlesinin %95 i sadece 20 km lik bir kısımda bulunur. Bu tabakaya troposfer  adı verilir. Hava kirlenmesi ile ilgili problemler bu tabakada cereyan eder.<br />
Herhangi bir hava kirlenmesi problemi üç elemandan meydana gelir:<br />
1.	Kirletici  kaynağı<br />
2.	Kirleticinin hareketi ve taşınması<br />
3.	Kirleticiye  maruz <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kalan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kalan">kalan</a> unsurlar<br />
Kirleticilerin maruz kalanlar üzerindeki tesirleri kirletici konsantrasyonlarına bağlıdır. Havadaki kirletici konsantrasyonları <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> ppm olarak veya g/m3 olarak ölçülmektedir.<br />
1 ppm = ( 1 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hacim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hacim">hacim</a> kirletici)/106 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hacim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hacim">hacim</a> (hava+kirletici) olarak tariflenir. g/m3 ise , g/m3=(mikrogram kirletici)/(m3 hava hacmi) dir.</p>
<p>1.6.2.	Kirleticilerin Atmosferde Yayılması<br />
	Bir kaynaktan atmosfere bırakılan kirleticiler çeşitli hava hareketleri ile maruz kalanlara doğru taşınır. Kirleticinin atmosfer içindeki hareketi hem yatay hem de düşey doğrultuda ceryan eder. Kirletici , havanın bu hareketi ile ne kadar büyük hacimde hava ile karışırsa o kadar çok seyrelmiş olur, konsantrasyonu azalır ve böylece maruz kalanlar üzerindeki kötü tesirleri  deazalmış olur.<br />
	Kirleticilerin yatay doğrultudaki taşıması üzerine en tesirli meteorolojik faktör rüzgarlardır. Yeryüzündeki bir dalga kıran gibi güneşten gelen yüksek frekanslı ışık dalgalarını düşük frekanslı ısı dalgalarına dönüştürerek uzaya yansıtır. Yeryüzeyinden uzaya doğru olan ısı iletimi :<br />
1.	Sürükleme<br />
2.	Radyasyon ile yayılma<br />
3.	Fiziksel olarak temas ( ısı farkından dolayı) ile meydana gelir. Isının radyasyon yoluyla taşınması atmosfere çok az tesir eder.<br />
Rüzgarların yatay hereketi rüzgar hızı ile belirlenir. Rüzgar hızı ve yönü , rüzgarın geldiği yön esas alınmak üzere “rüzgar gülleri”  ile gösterilir. Bu teknik yardımıyla belirli bir merkezde meydana gelen kirlenmenin hangi kaynaktan dolayı meydana ggeldiği kolayca anlaşılmaktadır.<br />
Kirleticilerin düşey doğrultuda yayılması yer yüzeyi ile temas halinde olan ısınmış havanın yükselmesi sebebiyle olur. Isınmış olan hava kütlesi, etrafını çevreleyen soğuk hava moleküllerine nazaran düşük basınca sahiptir ve ortamın kaldırma kuvveti ile yükselir. Bu yükselme sırasında yükselen hava kütlesinin sıcaklığı azalır. Yükselen hava parselinin sıcaklığı kuru havada ideal olarak her 100 m. de 1 oC azalır.(Alçalan hava parselinde ise artar)<br />
Bununla beraber ortamdaki hava sıcaklığının yükseklikle değişimi farklı hızlarda olabilir. Bu değerlere “gerçek değişme hızı” veya “ortamın Lapse hızı” adı verilir. Meteorolojik şartlara bağlı olarak, gerçek değişme hızı adiyabatik değişme hızından büyük veya küçük olabilir. Sıcaklığın yükseklikle olan değişimi (gerçek değişme hızı), adiyabatik değişme hızından büyükse buna “süper adiyabatik” veya “adiyabatik üstü” veya yüksek değişme hızı” adı verilir. Bu durumda sıcaklığın yükseklikle değişimi >1 oC/100 m dir. Gerçek değişme hızının 1 oC/100 m. den küçük olması halindeki hıza da “adiyabatik altı” veya “düşük değişme hızı” adı verilir. Adiyabatik altı değişme hızının sınır değeri “inversiyon” adını alır.<br />
Herhangi bir sebepten dolayı yeryüzüne yakın hava kütlesi atmosfere nazaran daha soğuk bir durum alırsa bunun hemen üzerinde kararlı bir hava kütlesi oluşur. Böylece yüzeydeki hava kütlesi atmosfere nazaran daha soğuk duruma geçer ve böylece sabahın erkan saatlerinde atmosferde kararlı bir hava kütlesi oluşur. Güneş doğması ile yüzeydeki hava hızlı bir şekilde ısınır ve geceleyin teşekkül eden inversiyon tabakası ortadan kalkar. Bu sabit periyot fazla uzamadığı takdirde atmosferdeki kirleticilere maruz kalma süresi birkaç saatten fazla olmaz.<br />
İnversiyon kelime olarak ters çevirme manasına gelir. Hava kirlenmesi bakımından önemli bir yeri vardır. Sıcak hava tabakasının soğuk hava tabakası üzerine çıkması sonucu meydana gelir. İnversiyon tabakaları kirleticilerin düşey doğrultudaki hareketine ve karışımına mani olur. Şehirler üzerindeki yüksek tabakalarda meydana gelen inversiyonlar en yaygın inversiyon şeklidir. Kabaca inversiyonlar ;<br />
1 – Alın versiyonu<br />
2 – Advektif inversiyon<br />
3 – Radyasyon inversiyonu<br />
olarak 3 gruba ayırmak mümkündür.<br />
Atmosferde meydana gelen düşey doğrultudaki hava cereyanlarının kararlılığı büyük ölçüde ortam sıcaklığının yükseklikle değişme hızına bağlıdır. Adiyabatik üstü şartlarda atmosferdeki hava cereyanları son derece kararsızdır ve kirleticilerin düşey hareketi ve türbülansı bakımından büyük önemi haizdir.<br />
Atmosferdeki olayların kararlılığı çoğu zaman bacalardan çıkan duman şekillerinden anlaşılabilir. İçinde hava kirlenmesi yönünden en tehlikeli olanı fümigasyon (tütsü) şeklinde olanıdır. Bu durumda kirleticiler inversiyon tabakasına yakalanır. Kıvrımlı bir şekildeki baca dumanları da dumanların yeryüzeyine çarpmaları halinde tehlikeli olmaktadır. </p>
<p>1.6.3.	Atmosferdeki Nem<br />
Atmosferde bulunan nem hava sıcaklığının azalması ile yoğunlaşarak sis teşekkülüne sebep olur. İnversiyon olayına ilaveten en tehlikeli hava kirlenmesi problemleri sislerle beraber ortaya çıkmaktadır. Hava içerisinde bulunan su zerreciklerinin sebep olduğu en önemli 3 olay aşağıdaki gibi özetlenebilir :<br />
•	Sisler havadaki SO3 ü H2SO4 haline çevirir<br />
•	Vadilere çöken sisler güneş ışınlarının yeryüzüne tesirini azaltır ve vadinin ısınması gecikerek geceleyin meydana gelen inversiyon tabakası uzun süre vadi üzerinde kalır; dolayısıyla kirleticiler ortamdan ayrılmaz<br />
•	Havadaki nem, sıcaklığın yükseklikle değişme hızına dolayısıyla atmosferdeki olayların kararlılığına tesir eder.</p>
<p>Havadaki nemin yoğunlaşarak yağmur haline gelmesi havanın temizlenmesine sebep oldu. Yağmur damlaları kirleticileri yakalayarak beraberinde götürür. Bu olaya havanın “yıkanması” adı verilir. </p>
<p>1.6.4.	Siklon Ve Antisiklonlar ( Alçak Ve Yüksek Basınçlar )<br />
Alçak ve yüksek basınç merkezleri zaman zaman yerdeğiştirdiğinden hava şartlarıda değişir. Alçak basınç merkezlerinde hava cereyanları yatay doğrultuda merkeze doğru ve saat hareketinin ters yönündedir ( Kuzey yarım kürede ). Bu durum hava kirleticilerinin uzaklaştırılması bakımından son derece faydalıdır.<br />
Yüksek basınç merkezlerinde ( antisiklon ), havanın yatay düzlemdeki hareketi merkezden dışarı doğru ve saat hareketi yönündedir. Hava kirlenmesi açısından bu husus oldukça tehlikelidir. Havanın zemine doğru hareketi, kirleticilerin maruz kalanlara doğru taşınmasını ve zararlı tesirlerinin artmasını sağlar. </p>
<p>1.7. 	Hava Kirlenmesi Kontrolu<br />
1.7.1.	Giriş<br />
Senelerce bütün artıklarını doğrudan atmosfere vermeğe alışmış olan ve bunların rüzgarlar yardımıyla kaybolup gittiğine inanan insan oğlunu, birde bire havaya bıraktığı emisyonları sınırlandırmaya veya kontrol cihazları için para ödemeye zorlamak oldukça zordur. Ayrıca öteden beri emisyonlarını doğrudan atmosfere <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veren/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veren">veren</a> sanayicilerin bir gün emisyonlarını önlemek zorunda kalacaklarını idrak etmeleri de pek kolay olmayacaktır.<br />
Emisyon kontrolu önemli 5 kademeden meydana gelir ( Kaynak, toplama, soğutma, temizlemei dağılma ). Bunlardan dağılma, kirleticilerin taşınıp yayılması bundan önceki kısımda <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ele/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ele">ele</a> alınmıştır. Bu kısımda, diğer 4 kademe incelenecektir.</p>
<p>1.7.2.	Kaynakların Düzeltilmesi<br />
Çoğu zaman hava kirlenmesi probleminin en kolay çözümlerinden biri kirlenmeye sebep olan olayların durdurulmasıdır.<br />
Kirleticilerin kaynaktan kontrolü ve düzeltilmesinde :<br />
•	Proses girişlerinin kirleticiyi elimine edecek şekilde seçilmesi<br />
•	Proses girişlerinden kirleticilerin uzaklaştırılması<br />
•	Proseslerin kirleticileri minumun yapacak şekilde işletilmesi<br />
•	Proseslerin kirletici üretmeyen proseslerle değiştirilmesi usullerinden biri seçilebilir.<br />
1.7.3.	Kirleticilerin Toplanması<br />
Hava kirlenmesi kontrolünün en zor kademesi kirleticilerin toplanmasıdır. Hava kirlenmesi problemi ile uğraşan çevre mühendislerinin karşılaştığı en önemli zorluk sanayi kuruluşlarının emisyonlarını toplu olarak belirli bir noktadan atmosfere vermemeleri halinde ortaya çıkar. Çoğu zaman bazı kontrol cihazlarının sisteme konulmasından önce sistemdeki kirletici akımını kontrol altına almak gerekir.</p>
<p>1.7.4.	Soğutma<br />
Kirletici emisyonlar meydana geldikleri kaynaklardan atmosfere verilmesi sırasında kontrol cihazlarına verilmeyecek kadar yüksek sıcaklıktadır. Bunun için emisyonların cihazlara verilmeden önce soğutulması gerekir. Emisyonların soğutulması ;<br />
•	Emisyonların seyreltilmesi<br />
•	Emisyonların su ile soğutulması<br />
•	Emisyonların helezon şeklindeki borulardan geçirilerek soğutulması<br />
metodlarının biri ile yapılır.</p>
<p>1.7.5.	Temizleme<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/uygun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uygun">Uygun</a> temizleme cihazı seçimi kirletici karekterine ve kontrol cihazının özelliklerine göre yapılır. Hava kirleticilerinin büyüklükleri çok değişken olduğu için dane büyüklüğüne <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uygun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uygun">uygun</a> cihaz seçilmelidir. Ayrıca emisyonların ihtiva ettiği kimyasal maddenin cinsleri muayyen tipteki cihazların kullanılmasını gerektirebilir.<br />
1 – Çökeltme Odaları : Su tasfiyesindeki çöktürme havuzlerına benzer tarzda geliştirilip emisyonların çıktığı bacalara yerleştirilmiştir. Bu cihazlarda sadece çok iri partiküller tutulabilmektedir.<br />
2 – Siklonlar : İri partiküllerin uzaklaştırılmasında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Kirli hava tabanı konik olan bir silindirin içine çevreden süratli bir şekilde püskürtülür. Bu esnada silindir cidarına çarpan partiküller tabanda birikir ve konik tabanından dışarı atılır.<br />
3 – Torba Filtreler : Vakum filtreleri gibi çalışır. Bezden yapılmış torbalar içine gönderilen kirli hava ince tozlarını bırakır. Torba filtreler mikron mertebesinden daha küçük partiküllerin hemen hemen tamamını uzaklaştırır.<br />
4 – Islak Toplayıcılar : Pek çok şekil ve biçimde imal edilmektedir. Küçük partiküllerin uzaklaştırılmasında etkili bir metoddur. Neticede kirli su ve buhar meydana gelmesi bu cihazların mahzurunu teşkil eder.<br />
5 – Elektrostatik Yoğunlaştırıcılar : Elektrik santrallerinde çok kullanılır. Bunun sebebi gerekli enerjini ucuz bir şekilde temin edilebilmesidir. Partiküller iki yüksek voltajlı elktrot arasında elektronla yüklenerek pozitif yüklü elektrota doğru hareket ettirilir ve ortamdan ayrılmış olur. Çok küçük zerreciklerin uzaklaştırılmasında etkili olan bu cihazlar oldukça pahalıdır.<br />
6 – Adsorbsiyon : Kirleticilerin tutulmasında aktif kaobon gibi adsorplayıcıların kullanılmasıdır. Adsorplayıcılar çok pahalı olup bazı durumlarda bulunmaları zordur.<br />
7 – Yakma ( İnsinerasyon ) : Gaz halindeki kirleticileri yakmak suretiyle CO2 , H2O ve inert maddelere dönüştüren bir metoddur. Bu metod sadece yanabilen buharlara uygulanabilir.<br />
8 – Katalitik Yakma : Bu metod da kirleticilerin kimyasal olarak yapısını degişterecek bir katalizör kullanılır. </p>

<p class="sayac_bilgi">106 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/hava-kirlenmesi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erozyon Nedir ?</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/erozyon-nedir.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/erozyon-nedir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Aug 2010 05:49:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Erozyon]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Ini]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kenti]]></category>
		<category><![CDATA[Orta]]></category>
		<category><![CDATA[Tipi]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Yolla]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>erozyon</category>
	<category>keşke</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=14733</guid>
		<description><![CDATA[EROZYON; Toprağın yağmur suları ile veya rüzgarlarla aşınması ve taşınmasıdır. Daha açık ifade ile yağmur tanelerinin çıplak toprağa çarptığında kopardığı parçacıkları beraberinde aşağılara taşıması veya şiddetli esen rüzgarlarla çıplak arazilerdeki ince toprak tanelerinin sürüklenmesi olayıdır. Erozyon, toprak-su-bitki arasındaki doğal dengenin bozulması sonucu ortaya çıkar. Yurdumuzun üzerinde bulunduğu coğrafi enlemlerdeki iklim özellikleri, topografyası, jeolojik ve toprak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/erozyon/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Erozyon">EROZYON</a>; Toprağın yağmur suları ile <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> rüzgarlarla aşınması ve taşınmasıdır. Daha açık ifade ile yağmur tanelerinin çıplak toprağa çarptığında kopardığı parçacıkları beraberinde aşağılara taşıması <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> şiddetli esen rüzgarlarla çıplak arazilerdeki ince toprak tanelerinin sürüklenmesi olayıdır. Erozyon, toprak-su-bitki arasındaki doğal dengenin bozulması sonucu ortaya çıkar. Yurdumuzun üzerinde bulunduğu coğrafi enlemlerdeki iklim özellikleri, topografyası, jeolojik ve toprak yapısı içerisinde insanlarımızın doğal dengeye yaptığı olumsuz etkiler; yanlış <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arazi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arazi">arazi</a> kullanımı, aşırı otlatma, ormanlarımızın tahrip edilmesi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> olaylar erozyonu hızlandırmaktadır.<br />
   Erozyon oluş bakımından iki çeşittir:<br />
              1.Yağmurlar sonucu meydana gelen erozyon<br />
              2.Rüzgarlar sonucu meydana gelen erozyon<br />
EROZYONUN DERECELENDİRİLMESİ:<br />
Bütün Dünya ülkeleri  arazi üzerinde yapılmış olan gözlem ve  ölçülere dayalı olarak 4 dereceli bir sınıflandırmayı kabul etmişlerdir.<br />
1.Derece:   Hiç veya hafif erozyon<br />
2.Derece:  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/orta/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Orta">Orta</a> şiddetli erozyon<br />
3.Derece:  Şiddetli erozyon<span id="more-14733"></span><br />
4.Derece:  Çok şiddetli erozyon(rüzgar erozyonu ve derin çatlakların oluştuğu)</p>
<p>Yağmur sonucu meydana gelen erozyon tipi:<br />
Eyim yönünden duyarlı olan arazilere şiddetli yağmur taneciklerinin çarpması ile beraber herhangi bir yere tutunamayan toprak zerreciklerinin eğim yönünde kayması sonucu taşınmasına denir.Ülkemizdeki erozyon oluşumunun %92’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ini/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ini">ini</a> oluşturmaktadır.<br />
•	Dikkate alınmayacak kadar az olacağı gibi bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kenti/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kenti">kenti</a> tamamen altında bırakan bir çığ kadarda büyük olabilir.<br />
•	Tarım toprakları verimsiz topraklar tarafından verimsizleştirilir.<br />
•	Yağmur sularıyla beraber tonlarca kum barajlara boşalır ve barajın ömrünü maksimum 100-150 yıl arasında olmasın sağlar<br />
•	Yılda 1milyar 400 bin ton toprak bu yolla iş görmez hale geliyor.<br />
 	Otomobili, kömürü, çimentoyu v.s. ithal edebilirsiniz <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ama">ama</a> toprağı ithal edemezsiniz.</p>
<p>Rüzgarlar sonucu meydan gelen erozyon tipi:<br />
	Toprak taneciklerinin rüzgarın kuvvetiyle bulunduğu yerden başka bir yere taşınması olayıdır. Ülkemizde çok büyük bir paya sahip ol masada var olan erozyonun %8 ini oluşturur.<br />
ÇAY KAŞIĞINDAKİ ŞEKER ÖRNEĞİ<br />
Rüzgar sonucu oluşan erozyon başlıca çöl dediğimiz tamamen çıplak arazilerde hat safhadadır.<br />
ÇÖL NEDİR?<br />
•	Yaşamsal özelliğini yitirmiş çorak alanlar.<br />
•	Ekonomik değerleri kalmayan arazi.<br />
SEBEPLERİ:<br />
•	Aşırı sıcak<br />
•	Toprağın aşınıp taşınması<br />
•	Toprakta suyun tutulmasını sağlayacak olan bitki örtüsünün yok edilmesi<br />
ÇÖLLEŞMEYİ HIZLANDIRAN ETMENLER:<br />
•	Bitki örtüsünün tahribi<br />
1.	Orman yangınları<br />
2.	Yerleşim alanları<br />
3.	<a href="http://www.genelbilge.com/tag/yol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yol">Yol</a> gibi yapılar<br />
4.	Ufak bir oluşumda olsa madan ocakları<br />
•	Aşırı duyarsızlık</p>
<p>ÇÖLLERDEKİ EROZYON<br />
Çöllerde rüzgar sonucu meydana gelen erozyon % 98lik bir kısmı meydana getirmektedir.<br />
•	Çöllere Güneş ışınları dik geldiği için aşırı sıcak bölgelerdir.(max.60C )bu bölgelerdeki günlük sıcaklık farkı çok büyük olduğu için rüzgar oluşumu çok fazladır. Tamamen çoraklaşmış bu arazilerde meydana gelen rüzgarlar rüzgar erozyonuna sebep olmaktadır.Çöldeki 150 ton ağırlığındaki bir kum tepesi 24 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/saat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Saat">saat</a> içinde 5metre işeri geri oynamaktadır.Bunun sonucunda da çöllerin haritası yapılamamaktadır.</p>
<p> Keşke tarım arazilerimizi amaçları dışında kullanmasaydık.<br />
 keşke sanayi tesisleri  ve yerleşim için <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uygun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uygun">uygun</a> bölgeleri seçseydik<br />
 keşke çarpık kentleşmeye dur deseydik.<br />
 keşke verimli tarım alanlarını,ormanlarımızı ve meralarımızı korusaydık.<br />
Artık daha keşke dememek için&#8230;</p>

<p class="sayac_bilgi">17 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/erozyon-nedir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeşil dokunun azalması ve korunamaması</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/yesil-dokunun-azalmasi-ve-korunamamasi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/yesil-dokunun-azalmasi-ve-korunamamasi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 19:53:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Arazi]]></category>
		<category><![CDATA[Artan]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Estetik]]></category>
		<category><![CDATA[Evrensel]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Tahribat]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/yesil-dokunun-azalmasi-ve-korunamamasi.html/</guid>
		<description><![CDATA[PROJENİN AMACI ve KAPSAMI Gerek gelişmiş ve gerekse gelişmekte olan ülkelerde kentlerin belirgin ortak sorunları; İçerisinde bulundukları çevresel kirlenme ve tahribat sürecidir. Özellikle sanayileşmesini tamamlayamamış ülkelerde bu süreç çok daha hızlı yaşanmaktadır. Söz konusu ülkelerin kentlerinde bir yanda iletişim teknolojisinin sınır tanımaz hakimiyetinin dikte ettiği sanayii ötesi toplumların yaşam tarzı ve standardı gerçekleştirmeye çalışırken, diğer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>PROJENİN AMACI ve KAPSAMI<br />
Gerek gelişmiş ve gerekse gelişmekte olan ülkelerde kentlerin belirgin ortak sorunları; İçerisinde bulundukları çevresel kirlenme ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tahribat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tahribat">tahribat</a> sürecidir. Özellikle sanayileşmesini tamamlayamamış ülkelerde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">bu</a> süreç çok <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> hızlı yaşanmaktadır. Söz konusu ülkelerin  kentlerinde bir yanda  iletişim teknolojisinin sınır  tanımaz  hakimiyetinin dikte ettiği sanayii ötesi toplumların yaşam tarzı ve standardı gerçekleştirmeye  çalışırken, diğer taraftan kısıtlı doğal kaynakların kullanılabilirlik sınırları zorlanmaktadır. Sonuçta yığılma ekonomilerinden faydalanması beklenen kentliler, bugün artık çevresel sorunların birikmesi sonucu toplum olarak  yada dünya olarak ağır maliyetini ödemek zorunda kalınmaktadır.<br />
             Günümüzde şehirlerin çevre problemleri başında;<br />
<span id="more-13339"></span></p>
<p>b)       Atıklar (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/evrensel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Evrensel">evrensel</a>, sınai, tıbbi.v.b.),</p>
<p>c)       Gürültü,</p>
<p>d)       Alt yapı eksikliği,</p>
<p>e)       Gecekondulaşma,</p>
<p>f)         Kentlerde arazi gibi doğal kaynakların bilinçsizce kullanımı ve bu kaynakların   artan şehirleşmeye cevap veremeyecek duruma gelmesi,</p>
<p>g)       Şehir planlarının korunamaması ve sonucu olarak planda öngörülmeyen negatif gelişmeler,</p>
<p>h)       Estetik kirlilik.</p>
<p>Birkaç madde halinde sıraladığımız çevre sorunları içinde yer alan “ Yeşil alan, yeşil dokunun</p>
<p>azalması ve korunamaması” maddesine ilimizde çözüm bulmak amacı ile bu projenin uygulanmasına dönük çalışmaları belediye olarak başlatmış bulunuyoruz. Konya bölgesinin orman varlığı istatistiklerine baktığımızda ; 559.759 ha. orman  alanımız mevcut. Bu ormanlık sahanın ancak 139.759 ha. alanıverimli orman alanı, geriye kalan 419.891 ha. ise bozuk orman alanını oluşturmaktadır. Konya  ilinde arazi varlığının  ancak % 14.6 sı   ormanlık alandır. Konya merkezinde ise toplam 62.597 ha. orman  Funda arazisi bulunmaktadır. Bu arazilerin 46.816 ha. ormanlık 15.781 ha. fundalıktır. İlçemizde  Orman Bölge Müdürlüğüne ait 4931 ha. verimli ,10.006 ha. bozuk  orman  olup toplam 14.397 ha. orman alanı mevcuttur.</p>
<p>          Bu proje ile, Konya  İli  Merkez  Selçuklu İlçesi  Yazır   mevkiisinin  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kuzey/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kuzey">Kuzey</a> , <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kuzey/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kuzey">Kuzey</a> – batısında        ( Ek-1 proje sahasının 1/5000 paftası) 820 gömlek no Tatköy Mevkii ve 28 B2 5A da bulunan 82 ha. alanda yer  yer  peyzaj ünitelerini bulunduran, Sedir ve K.çam ormanlık sahası öngörülmektedir.</p>
<p>          Proje ile ağaçlandırılması planlanan alanın batısında yer alan 269.320 m2’ lik  Rahmet Ormanı’nın (1997) genel görünümü resim 1 ‘de verilmektedir.</p>
<p>          Halihazırda Rahmet Ormanı tesis edilen alana sınır olarak Sağlık Bakanlığı bünyesinde yürütülen Bölge Hastanesi  Kompleks İnşaatı devam etmektedir. Bu kompleks içinde Psikiyatri    ünitesinden  Onkoloji Ünitesine kadar birçok ünitenin yer alması düşünülmektedir. Amacımız , örnekleri Avrupa Ülkelerinde  görülen ormanlık saha ile çevrili  böylesi sağlık ünitelerine, sanatoryumlara yardımcı olmak ve ilçemizin yeşil alan varlığını artırmaktır. 1998 yılı sonu itibariyle yeşil alan varlığımız 3.500.000 m2 olup,homojen  bir dağılıma sahip değildir. Ağaçlandırması düşünülen bu alan rüzgar ve su erezyonuna maruz kalan, yer yer ana kayanın açığa çıktığı, önlem alınmadığı takdirde tamamen elden çıkabilecek bir sahadır. </p>
<p>          Özet olarak bu çalışma ile amacımız yukarıda belirtildiği gibi,Bölge Hastanesi Ünitelerini çev- releyecek yeşil bant oluşturmak ve yörede halen mevcut olan su ve rüzgar erezyonunu önlemektir.Proje- <a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> amacı tamamen   regreatif olup,başka bir amaç güdülmemektedir.</p>
<p>          2. PROJE İÇİN SEÇİLEN YERİN KONUM ve ÖNEMİ</p>
<p> 2.1. Faaliyet Sahasının Halihazır Durumu</p>
<p>             2.1.1. Jeolojik ve Topoğrafik Yapı:</p>
<p>Proje  sahası Paleozik, Mezozoik, Tersiyer Plio- Kuvaterner yaşlı birimlerden oluşmuştur.</p>
<p> Alanda stratigrofik olarak alttan üste doğru şu şekilde sıralanmaktadır.</p>
<p>a)       Paleozoik Yaşlı Birimler : Alanın Kuzey ve Kuzey- Batısında 1553 mt.kotlarındaki Koca-</p>
<p>derebaşı tepe, 1340 mt. Kotlarındaki Siyetli Gedik Sırtı ve civarındaki Kızılören formasyonu ile tem- </p>
<p>sil edilmektedir. Bu formasyon mermer ve kireç taşı şeklinde görülür. Bunlar beyaz,gri renkli olup,sert ve kırılgandır. Tabakalanma belirgin  değildir.</p>
<p>b)       Mezozoik Yaşlı  Birimler : Alanda Elmaağaç ağılları ve civarında Loras Formasyonu ola-</p>
<p>rak temsil edilmektedir. Bu birim  Çötrlu,Laminalı,sık kalsit damarlı gri, gri-mavi renkli kireç taşlarıdır. Buradaki kireç taşları çok sert ve kıvrımlıdır.</p>
<p>c)       Tersiyer Yaşlı Birimler : Alanın Kuzeyindeki 1292 mt.kotlarında veKuzeybatısındaki1288</p>
<p>mt. Kotlarındaki Doğu Dağ ve civarında Yalı tepe formasyonu ile temsil edilmektedir. Bu  formasyon</p>
<p>gri,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/kirli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kirli">kirli</a> beyaz,düzgün tabakalı , <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bol">bol</a> çatlaklıdır. Buradaki birimler  neojon devrine aittir.</p>
<p>d) Plio- Kuvaterner Yaşlı Birimler : Alanda Canavardere formasyonu ile temsil edilmektedir.</p>
<p>Bu birim  çakıl, kum, kil içermekte,yer yer çapraz tabakalı , yarım ay şeklinde kum barları oluşturmuştur. Rahmet Ormanın kurulduğu alanda birimin kalınlığı aşağıya doğru artar.</p>
<p> Proje sahası Rahmet Ormanının batısında üst bölümlerde olup,eğim % 20-25 dolayındadır.</p>
<p>Rahmet ormanı ile benzer karekteristik özellikler taşımakta  yer yer su ve toprak erezyonuna maruz alanlardan oluşmaktadır. Alanda , yağışlar sonucu oluşan kıvrımlara rastlamak mümkündür.(Ek- 2 Proje sahasının Jeolojik ve Topoğrafik yapısını içeren pafta )</p>
<p>   2.1.2. Toprak Yapısı  </p>
<p>                        Ana kaya kuvarterner  zamana ait kireç taşı yapısında olup,toprak koliviyal toprak yapısındadır.Killi balçık toprak tekstürüne sahip ortaa bünyeli yapıdadır. Toprağın taşlılığı % 25 dolayında,mutlak derinliği 60 cm.fizyolojik derinliği  90 cm. dolayındadır. Ayrıca proje sahasındaki toprak orta geçirgen yapıdadır.</p>
<p>              2.1.3. Yer altı Su Kaynağı Potansiyel Durumu </p>
<p>                          Proje sahasında 1997 yılında Belediyemizce yürütülen çeşitli sondaj kuyusu açma çalışmalarında 200 mt. derinlikte 3 Lt/<a href="http://www.genelbilge.com/tag/sn/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sn">sn</a>. (Q) debilik su verimine    rastlanmıştır. Rahmet Ormanı sulamasında kullanılmak amacıyla – mevcut  sondaj kuyuları yetersiz  ve  verimsiz olduğundan       2 km. Güneybatıda yer alan Koyuncu Lisesi mevkii olarak bilinen sahada terk edilen Uğurlu kuyusu devreye sokulmuştur. Uğurlu Kuyusu ,kuyu verimi 24 Lt./<a href="http://www.genelbilge.com/tag/sn/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sn">sn</a>.,sertliği 20, zemin kodu 1020, kuyu derinliği 100 mt.,statik seviye 33 mt.,dinamik seviye 39 mt.,ve pompa verimi 23’ dür. Proje sahası halen Rahmet Ormanını sulamasında kullanılan bu kuyudan faydalanarak yapılacak ilave bir su deposu ile sulanması planlanmıştır. </p>
<p>           2.1.4. İklim Durumu</p>
<p>   2.1.4.1. Yağış </p>
<p>roje sahası yüksekliği 1292 mt.olup,Konya Meteoroloji Bölge Müdürlüğünden alınan yağış     </p>
<p>durumu  çizelgede belirtilmiştir.</p>
<p>           Çizelge-1: Konya İli Yıllık Ortalama Yağış Miktarı (mm/m2 Gözlem Yılı : 1 Yıl),</p>
<p>                            (Kaynak : 1999 yılı Konya İl Çevre Durum Raporu).</p>
<p>Aylar<br />
    1<br />
    2<br />
    3<br />
   4<br />
   5<br />
    6<br />
    7<br />
    8<br />
    9<br />
   10<br />
   11<br />
   12<br />
 Yıllık</p>
<p>Yağış<br />
  39.3<br />
  31.4<br />
 29.8<br />
 33.3<br />
 45.5<br />
 25.0<br />
   6.5<br />
   4.4<br />
  11.4<br />
  29.3<br />
  31.4<br />
  40.8<br />
 325.9</p>
<p>Konya  iklimi karasal iklim özellikleri taşımakta olup,soğuk ve yağış ,kış ve ilkbahar aylarında etkilidir. Yağışlar kış aylarında kar ve yağmur, ilkbaharda sağnak yağış ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bazen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bazen">bazen</a> de dolu şeklinde yağışlar görülür. Günlük en çok yağış miktarını 73.7mm/m2b ile şubat ayı içermektedir. Yağışın 0.1mm/ m2’ den fazla olduğu gün sayısı 81.5 iken 10 mm’ den fazla olduğu günler sayısı 9.0’ dır. Ortalama kar yağışlı günler sayısı 11.7’ dir.</p>
<p>            2.1.4.2. Sıcaklık </p>
<p>            Proje sahasının ortalama sıcaklık durumu çizelge  2 ‘ de belirtilmiştir.</p>
<p>           Çizelge 2 : Konya İli Yıllık Ortalama Sıcaklık Değerleri ( 0C Gözlem yılı-62)</p>
<p>                              (Kaynak: 1999 Yılı Konya  İl Çevre Durum  Raporu) </p>
<p>Aylar<br />
     1<br />
    2<br />
    3<br />
    4<br />
    5<br />
   6<br />
    7<br />
    8<br />
    9<br />
   10<br />
   11<br />
   12<br />
 Yıllık</p>
<p>62 Y.O<br />
 -0.2<br />
  1.5<br />
  5.4<br />
  11.0<br />
 16.0<br />
  20.0<br />
  24.0<br />
 23.0<br />
  18.0<br />
 12.0<br />
  6.4<br />
  1.8<br />
 11.5</p>
<p>            Konya İlinde en yüksek ve en düşük sıcaklık ve gün sayıları ise Çizelge 3 ve Çizelge 4’ de</p>
<p>verilmiştir.</p>
<p>           Çizelge  3 : Konya İli En yüksek Sıcaklık ve Günü </p>
<p>                                ( Kaynak : 1999 yılı Konya  İl Çevre Durum Raporu)</p>
<p>Aylar<br />
     1<br />
    2<br />
    3<br />
    4<br />
    5<br />
    6<br />
    7<br />
    8<br />
    9<br />
   10<br />
   11<br />
    12<br />
 Yıllık</p>
<p>Sıc.(c<br />
  16.6<br />
 23.8<br />
 28.2<br />
 30.4<br />
 34.4<br />
 36.7<br />
  38<br />
  40<br />
  33.5<br />
  36.6<br />
 25.4<br />
  21.8</p>
<p>Günü<br />
     4.2<br />
   2.7<br />
  3.1<br />
    6.2<br />
  16.2<br />
 28.2<br />
  18.2<br />
  10.2<br />
     4.2<br />
  10.2<br />
    1.2<br />
   22<br />
  10.2</p>
<p>            Çizelge  4 : Konya İli En düşük Sıcaklık ve Günü</p>
<p>                               ( Kaynak : 1999 yılı Konya  İl Çevre Durum Raporu)</p>
<p>Aylar<br />
    1<br />
    2<br />
    3<br />
    4<br />
    5<br />
   6<br />
    7<br />
    8<br />
    9<br />
   10<br />
    11<br />
   12<br />
 Yıllık</p>
<p>Sıc.(c<br />
 -28.2<br />
 -26.5<br />
 -16.4<br />
 -6.6<br />
 -1.2<br />
 1.8<br />
  6.7<br />
  5.7<br />
  -3<br />
 -8.4<br />
 -20<br />
 -26<br />
 -28.2</p>
<p>Gün<br />
   6.2<br />
  6.2<br />
   3.2<br />
  1.2<br />
   2.2<br />
  2.2<br />
  4.2<br />
 22.2<br />
 29.2<br />
 14.2<br />
 20.2<br />
  8.2<br />
   6.2</p>
<p>2.1.4.3. Rüzgar </p>
<p>            Konya Meteoroloji Bölge Müdürlüğü verilerine göre ilimizde hakim rüzgar Yönü Kuzey,</p>
<p> Kuzey-Doğu’ dur. Çizelge 5’ de 61 yıllık (gözlem yılı) ortalama rüzgar hızı (m/sn) verileri verilmiştir.</p>
<p>Çizelge  5 : Konya İli Ortalama Rüzgar Hızı (m/sn)</p>
<p>                               ( Kaynak . 1999 Konya  İl  Çevre Durum  Raporu)</p>
<p>Aylar<br />
    1<br />
     2<br />
    3<br />
    4<br />
    5<br />
    6<br />
    7<br />
   8<br />
    9<br />
   10<br />
   11<br />
   12<br />
 Yıllık</p>
<p>61yıl.<br />
   1.8<br />
   2.1<br />
  2.4<br />
  2.4<br />
   2.0<br />
   2.2<br />
   2.6<br />
  2.3<br />
   2.0<br />
   1.6<br />
   1.4<br />
  1.6<br />
  2.0</p>
<p>             Konya İlinde rüzgarlı  gün sayısı en fazla Nisan ayındadır ( 4 gün). İlkbahar  aylarında diğerlerine göre rüzgarlı gün sayısı fazladır. Konya’ da  fırtınalı gün sayısı fazla değildir.(Yıllık Ortalama  3.8 gün).</p>
<p>2.1.4.4. Nispi Nem </p>
<p>             Proje sahasının nispi nem (%) durumu  Çizelge 6 ‘ da belirtilmiştir.</p>
<p>           Çizelge 6 : Konya İli Ortalama Nispi Nem Durumu  (Gözlem yılı 61 )</p>
<p>                               (Kaynak : 1999 Konya  İl   Çevre Durum Raporu )</p>
<p>Aylar<br />
     1<br />
    2<br />
    3<br />
    4<br />
    5<br />
    6<br />
    7<br />
    8<br />
     9<br />
   10<br />
   11<br />
   12<br />
 Yıllık</p>
<p>61yıl.<br />
    78<br />
    74<br />
   65<br />
   58<br />
    56<br />
   50<br />
    42<br />
    42<br />
    48<br />
   60<br />
   72<br />
   79<br />
   60</p>
<p>           Yukarıda maddeler halinde sıralanan iklim özelliklerinin ormancılık ve özellikle ağaçlandırma çalışmaları için önemi;</p>
<p>            a-)  Haziran ayında yarı nemli olarak başlayan hemen tam kurak Temmuz,Ağustos, yarı kurak olarak Eylül sonuna kadar devam <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eden/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eden">eden</a> devrede toprak kuru ve sert olduğundan (özellikle Temmuz ve </p>
<p>Ağustos aylarında) toprak  işlenmesi güç ve pahalı olacaktır. Bu nedenle her türlü toprak işleme çalışmaları rutubetin elverişli olduğu ve toprağın don olmadığı diğer aylarda yapılması uygundur.</p>
<p>            b-)  Yaz aylarında (Vejetasyon devresinde) uzun süren kuraklığın atlatılabilmesi  için dikim Ka</p>
<p>sım , Aralık, Ocak ve Şubat aylarında dikime uygun koşullarda yapılmalıdır.</p>
<p>            c-)  Dikilen fidanların biyolojik bağımsızlıklarına dek dikimin ikinci yılında  başlayarak üç yıl ortalama, çapa ve diri örtü temizliği yapılmalıdır. Bu işlemler Nisan ve Mayıs aylarında en son yağmuru takiben yapılmalıdır. Böylece genç fidanlar kurak geçen 4 ayı zararsız atlatabilme olanağı bulacaktır.                                                                                                            </p>
<p>           d-)  Vejatasyondaki aksaklık ve  kuraklık nedeniyle % 10-15 kabul edilebilir zayiatlar bir son- raki vejatasyon  yıllarında  tamamlanacaktır.</p>
<p>           2.1.5. Flora – Fauna   </p>
<p>             2.1.5.1. Flora  </p>
<p>                          Faaliyet  sahasında yapılan arazi çalışmalarında arazinin faaliyet sahasına göre Doğu ve Kuzey- doğusunda belediyemizce 1999 yılında tesis edilen ve yoğun olarak Akasya, Çınar, Sedir,K.Çam içeren  269.320 m2’ lik Rahmet ormanı, Güneyde kum ocakları ve daha alt güney noktalarında tahıl ekimi yapılan tarım arazileri,Batı ve Güney- batı kesimi ise taşlık araziler mevcuttur. Rahmet Ormanı dışında her hangi bir ağaç formu oluşturacak bitki kompozisyonuna rastlanmamaktadır. </p>
<p>            Proje sahası içinde Pegalum harmala  (üzerlik otu) , Astragalus microcephalus(geven),Artemisia  spiccigera (yavşan),Achillea  riebersteini (civan perçemi),Carduur nutans (deve dikeni),Centaurea virgata (Peygamber çiçeği), Trogopogon longristris (teke sakalı), Taraxacum officinale (karahindiba), Xeranthemum annuum (dağ karanfili), Senecio vernalis (kanarya otu),Sinopis arevensis (hardal otu )Verbascum glomeralım (sığır kuyruğu), Veronica multifida (veronica),Eryngium campestre (eşek dikeni), Malva neglecta (ebegümeci), Alium scordoprasum ssp. Rotundum (yabani soğan), Thyamus Sipyleus (kekik), Elyamus elongatus ( ayrık) yer almaktadır.                                         </p>
<p>            2.1.5.2. Fauna  </p>
<p>                         Proje sahası her ne kadar yerleşim alanlarına  10 km. mesafede ise de, bahse konu alan yakınlarında taş ocaklarının bulunması sonucu yaban hayatı çeşitliliği azalmıştır. Günümüzde yaban hayvanları yaşama ortamları insan etkileri nedeniyle gitgide daralmakta, gün geçtikçe sınırlanmaktadır. Özellikle yerel memeli türleri ile diğer fauna elemanları daha uygun yaşama ortamlarına çekilmektedirler.</p>
<p>            Alanda yaygın memeli türleri; Lepus europeus (tavşan), Erinaceus europaeus (kirpi), Mustella  nivals (gelincik), Rattus rattus (sıçan), Spalax leucadan (kör fare), </p>
<p>            Alanda  Yaygın Kuş Türleri ;  Ciconia  ciconia (akleylek), Garralus glandarins (kestane kargası), Corvux curax (kara karga), Starmus vulgaris (sığırcık), Passer domestius (serçe), Courdaleis Carduleis (saka),</p>
<p>            Alanda Yer Alan Ampibia ve Sürüngenler: Lacerta saxicola (kaya kertenkelesi),Pelobates</p>
<p>Syriacus (toprak kurbağası), Lacerta sicula ( k.kertenkelesi), Typhlops vermiculasis (kör yılan), Coluper Jugularir (kara yılan).</p>
<p>            2.1.6. Ulaşım Durumu </p>
<p>                      İlçemizin kuzeyinde yer alan proje sahası Konya merkezine 16 km.uzaklıkta olup,ulaşım belediyemiz tarafından stabilize yol olarak tesis edilen servis yolundan yapılmaktadır. Ayrıca Rahmet Ormanın üst kısmında Ardıçlı, Yükselen yolları yer almakta, bu yollardan S.Ü. Kampüs alanınada inilebilmektedir. Rahmet Ormanı iç noktalarındaki tesislere ulaşım yolunun  asfaltı 1998 – 1999 yıllarında yapılmıştır. Proje uygulamaya konulduğunda merkeze olan bağlantı yolları belediyemizce  soğuk asfalt olarak düzenlenecektir.</p>
<p>            2.1.7. Diğer Kurumların Yürüttüğü Çalışmalar</p>
<p>                     Proje sahasında en büyük çalışma Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Bölge Hastanesi çalışması olup, halen inşaa halindedir. Bu kompleks içerisinde 250 yataklı Göğüs Hastanesi, 250 yataklı Bölge Hastanesi, 200 yataklı Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi, 200 yataklı Onkoloji Hastanesi ve Fizik Tedavi ve Rehabitasyon Ünitesi yer almaktadır.Bu ünitelerin bir kısmının inşaatı Resim 5’te görüldüğü gibi devam etmektedir.</p>
<p>Bu ünitelerden özellikle Göğüs Hastanesi, Onkoloji Hastanesi ve Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesinin yer almış olması bizim uygulamaya çalıştığımız  bu projenin nedenli isabetli ve güzel olacağını ortaya koymaktadır. Sağlık uzmanlarının verdikleri bilgilere göre bu çalışmanın şimdiden başlatılmasının acil ve gerekli olduğu yönündedir. Çünkü hastalarının  sağlıklarına kavuşmasında yeşil dokunun önemi yadsınamaz bir yer işgal etmektedir.</p>
<p>       3.  PROJENİN İKLİM YAPISI ,TOPRAK YAPISI , FLORA – FAUNA DENGESİ ve </p>
<p>      İNSAN SAĞLIĞI ÜZERİNE ETKİSİ</p>
<p>            Sosyal ,ekonomik ve teknolojik değişim ve gelişmelerin çok hızlı olduğu zamanımızda, ormanların, ağaç topluluğunun fonksiyonları bulunmaktadır. Topluma yararlı olan bu fonksiyonlar orman</p>
<p>denilen yeryüzü kaynağının iyi incelenmesini ve değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Devamlılık ve istikrarlık ormanların temel özelliğidir. Orman çeşitli canlı topraklarının tedricen birbirini takip eden değişimleri sonucu olarak kalıcı ve devamlı kendini yenileyen hüviyettedir. Bu kendini yenileyen ve tedrici değişim özelliği dolayısıyla, insanın tahripkar müdahalesine rağmen yaşamını devam ettirebilir. Orman bu özelliği ile en önemli elemanı ağaçlar olan çok çeşitli canlıların yer aldığı bir biyolojik yaşam birliğidir. Bu birliğin harici tesislere karşı en önemli koruyucusu, birliğin hakim elemanı olan   ağaçlardır. Rüzgar ve soğuk etkisi olan içinde az rutubet fazladır. Ağaçlardan süzülerek gelen güneş ışığı orman   altındaki otsu bitkilerin fotosentez yapmalarına imkan verir. Aşırı yağışların  bir kısmı yapraklar tarafından tutulur ve toprağa düşmeden  buharlaşarak  tekrar atmosfere döner. Orman, toprak üzerinde diğer canlılar topluluğuna yaşama ortamı sağlayan organik bir “ Biyokütle “ oluşturur Bu biyokütle mantar,bakteri ve çeşitli canlı organizmaların  yaşama ortamıdır.   Böcekler,sürüngenler, fareler vb. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/burada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Burada">burada</a> yaşar. Burası her çeşit ağaç ve bitki tohumlarının da çimlenip geliştiği , kök saldığı tabakadır. Ağaçlar mineral  besinlerinin büyük bir kısmını bu tabakadan alır. Biyokütlelerin oluşu ve ayrışımı doğal değişim sürecinin aksaksız yürüdüğü bir fabrika gibidir. Yine bu saha ve kısmen ağaçsız bölgeler av ve yaban hayatının yaşama  ve gıdalanma yerleridir.</p>
<p>            Orman peyzajı içinde başta hakim bir bitki topluluğu olmak üzere her canlı topluluk ve elemanlar arasında yatay ve düşey yönde devamlı olarak su,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/enerji/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Enerji">enerji</a> ve mineral maddelerini yiyecek halinde taşırlar. Diğer taraftan rüzgar,tohum ve yaprakları bir yerden diğer yere taşır, gerek rüzgar ,gerekse  hayvanlar bir çok bitkinin yayılma ve çoğalmasına neden olur. Kısaca açıklanan bu ve benzeri birbirini etkileyen oluşumlar, ormanın ağaç topluluğu olmaktan öte bir görünümünü ortaya koymaktadır. Karşılıklı ve karmaşık ilişkileri ihtiva eden bir yaşam birliği olan  “ Orman Ekosistemi “ oluşturur.</p>
<p>Orman eko sistemi,yeryüzündeki sistemlerin en karışık ve en ilgi çekici olanıdır. Orman alanları; topoğrafyanın, iklimin ,toprağın ,suyun ve canlıların çok çeşitli ,değişken ve karışık beraberliklerinin görünümüdür. Sistemde elemanlar birbirine fonksiyonel bağlarla bağlı oldukları için,orman sisteminin bir noktasına yapılan etki tüm sistemde tesiri gösterir. Mesela yangın veya kesme suretiyle bir kısım ağaçların çıkarılması,toprak üzerindeki organik maddelerin süratle çözülmesine,toprağa ulaşan güneş ışınlarının artmasına ve buradaki diğer canlıların olumsuz etkilenmesine,ölümüne veya yer değiştirmesine sebep olur. Bu sistemi oluşturan elemanlar ormandaki doğal dengenin korunması,orman varlığının sağlıklı olarak devamı bakımından zorunludur. Aynı şekilde, Türkiye genelindeki sosyo-ekonomik ve ekolokik sistemde ormanların devamlılığının korunması da,toplumun olumsuz tabiat kuvvetleri ile mücadelesi ve bu kuvvetleri ülke kalkınmasında kullanabilmesi bakımından aynı derece zorunludur.  </p>
<p>Bütün dünyada nüfus artışına, tarım ve endüstrideki gelişmeler paralel  olarak su tüketimi de artmaktadır. Orman kar ve yağmur biçimindeki yağışı yaprakları,dalları,gövdesi ve kökleri ile tutar. Sellerin ve taşkınların oluşumunu önler. Böylece yağışı  ve akışı zarasız hale getirir. Ayrıca orman örtüsü yer altı su kaynaklarının  yıl boyunca sürekli ve düzenli olarak su sağlamasına katkıda bulunur.</p>
<p>            Ormanlar rüzgarın hızını azaltmak,yağışların,akarsuların toprakları koparma ve sürükleme gücünü zayıflatmak suretiyle toprağı erozyona karşı en iyi biçimde koruyarak yıkanıp taşınmasını önler.                   Toprak kaymaları (heyelan), çığlar ve rüzgarlar ile taşınan kum,taş,toprak moloz vb. materyelle tarım topraklarının örtülmesine ve dolayısıyla  verimsizleşmesine engel olur. Ormanlar, yıllık, mevsimlik ve  günlük sıcakları düzenler. Toprağın donmasını ve çözülmesini  geciktirir. Ayrıca su buharını yoğunlaştırarak  yağmur haline dönüşmesine neden olur. Diğer yandan rüzgarların hızını azaltarak toprak ve kar savrulmalarını önler. Rüzgarların kurutucu etkilerini azaltır. Rüzgar perdeleri ve koruyucu orman şeritleri kurulması, ormanların bu yararlarına yöneltir.</p>
<p>            İnsanların ormanlık alanlarda eğlenme ve dinlenme eğilimleri fazladır. Günümüzde büyük kentlerdeki nüfus artışı, sanayileşme ve yaşam düzeyinin yükselmesi insanları eğlenme ve dinlenme, boş zamanlarını değerlendirme için kırsal alanlara ve özellikle ormanlara yöneltmiştir. Bu nedenle orman içi mesire yerleri ve orman parkları kurulmakta ve geliştirilmektedir.</p>
<p>            Ormanların iklim üzerindeki olumlu etkisi ile yerleşme alanlarının çevresindeki hava kirliliğini ve gürültüyü önlemesi insan sağlığı bakımından büyük önem taşır. Ayrıca  ormanların insan beden ve ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri vardır. On gün  orman ortamında kalındığında insan kanının oksijenle yenilendiği bilimsel bir bulgudur.</p>
<p>            Ağaçların ve ormanda bulunan diğer bitkilerin kök,kabuk,dal,çiçek ve tohumları çeşitli hastalıkların tedavisi için hazırlanan ilaçların yapımında kullanılmaktadır. Ormanların insan sağlığı üzerindeki bu olumlu etkileri nedeniyle büyük kentlerin çevresinde ormanlar yetiştirilmekte (yeşil kuşak çalışmaları), dinlenme yerleri ,prevantoryumlar ve sanatoryumlar ormanlık alanlara kurulmaktadır.</p>
<p>4. PROJENİN UYGULAMA AŞAMALARI ve MALİYET ANALİZİ</p>
<p>4.1. Faaliyet Sahasında   Yer Alacak Yapı Üniteleri ve Maliyet Analizi </p>
<p>       (Sabit Tesis   Maliyetleri )</p>
<p>              4.1.1. Su Toplama Havuzu,Trafo ve Makine Dairesi </p>
<p>            Proje  sahasında yer alacak olan bitki kompozisyonunu düzenli aralıklarla sulamak amacıyla</p>
<p>31,1mt x 26,1 x 1,7 m2 ebatlarında 1379 m3’ lük bir su havuzu yapımı planlanmıştır.(Ek 3  su havuzu </p>
<p>statik projesi).Trafo ve makine dairesi ihtiyacı; Rahmet ormanında kullanılan üniteden faydalanılacak- tır.Bu amaçla elektrik tesisatının döşenmesi ve pompa gereksinimi duyulacaktır.                    </p>
<p>                1379 m3’ lük Havuz yapım maliyeti  tahmini        ;  16.421.041.727- Tl.</p>
<p>                 Elektrik tesisatı ve pompa              “             “      ;    3.500.000.000.- Tl.  </p>
<p>                 ( Not: Havuz maliyeti 1999 yılı Bayındırlık Bakanlığı Birim Fiyat Cetvelinden yararlanılarak hazırlanmıştır.)</p>
<p>            4.1.2. Bekçi Kulübesi ve Malzeme Deposu </p>
<p>            Proje alanı olan 82  ha. araziyi koruma amacıyla bekçi istihdam edilecek olup,bu amaçla bir</p>
<p>Bekçi kulübesine gereksinim duyulmaktadır. Ayrıca sahada çalışan personelin ihtiyaç duyduğu malzemeler ve diğer malzemeler için bir depo tesiside gerekmektedir. Ek  7 ‘ de bekçi kulübesi ve depo projeleri yer almaktadır. 1999 yılı Bayındırlık Bakanlığı Birim Fiyatları Analizine göre  1 m2 inşaat birim                  Fiyatı  85.000.000 Tl. dir. Ek 4 ‘ de planı bulunan bekçi kulubesi ve malzeme deposu toplam 36,26 m2 olup, </p>
<p>Toplam maliyeti = 36.26 x 85.000.000 Tl.</p>
<p>                           = 3.082.100.000 Tl.dir.</p>
<p>           4.1.3. Peyzaj projelerinde Öngörülen Yapılar (çocuk Oyun Elemanları ve oturma </p>
<p>                    Gurupları  vb.)</p>
<p>            Ek  5’ de yer alan peyzaj projelerinde görüleceği üzere sahaya dinlenmek amacıyla  gelen-</p>
<p>lerin  çeşitli ihtiyaçları göz önünde bulunduran üniteler yer almaktadır. Alan her ne kadar pasif rekreatif alan olarak planlanmış ise de , ülkemizde Milli Parklarda örnekleri görülen sosyal donatı elemanları aralara serpilmiştir.</p>
<p>                         Bordür Döşeme ve Makinalı Çalışma                       =  22.726.570.000 TL. dir.         </p>
<p>                        Oturma Gurupları ( 13 adet x 25.600.000 TL/adet) =        332.800.000 TL. dir</p>
<p>                        Pergole ( 29 adet x 350.000.000 TL / adet)              = 10.150.000.000 TL dir</p>
<p>                                                                          T O P L A M         =  33.409.370.000 TL dir.  </p>
<p>            4.1.4. Proje Sahasının Korumaya Alınması ve  Maliyeti </p>
<p>            Sahanın otlatmaya ve diğer bir takım dış etmenlere karşı korunması için etrafının beton direkli dikenli tel ile çevrilmesi düşünülmektedir. AGM Etüd Proje Dairesi Başkanlığının 1999 yılı Birim Fiyatı Cetvelinde 194.1200-2 poz numarasında beton kazık ile dikenli tel ihatası için km.’ ye  481.200.000.-Tl. öngörülmektedir. Sahanın çevresi yaklaşık olarak 4.55 km. olup; </p>
<p>Toplam Maliyet = 4,55 x 481.200.000 TL </p>
<p>                       Toplam Maliyet = 2.189.460.000 TL</p>
<p>            4.1.5. Toprak Hazırlığı ve Maliyeti </p>
<p>            Ağaçlandırılması düşünülen  82 ha. lık arazide diri ötrü olmadığı için örtü temizliğine ihtiyaç duyulmadan toprak işlemeye geçilecektir. Sahanın tamamı makine yoğun  çalışma gerektirmektedir. Belediyemiz bünyeside bulunan dozer riperi ile tesviye eğrilerine paralel şeritler arası 3.mt. derinlik 60-70 cm. olacak şekilde saha tamamen işlenecektir. Ana kayanın yer yer açıkta olduğu yerlerde herhangi bir işlem yapılmayacaktır. Ancak bu gibi belli fizyolojik derinliğin bulunduğu alanlarda saha bütünlüğü açısından 80 x 80 cm ., 1.00 x 1.00 mt. Veya 60 x 60 cm. boyutlarında cep teraslar halinde toprak işlenecektir. Saha yıllarca  işlenmediğinden toprağın derin işlenmesi şarttır. Makinalı bakım yapılabilmesi için riperlenen sahada dısgara ile üst toprak işlemenin yapılması şarttır.</p>
<p>12</p>
<p>            AGM Etüd   Proje Dairesi Başkanlığının 1999 yılı Birim Fiyatları Listesine göre toprak işle-</p>
<p>me ile fiyat analizine göre ;</p>
<p>Sıra No : Poz No :     İşin Adı                     : Birim  Alan   :  Alan :  Birim   Fiyatı      Tutarı                   :</p>
<p>   57           301.3     Meyilin %21-40,Çakıl           Ha             82     90.800.000.-    7.445.600.000.-Tl.         </p>
<p>                                blok taşlılığın %25’den </p>
<p>                               daha fazla olduğu sahalar-</p>
<p>                               da ikili Riperle alt toprak</p>
<p>                                işlenmesi  </p>
<p>    70          402.1       60-80Hp.4&#215;2 lastik teker-      Ha           82     12.800.000.-    1.049.600.000.-Tl.</p>
<p>                                 lekli Ha. traktör + tısgara</p>
<p>                                 kullanarak üst toprak işlen-</p>
<p>                                 mesi </p>
<p>                       Toplam Maliyet  = Alt toprak İşleme  + Üst Toprak İşlemesi</p>
<p>                                                  = 7.445.600.000 + 1.049.600.000           </p>
<p>                        Toplam Maliyet = 8.495.200.000 TL dir</p>
<p>            4.1.6. Proje Sahasında Ekimi veya Dikimi Tercih Edilen Bitki Kompozisyonu Seçimi</p>
<p>                     ve Maliyeti </p>
<p>            Proje sahasının toprak etüdünde anlaşıldığına göre organik maddece oldukça yoksun orta  bünyeli topraklardır. Proje sahasına alternatif bitki deseni olarak karpellşi sedir tohumu düşünülmüş ise de               ( karpelli sedir tohumu Ermenek’ ten temini düşünülmüş) ekolojik şartlara uyum sağlamasının zor olacağı kanatindeyim. Ayrıca sedir “ Mycorozia” denilen bir mantar çeşidi ile birlikte yaşamını devam ettirmektedir. Mycorozia havada ki serbest azotu (N) bünyesinde fixe  eder.Tohumla yapılan ekimde bu mantardan yoksun olacağı ve alanda da bu mantarın bulunmamasından dolayı tüplü sedir ve karaçam dikimi tercih edilmiştir.</p>
<p>           Fidan Temini ve Dikimi  ; Yöre koşullarına en uygun dikim zamanı; 15 Kasımdan başlayan Sonbahar dikimi ile Şubat ve Mart’ a kadar olan dönemdeki dikim zamanıdır. Alanda 2+0 tüplü sedir ve karaçam dikimi düşünülmektedir. Dikim aralığı olarak karaçam ve sedir için 3mtx2mt.olarak kabul edilmiştir. Buna göre 1660 adet fidan/ha., toplam 136.120 adet fidan ihtiyacımız vardır. Konya Orman Fidanlık Müdürlüğünün 1999 yılı Ekim ayı için geçerli olmak kaydıyla Karaçam ve Sedir  2+0 fidanın fiyatı 80.000.-Tl.dir. Buna göre;</p>
<p>                       Fidan Bedeli = 136.120 x 80.000 </p>
<p>                       Fidan Bedeli = 10.889.600.000</p>
<p>            Fidanların Sahalara Dağıtım İşçiliği : 1999 yılı AGM Birim Fiyat Cetvelinin 136 sıra 1002.3 nolu pozunda tüplü fidanlarda 1000 adet için 6.800.000.-Tl.dir. Buna göre</p>
<p>                        Dağıtım İşçiliği =136.120 x 6.800.000</p>
<p>                        Dağıtım İşçiliği =  925.616.000.-Tl.</p>
<p>              Fidan Dikim İşçiliği : Tüplü dikim işçiliği yine adı geçen birim fiyatı cetvelinin 145 sıra no ve 1004.4 poz no’ sundan  1000 adet için 56.500.000.-Tl.dir. Buna göre;</p>
<p>                           Dikim İşçiliği = 136.120 x 56.500.000</p>
<p>                           Dikim İşçiliği=  7.690.780.000.-Tl.</p>
<p>               4.1.7 Alan Islahı Amacıyla Taş Temizliği </p>
<p>             Alanın yaklaşık % 80’ inde taşlılık sorunu vardır.Buna göre toplam alanın 65.6 ha. taşlık alanın temizliğinin yapılması gerekir. Birim fiyat cetvelinin 240 sıra  ve 1902.1 poz no’ sunda yüzeysel taşlılığın  % 26-50 arasında olduğu sahalarda taşların meyilli arazilerde belli mesafelerde 4mt.aralıklarla azami          10 mt.uzunluğunda kordonlar halinde düz veya az meyilli alanlarda kümeler halinde yığılması işlemi için 27.500.000.-Tl./ha. öngörülmektedir. Buna göre toplam 65.6 ha. alan için;</p>
<p>                           Taş Temizliği=65.6 ha. x 27.500.000 TL </p>
<p>                           Taş Temizliği =  1.804.000.000.-Tl.</p>
<p>              4.2. Ağaçlandırılacak Sahanın Periyodik Bakımı ( Değişen Maliyetler )</p>
<p>              4.2. 1. Sulama </p>
<p>             Ağaçlandırma sahası Park ve Bahçeler Müdürlüğü tarafından  istasyonlara bölünerek yüzey  karık üsulü sulama yapılacaktır. Bu amaçla Birim Fiyat Cetvelinin  242. Sıra no, 903.1.poz.no’sunda  karık açma işçiliği  12.800.000.-Tl./ha. öngörülmüştür. Cetvelin  262 sıra no,2104.1 poz no’ sunda sulama işçilik maliyeti  12.100.000.-Tl/ha.  olarak belirlenmiştir. </p>
<p>                           Karık açma işçiliği =82 ha. x 12.800.000.TL </p>
<p>                           Karık açma işçiliği = 1.049.600.000.- Tl. </p>
<p>                           Sulama işçilik maliyeti =82 ha. x 12.100.000. TL </p>
<p>                           Sulama işçilik maliyeti =  992.200.000.-Tl</p>
<p>.</p>
<p>olup, Bu değer bir defaya mahsus alanın toplam sulama değeridir. Yıl içinde bitkinin ihtiyacına göre sulama  işlemi tekrarlanabilir.</p>
<p>             4.2.2 Yabancı Ot Temizliği </p>
<p>             Her ne kadar erezyonla  mücadelede yabancı otun  önemi  yadsınamaz ise de, ağaçlandırma alanında ağaç  kök bölgesinde bulunan yabancı otlar  bitki su ve besin tüketimine ortak olacağından ve olası yangınlara zemin hazırlayacağından,yabancı ot temizliği yıl içinde özellikle kurak zamanlarda önem arz etmektedir. Birim fiyat analizinin 183 sıra no, 1102.1 poz no&#8217; sunda  fidanlar çevresinde işçi ile ot alma,çapa ve teras onarma işçiliğinde; 1000 adet fidan için 15.700.000.- Tl. öngörülmektedir. Buna göre;</p>
<p>                          Yabancı ot temizliği = 82ha. x 15.700.000.TL</p>
<p>                          Yabancı ot temizliği  =   1.287.400.000.-Tl.</p>
<p>14</p>
<p>              4.2.3. Bekçi ile Koruma </p>
<p>              Birim fiyat analizinin 271 sıra no, 2301.1 poz no’ sunda ağaçlandırma,erezyon kontrolü ve mera ıslahı sahalarında (Büyüklüğü 500 ha.kadar olan sahalarda bir bekçi) bekçi ile koruma gideri       144.100.000.-Tl/ay .dır.</p>
<p>                         Yıllık Bekçi Gideri = 12 x 144.100.000.Tl.</p>
<p>                         Yıllık Bekçi Gideri =  1.729.200.000.-Tl.</p>
<p>  4.3. Projenin Toplam Maliyetlerinin Özet Dökümü </p>
<p>    4.3.1. Sabit Maliyetler </p>
<p>                        İşin  Adı                                                                       Maliyeti    (Tl.)     </p>
<p>Su Toplama Havuzu                                                              16.421.041.727.-</p>
<p>Elektrik Tesisatı, Pano ve Pompa                                             3.500.000.000.-</p>
<p>Bekçi Kulübesi ve Malzeme  Deposu                                      3.082.100.000.-</p>
<p>Peyzaj Projesi Toplam Maliyeti                                             33.409.370.000.-</p>
<p>Koruma                                                                                  2.189.400.000.-</p>
<p>Toprak Hazırlığı Toplam Maliyeti                                             8.495.200.000.-</p>
<p>Fidan  Bedeli                                                                         10.889.600.000.-</p>
<p>Fidan dağıtım ve Dikim İşçiliği                                                  8.6l6.396.000.-</p>
<p>Alan Islahı Amacıyla Taş Temizliği                                           1.804.000.000.-         </p>
<p>      TOPLAM                  88.407.107.727 TL                                                    </p>
<p>  4.3.2. Değişen Maliyetler   </p>
<p>                        İşin  Adı                                                       Maliyeti  (Tl.)              </p>
<p>Toplam Sulama Maliyeti (Karık açma + sulama)                          2.041.800.000.                                            Yabancı Ot Temizliği                                                               1.287.400.000.-</p>
<p>Bekçi ile Koruma (Yıllık)                                                             1.729.200.000.-                  </p>
<p>% 15 Elektrik,Ulaşım ve diğer Giderler                                         75.876.000.-  </p>
<p>          TOPLAM                  5.134.276.000.-Tl.</p>
<p>   (Not: Toplam değişen maliyetlerin % 15 elektrik,ulaşım ve diğer giderler kabul edildiğinde 75.876.000.- Tl.nin toplam giderlere ilave edilmiştir.)</p>
<p>               4.3.3.  TOPLAM MALİYETİ   :</p>
<p>                         Projenin Toplam  Maliyeti   = Sabit Maliyetler + Değişen  Maliyetler</p>
<p>                                                                    = 88.407.107.727 + 5.134.276.000</p>
<p>                         Projenin Toplam  Maliyeti  =  93.541.383.727 TL</p>
<p>              5. SONUÇ</p>
<p>                   Özet olarak toplam 93.541.383.727 TL. mal olacağı öngörülen bu proje gerçekleştiğinde aşağıdaki olası faydaları beklenilmektedir;</p>
<p>a)       Proje sahasında su ve rüzgar erozyonunu önleyerek toprak kaybını en aza indirgeyecek.</p>
<p>b)       Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Sağlık Komleksinin etrafı çepeçevre yeşil bantla çevrilip alanda görsel zenginlik sağlamanın yanında mikroklima etkisi  oluşturup oksijen içeriği müsbet ölçüde artacaktır.</p>
<p>c)       Proje sahasında toprak yapısı ve içeriğine olumlu katkılar sağlanacaktır.</p>
<p>d)       Alanda flora-fauna dengesine olumlu katkı sağlamanın yanı sıra cins ve tür zenginliği sağlanacaktır.</p>
<p>e)        Proje alanı yer altı su kaynakları yönünden oldukça fakirdir. Projenin uygulanması sonucu yer altı su kaynaklarının artışına katkı sağlanması beklenmektedir.</p>
<p>                    Bu projenin yürütülmesinde ilgili tüm kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin verecekleri maddi ve manevi destek bundan sonraki benzer projelerin daha cesurca yürütülmesine katkıda bulunacaktır. İlçemizde var olan yeşil alan ve orman varlığının az ve dağılımının homojen olmadığı anımsandığında bu tür projelerin Konya’mızın step görüntüden kurtulup daha yeşil bir görünümüne kavuşmasına neden olacaktır</p>

<p class="sayac_bilgi">143 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/yesil-dokunun-azalmasi-ve-korunamamasi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İçinde Yaşadığımız Doğa</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/icinde-yasadigimiz-doga-2.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/icinde-yasadigimiz-doga-2.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 20:01:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Saran]]></category>
		<category><![CDATA[Yavrular]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=12590</guid>
		<description><![CDATA[CANSIZ DOĞADA NELER VAR ? İçinde yaşadığımız doğa canlı ve cansız varlıklardan oluşur. Bu varlıkların sayısı oldukça çoktur. Doğan , gelişen , büyüyen , kendisine benzer yavrular oluşturan ve ölen varlıklar canlı varlıklardır. İnsanlar hayvanlar ve bitkiler canlı varlıklardır. Doğmayan , büyümeyen , çoğalamayan , bir etki olmadan hareket edemeyen varlıklar ise cansız varlıklardır. Taş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>CANSIZ DOĞADA NELER VAR ? </strong><br />
İçinde yaşadığımız doğa canlı ve cansız varlıklardan oluşur. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> varlıkların sayısı oldukça çoktur. Doğan , gelişen , büyüyen , kendisine benzer yavrular oluşturan ve ölen varlıklar canlı varlıklardır. İnsanlar hayvanlar ve bitkiler canlı varlıklardır. Doğmayan , büyümeyen , çoğalamayan , bir etki olmadan hareket edemeyen varlıklar ise cansız varlıklardır. Taş ,  toprak , kağıt , masa , hava , su cansız varlıklara örnektir.<br />
Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için başka canlılara ihtiyaç duyarlar. Hiçbir canlı çevresinden ve diğer canlılardan uzak ve bağımsız yaşayamaz.<br />
<strong>HAVASIZ YAŞANMAZ.</strong><br />
<span id="more-12590"></span><br />
Canlıların yaşayabilmesi için hava , su ve besin gereklidir. Besin ve su olmadan bir süre yaşanabilir. Hava olmadan bitki , <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hayvan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hayvan">hayvan</a> ve insanların yaşaması imkansızdır. Ay ve diğer gezegenlerde yaşam olmamasının sebebi havanın bulunmamasıdır. Yaşadığımız her yer hava ile kaplıdır. Dünyamızı çevresini saran bu hava tabakasına<br />
“ atmosfer ” adı verilir . Havanın canlılar için ne kadar önemli olduğunu basit bir deneyle anlayabiliriz. Ağzımızı ve burnumuzu kapatarak , soluk almadan durmaya çalışalım . Bir süre sonra zorlanmaya başlarız. Çünkü havasız yaşanmaz.  Akarsu , göl ve denizlerde yaşayan canlılar suyun içinde bulunan havayı solurlar ve yaşantılarına devam ederler. Bu da suyun içinde de hava olduğunu gösterir.<br />
Hava yaşamamız için gerekli olan en önemli maddedir. Hava , bitkiler ve hayvanlar içinde aynı derecede önemlidir. Havada oksijen ve azot gazları bulunur. Bu gazların dışında başka gazlar da vardır . Solunum olayı için oksijen ve azot gazları önemlidir. Havada bulunan oksijen gazının  solunum için ayrı bir önemi vardır . Canlıların soluduğu havanın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temiz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temiz">temiz</a> olması gerekir. Havanın temizliği içinde bulunan oksijen gazının fazlalığı  ile ilgilidir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temiz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temiz">Temiz</a> hava demek bol oksijen demektir.<br />
Ayrıca  günlük yaşantımızda havanın itme ve çekme gücünden yararlanırız. Deniz ve hava taşıtları , yel değirmenleri havanın itme gücüyle çalışır.<br />
<strong>HAVA OLAYLARI         ( RÜZGAR , FIRTINA , KASIRGA , TAYFUN , HORTUM )</strong></p>
<p>Hava sıcaklığı sürekli olarak değişir. Ilık , sıcak ve soğuk olabilir. Bunun türlü nedenleri vardır . Dünya Güneş’in çevresinde dönerken , güneş ışınları Dünya’mıza bazen dik bazen de eğik olarak gelir. Dik olarak gelen ışınlar yeryüzünü daha fazla ısıtır. Eğik olarak gelen ışınlar ise daha az ısıtır. Yeryüzünün Güneş’ten gelen bu farklı ölçülerde ısı almasından mevsimler oluşur. Hava sıcaklığı gün içinde de değişir. Sabah ve akşam saatlerinde güneş ışınları eğik geldiği için yeryüzü çok ısınmaz. Öğle saatlerinde güneş ışınları dik geldiği için sıcaklık artar.<br />
Hava sıcaklıklarındaki bu değişmeler hava olaylarını oluşturur. Rüzgar , tayfun , fırtına , kasırga ve hortum yaşantımızda karşılaştığımız hava olaylarındandır. Şimdi bu hava olaylarının nasıl oluştuğunu öğrenelim.</p>
<p>RÜZGÂR : Dünyamızı saran hava tabakası ağırlığı nedeniyle yeryüzüne bir kuvvet uygular . Buna kuvvete  hava basıncı denir. Isınan hava yükselir. Bu nedenle yeryüzüne yaptığı basınç azalır. Fakat yeryüzünün her yerinde sıcaklık farkı aynı değildir. Hava sıcaklığının düşmesi durumunda ise havanın yeryüzüne yaptığı basınç artar. Bu durumda ısınan hava ile soğuk hava sürekli yer değiştirir. Yani ısınan bölgeler ile soğuk bölgeler arasında sürekli bir hava akımı vardır . Bu hava akımına rüzgâr adı verilir .  Hafif esen rüzgara yel denir.  Şiddeti fazla değildir. İnsanlar rüzgârlara değişik adlar vermişlerdir. Örneğin ülkemizde değişik yönlerden esen rüzgârlar vardır. Bunlar yıldız , lodos , poyraz , karayel gibi .<br />
FIRTINA : Kimi rüzgârlar çok şiddetli olur. Saatteki hızı 100 – 110 km yi bulan rüzgârlara fırtına adı verilir. Fırtına farklı sıcaklıktaki hava kütlesinin çarpışmasıyla oluşur.  Fırtınalar büyük zararlara neden olabilir. Yerleşim alanları ve insanlar zarar görür. Fırtınalar farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Bazı fırtınalar şiddetli yağmur , kar ve dolu getirebilir. Bu durumda fırtınanın zararları daha da artar.<br />
KASIRGA : Kasırga fırtınanın çok şiddetli halidir.  Saatteki hızı 300 km yi bulan yağmurlu fırtınalara kasırga adı verilir . Kasırgalar genel olarak büyük can ve mal kaybına neden olur . Kasırgalar geniş alanları etkileyebilir. Amerika kıtasının güney ve orta bölümlerinde görülür. Kasırgalar deniz suyu sıcaklığının 27 dereceden fazla olduğu sıcak denizlerde görülür.<br />
TAYFUN :  Büyük Okyanus’un batısında ve Çin Denizinde   görülür. Şiddetli kasırga anlamına gelir.   Tayfunlar yerleşim bölgelerinde yapıların bir bölümünün yıkılmasına yol açar.<br />
HORTUM : Sıcak ve nemli hava ile soğuk havanın şiddetle yer değiştirmesi sırasında dönen rüzgarlar oluşur . Bu rüzgârlara  hortum adı verilir. Hortum genel olarak şiddetli fırtınalar  sırasında meydana gelir. Hortumlar ağır cisimleri bile yerden kaldıracak kadar güçlü olabilir. Genellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas ve Illionis eyaletlerinde görülür.<br />
<strong>HAVA OLAYLARININ CANLILARA ETKİSİ</strong></p>
<p>Rüzgar , fırtına , kasırga , tayfun ve hortum gibi hava olayları canlılara üzerinde olumsuz etkiler yapar. Normal şiddette esen rüzgarın olumsuz bir etkisi olmaz . Şiddetli rüzgârlar ise verimli toprakları sürükleyerek erozyona sebep olur. Kayaları aşındırarak , parçalar.<br />
Fırtına , tayfun  , kasırga ve hortum gibi hava olayları ise büyük zararlara yol açabilir. Bu hava olayları sonucunda su baskınları , sel felaketi olur. Ekili araziler zarar görür. Binalarda hasarlar meydana gelir. Hava , deniz ve kara ulaşımı durur. Ölümler ve yaralanmalar görülür. Şehrin telefon , elektrik ve su şebekeleri zarar görür.<br />
 İnsanlar sıcaklık değişiminden etkilenmemek için mevsimlere göre giyinirler. Hayvanların bazı mevsimlerde derilerinin renginin ve kalınlığının değişmesi , tüy dökmeleri , göç etmeleri ve kış uykusuna yatmalarının sebebi ise bu sıcaklık değişikliklerinden zarar görmemeleri içindir.<br />
<strong>HAVA DURUMUNUN GÖZLENMESİ</strong></p>
<p>Hava durumunu inceleyen bilim dalına meteoroloji adı verilir. Hava tahminleri günlük yaşantımız için çok önemlidir. İnsanlar , gelecekteki hava koşullarına göre kendilerini hazırlar. Hava ,  deniz ve kara ulaşımında hava durumuna göre önlemler alınır. Tarımla uğraşan çiftçiler ürünlerini ekerken , biçerken , ilaçlama yaparken yada ürününü toplarken hava durumu ile ilgili tahminleri göz önüne almak zorundadır.<br />
Meteoroloji uzmanları hava olaylarını gözleyerek , gelecekteki hava olayları hakkında tahminler yaparlar . Günümüzde bu uzmanlar hava tahminleri yapmada çok gelişmiş araçlardan yararlanmaktadır. Bu uzmanlar havanın sıcaklığını , rüzgarın hızını , gökyüzünde hareket halinde olan bulutları gözlemleyerek  hava tahmini yaparlar. İnsanlar da bu tahminleri radyo ve televizyon aracılığı ile öğrenerek , günlük yaşantılarını gelecekteki hava durumuna göre ayarlar.<br />
<strong>SU YAŞAMDIR</strong><br />
<strong>SUYUN CANLILAR İÇİN ÖNEMİ</strong><br />
Yeryüzündeki bütün canlıların  yaşamlarını sürdürebilmeleri için suya ihtiyaçları vardır. İnsan vücudunun büyük bir bölümünü su oluşturur. Kanımızın yüzde doksanı sudur.  Yediğimiz besinler suda eridikten sonra sindirilir. Bitkiler de kendileri için gerekli besinleri kökleri vasıtayla suda erimiş olarak alır. Canlıların kullandıkları sular yer altı ve yer üstü su kaynaklarından elde edilir. Bu sular baraj yada göllerde biriktirilerek içme suyu olarak kullanılır. Günümüzde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kirli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kirli">kirli</a> atıklar sularımızı kirletmektedir. Bu da canlıları olumsuz yönde etkiler . Birçok hastalığın ortaya çıkmasına neden olur.<br />
<strong><br />
SUYUN DOĞADAKİ ÇEVRİMİ</strong><br />
Doğada su ; katı , sıvı ve gaz  olmak üzere üç halde bulunur. Yeryüzündeki sular güneş ışınlarının etkisiyle ısınarak buharlaşır ( gaz haline döner ) . Buharlaşan su yükselerek bulutları oluşturur. Bulutlar gaz halinde bulunan sudan başka bir şey değildir. Bulutlar rüzgârın etkisiyle hareket ederken , soğuk bir hava tabakasına rastladıklarında  tekrar sıvı hale döner ( yoğunlaşma )  ve yağmur olarak yeryüzüne yağar . Buna suyun yer ile gök arasında dolanımı denir . </p>
<p>SUYUN DOĞADA BULUNUŞ BİÇİMLERİ<br />
Dünyamızı saran hava tabakasındaki su buharının soğuyarak hal değiştirmesi sonucu yağmur , kar , çiğ , kırağı denilen yağış biçimleri ortaya çıkar. Şimdi bunları teker teker inceleyelim.</p>
<p>YAĞMUR : Bulutları oluşturan su buharının  soğuyarak gaz halinden , sıvı hale geçmesi sonucu yağmur damlacıkları  oluşur .<br />
KAR : Havanın soğuk olduğu günlerde su damlacıklarının katı  duruma geçerek  erimeden yere düşmesi olayına  kar yağışı adı verilir.<br />
DOLU : Yağmur damlalarının kuvvetli esen rüzgârla , daha soğuk hava tabakalarına itilerek donması olayına dolu adı verilir. Dolu taneleri kar tanelerine göre daha büyük ve daha serttir. Bunun sebebi yağmur taneciklerinin hızlı bir şekilde katı hale dönüşmesidir.<br />
ÇİĞ : Havadaki su buharının gecenin serinliği ile bitkiler üzerinde sıvı hale geçmesi olayına ( yoğunlaşmasına ) çiğ adı verilir.<br />
KIRAĞI : Çiğ taneciklerinin soğuk gecelerde donarak , yeryüzünde  ince bir kar tabakası oluşturmasına kırağı denir.<br />
<strong>SUYUN DOĞADA BULUNDUĞU ORTAMLAR</strong></p>
<p>Dünyadaki sular yeryüzü ve yer altı suları  olmak  üzere ikiye ayrılır. Denizler ,  göller ,  nehirler , dereler ve benzerleri yeryüzü sularını meydana getirirler. Kaynaklar , artezyenler  kaplıcalar ise yer altı  sularını oluştururlar . Şimdi bunlar  hakkında bilgiler edinelim</p>
<p><strong>YERALTI SULARI : </strong><br />
Yer kabuğunu oluşturan toprak ve kayaların yapısı birbirinden farklıdır. Yerkabuğunun bazı bölümleri suyu geçiren bazı bölümleri ise geçirmeyen yapıdadır. Yağmur suları suyu geçiren tabakalardan geçerek yerin derinliklere kadar iner. Bu su ,  suyu geçirmeyen bir tabaka ile karşılaşırsa orada birikmeye başlar. Böylece yer altı su yatakları oluşur. Bu su yataklarının bulunduğu bölgelere kuyular açılarak , yer altında bulunan  sular yer yüzüne çıkarılır ve   çeşitli amaçlarla kullanılır. </p>
<p><strong>KAYNAK SULARI : </strong><br />
Eğimli arazilerden  veya dağ eteklerinden kendiliğinden yer yüzüne çıkan suları kaynak suları adı verilir. </p>
<p><strong>ARTEZYENLER : </strong><br />
Yüksek bölgelere ( dağ ve tepeler )  yağan yağmur ve kar suları ,   suyu geçirmeyen iki tabaka arasına sıkıştığı zaman orada birikir ve sıkıştıkları bölgeye basınç ( kuvvet ) uygularlar. Bu tip yerlerde açılacak kuyular sayesinde  yer altında bulunan sular kendiliğinden yer yüzüne doğru fışkırır. Açılan bu kuyulara artezyen kuyuları adı verilir.<br />
Kullandığımız suların çoğunu yer altı sularından sağlamaktayız. Bu yüzden yer altı su kaynaklarını çok dikkatli kullanmak zorundayız. Bu kaynaklar kirletilmezse uzun yıllar sağlıklı içme suları elde edebiliriz. Yer altı sularının yetersiz olduğu bölgelerde özellikle büyük şehirlerde barajlardan ve göllerden içme suyu elde edilir. Dağlardan ve ormanlardan çıkan kaynak suları da  oldukça temizdir. Bu kaynakların uzun yıllar kullanılması için önlemler alınmalı , yer altı ve yer üstü su kaynaklarının bulunduğu bölgeler yerleşime kapatılarak korunması sağlanmalıdır.<br />
<strong>DOĞA ve TOPRAK	</strong><br />
Toprak ; üzerinde ve içinde bitkilerin , hayvanların yaşadığı , beslendiği , barındığı doğanın cansız bir parçasıdır. Canlıların ihtiyaç duyduğu besin maddeleri toprakta bulunur. Bitkiler toprakta bulunan maddeleri kullanarak kendi besinlerini yaparlar .<br />
Toprak kayaların ufalanarak , parçalanmasıyla  oluşur. İçine bitkisel ve hayvansal atıkların karışmasıyla verimli hale ( tarım yapılabilecek hale ) gelir. Yeryüzünün çeşitli bölgelerinden alınacak topraklar incelenirse bunların birbirinden farklı olduğu görülür. Toprağın içinde kum , kil , kireç ve humus denilen maddeler bulunur. Toprak içinde bulundurduğu bu maddelere göre adlandırılır. Örneğin yapısında bol miktarda kil bulunan toprağa killi toprak , kireç bulunan toprağa da kireçli toprak adı verilir.<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/karada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Karada">Karada</a> yaşayan canlılar için toprağın önemi çok büyüktür. Köyler , şehirler , dağlar , nehirler  toprak üzerindedir. Toprakların bir bölümü yerleşim alanı , bir bölümü tarım alanı bir bölümü ise orman ve otlaklarla kaplıdır. İnsanlar kendileri için gerekli besinleri toprakta yetiştirirler. Toprak aynı zamanda bitkiler ve hayvanlar içinde besin kaynağıdır.<br />
Sonuç olarak toprak canlılar için bir yaşam kaynağıdır. Yeryüzünde 5 cm kalınlığında bir toprağın oluşabilmesi için yaklaşık  4.000 – 5.000 yıl geçmesi gerekir. Bu da  toprağın ne kadar değerli bir varlık olduğunu gösteriyor. Bu kadar uzun zaman içinde oluşan toprağı korumazsak kısa sürede kirlenir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> da yok olur.<br />
<strong><br />
HAVA , SU , KARA ORTAMLARI ve BARINDIRDIKLARI CANLILAR </strong><br />
Çevremizdeki canlı varlıklar değişik ortamlarda yaşamaktadır. Her canlı belli koşullar taşıyan ortamlarda yaşamını sürdürmektedir. Hava , su ve güneş bütün canlılar için gereklidir.<br />
Bitki ve hayvanların yaşayabilmesi de çevre koşullarına bağlıdır. Deniz , göl ve akarsular olmasaydı balıklar yaşayamazdı. Ormanlar olmasaydı yabani hayvanlar barınamazdı. Güneş olmasaydı yeşil bitkiler kendileri için gerekli besinleri yapamazdı.<br />
Canlılar içinde yaşadıkları ortamın koşullarına uyum gösterirler. Örneğin suda yaşayan hayvanların solungaçları vardır. Bu solungaçlar yardımı ile solunum yaparlar. Karada yaşayan hayvanlar da bulundukları ortama göre uyum sağlarlar. Örneğin ; su kenarlarında yaşayan kurbağalar yeşil renklidir. Hayvanların renkleri ve görünümleri mevsimlere göre de değişiklik gösterir. Örneğin tavşanların tüylerinin rengi  kış mevsiminde beyaz , sonbaharda ise kahverengiye dönüşür. Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için uygun ortamlar gereklidir. Canlıların yaşama ortamlarında önce temiz hava , su ve toprak olmalıdır. Bunların bulunmadığı ortamlarda canlıların yaşaması ve çoğalması mümkün değildir. Yeryüzünde canlılar hava , su ve kara ortamlarında yaşarlar. Gözle görülemeyecek kadar küçük canlılar ,  bakteriler  havada yaşayabilirler . Bazı bitki ve hayvanlarda suda yaşar . Balık , balina , yunus , midye , yengeç , istakoz  suda yaşayan hayvanlardandır . Nilüfer , su kamışı , su yosunu , pirinç suda yaşayan bitkilerdir. Aslan , kaplan , koyun , keçi gibi canlılar karada yaşayan hayvanlara örnektir. Meşe , kayın , kavak gibi bitkiler de karada yaşar.  Bazı canlılarda hem karada hem de suda yaşarlar. Ördek , fok , penguen , kurbağa bu tür canlılara örnektir.<br />
<strong>DOĞADA YAŞAYAN CANLILAR<br />
CANLI VARLIKLARI , CANSIZ VARLIKLARDAN AYIRAN ÖZELLİKLER</strong><br />
Canlı varlıkları cansız varlıklardan ayıran bir takım özellikler vardır. Bunlar :<br />
•	Canlı varlıklar doğar , beslenir , büyür , çoğalır ve ölürler . Cansız varlıklarda böyle bir özellik yoktur.<br />
•	Canlı varlıklar hareket ederler. Hayvanlar yer değiştirerek hareket eder , bitkiler ise ışığa , suya doğru yönelirler cansız varlıklar hareket edemezler.<br />
•	Canlı varlıkların belli bir şekli ve büyüklüğü vardır. Bu şekil ve büyüklük canlı türüne göre çeşitlilik gösterir. Cansızların belli bir şekil ve büyüklüğü yoktur.<br />
•	Bütün canlılar soylarının devamı için ürerler. Cansızlarda böyle bir özellik yoktur .<br />
<strong>HAVA , SU , KARA ORTAMLARI ve BARINDIRDIKLARI CANLILAR </strong><br />
Çevremizdeki canlı varlıklar değişik ortamlarda yaşamaktadır. Her canlı belli koşullar taşıyan ortamlarda yaşamını sürdürmektedir. Hava , su ve güneş bütün canlılar için gereklidir. Bitki ve hayvanların yaşayabilmesi de çevre koşullarına bağlıdır. Deniz , göl ve akarsular olmasaydı balıklar yaşayamazdı. Ormanlar olmasaydı yabani hayvanlar barınamazdı. Güneş olmasaydı yeşil bitkiler kendileri için gerekli besinleri yapamazdı.<br />
Canlılar içinde yaşadıkları ortamın koşullarına uyum gösterirler. Örneğin suda yaşayan hayvanların solungaçları vardır. Bu solungaçlar yardımı ile solunum yaparlar. Karada yaşayan hayvanlar da bulundukları ortama göre uyum sağlarlar. Örneğin ; su kenarlarında yaşayan kurbağalar yeşil renklidir. Hayvanların renkleri ve görünümleri mevsimlere göre de değişiklik gösterir. Örneğin tavşanların tüylerinin rengi  kış mevsiminde beyaz , sonbaharda ise kahverengiye dönüşür.<br />
Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için uygun ortamlar gereklidir. Canlıların yaşama ortamlarında önce temiz hava , su ve toprak olmalıdır. Bunların bulunmadığı ortamlarda canlıların yaşaması ve çoğalması mümkün değildir.<br />
Yeryüzünde canlılar hava , su ve kara ortamlarında yaşarlar. Gözle görülemeyecek kadar küçük canlılar ,  bakteriler  havada yaşayabilirler . Bazı bitki ve hayvanlarda suda yaşar . Balık , balina , yunus , midye , yengeç , istakoz  suda yaşayan hayvanlardandır . Nilüfer , su kamışı , su yosunu , pirinç suda yaşayan bitkilerdir. Aslan , kaplan , koyun , keçi gibi canlılar karada yaşayan hayvanlara örnektir. Meşe , kayın , kavak gibi bitkiler de karada yaşar.  Bazı canlılarda hem karada hem de suda yaşarlar. Ördek , fok , penguen , kurbağa bu tür canlılara örnektir.<br />
<strong>TANIDIĞIMIZ CANLILARDA HANGİ ORTAK ÖZELLİKLER  VAR ?</strong></p>
<p>Canlı varlıkların tümünde görülen canlılık özelliklerine canlıların ortak özellikleri denir. Beslenme , büyüme , hareket etme , solunum , boşaltım , çoğalma ve hücrelerden oluşma bütün canlılarda bulunan ortak özelliklerdendir. Şimdi bunları sırasıyla inceleyelim.<br />
<strong>CANLILARDA BESLENME :</strong><br />
Besinler , canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gereklidir. Bütün canlılar büyüyüp ,  gelişmek , hareket etmek ve çoğalmak için beslenirler. Bütün bunlar için gereken <a href="http://www.genelbilge.com/tag/enerji/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Enerji">enerji</a> yenen besinlerden sağlanır.<br />
Bitkiler besinlerini kendileri yaparlar. Suda erimiş olarak bulunan besin maddelerini kökleri ile toplarlar , güneş ışınlarının yardımıyla bunları yapraklarında besine dönüştürürler. Hayvanlar ise hazır besinlerle beslenirler . Hayvanların bir kısmı otla , bir kısmı etle , bir kısmı ise hem ot hem de etle beslenirler . Ot yiyerek beslenen hayvanlara otobur , etle beslenen hayvanlara ise etobur adı verilir.<br />
Sığır ,  koyun , keçi , tavşan , at , eşek , geyik , fil , zürafa gibi hayvanlar otla beslenir. Kartal , aslan , çakal , kurt , balıkçıl kuşlar gibi hayvanlar ise etle beslenir. Böceklerin bir bölümü , yılan , kaplumbağa , kertenkele , maymun , ayı  gibi hayvanlar ise hem ot hem de etle beslenir.Tavuk , ördek , hindi , güvercin , gibi hayvanlar otla ( bitkilerle ) bazı durumlarda ise böcek ve solucan gibi hayvanları yiyerek   ( etle ) beslenebilirler.</p>
<p><strong>CANLILARDA BÜYÜME ve GELİŞME</strong></p>
<p>Bütün canlılar doğar , büyür ve gelişir. Büyüme canlıyı oluşturan hücrelerin sayısının artması olarak tanımlanır. Bu olay beslenme sayesinde olur.<br />
Bitkilerin büyümesi tohumun toprakta çimlenmesi ile başlar. Çimlenen tohumlar bir süre sonra fide haline gelir. Filelerde zaman içinde yetişkin bir bitkiye dönüşür. Hayvanlar doğdukları andan itibaren gelişmeye başlar .  Zaman içinde hücre sayıları artar . Hayvanlar gerekli besin maddelerini bulurlarsa daha çabuk büyürler.<br />
Canlılar gelişerek büyüdüklerinde bir süre sonra çoğalma özelliği kazanırlar. </p>
<p><strong>CANLILARDA İRKİLME</strong></p>
<p>İrkilme canlı varlıkların uyarıcılara karşı gösterdiği tepkidir. Örneğin elimize bir toplu iğne batacak olsa elimizi hızla çekeriz. Bu olay bir irkilmedir. Aynı şekilde hayvanlar , ses duyduklarında bir tehlikeye uğramamak için kaçar veya saklanırlar.</p>
<p><strong>CANLILARDA HAREKET </strong></p>
<p>Her canlı besin bulabilmek , düşmanlarından korunmak ve rahat bir yaşam sürmek için hareket eder. Canlı varlıkların yer ve yön değiştirmelerine hareket denir. Bitkiler kökleriyle toprağa bağlı oldukları için yapraklarını , çiçeklerini ve gövdelerini hareket ettirebilir. Bitkilerin yaprakları ve dalları Güneş’e doğru , kökleri ise toprak altında suya doğru yönelir. Hayvanlar yürüyerek , koşarak , sürünerek veya uçarak hareket ederler. </p>
<p><strong>CANLILARDA SOLUNUM</strong></p>
<p>Canlıların hareket edebilmeleri için enerjiye ihtiyaçları vardır. Bu enerji besin maddelerinin vücutta yakılmasıyla oluşur. Canlılar solunum sırasında havadan aldıkları oksijenle hücrelerindeki besinleri yakarak , enerjiye çevirirler. Solunum olayıyla üretilen enerji hareket etmek , çoğalmak ve yaşamak için kullanılır. İnsanlarda solunum organı akciğerlerdir. Balıklar ise solungaçları ile solunum yaparlar. Bitkilerin solunum organı yapraklardır. Bazı hayvanlar ise derileri yardımıyla solunum yaparlar.</p>
<p><strong>CANLILARDA BOŞALTIM<br />
</strong></p>
<p>Boşaltım , vücutta oluşan zararlı maddelerin dışarı atılması olayıdır. İnsanların boşaltım organı böbreklerdir. Kanımızda zamanla oluşan vücudumuza zararlı maddeler böbrekler tarafından süzülerek dışarı atılır. Ayrıca derimizde zararlı maddelerin dışarı atılmasında terleme yoluyla  yardımcı olur. Kandaki zararlı maddeler dışkı yoluyla vücut dışına atılır. Bitkiler yaprakları sayesinde zararlı maddeleri atarlar.</p>
<p><strong>CANLILARDA ÇOĞALMA</strong></p>
<p>Büyüyüp gelişen canlılar belirli bir olgunluğa erişince , kendilerine benzeyen yavrular meydana getirirler. Bu olaya üreme denir. Canlılar üreme yoluyla soylarını devam ettirirler. Hayvanlar yumurtlayarak veya doğurarak çoğalır. Bazı bitkiler ise tohumla çoğalırlar. </p>
<p><strong>TÜM CANLILIK  ÖZELLİKLERİNİN GERÇEKLEŞTİĞİ YAPI BİRİMİ HÜCREYİ TANIYALIM<br />
</strong><br />
Bütün canlı varlıkların temel yapı birimi hücredir. Tüm canlılar hücrelerden yapılmıştır. Canlılardaki hücre sayısı birbirinden farklıdır. Bazı canlılar bir hücreli bazı canlılar ise çok hücrelidir. Canlılardaki bütün hayati olaylar  hücrede meydana gelir. Hücreler  çok küçük yapılar olduğu için gözle görülmezler . Ancak mikroskop adı verilen araçlarla gözlenebilir. Canlılarda bitki ve hayvan hücresi olmak üzere başlıca iki çeşit hücre türü vardır. Bitki ve hayvan hücresi arasında bazı farklılıklar bulunur. </p>
<p>Bir hücrede başlıca üç bölüm vardır . Bunlar : </p>
<p>Hücre zarı , sitoplazma ve çekirdektir. </p>
<p>ÇEKİRDEK 	: Hücrenin yönetim merkezidir. Hücrenin çoğalması ve çekirdek tarafından yönetilir.</p>
<p>HÜCRE ZARI 	: Hücreyi çevreleyerek korur , <a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">madde</a> alışverişini sağlar. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">Madde</a> alış verişi sağladığı için geçirgen bir yapıya sahiptir.</p>
<p>SİTOPLÂZMA 	: Hücre zarı ile çekirdek arasını dolduran sıvıdır. Bu sıvı içinde hücrede çeşitli görevler üstlenen yapılar bulunur. </p>
<p>BİTKİ ve HAYVAN HÜCRESİNİN KARŞILAŞTIRILMASI </p>
<p>Hücre zarı , sitoplazma , koful , çekirdek bitki ve hayvan hücrelerinin her ikisinde   bulunun bölümlerdir .<br />
Bunun dışında bitki ve hayvan hücresi arasında bazı farklılıklar bulunur. </p>
<p>Bitki ve hayvan hücresini karşılaştırırsak şu farklılıklar görülür.</p>
<p>   HAYVAN HÜCRESİ                      BİTKİ HÜCRESİ</p>
<p>* Yuvarlak  yapıdadır.		* Köşeli  yapıya sahiptir.<br />
* Tek zarlıdır.			* Çift zarlıdır.<br />
* Klorofil yoktur.		* Hücreye renk <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veren/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veren">veren</a> klorofil maddesi bulunur.<br />
* Sentrozom vardır.		* Sentrozom yoktur.<br />
* Kofulları küçüktür.		* Kofulları büyüktür.</p>
<p>ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCEDE YER ALAN TEMEL FİKİRLERİ KAPSAYAN BAZI KONULAR</p>
<p>AKILCILIK ve BİLİME VERİLEN ÖNEM<br />
Akılcılık , insan aklı ile gerçekleri anlama yeteneğine inanmak demektir. Akılcılık , insanların doğru kararları vermesi , yaptıkları işlerde başarılı olmaları için sağlam fikirlere sahip olmalarını ister.<br />
Atatürkçü düşüncenin temelinde akılcılık vardır. Atatürk , “ Akıl ve mantığın çözümleyemeyeceği mesele yoktur. ” sözüyle bunu vurgulamıştır.<br />
	Atatürkçülükte akılcılığın esası , bilim ve teknolojidir. Bilim ve teknolojinin insan hayatında önemli bir yeri vardır. Atatürk’ün , “ Dünyada her şey için ,  medeniyet için , hayat için ,  başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir ,  fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir , cahilliktir , doğru yolda sapmaktır.” sözleri de bunu ifade eder<br />
Bilim ve teknolojiden gereği gibi yararlanan kişi ve toplumlar mutlaka başarıya ulaşır. Çağımızda bilim ve teknolojide ileri olan toplumlar , her alanda başarılı olmuşlardır. Toplumların kalkınması ve ilerlemesi için bilim ve tekniğin toplum hayatında egemen olması gerekir. Bilimsel çalışmalar sayesinde bilgisizlik ortadan kalkar. Atatürk ,<br />
“ İlim mutlaka cahilliği yener , o halde halkı aydınlatmak lazımdır. ” sözüyle bu düşünceyi dile getirmiştir. Burada söz konusu olan cahillik okumamış olmak değil gerçekleri bilmemektir. Nitekim Atatürk , “ Biz cahil dediğimiz zaman mutlaka okula gitmemiş olanları kastetmiyoruz. Kastettiğim ilim gerçeği bilmektir. ” sözüyle bunu açıklamıştır.<br />
Bilgisizlik insanların ve toplumların mutlu olmasını engeller. Akıl ve mantıktan uzak zararlı inanç ve geleneklerle dolu bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sosyal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sosyal">sosyal</a> hayat insanı mutsuz eder. Mutlu yaşamak için bilgisizliği yok etmek gerekir. Bunun için de bilim ve teknikteki gelişmelerle çok yakından izlenmelidir. Atatürk yaptığı her işte akılcılığı ve bilimi esas almıştır. Kurtuluş Savaşı , orduların sevk ve idaresinde bilim ve teknik esaslarına uyulması sayesinde kazanılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında da temel prensip olarak akılcılık bilim ve teknik esas alınmıştır.</p>
<p>HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT  ( YOL GÖSTERİCİ )  İLİMDİR .<br />
Atatürkçü düşüncede yer alan “ Hayatta en hakiki mürşit ( yol gösterici ) ilimdir. ” prensibi yurdumuzun kalkınması , uygar uluslar düzeyine çıkabilmesi için bilimin rehber ( yol gösterici ) alınmasını ister. İnsanlar ve toplumlar her alanda kendilerine çağdaş bilim ve tekniği yol gösterici alırlarsa mutlaka başarıya ulaşırlar. Çünkü en gerçek yol gösterici bilimdir. Çalışmaların plânlanmasında ,  sorunların belirlenmesinde , çözülmesinde daima bilim esas alınmalıdır. </p>

<p class="sayac_bilgi">137 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/icinde-yasadigimiz-doga-2.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deniz Kirliliği</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/deniz-kirliligi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/deniz-kirliligi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 19:49:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[1940]]></category>
		<category><![CDATA[Artan]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Denizler]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kalan]]></category>
		<category><![CDATA[Oranda]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=12587</guid>
		<description><![CDATA[Yaşadığımız Dünya&#8217;nın 3/4&#8242;ünün sularla kaplı olduğu ve insan vücudunun %25&#8242;inin su ihtiva ettiği dikkate alınırsa, suyun insan hayatındaki önemini anlamakmümkün olacaktır. Evrende bulunan diğer gezegenlerde su olmuş olsaydı kuşkusuz bu gezegenlerde hayat da olurdu ve insanoğlu Dünya&#8217;yı terkedip, derhal diğer gezegenlere taşınırdı&#8230; Savaşlardan sonra, özellikle denizlerde ulaşım ağının, su ürünleri üretimi ve madensel kaynakların keşfi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşadığımız Dünya&#8217;nın 3/4&#8242;ünün sularla kaplı olduğu ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> vücudunun<br />
%25&#8242;inin su ihtiva ettiği dikkate alınırsa, suyun insan hayatındaki önemini anlamakmümkün olacaktır. Evrende bulunan diğer gezegenlerde su olmuş olsaydı kuşkusuz bu gezegenlerde hayat da olurdu ve insanoğlu Dünya&#8217;yı terkedip, derhal diğer gezegenlere taşınırdı&#8230; Savaşlardan sonra, özellikle denizlerde ulaşım ağının, su ürünleri üretimi ve madensel kaynakların keşfi ile bu önem daha da artmış, insanoğlu<br />
denizlere ve iç sulara geleceğin güvencesi olarak bakmayı öğrenmiştir. Bununla birlikte Dünya Ülkeleri denizlerin büyük bir bölümünü insanlığın ortak malı olarak görürken, bir bölümü de <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kendi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kendi">kendi</a> sularını ilan edip sahiplenmişlerdir. Bunu sabitleştirmek için de yeni hukuk kuralları koyup, geleceklerini daha da sağlama almışlardır. Büyük Dünya Savaşlarını yaşayan ve savaş sonrası açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalan insanlık, bir taraftan artan dünya nüfusu ve gelişen <a href="http://www.genelbilge.com/tag/teknoloji/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Teknoloji">teknoloji</a> ile birlikte yeni sorunların sahibi olurken diğer taraftan da içinde bulundukları <span id="more-12587"></span><br />
gaflet uykusu ile denizlerin ve iç suların kirlenmesini, bunların doğurduğu<br />
sorunların büyümesini görmezlikten gelmişlerdir. Bu vurdumduymazlık ve gaflet<br />
uykusu yüzünden denizlerde 15-20 yıl önce başlayan hızlı kirlenme sebebiyle elde<br />
edilen su ürünleri miktarı, büyüyen dünya nüfusuna orantılı olarak büyük azalma<br />
göstermiştir.<br />
    Ülkelerin biraz daha fazla su ürünü elde edebilmeleri için aşırı ve<br />
bilinçsiz avcılıklarının yanı sıra birbirlerinin sularını ihlal eder duruma<br />
gelmeleri ve hatta bu konuda ülkelerarası soğuk savaşların başlaması aşamasına<br />
vardıkları gözlenmektedir. Oysa denizler insanlığın ortak malı olmalıdır ve su<br />
ürünleri de ülkeler arasında aynı oranda paylaşılmalıdır. Ancak 1940 ve<br />
1950&#8242;lerden sonra oluşturulan Milletlerarası Deniz Hukuku ile Milletlerarası<br />
ilan edilen sahaların dışında bu konunun uygulanmadığı açıkça görülmektedir.<br />
    Ülkemize gelince; Diğer ülkelerde olduğu gibi sularımızın kirlenmesi, artan<br />
nüfus, gelişen teknoloji, bilinçsiz ve aşırı avlanmanın etkisiyle sürerken;<br />
Yurdumuzdan deçen akarsuların doğduğu ülkeler ve denizlerimize komşu ülkelerin<br />
de kirletmeye katılmaları ile sularımıza yansıyan kirlilik daha fazla artarak<br />
sürmektedir. 15 &#8211; 20 yıl önce tüm Dünya denizlerinin kirlenmesiyle başlayan<br />
Ülkemiz denizlerinin kirlenmesi yukarıda sözünü ettiğim nedenlerden dolayı ve<br />
komşu ülkelerin de olumsuz etkileri ile daha da hızlanmış ve artmıştır. Sahip<br />
olduğumuz denizlerin kapalı özellik taşıması da kirlenmeyi had safhaya<br />
vardırmaktadır.<br />
    Ülkemizde su ve deniz kirlenmesini arttıran birkaç ayrıntı vermek gerekirse:<br />
* Karadeniz&#8217;e kıyısı olan ülkelerin büyük nehirler kanalıyla atıklarını<br />
boşaltması, akıntılar nedeniyle diğer denizlerin de kirlenmesi kaçınılmaz hale<br />
gelmiştir.<br />
* Son derece verimsiz ve deniz kıyılarında bulunan maden sahalarının yarattığı<br />
jeolojik, biyolojik sorunlar nedeniyle su ürünleri avlanma sahalarının yok<br />
olması doğal dengelerin bozulmasına sebep olmaktadır.<br />
* Su havzalarına kaçak inşaa edilen konutların yarattığı kirlilik (Küçükçekmece<br />
gölü örneği).<br />
* Kıyı kentlerinin yarattığıevsel atıkların biyolojik arıtma yapmadan denizlere<br />
boşaltılması.<br />
* Yılda 60.000&#8242;den fazla geminin geçtiği Karadeniz, Boğazlar ve Ege Denizi<br />
Balans suları, sintine sularının yanı sıra çeşitli türde gemi atıkları bu<br />
denizlere boşaltılmaktadır.<br />
* Haliç&#8217;in temizlenmesi çalışmalarının Marmara Denizine karışması kirliliği<br />
arttırmaktadır.<br />
* Kamuya ait pek çok sanayi kuruluşu, gemi vs. gibi tesislerin kirliliğe<br />
katkısı.<br />
* Deniz&#8217;e kıyısı olan Belediyelerin çöplerini denizlere boşaltması (Trabzon<br />
örneği).<br />
    Bugün Akdeniz için tehlike çanları çalmakta iken, Marmara ve Ege Denizleri<br />
için hayat bitmek üzeredir. Akdeniz&#8217;den gelip dip akıntısının getirdiği kirlilik<br />
gizli bir şekilde sürmektedir. İç Sularımızda da durum pek farklı değildir.<br />
    Deniz kirliliği ve iç su kirliliğine sebep olan etkenleri daha da<br />
arttırabiliriz:<br />
- Keban Gölü&#8217;ne Ergani Bakır işletmelerinin akıttığı zehirli atıkları,<br />
- Van Gölü&#8217;ne kanalizasyonların boşaltılması,<br />
- Son yıllarda göllerimizde ve nehirlerde artan vasıta sayısı,<br />
- Nehir ve dere sularına verilen sanayi ve kent atıkları,<br />
- Kürsüyü balık kokuttun diye söylenen, sonra da ne oldu bu balıklara yahu diyen<br />
sayın milletvekillerini belirtmek ilk akla gelen çarpıcı örneklerden<br />
bazılarıdır.<br />
    Yine silahlı kuvvetler ve Nato Gücü&#8217;nün Ülkemiz sularında gerçek mermi ve<br />
silahlarla tatbikat yapması ve özellikle ülkemizin seçilmesi düşündürücüdür.<br />
Geçtiğimiz yıllarda Kuzey Denizinde 3 balinayı kurtarmak için seferber olan<br />
Birleşmiş Milletler ve Nato Ülkeleri her nedense Saroz Körfezinde yapılan<br />
tatbikatlarda gerçek mermiler kullanarak bu bölgelerde binlerce kilogram eşitli<br />
türde su ürünlerinin yok olmasına sebep olmakta, tatbikat sırasında patlayan<br />
mermiler ise balıkçılarımızın ağalarına çakılıp <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gerek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gerek">gerek</a> cana <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gerek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gerek">gerek</a> mala zarar<br />
verebilmektedir.<br />
    Kullanılan mermilerden ötürü meydana gelen gizli balık katliamı üreticiye<br />
yansımadan yok olup gitmekte, tatbikat sonrası buralarda avlanan balıkçılarımız<br />
av sırasında yüzlerce ölü balığa rastlamaktadır. Evet balıkçılarımızın<br />
bilinçsizce avlanmaları ve çevre kirliliğinin denizlere yansıması kaçınılmazdır.<br />
Ancak kamuoyunun gözünden kaçan bir başka gerçek de yukarıda ifade etmeye<br />
çalıştığım söz konusu tatbikatlardır. Bu yüzden gerek balıkçılığımızın denetim<br />
ve öğretimi gerekse deniz kirliliği için alınması gereken önlemler kadar da<br />
tatbikatlarda yapay mermi kullanılması da o kadar önemli olacaktır.<br />
    İnsanoğlunun geleceğinin güvencesi olarak gördüğü ve gene kendi elleriyle<br />
tahrip ettiği denizler ve sularda tabii olarak doğal koşullarda üreyebilen su<br />
ürünleri miktarındaki acıklı durum ortadadır. Yurdumuz 1970&#8242;li yıllarda dünya<br />
sıralamasında 161 ülke içinde 2. Sırada iken bugün 161 ülke içinde 27. Sırada<br />
yer almaktadır. Deniz kirliliği kuşkusuz çağımızın önemli sorunlarının arasında<br />
yer almaktadır. İnsanoğlu nasıl pis bir ortamda yaşamayı kabullenemiyorsa ve<br />
yattığı yatağı kirlettiğinde nasılsa bir gün bu yatakta koğulması kaçınılmaz ise<br />
denizlerdeki canlılar da aynı biçimde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kirli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kirli">kirli</a> ortamda yaşayamamaktadır. Su<br />
ürünleri türleri kitleler halinde ölüp ureticiye yansımadan yok olup gitmekte ya<br />
da daha temiz denizlere göç etmektedir (tabii temiz deniz kaldıysa).<br />
    Deniz kirliliğinin yanısıra ilkel balıkçılık sistemleri, gelişen balıkçılık<br />
teknolojisinin yanlış uygulamaları, aşırı su altı dalışları ile tahriplerin<br />
yapılması, rastgele yerlerden kum çıkarılarak jeolojik yapının bozulması, trol<br />
vb. yasak avlanma araçlarının fazla kar amacı ile yaygın ve kaçak olarak<br />
kullanılması, hızlı kentleşme ve sanayinin beraberinde getirdiği diğer sorunlar<br />
da su ürünlerinin yok olmasına neden teşkil etmektedir. (Marmara&#8217;da denetim<br />
boşluğu nedeniyle 900 olmuştur).<br />
    Yurdumuz su ürünlerinin arttırılması, bunlardan en iyi şekilde<br />
yararlanılması, ayrıca bu kaynakların devamlılığının sağlanması yaşadığımız<br />
yüzyılın en önemli konularından birini teşkil etmektedir. Bu sebeple gerek<br />
denizlerin kirlenmesi gerekse su ürünlerinin korunması ve bu konuda her türlü<br />
uygulamanın yapılabilmesi için ülkemizde &#8220;DENİZCİLİK VE SU ÜRÜNLERİ VEYA SU<br />
ÜRÜNLERİ, DENİZCİLİK VE BALIKÇILIK&#8221; gibi bakanlıkların kurulması kaçınılmaz hale<br />
gelmiştir. Dünyada denizlere kıyısı olmayan ülkelerde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> buna benzer<br />
bakanlıklar kurulmuşken ve ülkeler bu konudaki politikalarını oluşturmuşken,<br />
yurdumuzda hala bu eksikliğin sürmesi oldukça üzücüdür.<br />
    1970&#8242;li yıllara kadar Osmanlılar döneminden kalma mevzuatla idare olunan ve<br />
korunmaya çalışılan sularımız ve su ürünlerimiz, 22.03.1971&#8242;de Naim Talu<br />
hükümeti döneminde getirilen 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu ile daha çağdaş bir<br />
kalıba sokulmuşken, mevcut kanunu ve buna bağlı teşkilatı yönetecek yetişmiş<br />
elemenın olmayışı, Tarım bakanlığı bünyesine alındığı için Ziraat<br />
Mühendislerinin teşkilara <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hakim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hakim">hakim</a> olmaları, 1380 sayılı kanunun gelişmesini<br />
önlemiştir.<br />
    &#8220;Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı&#8217;na bağlı Su Ürünleri Daire Başkanlığının<br />
oldukça geniş yetkilerine karşın; altyapı, yeterli teknik eleman, mali olanaklar<br />
vs. gibi konularda yeni bir kuruluş olması nedeniyle etkinliğini ortaya<br />
koyamaması, seri olarak devreye girebilmesinin ilk aşamalarda zor olması<br />
kaçınılmazdır. Söz konusu yasadaki olası boşluklar da yasanın 33. Maddesi ile<br />
giderilmeye çalışılmaktadır. Tarım ve Ticaret Bakanlıkları teşkilatında ve<br />
bakanlığa bağlı su ürünleriyle ilgili teşekküllerde su ürünlerinin, deniz ve iç<br />
sularının muhafaza ve murakabesi ile vazifelendirilen memur ve hizmetliler ile<br />
emniyet ve jandarma kuvvetleri bu kanunla ve kanuna istinaden konulan<br />
yasaklardan dolayı bu kanun şümulüne giren sonuçlar hakkında zabıt varakası<br />
tutmak, suçta kullanılan istihsal vasıtalarını zaptetmek ve bunları 34. Madde<br />
hükmü mahfuz kalmak şartı ile adli mercilere teslim etmekle vazifeli ve<br />
yetkilidirler.<br />
    Gümrük, sahil ve orman muhafaza teşkilatı mensupları, belediye zabıtası amir<br />
ve mensupları, kamu tüzel kişilerine bağlı muhafız, bekçi ve korucular ile<br />
gümrük, belediye ve hükümet veteriner ve doktorları, ticaret ve tarım<br />
bakanlıkları mensupları ile emniyet ve jandarma teşkilatının bulunmadığı<br />
yerlerde köy muhtarı ve ihtiyar heyetleri üyeleri yukarıdaki görevleri yapmakla<br />
mükelleftirler&#8221; denilmektedir.<br />
    Böylelikle kanun genişliğine uygun olan bu yetki ile kaynakların kontrol<br />
altına tutulabilmesi hedef olarak benimsenmişse bile bu uygulamalar sırasında<br />
bir yığın çeşitli sorun ile karşı karşıya kalınmakta, yetişmiş eleman<br />
olmadığından verilen kamu mensupları ise söz konusu yasa ve buna bağlı maddeyi<br />
kendi anlayış ve biçimlendirmeleri şeklinde değerlendirebilmektedir. Bütün bu<br />
oluşumların yanı sıra en son 09.07.1983 tarihinde 2692 sayılı &#8220;Sahil Güvenlik<br />
Komutanlığı Kanunu&#8221; yürürlüğe girmiş olup, kanunun amacı 1. Maddeyle net olarak<br />
ortaya konmuştur.<br />
    Bütün sahillerimiz, karasularımız, iç sularımız (Marmara Denizi, İstanbul ve<br />
Çanakkale Boğazları), liman ve körfezlerinin korunması, güvenliğinin sağlanması,<br />
ulusal ve uluslararası hukuk kuralları uyarınca hükümranlık haklarına sahip<br />
olduğumuz denizlerde bu hak ve yetkilerin deniz Kuvvetleri Komutanlığının <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">genel</a><br />
sorumluluğu dışında kalanların kullanılması ve deniz yoluyla yapılan<br />
kaçakçılığın önlenmesi, izlenmesi ve suçlular hakkında gerekli işlemlerin<br />
yapılmasıyla ilgili esas ve yöntemleri düzeltme ve 4. Maddede belirtilen liman<br />
dışındaki görevleri kapsayan c bölümünün 7. Sırasında 22.03.1971 tarih ve 1380<br />
sayılı Su Ürünleri Kanununa aykırı eylemleri önlemek, izlemek, suçluları<br />
yakalamak, gerekli işlemleri yapmak, yakalanan kişi ve suç vasıtalarını yetkili<br />
makamlara teslim etmek gibi görevler 2692 sayılı kanuna devredilerek 1380 sayılı<br />
kanun üzerindeki ağırlık hafifletilmek istenmiş, su ürünleri teşkilatı ise<br />
dağıtılarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/koruma/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Koruma">Koruma</a> Kontrol adı altında yeni ve ufak bir birim haline<br />
dönüştürülmüştür.<br />
    Gerek 1380 sayılı kanun gerekse 1892 sayılı kanun teorik olarak güzel; ancak<br />
pratiğe dönüştürüldüğünde bir yığın çelişki ve sorunun çıktığı kuşkusuzdur.<br />
Çünkü denizlerimizi, iç sularımızı, su ürünlerimizi korumak, buna ilişkin<br />
önlemler almak gibi konular düşünülürken, denizlerden ve iç sularımızdan<br />
geçimini temin eden su ürünleri üreticileri (balıkçılar için buraları korumaya<br />
yönelik sosyal, kültürel, ekonomik, politik hiçbir kanun yapılmamış ve halen<br />
yapılmamaktadır. Avlanma yasaklarının başlaması ile Türk balıkçısının elinde<br />
bulunan filo bakıma çekilerek bu süre içinde üretkenliğine kaybetmektedir. Oysa<br />
devlet sınırları korumak için koruyuculara maaş ve silah verirken yaz boyunca<br />
Türk balıkçı filosuna da yakıt sağlandığında denizlerin ve yasakların denetimi<br />
için araç sıkıntısına çözüm için bu yoldan kolayca otokontrol sistemi<br />
kurulabilecektir. Bu işe evet diyebilecek yüzlerce balıkçı reisi arkadaş yetkili<br />
makamların uyanmasını beklemektedir. Konu oldukça geniş boyutludur. Bu nedenle,<br />
kanunun ilk planda önemli sayılabilecek teknik yanlarını çözmek gerekmektedir.<br />
    İster askeri personel olsun, ister sivil personel olsun bu sorunun yanıtı<br />
2692 ile 1380 sayılı kanunun yapıcıları ve uygulayıcıları tarafından ele<br />
alınmalı ve kalıcı yaklaşımsağlanmalıdır.<br />
    Üzülerek söylemek gerekirse yurdumuzda su ürünü ve su ürünleri yöneticileri<br />
balıkçılarımız daire arka plana bırakılmış uygulamada belirgin bir su ürünleri<br />
politikamız olmamıştır. Sadece yurdumuzun üç tarafının sularla çevrilmiş olması<br />
ve denizlerimizin sonsuz su ürünleri kaynakları olduğu varsayımı ile toplumumuz<br />
gerçekdışı, gereksiz fakat halkın kulağına hoş gelen sözlerle ilgili veya<br />
ilgisiz haliyle su ürünleri biliminden yoksun kişilerin sözleriyle gerek devlet<br />
mekanizması, gerekse toplum avutulur hale gelmiştir. Tabii bu durumda su<br />
ürünleri üreticileri yanibalıkçılarımız da çok kazanan kişiler olarak<br />
gösterilmiş, su ürünlerinin azalmasında baş sorumlu tutulmak istanmiştir. Burada<br />
&#8220;yiyen  doymasın, tutan bulmasın, satan pulu kadar para kazansın&#8221; sözleri<br />
gerçeği aynen yansıtmaktadır. Geçtiğimiz aylarda İstanbul&#8217;da yaşanan hamsi<br />
balığı (histamin) zehirlenmelerinin faturası da bilinçsizce balıkçılarımıza<br />
çıkarılmıştır.<br />
    Yurdumuz bir yarımada şeklinde olmasına rağmen nedense su ürünleri<br />
üreticilerimize ve su ürünlerimize gereken önem verilmemiş, bu konuda bugüne<br />
kadar yapılan çalışmalar hep kısa vadede kalmıştır. Değinilen kunular da çoğu<br />
kez göstermelik olmuştur. 1954 yılında kurulan ve 1960 yılında kapatılan Et<br />
Balık Kurumu bünyesindeki Balıkçılık Araştırma Merkezi altı yıl gibi kısa süre<br />
hizmet vermiş ancak devlet mekanizmasında bazı yetki sahibi ve kilit noktalarını<br />
teşkil eden kişilerin su ürünleriyle ilgili temel bilgi ve görüşlerden yoksun<br />
olmalarının getirdiği bilgisizlik ile bu yaralı çalışma sona erdirilmiştir. Yine<br />
1969 yılında Et Balık Kurumu su ürünleriyle ilgili çalışmalarına herşeye rağmen<br />
küçük çapta da olsa 1973 yılına kadar devam etmiştir. Bu kez de elde bulunan<br />
araştırma aletleri satılarak su ürünleri ve üreticileri için yapılması düşünülen<br />
kısa vadeli çalışmalar her ne hikmetse resmen engellenmiştir.<br />
    Bugün halkımız denizci dendiği zaman resmi giysili Deniz Harp Okulu<br />
mensupları ve Deniz Yolları&#8217;nda çalışanları anımsamakta, su ürünleri<br />
üreticilerini ise deniz ve denizcilikten ayrı soyut görmektedir. Oysa gerçek<br />
denizciler balıkçılardır. Deniz kirliliğinden en çok etkilenen de onlardır.<br />
Başta söylediğim gibi bu kavram kargaşasının başlıca nedeni belirli bir su<br />
ürünleri politikamızın olmayışıdır.<br />
    1978-1986 yılları arasında yurdumuz su ürünleri yatırımlarından %80&#8242;i<br />
balıkçı barınaklarına ve çekek yerleri inşaatına kullanılmıştır. Ancak bu<br />
yatırımlardan su ürünleri üreticilerine krediler dışında bir pay ayrılmamıştır.<br />
    Oysa su ürünleri üreticilerinin eğitimi ve iyi koşuıllarda çalışmalarının<br />
temini için sosyal tesislerin oluşturulması mümkün olabilirdi.<br />
    Yurdumuzda denizlerimiz ve iç sularımızla ilgilenen kurum ve<br />
kuruluşlarımızın sayısı 16 ile 18 arasındadır. Ancak bu kurumlar değil sorunları<br />
çözmek bir araya gelerek ortak bir çalışma eğiliminde bile değillerdir. Bu kurum<br />
ve kurulışlarda birtakım politik hesaplar yapılabilirken diğer taraftan da<br />
birbirlerinin kuyularını kazarak &#8220;bu işi ben daha iyi bilirim&#8221; çekişmeleri<br />
sürmektedir.<br />
    Bu kavram kargaşaları ile bir yere varılmaz. Bugüne kadar su ürünleri ve<br />
denizlerimiz için sayısız çalışma yapıldı, eserler ve tasarılar oluşturuldu ama<br />
sonuç olarak hiçbirşey yok. AET&#8217;ye girme çabalarımız sürdüğü şu günlerde &#8220;sizin<br />
su ürünleri politikanız nedir?&#8221; diye sormazlar mı? Bu konudaki politikamızı<br />
oluşturmadan ülkemizi AET&#8217;ye kabul edeceklerini düşünebilir miyiz? Bu noktaları<br />
göz önüne bulundurarak ilk elden  ve acilen su ürünleri ve denizcilik<br />
politikamızı tayin edip bir an önce denizlerimizin, su ürünlerimizin  ve<br />
balıkçılarımızın kurtarılması çalışmalarına başlanmalıdır.<br />
    Yıllardır yayınlanan eserleri ve pratik sahibi su ürünleri üreticilerinin<br />
(yani balıkçıların) genel olarak işledikleri konularla ele alınarak Türk su<br />
ürünleri politikasının tayin anahtarı olarak çalışmalar bir an önce<br />
başlatılmalıdır. Aksi halde su ürünleri üretimi de düşecek ve denizlerdeki<br />
protein kaynağının halka ulaşması olanığı ortadan kalkacaktır.<br />
    Yetişen yeni nesil bu 5-10 çeşidin dışındaki su ürünlerini artık kitaplarda<br />
okumakta veya müzelerde seyretmektedir. Meselenin özünde su ürünleri<br />
üreticilerinin problemleri yatmaktadır. Çünkü deniz onun herşeyidir. Artık<br />
bilinmeli ve kabul edilmelidir ki, bu problemlerin çözümü de sadece su ürünleri<br />
üreticiliğini teşvik edecek kredi ile mümkün değildir. Konuya derinlemesine<br />
inilmelidir. Balıkçıların belirli politikalarının olmayışının yanısıra en büyük<br />
sorunu deniz kirliliğidir. 2000&#8242;li yıllara yaklaşırken böylesine önemli bir<br />
konunun yurdumuz için 40 yılı aşkın bir süredir hala çözümlenmemiş olması, yeni<br />
çağda sadece ithal su ürünlerine ağırlık vereceğimizi haber vermektedir.<br />
    Bugün Japonya bir yanda su ürünleri üreticilerini korurken, diğer yandan<br />
üretimini de arttırmakta ve dünyada 1.Sırada olmasına rağmen 20 yıllık su<br />
ürünleri stokunu da hazır bulunmaktadır. Yine İskandinav Ülkeleri ile Orta<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/avrupa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avrupa">Avrupa</a> aynı şekilde 2000&#8242;li yıllara hatta daha ötesine hazırlık yapmaktadır.<br />
Bunun için İtalya&#8217;da 120 yıllık Su Ürünleri Politikası yeni mevzuat ve<br />
uygulamalarda su ürünleri üreticilerine daha fazla hak tanıyan kararlar almaya<br />
başlamıştır. Netice olarak Yurdumuzda su ürünleri  kaynaklarının korunumu ve<br />
istihsalinde çalışan su ürünleri üreticilerinin en iyi şekilde devamlılıklarının<br />
sağlanması için devletin, -bilimsel verilerin ışığı altında &#8211; gerekli önlemleri<br />
alması mutlak bir   zorunluluk taşımaktadır. Bu konuda yapılması gerekenler için<br />
bir hayli geç kalınmasına karşın, 2000&#8242;li yıllara varırken diğer dünya ülkeleri<br />
ile aramızdaki açığı kapamaya sınırlı zamanımız olmasına rağmen Türk Su Ürünleri<br />
Politikasını oluşturmalı ve buna bağlı olarak da gerekli bakanlığın kurulmasını<br />
gelecek kuşaklar için bir an evvel gerçekleştirmeliyiz.<br />
    Son yıllarda ülkemizde yapılan ülkemizde yapılan çevrecilik hareketi güzel<br />
olmasına karşın daha çok yeşil anlamda anlaşıldığından denizler gene sahipsiz<br />
konumdadır. Bu yüzden Türk Balıkçılığına hizmet vermiş ve köşelerine çekilmiş<br />
kişilerin tekrar yerlerini alarak bu hareketin başına geçmeleri ve yol<br />
göstermeleri, insanlarımızı bilgilendirmeleri gerekmektedir. Çevrecilik fikri<br />
sağduyulu birkaç kişinin çabası ile ortaya atılmasına karşın söz konusu hareket<br />
sadece bu insanlara maledilemez; bu tüm ulusun sorunudur. Bir hareketin<br />
temsilciliğini yaparak liderliğini koruyabilmek  amacı ile verilen çıkar<br />
savaşları bizlere ve gelişen çevrecilik anlayışına birşey kazandırmaz. Bu yüzden<br />
devletin temsilcisi hükümetlerden beklediğimiz hizmetleri büyük oranda kendimiz<br />
gerçekleştirmek zorundayız. Eğer böyle olursa hiçbir politik görüş bu olayı<br />
kendine maledemez. Ancak alınan kararların kısa sürede gerçekleştirilmesi<br />
gerekir. Denizler elden gittikten ve balık ithal edilmeye başladıktan sonra<br />
verilen çabaların hiçbir anlamını kalmaz. Çok geç kalınmadan yapılması<br />
gerekenler gerçekleştirilmelidir. Gelecek yıllarda değil deniz ürünleri<br />
yiyebilmek, denize girebilmek bile insanlarımız için bir lüks, bir hayal<br />
olacaktır.<br />
DENİZ KİRLENMESİ ve MESLEKİ ÇÖZÜMLER:<br />
1. Deniz kirlenmesinden en çok etkilenen kuşkusuz balıklardır, bu yüzden Türk<br />
Balıkçısı bu yönde acilen eğitilmelidir.<br />
2. Avlanma yasakları süresince 5 ay yatmakta olan vasıtalara işlerlik<br />
kazandırılarak, sağlanacak devlet desteği ile denetim ve oto-kontrol<br />
yapılmalıdır.<br />
3. Tüm Türkiye&#8217;de Uluslararası sualtı yarışları dahil 5 yıl yasaklanmalıdır.<br />
4. Yılda 60 bin geminin geçiş yaptığı Boğazlar ve Marmara radar sisteminin yanı<br />
sıra havadan sürekli kontrol edilmelidir.<br />
5. Orta ve Lise düzeyi okullara deniz kirliliğini önlemek amacıyla Denizcilik<br />
kolları konmalı ve eğitim verilmelidir.<br />
6. Yasaklar boyunca tüm balık hali kapanmalıdır.<br />
7. Boğaz, Marmara ve Saroz gerek avcılık gerek askeri tatbikatlara en az 5 yıl<br />
kapatılmalıdır.<br />
8. Türkiye&#8217;nin denizler ile iç sularında kolluk güçleri ile ortak çalışacak çok<br />
sayıda istasyon kurulmalıdır.<br />
9. Deniz sahillerinde enerji santralleri, fabrikalar ve tesislerin kurulmasına<br />
kesinlikle izin verilmemeli, bu gibi yatırımlar iç kentlere kaydırılmalıdır.<br />
10. Tüm denizlerde balıkçılarımızın kullandığı okyanus kökenli av araçları<br />
yasaklanmalıdır.<br />
11. Marmara&#8217;da trol, algarna ve midyecilik süresiz yasak olup, caydırıcı cezalar<br />
konmalıdır.<br />
12. Balıkçılık Bakanlığı kesinlikle kurulmalıdır.<br />
13. Türkiye&#8217;de kurulu bulunan 300 kadar balıkçı kooperatifi, 400 civarında<br />
balıkçı derneği ile ilgili denizcilik kuruluşlarıyla Ulusal Balıkçılık Konseyi<br />
kurulmalıdır.<br />
14. Kentsel ve evsel atıkların mutlak biçimde biyolojik arıtmadan geçtikten<br />
sonra deşarjı sağlanmalıdır.<br />
15. Tüm Türkiye&#8217;de balık halleri modern hale getirilmeli, su ürünleri giriş &#8211;<br />
çıkışları mutlak biçimde kontrol edilip rapor tutulmalıdır.<br />
16. Uluslararası kirleticilerin denizlerimizi kirletmesini engellemek amacıyla<br />
(zehirli variller vb.) uydular aracılığıyla kontrol sağlamanın yanı sıra Ulusal<br />
Balıkçılık Konseyine kanunlar çerçevesinde yetkiler verilmelidir.</p>

<p class="sayac_bilgi">64 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/deniz-kirliligi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SPOR ve ÇEVRE YAMAÇ PARAŞÜTÜ</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/spor-ve-cevre-yamac-parasutu.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/spor-ve-cevre-yamac-parasutu.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2009 22:10:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Antarktika]]></category>
		<category><![CDATA[Hava]]></category>
		<category><![CDATA[Hepsi]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Kazalar]]></category>
		<category><![CDATA[Kolay]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Olur]]></category>
		<category><![CDATA[Paralel]]></category>
		<category><![CDATA[Polyester]]></category>
		<category><![CDATA[Spora]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=12458</guid>
		<description><![CDATA[Dünyada yamaç paraşütçülüğü 1968’de koşarak ya da ayakta kalkış makale ve el kitaplarıyla gelişimini sağladı; ancak 1980’li yıllarına kadar paraşütle yamaçtan düzenli olarak koşarak atlanılmadı.İlk olarak Fransa ve İsviçre Alp’lerinde atlamalara başlandı ve giderek yaygınlaştı. Antarktika haricinde bütün kıtalarda rengarenk yamaç paraşütleri süzülmeye başladı. Türkiye’de yamaçtan koşarak uçuş denemeleri, 1985’te ilk olarak serbest atlayış paraşütleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada yamaç paraşütçülüğü 1968’de koşarak ya da ayakta kalkış makale ve el kitaplarıyla gelişimini sağladı; ancak 1980’li yıllarına kadar paraşütle yamaçtan düzenli olarak koşarak atlanılmadı.İlk olarak Fransa ve İsviçre Alp’lerinde atlamalara başlandı ve giderek yaygınlaştı. Antarktika haricinde bütün kıtalarda rengarenk  yamaç paraşütleri süzülmeye başladı. Türkiye’de yamaçtan koşarak uçuş denemeleri, 1985’te ilk olarak serbest atlayış paraşütleri ile yapılmıştır. 1988’den itibaren yamaç paraşütleri sınırlı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> kitle tarafından ferdi olarak kullanılmaya başlamıştır. Zamanla bu spor dalı kendini bayağı geliştirdi. Katlanıp sırt çantasına sığacak kadar küçük ve taşınabilir olması dağcıların da ilgisini çekti. Dağcılar zirveden kendilerini yamaç paraşütüyle bırakarak gökyüzünün de tadını çıkarmaya başladılar.<br />
<span id="more-12458"></span><br />
Yamaç paraşütünün yaygınlaşmasındaki bir diğer etkende  kolay öğrenilebilen hava sporudur. Bu özelliğe paralel olarakta eğitim-öğretim programları düzenlendi; ama geçen sürede yamaç paraşütünde yapılan gelişmeler masrafları ve öğrenmek için geçen süreyi arttırdı.<br />
Maalesef bu hızlı gelişmelerin ardından her branşta olduğu gibi yamaç paraşütünde de sınırlar zorlanmaya çalışıldı. Bu hırs birtakım kazaları da peşinde getirdi. Yamaç paraşütünde olası kazaların hepsi pilotaj hatalarıyla olur.(pilotaj: bir hava aygıtını yöneten kimse). Gerçekleşen <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kazalar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kazalar">kazalar</a> bu spora yeni girecek olanları geri çevirdiğide olmuştur. Bu sporun diğer enterasan koluda yükseklik korkusu olanlarda bu sporu rahatlıkla yapabilirler.</p>
<p>Yamaç paraşütü 4 bölümden oluşur:<br />
I.Kubbe<br />
II.Askı ipleri<br />
III.Taşıyıcı kolonlar<br />
IV.Harnes(kuşam tertibatı)</p>
<p>KUBBE<br />
Kubbe polyester <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> naylon gibi hava geçirmeyen maddelerden yapılır ve havada guzel gözükmek için cıvıl cıvıl boyanır. Kubbenin birleştirilmesiyle seller meydana gelir ve seller paraşüte giren havayı kontrolize ederek süzülme hareketine yardımcı olur.<br />
ASKI İPLERİ<br />
Askı ipleri mekanizmayı bağlama,yön verme ve fren görevlerini üstlenir. İpler hafif ve çok dayanıklı olmalıdır.<br />
TAŞIYICI KOLONLAR<br />
Taşıyıcı kolanlar pilota, kalkışta uygun tutunma yerleri sağlarlar. Kalkışı kolaylaştırmaktan öte farklı harnes kullanımına imkan tanırlar.<br />
HARNES (KUŞAM TERTİBATI)<br />
Yamaç paraşütlerinin harnesi: Tahtadan  ya da sert plastikten yapılan oturma yerleri,sağlam dokunmuş kumaştan yapılan sırt bölgesi,bacak ve göğüs kolonlarından oluşur. Harnes pilotun oturduğu yerdir.</p>
<p>Yamaç paraşütü: Rüzgar,ağırlık ve pilotun kas gücü dışında enerjiye ihtiyaç göstermeyen uçmak için dizayn edilen ayak gücüyle havalanan bir kanattır. Yamaç paraşütünün hava da yaptığı olaya süzülme denir. Yamaç paraşütü uzay teknolojisinden yararlanılarak üretilmiş motorsuz ve çok hafif bir uçuş aracıdır. Yamaç paraşütüyle saatlerce havada kalmak,kilometrelerce ilerlemek ve metrelerce yükselmek mümkündür.</p>
<p>Yamaç paraşütünde ülkemizde denetleme kurumu ve federasyon yoktur. ”2920 sayılı  Türk Sivil Havacılık Kanunu gereğiyle yamaç paraşütü uçuşları için lisans ve uçuş izni alınmasına mecburiyet yoktur”.  Bu yüzden hiçbir girişim resmi değildir. Bu sebepten dolayı bu sporda tehlikeli durumlar meydana gelmektedir. Bu spor adına yamaç paraşütünü alan, hiçbir disiplini saymadan herhangi bir tepeye çıkıp atlayış yapabiliyor bunun sonuçlarını siz    düşünün.</p>
<p>Yamaç paraşütünün 22 metrekare olması bu sporu ilk <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kez/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kez">kez</a> yapacak olanların gözünü korkutur. Uçuş anında tekniği bilmedikleri için ani refleksler yapılır. Bu,  uçuşu öğrenirken yaşanan zorluklardan bazılarıdır.</p>
<p>Yamaç paraşütü ile ilgili en çok merak edilen şeyde bu sporun tehlikeli olup olmadığıdır. Her uğraşıda olduğu gibi yamaç paraşütünün de belirli limitleri ve kuralları vardır. Şayet bu limitler ve kurallar bir sebepten dolayı göz ardı edilirse, edildiği anda yamaç paraşütü sporu tehlikeli bir spor olur. Aynı trafikte direksiyonu nasıl sola hızla çevirdiğiniz anda kaza ihtimaliniz yükselir, yamaç paraşütünde de bu şekilde risk bir anda çoğalır. Şayet kuralları ve limitleri pilot atlamaz ise kesinlikle riskli bir spor değildir. Bu sporun riski bilinmeli ki sporda kullanılan malzemelerden; uçulan havadan veya kalkılan bölgeden<br />
kaynaklanan riskler değildir. Buradan kendi seviyesini aşan koşullarda kalkış yapmayı tercih eden pilotun kendisi asıl risk unsurudur. Şüphesiz çok zor ve çok riskli bölgeler , çok riskli paraşütler ve çok zor uçuş havaları vardır. Ama bu zor bölgeden uçabilecek, çok riskli paraşütleri kullanabilecek ve çok zor uçuş havalarında uçabilecek pilot eğitimini ve seviyelerini tamamlamış yetkin pilottur.Bir pilot ilk eğitimini tamamlayınca her bölgeden, her havada, her malzeme ile uçabilmesi mümkün değildir. Motosiklet kullananlar bilir. Hızlı bir motoru kullanmadan önce muhakkak daha yavaş ve hafif bir motor kullanmak gereklidir. Yağmurda ve çamurda yola çıkmadan önce <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temiz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temiz">temiz</a> ve kuru yollarda çok tecrübeli olmak gereklidir. Şayet yeterli pratiğimiz yoksa risk alırız ve kaza yaparız. Trafik kazaların en büyük sebebi de bilindiği gibi budur. Yamaç Paraşütü sporu diğer doğa sporlarına oranla farklı risklere maruz kalır. Karşılaştırmak gerekirse:<br />
Dağcılık sporuna başlamak isteyen kimse ilk önce trekking ile başlar, kamp yapmayı öğrenir, yaz ve kış kamplarına gider, teknikler öğrenmeye başlar. Daha sonra yavaş yavaş tırmanış parkurlarına girer. Tecrübesi artıkça daha ciddi bölgelere de gidebilecek duruma gelir. En son nokta varsayalım Everest. Bir kimse Everest&#8217;in ana kampına gidebilmek için bile bu tecrübelerden geçmek zorundadır, lakin Everest&#8217;in ana kampına gitmek için dahi kondisyonu ve tecrübesi yeterli olmayabilir. Yani kişileri daha fazla riski almasının arasında doğal bir engel vardır. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bol">Bol</a> pratik ve tecrübe. Kişiler ancak tecrübe sahibi oldukça bu bölgelere gidebilirler ve en son Everest&#8217;i dahi deneyebilirler. İşte yamaç paraşütünün en büyük tehlikesi budur. Bir yamaca çıkarsınız ve uçmakla sizin aranızda hiçbir engel yoktur. Tek engel Pilotun şu 3 kritik soruyu sormasıdır * Burası benim seviyeme uygun mu ? * Bu hava şartı benim seviyeme uygun mu? * Bu paraşüt benim seviyeme uygun mu ? Bu sorulardan birisini atladı mı işte risk o zaman kesinlikle başlar. İyi bir pilot bu<br />
soruları her uçuştan önce sorar ve koşulların kendisine uygun olup olmadığını tespit eder. Bir pilot soruları sorar ve doğru cevaplarla kendisine uygun olduğunu anlar ise dünyanın en keyifli, en özgür ve en anlatılamaz sporunu güvenle ve tehlikesiz yapar bulur kendini. Yukarıdaki örneğimize dönecek olursak kişi yamaca çıkar<br />
paraşütü serer, karşısında dünyanın en riskli dağlarında biri olan Everest&#8217;e olabilir, en kolay trekking rotası da. Her pilot her kalkış öncesi egosu ve kişisel kompleksleri ile yüz yüze kalır ve bu hesaplaşma herkes için her zaman kolay olmayabilir. İşte bu sporun en büyük riski budur. Yamaç paraşütünü diğer doğa<br />
sporlarından ayıran bir diğer önemli unsurda: Yamaç Paraşütü bir havacılık sporudur ve havacılık kuralları çok kesin ve katıdır. Her uçak pilotu kalkıştan önce çok disiplinli bir şekilde nasıl her şeyi tek tek üşenmeden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kontrol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kontrol">kontrol</a> ediyorsa yamaç paraşütünde de atlanmaması gereken böyle bir check-list vardır. Kişi kalkış öncesi bunlardan her hangi birisini atlarsa, ister birinci uçuşu olsun ister binici, anında kendisini riske atmış olur ve başına bir şey gelmesi muhtemeldir. Çok sert olacak ama havacılıkta doğru bir tabir vardır: &#8221; Havacılıkta tüm kurallar kanla yazılmıştır&#8221;. Konan her kuralın arkasında kötü bir tecrübe vardır ve yapılan bir hata, atlanılan bir nokta sonucu bir kural konmuştur. Şu bizim tesellimiz olabilir, bu spor keşfedilmiştir. Yani bir bilinmezlikten dolayı başımıza bir şey gelmesi artık mümkün değildir. Yapmamız gereken tek şey bu kuralları atlamamak. Bu açıklamaların ışığında yamaç paraşütü sizce tehlikelimidir? Bence insanoğlu tehlikelidir&#8230;</p>
<p>Yamaç paraşütü sporu ülkemizde, hatta Dünya&#8217;da yapılacak en iyi yerlerden biri Ölüdeniz&#8217;dir. Ölüdeniz hem manzarasının büyüsü hem de hava koşullarının uyumu ile bu sporda dünyaya örnektir. Ölüdenizin bu mükemmelliğinin tek kusuru <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bazen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bazen">bazen</a> yamaç paraşütü yapmak için yer sıkıntısı çekileiliyor. İşte o zaman alternatif şehirlerimizi bilmekte fayda var. Denizli-Kaklık, Denizli-Çökelez,Gökova-Sakar,Ödemiş-Bozdağ,Erzincan,Bolu-Abant,İstanbul-Osmanlı,Tekirdağ-Uçmakdere, Bodrum-Ören,Kaş. Bu şehirlerin hepsinin kendine has özelliği ve güzelliğii var. Bu şehirler sadece yamaç paraşütünü yapmak için değil alternatif turizm gezileri dinlenmek ve temiz hava(osmanlı hariç) içinde çok uygun yerlerdir. Ben gezip görmedim ama konumnu araştırırken gözlerime inanamadığım pozlara şahit oldum. Tek kelimeyle mükemmel yerler. Ancak bu güzelliklerin bazıları cahil ve sistemsiz bir yapılanma, tehlikesinin eşiğinde. </p>
<p>Dünya’da İsrail,İspanya,Yunanistan,Bulgaristan,Romanya,Slovenya, Abd ve Avusturya kıtasında yamaç paraşütü yapılacak uygun yerler vardır. </p>
<p>Birçok insanın kafasında İstanbul,Kocaeli,Ağrı vs. yerlerde de tepeler var neden oralarda yamaç paraşütü yapılmıyor? Sorusu oluşabilir.Yamaç paraşütünü yapmak için sadece uygun yükseklik ve zemin yeterli değildir. Kalkışı yapmadan inilicek yer belirlenmeli,her an dönebilecek bir hava koşulunun olmadığı bir yer olmalı ve zirvesine rahat çıkılabilinecek bir bölge olmalıdır.</p>
<p>	Yamaç paraşütü 5 kademede öğreniliyor. P1,p2,p3,p4,padı. Zorluk ve psofosyenellik dereceleri bu sıralamaya göre şekilleniyor.<br />
	Yamaç paraşütünün fiyatları seviyelerine göre 2500$ ile 3000$ arasında değişmektedir. Yamaç paraşütü güneşte yapıldığı için ömürleri azalmaktadır. Çünkü havada saatlerce kalındığında muşamba veya naylon gövde buna dayanamayabilir. En az 5 yıl kullanabilirsiniz tabi bu uçuş sıklığına göre değişir. Ben ay da 1 uçuş üzerinden değerlendirdim. Ancak; malasef ülkemizde yamaç paraşütünün satımı çok kısıtlıdır. Daha çok internet sayesinde yurt dışından sipariş ediliyor.</p>
<p>YAMAÇ PARAŞÜTÜYLE UÇMAK<br />
	İnsanoğlu: Her zaman gelişmeyi yaratan ve asla yerinde duramayan dünyadaki en zeki varlık. İşte bu varlık yine yerinde duramamış ve bulutları araştırmış. Önce  “nasıl?” demiş kendi kendine sonra da buldum demiş çoğu şeyde olduğu gibi. Önceleri muhafazakar taraflar “tanrı uçmamızı isteseydi bizlere kanat verirdi”  dediler;ama bilim onlara gülerek “eğer yerde kalmamızı isteseydi bizlere kök verirdi” diyerek mat ettiler. Böylece uçmak için aletler üretmeye başladılar. Bu aletlerin arasında yamaç paraşütünü de kattılar. Diğer uçuş keyiflerinden daha kolay olduğu belirtilen yamaç paraşütü hızla gelişimini tanımlandı. Şu anda çözülmüş bir spor olarak tehlikesi -kuralları içinde- olmayan bir spordur. </p>
<p>	Bir grup oluşturursun,tepene çıkar uygun rüzgarı beklersin. Bazen muhabete dalarsın arkadaşlarınla. Eski tecrübelerinizden konu açılır ve sen bu sporu yapmanın gururu ve heyecanıyla anlatırsın. “Bir seferinde ölüdenizdeydik hava inanılmaz sıcak, havada damla rüzgar yok karnımız acıkmış yemeğe oturalım dedik. Tam elime ekmeği aldım bir anda müthiş esinti başladı, ekmeği bırakmadan taktım paraşütü koşturmaya başladım ve hayatımda yediğim en güzel köfe ekmeğimi yedim. Altımda masmavi bir deniz, üstümde altta kalır yanı olmayan bir gökyüzü&#8230;..”<br />
Uçarken gördüğünüz insanların çoğu kuşlar gibi çığlık çığlığa uçar. Uçarken duyduğumuz zevk, uçarken karşımıza çıkan her türlü tehlikeyi keyifli bir heyecana dönüştürür. Özellikle uçmayı öğrendikten sonra yapılan yüksek uçuşlar ve hızlı spiral dönüşler insana unuttuğu ve uçmayı hep arzuladığı, merak ettiği o eski çocukluğu geri getirir, ve her mutlu çocuk gibi yamaç paraşütü pilotu da mutluluk çığlıkları atar.<br />
Yamaç paraşütünün çevreye sağladığı fayda anlatmakla bitmez. Bi kere yapıldığı bölge de çok farklı bir truzmi oluşturur. Bu sporu sadece seyretmek için bölge bölge gezen binlerce <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> var. Örneğin Y.Zzellanda ülkesi bu spordan müthiş para kazanmaktadır. Ayrıca atlama bölgeleri bilinçsiz kullanımlardan korunmuş oluyor. Bildiğiniz üzre bizim halkımız nerde yeşillikli,ferah ve havası temiz bir bölge bulsa orayı piknik bölgesi ilan ediyor ve farkında olmadan o bölgeyi talan ediyor. İşte yamaç paraşütü ve buna benzer doğayla içiçe olan bütün sporlar: Bu ve bunun gibi olayların önüne geçerek doğayı korumada ufakta olsa katkılarda bulunuyor.</p>

<p class="sayac_bilgi">217 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/spor-ve-cevre-yamac-parasutu.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suyun Gerçekleri</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/suyun-gercekleri.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/suyun-gercekleri.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 18:41:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alkali]]></category>
		<category><![CDATA[Asit]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Co2]]></category>
		<category><![CDATA[DüşüK]]></category>
		<category><![CDATA[Gaz]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Gore]]></category>
		<category><![CDATA[H2co3]]></category>
		<category><![CDATA[Hava]]></category>
		<category><![CDATA[Hidrojen]]></category>
		<category><![CDATA[Magnezyum]]></category>
		<category><![CDATA[Mesala]]></category>
		<category><![CDATA[Onda]]></category>
		<category><![CDATA[Ph7]]></category>
		<category><![CDATA[Suda]]></category>
		<category><![CDATA[Sular]]></category>
		<category><![CDATA[Tamami]]></category>
		<category><![CDATA[Yuksek]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=12393</guid>
		<description><![CDATA[NORMAL DURUMLARDA , SAF SU (H) HIDROJEN VE (O) OKSİJEN GAZLARINDAN OLUŞUR. DÜNYANIN %70&#8242;I SU İLE KAPLIDIR.%5&#8242;I TATLI SU OLUP , KALANI İSE DENIZ SUYUDUR. EN SAF SU YAGMUR SUYUDUR. EN SAF SU BILE ICINDE ERIMIS GAZ MOLEKULLERI (O2) OKSIJEN,(N2)NITROJEN VE (CO2) KARBON DIOKSIT TASIRLAR. ENDUSTRI KESIMINDE, FABRIKALARIN COK OLDUGU YERDE (SO2) SULFUR DIOKSIT&#8217;DE SUYUN [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>NORMAL DURUMLARDA , SAF SU (H) HIDROJEN VE (O) OKSİJEN GAZLARINDAN OLUŞUR. DÜNYANIN %70&#8242;I SU İLE KAPLIDIR.%5&#8242;I TATLI SU OLUP , KALANI İSE DENIZ SUYUDUR. EN SAF SU YAGMUR SUYUDUR. EN SAF SU BILE ICINDE ERIMIS <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gaz">GAZ</a> MOLEKULLERI (O2) OKSIJEN,(N2)NITROJEN VE (CO2) KARBON DIOKSIT TASIRLAR. ENDUSTRI KESIMINDE,<br />
FABRIKALARIN COK OLDUGU YERDE (SO2) SULFUR DIOKSIT&#8217;DE SUYUN ICINDE BULUNABILIR.</p>
<p>1.1   SU PH<br />
 <span id="more-12393"></span><br />
TUM TUZ,ASIT VE BAZLAR , BIR SOLUSYON ICERSINDE TAMAMI VEYA BIR KISMI ELEKTIRIK<br />
TASIYAN IYONLARDIR.ASIT SOLUSYONLARI POSITIF OLARAK H IYONLARINA AYRILIR.<br />
(HIDROJEN IYONLARI), FAKAT BAZIK OLANLAR NEGATIF KONUMUNDA OLUP,(OH)<br />
IYONLARI SEKLINDE AYRILIR.<br />
ESAS OLARAK TUM SULAR HIDROJEN VEYA OH (HIDROKSIL IYONLARI)  HANGISI<br />
FAZLA ISE SUYUN BAZIK VEYA ASITIK OLDUGU TESBIT EDILIR. IKISININ DENGEDE OLMASI<br />
HALINDE SU NOTR DURUMUNDADIR.<br />
MESALA  H IYONLARININ FAZLA OLMASI BIR SUDA (CARBONIK ASIT GIBI) SOLUSYON ASITIKTIR.<br />
OH IYONLARININ FAZLA OLMASI HALINDEDE , TUZLU SOLUSYONLAR GIBI. BU SUYUN YAPISIDA<br />
BAZIK  VEYA <a href="http://www.genelbilge.com/tag/alkali/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Alkali">ALKALI</a> SU SOLUSYONUDUR.SUYUN <a href="http://www.genelbilge.com/tag/alkali/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Alkali">ALKALI</a> VEYA ASITIK  MIKTARINI OLCME ISLEMINE<br />
BIZLER PH DEGERI DEMEKTEYIZ.<br />
HER PH DERECESI ONDA BIR H IYONUNU KONSENTRASYONDA GOSTERIR.PH SIFIR IKEN EN YUKSEK H DEGERIDIR.PH 14 IKEN ISE EN DUSUK  H  DEGERIDIR.</p>
<p>PH 0-7 : SUYUN ASIT DURUMUDUR.<br />
PH7:SUYUN NOTR HALIDIR.<br />
PH7-14:ALKALI VEYA BAZIK DURUMUDUR.</p>
<p> 1,2 SUYUN SERTLIGI:</p>
<p>BULUNDUGUMUZ YERE GORE DEGISEN ICME SUYUMUZDA BULUNAN  DEGISKEN TUZLAR<br />
DEGISKEN KONSANTRASYONLAR OLUSTURURLAR.TUZLARIN SUDA FAZLA OLMASI<br />
KALSIYUM VE MAGNEZYUM URETMESINE YOL ACAR.BU TUZLARDA SUYUN SERTLIGINE YOL<br />
ACAR.IKI FARKLI SERTLIK SOZ KONUSUDUR.<br />
1-KARBON SERTLIGI  (CH)<br />
2-KARBON SERTLIGI OLMAYAN SERTLIK(NCH)<br />
IKI SERTLIGIN TOPLAMINADA (TH) TOPLAM SERTLIK DENIR.<br />
KARBON SERTLIGINE GECICI SERTLIK&#8217;DE DENIR.KARBON TUZLARI ,KALSIYUM,MAGNEZYUM<br />
VE BIKARBONATLARININ COZUMU ILE ORTAYA CIKAR.</p>
<p>KARBON SERTLIGININ NASIL ORTAYA CIKTIGINI ARASTIRIRSAK?YAGMUR SUYU<br />
SAF SUDUR. HAVA&#8217;DAN (CO2) KARBONDIOKSITI ALARAK. SUYUN ICERSINDE (CO2)<br />
KARBONIK ASIT (H2CO3) FORMUNA DONUSUR. BU SEBEPTENDIRKI <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gerek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gerek">GEREK</a> YAGMUR<br />
SUYU GEREK  ISE SAF SU PH DEGERLERI ACID DEGERLERI OLARAK VERIR.<br />
KARBONIK ASIT 5.5 pH DEGERINE KADAR INEBILIR.YAGMUR SUYU KARBONIK ASITI<br />
ICERSINE KALSIYUM VE MAGNEZYUMU KAYA VE TASLARDAN ALIR.<br />
YAGMUR SUYUNDA BULUNAN  KARBONIK ASIT, COZUNMEYEN KARBONATLARI SUYUN<br />
ICERSINDE OLUSTURUR.</p>
<p>YUKARIDA GORULEN FORMULDE OK IKI YONLU OLUP, SU KARBONIK ASITI ALIP<br />
KALSIYUM KARBONAT ,BIKARBONAT SOLUSYONU HALINE GECER.KARBONIK ASIT<br />
KARBONDIOKSIT GAS HALINDE SUDAN CIKARAK OLUSUR.KARBONIK ASIT SUDAN GIDISI<br />
KARBON DIOKSITIN SUDAKI GAZ HALIDIR.<br />
SONUC OLARAK KARBON SERTLIGI SUDAN COZUNMEYEN KARBONAT SEKLINDE OLUR.<br />
BUNADA GECICI SERLIK ADI VERILIR.<br />
SICAKLIGIN ARTMASI ILE KARBONIK ASIT SUDAN KACAR.SUYUN SICAKLIGI ILE SUYUN<br />
ICERSINDE GAZLARIN YOK OLMASI ,ERIME KUVVETI AZALIR.<br />
BU YUZDEN YUZME HAVUZLARI ILK SU DOLUMUNDA YUKSEK KARBON SERTLIGI OLAN<br />
SULARLA DOLMASI HALINDE VE COK SICAK MAHALLERDE SUYUN SICAKLIGI ARTMASI<br />
NEDENI ILE TURBIDITY YANI BULANIKLIK ARTMAYA BASLAYACAKTIR.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/bunun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bunun">BUNUN</a> NEDENI ISE<br />
COZUNMEYEN KALSIYUM KARBONAT VE  MAGNESYUM KARBONATIN NEDENIDIR.</p>
<p>1.2.2<br />
KARBON OLMAYAN SERTLIK<br />
SUYUN ICERSINDE COZUNEBILEN TUZLAR, KALICI SERTLIGE NEDEN OLUR.BUNADA<br />
KARBON OLMAYAN SERTLIK DENIR. BU TUZLAR KARBONAT OLMAYIP,DIGER ASITLERIN<br />
TUZLARIDIR.BUNLAR(H2SO4) SULFURIK ASIT AGIRLIKLI TUZLARDIR.SULFURIK ASIT TUZLARI<br />
SULFASTS OLARAK BILINIR.(SO4).KARBON OLMAYAN SERTLIKLER KAYALARDAN GELEN<br />
KALSIYUMSULFATTIR. SUYUN SICAKLIGINDA, HAVA HAREKETLERINDEN,VE KISITLI PH<br />
DEGISMELERINDEN BILE BU TIP SERTLIK HIC ONEMLI DEGILDIR.KALICI SERTLIK GECICI SERTLIK<br />
GIBI YUZME HAVUZ SUYUNU BULANIK OLMASINA HICBIR SEKILDE SEBEBIYET<br />
VERMEMEYECEGINDEN KALICI SERTLIK HAVUZLARDA ONEM ARZETMEZ.<br />
TOPLAM SERTLIK  BASIT OLARAK KARBON OLMAYAN SERTLIK VE KARBON SERTLIGININ<br />
TOPLAMI SONUCUDUR.SERTLIK DERECESI 1 d.H=10 mg. CaO (ALMAN SERTLIGI)/LITRE SUDA<br />
1 d.H= 10 mg.CaO/L<br />
4-8 dH COK YUMUSAK<br />
8-12 dH ORTA YUMUSAK<br />
12-18 dH OLDUKCA SERT<br />
18-30 dH SERT<br />
30 VE YUKARISI dH  COK SERT<br />
SERTLIK MEVSIM&#8217;E GOREDE DEGISEBILIR . KIS AYLARI SERTLIK BIRAZ AZALABILIR<br />
KURU VE SICAK YAZ GUNLERINE GORE.<br />
SONUC OLARAK<br />
KARBON SERTLIGI COZUNMUS KALSIYUM VE MAGNEZYUM BIKARBONATA GORE OLUSUR.<br />
DIGER FAKTORLER<br />
GECICI SERTLIK<br />
COZUNMEYEN KARBONATLAR ISI YUKSELMESI NEDENI ILE OLUSUR.<br />
YUZME HAVUZU DUVARLARINDA,FILITRELERDE,VE ISI EJANSORLERINDE OLUSAN KIREC<br />
DEPOSITLERI<br />
KARBON OLMAYAN SERTLIK; SOLUSYONDAKI KALSIYUM VE MAGNESYUM SULFATTAN<br />
OLUSUR.<br />
DIGER FAKTORLER<br />
KALICI SERTLIK<br />
SUYUN SICAKLIGI ARTMASI HICBIR SEKILDE KARBON OLMAYAN<br />
SERTLIGI ARTTIRMAZ.<br />
HIC BIR SEKILDE  KIREC DEPOSITLERI BIRAKMAZ<br />
SUYUN SERTLIGI<br />
KALSIYUM VE MAGNEZYUM COZELTILERI<br />
KARBONIK ASIT= KARBONAT,KARBONAT SERTLIGI =CH<br />
SULFURIK ASIT=SULFAT,KARBONAT OLMAYAN SERTLIK=NCH<br />
CH+NCH=TOPLAM SERTLIK</p>
<p>1,3<br />
SU SERTLIGINDE VE SU KONDISYONUNDA   pH DEGERININ ILGISI<br />
1.3.1 YUMUSAK SU<br />
COZUNMEYEN KARBONIK ASIT, VE YAGMUR SUYUNDAKI ASITIK DEGER YAKLASIK 5.5-6DIR.<br />
YAGMUR SUYUNUN PH DEGERI,KARBONIK ASITTEKI H  IYONLARI TARAFINDAN AYARLANIR.<br />
BAZI  BOLGELERDE BAZI DOGAL TASLAR GRANIT,GNESIS GIBI TASLAR YUZUNDEN SU HICBIR TUZU EMEMEZ.BU SEKILDE SUDA COK AZ SERTLIK OLUSUR.BUNA YUMUSAK SU DENIR.BUNA RAGMEN YAGMUR SUYU KARBONIK ASIT  ICERIR. BULUTLARDAN TOPRAGA INERKEN BIR SEKILDE KARBONIK ASIT BUNYESINE ALIR.YUMUSAK SU ASIT OZELLIGI GOSTERIR.<br />
PH DEGERI     5-7 ARASINDADIR</p>
<p>1.3.2  SERT SU<br />
KARBONAT SERTLIGI OLAN SU COK FAZLA VEYA COK AZ KALSIYUM BIKARBONAT VEYA<br />
MAGNEZYUM BIKARBONAT SOLUSYONU OLUSTURUR.BU TIP SOLUSYONLAR SUDA KISMEN<br />
ALKALITY  OLUSTURUR.<br />
PH DEGERI ARTIKCA SERTLIK DAHA FAZLA GORUNUR HALINE GELECEKTIR.<br />
BILINDİĞİ  ÜZERE PH DEĞERI YÜKSELDİKÇE KLORUN ETKISI AZALIR.<br />
PH DEGERI ARTIKCA SERTLIKTE PARCACIKLARA AYRIŞACAKTIR.<br />
PH DEĞERİNİN , SUYUN SERTLİĞİ İLE İLGİSİ<br />
Yumuşak su çok az veya hiç denecek kadar az çözünmemiş sertlik<br />
gösterir.Bağlı olmayan karbonik asit solusyonu 7&#8242;nin altındaki Ph değğğerini gösterir.<br />
SERT SU:Karbonik asıtile birleşmeyen, küçükten büyüğe giden  Kalsiyum bikarbonat<br />
veya magnezyum karbonat içerir.<br />
Ph&#8217;ın  7 Değerinin yukarıda olma sebebi ,suyun fazla ısınmasıyla bağlı olmayan<br />
karbonik asit  açığa çıkar  bıkarbonat parçaları  çözünemeyen karbonat haline gelir.<br />
Isının yükselmesi ile pH değeride yükselir.Çünkü karbonik asit açığa çıkar .Hidrojen<br />
iyon konsentrasyonu düşer ve bikarbonattan kalan alkali reaksiyonu Ph &#8216;nın artmasına<br />
sebep olur.<br />
1.4  YÜZME HAVUZLARINDA Ph DEĞERİNİ AYARLAMAK<br />
1.4.1 PH DEĞERİ ÇOK DÜŞÜK</p>
<p>Yumuşak sularda Ph değerini düşük bulmak çok yaygındır.Ph değeri çok spesifik<br />
alkali tuzları ile yükseltileblinir.Bu ürünün adı &#8221;PH-UP&#8221; dır. Her m3&#8242;e  10 gr atılması<br />
kafidir. Ph değerleri 0.1 derece ile yükselir.</p>
<p>1.4.2  PH DEĞERİ ÇOK YÜKSEK<br />
Çok yüksek PH değeri karbon sertliği olan sularda oluşur.Ph değeri asit ekleyerek<br />
düşürülür.Fakat birçok asit  korozif etki gösterir.Saklaması ve kullanması bu tip asitleri<br />
oldukça zordur.<br />
Bizler PH-DOWN kullanırız,kullanımı gayet kolay ve saklamasıda çok rahattır.<br />
Ph Down <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilave/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilave">ilave</a> ettikçe alkali reaksiyon gösteren  bikarbonatlar  nötr reaksiyon<br />
gösteren karbonatlar haline geçer.<br />
Aynı zamanda suyun alkaliteside düşer.Bir doz atarak alkali suda PH değerini<br />
düşürmek imkansızdır.<br />
Havuzumuzun suyu 8.0 ph olsun her m3&#8242;e 80 gr PH-DOWN atalım<br />
Ph Değeri  10 gramdan dolayı 7.2&#8242;ye düşecektir.Fakat Ph değeri aynı değerde hep<br />
kalmayacaktır.Belli bir süre sonra ,PH değeri artacaktır.Bu yükselmenin sebebi<br />
PH DOWN  reaksiyona girip , kalsiyum bikarbonat ve magnezyum bikarbonat gibi<br />
davranacak,karbonik asit bağlı olmayıp asit reaksiyonu gösterip ,ph değeri düşecektir.<br />
Karbonik asit tekrar sudan kaçacaktır.fakat hala alkali reaksiyonuna girecek<br />
bikarbonat suda bulunur.Kaçan karbonik asit PH değerinin yükselmesine tekrar<br />
neden olacaktır.Yeterli derecede Ph-Down ilave edilmesi halinde sudaki bikarbonat<br />
toplamı nötüralize olacaktır.Fakat sudaki Ph değeri belli aşamalardan sonra<br />
indirilebilir.Bu aşamaları yaparken otomatik doz lama bilhassa 150 m3&#8242;den büyük<br />
havuzlarda tavsiye edilir.<br />
Akılda tutulmalıdır ki havuza taze su alınması ,yeni alkalite alınması demektir.Buda<br />
tekrar pH değerinin ayarlanması icin gereklidir.Ph&#8217;nın artma miktarı ,havuza alınan temiz<br />
su ile orantılıdır.<br />
Bu açık havuzlarda kirlilik fazla olacağı için ,ters yıkama  fazla olup, taze su<br />
alınacağı için ph değerleri oynayacaktır.</p>
<p>1.5   SU&#8217;DA DEMIR VE MANGANEZ OLMASI<br />
Bazı sularda demir ve mangan olmaktadır.Bu tip metaller bikarbonatlarla birleşince<br />
renksiz birleşim halinde görünürler.Eğer oksidayzing kimyasallar suya atılması halinde<br />
suda demir ve mangan,da varsa havadaki oksijen ve sudaki klor oksıdasyonun yükseltilmesi<br />
sonucunda  tekbağlı demir okside olarak üç bağlı demir haline. Mangan ise üç bağlı<br />
mangan haline dönüşür.Bu seferde üç bağlı mangan olması halinde havuz suyunun rengi<br />
kahverengi olup, üç bağlı demir olması halindede sarı renkte oluşur. Bu 20 ppm &#8216;in<br />
üstünde olması halindedir. 20 ppm&#8217;in altında olması halinde ise yeşil renk oluşur.<br />
Yüksek bağlı halde bulunmaları Demir ve Manganın çözünür olmamasını sağlar.<br />
Kırmızı-kahverengi renk Demirhidroksit  ve siyah-Kahverengi renkte Manganhidroksiti<br />
oluşturur.Bunuda havuz  suyundan çıkarabilmek için yüksek dozda flokulasyon uygulanmalıdır.<br />
Bazı sularda demir ve mangan , havuzu doldurduktan hemen sonra sudaki renk değişmeye<br />
başlar.Çok yoğun orada suda turbıtıdi , kirlilik oranı artmaya başlar.<br />
Demir olan yüzme havuz suyunda havuz  maviye boyanmış ise<br />
 Kırmızı-Kahverengi demir depozitleri oluşturur.Buda kirli yeşil rengi oluşturur. Eğer suda mangan<br />
olması halinde su simsiyah renk oluşturur.Böyle bir durumda suyu boşaltıp ,yeniden su almaya<br />
gerek yoktur.Demir ve Mangan depozitleri filitrede tutulabilir.Birkaç gün 24 saat devamlı filitrasyon<br />
ve kuvvetli topaklama ile çözüme gidileblir.<br />
Sırasıyla yapılması gerekenler:<br />
1-Demir ve Manganı okside etmek için yüksek oranda şok klorlama yapın.<br />
2- Ph değeri düşükse dengeleyin<br />
3-Yüksek oranda Fast flock kullanınız.<br />
not: 20 ppm&#8217;in altındaki demir veya manganın vereceği yeşilliği  önlemek için Calcınex Pool<br />
Kimyasalını kullanmanız gerekir. Suda demir olsa bile Calcınex pool kullanmanız halinde bu<br />
yeşil renk oluşmayacaktır.</p>
<p>YÜZME HAVUZ SUYUNUN BAKIMI</p>
<p>Her havuz bakıcısının  temel olarak bilmesi gerekenleri  aşağıda özetlemeye çalışacağız.</p>
<p>2.1 Yüzme havuzunda bakılması gereken Temel hususlar<br />
Yüzme havuzunda su daima temiz olmalıdır.Temiz ve hijyenik olmalıdır.<br />
havuzlarda bu değerlerin kanunlar çerçevesinde korunması gerekmektedir.<br />
Yüzme havuzlarında su daima çevreden ve yüzen kişilerden dolayı davamlı kirlenme<br />
eğilimindedir.Suyun temiz kalabilmesi için gerek mekanik (fiziksel) ,gerekse<br />
kimyasal yaptırımlar havuzlara uygulanmalıdır.Biz bu uygulamaya HAVUZ FİLİTRASYONU<br />
VE DEZENFEKSİYONU  diyoruz.<br />
Su&#8217;dan kapalı devrede istenmeyen organizma,partikülleri yok edip,minimum ve aynı oranda<br />
dezenfeksiyon  sağlayarak suyun temiz kalması sağlanır.</p>
<p>2,2<br />
YÜZME HAVUZ SUYU HİDROLİĞİ<br />
Yüzme havuz suyu çok iyi bir şekilde sirküle etmeli ve havuz dezenfeksiyonu<br />
yapan kimyasal veya dezenfektan ile hızlı karışılmasını ve reaksiyona girmesini<br />
temin edilmelidir.<br />
Tüm havuzu bulandırabilecek katı ve katı olmayan partiküller sudan bir<br />
şekilde çıkarılmalıdır.<br />
2,3<br />
Yüzme havuzları için kombine sistemler<br />
Yüzme havuzun dezenfeksiyonuna yardımcı olan için birçok farklı operasyonlar vardır .<br />
Bunlardan bir taneside Flokulasyon (Topaklama) dır.<br />
2.3.1<br />
Flokulasyon(Topaklama)<br />
Flokulasyon filitreden önce  yapılan işlemdir.Filitrasyon esnasında kullanılan filitreler<br />
kullanılarak havuz suyunda bulunan gözle görülmeyen parçacıklar Turbiditeye yol açarlar<br />
Bunlarda 10-1 den 10-4 cm olan gözle görülen parçacıklardır.<br />
Daha küçük parçacıklar  10-5 ve 10-7 cm milyonda on olançok küçük gerçek<br />
parçacıklardır. Gözle görülmeyen partiküllerdir.<br />
Gerçek çözünemeyen  parçacıklar Tuz ,asit ,Baz ve Aminoasit ve ure lerdir.<br />
Çözünemeyen katı partiküller<br />
10-1 den 10-4 cm<br />
Gözle gürülen partiküller<br />
10-5 den 10-7 cm<br />
Gözle görülmeyen partiküller kum filitresinde çok rahatça<br />
tutulabilir.<br />
Fakat filitrenin tutamadığı patiküllerinde tutulması gerekmektedir<br />
dolaysıyla bu işlem için gerekli olanda  Flokulasyondur.</p>
<p>FLOKULASYONDA NE OLUR?<br />
Bazı kimyasal bileşikler Tuz ,Aluminyum,Demir suda çözünmezler<br />
ve Suda Hydroxideleri oluşturur. Buda hacimli depozitleri oluşturur. BU depozitler kullanılan havuz kimyasalları sayesinde artı eksi iyonları birleştirerek daha büyük parçacıklar haline getirerek filitrede tutmaya yarar. Ph değeri flokulasyon içinde çok önem arzetmekte olup 7.2 veya 7.6 olmalıdır.o zaman Sunflok ve Quıckflock son derece ıyı performans gösterecektir.Flokullasyon havuz filitre edilirken yapılmasında çok fayda vardır. su hareket halinde iken positif ve ngatif iyonlar birbirleri ile birleştirilerek<br />
filitrede büyük parçacıklar haline getirilip büyütülür. Alumınyum sulfate çok kullanılmakla beraber kesinlikle tavsiye edilmezçünkü doğru flokulasyon yapmadığı için filitreden geçip havuz içinde flokulasyon yapar havuz tabanında istenmeyen depositler ve suda beyaz bulutlar oluşturur ve bu bulutlaşma uzun süre ortadan kalkmaz. Tuz ve Demir partikülleri  yüksek phlarda çalışmasına rağmen iyi flokulasyon<br />
kimyasalı kullanılmaması halinde demir ve tuzun tüm metal aksama yapışmasına neden olur hatta paslanmaz çelik aksama bile . Bu yüzden Sunstar Sunflok veya Bayrol Quıckflock yüksek ph değerlerinde<br />
çalışmasından dolayı ağır metal demir mangan gibi suda klor ile birleşmesinden siyah ve kahverengi renkler oluşturan  ağır metaleri topklayıp filitrede çok rahat tutar.Flokulasyon havuzda doüru ve yeterli kullanıldığı takdirde havuzda klor sadecedezenfeksiyon için kullanılacağından dolayı  daha az kullanıma neden olacaktır. Flokulasyon <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ev/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ev">ev</a> havuzları için kartuş formları vardır.Umuma açık havuzlarda dozaj pompası ile verilmesi son derece uygundur.</p>
<p>2.3.2<br />
Filitreleme ve Ters Yıkama<br />
Günümüzde çoğunluk daha çok tek katmanlı kuvartz kumlu filitreler<br />
kullanılmaktadır.<br />
Doğru filitreleme yapılacak ise filitrede kum katman kalınlığı 1.2 m<br />
olup kuvarz kum kalınlığı 0.7 ile 1.2 mm geçmemelidir.<br />
Filitreleme hızı ne kadar yavaş o kadar iyi filitreleme demektir.<br />
Umuma açık havuzlarda 20 m3/h/m2<br />
ev havuzlarinda bu hiz 40-45 m3/h/m2 hıza çıkarılabilir.<br />
Ters yıkama operasyonu regular olması gerekir. Ters yıkama operasyonunda<br />
su akışı normal akışın tersine yapılır.<br />
50mt/h hızla alttan üste doğru bir hızla filitrede birikmiş tüm pislikler bu hızla<br />
kumdan ayrılarak rogara yollanılır.<br />
DIN19643 de 6m3/m2 filitre alanına su geçmesi gerekmektedir ,doğru ters<br />
yıkama yapılması için<br />
Filitre en az haftada 1 kere ters yıkama yapılmalı.<br />
Filitre kumun üzerinde oluşan kirlikleri atmakla bereber zaman içersinde<br />
ters yıkama her zaman yapılsa bile zamanla kireç ve bakteri depositleri<br />
oluşmaktadır. Kumun zamanla su sertliğinden  sertleşmesi nedeni ile<br />
kumda yarıklar oluşur ve bu yarıklardan kısa devre ile tekrar kirli ve mikroplu<br />
su tekrar havuza geri döner.<br />
Bunu engellemek için Decalcit filter  kullanılırsa sertleşmiş kumu yumuşatarak<br />
tekrar iyi filitreleme yapmasını sağlar.<br />
Decalcit filter Filitre kapağını açıp içine koyup bir gece bekletildikten hemen<br />
sonra ters yıkama yapılmalıdır.Ters yıkamadan sonra çok yollu vana ile<br />
durulma yapılması ihmal edilmemelidir.</p>
<p>Pre-Coat Filters<br />
Daha az sıklıkla kullanılan filtre tipi Pre-Coat filtrelerdir. Bir konteynerin iç yüzeyine<br />
kumaş gerdirilerek giydirilir. Kumaşın dış yüzeyi Kieselgur tabakası ile kaplanır.<br />
Kieselgur tabakası çok geniş iç yüzeyi ile büyük ve küçük parçaların temizlenmesini sağlar.<br />
2.3.3 Dezenfeksiyon / oksidasyon (Klorizasyon)<br />
Alman Bulaşıcı Hastalıkları önleme yasasına göre havuzu kullanan hiçkimsede hastalık<br />
riski olmasa bile havuzun bakımı yapılmalıdır.<br />
Eğer çok kullanılan bir yüzme havuzu kullanıcıları çok sağlıklı ve hiçbir bulaşıcı has<br />
talıkları olmasaydı sağlık açısından hiçbir risk olmayacaktı. Fakat daima havuz içinde<br />
bulaşıcı haslaığı olan veya sadece taşıyıcı olan birinin olabileceği varsayılır. Daima<br />
böyle olacağı varsayılarak adım atılmalıdır. Suyun içine yayılan mikroplar derhal<br />
yokedilmelidir. En ideali suyun içinde mikrop oldürücü maddelerin sürekli bulundurulmasıdır.<br />
Yani suyun içinde daima mikrop öldürücü temizlik maddesi mutlaka bulundurulmalıdır.<br />
Yüzme havuzunda dezenfeksiyon maddesi bulundurma zorunluluğu 20. Yüzyılın başlarında kabul edildi.<br />
O zamanlar dezenfeksiyonun anlamı; enfecsiyonlardan insanları korumak için önceden alınmış<br />
önlemler olarak tanımlanıyordu. Hemen sonra içme suyu dezenfeksiyonunda da kul<br />
lanılan klor en iyi havuz temizleyicisi olarak kullanılmaya başlandı. Günümüzde<br />
hemen tüm yüzme havuzları klor ile temizlenir. Hatta yüzme havuzu temizliğindeki<br />
kurallar içme suyu temizliğindeki kurallardan günümüzde daha sert hala gelmiştir.<br />
Yüzme havuzu dezenfeksiyonunda en önemli faktör mikropların en hızlı şekilde yok<br />
edilmesidir. Mikrop taşıyan bir kişi havuza girdiğinde, bulaşıcı mikroplar korunmasız<br />
durumdaki diğer insanlara ulaşmadan en hızlı şekilde yokedilmesi gereklidir. DIN19 643<br />
e göre 1000 adet Eşela koli mikrobu öldürme hızı 30 sn olmalıdır. Bazı durumlarda deği<br />
şik tip mikropların 30 sn içinde 10,000 adedinin yokedilmesi gereklidir. </p>
<p>2.3.3.1<br />
Klor nedir ve nasıl çalışır.<br />
Klor hiçbir zaman doğada bağlı olarak bulunmaz.<br />
Yüzme havuzlarında Klor çeşitli formlarda kullanılır.<br />
Klor genelde elektroliz yolu ile tuz ısıtılarak veya sodyum kloride<br />
sarı yeşil rengi alır ve oldukça zehirli gazı vardır.<br />
Havuzlarda kullanılan önemli klor cinslerinden bir tanesi<br />
Chloroisocyanurate (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/halk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Halk">Halk</a> dilinde diklor olarak geçer)<br />
formülü<br />
C3N3O3CL3+3H20=3HCLO+C3N3O3H3<br />
Chlorisocyanurate + su =serbest klor+cyanurikasit<br />
Hypoklorus asit çok önemli kimyasal bileşimdir.<br />
Çünkü tüm dezenfeksiyon mikrop öldğrme işlemi ve oksidasyon<br />
işlemleri Hypoklorus asit (serbest klor) ile yapılır.<br />
Ph değerine göre Hypoklorus asit (HOCL) ikiye ayrılır<br />
H+  iyonlari ve OCL-   İyonları olmak üzeredir.<br />
Ph değerinin yüksek olması HOCL asidinin daha fazla ıyonlarının parçalanmasına<br />
neden olmaktadır.</p>
<p>Yukarıdaki tablodan Hypoklorusasit ile Ph değeri arasındaki farkı rahatça<br />
izleyebiliyorsunuz.<br />
Ph nın yükselmesi demek dezenfeksiyon ve oksidasyonun azalması demek çünkü<br />
hipoklorus asitinde daha fala parçalanıp görev yapamaz hale gelmesi demektir.<br />
Bu yüzden Ph değeri her zaman istenilen değer olan 7.2 ve 7.6 değerlerinde her zaman<br />
kalmalıdır.<br />
Ph değerinin düşmesi halinde  metal paröalarda korezyon  seramik veya cam mozaik<br />
bileşimlerinde yıpranma oluşur.</p>
<p>Serbest klor nasıl bağlı klor haline geçer<br />
HCLO + NH4 = H20 +NH2CL<br />
Serbest Klor+Ammonya= Su+Monokloramin<br />
HCLO+NH2CL=H20+NHCL2<br />
Serbest Klor + Monokloramine=Su + Dikloramin<br />
HCLO+NHCL2=H20+NCL3<br />
Serbest klor +dikloramine =Su+Trikloramin<br />
Buna bagli klor deniyor …<br />
Bagli klorda hic bir sekilde havuzlarda kolibasili ve formlarını öldüremez<br />
bu yüzden bunu yok etmek için Şok klorlama yapmak lazım<br />
NHCL2 + 2HCLO+H20=NO3+5H+4CL<br />
Dikloramin+Serbest klor+Su=Nitrate +Hidrojen+klorid<br />
2NHCL+HCLO=N2+H20+3H+3CL<br />
olarak Kloraminin  oxide olmasını sağlar.<br />
Gürüldüğü gibi halk dilinde diklor veya Toz klor olarak geçen<br />
chloroisocyanurate<br />
1- Kullanımı son derece kolay<br />
2- Saklaması kolay korazif değil<br />
3- Çok uzun süre havuz suyun içinde güneşe dayanaklı<br />
çünkü syanurik asit klorun güneşle temas etmesinde uçmasını engellemektedir<br />
o yüzden cyanurik asite dikkat edilmelidir.<br />
Bak cyanurik asit bilgilerine<br />
4-Raf ömrü son derece uzundur. (10 yıl gibi)<br />
5- Soğukta buharlaşmadığı için az klor kokar buda klorun<br />
azaldığına işaret etmez çünkü konsentrasyon ve yapısı hiçbir şekilde bozulmaz<br />
6-Toz klorun iri tanelisi daha kolay partiküllere ayrıldığından toz klordan daha iyidir.<br />
Aksi takdirde çok ince tanecikli toz klor iyi karıştırlmaz ise dozaj pompası kullanımlarında<br />
hortumları tıkama problemi yaratabilir.</p>
<p>2.3.3.4<br />
OKSİDASYON ETKİSİ<br />
Klorun dezenfeksiyon etkisi olduğu kadar oksidasyon etkiside vardır. Oksidasyon<br />
reaksiyonu ile klor organik maddelerin parçalanmasını sağlar. Organik maddeler<br />
doğal maddelerdir; yumurta, şeker, yağ gibi. İnorganik maddeler ise canlı olmayan<br />
tuz, şeker ve CO2 ve Nitrojen gibi gazlardır. Organikten ingorganik maddeye dönüşüme<br />
mineralizasyon denir. Organik maddelere klorun oksidasyon etkisi temizleme etkisi<br />
ile beraber çok önemlidir. Organik kirlilik havuz kullanıcıları tarafında yapılır ve bakteri<br />
ve yosun oluşumu bu sebebten olur. Klor organik kirliliğin yayılımını engeller. Çöktürme<br />
ve filtreleme işlemleri ile kirlilik havuz suyundan atılır. Bu işlem herzaman çok başarılı<br />
olmaz. Klorun oksidasyon etkisi ile bu organik kirler parçalanrak yok edilir. DIN19 643 e<br />
göre; sudaki maksimum klor ölçüsü ihtiyaç olunan kadardır.<br />
2,3,3,5<br />
Havuz kullanıcılarının kirletme etkisi.<br />
Kombine su temizlik sistemi; Çöktürme, Filtreleme, Klorlama (dezenfeksiyon ve oksidasyon etkisi)<br />
acaba havuz temizliğinde ne derece başarılı olabiliyor? Bir performans ölçütü; okside edilebilir<br />
kirliliğin uzaklaştırılmasıdır. Bu Potasyum Permanganat (KMnO4) değeri ile ölçülebilir.<br />
Potasyum permanganat değerleri havuz besleme nozullarında ve çıkış nozullarında ölçülür.<br />
Ve bu iki değer arasındaki fark okside edilebilir kirlerin temizlikten önce ve sonraki değerlerini verir.<br />
Her kullanıcı yaklaşık olarak 4 gr Potasyum Permanganat suya bırakır. Ölçümler gösteriyorki kombine havuz temizlik sistemi (Çöktürme, Filtreleme, Klorlama) ile her m3 te 2 gr okside edilebilir atık havuz<br />
suyundan uzaklaştırılabilir. Burdan şunu çıkartabiliriz her havuz kullanıcısı 2 m3<br />
temizlenmiş havuz suyuna ihtiyacı vardır. </p>
<p>2 m3 temiz su = 0,5<br />
0,5 çok önemli bir ölçüttür ve b-ölçütü olarak adlandırılır. Kullanıcılar genelde<br />
havuzu belli süreler için kullanırlar ki bu genelde 1 saattir. Tüm hesaplamalar 1 saatlik<br />
süre baz alınarak yapılır. Havuzda bulunan ve yüzme bilen her kişinin 4,5 metrekare<br />
alan kullanıldığı yüzme bilmeyen her kişinin ise 2,7 metrekare alan kullandığı kabul<br />
edilir.<br />
ÖRNEK: Derinlik 1,35 m. Yüzey alanı = 10 x 25 = 250 metrekare.  250 / 4,5 = 55<br />
yüzücünün kullanacağı varsayılır. Bu 55 yüzücü için her saat 110 metreküp dezenfekte<br />
edilmiş su gereklidir. Ortalama derinlik 1,8 metre ise bu değer 450 metreküp olur.<br />
.2.3.4<br />
Suyun Tazelenmesi (Fill &#8211; and Top- Up Water)<br />
Şimdiye kadar anlatılan dezenfeksiyon sistemlerine ek olarak Seyreltme yöntemidir.<br />
Seyreltmede amaç daha önce adı geçenlerin etkinliğini arttırmaktır. Daha açmak<br />
gerekirse taşan suların yerine taze su kullanılarak havuz suyunun tazelenmesidir.<br />
.2,3,5<br />
Organik Klor Bileşikleri (Havuz olan kimyasal reaksiyonlardan oluşan)<br />
Hipoklorik asidin açıkladığımız oksidasyon etkisinin yanısıra, klor diğer moleküler<br />
bileşiklerlede reaksiyona girer. Bu reaksiyonun sonucunda Klor &#8211; Karbon kombinasyonları<br />
oluşur. Özellikle Kloroform çok sık rastlananıdır. Brom da içeren sularda ise Bromoform oluşur.<br />
(Tribromomethan CHBr3) Bu ürün kısaca THM olarak bilinir.<br />
THM eğer yüksek konsantrasyonlu ise toksik ve potansiyel olarak kanserojendir. Çok çabuk buharlaştığı için<br />
sudan hemen uçar ve havadan ağır olduğu için su yüzeyinin hemen üstünde birikir. Bu<br />
yüzücüler tarafından solunur ve direkt kana karışır. Bu bileşiğin deriden direkt olarak<br />
insan vücuduna girip girmediği hala tartışma konusudur. Klorlu sularda bu bileşiğin<br />
oluşması kaçınılmaz bir durumdur. </p>
<p>Almanya&#8217;da içme suyunda THM içeriği 25 mikrogram / litre olarak sınırlandırılmıştır.<br />
ama bu rakamın 10 mgr / lt ye çekilmesine çalışılmaktadır. Bu rakama ulaşmak<br />
içinde oraganik kirlenmenin mükemmel bir dezenfeksiyon ile minumuma indirilmesine<br />
çalışılmaktadır. Bu iş içinde klor içeriği suda minumumda tutulmalıdır. Açıklandığı gibi, dikkat ,<br />
edilmesi gereken husus; klor gazının su içene karıştığı nokta dezenfeksiyon için en kritik noktadır.<br />
Bunun için su içindeki organik kirlenme min. olmalıdır. Filtrasyondan önce çöktürücü<br />
kimyasallar hariç odun kömürü tozunun 5 gr / metreküp olarak su içine dozlanmasının<br />
organik kirlenmeyi azaltıp azaltmayacağı hala tartışma konusudur.<br />
Ozonlamanın organik kirlenmeyi azaltması incelendi. Ozonlamanın THM miktarını 10<br />
mgr / lt düzeyinin altına çekmesine yardımcı olduğu tespit edildi.<br />
THM in üzerine tartışmalar hala devam etmektedir. En büyük riskin zamanının büyük bir<br />
çoğunluğunu havuzda geçiren yüzücülerde olduğu tespit edildi.<br />
2,3,6<br />
SERBEST VE BAĞLI KLOR VE TESTLERİ<br />
Klor düzeyinin sağlıklı dezenfeksiyon belli oranlarda tutulması çok önemlidir. Serbest<br />
ve bağlı klor arasında farklar vardır.<br />
SERBEST KLOR: Hipoklorik asit ve onun tuzlarıdır.<br />
BAĞLI KLOR: Serbest klorun su içindeki Nitrojen bileşikleri ile reaksiyonu sonucu oluşur.<br />
Nitrojen bileşikleri üre olarak adlandırılabilir. Bunlar suya insan derisinden, sidikten<br />
ve tükürükten geçer veya halihazırda suyun içinde bulunurlar. Sidik suya amonyak<br />
iyonu olarak geçer.<br />
Amonyak ve sidik suda klor ile reaksiyonu geçip Kloraminleri (Bağlı Klor) oluşturur.<br />
Kloraminler keskin kokulu, kulak zarına ve göz mukozasına zararlı bileşiklerdir.<br />
Yüzme havuzlarında &#8220;klor&#8221; kokusu olarak adlandırılan koku aslında kloromaynların<br />
kokusudur. Bu istenmeyen klor bileşiklerine &#8220;Bağlı Klor&#8221; denir. Çöktürücü veya<br />
serbest klor miktarını arttırarak bu oran düşürülebilir.<br />
Yeterli miktarda serbest klorun eklenmesi ile bağlı klor ayrışır. Klor kokan havuzlar<br />
gerçekte çok fazla klor içermez hatta yetersiz klora sahiptirler. Suyu yeni ve taze olan bir<br />
yüzme havuzu içine çok fazla miktarda klor eklense bile &#8220;klor&#8221; kokmaz.<br />
Eğerki bağlı klor varsa ve serbest klor çabuk ve yeterli miktarda atılırsa koku kalmaz<br />
ve göz tahrişide olmaz. Sudaki klor miktarı yeterli tutulursa bağlı klor oluşması<br />
engellenir. </p>
<p>İyi bir dezenfeksiyonun sağlanması için, serbest klor miktarı havuzun her tarafında<br />
0,3 miligram / litre olmalı. Fakat 0,5 miligram / lt olamsı tavsiye edilir. Çünkü bu<br />
miktar dezenfeksiyonu güvenle sağlamakla beraber bağlı klor oluşumunu engeller.<br />
KLOR ÖLÇÜMÜ: Renk testi ile klor ölçümü yapılabilir. Veya DPD metodu ile de ölçülebilir.<br />
Bu metodta DPD 1 tableti suya eklenir. Bunun sonucunda serbest klor ölçülür. Daha sonra<br />
aynı örneğe DPD 3 tableti eklenir. Serbest klor kırmızıyı gösterir, DPD3 eklendikten sonra<br />
bu daha koyu bir renk halini alır. Son değer toplam klor değerini verir. Toplam klor ve serbest<br />
klor arasındaki fark Bağlı Klor değerini verir. </p>
<p>         DPD 1 TABLET VEYA SIVISI                                  SERBEST KLOR</p>
<p>         DPD 3 TABLET VEYA SIVISI                                  TOPLAM KLOR</p>
<p>         TOPLAM KLOR &#8211; SERBEST KLOR = BAĞLI KLOR</p>
<p>ÖRNEK: DPD 1 i ekledikten sonra belli bir değer okunur. Mesela 0,4 mg / lt. bu serbest klordur.<br />
Daha sonra DPD 3 eklendikten sonra yeni bir değer okunur. Bu da toplam klordur. Mesela 0,7 mg / lt<br />
İkisinin arasındaki fark (0,7-0,4) = 0,3 mg / lt ise bağlı klor değerini verir.<br />
2,4<br />
KLORLAMA SİSTEMLERİ VE KLOR KULLANIMI<br />
Normal klor dışında klorun başka tipleride yüzme havuzlarında kullanılır:<br />
Sodyum Hipoklorite, Calsiyum Hipoklorite, Stabilize Klor Bileşikleri</p>
<p>2,4,1<br />
Sıvı Klor<br />
Sıvı klor alkali soda veya soda çözeltisi ile klor gazının reaksiyonu ile elde<br />
edilir. Sodyum hipoklorit adı verilen bu bileşik maximum %18 ortalama %15 aktif klor<br />
içerir. Sıvı klordaki aktif klor oranı çok hızlı şekilde düşer. Özellikle ışık çok olan ve<br />
sıcak ortamlarda ambalajında bile klor oranı hızlı şekilde düşer. Kötü depolama koşullarında<br />
4 hafta içerisinde tüm aktif klorunu yitirir. Kullanılan üretim yöntemlerine göre sıvı klor <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bazen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bazen">bazen</a><br />
ağır metallerde içerebilir. (Kadminyum, Arsenik vb..).<br />
Zor depolama koşullarının yanısıra, sıvı klorun bir diğer dezavantajıda Alkanitesinin yüksek olmasıdır.<br />
Bunıun yüzenden sudaki Ph değeri yükselir ve buna bağlı olarakta dezenfeksiyon daha zorlaşır.<br />
Sert sularda sertlik derecesini daha da arttırır. Bu da dezenfeksiyonu zorlaştırır.<br />
2,4,2<br />
Kalsiyum Hipoklorit<br />
Kalsiyum Hipoklorit, hipoklorus asidinin kalsiyum tuzudur. Kalsiyum hipoklorit klor<br />
içeriği maksimum % 70 tir. Kalsyum hipokloritin bir çok dezavantajı vardır. Bir çok<br />
idtenmeyen yan ürünler içerir; Kalsiyumoksid ve kalsiyum karbonat gibi. Bu bileşikler<br />
çözünmeyen bileşiklerdir ve dezenfeksiyon etkisini düşürürler. En büyük dezavantaj bu etkisiz<br />
ve suda çözünemeyen bileşikler ile içinde barındırdığı kalsiyumun suyun sertliğini arttırmasıdır.<br />
Sıvı klor kadar olmasada, kalsiyum hipoklorit suyun pH değerini yükseltir.<br />
Sıvı klor ile karşılaştırıldığında avantajları; 5 kat fazla klor içermesi ve kolay bozulmamasıdır.<br />
Fakat güçlü oksidasyon etkisi nedeni ile toz, kağıt parçaları, ağaç parçası, yün ve buna benzer<br />
maddelerle reaksiyona girer ve yangın çıkartabilir. Bu konuya çok ama çok dikkat edilmelidir.<br />
2,4,3<br />
Stabilize Edilmiş Klor Bileşikleri<br />
Ayrışabilir klor bileşiklerinin dezavantajları yeni ve sorunsuz klor bileşikleri oluşturulması<br />
için cesaret verdi.<br />
Amaç şimdiye kadar bahsedilen tüm dezavantaşlardan sıyrılmış bir bileşik elde etmek idi.<br />
Bu tip klor bileşikleri yaklaşık yirmi yıldır tekstil sektöründe kullanılıyor idi. Bunlar yüzme<br />
havuzlarında kullanılabilir hale getirildi.<br />
Stabilize klor bileşikleri İsosiyanürik asittir. Suyun için belli bir zaman sonra klor isosiyanürik asitten ayrılır.<br />
Ve oksidasyon ve dezenfeksiyon etkisi göstermeye başlar. Hipoklorik asitler güneş altında<br />
ve yüksek ısıda uçar. Sonuçta klor etkisini gösteremez. Bu yüzden şimdiye kadar sayılan tüm klor<br />
bileşikleri açık havada ve yüksek ısıda dezenfeksiyon etkisi gösteremezler. Fakat stabilize klor bileşiklerinin<br />
kullanılması ile yeterli dezenfeksiyon sağlanır bu şartlarda bile. Bir diğer avantaj ise kolay kullanım ve depolamadır.<br />
Bu yüzden bu bileşikler evlerde okullarda ve benzeri profesyonel bakımın yapılmadığı yerlerde<br />
rahatlıkla yapılır. Fakat tabiki serin ve kuru yerde saklanmalı ve diğer kimyasal bileşiklerle<br />
kesinlikle karıştırılmamalıdır.<br />
En çok bilinen bileşik SANKLOR 55 tablet ve granülleridir. Tablet klor dozajlamada kolaylık sağlar.<br />
Özel dozajlama ünitesi mevcuttur tablet klorlar için. </p>
<p>2,4,4<br />
Klor Klor Dioksit Sistem<br />
Klor dioksit sadece klor ile birlikte kullanılır. Böyle kullanılınca bağlı klor oluşumunu<br />
desteklemez. Klor &#8211; Klor dioksit in ozonlama yapıldığı durumlarda ve kartuş filtre<br />
kullanılan sistemlerde kullanılmaması daha iyidir.<br />
2,4,5<br />
Ozon<br />
Çöktürme, filtreleme, kartuş filtre ve klorlamaya ek olarak Ozon sistemide kullanılabilir.<br />
 3 tane Oksijen atomu içeren O3 gazı dezenfeksiyonda kulşlanılır. Sistem sırasıyla çöktürme,<br />
filtreleme, ozon, kartuş filtre, klorlama olarak yapılmalıdır. Ozonlama filtrasyondan hemen sonra<br />
1 gr / m3 olarak yapılmalıdır. 2 dakikalık reaksiyon süresinin sonunda özel kartuş filtre ile ozon<br />
sudan uzaklaştırılmalıdır.  Kartuş filtrelemeden sonra ozon miktarı 0,05 mg/l ye düşmelidir.<br />
Ozonlama yapılmadan önce suda yeterli miktarda klor olmalıdır. Bu oran serbest klor için<br />
0,2 mg / l olmalıdır.<br />
AÇIK YÜZME HAVUZLARINDA KIŞ BAKIMI<br />
Kış boyunca suyu havuzun içinde bırakmak oldukça yaygın günümüzde. Bunun<br />
nedenleri; boş iken baharda meydana gelen su seviyesi yükselmesinin zararlarından<br />
korumak ve havuz üst yüzeylerinin mekanik darbelerden kış sezonu boyunca korunmasıdır.<br />
Yüzme sezonu boyunca ve kış sezonunda sert sularda bir kir tabakası ve yosun tabakası<br />
oluşur. Bu tabakayı sert sularda oluştuktan sonra temizlemek çok zordur. Baharda bu<br />
oluşan tabakaları temizlemek için güçlü asit içerikle temizleyeciler ve çok efor sarfetmek<br />
lazımdır. Fakat kışın kullanacağınız WINTERTIME kimyasalı bu kireç tabakalarının oluşumunu<br />
ve yosun büyümesini engeller ve bu sayede bahar temizliğini çok kolay bir hale getirir.<br />
WINTERTIME sirkülasyon sistemi kapandıktan sonra 30-50 gr / m3 olarak yüzme havuzunun<br />
içine dozlanır.<br />
YOSUN ÖNLEME<br />
Şimdiye kadar suyun temizliğinden ve havuz kullanıcılarının yarattığı kirlilikten<br />
bahsedilldi ve bunların dezenfeksiyonu hakkında çözümler sunuldu.<br />
Yosun bu bakımdan farklı bir kirleticidir. Ya tek hücreli yada çok hücrelidir ve<br />
inorganik materyalleri suya katar. (Karbondioksit, Nitrojen gibi.)<br />
Bakteriler yaşamak için organik bileşiklere ihtiyaç duyarlar ve bu yüzden su içindeki<br />
organik bileşikler en düşük seviyede tutulmalıdır. Yosun sporlar olarak ürerler ve açık<br />
ve hatta kapalı yüzme havuzlarında çok kolay şekilde üreyebilirler. Birkaç saat<br />
içinde havuz duvarlarını, merdivenleri kaplayabilirler ki kaygan zemin oluşturduklarından<br />
yüzücüler için çok tehlikelidirler. Yeşil renkleride hoş olmayan bir görüntü oluşturur.<br />
Klor yosun oluşumunu engelleyemez ve hatta yosun klorun etkisini azaltır.<br />
Önceleri bakırsülfat yosun önleyici olarak kullanıldı. Fakat çok fazla dezavantajı görüldü.<br />
Düşük konsantrasyon bazı tür yosunları engellemez, karbonatlı sert sularda bakırsülfat<br />
çökelme yapar. Yüksek konsantrasyonunda da saç ve elbiselerde renk değişimi yapar.<br />
Amonyum bileşikleri günümüzde en sağlıklı yosun önleyici olarak kendini ispat etmiştir.<br />
Santem Yosun Önleyici eklenmesi ile yukarıdaki sorunların hiçbirisi yaşanmadan korunma<br />
sağlanır. Önce 5 ml / m3 Santem Yosun Önleyici ekleyiniz ve oluşmuş olan yosunları<br />
temizleyiniz. Daha sonra 20-30 ml / m3 yosun önleyiciyi suya ekleyiniz.<br />
Bazen yüzey temizliğini Sanchlor 100 ü yosun bulunan yüzeye direkt olarak yayıp<br />
yüzey temizliği yapılabilir.<br />
Halka açık yüzme havuzlarında yüksek olmayan bir miktarda Santem Yosun Onleyici<br />
iş görür. Çünkü Sanklor ve Santem Yosun Önleyici birbirlerinin etkilerini arttırır. Santem<br />
Yosun Önleyi&#8217; nin kullanıldığı havuzlarda da Sanklor kullanma ihtiyacı düşer. </p>

<p class="sayac_bilgi">537 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/suyun-gercekleri.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu raporda fabrikada, boza üretimi sırasında oluşan atık suyun arıtılması</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/bu-raporda-fabrikada-boza-uretimi-sirasinda-olusan-atik-suyun-aritilmasi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/bu-raporda-fabrikada-boza-uretimi-sirasinda-olusan-atik-suyun-aritilmasi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 17:03:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarim]]></category>
		<category><![CDATA[Adet]]></category>
		<category><![CDATA[Birikim]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Kalan]]></category>
		<category><![CDATA[Kg]]></category>
		<category><![CDATA[Koi]]></category>
		<category><![CDATA[Sulama]]></category>
		<category><![CDATA[Tank]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11885</guid>
		<description><![CDATA[Bu raporda fabrikada, boza üretimi sırasında oluşan atık suyun arıtılması işlemi ve arıtma tesisinin dizaynı üzerinde durulmuştur. Amaç oluşan atık suyun çevreye verilmeden önce zararlı etkilerinin yok edilmesi ve çeşitli yerlerde ( sulama vb.) kullanılmasını sağlamaktır. Kurulucak olan arıtma tesisinde bir adet dengeleme ve havalandırma havuzu, bir adet ön çökeltme havuzu, bir adet son çökeltme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu raporda fabrikada, boza üretimi sırasında oluşan atık suyun arıtılması işlemi ve arıtma tesisinin dizaynı üzerinde durulmuştur. Amaç oluşan atık suyun çevreye verilmeden önce zararlı etkilerinin yok edilmesi ve çeşitli yerlerde         ( sulama vb.) kullanılmasını sağlamaktır.</p>
<p>	Kurulucak olan arıtma tesisinde bir adet dengeleme ve havalandırma havuzu, bir adet ön çökeltme havuzu, bir adet son çökeltme havuzu ve iki adet yoğunlaştırma ( susuzlaştırma) havuzu yeralmaktadır. Günlük oluşan toplam atık su miktarı 1186,02 kg olup bunun % 0,5’i büyük partiküllü katı atıkları, % 6’ sı küçük partiküllü katı atıkları, geri kalan kısmı ise su ve suda çözünmüş halde bulunan maddeleri oluşturmaktadır. Atık su çeşitli aşamalardan geçirilerek içerdiği katı ve çözünmüş halde bulunan partiküllerden arındırılarak canlı yaşamına zarar vermeyecek hale getirilir. </p>
<p>Aşamalar;<span id="more-11885"></span></p>
<p>________________________________________<br />
FİZİKSEL ARITMA:<br />
________________________________________</p>
<p>Mekanik ızgaralar ve kum tutucu, arıtma tesisinde birikim yapacak ve mekanik ekipmana zarar verecek iri cisimlerin ve aşındırıcı katıların giderilmesini sağlamaktadır.<br />
Dengeleme tankı, atıksu debi ve kalitesindeki kısa süreli dalgalanmaları yok ederek ön arıtma ünitelerinin daha itikrarlı çalışması için yapılmıştır. Bu tank aynı zamanda atıksu terfisine imkan vermektedir.<br />
________________________________________<br />
KİMYASAL ARITMA:<br />
________________________________________</p>
<p>Ön arıtma , sağladığı askıda <a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">madde</a> ve KOİ (Kimyasal Oksijen İhtiyacı) giderimleri ile biyolojik arıtmanın boyutlarının ve işletme giderlerinin azalmasını sağlamaktadır. Kimyasal pıhtılaştırıcı  ilavesi, kimyasal arıtmada kirletici giderme verimlerinin yükselmesini sağlamaktadır.  </p>
<p>________________________________________<br />
BİYOLOJİK ARITMA:<br />
________________________________________</p>
<p>Ön arıtmadan çıkan atıksudaki KOİ (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/organik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Organik">organik</a> maddeler) ve AKM (askıda katı madde)’nin biyolojik arıtmayla giderimi suretiyle yasal standartlara uygun kalitede çıkış suyu elde edilmektedir.<br />
Yüksek ve istikrarlı arıtma verimi için uzun havalandırmalı aktif çamur prosesi kullanılmaktadır. Çamur yaşı uzun bir tasarım kullanılmasının yanı sıra atıksuyun istikrarlı biyolojik arıtımı bakımından kritik bir sınır olan bir günlük hidrolik bekletme süresi de sağlamaktadır.  </p>
<p>________________________________________<br />
ÇAMUR ARITIMI:<br />
________________________________________<br />
Çamur susuzlaştırma için belt presler kullanılmaktadır. Susuzlaştırma öncesi yoğunlaştırma için de belt preslerin üzerine mote edilen kayışlı dinamik yoğunlaştırıcılar kullanılacaktır. Böylelikle minimum arazi kullanan, kopmpakt ve ekonomik bir çamur arıtma düzeni kurulmuştur. Bu çamur ünitesinden %25 kurulukta günde yaklaşık 11,6166 kg çamur keki çıkması tahmin edilmektedir.. </p>
<p>2. GİRİŞ</p>
<p>Basitlestirilmis bir genelleme yapacak olursak, atiksu aritma islemlerinde aslolanın sudaki katı partikül halindeki maddeleri sudan ayırmak oldugu söylenebilir. Aslında atıksulardaki kirleticilerin çoğu ya katı partiküller halinde bulunurlar, yada bu arıtma işlemleri sirasinda partiküler hale çevrilirler. Suda cözünmüş biçimde bulunan mikro kirleticiler bir çoğu çok düşük konsantrasyonlarda da olsa, yaratabilecekleri kötü etkiler- mesela kanserojen-mutajen etkiler vs açısından insan sağlığını ve ekolojiyi tehdit eden unsurlardir.<br />
Arıtmanın ekolojik dengenin korunması ve sürekliliği açısından her zaman bir hedef olarak görülmemesi gerekir. Çevre kirliliğinin önüne geçmek ve ekolojik dengeleri korumak için arıtma bir araç olarak en uygun biçimde ve gerektiği kadar kullanılmalıdır. Gereksiz yere kullanılan arıtma boşuna harcanmış kaynak ve enerjidir ve  ekolojik dengeleri bozma olasılığıda vardır. .</p>
<p>3. ÇÖZÜM YÖNTEMİ</p>
<p>Atıksu, içinde sepet ızgara bulunan dengeleme havuzuna geldikten sonra, giriş pompasıyla arıtma tesisinin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> bölümü olan havalandırma ünitesine gönderilir. Havalandırma bölümünde blower’den basılan hava, difüzörler yardımıyla havuz içine homojen bir şekilde verilerek, aktif çamurun oluşabilmesi için gerekli olan oksijen temin edilir,ayrıca havuzun tam karışması sağlanarak, oluşan bakteri floklarının çökelmemesi sağlanır. </p>
<p>            Havuz içinde bulunan mikroorganizmalar,difüzörün suya kazandırdığı çözünmüş oksijeni kullanarak,atık suyun içindeki erimiş ve katı halde bulunan organik maddeleri okside ederek nihai ürün olarak karbondioksit (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/co2/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Co2">CO2</a>) ve suya (H2O) dönüştürür. </p>
<p>            Havalandırma bölümünden çökeltme bölümüne air-lift sistemi ile gönderilir. Bu unite “kimyasal Havuz” olarak da adlandırılır. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/burada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Burada">Burada</a> çöken mikroorganizma flokları air-lift sistemiyle havalandırılarak tesisin çevreye verebileceği <a href="http://www.genelbilge.com/tag/koku/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Koku">koku</a> bu şekilde önlenmiş olur. Su burada pH ayarlaması yapılacak olan bölmeye akar. PH’sı ayarlanan su son çökeltme bölümüne geçer, burada çamur ve kimyasallar dibe çöktürülür, üstta kalan su ise “Biyolojik Arıtma”nın yapılacağı bölüme pompalanır. Çökelme bölümünden belirli oranda su geri devir ettirilerek havalandırma ünitesinde bakteri konsantrasyonu sabit tutulur, çöken fazla çamur zaman zaman alınır. Çökelme tam olduktan sonra yüzeydeki duru su, deşarj pompası yardımı ile  Kum filtreye gönderilir,  çökelmeyen askıdaki katı maddeler  bu bölümde tutulur, arıtılan çıkış suyu klorlama işlemine tabi tutulduktan sonra bahçe sulaması vs. ihtiyaçlar için kullanılabilir, veya alıcı ortama deşarj edilir. </p>
<p>1. Izgara : Atık suyu işletmeden  gelirken içinde olması muhtemel büyük maddelerin tutulması içindir, bu şekilde arıtma tesisinin bulunan pompa ve diğer ekipmanlara zarar vermesi engellenmiş olur.</p>
<p>Parti başına kullanılan su miktarı : 925 kg</p>
<p>Günlük kullanılan su miktarı : 925 * 2 = 1850 kg</p>
<p>Temizlik için kullanılan su  günlük su miktarının %60 olarak alınmıştır.</p>
<p>1850 * 0,60 = 1110 kg ( atık olarak çıkan su miktarı )</p>
<p>Boza atıkları , günlük üretilen boza miktarının % 3’ i olarak kabul edilmiştir</p>
<p>Günlük üretilen boza miktarı: 2334 kg ( bkz. Rapor 1)</p>
<p>Boza atıkları: 2334 * 0,03 = 70,02 kg<br />
Çeşitli sebeplerle oluşan büyük partikül miktarı : 6 kg</p>
<p>Izgarada tutulan büyük partıkül miktarı günlük oluşan toplam atık miktarının % 0,5’i olarak alınmıştır:  1186,02 * 0,005 = 6 kg </p>
<p>Günlük oluşan  toplam atık su miktarı: 1110 + 70,02 + 6 = 1186,02 kg </p>
<p>	                 Atık su	Büyük partiküllerden<br />
                       (1186,02 kg)	 arındırılmış atık su<br />
	    ( 1180,02 kg )</p>
<p>                                                                 Büyük partiküller<br />
	        ( 6 kg)</p>
<p>2. Dengeleme havuzu : Izgaradan geçen suyun toplanıp tesise uygun aralıklarla homojen olarak verilmesi için arıtma tesislerine dengeleme havuzu yapılmalıdır. Küçük tesislerde hacim uygun tutularak bu kısmı ön çökeltme havuzu olarak da kullanılabilir.Dengeleme havuzundan Pompalar yardımı ile su  ön çökeltme havuzuna terfi ettirilir.</p>
<p>Dengeleme havuzunda toplanan atık su miktarı  1180,02  kg’ dır.</p>
<p>3. Havalandırma Havuzu : Arıtma tesisinin en önemli kısmıdır. Atıksuyun havalandırılarak bakterilere oksijen kazandırılması ve diğer organik ve inorganik maddelerin oksidasyonu için uygun dozajda hava verilmelidir. Havalandırma yaygın olarak Blower ve mekanik karıştırıcı olan Airator vasıtası ile gerçekleşmektedir. Küçük işletmelerde dengeleme havuzu aynı zamanda havalandırma havuzu olarak da kullanılabilmektedir. Burada alttan hava verilmesinin diğer bir  sebebi, sudaki hertürlü atık maddenin ( çamur ) havuzun dibine çökmesi engellenerek arıtma işlemini kolaylaştırmaktır.</p>
<p>Havalandırma havuzuna gelen atık su miktarı 1180,02 kg’ dır.</p>
<p>Mikroorganizmaların oluşturdukları aktif çamur miktarı havalandırma havuzuna gelen atık su miktarının % 3’ ü olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>1180,02 * 0,03 = 35,4 kg </p>
<p>Oluşan toplam aktif çamur miktarı : 70,02 + 35,04 = 105,42 kg</p>
<p>4. Ön Çökeltme Havuzu : Atıksuda bulunan kum, mil, çamur ve çökebilen diğer maddelerin arıtma ünitelerine gitmesini önlemek için ön çökeltme havuzu yapılmalıdır. Dip kısma biriken çamur zaman zaman çamur sıyırıcılar tarafından alınır. Yüzeyden kalan su havalandırma havuzuna gelir.</p>
<p>KimyasalArıtma(Nötralizasyon)<br />
Nötralizasyon suyun pH larının ayarlanması işlemidir. Atıksuyun pH sının ayarlanması çeşitli amaçlarla gerekebilir. Bunlar arasında atık suyun alıcı ortama veya kanalizasyon deşarjından önce deşarj standartlarını sağlamak üzere  pH sının nötr hale getirilmesi, arıtma düzenlerinde biyolojik arıtmaya girişten önce pH ayarlanması , kimyasal çöktürme için uygun pH sağlamak için ayar yapılması sayılabilir. Nötralizasyon işleminin dizaynı nötralizasyon veya pH ayarlamasına bağlı olarak yapılır. Ancak pH değişimi yönünden her dizayn için önemli olan husus pH sının değişim karakteristiğidir.</p>
<p>	       atık su		Yüzeyde kalan su<br />
	(1180,02 kg)	 ( 1074,6 kg )</p>
<p>	Dip kısma biriken<br />
	  Aktif çamur<br />
	  ( 105,42 kg )</p>
<p>5. Son Çökeltme Havuzu : Çökelen Aktif çamurun bir kısmı geri devir ile havalandırma havuzunun giriş kısmına geri verilir. Bu aşamada gerekli görüldüğü taktirde Biyolojik Arıtma da yapılır. Atık suyun biyolojik atırma işlemine uygun hale getirilmesi için öncelikle nötralizasyon işlemi yapılmalıdır. Dip kısma biriken aktif çamur zaman zaman Çamur sıyırıcılar tarafından alınarak çamur yoğunlaştırıcıya gönderilir. Yüzeyden alınan duru su ise dezenfeksiyon işlemi yapıldıktan sonra alıcı ortama veya bahçe sulamada kullanılır.</p>
<p>Biyolojik Arıtma:<br />
            Bu aritma yöntemi çözünmüş ve partikül halindeki organik maddelerin kontrol altinda üretilen mikrorganizmalar tarafindan besin ve enerji kaynagi olarak sudan alınması işlemidir.  Dogal bir islemdir. Aerobic (havali) ve anaerobic (havasiz) biyolojik arıtma belli başli iki ana <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> yöntemdir. </p>
<p>Mikroorganizmalar tarafından oluşturulan aktif çamur miktarının,  ön çökeltme havuzunda yüzeyde kalan suyun  % 1’i kadar olduğu kabul edilmiştir.</p>
<p>1074,6 * 0,01 = 10,746 kg</p>
<p>      Yüzeyde kalan su	 Duru su<br />
          (1074,6 kg )                                                                           (1063,854 kg)</p>
<p>                                       mikroorganizma aktivitesi<br />
                                                  sonucu oluşan aktif çamur<br />
	(10,746 kg)</p>
<p>6. Kum Filtre : Son çökeltme havuzundan ayrılan suda bulunabilecek askıdaki maddelerin tutulabilmesi için deşarjdan önce son ünite olarak kum filtresi kullanılabilir. Deşarj limitleri sağlanırsa kum filtre konmayabilir. Bizim sistemimizde deşarj limitlerinin sağlandığı kabul edilmiştir.</p>
<p>7. Dezenfeksiyon İşlemi : Biyolojik arıtma yönteminin kullanıldığı tesislerde , çıkan duru suda çok miktarda bakteri olacaktır. Eğer arıtılan su kullanma suyu olarak düşünülüyor ise suyun mutlaka dezenfeksiyon işleminden geçirilmesi gerekir, en yaygın dezenfeksiyon yöntemi klorla yapılmaktadır. Klor suya sıvı veya <a href="http://www.genelbilge.com/tag/toz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Toz">toz</a> şeklinde verilebilir.</p>
<p>         Dezenfeksiyon hastalık yapıcı (patojen)  organizmaların yok edilmesi veya  etkisiz hale getirilmesidir. Dezenfeksiyon bu yönü ile tüm organizmaların yok edildiği sterilizasyon işleminden ayrılır.</p>
<p>         Dezenfeksiyonda  fiziksel, kimyasal, mekanik ve radyasyona dayalı çeşitli dezenfeksiyon yöntemleri kullanılmaktadır. Fiziksel olarak dezenfeksiyon ısı, ışık ve akustik yollar ile sağlanır. Mekanik dezenfeksiyon su atıksu arıtma da yer alan çöktürme, süzme <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> işlemlerde değişen verimlerde elde edilir. Radyasyon ile dezenfeksiyon elektromanyetik veya diğer tür ışınlarla yapılır.  Dezenfeksiyon için en yaygın kullanım vasıtaları kimyasal vasıtalardır. Bunlar arasında klor, klor bileşikleri, brom, iyot, ozon, fenoller, alkoller, ağır metal ve bileşikleri, boyar maddeler, sabun ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deterjan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deterjan">deterjan</a>, hidrojen peroksit, potasyum permanganat, asit ve bazlar sayılır.<br />
Dezenfeksiyonun etkisi başlıca mikroorganizmaların hücre duvarlarının tahribi, hücre zarının geçirgenliğinin bozulması, protoplazmasının yapısının değiştirilmesi ve enzim ihibasyonu şeklinde olmaktadır. Dezenfeksiyona etkili olan faktörlerin arasında dezenfektanın etki süresi son derece önemlidir.</p>
<p>8. Yoğunlaştırma (susuzlaştırma) Havuzu  : Ön çökeltme ve son çökeltme havuzundan gelen çamurların durgun şartlarda  çamurun su muhtevasının düşürülmesi için yapılan ünitedir. Yüzeyden alınan sular tesisin dengeleme havuzuna geri verilir. Dip kısımdaki yoğunlaşmış çamur ise istenilen kuruluğu göre Press filtreye veya diğer çamur susuzlaştırma ünitelerine gönderilir. Burada çamurun çabuk kurumasını sağşamak amacıyla havuzlara kireç ilave edilir. Kuruyan çamur toplanarak gübre olarak kullanılır.</p>
<p>Arıtma işlemi sonunda oluşan toplam  sulu aktif çamur miktarı: </p>
<p>105,42 + 10,746 = 116,166 kg</p>
<p>Susuzlaştırma işlemi sonunda oluşan çamur kekinin ( KM: %75 ), sulu aktif çamur miktarının % 70’ u olduğu kabul edilmiştir .</p>
<p>116,166 * 0,7 = 81,3162 kg</p>
<p>10. Arıtılan suyun Kullanılması: Kum filtreden ve dezenfeksiyon ünitelerinden geçen su  bahçe sulama, vs. işlemlerinde rahatlıkla kullanılabilir.Veya Alıcı ortama Deşarj edilir.</p>
<p>4. TARTIŞMA<br />
Fabrikada  çeşitli temizlik ve sanitasyon işlemleri neticesinde oluşan atıklar, pompa ve kanallar vasıtasıyla arıtma tesisine aktarılır. Burada fiziksel , kimyasal ve biyolojik olarak arıtılan atıksu, çevreye zarar vermeyecek hale getirilerek alıcı ortama deşarj edilmektedir. Bu amaçla arıtma tesisinde 1 adet dengeleme havuzu, 2 adet çökeltme havuzu, kum filter ve iki adet susuzlaştırma havuzu  bulunmaktadır. Günde toplam 1186,02 kg atıksu arıtılmaktadır.<br />
          Fiziksel arıtma , arıtma tesisinde birikim yapacak ve mekanik ekipmana zarar verecek iri cisimlerin ve aşındırıcı katıların giderilmesini sağlamaktadır. Dolayısıyla üretim hattından gelebilecek büyük parçaçıkların pompa gibi mekanik ekipmanlara zarar vermesini önlemek amacıyla atıksuyun dengeleme havuzuna giriş kısmına ızgara yerleştirilmiştir. Bu ızgaralar belli periyotlarda sökülerek temizlenmelidir , aksi halde biriken büyük partiküller atığın dengeleme havuzuna gelişini engelleyerek sistemin etkinliğini azaltır.</p>
<p>	Kimyasal arıtma  bölümüde yapılacak işlem çok önemlidir. Suyun pH’sı bu bölümde yer alan sapit bir pH metre ile ölçülür ve okunan bu değere göre havuza H2SO4 ilavesi otomatik olarak yapılır. Suyun istenilen pH’sı 6,0-9,0 arasındadır. Bunun yanında kimyasal pıhtılaştırıcılar da ilava edilerek pıhtı oluşumu hızlandırılır.</p>
<p>	Biyolojik arıtma bölümünde mikroorganizmalar kullanılarak çözünmüş veya partikül halindeki bileşiklerin çevreye zararsız son ürünlere dönüştürülme işlemi gerçekleştirilir. Biyolojik arıtmada aerobic mikroorganizmalar kullanılmaktadır. Bu mikroorganizmalar spontan gelişebilir yada saf kültür olarak ilave edilebilir. Bu aşamada havalanndırma aerobic mikroorganizmaların çalışabilmeleri açısından önemlidir;<br />
Havalandırma, bir adet oksidasyon havuzunda gerçekleştirilmektedir. Tabanı kısmen küçük kabarcıklı difüzörlerle kaplı, dalgıç karıştırıcılarla resirküle edilen, yüksek su derinlikli bu havuzun kullanılması ile oldukça yüksek bir havalandırma verimi elde edilmektedir. Havalandırma tanklarının tasarımı ayrıca atıksudaki nitrifikasyon/denitirifikasyon yoluyla basit ve ekonomik olarak giderimine de imkan vermektedir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/azot/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Azot">Azot</a> giderimi şu anda yasal olaral gerekmemekle birlikte son çökeltme tanklarında denitrifikasyonun yaratacağı problemlerin diğer parametrelerin giderimine olumsuz etkilerinin önlenmesi bakımından bu husus büyük önem taşımaktadır.<br />
Havalandırma arıtılacak sudaki uçucu maddeleri bertaraf etmek ve havadaki oksijenin suya gecmesini saglayarak dogal oksidasyonu hızlandırmak amacıyla yapılır. Kirli sularda uçuçu maddelerin çoğu hoş olmayan güçlü kokular saldığı için bu aşamada koku giderici kimyasallar kullanılmalıdır.<br />
Havalandırmanın nedenleri ve problemleri şöyle siralanabilinir:</p>
<p>1.	Güneş altında yapilan havalandırma arıtılacak suda mikroskobik yosun üremesine yol acabilir. Bu durumda bu yosunlarin ürettiği organik maddeler suya istenmeyen koku ve tad verebilirler. Genelikle bu tür yosundan oluşan biojenik koku ve tad oluşturucu organik kimyasalarin çoğunlugu uçucu olmadığı için bu maddelerin suda istenmeyen koku ve tadı ancak koku ve tad giderici kimyasallar veya filitrasyon yöntemiyle giderilir </p>
<p>2.	Arıtılacak suda CO2 miktarının yüksek olması, suyun pH sının düşük olmasına yol açar (suyun asidik özelligi artar). pH in düşmesi bir çok açıdan istenmeyebilir. Suyun sertligi alkalinitesi değişir, korozyon etkisi artar, daha sonra uygulanacak coagülasyon işlemlerinde notralizasyon gerekebilir ve bu amaçla notralize kimyasalları kullanmak zorunluluğu doğabilir. Arıtılacak sudaki CO2  gazı miktarı 10 mg/l den yüksekse havalandırma sudaki CO2 yi düşürmek için uygundur. Daha düşük CO2 konsantarasyonlarında ise lime eklemek cözüm olabilir<br />
3.	Havalandırma ile suya geçen oksijen suyun korozif özelliğini artırır<br />
4.	Toksik ve kötü koku-tad kaynağı H2S (hidrojen sulfid) gazinin bertaraf edilmesinde bu gazın sudan havaya transferini hızlandırır<br />
5.	Havalandırma, pH’sı düşük ve CO2 si yüksek sularda cözünmüş olarak bulunan demir (Fe) ve manganı(Mn) oksitleyerek çökelmelerini saglar.<br />
Havalandırmada kötü tad ve kokuya yol açan uçuçu organik maddeler (volatile organic substances, VOS) giderilir. Eğer bu uçuçu organik maddeler atmosfer için de kirlilik kaynağı yaratacak toksik madeler ise bu durumda havalandırma sitemine bu toksik maddeleri tutacak aktif karbon veya benzeri özellikler içeren <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gaz">gaz</a> sıyırıcıları eklenmelidir.<br />
	Endüstriyel atık arıtımında gelişen sistemler neticesinde kapasiteye göre çeşitli seçenekler sunan paket arıtma sistemleride kullanılabilmektedir. Ancak pahalı oluşu ve bizim sistemimize uygun olmayışı bakımından tercih edilmemiştir. Tercih edilen system uygulanabilirliliği ve verimi cok yüksek olan bir sistemdir.</p>
<p>5. AKIM ŞEMASI</p>
<p>	Üstte kalan su</p>
<p>	                             Aktif Çamur</p>
<p>  Aktif Çamur<br />
	 	                                                   Üstte kalan su</p>
<p>	Uzaklaştırılan su</p>
<p>	DEZENFEKSİYON<br />
	    ( Klor ilavesi )</p>
<p>	        DEŞARJ<br />
	    ( Sulama , vb. )</p>
<p>        ÇAMUR KEK<br />
    ( Gübre olarak kullanılabilir)</p>
<p>6. KAYNAKLAR</p>
<p>1.	MEYVE-SEBZE İŞLEME SANAYİNDE SU, ATIK SU ARITILMASI, ARTIK ATIKLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ ; Prof.Dr. Ünal YURDAGEL, Doç. Dr. Ünal Rıza YAMAN, Doç. Dr. Taner BAYSAL- 1992; Ege Üniversitesi Basımevi Bornova-İzmir<br />
2.	ATIK SULAR VE ARITIM DERS NOTLARI ; Doç.Dr. Rengin ELTEM; Ege Ünivesitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Temel ve Endüstriyel Microbiyorloji Ana Bilim Dalı.<br />
3.	FİZİKSEL ARITIM, ATIK SU ARITIM SİSTEMLERİ. 1991; TMMOB Kimya Mühendisleri Odası, İstanbul Şubesi 55-95<br />
4.	ATIK SU ARITIMINDA ÇÖKELTME, YÜZDÜRME VE MEKANİK FİLTRASYON; Uslu O. , Özer A. , Toprak M. (1994).; D.E.Ü Müh. Fak. Yayınları No:235<br />
5.	UYGULAMALI ÇEVRE BİLİMİ VE ÇEVRE EPİDEMİYOLOJİSİ ; Doğan F.; E.Ü Ödemiş Sağlık Yüksek Okulu Yayınları No:1. İzmir-1998<br />
6.	ATIK SU STABİLİZASYON HAVUZLARI,; İnan N.D. , Eltem R.; E.Ü. Fen Fak. Biyoloji Bölümü, Diploma çalışması. Bornova-İzmir-2000</p>

<p class="sayac_bilgi">222 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/bu-raporda-fabrikada-boza-uretimi-sirasinda-olusan-atik-suyun-aritilmasi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asit Yağmurları</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/asit-yagmurlari.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/asit-yagmurlari.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 12:33:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bol]]></category>
		<category><![CDATA[H2so4]]></category>
		<category><![CDATA[Hava]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[So2]]></category>
		<category><![CDATA[So3]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11831</guid>
		<description><![CDATA[KÜKÜRT DÖNGÜSÜ VE BOZULMASI İLE OLUŞAN SORUNLAR Kükürt yaşam için gerekli kimyasal maddelerden biridir. Tüm canlılarda bulunan bazı amino asitlerin yapısında bulunur. Taşkürede bol miktarda bulunduğundan genellikle sınırlayıcı maddelerden biri sayılamaz. Bu nedenle önemi daha çok hava kirliliği açısındandır. Kükürdün başlıca doğal kaynakları yanardağlar ve bataklıklardan çıkan hidrojen sülfit gazı (H2S) ve kayalardaki demir sülfit [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KÜKÜRT DÖNGÜSÜ VE BOZULMASI İLE OLUŞAN SORUNLAR<br />
       Kükürt  yaşam için gerekli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kimyasal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kimyasal">kimyasal</a> maddelerden biridir. Tüm canlılarda bulunan bazı amino asitlerin yapısında bulunur. Taşkürede bol miktarda bulunduğundan genellikle sınırlayıcı maddelerden biri sayılamaz. Bu  nedenle önemi daha çok hava kirliliği açısındandır.<br />
       Kükürdün başlıca doğal kaynakları yanardağlar ve  bataklıklardan çıkan hidrojen sülfit gazı (H2S) ve kayalardaki demir sülfit (FeS) gibi kükürtlü bileşiklerdir. Bu bileşikler jeolojik aşınma sonucu taşkürenin yüzeyine çıkarlar : denizlerde sedimanter  kayaların oluşması ile taşküreye geri dönerler. Taşkürenin yüzeyine çıkan kükürtlü bileşiklerdeki kükürt, havadaki oksijenle reaksiyona girerek kükürt dioksit (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/so2/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with So2">SO2</a>), kükürt trioksit (SO3) ve sonunda  su buharı ile temas edince sülfirik asit (H2SO4) şeklini alır. Havadaki kükürt genellikle bu biçimiyle, yani sülfirik asit olarak yağmurlarla toprağa döner ve çevrime girer.<br />
      <a href="http://www.genelbilge.com/tag/karadeniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Karadeniz">Karadeniz</a>’in dip suları ve Haliç’in bazı yerlerinde olduğu gibi, oksijensiz sistemlerde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/organik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Organik">organik</a> maddelerin ayrışmasından hidrojen sülfit (H2S) gazı oluşur. Tipik çürük yumurta kokusu veren madde işte bu gazdır. Oksijensiz sistemlerde kükürt,<span id="more-11831"></span> iki grup bakteri arasında değişik kimyasal şekillerde alınıp verilmektedir. Bazı çeşitleri (sülfür bakterileri), SO4 içeren (sülfatlı) maddelerdeki oksijeni kullanarak, hidrojen sülfüre dönüştürürler. Değişik çeşit bazı bakteriler de, H2S gazını <a href="http://www.genelbilge.com/tag/enerji/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Enerji">enerji</a> kaynağı olarak kullanırlar. Bu bakteriler kemosentetik bakteriler olarak adlandırılır.<br />
      Son iki yüzyılda gerçekleşen sanayileşmenin kükürt dengesi büyük etkileri olmuştur. Fosil yakıt kullanımı ve madencilik atmosferdeki H2SO4 miktarını çok artırmıştır. Dolayısıyla kükürt, hava kirliliğine neden olan başlıca  maddelerden biri haline gelmiştir. Bazı şehirlerde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> sağlığını, bazı ülkelerde de asit yağmuru denilen bir olay sonucu göl ve kara ekosistemlerini etkilemeye başlamıştır.     </p>
<p>BÖLÜM – 2</p>
<p>ASİT YAĞMURU SORUNU</p>
<p>     Kükürt döngüsünün bozulması, bir yandan hava kirliliği gibi yerel sorunlar yaratırken, diğer yandan bazı bölgelerde asit yağmuru gibi uluslararası  sorunlara da neden olmaktadır. Yağmur suyu, normal olarak hafifçe asitlidir. Bunun nedeni havada doğal olarak bulunan CO2 ve gene doğal olarak az miktarda bulunan kükürt ve nitrojen oksitlerin su ile reaksiyona girmesinden oluşan asitlerdir. Ortama çok miktarda kükürt dioksitin eklendiği bölgelerde yağmur suyundaki asit oranı da artmakta, yer yer  keskin bir sirke kadar asitli yağmurlar yağmaktadır. İlk kez Kuzeybatı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/avrupa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avrupa">Avrupa</a>’da ortaya çıkan ve etkileri bilimsel olarak saptanan asit yağmuru, 1972 Birinci Uluslararası Dünya  Çevre Kongresi’nde İsveçliler tarafından gündeme getirilmiştir.<br />
     İsveç ve Norveçliler  asit yağmurunun iç suları etkilediğini, yüzlerce, hatta binlerce göl ve nehirin doğal dengesinin bozulduğu ; bu göllerin giderek canlıların barınamayacağı ölü sular haline  dönüştüğünü kanıtlamışlardır. Daha  sonra Kanada ve İskandinavya’ya yapılan araştırmalar, iç sulardan başka,  karasal ekosistemlerin bitki örtülerinin de zarar gördüğünü ; yağmurdaki asidin fotosentezi etkiledikten başka, topraktaki besleyici tuzların akıp gitmesine neden olduğunu göstermiştir. (Whelpdale, 1983) .<br />
     1980’li yıllara girerken, dünyanın en fazla sanayileşmiş bölgeleri olan Kuzeybatı Avrupa ile Kuzeydoğu Amerika’da yağmur suyunun ortalama pH değeri 4’e inmişti. Suyun nötral pH değerinin 7, yağmur suyunun da pH değerinin 6 olduğu düşünülürse ; pH 4 değeri, normal suyun yüz katı kadar asitli anlamına gelir. Çünkü pH ölçümünde birimler logaritmik ölçeğe göre ayarlanmıştır. Örneğin, pH 5 değeri, pH 6’ya oranla on kat fazla asitli bir ortamı gösterir. Hemen hemen tüm Avrupa, Japonya ve Kuzey Amerika’nın doğu yarısı pH 4 ile 5 değerinde yağmurlar almaktadır. Türkiye ise pH 5,5 değerinde asit yağmuru alan kuşak içinde yer almaktadır. (Whelpdale, 1983).<br />
    Sayfa 4’de   Şekil-2‘de Kuzeybatı Avrupa’ya düşen yağmurdaki asit oranının yıllara göre artışı gösterilmektedir. 1956’dan bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yana/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yana">yana</a>, asit yağmuru en fazla pH 4 ila 5 değerlerinde, etkilenen bölge miktarı da nispeten azken; 1961’den sonra asitlik derecesi ilk kez pH 4’ün altına düşmüş, etkilenen bölge alanı da genişlemiştir.<br />
    Asit yağmurunun uluslararası bir sorun olarak ortaya çıkmasının başlıca nedenlerinden biri, 1960’lı yıllarda şehirlerin havasını SO2’den arıtmak için  yüksek baca yapımı uygulamasının yaygınlaşmasıdır. İçinde önemli miktarda kükürtlü maddelerin bulunduğu nikel ve bakır cevherleri işleyen fabrikalar, petrol ve kömür yakan termik santraller, daha önceleri yerel çevre sağlığını etkilemekteydiler. Bölgesel zararları etkileri azaltmak için teknik bir çözüm olarak, bu kuruluşlara yüksek bacalar takılmıştır. Bazıları 300 metreyi bulan bu bacalar, yerleşim merkezlerini SO2’den korumuş, ancak bu kez de atmosfere yayılan SO2 geniş bölgeler üstüne asit olarak yağmaya başlamıştır.<br />
    Çevre bilimlerinin temel konularından biri Birinci Termodinamik Kanunu’dur. Enerji ve Maddenin Sakınımı olarak da bilinen bu kanuna göre, enerji ve maddeler  hiçbir yolla yok olmaz. Seyreltilip dağıtılması için atmosfere  atılan SO2, ergeç ekosferin başka bir yerinde ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla, kaynakları belli SO2’in yarattığı ve çevre sağlığı sorunu, yüksek bacaların yapımı sonucu kaynağı belli olmayan bir uluslararası asit yağmuru sorununa dönüşmüştür.</p>
<p>BÖLÜM – 3</p>
<p>ASİT YAĞMURU SORUNUN ULUSLARARASI<br />
VE EKONOMİK BOYUTLARI</p>
<p>      İsveçliler 1972’de asit yağmuru sorununu Stokholm Konferansı’nda uluslararası platforma getirirken, bu sorunun uluslararası boyutlarının bilincindeydiler. İskandinavya’ya yağan asidin büyük kısmı Kuzey İngiltere ve Kuzey Almanya’dan kaynaklanıyor ; rüzgarlar ile İskandinav yarımadasına taşınıyordu. Dolayısıyla, bu sorunun çözümü İsveç ve Norveçlilerin elinde değildi. Aynı şekilde, 1978’den başlayarak, Kanada da topraklarına yağan ABD kaynaklı asit yağmurunu önlemek için ABD’ye baskı yapmağa çalışmış ; ancak etkili olamamıştır.<br />
     Ekonomik açıdan sorun, zararı kimin ödeyeceği konusunda ortaya çıkmıştır. Kanada’ya yağan asidin büyük bir kısmını üreten ABD termik santrallerini işleten kuruluşlar, kendileri bu asitten zarar görmüyorlardı. Oysa, Kanada’da göl balıkçılık sanayii, turizm işletmeleri, ormancılık sektörü büyük ölçüde zarar görüyor ; fakat yabancı bir ülkede, ABD’de olan kuruluşlara bir şey yapamıyorlardı. Kanada doğa koruma kanunları ABD’de geçerli olmadığına göre ; ABD makamlarının önlem almalarını beklemekten başka çareleri kalmıyordu. Oysa, ABD makamlarının atmosfere verilen SO2 miktarını kısıtlamak için önlem almaları ; hatta yalnızca yürürlükteki kanunları tam olarak uygulamaları halinde, ABD termik enerji sanayinin masrafları çok artacaktı. Çünkü SO2 atıklarını önlemek için kullanılan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/teknoloji/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Teknoloji">teknoloji</a> çok pahalıydı. Dolayısıyla, ABD makamları ülke ekonomilerini etkileyecek pahalı önlemleri almaktan kaçınmakta ; böylece ABD’nin atmosfere attığı kükürt oksitlerin çevreye verdiği zarardan doğan masrafları yabancı bir ülke olan Kanada’ya ödetmekteydiler.<br />
          Aynı şekilde Almanya da, İsveç’e yararlı olacak SO2 önlemlerini almamakta direniyordu. Ancak, 1980’den sonra, Almanya’nın çevreye eklediği SO2   gazının gene Almanya’nın ormanlarını olumsuz şekilde etkilediği kesinleştikten sonra Almanya önlemler almaya başladı.<br />
          Asit yağmuru öyküsünde önemli çevre etkenlerinden biri elbette ki rüzgar yönüdür. Diğer önemli bir husus da bölgenin jeolojik koşullarıdır. İskandinavya  ve Kuzeydoğu Kanada’nın jeolojik yapısında kalkerli kayalar yani kireçtaşı çok azdır. Dolayısıyla, göllerde asidi  nötralize ederek zararsız hale getirebilecek kireç (sudaki CaCO3 ve türevleri) çok kısıtlıdır. Oysa, ABD ve Almanya’daki sularda kireç miktarı yüksek olduğu için, bu ülkelerin iç suları komşularında olduğu kadar etkilenmemektedir.<br />
        Avrupa’dan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> asit yağmuru Türkiye’de Trakya  ve Karadeniz  bölgelerini etkilemektedir (Çakır, 1988). Ancak, D. Karadeniz hariç, çoğu bölgelerimizin kireçli olması nedeniyle asit, nötralize olmaktadır. Nitekim, Rodhe’nin (1989) hazırladığı asit yağışı dünya haritasına göre, Türkiye problem bölgeler arasında değildir. Ancak, Türkiye’de de yer yer asit yağmurunun etkilerine, örneğin Ergani bakır madenlerinin yöresindeki çıplak arazide rastlanmaktadır. Yine asit yağmurunun bitki örtüsüne verdiği büyük zarararın yurdumuzdaki örnekleri, Murgul (Göktaş) Bakır Fabrikası, Samsun ve Gelemen’de Bakır İzabe ve Azot Gübresi Fabrikaları çevrelerinde sergilenmektedir (Çepel, 1983). Bu nedenle, Gökova Termik Santralı gibi büyük ve yeni SO2 kaynaklarının etkileri izlenmeli ; bu gazların doğal çevre ve  tarıma verebileceği zarar ülke ekonomisi içinde değerlendirilmelidir.<br />
     Çevre ekonomistleri dış ekonomi ya da dışsal ekonomi deyimini, bir kişi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> bir kuruluşun başka bir kişi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> kuruluşun faaliyetlerini etkilemesi anlamında kullanırlar. Bu durumda yarar sağlayan taraf, bunun maddi karşılığını piyasa ekonomisi içinde ödememekte, zararı ödeyen taraf ise bu zararın maddi karşılığını gene piyasa ekonomisi  içinde  alamamaktadır (Mishan, 1967).  ABD kökenli asit yağmuru, Kanada için dışsal ekonomidir. Çünkü asidi üreten ABD kuruluşları, SO2 denetimi için harcama yapmadıklarından, ürettikleri enerjiyi aslında çok ucuza mal etmektedirler. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/buna/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Buna">Buna</a> karşılık Kanadalı balıkçılar ve ormancılar gördükleri zararın karşılığını asit üreten kuruluşlardan alama-maktadırlar. Bu analiz ulusal ekonomi içinde geçerlidir. Örneğin, bir termik santral da yakıt olarak kullanılan linyitten çıkan zehirli gazlar yöre tarımcılığını ve turizmini olumsuz biçimde etkiliyorsa ve zarar gören kişi ve kuruluşların zararları karşılanmıyorsa, aslında bu elektrik gerçek maliyetinin altında bir fiyata  satılmaktadır. Çünkü, santraldan çıkan kirliliğin dış ekonomisi, yöre halkına <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sosyal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sosyal">sosyal</a> maliyet olarak ödetilmektedir. Örneğin, Samsun ve Gelemen’deki fabrikalardan kaynaklanan asitli yağışların yöredeki tütünlere verdiği zarar için her yıl 100 milyon TL’den fazla  tazminat ödenmektedir (Çepel, 1983). Bu örnekte tütün çiftçisinin zararı bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sosyal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sosyal">sosyal</a> maliyettir. Ödenen tazminat parasını tazmin edilmeyen diğer zararlarla birlikte fabrikalarda  üretilen ürünlerin maliyeti içinde düşünmek gerekir.<br />
        Çevre ekonomistleri sosyal maliyet konusunda dışsalları içselleştirmek yaklaşımını önermektedirler. Bu durumda, yukarıda verilen santral örneğinde, santralın işleyişiyle çevrede yarattığı zarar ya  tazmin edilir, ya da santral zarar yapmayacak şekilde inşa edilir. Her iki durumda da bu önlemlerin bedeli üretilen elektriğin fiyatına yansıtılmış olur. Bu durumda yarar da, zarar da piyasa ekonomisi içine alınmış olur. Gerçekte gerek ulusal, gerek uluslararası kirlilik konularında dışsalların içselleştirilmesi çok zordur. Örneğin,  İsveçlilerin göllerini kurtarmak için gerekli önlemleri, yağışlardaki aside  neden olan SO2’i üreten komşularına aldırtmayı henüz başaramamışlardır.      </p>
<p>•	Kaynaklar </p>
<p>Ekoloji ve Çevre Bilimleri (Mine Kışlalıoğlu – Fikret Berkes)</p>

<p class="sayac_bilgi">356 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/asit-yagmurlari.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Endüstri Ve Çevre İlişkileri</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/endustri-ve-cevre-iliskileri.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/endustri-ve-cevre-iliskileri.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 12:16:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Artan]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hangi]]></category>
		<category><![CDATA[Iner]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[Tek]]></category>
		<category><![CDATA[Temel]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11828</guid>
		<description><![CDATA[Çağdaş yaşamın bir sonucu olarak ortaya çıkan kirlilik, günümüzde üzerinde en çok durulan ancak, en az çözüm getirilebilen konulardan birisidir. Kirlilik, sadece kısaca hava-su-toprak olarak tanımlanan çevrenin kirlenmesi gibi konuları da içermektedir.Çevre kirliliği 16. Yüzyıldan sonra başlamıştır. Bu tarihe kadar tarımsal üretim potansiyelinin düşük olması, kıtlıklar ve salgınlar nedeni ile dünya nüfusunda kayda değer bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çağdaş yaşamın bir sonucu olarak ortaya çıkan kirlilik, günümüzde üzerinde en çok durulan ancak, en az çözüm getirilebilen konulardan birisidir. Kirlilik, sadece kısaca hava-su-toprak olarak tanımlanan çevrenin kirlenmesi gibi konuları da içermektedir.Çevre kirliliği 16. Yüzyıldan sonra başlamıştır. Bu tarihe kadar tarımsal üretim potansiyelinin düşük olması, kıtlıklar ve salgınlar nedeni ile dünya nüfusunda kayda değer bir artış olmamıştır. Bu tarihten sonra tıpta, endüstride ve tarımda görülen gelişmeler doğrudan dünya nüfusunun artmasına yol açmış, artan nüfusun ve kentleşmenin gereksinmelerini karşılayabilmek için tarımda ve endüstride &#8220;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> çok üretim&#8221; zorunluluğu ortaya çıkmış, bu kez <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> çok üretim <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> çok artık ve atık oluşmasına neden olmuş ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bunun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bunun">bunun</a> sonucu olarak çevre kirlenmesi görülmeye başlamıştır. Özellikle 1970&#8242; li yıllarla başlayan dönemde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tek">tek</a>-nolojideki gelişmelere bağlı olarak üretimde ve tüketimde görülen baş döndürücü artışlar ekolojik dengede ciddi bozulmalara yol açmıştır.  <span id="more-11828"></span></p>
<p>Sanayileşmenin oluşturduğu çevre sorunlarının öncelikli anlamı son zamanlarda büyük ölçüde değişmiştir. 1970&#8242; li yılların başında çevre kirlenmesi sadece hava, su ve toprağın kirlenmesi olarak tanımlanırken ve çevrenin her türlü atığı kabul eden serbest bir mal olduğu düşünülürken, bu gün bu değer yargıları tümüyle değişmiş, çevrenin de bir kaynak olduğu, zamanla kirlenerek tükenebileceği ve bu kaynağın da kullanımının bir maliyeti olduğu anlaşılmıştır.<br />
      	Çevre kirliliğini oluşturan temel unsurlar evsel ve endüstriyel artıklardır. Bu artıklar her hangi bir işlem görmeden doğrudan doğaya verildiğinde &#8220;atık&#8221; adını alırlar. Atıkların çevre kirliliği oluşturmayacak şekilde başka yerlerde değerlendirilmesi ya da parçalanarak doğaya verilmesi ile çevre kirlenmesi en aza <a href="http://www.genelbilge.com/tag/iner/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Iner">iner</a> ve bu denli küçük bir kirliliği doğal süreçler zaten temizleyebilir.<br />
      	Tümüyle biyolojik bir yaklaşım ile bakıldığında çevre kirlenmesi mümkün değildir. Doğadaki tüm canlı türleri yaşamlarını sürdürebilmek için beslenmek zorundadırlar ve bu aşamada dışkıları doğrudan çevreye atılır. Ölü bitki ve hayvan artıkları da aynı şekilde çevrede kalır. Ancak doğal döngüler sonunda bu atıklar parçalanarak başka canlılar için besin kaynağı oluştururlar. Doğada yaşadığı çevre ile uyum içinde olmayan tek canlı türü insandır. İnsanın yüzyıllardan beri süren faaliyetleri sonunda tüm ekolojik denge bozulmuştur. Bir başka deyiş ile insan gerek kendisi gerek çevresindeki fauna ve florayı olumsuz yönde etkileyen, çevresini doğal ekolojik denge ile temizlenemeyecek kadar kirleten tek canlı türüdür.<br />
Ekolojik dengenin bozulmasında atıklar en önemli payı almakla beraber, aşırı ve bilinçsiz avlanma, toprağı sömürürcesine yapılan tarım da ekolojik dengeyi bozmakta, dolaylı olarak doğal temizleme süreçlerini olumsuz yönde etkilemektedir.</p>
<p>Çevre kirlenmesinin tümüyle ortadan kaldırılması bugünkü teknolojik, ekonomik olanaklar ve çevre bilinci açısından olası değildir. Tüm modern yaşamdan vazgeçilmesi halinde elde edilecek olan sadece daha çok kirlenmenin durdurulması olacak, ancak bugüne kadar olan kirliliğin birikintisi uzun yıllar devam edecektir. Bu durumda yapılması gereken şey bir yandan daha çok kirlenmenin olabildiğince önlenmesi, öte yandan mevcut kirliliğin temizlenmesidir.</p>
<p>2. ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN NEDENLERİ<br />
       	Bir yaklaşıma göre çevre kirliliğinde asıl önemli olan nüfus artışı değil, gelişmiş ülkelerin yarattığı kirliliktir. Nüfus artışının çevre kirlenmesi ve doğal kaynak tüketimindeki payı sadece %10 kadardır. Dünya gelirinin %70&#8242; inin dünya nüfusunun %30 kadarı tarafından kullanıldığı dikkate alınırsa çevre kirlenmesinin temel nedeninin nüfus artışı değil tüketim artışı olduğu söylenebilir. Bu durumda çevre kirliliğinin temel unsurları kentleşme, sanayileşme, tüketim artışıdır.<br />
2.1  Kentleşme<br />
       	Şehir yaşamının daha cazip olması nedeni ile tüm toplumlarda kırsal alanlardan kentlere doğru bir göç olmaktadır. Bunun tersi olarak daha temiz, daha sağlıklı ve daha doğal olduğu için kentten kırsal alana da bir kayma görülmekle beraber bu hareket hiç bir şekilde göç olarak nitelendirilemeyecek kadar küçük boyuttadır ve çoğunlukla yüksek gelir grubundaki insanlarda görülmektedir.<br />
     	İnsanların daha rahat yaşam umudu ile kırsal kesimden kentlere doğru hareketi doğal bir istektir. Bununla beraber, kırsal kesimden olan göçlerin şehir merkezlerine değil, çoğunlukla kenar mahallelere doğru olması, varoş olarak tanımlanan bu bölgede kent merkezine oranla son derece sağlıksız koşulda yaşayan, yetersiz ve dengesiz beslenen, çoğunlukla sadece seçim zamanı vatandaş olduğu hatırlanan bir toplumun yerleşmesine neden olmuştur. Bununla beraber, kente daha doğrusu kentin dış mahallelerine olan göçün devam etmesi halen bu yaşam koşullarının kırsal kesimdekinden daha iyi olduğunu göstermektedir.<br />
       	Kent nüfusunun artmasındaki tek neden kuşkusuz sadece kırsal kesimden olan göç değildir. Sanayide, ticarette, turizmde ve hizmet sektöründe olan ve insanların daha rahat yaşamasına yönelik gelişmeler kentlerde toplanmış, bu hizmetlerin yürütülmesi için de ilave iş gücü gereksinimi doğmuştur. Sanayi ve ticaretin gelişmesi ucuz iş gücü ile gerçekleşebileceğine göre bu göçler sınır ötesi boyutta da görülmektedir.<br />
       	Kentlerde artan nüfusun oluşturduğu kirlilik kentin normal alt yapısı ile te-mizlenemeyecek kadar büyüdüğünde ortaya kent kirlenmeleri çıkmaktadır. Bir diğer deyiş ile, büyük kentlerde kentin kirlenmesini önlemeye yönelik gelişmeler kentlerdeki nüfus artışının gerisinde kaldığı için kentleşme her zaman için çevre kirliliğinin oluşmasında etkili olmuştur.<br />
2.2  Sanayileşme<br />
       	Sanayi ve ticaretin gelişmesi ucuz üretim girdilerinin sağlanmasına bağlıdır. Bu şekilde oluşacak artık değerler başka sanayilerin kurulmasına yola açar. Üretim sürecinde arz-talep bağlantısına göre fiyatına en kolay müdahale edilen girdilerden birisi iş gücüdür. Sanayileşmiş tüm ülkelerde sanayi ve ticaretin gelişmesi her zaman ucuz iş gücü ile sağlanmıştır. Ancak, yukarıda da deyinildiği gibi ucuz iş gücü sanayi ve ticaretin yoğun olduğu bölgelerde varoşların ortaya çıkmasına neden olmuştur.<br />
       	Sanayileşmenin çevre kirliliği üzerindeki asıl olumsuzluğu doğrudan kirliliktir. Türkiye gibi sanayileşme sürecini devam ettiren ülkelerde yine ucuz üretim amacı ile ucuz yakıt kullanılmakta, üretim gereği olarak ortaya çıkan artıklar doğrudan alıcı kaynaklara verilmekte, sonuçta hava, su ve toprak kirlenmektedir.<br />
      	Gerek iç gerek dış pazarda rekabet fiyat ve kalite açısından oluşmaktadır. Kalitesi düşük bir ürün eğer fiyatı da düşük ise pazarda alıcı bulabilmektedir. Yüksek kalitenin sağlanması ise ilave maliyet unsurudur. Her ne kadar toplam kalite yaklaşımı ile kalitedeki artışlar maliyete yansımamakta hatta maliyeti düşürmekte ise de toplam kalite yaklaşımı gelişmekte olan ülkelerde henüz yeterince yerleşmiş değildir. Sanayide ve ticarette yüksek kaliteli bir ürünü ya da hizmeti daha ucuza pazara sunmak kuşkusuz büyük bir avantaj sağlamaktadır. Pazarda alıcılar ürünün fiyatı ve kalitesi ile ilgilenirken, bu ürünün üretim süre-cinde ne denli çevre kirliliği oluşturduğu, ekolojik dengeyi ne denli bozduğu ile nadiren ilgilenmektedirler.<br />
      	Bu durumda, üretim sürecinde ortaya çıkan atıkların temizlenmesi işletme için üretimde ek maliyet oluşturarak pazar rekabetinde dezavantaj olacaktır. Gelişmekte olan ülkelerde devletin kontrol eksikliği ve yaptırım gücü zayıflığı nedeni ile sanayi tesislerinin arıtma birimleri kurmaları bir anlamda sadece üretim maliyeti açısından ele alındığında caydırıcı bir faktördür. İşletmelerin arıtma tesisi kurup bunu çalıştırmaları yerine ceza vermeleri daha karlıdır. Aynı üretimi yapan aynı kapasite ve teknolojideki iki tesisten arıtma tesisi kuran ve çalıştıranın üretim maliyeti, bunu kurmayıp cezaya razı olana göre daha yüksek olacağından Pazar payını yitirecektir. Bu durumda sanayinin çevre kirliliği oluşturması kaçınılmazdır.<br />
       	Gelişmiş ülkelerde ise, tersine olarak sanayi tesislerinin ya arıtma birimleri vardır ya da ücretini ödeyerek atıklarını kamu ya da özel sektöre ait arıtma tesislerinde arıttırırlar. Bu ülkelerde arıtımdan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> ek maliyetler üretimde verimliliği artırmak ve giderleri azaltmak ile giderilmiştir. Dolayısı ile bu ülke ürünleri dış pazarlarda rekabet güçlerini korumaktadırlar. Gelişmiş ülkelerin arıtılmaları çok pahalı olan atıklarını uzak denizlere dökmeleri, pahalı arıtım gerektiren üretimleri gelişmekte olan ülkelerde yaptırmaları da bilinen bir gerçektir.<br />
2.3  Tüketim<br />
       	Sanayide asıl olan üretim değil üretilen ürünün satılmasıdır. Hiç bir sanayi dalında pazarlama  olanağı bulunmayan bir ürün üretilmez. Pazarlama olanağı zayıf ise pazarlama teknikleri ile bu ürünün satış şansı artırılır. Bu çerçevede özellikle gıda ve kozmetik sanayiinde ambalaj teknolojisindeki gelişmeler ürünlerin albenisini yükseltmiş ve tüketimi dolaylı olarak artırmıştır. Amaç ambalaj içindeki ürünü satmaktır. Ürün kullanıldıktan sonra ambalaj çoğu kez çöpe atılmaktadır. Ambalaj sadece son tüketici için bir pazarlama materyali değildir. Ambalaj teknolojisindeki gelişmeler sayesinde kırılabilecek veya bozulabilecek ürünlerin güvenli olarak pazarlanması, küçük ürünlerin daha büyük ve güvenilir ambalajlar içinde toptan satış birimlerine iletilmesi yine ürün pazarlamasını ve dolayısı ile tüketimi artırmıştır.<br />
       	Ürün pazarlamasında ambalaj materyali kayda değer bir katı atık sorunu oluşturmaktadır. Gıdaların hemen tümünün geri dönüşsüz cam, metal, plastik ya da karton kutuda pazarlanması tüketici için büyük bir kolaylık sağlamaktadır. Sanayi için bu tip ambalajların kullanılması da geri dönüşümlü cam şişelerin yıkanması gibi bir sorunu ortadan kaldırmaktadır. Pazarlama birimleri için depozit alınması ve iade sıkıntısı da bu şekilde ortadan kalkmıştır. Bu durumda, üretici &#8211; pazarlayıcı &#8211; tüketici zinciri için geri dönüşsüz ambalaj kullanılması büyük kolaylık getirmektedir. Ancak burada gözden kaçan sorun katı atık problemidir.<br />
       	2.4  Tarımsal Üretim<br />
       	Sanayi ürünlerinde olduğu gibi tarımsal üretimde de artan talebe bağlı olarak daha çok tarımsal üretim görülmektedir. Yine sanayide olduğu gibi, tarımda da &#8220;daha çok üretim&#8221;, daha fazla tarım alanında ekstansif tarımsal üretim değil, daha küçük tarım alanlarında daha çok tarımsal girdi ile daha fazla üretim anlamını taşımaktadır.<br />
Tümüyle doğal koşullarda yapılan tarımın çevre kirlenmesi ve ekolojik dengenin bozulması üzerinde hiç bir etkisi yoktur. Ancak, tarımda hastalık ve zararlılara karşı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kimyasal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kimyasal">kimyasal</a> ilaç kullanılması bir anlamda zorunludur. İlaç kullanmak o tarlada doğal olarak bulunan hastalık ve zararlılar yanında diğer faunayı da etkiler. Aslında hastalık ve zararlı olarak tanımlanan bu canlıların tek görevleri doğaları gereği olarak yaşamlarını sürdürmeleridir. Ancak, insanoğlu  gıdalarını bu canlılar ile paylaşmak niyetinde olmadığı için o canlıların bu ürünleri tüketmelerine izin vermemektedir. Kuşlara karşı korkuluk, ses silahı gibi tümüyle fiziksel önlemlerin ve biyolojik kontrol uygulamalarının dışındaki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kimyasal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kimyasal">kimyasal</a> ilaç uygulamaları b䘀ir yandan hedef canlının dışındaki flora ve faunayı doğrudan ve dolaylı olarak etkilerken, öte yandan bu gıdaların üzerinde kalarak insan sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle son yıllarda tüketicilerde hormon uygulamasına karşı kayda değer bir endişe ve tepki varken asıl tehlike olan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kimyasal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kimyasal">kimyasal</a> ilaç uygulaması tümüyle göz ardı edilmektedir.<br />
      	Tarımsal üretim aşamasında kimyasal savaş ilaçlarının kullanımı en etkili ve en ucuz çözümdür. Bununla beraber, hastalık ve zararlıların giderek bu ilaçlara direnç kazanmaları, bilinçsizce fazla ilaç kullanımı sonunda önemli boyutta çevre kirlenmesi olmakta ve farkında oladan insanlar zehirlenmektedir.<br />
      	Ekonomik koşullarda üretim için gereken bir diğer tarımsal girdi gübredir. Bitkisel üretim aşamasında topraktan alınan tüm mineraller yine doğal döngü içinde toprağa döner. Ancak çağdaş tarımda topraktan alınan mineraller çok uzaklara taşındığı için topraktan alınan organik ve inorganik maddelerin dışarıdan toprağa verilmesi gerekmektedir. Gübreleme olarak bilinen bu uygulamada saksıda yapılan üretim dışında topraktan alınan kadar maddenin toprağa verilme olanağı yoktur. Normal olarak bitkisel üretim için gerekenden daha fazlası toprağa verilmek durumundadır. Fazla olarak verilen gübre ise yağmur ve sulama suları ile toprağın alt katmanlarına gider ve sonuçta alıcı su kaynaklarına ulaşır.<br />
      	Tarımda kullanılan bir diğer girdi mekanizasyondur. Tarımsal mekanizasyon aletlerinin üretimi aşamasında hammaddenin istenilen kalitede sağlanamaması nedeni ile kısa sürede aşınma olmakta, her yıl tonlarca demir tarlada kalmaktadır.<br />
      	Sulama ise kullanılabilir su kaynaklarının giderek azalması sonunda önemli bir sorun halini almıştır. Lağım sularının tarlada kullanılması önemli bir biyolojik kirlilik oluşturmaktadır.<br />
 	2.5  Diğer Faktörler<br />
Yukarıda deyinilen temel faktörler yanında çoğu kez gözden kaçan ancak önemli boyutta çevre kirliliği oluşturan bir çok faktör daha vardır. Soğutma sistemleri ve kozmetikler de dahil olmak üzere pek çok üründe kullanılan freonun ozon tabakasına olan olumsuzluğu, hastanelerin biyolojik atıklarının düzenli olarak toplanmaması, egzoz gazları, İstanbul&#8217; da hurdalıktan çıkan radyoaktif atık, Körfez savaşında petrol kuyularının bombalanmasının yarattığı kirlilik, su ürünlerindeki ağır metal kontaminasyonu, 17 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan depremin oluşturduğu enkaz kirliliği dikkate alınması gereken önemli faktörlerdir. Çevre ve sağlık bilinci eksikliğine bağlı olarak yaz mevsiminde özellikle sahil sitelerinde çocukların dondurma yediği saatlerde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sivrisinek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sivrisinek">sivrisinek</a> ilaçlaması yapılması, çocukların eğlence olsun diye ilacın içinde yürümeleri, ancak ilacın (mazot) sanıldığı gibi tehlikesiz değil, tam tersine başta böbrekler olmak üzere çeşitli organlarda birikinti yapmasının bilinmemesi ya da önemsenmemesi hayret ve endişe vericidir.    </p>
<p>3. KİRLİLİĞİN BOYUTLARI<br />
Evsel, tarımsal ve endüstriyel atıklar çevre kirliliğini oluşturan temel unsurlardır. Çevre kirliliği ise basit olarak toprağın, suyun ve havanın kirlenmesi olarak ele alınabilirse de toprak su ve havanın ayrı ayrı kirlenmesi bir anlamda diğerlerinin de dolaylı olarak kirlenmesine neden olmaktadır. Bunlar içinde çoğunlukla üzerinde en çok durulan kirlenme suyun kirlenmesidir. Suyun kirlenmesi havanın kirlenmesine sadece &#8220;ısı kirlenmesi&#8221; olarak etki ederken, havanın kirlenmesi yağmurlar aracılığı ile toprağı ve suyu da kirletmektedir.<br />
       	3.1  Su Kirliliği<br />
       	Su kirliliği su kaynağının kimyasal, fiziksel, biyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi şeklinde gözlenen ve doğrudan veya dolaylı yoldan biyolojik kaynaklarda, insan sağlığında, su ürünlerinde, su kalitesinde ve suyun diğer amaçlarla kullanılmasında engelleyici bozulmalar yaratacak madde veya enerji atıklarının boşaltılmasını ifade etmektedir. Bu çerçevede Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından  sularda kirletici etki yapabilecek unsurlar aşağıdaki şekilde sınıflandırılmışlardır.<br />
        a) Bakteriler, viruslar ve diğer hastalık yapıcı canlılar: Suların hijyenik açıdan kirlenmesine neden olan bu organizmalar genellikle hastalıklı ya da portör (hastalık taşıyıcı) olan insan ve hayvanların dışkı ve idrarlarından kaynaklanır.<br />
        b) Organik maddelerden kaynaklanan kirlenme: Ölmüş hayvan ve bitki artıkları ile tarımsal artıkların yüzeysel sulara karışması sonucunda ortaya çıkan kirlenmedir.<br />
       c) Endüstri atıkları: Çeşitli endüstri faaliyetleri sonucu oluşan fenol, arsenik, siyanür, krom, cıva vb. toksik maddeleri içerirler.<br />
       d) Yağlar ve benzeri maddeler : Tanker kazaları ve petrol boru hatlarından kaynaklanır.<br />
       e) Sentetik deterjanlar : Temizlik maddeleri (fosfat yüklü).<br />
       f) Radyoaktivite: Nükleer enerji santralları, hastaneler, bazı endüstri kuruluşları, araştırma kuruluşlarından kaynaklanan atıklar ile nükleer silah denemeleri sonucunda oluşabilmektedir.<br />
       g) Pestisitler: Tarımsal savaşta kullanılan yapay organik maddelerdir.<br />
       h) Yapay organik kimyasal maddeler: Bu maddeler farmasotik, petrokimya ve zirai kimya endüstrilerince üretilmektedir.<br />
      i) Anorganik tuzlar: Bu maddeler toksik olmayıp ancak yüksek dozlarda kirletici olarak kabul edilirler.<br />
      j) Yapay ve doğal tarımsal gübreler: <a href="http://www.genelbilge.com/tag/azot/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Azot">Azot</a> ve fosfordan kaynaklanan ikincil kirlenme.<br />
      k) Atık ısı: Tek geçişli soğutma suyu sistemlerine sahip termik santrallar yüzeysel sulara büyük miktarda atık ısı verir. Suyun sıcaklığının artması bir yandan doğal arıtma sürecini hızlandırırken öte yandan sudaki oksijenin doygunluk derişimini azaltarak anaerobik kokuşmaya neden olurlar.<br />
      	Yukarıda 11 madde halinde verilen kirleticilerin sadece &#8220;a&#8221; maddesi evsel atıkları ilgilendirmekte iken, &#8220;f&#8221; maddesi (radyoaktivite) dışında kalan 10 madde tarım, tarıma dayalı sanayi ve tarıma girdi sağlayan tesisleri ilgilendirmektedir.<br />
      	İnsanların beslenmesi için günde 1.5 &#8211; litre suya gerek vardır ve bu miktar su büyük miktarda içme suyu ve sıvı gıdalar ile alınır. Vücuda giren su miktarı kadar su ter, solunum, dışkı ve en fazla olarak idrar ile atılır. İdrarın %90 kadarı su, %2 kadarı üre, geri kalan kısmı çeşitli inorganik tuzlar ve organik bileşiklerdir. İdrar içindeki üre kanalizasyonda bulunan bakteriler için ideal bir substrattır ve kolaylıkla karbondioksit ve amonyağa parçalanır. Bir diğer deyişle idrar çevre kirliliği oluşturmaz. Benzer şekilde günde 2-3 kez duş alan kişinin doğaya verdiği atık su da hemen tümüyle temiz sayılabilir. Buna karşılık, yıkanma, çamaşır ve bulaşık yıkama, ev temizliği ile kanalizasyona verilen atık su sadece deterjan ve sabun nedeni ile dahi önemli bir kirlilik oluşturur. Lavabo altı çöp öğütme sistemlerinin giderek yaygınlaşan kullanımı ile pek çok katı atık da doğrudan kanalizasyon sistemine verilmektedir.<br />
Çağdaş insanın günde kullandığı ve tekrar doğaya verdiği su miktarı 150 litre kadardır. Havaların sıcak gitmesi ile duş alma sayısının artması, araba yıkama, bahçe sulama gibi işler sonucu su kullanımı kişi başına günde ortalama 1000 litreye kadar çıkmaktadır.<br />
      	Yapılan hesaplamalar yerkürede kişi başına 470 milyon ton su olduğunu göstermektedir. Bu suyun %97&#8242; si deniz ve okyanuslarda, %3&#8242; ü ise tatlı su kaynaklarında bulunmaktadır. Tatlı su kaynaklarının ise %75&#8242; i buzullarda, %25&#8242; i akarsu ve göllerde bulunur. Akarsu ve göllerde bulunan suyun büyük çoğunluğu yeraltı sularıdır. Sonuç olarak tatlı su kaynaklarının ancak % 0,75&#8242; i akarsu, göl ve yeraltı suları halinde bulunmakta, tüm su kaynaklarının % 0,01 kadarı yerüstü nehir ve göllerde bulunmakta, bu durumda kişi başına düşen yerüstü su kaynakları kişi başına ancak 47 bin ton olmaktadır. Bir diğer deyiş ile yerüstü tatlı su kaynakları dünya nüfusu tarafından eşit olarak paylaşılır ise kişi başına düşen 47 bin ton su, günde 1000 litre hesabı ile kişi başına 128 yıl yeterli olacaktır. Bu miktara tarım ve endüstride kullanılan miktar dahil değildir. Ancak yer üstü akarsu ve göllerin büyük kısmının kirlenmiş olması, Amazon nehri gibi doğrudan insan kullanımına elverişli olmaması gibi nedenlerle içme ve kullanma suyu kaynakları giderek azalmaktadır. Ortadoğu ülkelerinde deniz suyundan içme suyu üretimi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti &#8216;ne Türkiye&#8217; den balon ile su taşınması, turizm cenneti olarak tanımlanan Antalya&#8217; da turizm açısından büyük potansiyel sahibi deniz kıyısındaki pek çok köyde içme suyu olarak yağan yağmurların sarnıçlarda biriktirilmesi ve yazın bu suyun kullanılması içme suyu sağlamadaki tehlikeyi açıklamaktadır. Bir yaklaşıma göre temiz su kaynaklarının tükenmesi dünyanın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yok/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yok">yok</a> olmasına neden olacak en yakın potansiyel tehlikedir.<br />
Evsel atıklar içinde çevre kirliliği açısından kanalizasyona verilen en tehlikeli atıklar deterjanlar ve temizlikte kullanılan çamaşır suyu gibi kimyasallardır. Bunlar biyolojik atık su arıtma sistemlerinin çalışmasını da etkilediği için önemli ölçüde kirlenmelere neden olmaktadırlar. Son yıllarda biyolojik olarak parçalanan temizlik hammaddelerinin kullanımı ile bu sorun kısmen de olsa giderilmiştir.<br />
Evsel atıkların oluşturduğu çevre kirliliği yanında sanayide oluşan kirlilik çok daha önemli boyutlardadır. Su kirliliği açısından endüstri tesisleri büyük dağılım gösterir. Büyük bir elektronik montaj tesisinde kanalizasyona hemen hiç bir endüstriyel atık karışmaz iken küçük bir mezbahanın yarattığı kirlilik çok büyük boyutlarda olmaktadır.<br />
       	Endüstriyel atık suyun kirliliği &#8220;İnsan Kirliliğine Eşdeğer&#8221; kirlilik (İKE) ile ölçülebilir. Buna göre 1 sığırın kesilmesi ile oluşan kirlilik 21 İKE &#8216;dir. Bunun anlamı 1 sığırın kesilmesi ile oluşan kirlilik 21 insanın 1 günde oluşturduğu evsel atık suyun kirliliğine eşittir. 100 litre bira üretiminde 100 İKE, 100 kg peynir üretiminde 130 İKE, 1 ton sütün işlenmesinde 162 İKE,1 ton çamaşır yıkanmasında 830 İKE, 1 ton kağıt üretiminde 1000 İKE,1 ton maya üretiminde 6300 İKE kirlilik oluşur.<br />
       	Tarıma dayalı sanayii kuruluşları arasında önemli bir yer tutan gıda sanayii üretim birimlerindeki büyük farklılıklar nedeni ile oluşturduğu çevre kirliliği açısından bir bütün olarak incelenemez. Örneğin sadece yoğurt işleyen bir tesisin atık-ları ile sadece peynir işleyen tesisin atıkları arasında büyük farklılıklar vardır. Aşa-ğıda alt sektörler bazında gıda sanayiinin sıvı atıklarına örnekler verilmiştir .<br />
       	Süt endüstrisi: Toplam kurulu kapasitesi 3.500.000 ton/yıl olan süt işleme tesislerinde kullanılan su hammadde olan sütten işletmeye bağlı olarak 1,8 -12 kat daha fazla olabilmektedir. Temel kirleticiler çeşitli şekillerde kanala dökülen süt, peyniraltı suyu, konsantre yoğurt üretiminde çıkan yoğurt suyu, yayık altı, tereyağı yıkama suyu, salamura çözeltileri, temizleme sularıdır. Türkiye&#8217; de süt endüstrisi tesislerinin yarattığı kirlilik 20 &#8211; 200 milyon İKE olarak tahmin edilmektedir.<br />
       	Meyve-sebze işleme endüstrisi: Hammaddenin yıkanmasında kullanılan fazla miktarda su kirlilik derişimini azaltıcı etki yaparken, bu suyun basınç ile kullanılması meyve sebze parçalarının da suya geçmesine neden olmaktadır. Sebze atık suları azotça zengin ancak fosforca fakir iken meyve işleme atık sularında tersidir. Salça endüstrisinde 32 milyon, meyve suyu endüstrisinde 16 milyon İKE kirlilik tahmin edilmektedir.<br />
       	Bira endüstrisi: Başlıca yıkama sularından oluşan kirlilik 45 milyon İKE olarak tahmin edilmektedir.<br />
       	Bitkisel yağ endüstrisi: 100 ton rafine bitkisel yağ üretiminde çeşitli organik ve inorganik kirleticileri içeren 135 ton atık su çıkar. Bu suyun içinde sıcaklığı 70 &#8211; 90 oC olan 30 ton kadar yıkama suyu alıcı su kaynağında önemli bir fiziksel kirlilik oluşturur.<br />
       	Şeker endüstrisi: En önemli kirlilik kampanya süresinin uzamasına bağlı olarak bozulan pancarların yarattığı kirliliktir.<br />
Mezbahalar: Başta kan ve işkembe içeriği olan atıklar genelde aerobik olarak kolay arıtılan özellik gösterirler.<br />
      	Zeytin-turşu: Atık su içindeki yüksek tuz konsantrasyonu büyük sorun çıkarır.<br />
      	Tarıma dayalı sanayi içinde tekstil, Türkiye&#8217; <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deki">deki</a> istihdamın yaklaşık %34&#8242; ünü ve ihracatın %40&#8242; lık kısmını kapsaması, doğal kaynakların tüketimi ve kimyasalların kullanımı nedeni ile atık yükünün fazla olması nedeni ile üzerinde en çok durulan endüstri dalları arasında yer almaktadır. Deri endüstrisi de atık su hacmi bakımından tekstilden sonra ikinci öncelik almaktadır. Kağıt endüstrisi ise uygulanan proses gereği ileri arıtım teknolojilerine gerek duymaktadır.<br />
3.2  Katı Atıklar<br />
       	Yapılan araştırmalara göre nüfusun kırsal &#8211; kentsel olması, sosyoekonomik ve sosyokültürel yapısı ve tüketim alışkanlıklarına göre değişmek üzere Türkiye&#8217;de kişi başına günde ortalama 0.7- 0.9 kg katı atık oluşturduğu belirlenmiştir. Bu miktar, Türkiye genelinde yılda 15-20 milyon ton katı atık anlamına gelmektedir. Atıkların bileşimi ortalama olarak % 22 yiyecek artığı, %11 kağıt-karton,%4 plastik, % 2 cam, %2 metal ve %59 diğer şeklinde olup %10-15&#8242; i geri kazanılabilir niteliktedir. Buna göre Türkiye &#8216; de yılda 2-3 milyon ton çöpün geri kazanılabileceği, bunun ekonomik değerinin 1999 yılı fiyatları ile 10-11 trilyon TL olduğu tahmin edilmektedir. Değerlendirilebilir atıkların %48&#8242; <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ini/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ini">ini</a> kağıt-karton, %27&#8242; sini cam,%14&#8242; ünü metal ve %11&#8242; <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ini/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ini">ini</a> plastik ambalaj malzemeleri oluşturmaktadır. Gıda sanayii geri dönüşsüz ambalaj materyali kullanarak katı atık birikiminde etkili olmaktadır.<br />
Tarıma dayalı endüstri dalları arasında gıda sanayiin pek çok dalında önemli miktarlarda katı atık ortaya çıkmaktadır. Bu katı atıklar işleme süreci içinde değerlendirilemeyen artıklardır. Örneğin meyve suyu endüstrisinde meyve çekirdeği, sap, posa, bitkisel yağ endüstrisinde hammadde cinsine göre kabuk, çekirdek, küspe işleme sürecinde artık niteliği taşımaktadır. Bunların bir kısmına hayvan yeminde olduğu gibi önemli bir talep olurken, bir kısmı yakıt olarak kullanılmakta, bir kısmı katı atık olarak çöpe gitmektedir.<br />
Şeker endüstrisinde pancarın kısmen iyi temizlenememesi, kısmen de sa-dece ağırlık olsun diye bilinçsizce temizlenmemesi sonunda şeker fabrikalarında önemli bir toprak yığıntısı olmaktadır. Burada asıl üzücü olan, birinci sınıf toprağın fabrikaya getirilip, bunun işletme için bir katı atık olarak giderilmesi gerekliliğidir.<br />
        	Kırmızı ve beyaz et sektöründe artıklar rendering ürünleri ile birlikte çoğu kez yem olarak değerlendirilmektedir. Buna karşı su ürünleri sektörü yoğun bir organik maddeyi katı atık olarak atmaktadır.<br />
       	Kirlenmiş suyun arıtılması, bir şekilde mümkün olmakla beraber, kirlenmiş toprağın temizlenmesi sadece başta gıda ambalajları olmak üzere bazı katı atıkların temizlenmesinden ibarettir. Toprağın tarım makinaları örneğinde verildiği gibi, demir ile kirlenmesi halinde tek temizleme yöntemi yağmur sularının kirliliği temizlemesini beklemekten ibarettir. Bu açıdan bakıldığında toprağın kirlenmesi suyun kirlenmesine oranla çok daha tehlikeli boyutlarda olabilmektedir.<br />
       	3.3  Havanın Kirlenmesi<br />
       	Hava kirliliği esas olarak enerji elde edilmesi amacı ile uygun olmayan yakıtların kullanımı ve/veya uygun olmayan teknolojilerin kullanımından kaynaklanmaktadır. Sanayide baca gazlarının filtre edilmeden havaya verilmesi uygun olmayan teknoloji olarak değerlendirilebilir.<br />
       	Ormanların yok olması, ozon tabakasında delinme, nükleer denemeler vb. nedenlerle atmosferin ısınması da havada fiziksel kirlilik olarak nitelendirilebilir. Buna bağlı olarak iklimde görülen değişmeler tarımı diğer üretim birimlerine göre daha fazla etkilemektedir. </p>
<p>4. KİRLİLİĞİN ÖNLENMESİ<br />
       	Çevre kirliliğine bir bütün olarak bakıldığında kirliliğin ortadan kaldırılması yerine kirlenmenin önlenmesi en akılcı çözüm olarak ortaya çıkmaktadır. Yer küredeki tüm sosyoekonomik ve sosyokültürel yapı dikkate alındığında kirlenmenin tümüyle önüne geçilmesi bugün için olanaksızdır. Bunun yerine özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bir yandan kirlenmenin olanaklar ölçüsünde azaltılması, mevcut kirliliğin temizlenmesi, atıkların yeniden kazanılması gibi çevre koruma yöntemleri beraberce uygulanmalıdır.<br />
Ekonomik ve sosyal kalkınma faaliyetleri ile birlikte ortaya çıkan, çevre ve insan sağlığını tehdit edici etkileri nitelik ve nicelik olarak en aza indiren ve doğal kaynakları en verimli şekilde kullanarak bunları sürdürülebilir kılan teknolojiler &#8220;çevre dostu teknolojiler&#8221; olarak tanımlanmaktadır. Çevre dostu teknolojiler genelde 4 ana başlık altında toplanmaktadır.<br />
- Bir işlem sonucunda ortaya çıkan zararlı etkileri ortadan kaldırmaya yönelik teknolojiler: Üretim prosesinde değişiklik yapılmadan, üretim sonucunda ortaya çıkan atıklara ve diğer zararlara müdahale eden atık su arıtma teknolojileri gibi teknolojilerdir.<br />
       &#8211; Proses değişikliğine gidilerek, hammadde, yardımcı madde, doğal kaynak girdilerini ve atık çıktılarını en aza indirgeyen teknolojiler : Bunlar üretim sürecini ve ürün tipini değiştirmeye yönelik olabilir. Daha az enerji, su ve kimyasal madde kullanarak, daha verimli çalışan, nitelik ve nicelik olarak daha az/daha zararsız atık üreten prosesler ve son ürünler bu kapsamdadır.<br />
       &#8211; Geri kazanım ve yeniden kullanım teknolojileri: Atıkların  ve atık malzemenin yeni malzemelere dönüştürülerek yeniden kullanımlarını sağlayan, çevreye atılarak zarar vermelerini önleyen ve doğal kaynak tüketimini azaltan teknolojilerdir.<br />
       &#8211; Eski ve geleneksel çevre dostu teknolojiler: Güneş enerjisi gibi çok eski çağlardan beri bilinen gelenekselleşmiş bazı teknolojiler özellikleri gereği zaten çevre dostu olan, bir diğer deyiş ile çevreye zarar vermeyen teknolojilerdir.<br />
Çevre dostu teknolojilerin yukarıda verilen genel çerçevesi içinde ikinci grupta tanımlanan teknolojiler &#8220;temiz ürün &#8211;  temiz üretim teknolojileri&#8221; olarak tanımlanırlar. Üçüncü grupta yer alan &#8220;geri kazanım ve yeniden kullanım&#8221; teknolojilerinin üretim alanında ve üretim prosesine entegre olarak gerçekleştirilenleri de &#8220;temiz üretim teknolojileri&#8221; kapsamına girmektedir.<br />
      	Temiz üretim, verimliliği artıracak, hava, su ve toprağın kirlenmesini önleyecek, atıkları kaynağında yok edecek ve insan ile çevre üzerindeki riskleri en aza indirecek proses ve ürünlerin sürekli ve birlikte kullanılmasıdır. Temiz üretimin temel ilkeleri ; kirlilik kontrolü için temizleyici ve düzeltici değil önleyici yaklaşımları esas almak, hammadde ve enerjinin daha az tüketilmesi ile atıkların azaltılmasını sağlamak, doğal kaynakların optimum kullanımını sağlayacak şekilde teknolojik proseslerin iyileştirilmesi ve yeni proseslerin geliştirilmesini kapsamaktır.<br />
Temiz üretim teknolojilerinin kullanılması, temiz üretim kapsamında tanımlanan faaliyetlerin bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu nedenle &#8220;temiz üretim&#8221; kavramı esas alınmakta ve temiz üretim teknolojilerinin kullanılması da bu kavram kapsamında yer almaktadır. Diğer bir deyiş ile temiz üretimde teknoloji önemlidir ancak temiz üretim sadece bir teknoloji uygulaması değil,aynı zamanda sanayinin çevreye bakışı ve çevreyle ilişkileri için yeni yaklaşımları ve davranışları da içeren bir uygulamadır. Aşağıda, kirliliğin önlenmesine yönelik yaklaşım ve örnekler verilmiştir.</p>
<p>4.1 Arıtma<br />
       	Arıtma ile asıl kastedilen suyun temizlenmesidir. Tüm arıtma sistemleri fiziksel, kimyasal ve biyolojik arıtma grupları içinde sınıflandırılabilir. Fiziksel arıtma ile suyun içinde bulunan kaba maddeler ızgara ve filtreler ile , kum vb. iri maddeler çökeltme havuzlarında bekletme ile, madensel yağlar sıyırma veya işletme içinde santrifüjleme gibi şekillerle atık sudan ayrılabilirler. Kimyasal arıtma atık suda çözünmüş olarak bulunan kirletici unsurların kimyasal reaksiyonlar ile çözünürlüğü düşük bileşiklere dönüştürülmesi ya da askıdaki katı maddelerin çökeltilmesidir ve genellikle endüstriyel atık sulara uygulanır. Aerobik biyolojik arıtma ise prensip olarak suda çözünmüş halde bulunan organik maddeleri mikroorganizmalara yedirmek, bu şekilde oluşan biyolojik kütleyi atık sudan ayırmaktır. Anaerobik biyolojik arıtma ise organik maddeleri mikroorganizmalar ile daha küçük moleküllere dönüştürmektir. Bu dönüşüm sonunda metan gazı da elde edilir. Kalan küçük moleküllü organik maddeler aerobik arıtım ile kolaylıkla arıtılabilecek forma dönüşür. Bir diğer deyiş ile anaerobik arıtma tesisleri aerobik arıtma öncesi kullanılır. Biyolojik arıtmada basit olarak 40.000 BOD altında kirli sulara aerobik, 40.000 BOD&#8217; den daha kirli sulara anaerobik olarak uygulanır. Gıda endüstrisi gibi organik madde yükü fazla olan atıklar biyolojik arıtma ile temizlenebilir. Tarıma dayalı diğer sanayi dallarında kimyasal arıtma sistemleri kullanılmaktadır.<br />
      	Tüm arıtma sistemleri pahalı ve çalıştırılması zor olan temizleme birimleridir. Atık suyun miktarı, kirlilik konsantrasyonu, kirlilik ögeleri, günlük deşarj edilen miktarın gün içinde miktar, bileşim ve konsantrasyon dağılımı gibi faktörler tarafından etkilenir. Orta ölçekli (10 &#8211; 50 ton/gün süt girişi olan) bir peynir işletmesi için biyolojik arıtma sisteminin maliyeti işletmenin arıtma tesisi dışındaki maliyetinin yarısına kadar çıkabilmektedir. Türkiye &#8216;de peynir işletmelerinin büyük çoğunluğu orta ölçekli işletmelerdir ve gıda sanayiin diğer sektörleri için de arıtma sistemi maliyeti buna yakındır.<br />
       	Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) &#8216;nün 1996 yılı verilerine göre 10 ve daha fazla işçi çalıştanlar olmak üzere Türkiye &#8216;de gıda, içki, tütün sektöründe 163 devlet, 1658 özel sektör olmak üzere toplam 1821 işletme bulunmaktadır. Aynı sıralama ile işletme sayıları dokuma, giyim eşyası ve deri sanayiinde 26, 2362, 3288;orman ürünleri ve mobilya sanayiinde 15, 404, 419 şeklindedir. Buna karşılık endüstriyel atık su arıtma sistemine sahip olan işletme sayıları aynı sıralama ile gıda, içki, tütün sektöründe 13, 85, 98;dokuma, giyim eşyası ve deri sa-nayiinde 6,69,75;orman ürünleri ve mobilya sanayiinde 1, 1, 2 şeklindedir.<br />
Her nekadar DİE&#8217; nin verilerinde muhtemelen yıllardan kaynaklanan bir tutarsızlık varsa da, tarıma dayalı sanayi tesislerinde atık su arıtımının, öncelikle yatırım maliyeti açısından çok yetersiz olduğu bilinmektedir. Dikkat çekici durum ise devlete ait işletmelerde de atık su arıtım tesislerinde gerek tesis sayısı gerek kullanma etkinliği açısından kayda değer bir yetersizlik olmasıdır.<br />
4.2  Atıkların Azaltılması<br />
Gıda endüstrisi içinde üzerinde en çok çalışılmış konulardan birisi peyniraltı suyudur. Bunun hiç bir işlem görmeden doğrudan alıcı su kaynağına verilmesi ile yaklaşık 40.000 BOD düzeyinde bir kirlilik oluşmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi 40.000 BOD sınır değer olup anaerobik arıtım gerektirecek kadar yüksek bir kirliliği tanımlamaktadır. Yapılan hesaplamalar, yayıkaltı suyu ve peyniraltı suyu ile birlikte 1984 yılında yaklaşık 23 bin ton yağ, 103 bin ton protein, 158 bin ton laktoz ve 15 bin ton mineral madde atılmıştır. Sadece atılan protein 1984 yılı nüfusu ile Türkiye&#8217;nin 1,5 &#8211; 2 aylık protein ihtiyacı anlamına gelmektedir. Yayıkaltı ve peyniraltı suyundaki tüm besin maddelerinin geri kazanılarak doğrudan beslenmede kullanılması beklenmektedir.Bununla beraber peyniraltı suyundaki yağın mekanik olarak ayrılması ve/veya lor peyniri yapımı ile işletme bir yandan doğrudan gelir elde edecek diğer yandan organik madde yükü azaltılmış atık suyun arıtımı için daha az masraf yapacağından dolaylı olarak gelir elde edecektir. Bunun gibi örnekler gıda endüstrisinin pek çok dalı için de verilebilir.<br />
4.3  Biyogaz üretimi<br />
Biyolojik arıtma sistemine bir alternatif biyogaz üretimidir. Biyogaz üretimi aslında küçük ölçekli bir anaerob arıtma sistemidir. Başta hayvan dışkısı olmak üzere lağım suları, kültür bitkilerinin artıkları, gıda işleme ve kağıt işleme fabrikalarının artıkları, yabani otlar ve su bitkileri olmak üzere pek çok organik atık biyogaz üretiminde kullanılabilir. Biyogaz,bilindiği gibi organik maddelerin anaerobik parçalanması sonucu ortaya çıkan metan gazıdır. Biyogaz, enerji olarak kullanıldığı gibi, anaerobik parçalanma sonucu parçalanan organik maddeler bitkiler tarafından daha kolay kullanılmakta,böylece verimlilik artmaktadır. Basit bir hesap ile hayvan dışkısının tezek olarak yakılmasında sağlanan fayda 100 birim kabul edilirse dışkının doğrudan tarlaya verilmesi halinde, verim artışına bağlı olarak elde edilecek yarar 266, dışkıdan biyogaz elde edip bunun yakılması ve kalan organik maddenin tarlaya verilmesi ile elde edilecek yarar 415 olmaktadır. Her ne kadar biyogaz tesisleri daha çok hayvan dışkısının daha etkili değerlendirilmesi amacına yönelik olması ve tezeğin biyogaza göre daha alışıla-gelmiş,ucuz ve kolay depolanabilmesi gibi olumsuzluklar varsa da;her türlü organik atığın bu şekilde değerlendirilebilmesi nedeniyle özellikle kırsal kesimde sadece kirliliği azaltıcı değil, aynı zamanda gelir elde edici bir faktör olarak düşünülmelidir.<br />
4.4  Tek Hücre Proteini Üretimi<br />
Organik atıkların aerobik arıtımına bir alternatif tek hücre proteini üretimidir. Yukarıda da belirtildiği gibi aerobik arıtımın esası suda çözünmüş halde bulunan organik maddelerin mikroorganizmalar tarafından tüketilmesi ve bu şekilde oluşan biyokütlenin sudan basit bir çökertme ile ayrılmasıdır. Burada kullanılacak biyokütlenin saf bir maya kültürü tarafından oluşturulması ile yüksek besin değerine sahip bir ürün elde edilebilir. Tek hücre proteini olarak tanımlanan bu biyokütle doğrudan insan beslenmesine uygun olmamakla beraber 2.Dünya Sa-vaşı sırasında Almanya ve SSCB&#8217;de insan besini olarak kullanılmıştır. Geri kalmış ülkelerde besin maddesi yetersizliği nedeni ile tek hücre proteininin günlük diyetlere az miktarlarda ilave edildiği bilinmektedir.Tek hücre proteininin en iyi olarak kullanıldığı yer kanatlı hayvan yem rasyonlarına ilavedir. Tek hücre proteini üretimi açısından başta meyve ve sebze işleme sanayii artıkları (posa, kabuk vb.), melas, vinas, peyniraltı suyu,keçi boynuzu, tahıl hasadından geriye kalan sap ve saman, bira ve nişasta endüstrisi atıkları, zeytin karasuyu gibi tarım ve tarıma dayalı sanayi artıkları iyi bir hammadde oluşturmaktadır. Tek hücre proteini üretimi zor ve pahalı bir işlem olmakla beraber, aerobik arıtma sisteminden farklı olarak elde edilecek ürünün bir ekonomik değeri vardır.<br />
4.5 Geri Kazanım ve Enerji Üretimi<br />
Başta gıda sanayii ve temizlik ürünleri ambalajları olmak üzere katı atıkların toplanıp tekrar işlenmesi (geri kazanım) katı atık sorununu azaltacaktır. Konu dışında kalmakla beraber Madrid şehri katı atıklarının işlenmesi ile Madrid&#8217; in tüm elektrik gereksiniminin karşılandığı ve bunun gibi pek çok örnek olduğu unutulmamalıdır.</p>

<p class="sayac_bilgi">7 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/endustri-ve-cevre-iliskileri.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çevre Ve Teknoloji</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/cevre-ve-teknoloji.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/cevre-ve-teknoloji.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 12:09:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alet]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[Cep Telefonu]]></category>
		<category><![CDATA[Denge]]></category>
		<category><![CDATA[Deterjan]]></category>
		<category><![CDATA[Gerek]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[Ilave]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kara]]></category>
		<category><![CDATA[onu]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11826</guid>
		<description><![CDATA[Canlıların ve cansız varlıkların oluşturduğu doğal ortama çevre diyoruz. Çevre, insan ile karşılıklı bir etkileşim içerisinde olduğundan, insan faaliyetleri çevreyi olumlu yada olumsuz yönde etkilemektedir. Çağımızda hızla ilerleyen bilim ve teknoloji, bireylerin ve onu meydana getiren toplumların yaşantılarını değiştirmekte, çevreyi ise büyük ölçüde etkisi altına almaktadır. Bilim, insanlık tarihi ile aynı yaştadır. Çünkü canlılar içerisinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Canlıların ve cansız varlıkların oluşturduğu doğal ortama çevre diyoruz. Çevre, insan ile karşılıklı bir etkileşim içerisinde olduğundan, insan faaliyetleri çevreyi olumlu yada olumsuz yönde etkilemektedir. Çağımızda hızla ilerleyen bilim ve teknoloji, bireylerin ve onu meydana getiren toplumların yaşantılarını değiştirmekte, çevreyi ise büyük ölçüde etkisi altına almaktadır.<br />
	Bilim, insanlık tarihi ile aynı yaştadır. Çünkü canlılar içerisinde alet yaparak yaşantısını kolaylaştıran tek varlık insandır. Yaptığı aletleri kullanarak yaşamını kolaylaştırmış, yaşamına yeni biçimler kazandırmıştır. İnsanın çevresini tanıyarak edindiği bilgiler ve bunların sonuçları ile uygulama alanına dönüştürmesine teknolojiyi doğurmuştur. Çevremize baktığımızda yüzlerce teknolojik ürünle karşılaşırız. Bunların her bir değişik bir işe yaramakta, yaşamımızı kolaylaştırmakta ve hayatımıza yeni biçimler vermektedir. Otomatik çamaşır ve bulaşık makinaları, mikrodalga fırın, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cep-telefonu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cep Telefonu">cep telefonu</a>, faks, bilgisayar, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kara/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kara">kara</a>, hava ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deniz">deniz</a> taşıtları gibi araçlara her geçen gün bir yenisi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilave/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilave">ilave</a> edilmekte, daha gelişmiş teknolojik ürünler üretilmektedir. <span id="more-11826"></span><br />
	İnsanoğlunun yaşamını kolaylaştırmak için fabrikalarında ürettiği bu ürünler gerek üretim aşamasında, gerekse üretim sonrası kullanımlarında çevreye çeşitli atık maddeler bırakmaktadırlar. Yemek atıkları, dışkı, kağıt, plastik, cam parçaları, deterjan ve petrol atıkları, asitler, karbondioksit gazları kirliliğe neden olmakta, çevrenin doğal dengesini bozmaktadırlar. Her canlı beslenme, barınma, çoğalma gibi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> ihtiyaçlarını doğayla ve başka canlılarla paylaşırlar. Doğada yer alan tüm hayvan türleri, bitkiler ve cansız varlıklar dengeli bir uyum içinde yaşarlar. Ancak dışarıdan bir müdahale sonucu bu doğal denge bozulabilmekte ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bunun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bunun">bunun</a> sonucunda çevre sorunları ortaya çıkmaktadır.<br />
	Ülkelerin kalkınmaları, çağı yakalaması, bilgi çağına geçmesi ancak bilgi toplumu olmasıyla mümkündür. İnsanoğlunun önüne her gün yeni bir buluşun ürünü sunulmakta ve bunları kullanması istenilmektedir. Uydu teknolojisi, nükleer teknoloji dünyayı küçültmüş, iletişim teknolojisi sayesinde kıt’alar arasıdaki sınırlar adeta yok olmuştur. Hızlı gelişen bu teknoloji ise beraberinde çevre sorunlarını getirmiştir.<br />
Sağlıksız ve doğal dengesi bozulmuş bir çevre, başta insan sağlığını ve diğer canlıları etkilemektedir. Sanayi kuruluşların bacasından çıkan duman ve motorlu taşıtların egzozundan atılan zararlı ve zehirli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gazlar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gazlar">gazlar</a> hava kirliliğine yol açmakta, çevrede önemli ölçüde gürültü yaratarak insanın solunum ve sinir sistemini bozmaktadırlar. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/asit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Asit">Asit</a> yağmurları; havayı, suyu ve toprağı etkilemekte, ağacı, yeşili ve ormanı yok etmektedirler. Akarsulara, deniz ve göllere bırakılan atıklar ise suyun kalitesini bozarak, suda yaşayan canlıların yaşamını olumsuz yönde etkilemekte, bu yollarla mikroplu ve zehirli maddeler insan vücuduna geçmektedir. Teknoloji ürünü cihaz ve sistemlerin yaymış olduğu radyasyon ve şu an için bilinmeyen olumsuz etkileşimler sonucu, ileride gerek insan vücudunda, gerekse doğal dengede ne gibi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tahribat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tahribat">tahribat</a> yapacağı merak konusudur.<br />
Teknolojinin bu çarpıcı gelişimi insan oğlunun yaşamını kolaylaştırmakta çevreye duyarsız yaklaşımlar ise; doğal dengeden, insan sağlığından ve ömründen kayıplar vermektedir. İşletmeler insan yararına sundukları  bu ürünlerini, çalışma alanları hangi boyutta olursa olsun çevre kirlenmesine yol açmayacak ve gerekli önlemleri alarak yapmalıdırlar. Geride yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için bizlerinde yapabileceği şeyler olduğu gibi en büyük sorumluluk eğitim kurumlarına ve politikacılara düşmektedir. Günlük çıkar ilişkileri içerisindeki yaklaşımlar doğal dengede tahribat yaparak gelecek nesilleri tehlike altına almaktadır. Bugün Dünya,  teknolojiden ödün vermeden gelecek nesillere sağlıklı bir çevre ve yaşanabilir bir dünya bırakabilmenin paniği ile karşı karşıyadır. Bu panik, çevre sorunlarının <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sosyal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sosyal">sosyal</a> sorumluluk açısından <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ele/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ele">ele</a> alınma sürecini hızlandırmıştır. İşletmeler ürettikleri ürün ne olursa olsun, yaptıkları faaliyetlerinde kendi çıkarları yanında, bir bütün olarak toplumun çıkarlarını da korumak ve gözetmek , bu duyarlılığı her zaman göstermek zorundadırlar. Çünkü bizler bu çevreyi atalarımızdan ödünç aldık, gelecek nesillere de güzel bir Dünya bırakmalıyız. Birlikte yaşadığımız bu Dünya hepimizin&#8230;<br />
ÇEVRE VE TEKNOLOJİ	</p>
<p>	Canlıların ve cansız varlıkların oluşturduğu doğal ortama çevre diyoruz. Çevre, insan ile karşılıklı bir etkileşim içerisinde olduğundan, insan faaliyetleri çevreyi olumlu yada olumsuz yönde etkilemektedir. Çağımızda hızla ilerleyen bilim ve teknoloji, bireylerin ve onu meydana getiren toplumların yaşantılarını değiştirmekte, çevreyi ise büyük ölçüde etkisi altına almaktadır.<br />
	Bilim, insanlık tarihi ile aynı yaştadır. Çünkü canlılar içerisinde alet yaparak yaşantısını kolaylaştıran tek varlık insandır. Yaptığı aletleri kullanarak yaşamını kolaylaştırmış, yaşamına yeni biçimler kazandırmıştır. İnsanın çevresini tanıyarak edindiği bilgiler ve bunların sonuçları ile uygulama alanına dönüştürmesine teknolojiyi doğurmuştur. Çevremize baktığımızda yüzlerce teknolojik ürünle karşılaşırız. Bunların her bir değişik bir işe yaramakta, yaşamımızı kolaylaştırmakta ve hayatımıza yeni biçimler vermektedir. Otomatik çamaşır ve bulaşık makinaları, mikrodalga fırın, cep telefonu, faks, bilgisayar, kara, hava ve deniz taşıtları gibi araçlara her geçen gün bir yenisi ilave edilmekte, daha gelişmiş teknolojik ürünler üretilmektedir.<br />
	İnsanoğlunun yaşamını kolaylaştırmak için fabrikalarında ürettiği bu ürünler gerek üretim aşamasında, gerekse üretim sonrası kullanımlarında çevreye çeşitli atık maddeler bırakmaktadırlar. Yemek atıkları, dışkı, kağıt, plastik, cam parçaları, deterjan ve petrol atıkları, asitler, karbondioksit gazları kirliliğe neden olmakta, çevrenin doğal dengesini bozmaktadırlar. Her canlı beslenme, barınma, çoğalma gibi temel ihtiyaçlarını doğayla ve başka canlılarla paylaşırlar. Doğada yer alan tüm hayvan türleri, bitkiler ve cansız varlıklar dengeli bir uyum içinde yaşarlar. Ancak dışarıdan bir müdahale sonucu bu doğal denge bozulabilmekte ve bunun sonucunda çevre sorunları ortaya çıkmaktadır.<br />
	Ülkelerin kalkınmaları, çağı yakalaması, bilgi çağına geçmesi ancak bilgi toplumu olmasıyla mümkündür. İnsanoğlunun önüne her gün yeni bir buluşun ürünü sunulmakta ve bunları kullanması istenilmektedir. Uydu teknolojisi, nükleer teknoloji dünyayı küçültmüş, iletişim teknolojisi sayesinde kıt’alar arasıdaki sınırlar adeta yok olmuştur. Hızlı gelişen bu teknoloji ise beraberinde çevre sorunlarını getirmiştir.<br />
Sağlıksız ve doğal dengesi bozulmuş bir çevre, başta insan sağlığını ve diğer canlıları etkilemektedir. Sanayi kuruluşların bacasından çıkan duman ve motorlu taşıtların egzozundan atılan zararlı ve zehirli gazlar hava kirliliğine yol açmakta, çevrede önemli ölçüde gürültü yaratarak insanın solunum ve sinir sistemini bozmaktadırlar. Asit yağmurları; havayı, suyu ve toprağı etkilemekte, ağacı, yeşili ve ormanı yok etmektedirler. Akarsulara, deniz ve göllere bırakılan atıklar ise suyun kalitesini bozarak, suda yaşayan canlıların yaşamını olumsuz yönde etkilemekte, bu yollarla mikroplu ve zehirli maddeler insan vücuduna geçmektedir. Teknoloji ürünü cihaz ve sistemlerin yaymış olduğu radyasyon ve şu an için bilinmeyen olumsuz etkileşimler sonucu, ileride gerek insan vücudunda, gerekse doğal dengede ne gibi tahribat yapacağı merak konusudur.<br />
Teknolojinin bu çarpıcı gelişimi insan oğlunun yaşamını kolaylaştırmakta çevreye duyarsız yaklaşımlar ise; doğal dengeden, insan sağlığından ve ömründen kayıplar vermektedir. İşletmeler insan yararına sundukları  bu ürünlerini, çalışma alanları hangi boyutta olursa olsun çevre kirlenmesine yol açmayacak ve gerekli önlemleri alarak yapmalıdırlar. Geride yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için bizlerinde yapabileceği şeyler olduğu gibi en büyük sorumluluk eğitim kurumlarına ve politikacılara düşmektedir. Günlük çıkar ilişkileri içerisindeki yaklaşımlar doğal dengede tahribat yaparak gelecek nesilleri tehlike altına almaktadır. Bugün Dünya,  teknolojiden ödün vermeden gelecek nesillere sağlıklı bir çevre ve yaşanabilir bir dünya bırakabilmenin paniği ile karşı karşıyadır. Bu panik, çevre sorunlarının sosyal sorumluluk açısından ele alınma sürecini hızlandırmıştır. İşletmeler ürettikleri ürün ne olursa olsun, yaptıkları faaliyetlerinde kendi çıkarları yanında, bir bütün olarak toplumun çıkarlarını da korumak ve gözetmek , bu duyarlılığı her zaman göstermek zorundadırlar. Çünkü bizler bu çevreyi atalarımızdan ödünç aldık, gelecek nesillere de güzel bir Dünya bırakmalıyız. Birlikte yaşadığımız bu Dünya hepimizin&#8230; </p>

<p class="sayac_bilgi">29 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/cevre-ve-teknoloji.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alglerin Sebep Olduğu Sularda Tat Ve Koku Problemleri</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/alglerin-sebep-oldugu-sularda-tat-ve-koku-problemleri.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/alglerin-sebep-oldugu-sularda-tat-ve-koku-problemleri.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 10:18:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alg]]></category>
		<category><![CDATA[Algler]]></category>
		<category><![CDATA[Bol]]></category>
		<category><![CDATA[Boya]]></category>
		<category><![CDATA[Cyano]]></category>
		<category><![CDATA[Dominance]]></category>
		<category><![CDATA[Endo]]></category>
		<category><![CDATA[Fotosentez]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gruba]]></category>
		<category><![CDATA[Gruplar]]></category>
		<category><![CDATA[Hakim]]></category>
		<category><![CDATA[Halk]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Koku]]></category>
		<category><![CDATA[Mantarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Olur]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11763</guid>
		<description><![CDATA[Canlılar, hayvanlar ve bitkiler olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar. Bununla beraber bu ikisi arasında protista adı verilen üçünü bir canlı grubu vardır. Bu grup atık su tasfiyesiyle ilgili mikroorganizmaların çoğunu içine alır. Protistalar, yüksek ve alçak seviyeli olmak üzere ikiye ayrılırlar. Yüksek seviyeli olanlar, Algler Protozoalar (tek hücreliler) Mantarlar Moldlar (küf hayvancıkları) şeklinde sınıflandırılırlar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Canlılar, hayvanlar ve bitkiler olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar. Bununla beraber bu ikisi arasında protista adı verilen üçünü bir canlı grubu vardır. Bu grup atık su tasfiyesiyle ilgili mikroorganizmaların çoğunu içine alır.<br />
Protistalar, yüksek ve alçak seviyeli olmak üzere  ikiye ayrılırlar. Yüksek seviyeli olanlar,<br />
Algler<br />
Protozoalar (tek hücreliler)<br />
Mantarlar<br />
Moldlar (küf hayvancıkları)<br />
şeklinde sınıflandırılırlar.<br />
Alçak seviyeli olanlar ise;<br />
Mavi-yeşil algler<br />
Bakteriler<br />
olarak iki grupta toplanmıştır.<span id="more-11763"></span><br />
Sonuç itibarı ile protistalar tek veya çok hücreli olabilirler. Ancak çok hücreli olduklarında aynı dokudan yapılmışlardır.<br />
Algler bitki grubuna dahil edilirler. Fotosentez yapma özelliğini sağlayan yeşil, sarı, turuncu, mavi,kırmızı veya kahverengi pigmentleri (=boya maddeleri) bulunur. Böylece algler, klorofilleri sayesinde güneş ışığının enerjisini kullanabilirler.</p>
<p>2.1.2	Alglerin Çeşitleri<br />
Algler genellikle hareket etmezler. Büyüklükleri 5-100μm arasında bulunur. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">Genel</a> olarak algler, halk sağlığı yönünden zararlı değildirler. Fakat bazı mavi-yeşil (cyano) alg türleri endo- veya exo- toksin (egzotoksin) üretirler. Kafi derecede vücuda alınırlarsa sağlık açısından zararlı olabilirler. Algler güneş ışınlarından faydalanarak karbondioksitten hücre maddelerini teşkil ederler. Açığa çıkan oksijen alglerin bol miktarda yaşadıkları sularda çözünmüş oksijen konsantrasyonlarının artmasına neden olurlar. Normal fotosentez yapan birçok alg karanlıkta yaşamaya devam eder. Fotosentez ve solunum olayı birbirini takiben ortama hakim olur.<br />
Alglerin 15 000’den fazla türü vardır. Fakat su kirlenmesine sebep olanları dört grupta inceleyebiliriz. Bu gruplar pigmentlerinin rengine göre ayrılmışlardır.<br />
Mavi-yeşil algler (cyanobakterial dominance)<br />
Pigmentli flagellatlar (pigmenteal flagellates)<br />
Yeşil algler<br />
Diatomalar<br />
olarak sınıflandırılmıştır.<br />
2.1.2.1	Mavi-yeşil Algler</p>
<p>Tatlı su sistemlerinin, besi maddeleri (nütrient) ile zenginleşmesi sonucu meydana <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> ötrofikasyon olayı bu algler tarafından gerçekleşir. Yani mavi-yeşil algler foto ototroftur. Karanlıkta yaşayamazlar. Fakat bazıları azot ihtiyaçlarını atmosfer azotundan sağlayabilirler. Bu nedenle dünyanın her yerinde, toprakta, suda, denizlerde görmek mümkündür. Arıtma sistemlerinde bakterilere yardımcı olurlar. İkilenme süreleri 3-4 saattir. Fotosentez sonucu açığa çıkan oksijen, aynı ortamda büyüyen aerobik bakteriler tarafından karbonlu bileşiklerin oksitlenip karbondioksite dönüşmesinde kullanılır. Bu nedenle algler bakterilerle ir ilişki içersinde oksidasyon havuzlarında atık su arıtmada kullanılır. Ayrıca atık sulardan ağır metal giderilmesinde de kullanılabilir.  Pigmentleri hücre sıvısına karışmış durumdadır. Sularda kötü kokulara, tada ve görüntü kirliliğine sebep olurlar. Mavi-yeşil alglerin üç türü egzotoksin üretirler. Bu türler Anabaenopsis, Microcystis ve Aphaniizomenon adını alırlar. Alg patlaması sırasında meydana <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a>  ekzotoksin konsantrasyonu memelilerde, kuşlarda, balıklarda kafi dozlarda alındığı zaman hastalık yada ölümlere sebep olurlar. Rekreasyon yerlerinde yüzme sırasında ve içildiği zaman insanda deri tahrişlerine ve barsak enfeksiyonlarına yol açarlar. Endotoksinler ise, heterotrofik gram negatif bakterilerin ve mavi-yeşil alglerin hücre zarlarının normal bir bileşimi olup (immunuo suppresed) hastalarda toksimia ve shock’a yol açarlar.<br />
2.1.2.2	Pigmentli Flagellatlar</p>
<p>Bunların çekirdeği, kloroplastları flagellaları (kamçı) ve göz şeklinde bir benekleri bulunur. Bu grubun içinde yeşil renkli hareketli formlara rastlanır.<br />
2.1.2.3	Hareketsiz Yeşil Algler</p>
<p>Bunlar tek yada çok hücreli olabilen organizmalardır. Tek hücreliler genel olarak küçüktür. Çok hücreliler yüzen büyük kitleler teşkil edebilirler. Bu tür en çok aerobik ve fakültatif stabilizasyon havuzlarında görülür.<br />
2.1.2.4	Diatomalar</p>
<p>Renkleri altın sarısına kaçan kahverengidir. Hareketlidirler. Yapısında silisyum dioksit bulunur. Bazen saça benzeyen flamentlerden koloniler teşkil ederler.<br />
Algler filtre yüzeyine yeşilimsi ve kahverengimsi bir renk verirler. Havalandırma havuzlarındaki kanallar boyunca ve savaklar üzerinde de algleri görmek mümkündür. Oksidasyon havuzlarında önemli rol oynarlar. Alg türlerinin arıtma sistemlerindeki hakimiyeti besi maddeleri cinsi ve konsantrasyonuna bağlı olmakla birlikte, euglena ve chlorella gibi phytoflagellalar genelde en çok rastlanan alglerdir. Besi maddelerinin seviyesi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/dusuk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with DüşüK">düşük</a> olduğu zaman genelde yeşil algler sisteme hakimdir. Shirogya, vaucheria ve ulothrix bu yeşil alglerin en önde gelenidir. Phacus, euglena, chlamydomonas, navicula, oscillatoria, vlothrix damlatmalı filtreler ve oksidasyon havuzlarında görülen alglere örnektir.   </p>
<p>Tablo 2.1 Alglerin dört ayrı büyük grubunun karşılaştırılması</p>
<p>	Alg Grubu<br />
Karakteristik	Mavi-yeşil	Yeşil veya kahverengi	Yeşil alg	Diatoma<br />
Renk	Mavi-yeşil	Yeşil veya kahverengi	yeşil	Kahverengi(açık yeşil)<br />
Pigmentin yeri	Hücrenin bütününde	Plastidlerde	Plastidlerde	Plastidlerde<br />
Nişasta	yok	Var veya yok	var	Yok<br />
Sümüksü örtü	Mevcut 	Ekseriya yok 	Ekseriya yok	Ekseriya yok<br />
Çekirdek	Yok	Var 	Var 	Var<br />
Flagellum	Yok 	Var 	Yok 	Yok<br />
Hücre duvarı	Sümüksü örtüden ayrılamaz.	Çok ince veya yok.	Yarı-rijit	Çok rijit<br />
“Göz”(benek)	Yok 	Var 	Yok 	Yok </p>
<p>2.2	ÖTROFİKASYON</p>
<p>Göl ve haznelerin, su hayatını besleyecek azot ve fosfor gibi elementlerle zenginleşerek kalitesinin bozulmasına ötrofikasyon denir. Besi elementlerinin fazla oluşu dengeyi bozar ve zooplankton tarafından tüketilmesi kolay olmayan mavi-yeşil alglerin birden bire fazla miktarda üremesine yol açar. Dolayısıyla mavi-yeşil alglerin ortamda görülmesi ötrofikasyonun belirtisidir.<br />
Ötrofikasyon sebebi ile sular bulanık bir hal alır. Suda yüzen alg kitleleri rüzgarla sahile vurur. Çürüyerek kötü kokular çıkmasına sebep olurlar. Çürüyen algler aynı zamanda çökelerek çözünmüş oksijenin azalmasına yol açarlar.<br />
Alg üremesi ve anaerobik ayrışma olayı dolayısıyla meydana gelen tat ve koku, içme suyu tasfiyesini zorlaştırır. Ayrıca alg büyümesi hızlı kum filtrelerin tıkanmasına veya geri yıkama periyodunun azalmasına sebep olurlar.<br />
Suları bulanık haznelerdeyse durum daha farklıdır. Küçük haznelerde sular kolaylıkla bulanık hale gelebileceğinden suya ışık nüfuz edemez. Bu sebeple bitkisel üretim ve alg yetişmesi daha az olur. Besi maddesi bol miktarda mevcut olsa bile, güneş ışığının eksikliği nedeniyle fotosentez yetersiz olur. Fakat bu halde de aşırı bulanıklığın içme suyu temini için mahzurlu olduğunu belirtmek gerekir.<br />
Çözünmüş oksijen konsantrasyonlarının azalması, mikrobiyal aktivitenin fazlalaşması, yüksek bulanıklık ve renk ile ilerde THM (trihalometan)’a, dönüşecek olan maddeler, ötrofikasyonla ilgili su kalite parametreleri arasında sayılabilir. Bunlar, su tasfiyesini olumsuz etkilemekte, tat ve koku problemleri ile filtrelerin tıkanmasına yol açmaktadır. Ötofikasyonun en önemli işareti alglerin belirmeye başlamasıdır. Alg su ortamında her yerde bulunan bir organizmadır. Tatlı, acı ve tuzlu bütün sularda bulunur. Kayalara yapışık (bentik) olarak bulunabileceği gibi suda asılı (hareketli) halde de bulunabilir. İçme suyu kaynaklarında en çok bulunan alg çeşidi mavi-yeşil alg türleridir. Kışın gündüz müddetinin azlığı ve düşük sıcaklık, fotosentez faaliyetini azaltır. Suda bulunan besi elementleri az kullanılır, dolayısıyla bunların miktarı fazlalaşır. Günler uzar ve sıcaklık artarsa, fotosentez hızı artarak alg patlaması olur. Yani, algler çiçek açar. Artan mikrobiyolojik faaliyet ortamda besi elementleri tükeninceye kadar devam eder. Bundan sonra alg miktarında azalma olur. Yaz mevsiminde birbirin takip eden bir dizi alg patlamaları olabilir.<br />
2.2.1 Ötrofikasyonda Alg Kontrolü<br />
Araştırıcıların çoğu, bir göl, gittikçe daha ötrofik hale gelirken gelişmeyi sınırlandıran esas faktörün fosfor olduğuna inanmaktır. Mavi-yeşil alglerin atmosfer azotunu tespit edebilmesi de bu kanaati doğrulamaktadır. Bundan dolayı göle giren azot miktarını sınırlandırarak besin kaynaklarının kontrolü şüpheli bir işlemdir. Bugünkü durumda göllerde bitki üremesinin kontrolü için fosfor girişinin azaltılması üzerinde durulmaktadır.<br />
Ötrofikasyonun kontrolü için esas metot, besi elementlerinin girişini <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kontrol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kontrol">kontrol</a> etmek ise de, bazı geçici usuller de tatbik edilebilir. Bunlardan biri, alttaki soğuk suyu yüzeye pompalayarak tabakalaşmayı kırmak ve suni bir karışım hasıl etmektedir. Bu durum, esas tat ve kokuya sebep olan mavi-yeşil alglerin yerini, daha az zararlı olan yeşil alglerin almasına imkan verir.<br />
Mikro eleklerle suyu süzerek alg gidermek çok pahalıdır ve pratik bir işlem değildir. İçme suyu maksadıyla kullanılan göl ve haznelerde, bakır sülfat vasıtasıyla alg kontrolü genel olarak tatbik edilen bir yoldur. Fakat bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kimyasal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kimyasal">kimyasal</a> madde bazı bakımlardan  ötrofikasyon kontrolünde yetersiz kalmaktadır. Ayrıcada pahalı ve vakit alıcı bir iştir. Su otlarını öldürmek için daha başka herbisidler, yani bitki öldürücü ilaçlar da vardır.<br />
2.3	SULARDA TAT VE KOKU</p>
<p>Tat ve koku problemi hem yer altı hem de yüzeysel sularda, su temininde karşımıza çıkar. Ancak tabii ki yüzeysel sularda gerek tabii olarak gerekse insanlar tarafından verilen <a href="http://www.genelbilge.com/tag/organik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Organik">organik</a> atıklarla daha fazla kirlenmeye maruz kaldığından, daha fazla tat ve koku problemiyle karşılaşırız.<br />
Koku eşiği olarak bilinen Threshold koku seviyesinin üst sınırı 3-5 arasındadır. Bazen bu değerlerde dahi tüketici itirazları gelebilmektedir.<br />
İçme suyu kalitesinin estetik bileşenlerinin içinde tat ve koku, bulanıklık, renk, mineralizasyon ve sertlik bulunur.<br />
Sularda tat ve koku problemi genelde beraber bulunur. Tat problemi tuzlardan yani toplam çözünmüş katı madde miktarının yüksek olmasından meydana geldiği gibi demir, bakır, manganez, çinko gibi metallerin bulunmasından da kaynaklanır. Bunların dışlarında evsel atık suların su kaynağına karışması, sanayi atık sularının bilhassa fenol, yağ ve benzeri kimyevi maddelerin karışması, hidrojen sülfür ve metan gibi suda çözünmüş <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gazlar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gazlar">gazlar</a>, yabani ot ve böcek mücadelesinde kullanılan zirai mücadele ilaçları da sebep olabilir. Fakat tat ve koku probleminin en büyük nedeni organizmalar, filamentli bakterilerin actinomycetleri ile mavi-yeşil alglerdir. Ayrıca çürüyen bitkilerden ve mikrobiota metbolitlerinden kaynaklanır.<br />
Yapılan araştırmalar içme suyunda koku ve tat problemine neden olan birinci sebep algler, ikinci sebep ise bitki örtüsünün çürüyüp ayrışması olduğunu göstermiştir.<br />
Alglerin sebep olduğu kokular çürük, septik ve klinik türünde olabileceği gibi, çayır kokusu, küf kokusu, sarımsak kokusu ve balıksı kokular da algler tarafından çıkarılabilir. Çürümüş alglerin suya verdiği tadın tatlı ve acı olduğu da tespit edilmiştir. </p>
<p>2.3.1 Tat Ve Koku Probleminde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">Temel</a> Kriterler</p>
<p>Günümüzde emin ve estetik  bakımından  kaliteli bir  içme suyunun temini, ulaşılması istenen<br />
en önemli kriterler arasındadır. Tüketiciler de daha hassas, tatminsiz ve şikayetçi bir duruma gelmişlerdir. İçme sularının tat ve damak zevklerine uymayan bir özellik aldığını hissetmeleriyle birlikte hoşnutsuzluklarını ifade etmeye başlamaktadırlar.<br />
Genel olarak tat ve koku problemi ya tabii yada suni, yani <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> yapısı olan kaynaklara dayanır. Tabi olanlar mikroorganizmalardan, bilhassa alg ve bakterilerden ileri gelir. Alg büyümesi en büyük problemdir. Alg büyümesi sebebi ile estetik görünüş bozulur, koku ve tat problemleri meydana gelir. Mavi-yeşil algler gibi bazı yosunlar sebebiyle zehirli madde konsantrasyonları artar.  Bakteriler birçok kimyasal bileşik üretir ve sulardaki topraksı kokunun nedenidir. Su kirlenmesi bakımından problem olan alg türleri mavi-yeşil alglerdir, yani cyanobacter de denilen canlılardır. Bu alglerin ürettiği iki kimyasal madde çevre kirlenmesi bakımından bilhassa önemlidir. Sulara tat ve koku veren bu iki madde,<br />
•	geosmin (GEO)<br />
•	2-metil isoberneol (MIB)  adlarıyla anılırlar.<br />
	İnsan yapısı koku ve tat ise, içme suyu arıtma tesislerinde kullanılan kimyasal maddelerden, su boruları  ve haznelerin kaplamalarından (korozyona karşı kullanılan malzemelerden sızan kimyasallardan) oluşur. Bu maddelerin suda çözünürlüğü önemli bir rol oynar. Bunlar çok küçük konsantrasyonlarda bile suya çok kötü tat ve koku verirler.</p>
<p>Tablo 2.2 İçme suyunda bulunan tat ve koku maddelerinin karakteristikleri (Jagt, 1999)<br />
Tipi	Örnek	Koku eşiği mg/l	Kaynak<br />
Topraksı (earthy)	Geosmin	15*10-6	Awwa, 1987<br />
Küf (musty)	2,4,6,-trichloranisole	3*10-8	Grififths, 1974<br />
Küf (moldy)	Chlordane	2*10-4	Awwa, 1987<br />
Klorlu	Hipoklorit asi	0,32	Awwa, 1987<br />
Kimyasal madde	Etilasetat	4,3	Awwa, 1987<br />
Fenolik	2,4 diklorofenol	2*10-3	Faust, 1983</p>
<p>Gaz kromatografisi (GC) ve kütle spektrometresi (MS) prensiplerine dayanan kantitatif ölçme<br />
metotları geliştirilinceye kadar bu maddelerin tayin ve teşhisleri panelistlerin koku ve tat duyularına dayanarak yapılacaktır. Çünkü MIB ve GEO tayin metotları henüz standardize edilmiş değildir. Oraganolleptik test de denilen ve insanın koku ve tat duygusuna dayanan bu test bugün için hem ucuz, hem de pratik olup arıtma tesisi operatörleri tarafından başvurulabilecek yegane metodu teşkil etmektedir. Bununla beraber subjektif olup şahıslara göre değişebilir.<br />
2.3.2	Tat Ve Koku Testleri:</p>
<p>Tat ve koku tecrübeli kimseler tarafından duyu organlarına istinaden ifade edilmiştir. Bu kimselerin teşkil ettiği gruba panel adı verilir. Hala da tat ve kokunun ancak bu şekilde kalitatif olarak belirtilebileceği düşünülmektedir. Genel olarak bu testler de içme suyu sıcaklığı 25 °C sıcaklıkta yapılmaktadır. Bu hususta iki yaklaşım mevcuttur. Birinde numune istatistik bakımından güvenli neticeler elde etmek için yedi kısma ayrılır ve her bir kısım kokusuz ve tatsız bir su ile değişik oranlarda seyreltilir. Böylece hangi seyrelme oranında kokunun kaybolduğu, özel olarak yetiştirilmiş bir panelist insan grubunun tayinine bırakılır. İkinci metotta ise panel üç çeşit sudan birini tespit eder. Bunlardan ikisi referans numunesi, üçüncüsü ise test edilecek sudur. Panelistler normal insanlardan daha hassas duyu organlarına sahip olmamalıdırlar. Testin yapılış şekli ile ilgili bir eğitimden geçirildikten sonra göreve başlarlar. Çok sayıda numune kısmı ile çalışıldığından istatistik bir değerlendirme ile hata miktarı azaltılır ve güven derecesi arttırılır.<br />
Netice seyrelmeyi gösteren bir sayı ile ifade edilir. Buna tat ve koku eşiği sayısı adı verilir. Bu sayı, koku eşiği numarası ve tat eşiği numarası adlarıyla anılır. Koku eşik sayısı üçten büyük olan numunelerin tat eşiği sayısı aletle ölçülür.<br />
2.3.3	İçme Suyuyla İlgili Tat Ve Koku Problemleri</p>
<p>İçme suyunda toprak/küf (eartby/musty) kokusunun gözlenmesi bütün dünyada bir problem haline gelmiştir. Bu tür koku, içme suyunda, mavi-yeşil algler (cyanobacteria) ve actinomyceteler tarafından üretilen iki kimyasal maddenin eseridir. Bu maddeler 2-methy isoorneol (2-MIB) ve geosmin (GEO) adlarıyla anılırlar. Bunlara metabolit de denilebilir. Streptomycetelerin 12 soyunun 2-MIB ve GEO ürettiği Tsuchiya ve Matsumota (1999) tarafından gösterilmiştir. Bu araştırıcılara göre, genel olarak mavi yeşil algler ya 2-MIB yahut GEO üretirler. Halbuki actinomyceteler her iki bileşiği de hasıl ederler. Bir soğutma kulesinin suyundan izole edilmiş Oscillatoria f.granulatanın aynı anda MIB ve GEO ürettiği son araştırmaların neticesinde ortaya çıkmıştır (Tsuchiya ve Matsumota,1999).<br />
2.3.4	İki Binli Yıllarda İçme Suyunda Koku Ve Tat Çemberi</p>
<p>Son 15 yıl içinde geliştirilen tat ve koku çemberi içine,sekiz sınıf koku, dört sınıf tat ve bir sınıf ağız ve burun yoluyla algılanan koku ve ta yazılmıştır.<br />
10 yıl içinde, dezenfektan maddelerin klor-ozon kokusu ile geosmin in toprak kokusu ve 2-methylisoborneol (2-MIB) bileşiğinin küf kokusuna ilaveten diğer yeni koku tipleri ortaya çıkmıştır. Bu tat ve kokuları tanıyabilmek için gaz kromotografisi (GC) ve kütle spektrometresi  (MS) tekniklerine dayanan aletli ölçme metotları yanında bir panelist grubun duyu organları ile koku ve tadı teşhis ettikleri koku-tat profili analizi (flavor profile analysi (FPA) de uygulanmaktadır.<br />
İki grup kimyasal madde için kokuların algılanması çok iyi anlaşılmıştır. Bunlar klorlozon ve toprak/küf kokularıdır. Bunların en tanınmış olanları GEO ve 2-MIB’dir. Son 10 yıl içinde koku ölçümlerinde GC, MS gibi yeni tekniklerin kullanılması sonucu başka kokular da tanınır hale gelmiştir.<br />
Kokuya sebep olan bir maddenin kimyasal olarak teşhisi çok önemlidir. Mesela bir alg yosunu gelişirken salatalık kokusundan balık kokusuna kadar değişen kokular çıkarır. Tat ve koku çemberi, spesifik tat ve koku problemleri ile bunların sebepleri arasındaki ilişkileri düzenler. </p>
<p>Şekil 2.? 1992-1997 yılları arasında içme suları ile ilgili olarak rapor edilmiş 72 vakanın yüzdelerinin kaydedildiği koku ve tat çemberi (Bruchet, 1999)</p>
<p>2.3.5	Koku Ve Tat Profili Analizinin Temelleri </p>
<p>Toprak/küf koku grubuna giren kokular, GEO 2-MIB ve 2,4,6,-trichloroanisole (TCA) gibi birbirinden farklı kimyasal maddeler tarafından meydana getirilebilir. Bunların arasındaki fark, sadece, koku ile kimyasal madde arasında doğrudan ilişki kurarak tespit edilebilir. Mesela  distile suda, ıslak çamur kokusu, şeker pancarı ve nehir tabanının kokusu olarak tanımlanır. 2-MIB kokusu ise, küf, kafuru ve bodrum kokusu şeklinde açıklanabilir. Salatalık kokusunun trans,cis-2,6 nonadianal bileşiğnin kokusu olduğu tespit edilmiştir. Koku şiddeti ile buna sebep olan kimyasal madde konsantrasyonu arasında iki model geçerlidir.<br />
•	I= koku şiddeti =m* log (konsantrasyon) + b  	(2.1)<br />
(weber- fechner modeli)<br />
•	I= koku şiddeti =k *(konsantrasyon) n   	(2.2)<br />
(stewens, kuvvet kanunu modeli)</p>
<p>2.3.6	Bazı Tat Ve Kokuların Sebebi Olan Bileşikler</p>
<p>2.3.6.1	Toprak ve küf kokusu (earthy/musty/moldy)</p>
<p>GEO, 2-MIB ve  TCA bu grupta kokuya sebep olan kimyasal bileşiklerdir. Bileşiklerin koku eşik konsantrasyonu < 10 ng/l olarak verilmektedir. GEO toprak kokusuna sebep olur. 2-MIB bileşiği ise hem actinomyceteler, hem de algler tarafından üretilen ve sularda küf kokusuna sebep olan mikrobial metabolitlerdendir. 2,4,6-TCA bileşiği 20 - 80 pg/l değerinde bir koku eşik konsantrasyonuna (=OTC) sahiptir.<br />
2.3.6.2	Klor ve ozon kokusu</p>
<p>Hipoklorit asidi ve hipoklorit iyonları aynı koku tarifine sahiplerdir. Bu asit için pH<6 ve OTC=0,28 mg/l’dir. Hipoklorit iyonu için pH>9 olup koku eşik konsantrasyonu OTC=0,36 mg/l değerine yükselir. Karakteristik koku yüzme havuzu kokusudur. Son çalışmalar, yüksek çözünmüş katı madde konsantrasyonlarının OTC üzerine etkide bulunduğunu göstermektedir. Keza bu araştırmalarda, suda serbest veya kombine klor bakiyesi mevcut olmadığı zamanlar bile, klora benzer şiddetli kokuların rastlanabileceği anlaşılmıştır. Bu tür kokuların sebebi henüz bilinmemektedir.<br />
2.3.6.3	Hoş kokular (sebze/meyve/çiçek kokuları)</p>
<p>İçme suyu tesislerinde son zamanlarda bu tip kokulara rastlanmaktadır. Mesela Paris yakınlarındaki Morsan içme suyu tesisinde,C-7’den daha yüksek molekül ağırlıklı aldehitlerin (heptanal) ile, ozonlama sırasında çıkan meyve kokuları arasında yüksek bir korelasyon seviyesi bulunmuştur. Trans,cis-2,6-nonadienal isimli mikrobial bir metabolit de sularda salatalık kokusuna sebep olan yeni bir vaka olarak tat ve koku çemberinin son şekline ilave edilmiştir.<br />
2.3.6.4	Tıbbi kokular (hastane kokuları)</p>
<p>Bromofenoller, tıpkı klorofenoller gibi aynı koku tarifine ve OTC değerine sahiptirler. Iodoform da bunlar arasında olup hastanelerin fenolik kokusunun sebebidir. Bromofenollerin varlığı da klorofenoller gibi pH’nın bir fonksiyonudur. Haznelerin kaplamalarından sızan fenoller, bromür iyonlarının mevcut olması halinde su şebekelerinde bromla birleşirse, bromofenol bileşiklerini meydana getirir.<br />
En yüksek tat şiddeti, klor/fenol oranının 2:1 olması halinde ortaya çıkar. Kokulu klorofenollerin varlığı da yüksek derecede pH’a bağlıdır. </p>
<p>Suda mevcut tabii humic asid, haloform reaksiyonu ile sağlığa zararlı olan bromlanmış ve iyotlanmış haloformları meydana getirmek üzere reaksiyon yapar. 0,3 ile 10 μg/l konsantrasyonları arasında iyotlanmış haloformların varlığı, içme suyunda hastane tat ve kokusuna sebep olmaktadır.<br />
Son araştırmalar azı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deniz">deniz</a> alglerinin basit bromofenolleri ve çok sayıda diğer bromlanmış bileşikleri ihtiva ettiğini göstermiştir. Bu algler ile beslenen balıkların etlerinde bu sebeple iod ve iodoform kokusu oluşmaktadır. Bu yeşil <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deniz">deniz</a> alglerinin fenollerinin, 4-hydroxybenzoic asidi ve 4- hydroxybenzyl alkollerini bromofenollere dönüştüren bir enzime sahip oldukları anlaşılmıştır. Diğer taraftan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deniz">deniz</a> alglerinin bromoform (CH3Br) gibi uçucu halokarbonları ürettiği bilinmektedir. Bu maddeler, endüstri emisyonlarıyla izah edilebilecek seviyelerin çok üstünde olduğundan, son yıllarda ayrı bir ilgi alanı oluşturmuştur.<br />
2.3.6.5	Çayır/saman/ağaç kokusu </p>
<p>Bu hususta son zamanlarda iki bileşiğin mevcut olduğu anlaşılmıştır. Bunlar cis-3-hexen-2ol ve cis-3-hexenyl acetat adlarıyla tanınmaktadır. Bu kimyasal maddeler, taze çimenin bir günden az bir süre ile suya karıştığı zaman ortaya çıkardığı kokunun sebebidir. Cis-3-hexen-1-ol maddesinin bir yeşil alg türü tarafından meydana geldiği bir başa çalışmada bildirilmiştir.<br />
Bu gruptan yeni bir bileşiğin saman ve ahşap kokusuna sahip olduğu tespit edilmiştir. Β-cycloritral isimli bu bileşik bir alg patlaması sırasında bir gölde ve buradan alınan tasfiye edilmiş suda görülmüştür. Yüksek konsantrasyonlarda bu maddenin tütüne benzer bir kokuya sahip olduğu bildirilmiştir.<br />
2.3.6.6	Bayat balık kokusu </p>
<p>İçme suyunun ozonlanması sırasında bodrum ve kilerlerin ağır, kokuşmuş havasını andıran kokusuyla sabun kokusuna benzer kokular algılanmıştır. Balık kokusu öteden beri alg kültürlerinde hissedilen ve birçok araştırmacı tarafından rapor edilen bir kokudur. Bir alg türünün ürettiği metabolit olan trans-2,4,-heptadienal maddesinin balık kokusuna sebep olduğu tespit edilmiştir. Suda çürüyen çimenin de bazı hallerde bu kokuyu verdiği bildirilmiştir.<br />
2.3.6.7	Bataklık kokusu/septik kokular/kükürt kokusu</p>
<p>Çürüyen bitkiler ve alg yosunlarının ölü kalıntıları ve yan ürünleri bakteriyal ayrışma sonucunda bu pis kokular oluşur. Bu kötü kokular dimetilsülfür ve dimetiltrisülfür kokusu olup ekseriya besi maddesi ihtiva eden havasız yeraltı suları ve hipertrofik su sistemlerinin hipolimnion tabakasında anaerobik şartlarında oluşmaktadır. Bunlar çürüyen bitkiler ve bozulan gıda maddelerinden de çıkabilir. Kötü kokulu olan bu bileşiklerin aerobik şartlarda da meydana gelebileceği anlaşılmıştır. Son olarak rapor edilen bir olayda içme suyu alınan bir gölden çıkan pis kokuların dimetiloligosülfür kokusu olduğu tespit edilmiştir ve yapılan incelemeler sonunda bunun peridinium gatunense türü bir alg tarafından üretildiği sonucuna varılmıştır. Gerçekten bu pis kokular alg patlaması ile üst üste düşmekte ve ölü alg hücrelerinin parçalaması sonunda açığa çıkan maddelerin oksijeni bol sularda bakteriler tarafından ayrıştırılmasından meydana gelmektedir.<br />
2.3.7	Tat Ve Koku Olaylarının Sınıflandırılmasına Genel Bir Bakış</p>
<p>Mallevialle ve Suffet (1987), ham ve arıtılmış içme suları için bir tat ve koku çemberi teklif etmişlerdir. Tat bölgesinde dört temel tat yer alır. Bunlar, ekşi/asidik, tatlı, tuzlu ve acı olarak isimlendirilmiştir. Bunlara ek olarak beşinci bir kategori, ağız ve burun yoluyla algılanan tatlardır. Böylece tat ve koku çemberinin üst kısmındaki tatlar için bu beş bölge tahsis edilmiştir.<br />
Tat ve koku çemberinin geri kalan kısmı kokulara ait olup sekiz parçaya ayrılmıştır. Bu sekiz grup saat akrebi yönünde yer almak üzere şu şekilde sıralanmıştır:<br />
a.	Toprak-küf kokusu<br />
b.	Klor-ozon kokusu<br />
c.	Çayır-saman-sap-ağaç kokusu<br />
d.	Bataklık-septik-kükürt kokusu<br />
e.	Sebze-meyve-çiçek kokusu<br />
f.	Balık kokusu<br />
g.	Hastane ve fenol kokusu<br />
h.	Kimyasal madde ve hidrokarbon kokusu<br />
2.3.8	Geosmin (GEO) Üreten Algler Ve Etkileri</p>
<p>İçme suyu kaynağı olarak kullanılan yüzeysel sularda topraksı kokulara sebep olan kimyasal bileşik literatürde geosmin adıyla bilinmektedir. Bu bileşiğin kimyasal formülü trans-1,10-dimethyl-tran-9-decalol) şeklindedir. Birkaç plankton siyanobakter, yani mavi-yeşil alg türü geosmin maddesini üretir. Çok karşılaşılan anabaena türü de bunlar arasındadır. GEO, bir içme suyu kaynağına girerse, su tasfiyesi sırasında bunun giderilmesi, çok pahalı ve bazen de etkisiz su arıtma metotlarının kullanılmasını gerektirir. Glaze ve diğerleri (1990), serbest klor (Cl2), klor dioksit (ClO2), monokloramin (NH2Cl), potasyum permanganat (KmnO4) ve hidrojen peroksit (H2O2) gibi oksitleyici maddelerin tamamını GEO’nin giderilmesinde etkisiz kaldığını göstermiştir.<br />
Ozon, sudaki bu topraksı tat ve kokuyu gidermekte etkilidir. Fakat bu sırada toprak ve çamur kokusunun yerini meyvemsi tatlı bir koku almaktadır. Ozonun hidrojen peroksitle kombinezonu olan ve PEROXONE adıyla bilinen bir prosesin tek başına ozon tatbikinden daha etkili olduğu ifade edilmiştir. Taneli aktif karbonun sudaki topraksı kokuyu giderdiği, fakat girişte GEO konsantrasyonu 140 mg/l’i geçtiği zaman, tasfiye tesisi çıkış suyuna bu kokunun hissedildiği gözlemlenmiştir.<br />
Çok şiddetli koku problemlerinin olduğu vakalarda taneli aktif karbon ve ozon uygulamasının da bir üst sınırı olduğunu göstermektedir. Maalesef, gidermede etkili olan bu iki metot, aynı zamanda pahalı bir arıtma yöntemidir. İçme suyunda toprak kokusunu gidermek için etkili alternatif bir metot, GEO varlığının ve suya karışmasını önlemek için gerekli tedbirlerin alındığı bir hazne yönteminin uygulanmasıdır. Halen topraksı kokuyu en iyi kontrol metodu, hazneye bakır sülfat ilavesidir. Bakır sülfat, GEO üreten mavi-yeşil algleri etkili bir şekilde öldürmekte ve kötü kokulu alg patlamalarını bertaraf etmektedir.<br />
2.3.8.1	Geosmin ve etkileri</p>
<p>Belirtildiği üzere, GEO, bazı mavi-yeşil algler tarafından üretilen ve sularda istenmeyen bir kokuya sebep olan bir kimyasal maddedir. Bu bileşiğin istenmeyen pis kokusu yanında, su kirlenmesine de sebep olan başka kötü etkileri de vardır. Su ortamına bu madde, başka alg türlerinin gelişmesini hızlandırıp su kalitesini düşürmektedir.<br />
Gelişmesi hızlandırılan algler arasında, yeşil bir alg türü olan selenastrum da vardır. GEO’nin ya büyümeyi kamçıladığını, yahut büyümeyi engelleyen parazitik bakterilerin veya mantarların sayısını azaltan bir antibiyotik rolü oynadığı bilinmektedir.<br />
Birçok alg türlerinin, diğerlerinin gelişmesini önleyen maddeler salgıladıkları, bir kısmının ise tersine biyolojik hayatının gelişmesinin hızlandırdığı bilinmektedir. Mesela, inhibüsyon halinde alg, ortama salgıladığı madde ile gelişmeyi hızlandıran canlıların üremesini önlemekte, inhibüsyon maddelerini salgılayan alglerin gelişmesini ise hızlandırmaktadır. Glycolic asid, bütün alglerin ürettiği ortak bir madde olup, algin gelişmesndeki gecikme fazını ortadan kaldırarak chlorella isimli bir alg türünün üremesini hızlandırmaktadır. (Nalewajko ve diğerleri 1963) Birkaç araştırmada ise, alglerin antibakteriyel maddeler salgıladığı ve algin tabii düşmanı olan canlıların gelişmesini önlediği anlaşılmıştır.<br />
Mavi-yeşil alg patlamaları sırasında GEO’in topraksı kokusu genellikle hissedilir. İçme suyu temininde ciddi problemlere yol açar.<br />
Araştırıcılar bakır sülfat ile alg mücadelesinin yapıldığı bir haznede GEO konsantrasyonunun değişimini incelemişler. Bu çalışma, GEO üreten çok tanınmış bir mavi-yeşil alg türü olan anabaena circinalis hakkında daha fazla bilgi edinmek, GEO ve klorofil-a’nın haznedeki dağılımını tespit etmek amacı işe yapılmıştır. Klorofil-a fotosentetik bir boya maddesi (pigment) olup alg biyokütlesini temsil eden bir indikatör olarak kullanılmıştır. Deneyler üç saat içinde yapılarak zamanın etkisi engellenmiştir. Bu deney sırasında beş ton bakır sülfat kristali kullanılmıştır. Bu uygulamadan donra bazı yerlerde hala yüksek GEO konsantrasyonlarının gözlenmesi, anabaena hücrelerinin bakır sülfat uygulaması sırasında parçalanması sebebi ile GEO’nin açığa çıktığını göstermiştir.<br />
2.3.9	2-Metil İsoborneol Ve Suya Koku Veren Diğer Bazı Bileşikleri Üreten Algler Ve Etkileri</p>
<p>2-MIB maddesinin kokusu küf, kafuru kokusu ve bodrumların kendine has ağır havasının kokusudur. Bu koku bazı actinobacterler ve mavi-yeşil algler tarafından üretilir. MIB üreten mavi-yeşil algler arasında bentic ve planktonik türler vardır. ABD de Güney California’daki iki haznede bulunan pseudanabaena algi de bu planktonik MIB üreticilerindendir. MIB ozonla en güç giderilen madde olarak tespit edilmiştir.<br />
2.3.10	Tat Ve Koku Problemlerini Çözmek İçin Uygulanan Teknolojilerdeki Yenilikler</p>
<p>2.3.10.1 Tat ve koku kontrol tedbirleri<br />
•	Su kaynaklarının kirlenmesini önleyici tedbirler<br />
•	Tasfiye tesisinde tat ve koku giderilmesi<br />
olarak iki koşulda incelenir.<br />
2.3.10.1.1 Önleyici tedbirler<br />
Bu çeşit kontrol tedbirleri su kaynaklarının korunması istikametindeki tedbirlerdir. Bunlar:<br />
•	Kirlenmeyi daha kaynağında önlemek<br />
•	İleri tasfiye ile atık sulardan azot fosfor giderilmesi<br />
•	Sanayii atıklarının bertaraf edilmesi<br />
•	Zirai alanlardan su kaynağına gelebilecek gübre ve zirai mücadele ilaçları gibi kirleticilerin kontrolüdür.<br />
2.3.10.1.1.1	Kirletici su kaynağına girmeden önce gidermek </p>
<p>Biriktirme haznesinden önce yumaklaştırma ile fosfor gidermek gibi tedbirlerle, su kaynağında koku ve tada sebep olan yosunların (alglerin) çoğalmasının önlenmesi gibi tedbirlerin alınmasıdır.<br />
2.3.10.1.1.2	Su kaynağında alınacak tedbirler</p>
<p>Suyun temin edildiği kaynakta alg çoğalmasını önlemek, su kenarında yaşayan bitkilerin büyümesini engellemek, bu tedbirler arasında sayılabilir. Alg çoğalmasını önlemek için çeşitli kimyasal maddeler kullanılabilir. Ancak su kaynağı olarak kullanılan yüzey suyuna balık yetiştiriliyorsa, bu kimyasalların balıklar üzerine öldürücü etkisi olacağı düşünülmelidir.<br />
2.3.10.1.2 Tesislerde tat ve kokunun giderilmesi<br />
•	Havalandırma</p>
<p>•	Biyooksidasyon<br />
•	Yumaklaştırma<br />
•	Oksidasyon (Klorlama, klor dioksit, ozon, potasyum permanganat)<br />
•	Adsorplama<br />
•	Biyolojik tasfiye<br />
•	Membranlar<br />
•	Nitrifikasyon kontrolü<br />
Ancak bu hususların seçiminde dikkat edilmesi gerekenler mevcuttur. Bunlar ham suyun tat ve koku bakımından özellikleri, arzu edilen giderme verimi, kimyasal maddelerin fiyatı ve elde imkanları, kimyasal maddelerin kullanım kolaylığı ve ucuz tatbikidir.<br />
2.3.10.1.2.1 Havalandırma</p>
<p>Havalandırma ile H2S gibi uçucu gazlar ve bazı uçucu yağlar giderilebilir. Havalandırma sistemlerinde H2S giderme verimi %50 civarlarındadır. Eğer giderilmesi istenen bileşikler uçucu ise bu yöntem en ucuz ve uygun yöntemdir. Bazı durumlarda diğer hususlarla birlikte uygulanabilir.<br />
2.3.10.1.2.2 Biyooksidasyon</p>
<p>Bazı tat ve koku veren organik bileşikler, biriktirme haznelerinde bekletilmeleri, yavaş veya hızlı kum filtrelerden süzülmeleri esnasında okside edilerek giderilebilirler. Ancak bu sistemlerin verimliliği koku ve tat veren maddelerin ayrışma kabiliyetine bağlıdır.<br />
Suni olarak yeraltına su verip başka bir yerden kuyu vasıtasıyla çekilerek de tat ve koku giderilebilir.<br />
2.3.10.1.2.3 Yumaklaştırma</p>
<p>Genellikle tat ve koku gideriminde kullanılan bir yöntem değildir. Çünkü tat ve koku veren bileşikler suda çözünmüş halde bulunurlar. Fakat bazı tat ve koku veren bileşiklerin bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yolla/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yolla">yolla</a> absorbe edilerek sudan uzaklaştırılması mümkündür.<br />
2.3.10.1.2.4 Oksidasyon</p>
<p>Sulara koku ve tat veren maddeleri uzaklaştırmak için arıtma tesislerinde uygulanan ilk işlem oksitlenmedir. Klor ve benzeri oksidasyon maddeleri zaten dezenfeksiyon maksadıyla öteden beri kullanılmaktadır. Bu maddelerin tat ve koku kontrolünde kullanılması yeni bir uygulamadır. Tat ve koku probleminde oksitleyici maddelerin optimum dozunu bulmak, arıtma tesisi operatörünün en önemli görevleri arasına girer. Şüphesiz aşırı doz tatbiki bizzat bu maddenin kendisini bir problem haline getirir (Aşırı serbest klor dozajı gibi). İçme sularının oksitlenmesinde kullanılan maddeler şunlardır.<br />
Şekil 2.? İçme suyunda tat ve koku çemberi<br />
2.3.1.1.2.4.1 Serbest klor ve kloraminler</p>
<p>Klor kuvvetli bir oksitleyicidir. Dolayısıyla büyük ölçüde koku ve tat giderimini sağlayabiliriz. Ancak ham su fenol ihtiva ediyorsa, klor, fenollerle birleşerek klorofenolleri meydana getirirler. Klorofenoller çok küçük konsantrasyonlarda dahi istenmeyen tat ve kokuya sebep olmalarından dolayı, klor kullanımında dikkatli olunmalıdır. Böyle durumlarda klor yerine alternatif olan başka oksitleyiciler kullanılmalıdır. Eğer klor kullanılması arzu ediliyorsa, Cl2 yerine monokloramin gibi klor bileşikleri kullanmak daha iyidir.<br />
Klor birkaç değişik şekilde uygulanabilir.<br />
•	Basit ve sınırlı klorlama<br />
Bu yöntemde 30 dakikalık temas süresi sonunda az miktarda bakiye klor kalacak şekilde tatbik edilir.<br />
•	Bağlı klorla klorlama<br />
Klorlamadan önce amonyak ilave edilerek monokloramin teşekkülü sağlanır.<br />
•	Klor noktası klorlaması<br />
Suda amonyum varsa, kırılma noktası klorlaması ile 0,2 mg/l bakiye klor kalacak şekilde klorlama yapılır.<br />
•	Aşırı klorlama<br />
Daha sonra fazla klorun giderilmesi koşulu ile, klorun yüksek dozlarda suya verilmesidir.<br />
Klorun tasfiye tesisindeki tatbik edilmesi, biriktirme haznesi veya göl, baraj gibi su kaynağından suyun alınmasından sonra bir ön klorlama, temiz su haznesinden önce ise nihai klorlama yapılmasıdır.<br />
Çayır/ağaç/bataklık/rayiha/balık kokusu bileşik klor tarafından oksitlenebilir. Klor, iodoform ve klorofenoller gibi tıbbi kokulara sebep olabilir. Klor, kimyasal kokulara sebep olan maddeleri oksitleyecek kadar kuvvetli değildir. Bundan başka klorun, geosmin ve MIB bileşiklerini parçalayacak bir özelliği de yoktur. Kloraminler de klorun oksitlediği herhangi bir organik bileşiği genel olarak oksitleyemez. Arıtılmış su için  kloraminlerin kullanılması serbest klor tatbiki halinde su dağıtma sisteminde ortaya çıkan problemleri büyük ölçüde azaltır. Serbest klorun monokloramine nazaran oldukça düşük bir koku eşik konsantrasyonu mevcuttur. Monokloraminin yarısı kadar bir bakiye serbest klor konsantrasyonu fark edilir.<br />
Tablo 2.3 Klor ve kloraminler için koku alma eşiği konsantrasyonları (McGuire, 1999)<br />
Bileşik	Koku (odor) eşiği,mg/l	Tad (flavor) eşiği,mg/l<br />
Hipoklorit asidi	0.28	0.24<br />
Hipoklorit iyonu	0.36	0.30<br />
Monokloramin	0.65	0.48<br />
Dikloramin	0.15	0.13<br />
Trikloramin	0.02	Tayin edilmemiştir.</p>
<p>2.3.10.1.2.4.2 Klor dioksit</p>
<p>Önümüzdeki yıllar içinde klor dioksit kullanımının önemli şekilde genişleyeceği tahmin edilmektedir. Bunun sebebi, klorit ve kloratların sağlık etkilerinin daha iyi anlaşılır olması ve klorit için maksimum kirlenme seviyesinin, makul bir konsantrasyona, yani 1,0 mg/l değerine konulmasıdır. Klor dioksiti kullanılması tıbbi kokulara neden olmaz. İçme suyu şebeklerinde en azından 48 saat tesirini kaybetmez. Büyük tesislerde sodyum klorit çözeltisinden klor gazı geçirilerek elde edilir. Küçük tesislerde ise klor gazının temini zor olduğundan bunun yerine HCl kullanılır. Fakat klor dioksit, GEO ve MIB kontrolü için yeteri kadar kuvvetli bir madde değildir. Ayrıca klora nazaran 1,5-2 kat da pahalıdır.<br />
2.3.10.1.2.4.3 Ozon ve ileri oksidasyon prosesleri </p>
<p>Üç oksijen atomundan oluşur. Oksitlenebilen maddeler karşısında atom halinde oksijen vererek bunları oksitler. Bakteri ve virüslerin öldürülmesi içi gerekli doz 0,3-1,0 mg/l’dir.  ozonlama, diğer oksitleyici maddelerin problemi çözmediği zaman en çok başvurulan tat ve koku teknolojisidir. Ozon, toprak, küf, klor, çimen, ağaç, rayiha, balık, hastane ve kimyasal kokuları meydana getiren bütün bileşikleri oksitler. Hidroksil radikalinin teşekkül ettiği yüksek pH seviyelerinde ozon, GEO ve MIB’ e etkileyerek onları yok eder. Ozonizasyonun yan ürünleri meyve ve limon kokusuna sebebiyet verebilir. Son zamanlarda koku ve tat kontrolünde ileri oksidasyon teknikleri kullanılmaya başlamıştır. Ozon ve hidrojen peroksit’in kombinezonu olan peroxone prosesi, koku tat çemberinde bahsi geçen tüm koku maddelerinin hepsini oksitleme kapasitesine sahiptir. Bununla beraber hidroksil radikalini oluşturma fiyatının yüksekliği sebebiyle, klor veya potasyum permanganat gibi daha ucuz bir oksitleyici madde, kolay oksitlenebilen bileşiklerin (balık, bataklık, çayır ve ağaç kokusuna sebep olan bileşikler) oksitlenmesi söz konusu olduğunda tercih edilir.<br />
2.3.10.1.2.4.3.1 Ozonlamanın  klorlamayla karşılaştırılması</p>
<p>Ozon virüsleri öldürme de klordan daha etkilidir. Klordan farklı olarak sudaki azotlu organik maddelerle inaktive edilmez. Artık olarak yalnızca oksijen bırakır. Klorun, son zamanlarda organik artıklarla trihalometanlar oluşturduğu bulunmuştur. Bu maddelerin de sağlığa zararlı olduğu tespit edilmiştir. Ozon, klora göre daha pahalıdır. Ayrıca klor gibi depo edilemez ve nakledilemez. Ozon, kullanıldığı yerde oluşturulur.<br />
2.3.10.1.2.4.4 Potasyum permanganat</p>
<p>Tat ve koku problemleri için klordan sonra ilk akla gelen oksitleyici maddelerden biridir. Bunun sebebi, bu bileşiğin diğer oksidantlara nazaran daha ucuz olmasıdır. Ama kuvvetli bir oksitleyici değildir. GEO ve MIB gibi tersiyer alkolleri ve kimyasal kokuya sebep olan birçok bileşiği parçalayamaz. Ayrıca çok fazla dozlama yapılırsa, pembe permanganat rengi filtreden geçerek içme suyu şebekesine girer, orada çözünmüş mangan dioksit halinde dağılarak giyim eşyaları veya diğer eşyalarda renkli lekeler bırakabilir.<br />
2.3.10.1.2.5 Adsorplama</p>
<p>Denenmiş, güvenilir arıtma metotlarından biri olmakla beraber şiddetli tat ve koku problemlerinin kontrolü için çok pahalı olabilir. En emin adsorplama metodu taneli aktif karbondan yapılmış (GAC) bir filtre yatağı kullanmaktır. Bununla beraber son zamanlarda toz aktif karbon yeniden popüler hale gelmeye başlamıştır. Adsorplama prosesinin en fazla kullanıldığı haller (toprak,  küf,  kimyasal ve tıbbi) kokulardır. Bunlar oksitlenmeye karşı inatla direnç gösteren bileşiklerdir. Koku ve tat maddelerinin tamamı GAC ve PAC ile tamamen yok edilebilir veya kontrol altında tutulabilir. Fakat kolay oksitlenen bileşikler tek problem ise, daha ucuz oksitleyici madde kullanmak daha uygundur.<br />
2.3.10.1.2.6 Biyolojik tasfiye</p>
<p>Ozonun GAC ile kombinezonu veya ozonun herhangi bir filtre ile birlikte kullanılması, biyolojik olarak stabil, klor ihtiyacı düşük bir suyun elde edilmesine ve koku problemlerinin çıkmasına imkan verir. </p>
<p>2.3.10.1.2.7 Membranlar</p>
<p>Membranlarla su arıtımının maliyeti gittikçe düşmektedir. Yakın bir gelecekte membranların su tasfiyesinde yaygın olarak kullanılması beklenmektedir. Birçok tat ve koku maddesinin, toz aktif karbon (PAC) ile kombine ederek giderilmesi mümkündür. Adsorplama ile giderilecek tat ve koku maddelerinin tamamının, gelecekte, UF/PAC kombinezonu ile sudan uzaklaştırılabileceği beklenmektedir.<br />
2.3.10.1.2.8 Nitrifikasyonun kontrolü</p>
<p>Nitrifikasyon, amonyağın bakteriler tarafından önce nitritlere, sonra da nitratlara oksitlenmesi işlemine verilen isimdir. Klor aminleri ihtiva eden su şebekelerinde başlangıçta nitrifikasyon ilk safhada meydana gelir. Optimumu 25-30 °C sıcaklıkta gerçekleşen ve sıcaklığa karşı çok duyarlı olan bir olaydır. Su dağıtma sistemlerinde klor aminleri kullanan su yöntemleri için bilhassa önemlidir. Elverişli sıcaklık ve hava şartları altında, nitrosomonas gibi amonyak oksitleyen bir bakteri, önemli miktarda nitrit üretebilir. Bu da arıtılmış suda mevcut klor amin bakiyesinin bir kısmını parçalayarak kuvvetli bir klor amin talebine sebep olabilir.<br />
Arıtma sisteminin sonunda veya su şebekesinin çeşitli noktalarında amonyak oksitleyen bakterilerin kontrolü için suya sodyum klorit ilavesiyle nitrifikasyon kontrol altına alınmış olur. Düşük seviyede klor amin tatbiki ve klorit ilavesi, yani klorit kontrollü nitrifikasyon uygulaması, içme suyunda klor tat ve kokusundan kaynaklanan şikayetleri ortadan kaldırmak için istikbal vat edici bir yöntem olarak görünmektedir. Bu sayede trihalometan ve bakteri konsantrasyonları düşük seviyede tutabilecektir.</p>
<p>BÖLÜM 3</p>
<p>DEZENFEKSİYON</p>
<p>3.1 GENEL </p>
<p>Bir suda bulunan sağlığa zararlı mikroorganizmaların giderilmesi işlemine suyun dezenfeksiyonu denir.  Dezenfeksiyon ile sterilizasyon iki farklı kavramdır, karıştırılmamalıdır.<br />
Sterilizasyon, dezenfeksiyondan daha ileri bir aşama olup sporlar dahil sudaki bütün canlıların öldürülmesi işlemidir. Dezenfeksiyonun uygulanış nedeni ise, insanlara geçebilen bulaşıcı hastalıkların önlenmesidir.<br />
Bütün doğal sular az yada çok mikroorganizma ve bakteri içerirler. En temiz sayılan yer altı suları bile su seviyesinin yükselmesi veya kanalizasyon sularının karışması sonucu kirlenebilmektedirler. Doğal sulardaki, mikroorganizma ve bakterilerin miktarları ve yaşama olanakları suyun cinsine, kendiliğinden temizleme yeteneğine, oksijen miktarına ve ışığın etkisine bağlıdır.<br />
Dezenfekte edici maddeye dezenfektan denilmektedir. Dezenfektanın seçiminde ve kullanımında dikkat edilmesi gereken hususlar vardır.<br />
•	Dezenfektanın cinsi ve dozu<br />
•	Gerekli temas süresi<br />
•	Suyun sıcaklığı ve kimyasal özellikleri<br />
•	Bertaraf edilecek mikroorganizmaların cinsi ve özellikleridir.<br />
Suyun dezenfeksiyonunda kullanılan yöntemler suyun miktarına uygulamanın ekonomik olup olmadığına bağlıdır. </p>
<p>3.2 DEZENFEKSİYON ÇEŞİTLERİ</p>
<p>•	Suyun kaynatılması yada kaynama noktasına yakın bir sıcaklığa ısıtılması<br />
•	Ozonlama<br />
•	Klorlama<br />
•	Katadin yöntemi<br />
•	Elektrokatadin yöntemi<br />
•	Ultraviole ışınları<br />
•	Kireç<br />
•	Diğer oksidasyon yöntemleri (brom, iyot, potasyum permanganat)<br />
Bu yöntemlerden ozonlama, klorlama ve oksidasyon yöntemleri daha önceki bölümlerde detaylı olarak anlatılmıştır. Bu nedenle diğer yöntemleri irdeleyelim.<br />
3.2.1 Suyun Kaynatılması</p>
<p>Suyu kaynatarak yada 75 °C’de ısıtarak zararlı mikroorganizmalardan arındırabiliriz. Fakat ısıtma sonucunda suya iyi tat veren hava ve CO2 ile az miktarda hoş lezzet veren bikarbonatlar sudan uzaklaştırılmış olur ki, bu durum istenmez. Bu yöntem sadece küçük miktarlarda uygulanılır. Ev ve hastanelerde yararlanılır.<br />
3.2.2 Katadin Yöntemi</p>
<p>Parlak bakır ve gümüş kaplarda suların yosun tutmadığı ve bu kaplarda damıtılan sularda mikrop üremediği gözlenmiştir. Metallerin bu etkisine oligodinamik etki denir bu etkini hücreler tarafından absorbe edilen az miktarda metal iyonlarından kaynaklandığı kanıtlanmıştır.<br />
Özel olarak hazırlanmış toprak bilyalar, çakıl, kum ve toprak halkalar gümüş ve bakır tabakasıyla kaplanmakta, sonra da sterilize edilecek su ile temasa bırakılmaktadır. Tesir süresi, suyun cinsi ve bakteri sayısına bağlıdır. Genellikle 30dakika ile bir saat arasında değişmektedir. Arıca dezenfeksiyon üzerinde pH ve sıcaklığında etkisi vardır. Suda buluna kolloid maddeler gümüş iyonlarını absorpladıklarından etkiyi azaltırlar. Bazik reaksiyon ve yüksek sıcaklık ise etkiyi arttırır.<br />
Temas süresinin uzun oluşu büyük yerlere ve büyük gümüş yüzeylerine gerek gösterir. Ayrıca bulanık sularda çok hassas olmaması bu metodu çok pahalı kılmaktadır. Bu yüzden ancak az miktarda suyu dezenfekte etmekte kullanılır.<br />
3.2.3 Elektrokatadin Yöntemi</p>
<p>Bu yöntemde, dezenfekte edilecek su gümüş elektrotlar ihtiva eden kaplara gönderilir. Bu esnada elektrotlardan 1,6 voltluk akım geçirilir. Polarizasyonu önlemek için akım yönü zaman zaman değiştirilir. Enerji ve gümüş sarfiyatı azaltılır. Suyun niteliği tesisin verimini etkiler nakliye yönden uygundur ve pH değerinin büyük olması istenir. Gerilim, akım şiddeti ve suyun akış hızını değiştirerek gümüş iyonlarını ayarlamak mümkündür. Hafif bulanık sularda bu yöntemden iyi sonuç alınır.<br />
Bu yöntemde elektrik akımı 2 voltluk bir aküyle temin edilir. Uygulaması kolay olduğundan sağlık tesisleri, maden suları tesisleri, bir, süt,  tereyağ imalathanelerinde yüzme havuzlarında kullanılır.<br />
3.2.4 Kireç Sütü İle Dezenfeksiyon</p>
<p>Suyun pH’ı yaşam koşullarını sağlamayacak kadar değiştirilirse bakteriler ölür. Ama bu durum suya kemirici özellikler kattığı için istenmez. Suya baz katılması ile de mikroplar öldürülür. Fakat pH’nın dokuzun üstünde olması ve uzun süre etkimesi gerekir. %20-30’luk kireç sütü ile bu değer sağlanır. Reaksiyon süresi 12 saatliktir. Bu işlem için büyük havuzlar yapılır. Suyun tadı CO2 gönderilerek düzeltilir.<br />
3.2.5 Ultraviole İle Dezenfeksiyon</p>
<p>Güneş ışığının mikrop öldürmede etkin olan kısmı dalga boyları 1000-3900 A° olan UV ışınlarıdır. Özellikle dalga boyları 1000 A° olan UV ışınları mikropların protoplazmasını tahrip ederek öldürmede çok etkilidir. Sporlar için de etkisi vardır. Sürekli bir sterilizasyonda suyu 2 dakika ışınlandırmak gerekir. UV kaynağı olarak havası boşaltılmış civa,  buharlı kuartz lambalar kullanılır. Işınlar 30 cm’den daha derine etki etmezler. Bulanık ve renkli sularda bu yöntem etkili değildir.<br />
Akım sarfiyatı fazla olduğundan bu yöntem ancak küçük oranda okul, hastane ve senatoryumlarda kullanılır. Ancak bu usul pahalıya mal olmaktadır. Bu yöntemin uygulandığı sularda salığa zararlı hiçbir mikroorganizma kalmaz ve bileşiminde değişiklik olmaz.<br />
UV ile dezenfeksiyonun temeli ise bir su tabakasının 0,2-0,9 μm UV ışınları yayan civa buharlı ark lambalarına maruz bırakılması ile oluşur. Kuvars tüpüne konmuş UV lambalarının daha etkili olduğu bulunmuştur. Işığın girme derinliği, her bir lamba etkisindeki sıvı filminin kalınlığını 50-80 mm civarında sınırlar.<br />
Lambalar çökeltilerden uzak tutulmalıdır. Su bulanıklık ihtiva etmemelidir. Dezavantajı dağıtım sistemlerinde hiçbir kalıcı dezenfektan etki bırakmaması ve çok pahalı oluşudur. </p>
<p>BÖLÜM 4<br />
UV IŞINLARI İLE DEZENFEKSİYON MEKANİZMASI</p>
<p>4.1	UV RADYASYONUNUN TANIMI</p>
<p>Şekil 4.1&#8242; den de görüldüğü gibi, elektromagnetik spektrumun ultraviole bölgesi, genellikle en uzun X-ışınlarından, daha büyük dalga boylarındaki radyasyonlar ve insan gözünün görebildiği en kısa X-ışınlarından, daha kısa dalga boylarındaki radyasyonlar olarak tanımlanmaktadır. UV ışınının miktarı, hemen hemen tüm dünyada, ultraviole radyasyonunun dalga boyu olarak nanometre (nm.) veya 10-9 m. birimi ile ifade edilmektedir. Bu dalga boyları tipik olarak 10 &#8211; 400 nanometre arasında aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir.</p>
<p>Şekil 4.1  Elektromagnetik spektrum</p>
<p>1.	UV-A 	:  400 nm. ile 31 b nm. aradığındaki dalga boyları<br />
2.	UV-B	: 315 nm. ile 280 nm. aralığındaki dalga boyları<br />
3.	UV-C	: 280 nm. ile 200 nm. aralığındaki dalga boyları<br />
4.	Vakum UV: 200 nm. ile 10 nm. aralığındaki dalga boyları<br />
Atmosferdeki optik pencereler, 280 nm. dalga boyundan, kızıl ötesi ışınlara kadar olan aralıktaki ışınların dünya yüzeyine ulaşmasını mümkün kılmaktadır. Özellikle UV-A ve UV-B bandındaki radyasyon yeryüzüne ulaşmakta ve 290 nm. dalga boyunda insanda cilt bronzlaşması ve güneş yanığına neden olmaktadır. 280 nm. ile 290 nm. arası dalga boyunda D vitamini sentezi artmaktadır. Bu, kemik hastalıklarına (özellikle raşitizm) karşı koruyucu bir etki göstermektedir.<br />
UV radyasyonunun canlı hücreler üzerindeki en olumsuz etkileri 280 nm ile 240 nm. arası dalga boyunda meydana gelmektedir. Dolayısıyla, en güçlü mikroorganizma öldürücü (germisidal) etki UV-C bandındaki radyasyon tarafından sağlanmaktadır. 200 nm. ile 10 nm. arası dalga boyundaki enerji, vakum (ekstrem) UV radyasyonu olarak tanımlanmaktadır. UV-C ve Vakum UV bandındaki radyasyon ozon tabakası tarafından absorbe edilmektedir.<br />
Elektromagnetik radyasyonu tanımlayan daha temel bir miktar onun vibrasyon sıklığıdır. Bu, radyasyonun frekansı ve dalga boyu ile ilişkilidir. Serbest atmosferdeki ışın hızı (4.1) eşitliği ile ifade edilmektedir.</p>
<p>Cv= x 	                 								(4.1)</p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/burada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Burada">Burada</a> ;<br />
Cv :  Işın hızı (serbest atmosferde 3*1010 cm / sn)<br />
v : Vibrasyon frekansı (vibrasyon / sn)<br />
X :  Dalga boyu (cm)&#8217; nu<br />
göstermektedir.</p>
<p>En yaygın olarak kullanılan enerji ölçüsü birimi Watt-sn (joule)&#8217;dir. Radyasyonun yoğunluğu veya ışın şiddeti, bir birim bölgesine düşen enerji miktarı ile ifade edilir.<br />
Kuantum teoremi, radyant enerjinin farklı birimlerinde veya en küçük enerji biriminde (kuanta) meydana geldiğini belirtmektedir. Bu temel birimlerin enerjisi, (4.2) eşitliğinden da görüldüğü gibi, onun frekansı ise ilgilidir.<br />
e= h x 										  (4.2)</p>
<p>Burada ;<br />
e : Tek bir kuantumun enerjisi (erg)<br />
h : Planck sabiti (6.62*10&#8217;27 erg-sn )<br />
v : Frekans (vibrasyon / sn)&#8217; ı göstermektedir.<br />
(4.1) ve (4.2) eşitliklerinin birleşiminden (4.3) eşitliği elde edilmektedir,              	         (cm-erg) = h * cv /  = (19.86*10-17) / 						  (4.3)</p>
<p>Buradan kuantumun en küçük enerji birimi olduğu ve kuantum enerjisinin belli bir dalga boyunda sabit olduğu görülmektedir.<br />
4.2 UV RADYASYONUNUN KAYNAĞI</p>
<p>Dezenfeksiyon maksatlı UV radyasyonunun uygulanması, istenilen dalga boyunda yüksek ışın şiddetine (yoğunluğuna) sahip bir kaynak gerektirir. Suni ışık üretimi, elektrik enerjisinin elektromagnetik radyasyona dönüşümünden oluşmaktadır. Günümüzde kullanılan UV-C radyasyonunun temel yapay kaynakları, enerji yükü boşalabilen tipte olan düşük civa basınçlı lambalar ve yüksek civa basınçlı lambalardır. Bu genel olarak dezenfeksiyon sistemi uygulamasında hemen hemen en yeterli ve etkin kaynak olarak kabul edilmektedir. Bu tip lambalarda elektrik akımı iki elektrot arasındaki civa yüklü bir inert gaz içersinden akar. Civa iyonları elektrik akımı ile uyarılır ve karakteristik radyasyonu üretir. Civanın uyarılması ile enerji yükünün boşalması, UV ışınlarının emisyonuna (yayılmasına) neden olur.<br />
Düşük civa basınçlı lambalar, yüksek civa basınçlı lambalara nazaran daha düşük çevre sıcaklıklarında, daha düşük elektriksel güç yükleri ile işletilirler. Düşük civa basınçlı lambalarda, civa basıncı lambanın güç çıkışını etkilediğinden, çevre sıcaklığının belirli limitler arasında kalması gerekmektedir. Düşük civa basınçlı lambalarının işletme sıcaklığı 40 &#8211; 50 oC arasında iken, yüksek civa basınçlı lambaların işletme sıcaklığı       500 °C’den büyük olabilmektedir.<br />
Spektral güç dağılımı, 185 nm. dalga boyunda zayıf ve 254 nm. dalga boyunda güçlü olmak üzere iki ışın hattı ile karakterize edilir. Aktif durumdaki civa 185 nm. dalga boyunda bir rezonans hattı yayar. Bu hat, havanın oksijenini iyonize edebilir, sonuçta istenmeyen ozon ve nitrik asitler oluşabilir. Bu nedenle özel kuvars cam tüpleri kullanılarak, UV lambası içerisindeki radyasyon 200 nm. dalga boyunun altına çekilmektedir.<br />
UV radyasyon kaynağı olarak bu tip lambaların kullanılmasının asıl nedeni, verdikleri enerjinin yaklaşık % 85&#8242; inin germisidal etki için gerekli olan optimum dalga boyunda (253.7 nm.) ve monokromatik (tek renkli) olmasıdır.<br />
UV lambaları için belirgin bir talep olmamasına rağmen, floresans lamba teknolojisinin ticari gelişiminin sonucunda daha etkili ve ucuz UV kaynakları ortaya çıkmıştır. UV ışınlarının sıvı içerisinde mümkün olduğunca homojen ve etkin dağılımını sağlayabilmek maksadıyla, UV lambaları reaktörün iç tarafına konulabilir. Eğer lamba sıvı içine daldırılacak ise, suyun soğutucu etkisini minimuma indirmek için lamba kuvars bir kılıf tertibatı içine yerleştirilmelidir.<br />
4.3 UV RADYASYONU KULLANIM ALANLARI</p>
<p>UV radyasyonu, su dezenfeksiyonun da olduğu kadar hava dezenfeksiyonunda da etkili bir yöntemdir Bu amaçla hastanelerde, ilk yardım odalarında, polikliniklerde, laboratuvarlarda, gıda, ilaç ve kozmetik endüstrilerinde de kullanılmaktadır. UV radyasyonunun su arıtımındaki kullanım alanlarından ise Tablo 4.1&#8242; de kısaca bahsedilmiştir.</p>
<p>4.4 UV IŞINLARI İLE DEZENFEKSİYON METODUNUN KİMYASAL<br />
DEZENFEKSİYON  METODLARI İLE KARŞILAŞTIRILMASI</p>
<p>Ham sudaki organik maddelerin meydana getirdiği problemler, hem çevresel kaynaklara zarar vermeyen, hem de reaksiyon sonucu yan ürün oluşturmayan bir dezenfeksiyon metodu gereksinimini ortaya çıkarmıştır. Yüzeysel suların dezenfeksiyonu için bir çok dezenfektan madde alternatifi mevcuttur ve her dezenfektan özel kullanım alanına sahiptir. Bunların en yaygın kullanılanları klor, klor dioksit,  kloraminler ve ozondur. UV  ışınları ile dezenfeksiyon metodunun, kimyasal dezenfeksiyon metotlarına bir alternatif olup olmadığı bir çok araştırmacı tarafından incelenmiştir (GELZHÂUSER 1986, WOLFE 1990, CARNIMEC 1994). Bu konuda yapılan çalışmaların bir özeti Tablo 4.2&#8242; de verilmiştir (ANGEHRN 1984).</p>
<p>Tablo 4.1 	254 nm. dalga boyundaki UV radyasyonunun su arıtımımdaki       kullanım alanları</p>
<p>Kullanım        Alanları	Kullanım Amacı	Öneriler<br />
içme suyu Kaynakları	Evsel su kaynakları<br />
Enerji su kaynakları<br />
Kamp alanı su kaynakları<br />
Gemilerin su kaynakları Trenlerin su kaynakları Laboratuar suları (teknik &#038; medikal)<br />
Kuyu ve kaynak suları içki ve bira üretim suları	Patojenik mikroorganizmaların yok edilmesi	Dezenfeksiyondan önce inorganik maddeler filtre edilmelidir.<br />
Yüzme Havuzları	Açık/kapalı yüzme havuzları özel yüzme havuzları	Patojenik mikroorganizmaların yok edilmesi; alg kontrolü<br />
Akvaryumlar	Ev akvaryumları Hayvanat bahçesi akvaryumları	Parazitlerin yok edilmesi; alg kontrolü	Balıklara zarar vermemek için UV sirkülasyon sistemi akvaryumun dışına yerleştirilmelidir<br />
Endüstriyel Prosesler	Soğutma ve Yıkama suları	Bütün mikroorganizmaların yok edilmesi ve alg kontrolü<br />
Atık su Geri devri	Endüstriyel atık su (inorganik) Atık çamur (organik, fekal maddeler)		Diğer arıtma teknikleri ile birlikte kullanılabilir</p>
<p>Tablo 4.2 Çeşitli su dezenfeksiyon metotlarının karşılaştırılması<br />
BİRİM	UV	OZON	KLOR<br />
Reaksiyon süresi	1 &#8211; 10 dk	10-20dk	30 &#8211; 50 dk<br />
Reaksiyon tankı	gerekmez	Gerekli	Gerekli<br />
Koruma	minimum	Maksimum	Ortalama<br />
inşaat &#8211; tesisat	basit	Komplike	Komplike<br />
Askıda katı maddelerin etkisi	fazla	Fazla	Fazla<br />
Sıcaklığın etkisi	yok	Fazla	Fazla<br />
pH&#8217; nın etkisi	yok	Düşük	Fazla<br />
Arıtılmış suda olumsuz residual oluşumu	yok	çok az	Var<br />
Suyun doğal yapısına olumsuz etkisi	yok	Var	Var<br />
Korozyon	yok	Var	Var<br />
Toksisite	yok	Var	Var<br />
işletme maliyeti	düşük	Yüksek	Düşük</p>
<p>WOLFE (1990), klorun virüslere karşı oldukça zayıf bir dezenfektan olduğunu ve organik madde ve Toplam Organik Karbon (TOC) içeriği fazla olan sularda kullanıldığında, THMs (Trihalometans) ve diğer reaksiyon yan ürünlerinin oluşumuna neden olduğunu göstermiştir. UV radyasyonunun, suda sağlığa zararlı olarak artan bir mutajenik aktivite üretmediği (ZOETEMAN 1982, KOOL 1985, KRUITHOF 1989) ve suyun estetik yönden tat, renk vs kokusunu bozmadığı (TOBIN 1983, EPA 1983) tespit edilmiştir.<br />
GELZHÂUSER (1986) ise, UV ışınları kullanılarak yapılan su dezenfeksiyonunun kimyasal dezenfeksiyon işlemlerine nazaran daha basit ve emniyetli olduğunu, mikroorganizma inaktivasyonun’un anında gerçekleştiğini ve arıtılmış suyun doğal yapısını değiştirmeyen tek fiziksel dezenfeksiyon prosesi olduğunu göstermiştir. Ayrıca, UV radyasyonu da ozon gibi dağıtım sistemlerinde kalıcı bir etki göstermediğinden, UV dezenfeksiyonundan sonra dağıtım sistemlerinde herhangi bir mikrobiyolojik bulaşma olup olmadığı da araştırılmış, deneysel çalışmaların sonunda, hiç bir dağıtım sisteminde yeniden üreme gözlenmemiştir.</p>
<p>4.5 UV IŞINLARI İLE DEZENFEKSİYON UYGULAMALARINDA TEMEL İLKELER</p>
<p>UV radyasyonunun içme suyu ve atık su dezenfeksiyonu maksadıyla kullanımının yanı sıra, 19. ve 20. yüzyıl süresince yapılan araştırmalar, UV radyasyonunun kozmetik, içki ve elektronik endüstrilerinde, hijyenik, medikal ve ticari amaçlı kullanımına da müsaade edildiğini göstermiştir. 50 seneden bu yana, UV radyasyonunun hastanelerde, endüstrilerde ve evsel kullanımlar için hem hava, hem de su dezenfeksiyonu maksatlı uygulamalarında bir artış meydana gelmiştir. Bunun başlıca nedeni, UV radyasyon kaynağı olarak yüksek civa basınçlı lambaların yerine daha etkili olan düşük civa basınçlı lambaların kullanımının yaygınlaşması ve UV radyasyonunun arıtılmış su ortamında reaksiyon yan ürünleri oluşturmamasıdır. Bu özel avantaj, diğer dezenfeksiyon teknolojilerine göre gittikçe önemli bir hale gelmektedir.<br />
Dezenfeksiyon metodunun seçiminde rol oynayan en önemli faktör arıtılacak olan suyun kalitesidir. Doğal sular genellikle halk sağlığı açısından zararlı olan maddeler içermez. Yüzeysel suların ise endüstriyel atıklardan veya kazalardan oluşan sızmalar ve hava kirleticileri tarafından kirlenme ihtimali yüksektir. UV sistemlerinin, su dezenfeksiyonu işlemindeki potansiyel faydalarından aşağıda maddeler halinde kısaca bahsedilmiştir.<br />
1.	Bütün mevcut mikroorganizmaları öldürme kabiliyetine sahiptir.<br />
2.	Dezenfeksiyon işleminin reaksiyon süresi çok kısadır ve suyun UV ışınlarına<br />
maruz kalma süresi kontrol edilebilmektedir.<br />
3.	UV ışınları arıtılmış su ortamında, çevresel kaynaklara ve halk sağlığına toksik<br />
etkisi olan kalıntı (residual) madde oluşturmamaktadır.<br />
4.	Yüksek standartta emniyetli bir işletme performansını garanti edebilmektedir.<br />
Bir su dezenfeksiyonu tesisinin, etkinliği ve işletme güvenirliği yeterli bir düzeyde olmalıdır. Buna göre, aşağıda belirtilen koşullar yerine getirildiği taktirde, UV dezenfeksiyonu metodu ile mikroorganizma giderim hızının, en azından kimyasal dezenfeksiyon prosesleri için verilen değerlere ulaştığı belirtilmektedir.</p>
<p>1.	Ham su daima temiz olmalıdır.  Bu, suyun bir filtrasyon ünitesinden geçirilmesi ile sağlanabilir.<br />
2.	Suyun UV ışınını geçirimliliği sürekli ölçülmelidir.   Bu ölçüm belirti bir geçirimlilik değerinin altında ise sistem otomatik olarak su alımını durdurmalıdır.<br />
3.	Kuvars koruma tüpünün ultraviole geçirgenliği daima kontrol edilmelidir.<br />
4.	UV lambasının işletme süresi başlangıçtan itibaren kaydedilmelidir<br />
5.	UV lambasının ışın şiddeti düzenli periyotlarda ölçülmelidir.<br />
6.	İşletmenin sürekliliği garanti edilmelidir.<br />
7.	UV  ünitesi,   suyun   UV  lambaları   boyunca  türbülanslı   bir  akışla   geçmesini sağlayacak şekilde dizayn edilmelidir.<br />
8.	UV ışını, her su molekülü için sabit bir tesir süresi garanti edebilmelidir.<br />
9.	İşletme esnasında problem çıktığı durumlarda tesisin otomatik olarak devreden çıkmasını sağlayan bir sigorta olmalıdır.<br />
4.6 UV IŞINLARI İLE DEZENFEKSİYON METODUNUN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI</p>
<p>4.6.1  Avantajları</p>
<p>UV ışınlar ile dezenfeksiyon yöntemi, diğer dezenfeksiyon yöntemlerine nazaran daha basittir. Mikroorganizma inaktivasyonu, su reaktörün içerisinden geçerken anında olmaktadır. UV ile dezenfeksiyon işleminde klorlama işleminin aksine, su içerisine mikroorganizma inaktisvasyonu için yeterli olacak miktarda bir kimyasal madde ilave edilmez. Burada zaman, spesifik bir reaksiyonun oluşmasına imkan vermek için değil, yeterli dozu sağlamak için gereklidir. Dolayısıyla çok kısa zaman periyotlarında bile verimli bir dezenfeksiyon işlemi gerçekleştirilebilmektedir. UV ışını  mikroorganizmanın  DNA  yapısını  bozarak, mikroorganizma üzerinde kesin öldürücü bir etki oluşturmaktadır.<br />
UV   dezenfeksiyonunun   bir   diğer   avantajı   sistem   esnekliği   ve   talep değişikliğine karşı çabuk <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cevap/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cevap">cevap</a> verme yeteneğine sahip olmasıdır. Dolayısıyla, belirli organik kirleticileri ve tat-koku bileşiklerini kırmak için hidroksil radikallerinin üretimi maksadıyla ozon veya hidrojen peroksit ile birleşebilme kabiliyeti vardır.   Bu tür sistemler,  kimyasal dezenfeksiyon sistemlerine nazaran daha az komplike, işletilmesi basit ve daha düşük maliyete sahiptirler,   özellikle yüksek elektrik yükü ve kişilerin UV radyasyonuna maruz kalma riski çok azdır ve bunlar kolaylıkla emniyete alınabilecek şartlardır.<br />
İşlemin temel avantajı ise uygulanan UV dozunun dezenfekte edilmiş su içerisinde halk sağlığı açısından kanserojen etkiye sahip toksik yan ürünler oluşturmaması ve suyun doğal yapısını bozmamasıdır. Bunun sonucu olarak yüksek dozda UV kullanılabilir. Çünkü, radyasyonun enerji düzeyi kimyasal reaksiyonları etkileyecek kadar yüksek olmadığından, yüksek UV dozlarında bile, dezenfeksiyon işlemi esnasında oluşan önemli bir ara madde yoktur. Bu işlemin kontrol sıklığı klorlama işlemine nazaran daha azdır.<br />
4.6.2 Dezavantajları</p>
<p>Bu metodun en büyük dezavantajı UV teknolojisi ve UV dezenfeksiyon verimliliğine etki eden faktörlerin neler olduğu konusunda bilginin sınırlı olması ve belirli bir standardın bulunmamasıdır. Bu, UV dezenfeksiyon tesislerinin projelendirilmesinde teknolojik sınırlamalara ve UV dozunun ölçümünde belirsizliklere neden olmaktadır. Dolayısıyla sistemin verimlilik kontrolü güçleşmektedir. UV dezenfeksiyon sisteminde doz ihtiyacının standart bir değer olarak belirlenebilmesi için büyük ölçekli sistemlerde, daha geniş çaplı deneysel çalışmalar yapılmalıdır.<br />
Bir diğer dezavantajı ise dağıtım sistemlerinde kalıcı bir dezenfeksiyon etkisinin olmaması ve oluşabilecek mikrobiyolojik bulaşmalara karşı sistemin korunmasız olmasıdır. Bu nedenle, sağlıksız dağıtım şebekelerinde bir son dezenfeksiyon işlemine gerek duyulabilmektedir.<br />
4.7 UV IŞINLARININ GERMİSİDAL ETKİLERİ</p>
<p>Kimyasal dezenfektanlar mikroorganizmaların sadece yüzeyine etki ederler. Oksidasyon ile hücrelerin öldürülmesi için belirli bir temas süresi gerekir. Dezenfektanın daha yüksek miktarda dozlanması da proses süresinin kısalmasını sağlamamaktadır.<br />
UV ışınları ile dezenfeksiyon işlemi ise, bir kaynaktan gelen elektromagnetik enerjinin bir organizmanın hücresel materyaline (özellikle hücrenin genetik materyaline) transferine dayanan fiziksel bir işlemdir.<br />
Bu enerji, hücrenin kopyalanabilme (replike olabilme) yeteneğinin kaybına neden olduğundan, kesin öldürücü (lethal) bir etki göstermektedir. Dolayısıyla, radyasyonun etkinliği, mikroorganizma tarafından absorbe edilen enerji miktarının veya dozunun bir fonksiyonudur. UV radyasyonu mikroorganizma içerisinden geçen UV-C ışınları ile mikroorganizmanın fotokimyasal reaksiyonlarını dolayısıyla aktivitesini durdurur. Bu durumdan hücre duvarı ve iç çeperi aynı anda etkilenirler.<br />
UV dezenfeksiyonunun germisidal etkileri ile ilgili ilk raporlardan biri DOWNES ve BLOUNT (1877) tarafından verilmiştir. Bu araştırmacılar, karışık bir mikroorganizma popülasyonu üzerine solar radyasyonun lethal etkilerini tanımlamışlar ve kısa dalga UV radyasyonu için bu etkilerin sonuçlarını tayin etmişlerdir.<br />
Daha önce bahsedildiği gibi, germisidal aktivite için en etkin spektral bölge, yaklaşık 260 nm dalga boyu civarındadır. Dalga boyunun bir fonksiyonu olarak rölatif germisidal etkinlik Şekil 4.2&#8242; de, RNA (Ribonükleik asit) absorbsiyonunu karşılaştırmak için UV ışınlarının E.Coli bakterisi üzerindeki rölatif abiyotik etkisi ise Şekil 4.3&#8242; de  verilmiştir.<br />
Her iki şekilden de görüldüğü üzere, nükleik asidin etkilendiği spektrum birbirine çok benzemektedir. Bir göreceli skala üzerinde ekstinksiyon katsayısı (bakteriyel koloni oluşumu üzerinde inhibe edici bir etkinin ölçüsü), dalga boyunun bir fonksiyonu olarak noktalar ile işaretlenmiştir. Buradan maksimum etkinin 250 nm. ve 265 nm. dalga boyları arasında meydana geldiği görülmektedir. Bu, bir RNA zincirinin çözülmesi için gerekli olan rölatif absorbsiyon yüzdesini göstermektedir.</p>
<p>Şekil 4.2 Dalga boyunun bir fonksiyonu olarak rölatif germisidal etkinlik<br />
4.7.1   UV Işınının DNA Üzerindeki Fotokimyasal Harabiyeti (İnaktivasyon Etkisi)</p>
<p>UV ışınları, hücrenin DNA (Deoksiribonükleik asit) ve RNA (Ribonükleik asit)&#8217; sini inaktive eder. DNA ve RNA bir hücrenin genetik bilgisinin depolanması ve transferinde işlev gören zincir görünümlü makromoleküllerdir. Bu bileşikler, hücrenin kuru ağırlığının genel olarak % 5 &#8211; 15 &#8216;ini oluştururlar ve bir hücrenin çalışmasını özellikle tip ve enzim üretim miktarını belirlerler. DNA molekülü, UV fotonlarının esas hedefi olarak değerlendirilir ve önemli biyolojik harabiyetin oluştuğu temel bileşiktir.</p>
<p>DNA ve RNA&#8217; nın monomerik birimleri nükleotidlerdir. Nükleotidlerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hepsi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hepsi">hepsi</a> üç karakteristik bileşikten oluşur. Bunların her biri ya bir pürin veya primidin üreticisi<br />
olabilen nitrojenik (azotlu) bir heterosiklik baza sahiptir, yani bir pentoz şekeri ve bir fosforik asit molekülü içerirler. Sadece baz bileşiklerinde farklılık gösteren DNA&#8217; nın,<br />
Şekil 4.3  UV ışınlarının E.coli bakterisi üzerindeki rölatif abiyotik etkisi<br />
temel bileşiklerini içeren dört farklı deoksiribonükleotid vardır, ikisi pürin üreticisi olan adenin ve guanin, diğer ikisi ise primidin üreticisi olan sitozin ve timindir. Benzer şekilde, RNA&#8217; nın da esas bileşiklerini içeren dört farklı ribonükleotid vardır. Bunların ikisi, pürin üreticisi olan adenin ve guanin, diğer ikisi ise primidin üreticisi olan sitozin  ve urasildir. Böylece, timin karakteristik olarak sadece DNA&#8217; da, urasil ise RNA da mevcuttur.<br />
4.7.1.1  Dimer formasyonu</p>
<p>Dimer formasyonu, direkt olarak, sadece DNA&#8217; nın aynı iplikçiği üzerindeki komşu timin molekülleri arasında meydana gelir (Şekil 4.4).   Buna göre DNA, nükleotid olarak isimlendirilen basit monomerik birimlerin bir çift sarmal zincirinden oluşmaktadır. Bu nükleotidlerin sırası, hücre üzerindeki genetik bilgiyi tayin eder. Bunlar Şekil 4.4 üzerinde A (adenin), G (guanin), C (sitozin) ve T (timin) harfleri ile temsil edilmiştir, iki iplikçikte daima G, C’nin karşısında ve T, A&#8217; nın karşısındadır. Eğer bir iplikçikte harabiyet oluşursa, bilgi ikinci iplikçikte kalır. Harabiyeti tamir etmek için G&#8217; nin karşısına bir C ve A&#8217; nın  karşısına bir T girer ve zincir böylece devam eder. Bir iplikçik üzerinde bilgi bulunduğu sürece ikinci iplikçiğin harabiyeti düzeltilebilir. Bunlar enzimatik işlemlerdir. Hücre bölünmesi meydana gelmeden evvel, ebeveynden gelen iplikçiğin her birinin bir eş iplikçiği oluşturulması suretiyle DNA&#8217; nın bir kopyası hazırlanır.<br />
Bir polinükleotid iplikçiğinde, iki komşu primidin arasında, UV ışını ile hasara uğratılmış dimer, primidinlerin tüm kombinasyonları (timin, sitozin ve urasil) için geçerlidir. En fazla verimle timin dimerinin oluştuğu Şekil 4.4&#8242; den görülmektedir.</p>
<p>Çift DNA iplikçiği</p>
<p>Replike Olan  DNA</p>
<p>Timin Nükleotidlerin<br />
Dimerizasyonu</p>
<p>Şekil 4.4	 	DNA molekülünün şematik görünümü ve timin nükleotidlerinin 	                                                          dimerizasyonu</p>
<p>İplikçiklerin biri üzerinde iki komşu timin monomeri vardır. UV ışığına maruz kaldığı sürece, iki monomer arasında yeni bağlar şekillenir. Bir DNA iplikçiği üzerinde pek çok dimer oluşumu, kopyalama (replikasyon) işlemini çok zor hale getirir. Pürinlerin, birbirleri ile olan, karşılaştırabilir bir reaksiyonunun varolduğu gösterilmemiştir.<br />
Primidin dimerizasyonunun esas etkisi, normal replikasyon işlemini bloke etmesidir. DNA replikasyonunun toplam ve kalıcı inhibisyonunun kendisi bir lethal etkidir. Replikasyon bu çarpıklığı, alternatif olarak, kopyalamada bir hata oluşturup, replike olamayan bir mutant yavru hücre oluşturmak suretiyle atlatabilir.<br />
4.7.1.2 Hidrat formasyonu</p>
<p>Şekil 4.5 Hidrat formasyonu<br />
Hidrat formasyonu, mevcut hidrojen bağları nedeniyle nadiren, sadece DNA içerisinde meydana gelir. Primidin bazların hidrasyonu ile genetik kodda bir değişme olması mümkündür. Bu etki ise Şekil 4.5&#8242; de görülmektedir.<br />
4.7.1.3 DNA&#8217; nın doğal yapısının değişmesi</p>
<p>Dimer formasyonu  ve   hidrasyonun  yan   ürünleri  olarak   DNA&#8217;   nın  doğal yapısının değiştiği görülmektedir.  Bu durumda çoğunlukla çift DNA iplikçiği oluşur.<br />
4.7.1.4 Daha ileri etkiler</p>
<p>Belirlenen daha ileri etkiler, nükleik asitler ve proteinler arasındaki polimerizasyon, nükleik asitler içerisindeki polimerizasyon ve iplikçiklerin kırılmasıdır. Nükleik asitler, hücrelerin bölünmesini bloke eden ve onların ölümüne neden olan UV ışınlarının hedefidir. Bu etkinin tek sorumlusu, yukarıda belirtildiği gibi, primidin dimer formasyonudur. Bir çok mikroorganizmada, bir kaç dimer oluşumu hücre bölünmesinin bloke edilmesine neden olur. UV ışınına karşı en hassas olan mikroorganizmalar, hassasiyet derecelerine göre sırasıyla Salmonella spp., Shigella spp., Escherichia coli, Streptococcae, Bacterium prodigiosum, Pseudomonas fiuorescens , Bacillus pnoteus , Bacillus sponss olarak verilebilir.<br />
4.7.2 Fotokimyasal Harabiyetin Düzeltilmesi ( Fotoreaktivasyon Etkisi)</p>
<p>Fotoreaktivasyon mekanizması, görülebilir spektrum ve UV yakınında daha uzun dalga boyu ışığı gerektiren, tipik bir foto enzimatik reaktivasyondan ibarettir. UV ışınları ile inaktive edilmiş bir mikroorganizma, 300 nm. dalga boyunun üzerindeki gözle görülebilir bir ışına maruz bırakıldığında, UV ışını ile hasara uğramış bakteriyel hücreler DNA hasarlarını tamir edebilirler. Bu tamirat işlemi fotoreaktivasyon olarak adlandırılır. Dolayısıyla fotoreaktivasyon sonrası yeniden bir bakteriyel üreme görülür.<br />
Fotoreaktivasyon mekanizması genel değildir ve hangi türün reaktif olabilme yeteneğine sahip olduğunu, hangi türün sahip olmadığını gösteren özellikleri niteleyen açık belirleme yöntemleri yoktur. Tablo 4.3&#8242; de fotoreaktivasyon mekanizmasına sahip olan ve olmayan mikroorganizmaların bir listesi verilmiştir. Virüsler genellikle fotoreaktif olabilme yeteneğine sahip değildirler. Bunlar, fotoreaktif olabilen bir konakçı hücre içerisinde olmaları durumunda ancak fotoreaktif olabilirler.</p>
<p>Tablo 4.3 	Fotoreaktivasyon mekanizmasına sahip olan ve olmayan mikroorganizmalar</p>
<p>Fotoreaktivasyon Mekanizmasına Sahip Olan Mikroorganizmalar	Fotoreaktivasyon Mekanizmasına Sahip Olmayan Mikroorganizmalar<br />
Streptomyces<br />
Escherichia coli<br />
Total coMfonm<br />
Saccharomyces<br />
Aerobactor<br />
Micrococcus<br />
Ervinia<br />
Prontesu<br />
Penicillium<br />
Nuerospora	Haemophilus influenzae<br />
Diplococcus pneumoniae<br />
Bacillus subtllis<br />
Micrococcus raidourans<br />
VİRÜSLER<br />
(Fotoreaktif olabilen bir konakçı hücre içerisinde olmaları durumunda)	VİRÜSLER<br />
(Fotoreaktif olabilen bir konakçı hücre içerisinde olmamaları durumunda)</p>
<p>Katalize eden, iyonize olmayan dalga boyları mikroorganizmaların hepsi için aynı değildir. Bu dalga boyu genellikle 310 nm. ile 490 nm. arasındadır. Bazı durumlarda fototamir, 230 ve 240 nm. arasındaki dalga boylarının atmosferik ozon tabakasında absorbe olup dünyanın yüzeyinde doğal olarak meydana gelmemelerine rağmen, bu dalga boylarında da oluşabilmektedir. Fotoreaktive edici UV ışınının güneş ışığında mevcut olduğu önemle kaydedilmesi gereken bir noktadır. Bundan etkileşim hızlıdır ve bu etkiler gerekli miktardaki ışına maruz kaldıktan sonra, bir kaç dakika içerisinde meydana gelmektedir.<br />
Mikroorganizma tarafından UV ışınının absorbsiyonu sonucu, mikroorganizmanın DNA&#8217; sı içinde çeşitli fotoürünler oluşur. Bu foto ürünlerin en önemlisi, daha öncede belirtildiği gibi, DNA&#8217; nın aynı iplikçiği üzerinde bitişik primidin molekülleri arasında oluşan DNA&#8217; nın yenilenmesini ve kopyalanmasını yarıda kesen primidin dimeridir. Bir çok organizmada bulunan tamir mekanizması ile bir dimerin formasyonu tamir edilebilir. Bu mekanizma, fotoreaktive edici bir enzimin (PRE) yardımı ile UV ışını tarafından hasara uğratılmış primidin dimerlerin bölünmesine bağlı direkt bir ışık ile karakterize edilir.<br />
UV radyasyonundan sonra canlı kalan hücreler ile fotoreaktive olduktan sonra canlı kalan hücreler üzerinde yapılan gözlemler sonucu, tespit edilen etkilerin neticeleri kaydedilmiştir. Şekil 4.6&#8242; da fotoreaktivasyonun etkisi şematik olarak gösterilmiştir.</p>
<p>Şekil 4.6 Fotoreaktivasyon etkisinin şematik görünümü</p>
<p>Burada mikroorganizmanın canlı kalması, UV dozunun (Di) bir fonksiyonu olarak değerlendirilmiştir. Di miktarındaki bir UV dozundan sonra, mikroorganizma kültürü fotoreaktive edici ışığa maruz bırakılmış ve fotoreaktivasyondan dolayı kültür içerisindeki mikroorganizma sayısı PR ile işaretlenen düzeye yükselmiştir. Burada, fotoreaktivasyon sonrası ortamdaki mikroorganizma sayısına tekabül eden D,&#8217; dozu, aynı zamanda, UV dezenfeksiyonu sonrası fotoreaktive edici ışığa maruz bırakılmayan bir kültürdeki canlı kalan mikroorganizma miktarını da belirlemektedir.<br />
	 (Di / Di&#8217; ) arasındaki fark doz azalması olarak adlandırılır ve bu fotoreaktivasyon boyutunun bir ölçüsü olarak kullanılabilir. Lethal fotoürünlerin (timin dimerlerinin) sayısı UV dozu ile direkt olarak orantılı olduğundan, doz azalması tamir olgularının sayısının bir ölçüsü olarak değerlendirilebilir. (Di&#8217; / Di), bu lezyonlarm sabit bir fraksiyonunun fotoreaktivitesini gösterir. Bu fraksiyon, 1 &#8211; (Di&#8217; / Di), fotoreaktive olabilen sektör (PRSmax) derecesi olarak adlandırılır.<br />
Fotoreaktivasyonun oluşumu ile ilgili çeşitli mekanizmalar vardır. En dominant fotoreaktivasyon mekanizması, bir fotoreaktive edici enzim ile saptanmıştır. Bu enzim, aktivitesini başlatabilmek için ışık enerjisine ihtiyaç göstermesi dışında, diğer hücresel enzimlere benzer. Bu enzimatik fotoreaktivasyon için ileri sürülen reaksiyon şeması, Şekil 4.7&#8242; de görüldüğü gibi, iki kademelidir. </p>
<p>Şekil 4.7 İki kademeli fotoreaktivasyon reaksiyon şeması</p>
<p>Bu basit olarak (4.4) eşitliği ile ifade edilebilir<br />
                       k1                     k3<br />
PRE + Sp               PRE &#8211; Sp              PRE + P						(4.4)<br />
	          k2<br />
Bu reaksiyon, hız sabiti k3 ün tamamen ışık enerjisine bağımlılığı dışında, enzimatik reaksiyonlar için geleneksel Michaelis &#8211; Menten denklemidir. Burada,<br />
PRE fotoreaktive edici enzim, sp fotoreaktive edilebilir lezyon (primidin dimeri),<br />
PRE-Sp enzim-dimer kompleksi ve P fotoreaktive edilen UV lezyonu (monomerize edilmiş dimer) dur.<br />
	Şekil 4.7&#8242; de görülen birinci kademe, PRE-SP kompleksinin oluştuğu kademedir. Burada, PRE kompleks oluşturmak için bir primidin dimer ile bağlanır. Bu kademe ışık istemez. Kompleks geri dönüşümlüdür fakat oluşum kinetikleri arasında k1»k2 verilmektedir. Bir organizma veya hücre içerisindeki mevcut olan fotoreaktive edici enzimlerin sayısı organizmanın cinsine göre değişir. Ayrıca her enzimin primidin dimere bağlanması ve reaksiyon hızı da sıcaklık, pH ve iyonik kuvvete bağlı olarak farklılık gösterir.<br />
ikinci kademede ise, gerçek fotoreaktivasyon dimerin orjinal monomerize edilmiş şekline dönüşümü tamimiyle ışık enerji şiddetine ve reaksiyon kinetiklerine bağlıdır. Reaksiyon bir mili dakikadan daha kısa sürede oluşur ve tamirat tamamlanır. Fotoreaktivasyon için katalize edici ışının dalga boyu da organizmanın cinsine göre değişir fakat genellikle 310 &#8211; 490 nm. dalga boyları arkasındadır.<br />
Fotoreaktivasyonun derecesi, oluşan PRE-Sp komplekslerinin sayısına bağlıdır. Oluşan komplekslerin sayısı, her hücre içindeki PRE&#8217; lerin mevcudiyeti ve sayısı ile sınırlıdır. Fotoreaktive edici ışığa maruz kalma süresinin uzatılması ile, fotoreaktif hale getirilmiş bir ürünün ayrılarak (2. kademe), arta kalan dimerlerle yeni kompleksler oluşturması (1. kademe) mümkün kılınabilir.<br />
Işık ihtiyacı olmaksızın meydana geldiği gösterilen ikinci bir mekanizma karanlıkta reaktivasyon olarak adlandırılan multi enzimatik bir mekanizmadır. Burada dimer bir enzim tarafından tanınır, bu enzim DNA iplikçiğinin bir yanından dimeri keser. Daha sonra dimeri DNA iplikçiğinden tamamen ayırır ve replike edici DNA enzimi boşluğu reaktif hale getirir.<br />
Aktif hücre metabolizmasını ve fotoreaktive edici ışına maruz kalma olayından sonra hücre bölünmesini bir süre inhibe eden çevresel koşullar UV radyasyon etkilerini azaltma eğilimindedir. Bu inhibitör etkiler, hatalı veya lethal olarak replike olmadan önce, hücreye DNA&#8217;sını tamir etmek için zaman tanır, Bu tip koşullar, düşük sıcaklık veya düşük nütrient düzeylerini içerir. Bu durumda, faz gecikmesi veya durgunluk dönemindeki üreme aşamalarında bulunan bir popülasyon daha fazla iyileşme şansına sahip olacaktır. Çünkü bu popülasyon kesinlikle hızla çoğalan popülasyon kadar hızlı bir şekilde DNA&#8217;sını replike<br />
etmeyecektir. Radyasyona maruz bırakılmış fajların düzelmesi de bunların konakçı hücrelerinin fizyolojik durumuna bağlıdır.<br />
Fotoreaktivasyon,    belirli   durumlarda   bir   UV   sisteminin   dizaynını    ve performansını önemli derecede etkileyebilir. Dezenfekte edilmiş bir çıkış suyunda mevcut olan koşullar fotoreaktivasyonun oluşmasına yardımcıdırlar. Dezenfeksiyon işlemi sırasında suyun nütrient düzeyleri düşük ve organizma popülasyonu durgun üreme fazında olmalıdır. Fotoreaktive edici ışığın kaynağı olan güneş ışınlarının yoğunluğu ve spektral dağılımları mevsime, günün saatine ve havanın bulutlu olmasına göre farklılık gösterir. Su/atık su kalitesi, UV ışınına maruz kalma süresinin uzunluğu, mikroorganizma cinsi ve UV dozu gibi bir çok faktör fotoreaktivasyon derecesini etkiler. örneğin, çıkış suyunun özellikleri fotoreaktive edici dalga boyundaki ışının suya nüfus etmesini (penetrasyonunu) etkileyecektir. Dolayısıyla, sığ, berrak ve hareketli alıcı ortamlar, daha derin, bulanık ye yavaş hareketli alıcı ortamlara göre fotoreaktivasyona daha fazla yardımcıdırlar.<br />
Fotoreaktivasyon derecesini etkileyen belirli çevresel faktörlerde, UV dozunu arttırarak mekanizmayı kontrol etmek daha kolaydır. Tipik bir dezenfeksiyon işleminde, mikroorganizmanın üreme aşaması ile uğraşmak pratik değildir. Bu konuda yapılan bir çok deneysel çalışmalar sonucunda, UV dozunun arttırılması ile fotoreaktivasyon etkilerinin aynı zamanda azaltılabildiği ispatlanmıştır.<br />
Fotoreaktive edici ışınlar genellikle güneş ışığında ve floresans ışık kaynaklarında mevcuttur. Fotoreaktivasyon etkilerini miktarsal olarak belirleme prosedürü, statik şişe tekniği olarak adlandırılır. Bu metotta, fotoreaktive edici ışığa maruz kalacak örnek üç şişeye bölünür. Birincisinde hemen koliform sayımı yapılır, ikincisi görünür ışık altında opak (renkli) bir şişe içerisine konulur, üçüncüsü ise görünür ışığı geçiren bir şişeye konulur Bu iki şişe 60 dakika (zaman standart değildir ve 30 dakika ile 3 saat arasında değişebilir) süresince, 20 °C da güneş ışığına maruz bırakılır. Daha sonra örneklerin koliform sayımı yapılır. Opak şişe karanlık örneğini, geçirgen şişe ise aydınlık örneği temsil eder.<br />
Fotoreaktivasyon mekanizması sıcaklığa bağlıdır. Ortam sıcaklığı 10 °C iken meydana gelen fotoreaktivasyon sonrasında analiz edilen numunedeki fekal koliform yoğunluğunun, fotoreaktivasyona bırakılmadan derhal analiz edilen numunedeki fekal koliform yoğunluğuna göre iki kat artış gösterdiği gözlenmiştir. Şayet fotoreaktivasyonun gerçekleştiği esnada ortam sıcaklığı 20°C ise, fotoreaktivasyon öncesi ve sonrası analiz edilen numunelerdeki fekal koliform yoğunluğu arasındaki artış oranının 10 kat (1 log) olduğu gözlenmiştir.</p>

<p class="sayac_bilgi">451 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/alglerin-sebep-oldugu-sularda-tat-ve-koku-problemleri.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hava Kirliliğinin Sağlık Üzerine Etkileri</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/hava-kirliliginin-saglik-uzerine-etkileri.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/hava-kirliliginin-saglik-uzerine-etkileri.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 10:15:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abd]]></category>
		<category><![CDATA[Artma]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kolay]]></category>
		<category><![CDATA[Larda]]></category>
		<category><![CDATA[Pek]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Tablo]]></category>
		<category><![CDATA[Tahmin]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11761</guid>
		<description><![CDATA[1950 lerden beri hava kirliliğinin insan sağlığına etkilerini gösteren kanıtlar vardır. 1980 sonları 1990 larda ise yeni epidemiyolojik çalışmalarla hava kirliliğinin sağlığa etkileri gösterilmiştir. Bu çalışmalar önce ABD ve Avrupa ülkelerinde yapılmış, daha sonra pek çok ülkede de benzer çalışmalar ile sağlığın olumsuz etkilendiği gözlenmiştir. Bu çalışmalarda ölümler, hastaneye başvurular gibi sağlık göstergeleri ile havadaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1950 lerden beri hava kirliliğinin insan sağlığına etkilerini gösteren kanıtlar vardır. 1980 sonları 1990 larda ise <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> epidemiyolojik çalışmalarla hava kirliliğinin sağlığa etkileri gösterilmiştir. Bu çalışmalar önce ABD ve Avrupa ülkelerinde yapılmış, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> sonra pek çok ülkede de benzer çalışmalar ile sağlığın olumsuz etkilendiği gözlenmiştir. Bu çalışmalarda ölümler, hastaneye başvurular <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> sağlık göstergeleri ile havadaki kirleticilerin konsantrasyonunun ilişkisi aranmış ve her ikisinin birlikte artış veya azalış gösterdiği belirlenmiştir.<br />
 <span id="more-11761"></span><br />
Hava kirleticilerindeki günlük artışlar çeşitli akut sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Örneğin kirletici konsantrasyonunda artma astma ataklarında artışa yol açmaktadır. Kirleticilere uzun süreli maruz kalım ile sağlıkta kronik etkiler ortaya çıkmaktadır. ABD ve Hollanda&#8217;da yapılan çalışmalarda hava kirliliği olan  bölgelerde  yaşayanların ömrünün, kirliliğin olmadığı bölgelerde yaşayanlara göre 1-2 yıl daha kısa olduğu belirlenmiştir. Yalnızca gelişmekte olan ülkelerde havada bulunan partiküler <a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">madde</a> ve kükürt dioksit  nedeniyle yılda  500,000  kişinin öldüğü tahmin edilmektedir.</p>
<p>Hava kirliliğinin sağlık etkisi öksürük ve bronşitten, kalp hastalığı ve akciğer kanserine kadar değişmektedir. Kirliliğin olumsuz etkileri sağlıklı kişilerde bile gözlenmekle birlikte, bazı duyarlı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gruplar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gruplar">gruplar</a> daha kolay etkilenmekte ve daha ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır (Tablo.2). Bu gruplardan biri yaşlılardır. Fizyolojik kapasitesi  ve fizyolojik savunma mekanizması fonksiyonlarındaki azalma, kronik hastalıklardaki artma nedeniyle yaşlılar normal popülasyondan daha duyarlıdır, bu nedenle daha kolay etkilenmektedir. Küçük çocuklar savunma mekanizması gelişiminin tamamlanmaması, vücut kitle birimi başına daha yüksek ventilasyon hızları ve dış ortamla daha sık temas nedeniyle daha fazla riske sahip diğer bir gruptur. Yaş yapısı yanı sıra hava yolunda daralmaya yol açan hastalıklar da kirleticilere duyarlılığı artırmaktadır. Yapılan çalışmalar kirlilik arttıkça astma ve kronik obstrüktif akciğer hastalıkları (KOAH) gibi hastalıkların alevlenmelerinde  artış olduğunu göstermiştir. Kalabalık yaşam, yetersiz sanitasyon, beslenme yetersizliği gibi düşük yaşam standartları da duyarlılığı etkileyen faktörlerdendir. Bu koşullarda yaşayanlar enfeksiyon hastalıkları sorunları ile karşı karşıyadır ve yetersiz sağlık hizmeti almaktadırlar. Bu nedenle hava kirliliğinin sonuçlarından daha fazla etkilenilmektedir.</p>
<p>Tablo.2 Hava Kirliliği ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/risk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Risk">Risk</a> Grupları<br />
	            Bebekler ve gelişme çağındaki çocuklar<br />
	            Gebe ve emzikli kadınlar<br />
	            Yaşlılar<br />
	            Kronik solunum ve dolaşım sistemi hastalığı olanlar<br />
	            Endüstriyel işletmelerde çalışanlar<br />
	            Sigara kullananlar<br />
	            Düşük sosyoekonomik grup içinde yer alanlar</p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">Genel</a> olarak havadaki kirleticilerin sağlığa etkileri şöyle toparlanabilir;<br />
•	•        Solunum fonksiyonlarında bozulma<br />
•	•        Solunum sistemi hastalıklarında artış<br />
•	•        Kronik solunum sistemi  hastalığı olan kişilerin hastalıklarının alevlenmesinde artış<br />
•	•        Kronik kalp  hastalığı olan kişilerin hastalıklarının alevlenmesinde artış<br />
•	•        Kanser insidansında artış<br />
•	•        Erken ölüm insidansında artış</p>
<p>Çevresel hava kirliliğinin toplum sağlığı ile ilişkisi değerlendirilirken yukarıda sıralanan doğrudan sağlık etkilerinin yanı sıra içme ve sulama suyu kaynaklarının, bitki örtüsünün zarar görmesi ve mikro klima değişiklikleri nedeniyle dolaylı etkilerini de göz önünde bulundurmak gereklidir. Tüm bunların yanı sıra ortamın nem oranı, sıcaklık, sıcaklık değişim hızı, rüzgarlar ve benzeri etmenler de çevresel hava kirliliğinin sağlık sonuçları üzerinde etkili olmaktadır. </p>
<p>İnsan sağlığını etkileyen havadaki kirletici maddeler içinde yer alan ve hava kirliliği ölçümlerinde değerlendirilen SO2 ve asılı partiküller maddelerin etkileri ayrı ayrı gözden geçirilebilir. Tüm kirleticilerde olduğu gibi bunların oluşturacağı sorunun ciddiyeti iki faktöre bağlıdır; kişi bu maddelere ne miktarda ve ne kadar süre ile maruz kalmaktadır.</p>
<p>Sülfür dioksit (SO2)</p>
<p>24 saatten kısa süreli maruz kalımda , inhalasyondan sonraki ilk bir kaç dakika içinde  akut yanıt oluşur. Etki solunum fonksiyonlarında değişme, hırıltılı solunum ve nefes darlığı gibi semptomlarda artış şeklinde ortaya çıkar. Hem normal kişiler hem de astmatik kişiler etkilenir, ancak astmalılar en duyarlı gruptur. 24 saatin üzerinde maruz kalımda duyarlı hastalarda semptom alevlenmeleri görülür. Bu sürede yıllık ortalama değer 50 mg/m3 günlük değer 125 mg/m3 ü geçmeyen düşük düzeylerdeki maruz kalımda  bile  kalp ve solunum sistemi hastalıklarına bağlı ölümlerde,tüm solunum yolu hastalıkları  ve  KOAH nedenli hastane başvurularında artışlar  gözlenmiştir. </p>
<p>Son çalışmalar önemli sağlık sorunu yaratacak etkilerin çok düşük düzeylerde bile gözlendiğini göstermiştir. Bunların sonuçlarına göre önerilen SO 2 düzeyi 24 saat ortalaması 125 mg/m3, yıllık ortalaması ise  50 mg/ m 3 olarak belirlenmiştir. Ancak bu eşik değerlerin altında bile sağlık sorunlarının görülebileceği akılda tutulmalıdır. </p>
<p>Asılı partiküler madde (PM)</p>
<p>Sağlık üzerine etkisi partikül büyüklüğü ve konsantrasyonuna bağlıdır. PM10 (10 mm çapından küçük partiküller) ve PM2.5’un (2.5 mm çapından küçük partiküller) günlük dalgalanmalarına göre sağlık etkileri de değişir. Akut etkileri günlük mortalitede artışa, solunum sistemi hastalıklarının alevlenmesine, hastane başvurularında artışa, bronkodilatatör kullanımı ve öksürük prevalansında artışa, solunum fonksiyonlarında azalmaya yol açmaktadır. Çok düşük değerlerde bile (100 mg/m3den az) kısa süreli maruz kalım sağlığı etkilemektedir. PM&#8217;nin düşük değerlerde uzun süreli etkileri de mortalite ve solunum sistemi hastalıklarında artış ve solunum fonksiyonlarında azalma gibi  kronik etkilere yol açmaktadır. </p>
<p>Son zamanlarda yapılan çalışmalarda çok düşük düzeylerde bile sağlık sorunlarına neden olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle  hem  kısa süreli hem de uzun süreli ortalama konsantrasyon için önerilen bir eşik değer yoktur. </p>
<p>SO2 ve PM, diğer atıklara göre iki yönden farklılık göstermektedirler. Birincisi ülkemizde sadece bu iki maddenin ölçülüyor / izleniyor olması, diğeri ise termik santraller için geliştirilmiş filtrasyon yöntemlerinin yine sadece bu iki maddeye özgü olmasıdır. Diğer bir deyişle bu iki maddenin dışındaki kirleticiler ne izlenmekte, ne de filtre edilmektedir. Oysa bu maddeler de insan ve çevre sağlığı açısından önemli etkilere sahiptirler. Ayrıca <a href="http://www.genelbilge.com/tag/burada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Burada">burada</a> göz ardı edilmemesi gereken bir diğer nokta, tüm bu zararlı maddelerin birbirleriyle etkileştikleri ve ortamda birlikte bulunduklarında zararlarının arttığıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nün 1999 yılında yayımladığı Hava Kalitesi Kılavuzu’na göre bu maddeler ve zararları şöyle belirtilmektedir:</p>
<p>Azot oksitler (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nox/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nox">NOx</a>)</p>
<p>Kısa süreli maruziyet etkileri: Normal sağlıklı kişiler, 4,700 mg/m3 (2.5 ppm) üzerinde bir konsantrasyona maruz kaldıklarında akciğer fonksiyonlarında bir azalma görülür. 560 mg/m3’e yaklaşık 4 saat maruz kalındığında kronik obstrüktif akciğer hastalığı olanların solunum şikayetlerinin ortaya çıktığı gösterilmiştir. Aynı konsantrasyona 30-110 dk. maruz <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kalan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kalan">kalan</a> astım hastalarında ise çeşitli yakınmalar oluşmaktadır.</p>
<p>Uzun süreli maruziyet etkileri: Akciğerlerde geri-dönüşlü ve geri-dönüşsüz birçok etkisi olduğu saptanmıştır. Akciğer dokusunda yapısal değişikliklere yol açabilmekte ve amfizem benzeri bir tabloya neden olabilmektedir.Düşük seviyeli konsantrasyonlara uzun süre maruz kalınması hücresel düzeyde değişikliklere yol açmaktadır. Ayrıca bakteriyel ve viral enfeksiyonlara karşı direnci düşürmektedir. Yapılan çalışmalar uzun süre azot dioksite maruz kalan çocukların solunum sistemi semptomlarında artış ve akciğer fonksiyonlarında azalış olduğunu göstermiştir. Ancak erişkinlerde benzer bir ilişki net olarak gösterilememiştir. </p>
<p>Karbon monoksit (CO)</p>
<p>CO alveolar, kapiller ve plasental membranlardan hızla geçer. Hemoglobine affinitesi oksijenden yaklaşık 250 kat daha fazladır ve hızla hemoglobine bağlanarak karboksihemoglobini (COHb) oluşturur. Düşük konsantrasyonlarda hipoksiye bağlı belirtiler oluşurken, yüksek konsantrasyonlarda yaşamsal tehlikeler ortaya çıkar. Toksik etkileri öncelikle beyin, kalp, iskelet kası ve fetüs gibi yüksek düzeyde oksijen kullanan organ ve dokularda oluşur. </p>
<p>Koroner arter hastalığı olan hastalarda artmış COHb miktarının, angina oluşum zamanını kısalttığı, EKG değişiklikleri ve sol ventrikül işlev bozukluklarına neden olduğu gösterilmiştir. Ayrıca sigara içme ile çevre ve işyerinde CO maruziyetinin kardiyovasküler mortaliteyi artırdığı bilinmektedir. </p>
<p>Ozon (O3) ve diğer fotokimyasal oksidanlar</p>
<p>O3 toksisitesi kısa dönemde akciğer fonksiyonlarında değişikliğe, solunum yollarında enflamasyona ve diğer bulgulara yol açmaktadır. Bu etkiler 160 mg/m3’lük (0.08 ppm) bir konsantrasyona yaklaşık 7 saat maruz kalan sağlıklı yetişkinlerde görülmektedir. Çocuklar ise 2 saat boyunca 240 mg/m3 O3’e maruz kaldıklarında akciğer fonksiyonlarında azalma meydana gelmektedir. Ayrıca O3 maruziyetinin solunum sistemi yakınmalarına bağlı hastane başvuruları ve astım hastalarının yakınmalarında artışa yol açtığı gösterilmiştir.</p>
<p>3.b Yatağan&#8217;da Hava Kirliliği ve Sağlık Etkileri</p>
<p>Devlet İstatistik Enstitüsü istatistiklerinde belirtilen Yatağan&#8217;ın 1990-93 yılları kükürt dioksit ve partiküler madde konsantrasyonları aşağıda görülmektedir.</p>
<p>Tablo.3 Yatağan ilçesinde 1990-93 yılları ortalama yıllık konsantrasyon (mg/m3)</p>
<p>Yıl	SO2	PM<br />
1990<br />
1991<br />
1992<br />
1993	69<br />
154<br />
-<br />
320	31<br />
38<br />
-<br />
43</p>
<p>Tablo.4 Yatağan ilçesinde 1990-93 yılları ortalama aylık SO2 konsantrasyonu (mg/m3)</p>
<p>Aylar	1990	1991	1992	1993<br />
Ocak<br />
Şubat<br />
Mart<br />
Nisan<br />
Mayıs<br />
Haziran<br />
Temmuz<br />
Ağustos<br />
Eylül<br />
Ekim<br />
Kasım<br />
Aralık	182<br />
91<br />
91<br />
66<br />
32<br />
-<br />
44<br />
59<br />
44<br />
30<br />
53<br />
-	308<br />
356<br />
213<br />
82<br />
120<br />
69<br />
79<br />
97<br />
74<br />
72<br />
-<br />
238	-<br />
-<br />
-<br />
-<br />
-<br />
-<br />
-<br />
-<br />
-<br />
-<br />
-<br />
-	-<br />
-<br />
-<br />
201<br />
-<br />
208<br />
311<br />
369<br />
-<br />
-<br />
316<br />
430</p>
<p>Tablolardan görüldüğü gibi gerek SO2 gerekse partiküler madde ortalama yıllık  konsantrasyonu yıllar içinde artış göstermiştir. Bu değerler en düşük olduğu 1990 yılında bile sağlık etkilerinin ortaya çıkabileceği  eşik değerin üstündedir. Kirliliğin Muğla il merkezindeki SO2 düzeyi verinin mevcut olduğu 1992 yılı için 48 mg/m3, 1993 yılı için ise 126 mg/m3 ile Yatağan&#8217; daki değerlerden oldukça düşüktür. </p>
<p>Aylık ortalama değer olarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ele/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ele">ele</a> alınırsa 1990-91 yıllarında kış aylarında dikkati çeken SO2 kirliliğinin 1993 yılında tüm aylarda görüldüğü söylenebilir. 1993 yılında Muğla&#8217;da ise kış aylarında (Ocak 313 mg/m3) kirlilik dikkati çekerken yaz aylarında (Ağustos 5 mg/m3) oldukça düşük değerler görülmektedir.</p>
<p>Bu dönemde ölçülen aylık en yüksek SO2 değeri incelendiğinde 1990 yılında 416 mg/m3  ile Ocak ayında, 1991’de 680 mg/m3 ile Şubat  ayında,1993 yılında ise 692 mg/m3  ile Ağustos ayında olduğu görülmektedir. Benzer sonuçlar partiküler madde için de söylenebilir . Bu değerler sırasıyla  Kasım ayında 160 mg/m3, Ocak ayında 402 mg/m3, Temmuz ayında 278 mg/m3’tür. </p>
<p>1999 yılı DİE istatistiklerine göre Yatağan ve Muğla merkezdeki hava kirliliği ölçüm sonuçları Tablo.5’te görülmektedir.  PM her iki merkezde de benzer düzeyde iken SO2 nin Yatağan&#8217;da daha yüksek düzeyde olduğu  gözlenmektedir. </p>
<p> <br />
Tablo.5 Muğla merkez ve Yatağan ilçesi 1999 yılı ortalama yıllık  ölçüm sonuçları </p>
<p> 	SO2 (mg/m3)	PM10<br />
 	Yıllık ortalama	Maksimum	Yıllık ortalama	Maksimum<br />
Muğla	83	347	40	105<br />
Yatağan	193	567	39	78</p>
<p>Elimizdeki en son veri olan Kasım 2000 günlük ölçüm sonuçları ise Tablo.6’da sunulmuştur. Görüldüğü gibi günlük ortalama SO2 değerleri ayın her günü sağlık sorunlarının görülebileceği sınır değerleri aşmış ve çok yüksek değerlere ulaşmıştır. Partiküler madde için ise en küçük değerlerin bile sağlığı etkileyeceği ve akut etkilerin hemen ortaya çıkacağı unutulmadan sonuçlar değerlendirilmelidir. </p>
<p>Tablo.6 Yatağan ilçesi Kasım 2000 hava kirliliği ölçüm sonuçları </p>
<p>Günler<br />
Ortalama </p>
<p>1<br />
2<br />
3<br />
4<br />
5<br />
6<br />
7<br />
8<br />
9<br />
10<br />
11<br />
12<br />
13<br />
14<br />
15<br />
16<br />
17<br />
18<br />
19<br />
20<br />
21<br />
22<br />
23	SO2<br />
Ortalama 	En yüksek</p>
<p>1,053	6,102<br />
226		3375<br />
118		756<br />
65		135<br />
51		135<br />
138		405<br />
170		1,134<br />
208		1,755<br />
351		1,620<br />
218		540<br />
111		162<br />
81		108<br />
77		162<br />
81		135<br />
577		3,807<br />
399		945<br />
302		2,340<br />
147		1,620<br />
139		645<br />
62		321<br />
10		145<br />
197		3,132<br />
76		315	PM<br />
10-12.30 arası</p>
<p>1,884<br />
319<br />
187<br />
54<br />
54<br />
193<br />
93<br />
348<br />
714<br />
504<br />
117<br />
94<br />
40<br />
86<br />
1,101<br />
415<br />
904<br />
137<br />
81<br />
110<br />
-<br />
1,243<br />
65</p>
<p>Daha önce  söz edildiği gibi ölçüm yapılan her iki kirleticinin de akut etkileri sonucunda solunum sistemi hastalıklarına bağlı yakınmalarda artma ve hastaneye bu şikayetlerle yatış hızında da yükselme beklenmelidir. Yukarıda  kirlilik düzeyleri karşılaştırılan Yatağan ilçesi ile Muğla merkezinde 1999 yılı hastaneye yatış nedenleri Tablo.7’de sunulmuştur. </p>
<p>Tablo.7 Yatağan ve Muğla merkezde bulunan hastanelerde 1999 yılı yatan hasta sayıları, solunum sistemi hastalıklarına bağlı yatış sayısı ve tüm yatışlar içinde bu hastalıkların oranı </p>
<p> 	Muğla Merkez Hastaneler	Yatağan Devlet Hastanesi<br />
Yatan hasta sayısı	</p>
<p>Solunum sistemi<br />
hastalıkları (SSH) ile<br />
yatan hasta sayısı </p>
<p>Bronşit, amfizem, astma<br />
(BAA) nedeniyle<br />
yatan hasta sayısı</p>
<p>Yatan hastalar içinde<br />
SSH yatış oranı(%)</p>
<p>Yatan hastalar içinde<br />
BAA yatış oranı(%)	23,753</p>
<p>3,289</p>
<p>1,192</p>
<p>13.8</p>
<p>5.0	882</p>
<p>250</p>
<p>112</p>
<p>28.2</p>
<p>12.7</p>
<p>Tabloda görüldüğü gibi, 1990-93, 1999 yılları kirlilik düzeyleri karşılaştırıldığında daha yüksek değerler gözlenen Yatağan da hastaneye yatış nedenleri arasında solunum sistemi hastalıklarının oranı % 28.2 iken Muğla&#8217;da % 13.8 ile daha düşüktür. Bu oran yalnızca bronşit, amfizem, astma için hesaplandığında da benzer farklılıklar görülmektedir. Her ne kadar eldeki kirlilik ve sağlık sorunları ile ilgili veriler aynı yılları içermiyorsa da sorunun boyutu hakkında kabaca fikir vermektedir. Ayrıca sağlık ile ilgili verilerin sadece hastaneye yatışlarla kısıtlı kalması, aylık ve günlük verilerin olmaması, nedene özel ölümlerle ilgili aylık günlük verilere ulaşılamaması, yıllara ve bölgelere göre morbidite ve mortalite  hızlarının hesaplanamaması daha fazla yorum yapmayı engellemektedir. Bu nedenle var olan verilerin tümüne ulaşılması, gelecekte ileriye yönelik araştırmalar yapılması ve kayıt sistemlerinin geliştirilmesi ile daha güvenilir sonuçlar elde edilebilir.</p>

<p class="sayac_bilgi">76 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/hava-kirliliginin-saglik-uzerine-etkileri.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hava, atmosferi meydana getiren gazların karışımıdır</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/hava-atmosferi-meydana-getiren-gazlarin-karisimidir.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/hava-atmosferi-meydana-getiren-gazlarin-karisimidir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 10:08:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Argon]]></category>
		<category><![CDATA[Buhar]]></category>
		<category><![CDATA[Denizler]]></category>
		<category><![CDATA[Duman]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Hacim]]></category>
		<category><![CDATA[Hidrojen]]></category>
		<category><![CDATA[Neon]]></category>
		<category><![CDATA[Ozon]]></category>
		<category><![CDATA[Toz]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11758</guid>
		<description><![CDATA[Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azotdioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir. Bu gazların dağılımı ise % 78’i azot, hacim olarak %21’ni ve ağırlık olarak %23’ ünü oluşturan oksijen ise oldukça reaktif bir gazdır. Diğer gazlar ise atmosfer hacminin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azotdioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir. Bu gazların dağılımı ise % 78’i azot, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hacim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hacim">hacim</a> olarak %21’ni ve ağırlık olarak %23’ ünü oluşturan oksijen ise oldukça reaktif <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> gazdır. Diğer gazlar ise atmosfer hacminin %1’ini oluştururlar. Atmosferi oluşturan bu gazların, en kararsız olanları su buharı ve karbondioksittir. Atmosferdeki su buharı miktarı, denizler, göller, nehirler ve bitkilerden buharlaşma ile artar ve bulutlardan sis, çiğ, yağmur oluşumu ile de azalır. Su buharının bu değişkenliği, bu olaylarla birbirini öyle takip dengeler ki , su buharının atmosferdeki miktarı değişmez. Karbondioksit ise normalde çok küçük yer teşkil eden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> birleşendir. İnsan ve hayvanların teneffüsü ve bitkilerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/fotosentez/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fotosentez">fotosentez</a> olayı ile atmosferdeki miktarı dengede tutulur. <span id="more-11758"></span>Atmosferdeki azot orman yangınları, şimşek gibi doğal atmosfer olayları ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yanma/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yanma">yanma</a> sonucu meydana gelir.<br />
   HAVA KİRLİLİĞİ<br />
Doğal olarak saf atmosfer az <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> çok miktarda, büyük bölümü suni olan yabancı maddelerin üretimi ile kirletilir. Bunların başında petrol ürünleri ve endüstriyel kirleticiler gelmektedir. Özellikle son yıllarda, endüstriyel aktivitenin, şehirleşmenin ve nüfusun arması ile kirletici maddelerin kullanımı ve miktarıda hızla artmaktadır.<br />
Atmosfere dağılarak, onu kirleten kirleticiler katı, sıvı ve gaz halindedirler. Çeşitli kaynaklardan meydana gelen kirlilik maddeleri toz, is, sis, buhar, kül, duman vb. olarak havaya geçerler. Atmosferdeki bu kirleticiler, kirletici kaynaklardan atmosfere doğrudan verilen kirleticiler ve kirleticilerle atmosferik özellikler arasında kimyasal olaylar sonucu oluşan kirleticiler olmak üzere iki şekilde bulunurlar.<br />
Hava kirliliğine örnek bir görüntü<br />
Atmosfere kirletici kaynaklardan yayılan kirleticiler, kükürtdioksit, azot oksitler, karbon monoksit, hidrokarbonlar asılı vaziyette bulunan katı partüküllerdir. Bunlardan; Kükürt Bileşikleri:Petrol ve kömür gibi kükürt içeren maddelerin yakılması ve kükürt içeren bazı maddelerin işlenmesi sırasında kükürt gazı açığa çıkar. Bu kükürt bileşiklerinin solunması, bronşit ve astım gibi hastalıklara yol açabilir.<br />
Azot Oksitleri:<br />
Azot oksitleri daha çok enerji santrallerinden ve motorlu araçların  egzoz borularından yayılır. Bir azot oksit olan nitrojen dioksit (NO2 ) solunması kalp, akciğer ve karaciğer rahatsızlıklarına ve solunum yolu hastalıklarına yol açar.<br />
 Karbon Oksitleri<br />
:Fosit yakıtların kullanılması ve orman yangınları gibi nedenlerle atmosfere büyük oranda karbondioksit (CO2 ) gazı yayılır. Bunun yanında, oksijenle metanın tepkimeye girmesiyle oluşan karbonmonoksit (CO) gazı da bir  kirleticidir. Karbon oksitleri baş dönmesi ve reflekslerde yavaşlamaya sebep <a href="http://www.genelbilge.com/tag/olur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Olur">olur</a>. Havada yüksek oranda bulunmaları ölümlere neden olabilir.<br />
Hidrokarbonlar:<br />
Motorlu taşıtlarda kullanılan petrolün, tüm olarak yanmaması etilen (C2H4) ve benzen (C6H6) gibi hidrokarbonların çevreye salınmasına neden olur.Bu hidrokarbonlar, havadaki başka kimyasal maddelerle tepkimeye girdiğinde, gözlere ve solunum yollarına zararlı etkileri olur. Benzen gibi bazı hidrokarbonların kanser yapıcı etkileri de vardır.Bu kirleticilerle, atmosferik özelliklerin oluşturduğu  kimyasal reaksiyonların en önemlileri ise fotokimyasal olaylardır ki, bunlardan özellikle floroklorokarbonlar, güneşten gelen zararlı UV (ultraviole) ışınlarına karşı yeryüzünü koruyan ozon tabakasında büyük tahribata yol açmaktadır.<br />
Doğal veya insan yapısı sonucu atmosfere karışan kirleticiler, her iki halde de Atmosfere yayıldıkları anda hızla kimyasal reaksiyonlar oluştururlar ve hava akımları ile karışır, dağılır, yayılır ve taşınırlar. Böylece kirleticiler, kaynaktan çıkıp, alıcılara ulaştığında karakterleri değişebilir. Genel olarak kirlilik,havadaki katı parçacıklar vekükürtdioksit miktarına göre belirlenir. Oysa atmosferde oluşan kimyasal olaylarda, organik maddeler büyük rol alır. Çünkü organik maddeler, atmosferde ister reaksiyona girsinler, ister girmesinler kimyasal reaksiyonların çekirdeğini oluştururlar. Hava kirliliği denildiğinde, kirleticiler ve bunların bulunduğu atmosfer ortamı aynı derecede rol oynar. Herhangi bir yerde hava kirliliği çalışması yapıldığında, ilk olarak o bölgenin meteorolojik koşulları ve havanın kimyasal yapısı incelenmelidir.<br />
Bölgesel, meteorolojik ve coğrafik faktörlerin, havanın kirletilmesi üzerinde büyük bir etkisi vardır. Hava kirlenmesi, üç yüzyıldan beri bazı şehirlerde önemli bir sorun olmaktadır. Genel olarak iki tip hava kirlenmesi vardır. Bunlardan biri isli, kurumlu, sülfürlü olan Londra Tipi Hava Kirlenmesi, diğeri ise Los Angeles Tipi Hava Kirlenmesidir. Bazı yerlerde ise bunların her ikisinin karışımından ibaret bir hava kirlenmesi görülmektedir.<br />
Londra tipi hava kirlenmesinde, en yüksek konsantrasyon (kirlilik) sabahın erken saatlerinde olur. Bu tip, oldukça düşük sıcaklıkta ve oldukça yüksek nemde meydana gelir. Zerrelerle ve kükürt dioksit gazıyla atmosfer kirletilmiştir. Londra tipi hava kirlenmesinin, bronşit ve astım rahatsızlıklarına neden olduğu ileri sürülmektedir.1952 Yılında Londra’yı kaplayan kalın sis ve duman tabakası, iki hafta içerisinde dört bin insanın ölümüne yol açmış, bir o kadar insan da üç ay içerisinde can çekişerek ölmüştür.<br />
Normal olarak, gündüz hava ısınırken, yukarı doğru çıkan hava cereyanı 200-750 m’lik bir karışım derinliği meydana getirir. Fakat yüksek basınçta ve zemin yüzeyindeki soğuk hava kütlesinde, havanın durgun olduğu havzalarda, gündüzleri havanın ani ısınması ile inversiyon meydana gelir. Bu çeşit olaylar şehirlerde havanın kirlenmesine yol açar. İşte Los Angeles tipi hava kirlenmesi bu olayın sonucudur. Fotokimyasal olan Los Angeles tipi hav kirlenmesinde, en yüksek konsantrasyon öğleyin 11 ile 13 saatleri arasında olur. Bu olay genellikle yüksek sıcaklıkta ve oldukça düşük nemde, açık günlerde meydana gelir. Londra tipi hava kirlenmesinden diğer önemli bir fark, atmosferde ozon ve peroksiasetilnitrat gibi bazı bileşiklerin bulunması sebebiyle kimyasal oksitlemenin oluşmasıdır. Bu bileşikler, 50 milyon otomobilin egzozundan çıkan ve LosAngeles çukurluğunda toplanan azot oksitlerin ve hidrokarbonların komplesk karışımların ve güneş ışığının etkisi ile oluşurlar. Bu tip kirlenme, değişik tarım ürünlerine, çiçeklere ve ağaçlara çeşitli zararlar verir. Ayrıca gözlerde rahatsızlık ve görüş mesafesinin kısalması, ölüm oranlarının artması gibi etkileri de vardır.<br />
Atmosfer ile ilgili alanlarda çalışan bilim adamlarının en önemli gündem maddelerinden birini uzun zamandan beri ozon tabakasındaki delik oluşturmaktadır.Bir grup, alınan tedbirler ile problemin ortadan kalktığını ve önemli bir problem olmadığını iddia ederken, diğer bir grup ise bu düşünceye katılmamaktadır.<br />
Ozonun en önemli düşmanı kloroflorokarbon (CFC)gazlarıdır. Bu gaz  1930’da Thamos Midgely adlı araştırmacının General Motors firması için yaptığı çalışmalar sonucu geliştirilmiş ve soğutma maksatlı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ev/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ev">ev</a> aletlerinde kullanılmaya başlanmıştır. 1940’lı yılların ortalarında ABD’deki soğutucuların büyük bir çoğunluğu CFC ile çalışıyordu. İlerleyen yıllarda CFC üretimi ciddi boyutlarda arttı ve yeni kullanım alanları buldu.<br />
1970’de ozon tabakası üzerindeki olumsuz tesire ilk defa Paul Crutzen dikkat çekti; onun yaptığı çalışmada zararlı maddelerin azot oksitleri olduğu tespit edildi.1974’de Richard Stolarski ve Ralph Cicerone uzay mekiklerinin egzozlarından çıkan klorinin ozona zarar verdiği uyarısında bulundular. Aynı yıl F. Sherwood Rowland ve M. Molina strotosfere ulaşan CFC’lerin ozona zarar verdiğini ilk defa iddia ettiler ve CFC üretiminin en kısa zamanda sınırlandırılıp yasaklanmasını istediler. Devam eden çalışmalar bu ikazı destekleyici neticeler verince, 1976’da ABD’de, spreylerde CFC kullanımının 1978’den itibaren yasaklanma kararı alındı. İlerleyen yıllarda milletler arası girişimler başladı. Bu arada ozonun <a href="http://www.genelbilge.com/tag/antarktika/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Antarktika">Antarktika</a> üzerinde inceldiği tespit edildi (1985). 1987’de 140 ülkenin imzaladığı Montreal Protokolü ile CFC üretimindeki artışların durdurulması ve üretimin 1998’de yarıya indirilmesi kararlaştırıldı. 1992’de Kopenhag’da yapılan toplantıda  ise CFC’lerin gelişmiş ülkelerde 1996’da , gelişmekte olan ülkelerde ise 2010 yılında tamamen üretimden kaldırılması kararlaştırıldı. 1996’da, yapılan çalışmalarla milletler arası protokollere uyulması halinde ozon tabakasının kendini tamir edebildiğinin 21. Yüzyılda gözlenebileceği tahmini öne sürüldü.<br />
   PEKİ OZON NASIL DELİNİYOR?<br />
CFC’lerin ozonu tahrip etme mekanizması S. Rowland ve M. Molina tarafından tespit edildi ve bilim adamları 1955 Kimya Nobeli ile mükafatlandırıldı. Açıklanan mekanizmaya göre; stratosfere ulaşan bir CFCI3 molekülü yoğun ultraviyole ışınlarının tesiriyle bir klor atomunu bırakarak CFCI2  haline gelmekte, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tek">tek</a> başına kalan klor atomu artık tam bir ozon katili durumunu almaktadır. Çünkü bu klor atomu, ozon molekülü ile (O3) reaksiyona girerek bir oksijen molekülü (O2) ve klormooksit (CIO) meydana getirir. Ancak işlem <a href="http://www.genelbilge.com/tag/burada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Burada">burada</a> bitmez, ortamda bol miktarda bulunan bir oksijen atomu klormonoksit ile etkileşir ve oksijen atomu, molekül haline (O2) gelir.<br />
Klor atomu da yeniden tek başına kalarak yeni bir ozon molekülünü parçalayıp ortama oksijen molekülü ile bir klormonoksit çıkmasına sebep olur ve bu işlem stratosferde devamlı tekrarlanır durur.Bu mekanizmanın tespiti ile CFC’lerin ne kadar tehlikeli olduğu ortaya net bir şekilde konmuştur.</p>
<p>   BİZE YÖNELEN TEHLİKE!!!<br />
Ülkemizde bu konu ile ilgili çalışmalar yapılmadığı gibi, özellikle cilt kanserindeki artışlar kamu oyuna duyurulmayıp herhangi bir uyarıda bulunulmamıştır. Halbuki ABD’de yapılan araştırmalarda stratosferdeki ozonun %1’lik azalmasının cilt kanseri  vak’alarında % 3’lük artışa sebep olduğu tespit edilmiş ve ülkenin cilt kanseri risk haritası çıkarılarak yayınlanmıştır.<br />
Diğer taraftan popüler bilim dergilerinde, ozondaki %1’lik azalmanın, yer yüzüne ulaşan ultraviyole radyasyonunun %2’lik bir artışını netice verdiği yazılmaktadır. Ultrviyole ışınlarının artışının, sadece cilt kanserini değil, göz rahatsızlıkları ve bağışıklık sistemi bozukluklarını da beraberinde getirmekte olduğu ifade edilmektedir.<br />
   GELECEĞİMİZİ ULTRAVİYOLE Mİ KARARTACAK?<br />
Görüldüğü gibi tehlike küçümsenecek gibi değildir. Ancak Batı’daki gelişmelerin ortaya çıkardığı bu problem, yine yukarıda anılan protokolleri hazırlayıp tehlikeyi sezenler tarafından ele alınıp, çözümlenmek üzere önemli adımlar atılmıştır. Ozonun kendini yenilemesi zaten bilinmektedir. Her yağmur yağdığında içimize çektiğimiz değişik kokulu taze havada bol miktarda ozon olduğu gibi, her çakan şimşekte, her düşen yıldırımda bol miktarda ozon açığa çıkmaktadır. Yeter ki insanoğlu, CFC’leri yasakladıktan sonra yeni bir ozon katili icat etmesin.<br />
Ozon tabakasının delinmesi ile ortaya çıkan yeni bir sanayi ise “sağlıklı bronzlaşma” adı altında bir taraftan insanları <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deniz">deniz</a> kenarında yakarken,diğer taraftan da yine onları ultraviyoleden koruyucu kremler ve çeşitli sıvılara buluyarak cilt kanserinden korumaları için paralarını almaktadır. Bu güneş kremleri hakkında sanki çok ciddi ilmi çalışmalar yapılmış gibi bir hava verilmektedir. Halbuki bu krem ve sıvıların hiçbirinin ciddi bir koruyuculuğu olmadığı gibi, tam aksine korunduğunu zanneden insanlar güneş altında daha fazla kalmasına ve cilt kanseri riskinin artmasına da sebep olmaktadırlar.<br />
1996 Ekim’inde, Nasa “Toplam Ozon Haritası” adıyla yapmış olduğu çalışmalarda elde edilen ölçümleri bulunmaktadır. Antarktika üzerinde ozonun en az olduğu bölge “Ozondaki delik”tir. Ozon ölçümleri, 1950’lerde Güney Kutbu’nda ilk çalışmaları gerçekleştiren Dabson’ın adına izafeten “Dabson Birimi” ile ölçeklendirilmektedir.<br />
   HAVA KİRLİLİĞİ KAYNAKLARI VE NEDENLERİ<br />
Atmosfer, genellikle içerisine karışan toksinli maddeleri eriterek etkisiz hale getirmesine rağmen meteorolojik ve topoğrafik şartlara bağlı olarak devamlı bir şekilde kirlenmektedir. Çeşitli amaçlarla yakılan ateşler, fabrika ve ev bacalarının dumanları, araçların egzost gazları havaya zehirli gazlardan olan karbon monoksit, kükürtdioksit ve nitrik <a href="http://www.genelbilge.com/tag/asit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Asit">asit</a> gibi gazların bol miktarda karışmasına neden olur. Hava kirliliğine neden olan kirleticilerin, kaynaklarına göre hava kirliliği, tabii kaynaklardan meydana gelen kirlilik ve insan faaliyetleri sonucu suni kaynaklardan meydana gelen kirlilik olmak üzere iki sınıfa ayrılır.Tabii kirliliği oluşturan,doğada bulunan kirletici kaynaklarından; tozlar, meteorlar, yeryüzündeki büyük çöl alanlarından ve kumluk alanlardan rüzgarlarla atmosfere taşınırlar; orman yangınları ile atmosfere önemli miktarlarda duman ve zehirli gazlar karışır;foto kimyasal olaylarla azot dioksit; yanardağlardaki volkanik faaliyetler sonucunda kükürt dioksit, hidrojen klorür, hidrojen florür;deniz çalkalanmasından sodyum klorur sayılabilir.<br />
Hava kirliliğinde, tabii kirlilik kaynaklarından çok suni kaynaklardan meydana gelen kirlilik önemlidir.Çünkü günümüzde insanları en çok ilgilendiren, özellikle büyük yerleşim merkezleri ve sanayi alanlarındaki hava kirliliğidir.Bu kirlilikte daha çok insanfaaliyetleri sonucu meydana gelir. İnsan yapımı kirlilik kaynaklarını ise kabaca:<br />
             1. Ulaşım<br />
             2. Katı yakıtlar<br />
             3. Elektrik santralleri<br />
             4. Endüstri ve ısınma için kullanılan yakıtlar<br />
             5. Endüstriyel işlemler<br />
Olarak sınırlanabilir. İnsan tarafından oluşturulan kaynaklardan oluşan bu kirlilik, bulunan bölgenin endüstriyel gelişimi, nüfusu, şehirleşme durumu gibi faktörlere bağlı olarak değişim gösterir.<br />
   HAVA KİRLİLİĞİNİN ZARARLI ETKİLERİ<br />
Hava kirliliğinin, başta insan sağlığı olmak üzere görüş mesafesi , metaryaller, bitkiler ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri vardır.<br />
Katı yakıtlar ve akaryakıt gibi karbonlu maddelerin tam yanmamasından meydana gelen katı ve sıvı etkiye sahiptir. Hava kirliliğinin, sanatsal ve mimari yapılar üzerinde tahrip edici ve bozucu etkisi vardır. Bitkiler üzerinde ise öldürücü ve büyümelerini engelleyici olabilmektedir. Bu nedenle hava kirliliği hem canlıların sağlığı açısından, hem de ekonomik yönden zarar vericidir.<br />
Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri, atmosferde yüksek miktardaki zararlı maddelerin solunması sonucu ortaya çıkar. İnsanların sağlıklı ve rahat yaşayabilmesi için teneffüs edilen havanın mutlaka <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temiz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temiz">temiz</a> olması gerekir. Havanın doğal yapısını bozan ve kirleten maddelerin başka bir deyişle kirli havanın solunması, özellikle akciğer dokularını tahrip edici ve öldürücü olabilmektedir. Solunum yolu  ile hava içerisindeki parçacıklar ve duman,teneffüs esnasında yutulur ve akciğere kadar ulaşır.Solunum sisteminin derinliklerinde depolanan bu parçacıklar, akciğer kanserlerine kadar varan hasarlar yapabilmektedir. Diğer taraftan kömür ve diğer yakıtların yanmasından<br />
Diğer taraftan kömür ve diğer yakıtların yanmasından oluşan duman ve isin astım, çeşitli burun ve boğaz hastalıkları hatta mide hastalıkları gibi özellikle solunum yolları ile ilgili hastalıklara belirli ölçüde sebep olabileceği öne sürülmektedir. Şiddetlihava kirliliğine maruz kalınması durumunda, bunun insan sağlığına olan etkisi ile hava kirliliğinin düşük miktarlarına, uzun zaman maruz kalmanın etkileri farklı olmaktadır.<br />
   VE ÖNLEMLER<br />
Özellikle sanayi merkezleri ve büyük yerleşim alanları üzerinde daha çok hissedilen hava kirliliğinin azaltılması amacıyla birtakım önlemlerin alınması gerekir.Bunlardan bazılarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:<br />
Sanayi ve iş merkezlerinin mümkün olduğu kadar yerleşim merkezleri dışına alınması<br />
Kişisel vasıta kullanımı yerine toplu taşımacılığın yaygınlaştırılması ve elektrikli taşıma araçlarının geliştirilmesi ve kullanımının artırılması<br />
Konutlarda yakıt yakma tekniklerinin geliştirilmesi ve özellikle sanayi alanlarındaki bacalara, hava filtrelerinin takılması ayrıca yakıt olarak doğal gaz kullanımının yaygınlaştırılması<br />
Şehir merkezlerindeki yoğun trafiğin çevre yollara aktarılması<br />
Ağaçlandırma çalışmalarının artırılması, özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu yerlerde yeşil alanların arttırılması<br />
Şehir yerleşim planlarında meteorolojik faktörlerin özellikle rüzgar durumunun göz önünde bulundurulması<br />
Halkın, hava kirliliği konusunda bilinçlendirilmesi için ilköğretimden başlamak üzere tüm okullarda ve sivil toplum örgütlerince bu amaca yönelik eğitim programlarının hazırlanması.</p>

<p class="sayac_bilgi">95 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/hava-atmosferi-meydana-getiren-gazlarin-karisimidir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Çevresel deniz turizminde devamlılık ; gerçek bir örnek”</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/%e2%80%9ccevresel-deniz-turizminde-devamlilik-gercek-bir-ornek%e2%80%9d.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/%e2%80%9ccevresel-deniz-turizminde-devamlilik-gercek-bir-ornek%e2%80%9d.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 16:05:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alma]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[Denetim]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Ele]]></category>
		<category><![CDATA[Karar]]></category>
		<category><![CDATA[Strateji]]></category>
		<category><![CDATA[Tek]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11755</guid>
		<description><![CDATA[Denizcilik turizmi, uluslararası çapta giderek büyüyen bir sektör durumundadır. Başarılı ve sürekli bir turizm altyapısına ulaşmak için, sosyo-ekonomik, kültürel ve çevresel unsurların sürekli irdelenmesi, ve denetim altında tutulması gerekir. Bu makalede, denizcilik turizminin çevresel etkileri belirtilerek, olası strateji ve yaklaşımlar, hem bölgesel hem de operatörler cephesinden ele alınmıştır. Denizcilik turizminde, çevresel etkilere karşı son dönemlerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Denizcilik turizmi, uluslararası çapta giderek büyüyen bir sektör durumundadır. Başarılı ve sürekli bir turizm altyapısına ulaşmak için, sosyo-ekonomik, kültürel ve çevresel unsurların sürekli irdelenmesi, ve denetim altında tutulması gerekir. Bu makalede, denizcilik turizminin çevresel etkileri belirtilerek, olası strateji ve yaklaşımlar, hem bölgesel hem de operatörler cephesinden ele alınmıştır. Denizcilik turizminde, çevresel etkilere karşı son dönemlerde bir hareketlilik gözleniyorsa da, bu gecikmiş bir adımdır. Karar alma yetkisine sahip merciler, hem bölgesel hem <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sosyal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sosyal">sosyal</a> yapıya yönelik bir bütünlük içerisinde iletişim kurarak, geçici ve ekonomik çözümler yerine, atık yöntemi konusunda  uluslararası çapta ciddi çözümler sağlamalıdırlar. 1970’li yılların başından itibaren görülen destekleyici hareketler, çevresel planlamayı tek çatı altında toplamaya başlamıştır. 1987’de UNCED konferansında sunulan  idealler, konunun siyasi boyuttaki  önemini vurgulamaktadır. Kavramsal olarak, çevresel koruma ve yaşam standartları arasında önemli <span id="more-11755"></span>bağlantılar kurulabilir, ama mevcut sonuçlar çevresel duyarlılıktaki hassasiyetin, kitleler arasında çok farklı boyut ve önem derecelerinde ele alındığını göstermektedir. Değerlendirilen imkan ve zaman faktörü, çevreyi koruyabildiği <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a>, bunun aksi davranışlar, fazlasıyla yıkıcı ve dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilmektedir. </p>
<p>Konunun mevcut durumu farklı boyutlara taşınarak, turizmin geleceğine varmaktadır. Duyarlı zihniyetlerden uzak bir turizm, kendi içindeki endüstriyel ve işletmeye yönelik  faaliyetlerin de zarar görmesine sebebiyet vererek, yıkıcı bir niteliğe bürünebilir. Bu görüş aşağıdakileri özetler:</p>
<p>* Turizm kendi yıkımının tohumunu içerir, gelişimden uzak bir turizm anlayışı, sınırlı kaynak yapısında kalarak, eninde sonunda tükenebilir. Turist kitlelerinin tatil amaçlı bulunduğu yerlere zarar vermeleri, hem sosyal, hem de sektörel olarak kayıplara sebep olur. Başka bir teoride, çevre bazında uygun ziyaretçi potansiyeli, sosyal sorumluluk bilinci ve bölgede bulunan insanların dilekleri, bilinçli turizm anlayışıyla desteklenebilir. Turizm Konseyi ve Uluslararası Dünya Fonu’nun 1992’de belirleyerek, turizm adına  ilan ettiği güncel ve geleceğe yönelik bir takım yapısal ibareler şöyledir ;</p>
<p>•	Doğal kapasiteye duyarlı ve kaynakların geleceğe yönelik güvencesini verebilecek şekilde düzenlenmelidir. Sosyal, kültürel ve çevresel duyarlılıkla yakından ilgilenmelidir.<br />
•	Turizm sektörüne destek veren, farklı yaşam koşulları ve kültürlere sahip çeşitli insan topluluklarına katkı ve faydalar sağlayarak verimli bir dönüşüm sağlamalıdır.<br />
•	Ekonomik dengelerin bir bütün olduğunun bilincinde olarak, sektör içinde emeği geçen kişilerin, onlara fayda sağlamak adına, aralarında bir denklik yaratmak.<br />
•	Ziyaret edilen bölgelerdeki hisse ve söz sahibi insanlarla birlikte,  yerlilerin de istek ve beklentilerini karşılayacak bir tutumda olması. </p>
<p>Turizmin gelişimine engel olan ve çevresel duyarlılığı değişken seviyelerde tutan şey, turizmin ; ekoturizm ve duyarlı turizm adı altında iki bölüme ayrılmasıdır. Çünkü bu iki çeşit turizmin uygulanış ilkeleri farklıdır. Buna dayanarak, gelişime yönelik turizmin, tanımlanması, uygulanması ve süreklilik arz etmesi zordur. Turizm sektöründe, bugüne kadar yeşili ve doğayı koruma konusunda ciddi atılımlar gözlenmemiştir. Her ne kadar çeşitli organizasyon, kurum ve fonlar bu konuda elinden geldiğince atılım gösteriyor olsa da, turizm sektörünün globalliği göz önünde bulundurulduğunda, bu girişimlerin sınırlılığı ve yetersizliği ortaya çıkıyor.Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> çevresel yönetim programlarına yönelik olarak kendi kalite standartlarını, bir çok başlık altında ISO 14001 belgesi ile onaylaması her ne kadar duyarlı ve kayda değer bir girişim olsa da (atık <a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">madde</a> yönetimi, çevre temizliği, vb.. ), bu ve bunun gibi girişimlerin çok sınırlı kalması, turizmin gelişimine bir katkı sağlamakla birlikte, sektör çapında bir genel kayide oluşturmamış ve bir kaç firma çapında sınırlı kalmıştır. Turizmin, kendi içinde farklı kollara ayrılması, değişik çevresel kirlenmelere yol açmaktadır. Bu makalele, Denizcilik İşletmelerinin çevresel kirlenmedeki rolü ve uygulaması gereken tutumları ele almaktadır.</p>
<p>2- DENİZ YOLCULUĞU TURİZMİ</p>
<p>Deniz yolculuğu turizminden bahsedilince, bugüne kadarki statüsü, değişimi, gelişimi, atılımları, yatırımları ve hitab ettiği kitleler  söz konusu olmaktadır. Başlangıçta 1920’li yıllarda, deniz yolculuğu yapmak, yalnızca dünyadaki elit sınıfa yönelik bir yolculuk seçeneğiydi. II. Dünya Savaşında, deniz yolculuğu imkanı sağlayan işletmeler, yolcularını hava yollarına kaptırarak iflas etti. Bunun yanında, 20. yüzyılın sona yakın parçası muazzam bir dirilmeye tanık oldu. Deniz yolculuğu şirketleri, değişken rotalarla, farklı bölgelere yatırımlar yaparak, maliyetleri değişken yolculuk imkanları sunarak, olası potansiyeli yönlendirmekte, dikkatlerin havadan deniz yolculuğuna yönlenmesine çalışmaktadır. Gözden geçirilen bu global olay, 1997’de 8,5 milyon müşterinin tercih ettiği deniz turizminin 1980’den beri yıllık %8’lik gelişimini gözler önüne sermektedir. Bir yıl sonra, yolcu sayısındaki yaklaşık 9,5 milyonluk artış, 223 gemilik bir filonun dünyaya yayılmasına sebep oldu. En çok bilinen  üç büyük şirket Carnival corporation, Royal caribbean international ve P&#038;O princess Cruises, sektörde başı çekmektedir. Disney Cruise Line’ın da pazara katılarak büyük yatırımlarla bir gemisini hizmete sunması , dikkatlerin denizcilik işletmelerinin ekonomik statülerine kaymasını beraberinde getirdi . Sektördeki büyük ekonomik inisiyatifler ve doğallıkla oluşan rekabet ortamı, firmaların kendi politika, strateji ve tutumlarında değişimler yarattı. Asıl önemli olan ise, deniz yolculuğu ile gidilip, tatil yapılacak “bölge”’lerdir. Crannell firması, yolcu gemilerinin teknolojik  gelişimine yoğunlaştı. 21. yy’da kullanılacak bu gelişmiş gemiler, şu başlıklarda yoğunlaşmaktaydı ;</p>
<p>* Ekonomik düzeyler üzerine yoğunlaşmak. (Satışa yönelik imkanlar sağlaması)<br />
* Dekorasyonda kesin değişiklikler ve teknik yenilikler (görsel etki)<br />
* Geniş bir eğlence kapasitesi sunması.</p>
<p>“Grand Princess” isimli gemi, 1100 kişilik mürettebatı ve 3000 yolcu kapasiteli 450 milyon Amerikan Doları değerindedir. Yolcuları eğlendirmeye yönelik imkanları sunmakta, lüks, spor ve hayatı zevkli hale getiren kapsamlı etkinlikleriyle göz alıcıdır. “Royal Caribbeans Voyager of the Seas” <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> yolcu kapasitesi artan “P&#038;O’s Oceona” gibi gemilerde, kapasite artışı, daha yüksek kazançlar ve daha iyi ekonomik düzeyleri yönetmeyi amaçlar. Endüstri 2005’e kadar bir %10’luk büyüme oranını tahmin etmektedir. Bu tahmini veriler, sektörde bir hareketlilik yaratarak, yeni bölge ve rotalar, yeni kuşak gemiler ve turist potansiyelini etkilemek adına bir çok farklı girişimi beraberinde getirdi.<br />
Bir yolcu gemisinin , ekonomik anlamdaki hareketleri oldukça etkileyicidir. Çeşitli giderler (liman vergiler, katkı payları, giriş çıkış ücretleri, çeşitli projelere yönelik çevre koruma vergileri, temiz su tahsisi, mürettebat ve yolcu başına ödenen vergiler vs.) , yakıt tüketimi, üretim için gerekli girdilerle birlikte bir yolcu gemisinin günlük 10,000$ düzeyinde bir harcama potansiyeli olduğu söylenebilir. Bu ekonomik süreçleri gözeten bir takım ciddi araştırmalar yapılmakta, ve sektörün ekonomik hareketleri detaylı olarak incelenmektedir.</p>
<p>Deniz turizminin yapılabileceği bölgeler değişken olmakta birlikte, genel bir kanı yaratması açısından coğrafi bölgeler baz alınarak haritalandırılmıştır. Sektördeki talep genel olarak tarihsel ve yöresel bir bütünlük (kültür) taşıyan bölgelerde yoğunlaşmaktadır. Bütün turistik faaliyetlerin başlamasından önce, ilk adım olarak gidilecek olan yerin belirlenmesi gerekir (hem turist, hem işletme açısından). Seçilen bölgenin önemi , 1998 yılında Caribbean Denizcilik İşletmesinin, toplam dünya potansiyeli üzerinden % 50 talep almasından da anlaşılabilir. Denizcilik işletmelerinin birincil planlama öğesi, seçilecek bölge’dir.<br />
Örnek olarak ; “Carnival Deniz Yolları”’nın planı şunları içerir ;</p>
<p>•	Yeni coğrafi pazarlar oluşturmak, ve geliştirmek. (Airtour, Costa Link)<br />
•	Daha iyi ürün desteği sağlamak. (America &#038; Holland Lines)<br />
•	İnsanların yaşambiçimlerini gözetmek ve etkilemek.  (Windstar Cruise)</p>
<p>Pasifliğin Asya’daki bölümü gibi, popüler geleneksel yerlerin küçük bir temelden büyüyeceği önceden sinyallerini vermekteydi. Bununla birlikte, deniz turizminden fayda sağlamak isteyen yeni bölgeler, firmalarla bağlantı halindedir. (Güney Amerika, Patagonya, Rio de Janerio gibi..)</p>
<p>Büyüyen rağbetin arkasında sürekli artan gemi sayısı, kayda değer kazanç, ve değişen coğrafyalar bulunmaktadır. Dawling ve Vasudavan fikirlerini şöyle dile getiriyor : “ Denizcilik turizmine karşı en önemli meydan okuma yeni bin yıldaki sosyal ve doğal çevrenin birbirini kucaklayıp kucaklayamayacağı çelişkisidir. Deniz turizmini , boş zamanlarıda çevreyi kirletip doğaya zarar verme fikrine eş değer tutan kitleler bulunmakta.. Her ne kadar girişimler yapıldıysa da, bölgeden bölgeye değişen davranış, politika, kültür ve ekonomik yapı, çevreyi korumak aıdn gerçek düzenlemelerin yapılmasına imkan tanımamıştır.” </p>
<p>3- ÇEVRESEL DEĞERLENDİRMELER</p>
<p>Yapılan araştırmalar, çevresel kirliliği azaltmak, ve doğal dengeyi korumak için bir çok kulvarda sürekli bir denge yaratmak için, elde edilen ekonomik kazançtan fedakarlık edilmesini gerektiğini göstermektedir. Denizcilik işletmelerinin itiraz ettiği bir husus da, mal edilen kirliliğin tamamıyla kendilerinden kaynaklanmadığı, göz ardı edilen faktörler olduğudur.. Örneğin, açık denizlerdeki gemiciliğin getirdiği hava kirliliği yalnızca gemi turizmi ile sınırlandırılamaz. Okyanus üzerindeki atmosferde büyük <a href="http://www.genelbilge.com/tag/oranda/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Oranda">oranda</a> kükürt bulunması, gemiciliğin havayı kirlettiğini düşündürüyor. Avrupalıların araştırmalarına göre turizm adına yapılan gemiciliğin  yayılması tam olarak liman kentlerinde devam ediyor. Denizcilik  turizmin çevresel etkilerine rağmen “yaşamsal dönüşüm” metodu (Life-Cycle Analysis) kullanılarak, kirliliğe etki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eden/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eden">eden</a> diğer olası kategoriler de belirlenebilir. Yapım ürünlerine başvurulan tipik bir yönetim bilimidir, (metadoloji), fakat seychelle) üzerindeki turizm çalışmalarının etkileri İngiliz hava yolları (BA) tarafından uyarlandı. Life-cycle’in her bir safhasıyla ilişkili olan etkiler, Fig,’deki gösteriler gibi tatil ürünü olarak düşündürüldü. </p>
<p>“Yaşamsal-Dönüşüm” analizi baz alınarak, denizcilik turizminin etkileri şu şekilde sıralanbilir ;</p>
<p>* Gemi yapımı için kullanılan imkanlar ve tesisler, liman inşaası, hedef bölgelerde turizme uygun bir ortam sağlamak adına yapılan düzenleme, değişiklik ve beraberinde oluşan zararlar.<br />
* Enerjinin kullanımını içeren aktiviteler. Su ve havanın niteliğindeki kirlilikler ve çevre üzerindeki etkileri; örneğin, deniz eko sistemine bilerek <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> da bilmeyerek verilen zararlar gibi.. (Gemilerde kullanılan metal içerikler, pas, koruyucu katkı maddeleri vb.)<br />
* Ulaşımın sağlanması adına verilen zararlar. Bölgede plansız olarak yapılan hava, kara ve deniz ulaşımı hizmetlerinin beraberinde getirdiği kirlilik. Giriş ve çıkış noktalarında potansiyelin aşılmasıyla oluşabilecek çevresel zararlar.<br />
* Turist kitlesinin olağandan fazla tutulmasıyla oluşabilecek etkiler. Kalabalıkla birlikte tüketimin artması, çeşitli ürünler (temizlik malzemeleri, su ve diğer enerji kaynaklarının tüketimi ve bunların geniş çapta oluşturduğu çıktılar (kirlilikler)), turistlere satışın yapılabilmesi için inşa edilen yapılar ve bunların yapımında doğal yaşam ve canlılara verilen zararlar.<br />
* Çöp sonucu ortaya çıkan etkiler, Uluslararası deniz organizasyonu tarafından kategoriler halinde düzenlenerek incelenmiştir. Gemiler tarafından oluşturulan kirliliğe engel olmak için Uluslararası Komite, denizi kirleten 6 madde sunmuştur. Bunlardan 4’ü gemiler tarafından oluşturulup denize dökülen materyaller ; Yağlar, çöpler, lağım pisliği, plastik ve tehlikeli maddelerle birlikte gemi çalışanlarının kendilerine kolaylık olması açısından yaptıkları temizlik sonucu ortaya çıkan çöpleri denize atmalarıdır.<br />
Şekil 1</p>
<p>TURİST<br />
ALTYAPISI</p>
<p>ALTYAPI<br />
HİZMETLERİ<br />
(Üretim)</p>
<p>Ulaşım</p>
<p>(Dağıtım)</p>
<p>Kullanım ve Tüketim</p>
<p>(Kullanım)</p>
<p>Çıktılar </p>
<p>4- TARTIŞMALAR</p>
<p>Deniz turizminde karşılaşılan büyük talep beraberinde getirdiği çevresel etkilerle 3. bölümde anlatılarak yorumlanmıştır. Turizmi bir hizmet ve ekonomik bir atılım olarak gerçekleştiren operatörler (denizcilik işletmeleri) ilk etapta sorumlu olan kişilerdir. Düzenlemelerin, politika ve stratejilere bağlanmasıyla bir denge oluşturulabileceği açıkdır ancak şu da unutulmamalıdır ki, turistler de çevreye karşı olan sorumluluklarını bilmek zorundadırlar. Sorumluluğunu bilen operatörler tarafından bu görev desteklenir ve bilgilendirilir ise, ortaya çıkacak tablo ancak o zaman kabul görebilir.</p>
<p>4.1. Operators (Yetkili Kişiler)</p>
<p>Çevresel stratejik ve çeşitli ilk adımları deniz turizmi yetkileri Orams’dan esinlendiler. </p>
<p>4.1.1 Taşıma Kapasitesini Aşmamak İçin Alınacak Önlemler</p>
<p>      Genel olarak düşündüğümüzde yapılan araştırmalar şunu göstermektedir; denizcilik işletmeleri yaptıkları çalışmalar sonucunda, gidilen yerlerdede bilinçli olarak çok büyük etkilere sahip oldular. Gidilen yer neresi olursa olsun, o bölgede bir değişim ve düzenleme olmaması imkansızdır ancak asıl önemli olan popüler yerlerin açıkça kirletildiği ve her ne kadar göz önünde olduğu için daha  itinalı yönetimlerle düzeltme faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi gerekiyorsa da, aksine verilen zararlar telafi edilmemektedir. “Uebersax” , Caribbeandaki deniz turizmi endüstrisinin sorunlarını şu şekilde sıralamaktadır ;</p>
<p>•	Sahil bölgesi, liman ve deniz yüzeyindeki kirlilik.<br />
•	Doğal su kaynaklarının azalması ve kirlenmesi.<br />
•	Deniz canlılarına verilen zarar ve nesillerinin koruma altına alınmaması.<br />
•	Ortaya çıkan etkilerin, toplum yaşamına verdiği zarar.<br />
•	Kendi atık maddeleriyle dahi baş edemeyen sosyal yapının, turizm yoğunluğu sonucunda ortaya çıkan kirlenme ve atıklarla baş edememesi. </p>
<p>“Caribbean”a <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> turist sayısında süratli bir artış ve özendirici promosyonal faaliyetler görülmektedir. Deniz turizmi yoğun olarak 6 kıtada yoğunlaşmıştır. Caribbeanın websitelerine göre turistlerin yoğun olarak gittiği yerler arasında Alaska, Panama Kanalı, Avrupa, Meksika Rivierası, Güney Amerika, Güney Pasific Havai/Tahiti, Asya, Hindistan, Afrika, Holy, Canada, İngiltere, Bermuda vardır. Çoğu bölgelerde  deniz turizmi ile kara turizmi bağlantılıdır. Tesis ve işletmelerin işl birliği sonucunda turizm birleştirilmekte ve sabit bir yapıdan uzaklaşmaktadır. Örnek olarak, denizcilik işletmelerinin sundukları tatil  paketi içinde, nehir kenarı gezintileri ve kara üzerinde bulunan görülmeye değer yerlere yapılan ziyaretler verilebilir. Operatörler ve turist rehberlerinin gelecekte daha az popüler yerleri, iyi yapılandırılmış tesisler ve hizmetlerle pazara sunacakları muhtemeldir.</p>
<p>Tablo 1<br />
Deniz yolculuğu operatörleri için çevresel devamlılık stratejileri ve başarı planları</p>
<p>Strateji 					Başarı Planı<br />
Fiziksel					Yol planını değiştir<br />
						Yolcu sayısını sınırlandır<br />
						Durak düzeltme/ koruma projeleri</p>
<p>Düzenleyici				Birleşik çevre poliçesi<br />
						Çevre başarı sistemleri<br />
						Çevresel pratik reklamlar</p>
<p>Ekonomik					Tüm çevresel masraf miktarı<br />
						Temiz teknolojiye yatırım<br />
						Çevresel uyanıklığa ödül<br />
						Turizm gelirinin pozitif kullanımı </p>
<p>Eğitim 					Devamlılıkla ilgili durak bağlantıları<br />
						Müşterek çevresel raporlar<br />
						Pratik kanunları<br />
						İyi seviyedeki pratiklerin yayılması</p>
<p>4.1.2	Yolcu Sayısı </p>
<p>Daha önceden açıklandığı gibi yolculuk turizmi farklı iş sahaları oluşturmaktadır. Yeni süper mega yolculuk gemileri çok sayıda yolcu taşımak için tasarlanıyorlar. Küçük geleneksel gemiler uygun sahalar için tahsis edilirler. Toplu yolcu turizmi tatil tecrübesi sağlayan yolcu gemileriyle beraber her şey dahil tatil yöresi tecrübelerine benzetildi. Turistlerin fazladan bahşiş ödedikleri çevresel ses gemilerinin hassas bölgesel durakların mahvedilmesinden çok daha fazla seçenek sunmanın desteklenmesi tartışılabilir.  Bununla birlikte bugüne kadar operatörlerin çevresel primi ödemeye hazır olduklarına dair bir kanıt yok; gerçekten azalan ücretler ve özel mönülerdeki yarışma sonuç verici ve amaçlanan yolcu sayısının doyurucu seviyeye ulaştığı tahmin ediliyor. </p>
<p>4.1.3	Durak Düzeltme / Koruma Projeleri</p>
<p>Örneğin Royal Caribbean deniz koruması ve okyanus çevre araştırmasını destekleyen bir okyanus fonunun oluşturulmasına rağmen, operatörler tarafından durak geliştirme projesine yapılan yatırım kuraldan çok istisna gibidir. Ekolojik restorasyon projesine yatırım spesifik örneklerden biri Holland American Line’ ın Mercan kayalığı projesidir. 1996’ da Maasdam gemisinin kaza ile büyük bir kayalığa çarpmasından sonra, Holland American Line, parçalanmış kaya parçalarının kurtarılması, molozların kaldırılması, yaşayan mercanların tekrar birleştirilmesi ve sıralı gözlemleri kapsayan başarılı bir restorasyon gerçekleştirildi. Sadece düzeltilen mercanların yaklaşık % 25-30’ u hayatta kalabildi. Fakat mercan düzeltmeyle ilgili pozitif kanıt oluştu. Bu örnek, zararın bir operatöre bağlanabileceğini gösteren profil bir olay oldu ama seyahat operatörlerinin kümülatif çevre etkileriyle uğraştığı ile ilgili neredeyse hiç kanıt yoktur. </p>
<p>4.1.4. Çevresel Yönetim </p>
<p>	Her geminin kayıtlı olduğu The Flag State ( Bayrak Şehri), Uluslar arası kirliliği önleme standartlarıyla uyumu sağlamaktan sorumludur. Bu uyumu göstermek için çevre politikasının beraberliğinin benimsenmesi, çevresel yönetim sistemleri, çevresel inceleme, üretici firma testleri ve çevre raporları birçok kaynağa bağlı işleyen endüstride standart hale geldi. Çok uyumlu iken, bu çevresel işletim standartlarının çoğu beraberlik ilkesine dayanıyordu. EPA’ nın eski yöneticilerinden William Reilly’ in Royal Caribbean’ın çevresel faaliyetlerini kontrol etmekle ilgili atanması bu ilkelerin bir örneğidir. P&#038;O’ nun sağlık, güvenlik, rahat ve çevresel grup politika ifadeleri gibi yayımlanan çevresel politikalar alenen ters çevresel etkilerin küçümsemesine verilen önemi vurguluyor.</p>
<p>	Atık planlama anahtar bir meseledir. İş dünyası şu sıralarda atıkların atılmalarından çok tekrar kullanılması yönündeki bir baskı altındadır. Uebersax’ a göre bir gemiden bir günlük kişi başı bir kg. yakılabilir atık, 0,5 kg. yemek atığı ve bir kg. bardak ve kutu atılmaktadır. 53 hükümete bağlı olmayan çevre organizasyonlarının koalisyonuyla göreve başlayan The Bluewater Network Petition’ a göre ise gemiler denizde ve halkın sağlığında çok ciddi etkileri olan çok miktarda atığı denize boşaltmaktadır. 2000’ de EPA’ nın araştırmalarına göre tipik bir yolcu gemisi 1 haftalık yolculuğu boyunca 1 milyon galon gri suyu ve önemli derecede <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kimyasal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kimyasal">kimyasal</a> atıkları denize akıtmaktadır. Atıklardan kurtulmanın daha emin yolları tekrar dönüşümü de içeren bir şekilde operatör tarafından benimsendi. Buna göre zararlı atıklar ve temizleyici <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kimyasal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kimyasal">kimyasal</a> maddelerin dışarı bırakılmaması, boşaltımdan önce sintire suyu ve atık suyunu yağdan ayıran aletlerin donanımı, gri atık su için daha iyi bakım ve gemide olan atıkları temizleyen sistemlerin ve teçhizatın yerleştirilmesi 2001 de endüstri ticaretiyle uğraşan The İnternetional Council Of Cruise Lines (ICCL) yeni zorunlu atık yönetimi uygulamaları ve prosedürlerini üyelerinin yararına kabul etti. Olumlu hareketler şunları içerir:</p>
<p>•	Miktar zinciri faktörü – çevre dostu ve yeniden kullanılabilir ürünler.<br />
•	Madde telafisi – ambalajların ayrımı ve dönüşümünün sağlanması, daha az atık veren cam ve plastik maddeler.<br />
•	Kuru temizleme likidleri ve fotoğraf tablarında açığa çıkan toksik maddelerin kontrollü imhası.<br />
•	<a href="http://www.genelbilge.com/tag/organik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Organik">Organik</a> atıklardan oluşan selüloz türevleri (daha çok yiyecek atıklarından)<br />
•	Çok amaçlı çöp fırınları.</p>
<p>Çevresel yönetim sistemlerinin bir çok unsurunu içeren Güvenli Yönetim Düzenlemeleri, bir çok önde gelen denizcilik işletmesi tarafından uygulanmaktadır. Güvenli Yönetim Sistemi Uygulamaları Uluslar arası Güvenlik Yönetim Standartlarıyla bağdaşır durumdadır.</p>
<p>1998 Yılında “P&#038;O” grubu tarafından düzenlenen çevresel bildirgede, atık madde, atık yağ, global ısınmanın karbondioksit bağlamdaki etkisi, ozon tahribatı, hava kirliliği ve deniz kirliliği konuları ele alınarak, önemi ve tehlikeleri vurgulandı. Internetten de yayınlanan bu bildirge, oldukça güncel verilere dayanmaktadır. Bildirge, elde edilen bulguları kamuoyuna yansıtmakta ve buna ek olarak bir takım politikalar sunarak, gerçekleşmesi olası öneriler vererek tahmini sonuçları da bildirmektedir. </p>
<p>1998/1999 Dönemi için belirlenen hedefler şunlardır :</p>
<p>•	Yakıt tüketiminin azaltılması kampanyası (%1 Çevresel fayda)<br />
•	Yangın Mücadele Sistemlerinde yenileme<br />
•	Su kullanımı, klimatizasyon ve temizlik atıklarında bilinçlendirme (%10 fayda)<br />
•	İhtiyaç Dışı Yağ Kullanımı – motor içerisinde (%10 fayda)<br />
•	Uçucu nitelikli organik maddelerin kullanımının azaltılması</p>
<p>Toprakta çözünemeyen atıkların, doğal dengeyi bozan kimyasalların deniz yaşamını ve hormonal dengesini bozmakta olduğu bir gerçektir. Uluslararası Güvenlik Sistemleri’nin 2008 için hedefi, tüm deniz araçlarında “Tributyltin” maddesinin kullanımını engellemektir. Greenpeace de, bu konuyla ilgili olarak protesto eylemleri düzenlemiştir. Kamuoyunun bizatihi şahit olduğu bu tür eylemler de, zamanla toplumsal uyanış sağlayarak beraberinde yaptırımlar getirebilir. </p>
<p>Bu konuda duyarlılık göstererek çeşitli projelere öncü olan  kuruluşlar da vardır ;</p>
<p>-	Royal Caribbean : “Dalgaları Koruyalım”<br />
-	Holland American Line : “Deniz Yaşamında Çevresel Bilinç”<br />
-	Cunard QE-2 : “Atık Yönetimi Projesi”</p>
<p>4.1.5 Teknolojik Gelişmelerin Etkisi</p>
<p>Diğer sektörlerden de bilindiği üzere, firmalar bütçelerini fazlasıyla aşmamak suretiyle en güncel teknolojiyi kullanma eğilimindedir. Bunun sebebi de çevresel yaptırımlara kanuni olarak riayet etmek ve hâttâ bir takım yeniliklerde rakiplere karşı öncelik taşımaktır. Deniz turizminde karşılaşılabilecek en açık yenilik, en yeni teknolojinin ürünü gemilerin kullanımıdır.</p>
<p>Yeni teknolojinin bir gemi için getirisi, elektrik sisteminin stabilitesi, yakıt tüketimi, manevra kabiliyeti, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/acil/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Acil">acil</a> durum kolaylıkları çerçevesinde olabilir. Yüksek  maliyetleri nedeniyle günümüzde deniz kuvvetlerinde dahi kullanımı yaygın olmayan “Yakıt Türbini Sistemi”, Royal Caribbean firmasının yeni nesil iki gemisinde kullanılmaktadır. “Yakıt Türbini Sistemi” alçak sesle çalışmanın yanı sıra, % 90 oranında egzost filtreleme özelliğine de sahiptir. Teknolojinin sağladığı diğer yenilikler ve gelişmeler ise daha çok yakıt temizleme aygıtları, su filtreleri ve emisyon bazında nitrojen oksit kimyasalının zararlarının engellenmesine yöneliktir. </p>
<p>Gelecek nesil gemilerde ise gittikçe kati bir nitelik çizen çevresel koruma standartlarının etkilerine bağlı olarak yüksek performanslı ve yararlı teknolojik bileşen ve aygıtların kullanılması kaçınılmazdır.</p>
<p>4.1.6 Çevresel Duyarlılık İçin Ödüller </p>
<p>Çevresel duyarlılıkta ödül konusu her ne kadar alışılmadık bir durumsa da, bu durum zamanla yasal düzenlemelere bağlanılabilir. Bu konudaki duyarlılığını ortaya koyan bir firma da, plastik atıkların denize atılmasına tanık olan ve görüntüleyen yolcularına 250,000 $ ödül vaad eden Princess Denizcilik’tir. </p>
<p>4.1.7 Eğitim Desteği</p>
<p>Çevre temizliği ve bilinci konusunda duyarlı olduğu bilinen bazı firmalar, mürettebat ve konuklarına çeşitli eğitim desteği sunmaktadır. Bu kapsamda, uyulması gereken bir takım kurallar, yardımcı kılavuz ve birtakım toplantılarla iletilmektedir. Antartika’da yapılan araştırmalarda, çevresel bilinç eğitiminden ziyade görülmeye değer yerlere daha çok önem verildiği sonucu ortaya çıkmıştır.</p>
<p>4.2 Destinasyonlar</p>
<p>Deniz turizminde sürekliliği sağlama açısından hedef bölgeler çapında uygulanabilir geçerli strateji ve yönetim politikalarının özeti , tablo’da belirtilmiştir.</p>
<p>4.2.1 Deniz Turizminde Bölgesel Etki</p>
<p>Liman Durumu, ziyaretçi gemilerin uluslararası standartlarda olması hususunda yönlendirici bir öğedir. Ancak, işletmelerin ait oldukları bölge, atık maddelerin yönetimi konusundaki tutumlarını da değiştirmektedir. Örnek vermek gerekirse, 2000 yılında yapılan denetlemelerde, Alaska’ya ait “Tlingit &#038; Haida Indıan Tribes” isimli firmanın yiyecek atıklarıyla, çevresel bir tehdit oluşturduğu saptanmıştır. Tropikal sularda ise rastlanan tablo, deniz yaşamının kirliliğe teslim olduğu yönündedir. Küçük popülasyona sahip bölgelerde, okyanusun da yardımıyla, küçük miktardaki kirlenmenin önüne geçilmiştir. Turizm sektöründe ciddi olarak faaliyet gösteren firmaların, bu konudaki önlemleri tam manasıyla yerine getirmesi, yani gereken teknolojide arıtma mekanizmaları bulundurmaları gerekir. Royal Caribbean’ın uygulamaya koyduğu bölgesel programda, her türlü atığın ve deniz yaşamına zarar verebilecek nitelikte tüm davranışlar, belirli standartlarla minimize edilmiştir. Çeşitli firmaların bölgeler üzerinde yaptığı tahribatlar veya bilinçli yüzey değişimleri (mola yerlerinde, ve sık ziyaret edilen kesimlerde, vb.) iyi bir dava takibiyle kontrol altına alınabilir. Amerika’nın çeşitli eyaletleri (örneğin ; Florida) bir takım yasal düzenekler ve notalarla denizcilik firmalarının çevresel duyarlılığı için hak arama ve uyarma faaliyetleri üstlenmektedir. Gemi çalışanlarının bilinçlendirilmesi ve güdülenebilmesi için Turizm yönetimi stratejileri ve planları da iyi olarak kavranmalıdır. Bölgesel kapasiteler de çevresel kirlenmeyi yönlendirme açısından önemlidir. Örnek vermek gerekirse, Cayman adaları 33,000 yerleşik nüfusuyla, denizcilik işletmeleri tarafından yılda 600,000 gün ziyaret edilmiştir (1998). % 28 oranında dalış aktiviteleri katılımı öngörülmüştür. Cayman Adaları, 1986 yılında dahil olduğu “Marine Parks” tüzüğüne göre takip edilmekte ve her türlü deniz bağıntılı aktiviteleri belirli standart ve limitlere bağlanarak , bir kontrol sistemi oluşturulmuştur. </p>
<p>TABLO 1 Deniz Turizmi İçin Başlatılan Çevresel Besleme Stratejileri Ve Yönetimi </p>
<p>Strateji	Yönetim İnisiyatifi<br />
Fiziksel	Departman Yerleşimi<br />
Departman Dizaynı<br />
Özveri alanları<br />
Düzenleyici	Konuk Sayısı Limiti<br />
Aktivitelerin durdurulması<br />
Ekonomik	Ücret Farkları<br />
Zarardaki hisseler<br />
Para cezaları<br />
Ödüller<br />
Yerel prosedürlerin tutundurulması<br />
Eğitsel	Yazılı belgeler<br />
İşaretler<br />
Kılavuz eşliğinde faaliyetler<br />
Operatörler arası ilişkiler.</p>
<p>4.2.2 Çevresel Olarak Elverişsiz Bölgeler</p>
<p>Bir bölgenin çevresel kapasitesi önemli bir faktördür. Buna dayanarak, Alaska’da yapılan düzenlemelerle, bölgeye belirli sayıda gemi kabulü yapılmaktadır. Buna benzer bir yaklaşımla, Cayman Adalarında devlet politikası çerçevesinde, sınırlı sayıda gemi bağlama direkleri ve aparatları bulunmaktadır. Bu kısıtlamaya ek olarak, adayı ziyaret eden gemilerin demir atmaları için özel bölgeler tahsis edilmiş ve kısmen adadan uzak tutulmaları sağlanmıştır. Cayman Adalarının günlük turist limiti 6000 ile sınırlandırılmıştır.  Ancak bölgelerden elde edilen veriler, limitlerin sıklıkla ihlal edildiği yönündedir. Örnek vermek gerekirse, medyadan elde edilen veriler, turistik manada ziyarete elverişli ve popüler bölgeler için ortalama olarak yıllık 660 denizcilik firması ve 1.6 milyon turist sayısını beyan etmiştir. Bu istatistikler doğrultusunda, olası çalışan ihtiyacı dışardan getirilecek 6000 kişi dolayındadır. Tüm bu kitlenin ihtiyaçları ve tüketim faaliyetleri göz önünde bulundurulduğunda, bunun hem doğal yaşam, hem de sosyal yapı için gerçek bir tehdit olduğu görülmektedir. Böylesine bir proje ve yapılandırma, doğal manâda elverişsiz sonuçları beraberinde getirecektir. </p>
<p>4.2.3 Ekonomik Göstergeler</p>
<p>Çeşitli bölgeler, çevresel kirlenmeyi engellemek üzere ağır para cezaları yaptırımına başlamışlardır. 1998 yılında “Holland America Line” isimli firma, atık su ve yağ içerikli atıkları Alaska bölgesinde tahliye ettiği için 2 milyon dolarlık cezaya çarptırılmıştır.  1999 yılında, Federal Koruma yasalarını ihlal etme gerekçesiyle Royal Caribbean 18 milyon dolarlık, emsal niteliğinde cezaya çarptırılmıştır. Alaska’da yaşayan sivil toplum örgütlerinin Royal Caribbean firması aleyhine açtığı dava, 100,000$ tazminat ve hak ihlali teşkil eden her gün başına 10,000$ ağır para cezası ile sonuçlanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan bu örnekler, birer örnek ve geleceğe bir emsal taşıması niteliğiyle oldukça önemlidir. 2000 yılında faaliyete geçen “Bluwater Newtork” toplu dilekçesi, ağırlığını ortaya koyarak, çevresel düzenlemeler konusunda daha aktif bir rol üstlendi. Bu kapsamda, gemilerin daha sıkı takibi, yeni düzenlemeler, teklifler ve tüzükler ön plana çıktı. Toplu dilekçenin kapsamında Alaska, Florida, California’da bulunan resmi kuruluşlar da bir takım denetleme ve düzenleme yetkileriyle yer aldılar. Az gelişmiş ülkelerde, bu tür uygulamalar adına herhangi bir gelişme gözlenmemiştir. Kuzey Amerika’da dahi, çevresel düzenlemelerin gelişmişliğine rağmen, “Genel Muhasebe Bürosu” (GAO) ilerlemenin daha ileri boyutlara geçmesi gerektiğini vurgulamıştır. </p>
<p>Yüksek kapasiteli ve fazlaca talep alan turizm bölgeleri, yolcu başına düşen vergilerde çeşitli düzenlemeler yapmıştır. Bu oldukça önemli bir altyapı değişikliğidir. “Bermuda”, giriş yapan gemilere limit uygulayarak, yolcu başına düşen en yüksek vergiyi 63 $’da tutmuştur. “Bahama”’da vergi 15 $’dır. Yıllık 600,000 adet yolcu gemisinin giriş yaptığı Alaska’da , temelde Çevresel kirlenmeyi engellemek maksadıyla alınan vergi 5$’dır. Çevresel düzenleme ve temizlik adına tahsil edilen bu vergilerin düzenli olarak alındığı ve kendi amacına yönelik kullanıldığı, kanıtlanması zor bir durumdur&#8230;</p>
<p>Ekonomik olarak önemli bir nokta da, yerel bölgelerde deniz kökenli turizm yatırımları olmamasıdır. Ekonomik göstergelerin, bölgelere göre dağılımı oldukça büyük değişiklikler göstermektedir. Denizcilik işletmeleri, ulusal vergi ödememekle birlikte, okyanusların sahipsizliği, ve “ücretsiz kaynak” izlenimine dayanarak bütün kârı kendi cephesine kanalize etmektedir. Elde edilen gelirlerin, yalnızca bir grup hisse sahibinin kontrolünde olduğu bilinmektedir ki bu durum belirli oranda tek düze bir yapı çizerek, yatırıma dönüşmemekte, ve mevcut talebin azalmasına yol açmaktadır. “Disney Cruise Lines” firmasının kendine ait bir yer satın alması (Castaway Cay) ve Caribbean yolcularının sınırlı aktivitelere yönelerek harcamalarında kısıtlı davranmaları, güncel profili çizmekte ve bu durumu özetlemektedir. Turizm harcamalarının tekdüze bir yapıya bürünmesi, geçimini bundan sağayan kitle ve yatırımcıların aleyhinedir. </p>
<p>4.2.4 Eğitimsel Yaklaşımın Hedef Bölgelere Etkisi</p>
<p>Düşük miktarda empoze niteliği taşıyan yönergeler, müşteri üzerinde kayda değer değişimler yaratmaktadır. “Marion &#038; Rogers” değişik medya araçlarının denizcilik işletmelerini tercih eden turistler üzerindeki etkilerini araştırarak, ne derece etkili olabildikleri ve geribildirimle ne kadar verim alınabildiği konusunda çalışmalar yapmıştır. Bu tür iletişim araçlarının etkileri, istenilen yöne kaydırılabilmektedir. Geri bildirimin yansımaları, medya veya eğitim araçlarının, ekonomik, talep yönlendirme, ve aynı zamanda çevre duyarlılığı oluşturma alanlarında ne kadar başarılı olunup olunamayacağı hakkında somut göstergeler sunabilir. Gelecekte karşılaşılacak etkileşimli televizyon ve diğer medya araçları, çevresel duyarlılığı destekleyen mesajları iletmek adına güzel bir fırsat olacaktır. </p>
<p>5. Sonuç</p>
<p>Yerleşik ve düzenli bir turizm altyapısı oluşturulması, ciddi akademik çalışmalara da konu olan, önemli bir konudur. Pratikte şöyle özetlenebilir :</p>
<p>•	Sürekli güncellenmekte olan turizm kanun ve tüzükleri, turist operatörlerinin duyarlılığına zoraki de olsa bir katkı sağlamaktadır.<br />
•	Bazı turizm bölgeleri her ne kadar gelişime (çeşitli yönetsel ve stratejik planlara uyum bakımından) açık ve benimsemiş bir görüntü çizse de, bu ancak zamanla oluşabilecek, pratiğe ve uygulamanın stabilitesine bağlı olarak sonuç verecek bir olgudur.<br />
•	Turistler, çevrenin korunması konusunda, gerekli gayret ve hassasiyeti gösterememektedir.</p>
<p>Deniz canlıları ve okyanusların gelecekteki durumu pek iç açıcı görünmemektedir. 21.yy’ın turizm adına oldukça hareketli ve deniz turizmi odaklı geçeceği gerçeği de göz önünde bulundurulduğunda, çevresel duyarlılığın önemi artmaktadır. Geniş kitlelerin ilgi odağı haline gelen denizcilik işletmeleri, herkesin ortak değeri olan denizler ve okyanusları, müşterilerine kullandırırken, geride kalan toplumların ve deniz canlılarının sorumluluğunun bilincinde davranarak, efektif politika ve stratejilerle üstlerine düşeni gerçekleştirmelidirler. Düzenli ve yararlı turizmin geleceği açısından, denizcilik işletmelerinin sosyal ve çevresel değerleri her şeyden ön planda tutmaları gerekir. Denizcilik işletmeleri her ne kadar mevcut ve potansiyel profillere cazip geliyorsa da, seyahat üzerine kurulu turizm faaliyetleri de oldukça ideal bir yapıdadır. Günümüzde bunun doğruluğunu kanıtlayan öğeler şöyle sıralanabilir </p>
<p>•	Yönetsel planlar çerçevesinde, uluslararası kuruluşları da içeren geniş zamanlı bir vizyon sahibi olma.<br />
•	Operatörlerin yatırım alanlarını en cazip koşullarla irdeleme ihtiyacı.<br />
•	Turizm alanlarının güvenliğinin sağlanması için gereken politik girişimler ve iyi yönetilmeyen turizm alanlarının oluşturduğu olumsuz etki.<br />
•	Deniz işletmelerinde hisse sahipleri ve hedef bölge toplulukları arasında daha geniş kâr marjları beklentisi.<br />
•	Operatörler ve ziyaret edilen bölgelerin, ziyaretçilerin çevresel duyarlılık bilincini yükseltme gereksinimi.</p>
<p>Göze çarpan diğer bir nokta ise, gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler arasındaki kontrol ve arabirim farklılıklarıdır. Uluslararası düzenleme mekanizmaları her ne kadar iyi olsa da, bir takım yenilikler ve yaptırımlara halen ihtiyaç vardır. Uluslararası denetleme mekanizmaları bir düzen içerisinde faaliyet vermektedir ancak sektörün boyutlarını göz önünde bulundurarak, daha fazla yaptırım ve teşvik edici mekanizmalara ihtiyaç olduğu söylenebilir. Dikkatli ve sıkı denetim faaliyetleri oldukça önemlidir, çünkü sektör içerisinde, bölgesel olarak yalnızca gösteri amaçlı lanse edilen bölgeler de vardır. Alaska bölgesinde, görsel olarak çevresel temizlik faktörüne rastlansa da, yapılan araştırmalar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sular/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sular">sular</a> bazında kimyasal kirlenmenin olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu ve bunun gibi sonuçlar, altyapı eksikliğinin sonuçlarıdır. Atık yönetimi çerçevesinde kurulması gereken filtreleme ve atık işleme tesisleri, az gelişmiş ülkelerde de sıkı bir denetim çerçevesinde faaliyet sokulmalıdır. Amerika’nın da desteğiyle yürürlüğe giren projelerde, atık yönetiminin daha geniş kapsamlı, dikkatli ve bölgeler bazında eşitlik arz eden bir yapıya kavuşması hedeflenmiştir. Denizcilik turizmine bakıldığında, çevresel koruma düzenlemelerinin tam anlamıyla gerçekleştirilebilmesi için, sektörel olarak, küçük ve büyük operatörlerle bir çatı oluşturularak, uluslararası nitelikli yeni düzenlemeler ve hukuki dayanaklar oluşturulması zaruridir. </p>

<p class="sayac_bilgi">978 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/%e2%80%9ccevresel-deniz-turizminde-devamlilik-gercek-bir-ornek%e2%80%9d.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deprem Öncesi Alınması Gereken Önlemler</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/deprem-oncesi-alinmasi-gereken-onlemler.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/deprem-oncesi-alinmasi-gereken-onlemler.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 15:44:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Acil]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Ev Aletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Ismi]]></category>
		<category><![CDATA[Pille]]></category>
		<category><![CDATA[Polis]]></category>
		<category><![CDATA[Raflar]]></category>
		<category><![CDATA[Tablolar]]></category>
		<category><![CDATA[Uzman]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11752</guid>
		<description><![CDATA[A.Evimizin depreme hazırlanması *konutlar depreme dayanaklı şekilde yapılmalıdır *Evlerdeki raflar,duvara sıkıca monta edilmelidir *Cam eşya,yanıcı ve patlayıcı maddeler dolapların alt gözlerinde saklanmalı *Evlerde mutlaka yangın söndürme aleti bulundurulmalıdır *Tablolar ve aynalar oturulan ve yatılan yerlerden uzakta bulundurulmalıdır *Duvardaki çatlaklar tamir ettirilmelidir *Aydınlatma araçları oturulan yerin uzağına monta edilmelidir *Kombi,şofben gibi ağır ev aletleri duvara sıkıca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>A.Evimizin depreme hazırlanması<br />
   *konutlar depreme dayanaklı şekilde yapılmalıdır<br />
   *Evlerdeki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/raflar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Raflar">raflar</a>,duvara sıkıca monta edilmelidir<br />
   *Cam eşya,yanıcı ve patlayıcı maddeler dolapların alt gözlerinde saklanmalı<br />
   *Evlerde mutlaka yangın söndürme aleti bulundurulmalıdır<br />
   *Tablolar ve aynalar oturulan ve yatılan yerlerden uzakta bulundurulmalıdır<br />
   *Duvardaki çatlaklar tamir ettirilmelidir<br />
   *Aydınlatma araçları oturulan yerin uzağına monta edilmelidir<br />
   *Kombi,şofben gibi ağır ev aletleri duvara sıkıca sabitleştirilmelidir<br />
   *Evlerimizim depreme karşı dayanıklılığı uzman kişilere veya kuruluşlara <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kontrol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kontrol">kontrol</a> ettirilmelidir<br />
   *acil durumlarda kullanılabilecek malzemeler kolayca ulaşabileceğimiz bir yerde bulundurulmalıdır<span id="more-11752"></span><br />
    Acil durumlarda kullanılabilecek malzemeleri şu şekilde sıralamak mümkündür:<br />
   *el feneri veya ışıldak                                 *konserve açacağı bulunan çakı<br />
   *pille çalışan radyo ve yedek pil                 *sürekli kullanılabilecek ilaçlar<br />
   *ilk yardım çantası                                      *bot veya spor ayakkabı<br />
   *kuru gıda konserve ve su                           *para<br />
   B.AİLE FERTLERİNİN DEPREME HAZIRLANMASI<br />
   *Aile fertleri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deprem/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deprem">deprem</a> sırasında nasıl davranmaları gerektiği konusunda eğitilmelidir<br />
   *Evlerin içinde ve çevresinde deprem sırasında sığınılacak yerler belirlenmelidir<br />
   *Aile fertlerine acil durumlarda elektrik su  ve doğal gazın nasıl kesileceği yanan ocakların nasıl kapatılacağı öğretilmelidir<br />
   *aile fertlerine ilk yardımın nasıl yapılacağı öğretilmelidir<br />
   *itfaiye ambülans polis ve kurtarma ekiplerinin telefon numaraları ezberlenmelidir ayrıca <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">bu</a> telefon numaraları  telefon rehberine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kolay/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kolay">kolay</a> okunabilecek büyüklükte yazılmalıdır<br />
   *aşağıda belirtilen bilgiler ;aile bireylerine yakın arabalara ve komşulara verilmelidir.Böylece kaybolan yakınlar deprem sırasında birbirini kolayca bulur bu bilgiler şunlardır:<br />
    *fertlerin birbirini kaybetmesi halinde buluşacakları üç yer ismi<br />
    *acil durumlarda aranacak şehir dışında bulunan yakınlarınızın ismi adresi ve telefon numarası<br />
    *anne ve babanın iş adreslerini ve telefon numaralarını çocukların okul adreslerinizi telefon numaralarını belirten aile belgeleri<br />
    Depremin zararlarını azaltabilmek için alınacak önlemlerle ilgili olarak ayrıntılı bilgi almak isteyenler;<br />
    *0312 287 36 45<br />
    *0312 285 38 49<br />
    *0312 285 66 55 numaralı telefonları arayabilirler. </p>
<p>    2.DEPREM SIRASINDA YAPILMASI GEREKENLER<br />
     A.KAPALI MEKENLARDA<br />
    *Deprem sırasında giriş katında veya yakınlarında bulunuyorsanız hemen dışarı çıkınız .Dışarı çıkarken düşen parçalardan korununuz yüksek katlardaysanız dışarı çıkmaya çalışmayınız paniğe kapılmayınız ve koşuşturmayınız<br />
    *önceden ev deprem planı yaptıysanız hemen uygulamaya geçiniz<br />
    *deprem sırasında çamaşır veya bulaşık makinesi gibi kolayca devrilmeyecek ağır eşyaları kendinize siper ediniz<br />
    *yatıyorsanız ve kaçma imkanınız yoksa kendinizi yatağın yanındaki boşluğa bırakınız<br />
    *sağlam bir masaya tutunun ve masayla birlikte hareket etmeye hazır olunuzdeprem geçinceye kadar pozisyonunuzu değiştirmeyiniz<br />
    *vitrin mutfak dolabı gibi kolayca devrilebilecek eşyalardan uzak durunuz<br />
    *yüksek katlı binalardaysanız asansörleri kullanmayınız<br />
    *sinema tiyatro okul büro gibi kalabalık yerlerde veya yüksek bir binanın üst katlarında bulunuyorsanız deprem sırasında merdivenlere veya asansörlere koşmayınız en yakınınızdaki güvenli bir yerde kendinizi korumaya alınız<br />
    *<a href="http://www.genelbilge.com/tag/gaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gaz">gaz</a> sızıntısı olabileceğini düşünerek kesinlikle çakmak kibrit ve mum yakmayınız sigara içmeyiniz<br />
    B:BİNA DIŞINDA<br />
    *deprem sırasında binalardan düşen yıkıntılardan camlardan bacalardan elektrik direği ve tellerden uzaklaşınız.Güvenli bir alanda sarsıntının durmasınıbekleyiniz<br />
    C:ARABA İÇİNDE<br />
    *araba kullanıyorsanız sarsıntı başladığı zaman bulunduğunuz yer güvenli ise durunuz sarsıntı sona erene kadar araç içinde kalınız<br />
    *köprü üst geçit tünel gibi çökme ihtimali bulunan yerlerden uzaklaşınız<br />
    *elektrik direkleri enerji nakil hatları ve ağaçlardan uzak durunuz<br />
    3.DEPREM SONRASINDA YAPILMASI GEREKENLER<br />
    *Depremden sonra yangına sebep olabileceği için kesinlikle kibrit çakmak ve mum yakmayınız el feneri kullanınız<br />
    *deprem sona erdiği zaman elektrik şalterini gaz ve su vanalarını yanan ocakları hemen kapatınız<br />
    *yaralılara ilk yardım uygulayınız yarası ciddi olanları (tehlikeli bir yerde değilse) hareket ettirmeyiniz yetkililerin gelmesini bekleyiniz<br />
    *çıplak ayakla yürümeyiniz mümkünse bot veya spor ayakkabı giyiniz<br />
    *<a href="http://www.genelbilge.com/tag/bina/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bina">bina</a> içinde canlı olup olmadığını kontrol ediniz canlı var ise kurtarma ekiplerine haber veriniz<br />
    *el radyonuzu açınız ve yetkililerin açıklamalarını dinleyiniz<br />
    *çok acil durumlar dışında telefonu kullanmayınız<br />
    *evi terk ederken yanınıza el feneri pilli radyo su kuru yiyecek ilk yardım çantası hava şartlarına <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uygun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uygun">uygun</a> giyecek battaniye para ve kredi kartınızı alınız<br />
    *hasar gören evlere uzmanlar kontrol edip izin vermedikçe girmeyiniz<br />
    *aracınızı itfaiye ve ambülans gibi araçlara engel olmayacak yerlere çekiniz şehirden uzaklaşmaya çalışmayınız<br />
    *yetkililere ve kurtarma ekiplerine yardımcı olunuz yıkıntılar arasında ve sokaklarda dolaşarak görevlilerin işini engellemeyiniz<br />
    *ihtiyacınızdan fazla yardım malzemesi almayınız<br />
    *içilecek nitelikte <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temiz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temiz">temiz</a> su  bulamıyorsanız ve kaynatma imkanınız yoksa  20 litre suya bir çorba kaşığı çamaşır suyu katarak dezenfekte ediniz.</p>

<p class="sayac_bilgi">330 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/deprem-oncesi-alinmasi-gereken-onlemler.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/binalarin-yangindan-korunmasi-hakkinda-yonetmelik.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/binalarin-yangindan-korunmasi-hakkinda-yonetmelik.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 15:39:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alma]]></category>
		<category><![CDATA[Bina]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Duman]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ilave]]></category>
		<category><![CDATA[Karada]]></category>
		<category><![CDATA[Kisim]]></category>
		<category><![CDATA[Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Panik]]></category>
		<category><![CDATA[Resmi Gazete]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Suda]]></category>
		<category><![CDATA[Uncu]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11750</guid>
		<description><![CDATA[Resmi Gazete Tarihi : 26.07.2002 Resmi Gazete Sayısı : 24827 (asıl) BİRİNCİ KISIM Genel Hükümler, Tanımlar, Binaların Kullanım Sınıfları ve Bina Tehlike Sınıflandırması BİRİNCİ BÖLÜM Genel Hükümler Amaç Madde 1- Bu Yönetmeliğin amacı; kamu ve özel kurum ve kuruluşlar ile gerçek kişilerce kullanılan her türlü yapı, bina, tesis ve işletmelerin, tasarımı, yapımı, işletimi, bakımı ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Resmi Gazete Tarihi  : 26.07.2002<br />
Resmi Gazete Sayısı : 24827 (asıl)<br />
BİRİNCİ KISIM<br />
Genel Hükümler, Tanımlar, Binaların Kullanım Sınıfları ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bina/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bina">Bina</a> Tehlike Sınıflandırması<br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
Genel Hükümler<br />
Amaç<br />
Madde 1- Bu Yönetmeliğin amacı; kamu ve özel kurum ve kuruluşlar ile gerçek kişilerce kullanılan her türlü yapı, bina, tesis ve işletmelerin, tasarımı, yapımı, işletimi, bakımı ve kullanımı aşamalarında, herhangi bir şekilde çıkan yangının, can ve mal kaybını en aza indirerek söndürülmesini sağlayacak yangın öncesinde ve sırasında alınacak tedbirler ile organizasyon, eğitim ve denetimi sağlamaktır.<br />
Kapsam<span id="more-11750"></span><br />
Madde 2- Bu Yönetmelik; Türkiye genelinde her türlü yapı, bina, tesis ile açık ve kapalı alan işletmelerinde alınacak yangın önleme ve söndürme tedbirlerini, yangının ısı, duman, zehirleyici gaz, boğucu gaz ve panik nedeni ile oluşan can güvenliğine yönelik tehlikeleri en aza indirmek için gerekli olan tasarım, yapım, kullanım, bakım ve işletim esaslarını kapsar.<br />
Yasal dayanak<br />
Madde 3- Bu Yönetmelik; 7126 sayılı Sivil Savunma Kanunu&#8217;nun Ek-9 uncu maddesi gereğince hazırlanmıştır.<br />
Uygulama<br />
Madde 4- Bu Yönetmelik; yürürlük tarihinden sonra yapılacak yeni yapılar ile kullanım amacı değişen <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> ruhsat alma zorunluluğunu gerektiren esaslı onarım ve tadilat yapılacak mevcut yapılarda ve bu Yönetmelikte belirtilen diğer yapı, bina, tesis ve işletmelerde uygulanır. Bu Yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce yapı ruhsatı alınıp yapımı devam eden binalar da mevcut yapı sayılır.<br />
Karada ve suda, sürekli veya geçici, resmi, özel yeraltı ve yerüstü inşaatı ve bunların ilave, değişiklik ve onarımlarını içine alan sabit ve hareketli tesisler yapı niteliği kazanmış olarak tanımlanıp buna göre işlem görecektir.<br />
Türk Silahlı Kuvvetlerince kullanılan yapı, bina ve tesisler ile eğitim ve tatbikat alanlarının yangından korunması bu Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak hazırlanacak yönetmeliğe göre yapılır.<br />
&#8220;Korunması Gerekli Kültür Varlığı&#8221; olarak tescil edilen binalarda, yangın güvenliği ile ilgili yapılacak tesisatlar için &#8220;Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu&#8221;nun görüşü alınır ve yapının özelliğini etkilemeyecek biçimde, algılama, uyarı ve/veya söndürme sistemleri yapılır.<br />
Bu Yönetmelikte tanımlanmamış açıklık gereken hususlarda Türk Standartları Enstitüsü (TSE) ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/avrupa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avrupa">Avrupa</a> Normları (EN) standartları esas alınır.<br />
Bu Yönetmelikte belirtilen koşulların ihlal edildiği belirlenen yapılara tamamen veya kısmen kullanım izni verilmez.<br />
Bu Yönetmeliğin uygulanmasında yapım ile ilgili konularda tereddüde düşülen hususlarda Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, diğer hususlarda İçişleri Bakanlığının yazılı görüşü alınır ve bu görüşe uyulur.<br />
Görev, yetki ve sorumluluk<br />
Madde 5- Yeni yapı üretiminde veya mevcut binalardan proje değişikliği gerektiren esaslı onarım ve tadilat projelerinde, binanın özelliklerine göre Yönetmelikte öngörülen hususlara ait şartlar göz önüne alınır.<br />
Projeler, diğer yasal düzenlemeler yanında, yangın güvenliği açısından bu Yönetmelikte öngörülen şartlara uygun değilse binaya yapı ruhsatı verilmez. Yeni yapılan ya da proje tadilatıyla kullanım amacı değiştirilen yapılarda bu Yönetmelikte öngörülen esaslara göre imalat yapılmadığının tespiti halinde bu eksiklikler giderilinceye kadar binaya yapı kullanma izin belgesi ve/veya çalışma ruhsatı verilmez<br />
Bu Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasından, yatırımcı kuruluşlar, mal sahipleri, işveren temsilcileri, tasarım ekibi, mimar ve mühendisler, uygulayıcı yükleniciler, imalatçılar görevli ve sorumludurlar. Ayrıca, yapı üretiminde ve kullanımında yer alan müşavir, danışman, proje kontrol, yapı denetim ve işletme yetkilileri sorumludurlar.<br />
Binaların yangın söndürme, algılama ve tahliye projeleri tesisat projelerinden ayrı olarak hazırlanır. Projeler, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde belediyeler, dışında valilikler tarafından onaylanmak şartıyla uygulanır.<br />
Yapı üretiminde yer alan mal sahipleri, işveren temsilcileri, tasarım ekibi, mimar ve mühendisler, yapı denetim kuruluşları, müteahhitler, imalatçılar ve danışmanlar, bu Yönetmelik hükümlerine uyulmaması nedeniyle oluşan yangın hasarlarından kusurları oranında sorumlu tutulurlar.<br />
Yapı ruhsatı vermeye yetkili merci; yangın söndürme, algılama ve tahliye projelerinin bu Yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığını denetlemek zorundadır.<br />
Sigorta şirketleri, yangına karşı sigorta ettirme talebi aldıkları bina, tesis ve işletmelerde, bu Yönetmelik hükümlerine uyulup uyulmadığını kontrol etmek zorundadır.<br />
Yangın güvenliği sistemlerinin teşvik edilmesi için, kamu kuruluşlarınca proje onay hizmetlerinden hiçbir şekilde vize, harç ve benzeri ücret tahsil edilmez.<br />
Genel sorumluluklar ve yasaklar<br />
Madde 6- Bu Yönetmeliğin uygulanmasında genel sorumluluk ve yasaklar aşağıda belirtilmiştir.<br />
a) Yangını Haber Verme: Herhangi bir yerde kontrol dışı ateş yandığını veya dumanını görenlerin bunu, doğru tarif ederek ve meşgul etmeden itfaiyeye haber vermesi zorunludur.<br />
b) Park Yasağı: Sokak ve caddelerle araçların yangın söndürme cihazlarının kullanımını ve itfaiye araçlarının geçişini zorlaştıracak şekilde park etmeleri, yol vermemeleri, yaya kaldırımını aşacak şekilde tabela ve afiş asılması, sergi açılarak yolun kapatılması, dar sokaklara park edilmesi gibi fiil ve hareketler yasaktır.<br />
c) Söndürme Malzemelerine Müdahale: Her türlü bina, açık arazi, tesis, sokak, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cadde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cadde">cadde</a>, alan ve meydanlarda bulunan sabit ve seyyar yangın söndürme tesisat ve cihazlarını karıştırmak, bozmak, kırmak veya kullanılmayacak hale getirmek yasaktır.<br />
d) Açıkta Ateş Yakmak: Koru, park, bahçe ve piknik yerlerinde ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile işleticilere ve vatandaşlara ocak yeri olarak ayrılmış yerler dışında ateş yakmak, ateşle ilgili işler yapmak, anız yakmak yasaktır. Kağıt, plastik, naylon gibi kolay yanan maddeler ile kıvılcımlı küllerin ve sigara izmaritlerinin kapalı mekanlara, kapı önlerine, çöp konteynırlarına, ormanlık alanlara, otoban, cadde ve sokaklara atılması ve dökülmesi yasaktır.<br />
e) Bina Önünü Açık Bulundurma: Yangına müdahaleyi kolaylaştırmak bakımından, yapıların ana girişi ve civarında, itfaiye araçlarının rahatlıkla yanaşmasını temine yönelik &#8220;park yasağı&#8221; konulur ve bu husus trafik levha ve işaretleriyle gösterilir.<br />
f) İhbar Telefonu: Kamuya ait telefon kabinleri ve ücretli telefon kabinlerinin içine, karayolları ve otobanların şehir dışındaki uygun yerlerine, kamu binaları, siteler ve diğer kurum ve kuruluşların güvenlik ve kontrol sistemlerinin bulunduğu yerlere, kırmızı zemin üzerine fosforlu sarı veya beyaz renkte &#8220;YANGIN 110&#8243; yazılması zorunludur.<br />
g) Bina Sorumlusu: Bu Yönetmeliğin bu bölümdeki maddelerinde yer alan yangın güvenliği, itfaiyeye yardım ve yasaklarla ilgili hususların uygulanması, binadaki en büyük amirin, kat mülkiyeti tesis etmiş yapıların yöneticilerinin, diğer binalarda bina sahibinin sorumluluğundadır.<br />
h) Yangın Söndürücü Cihaz ve Tesisler: Binalardaki sabit veya seyyar yangın söndürme cihaz ve tesisatını bozmak, kırmak, karıştırmak, sökmek, içine kağıt paçavra gibi yabancı maddeler koymak veya bunları kullanılmayacak hale getirmek veya bozuk bir halde tutmak, her ne suretle olursa olsun yangın musluklarının önünü kapatmak, itfaiyenin geçişini güçleştirecek şekilde araç park etmek, bina önüne ip çekmek, tente astırmak, sergi kurdurmak ve benzeri hareketler yapmak yasaktır. Yangın söndürücü tesis ve malzeme, amacı dışında kullanılamaz.<br />
i) İtfaiye Amirinin Talimatlarına Uyma Zorunluluğu: Gerek bina itfaiye görevlilerinin, gerekse olaya müdahale eden itfaiye ekiplerinin görev yaptıkları sırada, yetkili itfaiye amirinin can ve mal güvenliğini korumaya yönelik vereceği karar ve talimatlar, diğer kamu görevlilerince ve bina sorumlularınca aynen yerine getirilir.<br />
j) İtfaiye Emrine Girmek: Binada yangın çıkması halinde olaya müdahale eden bina sorumluları, mahalli itfaiye teşkilatı amirinin olay yerine gelmesinden itibaren onun emrine girerler ve kendisine her konuda yardım etmek zorundadırlar.<br />
k) İtfaiye ile İşbirliği: Kamu görevlileri, bina kullanıcıları, bina görevlileri, gönüllü ekipler ve olay yerinde bulunan herkes, itfaiye ekiplerinin görevlerini yerine getirmesine yardımcı olurlar ve çalışmasını güçleştirici davranışlarda bulunamazlar.<br />
İKİNCİ BÖLÜM<br />
Tanımlar<br />
Tanımlar<br />
Madde 7- Bu Yönetmelikte geçen bazı kavramlar aşağıda tanımlanmıştır.<br />
Acil Durum: Afet olarak değerlendirilen olaylar ve dikkatsizlik, tedbirsizlik, ihmal, kasıt ve çeşitli amaçlarla meydana getirilen olayların tümünün yol açtığı hallerdir.<br />
Acil Durum Ekibi: Yangın, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deprem/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deprem">deprem</a> ve benzeri afetlerde binada bulunanların tahliyesini sağlayan, olaya ilk müdahaleyi yapan, arama-kurtarma ve söndürme olaylarına katılan ekiptir. Acil Durum Planları: Acil durum gerektiren olaylarda yapılacak, müdahale, koruma, arama-kurtarma ve ilkyardım konularının nasıl ve kimler tarafından yapılacağını gösteren ve acil durum öncesinde hazırlanması gereken planlardır.<br />
Açık Arazi İşletmesi: Doğa şartlarına açık olan ve otopark, tank sahaları, hurda sahaları, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kimyasal-madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kimyasal Madde">kimyasal madde</a>, kereste deposu, piknik alanı, turistik tesis ve benzeri gibi çeşitli amaçlarla kullanılan muhtelif büyüklükteki arazi işletmesidir.<br />
Alevlenme Noktası: Isınan maddeden çıkan gazların bir alevin geçici olarak yaklaştırılıp uzaklaştırılması sonucunda yanmayı sürdürdüğü en düşük sıcaklıktır.<br />
Alev Yönlendirme Bacası: Bir yangında alevlerin istenilen yöne çekilerek yangının genişlemesini önlemeye yönelik bacalardır.<br />
Apartman Binası: Bağımsız mutfak ve banyoları bulunan, üç veya daha fazla mesken birimi içeren binadır.<br />
Atriumlu Yapı: İki ya da daha çok sayıda katın içine açıldığı, tepesi kapalı geniş ve yüksek yapıdır. Merdiven yuvası, asansör kuyusu, yürüyen merdiven boşluğu, ya da su, elektrik, havalandırma, iklimlendirme, haberleşme gibi tesisatın içinde yer aldığı tesisat bacaları ve şaftlar atrium sayılmaz.<br />
Basınçlandırma: Kaçış yollarındaki iç hava basıncını yapının diğer mekanlarındaki basınca göre daha yüksek tutarak duman sızıntısını önleme yöntemidir.<br />
Bina Yüksekliği: Binanın kot aldığı noktadan saçak seviyesine kadar olan mesafe veya imar planı ve bu Yönetmelikte öngörülen yüksekliktir.<br />
Bodrum Katı: Döşemesinin üst kotu, yapı dış duvarına bitişik zeminin en üst kotuna göre 1.2 m&#8217;den daha aşağıda olan kattır.<br />
Duman Haznesi: İçinde duman toplanması amacıyla tavanda tasarlanan hacimdir.<br />
Duman Kontrolü: Yangın durumunda duman ve sıcak gazların yapı içindeki hareketini ya da yayılımını denetlemek için alınan önlemlerdir.<br />
Duman Perdesi: Yükselen dumanın yanal yayılımını sınırlamak amacıyla tavanda sabit konumda, uzaktan kapatılabilen ya da bir dedektör uyarısıyla kapanan yangına karşı dayanıklı bölücü perdedir.<br />
Duman Tahliyesi: Dumanın yapının dışına kendiliğinden çıkması ya da mekanik yolla zorlamalı olarak atılmasıdır.<br />
Güvenlik Bölgesi: Binadan tahliye edilen şahısların güvenle bekleyecekleri bölgedir.<br />
İtfaiye Asansörü: Kullanımı doğrudan bina söndürme ve kurtarma ekiplerinin veya itfaiyenin denetimi altında olan ve ek korunum uygulanmış özel asansördür.<br />
Islak Sprinkler Sistemi: Boruları sürekli olarak su ile dolu durumda tutulan sprinkler sistemidir.<br />
Kademeli Yatay Tahliye: Kullanıcıların bir yangından uzaklaşarak aynı kat düzeyinde yer alan bir yangın geçirimsiz kompartımana ya da alt kompartımana sığınmasıdır.<br />
Kaçış Aydınlatması: Normal aydınlatma devrelerinin kesintiye uğraması durumunda armatürün kendi gücüyle sağlanan aydınlatmadır.<br />
Kaçış Uzaklığı: Kat içinde herhangi bir noktada bulunan bir kullanıcının kendisine en yakın bir kat çıkışına kadar almak zorunda olduğu yolun gerçek uzunluğudur.<br />
Kaçış Yolu: Binanın herhangi bir noktasından yer seviyesindeki cadde veya sokağa kadar olan ve hiçbir şekilde engellenmemiş bulunan yolun tamamıdır. Oda ve diğer müstakil hacimlerden çıkışlar, katlardaki koridor ve benzeri geçişler, kat çıkışları, zemin kata ulaşan merdivenler ve bina çıkışına giden yollar bu kapsamdadır.<br />
Kamuya Açık Kullanım: Binanın, önceden kimliği bilinen kişilerin yanı sıra işi olan herkesin giriş-çıkışına açık olarak kullanılmasıdır. Otel, sinema, tiyatro, hastane, lokanta, okul, yurt, lokal, işyeri, açık ve kapalı spor tesisleri, eğitim ve dinlenme tesisi ve benzeri binalar, kamuya açık bina olarak değerlendirilir.<br />
Konut: Ticari amaç gözetmeksizin bir ya da birçok insanın iş zamanı dışında barınma, dinlenme, uyuma amacı ile ikamet ettiği, imar planında bu amaca ayrılmış olan ev, meskendir.<br />
Kullanıcı Yük Katsayısı: Belirli tip yapılarda 1 m2 yüzey için olası kullanıcı sayısıdır.<br />
Kullanıcı Yükü: Herhangi bir anda, bir binada veya binanın esas alınan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belli">belli</a> bir bölümünde bulunma olasılığı olan toplam insan sayısıdır.<br />
Kuru Boru Sistemi: Normalde içinde su bulunmayan ancak yangın durumunda itfaiyenin zemin düzeyinden su basabileceği düşey borudur.<br />
Kuru Sprinkler Sistem: Çalışma öncesi borularının çoğunluğu hava ile dolu durumda tutulan sprinkler sistemdir.<br />
Korunumlu Koridor/Hol: Bitişik olduğu mekanlardan yangına karşı dayanıklı yapı elemanlarıyla ayrılarak yangın etkilerinden korunmuş hol ya da koridordur.<br />
Korunumlu Merdiven: Yangına karşı dayanıklı bir malzemeyle çevrili ve zemin düzeyinde bir son çıkışla güvenlikli bir alana açılan yangın merdivenidir.<br />
Mevcut Yapı: Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce yapımı tamamlanmış yada yapı ruhsatı verilmiş olan yapıdır.<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ortak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ortak">Ortak</a> Merdiven: Birden çok sayıda kullanım birimine hizmet veren kaçış merdivenidir.<br />
Otomatik: İnsan müdahalesine ihtiyaç göstermeksizin bir fonksiyonu kendi kendine yerine getiren sistemdir.<br />
Sertifikalı: TSE veya TSE tarafından kabul gören uluslararası bir onay kuruluşu tarafından test edilerek ilgili standartlara uygunluğu onaylanmış, ekipman, malzeme veya hizmetlerdir.<br />
Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (SPG veya LPG): Sıvılaştırılmış propan, propilen, normal-bütan, izo-bütan ve bütilen bileşiklerini veya bu bileşiklerin karışımlarını ifade eder.<br />
Site: Herhangi bir şekilde çevresinden ayrılan ortak kullanım alanları, güvenlik teşkilatı ve sistemleri ve yönetim bütünlüğü olan konutlar veya işyerleri topluluğudur.<br />
Son çıkış: Bir yapıdan kaçış sağlayan yolun yapı dışındaki güvenlikli bir alana (yol, cadde vb.) geçit veren bitiş noktasıdır.<br />
Sprinkler: Yangınları söndürmek ve gelişen yangınları itfaiye gelinceye kadar sınırlamak amacıyla kurulan ve su püskürtmesi yapan otomatik sistemlerdir.<br />
Sulu Boru Sistemi: Normalde sürekli olarak su ile dolu durumda tutulan düşey borudur.<br />
Yangın Bölmesi (Bariyeri): Bina içinde, yangının ve dumanın ilerlemesi ve yayılmasını tanımlanan süre için durduran, yatay veya düşey konumlu elemandır.<br />
Yangın Bölgesi (Zonu): Yangın durumunda, uyarı ve söndürme önlemleri diğer bölümlerdeki sistemlerden ayrı olarak devreye giren bölümdür.<br />
Yangın Dayanıklılık Sınıfı: Bir yapı malzemesi ve/veya elemanını uygun ısıtma ve basınç koşulları altında TS 1263, TS 4065 ile ilgili Avrupa Standartlarında belirlenen yanmaya dayanıklılık deneyleri sonucunda saptanan yangına dayanıklılık süresini belirler.<br />
    a) Yangına dayanıklılık süresi 30-59 dakika olan            	F30,<br />
    b) Yangına dayanıklılık süresi 60-89 dakika olan            	F60,<br />
    c) Yangına dayanıklılık süresi 90-119 dakika olan           	F90,<br />
    d) Yangına dayanıklılık süresi 120-179 dakika olan          	F120,<br />
    e) Yangına dayanıklılık süresi 180 dakika ve yukarısı olan  	F180,<br />
olarak gösterilir.<br />
Yangına Karşı Dayanıklılık: Bir yapı bileşeni ya da elemanının yük taşıma, bütünlük ve yalıtkanlık özelliklerini belirlenen bir süre koruyarak yangına karşı dayanmasıdır.<br />
Yangın Duvarı: İki bina arasında veya aynı bina içinde farklı yangın yüküne sahip hacimlerin birbirinden ayrılması gereken durumlarda, yangının ilerlemesini ve yayılmasını tanımlanan süre için durduran düşey elemandır.<br />
Yangın Güvenlik Holü: Kaçış merdivenlerine yangının ve dumanın geçişini engellemek için yapılacak yangın güvenlik holleridir.<br />
Yangın Kapısı: Bir yapıda kullanıcılar, hava ya da nesneler için dolaşım olanağı sağlayan, kapalı tutulduğunda duman, ısı, alev geçişine belirli bir süre direnecek nitelikteki kapı, kapak ya da kepenktir.<br />
Yangın Kompartımanı: Bir bina içerisinde, üstü ve altı da dahil olmak üzere her yanı en az 60 dakika yangına karşı dayanıklı yapı elemanlarıyla duman ve ısı geçirmez alanlara ayrılmış (hacim) bölümdür.<br />
Yangın Merdiveni: Yangın durumunda, binadaki insanların emniyetli olarak ve süratle tahliyesi için özel olarak yapılan yangından korunmuş kaçış merdivenidir. Kaçış yolları bütününün bir parçası olup diğer kaçış yolu bölümlerinden bağımsız olarak tasarlanamazlar.<br />
Yangın Mukavemet Süresi: Yanma hızı 0.8 mm/dakika kabul edilmek suretiyle, ahşap elemanın bu şekilde azalan kesitiyle ve güvenlik katsayısı 1.00&#8242;e eşit alınarak, üzerine gelen gerçek yükü  taşıyabildiği süre olup; ahşap elemanların yangın mukavemet hesaplarında dikkate alınır.<br />
Yangın Perdesi: Korunması gereken obje, ürün veya alt yapının yangına karşı korunması veya ısının yatay veya düşeyde yayılmasını önlemek maksadıyla kullanılan özel donanımlı bariyerlerdir.<br />
Yangın Türü: Yangın türü, yangının yanmakta olan maddeye göre çeşididir ve dört sınıfa ayrılır.<br />
a) A sınıfı yangınlar, yanıcı katı maddeler yangınıdır. Odun, kömür, kağıt, ot, dokümanlar, plastikler gibi      madde yangınları bu sınıfa girer.<br />
b) B sınıfı yangınlar, yanıcı sıvı maddeler yangınıdır. Benzin, benzol, makine yağları, laklar, yağlı boyalar, katran, asfalt gibi madde yangınları bu sınıfa girer.<br />
c) C sınıfı yangınlar, yanıcı gaz maddeler yangınıdır. Metan, propan, bütan, sıvılaştırılmış petrol gazı (SPG), asetilen, havagazı, hidrojen gibi gaz yangınları bu sınıfa girer.<br />
d) D sınıfı yangınlar, lityum, sodyum, potasyum, alüminyum, magnezyum gibi yanabilen hafif ve aktif metallerle, radyoaktif maddeler yangınıdır.<br />
Yangın Yükü: Bir yapı bölümünün içinde bulunan yanıcı maddelerin kütleleri ile alt ısıl değerleri çarpımlarının toplamının plandaki toplam alana bölünmesi ile elde edilen büyüklüktür. (MJ/m2)<br />
Yapı Sahibi: Yapı üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan gerçek ve tüzel kişilerdir.<br />
Yapı Sorumluları: Yapı işlerinde görev alan yapım müteahhidi, proje müellifi, tasarımcı, şantiye şefi ve yapı denetim kuruluşudur.<br />
Yapı Yüksekliği: Bodrum kat, asma katlar ve çatı arası piyesler dahil yapının inşa edilen tüm katlarının toplam yüksekliğidir.<br />
Yırtılma Yüzeyi: Patlama riskine karşı, kapalı bölümün yan duvarında oluşturulan zayıf yüzeydir.<br />
Yüksek Bina: Bina yüksekliği 21.50 m&#8217;den fazla veya yapı yüksekliği 30.50 m&#8217;den fazla olan binalar yüksek yapı olarak kabul edilir.<br />
Yüksek Risk: Yüksek tehlike sınıfına giren maddelerin üretildiği, kullanıldığı, depolandığı yerlerdir.<br />
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM<br />
Binaların Kullanım Sınıfla<br />
Binaların kullanım sınıfları<br />
Madde 8- Binanın kullanım sınıfı ile ilgili bir tereddüt oluştuğu takdirde Bayındırlık ve İskan Bakanlığının değerlendirmesi ve kararına uyulacaktır. Binaların kullanım özelliklerine göre sınıfları şunlardır:<br />
a) Toplanma amaçlı binalar,<br />
b) Eğitim amaçlı binalar,<br />
c) Sağlık hizmeti amaçlı binalar,<br />
d) Tutukevi, cezaevi ve ıslahevleri,<br />
e) Konaklama amaçlı binalar,<br />
f) Ticaret amaçlı binalar,<br />
g) Büro binaları,<br />
h) Endüstriyel tesisler,<br />
i) Depolama amaçlı tesisler,<br />
j) Karışık kullanımlı binalar.<br />
Toplanma amaçlı binalar<br />
Madde 9- Toplanma amaçlı binalar; tören, ibadet, eğlence, yeme, içme, ulaşım, araç bekleme gibi nedenlerle 50 veya daha fazla kişinin bir araya gelebildiği tüm binalar veya bunların bu amaçla kullanılan bölümlerini kapsar.<br />
a) Atış poligonları,<br />
b) Bilardo salonları,<br />
c) Bovling salonları,<br />
d) Dans salonları, diskotekler, kumarhaneler ve gece kulüpleri,<br />
e) Duruşma salonları,<br />
f) Düğün salonları,<br />
g) Halka açık kütüphaneler,<br />
h) Halka açık radyo, TV ve film stüdyoları,<br />
i) İbadet yerleri,<br />
j) Karayolu, havayolu, denizyolu ve metro yolcu istasyonları, bekleme salonları,<br />
k) Klüp, dernek salonları,<br />
l) Konferans salonları,<br />
m) Meclis binaları,<br />
n) Müzeler ve sanat galerileri,<br />
o) Oditoryumlar,<br />
p) Rekreasyon merkezleri,<br />
r) Restoranlar, lokantalar, barlar,<br />
s) Sağlık kulüpleri ve spor salonları,<br />
t) Sergi ve fuar salonları,<br />
u) Sinema salonları,<br />
v) Tiyatro salonları,<br />
y) Tören salonları,<br />
z) Üniversite, akademi, enstitü ve yüksek okul derslikleri, (50 kişi ve yukarısı)<br />
toplanma amaçlı binalar kapsamındadır.<br />
Herhangi bir binada toplanma amaçlı olarak kullanılan ancak 50&#8242;den az kişinin toplanmasına uygun olan bölümler, esas binanın kullanım sınıflandırılmasına tabi olacaklar ve Yönetmeliğin bu sınıflandırma ile ilgili kurallarına uyacaklardır.<br />
Eğitim amaçlı binalar<br />
Madde 10- Eğitim amaçlı binalar; ortaöğretim son sınıf dahil olmak üzere 6 veya daha fazla kişi tarafından günde 4 saat veya daha fazla bir süre, ya da haftada 12 saatten fazla bir süre ile eğitim amacıyla kullanılan binalar veya bunların bu amaçla kullanılan bölümlerini kapsar.<br />
a) Ana okulları,<br />
b) İlköğretim okulları,<br />
c) Orta öğretim okulları,<br />
d) Özel dershaneler,<br />
e) Özel okullar,<br />
eğitim amaçlı binalar kapsamındadır.<br />
Eğitim kuruluşlarına ait diğer binalar bu Yönetmeliğin ilgili maddelerine uygun olacaklardır.<br />
Sağlık hizmeti amaçlı binalar<br />
Madde 11- Sağlık hizmeti amaçlı binalar; fiziksel veya zihinsel bir hastalık veya yetersizlikten tedavisi veya bakımı; veya küçük çocuklar, nekahet halindeki kişiler ya da bakıma muhtaç yaşlıların bakımları için kullanılan ve 4 veya daha fazla kişinin yatırılabildiği binaları veya binaların bu amaçla kullanılan bölümlerini kapsar.<br />
a) Bakımevleri,<br />
b) Doğumevleri,<br />
c) Hastaneler,<br />
d) Huzurevleri,<br />
e) Sağlık merkezleri,<br />
f) Sağlık ocakları,<br />
g) Kreşler,<br />
h) Yuvalar,<br />
sağlık hizmeti amaçlı binalar kapsamındadır.<br />
Tutukevi, cezaevi ve ıslahevleri<br />
Madde 12- Tutukevi, cezaevi ve ıslahevleri; çeşitli düzeylerde özgürlükleri kısıtlanmış ve güvenlik nedeniyle kendi kontrolleri dışında hareketleri sınırlandırılmış bireylerin barındırıldığı binalardır.<br />
a) Cezaevleri,<br />
b) Islahevleri,<br />
c) Madde bağımlılar ıslah merkezleri,<br />
d) Tutukevleri,<br />
bu amaçla kullanılan binalar arasındadır.<br />
Konaklama amaçlı binalar<br />
Madde 13- Konaklama amaçlı binalar; normal barınma amacıyla kullanılan, uyuma maksatlı bölümleri bulunan binaları kapsar.<br />
a) Oteller, moteller, yatakhaneler,<br />
b) Yurtlar, koğuşlar,<br />
c) Tatil köyleri,<br />
d) Apartman binaları,<br />
e) Pansiyonlar,<br />
f) Tek ve çift <a href="http://www.genelbilge.com/tag/aile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Aile">aile</a> evleri,<br />
konaklama amaçlı binalardır.<br />
Ticaret amaçlı binalar<br />
Madde 14- Ticaret amaçlı binalar, ticari malların teşhir ve satışı için kullanılan binaları veya bunların bu amaçla kullanılan bölümlerini kapsar.<br />
a) Alışveriş merkezleri,<br />
b) Berber ve kuaför salonları,<br />
c) Büyük ve çok katlı mağazalar,<br />
d) Dükkanlar,<br />
e) Market ve süper marketler,<br />
f) Müzayede salonları,<br />
g) Restoranlar ve barlar, (50 kişinin altı)<br />
ticaret amaçlı binalar kapsamındadır.<br />
Ticari malların satışı ile bağlantılı olarak kullanılan ve aynı binanın içinde bulunan büro, depo ve hizmet amaçlı bölümler ticaret amaçlı bina sınıflandırmasına girer.<br />
Esas olarak başka bir kullanım sınıfına giren bir binada bulunan küçük ticaret amaçlı bölümler, örneğin bir iş merkezinin bünyesindeki bir gazete bayii, binanın esas kullanım sınıflandırmasına ilişkin kurallara uyacaklardır.<br />
Büro binaları<br />
Madde 15- Büro binaları; iş amacıyla her türlü büro hizmetlerinin (ticaret amaçlı binaların kapsamına giren işler hariç) yürütüldüğü, hesap ve kayıt işlemlerinin ve benzer çalışmaların yapıldığı binalardır.<br />
a) Ayakta tedavi merkezleri,<br />
b) Bankalar,<br />
c) Belediye binaları,<br />
d) Ses, video ve film kayıt istasyonları, (halka açık olmayan)<br />
e) Doktor ve dişçi muayenehaneleri,<br />
f) Genel büro binaları,<br />
g) Hava trafik kontrol kuleleri,<br />
h) Kamu hizmet binaları,<br />
i) Mahkeme binaları,<br />
j) Radyo ve televizyon istasyonları,<br />
k) Üniversite, akademi, enstitü, yüksekokullar ve 50 kişinin altındaki  derslikler,<br />
büro binaları kapsamındadır.<br />
Başka bir binanın bünyesinde büro hizmetleri için kullanılan bölümler, ana binanın kullanım sınıflandırılmasına tabi olacaklar ve Yönetmeliğin bu sınıflandırma ile ilgili kurallarına uyacaklardır.<br />
Endüstriyel tesisler<br />
Madde 16- Endüstriyel tesisler; her çeşit ürünün yapıldığı fabrika ve işleme, montaj, karıştırma, temizleme, yıkama, paketleme, depolama, dağıtım ve onarım gibi işlemlere mahsus bina ve yapıları kapsar.<br />
a) Bıçkıhaneler,<br />
b) Çamaşırhaneler,<br />
c) Enerji üretim tesisleri,<br />
d) Gaz tesisleri,<br />
e) Gıda işleme tesisleri,<br />
f) Hangarlar, (bakım-onarım amaçlı olanlar)<br />
g) Liman, dog, rıhtımlar, dolum ve boşaltım tesisleri,<br />
h) Her türlü fabrika,<br />
i) Kuru temizleme tesisleri,<br />
j) Pompa istasyonları,<br />
k) Rafineriler,<br />
l) Telefon santralleri,<br />
endüstriyel binalar kapsamındadır.<br />
Depolama amaçlı tesisler<br />
Madde 17- Depolama amaçlı tesisler; her türlü mal, emtia, ürün, araç veya hayvanların depolanması veya muhafazası için kullanılan tüm bina ve yapıları kapsar.<br />
a) Ahırlar,<br />
b) Antrepolar,<br />
c) Dökme yağ depoları.<br />
d) Eşya depoları ve emanetçiler,<br />
e) Hangarlar (depolama amaçlı olanlar),<br />
f) Kamyon parkları,<br />
g) Otopark ve garajlar,<br />
h) Silolar,<br />
i) Tank çiftlikleri,<br />
j) Soğuk depolar,<br />
depolama amaçlı binalar kapsamındadır.<br />
Başka bir binanın içerisinde bulunan 50 m2 den küçük depolama amaçlı bölümler ana binanın bir parçası olarak kabul edileceklerdir.<br />
Karışık kullanımlı binalar<br />
Madde 18- Eğer bir binada iki ya da daha fazla kullanım sınıflandırılmasına tabi olacak bölümler varsa ve bu bölümler birbirinden, daha yüksek tehlike sınıfına uygun bir yangın bölmesiyle ayrılamıyorsa ya da iç içe olduğu için ayrı korunma önlemelerini uygulamak mümkün olmuyorsa, daha yüksek koruma önlemleri gerektiren sınıflandırmaya ilişkin kurallar tüm bina için uygulanır.<br />
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM<br />
Bina Tehlike Sınıflandırması<br />
Bina tehlike sınıflandırması<br />
Madde 19- Bu Yönetmelik kapsamında olan bina veya bir bölümünün tehlikesi, yangının başlama ve yayılması, yangın esnasında ortaya çıkan duman ve gazlar, patlama tehlikesi gibi bina veya yapıda bulunanların yaşamları ve emniyetleri için potansiyel tehlike oluşturan faktörlerin izafi tehlike  dereceleri anlamındadır.<br />
Bina veya bir bölümünün tehlike sınıfı, binanın özelliklerine ve binada yürütülen işlem ve operasyonların niteliğine bağlı olarak saptanır. Eğer bir binanın çeşitli bölümlerinde değişik  tehlike sınıflarına sahip maddeler bulunuyorsa en yüksek tehlike sınıflandırmasına göre uygulama yapılır.<br />
Bina veya bir bölümünün tehlike sınıflandırması aşağıda tanımlanan şekilde düşük, orta ve yüksek olarak yapılır.<br />
a) Düşük tehlike, bünyesinde kendi kendine yayılan bir yangının oluşmasına imkan vermeyecek şekilde düşük yanabilirliğe sahip malzemelerden oluşur. Konutlar, ibadethaneler, hastaneler, okullar, kütüphaneler, müzeler, bürolar, restoran oturma alanları, tiyatro, oditoryum ve benzeri yerler bu kapsamdadır.<br />
b) Orta tehlike, orta hızla ve önemli miktarda duman çıkararak yanma olasılığı bulunan malzemelerden oluşur. Otopark, fırın, çamaşırhane, restoran servis alanları, kuru temizleyici, deri üretimi, ticarethaneler, kağıt üretimi, postane, yayın evi, matbaa, otomobil tamirhaneleri, tekstil üretimi, lastik üretimi, marangozhane ve benzeri yerler bu kapsamdadır.<br />
c) Yüksek tehlike, çok hızlı olarak yanma olasılığı bulunan veya patlama tehlikesi bulunan malzemelerden oluşur. Uçak hangarları, yanıcı sıvı ve gazların üretildiği, depolandığı ve dağıtıldığı yerler, tutuşma sıcaklığı 38øC dan düşük yanıcı madde kullanılan yerler, plastik, plastik köpük ve benzeri madde üretim yerleri ile boyahaneler bu kapsamdadır.<br />
İKİNCİ KISIM<br />
Binalara İlişkin Genel Yangın Güvenliği Hükümleri<br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
Genel Hükümler<br />
Genel<br />
Madde 20- Bu bölümde açıklanan genel hükümler, aksi belirtilmedikçe, özellik ve ayrıcalık gösteren binalar ve ahşap binalar için de geçerlidir.<br />
Bina yerleşimi<br />
Madde 21- İmar planları yapılırken, konut, ticaret, sanayi gibi fonksiyon bölgeleri arasında, yangın havuzları ve su ikmal noktalarının yapımına olanak verecek biçimde, yeşil kuşakların ayrılmasına ve bu yeşil kuşakların, yangın güvenliği açısından fonksiyon bölgelerini birbirinden ayırmasına özen gösterilecektir.<br />
İmar planlarının tasarımında donatı alanları ile yerleşim fonksiyonları belirlenirken bina sınıflandırmalarındaki yangın önlemleri esas alınacaktır.<br />
Yeni planlanan alanda bitişik nizamda teşekkül edecek imar adalarının uzunluğu 75 metreden fazla olmayacaktır. Uzunluğu 75 metreden fazla olan bitişik nizam yapı adalarında, yangın güvenliği ve erişim kontrolüne ilişkin düzenlemeler yapılır ve önlemler plan müellifi tarafından plan notunda belirtilir.<br />
Plan yapımı ve revizyonlarında, planlama alanı ve nüfus dikkate alınarak, 0.05 m2/kişi üzerinden itfaiye yerleri ayrılacaktır.<br />
Binaya ulaşım yolları<br />
Madde 22- İtfaiye araçlarının kentin her binasına ulaşabilmesi için ulaşım yollarının tümünde itfaiye araçlarının engellenmeden geçmesine yetecek genişlikte yolun trafiğe açık olmasına özen gösterilir. Özellikle park edilmiş araçlar nedeniyle ulaşım yollarının engellenmesini önlemek için 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile bu Kanuna dayalı olarak çıkarılan yönetmeliklere göre belediye trafik birimleri ile Emniyet Trafik Şube Müdürlüğü normal zamanda yolları açık tutmakla yükümlüdür. Bunlar yangın anında ulaşımın sağlanması için, park edilmiş araçlara veya özel mülkiyete zarar vermeyecek tedbirleri alarak açma yetkisine sahiptirler.<br />
İç ulaşım yolları, herhangi bir binaya ana yoldan erişimi sağlayan yollardır. İç ulaşım yollarında olağan genişlik en az 4 m. ve çıkmaz sokak durumunda en az 8 m genişlik olacaktır. Dönemeçte, iç yarıçap en az 11 m, dış yarıçap en az 15 m eğim en çok %6, düşey kurp en az R= 100 m yarıçaplı olmalıdır. Serbest yükseklik en az 4 m ve taşıma yükü en az 15 ton (10 tonluk arka dingil yükü düşünülecektir) alınacaktır.<br />
Eğer iç ulaşım yolundan binaya erişim için gerekli açılı mesafe, o bölgeye hizmet verecek itfaiyenin elindeki araçların erişim olanaklarından daha uzaksa, itfaiye aracının binaya yanaşmasına engel olabilecek çevre veya bahçe duvarları, itfaiye aracı tarafından kolaylıkla yıkılabilir biçimde zayıf olarak yapılacaktır. Bu şekilde zayıf olarak yapılan duvar bölümü en az 8 metre eninde olacak, kırmızı çapraz işaretle görünür kılınacak ve önüne araç park edilmeyecektir.<br />
İKİNCİ BÖLÜM<br />
Bina Taşıyıcı Sistemi Stabilitesi<br />
Bina taşıyıcı sistemi stabilitesi<br />
Madde 23- Bina taşıyıcı sistem ve elemanlarının, gerek bir bütün olarak, gerekse her bir elemanıyla, bir yangında insanların tahliyesi ya da söndürme süresinde korunmaları için yeterli bir zaman boyunca stabil kalmalarını sağlayacak şekilde hesaplanarak boyutlandırılmaları zorunludur. Söz konusu hesaplar, istenilen yangına dayanıklı ya da yangın kesici süreyi sağlayacak şekilde yapılırlar. Özel yapılarda ek hesaplar istenir. Yangın süresinde sıcaklık artışının zamana bağlı gelişiminde TS 1263&#8242;te verilen bağıntılar kullanılacaktır.<br />
Yangın güvenliği açısından en az yangın önleyici F30-B2 sınıfını sağlamayan yapı elemanlarının binaların taşıyıcı kısımlarında kullanılmasına, çelik endüstri yapılarındaki özel haller dışında, müsaade edilmez.<br />
Çevreye yangın yayma tehlikesi olmayan ve yangın sırasında içindeki yanıcı maddeler çelik elemanlarında 540øC üzerinde bir sıcaklık artışına sebep olmayacak bütün çelik yapılar, çelikte yangına karşı herhangi bir önlem alınmaksızın yangına karşı dayanıklı kabul edilir. Bunun dışında kalan çelik yapılarda, çeliğin sıcaktan uygun şekilde yalıtılması gerekir. Yalıtım, yangına dayanıklı püskürtme sıva ile sıvama, yangına dayanıklı boya ile boyama, yangına dayanıklı malzemeler ile çevreyi sarma, kutuya alma ve kütlesel yalıtım şeklinde yapılabilir.<br />
Betonarme ve ön gerilmeli betondan mamul taşıyıcı sistem elemanlarında TS 4065 standardına uyulur. Çok katlı ve özellikle yatay yangın bölmeli binalarda, sistem bir bütün olarak incelenir, eleman genleşmelerinin kısıtlandığı durumlarda doğan ek zorlamalar göz önünde tutulur. Betonarme veya betonarme-çelik kompozit elemanların yangına karşı 2 saat dayanıklı olabilmesi için, içindeki çelik profil veya donatının en dışta kalan kısımlarının (pas payı) en az 4 cm. kalınlığında beton ile kaplanmış olması gerekmektedir.<br />
Ahşap elemanların yangın mukavemet hesapları yanma hızına dayandırılır. Yanma hızı 0.6 ila 0.8 mm/dak kabul edilip; ahşap elemanın bu şekilde azalan en kesitiyle ve güvenlik katsayısı 1.00&#8242;e eşit alınarak, üzerine gelen gerçek yükü taşıyabildiği süre yangın mukavemet süresi kabul edilir.<br />
En az 19 cm. kalınlığında kagir taşıyıcı duvar, kemer, tonoz ve kubbelerin diğer standart ve yönetmeliklere uygun inşa edilmişlerse, 4 saatten kısa süreli yangınlar için ayrı bir kontrolü gerekmez.<br />
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM<br />
Bölmeler, Cepheler ve Çatılar</p>
<p>Yangın bölmeleri<br />
Madde 24- Binalar gerekli durumlarda düşey ve yatay yangın bölmeleri ile donatılmalıdır. Yalnız can kaybının düşünülmesi durumunda, tek veya ikinci çıkışa sahip, iki katlı müstakil konutlarda, tek katlı büro binalarında, tek katlı ve çevresi açık fabrika ve depolarda yangın bölmeleri yapılmayabilir.<br />
Sprinkler sistemi ve duman tahliye sistemi yoksa yukarıda sayılanların dışındaki binalarda ve endüstriyel tesislerde, kat alanı 2000 m2&#8242;yi, huzur evleri, hastaneler, kreşler, ana ve ilkokullar gibi can güvenliği açısından önem arz eden binalarda kat alanı 1250 m2&#8242;yi aşmayacak yangın kompartımanları teşkil edilecektir.<br />
Düşey iç bölmeler ve yangın duvarları<br />
Madde 25- Düşey iç bölmeler ve bitişik nizam yapıların yangın duvarları, yangına en az 90 dakika dayanıklı olarak projelenmelidir. Bölme aralıkları 60 metreyi aşmamalıdır. Bu bölme ve duvarların cephe ve çatılarda göstermeleri gereken özellikler ilgili maddelerde belirtilmiştir.<br />
Bölmelerde delik ve boşluk bulunmayacaktır. Bölmelerde kapı ve sabit ışık penceresi gibi boşluklardan kaçınmak mümkün değilse, bunlar da en az bölme yangın mukavemetinin yarı süresi kadar yangına dayanıklı ve yangın kesici olacaktır. Kapıların otomatik bir teçhizatla kendiliğinden kapanması ve duman sızdırmaz özellikte olması zorunludur. Bu tür yarı mukavemetli boşlukların çevresi her türlü yanıcı maddeden arındırılmış olacaktır. Su, elektrik, ısıtma, havalandırma ve benzeri tesisatın yangın bölmesinden geçmesi durumunda, bölmede yangın dayanımını azaltmayacak ve denenmiş uygun detaylar kullanılacaktır.<br />
Yangın duvarlarında kullanılabilecek yapı malzemelerinin yanıcılık sınıfları ve yangında gözlenen davranışları Ek-1&#8242;de, normal bina duvarlarında aranan yangın dayanım şartları Ek-4&#8242;de toplu olarak verilmiştir. En çok iki katlı konutlar, taşıyıcı duvarlar, ayak ve kolonlar ise en az F30-B2 sınıfında olmalıdır.<br />
Topluma açık binalarla yüksek yapılarda yangın anında otomatik kapanan veya yapının kullanım saatleri dışında kapatılan sürme bölmeler veya koridor damperleri kullanılabilir.<br />
Yapı malzemelerinin yanıcılık sınıfları ve yangında gözlenen davranışları Ek-1&#8242;de gösterilmiştir.<br />
Yapı yüksekliği 2 katı aşmayan binalardaki taşıyıcı duvarlar, ayak ve kolonlar için istenen en az F30-B2 sınıfına, yüksek bina sınıfına girmeyen, 2 kattan yüksek binaların taşıyıcı olmayan duvarlarında da müsaade edilir. Normal bina duvarlarında aranan yangın dayanım şartları Ek-4&#8242;de toplu olarak gösterilmiştir.<br />
Yatay bölmeler ve döşemeler<br />
Madde 26- Yangın sınıfı F30-B2 olan müstakil en çok 2 katlı konutlar dışında, bütün döşemeler yangına en az 60 dakika dayanımlı ve yangın kesici nitelikte olacaktır. Her durumda bodrum tavanı yangına en az 90 dakika dayanımlı olacaktır.<br />
Yangına en az 120 dakika mukavemet gösteren ve alevlerin geçebileceği boşlukları bulunmayan her döşeme bir yatay yangın bölmesi olarak kullanılabilir.<br />
Ayrık nizamda müstakil konutlar dışında B2 ve B3 sınıfı malzemelerden asma tavanların kullanılması yasaktır.<br />
Bina döşemelerinde aranan yangın dayanım şartları Ek-4&#8242;de gösterilmiştir.<br />
Cepheler<br />
Madde 27- Cepheler, düşey dış yangın bölmeleri niteliğindedir. Cephe dış kaplamasının yanmaz malzemeden olması esastır. Cephe elemanları ile alevlerin geçebileceği boşlukları bulunmayan döşemelerin kesiştiği yerler, alevlerin komşu katlara atlamasını engelleyecek şekilde yalıtılmalıdır. Kapı, pencere ve benzeri cephe boşlukları arasında, aynı bir iç hacme ait değillerse en az 100 cm yatay dolu yüzey bulunmalıdır. Bu dolu yüzeylerin, bir düşey yangın bölmesi veya duvarı olması durumunda, bina dışına en az 40 cm taşan düşey yanmaz nervürlerle pekiştirilmesi tercih edilmelidir. Konut olarak kullanılan yapılar bu uygulamanın dışındadır.<br />
Yangına en az 30 dakika dayanıklı özel pencereler kullanılmadığı takdirde, cephede en az 50 cm çıkıntılı yatay alev itici nervürler düzenlenecektir.</p>
<p>Çatılar<br />
Madde 28- Çatıların oturdukları döşemeler yatay yangın bölmesi niteliğinde bulunmalıdır. Bitişik nizam yapılarda, çatılarda çatı örtüsü (üst izolasyon) olarak B2 ve B3 sınıfı malzemeler kullanılması yasaktır. Düşey yangın bölmeleri ve yangın duvarları boyut ve nitelikleri ile çatı düzlemini en az 60 cm aşacak şekilde yapılacaktır. Çatılarda kullanılacak malzemelere ait özellikler Ek-4&#8242;de gösterilmiştir.<br />
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM<br />
Binalarda Kullanılacak Yapı Malzemeleri<br />
Binalarda kullanılacak yapı malzemeleri<br />
Madde 29- Yangın güvenliği açısından kolay alevlenen B3 sınıfı yapı malzemelerinin inşaatta kullanılmalarına müsaade edilmez. Bunlar ancak bir kompozit içinde veya özel önlemler alınması yolu ile normal alevlenen B2 sınıfına dönüştürüldükten sonra kullanılabilirler.<br />
İki kattan daha yüksek binalardaki taşıyıcı duvar, ayak ve kolonlar ise en az F90-A sınıfında olarak inşa edilirler. Duvarlarda iç kaplamalar ve ısı yalıtımları en az normal alevlenen B2, yüksek binalarda ise en az zor alevlenen B1; dış kaplamalar 2 kata kadar olan binalarda en az B2, daha yüksek binalarda ise yanmaz A1 sınıfı malzemeden yapılır.<br />
Döşeme üzerinde kolay alevlenen B3 sınıfı malzemeden ısı yalıtımı yapılmasına, üzeri en az 2 cm kalınlığında şap tabakası ile örtülmek şartı ile müsaade edilir. Döşeme kaplamaları da en az B2, ve yüksek binalarda ise en az yanmaz A1 sınıfı malzemeden yapılır.<br />
Normal bina duvarları, döşemeleri, çatıları, merdiven kuleleri, koridorları ve yapı malzemeleri için aranacak yangın dayanım şartları Ek 2-6&#8242;da gösterilmiştir.<br />
Mağaza binaları, toplantı salonları, garajlar ve çok katlı endüstri yapıları gibi özel binalardaki yapı malzeme ve elemanlarında aranacak yangın dayanım şartları Ek 7-10&#8242;da gösterilmiştir.<br />
Uçucu yanar parçalara ve ısı radyasyonuna dayanıklı olduğu herhangi bir gerçeklemeye lüzum olmadan ve çatı eğimine bağlı olmadan kabul edilebilen çatı elemanları şunlardır. Doğal veya yapay taşlardan, beton plaklardan, asbestli çimento plaklardan yapılmış çatı örtüleri ve çatı tecritleri, çelikten veya diğer metallerden yapılmış ve en az B1 sınıfı malzemelerden yalıtım ve örtü tabakaları içermeyen çatılar.<br />
ÜÇÜNCÜ KISIM<br />
Kaçış Yolları, Kaçış Merdivenleri ve Özel Durumlar<br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
Genel Hükümler<br />
Genel<br />
Madde 30- Bu kısım, kullanıcılar için sağlanacak güvenlikli kaçış yollarının tasarım, yapım, korunum ve bakım gereklerini belirler.<br />
İnsanlar tarafından kullanılmak üzere tasarlanan her yapı, yangın ya da diğer acil durumlarda kullanıcıların hızla kaçışlarını sağlayacak yeterli acil durum çıkışlarıyla donatılacaktır. Çıkışlar ve diğer önlemler yangın ya da diğer acil durumlarda can güvenliğinin yalnızca tek bir önleme dayandırılmayacağı biçimde tasarlanacaktır. Tekil önlemlerin kişisel kusurlar, mekanik arızalar ya da mevcut tehlike nedeniyle işlevini yitirmesi ihtimaline karşı can güvenliği için önlemler alınacaktır.<br />
Her yapı, yangın ya da diğer acil durumlarda yapılan kaçış için kullanıcıların ısı, duman ya da panikten doğan aşırı tehlikelerden koruyacak biçimde yapılacak, donatılacak, bakım görecek ve işlevini sürdürecektir.<br />
Her yapı tüm kullanıcılara elverişli kaçış olanakları sağlamak için yapının kullanım sınıfına, kullanıcı yüküne, yangın korunum düzeyine, yapısına ve yüksekliğine uygun tip, sayı, konum ve kapasitede tehlike çıkışlarıyla donatılacaktır.<br />
Her yapının içinde yapının kullanımına girmesiyle her kesimden serbest ve engelsiz erişilebilen tehlike çıkışlar sağlayacak şekilde düzenlenecek ve bakım altında tutulacaktır. Herhangi bir yapının içinden serbest kaçışları engellememek için çıkışlara veya kapılara kilit, sürgü vb. bileşenler takılmayacaktır. Zihinsel özürlü, tutuklu ya da ıslah edilenlerin barındığı, yetkili personeli sürekli görev başında olan ve yangın ya da diğer acil durumlarda kullanıcıları nakledecek yeterli olanakları bulunan yerlerde kilit kullanılmasına izin verilecektir.<br />
Her çıkış açık-seçik görünecek, ayrıca çıkışa götüren yol, her tür yapıdaki bedensel ve zihinsel açıdan sağlıklı her kullanıcının herhangi bir noktadan kaçacağı doğrultuyu kolayca anlayacağı biçimde açık-seçik görünür olacaktır. Çıkış niteliği taşımayan herhangi bir kapı, ya da bir çıkışa götüren yol gerçek çıkışla karıştırılmayacak şekilde düzenlenecek ya da işaretlenecektir. Bir yangın durumunda kullanıcıların yanlışlıkla çıkmaz alanlara girmemeleri, ve kullanılan odalardan, mekanlardan geçmek zorunda kalmaksızın bir çıkışa ya da çıkışlara doğrudan erişmeleri sağlanacaktır.<br />
Bir yapıda yapay aydınlatma gerekmesi durumunda çıkışla ilgili düzenlemeler aydınlatma tasarımı içinde uygun ve güvenilir biçimde yer alacaktır ve Beşinci Kısım Üçüncü Bölümde belirtilen esaslara göre kaçış yolları aydınlatması ve yönlendirmesi yapılacaktır.<br />
Bir yangın durumunda yapının boyutlarına, kullanım amacına bağlı olarak gereken yerlerde, kullanıcıları uyarmak, kaçışları başlatmak üzere Beşinci Kısım Dördüncü Bölümdeki gereklere uygun bir yangın uyarı sistemi kurulacaktır.<br />
Her düşey kaçış yolu ve yapının katları arasında düzenlenen diğer düşey boşluklar, kaçışlar öncesi ve sırasında, ısı, duman ve diğer yanma ürünlerinin bu boşluklardan yükselerek katlara yayılımını önlemek için uygun bir biçimde kapatılacak ya da korunacaktır.<br />
Bu Yönetmeliğe uygunluk, yapıyı normal koşullarda kullananların güvenliğiyle ilgili diğer sorumlulukların azaltılacağı ya da uygulamadan kaldırılacağı biçimde yorumlanmayacaktır. Ayrıca Yönetmelikteki hükümlerden hiçbir yapının normal kullanım süreçlerinde tehlike yaratabilecek herhangi bir duruma izin verileceği biçimde yorumlanmayacaktır.<br />
İKİNCİ BÖLÜM<br />
Kaçış Yolları<br />
Genel<br />
Madde 31- Gerçek bir kaçış yolu, bir yapının herhangi bir noktasından yer seviyesindeki caddeye kadar olan devamlı ve engellenmemiş kaçış yolunun tamamıdır.<br />
Kaçış yolları kapsamına bir bütün olarak;<br />
a) Oda ve diğer bağımsız mekanlardan çıkışlar,<br />
b) Her kattaki koridor ve benzeri geçitler,<br />
c) Kat çıkışları,<br />
d) Zemin kata ulaşan merdivenler,<br />
e) Zemin katta merdiven ağızlarından aynı katta yapı son çıkışına götüren yollar,<br />
f) Son çıkış,<br />
dahildir.<br />
Asansörler kaçış yolu olarak kabul edilemez. Pencere ve parapet yüksekliği döşemeden en çok 120 cm yukarıda ve bina dışındaki güvenlik bölgesine açık, dış zeminden en çok 3 m yükseklikteki, en az cam genişliği 90 cm ve yüksekliği 90 cm olan pencereler, zorunlu hallerde aksi belirtilmemişse, kaçış yolu kabul edilebilirler.<br />
Kaçış yollarının belirlenmesinde yapının kullanım sınıfı, kullanıcı yükü, kat alanı, çıkışa kadar alınacak yol ve çıkışların kapasitesi esas alınacaktır. Her katta, o katın kullanıcı yüküne ve en uzun kaçış uzaklığına göre çıkış olanakları sağlanacaktır.<br />
Zemin kat üzerindeki herhangi bir katta düzenlenen kaçış merdivenleri tüm normal katlara aynı zamanda hizmet verebilir. Zemin altındaki herhangi bir katta düzenlenen kaçış merdivenleri de tüm bodrum katlara hizmet verebilir.<br />
Değişik bölümleri ya da katları, değişik tipte kullanımlar için tasarlanan ya da içinde aynı zamanda değişik amaçlı kullanımların sürdürüldüğü yapılarda, yapı bütününe ya da kat bütününe ilişkin gerekler en sıkı kaçış gerekleri olan kullanım tipi esas alınarak saptanacak ya da her bir yapı bölümüne ilişkin gerekler ayrı ayrı belirlenecektir.<br />
Tuvaletler, soyunma odaları, depolar, personel kantinleri gibi mekanlar, holler, koridorlar ve benzeri diğer mekanlara hizmet veren ancak diğer mekanlarla aynı katta olduğu halde aynı zamanda kullanılmayan mekanların döşeme alanları, yer aldıkları katın kullanıcı yükü hesaplanmalarında dikkate alınmayabilir.<br />
Çıkış kapasitesi ve çıkış sayısı<br />
Madde 32- Kullanıcı yükü, gerekli kaçış ve panik hesaplarında kullanılmak üzere brüt alana göre, konferans salonu, lokanta, bekleme salonları, konser salonları, topluma açık stüdyo, düğün salonu ve benzeri yerlerde 1.0 m2 /kişi, dans salonları, bar, oyun salonları ve benzeri yerlerin oturulan kısımları için 1.0 m2 /kişi, ayakta durulan kısımlarda 0.50 m2 /kişi, büro binalarında, dernek merkezlerinde, hastane yatak odalarında 10 m2 /kişi, süper marketlerde 2 m2 /kişi, alışveriş merkezlerinde 7 m2 /kişi, otoparklarda 30 m2 /kişi alınacaktır.<br />
Çıkış genişliği için, çıkış kapıları, kaçış merdivenleri, koridorlar ve diğer kaçış yollarının kapasiteleri 50 cm&#8217;lik genişlik birim alınarak hesaplanacaktır. Aksi belirtilmedikçe, birim genişlikten tahliye süresi, kagir yapılarda 3 dakika ve ahşap yapılarda 2 dakika alınacak, 50 cm. genişlikten bir dakikada 40 kişi geçebileceği kabul edilecektir.<br />
Çıkış sayısı, çıkış genişliğinin ikiye bölünmesi ile elde edilecek değere 1 eklenerek bulunacak ve 0.50 den büyük kesirlerde bir üst değer esas alınacaktır. Örneğin 1000 m2 lik bir süper marketin kullanıcı yükü 2000 kişi, çıkış genişliği 2000/(3&#215;40)x0.5= 8.34 m, çıkış sayısı 8.34/2+1= 5 dir.<br />
Aksi belirtilmedikçe, 50 kişinin aşıldığı her mekanda, 25 kişinin aşıldığı sinema, tiyatro, bar gibi eğlence yerlerinde ve yüksek riskli mekanlarda, çıkışlara erişmek için en az 2 kapı bulunacaktır. Kişi sayısı 500 kişiyi geçerse en az 3 çıkış olacaktır. Kapılar birbirinden olabildiğince uzakta olacak ve iki kapı hiç bir noktadan 45 dereceden daha dar bir açı ile görünmeyecektir.</p>
<p>                    Tablo 1: Çıkışlara götüren en uzun kaçış uzaklıkları<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|                       |Tek yönde en çok uzaklık (m)|İki yönde en çok uzaklık (m)|<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Kullanım Sınıfı        |              |             |              |             |<br />
|                       |Sprinklersiz  |Sprinklerli  |Sprinklersiz  |Sprinklerli  |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Yüksek Tehlike         |            10|           20|            20|           35|<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Endüstriyel            |            15|           25|            30|           60|<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Yurtlar, Yatakhaneler  |            15|           25|            30|           60|<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Mağazalar, dükkanlar   |            15|           25|            45|           60|<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Bürolar                |            15|           30|            45|           75|<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Otoparklar             |            15|           25|            45|           60|<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Okul ve Eğitim yapıları|            15|           25|            45|           60|<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Toplanma Yerleri       |            15|           25|            45|           60|<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Hastaneler             |            15|           25|            30|           45|<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Oteller, Pansiyonlar   |            15|           20|            30|           45|<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Apartmanlar            |            15|           30|            30|           60|<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+</p>
<p>Kaçış uzaklığı kullanım sınıfına göre Tablo 1&#8242;de verilen değerlerden daha büyük olamaz.<br />
a) En az iki çıkışlı tasarlanan bir katta, kullanılan bir mekan içindeki en uzak noktadan en yakın çıkışa olan uzaklık, Tablo 1&#8242;de belirlenen sınırları aşmayacaktır.<br />
b) Odalar, koridorlar ve benzeri alt bölümlere ayrılmış büyük alanlı bir katta, direkt (kuş uçuşu) kaçış uzaklığı Tablo 1&#8242;de izin verilen en çok kaçış uzaklığının 2/3&#8242;ünü aşmıyorsa kabul edilecektir.<br />
c) Kaçış uzaklığı ölçülecek en uzak nokta, mekan içinde mekanı çevreleyen duvarlardan 40 cm önde alınacaktır.<br />
d) Zorunlu çıkışlar yerine sığınma alanı sağlanan yerlerde (hastane gibi) kaçış uzaklığı, sığınma alanına götüren koridorun çıkış kapısına kadar olan ölçüdür.<br />
Kaçış yolu genişliği<br />
Madde 33- Hiçbir çıkış, kaçış merdiveni ya da diğer kaçış yolları 32 nci maddeye göre hesaplanan değerlerden daha dar genişlikte ve toplam kullanıcı sayısı 50 kişiden fazla olan binalarda bir kaçış yolunun genişliği iki birim genişlikten yani 100 cm.&#8217;den az olmayacaktır.<br />
Kaçış merdivenlerinin en çok genişliği 200 cm&#8217;yi geçmeyecektir. Genişliği 200 cm&#8217;yi aşan merdivenler korkuluklarla 100 cm&#8217;den az olmayan ve 200 cm&#8217;den fazla olmayan parçalara ayrılacaktır. Kaçış merdivenlerinin çıkış kapasitesi hesaplanırken, 200 cm&#8217;yi geçen fazlalıklar hesaba katılmayacaktır.<br />
İki çıkış gereken mekanlarda her bir çıkış toplam kullanıcı yükünün en az yarısını karşılayacak genişlikte olacaktır.<br />
Genişlikler, temiz genişlik olarak ölçülecektir.<br />
a) Kaçış merdivenlerinde; merdiven kolu duvarlarla çevrelenmiş ise temiz genişlik her iki duvarın bitmiş yüzeyleri arasındaki ölçüdür. Merdiven kolunun bir tarafında duvar diğer tarafında korkuluk varsa temiz genişlik, duvar bitmiş yüzeyiyle korkuluk iç yüzeyi arasındaki ölçüdür. Merdiven kolunun her iki yanında da korkuluk varsa temiz genişlik, korkulukların iç yüzeyleri arasındaki ölçüdür ve her iki yandaki küpeşteler 80 mm&#8217;den fazla çıkıntı yapmayacaktır.<br />
b) Çıkış kapısında; tek kanatlı kapıda temiz genişlik, kapı kasası ya da lamba çıkıntısıyla 90 derece açılmış kanat yüzeyi arasındaki ölçüdür. Tek kanatlı bir çıkış kapısının temiz genişliği 80 cm den az 120 cm den çok olmayacaktır. İki kanatlı kapıda temiz genişlik, her iki kanat 90 derece açık durumdayken kanat yüzeyleri arasındaki ölçüdür.<br />
Tüm çıkışlar ve erişim yolları için aşağıda belirtilen gereklere uyulacaktır.<br />
a) Çıkışlar ve erişim yolları açık-seçik görülebilir olacak ya da konumları simgelerle vurgulanacak ve her an kullanılabilmesi için engellerden arındırılmış durumda bulundurulacaktır.<br />
b) Bir yapıda ya da katlarında bulunan her kullanıcı/kiracı için diğer kullanıcı/kiracıların kullanımında olan odalardan ya da mekanlardan geçmek zorunda kalmaksızın bir çıkışa ya da çıkışlara doğrudan erişim sağlanacaktır.<br />
Yangın güvenlik holü<br />
Madde 34- Kaçış merdivenlerine dumanın geçişini engellemek için yapılacak yangın güvenlik holleri, kullanıcıların kaçış yolu içindeki hareketini engellemeyecek biçimde tasarlanacak ve taban alanı 3 m2&#8242;den az olmayacaktır.<br />
Döşemeye asansör holünde çıkış kapısına doğru 1/200&#8242;ü aşmayacak bir eğim verilecektir. Yanıcı madde içermeyen ve kullanım alanlarından bir kapı ile ayrılan koridor ve holler yangın güvenlik hacmi olarak kabul edilir.<br />
Kaçış yolları gerekleri<br />
Madde 35- Tüm yapılar için aşağıda belirtilen olanaklardan biri ya da daha fazlası kullanılarak kaçış yolları sağlanacaktır. Yapının kullanımda olduğu sürece zorunlu çıkışlar kolayca erişilebilir durumda tutulacak, kapılar açılabilecek ve önlerinde engelleyiciler bulunmayacaktır.<br />
Korunumlu iç kaçış koridorları ve geçitler<br />
Madde 36- Korunumlu iç kaçış koridorları ve geçitler için aşağıda belirtilen şartlar aranır.<br />
a) Bir yapıda ya da yapı katında, kaçış yolu olarak hizmet veren korunumlu koridor ya da korunumlu holler 3 veya daha az katlı yapılarda 60 dakika yangına dayanıklı, 15.50 m&#8217;den daha yüksek yapılarda 120 dakika yangına dayanıklı olacaktır.<br />
b) İç kaçış koridorları ve geçitler aşağıda belirtilen özelliklerde olacaktır.<br />
    1) Bir iç kaçış koridoruna/geçidine açılan çıkış kapıları, kaçış merdivenlerine açılan çıkış kapılarına<br />
        eşdeğer düzeyde yangına karşı dayanıklı olacak ve otomatik olarak kendiliğinden kapatan düzeneklerle<br />
        donatılacaktır.<br />
    2) İç kaçış koridorunun en az genişliği ve kapasitesi 32 nci maddeye göre belirlenen değerlere uygun<br />
        olacaktır.<br />
    3) Kaçış koridoru boyunca döşemede yapılacak üç basamaktan az kod farkları en çok %10 eğimli<br />
        rampalarla bağlanacaktır. Rampalar yangın merdivenlerine eşit güvenlik önlemleriyle donatılacak ve<br />
        eğim sabit tutulacaktır. Zemin kaymaz malzeme ile kaplanacaktır.<br />
    4) İç kaçış koridoruyla bağlantılı olan korunumlu merdivenin basınçlandırılması durumunda koridorda<br />
        Altıncı Kısımdaki gereklere uygun biçimde mekanik yolla basınçlandırılacaktır.<br />
Dış kaçış geçitleri<br />
Madde 37- Kaçış yolu olarak bir iç koridor yerine dış geçit kullanılabilir. Ancak dış geçite bitişik yapı dış duvarında düzenlenecek duvar boşluklarına konulacak menfezlerin yanmaz nitelikte olması, boşluğun parapet üst kotu ile döşeme bitmiş kotu arasında 1.8 m ya da daha fazla yükseklik kalması ve bu tür havalandırma boşluklarının bir kaçış merdivenine ait herhangi bir duvar boşluğuna 3.0 m&#8217;den daha yakın olmaması esas alınacaktır.<br />
Bir dış geçite açılan çıkış kapısı 30 dakika yangına karşı dayanıklı olacak ve kendiliğinden kapatan düzeneklerle donatılacaktır.<br />
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM<br />
Kaçış Merdivenleri<br />
Tanım<br />
Madde 38- Yangın durumunda, bir binadaki insanların sürat ve emniyetle tahliyesinde kullanılmak üzere bu göreve özel olarak tasarlanan korunumlu merdivenlerdir. Yapının olağan merdivenlerinden yangında kullanılabilecek özellikte olanları da yangın merdiveni olarak kabul edilir.<br />
Yangın merdivenleri, yangınla ilgili tahliyelerde kullanılan kaçış yolları bütününün bir parçasıdır ve diğer kaçış yolları öğelerinden bağımsız tasarlanamazlar.<br />
Yangın merdiveni duvar, tavan ve tabanında hiçbir yanıcı malzeme kullanılmamalı, bu elemanlar yangına 120 dakika dayanıklı olmalıdırlar.<br />
Yangın merdivenlerinin kullanmaya uygun şekilde bulundurulmasından bina veya işyeri sahip ve yöneticileri sorumludur.<br />
Yangın çıkışı zorunluluğu<br />
Madde 39- Bütün yapılarda, bu kısmın Dördüncü Bölümünde aksi belirtilmedikçe, İkinci Bölümde belirtilen esaslara göre ikinci çıkış tesis edilir. Aksi belirtilmedikçe çıkışlar korunmuş olacaktır.<br />
Kaçış merdiveni yuvalarının yeri ve düzenlenmesi<br />
Madde 40- Yangın hangi noktada çıkarsa çıksın, o kotta bütün insanların çıkışlarının sağlanması için kaçış yolları ve yangın merdivenleri birbirlerinin alternatifi olacak şekilde konumlandırılacak, yan yana yapılmayacak, yangın merdiveni yuvası ile merdiven aynı katta olacak ve genel merdivenlerden geçilerek yangın merdivenine ulaşılmayacaktır. Merdiven yuvalarının yerinin belirlenmesinde en uzak kaçış mesafesi ve kullanıcı yükü esas alınacaktır.<br />
Merdiven yuvalarının yeri, binadaki insanların güvenlikle bina dışına kaçışlarını kolaylaştıracak şekilde seçilmelidir. Yangın merdivenlerinin başladıkları kottan çıkış kotuna kadar süreklilik göstermesi esastır.<br />
Bodrum katlarda ve yüksek binalarda yangın merdivenlerine bir yangın güvenlik holünden veya korunumlu bir holden geçilerek girilmesi zorunludur.<br />
Pervane kanadı biçimindeki rıhtsız basamaklara, konutlar dışında hiçbir yapıda izin verilmeyecektir.<br />
Kaçış merdiveni özellikleri<br />
Madde 41- Bir kaçış merdiveninin indiği nokta ile dış açık alan arasındaki uzaklık, yangın merdiveninin zemin düzeyindeki güvenlikli dolaşım alanına indiği nokta açık-seçik görülebilen ve güvenlikli bir dış açık alana doğrudan erişilebilen bir yerde olması, iç kaçış merdivenlerinden boşalan kullanıcı yükünü karşılayacak yeterli genişlikte dışa açık kapı olması halinde, maksimum uzaklık 10 m&#8217;yi aşmayacaktır. Sprinkler korunumlu yapılarda, 15 m olabilir.<br />
Kaçış merdivenlerinde her döşeme düzeyinde 17 basmaktan çok olmayan ve 4 basamaktan az olmayan aralıkla sahanlıklar düzenlenecektir.<br />
Sahanlığın en az genişliği ve uzunluğu merdivenin genişliğinden az olmayacaktır. Düz kollu merdivenlerde, üst koldaki ve alt koldaki rıhtlar arasındaki uzunluğun 1 m&#8217;den daha çok olmasına gerek yoktur. Basamaklar kaymaz malzeme olacaktır.<br />
Merdivenlerde baş kurtarma yüksekliği basamak üzerinden en az 210 cm olmalıdır. Sahanlıklar arası kot farkı en çok 300 cm olmalıdır.<br />
Herhangi bir kaçış merdiveninde basamak yüksekliği 175 mm&#8217;den çok, basış genişliği ise 250 mm&#8217;den az olmayacaktır.<br />
Kaçış için kullanılmasına izin verilen merdivenlerde, basamağın kova hattındaki en dar basış genişliği, konutlarda 100 mm&#8217;den diğer yapılarda 125 mm&#8217;den az olmayacaktır. Her kaçış merdiveninin her iki yanında duvar, korkuluk ya da küpeşte bulunacaktır. Genişliği 80 cm ya da daha az olan merdivenlerin yalnızca bir yanında korkuluk yeterlidir.<br />
Yangın merdiveni kovası ve yangın güvenlik holüne elektrik ve mekanik tesisat şaftı kapakları açılamaz.<br />
Dış kaçış merdivenleri<br />
Madde 42- Dışarıda yapılan açık kaçış merdiveni, ilgili gereklere uyulması koşuluyla iç kaçış merdivenleri yerine kullanılabilir ve ayrıca bir korunumlu yuva içinde bulunması zorunlu değildir.<br />
Dış kaçış merdiveninin herhangi bir bölümüne yanlardan yatay uzaklık olarak 3 m içerisinde ya da alttan düşey uzaklık olarak 3 m içerisinde kapı ve pencere gibi korunumsuz duvar boşluğu bulunmayacaktır.<br />
Dışarıda açık merdivenlere yüksek binalarda izin verilmez.<br />
Dairesel merdiven<br />
Madde 43- Dairesel merdivenler, yanmaz malzemeden yapılmaları ve en az 800 mm genişlikte olmaları durumunda kullanıcı yükü 25 kişiyi aşmayan herhangi bir kattan, ara kattan, veya balkonlardan zorunlu çıkış olarak hizmet verebilir. Belirtilen koşulları sağlamayan dairesel merdivenler zorunlu çıkışlar olarak kullanılmayacaktır.<br />
Dairesel merdivenler 9.50 m&#8217;den daha yüksek olmayacaktır.Basamağın kova hattında en dar basış genişliği 15 cm&#8217;den, kova hattında 50 cm uzaklıktaki basış genişliği 25 cm&#8217;den az olmayacaktır. Basamak yüksekliği 175 mm&#8217;den çok olmayacaktır. Baş kurtarma yüksekliği 2.5 m&#8217;den az olmayacaktır.<br />
Kaçış rampaları<br />
Madde 44- İç ve dış kaçış rampaları aşağıda belirtilenlere uygun olmak koşuluyla kaçış merdivenleri yerine kullanılabilir. Araç rampaları kaçış rampası olarak kabul edilmeyecektir.<br />
Kaçış rampalarının eğimi %10&#8242;dan dik olmayacaktır. Kaçış rampaları düz kollu olacak ve doğrultu değişiklikleri yalnızca sahanlıklarda yapılacaktır. Ancak herhangi bir yerindeki eğimi 1/12&#8242;den daha büyük olmayan kaçış rampaları kavisli yapılabilir.<br />
Tüm kaçış rampalarının başlangıç, bitiş düzeylerinde ve gerektiğinde ara düzeylerde yatay düzlükler/sahanlıklar bulunacaktır. Kaçış rampalarına giriş ve rampalardan çıkış için kullanılan her kapıda yatay sahanlıklar düzenlenecektir. Sahanlığın en az genişliği ve uzunluğu rampa genişliğinden az olmayacaktır. Ancak düz kollu bir rampada sahanlık uzunluğunun 1 m&#8217;den daha büyük olması gerekmez.<br />
Kaçış rampalarına merdivenlerine ilişkin gereklere uygun biçimde duvar, korkuluk ya da küpeşteler yapılacaktır.<br />
Tüm kaçış rampalarında kaygan olmayan yüzey kaplamaları kullanılacaktır.<br />
Kaçış rampaları, kaçış merdivenlerine ilişkin gereklere uygun biçimde havalandırılacaktır.<br />
Kaçış yolu olarak yalnızca tek bir bodrum kata hizmet veren kaçış rampalarının korunumlu yuva içinde bulunması gerekmez.<br />
Kaçış merdiveni havalandırması<br />
Madde 45- Tüm kaçış merdivenleri, dış duvarlarında tasarlanan ve alanı merdivenin her bir kattaki döşeme alanının %10&#8242;undan az olmayacak şekilde hesaplanmış duvar boşlukları veya menfez ya da Altıncı Kısımdaki gereklere uygun olarak mekanik yolla havalandırılacaktır. Kaçış merdiveni ve kullanım alanları aydınlatma ve havalandırma amacıyla aynı aydınlığı ya da baca boşluğunu paylaşmayacaktır.<br />
Konut haricindeki herhangi bir yapıda 21.50 m&#8217;den yüksekte kullanım alanları varsa iç kaçış merdivenlerinden herhangi biri doğal havalandırma koşulu aranmaksızın Altıncı Kısımdaki gereklere uygun olarak basınçlandırılacaktır. Dörtten çok bodrum kat içeren bir yapıda yangın güvenlik holüyle bağlantılı olan kaçış merdiveni basınçlandırılacaktır.<br />
Bodrum kat kaçış merdivenleri<br />
Madde 46- Bir yapının bodrum katına hizmet veren herhangi bir kaçış merdiveni, kaçış merdivenlerinde uyulması gereken tüm koşullara uygun olacaktır.<br />
Normal kat kaçış merdivenleriyle aynı düşeyde tasarlanan bodrum kat kaçış merdivenleri anılan diğer kaçış merdivenlerinden en az merdiven yuvası duvarı için istenen yangına karşı dayanıklı eşdeğer yapı elemanlarıyla ayrılacaktır.<br />
Normal kat merdiveninin devam ederek bodrum kata hizmet vermesi durumunda aşağıda belirtilenlere uyulacaktır.<br />
a) Merdiven, bodrum katlar dahil 4 kattan çok kata hizmet veriyorsa, bodrum katlar dahil tüm katlarda merdivene giriş için yangın güvenlik holü düzenlenecektir.<br />
b) Bir acil durumda üst katları terk eden kullanıcıların bodrum kata inişlerini önlemek için merdivenin zemin düzeyindeki sahanlığı bodrum merdiveninden kapı veya benzeri bir fiziksel engelle ayrılacaktır.<br />
Çıkış kapıları<br />
Madde 47- Çıkış kapılarının en az temiz genişliği 80 cm&#8217;den az olmayacaktır. Kapılarda eşik olmayacaktır. Dönel kapılar ve turnikeler çıkış kapısı olarak kullanılmayacaktır.<br />
Kaçış merdivenlerine, kaçış geçitlerine açılan çıkış kapılarının kanatları kullanıcıların hareketini engellemeyecek, kullanıcı yükü 50 kişiyi aşan mekanlardaki çıkış kapıları kaçış yönüne doğru açılacak ve kendiliğinden kapanan düzeneklerle donatılacaktır.<br />
Kaçış merdiveni ve yangın güvenlik holü geçiş kapıları, elle açılabilecek ve kilitli tutulmayacaktır. İtfaiyeci veya görevlilerin gerektiğinde dışarıdan içeri girmeleri olanağı sağlanacaktır.<br />
Kapılar duman sızdırmaz ve en az 90 dakika yangına karşı dayanıklı olacaktır.<br />
Bir kattaki kişi sayısının 50&#8242;yi geçmesi halinde, yangın merdiveni ve yangın güvenlik holü kapıları kaçış yönünde kapı kolu kullanılmadan (panik-bar veya benzeri düzenekli) açılabilecektir.<br />
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM<br />
Özel Durumlar<br />
Konutlar<br />
Madde 48- Tek evler, ikiz evler, sıra evler gibi özel yapılar ve tek bir kullanıma hizmet veren bir yapıda ya da yapının ayrılmış bir bölümünde kaçışlar normal merdivenlerle sağlanabilir ve ayrı koşullar gerekmez.<br />
Konut olarak kullanılan ve yapı yüksekliği 30.50 m&#8217;yi aşan binalarda her katta en az 2 bağımsız kaçış merdiveni ya da başka çıkışlar bulunacaktır.<br />
Apartman tipi konutlar haricindeki konut birimlerinde, konut içindeki herhangi bir noktadan çıkış kapısına kadar olan uzaklık 20 m&#8217;yi geçmeyecek biçimde çıkışlar düzenlenecektir. Ayrıca 2&#8242;den çok ara kat içermeyen apartman dairelerinde tek kapı bulunması durumunda; bu kapı üst katta düzenlenmeyecektir. Üstteki katın döşeme alanı, bu kat için ayrı bir çıkış sağlanmadıkça 70 m2&#8242;yi aşmayacaktır. Konut birimlerinden tüm çıkışlar, kaçış merdivenlerine ya da açık havaya doğrudan erişim olanağı sağlayacaktır.<br />
Kaçış uzaklığı, apartman dairelerinin kapısından başlanarak ölçülecektir. Bir apartman dairesi için aynı kat düzeyinde 2 kapı gerektiğinde, eğer yalnızca tek doğrultuda kaçış ya da tek bir kaçış merdiveni sağlanıyorsa, kaçış uzaklığı en uzaktaki kapıdan başlanarak ölçülecektir. İki ayrı doğrultuda kaçış olanağı sağlanabiliyorsa kaçış uzaklığı her bir kapıdan başlanarak ölçülecektir.<br />
Sağlık yapıları<br />
Madde 49- Sağlık yapıları kapsamında, hastaneler, yaşlılar için dinlenme ve bakım evleri, bedensel ve zihinsel özürlüler için bakımevlerinde aşağıdaki gereklere uyulacaktır.<br />
a) Kullanıcı yükü 15 kişiyi aşan herhangi bir hasta yatak odası ya da süit oda için birbirinden uzakta konuşlandırılmış 2 kapı sağlanacaktır. Kullanıcı yükü 50 kişiyi aşan mekanlar için toplantı amaçlı yapılar ile ilgili gereklere uyulacaktır.<br />
b) Hastanelerde, yaşlılar, bedensel ve zihinsel özürlüler için bakım evlerinde, korunumlu yatay sığınma alanları oluşturulacaktır. Sığınma alanının zorunlu çıkış olarak kullanıldığı yerlerde, sığınma alanının hesaplanmasında kullanıcı yükü 2.8 m2/kişi alınacaktır.<br />
Oteller, moteller ve yatakhaneler<br />
Madde 50- Oteller, moteller ve yatakhane olarak inşa edilen binalar ve yapılar, veya yeni inşa edilen binaların otel, motel ve yatakhane olarak kullanılan bölümleri, farklı bir kullanım sınıfından otel, motel ve yatakhane kullanım sınıfına dönüşen mevcut binalar veya bunların bu dönüşüme uğrayan bölümleri için bir iç koridorla erişilen otel yatak odaları, aşağıdaki gereklere uygun olacaktır.<br />
a) Yatak odaları iç koridordan en az 60 dakika yangına karşı dayanıklı bir duvarla ayrılacaktır.<br />
b) İç koridora açılan kapılar en az 30 dakika yangına karşı dayanıklı olacak ve kendiliğinden kapatan otomatik düzeneklerle donatılacaktır.<br />
c) İç koridorlar bir dış duvarda yer alan boşluklarla havalandırılacak ve bu boşluklar iç koridor döşeme alanının %15&#8242;inden az olmayacaktır. Doğal yolla havalandırılmayan iç koridorlar 89 uncu maddeye uygun biçimde basınçlandırılacaktır.<br />
d) Yatak odası koridoruna açılan diğer odalar ya da koridorun bir parçasını oluşturup kaçışları tehlikeye sokabilecek diğer mekanlar için yatak odalarıyla aynı düzeyde bir kompartmanlama sağlanması zorunludur.<br />
Bir dış koridorla erişilen otel yatak odaları aşağıdaki gereklere uygun olacaktır.<br />
 a) Yatak odaları dış koridordan en az 60 dakika yangın direnimli bir duvarla ayrılacaktır. Ancak parapet üst kotu koridor bitmiş döşeme üst kotundan 1.1 m ya da daha yukarda konuşlandırılan yanmaz yapımlı havalandırma boşlukları için bu koşul gerekmez.<br />
b) Dış koridora açılan kapılarda yangına karşı dayanıklı olmak koşulu aranmayacaktır.<br />
c) Dış koridorlarda dış kaçış geçitlerine ilişkin en az genişlik, döşemede kot değişimleri, çatı korunumu koridor dış kenarı boyunca korkuluk yapılması ve benzeri gereklere uyulacaktır.<br />
Otel yatak odasında ya da süit odada tek kaçış kapısı bulunması yalnızca, yatak odasında ya da süit odada en uzak bir noktadan çıkış kapısına kadar ölçülen uzaklığın 15 m&#8217;yi aşmaması koşuluna bağlı olacaktır. Ancak,<br />
a) Otel yatak odasında ya da süit odada en uzak bir noktadan çıkış kapısına kadar ölçülen uzaklığın 15 m&#8217;yi aşması durumunda birbirinden uzakta konuşlandırılmış en az 2 çıkış kapısı bulunacaktır.<br />
b) Altıncı Kısımdaki gereklere uygun olarak tümden sprinkler sistemiyle donatılmış otellerin yatak odalarında ya da süit odalarında en uzak bir noktanın kapıya kadar ölçülen uzaklığı 20 m&#8217;yi aşmayacaktır.<br />
c) Kaçış uzaklığı, yatak odası ya da süit odanın çıkış kapısından başlayarak bir kaçış merdivenine, kaçış geçidine ya da dış açık alana açılan çıkış kapısına kadar ölçülecektir.<br />
Koridor boyunca yalnızca tek yönde kaçış olanağı varsa, kaçış uzaklığı en uzaktaki yatak odası çıkış kapısından itibaren ölçülecektir. İki yönde kaçış sağlanabiliyorsa kaçış uzaklığı her bir yatak odasının çıkış kapılarından ölçülecektir.<br />
Doğal yolla havalandırılmayan iç koridorlar, sprinklerli yapılarda 45 m, sprinklersiz yapılarda 30 m aralıklarla duman engelleriyle bölümlendirilecek ve aşağıdaki gereklere uyulacaktır.<br />
a) Duman engelleri yangına dayanıklı bölmelerle sağlanacak ve bölme içinde yer alan kapılar duman sızdırmaz nitelik taşıyacaktır. Duman bölmeleri, koridoru kuşatan duvar da dahil olmak üzere tüm kat yüksekliğince tavana ya da çatı örtüsünün altına kadar devam edecek ve ara kesitleri sıkıca kapatılacaktır.<br />
b) Duman engelleriyle oluşturulan bölmelerin her birinden bir çıkışa, kaçış merdivenine, kaçış geçidine ya da kaçış rampasına doğrudan engelsiz erişim olanağı sağlanacaktır.<br />
c) Duman sızdırmaz kapılarda camlı kapılar hariç, alanı her bir kanat yüzey alanının en az %25&#8242;i değerinde net görüş sağlayan cam paneller konacaktır.<br />
d) Duman sızdırmaz kapıları tek ya da çift kanatlı olabilir. Ancak kendiliğinden kapatan düzeneklerle donatılacak ve kanatlar içinde yer aldığı boşluğu tümüyle kapatacaktır. Kasalar duvar boşluğuna sıkıca yerleştirilecek ve kanat ile döşeme arasındaki aralık 4 mm&#8217;yi aşmayacaktır.<br />
e) Duman sızdırmaz kapılar normalde kapalı durumda tutulacaktır. Bununla birlikte bu kapılar algılama sistemi yoluyla çalışan elektro-manyetik ya da elektro-mekanik düzeneklerle otomatik olarak kapatılabiliyorsa açık durumda tutulabilir.<br />
Toplanma amaçlı binalar<br />
Madde 51- Toplanma amaçlı binalar, tören, ibadet, eğlence, yeme, içme, ulaşım, araç bekleme gibi nedenlerle 50 veya daha fazla kişinin bir araya gelebildiği tüm binalar veya bunların bu amaçla kullanılan bölümlerini kapsar.<br />
Toplanma amaçlı binalarda 50 kişinin aşıldığı her mekanda en az 2 çıkış bulunacaktır. Kişi sayısı 500 kişiyi geçerse en az 3 çıkış, 1000 kişinin üzerinde en az 4 çıkış tasarlanacaktır. Kapılar kaçışa doğru açılacak, birbirinden olabildiğince uzakta olacak ve 2 kapı hiç bir noktadan 45 dereceden daha dar bir açı ile görünmeyecektir.<br />
Tiyatrolar, sinemalar, oditoryumlar, konser salonları ve bunlar gibi sabit koltuklu toplantı amaçlı yapılarda iki koltuk sırası arasındaki geçitler aşağıdaki gibi olacaktır.<br />
a) Salon ve balkonlarda kapılara ya da çıkış kapılarına götüren ve genişliği koridor genişliğinden az olmayan ara dolaşım alanları sağlanacaktır.<br />
b) Koltuk sıralarının oluşturduğu kümeler arasında dolaşım alanları düzenlenecek ve bir koltuk sırası içindeki koltuk sayısı Tablo 2&#8242;de belirtilen koşullara uygun olacaktır. Sıra iç geçiş temiz genişliği 30 cm&#8217;den az olmayacak ve bu genişlik sıranın arkasından otomatik kalkan koltuklar dahil, dik durumdaki koltuğun en yakın çıkıntısına kadar yatay olarak ölçülecektir. Sıra iç geçiş genişliği tüm sıra boyunca sabit tutulacaktır.</p>
<p>Tablo 2: Bir sıra içindeki koltuk sayısı<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|Sıra genişliği    |Bir sıradaki en çok koltuk sayısı                  |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|Mm                |çıkış yolu bir yanda    |çıkış yolu iki yanda      |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|300-324           |7                       |14                        |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|325-349           |8                       |16                        |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|350-374           |9                       |18                        |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|375-399           |10                      |20                        |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|400-424           |11                      |22                        |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|425-449           |11                      |24                        |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|450-474           |12                      |26                        |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|475-499           |12                      |28                        |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|500 ve üzeri      |                        |Kaçış yolu ile sınırlı    |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+</p>
<p>c) Ara dolaşım alanlarında eğim %10&#8242;u aşmadıkça kot değişimlerinin çözümü için basamak yapılmayacaktır.<br />
d) Ara dolaşım alanlarında, basamakların eğiminin 30 dereceyi aştığı ya da rampa eğiminin %10&#8242;u aştığı durumlarda koltukları yandan kuşatan korkuluklar yapılacaktır.<br />
e) Ara dolaşım alanlarını oluşturan basamakların ve rampaların bitiş kaplamalarında kaymaz malzemeler kullanılacaktır.<br />
f) Genel aydınlatmanın kesilmesi durumunda her bir basamak açık seçik görülebilir biçimde ışıklandırılacaktır.<br />
Bir tiyatro, sinema ya da konser salonunda çıkışların sayısı ve kapasitesi, kendi kompartmanları kapsamında düşünülecek ve aynı bina içinde yer alan komşu bölümler için düzenlenen çıkışlar hesaba katılmayacaktır. Hesaba katılmasına izin verilebilmesi için kullanıcı yükünün 200&#8242;ü aşmaması ve çıkışların kapasitesinin en az yarısının kompartıman içinde sağlanması zorunludur.<br />
Büro, fabrika, imalathane ve depo yapıları<br />
Madde 52- Büro, fabrika, imalathane ve depo yapılarının her birinde en az 2 bağımsız kaçış merdiveni ya da başka çıkışlar sağlanacaktır. Ancak yapımda yanmaz ürünler kullanılmışsa ve bina yüksekliği 15.50 m&#8217;yi veya yapı yüksekliği 21.50 m&#8217;yi aşmıyorsa tek kaçış merdivenine aşağıdaki koşullarda izin verilebilir.<br />
a) Herhangi bir kat üzerindeki en fazla kaçış uzaklığı Tablo 1&#8242;deki uzaklıklara uygun ve kaçış merdiveni yangın merdiveni özelliklerinde olmalıdır.<br />
b) Büro yapıları haricindeki, fabrika, imalathane ve antrepolarda herhangi bir katın brüt alanı (servis bacaları, asansör kuyuları, tuvaletler, merdivenler vb. dahil) 185 m2&#8242;yi aşmamalıdır.<br />
c) Fabrika, imalathane ve depolarda dış zemin ortalama kotu ile yapının kullanımda olan en üst katının bitmiş döşeme kotu arasında ölçülen yükseklik 15.50 m&#8217;yi aşmamalıdır.<br />
DÖRDÜNCÜ KISIM<br />
Bina Bölümlerine ve Tesislerine İlişkin Hususlar<br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
Genel Hükümler<br />
Genel<br />
Madde 53- Binaların yangın bakımından kritik özellikler gösteren kazan daireleri, yakıt depoları, sobalar ve bacalar, sığınaklar, otoparklar, mutfaklar ve çatılar, asansörler, paratoner, transformatör, jeneratör gibi kısımlarda alınacak önlemler bu Kısımda gösterilmiştir. Bu yerlere yanıcı madde atılması veya depolanması yasak olup, belirli aralıklarla temizlenmesi zorunludur ve bina sahip ve/veya yöneticisi bunu sağlamakla yükümlüdür.</p>
<p>İKİNCİ BÖLÜM<br />
Kazan Daireleri<br />
Genel<br />
Madde 54- Kazan dairesinin TS 1257, TS 2192 ve TS 2736 standartlarına uygun olması gerekir.<br />
Kazan dairesi, binanın diğer kısımlarından, yangına en az 120 dakika dayanıklı bölmelerle ayrılmış olarak merkezi bir yerde ve bütün halinde bulunur. Bina dilatasyonu kazan dairesinden geçmez. Kazan dairesinde kazan ve ocakların bulunduğu yer; diğer bölümlerden kagir, kapısı en az 90 dakika yangına dayanıklı malzemeden yapılmış bir bölme ile müstakil hale getirilir.<br />
Kazan dairesi kapısı, yangın merdiveni veya genel kullanım merdivenlerine direkt olarak açılmayıp, mutlaka bir emniyet sahanlığına açılır.<br />
Döşeme alanı 100 m2 nin üzerindeki kazan dairelerinde, yangına en az 120 dakika dayanıklı 2 çıkış kapısı olacak ve çıkış kapıları olabildiği kadar birbirinin ters yönünde, duman sızdırmaz ve kendiliğinden kapanabilecek biçimde yerleştirilecektir.<br />
Kazan dairesi tabanına yakıt dökülmemesi için gerekli önlem alınır ve dökülen yakıtın kolayca boşaltılacağı bir kanal sistemi (drenaj) gerçekleştirilir.<br />
Kazan dairesinde en az 0.25 m3 hacminde uygun yerde betondan pis su çukuru yapılmalı, zemin suları uygun noktalardan bodrum süzgeçleriyle toplanarak pis su çukuruna akıtılmalı ve bu pis su çukuru kanalizasyona (kot düşük ise pompa konularak) bağlanmalıdır. Sıvı yakıt akıntıları pis su çukuruna akıtılmamalıdır.<br />
Kazan dairesinde en az 1 adet 6 kg&#8217;lık çok maksatlı kuru kimyasal tozlu yangın söndürme cihazı ve büyük kazan dairelerinde en az 1 adet yangın dolabı bulundurulmalıdır.<br />
Sıvı yakıt kullanan kazan dairelerinde yakıt tankları yangından korunmuş bağımsız bir bölümde olacaktır.<br />
Kazan dairesinde sıvılaştırılmış petrol gazı (SPG) veya doğalgaz kullanılması durumunda bu gazları algılayacak gaz detektörleri kullanılacaktır.<br />
Doğalgaz ve SPG tesisatlı kazan daireleri<br />
Madde 55- Doğalgaz ve SPG kullanımı halinde, bu madde ile Sekizinci Kısmın ilgili hükümleri uygulanır. Kazan dairesi doğalgaz ve SPG tesisatı, projesi, malzeme seçimi ve montajı ilgili standartlara ve gaz kuruluşlarının teknik şartnamelerine uygun şartlarda yapılmalıdır.<br />
Sayaçlar kazan dairesi dışına yerleştirilmelidir.<br />
Herhangi bir tehlike anında gazı kesecek olan ana kapama vanası ile elektrik akımını kesecek ana şalter ve ana elektrik panosu kazan dairesi dışında kolayca ulaşılabilecek bir yere konmalıdır. Gaz ana vanasının yerini gösteren plaka, bina girişinde kolayca görülebilecek bir yere asılmalıdır.<br />
Gaz kullanılan kapalı bölümlerde, gaz kaçağından oluşabilecek patlama olaylarına karşı bir yırtılma yüzeyi inşa etmek zorunludur. Bu yüzey kapalı bölümün yan duvarlarında olabilir 0.2 m2/m3 büyüklük yeterlidir.<br />
Kazan dairesi topraklaması standartlara uygun şekilde yapılmalıdır. Her kazan dairesi için 20 () sınırı altında özel topraklama sistemi yapılması zorunludur.<br />
Kullanılan gazın özelliği dikkate alınarak aydınlatma ve açma kapama anahtarlarıyla panolar kapalı tipte uygun yerlere tesis edilmelidir.<br />
Kazan dairesi tavanı mümkün olduğu kadar düz olmalı, gaz sızıntısı halinde gazın birikeceği ceplerin bulunmamasına önem gösterilmelidir.<br />
Doğalgazlı kazan dairesini işletecek personel mutlaka yetkili bir kurum tarafından verilen doğalgazlı kazan dairesi işletmeciliği kursunu bitirdiğine dair sertifikalı olmalıdır. Bunun uygulanmasında bina yöneticisi sorumludur.</p>
<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM<br />
Yakıt Depoları<br />
Yakıt depoları<br />
Madde 56- Yakıt tankları TS 2192 ve TS 712&#8242;ye göre hesaplanır ve yerleştirilir. Akaryakıt depoları yangına dayanıklı bölmelerle korunmuş bir hacme yerleştirilmelidir. Yakıt deposu ile kazan dairesi yangına 120 dakika dayanıklı bir bölme ile ayrılmış olmalıdır. Depoda yeterli bir havalandırma sağlanmalıdır. Tank kapasitesinin en az üçte birini alacak şekilde havuzlama yapılmalıdır.<br />
Akaryakıt depoları; merdiven altına, merdiven boşluğuna, mutfak, banyo, yatak odası, teras ve balkon gibi yerlere konulamaz.<br />
Kalorifer yakıtı, aşağıdaki şekil ve miktarlarda depolanabilir.<br />
a) 1.000 litreye kadar, bodrumda ve varil içinde,<br />
b) 3.000 litreye kadar, bodrumda, sızıntısız sac kaplarda,<br />
c) 12.000 litreye kadar, yangına 120 dakika dayanıklı kagir odada, sızıntısız sac depolarında; sızıntısız yeraltı ve yerüstü tanklarında,<br />
d) 50.000 litreye kadar, yeraltı ve yerüstü tanklarında,<br />
e) Stok ihtiyacının 50.000 litreden fazla olması halinde, yakıt tankları, meskun mahalden ayrı bağımsız bir binaya yerleştirilir ve bu Yönetmeliğin Sekizinci Kısmında gösterilen emniyet tedbirleri alınır.<br />
f) 10.000 litreden büyük akaryakıt depoları, statik elektriğe karşı topraklanır.<br />
Akaryakıt yakan kat kaloriferinin yakıt depoları daire içinde merdiven boşluklarında, mutfak, banyo, yatak odası ve balkon gibi mahallere konulamaz. Bu depolar TS 2192&#8242;deki ve bu Yönetmelikteki ilgili hususlara uymak kaydıyla, bodrumda en fazla 2000 litre hacminde yapılabilir. Günlük yakıt deposu ise en fazla 100 litre olmak üzere daire içinde kapalı bir hacimde yapılabilir. Günlük yakıt deposu sadece havalık ile atmosfere açılmalı, taşması ana yakıt deposuna olmalıdır.<br />
Kat kaloriferi tesisatı bulunan veya gazyağı kullanan binalarda en az 1 adet 6 kg&#8217;lık kuru A, B, C tozlu el yangın söndürme cihazı bulundurulacaktır.<br />
Kömürlük, kazan dairesine bitişik, taban kodu elle veya stokerle yükleme ve boşaltmaya elverişli olarak tesis edilir. Kömür rahat taşınabilmeli ve cüruf kolay atılabilmelidir. Kömürlük alanı TS 1257&#8242;ye göre 1.5 m kömür yüksekliği esas alınarak hesaplanır.<br />
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM<br />
Mutfaklar, Çay Ocakları, Sobalar ve Bacalar<br />
Mutfaklar ve çay ocakları<br />
Madde 57- Alışveriş merkezleri ve yüksek binalar içinde bulunan mutfaklar ile bir anda 100&#8242;den fazla kişiye hizmet veren mutfakların davlumbazlarına otomatik söndürme sistemi yapılmalı ve ocaklarda kullanılan gazın özelliklerine göre gaz algılama tesisatı kurulmalıdır.<br />
Mutfakların bodrumda olması ve gaz kullanılması durumunda havalandırma sistemleri yapılır. İkinci bir çıkış tesis edilmeden gaz kullanılması yasaktır.<br />
Mutfak ve çay ocakları binanın diğer kısımlarından en az 120 dakika süreyle yangına dayanıklı bölmeler ile ayrılmış biçimde konuşlandırılır. Bölme olarak ahşap ve diğer kolay yanıcı maddeler kullanılamaz.<br />
Sobalar ve bacalar<br />
Madde 58- Baca tesisatı, TS 2165 ve TS 1481&#8242;deki esaslara uygun olmalıdır. Her kazan için tercihen ayrı bir baca kullanılacak, soba ve şofben boruları kazan bacalarına bağlanmayacaktır.<br />
Kazan dairesi için ayrıca havalandırma bacası yapılacaktır. Bacalar komşu yüksek binanın etkisiyle baca çekişini azaltmamak için mümkünse bu binalardan en az 6 m uzaklıkta bulunacak ve ait olduğu bina mahyasının en az 0.8 m üzerine kadar çıkarılacaktır.<br />
Kazan baca duvarları 500 øC sıcaklığa dayanıklı olan malzemeden yapılacak, delikli tuğla ve briket kullanılmayacaktır.<br />
Sıcak baca gazlarının yaladığı baca iç yüzeylerinin sıvanmaması halinde projelendirmede en uygun derzlendirme biçiminin seçimi gibi önlemler alınacaktır. Baca duvarlarının dış yüzeyleri uygun biçimde sıvanacaktır.<br />
Sıvı ve katı yakıtlı kazanların bacalarının altında bir kurum temizleme menfezi bulunacak, yılda en az 2 kez yetkili kişilere temizletilecektir. Bacaların temizliğinden bina sahip ve yöneticisi sorumludur.<br />
Isıtma aracı olarak soba kullanılan yerlerde, soba tahta ve boyalı kısımlara zarar vermeyecek şekilde altına metal kaplı tabla, mermer veya benzeri malzeme konularak kurulur. Taban beton ise, bu önlem zaruri değildir.<br />
Bağdadi duvardan boru geçirmek mecburiyeti hasıl olursa, duvarın yağlı boya veya ahşap gibi çabuk yanıcı kısmına künk veya büz yerleştirilir ve boru bu delikten geçirilir.<br />
Odada baca yoksa soba borusu, sac konan pencereden çıkarılıp, saçaktan 25 cm açıkta ve 50 cm yüksekte, ucunda şapka kullanılarak kurulur. Boruların birleştiği yerler çemberle kapatılıp, bu çemberden duvar ve tavana bağlanmak suretiyle birbirinden ayrılması ve devrilmesi önlenir.<br />
Kullanım esnasında soba kapakları açık bırakılmaz, altında ve yanlarında odun, çıra, kömür, kibrit, benzin, gaz ve benzeri yanıcı ve parlayıcı madde bulundurulmaz. İçindeki ateş, gerektiğinde kapaklı mangala alınır. Sobanın, kullanılmadığı mevsimde kaldırılması gerekir. Sobanın kaldırılmadığı yerlerde, kapaklar açılmayacak şekilde telle bağlanır.<br />
Odun ve kömür gibi yüksek <a href="http://www.genelbilge.com/tag/oranda/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Oranda">oranda</a> is bırakan yakıt kullanıldığı takdirde borular ayda bir, bacalar 2 ayda bir; diğer yakıtlar kullanıldığında borular 2 ayda bir, bacalar 3 ayda bir temizlenir.<br />
Baca temizliği, mahallin itfaiye teşkilatı tarafından yapılır. Ancak, bu konuda itfaiye teşkilatından aldığı izinle ve belediye encümeninin belirlediği fiyat tarifesi üzerinden faaliyet gösteren özel firmalar varsa, temizlik onlara da yaptırılabilir.<br />
BEŞİNCİ BÖLÜM<br />
Sığınaklar, Otoparklar ve Çatılar<br />
Sığınaklar<br />
Madde 59- Sığınaklarla ilgili mevzuata uygun olarak yapılan ve 50&#8242;den fazla insanın barındırılacağı sığınaklarda bu Yönetmeliğin Altıncı Kısım İkinci Bölümüne uygun duman tahliye sistemi yapılması ve Üçüncü Kısım İkinci Bölümde belirtilen esaslara uygun en az 2 çıkışın sağlanması zorunludur.<br />
Bu Yönetmeliğe göre algılama, uyarı ve söndürme sistemlerinin yapılması mecburi olan binaların sığınaklarında da bu sistemlerin yapılması zorunludur.<br />
Otoparklar<br />
Madde 60- Motorlu araçların park etmeleri için kullanılan otoparkların dışarıya olan toplam açık alanı, döşeme alanının 1/20&#8242;sinden fazla ise ve bu açık alanı her birinde en az yarısı 1/40 kadar olmak üzere karşılıklı iki cephede bulunuyorsa bu açık otopark, aksi halde kapalı otopark kabul edilir. Araç kapasitesi 20&#8242;den fazla olan kapalı tip otoparklarda otomatik sprinkler sistemi, yangın dolap sistemi ve itfaiye bağlantı ağızları yapılmak zorunludur. Kapalı tip otoparklarda duman çekiş bacaları 86 ncı maddeye uygun olmalıdır.<br />
Toplam alanı 1900 m2 yi aşan bodrumlardaki kapalı otoparklar için mekanik duman tahliye sistemi zorunludur. Duman tahliye sistemi binanın diğer bölümlerine hizmet veren sistemlerden bağımsız olmalı ve saatte en az 9 hava değişimi sağlamalıdır.<br />
Araçların asansörle alındığı kapalı otoparklarda otomatik söndürme sisteminin yapılması zorunludur.<br />
Çatılar<br />
Madde 61- Çatılarda yangına karşı koruma gereçlerinden başka bir eşya, yanıcı, patlayıcı madde bulundurulamaz. Çatının, depo ve arşiv olarak kullanılması için sprinkler sistemi ile korunması zorunludur.<br />
Çatıya elektrik tesisatı çekilemez. Isıtma, soğutma, haberleşme ve iletişim alıcı, verici cihazlarının yerleştirilmesi zorunlu olduğu hallerde çatıya elektrikli cihazlar yerleştirmek gerekirse yangına karşı ilave tedbirler alınarak yetkili kişiler eliyle elektrik tesisatı çekilebilir.<br />
Çatı giriş kapısı devamlı kapalı ve kilitli tutulur. Çatıya bina sahibi, yöneticisi veya bina yetkilisinin izni ile çıkılabilir. Çatı araları periyodik olarak temizlenir.</p>
<p>ALTINCI BÖLÜM<br />
Asansör<br />
Genel<br />
Madde 62- Asansör sistemleri, TS 10922&#8242;ye uygun olarak imal ve tesis edilecektir.<br />
Asansör kulesi ve makine dairesi yangına en az 60 dakika dayanıklı ve yanıcı olmayan malzemeden yapılacaktır.<br />
Aynı kuyu içinde üçten fazla asansör pozisyonlandırılmayacaktır. Dört asansör pozisyonlandırıldığı takdirde ikişerli gruplar halinde ayrılarak, araları yangına 90 dakika dayanıklı bir malzeme ile ayrılacaktır.<br />
Asansör kovasında, en az 0.1 m2 olmak üzere kova alanının 0.025 katı kadar bir havalandırma ve dumandan arındırma bacası bulundurulmalı veya kuyular basınçlandırılmalıdır.<br />
Yüksek binalarda, asansör kapıları duman sızdırmaz ve yangına en az 1 saat dayanıklı, yanmaz malzemeden yapılmış olacaktır.<br />
Yüksek binalarda ve topluma açık yapılarda kullanılan asansörlerde aşağıdaki esaslar aranır.<br />
a) Yangın uyarısı aldıklarında kapılarını açmadan doğrultuları ne olursa olsun otomatik olarak acil çıkış katına dönecek ve kapıları açık bekleyecek, ancak, asansörler gerektiğinde yetkililer tarafından kullanılabilecek elektriksel sisteme sahip olacaktır.<br />
b) Asansörler yangın uyarısı aldıklarında kat ve koridor çağrılarını kabul etmeyecektir.<br />
c) Birinci ve ikinci derece deprem bölgelerinde bulunan yüksek binalarda deprem sensörü kullanılacak, asansörler deprem sırasında en yakın kata gidip, kapılarını açıp, hareket etmeyecek tertibat ve programa sahip olacaktır.<br />
Acil durum asansörü<br />
Madde 63- Yapı yüksekliği 51.50 m&#8217;den daha fazla olan konut dışıyapılarda, ayrıca acil durumlarda kullanılmak üzere en az 1 asansör yangın asansörü olarak düzenlenecektir.<br />
Bu asansörler için her katta yangın güvenlik hacmi oluşturulmalıdır.<br />
Acil durum asansörünün kabin alanı en az 1.5 m2, taşıma kapasitesi en az 630 kg, hızı zemin kattan en üst kata 1 dakikada erişecek hızda olacak ve enerji kesilmesi halinde otomatik olarak devreye girecek özellikte jeneratöre bağlı olacaktır.<br />
Acil durum asansörleri her kata hizmet edecek ve normalde de kullanılabilir olacaktır.<br />
Bu asansörlerin kapıları, elektrik tesisat ve kabloları 2 saat yangına karşı dayanıklı olacaktır. Asansör boşluğu içindeki tesisat sudan etkilenmeyecektir.<br />
Acil durum asansörü kuyuları basınçlandırılacaktır.<br />
Bu asansör, kesintisiz bir güç kaynağından beslenecek şekilde tesis edilir.<br />
YEDİNCİ BÖLÜM<br />
Paratoner, Transformatör ve Jeneratör<br />
Paratoner<br />
Madde 64- Patlayıcı maddeler, kibrit, petrol, alkol, sıvılaştırılmış petrol gazı (SPG), doğalgaz gibi kolay yanıcı maddelerin üretimi ve depolanması için kullanılan binalarda; tiyatro, sinema, ibadethane, hastane, okul, sergi binası, cezaevi, tutukevi, elektrik üretim ve dağıtım merkezleri, haberleşme merkezi, banka, silo, otel, eğitim-dinlenme tesisi, su tevzi merkezi ve benzeri yerlerde yıldırımdan korunma tesisatı yapılacaktır.<br />
Transformatör<br />
Madde 65- Herhangi bir binada yağlı tip transformatör kullanılması gerektiği taktirde aşağıdaki önlemler alınacaktır.<br />
a) Transformatörün kurulacağı odanın tüm duvarları, tabanı ve tavanı en az 90 dakika süreyle yangına dayanabilecek şekilde yapılacaktır.<br />
b) Yağ toplama çukuru yapılacaktır.<br />
c) Transformatörün içinde bulunacağı odanın bina içinde konuşlandırılması, bir yangın durumunda transformatörden çıkan dumanların ve sıcaklığın binadaki kaçış yollarına sirayet etmeyecek ve serbest hareketi engellemeyecek şekilde yapılacaktır.<br />
d) Otomatik yangın algılama ve söndürme sistemi yapılacaktır.<br />
Jeneratör<br />
Madde 66- Birincil veya ikincil enerji kaynağı olarak jeneratör kullanılan tüm bina ve yapılarda aşağıdaki önlemler alınacaktır.<br />
a) Jeneratörün kurulacağı odanın duvarları, tabanı ve tavanı en az 90 dakika süreyle yangına dayanabilecek şekilde yapılacaktır.<br />
b) Jeneratörün içinde bulunacağı odanın bina içinde konuşlandırılması, bir yangın durumunda çıkan dumanların ve sıcaklığın binadaki kaçış yollarına sirayet etmeyeceği ve serbest hareketi engellemeyeceği şekilde yapılacaktır.<br />
c) Jeneratörün yakıt deposunun bulunacağı yer için 23 üncü maddedeki kurallara uyulacaktır.</p>
<p>BEŞİNCİ KISIM<br />
Elektrik Tesisatı, Acil Durum Aydınlatması ve Yönlendirmesi, Yangın Algılama ve Uyarı Sistemleri, Periyodik Testler, Bakım ve Denetim<br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
Genel Hükümler<br />
Genel<br />
Madde 67- Binalarda kurulan elektrik tesisatı, kaçış yolları aydınlatması, yangın algılama ve uyarı sistemleri, yangın veya benzeri bir acil durumda, binada bulunanlara zarar vermeyecek, panik çıkmasını önleyecek ve binanın emniyetli bir şekilde boşaltılmasını sağlayacak, güvenli bir ortamı oluşturacak şekilde tasarlanacak, tesis edilecek ve çalışır durumda tutulacaklardır.<br />
Bu Kısımda belirtilen gereksinimler asgari gereksinimler olup, daha üstün nitelikli ve daha yüksek performanslı tesisat ve sistemlerin kullanılmasına engel oluşturmaz.<br />
Tüm çıkış noktaları ve çıkış noktalarına ulaşım yolları açıkça belirlenmiş, işaretlenmiş ve aydınlatma tesisatının kapsamına alınmış olacaktır.<br />
Bir yangın başlangıcının kendiliğinden tüm binada bulunanlar tarafından fark edilmesinin mümkün olmadığı, bu kısım kapsamına giren binalarda, yangını binadaki kişilerin tümüne duyuracak bir yangın alarm tesisatı kurulacaktır.<br />
Her türlü elektrik tesisatı, kaçış yolları aydınlatması, acil durum aydınlatma ve yönlendirmesi ve yangın algılama ve uyarı sistemleri, ilgili TSE standartlarına ve tesisat yönetmeliklerine uygun olarak tasarlanacak, tesis edilecek ve onaylanacaktır. Bu tesisat ve sistemlerde kullanılacak her türlü cihaz ve kablolar, TSE veya TSE tarafından eşdeğerliği kabul edilen standart veya kalite belgesine sahip olacaklardır.<br />
Bu Yönetmeliğin gerekli gördüğü her türlü sistem, cihaz, ekipman ve işletmesi; kurulduktan sonra, bu Yönetmelikte aksi belirtilmedikçe, çalışma sürekliliği sağlanacak şekilde sürekli olarak bakıma tabi tutulacaktır. Bakım çalışmaları asgari olarak bu Yönetmelikte belirtilen gereksinimlere uygun olarak yapılacak, ilgili TSE standartları ve tesisat yönetmeliklerinde, bu Yönetmelikte belirtilen gereksinimlerin üzerinde bakım gereksinimleri olduğu taktirde ilave olarak bu gereksinimler de yerine getirilecektir.<br />
Binalarda kurulacak elektrik tesisatı, kaçış yolları aydınlatması ve yangın algılama ve uyarı sistemlerinin tasarım ve uygulaması yetki sahibi merci tarafından kontrol ve onaya tabi olacaktır. Periyodik test ve bakım gerektiren sistemler ve cihazlar yetki sahibi merci tarafından belirtilen şekilde, bina sahibi veya yöneticisi ile bunların yazılı olarak sorumluluklarını devrettiği bina yetkilisinin gözetiminde test ve bakıma tabi tutulacaktır.<br />
İKİNCİ BÖLÜM<br />
Elektrik Tesisatı<br />
İç tesisat<br />
Madde 68- Her türlü binada elektrik iç tesisatı; yürürlükte olan &#8220;Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği&#8221;ne uygun olarak tesis edilecek ve aşağıda belirtilen gereklere uyulacaktır.<br />
a) Koruma Aygıtları: Tüm binalarda kısa devre, aşırı yük, toprak teması ve kaçak akım sonucunda yangın çıkmasını önleyecek koruma düzenleri gerçekleştirilecektir. Bu amaçla, oluşabilecek hata akımlarına karşı gerekli koruma aygıtları kullanılacaktır.<br />
b) Kısa Devre Hesapları: Bütün bina ve yapılarda elektrik tesisatında kullanılacak tüm cihaz ve malzemeler kısa devre hesapları yapılarak seçilecektir. Kullanılacak anahtarlama ve koruma düzenleri ve bu düzenlerin kurulması için gerekli aygıtlar hesap sonuçlarına uygun elektriksel karakteristiklere sahip olacaklardır. Kullanılacak kablo ve bus-bar gibi her türlü akım taşıyıcılarda alev iletmeyen tipte yalıtım malzemesi kullanılacaktır.<br />
c) Yalıtım Malzemeleri: Endüstriyel ve depolama amaçlı binalar dışındaki, sağlık hizmeti amaçlı yapılarda ve kullanıcı yükü 1000&#8242;den fazla olan bütün yapılarda, 100 ve daha fazla odalı oteller, moteller ve yatakhanelerde, bütün penceresiz yapılar ve yeraltındaki yapılarda, bütün yüksek binalarda; kuvvetli akım besleme ve dağıtım kabloları ve aydınlatma tesisatı kabloları, kullanılacak kablo ve bus-bar gibi her türlü akım taşıyıcılarda yalıtım amacıyla kullanılan malzemeler, halojenden arındırılmış, yangına maruz kaldığında herhangi bir zehirleyici gaz üretmeyen nitelikte malzemeler olacaktır.<br />
d) Bağlantı ve Tespit Elemanları: Bütün bina ve yapılarda elektrik tesisatı ile ilgili her türlü cihaz ve akım taşıyıcıların bina veya yapıya tespiti ve tespit maksadıyla kullanılan askı mesnet, konsol ve benzeri bağlantı elemanları oluşabilecek deprem kuvvetlerine göre hesaplanarak tasarlanacak ve uygulanacaktır.<br />
e) Uzatma Kabloları: Uzatma kabloları sadece taşınabilir cihaz ve aydınlatma araçlarının beslenmesi için kullanılacaktır. Uzatma kabloları hiçbir şekilde kalıcı kablolama yerine geçirilmeyecektir. Uzatma kabloları ile ilgili hükümler; mevcut ve yeni yapılan binalarda, inşaat halinde olan binalarda ve mevcut binalarda yapılan tadilat, modernizasyon ve yenileme çalışmaları esnasında uygulanacaktır. Uzatma kablolarının kullanımında aşağıdaki esaslara uyulacaktır.<br />
1) Her uzatma kablosu  doğrudan bir prize takılacak ve sadece bir cihaz veya aydınlatma aracına  bağlanacaktır.<br />
2) Kablonun akım taşıma kapasitesi bağlandığı cihaz ya da aydınlatma aracının nominal akımından küçük olmayacaktır.<br />
3) Uzatma kablosu fiziksel olarak iyi durumda tutulacak; ezilme, kesilme, yıpranma gibi nedenlerle güvenliği tehlikeye düşürecek kablolar kullanılmayacaktır.<br />
    4) Topraklama gerektiren cihaz veya aydınlatma araçları için topraklı tip uzatma kablosu kullanılacaktır.<br />
    5) Uzatma kabloları ve esnek kordonlar sabit cisimlere tutturulmayacak; duvarlar, tavanlar, yer<br />
    döşemelerinden geçirilmeyecek, kapı altlarından ve halı gibi yer döşemelerinin altından geçirilmeyecek ve<br />
    fiziksel darbelere maruz bırakılmayacaktır.<br />
f) Elektrik Planları: Her türlü binada, elektrik iç tesisatına ilişkin kuvvetli akım kolon şeması bulunacak ve ana tabloya en yakın yerde camlı bir dolap içinde muhafaza edilecektir.<br />
g) Kuvvetli Akım Tesisatı: Her türlü binalarda kuvvetli akım tesisatının kuruluşu ve işletilmesi yürürlükte olan &#8220;Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği&#8221; ve &#8220;Elektrik Tesislerinde Topraklamalar Yönetmeliği&#8221;ne uygun olarak yapılacaktır.<br />
Yangın bölmelerinden geçişler<br />
Madde 69- Bütün bina ve yapılarda elektrik tesisatının İkinci Kısım Üçüncü Bölümde belirtildiği şekilde bir yangın bölmesinden diğer bir yangın bölmesine yatay ve düşey geçişlerinde yangın durdurucu harç, yastık, panel ve benzeri malzemelerle yangın ve/veya dumanın geçişini engelleyecek şekilde tüm açıklıklar kapatılacaktır. Bu amaçla TSE veya TSE tarafından eşdeğerliği kabul edilen standart veya kalite belgesine sahip malzemeler kullanılacak ve üretici firmanın spesifikasyonlarına göre tasarım ve uygulama yapılacaktır.<br />
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM<br />
Acil Durum Aydınlatması ve Yönlendirmesi<br />
Genel<br />
Madde 70- Kaçış yolları her zaman aydınlatılmış durumda olacaktır. Acil durum aydınlatma ve yönlendirmesi için kullanılan aydınlatma üniteleri normal aydınlatma mevcutken aydınlatma yapmayan tipte seçildikleri taktirde, normal kaçış yolu aydınlatması kesildiğinde otomatik olarak devreye girecek şekilde tesis edileceklerdir.<br />
Bu Kısım kapsamında, aydınlatılması, acil durum aydınlatması ve yönlendirmesi yapılması gerekli görülen kaçış yolları Üçüncü Kısımda belirtilen kaçış yolları ve yangın merdivenleri olup, birden fazla kaçış yolu bulunması gereken bina ve yapılarda bütün kaçış yollarında aydınlatma, acil durum aydınlatması ve yönlendirmesi yapılacaktır.<br />
Kaçış yolları aydınlatması<br />
Madde 71- Bu Kısım kapsamında aydınlatılması gerekli görülen kaçış yolları Üçüncü Kısımda belirtilen kaçış yolları ve yangın merdivenleri olup, birden fazla kaçış yolu bulunması gereken bina ve yapılarda bütün kaçış yolları aydınlatılacaktır.<br />
Kaçış yollarında aydınlatma, bina veya yapıda kaçış yollarının gerekli olacağı tüm zamanlarda sürekli olarak yapılacaktır. Aydınlatma bina ya da yapının genel aydınlatma sistemine bağlı aydınlatma tesisatı ile suni aydınlatma şeklinde sağlanacak, doğal aydınlatma yeterli kabul edilmeyecektir.<br />
Kaçış yollarında tabanlarda, döşemelerde ve yürüme yüzeylerinde ölçülen aydınlatma seviyesi en az 10 lux olacaktır. Toplanma amaçlı binalarda, gösteri veya projeksiyon yapılan sürelerde bu aydınlatma seviyesi en az 2 lux olabilir.<br />
Aydınlatma armatürlerinin yerleştirilmesi, herhangi bir armatürün çalışamaz hale gelmesi durumunda kaçış yollarının herhangi bir noktasındaki taban ve döşeme aydınlatma seviyesinin en az 2 lux olmasını sağlayacak şekilde yapılacaktır.<br />
Kaçış yollarının işaretlenmesi için 73 üncü maddede belirtilen gereksinimleri karşılamak için kullanılan aydınlatma üniteleri 71 inci maddede belirtilen koşulları sağlamak kaydıyla kaçış yolları aydınlatması için de kullanılabilirler.<br />
Acil durum aydınlatması<br />
Madde 72- Acil durum aydınlatma sistemi; şehir şebekesi veya benzeri bir dış elektrik beslemesinin kesilmesi, yangın, deprem gibi nedenlerle bina ya da yapının elektrik enerjisinin güvenlik amacıyla kesilmesi, bir devre kesici veya sigortanın açılması nedeniyle normal aydınlatmanın kesilmesi durumunda otomatik olarak devreye girerek yeterli aydınlatma sağlayacak şekilde düzenlenecektir.<br />
Aşağıda belirtilen yerler ile bütün kaçış yolları, toplanma için kullanılan yerler, asansör ve yürüyen merdivenler, yüksek risk oluşturan hareketli makineler ve kimyasal maddeler bulunan atölye ve laboratuvarlar, elektrik dağıtım ve jeneratör odaları, merkezi batarya ünitesi odaları, pompa istasyonları, ilkyardım ve emniyet ekipmanının bulunduğu yerler, yangın uyarı butonları, yangın dolapları, yangın söndürme tüpleri ve diğer yangınla mücadele ekipmanının bulunduğu yerler, kapalı otoparklar ve benzeri bölümlerde, acil durum aydınlatması yapılacaktır.<br />
a) Toplanma, sağlık hizmeti, ticaret amaçlı binalarda, büro binaları ve endüstriyel binalar,<br />
b) Kullanıcı yükü 400&#8242;den fazla olan bütün yapılar,<br />
c) Çıkış seviyesinin altında 50 veya daha fazla kullanıcısı olan binalar,<br />
d) Tüm penceresiz yapılar ve yer altındaki yapılar,<br />
e) Tüm otel, motel ve yatakhaneler,<br />
f) Daire sayısı 20&#8242;den daha fazla olan apartmanlar,<br />
g) Bütün yüksek binalar,<br />
h) Tutukevi, cezaevi ve ıslahevlerinin topluma açık bölümleri,<br />
i) İçinde yalnız gündüz saatlerinde insan bulunan ve kaçış yolları gün ışığıyla yeterli düzeyde aydınlatılmış olanların dışındaki tüm depolama amaçlı binalar.<br />
Acil durum aydınlatması normal aydınlatmanın kesilmesi halinde en az 1 saat süreyle sağlanacaktır. Acil durum çalışma süresi kullanıcı yükü 100&#8242;den fazla olduğu taktirde 2 saat, 500&#8242;den fazla olduğu taktirde 3 saat olacaktır.<br />
Kaçış yolları üzerinde aydınlatma ünitesi seçimi ve yerleştirmesi, tabanlarda, döşemelerde ve yürüme yüzeylerinde, kaçış yolunun <a href="http://www.genelbilge.com/tag/merkez/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Merkez">merkez</a> hattı üzerindeki herhangi bir noktada acil durum aydınlatma seviyesi en az 1 lux olacak şekilde yapılacaktır. Acil durum çalışma süresi sonunda bu aydınlatma seviyesi her hangi bir noktada 0.5 lux&#8217;den daha düşük bir seviyeye düşmeyecektir. En yüksek ve en düşük aydınlatma seviyesine sahip noktalar arasındaki aydınlatma seviyesi oranı 40:1&#8242;den fazla olmayacaktır.<br />
Acil durum aydınlatmasının sağlanması şehir şebekesi ve bunun gibi bir enerji kaynağından, statik invertör veya benzeri diğer bir enerji kaynağına aktarılmaya dayanıyorsa, aktarma süresi 3 saniyeyi geçmeyecektir.<br />
Hareketli makinalar ve kimyevi maddeler gibi tehlike oluşturan yüksek riskli mahallerde acil durum aydınlatma seviyesi normal aydınlatma seviyesinin %10&#8242;u ya da en az 15 lux olacak ve en yüksek ve en düşük aydınlatma seviyesine sahip noktalar arasındaki oran 10:1&#8242;i geçmeyecektir. Yüksek riskli mahallerde normal aydınlatmanın kesilmesinde acil durum aydınlatmasının devreye girme süresi 0.5 saniyeyi geçmeyecektir.</p>
<p>Acil durum aydınlatması,<br />
a) Kendi akümülatörü, şarj devresi, şebeke gerilimi denetleyicisi ve lamba sürücü devresine sahip bağımsız aydınlatma armatürleri,<br />
b) Bir merkezi akümülatör bataryasından doğru gerilim, ya da bir invertör devresi aracılığıyla alternatif gerilim sağlayan bir merkezi batarya ünitesinden beslenen aydınlatma armatürleri, ile sağlanabilir.<br />
Normal aydınlatma amacıyla kullanılan aydınlatma armatürleri, acil durum dönüştürme kitleri doğrudan armatür muhafazasının içerisinde veya hemen yakınında monte edilerek ve gerekli bağlantılar yapılarak bağımsız acil durum aydınlatma armatürlerine dönüştürülebilirler.<br />
Merkezi batarya acil aydınlatma sistemlerinde, merkezi ünite ile aydınlatma armatürleri arasındaki bağlantılar en az acil durum aydınlatma süresi kadar yangına dayanacak şekilde metal tesisat boruları içerisinde ve/veya mineral izolasyonu veya benzeri yangına dayanıklı kablolar ile yapılacaktır. Kendi başlarına acil durum aydınlatması yapabilen aydınlatma armatürlerine yapılacak şebeke gerilimi bağlantıları normal aydınlatmada kullanılan tipte kablolarla yapılacaktır.<br />
Birinci ve ikinci derece deprem bölgelerinde merkezi batarya tipi acil aydınlatma sistemleri kullanılmayacaktır. Bu bölgelerde acil aydınlatma, kendi başlarına çalışabilen bağımsız acil aydınlatma armatürleri ile sağlanacaktır.<br />
Acil durum yönlendirmesi<br />
Madde 73- Birden fazla çıkışı olan bütün yapılarda, kullanıcıların çıkışlara kolaylıkla ulaşabilmesi için acil durum yönlendirmesi yapılacaktır.<br />
Yönlendirme işaretlerinin aydınlatması ya 72 nci maddede belirtilen özelliklerde acil aydınlatma üniteleri ile dışarıdan aydınlatılarak yapılacak, yada aynı özelliklerde ve içeriden aydınlatılan işaretlere sahip acil durum yönlendirme üniteleri kullanılacaktır.<br />
Acil durum yönlendirmesi normal aydınlatmanın kesilmesi halinde en az 1 saat süreyle sağlanacaktır. Acil durum çalışma süresi kullanıcı yükü 100&#8242;den fazla olduğu taktirde 2 saat, 500&#8242;den fazla olduğu taktirde 3 saat olacaktır.<br />
Yönlendirme işaretleri yeşil zemin üzerine beyaz olarak TSE standartları veya TSE tarafından eşdeğerliği kabul edilen standart ve yönetmeliklere uygun olacaktır. Bir yönlendirme işaretinin azami görülebilirlik uzaklığı, işaret boyut yüksekliğinin 200 katına eşit olan uzaklık olacak, bu uzaklıktan daha uzak noktalardan erişim için gerektiği kadar yönlendirme işareti ilave edilecektir.<br />
Kaçış yollarında yönlendirme işaretleri dışında, kaçış yönü ile ilgili tereddüt ve karışıklık yaratabilecek, hiçbir ışıklı işaret veya nesne bulundurulmayacaktır.<br />
Yönlendirme işaretleri hem normal aydınlatma, hem de acil durum aydınlatma durumlarında kaçış yolu üzerinde tüm erişim noktalarından görülebilir olacaktır. Dışarıdan aydınlatılan yönlendirme işaretlerinde aydınlatma, görülebilen tüm doğrultularda en az 2 cd/m2 olacak ve en az 0.5 değerinde bir kontrast oranına sahip olacaktır.<br />
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM<br />
Yangın Algılama ve Uyarı Sistemleri<br />
Genel<br />
Madde 74- Bu Yönetmelikte belirtilen yangın alarm sistemi, yangın algılama, alarm verme, kontrol ve haberleşme fonksiyonlarını içeren komple sistemdir. Yangın alarm sisteminin beslemesi, sadece yangın alarm sistemini besleyen bir otomatik sigorta üzerinden ve eğer binada mevcut ise jeneratör ya da kesintisiz güç kaynağı gibi bir ikincil besleme kaynağından yapılacaktır. Bu beslemenin de kesilmesi durumunda yangın alarm sistemi, algılama fonksiyonlarını en az 24 saat yerine getirebilecek ve bu sürenin sonunda tüm alarm verme, kontrol ve haberleşme fonksiyonlarını en az 30 dakika süre ile yerine getirebilecek şekilde tam kapalı, sızdırmaz tip, bakım gerektirmeyen akümülatörle teçhiz edilecektir. Gerekli görüldüğü taktirde bu sürelerin daha uzun olması sağlanacaktır.<br />
Yangın alarm sistemini oluşturan tüm kablolar ve uzak kontrol ve denetim merkezlerine iletişim maksadıyla kullanılan tüm hatlar; kopukluk, kısa devre ve toprak kaçağı gibi arızalara karşı sürekli olarak denetim altında tutulacaklardır.<br />
Can güvenliğinin esas olduğu binalarda bir yangın alarm sisteminin herhangi bir nedenle 24 saatlik bir zaman aralığında 4 saatten daha uzun bir süreyle devre dışı kalması durumunda yetki sahibi merci durumdan haberdar edilecek ve yangın alarm sistemi tekrar çalışır duruma getirilinceye kadar, önceden yetki sahibi merci tarafından onaylanmış bulunan yangın gözetim faaliyeti başlatılacak ve sürdürülecektir. Yangın gözetiminde normal güvenlik personeline ek olarak, korumasız kalan bölgelerde ilave güvenlik personeliyle gözetim turları başlatılacaktır.<br />
Algılama ve ihbar tesisatı<br />
Madde 75- Komple bir yangın alarm sisteminin aktivasyonu, elle, otomatik veya bir söndürme sisteminin aktivasyonundan biri ya da tamamı ile olacaktır.<br />
Elle yangın uyarısı, yangın uyarı butonları ile yapılacaktır. Yangın uyarı butonları yangın kaçış yollarında tesis edilecekler ve her kaçış çıkış noktasında bir adet yangın uyarı butonu bulunacaktır. Yangın uyarı butonlarının yerleşimi, bir kattaki her hangi bir noktadan o kattaki her hangi bir yangın uyarı butonuna yatay erişim uzaklığı 50 m&#8217;yi geçmeyecek şekilde düzenlenecektir.<br />
Tüm yangın uyarı butonları görülebilir ve kolayca erişilebilir olacaktır. Yangın uyarı butonları yerden en az 1.1 m ve en fazla 1.4 m yükseklikte monte edilecektir.<br />
Duman Algılama Cihazları: Aşağıda belirtilen bina ve yapıların tüm kaçış yollarında ve duman dedektörlerinin yanlış uyarılara neden olmadan kullanımına elverişli tüm yerleşime açık alanlarında, ortak alanlarında ve çalışma alanlarında otomatik duman algılama cihazları tesis edilecektir.<br />
a) Tehlike sınıfı yüksek olan bütün binalarda,<br />
b) Tehlike sınıfı orta olan ve toplam kullanım alanı 1000 m2 yi geçen binalarda,<br />
c) İkamet amaçlı binalar dışındaki tüm yüksek binalarda,<br />
d) Yapı yüksekliği 51.50 m&#8217;den fazla olan apartman binalarında,<br />
e) Oteller, moteller, yatakhaneler, misafirhaneler, hastahaneler, huzur evleri, pansiyonlar ve benzeri bütün yatılan yerlerde,<br />
Tüm endüstriyel binalarda, tüm kaçış yollarında ve duman dedektörlerinin yanlış uyarılara neden olmadan kullanımına elverişli koridorlar, depolar, tesisat/teçhizat odaları ve benzeri, sürekli insan bulunmayan bölümlerde veya otomatik sprinkler olmayan bölümlerde tüm ortak alanlarında ve çalışma alanlarında otomatik duman algılama cihazları tesis edilecektir.<br />
Otomatik duman algılamanın gerekli görüldüğü tüm mahallerde ana hacimlere ve içinde yanmaya elverişli ve yanma riski taşıyan maddeler bulunan, yüksekliği 25 cm&#8217;den fazla olan asma tavanların üzerlerindeki ve yükseltilmiş döşemelerin altlarındaki boşluklara, diğer bölmelere, asansör ve merdiven kovaları gibi boşluklara duman dedektörleri tesis edilecektir. İçinde yanmaya elverişli madde bulunmayan ve erişilmesi mümkün olmayan boşluklara duman dedektörü takılması gerekli değildir. İçinde yanmaya elverişli ve yanma riski taşıyan maddeler olan boşluklar erişilebilir hale getirilecek ve duman dedektörleri ile korunacak, ayrıca uzak lamba konarak dedektörün alarm halinin anlaşılması sağlanacaktır.<br />
Tüm dedektörler periyodik testler ve bakımlar için ulaşılabilir olacaktır.<br />
Diğer Algılama ve Uyarı Cihazları: Duman algılama cihazlarının kullanımının uygun ya da yeterli olmadığı mahallerde, gerekli görüldüğü takdirde sıcaklık ve/veya alev dedektörleri tesis edilecektir.<br />
Binada otomatik sprinkler sistemi bulunuyorsa, sprinklerin açılması durumunda yangın alarm sisteminin otomatik algılama yapması sağlanacaktır. Bu amaçla her bir zon hattına su akış anahtarları tesis edilecek ve bu akış anahtarlarının kontak çıkışları yangın alarm sistemine giriş olarak bağlanacaktır. Bu hallerde, otomatik sprinkler olan yerler, otomatik sıcaklık dedektörleriyle donatılmış gibi işlem görecektir. Bu mahallerde otomatik sıcaklık artış dedektörlerinin kullanılması zorunlu değildir.<br />
Bina veya yapıda otomatik veya elle çalışan diğer gazlı, kuru kimyasal tozlu veya benzeri sabit söndürme sistemi bulunuyorsa, bunların aktivasyonu yangın alarm sistemi tarafından otomatik olarak algılanacaktır. Bu amaçla söndürme sistemlerinden, söndürme sisteminin aktive olduğunu bildiren kontak çıkışları yangın alarm sistemine giriş olarak bağlanacaktır.<br />
Alarm verme<br />
Madde 76- Bir yangın alarm sisteminin aktive edilmesi halinde sesli ve ışıklı olarak ya da data iletişimi ile alarm verme aşağıdaki gibi yapılacak ancak alarm bilgisi aktarımı bunlarla da sınırlı kalmayacaktır.<br />
a) Yangın kontrol merkezindeki ana kontrol panelinde ve diğer izleme noktalarındaki tali kontrol panelleri ya da tekrarlayıcı panellerde sesli, ışıklı ve/veya alfa nümerik göstergelerle,<br />
b) Binanın kullanılan tüm bölümlerinde yaşayanları yangın veya benzeri bir acil durumdan haberdar etmek için sesli ve ışıklı uyarı cihazlarıyla,<br />
c) Binada bulunan yangın ve acil durum mücadele ekiplerinin uyarılması ve itfaiyeye haber verilmesi için sesli ve ışıklı uyarı cihazları ve direkt hatlar ya da diğer iletişim ortamları üzerinden data iletişimi ile, yapılacaktır.<br />
Yangın kontrol panelleri ve tekrarlayıcı panelleri<br />
Madde 77- Yangının haber verilmesi için en büyük birim olarak yangın bölgeleri kullanılacaktır. Tüm binalarda her bağımsız kat en az bir yangın bölgesi olarak kabul edilecektir. Eğer bir katın alanı 2000 m2 den büyükse birden fazla yangın bölgeleri belirlenecektir. Bir bina ya da yapının toplam alanı 300 m2 ya da daha küçük ise birden fazla katlı olsa da tek bir yangın bölgesi olarak kabul edilebilir.<br />
Bir yangın bölgesinin herhangi bir doğrultuda uzunluğu 100 metreyi geçmeyecektir. Bir yangın bölgesinin içerisinde bir yangın başlangıcını görsel olarak saptamak için alınması gereken uzaklık 30 m&#8217;yi geçmeyecektir.<br />
Yangın bölgeleri 24 üncü maddede belirtilen yangın bölmeleri ile uyumlu olacak şekilde belirlenecektir. Bir yangın bölgesinin sınırları mümkünse yangın bölmelerinin sınırlarıyla çakışmalıdır.<br />
a) Bu Yönetmelikte gerekli görülen tüm yangın alarm sistemlerinde yangın kontrol panelleri ve tekrarlayıcı paneller aşağıda belirtilen yerlerde tesis edileceklerdir.<br />
1) Bina ya da yapının zemin katında ve sürekli olarak görevli personel bulunan bir yerde ana yangın kontrol paneli veya, ana yangın kontrol panelinin	başka bir mahalde tesis edilmesi gerekli görülüyorsa, 1 yangın alarm tekrarlayıcı paneli tesis edilecektir.<br />
2) Yangın kontrol panelinin tesis edildiği yerde personelin bulunamadığı zaman aralıkları varsa, bu sürelerde sürekli personel bulunan ikinci bir mahalde veya daha fazla mahallerde tekrarlayıcı paneller tesis edilecektir.<br />
3) Yangın alarm sistemi birden fazla binayı kapsıyorsa, 2 veya daha fazla yangın bölgesi bulunan her binada ayrı bir tali yangın kontrol paneli ya da tekrarlayıcı panel tesis edilecektir.<br />
b) Yangın kontrol panelleri ve tekrarlayıcı panellerinde asgari olarak aşağıdaki sesli, ışıklı ve alfa nümerik göstergeler bulunacaktır.<br />
    	1) Genel yangın alarm lambası ve her yangın bölgesi için ayrı bir yangın alarm lambası,<br />
2) Genel sistem arızası lambası ve ayrı bir ışıklı alfa nümerik gösterge ile bölgesel arıza bilgisi verilmiyorsa, her yangın bölgesi için ayrı bir arıza lambası,<br />
3) Yangın uyarı butonlarından ve otomatik yangın dedektörlerinden gelen	uyarıları bireysel olarak cihaz bazında değerlendirebilen adreslenebilir	sistemlerde yukarıdakilere ek olarak, bireysel yangın ve arıza uyarılarınınizle ebileceği bir ışıklı alfa nümerik gösterge,<br />
    	4) Her yangın veya arıza sinyali alındığında aktive olan sesli uyarı cihazı.<br />
Sesli uyarı cihazı bir buton aracılığıyla susturulabilecek, ancak sesli uyarının susturulması ışıklı uyarıların kalkmasına neden olmayacaktır. Tüm bölgesel yangın ve arıza lambalarının yanlarında hangi yangın bölgesine ait olduklarını açık, net ve silinmeyecek bir şekilde belirten etiketler bulunacaktır.<br />
Sprinkler alarm istasyonları<br />
Madde 78- Bir bina ya da yapıda 96 ncı maddede belirtildiği şekilde bir sprinkler sistemi kurulduğu takdirde sprinkler alarm istasyonları ve akış anahtarları yangın alarm sistemine bağlanacaktır. Sprinkler sisteminden gelen alarm uyarıları ya ayrı bir bölgesel izleme panelinde, ya da yangın kontrol panelinde ayrı bölgesel alarm göstergeleri oluşturularak izlenecektir. Hat kesme vanalarının izleme anahtarları ve sprinkler sistemine ilişkin diğer arıza kontakları da aynı şekilde yangın alarm sistemi tarafından sürekli olarak denetlenecektir.<br />
Gazlı söndürme sistemi alarm ve arıza çıkışları<br />
Madde 79- Bir bina ya da yapıda 98 inci maddede belirtildiği şekilde bir gazlı söndürme sistemi kurulduğu taktirde söndürme sisteminin alarm ve arıza çıkışları yangın alarm sistemine bağlanarak ayrı bölgesel göstergelerle izleneceklerdir.<br />
Duman kontrol ve basınçlandırma sistemleri arıza ve konum değiştirme sinyalleri<br />
Madde 80- Bir bina ya da yapıda Altıncı Kısımda belirtildiği şekilde duman kontrol ve basınçlandırma sistemleri kurulduğu takdirde bu sistemlerle ilgili arıza ve konum değiştirme sinyalleri ya ayrı bir bölgesel izleme panelinde ya da yangın kontrol panelinde ayrı bölgesel durum ve arıza göstergeleri oluşturularak izlenecektir. Duman tahliye ve basınçlandırma sistemlerinin elle kontrolleri ayrı bir kontrol panelinden yapılabileceği gibi bu yukarıda belirtilen izleme panelleri ile birleştirilerek yangın alarm sistemi bünyesinde de gerçekleştirilebilecektir.<br />
Sesli ve ışıklı alarm cihazları<br />
Madde 81- Bir bina ya da yapının kullanılan tüm bölümlerinde yaşayanları yangın veya benzeri bir acil durumdan haberdar etme işlemleri sesli ve ışıklı alarm cihazları ile gerçekleştirilecektir.<br />
Yangın alarm sinyali gecikmesiz olarak, yangın mücadele ekipleri ve yangına müdahale konusunda eğitilmiş personele ulaştırılmak kaydıyla, yangın uyarısının gerçekliğinin araştırılmasına imkan verecek şekilde bir ön uyarı sistemine müsaade edilecektir. Tehlikeli maddelerin bulundurulduğu ve/veya işlendiği endüstriyel binalarda ve depolama amaçlı bina ve yapılarda herhangi bir yangın algılaması otomatik olarak bina tahliye alarmlarını harekete geçirecek, bu bina ve yapılarda ön uyarı sistemi uygulanmayacaktır.<br />
Tahliye ikazları aşağıdaki istisnalar dışında hem sesli, hem de ışıklı olarak yapılacaktır.<br />
a) İşitme engelli kişilerin bulunma ihtimali olmayan alanlarda ışıklı uyarı cihazı kullanılması zorunlu olmayacaktır.<br />
b) Sağlık hizmeti amaçlı binalar için öngörüldüğü taktirde sadece ışıklı uyarı cihazları kullanılmasına izin verilecektir.<br />
Tahliye alarmları aşağıdaki istisnalar dışında bina ya da yapının tamamında aktive edilecektir.<br />
a) Binanın yapısı nedeniyle bütün binanın boşaltılmasının uygun olmadığı binalarda, başlangıçta sadece yangından etkilenen ve etkilenecek bölgelerde alarm verilecektir. Bu durumda binanın düzenli bir şekilde boşaltılabilmesi için diğer bölgelerde kademeli olarak alarm verilmesini sağlayacak şekilde tesisat yapılacaktır.<br />
b) Binadan yaşlılık, fiziksel veya zihinsel yetersizlik ve benzeri nedenlerle kendi başlarına çıkamayacak kişilerin bulunduğu yapılarda sadece bu kişilerin bakımları ve binadan tahliyeleri ile görevli personele yangın alarmı verilmesine müsaade edilecektir.<br />
Sesli uyarı cihazları binanın her yerinde, yerden 150 cm yükseklikte ölçülecek ses seviyesi, ortalama ortam ses seviyesinin en az 15 dBA üzerinde olacak şekilde yerleştirilmiş olacaklardır. Sesli uyarı cihazları 3 m uzaklıkta en az 75 dBA en çok 120 dBA ses seviyesi elde edilecek özellikte olacaklardır. Uyuma maksatlı bölümlerde, yatak başındaki ses seviyesi ortalama ortam ses seviyesinin 15 dBA üzerinde ve en az 75 dBA ses seviyesi elde edilecek şekilde sesli alarm cihazları tesis edilecektir.<br />
Sesli yangın uyarı cihazlarının sesleri, binada başka amaçlarla kullanılan sesli uyarıcılardan ayırt edilebilecek özellikte olacaktır. Sesli uyarı cihazlarının ses türü her yerde aynı ve 500-1000 Hz. arasındaki bir sabit frekansta sürekli çalan korna veya zil sesi şeklinde olacaktır. Alçalıp yükselen, iki veya daha çok frekans arasında dalgalanan siren tonları veren sesli uyarı cihazları yangın uyarısı için kullanılmayacaktır. Kademeli tahliyenin öngörüldüğü yerlerde ön uyarı maksadıyla aynı sabit frekansta kesikli uyarı verilmesine müsaade edilecektir. Ancak bu durumda tahliye uyarıları, sesli uyarı cihazlarının sürekli olarak çalması şeklinde yapılacaktır.<br />
Otomatik yayınlanan ses mesajları ve yangın merkezinden mikrofonla yayınlanan canlı ses mesajlarıyla binada yaşayanların tahliyesini ya da bina içerisinde yer değiştirmelerini sağlayacak şekilde sesli tahliye uyarı sistemleri kullanılacaktır. Sesli tahliye uyarı sistemleri gerekli görüldüğü takdirde bir deprem durumunda paniği önlemek ve binanın tahliyesini öngörülen tahliye planına uygun olarak gerçekleştirmek için de kullanılabilecektir.<br />
Aşağıda belirtilen yerlerde sesli tahliye sistemleri tesis edilecektir.<br />
 a) Yatak sayısı 200&#8242;den fazla olan otel, motel ve yatakhanelerde,<br />
 b) Yüksekliği 51.50 m&#8217;yi geçen konut harici tüm binalarda.<br />
Sesli ve ışıklı alarm cihazları yalnızca yangın alarm sistemi ve diğer acil durum ikazları için kullanılacaklardır. Sesli tehliye sistemleri, yangın alarm sistemi ve diğer acil durum anonsları öncelik almak ve otomatik olarak diğer kullanım amaçlarını devre dışı bırakmak şartıyla, genel anons, fon müziği yayını gibi başka amaçlarla da kullanılabilirler.<br />
Acil durum kontrol işlemleri<br />
Madde 82- Bir yangın durumunda otomatik olarak gerekli kontrol fonksiyonlarını harekete geçirerek bina ya da yapıyı içinde bulunanlar için daha emniyetli hale getirecek şekilde bir yangın alarm ve kontrol sistemi düzenlenecektir.<br />
Yangın alarm sistemi, gerektiğinde aşağıdaki fonksiyonları yerine getirecek, ancak yapılacak acil durum kontrol işlemleri bunlarla da sınırlı kalmayacaktır.<br />
a) Yangın esnasında kapanması gereken yangın kapıları ve diğer açıklıkları kapatma amaçlı cihazları normal halde açık durumda tutan elektromanyetik kapı tutucu ve benzer cihazların serbest bırakılması,<br />
b) Merdiven kuyuları ve asansör şaftlarının basınçlandırılması,<br />
c) Duman kontrol ve tahliye sistemlerinin aktivasyonu ya da bu amaçla yapılması gereken otomatik kontrol işlemlerinin yerine getirilmesi,<br />
d) Acil durum aydınlatma kontrol işlemleri,<br />
e) Güvenlik ve benzeri nedenlerle kilitli duran kapıların ve turnikelerin açılması,<br />
f) Asansörlerin yapılış özelliklerine bağlı olarak yangın esnasında kullanımının engellenmesi ya da tahliye amacıyla itfaiye ya da eğitilmiş bina yangın mücadele ekipleri tarafından kullanılmasının sağlanması,<br />
g) Mahalli itfaiye ile elektrik işletmesi, belediye, polis veya jandarma, kurum amiri, bina sahibi ve gerekli görülen diğer yerlere yangının otomatik  olarak haber verilmesi.<br />
Acil durum kontrol işlemleri yangın alarm sisteminin donanım ve yazılım bütünlüğü içerisinde bulunan kontrol birimleri ile gerçekleştirilecektir. Kontrol edilen sistem ve cihazlarla ilişkisi bulunan güvenlik sistemleri, bina otomasyon sistemleri gibi diğer sistemler tarafından yapılabilecek her türlü kontrol ve kumanda işlemleri, bir yangın veya benzeri acil durumda yangın kontrol panelinden yapılacak acil durum kontrol işlemlerini hiçbir şekilde engellemeyeceklerdir.<br />
Kablolar<br />
Madde 83- Bir yangın esnasında uzun süre çalışır durumda kalması gereken;<br />
a) Yangın kontrol panellerinden, sesli ve ışıklı alarm cihazlarına, sesli tahliye sistemi amplifikatör ve hoparlörlerine, acil durum kontrol cihazlarına giden sinyal ve besleme kabloları,<br />
b) İtfaiye ve yangın mücadele ekiplerine haber verme için kullanılan kabloların bina içerisinde kalan kısımları,<br />
c) Ana yangın kontrol paneli ile tali yangın kontrol panelleri ve tekrarlayıcı panellerin birbirleri arasındaki haberleşme ve besleme kabloları,<br />
d) Tüm yangın kontrol panelleri ve tekrarlayıcı panellere enerji sağlayan besleme kabloları, yangına karşı en az 60 dakika dayanabilecek özellikte olacaklardır.<br />
Kademeli tahliye uygulanan binalarda olduğu gibi özel durumlarda, yangına daha uzun süre dayanabilecek kablolar gerekli görülebilir.<br />
Bir yangının algılanmasından sonra uzun süre çalışır durumda kalması gerekli olmayan yangın uyarı butonları, dedektörler ile yangın kontrol panelleri arasındaki kablolar ve enerjisi kesildiğinde bir tehlikeli durum oluşmayan elektromanyetik kapı tutucular ve benzeri cihazlara giden kablolarda yangına dayanıklılık özelliği aranmayabilir.<br />
Yangın alarm sistemi kabloları sistemin sağlıklı ve güvenilir çalışmasını sağlayacak şekilde yangın algılama, kontrol ve uyarı ekipmanı üreticilerinin spesifikasyonlarına uygun tipte olacaklar ve elektriksel gürültü ve benzeri etkilerden korunacak şekilde, diğer sistemler ve enerji taşıyan kablolardan ayrılarak  tesis edileceklerdir.<br />
BEŞİNCİ BÖLÜM<br />
Periyodik Testler, Bakım ve Denetim<br />
Periyodik testler, bakım ve denetim<br />
Madde 84- Bu Yönetmeliğin gerekli gördüğü tüm acil aydınlatma, yönlendirme ve yangın alarm sistemleri bina sahibi, yönetici veya bunların yazılı olarak sorumluluklarını devrettiği bina yetkilisinin sorumluluğu altında periyodik testlere ve bakıma tabi tutulacaktır. Sorumluluğun bina sahibi veya yöneticisi tarafından bir bina yetkilisine devredildiğini gösteren yazılı belgenin bir kopyası yetki sahibi merciinin denetimine açık olacaktır.<br />
Tüm yeni tesis edilmiş sistemler, bina ya da yapı kullanıma açılmadan önce, ilk kabul ve denetim testlerine tabi tutulacaklardır. Kabul işlemleri yetki sahibi merci tarafından yeterli ve tatmin edici bulunacak şekilde sonuçlandıktan sonra test ve denetim raporlarıyla birlikte aşağıdaki belgeler bina sahibine, yöneticisine veya sorumlu bina yetkilisine teslim edilecektir.<br />
a) Yapıldı (as-built) tesisat projelerinin çoğaltılabilir kopyaları,<br />
b) Cihaz çalıştırma ve bakım talimatları,<br />
c) Sistem çalışma talimatı.<br />
Bu belgelerin sistemin ömrü boyunca saklanması ve periyodik test ve bakım servis sözleşmesi ile birlikte yetki sahibi merciinin incelemesine hazır tutulması bina sahibi, yöneticisi veya sorumlu bina yetkilisinin sorumluluğunda olacaktır.<br />
Sisteme ilaveler yapıldığında veya iptaller olduğunda, sistem donanımında herhangi bir değişiklik, onarım ve ayar yapıldığında yeniden kabul testleri yapılacaktır. Yapılan değişiklikler yukarıda belirtilen belgelere işlenecektir.<br />
Periyodik testler ve bakım, yazılı bir periyodik test ve bakım sözleşmesi kapsamında bina sahibi dışında bir kişi veya kurum tarafından yapılacaktır. Servis personeli acil aydınlatma ve yangın alarm sistemleri denetim, test ve bakımı konularında kalifiye ve deneyimli olacaktır.<br />
Haftalık ve aylık bakımlar kullanıcı/işletmeci tarafından 3 aylık, 6 aylık ve yıllık bakım ve testler, bu maksatla eğitim almış yetkili servislerce sağlanmalıdır.<br />
ALTINCI KISIM<br />
Duman Kontrolü, İklimlendirme ve Havalandırma Tesisatı ile Basınçlandırma Sistemi<br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
Genel Hükümler<br />
Genel<br />
Madde 85- Binalarda yapılan havalandırma, basınçlandırma ve duman tahliye tesisatı, binada bulunanlara zarar vermeyecek, panik çıkmasını önleyecek ve binanın emniyetli bir şekilde boşaltılmasını sağlayacak güvenli bir ortamı oluşturacak şekilde tasarlanacak, tesis edilecek ve çalışır durumda tutulacaklardır.<br />
Bu kısımda belirtilen gereksinimler asgari gereksinimler olup, daha üstün nitelikli ve daha yüksek performanslı tesisat ve sistemlerin kullanılmasına engel oluşturmaz.<br />
Kurulması gereken basınçlandırma ve duman tahliye tesisatlarının yerleştirilmeleri, kullanılacak teçhizatın cins ve miktarları, binanın kullanım sınıfı, tehlike sınıfı, binada bulunanların hareket kabiliyeti ve binada bulunan yangın önleme sistemlerinin özelliklerine göre belirlenecektir.<br />
Her türlü basınçlandırma, havalandırma ve duman tahliye tesisatı, ilgili TSE standartlarına ve tesisat yönetmeliklerine uygun olarak tasarlanacak, tesis edilecek ve işletilecektir.<br />
Bu Yönetmeliğin gerekli gördüğü her türlü sistem, cihaz, ekipman ve işletme prosedürü kurulduktan sonra Yönetmelikte aksi belirtilmedikçe performans ve çalışma sürekliliği sağlanacak şekilde sürekli olarak bakıma tabi tutulacaktır. Bakım çalışmaları asgari bu Yönetmelikte belirtilen gereksinimlere uygun olarak yapılacak, ilgili TSE standartları ve tesisat yönetmeliklerinde bu Yönetmelikte belirtilen gereksinimlerin üzerinde bakım gereksinimleri olduğu takdirde ilave olarak bu gereksinimler de yerine getirilecektir.<br />
Binalarda kurulacak basınçlandırma ve duman tahliye tesisatı, binanın yangın sorumlusunun gözetiminde test ve bakıma tabi tutulacaktır.<br />
İKİNCİ BÖLÜM<br />
Duman Kontrolü<br />
Duman kontrol esasları<br />
Madde 86- Doğal duman tahliyesi için duman çekiş bacaları ve bölmeleri ile alev yönlendirme bacaları kullanılacaktır. Mekanik duman tahliye sistemleri olarak iklimlendirme sistemleri özel düzenlemeler yapılarak kullanılacak veya ayrı mekanik duman tahliye sistemleri kurulacaktır.<br />
Modern mimaride, galeri ve endüstri yapılarında duman bacaları kapalı çarşı dizaynında kullanılan atrium, mall gibi yapılarda en üst noktaya duman tahliye sistemi yapılmalıdır.<br />
Duman baca ağızları daima açık olabileceği gibi, yangın vukuunda elle kolaylıkla açılabilen mekanik düzenlerle de çalıştırılabilirler. Bu tür mekanizmaların sürekli bakımla işler durumda tutulmaları zorunludur.<br />
Çok sayıda insanı daimi veya geçici olarak barındıran binalar ile müzeler gibi değerli eşyaları ihtiva eden yapılarda ve yeraltı ulaşım araçları istasyonlarında alev yönlendirme bacaları yapılması zorunludur.<br />
İklimlendirme ve havalandırma tesisatı<br />
Madde 87- Bir yangın esnasında, mevcut iklimlendirme ve havalandırma sistemi duman tahliye sistemi olarak da hizmet verecekse, bu Yönetmelikte mekanik duman tahliye sistemi için istenilen bütün hususlar iklimlendirme ve havalandırma sistemine uygulanacaktır.<br />
Mekanik duman tahliye sistemleri için tesis edilen kanallar çelik, alüminyum ve benzeri malzemeden yapılmış olmalıdır.<br />
Bütün mekanik duman tahliye sisteminde kullanılacak kanallar yeterli sayıda askı elemanları ile bağlanmalıdır.<br />
Kanal kaplama malzemesi en az B1 sınıfı malzeme olmalıdır.<br />
Duman tahliye kanalları yangın merdivenlerinden ve yangın güvenlik hacimlerinden geçmemelidir. Elde olmayan nedenlerden dolayı, kanalın bu bölümden geçmesi durumunda geçtiği bölümün yapısal olarak yangına dayanım süresi kadar yangına dayanacak bir malzeme ile kaplanmalıdır. Kanal bir duvarı geçerek bölüm içerisine giriyorsa, duvar geçişlerinde yangın damperleri kullanılmalıdır.<br />
Aynı hava santralı ile birden fazla mahallin havalandırılması ya da iklimlendirilmesi yapılıyorsa, mahaller arası geçişlerde, dönüş ve toplama kanallarında yangın damperi kullanılmalıdır. Topluma açık özel önlem isteyen yapılarda havalandırma kanalı içine, damperlere kumanda eden kanal tipi duman dedektörleri konulmalıdır.<br />
Asma tavan arası, yükseltilmiş döşeme altı gibi mahallerin plenum olarak kullanılması durumunda; bu bölümler içerisinden sadece; mineral, alüminyum veya bakır zırhlı kablolar, rijit metal borular ve esnek metal borular geçirilebilir. Bilgisayar, televizyon, telefon ve iç haberleşme sistemleri kablolarının, yangın korunum sistemlerinin, alevlenmeyen sıvılar taşıyan yanmaz malzemeden boruların kullanılmasına izin verilir.<br />
Duman tahliye kanalları yangın zonu duvarlarını delmemelidir. Kanalın bir yangın zonu duvarını veya katını geçmesi durumunda, kanal üzerine yangın zonu duvarını veya katını geçtiği yerde yangın damperi konulmalıdır. Eğer, havalandırma kanalı korunmuş bir şaft içinden geçiyorsa şafta giriş ve çıkışta yangın damperi kullanılmalıdır.<br />
Basınçlandırma sistemine ait kanallarda yangın damperi kullanılmaz.<br />
Duman tahliye sistemi bina yangın alarm sistemi tarafından otomatik olarak aktive olmalıdır. İlave olarak, uzaktan el ile kumanda için çalıştırma/durdurma imkanı bulunmalıdır.<br />
Yangının yayılmasında rol oynayan tesisat baca ve kanalları, yangın bölmeleri hizasında, tesisat dışında, çift taraflı en az 8 mm saçla kapatılmış ve arası yalıtılmış olmalıdır. Havalandırma kanal ve bacalarının yangın bölmelerini aşmalarına özel detaylar dışında izin verilmez. Hava kanalları, yanmaz malzemeden yapılmalı veya yanmaz malzeme ile kaplanmalıdır.<br />
Jeneratör odası, mutfak ve otoparklar<br />
Madde 88- Dizel pompa ve acil durum jeneratörünü çalıştırabilmek için mekanik havalandırmanın gerekli olduğu yerlerde, bu bölümlerin duman tahliye sistemleri diğer bölümlere hizmet veren sistemlerden bağımsız olarak dizayn edilmeli, hava doğrudan dışardan ve herhangi bir egzoz çıkış noktasından en az  5 metre uzaktan alınmalı ve mahallin egzoz çıkışı da doğrudan dışarıya ve herhangi bir hava giriş noktasından en az 5 metre uzağa atılmalıdır.<br />
Bir otel, restoran, kafeterya benzeri yerlerin mutfaklarındaki pişirme alanlarının mekanik egzoz sistemi binanın diğer bölümlerine hizmet veren sistemlerden bağımsız olmalı ve egzoz kanalları korunmamış yanabilir malzemelerden en az 500 mm açıktan geçmeli, egzoz doğrudan dışarıya atılmalı ve herhangi bir hava giriş açıklığından en az 5 metre uzakta olmalıdır, mutfak dışından geçen egzoz kanalı geçtiği bölümün veya mutfak bölümünün yapısal olarak yangına dayanma süresi kadar bir malzeme ile kaplanmalı, eğer kanal bir tuğla şaftı içerisinden geçiyorsa şaftın diğer bölümlerinden ve diğer kanallardan veya servis elemanlarından ayrılmalıdır. Mutfak egzoz kanallarına yangın damperi konulmamalıdır.<br />
Toplam alanı 1900 m2 yi aşan bodrumlardaki otomobil park alanları için mekanik duman tahliye sistemi zorunludur. Duman tahliye sistemi binanın diğer bölümlerine hizmet veren sistemlerden bağımsız olmalı ve saatte en az 9 defa hava değişimi sağlamalıdır.<br />
Un, tahıl, kepek, nişasta ve şeker gibi parlayıcı organik tozlar meydana getiren maddelerin imal edildiği, işlendiği veya depo edildiği yerlerde, bu maddelerin tozlarının toplanmasını önleyecek özel havalandırma tertibatı yapılması zorunludur. Bu yerlerde soba, ocak ve benzeri açık ateş kaynağı bulundurulması ve önlem alınmaksızın kaynak yapılması yasaktır.<br />
Doğalgaz, SPG veya tehlikeli maddelerle çalışılan yerlerde fan ve havalandırma motorları patlama ve kıvılcım güvenlikli (ex-proof) olacaktır.</p>
<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM<br />
Basınçlandırma Sistemi<br />
Basınçlandırma sistemi<br />
Madde 89- Yapı yüksekliği 21.50 m&#8217;yi geçen bütün binalarda kapalı merdivenler basınçlandırılmalıdır. Konutlarda yükseklik 51.50 m&#8217;yi geçmesi durumunda basınçlandırma sistemi yapılmalıdır.<br />
Bodrum kat sayısı 4&#8242;den fazla olan binalarda yangın merdiveni basınçlandırılmalıdır.<br />
Yangın anında acil durum asansör kuyularının yangın etkisi altında kalmaması için acil durum asansörü kuyuları basınçlandırılmalıdır.<br />
Basınçlandırma sistemi çalıştığı zaman, bütün kapılar kapalı iken basınçlandırılan merdiven kovası ile bina kullanım alanları arasındaki basınç farkı en az 50 Pa olmalıdır. Açık kapı durumu için basınç farkı en az 15 Pa olmalıdır.<br />
Basınçlandırma sisteminin yangın güvenlik hacmine de yapılması durumunda, merdiven tarafındaki basınç yangın güvenlik hacmi tarafındaki basınçtan daha yüksek olacak şekilde bir basınç dağılımı oluşturulmalıdır.<br />
Hem basınçlı havanın hem de otomatik kapı kapatıcının kapı üzerinde yarattığı kuvveti yenerek kapıyı açmak için kapı tutamağına uygulanması gereken kuvvet 110 Newton&#8217;u geçmemelidir.<br />
Operasyon sırasında basınçlandırma sistemi açık bir kapıdan basınçlandırılmış alana duman girişini engelleyecek yeterlilikte hava hızını sağlayabilmelidir. Her hangi bir kapının tamamının açık olması durumunda ortalama hız büyüklüğü en az 1 m/s olmalıdır.<br />
En az bir iç kapı ve bir dışarıya tahliye kapısının açık olacağı düşünülerek dizayn yapılmalı ve bina kat sayısına göre açık iç kapı sayısı arttırılmalıdır.<br />
Basınçlandırma havası miktarı, sızıntı alanlarından çevreye olan hava akışlarını karşılayacak mertebede olmalıdır.<br />
Merdiven içerisinde oluşacak aşırı basınç artışlarını bertaraf edecek aşırı basınç damperi, frekans kontrollü fan gibi sistemler düşünülmelidir.<br />
Basınçlandırma havası doğrudan dışardan alınmalı ve egzoz çıkış noktalarından en az 5 m uzakta olmalıdır.<br />
Basınçlandırma fanının dışardan hava emişine dedektör konulmalı, duman algılanması durumunda fan otomatik olarak durdurulmalıdır.<br />
Basınçlandırma sistemi bina yangın alarm sistemi tarafından otomatik olarak çalıştırılmalıdır.<br />
Yangın merdivenlerinde pozitif basınç yapılmamış ise; merdiven bölümünde açılabilir pencere veya her merdivenin üzerinde devamlı havalandırmayı sağlayacak tepe penceresi bulunacaktır. Ayrıca, dumanın boşalabilmesi için, merdivenlerde uygun aralıklarla delikler bırakılacaktır. Bu merdivenlere, her kattan kısmen veya tamamen mekanik havalandırma sağlanmış hollerden-kaçış yollarından geçilmesi zorunludur.<br />
YEDİNCİ KISIM<br />
Yangın Söndürme Sistemleri<br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
Genel Hükümler<br />
Genel<br />
Madde 90- Yangın söndürme sistemleri, bu Yönetmelik kapsamındaki tüm yapı ve binalar ile tünel, liman, dok, metro, açık arazi işletmeleri gibi yapılarda yangın öncesi ve sırasında kullanılan sabit söndürme tesisatlarıdır. Bu bölümde belirtilen gereksinimler asgari gereksinimler olup, daha üstün nitelikli ve daha yüksek performanslı tesisat ve sistemlerin tercih edilmesine engel oluşturmaz.<br />
Binalarda kurulan söndürme tesisatı, binada bulunanlara zarar vermeyecek, panik çıkmasını önleyecek ve yangını söndürecek şekilde tasarlanacak, tesis edilecek ve çalışır durumda tutulacaklardır.<br />
Yangın söndürme sistemleri her yapıda oluşabilecek yangını söndürecek kapasitede ve yapı ekonomik ömrü boyunca, sistem gerektiğinde otomatik ve/veya elle devreye gereken hızda girerek görevini yerine getirebilmelidir.<br />
Kurulması gereken sabit yangın söndürme sistemleri ve tesisatının nitelikleri, kullanılacak teçhizatın cins ve miktarları, yerleştirilmeleri, binanın ve binada bulunabilecek malzemelerin yangın türüne göre belirlenecektir. Sistem ve/veya sistemlerde kullanılacak tüm ekipmanlar sertifikalı olacaktır.<br />
Her türlü yangın söndürme sistemleri, ilgili TSE standartlarına ve tesisat yönetmeliklerine uygun olarak tasarlanacak, tesis edilecek ve onaylanacaktır.<br />
Bu Yönetmeliğin gerekli gördüğü her türlü sistem, cihaz, ekipman ve işletme prosedürü; kurulduktan sonra, bu Yönetmelikte aksi belirtilmedikçe, performans ve çalışma sürekliliği sağlanacak şekilde sürekli olarak bakıma tabi tutulacaktır. Bakım çalışmaları asgari olarak bu Yönetmelikte belirtilen gereksinimlere uygun olarak yapılacak, ilgili TSE standartları ve tesisat yönetmeliklerinde bu Yönetmelikte belirtilen gereksinimlerin üzerinde bakım gereksinimleri olduğu taktirde ilave olarak bu gereksinimler de yerine getirilecektir.<br />
Binalarda kurulacak söndürme sistemlerinin tasarım ve uygulaması yetki sahibi merci tarafından kontrol ve onaya tabi olacaktır. Periyodik test ve bakım gerektiren sistemler ve cihazlar yetki sahibi merci tarafından belirtilen şekilde bina sahibi, yöneticisi veya bunların yazılı olarak sorumluluklarını devrettiği bina yetkilisinin gözetiminde test ve bakıma tabi tutulacaktır.<br />
İKİNCİ BÖLÜM<br />
Sulu Söndürme Sistemleri<br />
Genel<br />
Madde 91- Sulu söndürme sistemleri yangın dolapları sistemi, hidrant sistemi, sprinkler sistemi için yapılmış hidrolik hesaplar neticesinde gerekli olan su basınç ve debi değerleri merkezi veya şehir şebekeleri tarafından karşılanamıyorsa; kapasiteyi karşılayacak yangın pompa istasyonu ve deposu oluşturulmalıdır.<br />
Su depoları ve kaynaklar<br />
Madde 92- Sistemde en az bir güvenilir su kaynağı bulunmalıdır.  Sulu söndürme sistemleri için kullanılacak su depolarının yangın rezervi olarak ayrılmış bölümleri başka amaçlar için kullanılmayacak, depo tesisatı sadece söndürme sistemlerine hizmet verecek şekilde düzenlenecektir.<br />
Yapıda sprinkler sistemi bulunması durumunda, su deposu kapasitesi yapının risk sınıfına bağlı olarak en az Tablo 3&#8242;de belirtilen süreyi sağlayacak kapasitede seçilecektir.<br />
              Tablo 3: Sprinkler söndürme sistemleri için su ihtiyacı.<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|                           |Debi (1 dak)                              |Süre (dak)  |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|Düşük tehlike sınıfı       |1000                                      |45          |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|Orta tehlike sınıfı        |2000                                      |60          |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|Yüksek tehlike sınıfı      |Hidrolik hesaplar ile belirlenir.                      |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Yüksek binalar             |Hidrolik hesaplar ile belirlenir.                      |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+</p>
<p>Sprinkler söndürme sistemi yanında yapı içi yangın dolapları ve yapı dışı hidrant sistemi mevcut ise bu durumda sprinkler söndürme suyu debisine Tablo 4&#8242;de belirtilen değerler ilave edilerek su depo kapasitesi belirlenmelidir.<br />
Tablo 4: Yangın dolapları ve hidrant sistemi için ilave edilecek su ihtiyaçları<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;-+<br />
|                       |Yangın Dolabı Debisi (1/dak) |Hidrant Debisi  |Süre   |<br />
|                       |                             |(1/dak)         |(dak)  |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;-+<br />
|Düşük tehlike sınıfı   |100                          |400             |30     |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;-+<br />
|Orta tehlike sınıfı    |100                          |1000            |60     |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;-+<br />
|Yüksek tehlike sınıfı  |200                          |1500            |90     |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;-+</p>
<p>Yapıda sulu söndürme sistemi olarak sadece yangın dolapları sistemi mevcut ise su kapasitesi en az 200 litre debiyi 60 dakika süre ile karşılayacak şekilde en az 12 m3 olacaktır.<br />
Yapıda sadece çevre hidrant sistemi bulunması durumunda su ihtiyacı en az 1900 litre debiyi 90 dakika süre ile karşılayacak kapasitede olmak üzere yapının risk sınıfına göre yapılacak hidrolik hesaplar ile belirlenecektir.<br />
Pompalar<br />
Madde 93- Yangın Pompaları: Sulu söndürme sistemlerine basınçlı su sağlayan, anma debi ve anma basınç değeri ile ifade edilen pompalardır. Pompalar, kapalı vana (sıfır debi) basma yüksekliği anma basma yüksekliği değerinin en fazla %140&#8242;ı kadar olmalı ve %150 debideki basma yüksekliği, anma basma yüksekliğinin %65&#8242;inden daha küçük olmamalıdır. Bu tür pompalar, istenen basınç değerini karşılamak koşuluyla, anma debi değerlerinin %130&#8242;u kapasitedeki sistem talepleri için kullanılabilir.<br />
Sistemde bir pompa kullanılması halinde aynı kapasitede yedek pompa olmalıdır. Birden fazla pompa olması halinde toplam kapasitenin en az %50&#8242;si yedeklenmek şartıyla yeterli sayıda yedek pompa kullanılacaktır.<br />
Pompanın çevrilmesi elektrik motoru yanı sıra içten yanmalı motorlar veya türbinler ile olabilir.<br />
Yedek diesel pompa kullanılmadığı takdirde yangın pompalarının enerji beslemesi güvenilir kaynaktan sağlanarak, yapının genel elektrik sisteminden bağımsız beslenecektir.<br />
Yangın pompalarının, otomatik hava boşaltma valfı, sirkülasyon rahatlama valfı gibi yardımcı elemanlar bulunmalıdır.<br />
Her pompanın ayrı bir kumanda panosu olmalıdır. Pano kilitli olmalıdır. Elektrik kumanda panosu, faz hatası, faz sırası hatası, kumanda fazı hatası, bilgi ışıklarıyla donatılmalıdır. Açma kapama şalterine pano kilidi açılmadan erişilememelidir.<br />
Her pompanın ayrı bir kumanda basınç anahtarı olmalıdır. Basınç anahtarları, kumanda panosunun içine yerleştirilmiş, su basıncını boru bağlantısıyla hisseden, su darbelerine karşı korumalı, alt ve üst değerler ayrı ayrı ve bağımsız olarak ayarlanabilir ve ayarlandıktan sonra kilitlenebilir olmalıdır.<br />
Pompa kontrolü basınç kumandalı tam (otomatik başla-otomatik dur) veya yarı otomatik (otomatik başla-elle dur) olabilir.<br />
Pompa odası veya pompa istasyonunda +4øC üzerinde sıcaklığın sürekli sağlanabilmesi için uygun gereçler sağlanacaktır.<br />
Pompa istasyonunda, servis, muayene ve ayar gerektiren cihazların çalışma alanı etrafında acil aydınlatma sağlanacaktır.<br />
Zemin yeterli bir drenaj için eğimli olarak hazırlanarak pompa, sürücü, kontrol panosu gibi kritik cihazlardan suyun uzaklaştırılması sağlanacaktır.<br />
Yangın dolapları sistemi<br />
Madde 94- Yangın dolapları sistemi sabit boru tesisatı ile yangın dolaplarından meydana gelir.<br />
a) Sabit boru tesisatı;<br />
1) Yangın dolapları sistemlerine suyu sağlayan sabit boru tesisatı çapı 50 mm&#8217;den az olmamak üzere yapılacak hidrolik hesaplara göre belirlenmelidir.<br />
2) Yüksek binalar, alışveriş merkezleri, otoparklar ve benzeri yerlerde, ıslak veya kuru sabit boru sistemi üzerinde, itfaiye ve eğitilmiş personelin	kullanımına olanak sağlayan bağlantı ağızları bırakılmalı ve bu bağlantı ağızları yangın merdiveni veya yangın güvenlik hacmi gibi korunmuş mekanlarda olmalıdır.<br />
3) Sabit boru tesisatı üzerinde bulunan bütün hortum bağlantıları, itfaiyenin kullandığı normlara uygun olacaktır. Bağlantı ağızları, yapının sprinkler ve yangın dolapları sistemine de suyu sağlayan sabit boru tesisatında bırakılması durumunda, bu bağlantılar ana kolonlar üzerinden doğrudan yapılacaktır.<br />
b) Yangın dolapları;<br />
1) Yüksek yapılar, çarşılar, toplanma amaçlı binalar, konaklama ve sağlık amaçlı yapılar, kapalı kullanım alanı 2000 m2 den büyük olan bütün binalar, 1000 m2 den büyük imalathane ve atölyelere yangın dolabı yapılacaktır.<br />
2) Yangın dolapları her katta ve yangın duvarları ile ayrılmış her bölümde aralarındaki uzaklık 30 m&#8217;den fazla olmayacak şekilde düzenlenecektir. Yangın	dolapları mümkün olduğu kadar koridor çıkışı ve merdiven sahanlığı yakınına  kolaylıkla görülebilecek şekilde yerleştirilecektir. Binanın sprinkler sistemi ile korunması ve katlara itfaiye bağlantı ağzı bırakılması durumunda yangın dolapları arasındaki uzaklık 45 m&#8217;ye kadar çıkarılabilir.<br />
3) Hortumların saklandığı dolap ve kabinler gerekli cihazların döşenmesine izin verecek büyüklükte olacaktır. Bunlar yangın sırasında hortum ve cihazların kullanılmasını zorlaştırmayacak şekilde tasarlanacak ve sadece yangın söndürme amacı için kullanılacaktır.<br />
4) Hortumlar, serme ve bağlama gibi becerilere sahip eğitilmiş personel veya itfaiye görevlisi olmayan yapılarda, yuvarlak yarı-sert hortumlu yangın dolapları TS EN 671-1&#8242;e uygun olmalıdır. Hortum, yuvarlak yarı-sert TS EN 694 normuna uygun, çapı 25 mm olmalı ve hortum uzunluğu 30 m&#8217;yi aşmamalıdır. Nozul (lüle) veya lansı kapama, püskürtme ve/veya fiskiye yapabilmelidir.<br />
5) İtfaiye bağlantısı olmayan yuvarlak hortumlu yangın dolap dizayn debisi 100 1/dak ve lans girişindeki basınç 400 kPa olmalıdır. Basıncın 700 kPa&#8217;ı geçmesi durumunda basınç düşürücüler kullanılmalıdır.<br />
6) Yetişmiş yangın söndürme görevlisi bulundurmak zorunda olan yapılarda kullanılabilecek yassı hortumlu yangın dolapları TS EN 671-2 nolu standartlara uygun olmalıdır. Yassı hortum anma çapı 50 mm&#8217;yi ve hortum uzunluğu 20 m&#8217;yi geçmemelidir. Nozul (lüle) veya lansı kapama, püskürtme ve/veya fiskiye yapabilmelidir. Dolap dizayn debisi 400 l/dak ve lans girişindeki basıncı 600 kPa olmalıdır. Basınç 900 kPa&#8217;ı geçmesi durumunda basınç düşürücü kullanılmalıdır.<br />
Hidrant sistemi<br />
Madde 95- Yapıların yangından korunmasında, ilk müdahalede söndürülemeyen yangınlara dışarıdan müdahale edebilmek için mümkün olduğunca yapının veya binanın tüm çevresini kapsayacak şekilde tesis edilecek hidrant sistemi bünyesinde yerleştirilecek hidrantlar, itfaiye ve araçlarının kolay yanaşabileceği ve bağlantı yapabileceği şekilde düzenlenmelidir.<br />
Hidrant sistemi dizayn debisi en az 1900 l/dak olmalı ve debi yapının risk sınıfına göre arttırılmalıdır. Hidrant çıkışında 700 kPa basınç olmalıdır.<br />
Hidrantlar arası uzaklık çok riskli bölgelerde 50 m, riskli bölgelerde 100 m, orta riskli bölgelerde 125 m, az riskli bölgelerde 150 m alınmalıdır.<br />
Normal şartlarda hidrantlar korunan binalardan ortalama 5-15 m kadar uzağa yerleştirilmelidir.<br />
Hidrant sistemine suyu sağlayan boru donanımında ring sistemi mevcut değilse kullanılabilecek en düşük boru çapı 150 mm olmalıdır.<br />
Sistemde kullanılacak hidrantlar yer üstü yangın hidrantı olmalı ve TS 2821 nolu standarda uygun olmalıdır. Hidrant sisteminde, hidrant yenilenmesini ve bakım işlemlerinin yapılmasını kolaylaştıracak uygun noktalarda ve yerlerde yer altı ve/veya yer üstü hat kesme vanaları temin ve tesis edilmelidir.<br />
Sorumluluk bölgelerinde hizmette bulunan araçların giremeyeceği ya da manevra yapamayacağı İkinci Kısım Birinci Bölümde öngörülen hususlara uygun ulaşım imkanı olmayan yerleşim mahalleri olan belediyeler buralarda meydana gelebilecek yangınlara etkili bir müdahale bakımından bu yerleşim yerlerinin uygun yerlerine yerüstü yangın hidrantları veya pompa ile teçhiz edilmiş yeterli kapasitede yangın havuzları ve sarnıçları yaptırmak zorundadırlar.<br />
Sprinkler sistemi<br />
Madde 96- Aşağıda belirtilen yerler tam veya kısmi otomatik sprinkler sistemi ile korunmak zorundadır.<br />
a) Büro ve konut haricindeki bütün yüksek binalar,<br />
b) Yapı yüksekliği 30.50 m&#8217;den fazla olan büro binaları,<br />
c) Yapı yüksekliği 51.50 m&#8217;yi geçen apartmanlar,<br />
d) Araç kapasitesi 20 den fazla olan veya birden fazla bodrum katı kullanan kapalı otoparklarda,<br />
e) Yatak sayısı 200&#8242;ü geçen otel, pansiyon ve misafirhanelerde,<br />
f) Toplam kullanım alanı 2000 m2 nin üzerinde olan katlı mağazalar, alışveriş, ticaret, eğlence ve toplanma yerleri otomatik sprinkler sistemi ile korunacaktır.<br />
Sprinkler sistemlerine suyu sağlayan sabit boru tesisatı çapı yapılacak hidrolik hesaplara göre belirlenmelidir.<br />
Deprem tehlikesi bulunan bölgelerde, sismik hareketlere karşı ana kolonların her hangi bir yöne sürüklenmemesi için dört yollu destek kullanılmalı ve 63 mm veya daha büyük çaplı branşman borularda esnek bağlantılar kullanılarak boruların kırılması önlenmelidir.<br />
Sprinkler sistemi ana besleme borusu birden fazla yangın zonuna hitap ediyorsa; her bir zon veya kolon hattına akış anahtarları, test ve drenaj vanası ve izleme anahtarlı hat kesme vanası konulmalıdır.<br />
Muhtemel küçük çaplı yangınlarda sprinkler patlaması veya birkaçının hasara uğraması durumunda hemen değiştirilecek ve yangın güvenlik sisteminin sürekliliğini sağlamak için 6 adetten az olmamak kaydıyla sistemin büyüklüğüne göre yeterli miktarda yedek sprinkler başlıkları ve başlıkların değiştirilmesi için özel anahtarlar bulundurulacaktır.<br />
Sprinkler sistemini besleyen borular üzerinde kesme vanaları bulunmalıdır. Boru hatlarında bulunan vanaların, bölgesel kontrol vanalarının ve su kaynağı ile sprinkler sistemi arasında bulunan tüm vanaların devamlı açık kalmasını sağlayacak önlemler alınmalıdır.<br />
Sistemde basınç düşürücü vana kullanılması durumunda, her bir basınç düşürücü vananın önüne ve arkasına birer adet manometre konulmalıdır.<br />
Bina ve tesisler, kullanım amaçlarına ve içerdikleri-depoladıkları malzemeler açısından düşük tehlike sınıfı, orta tehlike sınıfı ve yüksek tehlike sınıfı olarak ayrıldıkları risk gruplarına göre projelendirilmelidir.<br />
Tesis ve yapının yangın risk sınıfına bağlı olarak sprinkler sisteminin herhangi bir besleme kolonuna bağlanan sprinklerin koruduğu birim kat için en büyük korunma alanı, düşük ve orta tehlike sınıfı için en fazla 4800 m2 ve yüksek tehlike sınıfı için en fazla 2300 m2 olmalıdır.<br />
İtfaiye su verme bağlantısı<br />
Madde 97- Yüksek yapılarda ve cephe genişliği 75 m&#8217;yi aşan yapılarda, itfaiyenin sisteme dışarıdan su basabilmesi için sulu yangın söndürme sistemlerine itfaiye bağlantısı yapılacaktır. Sistemde bir çekvalf bulunacak ve çekvalf ile itfaiye bağlantısı arasındaki borulardaki suyun otomatik olarak boşalmasını sağlayacak elemanlar konulacaktır.<br />
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM<br />
Köpüklü, Gazlı ve Kuru Tozlu Sabit Söndürme Sistemleri<br />
Köpüklü, gazlı ve kuru tozlu sabit söndürme sistemleri<br />
Madde 98- Köpüklü, gazlı ve kuru tozlu sabit söndürme sistemleri, tesisin nitelik ve ihtiyaçlarına bağlı olarak uygun, güncel, sertifikalı ve ilgili TSE standartlarına göre tasarlanacaktır.<br />
Suyun söndürme etkisinin yeterli görülmediği veya su ile reaksiyona girebilecek maddelerin bulunduğu, depolandığı ve üretildiği hacimlerde uygun tipte söndürme sistemi tesis edilir.<br />
Her türlü gazlı söndürme sistemleri kurulurken, otomatik gaz boşaltımı esnasında veya sistemin aktive olduğunu işletici ve mahalde çalışan personele bildiren ve kişilerin söndürme mahalini tahliye etmesini sağlayacak sesli ve ışıklı uyarılar temin ve tesis edilmek zorundadır.<br />
Halon alternatifi gazlar ile tasarımı yapılmış gazlı yangın söndürme sistemlerinde kullanılan söndürücü gazın, yerel ve uluslararası yönetmelik ve standartlarla belgelenmiş uzun süreli kullanım geçerliliği olmalıdır.<br />
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM<br />
Taşınabilir Söndürme Tüpleri<br />
Taşınabilir söndürme tüpleri<br />
Madde 99- Söndürme tüplerinin sayısı mekanlarda var olan durum ve risklere göre belirlenir. Her bağımsız bölüm için en az 1 adet olmak üzere, beher 200 m2 taban alanı için 1 adet ilave edilerek uygun tipte 6 kg&#8217;lık yangın söndürücü bulundurulması esas alınarak; A sınıfı yangın çıkması muhtemel yerlerde çok maksatlı kuru kimyevi tozlu veya sulu, B sınıfı yangın çıkması muhtemel yerlerde kuru kimyevi tozlu, karbondioksitli veya köpüklü, C sınıfı yangın çıkması muhtemel yerlerde, kuru kimyevi tozlu veya karbondioksitli, D sınıfı yangın çıkması muhtemel yerlerde ise kuru metal tozlu söndürme cihazları bulundurulacaktır.<br />
Otopark, depo, tesisat daireleri ve benzeri yerlerde ayrıca tekerlekli tip söndürme cihazı bulundurulur.<br />
Söndürme tüpleri dışarıya doğru, geçiş boşluklarının yakınına ve dengeli dağıtılarak görülebilecek şekilde işaretlenerek her durumda kolayca girilebilir yerlere yerleştirilir.<br />
Taşınabilir söndürme tüpleri için, söndürücünün duvara bağlantı asma halkası duvardan kolaylıkla alınabilecek şekilde ve zeminden asma halkasına olan uzaklığı yaklaşık 90 cm&#8217;yi aşmayacak şekilde montaj yapılır.<br />
Bütün arabalı yangın söndürücüler TS 11749-EN 1866 kalite belgeli olacak ve diğer taşınabilir yangın söndürme tüpleri TS 862-EN 3 kalite belgeli olacaktır.<br />
Bütün yangın söndürücülerin periyodik kontrol ve bakımı TS 11748 standardına göre yapılacaktır. Söndürücülerin bakımını yapan üretici veya servis firmaları Sanayi ve Ticaret Bakanlığının dolum ve servis yeterlilik belgesine sahip olmalıdır. Servis veren firmalar istenildiğinde müşterilerine belgelerini göstermekle yükümlüdürler.<br />
Binalara konulacak yangın söndürme tüplerinin cins, miktar ve yerlerinin belirlenmesi konusunda mahalli Sivil Savunma Müdürlüğü ve itfaiye teşkilatının görüşü alınır.<br />
BEŞİNCİ BÖLÜM<br />
Periyodik Testler ve Bakım<br />
Periyodik testler ve bakım<br />
Madde 100- Bu Yönetmelikte gerekli görülen tüm yangın söndürme sistemleri bina sahibi, yöneticisi veya bunların yazılı olarak sorumluluklarını devrettiği bina yetkilisinin sorumluluğu altında sistemin gerektirdiği sürelerde periyodik testlere ve bakıma tabi tutulacaktır.<br />
Tüm yeni tesis edilmiş sistemler başlangıç testine tabi tutulacaklardır. Kabul işlemleri yetki sahibi merci tarafından yeterli ve tatmin edici bulunacak şekilde sonuçlandıktan sonra test ve denetim raporlarıyla birlikte,<br />
yapıldı (as-built) tesisat projelerinin çoğaltılabilir kopyaları, cihaz çalıştırma ve bakım talimatları ve periyodik bakım süreleri, sistem çalışma talimatı bina sahibi, yöneticisi veya sorumlu bina yetkilisine teslim edilecektir.<br />
Bu belgelerin sistemin ömrü boyunca saklanması ve periyodik test ve bakım servis sözleşmesi ile birlikte yetki sahibi merciinin incelemesine hazır tutulması bina sahibi, yöneticisi veya sorumlu bina yetkilisinin sorumluluğunda olacaktır.<br />
Sisteme ilaveler yapıldığında veya iptaller olduğunda, sistem donanımında herhangi bir değişiklik, onarım ve ayar yapıldığında yeniden kabul testleri yapılacaktır.<br />
Bu bölümde belirtilen tüm denetim ve test işlemleri ile ilgili olarak yazılı raporlar düzenlenecek ve bina sahibi, yöneticisi veya sorumlu bina yetkilisi tarafından binada muhafaza edilecektir.<br />
SEKİZİNCİ KISIM<br />
Tehlikeli Maddelerin Depolanması ve Kullanılması<br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
Genel Hükümler<br />
Genel<br />
Madde 101- Yönetmeliğin bu Kısmındaki hükümler tehlikeli maddelerin depolanması, doldurulması, kullanılması, üretilmesi ve satışa sunulması ile ilgili işlemleri kapsar.<br />
Mevzuat<br />
Madde 102- Bu Kısımda yapılan işler, ayrıca imar mevzuatı ve ilgili TSE standartları ile aşağıda belirtilen tüzüklere uygun olmalıdır.<br />
a) 27/11/1973 tarihli ve 7/7551 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Parlayıcı, Patlayıcı, Tehlikeli ve Zararlı Maddelerle Çalışılan İş Yerlerinde ve İşlerde Alınacak Tedbirler Hakkındaki Tüzük,<br />
b) 4/12/1973 tarihli ve 7/7583 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü.<br />
c) 14/8/1987 tarihli ve 87/12028 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Tekel Dışı Bırakılan Patlayıcı Maddelerle, Av Malzemesi Benzerlerinin, Üretim, İthali, Taşınması, Saklanması, Depolanması, Satışı, Kullanılması, Yok Edilmesi, Denetlenmesi Usul ve Esaslarına İlişkin Tüzük,<br />
Tehlikeli maddelerin sınıflandırılması<br />
Madde 103- Tehlikeli maddeler aşağıdaki şekilde sınıflandırılır.<br />
a) Patlayıcı maddeler,<br />
b) Parlayıcı ve patlayıcı gazlar,<br />
c) Yanıcı sıvılar,<br />
d) Yanıcı katı maddeler,<br />
e) Oksitleyici maddeler,<br />
f) Zehirli ve iğrendirici maddeler,<br />
g) Radyoaktif maddeler,<br />
h) Dağlayıcı maddeler,<br />
i) Diğer tehlikeli maddeler.<br />
Depolama hacimlerinin genel özellikleri<br />
Madde 104- Tehlikeli maddelerin depolandığı yerlerde aşağıda belirtilen hususlar dikkate alınır.<br />
a) Topluma açık yerlerde, konutların altında veya bitişiğindeki tehlikeli maddelerle ilgili işler, ilgili standartların şartlarına uygun olmalıdır.<br />
b) Tehlikeli maddelerle ilgili binalar tek katlı ve yangına 120 dakika dayanabilecek malzemeden yapılacaktır. Çok katlı binalara sadece ilgili yönetmelik ve tüzüklerde öngörüldüğü ölçüde müsaade edilebilir.<br />
c) Tehlikeli maddeleri çeşitli amaçlarla bulunduran yapılarda, tehlikeli maddelerin miktarlarına ve tehlike sıralamasına bağlı olarak, çevre güvenliği sağlanacaktır. Bu yapıların mesken binalarla, kara ve demir yollarından uzaklıkları 102 nci maddenin (a) bendinde belirtilen tüzükteki esaslara göre olacaktır.<br />
d) Binaya ulaşım yolları sürekli olarak açık tutulacak ve üzerinde park yapılmayacaktır. Güvenlik görevlisi bunu sağlamakla yükümlüdür.<br />
e) Üretimin ve tehlikeli maddenin özelliğine göre binaların tabanları statik elektriği iletici, özel asfalt veya içerisine demir oksit karıştırılmış betonla yapılacaktır. Ayrıca kapılara statik elektriğe karşı topraklanmış, pirinç bakır veya alüminyum levhalar konulacaktır.<br />
f) Binalardaki giriş ve çıkış kapıları, pencereler, panjurlar ve havalandırma kanallarının kapakları basınç karşısında dışarıya doğru açılacak, tehlike anında bina içinde bulunanların kolayca kaçabilmelerini sağlayacak biçimde yapılacaktır.<br />
g) Binanın pencerelerinde parmaklık veya kafes bulunmayacaktır, birden çok bölümleri bulunan iş yeri binalarında bölümlerden her birinin, biri doğrudan doğruya dışarıya diğeri ana koridora açılan en az 2 kapısı bulunacaktır. İç bölmeler meydana gelebilecek en yüksek basınca dayanıklı ve çatlaksız düz yüzeyli ve yanmaz malzemeden yapılmış, açık renkte boyanmış veya badanalanmış, kolayca yıkanabilir şekilde olacaktır. Hafif eğimli yapılan tabanlar bir drenaj sistemiyle beraber bir depoya veya dinlendirme kuyusuna bağlanacaktır. Tehlikeli maddelere uygun özellikteki atık su arıtma tesisleri de bu amaçla kullanılabilir.<br />
h) Binaların tavanları ve tabanları yanmaz, sızdırmaz, çarpma ile kıvılcım çıkarmaz ve kolay temizlenir malzemeden hafif eğimli olarak yapılmalı, pencereler büyük parçalar halinde, etrafa dağılmayacak ve zarar vermeyecek, mika, telli cam veya kırılmaz cam gibi maddelerden yapılmalıdır.<br />
İKİNCİ BÖLÜM<br />
Patlayıcı Maddeler<br />
Patlayıcı maddeler<br />
Madde 105- Sürtme, darbe ve ısı etkisi altında başka bir maddenin katılmasına gerek olmadan hızla reaksiyona giren ve çevreye zarar veren maddeler patlayıcı madde olarak isimlendirilir.<br />
Patlayıcı maddelerle yapılan her türlü işler bu Yönetmelikte belirtilmeyen hususlar için 102 nci maddenin (c) bendinde belirtilen tüzük hükümleri geçerlidir.<br />
Av malzemesi satan dükkanlar müstakil ve tercihen tek katlı binada bulunmalı, ayrıca başka bir işyeri veya mesken ile kapı veya bağlantı penceresi bulunmamalıdır. Çok katlı binalarda veya pasajlarda av malzemesi satılabilmesi için satış yerinin zemin katında doğrudan sokaktan girişi olmalı, binanın diğer bölümleri ile bağlantısı bulunmamalı ve duvarları yangına en az 180 dakika dayanıklı olmalıdır.<br />
Av barutu ve malzemesi satış yerlerinin içi uygun bir malzemeyle ateşe dayanıklı hale getirilir. Özel kasa ve çelik dolaplar arabalı sistemde ve bir kişinin kolayca yerini değiştirebildiği yangın halinde ortamdan çıkarıp güvenlikli bir yere taşıyabileceği şekilde yapılmış olmalıdır.<br />
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM<br />
Parlayıcı ve Patlayıcı Gazlar<br />
Genel<br />
Madde 106- Normal sıcaklık ve basınç altında buhar fazında bulunan maddeler gaz olarak tanımlanır. Bu hükümde kritik sıcaklığı 10øC&#8217;ın altında olan gazlara basınçlı gazlar, kritik sıcaklığı 10øC&#8217;ın üzerinde olup, mutlak buhar basınçları 50øC de 300 kPa&#8217;yı aşan gazlar sıvılaştırılmış gazlar olarak isimlendirilir. Her iki tip gaz bir çözücü içinde çözünmüş durumda iseler basınç altında çözünmüş gazlar sınıfına girer.<br />
Gaz halinde veya bir sıvıda çözünmüş halde veya sıvılaştırılmış halde, bütün basınçlı gaz ihtiva eden tüpler, içinde bulunan basınçlı gazın özelliklerine, tekniğin gerektirdiği esas ve mevcut standartlarla 102 nci maddede belirtilen tüzüklere uygun yapılmış olacaktır.<br />
Her tüpün dip tarafı yere değmeyecek şekilde, belirli bir yükseklikte, çemberle çevrili olacak, SPG tüpleri hariç diğer tüplerin vana ve emniyet supablarının içinde gazların birikmesini önleyecek şekilde havalandırma delikleri olan bir koruyucu başlığı bulunacaktır.<br />
Tüpler, basınçlı gazlarla hiçbir zaman izin verilenden fazla bir basınçla ve tüp üzerinde belirtilen ağırlığın üzerinde doldurulmayacaktır. Tüplerin doldurulmadan önce tamamen boş ve temiz olmasına dikkat edilecek, kritik sıcaklıkları genel olarak çevre sıcaklığından fazla olan gazların konulduğu tüpler, tamamen doldurulmayarak tehlikeli basınçların meydana gelmesi önlenecektir. Basınçlı gazların doldurulduğu tüpler boşken ve doldurulduktan sonra ağırlık kontrolüne tabi tutulacaktır.<br />
Basınçlı gaz tüplerinin depolanmasında aşağıdaki önlemler alınacaktır.<br />
a) Dolu tüpler sıcaklık değişmelerine, güneşin dik ışınlarına, radyasyon ısısına, soğuğa ve neme karşı korunmuş olacaktır.<br />
b) Dolu tüpler işyerlerinde tehlike yaratmayacak miktarda depolanacak tüpler yangına en az 120 dakika dayanıklı ayrı binalarda veya bölmelerde, radyatör ve benzeri ısı kaynaklarından uzak bulundurulacak ve tüplerin devrilmesine veya yuvarlanmasına karşı önlemler alınacaktır.<br />
c) Tüpler, içinde bulunan gazın özelliğine göre sınıflanarak depolanacak, boş tüpler ayrı bir yerde toplanacaktır.<br />
d) Tüplerin depolandığı yerlerin uygun havalandırma tertibatı olacak ve bu yerlerin yeteri kadar kapısı bulunacaktır.<br />
e) Yanıcı basınçlı gaz ihtiva eden tüplerin depolandığı yerlerde ateş ve ateşli maddeler kullanma yasağı uygulanacaktır.<br />
f) Tüplerin depolandığı yerlere ikaz levhaları konulacaktır.<br />
SPG Tüplerinin depolanmasına ilişkin genel hususlar<br />
Madde 107- Sıvılaştırılmış petrol gazı depolanacak binaların döşeme, tavan ve duvarları yangına en az 120 dakika dayanıklı malzeme ile yapılacak ve binanın dış duvarlarında veya çatısında, her 1 m3 depo hacmi için 0.04 m2&#8242;lik kırılmaz cam veya benzeri hafif malzeme ile kaplanmış bir alan bırakılacaktır. Depo kapıları yangına karşı en az 90 dakika dayanıklı malzemeden yapılacaktır.<br />
Tüpler, depolama mahallinde aşırı sıcaklık artışına, fiziksel hasar görmeyecek veya insan ve/veya araç trafiğine maruz kalmayacak tarzda yerleştirilmelidir. Tüpler, emniyet valfleri (tüp içerisindeki SPG&#8217;nin gaz fazıyla doğrudan temas halinde olarak) SPG sıvı fazı seviyesinden yukarıda olacak konumda (yana yatırılmış veya baş aşağı durumda olmaksızın) dik olarak kullanılmalıdır.<br />
Depolarda ısıtma ve aydınlatma amaçları için açık alevli cihazlar kullanılmayacaktır.<br />
Depoların döşeme hizasına ve bölme duvarlarının tabana yakın kısımlarında açılıp kapanabilen havalandırma menfezleri bulundurulacaktır.<br />
Tabii havalandırma uygulanması durumunda, dış duvarların her 600 cm&#8217;si için en az 1 adet açıklık (menfez) bulunmalıdır. Dış duvar uzunluğunun 600 cm&#8217;yi geçmesi durumunda; menfez adedi aynı nispette arttırılmalıdır. Menfezlerin her birinin alanı en az 140 cm2 olmalıdır. Ayrıca menfezlerin toplam alanı, döşeme alanının her metrekaresi için en az 65 cm2 olmalıdır.<br />
Havalandırma vantilatör ile yapılıyorsa; bunun patlama güvenlikli (ex-proof) ve kıvılcım çıkarmayan malzemeden olması, havalandırma debisinin döşemenin bir m2 si için en az 0.3 m3/dakika olması gerekir. Havalandırma çıkış ağzı diğer binalardan en az 1.5 m uzaklıkta bulunacaktır. Havalandırma kanalı zeminden itibaren tespit edilecektir.<br />
Depoların döşemeleri zemin seviyesinden aşağıda olamaz.<br />
Tüpler, depoların çıkış kapılarına, merdivenlere yakın, kaçış yollarını engelleyecek şekilde depolanamaz.<br />
Tüpler vanalarının üzerinde emniyet tıpası takılmış olarak depolanacaktır.<br />
Boş tüpler tercihen açıkta depolanacaktır. Bina içinde depolandıklarında boş tüpler depolama miktarının hesaplanmasında dolu tüp gibi kabul edilecektir<br />
Depo binalarının elektrik sistemleri ankastre olarak kıvılcım ve kısa devre oluşturmayan özelliklerdeki malzeme ile yapılacaktır. Elektrik anahtarları binanın dış yüzeyinde ve zeminden 2 m yükseklikte, aydınlatma armatürleri tavana monte edilmiş olacaktır.<br />
Depolarda ısıtma sadece merkezi sistemle yapılacak, tüpler kalorifer radyatörlerinden en az 2 m uzaklıkta bulundurulacaktır.<br />
Özel olarak inşa edilmiş sıvılaştırılmış petrol gazı dağıtım depolarında, tüplere doldurulmuş durumda en çok 10.000 kg gaz bulundurulabilir. Bu binalar, kamuya açık binaların arsa sınırından (okul, cami vb.) en az 25 m, diğer binaların arsa sınırından en az 15 m uzaklıkta bulunmalıdır.<br />
Bina dışında sıvılaştırılmış petrol gazının tüplere doldurulmuş durumda depolandığı mahallin emniyet şeridinin, asgari emniyet uzaklıkları Tablo 5&#8242;deki gibi olacaktır.<br />
Tablo 5: SPG&#8217;nin bina dışında depolanmasında emniyet uzaklıkları<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|Depolanan toplam SPG     |Bina, bina grupları ve         |Cadde, kaldırım, okul, cami, hastahane       |<br />
|miktarı (kg)             |komşu arsa sınırı (m)          |ve kamuya açık diğer yerlere (m)             |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|0 &#8211; 1250                 |0                              |3                                            |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|1251 &#8211; 2700              |3                              |6                                            |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|2700 den fazla           |8.5                            |8.5                                          |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+</p>
<p>Bina dışında tüp depolanmasında kullanılan özel tüp depolarında, saha tel çit veya duvar ile çevrilmeli ve üzerlerine ikaz levhaları konulmalıdır.<br />
Tüp depolanmasında kullanılan özel binaların girişinde ikaz levhaları konulmalıdır.<br />
Bu kısımda belirtilmeyen hususlar için TS 1445, TS 1446, TS 1449, TS 11939, TS 2179 ile TS 55 standartları geçerlidir.<br />
SPG&#8217;nin dökme olarak depolanması<br />
Madde 108- Sıvılaştırılmış petrol gazının dökme olarak depolandığı yer altı ve yerüstü tanklarının binalara, bina gruplarına, komşu arsa sınırına, ana trafik yollarına veya demir yollarına; tankların birbirlerine olan uzaklıkları Tablo 6&#8242;da verilen emniyet uzaklıklarına uygun olarak yerleştirilmelidir.<br />
Tablo 6: Tanklar arası emniyet uzaklıkları<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|Beher Tankın               |Yeraltı                |Yerüstü              |Tankların                    |<br />
|Su Hacmi                   |Tankları               |Tankları             |Birbirinden Uzaklığı         |<br />
|m3                         |M                      |M                    |m                            |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|0.5&#8242;den az                 |3                      |3                    |0                            |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|0.5-3.0                    |3                      |3                    |1                            |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|3.1-10                     |5                      |7.5                  |1                            |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|10.1-50                    |7.5                    |10                   |1                            |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|50.1-120                   |10                     |15                   |1.5                          |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|120.1-250                  |15                     |25                   |                             |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+                             |<br />
|250.1-600                  |15                     |35                   |Kabın Çapının                |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+                             |<br />
|600.1-1200                 |15                     |40                   |Toplamının 1/4 ü             |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+                             |<br />
|1200.1-5000                |15                     |50                   |                             |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+                             |<br />
|5000 den büyük             |15                     |80                   |                             |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+</p>
<p>SPG&#8217;nin yerüstü tanklarında dökme olarak depolanması<br />
a) Dökme sıvılaştırılmış petrol gazı depolama tankları taş veya beton bir zemin üzerine oturtulmuş, yanmaz yapıda ayaklar üzerine tesis edilir.<br />
b) Dökme sıvılaştırılmış petrol gazı depolama tankları fueloil, benzin, motorin gibi diğer bir yanıcı sıvı depolanan tanklarla aynı havuzlama duvarı ile çevrilmiş bir mahalde tesis edilmeyecek ve bu duvarlardan en az 3 m uzaklıkta kurulacaktır.<br />
c) Dökme sıvılaştırılmış petrol gazı depolanacak yatay tanklar, genleşme ve daralmaya imkan verecek destekler üzerine yerleştirilecektir. Tankların temel veya ayaklara değen kısımları korozyona karşı korunmuş olacaktır.<br />
SPG&#8217;nin yeraltı tanklarında dökme olarak depolanması<br />
a) Yeraltı depolama tanklarının en üst yüzeyi toprak seviyesinden en az 15 cm aşağıda kalacak durumda olacaktır.<br />
b) Motorlu araçların trafik etkisi ve aşındırıcı fiziksel etkilerin söz konusu olduğu yerlerde depolama tankları fiziksel etkilere karşı korunmuş olacaktır.<br />
c) Yeraltı depolama tankları ve yeraltı boru donanımı toprak özellikleri dikkate alınarak korozyona karşı korunmuş olmalıdır.<br />
d) Toprakaltına konulacak olan tanklar yeraltı su seviyelerine göre uygun bir şekilde dizayn edilmelidir.<br />
SPG&#8217;nin perakende satış yerleri<br />
Madde 109- Perakende satış yerlerinde en çok 500 kg. sıvılaştırılmış petrol gazı bulundurulacaktır. SPG bayilerine ait özel depolar var ise 750 kg. daha sıvılaştırılmış petrol gazı bulundurabileceklerdir.<br />
Perakende satış yerleri tercihen tek katlı ahşap olmayan bir binada, bunun mümkün olmadığı durumlarda çok katlı ahşap olmayan binalarda zemin katında bulunmalı. Ayrıca başka bir işyeri veya mesken ile kapı veya pencere ile bağlantısı bulunmamalıdır.<br />
SPG perakende satış yerleri, iş hanları, oteller, eğlence yerleri, pansiyonlar ve kahvehaneler gibi topluma açık yerler ile kolay yanıcı, parlayıcı ve patlayıcı maddeler ile benzeri maddelerin depo ve satış yerleri altında ve bitişiğinde bulunmayacaktır.<br />
Perakende satış yerleri itfaiye ve cankurtaran araçlarının kolayca girip çıkabilecekleri cadde ve sokaklar üzerinde olacaktır.<br />
Perakende satış yerleri bodrumlarda, zemin üstü asma katlarda veya halkın rahatlıkla tahliyesine imkan verecek genişlikte çıkışı olmayan yerlerde tesis edilmeyecektir.<br />
Perakende satış yerleri, en az 120 dakika yangına dayanıklı binalarda kurulacak, bir başka işyeri veya konut ve benzeri yerlere ahşap kapı, duvar veya ahşap veya madeni çerçeveli camekan bölme ile irtibatlı olmayacaktır. Bölme gerekli ise en az 90 dakika yangına dayanıklı malzemeden yapılacaktır.<br />
Özel bina ve odaların çatısında, sokak, cadde, bahçe ve benzeri cephe duvarlarında, kesit alanı kapalı hacmin her 3 m3 ü için en az 0.2 m2 esasına göre hesaplanmış patlama panelleri inşa edilmelidir.<br />
SPG&#8217;nin tüplere doldurulmuş durumda kullanılması<br />
Madde 110- Evlerde 2&#8242;den fazla sıvılaştırılmış petrol gazı tüpü bulundurulmayacaktır.<br />
SPG tüpleri dik konumda bulundurulacak, tüp ile cihaz (ocak, şofben, kombi, katalitik gibi) arasında hortum kullanılması gerektiğinde en fazla 150 cm uzunluğunda eksiz hortum kullanılacak, bağlantılar kelepçe ile sıkılacaktır.<br />
Tüpler mümkünse balkonlarda bulundurulacak, kapalı veya az havalanan bir yerde bulundurulursa bu bölümün havalandırılması sağlanacaktır.<br />
Tüplerin konulduğu yer doğrudan doğruya güneş ışınlarına hedef olmayacak, tüpler radyatörlerin veya soba ve benzeri ısıtıcıların yakınına konulmayacaktır.<br />
SPG kullanılan sanayi tipi büyük mutfaklarda gaz kaçağını tespit eden ve sesli olarak uyaracak gaz uyarı cihazı bulundurulacaktır.<br />
İşyeri veya topluma açık her türlü binada zemin seviyesinin altında kalan tam bodrum katlarında SPG tüpü bulundurulmayacaktır.<br />
Tüpler ve bunlarla birlikte kullanılan cihazlar, uyuma mahallerinde bulundurulmayacaktır.<br />
Bina dışındaki tüplerden bina içindeki tesisata yapılacak bağlantılar çelik çekme veya bakır borular ile rekor kullanılmadan kaynaklı olacaktır. Ana bağlantı borusuna kolay görülen ve kolay açılan bir ana açıp/kapama valfı takılacaktır. Tesisat duvar içerisinden geçirilmeyecektir.<br />
SPG&#8217;ler tavlama ve kesme gibi işlemler için kullanıldığında, iş sonuçlanır sonuçlanmaz tüpler depolama yerlerine kaldırılacaktır.<br />
Sanayi tesisleri içersinde SPG kullanıldığında, tüpler bina içinde depolanacaksa; tesisten özel bölmelerle ayrılmış, depolama kurallarına uygun, havalandırılması sağlanan özel bir yere konulacaktır.<br />
Tüplerin değiştirilmesinde gaz kaçaklarının kontrolü için bol köpürtülmüş sabundan yararlanılacak, ateşle kontrol yapılmayacaktır. Ev tipi ve sanayi tipi tüplerin değiştirilmeleri, tüpleri satan bayilerin eğitilmiş elemanları tarafından bayilerin sorumluluğunda yapılacaktır.<br />
Kesme, kaynak ve tavlama gibi ısıl işlemlerde Oksijen (O2) tüpleri ve beraberinde kullanılan SPG tüplerinin bağlantılarında alev tutucu emniyet valfleri takılı olmalıdır.<br />
SPG ikmal istasyonları<br />
Madde 111- TS 11939 SPG&#8217;ler ikmal istasyonu karayolları taşıtları için Emniyet kuralları standardına uyulacaktır. Bu standartta belirtilmeyen hususlarda TS 1445, TS 1446 ve TS 1449&#8242;a uyulacaktır.<br />
SPG ikmal istasyonlarındaki tanklar yeraltına tesis edilir ve yer altı tankları için alınması gerekli kurallara uyulur.<br />
Dispenser ile trafik yolu arasında giriş-çıkış kısmı hariç en az 50 cm yüksekliğinde sabit korugan yapılacaktır. Dispenser ve tank sahasına, yerden 20 cm yüksekte, ark sızdırmaz (ex-proof) en az birer SPG dedektörü olan gaz alarm sistemi konulacaktır. Gaz kaçağı durumunda alarm sistemi tesisin yangın söndürme ve aydınlatma sistemi haricinde bütün elektriğini kesebilmelidir.<br />
Tankın çevresi tank dış cidarının en az 1 m uzağından itibaren en az 180 cm yükseklikte tel örgü veya tel çit ile çevrilmiş olacaktır.<br />
Tank sahasında ve dispenserin 5 m&#8217;den daha yakınında herhangi bir kanal veya kanalizasyon girişi ve benzeri çukurluklar bulunmayacaktır.<br />
Tankların 3 m yakınına kadar yanıcı madde bulundurulmayacak ve bu uzaklıktaki kuru ot ve benzeri gibi kolay tutuşabilen maddelerle gerekli mücadele yapılacaktır.<br />
Boru, vana, pompa, motor ve dispenser üzerindeki bütün topraklamalar eksiksiz olacak ve tanklara katodik koruma yapılacaktır.<br />
İstasyon sahası içerisinde (çapraz ve karşılıklı konumda) 2 adet spiral hortumlu yangın dolabı ve ayrıca 1 adet sis lansı bulundurulacak, bunlar için de en az 20 m3 kapasitede yangın suyu deposu tesis edilecek, yangın dolapları 700 kPa basıncı olan pompa ile su deposuna bağlanacaktır.<br />
SPG depolanmasında ve ikmal istasyonlarında yangın güvenlik önlemleri<br />
Madde 112- SPG&#8217;lerin depolanmasında ve ikmal istasyonlarında aşağıda belirtilen yangın güvenlik önlemlerinin alınması gerekmektedir.<br />
a) Genel önlemler<br />
    	1) Depo ve tank etrafında çukur zemin, foseptik vb. bulunmamalıdır.<br />
2) Depo ve yerüstü tanklarında en az 3 m ve yeraltı tanklarında en az 1 m uzaklığından etrafı tel örgü veya çit ile çevrilmeli, ot ve benzeri kolay  yanabilir maddeler bulundurulmamalıdır.<br />
3) Tankların yakınından veya üstünden elektrik enerji nakil hatları geçmemelidir. (Anma gerilimi, 0.6 &#8211; 10.5 kV olan nakil hattı, dikey doğrultudan her yandan 2 m uzakta ve 10.5 kV&#8217;ın üzerinde olan nakil hattı yatay doğrultuda her yönden 7.5 m uzakta olmalıdır)<br />
4) Depolama alanlarında çıkabilecek yangınları güvenlik sorumlularına uyarı verecek bir alarm sistemi olmalıdır.<br />
    	5) Tank sahasına her yönden okunacak şekilde ikaz levhaları yerleştirilmelidir.<br />
6) Örtülü tanklar ısıya dayanıklı malzeme veya dere kumu ile örtülmelidir. Toprakaltı tanklarda katodik koruma yapılmalıdır.<br />
b) Algılama ve elektrik tesisatı<br />
    	1) Depo ve tank sahasındaki elektrik tesisatı ex-proof olarak projelendirilmelidir.<br />
    	2) Gaz kaçaklarına karşı ex-proof gaz algılama sistemi yapılmalıdır.<br />
    	3) Gaz kapatma vanası algılama sistemine bağlanmalı ve tehlike anında	otomatik olarak kapanmalıdır. Ayrıca herhangi bir gaz kaçağı ve yangın	durumunda uzaktan kapatılabilmelidir.<br />
    	4) Acil durumlarda (yangın veya gaz kaçağı) personeli ikaz etmek için sesli alarm sistemi olmalıdır.<br />
    	5) Yıldırım tehlikesine karşı TS 622&#8242;ye uygun bir paratoner sistemi kurulmalıdır.<br />
6) Tank boru ve dispenserlerin topraklamaları uygun olmalı, tank ve dispenser bölgesinde statik topraklama penseleri bulunmalıdır.<br />
c) Soğutma ve söndürme sistemleri<br />
1) Depo ve tank alanlarında TS 862&#8242;ye uygun en az 2 adet 12 kg&#8217;lık kuru 	kimyevi tozlu yangın söndürme cihazı konulmalıdır. Kapasitesi 10.000 kg&#8217;dan fazla 100.000 kg&#8217;dan az olan depolara en az 1 adet 12 kg&#8217;lık kuru kimyevi tozlu yangın söndürme cihazı ilave edilmelidir. 100.000 kg üzerindeki her 250.000 kg için ilave olarak 1 adet 12 kg&#8217;lık kuru kimyasal tozlu söndürme cihazı bulundurulmalıdır.<br />
2) Toplam kapasitesi 10 m3 den daha büyük depolarda ve yerüstü tanklarında soğutma için sprinkler sistemi bulunmalıdır. Projelendirmede, depolama tanklarının toplam dış yüzeyinin her m2 si için 10 litre/dakika veya tüp depolama, dolum tesisi platformu, sundurma gibi alanlarının her m2 si için en az 10 litre/dakika su debisi alınmalı, su deposu bu debiyi en az 1 saat karşılayacak kapasitede olmalıdır. Hesaplanan su miktarını depolama tankları üzerine veya platform veya sundurma alanına uygun şekilde dağıtabilecek sprinkler sistemi yapılacaktır. Sprinkler sistemine ve yangın musluklarına ihtiyaca uygun olarak suyu pompalayacak en az 2 pompa bulundurulacak ve bu pompaların çıkış basıncı 700 kPa&#8217;dan az olmayacaktır. Pompaların çalıştırılması otomatik veya uzaktan kumandalı olmalı ve bu sistem haftada en az bir kere çalıştırılarak kontrol edilmelidir. Pompalardan birisinin jeneratörden doğrudan beslenmesi veya pompalardan birisi dizel yangın pompası olmalıdır.<br />
3) Tüp depolama tesislerinde en az 2 adet yangın hidrantı (veya komple yangın dolabı) bulunmalıdır. Yangın hidrantlarının her biri 20 m3/h su kapasitesinde ve basıncı 700 kPa olacaktır. Yangın dolaplarında itfaiye standartlarına uygun hortum ve lans bulundurulacaktır.<br />
4) Kapasitesi 100 m3 den fazla olan yerüstü tüp depolama ve tank tesisleri ile dolum tesisleri çaprazlama olarak her birisi en az 1200 l/dak debide en az 2 adet sabit monitör yerleştirilecektir. Monitör olması durumunda pompa ve depo kapasitesi 95 inci maddede belirtilen hidrant sistemi esaslarına göre belirlenecektir.<br />
d) Bakım, eğitim ve testler<br />
1) Yılda en az bir kez <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uzman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uzman">uzman</a> kişi ve kuruluşlar tarafından statik topraklama ölçümleri yapılmalı ve sonuçları dosyalanmalıdır. Beş yılda bir yaylı emniyet valflerinin hidrostatik testleri yapılmalıdır. Tankların ise on yılda bir hidrostatik testleri yapılmalıdır.<br />
2) SPG ile direkt ilgilenen personelin tamamının (satan, taşıyan, kullanan ve denetleyen) &#8220;SPG Güvenlik Önlemleri&#8221; konusunda, gaz kaçağı veya yangın söz konusu olursa müdahalenin nasıl yapılması gerektiği istasyonda ilgililere, gaz şirketleri tarafından uygulamalı tatbikat ile anlatılmalı, nazari ve uygulamalı eğitimleri veren firmaların bu eğitime tabi tutulmuş personeli belgelendirilmelidir.<br />
Doğalgaz kullanım esasları<br />
Madde 113- Doğalgazla ilgili olarak Türk Standartları Enstitüsünce kabul edilmiş hükümler geçerlidir.<br />
Doğalgazın kazan dairelerinde kullanılması halinde, kazan dairesinde bulunan ve enerjinin alınacağı enerji tablosu etanj tipi ex-proof olacak kumanda butonları pano ön kapağına monte edilecek, kapak açılmadan butonlarla çalışması ve kapatılması sağlanacaktır.<br />
Sistemin elektrik enerjisi sistemi en az iki ayrı yerden kumanda edilebilecek şekilde otomatik kumanda üniteli alarm ve ışık ikazlı sistemlerle kontrol altına alınacak şekilde dizayn edilmelidir.<br />
Kazan dairelerinde muhtemel tehlikeler karşısında kazan dairesine girmeden dışarıdan kumanda edilebilecek şekilde yangın butonuna benzer camlı butonla kazan dairesinin tüm elektriğinin kesilmesini sağlayacak biçimde ilave tesisat yapılmalıdır.<br />
Kazan dairelerinde aydınlatma sistemleri tavandan en az 50 cm sarkacak şekilde veya üst havalandırma seviyesinin altında kalacak şekilde veya yan duvarlara etanj tipi fluoresan veya contalı glop tipi armatürlerle yapılacak ve tesisat antigron olarak tesis edilecektir.<br />
Doğalgaz tesisatı bulunan ortak kullanım alanlarının havalandırması için gazın toplanması muhtemel olan ve çatıya yakın üst noktada asgari 150 cm&#8217;lik bir havalandırma kanalı açılmalı ve/veya gaz alarm cihazı kullanılmalıdır.<br />
Ev tipi ocaklarda kullanılması halinde, mutfakta uygun bir yere gaz alarm cihazı monte edilmelidir.<br />
Tüm kazan dairesi tesisatlarında ve sanayi tip mutfaklarda gaz alarm cihazı ve emniyet selonoid vanası (normal konum açık tip) konulmalıdır.<br />
Isı merkezlerinin girişinde 1 adet emniyet selonoid vanası (otomatik emniyet vanası, ani kapama vanası) bulunacak ve en az 2 adet ex-proof kademe ayarlı gaz sensöründen kumanda alarak açılacaktır. Büyük tüketimli ısı merkezlerinde entegre gaz alarm cihazı kullanılması gerekir.<br />
Cebri havalandırma gereken yerlerde fan motoru brülör kumanda sistemi ile paralel çalışacak fanda meydana gelebilecek arızalarda brülör otomatik devre dışı kalacak şekilde otomatik kontrol ünitesi yapılacaktır. Ayrıca cebri hava kanalında duyarlı sensör kullanılacak hava kanalında gerekli hava akışı sağlanmadığı hallerde, elektrik enerjisini kesip brülörü devre dışı bırakacaktır. Brülör ve fan ayrı ayrı kontaktör termik grubu ile beslenecektir.<br />
Kazan dairelerinde bulunan doğalgaz tesisatının veya bağlantı elemanlarının üzerinde ve çok yakınında yanıcı maddeler bulundurulmamalıdır.<br />
Doğalgaz kullanım mekanlarında herkesin görebileceği yerlere doğalgazla ilgili dikkat edilecek hususları belirten uyarı levhaları asılmalıdır.<br />
Herhangi bir gaz sızıntısında veya yanma olayında gaz akışı kesme vanasından otomatik olarak durdurulmalıdır.<br />
Brülörlerde alev sezici ve alevin geri tepmesini önleyen armatürler kullanılmalıdır.<br />
Bina servis kutusu ilgili gaz kuruluşu acil ekiplerinin kolaylıkla müdahale edebileceği şekilde muhafaza edilmeli, müdahaleyi zorlaştıracak malzeme konulması ve araç parkı gibi kapatmalardan kaçınılmalıdır.<br />
Bina içi tesisatların, gaz kesme tüketim cihazlarının ve bacaların periyodik kontrol ve bakımları yetkili servislere yaptırılmalıdır.<br />
Doğalgaz kullanıcıları tesisatlarını tanımalı, gaz kesme vanalarının yerlerini öğrenmeli ve herhangi bir gaz kaçağında hareket tarzı hakkında bilgi sahibi olmalıdır.<br />
Deprem bölgesinde bulunan bölgelerde sarsıntı olduğunda gaz akışını ve panelin elektriğini kesen tertibat olmalıdır.<br />
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM<br />
Yanıcı Sıvılar<br />
Uygulama alanı<br />
Madde 114- Isıtma merkezi kazan daireleri ve yakıt depoları gibi herhangi bir ticari veya endüstriyel faaliyet için yapılmayan depolama ve doldurma işleri için bu hükümler geçerli değildir.<br />
Bu hükümler araç depolarına, yer değiştirebilen tesislere ve 300 litreye kadar depo hacmi olan, sabit tesislere, ayrıca söz konusu araç ve tesislerin ayrılmaz parçası olan yakıt kaplarına uygulanamaz.<br />
İşletmelerde, herhangi bir yanıcı sıvı, proses içinde işleniyorsa, proses için gerekli miktarda hazır tutuluyorsa veya ürün veya ara ürün olarak kısa süre için depolanmış ise bu hükümler geçerli değildir.<br />
Yanıcı sıvı kavramı ve sınıfları<br />
Madde 115- Yanıcı sıvılar belirli bir alev alma noktası bulunan, 35øC&#8217;de katı veya macun kıvamında bulunmayan ve 50øC&#8217;de buhar basınçları 300 kPa&#8217;ı geçmeyen maddelerdir. Yanıcı sıvılar aşağıda açıklanan sınıflara ayrılır:<br />
A sınıfı yanıcı sıvılar: Alev alma noktası 100øC&#8217;ın üzerinde olmayan ve suda çözünme açısından B sınıfının özelliklerini göstermeyen sıvılardır. Bu sıvılar 3 tehlike sınıfına ayrılır.<br />
a) AI: Alev alma noktası 21øC den küçük olan sıvılar (benzin gibi),<br />
b) AII: Alev alma noktası 21øC ile 55øC arasında olan sıvılar (gaz yağı gibi),<br />
c) AIII: Alev alma noktası 55øC ile 100øC arasında olan sıvılar (motorin, fuel oil gibi).<br />
B sınıfı yanıcı sıvılar: Alev alma noktası 21øC&#8217;ın altında olan, 15øC&#8217;desuda çözünen veya yanıcı kısımları 15øC&#8217;de suda çözünen sıvılardır.<br />
Kendinden alev alma noktasının üzerinde ısıtılan AIII sınıfı sıvılar AI sınıfı olarak kabul edilirler.</p>
<p>Bildirme ve müsaade mecburiyeti<br />
Madde 116- AIII sınıfı sıvılar dışında olup, depolama yerine göre depolanan miktarı Tablo 7&#8242;de verilen değerleri aşan yanıcı sıvı depoları için bildirim zorunluluğu vardır. Miktarlar Tablo 7&#8242;de verilen değerlerin üst<br />
sınırını aştığında, veya depolanan yerler farklı olduğunda ayrıca itfaiye teşkilatından müsaade alması zorunludur.<br />
Tablo 7: Depolama yerine göre depolanan miktar<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|                                |Miktarı(l)             |<br />
|                                +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Depolama Yeri                   |AI          |AII ve B  |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Zemin seviyesi altında ve       |20 &#8211; 60     |100 &#8211; 300 |<br />
|Üstündeki depo hacimleri        |            |          |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|Açıkta kurulu depolar           |20 &#8211; 200    |40 &#8211; 600  |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;-+</p>
<p> AI, AII veya B sınıfı sıvıların doldurulduğu kapalı hacimlerde, saatte 200 litreden fazla dolum yapılıyor ise ve 1000 litre den fazla yanıcı sıvı bulunduruyorsa, itfaiye teşkilatından müsaade alınması zorunludur.<br />
AII ve B sınıfı sıvılar, AI sınıfı sıvılarla beraber depolanıyorsa, 5 litre AII veya B sınıfı sıvı 1 litre AI sınıfı sıvıya eşdeğer olarak alınacaktır ve toplam miktar buna göre hesaplanacaktır.</p>
<p>Tablo 7&#8242;nin kullanılmasında, söz konusu yanıcı sıvı AI sınıfı olup, kendinden tutuşma sıcaklığı 125øC&#8217;ın altında ise tabloda verilen miktarlar 1/5 oranında tutulur.</p>
<p>Azami depolama miktarları ve şekilleri<br />
Madde 117- Koridor, geçiş, merdiven sahanlığı, merdiven altı, bodrum herkesin girebileceği hol ve fuayelerde, kaçış yollarında, çalışılan yerlerde, lokanta ve kahvehane gibi umuma açık yerlerde yanıcı sıvı depolanamaz.<br />
Perakende satış yerlerinde AI sınıfı yanıcı sıvılar kırılmaz orijinal ambalaj içinde 250 litreden fazla olmamak üzere ve beher m2 taban alanı için 2 litre bulundurulabilir.<br />
Perakende satış yerlerinde AII ve B sınıfı yanıcı sıvılar 700 litreden fazla olmamak üzere ve beher m2 taban alanı için 7 litre bulundurulabilir. AII ve B sınıfı yanıcı sıvılar dökme halde bulunduruluyor ise 121 ve 122 nci madde hükümleri uygulanır.<br />
Tehlike bölgelerinin tanımları<br />
Madde 118- Tehlike bölgeleri üçe ayrılır.<br />
a) 0. Bölge: İşletme şartları altında ve arıza halinde daima patlayıcı bir karışımın bulunduğu bölgelerdir (Boru ve kapların içleri gibi).<br />
b) 1. Bölge: İşletme şartları altında ve arıza halinde patlayıcı karışımlarının oluşabileceği bölgelerdir (dolum borusu civarı, armatürler vb).<br />
c) 2. Bölge: İşletme şartları altında veya arıza halinde patlayıcı karışımlarının nadiren oluştuğu bölgelerdir (tankların yakın çevresi gibi).<br />
Tehlike bölgelerindeki sınırlamalar<br />
Madde 119- Tehlike bölgelerindeki sınırlamalar aşağıda belirtildiği şekilde olur.<br />
a) 0. Tehlike bölgesinde beklenen yüksek işletme tehlikesi nedeniyle, yalnız bu bölgede kullanılmasına müsaade edilmiş varsa TSE sertifikalı veya uygunluk belgeli cihazların kullanılması zorunludur.<br />
b) 1. Tehlike bölgesinde yalnız patlama korumalı (ex-proof) cihaz ve sistemler kullanılacaktır. Bu bölgeye, ancak patlayıcı karışımların oluşmasını önleyecek önlemler alınmış olması halinde taşıma araçlarının girmesine müsaade edilir.<br />
c) 2. Tehlike bölgesinde, sadece kıvılcım oluşturmayan ve buhar hava karışımının tutuşma sıcaklığının 4/5 ine sıcaklığa erişmeyen cihaz ve sistemler kullanılabilir. Bu bölgede basınçlı, sıvılaştırılmış veya basınç altında çözünmüş gazlar, sadece yangına en az 120 dakika dayanıklı kapalı hacimlerde depolanabilir. (yanmayan ve sağlığa zararlı olmayan gazlar ve söndürme cihazları dışında)<br />
Çeşitli depolama, dolum ve nakil tesislerinde bu bölgelerin tarifi, kapsamı genişliği, yapılan işin türüne göre ayrı düzenlemelerle belirlenir.<br />
Depo binası içinde depolama<br />
Madde 120- Yanıcı sıvıların depolandığı depo binaları en az 120 dakika yangına dayanıklı şekilde yapılmış olmalıdır.<br />
Bir kapalı hacimde en fazla 30.000 litre AI sınıfı veya 150.000 litre AII ve/veya B sınıfı yanıcı sıvı depolanabilir. Depolama taşınabilen kaplarda yapılıyor ise, bu miktarlar sırasıyla AI sınıfı için 20.000 litre ve AII ve/veya B sınıfı için 100.000 litredir.<br />
Aynı hacimde çeşitli tehlike sınıflarına ait sıvılar birlikte depolanıyorsa, toplam depolanacak miktar en yüksek tehlike sınıfına göre alınır. Toplam miktar hesaplanırken bir litre AI&#8217;in beş litre AII ve/veya B ve 200 litre AIII sınıfa eşdeğer olduğu kabul edilir.<br />
a) Buna göre,<br />
    	1) AI + (AII ve/veya B)/5,<br />
    	2) AI + AIII/200,<br />
    	3) AI + (AII ve/veya B)/5 veya + AIII/200, toplam miktarları 30.000 litre değerini aşmamalıdır.<br />
b) Depo hacimleri 1. tehlike bölgesidir. Depo hacminden dışarıya açılan kapı ve pencerelerden ve diğer açıklıklardan itibaren 5 m yarıçapındaki bölge, döşemeden 0.8 m yüksekliğe kadar 2. tehlike bölgeleridir.<br />
c) Depo hacimlerine işi olmayanların girmesi yasaklanacak ve bu yasak uygun bir levha ile belirtilecektir.<br />
Komşu hacimlere boru geçişlerinin ve tavan deliklerinin yanıcı olmayan yapı malzemeleri ile buhar hava karışımı geçmeyecek şekilde tıkanması zorunludur.<br />
Depo binaları konutlara ve insanların bulunduğu hacimlere bitişik olamaz.<br />
Çatılar, 120 dakika yangına dayanıklı tavanlarla depo hacimlerinden ayrılmalıdır.<br />
Döşemeler depolanan sıvı için geçirgen olmamalı ve yanıcı olmayan malzemeden yapılmalıdır. Dökülen yanıcı sıvının atık su çukurlarına, kanallara, borulara, boru ve tesisat kanallarına sızması önlenmelidir. Kapılar en az 120 dakika yangına dayanıklı olmalıdır.<br />
Depo hacimleri yeteri kadar havalandırılmalı ve elektrikle ve teknik kurallara uygun şekilde aydınlatılmalıdır. Doğal çekim yetişmiyor ise, döşeme düzeyinde etkili, saatte en az 5 defa hava değişimi yapılabilen bir düzen  kurulmalıdır.<br />
Açıkta yerüstü depolama<br />
Madde 121- Açıkta yerüstü depolamada aşağıda belirtilen hususlar dikkate alınır.<br />
a) Tank mesafeleri<br />
Açıkta kurulu yerüstü tankların meskun yerlerden, kara ve demir yollarından uzaklığı Tablo 5&#8242;de verilen esaslara göre seçilir.<br />
b) Havuzlama<br />
1) Havuzlama hacmi, aynı büyüklükte tanklar kurulu ise bir tankın hacmine, çeşitli boylar var ise en büyük tankın hacmine eşit olmalıdır.<br />
2) Havuzlama hacmi, taşınabilir tankların toplam hacimlerinin %75&#8242;i veya en az bir adetin hacmine eşit olmalıdır.<br />
3) Karma depolama yapılırsa (1) ve (2) de verilen esaslara göre yapılan hacimlerin toplamına eşit olmalıdır.<br />
    	4) Ham petrol ve karbonsülfür depolandığında, havuzlama hacmi toplam hacme eşit alınır.<br />
5) Ham petrol ve karbonsülfür dışındaki, AI, AII ve B sınıfı yanıcı sıvılar toplam hacim 30.000 litreyi geçmediği sürece tek havuzlama bölgesinde depolanabilir.<br />
6) Ham petrol veya karbonsülfür için depolanan hacim 15.000 m3 ve havuzlama yüzeyi 700 m2&#8242;yi geçmediği sürece, bir havuzlama bölgesi yapılabilir.<br />
7) (1) ve (2) de verilen esaslar, AIII sınıfı sıvılar, AI ve AII ve/veya B sınıfı sıvılarla beraber depolandığında da geçerlidir.<br />
8) Havuzlama bölgesi hafriyatla veya setlerle yapılabilir. Sızdırmazlığı sağlayan folyo dışında tüm malzeme yanmaz olmalıdır ve cidarlar yangın halinde sızdırmaz kalmalıdır. Folyolar yanıcı ise yangına karşı korunmalıdır.<br />
9) Tanklar yüksekliğinin 4/5 inden daha alçak olan set ve duvarlardan en az 3 m uzaklıkta olmalıdır. Ölçüm tank cidarından yapılacaktır.<br />
10) Havuzlama hacimlerinin set ve duvar depolarından boru geçiyorsa, bunlar sızdırmaz şekilde yerleştirilmeli ve ayrıca havuzlama hacminden su boşaltma imkanı bulunmalıdır. Akıntılar kapanabilir ve yanıcı sıvıyı	ayırabilen düzenle donatılmış olmalıdır.<br />
11) Havuzlama hacmi içinde bölmeler yapılmış ise bunların yüksekliği dış duvarların yüksekliğinin 4/5 inden daha az olmalı ve kanal varsa üstü açık olmalıdır. (ızgara konulabilir)<br />
    	12) Havuzlama bölgesinde, tanklar dışında yalnız armatür, boru ve pompalar bulunabilir.<br />
c) Koruma bölgesi<br />
1) Yerüstü tanklarında yapılan depolamada tankların çevresinde koruyucu uzaklık bırakılması gereklidir. Bu uzaklıklar Tablo 5&#8242;de verilen değerlere göre seçilir.<br />
    	2) Depolama taşınabilir kaplarla yapılıyorsa, bu uzaklıklar aşağıdaki çizelgeye uygun olarak seçilir.<br />
    Depolanan Hacim   	         Koruyucu Bölge Genişliği<br />
        &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- 		 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
    10 &#8211; 30 m3        			10 m<br />
    30 &#8211; 100 m3       			20 m<br />
    200 m3 den büyük 		 	30 m<br />
Uzaklıklar depolanan kap topluluğun dış sınırlarından itibaren ölçülür.<br />
3) Koruyucu bölge genişliği tank cidarından itibaren ölçülür ve en az 2/3 ünün havuzlama bölgesi dışında olması gerekir. Ölçümde havuzlama duvarının iç	kenarının üstü esas alınır.<br />
4) Gerekli olan emniyet, havuzlama bölgesi dışında kurulu, yangına 120	dakika dayanıklı, tankın en az 4/5&#8242;i yüksekliğinde bir duvar veya set iles ağlanıyorsa, koruyucu bölge itfaiyenin görüşü alınarak daha dar tutulabilir.<br />
5) Koruyucu bölgede, depo işletmesinin yapılabilmesi için gerekli olan tesis ve binalar, havuzlama bölgesi dışında olmak şartıyla kurulabilir.<br />
d) Tehlike bölgeleri<br />
1) Aşağıdaki maddelerde aksi belirtilmediği sürece tank cidarından itibaren 5 m&#8217;lik bir uzaklık, zeminden 0.8 m. yüksekliğine kadar 2. tehlike bölgesidir.<br />
2) Yanıcı sıvılar bir havuzlama bölgesi içinde depolanmış ise, bu bölge havuz setinin üst kenarının 0.8 m üstüne kadar 1. tehlike bölgesidir.<br />
    	3) Yanıcı sıvıların yerüstünde, açıkta depolandığı arazi, genel trafik akışına açık olmamalıdır.<br />
4) Depolama sahasına işi olmayanların girişi yasaklanmalı ve bu yasak uygun bir levha ile ilan edilmelidir.<br />
Depolama tankları<br />
Madde 122- Yeraltı tankları ve yerüstü tankları ile taşınabilir kapların doldurulduğu ve boşaltıldığı yerler aşağıda belirtilen hususları taşıyacaktır.<br />
a) Yeraltı tankları<br />
1) Yeraltı tankı, yeraltına tamamen gömülü, üzerindeki toprak tabakası en az 60 cm olan ve ayrıca üstü en az 10 cm&#8217;lik bir beton tabakası ile örtülen tank demektir.<br />
2) Yeraltı tanklarının depo sahasına ait olmayan arsa ve araziden uzaklığı en az 1 m olmalıdır. Tankların meskun yerlerden ve kendi aralarındaki uzaklık SPG için Tablo 5&#8242;e göre de ölçülmelidir.<br />
3) Yeraltı tanklarının içi 0. tehlike, bakım işlerinin yapıldığı kanal veya kapak bölmesi 1. tehlike bölgesidir.<br />
    	4) Yeraltı tankları beklenen mekanik etkilerde ve yangın halinde sızdırmaz kalabilmelidir.<br />
5) Korozyona dayanıklı olmayan malzemeden yapılmış yeraltı tankları, korozyon tehlikesine karşı, dışından zedesiz ve zarar görmemiş bir izolasyon tabakası ile korunmalıdır.<br />
    	6) Tanklar kamuya ait boru ve diğer şebekelerden en az 1 m uzaklığa yerleştirilmelidir.<br />
7) Tank, toprak doldurulmadan önce, en az 200 mm kalınlığında, yanmaz ve izolasyonuna etki etmeyen bir tabaka ile örtülmelidir.<br />
8) Tanklar tesis edilecekleri yerde imal edilemeyecek ise, izolasyonun sağlamlığı ve yerleştirilirken sağlam kaldığı yetkili bir kişi tarafından tank yerleştirilirken tespit edilmelidir. Tankların zedelenmeden, hazırlanan çukura yerleştirilebilmeleri gerekir.<br />
9) Tankların kapatılmaz bir havalandırma borusu bulunmalıdır ve bu boru doldurma esnasında gaz sıkışmasına meydan vermeyecek ebatta olmalıdır. Bölmeli tanklarda bu şart her bölme için geçerlidir. Havalandırma boruları kapalı hacimlere açılmamalı ve zeminden en az 4 m yüksekte açık havaya çıkmalıdır.<br />
Boru uçları yağmur ve yabancı madde girişine karşı korunmalıdır.<br />
b) Yerüstü tankları<br />
    	1) Yerüstü tanklarının içi 0. tehlike bölgesidir.<br />
2) Yerüstü tankları beklenen mekanik etki ve yangın halinde sızdırmaz kalmalıdır.<br />
3) Tank cidarları dıştan korozyona maruz ise ve korozyona dayanıksız malzemeden yapılmış ise uygun şekilde bu etkilerden korunmalıdır.<br />
4) Tanklar içerdikleri sıvı nedeniyle içerden korozyona maruz ise tankların içi de uygun şekilde korunmalıdır.<br />
    	5) Tanklar ve bölmeli tanklarda her bölme havalandırma boruları ile donatılmalıdır.<br />
6) Birkaç tank, ayrı tehlikeli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gruba/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gruba">gruba</a> ait sıvılar içermiyorlar ise veya karışmalarından tehlikeli bir reaksiyon beklenmiyor ise ortak boru hattı üzerinden havalandırılabilirler.<br />
7) Her tank veya tank bölmesinde sıvı seviyesini gösteren bir düzen bulunmalıdır. Gösterge olarak cam veya benzeri borular kullanılıyor ise, bu borular çabuk kapatılabilir bir vana ile donatılmalı ve vana yalnız ölçüm için açılmalıdır.<br />
8) Tankın sıvı hacmine bağlanan her boru bir vana ile kapatılabilmelidir. Vanalar kolay ulaşılır ve görülen bir şekilde, tanka yakın olarak düzenlenmelidir.<br />
9) AI, AII ve/veya B sınıfı sıvıların doldurulduğu tanklar, elektrostatik yüklemeye karşı emniyete alınmalıdır.<br />
c) Taşınabilir kapların doldurulduğu ve boşaltıldığı yerler<br />
1) Taşınabilir veya araç üstü tankların doldurulup boşaltıldığı yerlerdeki teçhizatta, tankın elektrostatik yüklenme tehlikesini önleyecek önlemler alınmalıdır.<br />
2) Dolum ve boşaltma yapılan yerlerde, akan sıvının yerüstü, yeraltı su kaynaklarına ve kanalizasyona karışması önlenmelidir.<br />
3) Dolum yapılan yerlerin 15 m yarıçapa ve zeminden 0.8 m yüksekliğe kadar ve dolum ağzından itibaren 5 m yarı çapa ve ağızdan 3 m yüksekliğe kadar olan civarı 1. tehlike bölgesidir.<br />
4) Boşaltma yapılan yerler ve boşaltma esnasında açılan hava tahliye ağzından (domlardan) yanıcı buharların çıkabileceği açıklıkların 5 m yarıçapa ve zeminden 0,8 m yüksekliği kadar olan civarı 2. tehlike bölgesidir.<br />
Akaryakıt servis istasyonları<br />
Madde 123- Servis istasyonları kurulurken yürürlükteki &#8220;Karayolları Kenarında Yapılacak ve Açılacak Tesisler Hakkında Yönetmelik&#8221; hükümlerine uyulur.<br />
Servis istasyonları kurulurken Tablo 5 ve Tablo 6&#8242;da verilen uzaklıklara uyulur ve yeterli havalandırma sağlanır.<br />
İkmal kolonlarının içi 1. tehlike bölgesidir. Kolonların orta noktalarından 1 m yarıçaplı çevresi kolon yüksekliğine kadar 2. tehlike bölgesidir.<br />
Yakıt depolaması yapılırken aşağıda belirtilen gereklere uyulur.<br />
a) Servis istasyonlarında akaryakıt ancak 122 nci maddenin (a) bendinde belirtilen yeraltı tanklarında depolanabilir.<br />
b) Akaryakıt satış ve/veya akaryakıt satış ve servis yerlerinde TS 12263 esas alınacaktır.<br />
İkmal kolonları ve ikmal sistemleri devrilmeye ve araçların çarpmalarına karşı emniyete alınmalıdır. Bunlar zemin seviyesinin altına ve özellikle bodrumlara konulamaz.<br />
İkmal kolonunun 5 m yarıçaplı çevresinde daha alt kotlardaki hacimlere giden kanal, boru ve tesisat açıklıkları bulunmamalıdır. 8 m yarıçaplı çevredeki akıntı kanallarında yağ ayırma düzeni olmalıdır. Boşaltma hortumunun uzunluğu en fazla 6 m olabilir ve sabit olarak tutturulmuş olmalıdır.<br />
Boru ve kabloların geçtiği kanallarda yanıcı buhar karışımlarının oluşması önlenmelidir. (örneğin, kum doldurularak)<br />
Boşaltma ünitesi depo dolduğunda otomatik olarak kapanan bir vana (tabanca) ile donatılmalıdır veya vananın açma kolunda sabitleştirme düzeni bulunmamalıdır.<br />
Otomatik kapanan vanalar, doldurma deliğinden kaymalarını önleyen bir düzenle emniyete alınmalıdır.<br />
Her ikmal kolonu için en az 2 adet B sınıfı yangın türüne uygun 6 kg&#8217;lık yangın söndürücü bulundurulmalıdır.<br />
Kapalı büro hacimleri dışındaki çalışma bölgesinde sigara içilmesi yasaktır ve bu uygun bir şekilde ilan edilmelidir.<br />
Araç motoru ve kaloriferi çalışırken yakıt verilmesi yasaktır ve bu husus ayrıca ilan edilir.<br />
Genel yangından korunma işlemleri<br />
Madde 124- Yanıcı sıvıların depolandığı, doldurulduğu ve nakledildiği tesisler yeterli yangın önleme sistemleri ile donatılmalı ve daima göreve hazır olacak şekilde tutulmalı ve bakılmalıdır. Gerekli düzen deponun durumuna göre sabit, hareketli veya kısmen hareketli olabilir. Söndürücü olarak özellikle hafif köpük, karbondioksit, kuru toz ve su düşünülebilir.<br />
Yağmurlama tesisleri, bir tank yangınında, komşu tankın ısınarak patlamasını, önleyecek kapasitede olmalıdır.<br />
Yanıcı sıvıların naklinde kullanılan cihazlar (örneğin pompalar) bir yangın halinde, hızlı ve engelsiz bir şekilde ulaşılabilecek bir yerden kontrol edilebilmelidir. Bu şart diğer sınıf sıvılarla beraberce depolanan A III sınıfı yanıcı sıvılar için de geçerlidir.<br />
Alevin geri tepmesini önleyen armatürler için TSE kalite belgesi aranır. Bu armatürler mümkün olduğu kadar tanka yakın ve kolay bakım yapılabilecek şekilde düzenlenmelidirler.<br />
Tanklar ve tanklarla iletken şekilde bağlanmış tesis bölümleri, toprağa karşı bir gerilime sahip olmayacak şekilde kurulmalıdır. Topraklama hatlarının bağlantı uçları, birleşme noktaları kolay ulaşılabilecek şekilde düzenlenmeli ve gevşemeye karşı emniyete alınmalıdır. Bu hususta ayrıca programlama ile ilgili yönetmelik hükümlerine uyulacaktır.<br />
Tank ve bağlı bölümleri yalnız başına topraklayıcı hat olarak kullanılamaz. Topraklayıcı hat malzemesi, tank ve borularda korozyon yapmayacak malzemeden seçilmelidir.<br />
Bina içinde veya dışında kurulmuş tanklar paratoner tesisi ile donatılmalıdır.<br />
Tankların dolumu sırasında, tanktan dışarı çıkan buhar hava karışımı orada çalışanlara ve başkalarına zarar vermeyecek şekilde açık havaya atılmalıdır. Yapısal nedenlerle bu karışımın uygun bir yerden dışarı atılması mümkün değilse, karışımın uygun bir hortum veya boru hattı ile, yanıcı sıvıyı boşaltan tanka geri beslenmesi gerekir.<br />
DOKUZUNCU KISIM<br />
Yangın Güvenliği Sorumluluğu, Ekipler, Eğitim, Denetim, İşbirliği, Ödenek ve Yönerge<br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
Yangın Güvenliği Sorumluluğu<br />
Genel<br />
Madde 125- Yapı, bina, tesis ve işletmelerde yangın güvenliğinden Kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlarda en büyük amir, diğer bina, tesis ve işletmelerde sahip veya yöneticiler sorumludur.</p>
<p>Yangın güvenliği sorumlusu<br />
Madde 126- Çalışma saatleri içinde görevli sayısına ve o binadaki en büyük amirin takdirine göre, binanın her katı, bölmesi veya tamamı için görevliler arasından yangın güvenliği sorumlusu seçilir. Sorumlu, çalışma saatinin başlangıcından bitimine kadar sorumlu olduğu bölümde, yangına karşı korunma önlemlerini kontrol etmek ve aldırmakla yükümlüdür. Kat mülkiyetine tabi binalarda bu sorumluluğu bina yöneticisi üstlenir.<br />
Kamu binalarında bir gece bekçisi ve/veya güvenlik görevlisi bulunması asıldır. Gece bekçisi temin edilemeyen yerlerde,<br />
a) Hizmetli sayısı 2&#8242;den fazla değilse, durum en yakın polis veya jandarma karakoluna bir yazıyla bildirilir ve binanın devriyeler tarafından sık sık kontrol edilmesi sağlanır.<br />
b) Hizmetli sayısı 2&#8242;den fazla ise ve asıl görev aksatılmadan yürütülebilecekse, hizmetliler sırayla gece nöbeti tutarlar ve ertesi gün istirahat ederler. Nöbet izni nedeniyle asıl görevin aksaması söz konusuyla ve hizmetli sayısı 5&#8242;i geçmiyorsa (a) bendine göre hareket edilir.<br />
c) Kamu binalarında merkez daireleriyle il hükümet konaklarında ve en büyük amirlerince lüzum görülecek diğer daire ve kurumlarda resmi tatil ve bayram günlerinde de mevcut hizmetlilerce sırayla nöbet tutulur. Nöbetçi personele, fazla mesai ücreti ödenemediği takdirde nöbet tuttuğu saat kadar mesai günlerinde izin verilir.<br />
İKİNCİ BÖLÜM<br />
Ekiplerin Kuruluşu, Görevleri ve Çalışma Esasları<br />
Ekiplerin kuruluşu<br />
Madde 127- Yapı, bina, tesis ve işletmelerden; 10 bağımsız bölümü olan konutlar ile 50 kişiden fazla insan bulunan her türlü yapı, bina, tesis ve işletmelerde aşağıdaki ekipler oluşturulur.<br />
a) Söndürme ekibi,<br />
b) Kurtarma ekibi,<br />
c) Koruma ekibi,<br />
d) İlk yardım ekibi.<br />
Diğer yapı, bina, tesis ve işletmelerde ise; sahip, yönetici veya amirin uygun göreceği ekipler kurulur ve diğer önlemler alınır.<br />
Ekipler, 137 nci maddede belirtilen yönergeyi yürütmekle görevlendirilen amirin belirleyeceği ihtiyaca göre, en büyük amirin onayıyla kurulur. Söndürme ve kurtarma ekipleri en az 3&#8242;er, koruma ve ilk yardım ekipleri ise en az 2&#8242;şer kişiden oluşur. Kurumda sivil savunma servisleri kurulmuşsa; söz konusu ekiplerin görevleri, bu servislerce yürütülür.<br />
Her ekipte bir ekip başı bulunur. Ekip başı, aynı zamanda yönergeyi uygulamakla görevli amirin yardımcısıdır.<br />
Ekiplerin görevleri<br />
Madde 128- Ekiplerin görevleri aşağıda belirtilmiştir.<br />
a) Söndürme Ekibi: Binada çıkacak yangına derhal müdahale ederek söndürmek ve/veya genişlemesine mani olmak,<br />
b) Kurtarma Ekibi: Yangın vukuunda can ve mal kurtarma işlerini yürütmek,<br />
c) Koruma Ekibi: Kurtarma ekibince kurtarılan eşya ve evrakı korumak, yangın nedeniyle ortaya çıkması muhtemel panik ve kargaşayı önlemek,<br />
d) İlk Yardım Ekibi: Yangın nedeniyle yaralanan veya hastalanan kişilere ilk yardım yapmak.<br />
Ekiplerin çalışma esasları<br />
Madde 129- Ekiplerin birbirleriyle işbirliği yapmaları ve karşılıklı yardımlaşmalarda bulunmaları esastır.<br />
Ekiplerin yangın anında sevk ve idaresi, itfaiye gelinceye kadar yönergeyi uygulamakla görevli amir veya yardımcılarına aittir. Bu süre içinde ekipler, amirlerinden emir alırlar. İtfaiye gelince, söndürme ve kurtarma ekipleri derhal itfaiye amirinin emrine girerler.<br />
Bina sahip ve yöneticileri ile bina amirleri; ekiplerin, yapılarda oluşacak yangınlara müdahale etmesi ve kurtarma işlemlerini yürütmelerinde kullanmaları için gereken malzemeleri bulundurmak zorundadır. Yapının büyüklüğüne, kullanım amacına, mevcut koruma sistemlerine ve oluşturulan ekip özelliklerine göre mahalli itfaiye teşkilatı ve sivil savunma müdürlüğünün görüşü alınarak, gerekli ise gaz maskesi, teneffüs cihazı, yedek hortum, lans, hidrant anahtarı ve benzeri malzemeler bulundurulur. Bulundurulacak malzemeler itfaiye teşkilatında kullanılan malzemelere uygun olmak zorundadır. Araç-gereç ve malzemenin bakımı ve korunması, yönergeyi uygulamakla görevli amirin sorumluluğu altında görevliler tarafından yapılır.<br />
Yangın haberini alan yangına karşı mücadele ekipleri, kendilerine ait araç-gereçleri alarak derhal olay yerine hareket ederler.<br />
Olay yerinde;<br />
a) Söndürme ekipleri: Yangın yerinin alt, üst ve yanlarındaki odalarda gereken tertibatı alır, yangını söndürmeye veya genişlemesini önlemeye çalışırlar.<br />
b) Kurtarma ekipleri: Varsa önce canlıları kurtarırlar, daha sonra yangında ilk kurtarılacak evrak, dosya ve diğer eşyayı diğer bulunanların da yardımı ile ve büro şeflerinin nezareti altında mümkünse çuvallara ve torbalara koyarak boşaltılmaya hazır hale getirirler. Çuval ve  torbalar, bina yetkililerinin lüzum görmesi halinde binanın henüz yanma tehlikesi olmayan kısımlarına taşınır. Yanan binanın genel olarak boşaltılmasına olay yerine gelen itfaiye amirinin veya en büyük mülki amirin emriyle başlanır.<br />
c) Koruma ekipleri: Boşaltılan eşya ve evrakı, güvenlik güçleri veya bina yetkililerinin göstereceği bir yerde muhafaza altına alır ve yangın söndürüldükten sonra o binanın ilgililerine teslim ederler.<br />
d) İlk yardım ekipleri: Yangında yaralanan veya hastalananlar için ilk yardım hizmeti verirler.<br />
Yangından haberdar olan bina sahibi, yöneticisi ile amir ve yangınla mücadele ekip personeli, en seri şekilde görev başına gelip, söndürme, kurtarma, koruma ve ilk yardım işlerini yürütürler.<br />
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM<br />
Eğitim<br />
Genel eğitim<br />
Madde 130- Yapı, bina, tesis ve işletmelerde oluşturulan ekiplerin personeli; amir, sahip veya yöneticilerinin sorumluluğunda yangından korunma, yangının söndürülmesi, can ve mal kurtarma ile ilk yardım faaliyetleri ve itfaiye ile işbirliği ve organizasyon sağlanması konularında, gerekirse mahalli itfaiye ve sivil savunma teşkilatlarından yararlanılarak eğitilir ve yapılan tatbikatlar ile bilgi ve becerileri arttırılır. Ayrıca, bütün görevliler ve gece bekçileri, binadaki yangın söndürme alet ve edevatının nasıl kullanılacağı ve en kısa zamanda itfaiyeye nasıl ulaşılacağı konularında tatbiki eğitimden geçirilir.<br />
Özel eğitim<br />
Madde 131- Belediye itfaiye teşkilatlarının yönetici personeli ve bünyesinde özel itfaiye birimi bulunduran kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşların itfaiye amirleri, Sivil Savunma Genel Müdürlüğünce, diğer personel ise kendi kuruluşlarınca eğitilirler.<br />
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM<br />
Denetim<br />
Denetim<br />
Madde 132- Bu Yönetmelik hükümlerinin uygulanıp uygulanmadığı aşağıdaki şekilde denetlenir.<br />
a) Özel yapı, bina, tesis ve işletmeleri; mülki idare amirlerinin yetki ve sorumluluğunda, mahalli itfaiye teşkilatı, Sivil Savunma Müdürlüğü ve mülki idare amirliğince görevlendirilecek heyetlerce haberli veya habersiz olarak denetlenir. Ayrıca, bunların bağlı veya ilgili olduğu bakanlık, kamu kurum ve kuruluşlarının müfettiş, kontrolör veya denetim elemanları tarafından da denetleme yapılır.<br />
Bina sahip, yönetici ve sorumluları  denetim elemanlarınca binaların arzu edilen bütün bölümlerini ve teçhizatını göstermek, istenilen bilgi ve belgeleri vermek zorundadırlar. Denetim sonucunda eksik bulunan ve giderilmesi istenilen aksaklıklar ile talep edilen önlemlerin öngörülen makul süre içerisinde ilgililerce yerine getirilmesi zorunludur.<br />
b) Kamu binalarında; kurum amiri ve görevlendireceği kişi veya heyet, mülki amir veya görevlendireceği heyet, kurumun bağlı veya ilgili olduğu bakanlık, müsteşarlık, genel müdürlük veya başkanlık müfettişleri veya kontrolörleri; hükümet konakları bakımından, İçişleri Bakanı adına Sivil Savunma Genel Müdürü veya görevlendireceği kişi veya heyetler ile mülkiye müfettişleri tarafından yapılır. Denetim yetkisine haiz kişiler, kurum, kuruluş ve müesseselerin denetim sonuç raporlarını; bağlı veya ilgili olduğu bakanlık, müsteşarlık, genel müdürlük veya başkanlıklarına; bu makamlar ise, Yönetmeliğin uygulanmasından kaynaklanan sorunlar ile çözüm önerilerini her yıl Mart ayı sonuna kadar İçişleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel Müdürlüğüne gönderirler.<br />
BEŞİNCİ BÖLÜM<br />
İşbirliği<br />
İşbirliği<br />
Madde 133- İtfaiye teşkilatı bulunan belediyeler, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar ile silahlı kuvvetler, meydana gelebilecek yangınlarda karşılıklı yardımlaşma ve işbirliği amacıyla aralarında protokol düzenlerler.<br />
Protokolde; personelin eğitimi, bilgi değişimi, kullanılan araç, gereç ve malzemenin standart hale getirilmesi, müşterek tatbikatların yapılması ve muhtemel yangınlara müdahalenin hangi şartlarda yapılacağı hususları yer alır. Protokol düzenlenmeden evvel bu kurumların ve itfaiyelerin sorumluluk bölgelerinde diğer itfaiyenin yardımını gerektirecek büyüklükte bir yangın meydana gelirse yardım talebini alan itfaiye teşkilatı kendi bölgesinde meydana gelebilecek diğer yangınlara karşı zafiyet yaratmamak koşuluyla yardım isteyen itfaiyeye gerekli ve yeterli desteği göndermek zorundadır.<br />
ALTINCI BÖLÜM<br />
Ödenek<br />
Genel<br />
Madde 134- Kamu ve özel yapı, bina, tesis ve işletmelerinde; Yönetmelikte belirtilen sistem ve tesisatın yapımı ile araç-gereç ve malzemenin temini, bakım ve onarımı için ödenek ayrılır. Binaların yangından korunması için yıllık bütçelere konulan ödenek başka bir amaç için kullanılamaz.<br />
Kamu yapı, bina, tesis ve işletmelerinde<br />
Madde 135- Kamu yapı, bina, tesis ve işletmelerinde yangınla mücadele için gereken giderler aşağıdaki şekilde karşılanır.<br />
a) İl ve ilçelerdeki hükümet konakları için, İçişleri ve Maliye bakanlıklarının ilgili birimlerince tespit edilerek Maliye Bakanlığı bütçesine konulan ve İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenen tahsis şekline göre il emvaline gönderilen,<br />
b) Genel bütçeye dahil diğer dairelerin merkez ve taşra örgütleri için, ilgili bakanlık ve dairelerin kendi bütçelerine konulan,<br />
c) Katma bütçeli daireler, iktisadi devlet teşekkülleri, döner sermayeli kuruluşlar, özel kanunla kurulan teşekküller, özel idare ve belediyeler için, kendi bütçelerine konulan, ödeneklerle sağlanır.<br />
Özel yapı, bina, tesis ve işletmelerinde ise<br />
Madde 136- Yangınla mücadele için gerekli giderler bina sahibi, kat mülkiyetine tabi binalarda kat malikleri ve bina yöneticileri diğer özel kurum ve kuruluşlarda işyeri sahipleri, tüzel kişilerde ana sermayeden karşılanır. Binaların yangından korunması için sarf olunması gerekli olan bu paralar başka bir amaçla kullanılamaz.<br />
Yangınla mücadele amacıyla alınması zorunlu olan mal ve hizmetlerde herhangi bir neden ileri sürülerek kısıtlama yapılamaz.<br />
Bu Yönetmeliğin 95 inci maddesinin son fıkrasında belirtilen tesislerin öncelikle yapılması için gerekli ödenek belediye bütçesine konur.<br />
YEDİNCİ BÖLÜM<br />
Yönerge<br />
Yönerge hazırlanması<br />
Madde 137- Bu Yönetmeliğin uygulanmasını sağlamak amacıyla, belediyeler, kamu ve özel kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler bulundukları yer, yapı, bina, tesis ve işletmelerin özelliklerine göre kendi &#8220;Yangın Önleme ve Söndürme Yönergelerini&#8221; hazırlarlar. Yönergenin hazırlanmasında; bu Yönetmeliğin 102 nci maddesinde belirtilen mevzuat ile Koruyucu Güvenlik Genel Esasları Direktifi, 28/12/1988 tarihli ve 88/13543 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Sabotajlara Karşı Koruma Yönetmeliği ile ilgili diğer mevzuat hükümleri de dikkate alınır. Yönergenin bir örneği, mahalli belediye itfaiye teşkilatı ile Sivil Savunma Müdürlüğüne gönderilir.<br />
Yönergenin yürütülmesi<br />
Madde 138- Yangın yönergesi yapı, bina, tesis ve işletmenin sahibi, yönetici veya amiri tarafından yürütülür.<br />
Yönergede; bu Yönetmelikte yer alan hususlardan, yangın müdahale ekiplerinin sayısı, isim ve görevleri, ihtiyaç duyulan araç, gereç ve malzemenin cins ve miktarı, söndürme araçlarının kullanma usulleri, eğitim ve bakım hususları, nöbet hizmetleri ile gerek görülecek diğer hususlar düzenlenir ve bina yerleşimi, bina iç ulaşım yolları, yangın bölmeleri, yangın duvarları, yatay bölmeler, cepheler, söndürücü sistem, uyarıcı sistem ve su besleme üniteleri ile itfaiyeye yardımcı olabilecek diğer hususları gösterir plan ve krokiler eklenir.<br />
ONUNCU KISIM<br />
Son Hükümler<br />
Yönetmeliğe aykırılık halleri<br />
Madde 139- Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında idari emirlere riayet etmemek fiilinden, verilen görevi zamanında yapmayanlar hakkında da fiilinin derecesine göre, görevi ihmal veya suistimalden soruşturma açılarak gereği yapılır.<br />
Yürürlükte olan imar, yapı ve afet bölgelerinde yapılacak yapılar hakkında yönetmeliklerin, bu Yönetmeliğe aykırı hükümleri uygulanmaz.<br />
Belediyeler ile kamu kurum ve kuruluşlarınca, bu Yönetmeliğe aykırı olmamak koşulu ile yörelerinin veya binalarının önem ve özelliklerine göre ilave olarak almak istedikleri tedbirler, belediye itfaiye teşkilatı, Sivil Savunma Müdürlüğü ile Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünün görüşü alınmak suretiyle mülki idare amirinin onayı ile alınır.<br />
Kaldırılan hükümler<br />
Madde 140- 26/10/1995 tarihli ve 95/7477 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Binalarının Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.<br />
Belediyeler tarafından çıkarılmış olan bütün yangından korunma yönetmelikleri ve talimatları yürürlükten kaldırılmıştır.<br />
Geçici Madde 1- 4 üncü madde kapsamı dışında kalan mevcut yapılarda yangına karşı alınması gerekli tedbirler; ilgili belediyelerce bina sahip ve yöneticisi ile kurum amirlerinden yazılı olarak istenir. Bu istek üzerine, anılan sorumlular;<br />
a) Yüksekliği 30.50 m&#8217;yi geçen konut harici bütün binalarda ve yatak sayısı 200&#8242;ü geçen oteller ile kullanım alanı 3000 m2&#8242;nin üzerinde olan alışveriş, eğlence, ticaret ve toplanma amaçlı yerlerde bu Yönetmelikte istenen tedbirleri 3 yıl içinde yerine getirmek zorundadır.<br />
b) Diğer mevcut yapılarda, belediye itfaiye teşkilatı ile Sivil Savunma Müdürlüğünün görüşü alınarak bu Yönetmelik esaslarına göre belirlenen uygulanabilir iyileştirici tedbirler 5 yıl içinde yerine getirilir.<br />
Geçici Madde 2- Bu Yönetmeliğin yayım tarihinden önce yürürlüğe konulmuş bulunan imar, yapı ve afet bölgelerinde yapılacak yapılar hakkındaki yönetmelikler, ilgili idarelerce, Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren 6 ay içinde bu Yönetmeliğe uygun hale getirilirler.<br />
Yürürlük<br />
Madde 141- İçişleri Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca müştereken hazırlanan bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.<br />
Yürütme<br />
Madde 142- Bu Yönetmelik hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.</p>
<p>EK-1<br />
YAPI MALZEMELERİNİN YANICILIK SINIFLARI<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  |1         |2                |3                               |4                                                                                  |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  |Yanıcılık |Yapı             |Yangında Gözlenen Davranış      |Söz konusu sınıfta belirlenmiş yapı malzemeleri                                    |<br />
|  |Sınıfı    |Malzemelerinin   |                                |                                                                                   |<br />
|  |          |Tanımı           |                                |                                                                                   |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
| 1|A         |Yanmaz           |                                |                                                                                   |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
| 2|A1        |Hiç Yanmaz       |Alev almaz, yanmaz,             |a) Kum, çakıl, mil, kil ve doğada bulunan yapı tekniğinde kullanılabilen           |<br />
|  |          |                 |kömürleşmez                     |diğer tüm taşlar.                                                                  |<br />
|  |          |                 |(Elektrikli tüp fırın deneyi    |b) Mineraller, toprak, volkanik cüruflar ve doğal bims.                            |<br />
|  |          |                 |uygulanır)                      |c) Çimento, kireç, alçı, anhidrit, yüksek fırın cürufu, genleştirilmiş kil,        |<br />
|  |          |                 |                                |genleştirilmiş şist, genleştirilmiş perlit ve vermükulit ile köpüklü cam           |<br />
|  |          |                 |                                |gibi yakma ve/veya genleştirme prosesiyle taş ve minerallerden elde                |<br />
|  |          |                 |                                |edilen yapı malzemeleri.                                                           |<br />
|  |          |                 |                                |d) Harç, beton, betonarme, ön gerilmeli beton, gaz beton veya gözenekli            |<br />
|  |          |                 |                                |beton, hafif beton, mineralli maddelerden üretilmiş yapı taşları ve                |<br />
|  |          |                 |                                |yapı plakları, mutad harç veya beton katkılı malzemeler.                           |<br />
|  |          |                 |                                |e) Organik katkı maddesi içermeyen mineral lifli malzemeler.                       |<br />
|  |          |                 |                                |f) Tuğla, kiremit, seramikler.                                                     |<br />
|  |          |                 |                                |g) Camlar.                                                                         |<br />
|  |          |                 |                                |h) Alkali ve toprak alkali metaller ve alaşımları dışında, ince toz halinde        |<br />
|  |          |                 |                                |öğütülmemiş metal ve alaşımlar.                                                    |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
| 3|A2        |Zor Yanıcı       |Yanıcı kısımlar içerir, ancak   |Her durumda özel tahkiki gereken malzemelerdir. Örneğin alçı karton                |<br />
|  |          |                 |kendileri yanmaz, ateşi         |plakları gibi yanmaz dolgu maddeli kompozitler gibi.                               |<br />
|  |          |                 |iletmez, yangın yüküne katkısı  |                                                                                   |<br />
|  |          |                 |olmaz.                          |                                                                                   |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
| 4|B         |Yanıcı Yapı      |                                |                                                                                   |<br />
|  |          |Malzemeleri      |                                |                                                                                   |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
| 5|B1        |Zor Alevlenici   |Alev kaynağı kalktıktan sonra   |a) Odun yünü veya talaşı hafif yapı levhaları,                                     |<br />
|  |          |                 |da yanmayı sürdürür.            |b) Çok katmanlı mineral elyaflı hafif yapı plakları (tek ve/veya iki               |<br />
|  |          |                 |                                |yüzeyi mineral elyaf ile kaplı odun yününden yapılmış hafif yapı                   |<br />
|  |          |                 |                                |plağı)                                                                             |<br />
|  |          |                 |                                |c) Yüzeyi delikli veya deliksiz alçı karton levhalar                               |<br />
|  |          |                 |                                |d) Masif mineral zemin üzerine mineral katkılı yapay reçineli sıvılar.             |<br />
|  |          |                 |                                |e) Isı harçlar.                                                                    |<br />
|  |          |                 |                                |f) Yumuşatıcı içermeyen d > = 3,2 mm sert polivinilklorid (PVC), klorlu            |<br />
|  |          |                 |                                |polivinilklorid (PVCC) ve polipropilen (PP)&#8217;den üretilmiş boru ve ek               |<br />
|  |          |                 |                                |parçaları.                                                                         |<br />
|  |          |                 |                                |g) Ahşap parke, PVC, vinilasbest zemin kaplamaları                                 |<br />
|  |          |                 |                                |h) Asbestli mukavva ve kağıtlar.                                                   |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
| 6|B2        |Normal Alevlenici|Yanıcı duman ve zehirli gaz     |a) () > = 400 kg/m3 ve kalınlığı d > 2 mm veya () > = 230 kg/m3 ve kalınlığı d > 5 |<br />
|  |          |                 |oluştururlar. (B1 ve B2         |mm olan ahşap malzemeler.                                                          |<br />
|  |          |                 |sınıflarına girenlerin          |b) Kalınlığı d > 2 mm olan ahşap kontraplak veya dekoratif prese edilmiş           |<br />
|  |          |                 |gerçeklenmesinde bacalı fırın   |malzeme tabakalarından oluşan plakalarla, termoplastik olmayan bir                 |<br />
|  |          |                 |deneyleri uygulanır.)           |şekilde tüm yüzeyince ahşap kaplanmış veya yüzeyi preslenmiş                       |<br />
|  |          |                 |                                |malzemeler.                                                                        |<br />
|  |          |                 |                                |c) d > = 3 mm olan plastik kaplı odun lifi plaklar.                                |<br />
|  |          |                 |                                |d) Alçı karton bağlantı plakları.                                                  |<br />
|  |          |                 |                                |e) Çok katmanlı sert köpük hafif yapı plakları.                                    |<br />
|  |          |                 |                                |f) Sert PVC levha                                                                  |<br />
|  |          |                 |                                |g) Kalınlığı > 3 mm sert PVC, polipropilen, yüksek dansite polietilen,             |<br />
|  |          |                 |                                |kopolimer, stroil (ABS/ASA/PVC), akrilonifril-bu faiden stirol&#8217;den                 |<br />
|  |          |                 |                                |üretilmiş boru ve bağlantıları.                                                    |<br />
|  |          |                 |                                |h) Kalınlığı > = 2 mm palimetakrilat dökme levhalar.                               |<br />
|  |          |                 |                                |i) Kalınlığı > = 1,6 mm polistard plakalar.                                        |<br />
|  |          |                 |                                |j) () = 940 kg/m3 ve kalınlığı > = 1.4 mm d > = 1.0 mm                             |<br />
|  |          |                 |                                |köpüklendirilmemiş polietilenler.                                                  |<br />
|  |          |                 |                                |k) Kalınlığı > = 1.0 mm poliamid,                                                  |<br />
|  |          |                 |                                |l) PVC, kauçuk, sentetik kauçuk gibi esnek kaplamalar gibi zemin                   |<br />
|  |          |                 |                                |kaplama malzemeleri.                                                               |<br />
|  |          |                 |                                |m) Köpüklendirilmemiş, katran veya bitüm katkılı poliüretan veya                   |<br />
|  |          |                 |                                |polisulfid, silikon ve akrilat esaslı, her defasında en az B2 sınıfı iki           |<br />
|  |          |                 |                                |yapı malzemesi arasına yerleştirilmiş.                                             |<br />
|  |          |                 |                                |n) Asfalt                                                                          |<br />
|  |          |                 |                                |o) Elektrik kabloları.                                                             |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
| 7|B3        |Kolay Alevlenici |Yukarıdaki sınıflara girmeyen   |Ahşap < 2 mm                                                                       |<br />
|  |          |                 |malzemeler, yapılarda hiçbir    |Kağıt, saz, saman, talaş, pamuk, seliloz lifi                                      |<br />
|  |          |                 |şekilde kullanılamaz.           |Gevşek veya toz halinde her türlü yanıcı maddeler.                                 |<br />
+--+----------+-----------------+--------------------------------+-----------------------------------------------------------------------------------+</p>
<p>EK-2<br />
YAPI MALZEMELERİ VE/VEYA ELEMANLARININ YANICILIK VE DAYANIKLILIK SINIFLARI</p>
<p> +--+---------------+-----------------+--------------+-------------------------------------------------------+------------------------+<br />
|  |1              |2                |3             |4                                                      |5                       |<br />
+--+---------------+-----------------+--------------+-------------------------------------------------------+------------------------+<br />
|  |Yangına        |Yapı Elemanlarında Kullanılan   |Yapı Elemanlarının Tanımı(2)                           |Kısa                    |<br />
|  |Dayanım        |Malzemelerin Yanıcılık Sınıfı   |                                                       |Gösterilişi             |<br />
+--+------+--------+-----------------+--------------+                                                       |                        |<br />
|  |Sınıfı|Süre    |Başlıca Elemanlar|2. sutun      |                                                       |                        |<br />
|  |      |(Dak)   |(1)              |kapsamına     |                                                       |                        |<br />
|  |      |        |                 |girmeyen diğer|                                                       |                        |<br />
|  |      |        |                 |bileşenler    |                                                       |                        |<br />
+--+------+--------+-----------------+--------------+-------------------------------------------------------+------------------------+<br />
| 1|      |        |B                |B             |Yangına dayanıklılık sınıfı                            |F 30 - B                |<br />
|  |      |        |                 |              |F 30                                                   |                        |<br />
+--+      |        +-----------------+--------------+-------------------------------------------------------+------------------------+<br />
| 2|F 30  | > =30  |A                |B             |Önemli elemanları yanmaz ve yangına dayanıklılık sınıfı|F 30 &#8211; AB               |<br />
|  |      |        |                 |              |F 30&#8242;dan yapı malzemelerinden oluşan                   |                        |<br />
+&#8211;+      |        +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 3|      |        |A                |A             |Yangın önleyici yanmaz ve yangına dayanıklılık sınıfı  |F 30 &#8211; A                |<br />
|  |      |        |                 |              |F 30 olan yapı malzemelerinden oluşan                  |                        |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 4|      |        |B                |B             |Yangına dayanıklılık sınıfı                            |F 60 &#8211; B                |<br />
|  |      |        |                 |              |F 60                                                   |                        |<br />
+&#8211;+      |        +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 5|F 60  | > = 60 |A                |B             |Yangına dayanıklılık sınıfı                            |F 60 &#8211; AB               |<br />
|  |      |        |                 |              |F 60 ve başlıca kısımları yanmayan yapı                |                        |<br />
|  |      |        |                 |              |malzemelerinden oluşan                                 |                        |<br />
+&#8211;+      |        +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 6|      |        |A                |A             |Yangına dayanıklılık sınıfı                            |F 60 &#8211; A                |<br />
|  |      |        |                 |              |F 60 olan yanmayan yapı malzemeleri                    |                        |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 7|      |        |B                |B             |Yangına dayanıklılık sınıfı                            |F 90 &#8211; B                |<br />
|  |      |        |                 |              |F 90                                                   |                        |<br />
+&#8211;+      |        +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 8|F 90  | > = 90 |A                |B             |Yangına dayanıklılık sınıfı                            |F 90 &#8211; AB               |<br />
|  |      |        |                 |              |F 90 olan başlıca kısımları yanmayan yapı              |                        |<br />
|  |      |        |                 |              |malzemelerinden oluşan                                 |                        |<br />
+&#8211;+      |        +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 9|      |        |A                |A             |Yangına dayanıklılık sınıfı                            |F 90 &#8211; A                |<br />
|  |      |        |                 |              |F 90 olan, yanmayan yapı malzemelerinden oluşan        |                        |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|10|      |        |B                |B             |Yangına dayanıklılık sınıfı                            |F 120 &#8211; B               |<br />
|  |      |        |                 |              |F 120                                                  |                        |<br />
+&#8211;+      |        +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|11|F 120 | > = 120|A                |B             |Yangına dayanıklılık sınıfı                            |F 120 &#8211; AB              |<br />
|  |      |        |                 |              |F 120, başlıca kısımları yanmayan yapı malzemelerinden |                        |<br />
|  |      |        |                 |              |oluşan                                                 |                        |<br />
+&#8211;+      |        +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|12|      |        |A                |A             |Yangına dayanıklılık sınıfı                            |F 120 &#8211; A               |<br />
|  |      |        |                 |              |F 120 olan yanmayan yapı malzemelerinden oluşan        |                        |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|13|      |        |B                |B             |Yangına dayanıklılık sınıfı                            |F 180 &#8211; B               |<br />
|  |      |        |                 |              |F 180                                                  |                        |<br />
+&#8211;+      |        +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|14|F 180 | > = 180|A                |B             |Yangına dayanıklılık sınıfı                            |F 180 &#8211; AB              |<br />
|  |      |        |                 |              |F 180, başlıca kısımları yanmayan yapı malzemelerinden |                        |<br />
|  |      |        |                 |              |oluşan                                                 |                        |<br />
+&#8211;+      |        +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|15|      |        |A                |A             |Yangına dayanıklılık sınıfı                            |F 180 &#8211; A               |<br />
|  |      |        |                 |              |F 120 yanmayan yapı malzemelerinden oluşan             |                        |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 1) Başlıca elemanlara şunlar dahildir.                                                                                             |<br />
| a) Tüm taşıyıcı ve destekleyici elemanlar, taşıyıcı olmayan yapı elemanlarından stabilite yönünden etkili olanlar dahil (Ör;       |<br />
|    Taşıyıcı olmayan duvarlardaki çerçeve konstrüksiyonları gibi)                                                                   |<br />
| b) Hacim (mekan) çevreleyen yapı elemanlarında, &#8220;Yapı elemanlarının yangına dayanıklılık&#8221; standardlarına göre yapılan              |<br />
|    deneyde yapı elemanı düzleminde devam eden ve tahrip olmaması gereken tabaka.                                                   |<br />
|    &#8211; Döşemelerde bu tabakanın toplam kalınlığı en az 50 mm olmalıdır; Bu tabakanın içinde boş hacimlere izin verilir.              |<br />
|    &#8211; Yapı elemanların yanma davranışlarının değerlendirilmesinde yüzey ve kaplama tabakaları veya başka yüzey                      |<br />
|      işlemleri dikkate alınmayabilir.                                                                                              |<br />
| 2) Bu adlandırma yapı elemanlarının sadece yangına dayanıklılık yeteneğine göre düzenlenmiştir.                                    |<br />
+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+</p>
<p>  EK-3<br />
  KAPI, PENCERE, KANAL VE KAPAKLAR İÇİN ARANACAK YANGIN DAYANIM ŞARTLARI</p>
<p>+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  |1                |                  2                       |3                            |4        |5             |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  |Dayanım Süresi   |Yapı Elemanlarının Türü                                                                          |<br />
|  |(Dak.)           |                                                                                                 |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|  |                 |Yangın Kapıları  |Pencere gibi tüm ışık   |Havalandırma sistemi boru    |Hava kanalı klapeleri   |<br />
|  |                 |                 |geçiren camlı yapı      |ve bağlantı elemanları için  |için Yangın Klapeleri   |<br />
|  |                 |                 |elemanları için         |                             |                        |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 1| > = 30          |F 30             |F 30                    |F 30                         |F 30                    |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 2| > = 60          |F 60             |F 60                    |F 60                         |F 60                    |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 3| > = 90          |F 90             |F 90                    |F 90                         |-                       |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 4| > = 120         |F 120            |F 120                   |F 120                        |-                       |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 5| > = 180         |F 180            |F 180                   |-                            |-                       |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+</p>
<p>EK-4<br />
NORMAL BİNA DUVARLARI, DÖŞEMELERİ VE ÇATILAR İÇİN ARANACAK<br />
YANGIN DAYANIM ŞARTLARI (1)<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  |1                                  |2                       |3                  |4                  |5                         |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  |Yapı Elemanı                       |                                                                                           |<br />
|  |ve                                 |Bina Yükseklikleri                                                                         |<br />
|  |Yapı Malzemesi                     +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  |                                   |Tam Kat Sayıları                                                                           |<br />
|  |                                   +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  |                                   | > = 2                  | > = 3 &#8211; 5         | > 5               |Yüksek Binalar            |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|1 |Taşıyıcı ve Rijitleştirici         |F 30 &#8211; B                |F 90 &#8211; A           |F 90 &#8211; A           |F 90 &#8211; A(2)               |<br />
|  |Duvarlar ve Mesnet ve              |                        |                   |                   |                          |<br />
|  |Kolonlar                           |                        |                   |                   |                          |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|2 |Taşıyıcı olmayan Dış               |en az                   |A veya             |A veya             |A veya                    |<br />
|  |Duvarlar                           |B2                      |F 30 &#8211; B           |F 30 &#8211; B           |F 90 &#8211; AB                 |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|3 |Dış duvarlar Kaplaması             |Ek-6, Satır 7 &#8211; 11&#8242;deki gibi                                                               |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|4 |Daireler ve özel hacimler          |F 90 &#8211; A                |F 90 &#8211; A           |F 90 &#8211; A           |F 90 &#8211; A                  |<br />
|  |arasındaki ayrım duvarları         |                        |                   |                   |                          |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|5 |Ayrım Duvarı boşlukları            |F 30                    |F 30               |F 30               |F 30                      |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|6 |Yangın Duvarları ve özel           |F 30 &#8211; A                |F 90 &#8211; A           |F 90 &#8211; A           |F 90 &#8211; A(2)               |<br />
|  |sınır duvarları                    |                        |                   |                   |                          |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|7 |Yangın Duvarı boşlukları           |F 90                    |F 90               |F 90               |F 90                      |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|8 |Bodrum üstü döşemeler              |F 90 &#8211; A                |F 90 &#8211; A           |F 90 &#8211; A           |F 90 &#8211; A                  |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|9 |Diğer döşemeler                    |Alanı > 500 m2 için     |F 30 &#8211; A           |F 90 &#8211; A           |F 90 &#8211; A                  |<br />
|  |                                   |F 30 &#8211; AB. Bunun        |                   |                   |                          |<br />
|  |                                   |dışında F30 &#8211; B         |                   |                   |                          |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|10|Döşeme boşlukları                  |Döşemede aranan şartlara göre F30 veya F90 boru veya kablo boşlukları için özel şartlar    |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|11|Dıştan yangın etkisi için          |Uçucu ateşe ve ısı yayınımına yeterli dayanım veya kablo boşlukları için özel şartlar (sert|<br />
|  |çatılar                            |çatı ürünleri)                                                                             |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|12|Çatıyı taşıyan iskelet ve          |En az B2                                                                                   |<br />
|  |kaplama altı                       |                                                                                           |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|13|Dıştan yangın etkisi için          |Alanı 500 m2 için A     |A                  |F 90 &#8211; A           |F 90 &#8211; A                  |<br />
|  |çatılar                            |                        |                   |                   |                          |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|14|İzolasyon kaplamaları ve           |Ek-6&#8242;ya Bakınız                                                                            |<br />
|  |diğer malzemeler                   |                                                                                           |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+</p>
<p> (1) Okul, öğrenci yurtları, hastane, büro ve idare binaları için de geçerlidir.<br />
(2) Yüksekliği > 60 m olan binalarda > = F 120 &#8211; A şart koşulur.</p>
<p>           EK-5<br />
           NORMAL BİNA MERDİVEN KULELERİ VE KORİDORLARI İÇİN ARANACAK<br />
           YANGIN DAYANIM ŞARTLARI(1)</p>
<p>+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|   |1                                      |2                            |3                            |4                         |5               |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|   |                                       |Bina Yükseklikleri                                                                                     |<br />
|   |                                       +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|   |                                       |                              Tam Katsayıları                                                          |<br />
|   |                                       +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|   |                                       | > = 2                       |2 &#8211; 5                        | > 5                      |Yüksek Binalar  |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  1|Merdiven kulesi                        |Her yangın merdiveni, kendine ait sürekli bir merdiven kulesinde bulunmalı                             |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  2|Merdiven kulesi duvarı(2)              |F90 &#8211; A                      |F90 &#8211; A                      |F120 &#8211; A                  |F120 &#8211; A        |<br />
|   |                                       |B2                           |B2                           |F30 &#8211; B                   |F90 &#8211; AB        |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  3|Merdiven kulesi döşemesi               |Ek-4, Satır 9&#8242;a bakınız.                                                                               |<br />
|   |                                       |Cam tavan yapılması halinde duvarlar sert çatı örtüsü altına kadar                                     |<br />
|   |                                       |yükseltilmesi                                                                                          |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|  4|Merdiven kulesine bağlanan açık        |F90 &#8211; A                      |F90 &#8211; A                      |F90 &#8211; A                   |F90 &#8211; A         |<br />
|   |geçitlerin üst ve                      |                             |                             |                          |                |<br />
|   |alt döşemeleri                         |                             |                             |                          |                |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  5|Merdiven kulelerindeki bodrum katına   |F30                          |F30                          |F30                       |F90             |<br />
|   |veya çatı arasına açılan kapılar       |                             |                             |                          |                |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  6|Sokağa açılmayan diğer kapılar         |Sıkı kapanan kapılar                                                                  |F30 &#8211; A         |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  7|Merdiven kulelerinin ve umuma açık     |-                            |A                            |A                         |A               |<br />
|   |koridorların dış duvarlarındaki ışık   |                             |                             |                          |                |<br />
|   |geçiren malzeme                        |                             |                             |                          |                |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  8|Merdiven kulelerindeki parmaklıklar    |B2                           |A                            |A                         |A               |<br />
|   |(tırabzanlar hariç)                    |                             |                             |                          |                |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  9|Merdiven kuleleri ve umuma açık        |A                            |A                            |A                         |A               |<br />
|   |koridorlardaki kaplama ve bölmeler     |                             |                             |                          |                |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
| 10|Umuma açık koridor duvarları           |-                             F30 &#8211; B                       F30 &#8211; B                    F30 &#8211; B         |<br />
|   |                                       |Ek-4, Satır 1&#8242;e göre daha yüksek şartlar gerekmediğinde,                                               |<br />
|   |                                       |Yangından korunma bakımından sakınca olmayan hallerde                                                  |<br />
|   |                                       |ayrıcalıklara izin verilebilir. Boru ve kablo boşluklar için özel                                      |<br />
|   |                                       |şartlar.                                                                                               |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
| 11|Satır 10&#8242;a göre iç duvarlardaki        |                             |F30 &#8211; A                      |F30 &#8211; A                   |F30 &#8211; A         |<br />
|   |aydınlatma boşlukları(3))              |                             |                             |                          |                |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
| 12|Merdiven kulesi duvarı(2))             |                             |En az B2                     |                          |                |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+</p>
<p>(1) Okul, öğrenci yurtları, hastane, büro ve idare binaları için de geçerlidir.<br />
(2) Asansör boşluğu duvarları için de geçerlidir.<br />
(3) Havalandırma kanalları ve çöp bacaları için de geçerlidir.</p>
<p>     EK-6<br />
     NORMAL BİNALARDA KULLANILACAK MALZEMELER İÇİN ARANACAK<br />
     YANGIN DAYANIM ŞARTLARI(1)</p>
<p>+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|  |1                                      |2                            |3                            |4                         |5                 |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|  |                                       |Bina Yükseklikleri                                                                                       |<br />
|  |                                       +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|  |                                       |                              Tam Katsayıları                                                            |<br />
|  |                                       +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|  |                                       | > = 2                       |2 &#8211; 5                        | > 5                      |Yüksek Binalar    |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 1|Aşağıda daha yüksek şartlar aranmadığı |B2                            B2                            B2                         B2                |<br />
|  |hallerde kullanılacak yapı             |                                                                                                         |<br />
|  |malzemelerinde aranan en az şart       |İşlenmelerinden sonra da kolay alevlenen (B3 sınıfı) özelliğini sürdüren                                 |<br />
|  |                                       |yapı malzemeleri yapıların inşaatında ve tamirinde kullanılmaz.                                          |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 2|Dış duvarların bitişme derzleri için   |B1                           |B1                           |B1                        |B1                |<br />
|  |kullanılan malzemeler                  |                             |                             |                          |                  |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 3|Satır 2&#8242;deki derzlerin yan             |B2                           |B2                           |B2                        |B2                |<br />
|  |tecritleri için malzemeler             |                             |                             |                          |                  |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 4|Odalardaki duvar kapla-                |B2                           |B2                           |B2                        |B1                |<br />
|  |maları (Kaçış yollarındakiler için     |                             |                             |                          |Tavan alt yüzü    |<br />
|  | Ek-5&#8242;e bakınız)                       |                             |                             |                          |A sınıfı ise B2   |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|.1|Döşeme içindeki veya üstündeki         |B2                           |B2                           |B2                        |B2                |<br />
|  |yalıtımlar                             |                             |                             |                          |                  |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|.2|F30 &#8211; A, F30 &#8211; AB, F90-A               |Üzeri > = 2 cm kalın sap ile örtülmek şartı ile bu döşemelerde B3 sınıfı                                 |<br />
|  |sınıfı döşemeler üzerindeki yalıtımlar |yalıtım malzemeleri kullanılabilir.                                                                      |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 6|Odalardaki tavan kaplamaları (Kaçış    |B2                           |B2                           |B2                        |A                 |<br />
|  |yollarındakiler için Ek-5&#8242;e Bakınız.   |                             |                             |                          |Tavan alt yüzü    |<br />
|  |                                       |                             |                             |                          |B1 sınıfı ise B1  |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 7|Cephe         Yanıcı kapla-            |Bir kattan yüksek binalarda B2 sınıfı cephe kaplamaları kullanılmaz.                                     |<br />
|  |kaplama       maları ve                |                                                                                                         |<br />
|  |yalıtım       bunların bir-            |                                                                                                         |<br />
|  |              leştirme ele-            |                                                                                                         |<br />
|  |              manları                  |                                                                                                         |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 8|Cephe kaplamaları ve bunların          |B1                           |B1                           |B1                        |Boşluklarda A     |<br />
|  |birleştirme elemanları                 |                             |                             |                          |Boşluksuzda B     |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
| 9|Dış duvar iç yüz yalıtımı              |B2                           |B2                           |B2                        |B1                |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|10|Cephe         Çubuk Şeklinde           |B2                           |B1                            B1                         B1                |<br />
|  |Yalıtımı      kaplama alt konstruksi-  |                             |B2&#8242;ye izin verilmesi için dış kaplama ile dış du-                          |<br />
|  |              yon (lata veya ızgara)   |                             |var arasındaki aralık > = 4 cm olmalı. Pencere ve                          |<br />
|  |                                       |                             |kapı kasaları A sınıfı malzeme ile örtülmeli.                              |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+<br />
|11|Izgara tespitleri ve merdiven alt      |A                             A                             A                          A                 |<br />
|  | yüzlerin kaplamaları                  |Yalıtım tabakalarının ızgaraları yeter aralıklı olmalı koşulu ile B2                                     |<br />
|  |                                       |de olabilir. Duvardaki dübeller B2 olabilir.                                                             |<br />
+&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+</p>
<p>(1)	Okul, öğrenci yurtları, hastane, büro ve idare binaları için de geçerlidir.</p>
<p>EK &#8211; 7<br />
MAĞAZA BİNALARINDA KULLANILAN MALZEME VE YAPI ELEMANLARI İÇİN<br />
ARANACAK YANGIN DAYANIM ŞARTLARI</p>
<p>+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|   |1                                                    |2                             |3                                 |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|   |                                                     |F90 &#8211; A                                                          |<br />
|   |                                                     +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|   |                                                     |Mağazalarda                   |Zemin kat Mağazalarda             |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  1|Taşıyıcı ve rijitleyici duvar ve ayaklar             |F90 &#8211; A                       |F90 &#8211; A                           |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  2|Taşıyıcı Olmayan Dış Duvar                           |A                             |A                                 |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  3|Mağaza ve Büro Arası Ayrım Duvarları                 |F90 &#8211; A                       |F90 &#8211; A                           |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  4|Satış 3&#8242;teki Ayrım Duvarları-                        |F90 &#8211; A                       |F90 &#8211; A                           |<br />
|   |nın Camlı Kısımları                                  |                              |                                  |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  5|Depo ve Atölye Bölümlerinin Kapıları                 |F90 &#8211; A                       |F90 &#8211; A                           |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  6|Satır 5&#8242;teki Ayrım Duvarlarının Kapıları             |F90 &#8211; A                                                          |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  7|Döşemeler                                            |F90 &#8211; A                       |F90 &#8211; A                           |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  8|Duvar ve Döşeme Kaplama ve Yalıtımları               |A                             |A                                 |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  9|Yangına Dayanıklı Tavan Döşemesi                     |                              |                                  |<br />
|   |Olmayan Satış Hacimlerini Örten Çatıların            |F90 &#8211; A                       |F90 &#8211; A                           |<br />
|   |Taşıyıcı Kafesleri                                   |                              |                                  |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
| 10|Merdivenler                                          |F90 &#8211; A                       |-                                 |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+</p>
<p>EK &#8211; 8<br />
TOPLANTI SALONLARI (*) İÇİN ARANACAK<br />
YANGIN DAYANIM ŞARTLARI</p>
<p>+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|   |1                                                    |2                             |3                                 |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|   |                                                     |Aranan Yangın Dayanımları                                        |<br />
|   |                                                     +&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|   |                                                     |Toplantı                      |Zemin kat Toplantı                |<br />
|   |Yapı Elemanı ve Yapı Malzemesi                       |Salonlarında                  |Salonlarında                      |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  1|Toplantı Salonu ve Dış Hacimlerin Ayrım              |F90 &#8211; A                       |F90 &#8211; A                           |<br />
|   |Duvarları                                            |                              |                                  |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  2|Diğer Duvarlar                                       |A                             |A                                 |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  3|Toplantı Salonları ile Dış Hacimler                  |                              |                                  |<br />
|   |Arasındaki Döşemeler Koridorların üst ve             |F90 &#8211; A                       |F90 &#8211; A                           |<br />
|   |alt Döşemeleri                                       |                              |                                  |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  4|Diğer Döşemeler                                      |F30 &#8211; AB                      |F30 &#8211; AB                          |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  5|Sıraları, Trübünleri, Galerileri, Balkonları vb.     |F90 &#8211; A                       |F90 &#8211; A                           |<br />
|   |Taşıyan Yapı Kısımları                               |                              |                                  |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  6|Yükselen Oturma Sıralarının veya Sahnelerin          |B1                             B1                                |<br />
|   |Zeminini Taşıyan konstrüksiyonları                   |Taşıyıcı Konstrüksiyon A sınıfı Malzemeden olduğu takdirde       |<br />
|   |                                                     |bunun aralarından boru veya kablo hatları geçirilir.             |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  7|Duvar Kaplamaları                                    |B1 veya B1                                                       |<br />
|   |                                                     |Detayları bakımından özel şartlar                                |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
|  8|Tavan &#8211; Döşeme Kaplamaları                           |A                             |A                                 |<br />
|   |                                                     |                              |                                  |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+<br />
(*)- > 100 kişi olan sinema tiyatrolar<br />
   &#8211; > 200 kişi olan konferans salonları<br />
   &#8211; > 200 kişi olan sirk, spor tesisi, manej, yüzme havuzu<br />
   &#8211; > 400 kişi olan lokanta, kantin, düğün salonları, çadırlı birahane<br />
   &#8211; > 1000 kişi olan açık hava sineması<br />
-	> 500 kişi olan stadyum, yüzme stadyumu, buz stadyumu, koşu veya ata binme alanı</p>
<p>EK &#8211; 9<br />
GARAJLAR İÇİN ARANACAK  YANGIN DAYANIM ŞARTLARI</p>
<p>+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|   |1                              |2                      |3              |4            |5              |6            |7             |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|   |                               |Aranan Yangın Dayanımları                                                                         |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|   |                               |Garajlar               |Orta boy veya büyük açık     |Orta boy       |Tekil binalı |Başka         |<br />
|   |                               |ve altların-           |garajlar. En üst park alanı- |veya büyük     |küçük yer    |kullanımlı    |<br />
|   |                               |daki diğer             |nın zeminden yüksekliği:     |tek kat        |üstü         |binalarda     |<br />
|   |                               |hacimler               |                             |garajlar üstü  |Garajlar     |küçük         |<br />
|   |                               |                       |                             |kullanılma-    |             |garajlar      |<br />
|   |                               |                       |                             |yan            |             |              |<br />
|   |                               |(1)                    | > = 22 m       > = 16.5 m   |               |             |              |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  1|Taşıyıcı duvar ve              |F90 &#8211; A                |F60 &#8211; A        |F60 &#8211; A      |F60 &#8211; A        |F30 &#8211; A      |F30 &#8211; A       |<br />
|   |ayaklar                        |                       |               |             |               |             |              |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  2|Garajlar ile diğer             |F90 &#8211; A                |F90 &#8211; A        |F90 &#8211; A      |F90 &#8211; A        |F90 &#8211; A      |F90 &#8211; A       |<br />
|   |hacimler arasındaki            |                       |               |             |               |             |              |<br />
|   |ayırım duvarları               |                       |               |             |               |             |              |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  3|Taşıyıcı olmayan               |A                      |A              |A            |A              |A            |A             |<br />
|   |ayrım ve dış                   |                       |               |             |               |             |              |<br />
|   |duvarlar                       |                       |               |             |               |             |              |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  4|Döşemeler                      |F90 &#8211; A                |F90 &#8211; A        |F90 &#8211; A      |F90 &#8211; A        |F30 &#8211; B      |F30 &#8211; B       |<br />
|   |                               |                       |               |             |               |veya A       |veya A        |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  5|Araba taşımayan                |A                      |A              |A            |A              |A            |A             |<br />
|   |döşemeler(2)                   |                       |               |             |               |             |              |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  6|Çatı konstrüksiyon             |A                      |A              |A            |A              |A            |A             |<br />
|   |ve örtüsü(3)                   |                       |               |             |               |             |              |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  7|Döşeme ve çatı örtü            |Büyük garajlar A, diğerlerinde B1                                    |B1           |B1            |<br />
|   |ve yalıtımı                    |                                                                     |             |              |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  8|Zeminler                       |A                      |A              |A            |A              |A            |A             |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+</p>
<p>(1) Kazan daireleri, her yanıcı madde depoları ve yakıtlı motor daireleri için 2&#8242;nci kolon göz önüne alınmalıdır. Katı, sıvı ve gaz yakıt depoları ve bunların yakıldığı ocakların yerleri için 2&#8242;nci kolonda F90 &#8211; A yerine F180 &#8211; A konur.<br />
(2) F90 &#8211; A olmadıkları takdirde<br />
(3) Çatı altı garajdan F90 &#8211; A sınıfı bir döşeme ile ayrılmamışsa</p>
<p>EK &#8211; 10<br />
ÇOK KATLI ENDÜSTRİ YAPILARI İÇİN ARANACAK  YANGIN DAYANIM ŞARTLARI</p>
<p>+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|   |1                              |2                      |3              |4            |5              |6            |7             |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|   |Koruma                         |Güvenlik seviyesi      |Aşağıdaki Güvenlik Seviyeleri için Gerekli Dayanım         |Yangın        |<br />
|   |Sınıfı                         |GS3 için hesaplan-     |Sınıfları                                                  |Yükü          |<br />
|   |                               |mış en az dayanım      |                                                           |              |<br />
|   |                               |süresi (dakika)        |                                                           |              |<br />
|   |                               |                       |                                                           |              |<br />
|   |                               |                       |                                                           |              |<br />
|   |                               |                       |GS4             GS3           GS2             GS1          |              |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  1|I                              | > = 15                |F30            |Şart yok                     |             |Çok Az        |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  2|II                             | > 15 ve > = 30        |F60            |F30          |F30            |Şart yok     |Az            |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  3|III                            | > 30 ve > = 60        |F90            |F60          |F60            |F30          |Normal        |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  4|IV                             | > 60 ve > = 90        |F120           |F90          |F60            |F60          |Fazla         |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+<br />
|  5|V                              | > 90                  |F180           |F120         |F90            |F60          |Çok Fazla     |<br />
+&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-+&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;+</p>

<p class="sayac_bilgi">30 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/binalarin-yangindan-korunmasi-hakkinda-yonetmelik.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İçinde Yaşadığımız Doğa</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/icinde-yasadigimiz-doga.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/icinde-yasadigimiz-doga.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 09:43:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Itme]]></category>
		<category><![CDATA[Saran]]></category>
		<category><![CDATA[Yavrular]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11635</guid>
		<description><![CDATA[İçinde yaşadığımız doğa canlı ve cansız varlıklardan oluşur. Bu varlıkların sayısı oldukça çoktur. Doğan , gelişen , büyüyen , kendisine benzer yavrular oluşturan ve ölen varlıklar canlı varlıklardır. İnsanlar hayvanlar ve bitkiler canlı varlıklardır. Doğmayan , büyümeyen , çoğalamayan , bir etki olmadan hareket edemeyen varlıklar ise cansız varlıklardır. Taş , toprak , kağıt , [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İçinde yaşadığımız doğa canlı ve cansız varlıklardan oluşur. Bu varlıkların sayısı oldukça çoktur. Doğan , gelişen , büyüyen , kendisine benzer yavrular oluşturan ve ölen varlıklar canlı varlıklardır. İnsanlar hayvanlar ve bitkiler canlı varlıklardır. Doğmayan , büyümeyen , çoğalamayan , bir etki olmadan hareket edemeyen varlıklar ise cansız varlıklardır. Taş ,  toprak , kağıt , masa , hava , su cansız varlıklara örnektir.<br />
Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için başka canlılara ihtiyaç duyarlar. Hiçbir canlı çevresinden ve diğer canlılardan uzak ve bağımsız yaşayamaz. Canlıların yaşayabilmesi için hava , su ve besin gereklidir. Besin ve su olmadan bir süre yaşanabilir. Hava olmadan bitki , <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hayvan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hayvan">hayvan</a> ve insanların yaşaması imkansızdır. Ay ve diğer gezegenlerde yaşam olmamasının sebebi havanın bulunmamasıdır. Yaşadığımız her yer hava ile kaplıdır. Dünyamızı çevresini saran bu hava tabakasına<br />
“ atmosfer ” adı verilir . Havanın canlılar için ne kadar önemli olduğunu basit bir deneyle anlayabiliriz. Ağzımızı ve burnumuzu kapatarak , soluk almadan durmaya çalışalım . Bir süre sonra zorlanmaya başlarız. Çünkü havasız yaşanmaz.  Akarsu , göl ve denizlerde yaşayan canlılar suyun içinde bulunan havayı solurlar ve yaşantılarına devam ederler. Bu da suyun içinde de hava olduğunu gösterir. <span id="more-11635"></span><br />
Hava yaşamamız için gerekli olan en önemli maddedir. Hava , bitkiler ve hayvanlar içinde aynı derecede önemlidir. Havada oksijen ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/azot/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Azot">azot</a> gazları bulunur. Bu gazların dışında başka <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gazlar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gazlar">gazlar</a> da vardır . Solunum olayı için oksijen ve azot gazları önemlidir. Havada bulunan oksijen gazının  solunum için ayrı bir önemi vardır . Canlıların soluduğu havanın temiz olması gerekir. Havanın temizliği içinde bulunan oksijen gazının fazlalığı  ile ilgilidir. Temiz hava demek bol oksijen demektir.<br />
Ayrıca  günlük yaşantımızda havanın itme ve çekme gücünden yararlanırız. Deniz ve hava taşıtları , yel değirmenleri havanın itme gücüyle çalışır. </p>
<p>HAVA OLAYLARI         ( RÜZGAR , FIRTINA , KASIRGA , TAYFUN , HORTUM )</p>
<p>Hava sıcaklığı sürekli olarak değişir. Ilık , sıcak ve soğuk olabilir. Bunun türlü nedenleri vardır . Dünya Güneş’in çevresinde dönerken , güneş ışınları Dünya’mıza bazen dik bazen de eğik olarak gelir. Dik olarak gelen ışınlar yeryüzünü daha fazla ısıtır. Eğik olarak gelen ışınlar ise daha az ısıtır. Yeryüzünün Güneş’ten gelen bu farklı ölçülerde ısı almasından mevsimler oluşur. Hava sıcaklığı gün içinde de değişir. Sabah ve akşam saatlerinde güneş ışınları eğik geldiği için yeryüzü çok ısınmaz. Öğle saatlerinde güneş ışınları dik geldiği için sıcaklık artar.<br />
Hava sıcaklıklarındaki bu değişmeler hava olaylarını oluşturur. Rüzgar , tayfun , fırtına , kasırga ve hortum yaşantımızda karşılaştığımız hava olaylarındandır. Şimdi bu hava olaylarının nasıl oluştuğunu öğrenelim.</p>
<p>RÜZGÂR : Dünyamızı saran hava tabakası ağırlığı nedeniyle yeryüzüne bir kuvvet uygular . Buna kuvvete  hava basıncı denir. Isınan hava yükselir. Bu nedenle yeryüzüne yaptığı basınç azalır. Fakat yeryüzünün her yerinde sıcaklık farkı aynı değildir. Hava sıcaklığının düşmesi durumunda ise havanın yeryüzüne yaptığı basınç artar. Bu durumda ısınan hava ile soğuk hava sürekli yer değiştirir. Yani ısınan bölgeler ile soğuk bölgeler arasında sürekli bir hava akımı vardır . Bu hava akımına rüzgâr adı verilir .  Hafif esen rüzgara yel denir.  Şiddeti fazla değildir. İnsanlar rüzgârlara değişik adlar vermişlerdir. Örneğin ülkemizde değişik yönlerden esen rüzgârlar vardır. Bunlar yıldız , lodos , poyraz , karayel <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> .<br />
FIRTINA : Kimi rüzgârlar çok şiddetli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/olur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Olur">olur</a>. Saatteki hızı 100 – 110 km yi bulan rüzgârlara fırtına adı verilir. Fırtına farklı sıcaklıktaki hava kütlesinin çarpışmasıyla oluşur.  Fırtınalar büyük zararlara neden olabilir. Yerleşim alanları ve insanlar zarar görür. Fırtınalar farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Bazı fırtınalar şiddetli yağmur , kar ve dolu getirebilir. Bu durumda fırtınanın zararları daha da artar.<br />
KASIRGA : Kasırga fırtınanın çok şiddetli halidir.  Saatteki hızı 300 km yi bulan yağmurlu fırtınalara kasırga adı verilir . Kasırgalar genel olarak büyük can ve mal kaybına neden olur . Kasırgalar geniş alanları etkileyebilir. Amerika kıtasının güney ve orta bölümlerinde görülür. Kasırgalar deniz suyu sıcaklığının 27 dereceden fazla olduğu sıcak denizlerde görülür.<br />
TAYFUN :  Büyük Okyanus’un batısında ve Çin Denizinde   görülür. Şiddetli kasırga anlamına gelir.   Tayfunlar yerleşim bölgelerinde yapıların bir bölümünün yıkılmasına yol açar.<br />
HORTUM : Sıcak ve nemli hava ile soğuk havanın şiddetle yer değiştirmesi sırasında dönen rüzgarlar oluşur . Bu rüzgârlara  hortum adı verilir. Hortum genel olarak şiddetli fırtınalar  sırasında meydana gelir. Hortumlar ağır cisimleri bile yerden kaldıracak kadar güçlü olabilir. Genellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas ve Illionis eyaletlerinde görülür. </p>
<p>HAVA OLAYLARININ CANLILARA ETKİSİ</p>
<p>Rüzgar , fırtına , kasırga , tayfun ve hortum gibi hava olayları canlılara üzerinde olumsuz etkiler yapar. Normal şiddette esen rüzgarın olumsuz bir etkisi olmaz . Şiddetli rüzgârlar ise verimli toprakları sürükleyerek erozyona sebep olur. Kayaları aşındırarak , parçalar.<br />
Fırtına , tayfun  , kasırga ve hortum gibi hava olayları ise büyük zararlara yol açabilir. Bu hava olayları sonucunda su baskınları , sel felaketi olur. Ekili araziler zarar görür. Binalarda hasarlar meydana gelir. Hava , deniz ve kara ulaşımı durur. Ölümler ve yaralanmalar görülür. Şehrin telefon , elektrik ve su şebekeleri zarar görür.<br />
 İnsanlar sıcaklık değişiminden etkilenmemek için mevsimlere göre giyinirler. Hayvanların bazı mevsimlerde derilerinin renginin ve kalınlığının değişmesi , tüy dökmeleri , göç etmeleri ve kış uykusuna yatmalarının sebebi ise bu sıcaklık değişikliklerinden zarar görmemeleri içindir.   </p>
<p>HAVA DURUMUNUN GÖZLENMESİ</p>
<p>Hava durumunu inceleyen bilim dalına meteoroloji adı verilir. Hava tahminleri günlük yaşantımız için çok önemlidir. İnsanlar , gelecekteki hava koşullarına göre kendilerini hazırlar. Hava ,  deniz ve kara ulaşımında hava durumuna göre önlemler alınır. Tarımla uğraşan çiftçiler ürünlerini ekerken , biçerken , ilaçlama yaparken yada ürününü toplarken hava durumu ile ilgili tahminleri göz önüne almak zorundadır.<br />
Meteoroloji uzmanları hava olaylarını gözleyerek , gelecekteki hava olayları hakkında tahminler yaparlar . Günümüzde bu uzmanlar hava tahminleri yapmada çok gelişmiş araçlardan yararlanmaktadır. Bu uzmanlar havanın sıcaklığını , rüzgarın hızını , gökyüzünde hareket halinde olan bulutları gözlemleyerek  hava tahmini yaparlar. İnsanlar da bu tahminleri radyo ve televizyon aracılığı ile öğrenerek , günlük yaşantılarını gelecekteki hava durumuna göre ayarlar. </p>
<p>SU YAŞAMDIR</p>
<p>SUYUN CANLILAR İÇİN ÖNEMİ<br />
Yeryüzündeki bütün canlıların  yaşamlarını sürdürebilmeleri için suya ihtiyaçları vardır. İnsan vücudunun büyük bir bölümünü su oluşturur. Kanımızın yüzde doksanı sudur.  Yediğimiz besinler <a href="http://www.genelbilge.com/tag/suda/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Suda">suda</a> eridikten sonra sindirilir. Bitkiler de kendileri için gerekli besinleri kökleri vasıtayla <a href="http://www.genelbilge.com/tag/suda/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Suda">suda</a> erimiş olarak alır. Canlıların kullandıkları sular yer altı ve yer üstü su kaynaklarından elde edilir. Bu sular baraj yada göllerde biriktirilerek içme suyu olarak kullanılır. Günümüzde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kirli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kirli">kirli</a> atıklar sularımızı kirletmektedir. Bu da canlıları olumsuz yönde etkiler . Birçok hastalığın ortaya çıkmasına neden olur.</p>
<p>SUYUN DOĞADAKİ ÇEVRİMİ<br />
Doğada su ; katı , sıvı ve gaz  olmak üzere üç halde bulunur. Yeryüzündeki sular güneş ışınlarının etkisiyle ısınarak buharlaşır ( gaz haline döner ) . Buharlaşan su yükselerek bulutları oluşturur. Bulutlar gaz halinde bulunan sudan başka bir şey değildir. Bulutlar rüzgârın etkisiyle hareket ederken , soğuk bir hava tabakasına rastladıklarında  tekrar sıvı hale döner ( yoğunlaşma )  ve yağmur olarak yeryüzüne yağar . Buna suyun yer ile gök arasında dolanımı denir . </p>
<p>SUYUN DOĞADA BULUNUŞ BİÇİMLERİ<br />
Dünyamızı saran hava tabakasındaki su buharının soğuyarak hal değiştirmesi sonucu yağmur , kar , çiğ , kırağı denilen yağış biçimleri ortaya çıkar. Şimdi bunları teker teker inceleyelim.</p>
<p>YAĞMUR : Bulutları oluşturan su buharının  soğuyarak gaz halinden , sıvı hale geçmesi sonucu yağmur damlacıkları  oluşur .<br />
KAR : Havanın soğuk olduğu günlerde su damlacıklarının katı  duruma geçerek  erimeden yere düşmesi olayına  kar yağışı adı verilir.<br />
DOLU : Yağmur damlalarının kuvvetli esen rüzgârla , daha soğuk hava tabakalarına itilerek donması olayına dolu adı verilir. Dolu taneleri kar tanelerine göre daha büyük ve daha serttir. Bunun sebebi yağmur taneciklerinin hızlı bir şekilde katı hale dönüşmesidir.<br />
ÇİĞ : Havadaki su buharının gecenin serinliği ile bitkiler üzerinde sıvı hale geçmesi olayına ( yoğunlaşmasına ) çiğ adı verilir.<br />
KIRAĞI : Çiğ taneciklerinin soğuk gecelerde donarak , yeryüzünde  ince bir kar tabakası oluşturmasına kırağı denir. </p>
<p> SUYUN DOĞADA BULUNDUĞU ORTAMLAR</p>
<p>Dünyadaki sular yeryüzü ve yer altı suları  olmak  üzere ikiye ayrılır. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/denizler/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Denizler">Denizler</a> ,  göller ,  nehirler , dereler ve benzerleri yeryüzü sularını meydana getirirler. Kaynaklar , artezyenler  kaplıcalar ise yer altı  sularını oluştururlar . Şimdi bunlar  hakkında bilgiler edinelim</p>
<p>YERALTI SULARI :<br />
Yer kabuğunu oluşturan toprak ve kayaların yapısı birbirinden farklıdır. Yerkabuğunun bazı bölümleri suyu geçiren bazı bölümleri ise geçirmeyen yapıdadır. Yağmur suları suyu geçiren tabakalardan geçerek yerin derinliklere kadar iner. Bu su ,  suyu geçirmeyen bir tabaka ile karşılaşırsa orada birikmeye başlar. Böylece yer altı su yatakları oluşur. Bu su yataklarının bulunduğu bölgelere kuyular açılarak , yer altında bulunan  sular yer yüzüne çıkarılır ve   çeşitli amaçlarla kullanılır. </p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/kaynak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kaynak">KAYNAK</a> SULARI :<br />
Eğimli arazilerden  veya dağ eteklerinden kendiliğinden yer yüzüne çıkan suları kaynak suları adı verilir. </p>
<p>ARTEZYENLER :<br />
Yüksek bölgelere ( dağ ve tepeler )  yağan yağmur ve kar suları ,   suyu geçirmeyen iki tabaka arasına sıkıştığı zaman orada birikir ve sıkıştıkları bölgeye basınç ( kuvvet ) uygularlar. Bu tip yerlerde açılacak kuyular sayesinde  yer altında bulunan sular kendiliğinden yer yüzüne doğru fışkırır. Açılan bu kuyulara artezyen kuyuları adı verilir.<br />
Kullandığımız suların çoğunu yer altı sularından sağlamaktayız. Bu yüzden yer altı su kaynaklarını çok dikkatli kullanmak zorundayız. Bu kaynaklar kirletilmezse uzun yıllar sağlıklı içme suları elde edebiliriz. Yer altı sularının yetersiz olduğu bölgelerde özellikle büyük şehirlerde barajlardan ve göllerden içme suyu elde edilir. Dağlardan ve ormanlardan çıkan kaynak suları da  oldukça temizdir. Bu kaynakların uzun yıllar kullanılması için önlemler alınmalı , yer altı ve yer üstü su kaynaklarının bulunduğu bölgeler yerleşime kapatılarak korunması sağlanmalıdır.  </p>
<p>DOĞA ve TOPRAK	</p>
<p>Toprak ; üzerinde ve içinde bitkilerin , hayvanların yaşadığı , beslendiği , barındığı doğanın cansız bir parçasıdır. Canlıların ihtiyaç duyduğu besin maddeleri toprakta bulunur. Bitkiler toprakta bulunan maddeleri kullanarak kendi besinlerini yaparlar .<br />
Toprak kayaların ufalanarak , parçalanmasıyla  oluşur. İçine bitkisel ve hayvansal atıkların karışmasıyla verimli hale ( tarım yapılabilecek hale ) gelir. Yeryüzünün çeşitli bölgelerinden alınacak topraklar incelenirse bunların birbirinden farklı olduğu görülür. Toprağın içinde kum , kil , kireç ve humus denilen maddeler bulunur. Toprak içinde bulundurduğu bu maddelere göre adlandırılır. Örneğin yapısında bol miktarda kil bulunan toprağa killi toprak , kireç bulunan toprağa da kireçli toprak adı verilir.<br />
Karada yaşayan canlılar için toprağın önemi çok büyüktür. Köyler , şehirler , dağlar , nehirler  toprak üzerindedir. Toprakların bir bölümü yerleşim alanı , bir bölümü tarım alanı bir bölümü ise orman ve otlaklarla kaplıdır. İnsanlar kendileri için gerekli besinleri toprakta yetiştirirler. Toprak aynı zamanda bitkiler ve hayvanlar içinde besin kaynağıdır.<br />
Sonuç olarak toprak canlılar için bir yaşam kaynağıdır. Yeryüzünde 5 cm kalınlığında bir toprağın oluşabilmesi için yaklaşık  4.000 – 5.000 yıl geçmesi gerekir. Bu da  toprağın ne kadar değerli bir varlık olduğunu gösteriyor. Bu kadar uzun zaman içinde oluşan toprağı korumazsak kısa sürede kirlenir ya da yok olur.</p>
<p>HAVA , SU , KARA ORTAMLARI ve BARINDIRDIKLARI CANLILAR </p>
<p>Çevremizdeki canlı varlıklar değişik ortamlarda yaşamaktadır. Her canlı belli koşullar taşıyan ortamlarda yaşamını sürdürmektedir. Hava , su ve güneş bütün canlılar için gereklidir.<br />
Bitki ve hayvanların yaşayabilmesi de çevre koşullarına bağlıdır. Deniz , göl ve akarsular olmasaydı balıklar yaşayamazdı. Ormanlar olmasaydı yabani hayvanlar barınamazdı. Güneş olmasaydı yeşil bitkiler kendileri için gerekli besinleri yapamazdı.<br />
Canlılar içinde yaşadıkları ortamın koşullarına uyum gösterirler. Örneğin suda yaşayan hayvanların solungaçları vardır. Bu solungaçlar yardımı ile solunum yaparlar. Karada yaşayan hayvanlar da bulundukları ortama göre uyum sağlarlar. Örneğin ; su kenarlarında yaşayan kurbağalar yeşil renklidir. Hayvanların renkleri ve görünümleri mevsimlere göre de değişiklik gösterir. Örneğin tavşanların tüylerinin rengi  kış mevsiminde beyaz , sonbaharda ise kahverengiye dönüşür. </p>
<p>Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için uygun ortamlar gereklidir. Canlıların yaşama ortamlarında önce temiz hava , su ve toprak olmalıdır. Bunların bulunmadığı ortamlarda canlıların yaşaması ve çoğalması mümkün değildir.<br />
Yeryüzünde canlılar hava , su ve kara ortamlarında yaşarlar. Gözle görülemeyecek kadar küçük canlılar ,  bakteriler  havada yaşayabilirler . Bazı bitki ve hayvanlarda suda yaşar . Balık , balina , yunus , midye , yengeç , istakoz  suda yaşayan hayvanlardandır . Nilüfer , su kamışı , su yosunu , pirinç suda yaşayan bitkilerdir. Aslan , kaplan , koyun , keçi gibi canlılar karada yaşayan hayvanlara örnektir. Meşe , kayın , kavak gibi bitkiler de karada yaşar.  Bazı canlılarda hem karada hem de suda yaşarlar. Ördek , fok , penguen , kurbağa bu tür canlılara örnektir.</p>
<p>DOĞADA YAŞAYAN CANLILAR</p>
<p>CANLI VARLIKLARI , CANSIZ VARLIKLARDAN AYIRAN ÖZELLİKLER</p>
<p>Canlı varlıkları cansız varlıklardan ayıran bir takım özellikler vardır. Bunlar : </p>
<p>•	Canlı varlıklar doğar , beslenir , büyür , çoğalır ve ölürler . Cansız varlıklarda böyle bir özellik yoktur.<br />
•	Canlı varlıklar hareket ederler. Hayvanlar yer değiştirerek hareket eder , bitkiler ise ışığa , suya doğru yönelirler cansız varlıklar hareket edemezler.<br />
•	Canlı varlıkların belli bir şekli ve büyüklüğü vardır. Bu şekil ve büyüklük canlı türüne göre çeşitlilik gösterir. Cansızların belli bir şekil ve büyüklüğü yoktur.<br />
•	Bütün canlılar soylarının devamı için ürerler. Cansızlarda böyle bir özellik yoktur .</p>
<p>HAVA , SU , KARA ORTAMLARI ve BARINDIRDIKLARI CANLILAR </p>
<p>Çevremizdeki canlı varlıklar değişik ortamlarda yaşamaktadır. Her canlı belli koşullar taşıyan ortamlarda yaşamını sürdürmektedir. Hava , su ve güneş bütün canlılar için gereklidir.<br />
Bitki ve hayvanların yaşayabilmesi de çevre koşullarına bağlıdır. Deniz , göl ve akarsular olmasaydı balıklar yaşayamazdı. Ormanlar olmasaydı yabani hayvanlar barınamazdı. Güneş olmasaydı yeşil bitkiler kendileri için gerekli besinleri yapamazdı.<br />
Canlılar içinde yaşadıkları ortamın koşullarına uyum gösterirler. Örneğin suda yaşayan hayvanların solungaçları vardır. Bu solungaçlar yardımı ile solunum yaparlar. Karada yaşayan hayvanlar da bulundukları ortama göre uyum sağlarlar. Örneğin ; su kenarlarında yaşayan kurbağalar yeşil renklidir. Hayvanların renkleri ve görünümleri mevsimlere göre de değişiklik gösterir. Örneğin tavşanların tüylerinin rengi  kış mevsiminde beyaz , sonbaharda ise kahverengiye dönüşür.<br />
Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için uygun ortamlar gereklidir. Canlıların yaşama ortamlarında önce temiz hava , su ve toprak olmalıdır. Bunların bulunmadığı ortamlarda canlıların yaşaması ve çoğalması mümkün değildir.<br />
Yeryüzünde canlılar hava , su ve kara ortamlarında yaşarlar. Gözle görülemeyecek kadar küçük canlılar ,  bakteriler  havada yaşayabilirler . Bazı bitki ve hayvanlarda suda yaşar . Balık , balina , yunus , midye , yengeç , istakoz  suda yaşayan hayvanlardandır . Nilüfer , su kamışı , su yosunu , pirinç suda yaşayan bitkilerdir. Aslan , kaplan , koyun , keçi gibi canlılar karada yaşayan hayvanlara örnektir. Meşe , kayın , kavak gibi bitkiler de karada yaşar.  Bazı canlılarda hem karada hem de suda yaşarlar. Ördek , fok , penguen , kurbağa bu tür canlılara örnektir.</p>
<p>TANIDIĞIMIZ CANLILARDA HANGİ ORTAK ÖZELLİKLER  VAR ?</p>
<p>Canlı varlıkların tümünde görülen canlılık özelliklerine canlıların ortak özellikleri denir. Beslenme , büyüme , hareket etme , solunum , boşaltım , çoğalma ve hücrelerden oluşma bütün canlılarda bulunan ortak özelliklerdendir. Şimdi bunları sırasıyla inceleyelim.</p>
<p>CANLILARDA BESLENME :</p>
<p>Besinler , canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gereklidir. Bütün canlılar büyüyüp ,  gelişmek , hareket etmek ve çoğalmak için beslenirler. Bütün bunlar için gereken enerji yenen besinlerden sağlanır.<br />
Bitkiler besinlerini kendileri yaparlar. Suda erimiş olarak bulunan besin maddelerini kökleri ile toplarlar , güneş ışınlarının yardımıyla bunları yapraklarında besine dönüştürürler. Hayvanlar ise hazır besinlerle beslenirler . Hayvanların bir kısmı otla , bir kısmı etle , bir kısmı ise hem ot hem de etle beslenirler . Ot yiyerek beslenen hayvanlara otobur , etle beslenen hayvanlara ise etobur adı verilir.<br />
Sığır ,  koyun , keçi , tavşan , at , eşek , geyik , fil , zürafa gibi hayvanlar otla beslenir. Kartal , aslan , çakal , kurt , balıkçıl kuşlar gibi hayvanlar ise etle beslenir. Böceklerin bir bölümü , yılan , kaplumbağa , kertenkele , maymun , ayı  gibi hayvanlar ise hem ot hem de etle beslenir.<br />
Tavuk , ördek , hindi , güvercin , gibi hayvanlar otla ( bitkilerle ) bazı durumlarda ise böcek ve solucan gibi hayvanları yiyerek   ( etle ) beslenebilirler.</p>
<p>CANLILARDA BÜYÜME ve GELİŞME</p>
<p>Bütün canlılar doğar , büyür ve gelişir. Büyüme canlıyı oluşturan hücrelerin sayısının artması olarak tanımlanır. Bu olay beslenme sayesinde olur.<br />
Bitkilerin büyümesi tohumun toprakta çimlenmesi ile başlar. Çimlenen tohumlar bir süre sonra fide haline gelir. Filelerde zaman içinde yetişkin bir bitkiye dönüşür. Hayvanlar doğdukları andan itibaren gelişmeye başlar .  Zaman içinde hücre sayıları artar . Hayvanlar gerekli besin maddelerini bulurlarsa daha çabuk büyürler.<br />
Canlılar gelişerek büyüdüklerinde bir süre sonra çoğalma özelliği kazanırlar. </p>
<p>CANLILARDA İRKİLME</p>
<p>İrkilme canlı varlıkların uyarıcılara karşı gösterdiği tepkidir. Örneğin elimize bir toplu iğne batacak olsa elimizi hızla çekeriz. Bu olay bir irkilmedir. Aynı şekilde hayvanlar , ses duyduklarında bir tehlikeye uğramamak için kaçar veya saklanırlar.</p>
<p>CANLILARDA HAREKET </p>
<p>Her canlı besin bulabilmek , düşmanlarından korunmak ve rahat bir yaşam sürmek için hareket eder. Canlı varlıkların yer ve yön değiştirmelerine hareket denir. Bitkiler kökleriyle toprağa bağlı oldukları için yapraklarını , çiçeklerini ve gövdelerini hareket ettirebilir. Bitkilerin yaprakları ve dalları Güneş’e doğru , kökleri ise toprak altında suya doğru yönelir. Hayvanlar yürüyerek , koşarak , sürünerek veya uçarak hareket ederler. </p>
<p>CANLILARDA SOLUNUM</p>
<p>Canlıların hareket edebilmeleri için enerjiye ihtiyaçları vardır. Bu enerji besin maddelerinin vücutta yakılmasıyla oluşur. Canlılar solunum sırasında havadan aldıkları oksijenle hücrelerindeki besinleri yakarak , enerjiye çevirirler. Solunum olayıyla üretilen enerji hareket etmek , çoğalmak ve yaşamak için kullanılır. İnsanlarda solunum organı akciğerlerdir. Balıklar ise solungaçları ile solunum yaparlar. Bitkilerin solunum organı yapraklardır. Bazı hayvanlar ise derileri yardımıyla solunum yaparlar.</p>
<p>CANLILARDA BOŞALTIM</p>
<p>Boşaltım , vücutta oluşan zararlı maddelerin dışarı atılması olayıdır. İnsanların boşaltım organı böbreklerdir. Kanımızda zamanla oluşan vücudumuza zararlı maddeler böbrekler tarafından süzülerek dışarı atılır. Ayrıca derimizde zararlı maddelerin dışarı atılmasında terleme yoluyla  yardımcı olur. Kandaki zararlı maddeler dışkı yoluyla vücut dışına atılır. Bitkiler yaprakları sayesinde zararlı maddeleri atarlar.</p>
<p>CANLILARDA ÇOĞALMA</p>
<p>Büyüyüp gelişen canlılar belirli bir olgunluğa erişince , kendilerine benzeyen yavrular meydana getirirler. Bu olaya üreme denir. Canlılar üreme yoluyla soylarını devam ettirirler. Hayvanlar yumurtlayarak veya doğurarak çoğalır. Bazı bitkiler ise tohumla çoğalırlar. </p>
<p>TÜM CANLILIK  ÖZELLİKLERİNİN GERÇEKLEŞTİĞİ YAPI BİRİMİ HÜCREYİ TANIYALIM</p>
<p>Bütün canlı varlıkların temel yapı birimi hücredir. Tüm canlılar hücrelerden yapılmıştır. Canlılardaki hücre sayısı birbirinden farklıdır. Bazı canlılar bir hücreli bazı canlılar ise çok hücrelidir. Canlılardaki bütün hayati olaylar  hücrede meydana gelir. Hücreler  çok küçük yapılar olduğu için gözle görülmezler . Ancak mikroskop adı verilen araçlarla gözlenebilir. Canlılarda bitki ve hayvan hücresi olmak üzere başlıca iki çeşit hücre türü vardır. Bitki ve hayvan hücresi arasında bazı farklılıklar bulunur. </p>
<p>Bir hücrede başlıca üç bölüm vardır . Bunlar : </p>
<p>Hücre zarı , sitoplazma ve çekirdektir. </p>
<p>ÇEKİRDEK 	: Hücrenin yönetim merkezidir. Hücrenin çoğalması ve çekirdek tarafından yönetilir.</p>
<p>HÜCRE ZARI 	: Hücreyi çevreleyerek korur , madde alışverişini sağlar. Madde alış verişi sağladığı için geçirgen bir yapıya sahiptir.</p>
<p>SİTOPLÂZMA 	: Hücre zarı ile çekirdek arasını dolduran sıvıdır. Bu sıvı içinde hücrede çeşitli görevler üstlenen yapılar bulunur. </p>
<p>BİTKİ ve HAYVAN HÜCRESİNİN KARŞILAŞTIRILMASI </p>
<p>Hücre zarı , sitoplazma , koful , çekirdek bitki ve hayvan hücrelerinin her ikisinde   bulunun bölümlerdir .<br />
Bunun dışında bitki ve hayvan hücresi arasında bazı farklılıklar bulunur. </p>
<p>Bitki ve hayvan hücresini karşılaştırırsak şu farklılıklar görülür.</p>
<p>   HAYVAN HÜCRESİ                      BİTKİ HÜCRESİ</p>
<p>* Yuvarlak  yapıdadır.		* Köşeli  yapıya sahiptir.<br />
* Tek zarlıdır.			* Çift zarlıdır.<br />
* Klorofil yoktur.		* Hücreye renk veren klorofil maddesi bulunur.<br />
* Sentrozom vardır.		* Sentrozom yoktur.<br />
* Kofulları küçüktür.		* Kofulları büyüktür.</p>
<p>ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCEDE YER ALAN TEMEL FİKİRLERİ KAPSAYAN BAZI KONULAR</p>
<p>AKILCILIK ve BİLİME VERİLEN ÖNEM<br />
Akılcılık , insan aklı ile gerçekleri anlama yeteneğine inanmak demektir. Akılcılık , insanların doğru kararları vermesi , yaptıkları işlerde başarılı olmaları için sağlam fikirlere sahip olmalarını ister.<br />
Atatürkçü düşüncenin temelinde akılcılık vardır. Atatürk , “ Akıl ve mantığın çözümleyemeyeceği mesele yoktur. ” sözüyle bunu vurgulamıştır.<br />
	Atatürkçülükte akılcılığın esası , bilim ve teknolojidir. Bilim ve teknolojinin insan hayatında önemli bir yeri vardır. Atatürk’ün , “ Dünyada her şey için ,  medeniyet için , hayat için ,  başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir ,  fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir , cahilliktir , doğru yolda sapmaktır.” sözleri de bunu ifade eder<br />
Bilim ve teknolojiden gereği gibi yararlanan kişi ve toplumlar mutlaka başarıya ulaşır. Çağımızda bilim ve teknolojide ileri olan toplumlar , her alanda başarılı olmuşlardır. Toplumların kalkınması ve ilerlemesi için bilim ve tekniğin toplum hayatında egemen olması gerekir. Bilimsel çalışmalar sayesinde bilgisizlik ortadan kalkar. Atatürk ,<br />
“ İlim mutlaka cahilliği yener , o halde halkı aydınlatmak lazımdır. ” sözüyle bu düşünceyi dile getirmiştir. Burada söz konusu olan cahillik okumamış olmak değil gerçekleri bilmemektir. Nitekim Atatürk , “ Biz cahil dediğimiz zaman mutlaka okula gitmemiş olanları kastetmiyoruz. Kastettiğim ilim gerçeği bilmektir. ” sözüyle bunu açıklamıştır.<br />
Bilgisizlik insanların ve toplumların mutlu olmasını engeller. Akıl ve mantıktan uzak zararlı inanç ve geleneklerle dolu bir sosyal hayat insanı mutsuz eder. Mutlu yaşamak için bilgisizliği yok etmek gerekir. Bunun için de bilim ve teknikteki gelişmelerle çok yakından izlenmelidir. Atatürk yaptığı her işte akılcılığı ve bilimi esas almıştır. Kurtuluş Savaşı , orduların sevk ve idaresinde bilim ve teknik esaslarına uyulması sayesinde kazanılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında da temel prensip olarak akılcılık bilim ve teknik esas alınmıştır.</p>
<p>HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT  ( YOL GÖSTERİCİ )  İLİMDİR .<br />
Atatürkçü düşüncede yer alan “ Hayatta en hakiki mürşit ( yol gösterici ) ilimdir. ” prensibi yurdumuzun kalkınması , uygar uluslar düzeyine çıkabilmesi için bilimin rehber ( yol gösterici ) alınmasını ister. İnsanlar ve toplumlar her alanda kendilerine çağdaş bilim ve tekniği yol gösterici alırlarsa mutlaka başarıya ulaşırlar. Çünkü en gerçek yol gösterici bilimdir. Çalışmaların plânlanmasında ,  sorunların belirlenmesinde , çözülmesinde daima bilim esas alınmalıdır. </p>

<p class="sayac_bilgi">572 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/icinde-yasadigimiz-doga.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günlük Yaşamda Çevre</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/gunluk-yasamda-cevre.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/gunluk-yasamda-cevre.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 16:44:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Beri]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Biz]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Egzoz]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kahve]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi]]></category>
		<category><![CDATA[Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Metali]]></category>
		<category><![CDATA[Nitrat]]></category>
		<category><![CDATA[Otomobil]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11545</guid>
		<description><![CDATA[Evimizdeki tehlikeler&#8230;. Çevre sorunları insanlardan kaynaklanan sorunlardır. İnsanın çevre konusunda doğru davranışlar kazanabilmesi, bu doğrultuda eğitilmesi büyük önem taşımaktadır. Biz çevre korumacılığını kendi yaşantımızdan başlatırsak bu yönde yapılacak çalışmalara katkıda bulunmuş oluruz. Şimdi günlük yaşantımızda devamlı kullandığımız fakat farkında olmadığımız bazı zararlı ürünleri tanıyalım. KADMİYUM: Bu madde insanlarda yüksek tansiyona, kalp hastalıklarına, akciğer kanserlerine ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evimizdeki tehlikeler&#8230;.<br />
Çevre sorunları insanlardan kaynaklanan sorunlardır. İnsanın çevre konusunda doğru davranışlar kazanabilmesi, bu doğrultuda eğitilmesi büyük önem taşımaktadır. Biz çevre korumacılığını kendi yaşantımızdan başlatırsak bu yönde yapılacak çalışmalara katkıda bulunmuş oluruz.<br />
Şimdi günlük yaşantımızda devamlı kullandığımız fakat farkında olmadığımız bazı zararlı ürünleri tanıyalım.<br />
KADMİYUM: Bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">madde</a> insanlarda yüksek tansiyona, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kalp/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kalp">kalp</a> hastalıklarına, akciğer kanserlerine ve kansızlığa neden olur. Bulunduğu ortamlar sanayi kuruluşlarının atıkları, çay, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kahve/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kahve">kahve</a>, sigara ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/otomobil/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Otomobil">otomobil</a> egzoz dumanları.<br />
KURŞUN: Bu maddenin meydana getirdiği olumsuzluklar, vücudun hassaslaşması, kuvvetten düşme, uykusuzluk, kabızlık, zihin bulanıklığı, böbrek hastalıkları ve felç. Bulunduğu ortamlar: Başta egzoz gazları olmak üzere, çeşitli mutfak kapları, cilalı kap yüzeyleri, plastik ve benzeri eşyalar.<span id="more-11545"></span><br />
CİVA: Bazı sanayi kuruluşlarının atık sularında bol miktarda bulunan cıva metali, bu suların döküldükleri nehir, göl ve denizlerde bulunan canlılara bu canlılardan da insanlara geçmektedir.<br />
NİTRAT: Bu madde birçok ülkede et ve süt ürünlerinde koruyucu madde olarak kullanılmaktadır. Ayrıca çeşitli bitkilere verilen nitrat gübreler, bitki-<a href="http://www.genelbilge.com/tag/toprak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Toprak">toprak</a>-su üçlüsü yoluyla insanlara geçmektedir. Nitrat bir takım reaksiyonlar sonucu insanlarda kansere neden olmaktadır.<br />
ALÜMİNYUM: Ülkemizde çok sık kullanılan bu maddenin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> sağlığına olumsuz yönde etkisi öteden beri bilinmektedir. Alüminyum genellikle mutfak araç ve gereçlerinde bulunmaktadır. İnsanlarda erken bunamaya neden olmaktadır. Korunmanın yolu; bu kaplara ekşili ve asitli yiyecekler konmamalı şayet konulursa <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uzun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uzun">uzun</a> süre bekletilmemelidir.<br />
RADON: Evlerimizde çeşitli radon kaynakları vardır. Bunlar radonlu topraklardan yapılmış tuğlalar, su ve gaz borularıdır. Bu gaz, temellerden ve oda tabanlarından sızarak tehlike arz eder. Meydana getirdiği olumsuzluklar bilhassa kanser riskin arttırmasıdır. Bu gazdan korunmanın yolu, evleri ve odaların sık sık havalandırılmasıdır.</p>
<p>Unutmayalım son pişmanlık fayda etmez.<br />
Bilinçli Çevrecilik alışverişi Bilinçli Yapmakla Başlar<br />
Çevrenin korunması, geliştirilmesi ve iyileştirilmesi konusunda gösterilen çabaların amacı, insanların <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamalarının sağlanmasıdır. Çevreye zarar veren de çevreyi koruyan ve geliştiren de insandır.<br />
O halde yaşam kalitemizi bozmadan alacağımız basit önlemlerle çevremizi koruyabilir, çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakabiliriz.<br />
Alabildiğine tüketen bir toplum, aslında gelecek nesillerin hakkını da yemektedir.<br />
Çevre kirlenmesinin büyük boyutlara ulaşması, çöp dağlarının artık bizleri ve gelecek kuşakları yutmaya hazırlanması, doğal kaynaklarımızın hızla tükenmesi bizleri, alışverişten başlayarak tüketimin her aşamasında ve<br />
tüketim sonrası oluşan atıkların bertaraf ve yeniden kullanılmasında bilinçli hareket etmeye zorlamaktadır.<br />
       Bu tüketim alışkanlığımıza Doğanın daha ne kadar dayanacağını hiç birimiz tahmin dahi edemiyoruz.<br />
Çevre Bilinci İle Alışveriş Yapalım<br />
•        Bir kere kullanıp atacağımız naylon poşetler yerine, sürekli kullanabileceğimiz bez torba, sepet veya fileleri tercih edelim. Unutmayalım ki, plastik ambalajlar ve naylon poşetler doğada parçalanmadan yüzyıllarca kalabilmektedir.<br />
•       Plastik ya da pet ambalajlı yiyecekler yerine cam ambalajlı yiyecekleri seçelim.<br />
•       Herhangi bir ürünü alırken geri dönüşümlü olmasına dikkat edelim.<br />
•       “ Kullan-at ” piller yerine yeniden doldurulabilen pilleri kullanalım.<br />
•       Sprey deodorantlar yerine “ Ozon dostu ” deodorantlar kullanmaya özen gösterelim.<br />
•       Alışveriş yaparken, harcamanın ne kadarını ürünün kendisine, ne kadarını ambalajına verdiğimizi hiç düşündünüz mü? Bir yandan çevreyi kirlettiğiniz bu ambalaj maddeleri öbür yandan sizi aldatan bir  “ yalancı ” değil midir?<br />
•       Fosfat içeren deterjanlar içme suyu kaynaklarına karışarak suyu kullanılmaz hale getirmektedir. Fosfatlı deterjanlar yerine doğal temizleyicileri tercih edelim.<br />
•       Bulaşık makinelerinde kullanılan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kimyasal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kimyasal">kimyasal</a> parlatıcılar yerine doğal madde olan sirkeyi hiç denediniz mi?</p>

<p class="sayac_bilgi">35 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/gunluk-yasamda-cevre.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Su Örneklerinde Sülfat Tayini Nasıl Yapılır</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/su-orneklerinde-sulfat-tayini-nasil-yapilir.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/su-orneklerinde-sulfat-tayini-nasil-yapilir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 12:50:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[2h]]></category>
		<category><![CDATA[Akarsular]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Bacl2]]></category>
		<category><![CDATA[Balon]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Suyu]]></category>
		<category><![CDATA[Gr]]></category>
		<category><![CDATA[Koku]]></category>
		<category><![CDATA[Na2so4]]></category>
		<category><![CDATA[Organik]]></category>
		<category><![CDATA[Porsuk]]></category>
		<category><![CDATA[Saat]]></category>
		<category><![CDATA[Stabil]]></category>
		<category><![CDATA[Standart]]></category>
		<category><![CDATA[Susuz]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11541</guid>
		<description><![CDATA[Deneyin Amacı - Türbidimetrik yöntem ve sülfat tayini hakkında bilgi edinmek 2) Deney İçin Gerekli Alet Ve Malzemeler - Türbidimetre - Cam Malzemeler 3) Deney İçin Gerekli Kimyasallar - Baryum klorür (BaCl2) kristal şeklinde - Standart sülfat çözeltisi : 0.1479gr susuz sodyum sülfat (Na2SO4) 105 derecede 1 saat kurutulur.1 litrelik balon jojede 800mL distile su [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Deneyin Amacı<br />
	- Türbidimetrik yöntem ve sülfat tayini hakkında bilgi edinmek</p>
<p>	2) Deney İçin Gerekli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/alet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Alet">Alet</a> Ve Malzemeler<br />
	- Türbidimetre<br />
	- Cam Malzemeler</p>
<p>3) Deney İçin Gerekli Kimyasallar<br />
- Baryum klorür (BaCl2) kristal şeklinde<br />
- <a href="http://www.genelbilge.com/tag/standart/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Standart">Standart</a> sülfat çözeltisi : 0.1479gr <a href="http://www.genelbilge.com/tag/susuz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Susuz">susuz</a> sodyum sülfat (Na2SO4) 105 derecede<br />
1 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/saat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Saat">saat</a> kurutulur.1 litrelik balon jojede 800mL distile su ile çözülür.1 litreye tamamlanır. Bu çözeltinin 1mL’si 100µgr sülfat içerir.<br />
	- Yardımcı çözelti : Yardımcı çözelti gliserin (50mL), konsantre hidroklorik asit (30mL), 300mL distile su, izopropil alkol (100mL) ve sodyum klorür (75gr) den oluşan bir çözeltidir.Çözeltinin bileşenlerinin yukarıdaki sıra ile birbirine karıştırılması gerekmektedir. Bu çözelti BaSO4 kolloidlerinin analiz süresi boyunca stabil kalmalarını sağlar.<span id="more-11541"></span></p>
<p>	4) Teorik Bilgi<br />
	Sülfat doğal sularda bulunan başlıca anyonlardan biridir.Kaynakları arasında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/organik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Organik">organik</a> maddelerin aerobik ortamda ayrışması, özellikle kıyı bölgelerinde deniz tuzu, asit yağmurları ve mineraller sayılabilir.</p>
<p>Su	SO4 (mg/L)<br />
Akarsular (dünya ortalaması)	11.2<br />
Van gölü	2368<br />
Deniz suyu	2715<br />
Porsuk çayı (Eskişehir)	54<br />
Ham evsel atıksu	20-50<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/tablo/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tablo">Tablo</a> 1. Bazı Sularda SO4 Derişimleri</p>
<p>	İçme sularında sülfat 250mg/L üzerindeki derişimlerde sağlık sorunlarına <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yol">yol</a> açabilir.Aynı zamanda sülfatlar su sertliğinin karbonat olmayan kısmını oluşturduklarından su kazanlarında ve borularda tortu oluşumuna <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yol">yol</a> açarlar.<br />
	Atıksularda sülfatlar dolaylı olarak iki önemli probleme yol açarlar.<br />
	1. Atıksularda anaerobik şartların oluşmasıyla sülfat sülfüre indirgenir ve koku problemlerine yol açar.</p>
<p>SO4-2  &#8212;-(anaerobik koşullar)&#8212; S-2<br />
S-2 + 2H+ &#8212;&#8212;- H2S</p>
<p>	H2S’den kaynaklanan koku problemleri (H2S çürük yumurta kokulu ve zehirli bir gazdır) <a href="http://www.genelbilge.com/tag/dusuk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with DüşüK">düşük</a> pH değerlerinde yoğunlaşır.<br />
	2. Kanalizasyon şebekelerinde, boruların üst kısımlarında H2S’in bakteriler yardımıyla ve oksijen varlığında okside edilmesiyle H2SO4 oluşabilir.Bu da özellikle betonun korozyonuna yol açar.</p>
<p>	4a) Su Örneklerinde Sülfat Tayini<br />
	Sülfat tayini için en yaygın kullanılan yöntemler gravimetrik ve türbidimetrik yöntemlerdir.Bu deneyde türbidimetrik yöntem kullanılacaktır.Türbidimetrik analiz koloidal parçacıklar içeren bulanık bir çözeltinin ışığı saçma özelliğini <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> alır.Çözeltinin bulanıklığı ile bu bulanıklığı yaratan maddenin derişimi arasında bir ilişki vardır.Bu ilişki kalibrasyon eğrilerinin hazırlanması ile belirlenir.<br />
	Suda bulunan sülfat iyonu, suya Ba+2 iyonlarının eklenmesi ile asidik koşullarda BaSO4 kristalleri oluşturur.</p>
<p>SO4-2 + Ba+2 &#8212;&#8212;- BaSO4</p>
<p>	BaSO4 kolloid bir çözelti oluşturur.Suda ne kadar çok SO4-2 iyonu varsa, Ba+2 eklenmesinden sonra (BaCl2 şeklinde) o kadar fazla bulanıklık oluşur.Bu yöntem ile<br />
1-200mg/L arası derişimler ölçülebilir.Ancak 40mg/L üzerindeki sülfat derişimlerinde, BaSO4 süspansiyonunun stabilitesi azaldığından, methodun güvenirliği düşmektedir.<br />
	Renkli ve askıda katı maddeler yüksek derişimlerde girişim yapabilir.Girişim oluşturan diğer bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">madde</a> 500mg/L üzerinde derişimlerde SiO2’dir.Yüksek derişimlerde organik <a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">madde</a> de BaSO4 kolloidlerinin oluşumlarını engelleyebilir.</p>
<p>	5) Deney – Kalibrasyon Eğrisinin Hazırlanması<br />
	Kalibrasyon eğrisinin hazırlanması için,1 kör çözelti ve 5 tane standarda gerek vardır.Kör ve standartların hazırlanması sırasında 50mL’lik balon jojeler kullanılır.Daha sonra örnekler 50mL erlene aktarılır.3mL yardımcı çözelti eklenir ve sabit bir hızla karıştırılır.Örnek karıştırılırken bir kaşık kadar BaCl2 eklenir.</p>
<p>Tüp No	50mL’ye seyrelecek <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hacim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hacim">hacim</a>	Derişim (mg/L SO4-2 olarak)<br />
Kör	0+50	0<br />
S-1	2+48	4<br />
S-2	4+46	8<br />
S-3	8+42	16<br />
S-4	12+38	24<br />
S-5	16+34	32<br />
Tablo 2. Kalibrasyon Eğrisinin Hazırlanması</p>
<p>	BaCl2 eklenmesinden 4 dakika sonra çözelti türbidimetre tüplerine aktarılır ve bulanıklık ölçülür.Ölçümlerden elde edilen değerler kalibrasyon eğrisinin çizilmesinde kullanılır.Yatay eksen mg/L SO4-2 olarak derişimleri, dikey eksen de türbidimetreden okunan bulanıklık değerlerini gösterir.<br />
	Standartların ölçülmesinde kullanılan aynı method, derişimi bilinmeyen bir çözeltinin incelenmesinde kullanılır.<br />
	Sonuçlar mg/L SO4-2 olarak rapor edilir.</p>

<p class="sayac_bilgi">487 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/su-orneklerinde-sulfat-tayini-nasil-yapilir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Output and Waste Water</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/output-and-waste-water.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/output-and-waste-water.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 12:29:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bod]]></category>
		<category><![CDATA[Characterization]]></category>
		<category><![CDATA[Dry Solids]]></category>
		<category><![CDATA[Ferric]]></category>
		<category><![CDATA[Fertilizer]]></category>
		<category><![CDATA[Paunch]]></category>
		<category><![CDATA[Precipitation]]></category>
		<category><![CDATA[Protein Recovery]]></category>
		<category><![CDATA[Protein Supplement]]></category>
		<category><![CDATA[Quantities]]></category>
		<category><![CDATA[Removals]]></category>
		<category><![CDATA[Saleable]]></category>
		<category><![CDATA[Slaughter House]]></category>
		<category><![CDATA[Slaughterhouse]]></category>
		<category><![CDATA[Sludge]]></category>
		<category><![CDATA[Stockyard]]></category>
		<category><![CDATA[Suspended Matter]]></category>
		<category><![CDATA[Two Streams]]></category>
		<category><![CDATA[Waste Water]]></category>
		<category><![CDATA[Waste Waters]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11537</guid>
		<description><![CDATA[Characterization of Slaughterhouse In slaughter house industry, water used in every process and about 16 m3 water used for 1 ton animal. It is often possible to make considerable reductions in polluting load by good housekkeping within the factory or by modifications to the process. In particular the separate recovery of blood and paunch contents [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/characterization/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Characterization">Characterization</a> of <a href="http://www.genelbilge.com/tag/slaughterhouse/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Slaughterhouse">Slaughterhouse</a><br />
	In slaughter house industry, water used in every process and about 16 m3 water used for 1 ton animal. It is often possible to make considerable reductions in polluting load by good housekkeping within the factory or by modifications to the process. In particular the separate recovery of blood and <a href="http://www.genelbilge.com/tag/paunch/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Paunch">paunch</a> contents can considerably reduce the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bod/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bod">BOD</a> load.<br />
	Waste waters from killing and butchering operations usually contain a high proportion of coarse  suspended matter, whilst those from processing operations contain less suspended matter but considerable quantities of fat. In modern killing<br />
and processing plants the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/two-streams/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Two Streams">two streams</a> are often kept separate for pretreatment. <span id="more-11537"></span></p>
<p>	Protein Recovery:It has been good practice to coagulate blood and render recovered fat and screening to produce <a href="http://www.genelbilge.com/tag/saleable/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Saleable">saleable</a> by-products. In recent years attention has been given to the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/precipitation/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Precipitation">precipitation</a> of colloidal or dissolved material which can then be processed for use as <a href="http://www.genelbilge.com/tag/fertilizer/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fertilizer">fertilizer</a> or a <a href="http://www.genelbilge.com/tag/protein-supplement/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Protein Supplement">protein supplement</a> for animal feeds. Simple chemical treatment using alumino-<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ferric/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ferric">ferric</a> followed by settlement can give BOD <a href="http://www.genelbilge.com/tag/removals/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Removals">removals</a> of the order of 60 percent but the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sludge/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sludge">sludge</a> produced is bulky, difficult to dry, and its inorganic content makes it unsuitable for animal feeds. More recently lignin sulphonic acid at a pH of approximately 3 has been used in conjunction with dissolved air flotation , a recovery of 65 to 90 percent of the protein material as a <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sludge/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sludge">sludge</a> containing 5 to 15 percent of <a href="http://www.genelbilge.com/tag/dry-solids/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Dry Solids">dry solids</a> is claimed. Removal of BOD is of the same order as the protein recovery. Provided that a market can be found for recovered protein this process could be economically attractive as a pretreatment method. If the by-product is not for use in animal feedstuffs then it is possible that an alternative chemical could be used which would not require such a low pH, and so enable the plant to be constructed from less expensive materials.</p>
<p>Water Coming From Stockyard</p>
<p>In the stockyard water used for cooling the animals and washing the floor.</p>
<p>Characteristics:<br />
BOI5=64 mg/lt<br />
SS=173 mg/lt</p>
<p>Water Coming from Killing process </p>
<p>After killing process blood taken in a tank and first washing taken in the same tank. This output used for making chicken food.</p>
<p>Amount fo blood for different types of animal:<br />
For 1 calf	:13,6 kg<br />
For 1 sheep	:1,0 kg<br />
For 1 pig	:3,2 kg</p>
<p>Characteristics:<br />
BOI5=825 mg/lt<br />
SS=220-320 mg/lt<br />
TS=1840 mg/lt<br />
TKN=140 mg/lt<br />
NH3=6 mg/lt</p>
<p>Water Coming From Blood and Tank Water</p>
<p>Characteristics:<br />
BOI5=32000-44800 mg/lt<br />
SS=3690 mg/lt<br />
TS=44640 mg/lt<br />
TKN=5605 mg/lt<br />
NH3=205 mg/lt</p>
<p>Water Coming From Blood Tank Washing Water</p>
<p>Characteristics:<br />
BOI5=1000-23000 mg/lt<br />
SS=6000-165000 mg/lt</p>
<p>Water Coming From Rendering Process</p>
<p>In rendering process the output used as row material for some industries .  For example oil used for produce soap. The <a href="http://www.genelbilge.com/tag/waste-water/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Waste Water">waste water</a> comes from rendering boiler and the condenser which get under control the odor problem.</p>
<p>Characteristics:<br />
BOI5=2350 mg/lt<br />
SS=1680 mg/lt<br />
Oil=2180 mg/lt</p>
<p>Water Coming From Gut Washing Process</p>
<p>Gut washing can made wet or dry. In wet washing the output water have high concentration. </p>
<p>Characteristics:<br />
BOI5=13200 mg/lt<br />
SS=15120 mg/lt<br />
TS=22600 mg/lt<br />
TKN=686-1100 mg/lt<br />
NH3=43 mg/lt<br />
Oil=5220 mg/lt</p>
<p>Water Coming From Wet Cleaning of Digested Material</p>
<p>About 35 kg solid matter for 1 calf. In dry cleaning digested material used as animal food. If wet cleaning used 500 lt water used for 1 calf.</p>
<p>Characteristics:<br />
SS=200-300 mg/lt<br />
TS=3700-4300 mg/lt<br />
Oil=1200-2000 mg/lt</p>
<p>Water Coming From Boiling of Tripe</p>
<p>In the boilling process about 50 lt water used for 1 calf.</p>
<p>Characteristics:<br />
TS=9360 mg/lt<br />
TKN=1100 mg/lt<br />
Oil=5220 mg/lt</p>
<p>Water Coming From Meat Fragmentation</p>
<p>Characteristics:<br />
BOI5=520 mg/lt<br />
SS=610 mg/lt<br />
TS=2860 mg/lt<br />
TKN=36 mg/lt<br />
NH3=2,5 mg/lt</p>
<p>Water Coming From Salt Process</p>
<p>The skin of the animals must be washed before salted. This water is the washing water of the skin.</p>
<p>Characteristics:<br />
BOI5=2040 mg/lt<br />
SS=1800 mg/lt<br />
TS=26480 mg/lt<br />
TKN=95 mg/lt<br />
NH3=12 mg/lt</p>
<p>Waste Water Characterization at the End of Pipe</p>
<p>Characteristics:<br />
COD=4000 mg/lt<br />
BOD5=1330 mg/lt<br />
SS=2000 mg/lt<br />
Oil=600 mg/lt<br />
TN=112 mg/lt<br />
TP=38 mg/lt</p>

<p class="sayac_bilgi">11 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/output-and-waste-water.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sürdürülebilir Yaşam Nedir</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/surdurulebilir-yasam-nedir.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/surdurulebilir-yasam-nedir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 12:25:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Artan]]></category>
		<category><![CDATA[Ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Koruma]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/surdurulebilir-yasam-nedir.html/</guid>
		<description><![CDATA[KONULAR Sürdürülebilir Tarım • Tarım Topraklarının Günümüzdeki Durumu • Su ve Su Ürünlerinin Günümüzdeki Durumu • Hayvancılığın Günümüzdeki Durumu • Sürdürülebilir Tarım İçin Gerekli Koşullar Sürdürülebilir Ormancılık • Ormanların Günümüzdeki Durumu • Ormanlardan Yararlanma ve Ormanları Koruma Yolları Sürdürülebilir Meracılık • Meraların Dünyadaki ve Ülkemizdeki Durumu • Meraların Kullanımı ve Korunması Özet ARAŞTIRMA KONULARI Aşağıdaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KONULAR<br />
Sürdürülebilir Tarım<br />
• Tarım Topraklarının Günümüzdeki Durumu<br />
• Su ve Su Ürünlerinin Günümüzdeki Durumu<br />
• Hayvancılığın Günümüzdeki Durumu<br />
• Sürdürülebilir Tarım İçin Gerekli Koşullar<br />
Sürdürülebilir Ormancılık<br />
• Ormanların Günümüzdeki Durumu<br />
• Ormanlardan Yararlanma ve Ormanları Koruma Yolları<br />
Sürdürülebilir Meracılık<br />
• Meraların Dünyadaki ve Ülkemizdeki Durumu<br />
• Meraların Kullanımı ve Korunması<br />
Özet<span id="more-11535"></span><br />
ARAŞTIRMA KONULARI<br />
Aşağıdaki soruların yanıtlarını araştırınız.<br />
1. Günlük yaşamınızda kullandığınız tarımsal ürünlerin yetiştirilmesi sırasında<br />
yararlanılan maddeler ve araçlar nelerdir?<br />
2. Tarımsal ürünlerin yetiştirilmesi sırasında kullanılan gübre, ilaç vb. gibi maddelerin<br />
üretime etkisi nedir? Araştırınız.<br />
3. Çevre Ekonomisi kavramı size ne ifade etmektedir? Araştırınız.<br />
4. Çevrenizdeki orman alanlarından insanlar hangi amaçlar için ve ne ölçüde<br />
yararlanmaktadırlar?<br />
5. Dünyada en çok orman bulunan ülkelerin orman varlıklarıyla <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ekonomik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ekonomik">ekonomik</a> zenginlikleri<br />
arasında bir ilişki var mıdır? Araştırınız.<br />
6. Meraların bir bölgedeki üretime katkısı neler olabilir? Araştırınız.<br />
2<br />
SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM<br />
Tarım Topraklarının Günümüzdeki Durumu<br />
Eldeki bilgilere göre halen dünya nüfusu yaklaşık olarak 5,8 milyar<br />
dolayındadır. Bu sayı gün geçtikçe daha da artmaktadır. Hızlı nüfus artışı, ister istemez<br />
ilk planda akıllara besin güvenliği sorununu getirmektedir. Kullanılabilen doğal<br />
kaynaklar, bunların potansiyelleri ve üretim güçleri düşünüldüğünde, artan nüfusun,<br />
bütün insanlığın besin güvenliğini ciddi olarak tehdit etmeye başladığı görülmektedir.<br />
Bugüne kadar çiftçiler, üzerinde tarım yapacakları arazileri bulmada ve onları<br />
üretime hazırlamada ustaca yöntemler kullanmışlardır. Tarım alanlarında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sulama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sulama">sulama</a>,<br />
teraslama, kurutma, nadasa bırakma ve kıyıları doldurarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/toprak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Toprak">toprak</a> elde etme gibi yollarla<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/belli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belli">belli</a> ölçüde de olsa herkese yetecek kadar ürün elde edebilmişlerdir. Bu yüzden besin<br />
güvenliği fazlaca tehlikeye girmemiştir.<br />
Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren, tarıma dayalı yerleşim alanlarının<br />
nüfusu, kentlere göre oransal olarak azalmaya başlamıştır. Bu durum çiftçileri,<br />
insanların <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> besin kaynağını oluşturan tahılların daha fazla üretimine zorlamıştır.<br />
Çünkü kentlerde yaşayanlar tarımsal faaliyetlerle ilgilenemediklerinden besin<br />
ihtiyaçlarını köylerden ve çiftliklerden karşılamak durumundadırlar. Özellikle<br />
1950’lerden sonra, tarımla uğraşan insanlar, artan nüfusun besin gereksinimlerini<br />
karşılayabilmek için, ancak tarıma uygun olmayan alanların (orman ve mera alanları)<br />
tarıma açılması ve teknolojik gelişmeler sayesinde üretimi artırabilmişlerdir. Örneğin,<br />
eski Sovyetler Birliği’nde tahıl üretim alanlarının zirveye ulaştığı 1979 yılında,<br />
kullanılabilir toprakların toplamı 123 milyon hektara ulaşmış ve bu alanlarda her türlü<br />
tarımsal araç ve gereç kullanılmıştır. Fakat 1995 yılına gelindiğinde aynı bölgelerde<br />
kullanılabilir tarımsal toprakların toplamı 91 milyon hektara kadar gerilemiş ve tarımsal<br />
araç-gereçlerin kullanımı çok fazla ilerleyememiştir. Çünkü, tarıma uygun olmayan<br />
topraklar, bir süre kullanılınca verimsizleşmiş ve artık kullanılamayacak duruma<br />
gelmiştir. Tarımsal araç-gereçler ise, üretimin artırılmasında belli bir etki seviyesinin<br />
ötesine geçememiştir. Bu yalnızca eski Sovyetler Birliğine özgü bir durum değildir.<br />
Dünyanın pek çok yerinde tarımsal alanlar, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/erozyon/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Erozyon">erozyon</a>, plansız kullanım, aşırı gübreleme<br />
ve ilaçlama sonucu tahribata uğramakta ve kullanılamaz hale gelmektedir. Tarım<br />
alanlarının azalmasıyla birlikte elde edilen ürün de bu suretle dünya nüfusunun<br />
gereksinimlerinin gerisinde kalmaktadır.<br />
3<br />
Toprakların, erozyon başta olmak üzere çeşitli şekillerde kaybının yanısıra<br />
endüstrileşme yoluyla işgal edilmesi ise bir başka önemli sorundur. 1960’lı yıllardaki<br />
geniş tarım alanlarının yarısını yitiren Japonya, Güney Kore ve Tayvan’da, endüstriyel<br />
ve ekonomik faktörler etkili olmuştur. Asya ülkeleri endüstrileşmelerini hızlandırdıkça,<br />
fabrikalarını, yollarını ve yeni kentlerini verimli tarım alanlarının üzerinde inşa<br />
etmişlerdir. Örneğin Güney Çin’de, henüz yakın zamana kadar iki, ya da üç kez pirinç<br />
hasadı yapılabilen topraklarda şimdi fabrikalar işlemektedir. Bu topraklar, yalnızca<br />
Çin’in değil dünyanın en verimli topraklarındandır. Daha zengin insanların yaşadığı<br />
yerlerdeki tarım alanları ise, alışveriş merkezleri, tenis kortları, golf sahaları ve özel<br />
villâlarla doldurulmaktadır.<br />
Gelişmekte olan pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de, verimli tarım<br />
alanları endüstriyel yapılar tarafından işgal edilmektedir. Bu endüstriyel yapılar, kendi<br />
yan kuruluşlarına ait binaların yapımını, yeni yerleşim yerlerinin doğup gelişmesini ve<br />
ulaşım için karayollarının yapımını da beraberinde getirmektedir. Böylelikle geniş<br />
boyutlu bir tarımsal alan tahribatı ortaya çıkmaktadır.<br />
Dünyadaki tarım alanları, 1980’li yıllara dek genişlemiştir. Buna karşın örneğin,<br />
1950 yılında kişi başına düşen tahıl üretim alanı 2,3 dekar iken 1995&#8242;’de 1,2 dekara<br />
gerilemiştir. Ancak 1990’larda dünya tahıl üretimi 1950’lere göre üç kat artmıştır.<br />
Bunda etkili olan faktör ise, toprakların sulanma olanaklarının aynı dönemlerde 2,5 kat<br />
artmış olmasıdır. Sulamanın yansıra gübreleme ve ilaçlamanın da artması üretim miktarı<br />
üzerinde etkili olmuştur.<br />
Bitkisel tarım faaliyetlerinde üretim artışı, topraktaki bitki besin maddelerinin<br />
yeterli düzeye çıkarılmasıyla, sulamanın bitkinin ihtiyacına göre ve zamanında<br />
yapılmasıyla, hastalık ve zararlılara karşı gerekli mücadelenin yapılmasıyla sağlanabilir.<br />
Ancak bu faaliyetlerde kullanılan araç-gereçler, gübre ve tarımsal ilaçlar bir ekonomik<br />
harcamayı gerektirirler. Üretim için zorunlu olan bu giderlere “girdi” denir. Her<br />
ekonomik faaliyette girdilerin mümkün olduğunca az ve sonuçta bu girdilere dayalı<br />
üretimin ise fazla olması istenir. Diğer ekonomik etkinliklerdeki gibi, tarımda da girdi<br />
miktarı çok fazla artarsa elde edilen net gelir azalır. Çünkü tarımsal üretimde “azalan<br />
verim kanunu” geçerlidir. Bu durumda, bir yandan üretim için gereksiz yere yapılan<br />
harcamalar artarken, bir yandan da aşırı toprak işleme, gübreleme ve ilaçlama ile toprak<br />
erozyona ve kirlenmeye maruz kalır. Bu yüzden sırf üretim artışı için aşırı sulama,<br />
gübreleme ve ilaçlama yapılmamalı, toprakların yapısının bozulmamasına özen<br />
4<br />
gösterilmelidir. Aksi halde bir süre için belli bir düzeye kadar ürün artışı sağlansa bile,<br />
daha sonra ürün miktarında önemli düşüşler meydana gelir.<br />
Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de insanların geleceği büyük ölçüde tarım<br />
alanlarının korunmasına bağımlıdır. İleride bir besin kıtlığı ile karşı karşıya<br />
kalınmaması için gerekli önlemler bugünden alınmalıdır.<br />
Su ve Su Ürünlerinin Günümüzdeki Durumu<br />
Tarımda su denilince, aklımıza toprakların sulanması ve sulardan elde edilen<br />
ürünler gelir.<br />
Sulama etkinliklerinin başlangıcından 1900’lü yılların başına kadar geçen<br />
sürede, sulanan alanlarda yavaş bir artış görüldüğü söylenebilir. 1900-1950 yılları<br />
arasında ise bu artış hızlanmıştır. 1900’lü yıların başında 40 milyon hektar olan sulanan<br />
alanlar, 1950 yılına doğru 94 milyon hektara ulaşmıştır. 1993 yılına gelindiğinde ise bu<br />
miktar, 284 milyon hektara yükselmiştir. Ancak, artan dünya nüfusu göz önüne<br />
alındığında 1980’li yıllara kadar artış gösteren sulanan alanların 1980’li yıllardan<br />
itibaren oransal olarak azalmaya başladığı söylenebilir. Sulama alanlarının<br />
genişlemesine karşın, sulama amacıyla kullanılan su kaynaklarının miktarında bir artış<br />
olmamıştır. Tarımsal su kaynaklarının artırılamamasının nedenlerinden başlıcaları,<br />
yeraltı sularının son zamanlara kadar aşırı kullanımı sonucu azalmaya başlaması ve su<br />
kaynaklarının sanayi gibi başka amaçlara da tahsis edilmesidir.<br />
Nüfusa bağlı olarak özellikle kentlerde evsel kullanıma yönelik su gereksinimi<br />
artmıştır. Bu artış kontrolsüz bir şekilde büyüdüğü takdirde, akarsu kaynakları gelecekte<br />
neredeyse tarım alanlarından daha çok kentlerde kullanılmaya başlanacaktır.<br />
Dünyadaki ırmaklar aşırı kullanımdan dolayı su miktarı bakımından bugün için<br />
çok fazla bir zarar görmemektedirler. Ancak nüfusun yoğun olduğu bölgelerdeki<br />
akarsuların bazılarına, suyun çok azının serbest bırakılmasına izin verecek biçimde<br />
barajların kurulmakta olduğu ve tutulan suların kanallara akıtılarak kullanıldığı da bir<br />
gerçektir. Ekolojik dengeler dikkate alınmaksızın, suların aşırı ve düzensiz bir şekilde<br />
kullanılmaya başlandığı takdirde, birçok ırmak, belki gelecekte daha denize bile<br />
ulaşamadan yarı yolda kuruyup kaybolacaktır . Bu durumda, sulama alanı dışında kalan<br />
daha aşağı bölgelerdeki tarımsal faaliyetlerin, olumsuz şekilde etkilenme olasılığı ortaya<br />
çıkabilecektir.<br />
5<br />
Türkiye, akarsuları bakımından zengin sayılabilecek bir ülkedir. Buna rağmen<br />
suların tarımsal amaçlı olarak, verimli ve yoğun bir şekilde kullanımı yakın tarihlere<br />
kadar pek mümkün olmamıştır. Çünkü akarsuların kontrol altına alınması ve tarım için<br />
kullanımı büyük yatırımları gerektirmektedir. Ancak son dönemlerde sulama ve enerji<br />
amaçlı bu yatırımlarda önemli bir artış olmuş ve akarsular barajlarda tutularak<br />
kanallarla tarım alanlarına akıtılabilmiştir. Bu yöndeki çabalar hızlanarak sürmektedir.<br />
Dünyadan değişik olarak Türkiye’de akarsuların kontrol altına alınması varolan<br />
ekosistemi olumsuz yönde etkilememiştir. Hatta, akarsu kontrolü çalışmalarına yönelik<br />
olarak yapılan barajlar, çevresinde tüm canlılar için yaşamaya daha elverişli yeni<br />
ekosistemler oluşturmuştur. Ülkemizde akarsu kaynaklarının ve yan derelerin çokluğu,<br />
eğimin fazla olması suların denize ulaşmadan bütünüyle <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yok/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yok">yok</a> olmasını önlemektedir.<br />
Gıda üretimi bakımından topraklar gibi denizlerin ve göllerin de önemi<br />
büyüktür. Özellikle balıkçılık, gıda üretiminin temel unsurlarından biridir.<br />
1950’de denizlerden elde edilen toplam balık miktarı 19 milyon ton kadar iken,<br />
1988’de bu miktar 88 milyon tona ulaşmıştır. Ancak daha sonraları belirgin bir yükseliş<br />
olmamıştır. Dünya nüfusunun artışı göz önüne alındığında kişi başına düşen balık<br />
miktarının yıldan yıla azaldığı görülmektedir. Yirminci Yüzyıl’ın ikinci yarısından<br />
itibaren teknolojideki gelişmelere <a href="http://www.genelbilge.com/tag/paralel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Paralel">paralel</a> olarak balıkçı teknelerinde de önemli teknik<br />
gelişmeler sağlanmıştır. Bu gelişmelerle birlikte dünyanın en ücra köşelerindeki balık<br />
yatakları dahi kullanılmış, ancak ulaşılan bu son yataklar da büyük ölçüde tahrip<br />
edilmiştir.<br />
Geçmişte, daha fazla balık yakalayabilmek için yapılan yatırımlar genellikle av<br />
gereçleri gereçlerinin geliştirilmesine yönelik alınmıştır. Balık rezervinin artırılması için<br />
hiçbir alınmamıştır. Gerçekten de gelişmiş av gereçleri sayesinde yakalanan balık<br />
miktarında önemli artışlar sağlanmış ve neredeyse ulaşılamadık <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deniz">deniz</a> ve av bölgesi<br />
kalmamıştır. Ancak balıkçılıkta sürdürülebilir ürün miktarının sınırlarına gelinmesiyle,<br />
kısa zamanda daha fazla balık yakalamanın da sınırına gelinmiştir. Böylece üretim için<br />
temel belirleyici, yine çevre ve doğal kaynaklar olmuştur.<br />
Hayvancılığın Günümüzdeki Durumu<br />
Hayvancılığın yaygınlaşması, tarımda meydana gelen en önemli değişimlerden<br />
biri olmuştur. Daha önceleri fiziksel gücünden, etinden, sütünden, gübresinden ve<br />
yumurtasından yararlanmak için yetiştirilen hayvanların, günümüzde diğer yan<br />
6<br />
ürünlerinden daha büyük ölçüde yarar sağlanmaktadır. Et üretimi için kurulan<br />
hayvancılık işletmeleri, dünyanın pek çok yerinde artık ihtiyacın önemli bir bölümünü<br />
karşılar duruma gelmişlerdir. Üretiminin artmasıyla beraber, beslenme gereksinimleri<br />
daha <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kolay/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kolay">kolay</a> karşılanabilmiştir. Ancak çok sayıda hayvan yetiştirilmesi, çevre ve<br />
ekonomik dengeler açısından bazı sorunlar da doğurmuştur.<br />
Bugün besi hayvanları, dünyanın toplam karasal alanlarının yarısında<br />
otlamaktadırlar. Ayrıca bu hayvanlar, ekili alanların dörtte birinde yetişen tarım<br />
ürünlerini tüketmektedirler. Aslında hayvancılık ile diğer tarımsal etkinlikler ve doğal<br />
gelişim arasında bir uyum vardır. Ancak hayvan yetiştiriciliğinde zaman zaman yapılan<br />
yanlış uygulamalar, doğal dengeyi olumsuz yönde etkileyebilmektedir.<br />
Ülkemizde pek olmasa da, hayvancılığın yoğun olarak ve başlı başına işletmeler<br />
şeklinde yapıldığı yerlerde önemli sayılabilecek sorunlardan biri hayvansal gübrelerdir.<br />
Bu gübreler, iyi depolanmayan bazı bölgelerde toprağı nitrat ve fosfata doyurmuş ve<br />
suları kirletmeye başlamıştır. Ayrıca hayvan gübresinde bulunan azot, sıcak ve kuru<br />
koşullarda amonyak gazı olarak havaya karışmakta ve daha sonra da toprağın<br />
asitleşmesine yol açabilmektedir.<br />
Hayvancılığın kapalı alanlarda veya yaylalarda yapılmadığı yerlerde gelişigüzel<br />
otlatma, ormanların, steplerin ve yabani türlerin zarar görmesine yol açmaktadır.<br />
Dünyadaki karasal alanların önemli bir bölümünü oluşturan meralara, düzensiz ve<br />
erken otlatma yüzünden, hayvanların bugüne kadar önemli ölçüde zarar vermesine göz<br />
yumulmuştur. Bu uygulamaların sonucu ise toprağın besleyici özelliklerini yitirmesi ve<br />
erozyon olarak ortaya çıkmıştır. Ancak burada kusurun insana ait olduğu<br />
unutulmamalıdır.<br />
Ülkemiz açısından baktığımızda hayvancılığın, özellikle köylerde bir ekonomik<br />
etkinlik olarak yoğun şekilde sürdürüldüğünü görmekteyiz. Fakat, hayvan sayısının ve<br />
hayvancılıkla ilgilenen insanların çokluğuna rağmen, bu konuda istenilen verim<br />
düzeyinde olduğumuz da söylenemez. Sorun, öncelikle hayvanlarımızın verimsiz<br />
oluşunda görülmektedir. Hayvanlarımızın verimsizliği, iyileştirme çabaları<br />
sürdürülmesine rağmen henüz hayvan varlığımızın çoğunun düşük verimli yerli<br />
ırklardan oluşmasından, yeni ve ıslah edilmiş ırklardan ülke şartlarına uyan kültür<br />
ırklarına dönüştürme çalışmalarının yetersiz kalmasından (genetik ıslah ve suni<br />
tohumlama çalışmalarındaki yetersizlik), besleme ve bakım olanak ve koşullarının<br />
yetersizliğinden, hayvan barınaklarının sağlıksız oluşundan, üreticilerin kendi<br />
7<br />
alanlarındaki yeniliklere açık olmamalarından ve bütün bu konulardaki eğitim<br />
eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde artık kontrolü yüksek<br />
bir hayvancılık yapılırken, Türkiye’de durum böyle değildir. Hayvancılık, ülkemizde<br />
eskiden olduğu gibi çoğunlukla doğal koşullara bağlı olarak yapılmaktadır. Otlatma için<br />
meraların geliştirilmesi ve korunması yönündeki çabaların eksikliği hayvancılığımızı<br />
olumsuz yönde etkilemektedir. Bakımı ve koruması iyi yapılamayan meralar yeterli ot<br />
üretemediğinden hayvanların beslenme olanaklarını azaltmaktadır. Bu durum, doğa<br />
tahribatının yanısıra verimli bir hayvancılığı da engellemektedir. Elde edilen hayvansal<br />
ürün verimi ve miktarı bakımından Türkiye pek çok gelişmiş ülkenin gerisindedir.<br />
Hayvancılığa bağlı nüfusun çokluğu ve hayvanların yetersiz beslenmesi, sorunun<br />
kökenini oluşturmaktadır.<br />
Dünyadaki insanların çoğu henüz yeterli düzeyde hayvansal kökenli besin<br />
tüketim seviyesine ulaşamamıştır. Bu yüzden de bazı sağlık sorunları yaşamaktadırlar.<br />
Buna karşın bazı Avrupa ve Amerika ülkelerinde hayvancılığın özellikle et tüketimine<br />
yönelik olarak geliştirilmesinin, insanları doğrudan etkileyen bazı olumsuz yönleri de<br />
görülmektedir. Hayvansal ürünlerdeki proteine eşlik eden doygun yağ asitleri insanlarda<br />
önemli sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Amerika ve Avrupa’daki insanlarda<br />
sıkça görülen kalp rahatsızlıkları, felç, göğüs ve kolon kanseri gibi hastalıkların<br />
etmenleri arasında aşırı hayvansal ürün tüketiminin de yer aldığı, sağlık teşkilatları ve<br />
uzmanlarca bildirilmektedir.<br />
Sürdürülebilir Tarım İçin Gerekli Koşullar<br />
1950’li yıllardan sonra dünyadaki besin gereksinimin karşılanmasında önemli<br />
aşamalar kaydedilmiş, açlık oranında büyük bir düşüş sağlanmıştır. Bunda teknolojik<br />
gelişmelerin etki payı çok büyüktür. Ancak bu katkının iyi irdelenmesi gerekir. Şimdiye<br />
kadar yapılan uygulamalardan görünen o ki, teknolojik gelişme, besin gereksiniminin<br />
daha az kaynak kullanımıyla karşılanmasını sağlayamamıştır. Aksine teknolojik<br />
gelişmelerle birlikte kaynak tüketimi de hızlanmış, insanın doğal kaynakları hor<br />
kullanmasının yolu açılmıştır. Fakat son yıllarda artık, kaynakları tüketme pahasına<br />
sağlanan bir gelişmenin sonuçlarının olumsuzluğunu herkes anlamaya başlamıştır.<br />
Böylelikle, sürdürülebilir tarımın nasıl yapılabileceği ve nasıl yapılması gerektiği<br />
üzerinde alternatif düşünceler üretilmeye de başlanmıştır.<br />
Sürdürülebilir tarım anlayışı, ilk baştan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kabul/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kabul">kabul</a> edilmesi gereken iki temel görüşe<br />
dayanmaktadır. Bunlardan birincisi; “tarımsal üretim için gerekli olan, dünyadaki<br />
kaynaklar sınırsız değildir”. İkincisi ise; “doğal dengeyi tahrip ederek istenilen ölçüde<br />
8<br />
ve sürekli bir gelişme sağlanamaz”. Buna göre sürdürülebilir bir tarım için yapılması<br />
gerekenler şöyle özetlenebilir:<br />
• Öncelikle bu konudaki politik hedefler iyi belirlenmeli ve açıkça ortaya<br />
konulmalı, sürdürülebilir olmayan tarımsal etkinliklere destek verilmemelidir.<br />
• Sürdürülebilir tarım için bir bilgi tabanı oluşturulmalı, bunun için gerekli teknik,<br />
sosyal ve ekonomik bilgilere ulaşılmalı, ya da bu bilgiler üretilmelidir.<br />
• Toplumun tüketim alışkanlıkları, toplumsal sağlığa yararlı olacak şekilde<br />
değiştirilmeli, yeterli ve dengeli beslenme dışında, lüks tarımsal ürün tüketimi<br />
mümkün olduğunca azaltılmalıdır.<br />
• Üretim kaynakları en verimli ve en çok insanın yararlanabileceği şekilde<br />
kullanılmalıdır.<br />
• Hükümetler ve çeşitli örgütler çevreye zarar verebilecek uygulamalara karşı<br />
önlemler almalıdır. Örneğin toprağın aşırı şekilde sulanmasına, gübrelenmesine<br />
ve yanlış ilaçlanmasına karşı etkin eğitim ve kontrol önlemleri alınmalıdır.<br />
• Çiftçiler sürdürülebilir tarımın uygulanmasındaki en önemli unsurlardır.<br />
Üretimin her aşamasıyla ilgili olarak bilgilendirilmeli ve gerektiğinde onlara<br />
yardımcı olunmalıdır. Aksi halde alınan önlemlerin yeterli düzeyde<br />
uygulanabilmesi ve başarıya ulaşması mümkün değildir.<br />
• Her yıl dünya tahıl üretiminin %38’i hayvan beslemede yem olarak<br />
kullanılmaktadır. Bunun yanısıra hayvanlar, başka bitkileri de yemektedir. Bu<br />
yüzden çok fazla yem tüketen hayvanların (Örn. Sığır, koyun, keçi vb.)<br />
yetiştirilmesi yerine, daha az tüketen ve yemi daha iyi değerlendiren alternatif<br />
hayvanların, örneğin kümes hayvanları v.b.lerinin yetiştirilmesine<br />
yönelinmelidir.<br />
• Hayvancılığın, tahıl tüketimini ön plana alan yönleri yeniden gözden geçirilerek<br />
diğer tarımsal etkinliklerle kaynaştırılmalıdır.<br />
• Hayvancılığın, kaynakları tahrip eden ayrı bir sektör olarak sürdürülmesinin<br />
önüne geçilmelidir.<br />
• Yeraltı-yerüstü su kaynaklarının,göllerin ve denizlerin hangi nedenle olursa<br />
olsun kirletilmesinin önüne geçilmelidir.<br />
• Dünya balıkçılığının ilerlemesinde çözüm yolunun bütün balıkların avlanması ve<br />
tüketilmesi olduğu düşüncesinden vazgeçilmelidir. Balık türlerinin<br />
korunmasının yolları bulunmalı, bu konuda avlanmayla ilgili zaman<br />
düzenlemesi yapılmalıdır.<br />
• Dünya nüfusu özellikle gelişmekte olan ülkelerde hızla artmaktadır. Bu da,<br />
nüfusa bağlı bölgesel ve küresel dengeleri bozmakta, giderek besin açığının<br />
artması sonucunu doğurmaktadır. Bunun için, her ülkede nüfus planlama<br />
9<br />
etkinliklerinin bir düzene sokulması ve ısrarlı bir biçimde yürütülmesi<br />
gerekmektedir.<br />
• Doğayı ve çevreyi koruma ve iyileştirmeye yönelik projeler, gerekirse çeşitli<br />
ülkelerin ortak çalışmalarıyla geniş ölçekli ve planlı bir biçimde<br />
sürdürülmelidir. Çünkü dünyanın bir bölgesindeki doğa ve çevre tahribatı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bazen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bazen">bazen</a><br />
kaçınılmaz olarak diğer bölgeleri ve ülkeleri de etkileyebilmektedir. Doğanın<br />
karşı karşıya kaldığı, insandan kaynaklanan sorunlar aynı zamanda sosyoekonomik<br />
çalışmaları da kapsayacak bir biçimde ele alınmalıdır. Örneğin;<br />
Güney Amerika’daki Yağmur Ormanları’nın yok edilmesinin o bölgede<br />
yaşanan yoksulluğun bir sonucu olduğu söylenebilir. Öyleyse bu insanların<br />
yoksulluğu bizler için de, başka bir ülke insanı için de sorun olabilmelidir.<br />
Çünkü eğer Yağmur Ormanları yok edilirse bundan yalnızca bir bölgenin<br />
insanları değil bütün dünya ve dolayısıyla bütün insanlar etkilenecektir. Nitekim<br />
doğa ve çevre tahribatının küresel boyutta etkilerinin olabileceğini ortaya koyan<br />
bir örneği insanlar, Mayıs 1986’da, eski Sovyetler Birliği’ne ait Çernobil’deki<br />
bir nükleer kaza ile gördüler. Kaza sonucunda çevreye yayılan radyasyon<br />
kirliliği yalnızca eski Sovyetler Birliği’ni etkilemekle kalmadı aynı zamanda<br />
Avrupa’nın pek çok ülkesi ve Türkiye’de de çevre kirlenmesine yol açtı. Kaza,<br />
Avrupa ve Asya’da yaşayan pek çok insan için bir sorun haline geldi. Bundan<br />
dolayı, kalkınma ve çevre koruma planları, daima bölgesel ve küresel boyutta<br />
düşünülmek zorundadır.<br />
• Ekonomik yaşam için mutlaka planlamalar yapılmalıdır. Ancak bu planlamalar,<br />
hiçbir zaman insanın yaşam standardını düşürmemeli, bireysel özgürlükleri<br />
kısıtlanmamalıdır.<br />
SÜRDÜRÜLEBİLİR ORMANCILIK<br />
Ormanların Günümüzdeki Durumu<br />
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yayınlanan, 1980<br />
yılı dünya orman kaynaklarına ilişkin bilgilere göre, dünyadaki toplam orman alanı<br />
yaklaşık 4,3 milyar hektardır. Orman alanlarının diğer alanlara oranı ise %32,3 tür. Bu<br />
değerler son yıllara kadar pek fazla bir değişiklik göstermemiştir. Dünyadaki ormanların<br />
ancak %20’si verimli ormanlardan oluşmaktadır. Günümüzde dünya orman varlığı pek<br />
kötü sayılamaz. Ancak ormanların dünya üzerindeki dağılımının iyi olduğu da<br />
söylenemez. Ormanların dünya yüzeyinde çoğunlukla tropikal kuşak ve kuzey yarım<br />
küresinin bazı bölgelerinde bulunması önemli bir dengesizlik yaratmaktadır. İklim<br />
10<br />
yönünden uygun olmayan bazı yerlerde hemen hemen hiç orman yoktur. Bu da, o<br />
bölgelerde kuraklığa bağlı yoksulluğun başlıca nedenlerinden birini oluşturmaktadır.<br />
Dünyada kişi başına 0,7 hektar (ha) orman düşmekle beraber bunun ancak 0,14<br />
ha’ı verimli orman özelliği taşımaktadır. Türkiyede ise kişi başına düşen orman alanı<br />
0,3 ha olup dünya ortalamasının epeyce altındadır. Avrupa ülkeleri arasında Finlandiya,<br />
topraklarının %69’u ormanlık olan bir ülkedir. Finlandiya’yı, %53 ile İsveç ve %38 ile<br />
Avusturya izlemektedir. Fransa’nın ise yüzölçümünün %20’si ormanlarla kaplıdır. Bu<br />
değerler verimli orman miktarını ifade etmekte olup, anlaşılacağı gibi Avrupa<br />
ülkelerinin hemen hemen tamamı orman varlıklarını koruyabilmişlerdir. Türkiye’de ise<br />
toplam orman alanları ülke yüzölçümünün %25,9’u kadardır. Ancak bunun hepsi<br />
verimli orman niteliğinde değildir.<br />
1950’li yıllarda dünyamızın %25’i verimli ormanlarla kaplı idi. 1975’lerde bu<br />
oran %20’ye düşmüştür. Dünyadaki nüfus artışı dikkate alındığında ve kullanılan orman<br />
kaynaklarına bakılarak bir çıkarım yapıldığında 2000’li yılların başında bu oranın<br />
%17’ye ineceği düşünülmektedir. Eğer etkin önlemler alınmazsa, 2020’lere doğru<br />
sadece %14 olacaktır. Bu arada tropikal bölgelerdeki ormanların %40’ı kaybedilecektir.<br />
Ormanlarla birlikte bitki ve hayvan türlerinin de %20’si yok olacaktır.<br />
Türkiye bitki, ağaç çeşitliliği ve orman alanı yönünden yoksul sayılamayacak bir<br />
ülkedir. Ülkemizin toplam orman alanı 20,2 milyon hektardır. Bunun 8,8 milyon hektarı<br />
iyi verimli orman niteliği taşımaktadır. Diğer bir ifade ile ormanlarımızın %44’ü<br />
verimlidir. Verimli olan ormanlarımız ülke yüzölçümümüzün %11,4’ü kadardır. Bu da<br />
kişi başına 0,14 hektar verimli orman düştüğü anlamına gelmektedir. Özellikle<br />
Karadeniz Bölgesi ormanlar yönünden iyi durumdadır. Buna karşın İç Anadolu ve<br />
Güneydoğu Anadolu bölgeleri orman bakımından en yoksul yörelerimizdir. Buralardaki<br />
orman alanı, tüm diğer ormanlarımızın ancak %10’u kadardır.<br />
Günümüzde ormancılık, artık yeni bir anlayışla ele alınmaya başlamıştır.<br />
Ormanlar, üzerinde emek harcamayı gerektiren çok önemli bir zenginlik kaynağı olarak<br />
görülmektedir. Yeterli olmasa da buna ilişkin çeşitli çabalar sürdürülmektedir. Ülkemiz<br />
orman varlığı açısından çok kötü durumda olmamakla birlikte verimli ormanlarımız<br />
yeterli değildir. Ormanları koruma ve geliştirme yönünde çeşitli çabalar harcanırken<br />
sosyo-ekonomik bazı sorunlar yüzünden, verimli bir orman işletmeciliği<br />
yapılamamaktadır. Bu da ormanlarımızı nicelik ve nitelik yönünden düşürmektedir.<br />
Örneğin, ülkemizdeki ormanların, hayvanlar için mera alanı olarak kullanımı, kaçak<br />
kesimler ve tarla açma, önemli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tahribat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tahribat">tahribat</a> nedenlerinin başında gelmektedir.<br />
11<br />
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Birleşmiş Milletler Çevre<br />
Programı (UNEP) yetkililerinin açıklamalarına göre, 1990’lardan itibaren her yıl<br />
dünyada 17,5 milyon hektar orman yok edilmektedir. Buna karşın kaybolan her 10<br />
hektarlık orman alanının yerine ancak 1 hektarlık orman oluşturulabilmektedir.<br />
Orman yokluğunun ekonomik darlığa ve ekolojik dengesizliğe neden olacağı<br />
bilinirken insanların bu kadar sorumsuzca davranmasının sebebi nedir? Bu soruyu<br />
yanıtlamak çok güç değildir. Ormanlar, çoğunlukla emek harcanmadan kendiliğinden<br />
yetişen doğal varlıklardır. Elde edilmesi kolay ve kullanıldığı alanlar da çok fazladır. Bu<br />
yüzden, çok emek harcanmadan kullanılabilen bu varlık, zaman zaman başlı başına bir<br />
ekonomik gelir kaynağı olarak görülerek, kaçak ve aşırı kesimlerle tüketilmektedir.<br />
Aynı zamanda hayvan otlatmada da ormanlardan yararlanma ve bu alanları uygun<br />
olmayan bir şekilde tarım alanlarına dönüştürme isteği de ormanları tahrip etmektedir.<br />
Özetle, ormanların yok oluş nedenleri şöyle sıralayabilir:<br />
• Tarla ve yerleşim yeri açma, kaçak kesimler,<br />
• Yangınlar,<br />
• Keçi otlatma,<br />
• Şehirlerin ve endüstrinin yol açtığı kava kirliliği nedeniyle ağaçların ölümü,<br />
• Yanlış politik kararlar,<br />
• Yetersiz yasal düzenlemeler ve eksik uygulama.<br />
Ormanlardan Yararlanma ve Ormanları Koruma Yolları<br />
Ormanlardan yararlanma, artık ormanları koruma anlamına gelmektedir. Çünkü,<br />
günümüzdeki orman tahribatı, bundan böyle ormanlardan yararlanmanın, onları<br />
korumak ve geliştirmekle eş anlam taşıması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bir şeyden<br />
yararlanabilmek için, öncelikle onu koruma ve geliştirmenin gerekli olduğu açıktır.<br />
Ormanların korunması amacıyla yok olan ağaçların yerine yenilerinin dikilmesi,<br />
bu konuda yapılan çalışmaların önemli bir bölümünü oluşturur. Yok olan ormanların<br />
hızlı bir şekilde tekrar yerine getirilmesini amaçlayan ağaçlandırma çalışmaları<br />
ülkemizin çeşitli bölgelerinde yoğun bir şekilde sürdürülmektedir. Gelecekte orman<br />
ürünlerinden daha fazla yararlanma ve ekonomik kalkınma için bu türlü çalışmaların<br />
aralıksız sürdürülmesi ve etkin koruma önlemlerinin alınması kaçınılmazdır.<br />
Ormanları etkin olarak korumanın çözüm yollarından biri de, orman alanları<br />
üzerindeki nüfus baskısını azaltmaktan geçmektedir. Bugün için, bir hektarlık orman<br />
alanına Okyanusya’da yaklaşık olarak 0,2 kişi düşerken bu, Avrupa’da 3,1 ve Asya’da<br />
5,7’dir. Türkiye’de ise bir hektarlık orman alanına yaklaşık 3,1 kişi düşmektedir. Ancak<br />
12<br />
bu sayılar belirtilen yerlerin ortalama değerleridir. Bazı ülke ve bazı bölgelerde<br />
yoğunluk çok daha fazladır. Bu durum, ormanların yok olmasını önemli ölçüde<br />
hızlandıran etkenlerden biridir. Kuşkusuz ki orman ürünlerinden her şekilde<br />
yararlanılacaktır. Ancak plansız ve bozuk bir ekonomik yapının ihtiyaçları karşısında,<br />
yalnızca eldeki ormanları bir gelir kaynağı olarak görmek, onun sonunu hazırlayacak en<br />
büyük yanlıştır.<br />
Ormanları koruma ve geliştirme yönünde yürütülen projeler, geniş boyutlu<br />
düşünülmek zorundadır. Bir bölgedeki iklim, bitki örtüsü gibi doğal unsurların yanında,<br />
o bölgede yaşayan başka canlıların durumu da gözden geçirilip iyileştirilmelidir.<br />
Biyolojik çeşitliliğin korunmasına özellikle önem verilmelidir.<br />
Ormanlar üzerinde en büyük etkiyi insanlar yapmaktadır. Koruma projelerinde<br />
bir bölgede yaşayan halkın istek ve beklentileri mutlaka hesaba katılmalıdır. Halkı,<br />
ormanları yok etmeye zorlayan koşullar ortadan kaldırılmadıkça, çalışmaların başarı<br />
oranı istenilen düzeyde olmayacaktır.<br />
Sonuç olarak, sürdürülebilir ormancılık da küresel çapta düşünülecek projelerle<br />
gerçekleştirilebilir. En pratik çözüm yolu ise, ülkeler ve bölgeler arası ekonomik<br />
gelişmişlik düzeyleri arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmaktır.<br />
SÜRDÜRÜLEBİLİR MERACILIK<br />
Meraların Dünyadaki ve Ülkemizdeki Durumu<br />
Dünyada otlatma için değerlendirilen meraların alanı yeryüzünün %28’i<br />
kadardır. Buna karşın işlenmeyen alanlar dünya yüzeyinin yaklaşık olarak %50’sini<br />
kaplamaktadır. Ülkemizde otlatmaya ayrılan arazi ise yaklaşık 21,5 milyon ha ile<br />
toplam arazi varlığımızın %27,6’sını oluşturmaktadır. Dünyadaki ve Türkiye’deki mera<br />
alanları, otlak gereksiniminin önemli bir kısmını karşılayabilmektedir. Ancak meralarla<br />
ilgili birçok sorunlar da vardır.<br />
Meralar, daha çok hayvan otlatılması için kullanılan alanlardır. Bunun yanında<br />
meraların toprak erozyonunu önleme işlevi de vardır. Ancak aşırı otlatma ve hayvan<br />
yoğunluğu yüzünden pek çok yerde meralar bozulmuş ve işlevlerini yeterince yerine<br />
getiremeyecek duruma gelmişlerdir. Böylelikle toprak erozyonu da hızlanmıştır. Mera<br />
olarak yararlanılması gereken pek çok alan, tarımsal amaçla kullanılmaktadır. Aynı<br />
zamanda, meralar yerleşim yeri ve sanayi alanı olarak da amacı dışında<br />
13<br />
kullanılmaktadır. Diğer bir ifadeyle ortada, arazi kullanım planlaması sorunu vardır. Bu<br />
ve benzeri sorunlar, mera alanlarının verimini ve yararlanma düzeyini düşürmektedir.<br />
Meraların yararlılık düzeylerini belirlemedeki en uygun ölçütlerden biri, bu<br />
alanlarda ne kadar ot yetiştiğini saptamaktır. Avrupa ülkelerinde mera alanlarından bir<br />
büyüme döneminde 500-700 kg/da kuru ot elde edilmektedir. Buna karşın Türkiye’de,<br />
bölgelere göre değişiklik gösterse de ortalama verim çok düşüktür. Türkiye’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> en az<br />
kuru ot yetişen meralarındaki yıllık verim, 30 kg/da, en yüksek olan yerlerinde ise 90<br />
kg/da’dır.<br />
Meraların yeterliliği ve verimliliği ile ilgili olarak başka ülkelerin de sorunları<br />
bulunmakla beraber, bu sorunlar ülkemizde daha yoğun yaşanmaktadır. Bu da ülkede<br />
ciddi sosyal ve ekonomik sıkıntılara yol açmaktadır. Çünkü, ülkemiz nüfusunun %40’ı<br />
tarım sektöründe çalışmaktadır. Oysa ki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/abd/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Abd">ABD</a> ve Avrupa’da bu oran %4 ile %10<br />
arasında değişmektedir.<br />
Meraların Kullanımı ve Korunması<br />
Meralar, orta derecede eğimli ve çok eğimli arazilerde bulunan bitki örtüsü<br />
çeşididir. Mera alanlarını, toprak işlemeli tarım alanları olarak görmemek gerekir. Aksi<br />
halde hayvan beslenmesinde bol ve ucuz yem kaynağı olan bu alanların giderek<br />
azalması ve sonunda yok olması sorunuyla karşılaşabiliriz. Bu ise yetiştiricileri daha<br />
pahalı olan yem kaynakları bulmak ve tarımsal ürünleri hayvan yemi olarak kullanmak<br />
zorunda bırakabilir. İnsanların bile ciddi beslenme sorunları varken, bu konuda pahalı<br />
arayışlara girmek ve üretilen tarım ürünlerini hayvanlar için kullanmak pek çıkar bir yol<br />
olarak gözükmemektedir. Kaldı ki geviş getiren hayvanların beslenmesinde mutlaka<br />
kaba yem kullanılması gerekmektedir.<br />
Türkiye açısından bakıldığında mera alanlarının yeterli düzeyde olduğu<br />
söylenebilir. Cumhuriyetin ilk yıllarında 44 milyon ha olan mera alanları günümüzde<br />
yaklaşık 21 milyon ha’a gerilemiştir. Bu kadar mera alanı da aslında verimli bir şekilde<br />
kullanıldığında yeterli olabilir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’nun<br />
verilerine göre bu miktar meradan ancak 8-9 milyon ha’ı verimli ve kaliteli mera niteliği<br />
taşımaktadır. Bir yandan meraların bozuk oluşu, öte yandan hayvan sayısının fazlalığına<br />
ilaveten meraların erken, düzensiz ve ağır otlatılması koşullarında meralarımız sürekli<br />
baskı altında kalmakta ve giderek daha da bozulmaktadır. Bu baskıyı gidermenin en<br />
14<br />
çıkar yolunun, diğer önlemlerin yanısıra, tarımda yem bitkilerine yer vermek ve doğal<br />
yem alanlarını çok iyi korumaktan geçtiği bilinerek gerekli önlemler alınmalıdır.<br />
Meraları sadece alan olarak korumak da yeterli değildir. Bu alanların mutlaka<br />
verimli bir biçimde kullanılması gerekir. Verimli kullanmanın bir yolu da otlatma<br />
zamanının iyi ayarlanması ve erken otlatmadan kaçınılmasıdır. Yurdumuzda otlatma<br />
zamanı ile ilgili olarak belli bir kural yoktur. Otların yeşermeye başladığı ilkbahar<br />
döneminden, soğukların başladığı sonbahara kadar aşırı bir otlatma uygulaması vardır.<br />
Bu ise bitki büyümesini engellemekte, ot gelişme hızını düşürmektedir. Hatta bitki<br />
örtüsünün giderek seyrelmesine neden olmaktadır. Çünkü erken otlatma sonucunda<br />
bitkilerde yeterli fotosentez yapabilecek yeterli yaprak kalmadığından, bitkinin kökleri<br />
beslenemediği gibi, ıslak toprakta otlanan bitkiler, koparak değil kökünden çıkarak<br />
hayvanın ağzına gittiğinden tamamıyla yok olur.<br />
Sürdürülebilir bir meracılık için işin bilimsel ve teknik gereklerine mutlaka<br />
uyulmalıdır. Bunun yanında sürdürülebilir bir yaşam için, kaynakların kendi kendini<br />
yenileyebilir durumda tutulmasına özen gösterilmelidir. Bu açıdan bakıldığında mera<br />
alanlarının yeterli, verimli ve aşırı hayvan baskısından uzak durumda<br />
bulundurulmasının bir ön koşul olduğu ortadadır. Ülkemizde bu koşula ne yazık ki,<br />
yeterince uyulduğu söylenemez. Ancak son zamanlarda ülkemizde yapılan bazı örnek<br />
proje uygulamaları, korunduğunda ve geliştirilmeye çalışıldığında, meralarımızdan çok<br />
olumlu sonuçlar alınabileceğini göstermiştir. Ancak bu uygulamaların bütün<br />
meralarımıza yaygınlaştırılması ve ot veriminin diğer ülkeler düzeyine çıkarılması için<br />
daha yapılacak çok şey olduğunu dikkatten uzak tutmamak gerekmektedir.<br />
Avustralya gibi, mera alanlarının fazla olduğu bir ülkede bile, ekilen arazilerin<br />
yaklaşık %53’ünde yem bitkileri tarımı yapılmaktadır. Bu durum, hayvanlar için otun<br />
dışında, diğer kesif yem maddelerinin de üretilmesini sağlamakta ve meraların aşırı<br />
kullanımını önlemektedir. Kuşkusuz ki Avustralya’nın koşulları kendisine özgüdür.<br />
Ama yine de meraları koruma yönünden bu ülkedeki uygulamalar bir örnek<br />
oluşturabilir. Türkiye’de ise tarım alanlarının ancak %3’ünde yem bitkisi üretilmektedir.<br />
Tarım arazilerinin büyük bölümünü yem bitkileri için ayırmak ülkemiz için belki uygun<br />
olmayabilir. Fakat yem bitkileri yetiştirilmesine daha fazla alan ayrılamayacaksa<br />
sürdürülebilir bir mera yönetimi ve hayvancılık için gerekli olan yem maddelerinin<br />
seçeneklerini bir başka şekilde mutlaka bulmak zorundayız.<br />
15<br />
ÖZET<br />
Sürdürülebilir bir yaşam için doğal varlıkların ve doğal ekosistemlerin<br />
korunması bir zorunluluktur. Aksi halde bir dönem için aşırı ve geleceği düşünmeden<br />
yapılan etkinlikler sonucunda, daha sonraları insanların güçlüklerle karşılaşması<br />
kaçınılmazdır.<br />
Dünyamızın halihazır durumuna baktığımızda sürdürülebilir bir yaşamın<br />
gereklerinin çok fazla önemsenmediğini görmekteyiz. Yaşadığımız yerlerde ve başka<br />
bölgelerde tarım alanları çok fazla kirletilmekte ve işgal edilmektedir. Endüstrileşmenin<br />
hızlı bir gelişme göstermesiyle, tarım alanlarından elde edilen ürünlerin önemli ölçüde<br />
artış gösterdiği söylenebilir. Ancak bu artışın daha fazla kaynak kullanımı pahasına<br />
olduğu da bir gerçektir. Sürdürülebilir bir tarım için endüstriden elbette<br />
vazgeçilmeyecektir. Ancak endüstri ile tarım birbirine karşıt üretim biçimleri olarak<br />
düşünülmeden, birbirini bütünler nitelikte geliştirilecektir. Bu ise, ancak bireysel<br />
sorumluluğa dayalı bir üretim kültürünün var olmasıyla mümkün olabilecektir.<br />
Sürdürülebilir bir yaşam için üzerinde durulması gereken konulardan biri de<br />
ormanların korunmasıdır. Ormanlar, tüm canlıların pek çok gereksinimini karşılayan ve<br />
çoğu gereksinim için kullanıma hazır durumda bulunan doğal ekosistemlerdir. İnsanlar,<br />
belki bu yüzden, genellikle üretimi için çok fazla emek harcamadıkları ve farkında<br />
olamadıkları işlevsel değeri daha yüksek olan bu varlığı, aşırı derecede kullanmaktan<br />
çekinmemişlerdir. Ama sonuçta, talebin daha da artması ve giderek ormansızlaşma<br />
yüzünden çok önemli sorunlar ortaya çıkmıştır. Sürdürülebilir bir ormancılık için<br />
ekolojik dengeyi bozmayan bilimsel yaklaşımların seçilmesi kaçınılmazdır.<br />
Meralar, doğal yaşamın dengesinin düzenlenmesinde ve hayvanlar için besin<br />
kaynağı oluşturmada önemli bir yere sahiptirler. Bu yönüyle hem ekonomik hem de<br />
tarımsal etkinlikler bakımından gereklilikleri göz ardı edilemez. Verimli bir hayvancılık<br />
için düzenli ve sürekli besin kaynağı seçenekleri sunan meralar, hayvancılıkta ilerlemiş<br />
ülkelerde özenle korunmakta ve geliştirilmektedir. Ancak yine de dünyada ve<br />
ülkemizde özellikle tarım alanlarını genişletmek için meralar gün geçtikçe tahrip<br />
edilmektedir. Sürdürülebilir bir meracılığın, her şeyden önce toprak korumanın ve<br />
hayvancılığın önemini kavramış bir anlayışı gerektirdiği açıktır.<br />
16<br />
DEĞERLENDİRME SORULARI<br />
1. Teknolojik gelişmeye bağlı olarak tarımsal üretimin aynı hızda artmayışının nedeni,<br />
teknolojinin aşağıda belirtilen hangi yönü ile ilgili olabilir?<br />
a) Teknolojinin insan emeğini bütünüyle ortadan kaldıramaması.<br />
b) Tarımsal üretimin yeterli düzeyde olması.<br />
c) Teknolojik ürünlerin, doğal kaynakların tüketilmesine de neden olması.<br />
d) Teknolojinin gelişmesiyle tarımsal üretimin önemini yitirmesi<br />
17<br />
2. 20. Yüzyılın sonuna doğru bilimsel ve teknolojik ilerlemeler, tarımsal etkinlikler için<br />
kullanılan su miktarını artırmamıştır. Bunun nedeni aşağıdakilerden hangisi olamaz?<br />
a) Ekonomik sulama yöntemlerinin geliştirilmesi.<br />
b) Bitkilerin su gereksiniminin azalması.<br />
c) Suların kentsel kullanıma yöneltilmesi.<br />
d) Bazı yerlerde aşırı kullanımlar yüzünden su kaynaklarının azalması.<br />
3. Aşağıdaki tabloya göre 1960 yılında tarımsal üretim için işlenen arazi 6.6 milyon<br />
ha’dan 27.8 milyon ha’a çıkmıştır. Bunun nedeni aşağıdakilerden hangisidir?<br />
Tarih Nüfus Arazi Buğday<br />
1927 13.5 Milyon 6.6 Milyon ha -<br />
1960 27.8 Milyon 27.8 Milyon ha -<br />
1990 56.5 Milyon 28.5 Milyon ha 380kg/kişi<br />
1995 60 Milyon 26.0 Milyon ha 30 kg/kişi<br />
a) Tarımda çalışanların artması<br />
b) Ekmek tüketiminin artması<br />
c) Tarımda verimin artırılması<br />
d) Makineleşme ile birlikte uygun olmayan alanların tarıma açılması<br />
4. Yukarıdaki tabloya göre 1960 yılında 27.8 milyon ha olan tarım alanları 1990 yılında<br />
28.5 ha’a çıkmıştır. Bunun nedeni aşağıdakilerden hangisidir?<br />
a) Tarımda çalışanların azalması<br />
b) Ekmek tüketimim azalması<br />
c) Tarımda makineleşmeye geçilmesi<br />
d) Tarıma uygun olmayan alanların tarıma açılması<br />
5. Yukarıdaki tabloya göre 1995 yılında Türkiye’de tarım alanları azalmıştır.<br />
Aşağıdakilerden hangisi bunun temel nedenidir?<br />
a) Buğday üretiminden vazgeçilmesi<br />
b) Buğdaya olan talebin azalması<br />
c) Tarıma uygun olmayan alanların erozyona uğraması<br />
d) Buğday üretimindeki verimin azalması<br />
18<br />
6. Aşağıdakilerden hangisi dünyada hayvan sayısının önemli ölçüde artmasına neden<br />
olmuştur?<br />
a) Hayvancılığın et üretimine yönelik bir sektör haline dönüşmesi.<br />
b) Tarım işlerinde hayvanlara çok fazla gereksinim duyulmaması.<br />
c) Hayvan hastalıklarının önüne geçilmesi<br />
d) Hayvanlarda doğurganlık oranının yükselmesi.<br />
7. Aşağıdakilerden hangisi gelişmekte olan ülkelerde ormansızlaşmasının çok hızlı<br />
olmasının temel nedenlerinden biridir?<br />
a) Endüstrinin hızlı bir gelişim içerisinde bulunması.<br />
b) Ormanların tarımsal etkinlikler için yeterli alan bırakmamış olması.<br />
c) Orman endüstrisinin gelişmiş olması.<br />
d) Tarım alanlarını genişletme isteği.<br />
8. Küresel çapta sürdürülebilir bir ormancılığın gerekliliği aşağıda belirtilen hangi<br />
nedenden doğar?<br />
a) Ormanların tükenmesiyle enerji kaynaklarının bitebilecek olmasından.<br />
b) Ormanların yok olmasının dünya çapındaki turizmi kötü etkileyeceğinden.<br />
c) Ormanların küresel çapta ekolojik etkiye sahip olmasından.<br />
d) Ormanların yaşam standardı üzerindeki etkisinden.<br />
9. Aşağıdakilerden hangisi meraların ekonomik olarak önemli olmasını sağlayan<br />
nedenlerden biridir?<br />
a) Meraların ucuz ve bol yem kaynağı olması.<br />
b) Meraların korunmaya gereksinim duymaması.<br />
c) Meraların her dönemde yem sağlaması.<br />
d) Meraların kolayca başka gereksinimler için kullanılabilmesi.<br />
10. Mera alanlarıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi bir sorun niteliğini taşır?<br />
a) Mera alanlarında yeterince ağaç bulunmaması.<br />
b) Mera alanlarında bitkisel tarım yapılmaması.<br />
c) Mera alanlarının sulak alanlara yakın olmaması.<br />
d) Mera alanlarının her şeyin yapılabileceği serbest alanlar olarak görülmesi.<br />
Aşağıdaki soruları yanıtlayınız.<br />
1. Tarım alanlarının günümüzdeki sorunları nelerdir?<br />
19<br />
2. Tarımsal etkinliklerin değişmesinde etkili olan faktörler nelerdir?<br />
3. Sürdürülebilir bir tarım için gerekli koşullar nasıl sağlanabilir?<br />
4. Orman kaynağı ile gelişmişlik düzeyi arasında bir ilişki var mıdır? Yanıtınızı<br />
açıklayınız?<br />
5. Hayvancılığın ilerlemesinde meraların önemi nedir?</p>

<p class="sayac_bilgi">150 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/surdurulebilir-yasam-nedir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kent Zararlıları İle Mücadelenin Amaçları</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kent-zararlilari-ile-mucadelenin-amaclari.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kent-zararlilari-ile-mucadelenin-amaclari.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 09:21:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abd]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[B6r]]></category>
		<category><![CDATA[C3]]></category>
		<category><![CDATA[C4]]></category>
		<category><![CDATA[C5]]></category>
		<category><![CDATA[Italya]]></category>
		<category><![CDATA[Kabs]]></category>
		<category><![CDATA[Kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Mosquito]]></category>
		<category><![CDATA[Mosquito Control Association]]></category>
		<category><![CDATA[Sivrisinek]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11531</guid>
		<description><![CDATA[Kentlerde sağlıklı bir çevrenin oluşturulması. Ekonomik ve sosyal gelişmenin sağlanmasına katkıda bulunmak. Halkın haşere ile karşılaştığı olumsuz sağlık riskini ortadan kaldırmak. Sürekli olarak çevre-sağlık eğitimi ile halkın ve ilgili sektörlerin katılımını sağlamak. VEKTÖR KONTROL UYGULAMALARI A- GELİŞMİŞ ÜLKELERDEKİ UYGULAMALAR Tropik ve sub-tropik iklim bölgelerinde önemli bulaşıcı hastalıklar,insektisitler tarafından yayılmakta ve bu bölgelerde Vektör Mücadelesi hem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kentlerde sağlıklı bir çevrenin oluşturulması.<br />
Ekonomik ve sosyal gelişmenin sağlanmasına katkıda bulunmak.<br />
Halkın haşere ile karşılaştığı olumsuz sağlık riskini ortadan kaldırmak.<br />
Sürekli olarak çevre-sağlık eğitimi ile halkın ve ilgili sektörlerin katılımını sağlamak.<br />
VEKTÖR <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kontrol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kontrol">KONTROL</a> UYGULAMALARI<br />
A- GELİŞMİŞ ÜLKELERDEKİ UYGULAMALAR<br />
Tropik ve sub-tropik iklim bölgelerinde önemli bulaşıcı hastalıklar,insektisitler tarafından yayılmakta ve bu bölgelerde Vektör Mücadelesi hem hükümetlerce hemde uluslararası kuruluşlarca ciddi ele alınmakta ve önemli projeler uygulanmaktadır.</p>
<p>Gelişmiş ülkeler,kıtalararası ve ülkelerarası insan hareketleri nedeni ile kendi ülkelerinde bulaşıcı hastalıklar ve bu hastalıkları bulaştıran vektörlerin kontrolü konusunda önemli tedbirler almaktadır.<br />
Avrupa,Amerika ülkelerinde ve Türkiye&#8217;de Vektör Kontrol Uygulamalrı hizmetleri uzman kuruluşların danışmanlığında yürütülmektedir.Örneğin;<br />
<span id="more-11531"></span><br />
ABD&#8217;de her eyalette   : Mosquito Control Association<br />
Almanya&#8217;da                : KABS<br />
İtalya&#8217;da                     : ACAA<br />
Türkiye&#8217;de                  : İL-MAK GRUOP &#038; NUR İLAÇ ortak girişim</p>
<p>Bu kuruluşlar bilimsel araştırmalar yapmakta.WHO ile koordinasyonu sağlamakta,metod ve<br />
uygulamalar için projeler ve değişik jenerasyonlu insektisitler üretmektedirler.Projelerin finansmanı yerel kuruluşlar sağlamakta,uygulamalar ise hem yerel kuruluşlar hem de danışman kuruluşlarca yapılabilmektedir.</p>
<p>ABD ve Avrupa ülkelerinde Vektör mücadelesi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sivrisinek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sivrisinek">sivrisinek</a> ve karasinekleri kapsayacak şekilde<br />
tamamen bilimsel araştırmalara dayalı etkili ve ekonomik projeler uygulamak sureti ile yürütülmektedir.Proje safhasında prensip olarak aşağıdaki çalışmalar sistematik olarak yapılmaktadır.<br />
1- Ülke çapında bilgi ve referans ağı kurmak için koordinasyon kurulu oluşturulur.Bu kurul aynı zamanda uluslar arası kuruluşlarla da işbirliği sağlar.<br />
2- Seminer ve Eğitim kursları hazırlanır ve değişik aktiviteler ile sunulur.<br />
3- Güncel biyografi hazırlanır.<br />
4- Konu ile ilgili yetkililere bilgi akışı sağlanır.<br />
5- İlgili bilim dallarından katılım sağlanır.<br />
6- Ülkedeki yerel yönetim kuruluşları ile çalışmalar yapılır.</p>
<p>B- ÜLKEMİZDEKİ UYGULAMALR</p>
<p>Ülkemizde sivrisinek mücadelesi özellikle sıtma mücadelesi alanında yürütülen çalışmalarla devam etmektedir.Bu çalışmalar Sağlık Bakanlığı&#8217;na bağlı Sıtma Savaş Daire Başkanlığı tarafından organize edilmekte ve Sıtma Savaş Enstitüleri ve İl Sıtma Savaş Birimleri tarafında<br />
uygulanmaktadır.</p>
<p>Kentlerde ise Vektör mücadele görevi yasalarla Belediyelere verilmiştir.Özellikle 1980 yılından itibaren Belediyeler kendi bünyelerindeki Veteriner ve Temizlik İşleri Müdürlüklerine bağlı olarak Vektör Kontrol çalışmalarını yürütmektedir.<br />
Ancak bu birimlerde görevlendirilen yönetici ve uygulayıcıların çoğu bilimsel metod ve bilgilerden yoksun,kulaktan dolma bilgiler ile çalışmaktadırlar.Bu ise genellikle etkin vektör<br />
mücadelesinden ziyade şov ağırlıklı bir faaliyet olarak karşımıza çıkmaktadır.<br />
Bundan dolayı kentlerde enteğre bir vektör kontrol mücadele işinin yapıldığını söylemek oldukça zordur.Fakat bu çalışmaları profesyonel şekilde yapan Belediyelermizde mevcuttur.</p>
<p>ZARARLI SAVAŞIM KRİTERLERİ</p>
<p>1- Programı sürdürebilmek için gerekli personel,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/alet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Alet">alet</a>,ekipman ve diğer imkanlar heran kullanılabilir olmalıdır.<br />
2- Gerekli bilgi ve ustalığı gerektiren konularda yeterli personel,yetkili ve etkili araç-gereç<br />
bulundurulmalıdır.<br />
3- Uygulanacak yöntem ekonomik ve verimli olmalıdır.Harcama,verim dengesi sağlanmalıdır.<br />
4- Uygulanan program,çevreye ve hedef dışı canlılara olumsuz etki yapmamalıdır.<br />
5- Seçim yapılacak insektisitlerin cinsi ve formülasyonları bölgenin iklim koşullarına uygun olmalıdır.<br />
6- Her zaman için Vektör kontrol çalışmalarında danışman uluslar arası çalışan bir firma<br />
tercih edilmelidir.Ülkemizde bilimsel çalışan tek kuruluş -İl-mak Group olmuştur.</p>
<p>HAŞERE KONTROL METODU SEÇİMİNDE BAŞLICA KRİTERLER</p>
<p>1- Programın amacı kesin olarak belirlenmeli,kontrol amacında Mortalite <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> Morbitide oranlarındaki azalma oranları belirlenmelidir.<br />
2- Maliyet ve Ekonomi, maliyet-etkinlik değerlendirmesi yapılmalıdır.<br />
3- Metod uygulanabilir (feasible) ve basit,yerel şartlarda uygulanabilir olmalıdır.Metod,<br />
mevcut kaynak (finans,insan kaynağı,operasyonel ve idari) temellerine göre seçilmelidir.<br />
4- Prosüdür insanlar ve çevre için güvenilir olmalıdır.Risk-Kazanç oranı tahmin araştırması yapılmalıdır.<br />
5- Program yerel şartlara uygun ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/halk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Halk">halk</a> tarafında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kabul/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kabul">kabul</a> edilmelidir.</p>
<p>BELEDİYELER İÇİN BAŞARIYI ETKİLEYEN FAKTÖRLER</p>
<p>1-Organizasyon ve uzman eleman yetersizliği : Belediyeler arasında herhangi bir organizasyon olmadığından her belediye ayrı ilaç kullanmakta ve farklı program uygulamakatadır.</p>
<p>2- Kontrol metodu seçiminde ergin mücadelesine ve şov ağırlıklı çalışmalara<br />
yönelme : Larva mücadelesi birçok belediyede gereksiz görülmekte ya da bir iki uygulama<br />
yeterli kabul edilerek ergin mücadelesine ağırlık verilmektedir.Ergin mücadelesinde ise <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> etkin bir yöntem olan ULV metodu yerine sıcak sisleme metodu tercih edilmektedir.</p>
<p>3- Daha iyi çözüm getirebilen insektisitlerin alımında karşılaşılan zorluklar :Satın alma<br />
konusunda esas belirleyici faktör fiyat olduğundan etkili ve çevreci insektisit kavramı geri planda kalmaktadır.Bunların yerine ucuz olduğu için çevreye oldukça zararlı ilaçlar tercih edilmektedir.<br />
4- Teknik sorunlar : Kullanılan cihazların verimliliği (ULV damlacık çapı ve ilaç püskürtme miktarı) kontrol edilmemektedir.Bu cihazların her sezon başında verimlilik testleri yapılarak kullanılması gerekmektedir.Cihazları taşıyan araçlar genellikle eski olduğundan verimli çalıştırılamamaktadır.Ayrıca ilacın hektara göre kullanılması için araç hızının ayarlanabilir olması gerekmektedir.<br />
5- Uygulamaların değerlendirilmesi : Yapılan uygulamaların etkili olmadığı veya ne derece<br />
etkili olduğu mutlaka tesbit edilmelidir.Aksi takdirde yapılan bütün çalışmalar halkın insektisitlere maruz kalması ve çevre kirliliğine sebep olması şeklinde sonuçlanmaktadır.</p>
<p>6- Ekonomik sorunlar : Belediyelerin mali sorunları daha çok bu tür konuların arka planda kalmasına sebep olmaktadır.Çünkü belediyeler daha çok şov amaçlı hizmetlere öncelik vermektedir.<br />
7- Eğitim : Halkın katılımının sağlanması,medya işbirliği ve danışman firmalar gerekmektedir.</p>
<p>KENT ZARARLILARI İLE MÜCADELE</p>
<p>Uçan ve yürüyen pekçok haşere; yüzyıllar boyunca <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gerek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gerek">gerek</a> vektör olarak taşıdıkları bulaşıcı hastalıklar,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/gerek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gerek">gerek</a> doğrudan etkiler (ısırma,kaşındırma vs.) ve gerekse oluşturdukalrı ekonomik zararlar nedeni ile insanları rahatsız etmişlerdir.</p>
<p>Özellikle haşerelerin neden olduğu veba,sıtma,tifus gibi hastalıklar sonucunda oluşan toplu ölümler çoğu büyük savaşlardaki toplam insan kayıplarından çok daha fazla olmuştur.Bununla<br />
birlikte oluşan ekonomik kayıplar hem bir ülkedeki halkı hem de turizm sektörünü büyük ölçülerde etkilemiştir.<br />
1940&#8242;lı yıllarda DDT&#8217;nin keşfi ve insektisidal (böcek öldürücü) etkisnin belirlenmesi ile başlayan bilimsel Vektör Kontrol Çalışmaları,günümüzde de değişik kuruluş ve organizasyonla<br />
tarafından önemle sürdürülmektedir.</p>
<p>Uluslar arası kuruşular (WHO,UNDP,EPA vs.) tarafından desteklenen Sıtma Eradikasyon Programları gibi başarılı projelerin uygulanması ile birçok vektöriyel hastalık kontrol altına alınmıştır.Ancak daha sonra çevresel,biyoljik ve yönetsel faktörlerin etkisi ile Halk Sağlığı<br />
Zararlısı vektörler ve bunların neden olduğu bulaşıcı hastalıklar devam etmektedir.</p>
<p>Ülkemizde Yasa ve Yerel Yönetimlere verilmiş kent sınırları içerisindeki Vektör Kontrol Hizmetleri 1980&#8242;li yıllardan itibaren yapılmaktadır.Ancak bu hizmetlerin tamamen bilimsel temellere dayandığını ve en önemlisi sonuçta değerlendirmenin yapılabildiğini söylemek zor,zaman zaman da imkansızdır.<br />
Yerel Yönetimler faaliyet raporlarında Çevre ve Halk Sağlığı&#8217;na yönelik bu hizmetlerini sadece<br />
alınan şikayet sayıları ve harcanan bütçe verileri (personel,ilaç,ekipman alımı v.s.) ile ifade edebilmektedirler.</p>
<p>HAŞERE KONTROL MÜCADELESİNİN ÖNEMİ</p>
<p>ÇEVRE SAĞLIĞI YÖNÜNDEN</p>
<p>Vektör Kontrol Mücadelesinin en önemli amacı kentlerde sağlıklı bir çevrenin oluşmasını sağlamaktır.Bundan dolayı çevre sağlığının önemi vektör kontrol mücadelesinin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> şartlarından biridir.<br />
Çevre Sağlığının korunması iki temel amaca hizmet etmektedir;</p>
<p>1- Sağlıklı ve modern yaşama ortamları sağlamak<br />
2- İndirekt olarak sağlık ve ekonomik problemleri önlemektir.</p>
<p>Bu bilgiler ve ortak girişim sağlayan İL-MAK GROUP ve NUR İLAÇ&#8217; a teşekkür ederiz. </p>

<p class="sayac_bilgi">28 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kent-zararlilari-ile-mucadelenin-amaclari.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çamur Susuzlaştırma Ölçüm Metodları</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/camur-susuzlastirma-olcum-metodlari.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/camur-susuzlastirma-olcum-metodlari.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 09:12:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Adet]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Buchner]]></category>
		<category><![CDATA[Burada]]></category>
		<category><![CDATA[Delikli]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi]]></category>
		<category><![CDATA[Luk]]></category>
		<category><![CDATA[Ml]]></category>
		<category><![CDATA[Sn]]></category>
		<category><![CDATA[Standart]]></category>
		<category><![CDATA[Temel]]></category>
		<category><![CDATA[Timer]]></category>
		<category><![CDATA[Uygun]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun]]></category>
		<category><![CDATA[Veren]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11529</guid>
		<description><![CDATA[Çamurların uygun bir şekilde tasfiyesi arıtma tesislerinde önem taşımaktadır.Arıtma çamurunun içinde büyük miktarda su bulunur ki bu su taşımada zorluklar çıkarır.Çamur susuzlaştırma temel olarak 3 adet yöntem kullanılır;kapiler emme süresi deneyi,filtre süresi,özgül direnç deneyi.  Kapiler emme süresi deneyi : Bu deneye has küçük delikli suyun yayılmasının rahatça izlenebileceği filtreler mevcuttur.Timer’a bağlı iki adet prob [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çamurların <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uygun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uygun">uygun</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> şekilde tasfiyesi arıtma tesislerinde önem taşımaktadır.Arıtma çamurunun içinde büyük miktarda su bulunur ki bu su taşımada zorluklar çıkarır.Çamur susuzlaştırma  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> olarak 3 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/adet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Adet">adet</a> yöntem kullanılır;kapiler emme süresi deneyi,filtre süresi,özgül direnç deneyi.<br />
	Kapiler emme süresi deneyi :<br />
Bu deneye  has küçük delikli suyun yayılmasının rahatça izlenebileceği filtreler mevcuttur.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/timer/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Timer">Timer</a>’a bağlı iki adet prob bulunur.Bunlardan biri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/timer/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Timer">timer</a>’ı çalıştırır,ikincisi ise su belli bir noktaya gelince <a href="http://www.genelbilge.com/tag/timer/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Timer">timer</a>’ı durdurur.Su boşluklar arasında hareket eder.Çamur iyi şartlandırılmışsa <a href="http://www.genelbilge.com/tag/timer/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Timer">timer</a>’ın okuduğu değer 10 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sn/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sn">sn</a>,çamur kötü şartlandırılmışsa bu süre 10-15 dakikaya kadar çıkabilir.Bu deneyin avantajı kullanılan filtrelerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/standart/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Standart">standart</a> olmasıdır.<br />
<span id="more-11529"></span><br />
	Filtre süresi : </p>
<p>Şilifli dereceli bir mezürün ağzına cam bağlantı parçası onunda üstüne bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/buchner/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Buchner">buchner</a> hunisi yerleştirilir. Huninin içine filtre kağıdı konulur.Filtrenin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kendi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kendi">kendi</a> direnci hesaplandıktan sonra vakumla 0,5 atmosfer vakum uygulanılır.Burada amaç;konulan çamur miktarının yarısı  kadar su süzülmesi için geçen sürenin okunmasıdır.Tabi çamurun yoğunluğuyla bağlantılı olarak süzülme işlemi uzun sürebilir bunu ortadan kaldırmak için şartlandırıcı ilave ederek iş kolaylaştırılır.İlave edilen şartlandırıcı numunenin % 5’ni geçmemelidir.</p>
<p>	Özgül Direnç Deneyi : </p>
<p>Filtre süresi deneyinde yapılan işlemlerin  aynısı yapılmakla birlikte bu deneyin farkı;uygulana vakumun 0,5 atmosfer ile sınırlı kalmamasıdır.Ne kadar vakum kullanılırsa o hesaba katılır. Süzülen suya bağlı olarak okunan süreye t denilirse; t ve t/v arsındaki bağıntıyı veren grafiğin eğimden çıkan özgül direnç sayısıdır.</p>
<p>30 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ml/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ml">ml</a> Çamur+1,5 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ml/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ml">ml</a> %10 &#8216;luk FeCl3					</p>
<p>t(sn)	V*		V	t/V<br />
0	58	(57)	0	0<br />
10	61		3	3,33<br />
20	62		4	5,00<br />
30	63		5	6,00<br />
45	64		6	7,50<br />
60	65		7	8,57<br />
90	66,5		8,5	10,59<br />
120	68		10	12,00<br />
180	70		12	15,00	</p>
<p>		 	 t ve v ilişkisine ait grafik örneği </p>
<p>Çamur susuzlaştırma metodlarında çamurun suyunu daha iyi yüksek ve hızlı oranda almak için ortama kimyasal şartlandırıcılar ilave edilerek çamur içindeki   negatif (-) partikülleri nötr hale getirilmeye çalışılır.Böylece büyük floklak oluşturulup bunların çökelmeleri sağlanır.Şartlandırıcı ilave edilmezse filtreden geçerken daha fazla basınca ihtiyaç duyulur bu da işletmeye zarar verir.<br />
Şartlandırıcı olarak kullanılan bazı kimyasallar : Alüm,kireç ve demir ve polielektrolitler tercih edilir.<br />
Şartlandırıcıların kullanılması için <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kolay/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kolay">kolay</a> temin edilmesi ve fiyat bakımından uygun olması istenir.Bu yüzden şartlandırıcı olarak kullanılacak maddelerin işletmeye fazla maliyet getirmemesi için dikkatli seçilmesi gerekir.</p>

<p class="sayac_bilgi">36 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/camur-susuzlastirma-olcum-metodlari.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evsel Ve Evsel Nitelikli Atık Su Arıtma Çamurunun Arıtımı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/evsel-ve-evsel-nitelikli-atik-su-aritma-camurunun-aritimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/evsel-ve-evsel-nitelikli-atik-su-aritma-camurunun-aritimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 07:43:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Cen]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[Wgi]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11526</guid>
		<description><![CDATA[ARITMA ÇAMURUNUN (ÖN) ARITIMI İÇİN UYGULANAN METOTLAR İşlenmemiş ıslak arıtma çamurunu transforme etmek ve daha yoğun hale getirmek için uyarlanan ön işleme metotları Şekil 3.1’de takdim edilmiştir. Pastörizasyon arıtma çamurunda bulunan bakterileri azaltmayı hedefleyen bir ısıtma işlemidir (bu işlem 60-70o C’de gerçekleşmektedir). İnce (sulu) atık çamur, bazı ülkelerde halen zirai gübre olarak kullanılmaktadır. Ancak günümüzde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ARITMA ÇAMURUNUN (ÖN) ARITIMI İÇİN UYGULANAN METOTLAR<br />
İşlenmemiş ıslak arıtma çamurunu transforme etmek ve daha yoğun hale getirmek için uyarlanan ön işleme metotları Şekil 3.1’de takdim edilmiştir. Pastörizasyon arıtma çamurunda bulunan bakterileri azaltmayı hedefleyen bir ısıtma işlemidir (bu işlem 60-70o C’de gerçekleşmektedir).</p>
<p>İnce (sulu) atık çamur, bazı ülkelerde halen zirai gübre olarak kullanılmaktadır. Ancak günümüzde artan miktarlardaki inceltilmiş atık çamur işlenmeye başlanmıştır. Arıtma çamurun işlenmesi ve bertarafı için en sık kullanılan metotlar Şekil 3.2. de sunulmuştur.</p>
<p>		ATIK SU ARITMA ÇAMURUNUN KARAKTERİZASYONU<br />
	Giriş: <span id="more-11526"></span><br />
Arıtma çamuru kaynağına ve önceden geçtiği işlemlere bağlı olarak büyük değişiklikler gösterebilmektedir. Ancak bu çamurların geçmişine bakarak tanımlanması sadece kalitatif bilgi vermektedir. Bu nedenle, pek çok parametre geliştirilmiş ve  arıtma çamurunun spesifik özelliklerini, bu çamurun meydana geldiği arıtma metoduna bağlı olarak, ölçmek gayesi ile testler geliştirilmiştir. </p>
<p>Bu metotlardan bazıları ulusal standart metotlar olarak, bazıları ise uluslar arası standart metotlar olarak kabul edilmiştir. Ancak uygulanan metotlar arasında önemli farklılıklar vardır. Bu nedenle günümüzde, Avrupa&#8217;da uygulanacak standart metotları ortaya koymak amacını hedeflemiş <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cen">CEN</a>/ TC308/WGI adlı bir çalışma sürdürülmektedir.</p>
<p>Arıtma çamurlarının sınıflandırılmasında kullanılan parametreler arasında fiziksel, kimyasal ve biyolojik parametreler bulunmaktadır: </p>
<p>•	Fiziksel parametreler, arıtma çamuru hakkındaki işlenebilirlik ve ellenebilirlilik bilgilerini vermektedir; </p>
<p>•	Kimyasal parametreler, çamurun içinde bulunan besinlerin (nutrient) ve toksik / tehlikeli maddelerin varlığını ve dolayısıyla tarım için kullanılıp kullanılamayacağını belirlemekte yardımcı olur;</p>
<p>•	Biyolojik parametreler atık su çamuru içindeki mikrobik faaliyetleri ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/organik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Organik">organik</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">madde</a> / patojenlerin varlığı ve böylelikle çamurun emniyetli bir şekilde kullanılıp kullanılamayacağını belirler. </p>
<p>Tablo 4.1 atık su arıtma tesislerinden çıkan çamurların karakterizasyonunda kullanılabilecek parametreleri ve bunların arıtma ve bertaraf işlemleri ile ilişkilerini vermektedir.</p>
<p>	Parametrelerin Karakterizasyonu<br />
Arıtma çamurunun karakteristik özellikleri tamamen uygulanan işleme ve bertaraf tekniklerine bağlıdır. Tablo 4.1 de anlatılan işleme ve bertaraf tekniklerine bağlı olarak ortaya çıkan en önemli parametreler aşağıda açıklanmıştır.</p>
<p>	Zirai Kullanım<br />
Kuru Madde </p>
<p>Kuru madde, arıtma çamurunun taşınması, zirai olarak kullanılması ve bu gaye için kullanılırken uygulanan yayma işlemleri sırasında önemli bir role sahiptir. Zirai kullanım sırasında uygulanan metotlar ve sistemler çamurun reolojik (akışkanlık) özelliklerine bağlıdır.</p>
<p>Uçucu Katı Maddeler (Organik Madde) </p>
<p>Uçucu katı maddeleri stabilize ederek azaltmak özellikle koku problemlerinin oluşmasını engellemek için önemlidir. Organik maddenin toprak üzerinde olumlu etkisi vardır. Ancak, arıtma çamurunun zirai amaçlarla kullanılabilirliği organik madde yapısındaki değişikliklerden önemli derecede etkilenmez.</p>
<p>Besinler, Ağır Metaller, Organik Mikro- kirleticiler, Patojenler, pH </p>
<p>Arıtma çamurunun zirai amaçlı olarak kullanılabilirlik miktarları, atık çamur ile uygulama yapılacak  toprağın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kendi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kendi">kendi</a> yapısında bulunan besin, ağır metal ve organik mikro kirletici oranlarına göre değişiklik gösterir ve oluşabilecek olası riskler patojenlerin mevcudiyetine bağlıdır. Yukarıda anlatılan bütün faktörler pH tarafından etkilenir.</p>
<p>Kompostlaştırma </p>
<p>Sıcaklık, Kuru Madde Miktarı ve  Uçucu Katı Maddeler </p>
<p>Arıtma çamurunun kompostlaştırılması söz konusu ise, bu sürece ait performans doğrudan sıcaklığa, kuru madde miktarına ve uçucu katı madde miktarına bağlıdır. Bu durum, kompostlaştırma sırasında meydana gelen hem biyolojik değişim hem de hijyenizasyon (patojenlerin azaltılması) aşamaları için geçerlidir. Kompostlaştırmanın gerçekleşmesi için genel olarak % 40-60 oranında katı atık konsantrasyonuna ve ortalama 60 C’lik bir sıcaklığa ihtiyaç vardır.</p>
<p>Besin Değeri (Nutrients) </p>
<p>Kompostlaştırma sürecinin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uygun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uygun">uygun</a> olarak gelişmesi ve iyi bir son ürünün elde edilmesi için C/N oranının önemi büyüktür. Bu oran (C/N) için 25-30 arası değerler hedeflenmeli ve süreç boyunca mümkün olduğunca sabit tutulmalıdır.</p>
<p>Ağır Metaller ve Organik Mikro-Kirleticiler </p>
<p>Atık çamur içindeki ağır metaller ve organik mikro-kirleticiler kompostlaştırma prosesi için toksik özellik taşıdıkları gibi elde edilen kompostun da uygulama alanını sınırlarlar.</p>
<p>	Yakma<br />
Sıcaklık, Kuru Madde, Uçucu Katı Maddeler, Kalorifik Değer<br />
Yakma işleminin ekonomisi dış kaynaklı yakıt ihtiyacına önemli ölçüde bağlıdır. Bu nedenle yukarıda sıralanan parametreler yanmanın kendiliğinden devam edip etmeyeceği konusunda önemli rol oynamaktadır.</p>
<p>Reolojik (akışkanlık) Özellikleri<br />
Çamurun reolojik (akışkanlık) özellikleri yakma tesislerindeki besleme sistemi için önem taşımaktadır.</p>
<p>Ağır Metaller, Organik Mikro-Kirleticiler<br />
Yakma tesislerinde ortaya çıkan emisyonların toksik özellikeleri (gaz, sıvı, katı) kaynak olarak kullanılan yakıtta bulunan ağır metal ve organik mikro-kirleticilerin varlığına ve / veya işletme hatalarına bağlıdır.</p>
<p>	Düzenli Depolama<br />
Kuru Madde<br />
Atık çamurlarının yeterince sabit yapıda olup olmadığının bilinmesi depolanma aşamasında önem arz eder. Buna ek olarak arıtma çamurunun reolojik (akışkanlık) özellikleri de depolama sahasının kapasitesinin belirlenebilmesi açısından önem taşır.</p>
<p>Uçucu Katı Maddeler<br />
Atık çamur içindeki uçucu katı maddelerin varlığı kötü kokuların oluşmasına ve depolama gazı oluşumu dahil depolama sahasında süre gelen çürüme prosesinin gelişimini olumsuz yönde etkileyen faktörlerdendir.</p>
<p>Ağır Metaller<br />
Atık çamur içinde bulunan ağır metaller çürüme prosesini ve sızıntı suyu kalitesini olumsuz yönde etkileyebilirler.</p>
<p>Yukarıda anlatıldığı gibi kuru madde ve uçucu katı maddeler tüm uygulama/bertaraf teknikleri için arıtma çamuru tanımlanmasında en önemli parametrelerdir. Bu maddelerin miktarları stabilizasyon ve katı-sıvı ayırma prosesleri ile en aza indirgenebilir. Bu prosesler de nerede ise tüm atık su arıtma tesislerinde ve daima mevcuttur.</p>
<p>	Stabilizasyon<br />
Stabilizasyon, maddelerin zaman içinde stabil kalma özelliğidir. Bu özellik, fiziksel olmayıp temelde maddenin biyolojik ve kimyasal yapısına bağlıdır. Stabilizasyonu sağlamak için çok sayıda parametre potansiyel olarak mevcuttur (2). Stabilizasyon kavramı genel olarak koku ile ilişkilidir. Çünkü koku, analitik olarak ölçülmesi zor bileşenlerden ortaya çıkar ve bu nedenle de stabilizasyon kavramı ile bir dereceye kadar ilişkilidir.</p>
<p>Kokunun kantitatif olarak ölçülmesi ancak seçilmiş bir grup insandan oluşan bir paneldeki her kişiye (kokunun tanımlanamayacak noktaya gelinceye kadar) giderek seyreltilmiş miktarda kokulu gazların koklatılması ile gerçekleştirilmektedir. Ancak bu ölçümler, karmaşık, pahalı ve sahada yapılmaları mümkün olamayan ölçümlerdir.</p>
<p>Uçucu (katı) maddelerin /toplam katı maddeler oranı ve/veya yok edilen uçucu katı atık madde yüzdesi stabilite endeksi olarak kullanılabilir.  0.6 oranından düşük oranlar ve %40&#8242;tan daha yüksek yüzdeler genel olarak stabilizasyona ulaşıldığının göstergesidir.</p>
<p>Stabilite ölçümü, uçucu askıda katı madde miktarı, KOİ, BOİ ve organik karbon, ATP ve enzimatik faaliyet gibi, organik substrat konsantrasyonunu tayin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eden/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eden">eden</a> ölçümlerin yapılmasını da içerebilir.</p>
<p>	Katı – Sıvı Ayırma<br />
Katı-Sıvı ayırma işlemleri koyulaştırma ve kurutma işlemlerini kapsar. Koyulaştırma, filtrasyon ve gravitasyon / santrifüj gibi prosesler yardımı ile arıtma çamurunun sahip olduğu katı atık konsantrasyonunun (normal olarak 2 &#8211; kere) arttırılması olarak tanımlanır. Maddenin koyulaşma kabiliyeti arıtma çamurunun ölçülü bir kap içine (graduated cylinder) konularak bunun içindeki katı atıkların çökelmesini ile is tayin edilir. Bu tayin yöntemi çeşitli hatalara (duvar etkisi, köprü oluşumu, sıvı yüksekliği gibi parametrelere bağlı olarak) açıktır. Ancak bunlar uygun kolon çapı (100 m) ve yüksekliği (500-1000 mm) kullanılarak ve içine de yavaş olarak dönen bir karıştırıcı konularak önlenebilir (1). Diğer bir teknik ise düşük hızda çalıştırılan (stroboskopik) bir santrifüjün kullanılmasıdır. Bu tayin yöntemi (test), çabuk olarak gerçekleştirilebilir ve az miktarda arıtma çamuruna gereksinim duyar(5).</p>
<p>Kurutma, atık çamur içindeki katı atık madde miktarını daha da fazla arttırmak işlemidir. Bu da, genellikle bir şartlandırmadan sonra yapılan, filtrasyon veya santrifüjleme ile gerçekleştirilebilir. Kurutma işlemi genel parametrelerle ve spesifik testlerle tayin edilebilir. Spesifik testler, spesifik teknikler olarak da düşünülebilir.</p>
<p>Kurutmayı tayin eden klasik parametre, filtrasyona karşı gösterilen Spesifik Dirençtir. Bu da, birim kuru katı ağırlığa sahip olan filtre yüzeyine birikmiş kek tabakasının filtrasyona karşı gösterdiği direnç anlamına gelmektedir. Arıtma çamurunun filtre edilebilme derecesi sıvı maddenin katı maddeden ayrıştırılmasına karşı direnci ile belirlenir. Ortalama spesifik direnç katsayıları arıtma çamurunun belirli basınç ve ısı şartları altında filtreden geçme süresi ile belirlenir. 10-12 m/kg veya daha düşük değerler iyi bir endüstriyel filtrasyonu gösterir  (işlenmemiş/ham atık çamurlar genellikle 10-14 m/ kg değerini aşarlar).Spesifik direnç, arıtma çamurunun bazı kimyasallar (organik /inorganik) kullanılarak şartlandırılması ile azaltılabilir. Direncin değişik basınçlarda ölçülmesi ile, Sıkıştırılma katsayısı elde edilir. Bu da en uygun çalışma basınç seviyesinin ne kadar olması gerektiği hakkında bilgi verir.</p>
<p>Kapiler Emme Zamanı (Capillary Suction Time – CST = sıvıların filtre üzerine yerleştirilen kekten belirli bir mesafeyi geçme süresi ) filtrasyon kabiliyetini tayin etmek için kullanılan basit, çabuk ve yararlı bir yöntemdir. Ancak bu yöntem (CST) karşılaştırmalı tayinler için iyidir. Ayrıca çok problu CST cihazları kullanılarak doğrudan, ancak daha az hassas olmak kaydı ile, spesifik direnç tayinleri de yapılabilmektedir.</p>
<p>Vakum filtreleri ile pres filtrelerin performanslarının tayinleri için spesifik testler mevcuttur. Filtre-<a href="http://www.genelbilge.com/tag/yaprak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yaprak">yaprak</a> testi vakum filtrelerdeki filtreleme döngüsünü tekrarlayarak bu tür filtrelerin performanslarını tayin ederken, vakum altında veya basınçla drenaj ve flitrasyon işlemi yapan testler de pres filtrelerin performans tayinlerini yapabilmektedir (4, 6).</p>
<p>Santrifüjlenebilme kabiliyeti, arıtma çamurun santrifüj kuvvet altında kurutulması olarak tanımlanmaktadır. Bu işlemden sonra çamur, kolaylıkla bir Arşimet vidası vasıtası ile taşınabilir kıvamda olmak zorundadır. Uygulamada kullanılan bir makinenin içinde bulunduğu tüm gerçek çalışma koşullarını laboratuar ölçeğinde gerçekleştirmek mümkün değildir. Bu nedenle arıtma çamurunun santrifüjlenebilme parametreleri (çökelebilme, dönebilme, floklaşma kuvveti) ayrıca ölçülmelidir. Vesilind (8) tarafından teklif edilen bir yöntem ile çamurun çökelebilme ve dönebilme özellikleri tayin edilebilmektedir. Vesilind ve Zhang (10) arıtma çamurunun, çamur içindeki nihai katı madde konsantrasyonunu uygulanan santrifüj süresi ve gravite adedi ile ilişkilendirerek, tanımlanabileceğini ortaya koymuşlardır. Diğer bir yöntem, Santrifüjlemeye karşı gösterilen Spesifik Direnç indeksinin hesaplanmasını öngörmektedir. Bu yöntemde, farklı sürelerde standart olarak karıştırmanın yapıldığı çamurların CST ölçümleri (7) yapılmakta ve çamurun floklaşma kuvveti ortaya konulmaktadır.</p>
<p>	Sonuçlar<br />
Arıtma çamurlarının karakterizasyonunu ortaya koymak için çok sayıda fiziksel,  kimyasal ve biyolojik parametre ve testler mevcuttur. Bunların yardımı ile arıtma çamurlarının işlenmesi ve bertarafı sırasında çevreye olan etkileri tayin edilebilir. </p>
<p>Yukarıda tartışılan testlerle ilgili bir problem, bunların yapıldığı laboratuarlardaki metodolojilerin ve uygulamaların farklı koşullar altında gerçekleştirilmesi ve bu nedenle de elde edilen sonuçların seyrek olarak birbiri ile mukayese edilebilir sonuçlar vermesidir. Bu sorunu ortadan kaldırabilmek için, Avrupa Standardizasyon Organizasyonu  (CEN-TC308) adı altında bir Teknik Komite oluşturmuş ve arıtma çamurları karakterizasyonu tayininde kullanılan metotların standardize edilmesine karar vermiştir. Buna ek olarak, konvansiyonel parametrelerin tayinleri arıtma çamurunun işlenmesi ve bertarafı sırasında uygulanan metot ile ilişkili olduğundan, üzerinde çalışma yapılan arıtma çamuru ile ilgili daha temel bilgiler üretebilen (diğer) parametrelerin ve testlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, son zamanlarda geliştirilen araştırma faaliyetleri, arıtma çamurlarının temel özelliklerini tanımlayacak metotların geliştirilmesine yöneliktir.<br />
	6	ZİRAİ KULLANIM<br />
Zirai Kullanım Koşulları </p>
<p>Arıtma çamurlarının zirai sektörde kullanılmalarının amacı, (çamur içinde bulunan maddelerden) kısmen fosfor ve azot gibi besleyiciler ile kısmen de organik maddelerin toprağa geçmesini sağlayarak toprağın iyileşmesine katkıda bulunmaktır.</p>
<p>Çamur Tipleri ve Çamur Kalitesi<br />
Prensip olarak, ilgili ülkenin yasalarında öngörülen kalite tanımına (ağır metaller, patojenler, ön-işleme) uygun olduğu sürece her türlü arıtma çamuru zirai tarım alanları üzerine konulabilir. Çok sık olarak, tarım alanlarında kullanılacak arıtma çamuru miktarı buralarda yetiştirilecek bitkiler için gerekli olan besin maddesi miktarı ve çamur içindeki kuru madde miktarına bağlıdır.<br />
Tarımsal Kullanımın Tanımı</p>
<p>Arıtma çamuru genel olarak arıtma tesisinde depolanır veya çiftçinin kullanımı için çiftlikteki depoya götürülür. Ortaya çıkan artma çamurlarının yüksek miktarlarda oluşu ve depolama kapasitelerinin sınırlı oluşu, çamurun hacminin azaltılması için susuzlaştırılmasını gerektirir.  </p>
<p>Normal olarak arıtma çamuru tarım arazisine, sabanlama ve tohumlamaya bağlı olarak yılda bir ya da iki defa serilir. Böylelikle, çamurun içindeki besleyici maddeler tarım ürünleri tarafından maksimum oranda alınır ve yüzey ve yer altı sularına giden besleyici madde miktarı azalmış olur. </p>
<p>Genel olarak, arıtma çamurunun tarım arazisine serilmesi için çiftçinin sıvı ve tezek sermek gayesi ile kullandığı (kendi) ekipmanları kullanılır. Bu ekipmanlar ideal olmadıkları için, araziye verilen kuru madde ve besleyici madde miktarlarının kontrollü bir şekilde verilerek yasalarda öngörülen (izin verilen) değerlerde olmalarını sağlamak oldukça güçtür. </p>
<p>Sonuçta,  arıtma çamurunda olması gereken kuru madde miktarının mevcut ekipmana uygun olması önemlidir. Aksi takdirde serpme işleri için özel ekipmanlara yatırım yapılması gerekir. Serpme işleminden sonra, arıtma çamuru toprağın içine (saban ile) verilir. Yasalar kokudan olayı ortaya çıkan rahatsızlığı önlemek için bu sürenin (serilme /toprak içine verilme süresi) çok kısa olmasını öngörür. Sıvı çamur toprağa doğrudan verilebilir (enjekte edilebilir). </p>
<p>Zirai Kullanımın Avantaj ve Dezavantajları </p>
<p>Arıtma çamurunun tarım arazileri üzerine serilmesinin aşağıdaki avantajları vardır:</p>
<p>•	Atık çamur içindeki besleyici maddelerin kullanılması, fosfor, azot<br />
•	Toprağın humus tabakasını iyileştirmek maksadı ile arıtma çamurunun içindeki organik maddelerin kullanılması (yani toprağın iyileştirilmesi)<br />
•	Uygulama şamasında uyulacak yasak düzenlemeler biliniyor<br />
•	Genel olarak çamur bertarafının en ucuz yöntemidir</p>
<p>Arıtma çamurunun tarım arazilerine serilmesinin aşağıdaki dezavantajları mevcuttur:</p>
<p>•	Bir yıl içinde arıtma çamuru tarım arazisi üzerine ancak belirli sayıda serilebildiği için çamur depolama tesisleri için önemli yatırımların yapılması gerekir<br />
•	Çiftçiler olan bağımlılık ve oldukça çok sayıda idari anlaşmanın yapılmasının gerekliliği<br />
•	Arıtma çamuru içinde bulunan organik mikro kirletici muhtevası ve bunların yiyecek zincirine yapacakları etkiler konusunda bilgi düzeyinin yetersiz oluşu<br />
•	<a href="http://www.genelbilge.com/tag/tam/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tam">Tam</a> olarak yasal uyum kontrolü (yapılmasının güçlüğü) </p>
<p>10	DÜZENLİ DEPOLAMA<br />
10.1	Uygulama için Şartlar:</p>
<p>1993 yılında Avrupa Birliğinde 230 milyon ton (yaş) atık çamur üretildiği hesaplanmıştır. (Korrespondenz Abwasser, 1993, 40, jahrgang, Linder: Anforderungen an die Klarschlamm-entsorgung in Europe). Almanya&#8217;da üretilen arıtma çamurun % 25 kadarı zirai amaçlarla, % 65 kadarı düzenli olarak depolanmakta ve  % 10 kadarı da yakılarak bertaraf edilmiştir.  İsviçre&#8217;de bu değerler % 50, 30 ve 20 ve  Fransa&#8217;da ise % 55, 25 ve 20 şeklinde tecelli etmiştir. Böylelikle her ülkeye göre değişiklikler ortaya çıkmıştır. Ancak, gelecekte atık çamurlarının düzenli depolama alanlarında bertarafı, başka hiçbir işleme yöntemi olmadığı durumlar için geçerli olacak ve bu şekilde bertaraf en düşük öncelikte kalacaktır. Günümüzdeki arıtma çamuru bertarafı zirai kullanım ve yakmaya yöneliktir.</p>
<p>Düzenli depolama alanları ile ilgili tercihler yapılırken en iyi tercihlerde (yerleşim koşullarında) ve en iyi işletme koşullarında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> bir miktar toprak altı kirliliğinin olması muhtemeldir. Bu nedenle depolama sahası seçimi yapılırken jeolojik olarak sakıncası olan sahalardan sakınılması gerekliliği ortaya konulmuştur. Jeolojik olarak sakıncalı olan durumlar: açık karstik alanlar ve çakıl (gravel) teraslardan içinde yer altı akifer tabakaları gibi yapılanmalardır ve bunlar kesin olarak (depolama sahalarının yapılamayacağı) korunan bölgelerdir.</p>
<p>Düzenli bir depolama sahası için yapılan seçimlerde, halen kullanılan ve gelecekte kullanılacak akiferler dışında diğer bir faktör de bu sahanın &#8220;kuru&#8221; bir bölgede yer almasının zorunluluğudur. Diğer bir deyişle, depolama sahası yer altı su tabakasından yukarıda olmalıdır. Çevresel kirlilik, doğru saha seçiminin yapılması, katı atıkların organize bir şekilde bertaraf edilmesi, depolama sahasının yüzeyinin profesyonelce korunması, ve bertaraf tesisinin devamlı olarak düzenli tutulması ile minimize edilebilir. Böylelikle kirleticilerin ve sızıntı suyunun yer altı suyuna ve yüzeye gelen yağışların akifer tabakalarına ulaşması minimum seviyede tutulabilir.</p>
<p>Depolama sahasının tabanı ile (sahanın altında bulunan) doymamış bölge arasındaki mesafenin mümkün olduğunca büyük (uzun) olması da depolama sahası yer seçimi için önemli bir faktördür. </p>
<p>10.1.1		Çamurun Düzenli Depolama Yapılmadan Önceki Karakteri ve İşlenmesi</p>
<p>Atık su arıtma tesislerinde oluşan arıtma çamurlarının oluşumları (orijinleri) birbirinden farklıdır. değişiktir. Çamur, birincil dengeleme havuzlarında (ham çamur) oluşabildiği gibi, biyolojik arıtma (aktif çamur ile arıtma) yapan tesislerinde de atık çamur meydana gelmektedir. Bazı durumlarda bunların karışımı da olabilir. Atık su çamuru, atık su içinde bulunan tüm kirleticileri içinde barındırıyor olabilir. Bu çamurdaki organik madde miktarı işlenen atık su miktarına bağlı olmakla birlikte yaklaşık olarak % 60 &#8211; 70 mertebesindedir. </p>
<p>Organik maddeler (yağ, proteinler, karbon-hidratlar) biyolojik olarak kolaylıkla parçalanabilirler. Bu parçalanma  sırasında ve depolama aşamasında koku problemleri ortaya çıkar. Çamur aynı zamanda bulaşıcı (hastalık yayabilen) da olabilir.</p>
<p>Arıtma çamurları, aerobik veya anaerobik bir prosesten geçtikten sonra veya bir kimyasal yöntemle işlendikten sonra stabilize karışımlar olarak da sınıflandırılırlar. Bu proseslerde daima bir &#8220;zaman&#8221; aralığı vardır. Arıtma çamurun üzerine stabilizasyon sağlamak amacı ile kireç eklenmesi işlemi teorik olarak anaerobik prosese göre dezenfeksiyon verimliliğini daha fazla arttırır ( patojenlerin yok edilmesi hızı açısından) Aerobik stabilizasyona ait dezenfeksiyon etkinliği (toplam oksidasyon prosesi) henüz yeterince bilinmemektedir.  Günümüzde, patojenlerin yok edilmesi için ısıl aerobik işlemler de gerçekleştirilmektedir. Bu sistemin daha önce kullanılan sistemlere göre çok daha verimli olduğu düşünülmektedir.</p>
<p>Küçük tesislerde, çamur kurutma yatakları halen kullanılan bir yöntemdir. Ancak çamuru mekanik olarak susuzlaştırma işlemleri giderek daha fazla yaygınlaşmaktadır. Mekanik susuzlaştırma sonucunda, orijinal olarak, içinde % 2 &#8211; 3 mertebesinde kuru madde bulunan çamurlardaki kuru madde miktarı % 20 &#8211; 30 mertebesine kadar çıkmaktadır. Bu noktada çamur artık küreklenebilir (kürek ile taşınabilir) duruma gelmiş demektir. Susuzlaştırma araçları çamurun kimyasal olarak ön-şartlandırılmasını/işlenmesini gerekli kılar. Stabilize edilmiş, susuzlaştırılmış çamur daime dikkate alınması gereken patojenik mikro-organizmaları da ihtiva eder. Bunun kireç ile işleme sokulması pH değerini 12&#8242;ye kadar arttırır, fakat bu durumda patojenlerin aktifliklerini kaybetmesinin sadece geçici olduğu akılda tutulmalıdır.</p>
<p>10.1.2		Atık Çamur Bertaraf Sahalarının İnşaatı ile İlgili Yönetmelikler </p>
<p>Yakın geçmişte atık çamurlarının düzenli depolama sahalarında bertarafı arzu edilen (sık olarak kullanılan) bir yöntemdi. Ancak mevcut koşullarda, arıtma çamurun göreceli olarak düşük maliyetlerle (düzenli depolama sahalarında) bertarafı konusu giderek daha fazla sorgulanmaya başlanmıştır.</p>
<p>Atık çamurlarının depolanması ile ilgili iki alternatif vardır: Bunlardan biri, arıtma çamurunun tek başına (mono) olarak gömülmesi, diğeri ise evsel atık su tesislerinden çıkan çamurun evsel katı atıklarla birlikte gömülmesidir. İkinci durumda, depolama tesisinde oluşan gazların (metan ve CO2) kullanılması söz konusudur.</p>
<p>Arıtma çamurunun düzenli, depolama alanlarına gömülerek bertaraf edilmesi her ülkede &#8220;Teknik Direktifler&#8221; adı altındaki yönetmeliklerle gerçekleşir. Mevcut sıkı (Düzenli Depolama Direktifi) yönetmelik ve depolama sahaları için sınırlı sayıda potansiyel olarak uygun depolama sahasının var olduğu dikkate alınırsa, sadece bölgesel olarak bertarafın mümkün olabileceği anlaşılmaktadır. Depolama sahasının altına, sızıntı sularının yer altı suyuna karışmasını engellemek gayesi ile bir su sızdırmaz (örneğin, kil) tabakanın yerleştirilmesi de arzu edilmekte/gerekli görülmektedir. Depolama sahasının seçimi diğer kriterleri de karşılamak zorundadır. Bunlardan özellikle, sahanın yerleşim birimlerine, yollara, nehirlere <a href="http://www.genelbilge.com/tag/vb/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vb">vb</a> birimlere emniyetli bir mesafede olması önemli kriterlerdendir. Seçilen sahanın geçici dahi olsa, sularla kaplanan bir yörede olmaması veya su haznelerinin (akiferlerin)  üzerinde bulunmaması fevkalade önemlidir. Diğer (önemli) bir husus, sahanın zirai açıdan yüksek değere sahip bir yerde olmaması hususudur. Böylelikle arıtma çamurun depolanması yüzünden bölgede gelecek gelişmelere engel olunmamalıdır.</p>
<p>Son olarak, ekonomik noktalar da dikkate alınmalıdır. Bunlar arasında, nakliye mesafesi minimize edilmeli ve doğal düşük zeminler veya boşluklar (pits) ve  eski maden ocakları dikkate alınmalıdır. Trafik de, büyük taşıma araçlarının yerleşim alanlarına vereceği rahatsızlık nedeni ile, planlanmalıdır.</p>
<p>Atık çamurların depolanacağı sahanın seçimi yapıldıktan sonra teknik tasarım işleri başlar. Tasarımda,  su izolasyonu ve drenaj en önemli elemanlardır. Yer altı sularına ve yüzey sularına karışma her ne maliyette olursa olsun önlenmelidir. Bu nedenle, depolama sahaları su sızdırmaz tabakalardan veya kenarlarında (yatay veya eğimli) bölümlerden oluşturulmalıdır.</p>
<p>Su sızdırmaz tabakanın yapılması işlemi, koruyucu ince (kum) bir tabakanın plastik bir folyo tabakasının altına yerleştirilmesi ile başlar. Folyolar (jeo- membranlar) sahada (ısıl bir kaynak ile) birbirine kaynaklanır. Bu tabakanın üzerine drenaj borularından oluşan bir drenaj tabakası yerleştirilir. Bu borulara yeterli eğimin olması gerekir (suyun yer çekimi yani gravite ile akışını sağlanmak için). Bunun üzerine, koruma amacı ile bir kum tabakası daha yerleştirilir. Bunun amacı drenaj-folyo sisteminin mekanik olarak hasar görmesini engellemek ve olması muhtemel sızıntıları önlemektir.</p>
<p>Depolama sahasının gerçekte yerleşimi değişik şekillerde gerçekleştirilebilir. Sahanın karakteristiklerine bağlı olarak, vadiler veya doğal çöküntü olan yerler veya tepeleme dolum yapılacak şekilde düz araziler bu amaçla kullanılabilir. Bunların bir karışımı da bu amaç doğrultusunda kullanılabilir. Örneğin, bir çöküntü sahası doldurulduktan sonra tepeleme dolum yapmak gibi.</p>
<p>Susuzlaştırılmış arıtma çamurunun içinde arta kalan su miktarı mikro-biyolojik faaliyet nedeni ile genellikle depolamanın altına kadar ulaşmaz. Sızıntı suları yağmur ile meydana gelen sulardır ve bunlar da drenaj sisteminin yardımı ile uzaklaştırılırlar. Sızıntı suları ciddi oranda kirlenmiştir. Bu nedenle de bu suların mutlaka arıtılmaları gerekir. Bu arıtma bilinen arıtma metotları ile yapılabilir. Ancak bazı durumlarda sızıntı suları ormanların sulanması için kullanılabilir. Depolama sahaları hem bir tel ile çevrilmeli hem de etraflarına koruyucu bir orman sahası yapılmalıdır.</p>
<p>Depolama ile ilgili işletme hususları daha sonra tartışılacaktır. Ancak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/burada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Burada">burada</a> kirleticilerin potansiyel sızmasını belirleyebilmek için sahanın etrafına izleme kuyularının yerleştirilmesinin önemi vurgulanmak zorundadır. Kuyulardan alınan yer altı suyu örnekleri laboratuarlarda <a href="http://www.genelbilge.com/tag/analiz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Analiz">analiz</a> edilmelidir.</p>
<p>Son olarak, böyle bir depolama tesisi tasarlanırken sahanın bakımı /peyzajı (recultivation) da dikkate alınmak zorundadır. Genellikle, böyle bir sahanın işletmesi tamamlandıktan sonra üzerine bitkiler ve ağaçlar dikilmelidir. Yukarıda tanımlanan koşullardan anlaşılacağı üzere, bir depolama sahasının inşa edilmesi ve işletilmesi oldukça yüksek maliyetlerle gerçekleşir. Bu da, maliyetin etkinliği açısından değerlendirildiğinde, seçilen sahanın (dolma kapasitelerinin) an azından 10 yıllık bir ömre sahip olmasını gerekli kılmaktadır.</p>
<p>10.2	Pratik Çözümler</p>
<p>Atık çamurlarının depolanması ile ilgili iki alternatif vardır: Bunlardan biri, arıtma çamurunun tek başına bertaraf edilmesi, diğeri ise evsel atık su tesislerinden çıkan çamurun evsel katı atıklarla birlikte bertaraf edilmesidir.</p>
<p>10.2.1		Tek- Başına (Mono) Depolama </p>
<p>Tek-başına (mono)  depolama işleminin yapılacağı sahalardaki en önemli sınırlama arıtma çamurunun muhtevasındaki su miktarıdır. Genelde bu % 65&#8242;den daha fazla olmamalıdır, çünkü daha fazla su miktarları taşıma ve işleme sırasında kullanılan mekanik araçlara zarar verir.  Arıtma çamurunun duraylılık kontrolü (consistency) çamurun yırtma-kuvvetini (shear -force) ölçen özel cihazlarla yapılır. Susuzlaştırılımış atık çamurları -henüz şimdiye kadar- düzenli depolama tesislerinde bertaraf edilmemiştir. Buradaki en önemli sorun susuzlaştırma sürecidir. Bölüm 8&#8242;de detaylı olarak anlatılan susuzlaştırma (kurutma) prosesi, çamurun kireç, demir tuzları ile şartlandırıldıktan sonra, kapalı pres (chamber press machine) ve yeni jenerasyon santrifüjlerin yardımı ile teorik olarak (susuzlaştırmadan beklenilen) istenilen kriterleri karşılayabilmekte veya aşabilmektedir.</p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/kuzey/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kuzey">Kuzey</a> Budapeşte&#8217;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/deki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deki">deki</a> atık su arıtma tesisinde çalıştırılan ve kireç ve demir tuzları şartlandırıldıktan sonra preslenen arıtma çamurundaki kuru madde muhtevası % 40  &#8211; 50 mertebesindedir. Burada oluşan arıtma çamuru keki bu gaye için tasarlanmış olan ve başkent yakınındaki (20 km mesafede) Fotosomad belediyesi yakınlarındaki bir depolama sahasına gönderilerek bertaraf edilmektedir. Bu depolama sahası Orta Avrupa&#8217;daki en gelişmiş depolama sahası olarak bilinmektedir.</p>
<p>Bu tür tek başına (mono) arıtma çamuru bertaraf eden tesislerin işletilmelerinde son derece katı kurallar uygulanmaktadır. Teorik olarak bu kurallar,, arıtma çamurunun tankerlere yüklendiği atık su arıtma tesislerinde uygulanmaya başlar. En önemli görev, çamurun atık depolama sahasında depolanması, taşıma araçlarının hareketi ve malzemenin depo sahası içindeki hareketidir. Bu proseslerin tamamı birbiri ile harmoni içinde olmalıdır. Depolanan çamur tabakasının genişliği (çamurun duraylılığına bağlıdır), kokular ve bulaşıcı organizmalar ile roden türü (fare, sıçan) haşerelerin kontrolü için kullanılan üst örtü tabakasının (toprağının) depolanması ve dağılımı gibi konularda son derece sıkı yönetmelikler (standartlar) uygulanır. Sızıntı suyunun ve yüzeyden gelen yağış sularının toplanması, toplama metodu, arıtılmaları ve bertarafları devamlı olarak kontrol edilmelidir. İzleme kuyularından alınan su örneklerinde kirlilik (kontaminasyon) görülmesi halinde, uygulanan teknoloji yeniden gözden geçirilmeli ve gereken düzeltmeler yapılmalıdır. Bu kuralların dışında, iş sağlığı, hijyenik ve iş emniyeti ile ilgili pek çok kaide de takip edilmek zorundadır.</p>
<p>Her ne kadar tek başına arıtma çamurunun bertaraf edildiği depolama sahaları gaz oluşumu için, karışık depolamanın yapıldığı sahalara göre, fazla ehven değillerse de buralarda yine de bir miktar gaz meydana gelir. Oluşan bu gaz % 50 &#8211; 60 oranında metan ve % 40 &#8211; 50 oranında karbondioksit (ve diğer gazlardan da iz miktarlarda) ihtiva eder. Metan tehlikeli bir gaz olarak tanımlanır. Bu nedenle, depolama sahasının yüzeyinde gazın bulunup bulunmadığı devamlı olarak kontrol edilmelidir. Buradaki en önemli görev, gazın kapalı (örtülü) boşluklarda (örneğin, yağmur suyu toplanan boşluklar) birikmesine engel olmaktır.</p>
<p>10.2.2		Karışık Depolama</p>
<p>Karışık depolama yapılması durumunda, daha fazla olan malzeme evsel katı atıktır. Bu durumda arıtma çamuru ikinci bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilave/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilave">ilave</a> maddedir ve toplamın sadece % 20 &#8211; 25 kadarını oluşturur (Bkz. Şekil 10.1 ve 10.2).  Evsel katı atıkları toplanması ve bertarafından sorumlu olan firmalar ile arıtma çamurlarının toplanması ve bertarafından sorumlu olan firmalar aynı olmadığından, uğraşılması gereken ilk önemli sorun (protesto), evsel atık toplama ve bertaraf sorumluluğu olan firmaların arıtma çamuru toplamak ve bunların bertarafından sorumlu olmak istememeleridir. Bunun nedeni, atık çamurların bertarafının atık bertarafını daha komplike bir hale getirmesidir. Bu durum özellikle çamurun muhtevasındaki su miktarının yüksek olması durumunda özellikle daha da önem kazanmaktadır. Buna karşılık (rağmen), karışık depolama işlemleri daha ekonomiktir ve karışık olarak depolanan çamurun içindeki su muhtevasının fazlalığı tek-başına (mono) sisteme göre daha az önem arz eder. Katı atıkların su tutma kapasitesi (higroskopik özelliği) göreceli olarak yüksektir. Depolama sahasında uygun bir mikrobiyolojik faaliyetin başlaması için, atıkların % 60 &#8211; 65 civarında su ihtiva etmesi gerekir. Atılar zamanla olgunlaşır (atıklarda mevcut olan organik madde mikro-organizmalar sayesinde biyolojik ve stabilizasyon meydana gelir) ve yukarıda da belirtildiği gibi depolama gazı oluşumu güçlenir. Bu depolama alanlarında oluşan depolama gazının toplanması ve kullanılması arzu edilen (bazen zorunlu olan) bir husustur (aşağıya bakınız).</p>
<p>Karışık depolama sahaları ile ilgili yönetmelik prensipleri Alman mevzuatından derlenmiştir (LAGA-Deponie Merkblatt 4690, ATV-VKS, Regelwerk, Abwasser-Abfail, Arbeitsblatt A 301):</p>
<p>1.	Karışık depolama yapılan sahalardaki en önemli kural duraylılığın (consistency) sağlanmasıdır. Bunun için, depolama sahalarında,  katı atıkları ve arıtma çamuru optimum şekilde ezen gerekli mekanik araçlar mevcut olmalıdır.<br />
2.	Bu sahalara atık çamur depolanması en az 3 metre kalınlığında katı atık depolaması yapıldıktan sonra gerçekleştirilmelidir. Sahalara devamlı olarak (sadece) çamur tabakalarının serilmesi engellenmelidir.<br />
3.	Atık çamurların katı atıklarla karıştırılmasında (yerleşmiş) üç metot uygulanmaktadır. A) yığın depolama &#8211; yığın (nokta) depolama durumunda katı atıklara karıştırılacak atık çamur oranı ağırlık bazında % 20 25  arasında olmalıdır.<br />
•	Karışık depolama<br />
•	Seviyeler halinde depolama. İki veya üç seviye halinde depolama (Bkz. Şekil 10.1). Bu alternatifin kullanılması halinde karışım içindeki çamur oranı % 10 mertebesinde olmaktadır. Bu durumda depolama sahasındaki depolama yöntemi serbest olarak seçilebilir.<br />
4.	Ayrı  (örneğin, nokta şeklinde) çamur bertarafı zaman içinde yakından takip edilmeli ve çamur yığını katı atık ile örtülmelidir (Bkz. Şekil 10.2)<br />
5.	Depolama sürecinde meydana gelen depolama gazı gerçek bir tehlike oluşturmaz, çünkü alt tabakalarda oluşan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gazlar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gazlar">gazlar</a> büyük bir yüzey alan olması nedeni ile kolaylıkla havalandırılır ile edilir.  Depolama süreci tamamlandıktan sonra, Üst tabaka yüzeyinin toprak ile örtülerek depolama süreci tamamlandıktan sonra önemli miktarda depolama gazı oluşumu beklenmelidir. Bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gazlar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gazlar">gazlar</a> toplanmalı ve kullanılmalıdır. Eğer gazların kullanımı gerçekleşemiyorsa, bu gazların toplanarak başka bir yöntemle (şekilde) havalandırılmaları sağlanmalıdır. (örneğin, havalandırma bacaları ve buran çıkan gazların yakılması)<br />
6.	Depolanan katı atık ve artık çamur tabakaları arasından sızan su çok ciddi şekilde kirlenmiş bir su olarak kabul edilmelidir. Bu suyun kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) 50 &#8211; 60,000 mg/l seviyesinde olabilmekte ve amonyak muhtevası da litrede birkaç bin miligram seviyesine ulaşabilmektedir.</p>
<p>Bu yüksek kirlilik seviyesini iki şekilde düşürmek mümkündür. Birincisi, iyi bilinen su arıtma işlemini uygulamak, ikincisi de, sızıntı suyunun depolamanın üzerine geri püskürtmektir (bu uygulamaya bazı ülkelerde izin verilmemektedir). İkinci yöntem iki yarar birden sağlar: Bir taraftan gaz oluşumu için (depolanan atık içinde) gerekli olan optimum su miktarını sağlar, diğer taraftan da içerdeki doğal biyolojik parçalanma proseslerine (mikrobiyolojik parçalanma) katkıda bulunarak organik madde miktarını büyük ölçüde azaltır.</p>
<p>Almanya&#8217;da (örnek teşkil etmesi bakımından) çok sayıda karışık depolama yapılan saha mevcuttur. Bu konuda daha fazla bilgi &#8220;MuA 62. Lfg. IX/81, Rettenberger and Tabasaran: Gemeinsame Ablagerung von Hausmüll und Klärschiamm.&#8221; Adlı referanstan elde edilebilir.<br />
12	KAYNAKÇA<br />
Arıtma Çamuru Karakterizasyonu</p>
<p>[1] APHA-AWWA-WPCF (1980). Standard Methods for the Examination of Water and Wastewater,15th Edn., Washington D.C., USA</p>
<p>[2] Bruce A.M. and Fisher WJ. (1984) . Sludge stabilization &#8211; methods and measurement. In: sewage Sludge Stabilization and Disinfection. 1ruce A.M. Ed., Ellis Horwood, (1.hichester1 U.K</p>
<p>[3] Colin F. (1979) . Methodes d&#8217;evaluation de la stabilité biologique des boues residuaries, E.E.C.-COST 68 bis, Working Party 1 Meeting, Institut de Recherches Hydrologiques, Nancy, France, 25 Sept. 1979.</p>
<p>[4] Heide B.A., Kampf R. and Visser M.A. (1982). Manual for the selection and use of polyelectrolytes in dewatering sludge with beltpresses, TNO Report 124E, Delft, The Netherlands.</p>
<p>[5] Lockyear C.F. and White MJ.D. (1979). The WRC thickenability test using a low speed centrifuge, WRC Technical Report TR 118, Stevenage, U.K.</p>
<p>[6] Spinosa L., Mininni G., Barile G. and Lore F. (1984) . Study of belt-press operation for sludge dewatering. In: Proc. of the E.E.C. Workshop Methods of Characterization of Sewage Sludge, Dublin, Eire, 6July 1983, 11 291 D. Reidel, Dordrecht, The Netherlands.</p>
<p>[7] Spinosa L., Lotito V. and Mininni G. (1990). Evaluation of sewage sludge centrifugability. Proc. of V World Filtration Congress, Vol. 2, 327-330, Nice, 5-8June, 1990.</p>
<p>[8] Vesilind P.A. (1971) . Estimation of sludge centrifuge performance,Journal of the Sanitary Eng. Division, ASCE, 97, SA2, 234-238.</p>
<p>[9] Vesilind P.A. (1974). Treatment and Disposal of Wastewater Sludge. Ann Arbor Science, Ann Arbor, U.S.A.</p>
<p>[10] Vesilind P.A. and Zhang G. (1983) . Technique for estimating sludge compatibility in centifugal dewatering. Personal communication.</p>
<p>Depolama ve Nakliye</p>
<p>[1] Castorani A., Spinosa L . and Trosi S. (1985). Preliminary criteria for the design of sewage and sludge pumping systems. Phoenix International, 3/4, 22-29.</p>
<p>[2] Frost R.C. (1981). How to design sewage sludge pumping systems, W.R.C. Process Engineering, 85-S.</p>
<p>[3] Frost R.C. (1982a) . Prediction of friction losses for the flow of sewage sludges along straight pipes. Water Research Centre Technical repol t TR175, Water Research Centre, Stevena,1c ( UK) .</p>
<p>[4] Frost R.C. (1982b) . A method of estimating viscosity and designing pumping systems for thickened heterogeneous sludges. 8th Int. Conf. Hydr. Trans. Solids in pipes, Johannesburg, SA, August 25-27.</p>
<p>[5] Spinosa L. and Sportelli S. (1986) . Storage and transport of sewage sludge. Phoenix international, 3, 34-37.</p>
<p>[6] U.S.EPA (1979) . Process design manual for sludge treatment and disposal. EPA 625/ 1-79-011, Cincinnati (OH-USA) .</p>
<p>[7] U.S.EPA (1984).11se and disposal of municipal wastewater sludge. EPA 625/10-8 003, Washington DC (USA).</p>
<p>[8] Wiart J. (1993) . Les differents procedes de stockage des boues d&#8217;épuration avant valorisation en agriculture. Etude de l&#8217;Agence de l&#8217;Environment et de la Maitrise de l&#8217;1nergie et al., Angers (F).</p>
<p>[9] Willis DJ. (1978) . A literature survey on sewage sludge pumping. B.H.R.A. TN 1.1n(1</p>
<p>Zirai Kullanım</p>
<p>[1] Handling, Treatment and Disposal of Sludge in Europe. Situation Report 1. An Overview. ISWA Working GIOUP on Sewage and Waterworks</p>
<p>EK &#8211; 1</p>
<p>Atık Su Arıtma Çamuru İle İlgili AB Yönetmeliği </p>
<p>Avrupa atık politikası, yönetim önceliklerinin hiyerarşisini baz alır: </p>
<p>•	Minimizasyon<br />
•	Geri Kazanım<br />
•	Enerjiyi tekrar kazanarak Yakma<br />
•	Düzenli Depolama</p>
<p>Aşağıda sunulan AB yönetmeliği, atık su arıtma çamurunun işlenmesi ve bertarafını etkilemektedir. </p>
<p>Evsel Atık Suyun Arıtımı Direktifi (91/271/EEC) </p>
<p>Direktif, atık suyun arıtılması ile ilgili katı kurallar getirirken atık su artıma çamurunun miktarınıda önemli ölçüde arttırmaktadır. </p>
<p>Direktif, tüm AB üyesi ülkelerin, 31. 12. 2000 tarihine kadar, 2000 PE  değerini aşan atık su arıtma tesisleri için atık suyun ikinci kez arıtılmasını sağlayacak altyapıyı oluşturmalarını gerektirmektedir. Temiz su kabul eden noktalardaki çıkışlarda, atık su, besleyiciler ve organik maddeler açısından arıtılmalıdır (Madde 4 ve 5). Direktif, evsel atık arıtma çamurunun, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deniz">deniz</a> ve temiz su çıkışını 31. 12. 1998 tarihinden sonra yasaklamıştır (Madde 14) </p>
<p>Atık Su Arıtma Çamurunun Tarımda Kullanılması Halinde Çevrenin ve Özellikle Toprağın Korunması Direktifi (86/278/EEC). </p>
<p>Bu direktif, artıma çamurunun zirai alanda kullanılması halinde uyulması gereken yönetmeliklerle ilgilidir. Bu yönetmelikler aşağıdaki kuralları içermektedir. </p>
<p>•	Ön arıtma<br />
•	Arıtma çamurunda ağır metal bulunmaması ile ilgili sınırlamalar<br />
•	Kuru katı atık miktarı ve birim alan ve zamana düşen ağır metaller ile ilgili sınırlamalar<br />
•	Artıma çamurunun yayıldığı toprakta ağır metal bulunmasına ilişkin sınırlamalar ve toprağın pH değeri ile ilgili kurallar<br />
•	Mikro kirleticilerin  bulunması ile ilgili sınırlamalar<br />
•	Toprağa eklenen besleyici miktarı ile ilgili sınırlamalar (N ve P)<br />
•	Ekim tercihleri ile ilgili sınırlamalar<br />
•	Arıtma çamurunun yarıldığı zirai alana ulaşma şartlarına ilişkin sınırlamalar<br />
Yasal uyum kontrolü </p>
<p>Atıkların Düzenli Depolanması Direktifi (1999/31/EC) </p>
<p>Bu taslak direktif, depolama sahalarına ilişkin tasarım, inşa, işletme ve kapatma kurallarını tanımlar. Direktif, düzenli depolama alanlarını üç kategoriye ayırır ve bu kategoriler örtücü tabaka ve denetim kurallarına göre farklılık gösterir.</p>
<p>•	•Tehlikeli Atıklar için Düzenli Depolama Tesisleri<br />
•	Tehlikeli olmayan Atıklar için Düzenli Depolama Tesisleri<br />
•	Tesirsiz (inert) atıklar için Düzenli Depolama Tesisleri </p>
<p>Atık su arıtma çamurunun düzenli depolama sahasında depolanması yasak değildir. Ancak biyolojik olarak parçalanabilen atık olduğu için kısıtlanmıştır. Kısıtlama hedefi, 1995’te çıkan biyolojik olarak parçalanabilen atık miktarının2006’ da %75, 2009’da % 50, 2016’da ise %25 ‘inin depolama sahalarında depolanması öngörülmüştür. 1995 yılında, toplanan evsel atığının %80’inden fazlasını düzenli depolama sahalarına bertaraf etmiş üye ülkeler, hedeflerine ulaşmayı 4 yıllık bir süre için erteleyebilirler.</p>
<p>Atığın Yakılması Direktifi (94/67/EC) </p>
<p>Bu direktif, tüm atık yakma tesislerini, artıma çamuru yakma tesislerini ve tüm bu tesislerin emisyon standartları ile ilgili kararları içerir.</p>
<p>•	Hava emisyonları<br />
•	Yakma ile oluşan katı kalıntılar ve emisyon gazı temizlenmesi (artıma çamuru külü)<br />
•	Emisyon gazı temizlenmesinden çıkan atık su (temizleme suyu)<br />
•	Kül kalıntısından oluşan sızıntı suyu<br />
Arıtma çamuru yakma tesisleri, yetkililer tarafından çevresel uygunluk açısından onaylanmalıdır</p>
<p>EK – 2</p>
<p>AB EKO-ETİKETİ</p>
<p>TOPRAĞIN İYİLEŞTİRİLMESİ İÇİN KRİTERLER</p>
<p>Ekolojik Kriterler:</p>
<p>Eko-etiket edinmek isteyen, toprağın kalitesini arttıracak faaliyetler gerçekleştiren tüm şahıslar aşağıdaki kriterlere uymak zorundadır</p>
<p>Ürünün kaynağı:</p>
<p>Toprak iyileştirme ile uğraşan kişiler organik madde içeriğini sadece atık maddelerin işlenmesi ve / veya yeniden kullanılması sonucunda elde ediyor ise EKO-ETİKET alma hakkında sahip olur. (Direktif 75/442/EEC’de tanımlandığı gibi)</p>
<p>Not: Burada kullanılan “organik” terimi yaşayan organizmalar tarafından kaynaklanan maddeler anlamında kullanılmaktadır. Ürün atık-su arıtma tesislerinden kaynaklanan arıtma çamuru içeriyor ise, kullanılan arıtma çamurunun AB’nin 86/278/EEC (EK-1B) sayılı direktifi ile uyumlu olması gerekmektedir.</p>
<p>Kullanım için Uygunluk:</p>
<p>Genel Etiketleme</p>
<p>Ürün ambalajı üzerinde bulunacak etikette aşağıdaki bilgiler bulunmalıdır:</p>
<p>•	Ürünün pazarlanmasından sorumlu olanların adı ve adresi<br />
•	Ürün çeşidini anlatan tanım (“toprak iyileştirici” terimini kullanarak)<br />
•	Saklama koşulları  için tavsiyeler, önerilen son kullanma tarihleri ve ürün seri numarası<br />
•	Ürünün kullanım alanları ve sınırlamalar. Değişik bitki gurupları için uygunluğunu gösteren bilgi<br />
•	Ürünün üretilmesinde kullanılan hammadde (%10’dan fazla olanlar için). Evsel atık-su, arıtma çamuru, zirai atıklar, sanayi veya ticari atıklar gibi türler belirtilmeli. Ürünün kaynaklandığı sektörlerde belirlenmelidir (ör. Yiyecek üretimi, kağıt vs.)<br />
•	Kullanma talimatı ve miktarı hakkında bilgi, miktar kg (veya lt) / m2 toprak /yıl şeklinde olmalıdır.<br />
•	Güvenli kullanım için talimat</p>
<p>Ürün Performansı</p>
<p>Tüm ürünler katı halde pazarlanmalı, ve kendi ağırlığının %25’inden az kuru madde içermemelidir.</p>
<p>1 m2’lik bir alana 500 gr’dan (kuru ağırlık) az organik madde verilmesini engellemek için en az uygulanacak miktar belirtilmelidir.</p>
<p>Ürün, “bitki büyüme testini” geçebilmek için bitkinin oluşmasını ve büyümesini olumsuz yönde etkilememelidir. </p>
<p>Toprak kalitesinin düşmesi ve su kirliliği</p>
<p>Hiçbir üründe bulunmasına izin verilmeyen madde ve limit değerleri aşağıda verilmiştir. (ölçü birimi ağırlıktır)</p>
<p>Madde	Mg/kg<br />
Zn	300<br />
Cu	75<br />
Ni	50<br />
Cd	1.5<br />
Pb	140<br />
Hg	1<br />
Cr	140<br />
Mo*	2<br />
Se*	1.5<br />
As*	7<br />
F	200</p>
<p>*) Bu maddelere ilişkin değerler, ürünün içinde endüstriyel proses atıkları, evsel katı atık ve arıtma çamurundan bir oranda bulunuyor ise istenmektedir.</p>
<p>Ürünler, lindane, cypermethrin veya promecarb ile işlenmiş öğeleri içermemelidir.</p>
<p>Besin (nutrient) yüklemesi</p>
<p>Tavsiye edilen miktarlar kullanıldığında ürünler aşağıda verilen maksimum besin yüklemesi değerlerini aşmamalıdırlar.</p>
<p>•	8 g/m2 toplam azot<br />
•	6 g/m2 P205<br />
•	12 g/m2 K20</p>
<p>Not: Besin içeriğinin en azından %10’u ilk uygulama sezonunda bitki tarafından kullanılabiliyor ise ürün bu yaptırımdan muaf tutulacaktır. Bu tür ürünler aynı zamanda C:N oranında 30:1 olarak temsil edilmektedir.</p>
<p>Sağlık ve Güven</p>
<p>Ürünler aşağıdaki tabloda verilen temel patojenlere ait maksimum değerleri aşmamalıdır.</p>
<p>Taze (ıslak) madde<br />
Salmonella &#8211;  25gr’da yok<br />
E.Coli <1000 OTS* / g<br />
*) OTS: Ortalama Tahmini Sayı</p>
<p>Sorunlar / Olumsuz durumlar:</p>
<p>Hiçbir ürün toprağa uygulandıktan sonra sürekli ve rahatsız edici boyutlarda kokuya neden olmamalıdır. Hiçbir ürün içinde insan sağlığını tehdit edebilecek, cam, tel, diğer metaller veya sert plastikler gibi maddeleri içermemelidir. Hiçbir ürün kabul edilemeyecek sayıda yabani ot tohumu veya hızlı büyüyen otlara ait vejetatif / üreyen bitki parçaları içermemelidir.</p>
<p>Test Metodu ve Analiz</p>
<p>Ağır metaller için gerçekleştirilecek testler ve analizler 86/278/EEC no’lu direktife uygun biçimde gerçekleştirilmelidir. Toprak iyileştiriciler üzerinde gerçekleştirilecek uluslar arası seviyede kabul görmüş fiziksel ve mikrobiyolojik test metotlarının olmadığı durumlarda test metodu üye ülkenin sorumluluğundadır.</p>
<p>Referans:</p>
<p>Avrupa Birliği Resmi Yayını (31.12.94) – No. L364/23</p>

<p class="sayac_bilgi">535 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/evsel-ve-evsel-nitelikli-atik-su-aritma-camurunun-aritimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küresel iklimin korunması, İklim değişikliği çerçeve sözleşmesi ve türkiye</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kuresel-iklimin-korunmasi-iklim-degisikligi-cerceve-sozlesmesi-ve-turkiye.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kuresel-iklimin-korunmasi-iklim-degisikligi-cerceve-sozlesmesi-ve-turkiye.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 09:41:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Arazi]]></category>
		<category><![CDATA[Beri]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Buna]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kp]]></category>
		<category><![CDATA[Kyoto]]></category>
		<category><![CDATA[Modeller]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11523</guid>
		<description><![CDATA[Fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, arazi kullanımı değişiklikleri, çimento üretimi ve sanayi süreçleri ile atmosfere salınan sera gazlarının atmosferdeki birikimleri, sanayi devriminden beri hızla artmaktadır. Bu ise, doğal sera etkisini kuvvetlendirerek, şehirleşmenin de katkısı ile, dünyanın yüzey sıcaklıklarının artmasına neden olmaktadır. Küresel yüzey sıcaklıklarında 19. yüzyılın sonlarında başlayan ısınma, 1980’li yıllardan sonra daha da belirginleşerek, hemen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, arazi kullanımı değişiklikleri, çimento üretimi ve sanayi süreçleri ile atmosfere salınan sera gazlarının atmosferdeki birikimleri, sanayi devriminden beri hızla artmaktadır. Bu ise, doğal sera etkisini kuvvetlendirerek, şehirleşmenin de katkısı ile, dünyanın yüzey sıcaklıklarının artmasına neden olmaktadır. Küresel yüzey sıcaklıklarında 19. yüzyılın sonlarında başlayan ısınma, 1980’li yıllardan sonra daha da belirginleşerek, hemen her yıl <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> önceki yıla göre daha sıcak olmak üzere, küresel sıcaklık rekorları kırmıştır. Yüksek sıcaklık rekorunun en sonuncusu 1998 yılında kırılmıştır. 1998, hem küresel ortalama hem de kuzey ve güney yarımkürelerin ortalamaları açısından, 1860 yılından beri yaşanan en sıcak yıl olmuştur. Sera gazlarının ve aerosollerin etkilerini birlikte dikkate alan en duyarlı iklim modelleri, küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında 2100 yılına kadar 1-3.5 °C arasında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> artış ve buna bağlı olarak deniz seviyesinde de 15-95 cm arasında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> yükselme olacağını öngörmektedir. Sıcaklıklar üzerinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> soğuma etkisi oluşturan kükürtdioksit (SO2) salımlarının daha az olacağını kabul eden modeller ise, küresel ortalama yüzey sıcaklıklarının 2100 yılına kadar daha fazla (yaklaşık 1.4-5.8 °C arasında) yükseleceğini öngörmektedir. <span id="more-11523"></span><br />
Bu çalışmada, küresel iklim değişikliğine neden olan sera gazı salımlarını dünya ölçeğinde sınırlandırmayı ve azaltmayı hedefleyen Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDÇS ya da Sözleşme), İDÇS Kyoto Protokolü (KP) ve Kyoto mekanizmaları (düzenekleri) tüm yönleriyle incelenmiştir. Ayrıca, Türkiye’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> İDÇS karşısındaki konumu, bugüne kadar olan girişimleri ve son durumu ile Kasım 2000’de Hollanda’da gerçekleşen İDÇS Taraflar Konferansı’nın 6. Toplantısının sonuçları da değerlendirilmiştir.<br />
Anahtar Kelimeler: Küresel iklim değişikliği, Sera gazları, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü.</p>
<p>1. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ÇERÇEVE<br />
    SÖZLEŞMESİ<br />
İklim değişikliği ve iklim değişikliğinin önlenmesiyle ilgili uluslararası bilimsel ve teknik bilgilenme, örgütlenme ve yasal bir çerçeveye yönelik hazırlıklar ile hükümetlerarası görüşmeler ve anlaşmalar sürecinde, yaklaşık 20 yıllık bir dönemde önemli değişiklikler olmuştur (Türkeş, 1995a ve 1995b; Türkeş ve arkadaşları, 1999 ve 2000; Türkeş, 2000a). Önemlileri Şekil 1’de verilen bu gelişmelerin bazıları aşağıda özetlenmiştir.<br />
Atmosferdeki CO2 birikiminin değişmesine bağlı olarak ikliminin değişebilme olasılığı, ilk kez 1896 yılında Nobel ödülü sahibi İsveçli S. Arrhenius (1896) tarafından öngörülmüştür. Ama aradan yıllar geçmesine rağmen, atmosferde artan CO2 birikiminin yol açabileceği olumsuz etkiler konusundaki uluslararası ilk ciddi adımın atılması için 1979 yılına kadar beklenilmiştir. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) öncülüğünde 1979 yılında düzenlenen Birinci Dünya İklim Konferansı&#8217;nda konunun önemi dünya ülkelerinin dikkatine sunulmuştur.<br />
Sonrasında, 1985 ve 1987 yıllarında Villach’ta (Avusturya) ve 1988’de Toronto’da düzenlenen toplantılar, dikkatleri ilk kez iklim değişikliği karşısında siyasal seçenekler geliştirilmesi konusu üzerinde toplamıştır. Villach 1985 Toplantısı, Karbondioksit ve Öteki Sera Gazlarının İklim Değişimleri Üzerindeki Rolünü ve Etkilerini Değerlendirme Uluslararası Konferansı başlığını taşımaktaydı. 1988 yılında düzenlenen Değişen Atmosfer Toronto Konferansı’nda, uluslararası bir hedef olarak, küresel CO2 salımlarının 2005 yılına kadar % 20 azaltılması ve protokollerle geliştirilecek olan bir çerçeve iklim sözleşmesinin hazırlanması önerilmiştir.<br />
Aralık 1988’de Malta&#8217;nın girişimiyle, BM Genel Kurulu İnsanoğlunun Bugünkü ve Gelecek Kuşakları için Küresel İklimin Korunması konulu 43/53 sayılı kararı kabul etmiştir. Kararda, küresel iklim insanoğlunun <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ortak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ortak">ortak</a> mirası, iklim değişikliği <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ortak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ortak">ortak</a> sorunu olarak nitelendirilmiştir. Kasım 1989’da, Hollanda’nın Nordwijk kentinde Atmosferik ve İklimsel Değişiklik konulu Bakanlar Konferansı düzenlenmiştir. Bu toplantıda, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Japonya ve eski Sovyetler Birliği dışındaki ülkelerin çoğu, CO2 salımlarının % 20 oranında azaltılmasını destekledikleri halde, azaltmaya ilişkin özel bir hedef ya da takvim belirlenememiştir.<br />
WMO öncülüğünde 29 Ekim-7 Kasım 1990 tarihlerinde Cenevre’de yapılan İkinci Dünya İklim Konferansı’nda, ana konusu iklim değişikliği ve sera gazları olan Bakanlar Deklarasyonu, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 137 ülke tarafından onaylanmıştır. Hem Konferans sonuç bildirisi, hem de Bakanlar Deklarasyonu, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda (UNCED) imzaya açılmak üzere, bir iklim değişikliği çerçeve sözleşmesi görüşmelerine ivedilikle başlanması açısından tarihsel bir önem taşımaktaydı. Bu belgelerde, sera gazlarının atmosferdeki birikimlerinin azaltılmasını sağlayacak önlemler savunulmuştur.<br />
İklim değişikliğine neden olan sera gazı salımlarını azaltmaya yönelik eylem stratejilerini ve yükümlülüklerini, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDÇS) düzenlemektedir. Haziran 1992’de Rio’da gerçekleştirilen Yerküre Zirvesi’nde (UNCED) imzaya açılan ve Mart 1994’te yürürlüğe giren İDÇS’ne, bugüne kadar yaklaşık 185 ülke ve Avrupa Topluluğu taraf olmuştur. Sözleşme’nin nihai amacı, &#8220;Atmosferdeki sera gazı birikimlerini, insanın iklim sistemi üzerindeki tehlikeli etkilerini önleyecek bir düzeyde durdurmaktır&#8221; (UNEP/WMO, 1995). Sözleşme&#8217;de, ülkelerin ortak fakat farklı sorumlulukları, ulusal ve bölgesel kalkınma öncelikleri, amaçları ve özel koşulları dikkate alınarak, tüm Taraflara <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> kaynaklı sera gazı salımlarının azaltılması, iklim değişikliğinin önlenmesi ve etkilerinin azaltılması vb. alanlarda ortak yükümlülükler verilmiştir. İnsan kaynaklı sera gazı salımlarını 2000 yılına kadar 1990 düzeyine çekme Ek I Taraflarına (OECD ve eski sosyalist Doğu Avrupa ülkeleri); gelişme yolundaki ülkelere (GYÜ) mali kaynak ve teknoloji aktarılması, onların özel gereksinimlerinin karşılanması, vb. temel konulardaki ana yükümlülükler ise Ek II (yalnız OECD ülkeleri) Taraflarına bırakılmıştır. </p>
<p>2. KYOTO PROTOKOLÜ<br />
Küresel sera gazı salımlarını 2000 sonrasında azaltmaya yönelik yasal yükümlülük girişimleri ve yasal yükümlülük hedefleri ise, sırasıyla, İDÇS Taraflar Konferansı’nın (TK) 28 Mart-7 Nisan 1995 tarihleri arasında Berlin’de yapılan 1. Toplantısı’nda kabul edilen Berlin Buyruğu’nda ve Aralık 1997’de kabul edilen Kyoto Protokolü’nde yer almaktadır. 3. Taraflar Konferansı (TK-3), Aralık 1997’de Japonya’nın Kyoto kentinde yapılmıştır. Bu toplantıda, CO2 ve öteki sera gazlarının salımlarını 1990 düzeyinin altına indirmeyi amaçlayan bir protokolün ya da başka bir yasal düzenlemenin kabul edilmesi beklenmekteydi. Konferans öncesinde, konuyla ilgili birkaç seçenek bulunmaktaydı. Bunlardan en köktenci olanı, Küçük Ada Devletleri Birliği’nin (AOSIS), Ek I Taraflarının CO2 salımlarını 2005 yılına kadar 1990 düzeyine göre % 20 azaltmalarını hedefleyen protokol önergesiydi. AB’nin hedefi ise, CO2 ve öteki sera gazı salımlarını 2010 yılına kadar 1990 düzeyinin % 15 altına indirmek olarak açıklandı; bu azaltmanın % 7.5’i 2005 yılına kadar gerçekleştirilecekti. AB’nin bu hedefi, birçok ülke tarafından desteklenmesine karşın, ABD, Japonya, Avustralya ve Kanada gibi bazı gelişmiş ülkelerin şiddetle karşı çıkması sonucunda gerçekleşmemiştir.<br />
KP, İDÇS’nin nihai amacına ulaşma yolunda önemli bir uluslararası adımdır. KP, Ek I Tarafları için sayısal olarak belirlenmiş sera gazı salım azaltma ve sınırlandırma hedeflerini düzenlemektedir. KP/<a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">Madde</a> 3’e göre, gelişmiş Taraf ülkeler insan kaynaklı CO2 eşdeğer sera gazı salımlarını 2008-2012 döneminde 1990 düzeylerinin toplam olarak en az % 5 altına indireceklerdir (UNEP / CCS, 1998). Bazı Taraflar, bu ilk yükümlülük döneminde sera gazı salımlarını arttırma ayrıcalığı alırken (örneğin, Avustralya % 8, İzlanda % 10 ve Norveç % 1 düzeyinde arttırabilecekler), Yeni Zelanda, Rusya Federasyonu ve Ukrayna’nın sera gazı salımlarında 1990 düzeylerine göre herhangi bir değişiklik olmayacaktır. AB, hem birlik olarak hem de üye ülkeler açısından % 8’lik bir azaltma yükümlülüğü almıştır. Protokol’de ABD’nin niceliksel olarak belirlenmiş salım azaltma yükümlülüğü % 7’dir. ABD, daha Kyoto’da Başkan Yardımcısı Al Gore’nin ağzından, bu yükümlülüğü kabul etmesinin mümkün olmadığını ve kendi halkının çıkarları doğrultusunda değiştirmek için elinden geleni yapacağını açıklamıştır. ABD daha sonra, Buenos Aires’de gerçekleştirilen TK-4’ün sonunda, Kyoto Protokolü’nü bu toplantı sırasında imzaladığını, ancak daha önce açıkladıkları gibi, Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan anahtar ülkeler sera gazı salımlarını sınırlandırma konusunda herhangi bir yükümlülük almadıkça, KP’ne taraf olmayacaklarını ilan etmiştir. KP/<a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">Madde</a> 24’e göre, KP, Sözleşme’ye Taraf en az 55 ülkenin –ki bunlar Ek I’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/deki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deki">deki</a> Tarafların 1990’daki toplam karbondioksit salımlarının en az toplam % 55’ini karşılayan Ek I Taraflarıdır– onaylama, kabul ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uygun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uygun">uygun</a> bulma belgelerini sundukları tarihten 90 gün sonra yürürlüğe girecektir. Bu açıdan bakıldığında, ABD’nin KP’nü onaylaması, onun bir an önce yürürlüğe girmesi açısından yaşamsal bir önem taşımaktadır.<br />
Özellikle GYÜ ve hükümetdışı kuruluşlarca çok eleştirilen Kyoto düzenekleri ise, Taraflara, sera gazı salımlarını buna bağlı olarak da iklim değişikliğinin etkilerini en aza indirme etkinliklerini en <a href="http://www.genelbilge.com/tag/dusuk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with DüşüK">düşük</a> maliyetle yüklenmek için, ulusal sınırlarının dışına çıkma izni vermektedir. Gerçekte KP, bu düzeneklerin nasıl tasarlanacağı ve yürütüleceği konusunda çok az şey söylemektedir. Bu yüzden düzenekler, OECD ve AB üyesi Ek I Tarafları ve GYÜ’in lider ülkelerince Kyoto’dan sonra tüm yönleriyle çok yoğun bir biçimde tartışılmaktadır. KP’ne ilişkin çalışmalar, özellikle Kasım 1998’de Buenos Aires’te yapılan TK-4’ten başlayarak ivme kazanmıştır. TK-4’te iki yıl için kabul edilen Buenos Aires Eylem Planı (BAEP), esas olarak Kyoto düzeneklerini içeren yürütme etkinliklerine odaklanmaktadır. BAEP, KP yürürlüğe girdiğinde –ki bu tarih özellikle ABD’nin tutumu yüzünden henüz <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belli">belli</a> değildir– sorunsuz bir biçimde işleyebilmesini sağlamak amacıyla ayrıntıları ve daha çözümlenmemiş sorunları sonuçlandırmak için gerekli olan konuları ve çalışmaları düzenlemektedir. Aynı zamanda birer TK kararı olarak kabul edilmiş olan ve BAEP altında da özel olarak kabul edilen kararlar şunlardır (FCCC/CP, 1999):<br />
– Mali düzenekler: GYÜ’e kendi yükümlülüklerini yerine getirmeleri ve iklim değişikliğinin etkileri için karşı önlemleri almaları konularında yardımı içerir;<br />
– Politikalar ve önlemler: AB’nin gündeme getirdiği ve üzerinde durduğu bu konu üzerinde daha fazla çalışılmasını içerir;<br />
– Teknolojilerin geliştirilmesi ve aktarılması: İklim dostu teknolojilerin geliştirilmesi ve GYÜ’e aktarılmasını içerir;<br />
– İDÇS’nin, 4.8 ve 4.9 nolu maddelerinin ve KP’nün 2.3 ve 3.14 nolu maddelerinin yürütülmesi: İklim değişikliğinden ve karşı önlemlerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ekonomik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ekonomik">ekonomik</a> sonuçlarından etkilenen ülkelerin kaygılarını ve gereksinimlerini içerir;<br />
– Kyoto düzeneklerine ilişkin Çalışma Programı: Öncelik Temiz Kalkınma Düzeneği’ne (TKD) verilmek üzere, Kyoto düzeneklerini yöneten kuralları ve öteki ayrıntıları içerir;<br />
– Kılavuz evre altında ortaklaşa yürütülen etkinlikler: Ortaklaşa yürütülen etkinliklerin kılavuz evresinin uzatılmasını içerir.<br />
Ne yazık ki BAEP kararları konusunda iki yıl süren çalışmalardan elde edilen sonuçlar, Kasım 2000’de yapılan TK-6’de görüşülmüş ve üzerinde uzlaşmaya varılamadığı için resmi TK-6 kararları olarak yayımlanamamıştır.</p>
<p>3. KYOTO DÜZENEKLERİ</p>
<p>3.1. Ortak Yürütme<br />
Kyoto Protokolü&#8217;nde yer alan Ortak Yürütme (OY) ve Temiz Kalkınma Düzeneği (TKD) projeye dayalı düzeneklerdir. Yatırımcılar, OY&#8217;de Emisyon İndirim Birimleri (EİB) ve TKD&#8217;nde Onaylanmış Emisyon İndirimleri (OEİ) olarak adlandırılan çevre kredileri kazanabileceklerdir.<br />
KP&#8217;nün 6. Maddesi, OY’yi tanımlamaktadır. Bu Madde&#8217;ye göre, &#8220;3. Madde&#8217;deki yükümlülüklerini yerine getirme amacıyla bir Ek I Tarafı, ekonominin herhangi bir sektöründe salımları kaynaklarda azaltmayı ya da sera gazı yutakları yoluyla atmosferden uzaklaştırmayı amaçlayan projeler sonucunda, diğer bir Ek I Tarafından EİB kazanabilir ya da diğer bir Ek I Tarafına EİB aktarabilir&#8221; (UNEP/CCS, 1998). EİB aktarılması ya da kazanılması için dört koşul getirilmiştir. Bunlar:<br />
1) OY projesi ilgili devletlerce kabul edilmelidir;<br />
2) Proje, kaynaklardan salınan salımlarda azaltma ya da salımların yutaklar tarafından uzaklaştırılmalarında artış sağlamalıdır ve bu artış, projenin olmaması durumunda olacak herhangi bir değişikliğe ek olmalıdır;<br />
3) Hiçbir ülke, salımları öngören bir ulusal sistem kurmadığı ve kendi ulusal bildirimini göndermediği sürece EİB alamayacaktır;<br />
4) EİB&#8217;nin kazanımı, 3. Madde&#8217;deki yükümlülüklerini yerine getirmek için kendi ülkesinde yaptığı etkinliklere ek olacaktır. </p>
<p>3.2. OY’ye İlişkin Bazı Değerlendirmeler ve<br />
      Sorunlar<br />
OY’de Yerli İndirimler Öncelikli midir? KP/6. Madde, Taraflar’ın kazandığı EİB&#8217;nin ülkelerinde yaptıkları etkinliklere ek olacağını belirtmektedir. Ancak KP, EİB kazanımı ile kendi ülkesinde yaptığı etkinlikler arasındaki oranı açıklamamıştır ve konu, Kyoto düzenekleri ile ilgili görüşmelerin bir bölümü olarak hâlâ tartışılmaktadır. Bu belirsizlik, ülkeleri, KP/Ek B&#8217;de verilen ayrılmış miktarlarına ulaşmak için, daha çok, OY gibi ucuz yolları seçmeye yönlendirebileceğinden, ülkelere kazanabilecekleri EİB kullanımı için bir üst sınır getirilmelidir.<br />
OY, Salımlarda Gerçek İndirimlerin Kazanılmasını Sağlayacak mıdır? KP/6. Madde ile gelişmiş ülkelere verilen toplam salımları birlikte azaltma olanağı, hem umut hem de tehlike taşımaktadır. Bu bir şekilde, AB&#8217;nin bazı devletlere salımlarını arttırma hakkı verirken, diğerlerinden bunu dengelemek için azaltmasını isteyerek kendi üyeleri arasında sera gazı salımlarının paylaştırması şeklinde tasarladığı bir ‘politik ticaret’ olarak düşünülebilir. Başka bir olasılık, fosil yakıtlara bağımlı olan ve enerjiyi verimli bir şekilde kullanamayan doğu Avrupa ülkeleri ve eski Sovyetler Birliği ülkeleri, CO2 salımlarında 1990&#8242;dan bu yana gerçekleşen büyük oranlardaki indirimlerini sanayileşmiş öteki Ek B (Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya gibi) ülkelerindeki artışlarla birleştirerek, bu artışları dengelemeye çalışabilirler. Bunun sonucunda, OY düzeneği altında sera gazı salımlarında gerçek bir indirim yapılmayabilir.<br />
Temel Salım Düzeyinin Belirlenmesi: Proje sonucunda elde edilecek indirimlerin ek olduğu kanıtlanmalıdır. Bu nedenle, salımların proje öncesindeki düzeylerinin ve oranlarının net bir şekilde belirlenmesi, proje sonrasında gerçekte ne kadar indirim kazanıldığının hesaplanması açısından önemlidir.<br />
OY ve Yutaklar: KP 3. Madde, bir gelişmiş ülkenin, 1990&#8242;dan sonraki ormanlaşma, yeniden ormanlaşma ve ormansızlaşma etkinliklerinin sonucunda kaynaklardan salınan ve yutaklarca tutulan sera gazı salımlarındaki net değişiklikleri, kendisine ayrılan tutarı için kullanabileceğini açıklamaktadır. Bununla birlikte, 6. Madde Arazi Kullanımı, Arazi Kullanımı Değişikliği ve Ormancılık (AK-AKD-O) etkinlikleriyle ilgili, OY yutak projelerinin sınırlarını tam olarak vermemiştir. Bu, kuramsal olarak projenin olmaması durumunda gerçekleşmeyecek, kaynaklardan salım indirimini ya da arttırılmış yutak emilimini sağlayan herhangi bir AK-AKD-O etkinliğinden EİB kazanılabilir anlamına gelmektedir. Protokole göre, yatırımcı ülkelere aktarılan EİB, yatırım yapılan ülkenin ayrılmış tutarından çıkarılmak zorundadır. Ev sahibi ülke, ormanlaştırma ve yeniden ormanlaştırmanın dışındaki diğer AK-AKD-O etkinliklerini içeren OY projelerine izin verirse, bu kazanılan EİB de onun ayrılmış tutarından çıkarılmalıdır. Bu durumda, kendi salım yükümlülüğünü sözü edilen EİB kullanarak yerine getiremeyecektir. Bu nedenle sadece KP/Madde 3.3.’de belirtilen OY yutak etkinliklerine izin verilmelidir. Ayrıca, ülkelere yutak projelerinden kazanılmış EİB sonucunda kendi ayrılmış tutarlarının herhangi bir bölümünün ticaretini yapmalarına olanak sağlanmamalıdır.</p>
<p>3.3. Temiz Kalkınma Düzeneği<br />
TKD’nin amacı, KP/Madde 12’de, &#8220;Gelişme yolundaki ülke Taraflarına, sürdürülebilir kalkınmaya ulaşmada ve Sözleşme’nin nihai amacına katkıda bulunmaya yardımcı olmak; gelişmiş ülke Taraflarına ise, 3. Maddedeki sayısal olarak belirlenmiş salım sınırlandırma ve azaltma yükümlülüklerini başarma yolunda yardım etmek&#8221; olarak belirlenmiştir (UNEP/CCS, 1998). Bu maddeye göre:<br />
a) TKD çerçevesinde, gelişmekte olan Taraflar (Ek I dışı Taraflar) OEİ ile sonuçlanan Onaylanmış Proje Etkinlikleri’nden (OPE) yararlanırken, Ek I Tarafları, bu tip projelerden kazandıkları OEİ’ni, 3. Maddede sayısal olarak belirlenmiş salım sınırlandırma ve azaltma yükümlülüklerinin bir bölümünü yerine getirmeye katkıda bulunmak için kullanabileceklerdir;<br />
b) TKD, KP Taraflar Toplantısı’nın (TT) yetkisine ve kılavuzluğuna bağlı olacak ve bir TKD yürütme kurulunca yönetilecektir;<br />
c) Proje etkinliklerinden sağlanan salım azalışları, TT’nca düzenlenecek olan uygulama organlarınca, aşağıda verilenlere dayanarak onaylanacaktır:<br />
i) Etkinliğe katılan Tarafların uygun gördüğü gönüllü bir katılım;<br />
ii) İklim değişikliğinin etkisini en aza indirme ile ilişkili gerçek, ölçülebilir ve uzun süreli yararlar; ve<br />
iii) Onaylanmış bir proje etkinliği bulunmadığında oluşan herhangi bir azalışa ek olan salım indirimleri.<br />
d) TKD, gerektiğinde OPE’ne sermaye sağlama düzenlemelerine yardım edecektir; TT-1, OPE’nden sağlanan kazançların paylaşılmasının, TKD’nin yönetim harcamalarını kapsamasının yanı sıra, özellikle iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı duyarlı olan gelişme yolundaki Taraflara (örneğin, alçak uzanımlı ülkelere ve ada ülkelerine), bu etkilere uyum gösterme giderlerini karşılamada yardım için kullanılmasını güvenceye almaktadır.<br />
e) Özel kuruluşlar ve/ya da kamu kuruluşları (şirketleri), OEİ sağlayan TKD projelerine katılabilirler. Bu kuruluşlar, TKD yürütme kurulunca sağlanan kılavuzluk hizmetini izlerler; OEİ, 2000 yılından ilk yükümlülük döneminin başlamasına kadar elde edilebilir ve bu OEİ, 2008 ve 2012 yılları arasındaki bu ilk yükümlülük döneminde salım yükümlülüğünün başarılmasına yardım etmek için kullanılabilir.</p>
<p>3.4. TKD’ne İlişkin Bazı Değerlendirmeler ve<br />
     Sorunlar<br />
KP düzenekleri, gerçekte Ek I Taraflarının lehine geliştirilmekte olduğu için, burada daha çok gelişme yolundaki Tarafların eleştirileri ve görüşleri dikkate alınacaktır. Böyle bir yaklaşım, Türkiye’nin gelecekte bu yeni düzeneklerden yararlanabilmesi açısından da önemli olabilir.<br />
Nasıl Bir Kazanım Dönemi? TKD, gelişmiş ülkelere 2000 yılından 2008-2012 ilk yükümlülük dönemine kadar üretilen OEİ’ni, bu yükümlülük dönemindeki salım yükümlülüğü için kullanma olanağı vermektedir. Bu durum, gerçekte OEİ’ne dayanan ‘yükümlülük öncesi dönem bankacılığı’ olarak ortaya çıkmaktadır. Eleştiriler, yalnız yükümlülük döneminde azaltılan salımların dikkate alınması gerektiği noktasında birleşmektedir.<br />
‘Onaylanmış Emisyon İndirimleri Bankacılığı’nın Sakıncaları: TKD, gelişmiş ülkelere birinci yükümlülük döneminden önce ‘OEİ bankacılığı’ yapma olanağı vermektedir. Protokol’ün bu hükmünü savunanlar, yükümlülük öncesi dönemdeki OEİ bankacılığının, gelişmiş ülkelerin GYÜ’de salım azaltıcı teknoloji ve yutak geliştirme alanlarında erken yatırım yapmalarını özendireceğini öne sürmektedir. Ancak, 2000 ve 2007 arasında üretilen OEİ bankacılığının yapılabilmesi ve sonra bunları 2008-2012 dönemi için kendilerine ayrılan tutarlara ulaşmak için kullanmaları da, gelişmiş Ek I Taraflarının kendi ülkelerinde daha azını yapmaları için başka bir teşvik daha yaratır. Gelişmiş ülkeler, kendi yerli salımlarını azaltmaksızın yükümlülüklerine ulaşmak için yeterli kredileri biriktirebildikleri için, salımları azaltma yükümlülükleri amacıyla yapmaları gerekenden çok daha azıyla yetinebilirler ya da ‘kurtulabilirler’.<br />
TKD Gelişmiş Ülkeler İçin Belirlenen Tutarlara Eklenir: TKD, gelişmiş ülkelere, gelişmekte olan ülkelerdeki projelerden üretilen OEİ’ni, kendilerine ayrılan tutarlara ekleme izni vermektedir. Bir gelişmiş ülkenin belirlenmiş tutarına katılan bir salım ‘kredisi’nin, bunun karşılığında başka bir gelişmiş ülkenin belirlenmiş tutarından sağlanan bir ‘borç’ tarafından dengelendiği ST’nin ve OY’nin tersine, TKD aracılığıyla oluşturulan krediler, Ek I Taraflarının ayrılmış tutarlarına ektir.<br />
TKD Yutak Projelerini İçermeli midir? KP/12. Madde’de, TKD projelerinin, gerçek, ölçülebilir ve ek indirimler oluşturması gerektiği belirtilmiştir. Bazı görüşlere göre, 12. Madde’de yutaklar için özel bir göndermenin bulunmayışı, bu etkinliklerin TKD’ne alınmayabileceğini göstermektedir. Bazı görüşler, yutakların KP/Madde 3.3’de (ya da Madde 3.4’teki etkinliklerde) anlaşmaya varılanlarla sınırlı tutulması gerektiğini ya da yutak projelerinin tümüne izin verilmesi gerektiğini öne sürmektedir.<br />
TKD Kapsamındaki Yutak Projeleri Ormanlar İçin Köklü Bir Çözüm müdür? Ormanlar üzerindeki aşırı baskı ve bunun sonucunda GYÜ’de ortaya çıkan yüksek ormansızlaşma oranları, yutak projelerinin TKD’ne sokulmasını potansiyel olarak çekici bir girişim yapmaktadır. Buna izin verilmesi durumunda, TKD’nin, gelişmiş ülkeleri, GYÜ’deki, olmaması durumunda bozulabilecek olan ormanları koruyan projelere yatırım yapmaları için özendirebileceği olasılığı da tartışılmaktadır. Kuramsal olarak, bu tip projeler, normal koşullarda ormansızlaşma süresince atmosfere salınan karbon için güvenilir bir karbon deposu olur. Ancak, orman projelerinin TKD’ne alınmasına izin verilmesinin bazı önemli sakıncaları bulunmaktadır: Birincisi, ormansızlaşma etkinliği kolaylıkla başka bir yere kaydırıldığında, ormansızlaşmadan kaynaklanan salımlarda net bir azalma olması güvence altına alınamaz. Ayrıca, ormansızlaşma gelişme yolundaki bir ülkenin, coğrafi olarak bir bölgesinde önlenebilmesine karşın, ülkenin başka bir yerine de kolaylıkla taşınabilir. İkinci olarak, KP’nde hesaba katılan orman etkinliklerinin, doğal ormanların kesilmesini ve bunların yerine hızlı büyüyen plantasyonların yetiştirilmesini destekleyebileceği yönünde gerçek bir tehlikeden de söz edilebilir. Gerçekte, plantasyonlar, ekolojik özellikler ve özellikle biyolojik çeşitlilik açısından hiçbir şekilde doğal bir ormanın yerini tutamaz.<br />
TKD Projeleri Gerçek ve Ek Azalışlarla Sonuçlanmayabilir: GYÜ’deki TKD projelerinin, kuramsal olarak bu ülkelerdeki olağan salım büyümesini sınırlandırarak, küresel salımlarda gerçek azalışlar oluşturacağı düşünülmektedir. Ancak, GYÜ’in salım yükümlülüklerinin bulunmadığı dikkate alındığında bu azalma gerçekleşmeyebilir. Gerçek, GYÜ’in bir salım hedefine sahip olmayışının, temel salım düzeyinde ve bir projenin oluşturduğu salım yararının abartılması yönünde kuvvetli bir teşvik olduğunda, TKD projelerinin salımlarda ciddi azalışlar üretmesini sağlayan güvencelerin bulunmadığı anlamına gelmesidir. Başka bir tehlike daha vardır; o da, yatırımcı ülkelerin, TKD olmadığında bile GYÜ’de herhangi bir yolla oluşan salım indirimleri için projelerden krediler kazanabilecek olmalarıdır.<br />
TKD Gerçekten ‘Temiz ve Yeşil’ Olacak mı? Sürmekte olan TKD görüşmelerindeki önemli bir tartışma konusu da, TKD altında izin verilecek olan salım azaltma teknolojilerinin tipidir. TKD, gelişme yolundaki ülkelerin gerçekten gereksinim duyduğu yenilenebilir enerji sistemlerini ve enerji-verimli teknolojileri sağlama potansiyeline sahiptir. Gerçek anlamda olması gereken ya da TKD’nden beklenen de budur. Salımların azaltılması ve iklim sisteminin korunması açısından daha köktenci davranmayı savunanlar, bu yüzden, TKD’nin ‘temiz kömür teknolojisi’ ve ‘temiz nükleer enerji santralları’ projelerini içermesine şiddetle karşı çıkmaktadır. Bize göre, TKD, GYÜ’e, enerji verimliliği yüksek temiz ve yeni teknolojiler ile yenilenebilir enerji sistemleri sağladıkça taraftar bulup gelişecektir; yoksa modası geçmiş eski ve tehlikeli enerji teknolojilerinin ihracı ile değil. </p>
<p>3.5. Salım Ticareti<br />
Salım ticareti (ST), KP/Madde 17&#8242;de yer almaktadır. KP/Ek B&#8217;deki Taraf ülkeler (sanayileşmiş ülkeler ile ekonomileri geçiş sürecindeki ülkeler), 3. Madde&#8217;deki yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla sera gazı salımları ticaretine katılabilirler (UNEP/CCS, 1998). Buna benzer herhangi bir ticaret, 3. Maddedeki niceliksel salım sınırlandırma ve azaltma yükümlülüklerinin karşılanması amacıyla, yerli eylemlere ek olacaktır. ST, Tarafların salımlarına yasal olarak bağlayıcı bir sınır getirme ve daha sonra Tarafların kendileri için ayrılmış bu tutarların bir bölümünün ticaretini yapmalarına izin verme şeklinde çalışır. Ticaret her anlamda tamamlandıktan sonra, salımların toplam tutarı (Tarafların kendileri için belirlenmiş ya da ayrılmış tutarları) herhangi bir ticaretin başlamasından önceki toplam tutara eşit olmalıdır.<br />
Birçok gelişmiş ülke yaygın enerji verimliliği önlemlerini gerçekleştirmede başarısız olmuşlar ve enerjiyi çok savurganca kullanmışlardır. Kurulmasına çalışılan bir ‘salım ticareti rejimi’ bu ülkelere kendi yerli salımlarını yükümlülüklerinin altına düşürme açısından iyi bir teşvik olabilir. Çünkü ‘fazla’ indirimlerinin (teknik anlamda kendileri için ayrılmış tutarların fazlasını) satışından elde edecekleri para, salımlarını azaltma maliyetinden daha çok olabilir. Bazı ekonomistler, sistemin iyi çalışması ve ülkelerin KP/Ek B Taraflarının toplam salım sınırlarından daha fazla izin satmaması durumunda, salım ticareti rejiminin küresel salım indirimlerine en düşük maliyetle ulaşmada ekonomik açıdan anlamlı olduğuna inanmaktadır. Bu nedenle, salım ticareti kuramsal olarak küresel salımlarda ticaretin olmaması durumundakinden daha maliyet-etkin bir indirim getirecektir ve diğer bazı ekonomik yararlar sağlayacaktır. Bu ideal durumdur. Ancak küresel salım ticareti rejiminin oldukça kötüye gidebileceği ya da ters işleyebileceği durumlar da bulunmaktadır.</p>
<p>3.6. ST’ne İlişkin Bazı Değerlendirmeler ve<br />
Sorunlar<br />
KP&#8217;de Salım Ticaretine İlişkin Hiçbir Ayrıntı Bulunmamaktadır: KP/17. Madde, salım ticareti rejiminin nasıl işleyeceğine ilişkin ayrıntıları (ilkeleri, kavramları, kuralları ve kılavuzları) içermemektedir. Bu ayrıntılar, TK&#8217;da oluşturulacaktır ve konuyla ilgili görüşmeler Buenos Aires kararları çerçevesinde sürmektedir. ST’nin saydamlığını, etkin gözlemini, doğrulamasını sağlayacak ve uyumsuzluk durumunda yasal olarak bağlayıcı cezalar ile ticaret için bir sorumluluk sistemi içerecek kurallara karar verilmesi zorunludur. KP yasal olarak bağlayıcı uyum kuralları içermemektedir. Başka sözlerle, bir Taraf ülkenin salımları kendisine ayrılmış tutarını aşması durumunda bu ülkeyi cezalandırmanın hiç bir yolu bulunmamaktadır. Gerçekte, söz konusu sorun yalnız salım ticaretine özgü olmamakla birlikte, ayrılmış salım tutarlarının satışından elde edilebilecek para gerçeği, salım ticareti sisteminde daha ivedi ve önemli bir sorun olarak görünmektedir.<br />
Ticarete Bir Sınır: Yerli İndirimler Önceliklidir: KP/17. Madde’ye göre, Tarafların kendi yükümlülüklerini yalnız kullanılmamış salımları satın alarak ve salımlarını evlerinde azaltmaya ilişkin hiçbir etkinlikte bulunmayarak yerine getirmelerine izin verilmeyecektir. Salımları ulusal sınırlar içerisinde azaltma zorunluluğu, sanayileşmiş ülkelerdeki çoğu zaman savurgan ve lüks enerji tüketim kalıplarını değiştirmek ve enerji verimli teknolojiler ile yenilenebilir enerji sistemlerinin dünya çapında kullanılmasını sağlamak açısından önemlidir. Öte yandan, yükümlülükleri karşılamada salım ticaretine güvenerek evdeki salımların kontrolsuz artışına izin verilmesi tehlikeli bir stratejidir. Ayrıca, Rusya Federasyonu ve Ukrayna gibi bugün satacak salımları bulunan ülkelerin, sonraki yükümlülük dönemlerinde daha fazla salım indirim yükümlülüklerinin olması ve enerji istemlerinin artması durumunda, artık kullanılmamış ayrılmış tutarları kalmayabilir. Ağırlıklı olarak salım ticaretine güvenmiş ülkeler, varolan salım kredilerinin tutarı azaldıkça olumsuz bir rekabet durumu ile karşılaşacaklardır. 17. Madde, yükümlülüğün ne kadarının salım ticareti ile karşılanacağını tam olarak belirtmemiştir. Yerli etkinliklerle salım azaltmaya gönülsüz olan ve esas olarak salım ticareti ile öteki Kyoto düzeneklerini kullanarak yükümlülüklerini yerine getirmek isteyen bazı gelişmiş ülkeler, bu düzenekler yoluyla karşılanabilecek pay üzerinde bir üst sınırın belirlenmesine de karşı çıkmaktadırlar.<br />
ST ve ‘Sıcak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hava/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hava">Hava</a>’: ST ile ilgili en önemli sorunlardan biri ‘sıcak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hava/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hava">hava</a>’ olarak bilinen konudur. KP/Ek B&#8217;deki ayrılmış miktarları, öngördükleri salım tutarlarının çok üstünde olan ülkelerin fazla indirimleri ‘sıcak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hava/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hava">hava</a>’ olarak adlandırılmaktadır. Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Avustralya dışında, tüm durumlarda KP&#8217;nin olmaması durumunda öngörülen salımlar, izin verilmiş salım bütçesinin üzerine çıkmaktadır. Sorun, öncelikle Rusya Federasyonu ve Ukrayna&#8217;nın sera gazı salımlarının KP yükümlülüklerinin (salımlarını 2008-2012 yükümlülük döneminde 1990 düzeyinde tutmak) oldukça altında olmasından kaynaklanmaktadır. Salım ticaretinin olmaması durumunda bu fazla salımlar atmosfere verilmeyecekti ve gelişmiş ülkelerin toplam salımları 1990 seviyesinden % 7-12 aşağısında olacaktı. Çok sayıda kuruluşun ve bu ülkelerin kendi öngörülerine göre, 2010 yılında Rusya Federasyonu ve Ukrayna&#8217;nın salımları 1990 düzeylerinin oldukça altında olacaktır. Bazı öngörüler, 2010 yılındaki CO2 salımlarının 1990 düzeylerinden % 22 oranında daha az olacağını göstermektedir (Greenpeace, 1998a).<br />
Bir başka potansiyel sıcak hava, Avustralya&#8217;nın 1990 yılındaki arazi kullanım salımlarından ve KP&#8217;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nun">nun</a> olmaması durumunda bu salımların azalacağı gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Madde 3.7&#8242;nin bir sonucu olarak Avustralya&#8217;ya, 1990 yılındaki çoğunlukla ormansızlaştırma etkinliklerinden kaynaklanan kendi arazi kullanım değişikliği salımlarını, ayrılmış tutarını hesaplamada kullanılan temel tutara eklemesine izin verilmiştir. Bunun sonucunda izin verilmiş Ek I salımları % 0.9 oranında artmaktadır. Kyoto&#8217;da yaygın olarak bilinmeyen konu, Avustralya&#8217;nın ormansızlaşma etkinliklerinin azaldığı ve 1994’de 1990 düzeylerinin % 31 altında olduğudur. Oysaki bu salımlar, KP&#8217;nün olmaması durumunda azalmaya devam edecekti (Greenpeace, 1998b).<br />
‘Sıcak hava’ ticaretinin, iklim sisteminin korunması için olabildiğince sınırlandırılması zorunludur. Salım ticareti için geliştirilecek kurallar, ayrılmış tutarların satışı ya da aktarılması ile ilgili bir sınırı içermelidir. Satış sınırı, fazla salımları olan satıcılara yalnız kendi ayrılmış tutarlarının kararlaştırılmış en yüksek tutarı kadarını aktarabilmelerine izin verecektir. Bu yaklaşım sıcak hava sorununu azaltacak, ama ortadan kaldırmayacaktır. Ayrıca, yerli indirimlere öncelik verilmesini sağlamak açısından bir satın alma sınırının getirilmesi önemlidir. Bir gelişmiş ülkenin kendi ayrılmış tutarına eklenmek üzere ne kadar salım izni satın alabileceğine ilişkin niceliksel bir üst sınır konulması gerekmektedir.</p>
<p>4. LAHEY KONFERANSI ve SONUÇLARI<br />
İDÇS Taraflar Konferansı 6. Toplantısı (TK-6) ve yardımcı organlarının 13. toplantıları 13-25 Kasım 2000 tarihleri arasında Hollanda’nın Lahey kentinde gerçekleşti. TK-6’ya, 182 hükümeti temsil etmek üzere 7.000 katılımcı, 323 hükümetlerarası ve hükümetdışı kuruluş ve 443 medya kuruluşunun katıldığı açıklandı.<br />
Toplantının ana görevi ve amacı, KP’nün, gelişmiş ülkelerin sera gazı salımlarını 2008-2012 birinci yükümlülük döneminde 1990 düzeyinin altına indirme yükümlülükleri için gerekli olan uygulama ayrıntılarını oluşturmak ve İDÇS’nin yürütülmesinin kuvvetlendirilmesi eylemleri konusunda Taraflar arasında bir anlaşmaya ulaşabilmekti (Türkeş, 2001). Bu amaca ulaşabilmek için, Buenos Aires Eylem Planı çerçevesinde iki yıldır sürdürülen hazırlık çalışmalarının ve görüşmelerin sonuçlarına yaklaşmayı denedi. Ancak, Konferans sırasında gerçekleştirilen İDÇS yardımcı organlarının toplantılarında, Eylül 2000’de Lyon’da hazırlanan ve TK-6 için kabul edilmiş olan kararları da içeren çok sayıda taslak sonuçlardan, özellikle çok hassas olan konular üzerinde bir anlaşmaya varılamadı.<br />
Konferansın birinci haftasındaki resmi olmayan toplantılarda, İDÇS ve KP ile ilgili çok sayıda konuda kararlar almak için hazırlanan çalışma belgeleri üzerindeki farklı görüşlerin azaltması amaçlanmıştı. TK-6 Başkanı Hollanda Çevre Bakanı Jan Pronk, görüşmelerin yavaşlaması üzerine, 23 Kasım günü Taraflar arasında bir uzlaşmayı kolaylaştırmak amacıyla ‘anahtar konular’ üzerindeki kendi görüşlerini içeren bir Not dağıttı. Bu not, bu Konferansa özgü bir biçimde ‘Başkanın Notu’ olarak adlandırılmıştır. Başkan Pronk, bu amacına ulaşabilmek için çözümlenemeyen ana politik ve teknik konuları aşağıda verilen dört ‘grup’ ya da ‘kutu’ altında topladı:<br />
(i) Kapasite oluşturma, teknoloji aktarma, iklim değişikliğinin olumsuz etkileri, karşı önlemlerin etkilerine yönelik eylemler, az gelişmiş ülkelerin özel gereksinimleri ve Küresel Çevre Olanağı (GEF) için fon düzenekleri ve kılavuz;<br />
(ii) Kyoto düzenekleri (TKD proje etkinlikleri, ulusal eylemlerin önceliği, ST kuralları, vb.);<br />
(iii) Arazi kullanımı, arazi kullanımı değişikliği ve ormancılık (AK-AKD-O) konuları (ormanlaşma, yeniden ormanlaşma ve ormansızlaşmanın tanımlanması, TKD altındaki AK-AKD-O etkinlikleri, vb.);<br />
(iv) 5. (yöntemsel konular), 7. (ulusal bildirimler) ve 8. (ulusal bildirimlerin gözden geçirilmesi) maddeler altındaki, uyumluluk, politikalar ve önlemler ile muhasebe, rapor etme ve gözden geçirme konuları.<br />
Bakanlar düzeyindeki yoğun görüşmeler ve tartışmalar 24-25 Kasım günlerinde yaklaşık 36 saat sürmesine karşın, Başkanın önerileri üzerinde herhangi bir uzlaşmaya ulaşılamadı. Özellikle AK-AKD-O, takıntılı konuların en önemli olarak öne çıktı.<br />
Yukarıdaki paragraflarda özetlenen anahtar konular üzerinde Taraflar arasındaki (örneğin, genel olarak, ABD, Japonya, Kanada ve Avustralya ile AB; ABD ile AB; gelişmiş ülkelerle gelişme yolundaki ülkeler arasındaki ve AB’nin kendi içerisindeki) derin görüş ayrılıklarından kaynaklanan tüm bu olumsuz gelişmeler sonucunda, Başkan Pronk, Konferansın son gününde, 25 Kasım öğleden sonra, yüksek düzeyli bir resmi olmayan genel toplantı düzenleyerek, delegelerin bir anlaşmaya ulaşmada başarısız olduklarını dünyaya duyurdu. Konferanstan çıkan bu sonuca göre, üzerinde anlaşmaya varılamayan tüm konular için 2001 yılı sonundaki TK-7’de kararlar alabilmek için gerekli olan uzlaşma noktasına, 2001 yılındaki İDÇS yardımcı organlarının resmi ve Tarafların resmi olmayan hazırlık toplantılarında şekillenen görüşlerle ulaşılabileceği beklenmektedir.<br />
Ulaşılan bu noktada, Başkanın bu açıklamasının, küresel iklim sisteminin korunması ve iklim değişikliğinin ve etkilerinin önlenmesi açısından, genel olarak dünya kamuoyunda bir hayal kırıklığına ve özel koşulları nedeniyle küresel ısınmanın etkilerinden en fazla zarar görecek olan ülkeler ile gönüllü çevre kuruluşlarında bir kızgınlığa yol açtığını söylemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>5. TÜRKİYE ve İDÇS<br />
Bu bölümde, Haziran 1992 Rio Zirvesi’nin öncesinden başlayarak, Türkiye’nin İDÇS karşısındaki konumu ve İDÇS’ye yaklaşımı; İDÇS Hükümetlerarası Görüşme Komitesi (HGK) sürecinde ve Kyoto’dan başlayarak Lahey’e kadar olan dönemde İDÇS’nin eklerinden çıkma konusundaki girişimleri ve gelinen nokta, tarihsel ve politik gelişimi içerisinde değerlendirilmiştir.<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/devlet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Devlet">Devlet</a> Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü&#8217;nün eşgüdümünde 1991 ve 1992 yıllarında gerçekleştirilen Rio Zirvesi’ne hazırlık çalışmalarında; Türkiye&#8217;nin, İDÇS&#8217;ne kendi koşullarını, özellikle gelişme düzeyini, kalkınma hedeflerini, tüketim modelini dikkate alarak taraf olması ve ülkelerin yükümlülüklerinin, gelişmişlik düzeylerine, emisyon seviyelerine ve sorumluluklarına göre saptanması gerektiği belirtilmiştir (Türkeş ve arkadaşları, 1992). Yürürlükteki enerji politikası gereği, ulusal kaynakların özellikle yerli linyitlerin kullanılmakta olduğu ve gelişmiş ülkeler ile karşılaştırıldığında, enerji tüketiminin çağdaş yaşam düzeyi açısından yetersiz olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, daha az CO2 salan kaynaklara ve daha verimli yakma teknolojilerine yönelmek gerektiği, enerji tasarrufunun arttırılması ve araştırma-geliştirme çalışmalarına yer verilerek desteklenmesi gereği de vurgulanmıştır. Tüm bu değerlendirmeler ve görüşler, Türkiye&#8217;nin Sözleşme&#8217;ye GYÜ arasında taraf olma isteğinin doğru bir yaklaşım olduğunu ortaya koymuştur.<br />
Ancak, İDÇS/HGK’nin Rio Zirvesi öncesi Mayıs 1992’de New York&#8217;ta yapılan 5. toplantısının 2. bölüm görüşmeleri sonucunda; Türkiye, OECD ve pazar ekonomisine geçiş sürecindeki Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle birlikte Ek I’e, hem de OECD ülkeleriyle birlikte Ek II’ye alınmıştır (INC/FCCC, 1992). Sonuç olarak Türkiye, Sözleşme’nin eklerinde gelişmiş ülkeler arasında değerlendirildiği için ve bu koşullar altında özellikle enerji ilişkili CO2 ve öteki sera gazı salımlarını 2000 yılına kadar 1990 düzeyine indirme, gelişme yolundaki ülkelere mali ve teknolojik yardım vb. konularındaki yükümlülüklerini yerine getiremeyeceği gerçeğiyle, Sözleşme’yi Rio’da imzalamamış ve bugüne kadar da taraf olmamıştır. Türkiye&#8217;nin bu tavrı, sözleşmenin özünü oluşturan ve gelişmiş ülkelere bırakılan sera gazı salımlarını azaltma yükümlülükleri açısından Türkiye&#8217;nin özellikle enerji ilişkili (burada yakıt tüketimi) CO2 salımlarının ve projeksiyonlarının değerlendirmesi ile olasıdır (Anonim, 2000).<br />
Türkiye, yakıt tüketiminden kaynaklanan salımlar açısından, gelişmekte olan ülkeler arasında ayrı bir yere sahiptir. Türkiye’nin toplam CO2 salımlarında en büyük pay, gelişmekte olan ülkelerin tersine kömürün değil petrolündür. Üstelik, 1990-2020 döneminde petrolün payı, % 48’den % 58’e yükselecektir. Bu dönemde en belirgin düşüş, kömürde gözlenecek ve kömürün toplamdaki payı % 46’dan % 27’ye düşecektir. Bu süreçte önemli etmenlerden biri, Türkiye’nin, konutların ısıtılmasında ve özellikle elektrik üretiminde büyük ölçüde doğal gaza ağırlık verecek oluşudur. Gerçekte, göreli olarak çevre dostu doğal gaz kullanımına geçiş hedefi, Türkiye’yi, hem Hazar’dan gelecek doğal gaz için iyi bir pazar yapacak, hem de küresel salımlardaki artış ile bölgesel ve yerel hava kirliliğine kömür yakılmasının yaptığı önemli katkının azaltılması açısından, olumlu politikalar uygulayan ve önlemler alan bir ülke konumuna getirecektir. Ancak, bu noktada, Türkiye’nin bu kez giderek doğal gaz konusunda dışa bağımlı olmaya başladığını göz ardı etmemek gerekiyor. Petrolün payının yüksekliği, özellikle sanayi ve ulaştırma sektörlerinin petrole dayalı sürdürülebilir olmayan bir enerji tüketim yapısına sahip olmasının sonucudur.<br />
Ulusal iklim değişikliği çalışmaları çerçevesinde Türkiye’nin yakıt tüketiminden kaynaklanan salımlarının hesaplanmasında, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca (ETKB) hazırlanan enerji <a href="http://www.genelbilge.com/tag/denge/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Denge">denge</a> tabloları kullanılmıştır. Türkiye’nin 1970 yılında 41,581 Gg olan karbondioksit (CO2) salımları, 1990 yılında 142,727 Gg’a ve 1998 yılında 198,744 Gg&#8217;a ulaşmıştır (Şekil 2). Enerji <a href="http://www.genelbilge.com/tag/denge/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Denge">denge</a> çizelgelerinde verilen projeksiyon verileri kullanıldığında, CO2 salımlarının 2000, 2005 ve 2010 yıllarında, sırasıyla, 253,578, 347,850 ve 486,465 Gg’a ulaşacağı görülmektedir. Öngörülen yakıt tüketimi tutarları gerçekleşirse, 1990 yılına göre 2000 yılında % 78, 2010 yılında ise % 241 oranında bir artış beklenmektedir.<br />
Yıllara göre sektörlerin yakıt tüketiminden kaynaklanan toplam salıma katkı payları incelendiğinde, 1970 yılında toplam CO2 salımlarının % 28&#8242;si enerji ve çevrim, % 26&#8242;sı sanayi, % 24&#8242;ü ulaştırma ve % 22&#8242;si öteki sektörlerden (konut, hizmet, ticaret, tarım, vb.) kaynaklanırken, bu oranların 1990 yılında % 36 enerji ve çevrim, % 26 sanayi, % 19 ulaştırma ve % 19 öteki sektörler olarak gerçekleştiği görülmektedir (Anonim, 2000). Gerçekleşen yakıt tüketim tutarları kullanılarak hesaplanan en son yıl 1998&#8242;dir. 1998 yılındaki sektör paylarına göre, enerji ve çevrim % 38, sanayi %29, ötekiler kapsamındaki sektörler %17 ve ulaştırma % 16 paya sahiptir. 2010 yılında ise, enerji ve çevrim sektörünün payındaki artışın devam ederek % 46&#8242;ya ulaşması beklenmektedir. 2010 yılında, sanayi, ulaştırma ve öteki sektörlerin beklenen payları ise sırasıyla, % 27, % 16 ve % 11’dir. Bu öngörülere göre, gelecek yıllarda en önemli salım kaynağının enerji ve çevrim sektörü olacağı ve 2010&#8242;larda toplam salımın yaklaşık yarısının bu sektörden kaynaklanacağı anlaşılmaktadır.<br />
Türkiye, Rio sonrasında 1992-1995 döneminde katıldığı hemen tüm İDÇS/HGK toplantılarında ve sonraki İDÇS yardımcı organları ve TK toplantılarında, özellikle enerji ilişkili CO2 ve öteki sera gazı emisyonlarını 2000 yılına kadar 1990 düzeyinde tutmasının olanaksız olduğunu ve Sözleşme&#8217;nin Eklerinden çıkarak ya da Berlin Konferansı’nda açıklandığı gibi, özel koşulları dikkate alınarak kendisine bazı kolaylıklar sağlanması koşuluyla Eklerde kalarak Sözleşme&#8217;ye taraf olabileceğini resmi olarak bildirmiştir.<br />
Kyoto’da, Türkiye’nin İDÇS’nin eklerinden çıkmasına yönelik olarak Pakistan ve Azerbaycan tarafından verilen değişiklik önergeleri, ABD ve AB tarafından kabul edilmemiştir. O aşamada Türkiye’den, salımlara ilişkin gönüllü bir yükümlülüğü kabul etmesi beklenmiştir. Son yıllarda, ABD, Kanada, Avustralya vb. OECD üyesi bazı Taraf ülkeler ile AB üyesi bazı Taraflar, Türkiye’nin Sözleşme’nin eklerinden çıkma isteğini anlayışla karşıladıklarını açıklamışlardır. Ancak bu ülkeler de, Türkiye’nin gönüllü bir yükümlülük almasını istemektedirler. Türkiye’nin tüm çabalarına ve beklentilerine karşın, İDÇS’nin 1998 yılında Buenos Aires’de yapılan TK-4 ve Ekim-Kasım 1999’da Bonn’da yapılan TK-5 toplantılarında, Türkiye’nin Sözleşme’nin Eklerinden çıkma istemi esas olarak ABD’nin ve AB’nin karşı çıkması sonucunda kabul edilmedi ve Kasım 2000 yılında yapılan TK-6’ya (Lahey Konferansı’na) ertelendi.<br />
Türkiye, Kasım 2000’de yapılan Lahey Konferansı’na, Ek-II’den çıkmayı ve İDÇS’ye özel koşullarla, ya da ekonomileri geçiş sürecindeki ülkelere İDÇS’de tanınan esnekliklerin kendisine de sağlanması koşuluyla, bir Ek-I Tarafı olarak kabul edilmek istediğini içeren yeni bir öneriyle katıldı. Ancak, Türkiye’nin bu değişiklik istemi, Pakistan ve Kazakistan tarafından desteklenmesine karşın bir kez daha kabul görmedi. Konferans Başkanı Jan Pronk, sürdürülen danışma çalışmalarına dayanarak sonucu açıkladı ve Tarafları, TK-7’deki asıl karara temel oluşturmak üzere, Türkiye’nin bu yeni değişiklik önerisini Yürütme Yardımcı Organı’nın (SBI’nın) 2001 ortalarında yapılacak olan 14. toplantısında dikkate almaya davet etti.<br />
Gerçekte, İDÇS’nde, Türkiye’nin Eklerden çıkma isteminin gerekçelerine ilişkin ve bu gerekçeleri destekleyen birçok Madde ve paragraf bulunmaktadır. Bunlar Türkiye’nin görüşlerini destekler niteliktedir. Bu maddeler Türkiye’nin Eklerden çıkma istemine gerekçe oluşturan ‘özel koşulları’ ile bağlantısı kurularak özetlenebilir:<br />
Türkiye’nin coğrafi konumu ve sahip olduğu fiziksel coğrafya özellikleri nedeniyle karşı karşıya bulunduğu kuraklık ve çölleşme, doğal afetler, hassas ekosistemler, ekonomide ve enerji üretiminde fosil yakıtlara bağımlılığın yüksek olması vb. özel koşulları, Yükümlülükler Maddesi’nin 4.8. paragrafına gönderme yapılarak açıklanabilir. Dahası, ekonomileri fosil yakıtlara ve enerji yoğun üretimlere bağlı olan ve bu yüzden de alternatif kaynaklara geçişte zorlanacak olan gelişmekte olan ülkelerin ve bu arada da Türkiye’nin Sözleşme’nin yükümlülüklerinin, özellikle de salımları azaltma yükümlüğünün gerçekleştirilmesi konusundaki güçlükleri, Yükümlülükler Maddesi’nin 4.10 paragrafında genel olarak dikkate alınmıştır.<br />
Öte yandan, Tarafların özel koşullarına ve farklı sorumluluklarına, TK-2’de kabul edilen ‘Berlin Buyruğu’ belgesinde de yer verilmiştir (FCCC/CP, 1995). Bilindiği gibi, Türkiye’nin Sözleşme karşısındaki sorunları yalnız Sözleşme’nin kendisinden kaynaklanmamaktadır. Benzer sorunlar, Türkiye için Kyoto Protokolü çerçevesinde öngörülen ‘gönüllü ve zayıf bir salımları kontrol etme ya da sınırlandırma hedefi’ için de geçerlidir. Bu yüzden, Türkiye’nin Berlin Buyruğu’nun I.1.c ve I.1.d maddelerini de dikkate almasında yararlı bulunmaktadır. Bu maddelerde, sırasıyla, GYÜ’lerin, ekonomik büyümeyi sürdürme ve yoksulluğu ortadan kaldırmaya gereksinim duydukları, sürdürülebilir kalkınmaya hakları bulunduğu ve onu desteklemek zorunda oldukları; tarihsel ve bugünkü küresel sera gazı salımlarındaki en büyük payın gelişmiş ülkelerde olduğu ve kişi başına salımları henüz göreli olarak düşük olan GYÜ’in, küresel salımlardaki payının onların sosyal ve kalkınma gereksinimleri karşılanıncaya kadar büyüyeceği vurgulanmıştır. </p>
<p>6. SONUÇ ve TARTIŞMA</p>
<p>6.1. Kyoto Düzenekleri<br />
Kyoto düzenekleri, beklendiği gibi Kyoto sonrası uluslararası görüşmelerin en temel görüşme konusu haline gelmiştir. KP çerçevesinde kurulacak olan bir Temiz Kalkınma Düzeneği (TKD) ve Ortak Yürütme (OY) programının, esas olarak, GYÜ’de ve ekonomileri geçiş sürecinde bulunan ülkelerdeki sera gazı salımlarını sınırlandırıcı ve azaltıcı projelerin finansmanı için sermaye ve kredi sağlaması beklenmektedir. Uluslararası Salım Ticareti (ST) yoluyla da, KP’ne Ek B’de taraf olan Ek I Taraflarına kendi aralarında salım kredilerini satma ve almaya izin verecek olan bir ‘salım ticareti rejimi’ kurulmaktadır. KP düzeneklerinin etkili ve güvenilir olmasını sağlamak amacıyla, Kyoto sonrasında özellikle, düzeneklerin doğası ve kapsamı, projelerin uygunluğu için kriterler, sürdürülebilir kalkınmayla birlikte rekabet, izleme, gözden geçirme ve doğrulama kriterleri gibi konuları da içerecek biçimde, ilkeler, kavramlar, kurumsal kurallar ve kılavuzlar için uluslararası düzeyde çok ayrıntılı görüşmeler ve çalışmalar yapılmaktadır.<br />
OY, bir Ek I ülkesinin diğer bir Ek I ülkesinde sera gazı salımlarını azaltmayı amaçlayan bir projeye yatırım yapmasıyla Emisyon İndirim Birimleri (EİB) kazanması ve bunun kendi belirlenmiş salım yükümlülüğüne sayılması; ev sahibi Ek I ülkesinin aktardığı EİB&#8217;nin ise, o ülkenin kendi fazla indirimlerinden düşülmesi şeklinde gerçekleşecektir. Bu düzenek, Ek I ülkelerinin salım yükümlülüklerini ortaklaşa gerçekleştirmelerini sağlayacaktır. Bunun yanında, AB ülkelerinin salımları kendi içlerinde paylaşarak bir politik ticaret yapmalarına olanak verilecektir. Yine OY sayesinde, ekonomileri geçiş sürecindeki Taraflar, 1990 yılından bu yana oluşan büyük orandaki indirimlerini diğer Ek B ülkelerindeki artışları dengelemekte kullanarak kendi ülkelerine para ve teknoloji aktarılmasını sağlayacaklardır. Protokolün OY ile ilgili 6. maddesi altındaki hükümlerdeki belirsizlik, Ek I ülkelerinin salımları azaltacak yerli önlemler almadan yükümlülüklerini gerçekleştirmelerine yarayacak ve belki de küresel sera gazı salımlarında gerçek bir indirimin oluşmamasına yol açacaktır.<br />
TKD, yükümlülük sahibi bir yatırımcı ülke (gelişmiş ülke) ile yükümlülüğü olmayan bir ev sahibi ülke (GYÜ) arasında gerçekleşen bir OY’dir. Başka sözlerle, gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelerde yüklenilen projelerin finansmanını karşılarlar. KP/Madde 12’ye göre, projelerin, yatırımcı ülkenin kendi salım yükümlülüğünü gerçekleştirmek için kullanabileceği Onaylanmış Emisyon İndirimleri oluşturması gerekmektedir. Görünüşte, TKD, gelişmiş ve gelişme yolundaki ülkeler için çekici bir kavramdır. GYÜ’e kendi kalkınma ve çevresel hedeflerine, başka türlü sahip olamayacakları ‘temiz kalkınma’ yatırımları aracılığı ile ulaşmaları için yardım edilirken, gelişmiş ülkelere kendi yükümlülüklerini daha az maliyetle gerçekleştirmeleri için bir fırsat tanınmaktadır. Ancak, gerçekte TKD, ‘temiz kalkınmayı’ yönlendirmede başarısız olabileceği gibi, küresel sera gazı salımlarında gerçek bir azalma yerine artışa izin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veren/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veren">veren</a>, çok sayıda zayıflık ve belirsizlik içermektedir. TKD’nin ve OY’nin gerçekten ‘temiz ve yeşil’ olabilmesi için, krediler, esas olarak yenilenebilir enerji kaynaklarını ve sistemlerini, enerji verimliliği yüksek teknolojileri ve temiz/verimli kömür yakma teknolojilerini kapsayan projelerden kazanılan OEİ ve EİB için verilmelidir.<br />
ST ise, Ek I ülkelerinin sera gazı salımlarının maliyetin en düşük olduğu yerde indirilmesini destekleyerek, Tarafların Protokol’de verilen ayrılmış yükümlülük tutarlarına ya da hedeflerine ulaşma maliyetini azaltabilecek bir tür ticaret edilebilir izinler düzeneğidir. Başka sözlerle, bu düzenek, salımları belirlenmiş tutarlarından daha fazla olan gelişmiş Tarafların, salımları belirlenmiş tutarlarından daha az olan Taraflardan (esas olarak eski Sovyetler Birliği ülkelerinden) fazla salımlarını satın alabilmelerine olanak sağlamaktadır. KP/Madde 17’de, ST ile yerli etkinlikler arasındaki ‘oranın’ belirsizliği, ticarete ilişkin ilkelerin, kuralların ve kılavuzların oluşturulmamış oluşu ve ormancılık etkinliklerinin (yutakların) bu düzenekteki yerlerinin henüz kararlaştırılmamış olması nedeniyle, olası bir ticaret rejimi sonrasında, Taraflar yükümlülüklerini yerine getirmiş görünürken salımlarında gerçek bir azalma olmayabilecektir. Bu durumda, küresel sera gazı salımlarında küresel ısınmanın önlenebilmesi için bilimsel olarak gerekli olan gerçek ve yeterli bir azalma da olmayacaktır.</p>
<p>6.2. Türkiye’nin Yaklaşımı<br />
Türkiye’nin İDÇS karşısındaki tutumu, 1992-1997 (Rio’dan Kyoto’ya kadar) ve 1997-2000 dönemleri için göreli bir farklılık göstermektedir. Çok özet bir biçimde değerlendirmek gerekirse, Türkiye’nin 1992-1997 dönemindeki ana tutumu, Sözleşme’nin eklerinden çıkmak ve yalnız bu koşullar altında İDÇS’ye taraf olmaktı. Kyoto’da başlayan 1997-2000 dönemindeki tutumu ise, yine Sözleşme’nin eklerinden çıkmak, ama aynı zamanda önceki döneme göre Türkiye’nin Sözleşme karşısındaki sorununu ve bu sürece dahil olmanın somut yollarını araştıran görüşmeleri de içeren daha yumuşak bir yaklaşım (örneğin, çok objektif ve gerçekçi bir sera gazlarını kontrol ya da azaltma hedefini içermese bile, belirli bir hedef yıla ya da yükümlülük dönemine kadar sera gazı salımlarını bir her şey olduğu gibi (business as usual -BAU) senaryosunun altında tutma; ya da OECD ortalaması esas alınarak, bazı kontrol/azaltma hedefinin belirlenmesi, vb.) biçiminde özetlenebilir. Ayrıca bu dönemde, Kasım 1998’te Buenos Aires’te yapılan TK-4’te, gönüllü bir Ulusal Bildirimin yerini tutabilecek nitelikte bir ‘İklim Değişikliği Ulusal Raporu’ da resmi olarak dağıtılmıştır (ME, 1998). Yukarıda özetlenen iki dönemin ortak özelliği, Türkiye’nin, ‘ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluk’ ilkesi altında kendi özel durumu ve güçlükleri dikkate alınarak uygun koşullar oluşturulmadan ve eklerden çıkarılmadan, bu şekliyle İDÇS’ye taraf olmak istemeyişiydi.<br />
Türkiye, Lahey Konferansı’ndaki girişimi ile, uluslararası toplumun önüne ve dolayısıyla görüşmeler sürecine, yine göreli olarak farklı ya da kısmen değişikliğe uğramış bir yaklaşımla çıkmıştır. Bu yeni yaklaşım, ‘Ek-II’den çıkmak’ ve ‘pazar ekonomisine geçiş sürecindeki eski sosyalist ülkelere sağlananlara benzer kolaylıkların Türkiye’ye de sağlanması durumunda Sözleşme’ye Ek-I’de taraf olmak’ ve ‘Türkiye’den istenen sera gazı salımlarını sayısal olarak azaltma yükümlülüğünün, enerjinin bir doyma noktasına ulaşacağı zamana ertelenmesi konusundaki görüşmeleri sürdürmek’ biçimindedir.<br />
Gerçekte, yukarıda ana hatlarıyla verilen görüşmeler sürecinde, Türkiye daha önce de, benzer kolaylıkların ya da geçiş dönemi ayrıcalıklarının sağlanmasını ve özellikle enerji sektöründeki ve buna bağlı olarak sera gazı salımlarının azaltılmasındaki özel güçlüklerini pek çok kere açıkça vurgulamıştır. Ancak bu vurgulamalar ve bunlara dayalı görüşmeler, çoğu zaman yalnız ‘anlayışla’ karşılanmış, ama Türkiye’nin sorununun çözülmesi yeterli ve somut bir gerekçe olarak kabul edilmemiştir. Dahası bunlar, somut bir hedef ya da yükümlülük için yeterli görülmemiştir. Öte yandan, Sözleşme’nin, Ek I Taraflarının yükümlülükleri açısından pazar ekonomisine geçiş sürecindeki Taraf ülkelere sağladığı kolaylıkların ve geçiş dönemi ayrıcalıklarının, 1990-2000 dönemini kapsadığı; bu dönemin ve dolayısıyla yükümlülüklerinin fiili olarak tamamlanmak üzere olduğu ve belki daha da önemlisi, geçiş ülkelerinin çoğunun Kyoto Protokolü Ek-B’de de yer almış oluşudur. Bu yüzden, Türkiye’nin yeni yaklaşımının, Taraflarca, özellikle de ABD ve AB tarafından bir hedef olarak görülmeyebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Buna karşılık, Türkiye’nin kendi koşulları açısından en uygun ortam sağlanana kadar İDÇS görüşmelerini sürdürmeyi amaçlamış olması, bugün için ve yakın-orta dönemde en doğal hakkıdır ve hem sürecin izlenmesi hem de kendisini anlatabilmesi açısından en doğru yaklaşımlardan birisidir.</p>
<p>6.3. Küresel Kaygı<br />
1980’li yıllarda başlayan ardışık sıcak yıllar ve son yıllardaki rekor yüksek sıcaklıklar, küresel ısınmanın beklendiği ve öngörüldüğü biçimde sürdüğünü; küresel ısınmayı önlemek için alınması gereken ulusal, bölgesel ve küresel önlemlerin ve politikaların hiç gecikmeksizin uygulanması gerektiği göstermektedir (Türkeş, 2000b). Hükümetler ve karar organları, insan kaynaklı sera gazı salımlarının oluşturduğu tehlikeler için ivedi ve köklü önlemler almak gibi önemli bir görevle karşı karşıyadır. Bu önlemlerin başında, çeşitli insan etkinlikleri sonucu atmosfere salınan sera gazı salımlarının kontrol edilmesi ve fazla zaman yitirmeksizin belirli bir düzeyin altında tutulması gelmektedir. İklim sistemindeki zaman ölçeklerinin çok uzun süreli olması yüzünden, iklimdeki değişikliklerin oluşturduğu çevresel bozulmalar ve değişiklikler kısa zamanda giderilemez. Bugün alınması gerekli olan kararların 10-20 yıl sonraya bırakılması, atmosfere kısa bir sürede verilen sera gazı salımlarını gelecekte belirli bir düzeye indirebilmek için daha fazla azaltmak gerekeceğinden, gelecekteki olası politika seçeneklerini sınırlandırır. Sera gazı salımlarını en aza indirecek önlemlerin geciktirilmesi, ülkeleri ve dünyayı gelecekte iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle savaşımda hazırlıksız ve zayıf bırakır. Son olarak şu söylenebilir: Küresel iklim sisteminin korunması ve iklim değişikliğinin önlenmesi açısından önemli olan, küresel salımların artışındaki büyük tarihsel sorumlulukları ve şimdiki katkıları dikkate alındığında, gelişmiş ülkelerin üretim ve tüketim (yaşam) tarzlarında önemli değişiklikler yaparak, sera gazlarının azaltılmasında önceliği yerli etkinliklere ve önlemlere vermeleridir. Bunun yolunu açabilecek olan en önemli etmen ise, özellikle gelişmiş Tarafların İDÇS ve KP’nden kaynaklanan yükümlülüklerini, etkin, gerçekçi, adil ve ivedi bir biçimde yerine getirmelerinin sağlanmasıdır.</p>
<p>KAYNAKLAR<br />
1. Anonim. 2000. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001-2005) İklim Değişikliği Özel İhtisas Komisyonu Raporu, (Başkan: Serpil Bağcı, Raportör: Murat Türkeş, Koordinatör: Sema Alpan), Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Yayın No: DPT-2532-ÖİK:548,Ankara.<br />
2. Arrhenius, S. 1896. ‘On the influence of carbonic acid in the air upon the temperature of the ground,’ Phil. Mag. and J. of Sci., Fifth Series, 41, 237-276.<br />
3. CSE. 1998. The Kyoto Protocol: What It says (CSE Briefing Paper 1); Politics in the Post-Kyoto World (CSE Briefing Paper 2), Centre for Science and Environment (CSE), New Delhi.<br />
3. FCCC/CP. 1999. Report of the Conference of the Parties (CP) on its Fourth Session, held at Buenos Aires from 2 to 14 November 1998, Part two: Action Taken by the CP at its Fourth Session, Decisions adopted by the CP (FCCC / CP / 1998 / 16 / Add.1).<br />
4. Greenpeace. 1998a. Guide to the Kyoto Protocol, Greenpeace International, Amsterdam.<br />
5. Greenpeace. 1998b. Greenpeace Analysis of the Kyoto Protocol, UNFCCC Sessions of the Subsidiary Bodies, Bonn, June 2-12, 1998, Greenpeace International.<br />
6. INC/FCCC. 1992. Report of the Intergovernmental Negotiating Committee for a Framework Convention on Climate Change. Fifth session, A/AC.237/18 (Part II)/Add.1.<br />
7. ME. 1998. Turkey National Report on Climate Change, Ministry of Environment (ME), Ankara.<br />
8. Türkeş, M., Sümer, U. M. ve Kılıç, G. 1992. Atmosferin Korunması ve İklim Değişikliği. UİKG / AKİD Çalışma Grubu Raporu, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, 110 sayfa, Ankara.<br />
9. Türkeş, M. 1995a. ‘Toronto 1988&#8242;den Berlin 1995’e İklim Değişikliği Sözleşmesi’, TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi, 331, 46-49, Ankara.<br />
10. Türkeş, M. 1995b. ‘İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Türkiye’, Çevre ve Mühendis, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası yayın organı, 9, 16-20, Ankara.<br />
11. Türkeş, M., Sümer, U. M. ve Çetiner, G. 1999. ‘Kyoto Protokolü’nde Esneklik Mekanizmaları: Ortak Yürütme ve Temiz Kalkınma Mekanizması’, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Seminer Notları (7 Nisan 1999, Ankara), 30-51, Çevre Bakanlığı/ÇKÖK Gn. Md., Ankara.<br />
12. Türkeş, M., Sümer, U. M. ve Çetiner, G. 2000. ‘Kyoto Protokolü Esneklik Mekanizmaları’ (Flexibility Mechanisms Under the Kyoto Protocol), Tesisat Dergisi, 52, 84-100, İstanbul.<br />
13. Türkeş, M. 2000a. ‘Küresel ısınma, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü’, 6. Uluslararası Kojenerasyon ve Çevre Konferansı ve Sergisi (25-26 Mayıs 2000 İstanbul) Bildiriler Kitabı, 147-162, Cogen Europe ve Cogen Association, İstanbul.<br />
14. Türkeş, M. 2000b. ‘Küresel ısınma: yeni rekorlara doğru’, Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, 673, 20-21.<br />
15. Türkeş, M. 2001. ‘Küresel iklimin korunması’, Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, 721.<br />
16. UNEP/WMO. 1995. United Nations Framework Convention on Climate Change, UNEP/WMO Information Unit on Climate Change and Climate Change Secretariat, Geneva.<br />
17. UNEP/CCS. 1998. The Kyoto Protocol to the Convention on Climate Change, UNEP/IUC and Climate Change Secretariat.</p>

<p class="sayac_bilgi">37 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kuresel-iklimin-korunmasi-iklim-degisikligi-cerceve-sozlesmesi-ve-turkiye.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hyrogen Fuel – The Fuel of Future</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/hyrogen-fuel-%e2%80%93-the-fuel-of-future.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/hyrogen-fuel-%e2%80%93-the-fuel-of-future.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 09:35:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Anode]]></category>
		<category><![CDATA[Cathode]]></category>
		<category><![CDATA[Combustion Emissions]]></category>
		<category><![CDATA[Different Paths]]></category>
		<category><![CDATA[Electrolyte]]></category>
		<category><![CDATA[Free Source]]></category>
		<category><![CDATA[Fuel Cell System]]></category>
		<category><![CDATA[Fuel Cells]]></category>
		<category><![CDATA[Fuel Combustion]]></category>
		<category><![CDATA[Fuel Energy]]></category>
		<category><![CDATA[Fuel Reformer]]></category>
		<category><![CDATA[Generating Electricity]]></category>
		<category><![CDATA[Hydrocarbon Fuel]]></category>
		<category><![CDATA[Hydrogen As A Fuel]]></category>
		<category><![CDATA[Hydrogen Atom]]></category>
		<category><![CDATA[Hydrogen Energy]]></category>
		<category><![CDATA[Hydrogen Fuel]]></category>
		<category><![CDATA[Life Qualities]]></category>
		<category><![CDATA[Stream Power]]></category>
		<category><![CDATA[Water And Heat]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11521</guid>
		<description><![CDATA[There are several claims and misinformation about using hydrogen as a fuel. Energy is the most important element for devolopment of humanity. People invented engines which run by stream power in history, than they used this energy producing so they have high life qualities. If the claims about this subject are true, ıt will be [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>There are several claims and misinformation about using <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hydrogen-as-a-fuel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hydrogen As A Fuel">hydrogen as a fuel</a>. Energy is the most important element for devolopment of humanity. People invented engines which run by stream power in history, than they used this energy producing so they have high life qualities.<br />
If the claims about this subject are true, ıt will be a turning point for humanity. Because the main problem of our age is to gain energy for producing with a low cost. Water is the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/free-source/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Free Source">free source</a> for hydrogen and it can be found everywhere.  This paper attempts to give information about using hydrogen as a fuel, from all over the world.<br />
<span id="more-11521"></span><br />
INTRODUCTON<br />
What Is A Fuel Cell?<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/fuel-cells/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fuel Cells">Fuel cells</a> are the mechanisms for gaining hydrogen from water. In principle, a fuel cell operates like a battery. Unlike a battery, a fuel cell does not run down or require recharging. It will produce energy in the form of electricity and heat as long as fuel is supplied.<br />
A fuel cell consists of two electrodes sandwiched around an <a href="http://www.genelbilge.com/tag/electrolyte/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Electrolyte">electrolyte</a>. Oxygen passes over one electrode and hydrogen over the other, generating electricity, water and heat.</p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/hydrogen-fuel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hydrogen Fuel">Hydrogen fuel</a> is fed into the &#8220;anode&#8221; of the fuel cell. Oxygen (or air) enters the fuel cell through the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cathode/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cathode">cathode</a>. Encouraged by a catalyst, the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hydrogen-atom/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hydrogen Atom">hydrogen atom</a> splits into a proton and an electron, which take different paths to the cathode. The proton passes through the electrolyte. The electrons create a separate current that can be utilized before they return to the cathode, to be reunited with the hydrogen and oxygen in a molecule of water.<br />
A <a href="http://www.genelbilge.com/tag/fuel-cell-system/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fuel Cell System">fuel cell system</a> which includes a &#8220;fuel reformer&#8221; can utilize the hydrogen from any <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hydrocarbon-fuel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hydrocarbon Fuel">hydrocarbon fuel</a> &#8211; from natural gas to methanol, and even gasoline. Since the fuel cell relies on chemistry and not combustion, emissions from this type of a system would still be much smaller than emissions from the cleanest <a href="http://www.genelbilge.com/tag/fuel-combustion/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fuel Combustion">fuel combustion</a> processes. (1)</p>
<p>How it Works ?<br />
1. Hydrogen is piped to the anode and passes through the electrolyte.<br />
2. The hydrogen molecule splits, giving off electrons (electricity) and creating two hydrogen ions with a positive charge.<br />
3. On the other end of the cell, oxygen gas is piped through the cathode.<br />
4. When exposed to electric current (electrons), the oxygen combines with the hydrogen ions, forming water. </p>
<p>The Electrolysis of Water </p>
<p>The electrolysis of water:</p>
<p>Well after all that, one might ask why didn’t I just make a fuel cell? The truth is that it is very difficult to reproduce what fuel cell makers like Ballard Power Systems have continuously been working on for several years. Instead, I have chosen to do an experiment, which is the electrolysis of water, as this is the reverse process of a hydrogen fuel cell and is much easier to do. To show the reaction of the electrolysis of water, a Hoffmann Apparatus is used (shown in Diagram E). Instead of using a Hoffmann Apparatus, I will be using a substitute for the Hoffmann Apparatus, which performs the same functions (shown in Diagram F). </p>
<p>In a Hoffmann Apparatus as well as in my Substitute Apparatus, water (which is the product in a fuel cell) will be separated into hydrogen and oxygen gas by sending an electrical current through the water. In a fuel cell, hydrogen gas is the fuel and oxygen is obtained from the air. Just like in a fuel cell, there is a negative electrode (cathode), and a positive electrode (anode). Also, there is an electrolyte. As an electrolyte, one can use acids (such as hydrochloric acid or sulphuric acid), bases (such as sodium hydroxide), or salts (such as sodium chloride and sodium sulfate). They correspond to the proton exchange membrane “PEM” in the hydrogen fuel cell, which is a solid polymer membrane that serves as the electrolyte. Electrolytes in this case are used to conduct electricity in water, because pure water does not conduct electricity. A battery could supply the direct current, but I will be using a regular electric output, with the power controlled by an adapter, which converts the D.C. (direct current) into A.C. (alternating current).</p>
<p>Experimenting</p>
<p>I will conduct three experiments to show how I can speed up the chemical reaction of the electrolysis of water. </p>
<p>Purpose</p>
<p>The purpose of these experiments is to find factors affecting the reaction rate of the electrolysis of water, as possible factors affecting the reaction rate in a hydrogen fuel cell.</p>
<p>Calculating Power in Experiment 1 </p>
<p>P= V x I</p>
<p>P= power; given in watts<br />
V= voltage; given in volts<br />
I=current; given in amperes </p>
<p>Example </p>
<p>X (Watts) = 300 mA x 3 V<br />
X= 0.9 W </p>
<p>Experiment 1</p>
<p>In the first experiment, just like in all three experiments, I will be using my Substitute for the Hoffmann Apparatus and experimenting with the electrolysis of water to find out different ways to speed up the reaction. The first experiment is intended to check if using different power will speed up the reaction rate. </p>
<p>Hypothesis</p>
<p>Using higher power will speed up the reaction rate of the electrolysis of water.</p>
<p>Materials</p>
<p>1 Substitute Hoffmann Apparatus (consisting of 1 liquid measure, 2 carbon plate electrodes and 1 piece of white Teflon for isolation)<br />
1 Adapter (with 300 mA and changing voltage: 3 V, 6 V and 12 V)<br />
1 Stopwatch<br />
500 ml of distilled water<br />
10 ml of 1.0 M solution of hydrochloric acid<br />
10 ml of 1.0 M solution of potassium chloride<br />
1 graduated cylinder (for measuring)<br />
1 laboratory spatula (for mixing)<br />
1 lab apron<br />
1 pair of safety glasses</p>
<p>Procedure</p>
<p>1. Set up Substitute apparatus with 500 ml of water. Add 10 ml of 1.0 M solution of hydrochloric acid and 10 ml of 1.0 M solution of potassium chloride. Mix it.<br />
2. Observe what happens when there is no power or direct current. This will be the control.<br />
3. Set adapter to 3 V, connect it to the apparatus, and into an electrical outlet. Start stopwatch when the adapter is connected into an electrical outlet.<br />
4. When bubbles start forming and emerging from the water, stop stopwatch and turn off DC. Record the time it took for a gas to be produced.<br />
5. Set adapter to 6 Volts and turn DC on. Start stopwatch.<br />
6. When bubbles start forming and coming out of the water, stop stopwatch and turn off DC. Record the time.<br />
7. Repeat procedures 5-6 with 12 Volts.<br />
8. Observe and record results.<br />
9. Wash the apparatus with distilled water, and clean up. </p>
<p>Experiment 2</p>
<p>The second experiment is intended to see if using a different type of electrolyte will speed up the reaction rate. </p>
<p>Hypothesis </p>
<p>Dr. Vinod Gujral from Enviro-Health Labratories, told me that potassium chloride will be the most effective electrolyte. I will investigate the efficiency of different electrolytes. </p>
<p>Materials</p>
<p>1 Substitute Hoffmann Apparatus<br />
1 Adapter set to 3 Volts<br />
1 Stopwatch<br />
500 ml of distilled water x 3 (for 3 trials)<br />
10 ml of 1.0 M solution of hydrochloric acid x 3 (for 3 trials)<br />
10 ml of 1.0 M solution of sodium chloride<br />
10 ml of 1.0 M solution of potassium chloride<br />
10 ml of 1.0 M solution of magnesium sulfate<br />
1 graduated cylinder (for measuring)<br />
1 laboratory spatula (for mixing)<br />
1 lab apron<br />
1 pair of safety glasses</p>
<p>Procedure</p>
<p>1. Set up the Substitute Apparatus with 500 ml of water and add 10 ml of 1.0 M solution of hydrochloric acid. Connect the Adapter to apparatus, and turn on DC. Start stopwatch. When bubbles start forming, stop the stopwatch. Observe what happens without an electrolyte. This will be the control. Turn off DC.<br />
2. Add 10 ml of 1.0 M solution of potassium chloride and mix it.<br />
3. Turn on the power to DC. Start stopwatch.<br />
4. When bubbles start forming, stop stopwatch and turn off DC. Record the time it took for a gas to be produced.<br />
5. Pour out mixture from the apparatus and mix another 500 ml of water with 10 ml of 1.0 M solution of hydrochloric acid, and 10 ml of 1.0 M solution of sodium chloride. Pour mixture into apparatus.<br />
6. Turn on DC and start stopwatch.<br />
7. When bubbles start forming, stop stopwatch and turn off DC. Record time.<br />
8. Repeat procedures 5-7 using 1.0 M solution of magnesium sulfate.<br />
9. Observe and record results.<br />
10. Wash the apparatus, and clean up. </p>
<p>Experiment 3 </p>
<p>In this third and final experiment, I will be finding out if the concentration of the electrolyte has an effect on the speed of this electrochemical reaction. </p>
<p>Hypothesis </p>
<p>Increasing the concentration* of any electrolyte, will speed up the rate of the reaction. </p>
<p>* Instead of using a solution with different concentrations, I will be adding 10 ml of 1.0 M solution, three times, to 500 ml of water, which will ultimately increase the concentration of electrolyte in the solution.</p>
<p>Materials</p>
<p>1 Substitute Hoffmann Apparatus<br />
1 Adapter set to 3 Volts<br />
1 Stopwatch<br />
500 ml of distilled water x 3 (for 3 trials)<br />
10 ml of 1.0 M solution of hydrochloric acid x 3 (for 3 trials)<br />
30 ml of 1.0 M solution of potassium chloride<br />
30 ml of 1.0 M solution of sodium chloride<br />
30 ml of 1.0 M solution of magnesium sulfate<br />
1 graduated cylinder (for measuring)<br />
1 laboratory spatula (for mixing)<br />
1 lab apron<br />
1 pair of safety glasses</p>
<p>Procedures<br />
1. Set up the Substitute Apparatus with 500 ml of water and 10 ml of 1.0 M solution of hydrochloric acid. Turn on DC and observe what happens without an electrolyte. This will be the control. Turn off DC.<br />
2. Add 10 ml of 1.0 M solution of potassium chloride into apparatus.<br />
3. Turn on DC. Start stopwatch.<br />
4. When bubbles start forming, stop stopwatch and turn off DC. Record the time it took for a gas to be produced.<br />
5. Pour another 10 ml of 1.0 M solution of potassium chloride into apparatus. Turn on DC and start stopwatch.<br />
6. When bubbles start forming, stop stopwatch and turn off DC. Record time.<br />
7. Repeat procedures 5 &#038; 6 with an additional 10 ml of 1.0 M solution of potassium chloride.<br />
8. Repeat procedures 1-7 using sodium chloride and afterwards, with magnesium sulfate.<br />
9. Observe and record results.<br />
10. Wash the apparatus, and clean up. </p>
<p>RESULTS</p>
<p>TYPES OF FUEL CELLS</p>
<p>Phosphoric Acid. This type of fuel cell is commercially available today. More than 200 fuel cell systems have been installed all over the world &#8211; in hospitals, nursing homes, hotels, office buildings, schools, utility power plants, an airport terminal, even a municipal waste dump. Phosphoric acid fuel cells generate electricity at more than 40% efficiency &#8212; and nearly 85% of steam this fuel cell produces is used for cogeneration &#8212; this compares to about 35% for the utility power grid in the United States. Operating temperatures are in the range of 400 degrees F.<br />
Proton Exchange Membrane. These cells operate at relatively low temperatures (about 200 degrees F), have high power density, can vary their output quickly to meet shifts in power demand, and are suited for applications, &#8212; such as in automobiles &#8212; where quick startup is required. According to the U.S. Department of Energy, &#8220;they are the primary candidates for light-duty vehicles, for buildings, and potentially for much smaller applications such as replacements for rechargeable batteries.&#8221; The proton exchange membrane is a thin plastic sheet that allows hydrogen ions to pass through it. The membrane is coated on both sides with highly dispersed metal alloy particles (mostly platinum) that are active catalysts. Hydrogen is fed to the anode side of the fuel cell where the catalyst encourages the hydrogen atoms to release electrons and become hydrogen ions (protons). The electrons travel in the form of an electric current that can be utilized before it returns to the cathode side of the fuel cell where oxygen has been fed. At the same time, the protons diffuse through the membrane to the cathode, where the hydrogen atom is recombined and reacted with oxygen to produce water, thus completing the overall process.<br />
Molten Carbonate. Molten carbonate fuel cells promise high fuel-to-electricity efficiencies and operate at about 1,200 degrees F. To date, molten carbonate fuel cells have been operated on hydrogen, carbon monoxide, natural gas, propane, landfill gas, marine diesel, and simulated coal gasification products. 10 kW to 2 MW molten carbonate fuel cells have been tested on a variety of fuels. Carbonate fuel cells for stationary applications have been sucessfuly demonstrated in Japan and Italy.<br />
Solid Oxide. Another highly promising fuel cell, the solid oxide fuel cell (SOFC) could be used in big, high-power applications including industrial and large-scale central electricity generating stations. Some developers also see solid oxide use in motor vehicles and are developing fuel cell auxiliary power units (APUs) with SOFCs. A solid oxide system usually uses a hard ceramic material instead of a liquid electrolyte, allowing operating temperatures to reach 1,800 degrees F. Power generating efficiencies could reach 60%. One type of SOFC uses an array of meter-long tubes, and other variations include a compressed disc that resembles the top of a soup can. Tubular SOFC designs are closer to commercialization and are being produced by several companies around the world. Demonstrations of tubular SOFC technology have produced as much as 220 kW.<br />
Alkaline. Long used by NASA on space missions, these cells can achieve power generating efficiencies of up to 70 percent. They use alkaline potassium hydroxide as the electrolyte. Until recently they were too costly for commercial applications, but several companies are examining ways to reduce costs and improve operating flexibility.<br />
Direct Methanol Fuel Cells. These cells are similar to the PEM cells in that they both use a polymer membrane as the electrolyte. However, in the DMFC, the anode catalyst itself draws the hydrogen from the liquid methanol, eliminating the need for a fuel reformer. Efficiencies of about 40% are expected with this type of fuel cell, which would typically operate at a temperature between 120-190 degrees F. Higher efficiencies are achieved at higher temperatures.<br />
Regenerative Fuel Cells. Still a very young member of the fuel cell family, regenerative fuel cells would be attractive as a closed-loop form of power generation. Water is separated into hydrogen and oxygen by a solar-powered electrolyser. The hydrogen and oxygen are fed into the fuel cell which generates electricity, heat and water. The water is then recirculated back to the solar-powered electrolyser and the process begins again. These types of fuel cells are currently being researched by NASA and others worldwide.</p>
<p>BENEFITS OF FUEL CELLS</p>
<p>New Markets. Fuel cell power system markets could exceed $3 billion worldwide by 2000, according to a recent Arthur D. Little, Inc., study. *<br />
•	A mere one percent of the global vehicle market, 450,000 vehicles, would mean an another $2 billion or more.<br />
•	Another recent study projected global demand for transportation fuel cells in 2007 at $9 billion.<br />
Energy Security. U.S. energy dependence is higher today than it was during the &#8220;oil shock&#8221; of the 1970&#8242;s, and oil imports are projected to increase. Passenger vehicles alone consume 6 million barrels of oil every single day, equivalent to 85% of oil imports.<br />
•	If just 20 percent of cars used fuel cells, we could cut oil imports by 1.5 million barrels every day.<br />
•	If every new vehicle sold in the U.S. next year was equipped with a 60kw fuel cell, we would double the amount of the country&#8217;s available electricity supply.<br />
•	10,000 fuel cell vehicles running on non-petroleum fuel would reduce oil consumption by 6.98 million gallons per year.<br />
Clean and Efficient. Fuel cells could dramatically reduce urban air pollution, decrease oil imports, reduce the trade deficit and produce American jobs.<br />
The U.S. Department of Energy projects that if a mere 10% of automobiles nationwide were powered by fuel cells, regulated air pollutants would be cut by one million tons per year and 60 million tons of the greenhouse gas carbon dioxide would be eliminated. DOE projects that the same number of fuel cell cars would cut oil imports by 800,000 barrels a day &#8212; about 13 percent of total imports.<br />
Fuel Cell Emissions<br />
Fuel cells running on hydrogen derived from a renewable source will be nothing but water vapor.<br />
Economic Growth<br />
Fuel cells could create new markets for steel, electronics, electrical and control industries and other equipment suppliers. They could provide tens of thousands of high-quality jobs and reduce trade deficits. The consulting firm Arthur D. Little projects that fuel cell sales could reach $3 billion by the year 2000, with a market of 1,500-2,000 MW per year. The consultants estimate that each 1,000 MW will create 5,000 jobs. If just 20 percent of cars used fuel cells, 800,000 jobs would be created.</p>
<p>CONCLUSION<br />
In my research I realized that  my country pay a lot of money for patrol, electricity etc. After that I found information about hydrogen fuels from internet and some papers, and I learned that  hydrogen could be used as fuel. Some people doesn’t agree that water is a fuel, but they accept that hydrogen is a powerful energy source. The main  problem is to gain it from water with the more energy than we waste. And I believe that it is possible.<br />
So we must study on this project until we will succeed.</p>
<p>REFERENCES<br />
1. http://216.51.18.233<br />
2. www2.toshiba.co.jp1.magazine/tomorrow/html-e/fuel/no1.html<br />
3. www.electrolysisofwater.bigstep.com/generic.html?pid=5<br />
4. www.h2fc.com 5.http://www.electrolysisofwater.bigstep.com/generic.html;$sessionid$KWMLLKIAAAQL5WGIHWDHBMWYZA4S1PX0?pid=9<br />
6. Yunus A. Cengel, Ph.D,P.E. Deparment of mechanical Engineering\312, University of Nevada, Reno, NV 89557 USA<br />
7. http:/216.51.18.233/whatis.html<br />
8. www2.toshiba.co.jp1.magazine/tomorrow/html-e/fuel/no1.html</p>

<p class="sayac_bilgi">6 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/hyrogen-fuel-%e2%80%93-the-fuel-of-future.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enerji Tasarrufu Nedir Nasıl Yapılır</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/enerji-tasarrufu-nedir-nasil-yapilir.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/enerji-tasarrufu-nedir-nasil-yapilir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 09:32:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alma]]></category>
		<category><![CDATA[Azami]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Buhar]]></category>
		<category><![CDATA[Bulma]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Enerji Tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[Nefes]]></category>
		<category><![CDATA[Veren]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Ziyan]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11518</guid>
		<description><![CDATA[Sanayi devriminden sonra enerji büyük bir önem kazanmıştır.Buhar enerjisi ile başlayan enerjinin önem kazanma süreci ; nükleer enerjinin bulunmasına kadar sürmüştür ve hâlâ yeni enerji bulma çalışmaları devam etmektedir.Enerji önem kazandıkça değeri artmış ve pahalı bir hâle gelmiştir.Ayrıca enerji yaygınlaştıkça azalmıştır.Dünya enerji rezervleri bitme noktasına gelmiştir.Bu nedenle bilinçsiz enerji tüketimi hem ülke ekonomisine hem de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanayi devriminden sonra enerji büyük bir önem kazanmıştır.Buhar enerjisi ile başlayan enerjinin önem kazanma süreci ; nükleer enerjinin bulunmasına kadar sürmüştür ve hâlâ <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> enerji <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bulma/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bulma">bulma</a> çalışmaları devam etmektedir.Enerji önem kazandıkça değeri artmış ve pahalı bir hâle gelmiştir.Ayrıca enerji yaygınlaştıkça azalmıştır.Dünya enerji rezervleri bitme noktasına gelmiştir.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> nedenle bilinçsiz enerji tüketimi hem ülke ekonomisine hem de dünya enerji rezervlerine zarar vermektedir.Okullarda giderek yaygınlaşan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/enerji-tasarrufu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Enerji Tasarrufu">enerji tasarrufu</a> konularıyla küçük yaştaki çocuklara enerji tasarrufunun zorunlu olduğu aşılanmıştır.Pek çok küçük ayrıntı enerji kaybına yol açmaktadır.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> konulara dikkat edilmemesi büyük miktarlarda enerjiyi ziyan etmektedir.Enerjinin azalması sağlığımız açısındanda tehlike teşkil etmektedir.Aşırı derecede kullanılan su ve elektrik <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> çevreyi kirletmeyen enerji çeşitlerinin azalması ; kömür ve petrol <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> çevreye zarar veren ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> sağlığını tehdit eden enerji çeşitlerinin artmasına yol açar.Ayrıca petrol ve kömür gibi enerji çeşitleri insanlarda astım gibi kalıcı nefes alma sorunlarınıda beraberinde getirir.Petrol ; çevreye zararlı bir enerji çeşidi olmasına rağmen ihtiyaç duyulan bir enerji çeşididir.Birçok konuda kullanılır.Petrol rezervlerinin de bilinçsizce tüketilmesi petrol fiyatlarının artmasına yol açar.Türkiye&#8217;den , Türkiye&#8217;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> ihtiyacını karşılayacak kadar fazla petrol çıkmıyor.Dışarıdan ithal edilen petrol fiyatının artması ülkemizin ekonomisine zarar vermektedir.<br />
     Örneğin diş fırçalarken suyun açık bırakılması.Milyonlarca insanın dikkat etmediği bir israf çeşididir. Yapılan hesaplamalara göre diş fırçalarken açık bırakılan musluktan akan suyun <a href="http://www.genelbilge.com/tag/azami/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Azami">azami</a> miktarı 2 litredir. Bu oran ; insanların diş fırçalama süresi , musluğun fazla açılması , aile bireylerinin fazlalığı ve günde birden çok diş fırçalanması gibi &#8220;önemsiz&#8221; olarak görülen etkenler ile <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> fazla artabilir.Meselâ iki bireyli bir ailenin bir bireyinin diş fırçalarken suyu açık bıraktığı , günde bir defa dişini fırçaladığı ve diş fırçalarken musluğun açık kaldığı süre zarfında 2 litre suyun ziyan olduğu göz önüne alınırsa bir yılda 365*2=730 Litre su israf edilmektedir.Bu hem ülke ekonomisine , hem dünya su rezervlerine , hem de aile bütçesine zarar vermektedir.Dünyada yaşayan 100.000.000 insanın bu israfı yaptığı düşünülürse 100.000.000 * 730 = 73.000.000.000 Litre.Bu korkunç rakam olabildiğince iyimserlik ile minimum oranlara göre yapılmıştır.Oranlardaki hesaplamalar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> fazlada arttırılabilir.<br />
     Bir başka örnek ise elektriğin boşyere kullanılmasıdır.Televizyonun bakılmadığı hâlde açık bırakılması.İçerisinde bulunmadığım odanın ışıklarının yanık bırakılması.Avizelerde birden fazla lamba bulunması vb. küçük ayrıntılarda enerji rezervlerine zarar verir.<br />
     Bir takım çevreler suyu ve elektriği  parasını verdiği için , istediği kadar kullanabileceğini ve buna kimsenin karışamayacağını iddia ediyorlar.Ancak elektrik ve su insanların ortak hazinesidir.Gereğinden fazla kullanılan su diğer insanların gerektiğinden az kullanmasına sebep olur.<br />
     Enerji tasarrufu insanlara direkt ve dolaylı olarak yarar sağlamaktadır.Aile ekonomisinin belirli bir düzen içinde durması enerji tasarrufu yapmamıza bağlıdır.Özellikle su kullanırken çok dikkat etmeliyiz.Çünkü su kullanırken hem kullandığımız su kadar , hem kullandığımız suyun atık parası kadar hem de kullandığımız suyun vergisini öderiz.<br />
     Ülkemiz yurtdışından enerji satın alan bir ülkedir.Bu yüzden boş yere harcadığımız enerjinin her saniye ülkemize zarar vermektedir.<br />
Su Tasarrufu :<br />
•	Damlayan musluklar tamir ettirilmelidir.<br />
•	Su akitirken daha az akitan dus basliklari ve musluklari kullanilmalidir.<br />
•	Dis firçalarken musluklar kapatilmalidir.<br />
•	Mümkün oldugunca küveti doldurmak yerine dus alarak yikanilmalidir.<br />
•	Kisa sürede dus alinmalidir.<br />
•	Sifon asgari çekilmelidir. (Her sifon çekildiginde, bes günlük içme suyu kaybedilmektedir)<br />
•	Bulasik ve çamasir makinalarini tamamen doldurmadan çalistirmamalidir.<br />
•	Randimanli su kullanan aletler tercih edilmelidir. Özellikle çamasir ve bulasik makinalarinin böyle olmasina dikkat edilmelidir.<br />
•	Sicak su muslugu açildiginda suyun isinmasini beklerken akitilan suyun ziyan olmamasi için kova doldurulup bu su gereken farkli yerlerde kullanilmalidir (Örnegin, çiçek <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sulama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sulama">sulama</a>, tuvalete dökme, balkon yikama).<br />
•	Ne kadar az su kullanirsak o kadar az depolanmis su gerekir ve o kadar az atik su olusur. Biz de bosa harcadigimiz suyu kesmekle su faturalarindan kolaylikla %25 oraninda tasarruf saglamis oluruz.</p>

<p class="sayac_bilgi">295 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/enerji-tasarrufu-nedir-nasil-yapilir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toprak kirliliği  Sorunlar ve çözüm yolları</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/toprak-kirliligi-sorunlar-ve-cozum-yollari.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/toprak-kirliligi-sorunlar-ve-cozum-yollari.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 09:21:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[A7]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Politik]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11516</guid>
		<description><![CDATA[1-Hızlı Nüfus Artışı &#8211; Toprak İlişkileri : Hızlı nüfus artışı çok sayıda sosyoekonomik ve politik sorunların ortaya çıkmasına yol açmanın yanında, yanlış arazi kullanma ve toprak kayıpları nedeniyle ekonomimize ve kalkınmamıza önemli etkileri olan sorunlar da yaratmaktadır. Diğer yandan hızlı nüfus artışı gereksinimlerin karşılanması açısından, üretim ve tüketim ilişkilerini de olumsuz yönden etkileyecektir. Özellikle tarımsal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1-Hızlı Nüfus Artışı &#8211; <a href="http://www.genelbilge.com/tag/toprak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Toprak">Toprak</a> İlişkileri :<br />
Hızlı nüfus artışı çok sayıda sosyoekonomik ve politik sorunların ortaya çıkmasına yol açmanın yanında, yanlış arazi kullanma ve toprak kayıpları nedeniyle ekonomimize ve kalkınmamıza önemli etkileri olan sorunlar da yaratmaktadır.<br />
Diğer yandan hızlı nüfus artışı gereksinimlerin karşılanması açısından, üretim ve tüketim ilişkilerini de olumsuz yönden etkileyecektir. Özellikle tarımsal üretimde birim alandan daha yüksek ürün almayı özendiren olumlu sayılabilecek etkisi yanında, orman ve meraların tarım arazilerine dönüştürülmesi gibi olumsuz ve zararlı yöndeki gelişmelere de neden olmakta ve bunları hızlandırmaktadır.<br />
Nüfus artışı hızı 1990’ da % 2.4 iken 2000 yılında % 1.9’ a inmiştir. Türkiye’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> potansiyel kaynakları <a href="http://www.genelbilge.com/tag/artan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Artan">artan</a> nüfusu beslemeye belli bir süre için yeterli bir potansiyeldir. Nüfus artışının zamanla düşürülmesi bu hızlı artıştan kaynaklanan sorunları da azaltacaktır.<br />
2- Toprak Kaynaklarının Sorunları ve Çözüm Yolları :<span id="more-11516"></span><br />
Türkiye&#8217;nin önemli yaşamsal sorunlarından birisi toprak kaynaklarında ortaya çıkan sorunlardır. Bu sorunlar genelde su ve rüzgar erozyonu ile oluşan sorunlar, yanlış arazi kullanımı ve toprakların fiziksel ve kimyasal etmenlerle kirlenmesi ya da kalitelerin bozulması, üretim gücünün yitirilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.<br />
27.7 milyon hektar olan toplam tarım arazisinin 19.7 milyon hektarında çeşitli şiddetlerde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/erozyon/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Erozyon">erozyon</a> tehlikesinin mevcut olduğu araştırmacılar tarafından saptanmıştır. Tarım arazilerimizin yaklaşık 2/3’ ünde toprak kaynaklarımızı kemiren ve azaltan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/erozyon/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Erozyon">erozyon</a> tehlikesi vardır. Yine yapılan bir araştırmaya göre yılda 500 milyon ton toprağın akarsularla denizlere taşındığı belirlenmiştir. Ayrıca erozyonla taşınan toprakların tarıma elverişli toprakların üst kısımları olduğu göz önünde tutulursa tarımsal toprakların ne denli büyük bir sorunla karşı karşıya kaldığı daha net anlaşılacaktır.<br />
Erozyonun oluşumuna ve şiddetine etki yapan önemli etmenler iklim, topografya, toprağın özellikleri, bitki örtüsü gibi türlü etmenler yanında insanın kendisidir. Erozyonu önleyici toprak işleme, ekim ve dikim yöntemlerinin kullanılmamasının neden olduğu toprak kayıpları ağırlık taşımaktadır. Erozyonun hızlanmasında baş rolü toprağı yanlış işleyen ve kullanan insan oynamaktadır.<br />
Bu konuda yapılan çalışmalar göstermektedir ki her yıl on binlerce hektar tarımsal alan tarım dışı amaçlar için kullanılmaktadır. İl ve İlçeler bazında organize <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sanayi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sanayi">sanayi</a> ve küçük <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sanayi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sanayi">sanayi</a> sitelerinin kapladığı arazilerin 18000 hektar olduğu ve bunun % 62’ lik kısmının tarıma elverişli araziler üzerine kurulmuş olduğu saptanmıştır.<br />
Yanlış arazi kullanımı, bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmıştır. Kentleşme sürecinde ve kıyılarımızın turizme açılmasında da yanlış arazi kullanımı uygulamaları sürmektedir. Hızlı kentleşme, kent nüfuslarının hızlı artışı ve gecekondu olayının süregelmesi, kent topraklarının genişletilmesini ve bu arada plansız ve bilinçsiz arazi kullanımı sorunu ve tarımsal toprakların yerleşim yeri olarak kullanılması olayını da birlikte getirmektedir. İstanbul Boğazı yamaçlarında mevcut bitki örtüsünün kaldırılması suretiyle yapılaşmalara açılan topraklar, yanlış toprak kullanımının öncüleri olmaktadır.<br />
 Kentleşme ve sanayileşmenin çevre üzerindeki olumsuz etkileri birkaç yönde sürecektir. Birincisi, değerli tarım topraklarının özellikle kıyılarda hızla kentsel kullanımlara açılmasıdır. Kamu eliyle tarıma elverişli duruma getirilmeleri için para harcanan verimli topraklar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> kamunun kayıtsızlığına kurban gidebilmektedir.<br />
Sanayi sektöründe gelişmeler, organize sanayi bölgeleri için yer seçimi, genellikle altyapıların <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ekonomik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ekonomik">ekonomik</a> kolaylıklar sağladığı yörelerde kurulacak biçimde yapıldığı gözlenmektedir. Hiçbir düşünce, ham maddesinin üretildiği birinci sınıf tarım alanı üzerine, bu ürünü işleyen sanayi tesislerinin kurulmasına olanak vermez. Çukurova’da pamuk üretimine elverişli, sulama tesisleri tamamlanarak sulamaya açılmış birinci sınıf alanlardaki tekstil fabrikalarının kuruluşu, oradaki yol, su ve elektrik enerjisi olanaklarından kolayca yararlanma amacından kaynaklanmaktadır.<br />
Tarım topraklarının, artık üzerinde tarım yapılamaz hale getirilerek yok edilmelerinin diğer bir biçimi de, bunların toprak sanayilerinde kullanılmak üzere satın alınmalarıdır. Tapuda herhangi bir işlem yapılmasına gerek kalmadan satılan, toprak sanayiine elverişli, fakat uzun yıllarda oluşmuş alüviyal topraklar, ana kaya düzeyine ininceye kadar alınmakta ve fabrikalara taşınarak tuğla, kiremit, seramik vb. yapımı amaçlarıyla ham madde olarak kullanılmaktadır. Tarıma elverişli topraklar dışında, aynı amaçla kullanılabilecek kaynaklar ilgili kuruluşlarca saptanarak ilgililere önerilmekte ise de, çeşitli nedenlerle bu ocakların kullanılmaları sağlanılamamaktadır.<br />
Toprakların verim güçlerinin kaybolmasına neden olan diğer bir kirlenme şekli de, kimyasal kirlenmelerdir. Bu tür kirlenmelerde ana etmenler atmosferik çökelmeler, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/asit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Asit">asit</a> yağmurları, atık sular ve bunlarla kirlenmiş suların toprakta bıraktığı kirletici elemanlar, arıtma tesislerinden çıkan kirli çamurların toprakta yaptığı kirletici etkiler, tarımsal ilaçların bazılarının toprakta birikmeleri ile oluşan kirlenmelerdir. Ayrıca sulama yoluyla ortaya çıkabilecek, tuzlanma ve çoraklaşma gibi toprağın verim gücünü azaltan, hatta giderek tarımsal üretimde kullanılmasını önleyen fiziksel ve kimyasal kirlenmeler de toprak kaynaklarına olumsuz etkiler yapmaktadırlar.<br />
Görüldüğü gibi toprağı kirleten dış etmenler yanında, tarımsal üretim sürecinde bizzat bu üretimin yarattığı kirlenmeler de tarım topraklarına olumsuz etkiler yapmaktadır.<br />
Bir örnek olarak, Çukurova, Aşağı Seyhan Projesi alanından hatalı sulamaların ve gerekli tarım tekniklerinin kullanılmaması vb. nedenlerle oluşan tuzluluk sorunu, taban suyunun yükselerek tarımsal üretimi olumsuz bir şekilde etkilemiş olması gösterilebilir. Türkiye&#8217;nin diğer sulama projelerinde de gözlenen bu olumsuz sonuçların, GAP sulamalarında yinelenmemesi için toprak kayıplarını önleyici önlemlerin alınması gereği de vurgulanmalıdır. Toprağın özellikle ağır metaller, toksik maddelerle kirletilmeleri, bu topraklar üzerinde yetiştirilen bitkiler aracılığı ile besin zincirine karışmakta ve insan sağlığını etkileyici zararlı düzeylere ulaşabilmektedir.<br />
Topraklarımızın korunması ve geliştirilmesi, tarım topraklarımızın verimlerini artırarak kullanılmaları ve korunmaları konusunda temel mevzuatın yetersizliği de toprak kayıplarına neden olan önemli etmenlerden birisini oluşturmaktadır. Mevcut mevzuatın da ülke topraklarının gereği gibi korunmaları için etkili olarak kullanılmamaları var olan boşluğu daha da genişletmektedir.<br />
3- Orman &#8211; Toprak Kaynaklarımızın İlişkileri, Sorunları ve Çözüm Yolları:<br />
    20 Milyon hektar civarında bilinen ormanımız vardır. Bunların 11 Milyon hektarı koru ormanı, dokuz milyon hektarı da bataklık ormanıdır. Ancak sadece dokuz milyon hektarlık orman iyi (verimli) orman niteliğindedir. Bozuk (verimsiz) olarak nitelendirilen 11 milyon hektarlık orman ise iyileştirilmelidir. Türkiye’de gözle görülür bir orman azalması olayı yaşanmaktadır. Araştırmalar bu olumsuz gelişmeyi doğrulamaktadır. Orman azalması, orman ürünlerinin azalmasını ortaya çıkarması, dolayısıyla ormanlardan yararlanma hızını artırarak, orman tahribatını artırmakla kalmıyor, yeşil örtünün <a href="http://www.genelbilge.com/tag/fotosentez/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fotosentez">fotosentez</a> yolu ile CO2 ve oksijen dengesini korumasını da bozarak ,yaşamsal sorunların temel nedeninin oluşmasına destek olmakta, toprağın koruyucu örtüsü tahrip edildiği için de toprakların erozyonla kaybolmasına neden olmaktadır.<br />
Orman azalmasına, ormanların yok olmasına neden olan etmenlerin başında nüfus baskısı nedeniyle ortaya çıkan izinsiz ve düzensiz ormandan yararlanma olayı gelmektedir. Ayrıca ormanlarda tarla açma yoluyla usulsüz olarak yararlanma, orman yangınları, biyolojik etmenlerle ortaya çıkan hastalıklar, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hava/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hava">hava</a> kirliliğinin ve asit yağmurlarının ortaya çıkardığı tahribat, orman azalması sürecini hızlandıran ana nedenleri oluşturmaktadır.<br />
    Türkiye’de erozyonu önleyici teknik ve biyolojik önlemlerin alınması ve ağaçlandırılması gereken beş milyon hektar civarında bir potansiyel alan mevcuttur. Orman içi ağaçlandırma alanları ile birlikte 18 milyon hektar alanın ağaçlandırılması, erozyon denetimi çalışmaları yapılması bir hedef olarak saptanmıştır. Bütün çabalara karşın, başta finansman sorunları olmak üzere diğer nedenlerin etkisi ile henüz bu hedefe ulaşılamamıştır.<br />
Türkiye’de ilk defa özel ağaçlandırma sisteminin uygulamaya konulmuş olması ümit verici bir başlangıç olmuştur. Sayıları 159’ a ulaşmış olan fidanlıklarda 700 milyon kadar fidanların Türkiye’nin yeşillenmesinde, toprakların korunmasında önemli katkıları olmuştur. Bu ağaçlandırma çalışmaları, erozyonun önlenmesinde de etkili olmuştur.<br />
Ekosistemlerin önemli bir öğesi, yaratıcısı ve koruyucusu olan ormanların tahribi, doğrudan doğruya toprakların da yok olmasıyla sonuçlandığı için ekosistemlerin korunması, toprağın da korunmasına sebep olacaktır.<br />
Ormanların korunmasını kapsayan çok yönlü tedbirlerin orman ve toprak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/koruma/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Koruma">koruma</a> politikaları olarak geliştirilmesi ve bunların uygulamaya geçirilmesiyle topraklarımız korunacak ve varlığını sürdürme olanağına kavuşacaktır.<br />
4- Çayır &#8211; Mera ve Toprak Kaynakları İlişkileri, Sorunları ve Çözüm Yolları:<br />
Çayır ve mera kaynakları, hayvansal üretimin yem kaynağı olma özelliği yanında, birçok önemli görevleri de yerine getirmektedir. Bunların arasında yeşil örtü olarak fotosentez olayıyla oksijeni desteklemesi, toprak ve su kaynaklarının korunması gibi görevleri ile doğal dengenin korunmasına ve ekosistemlerin oluşmasına çok önemli destek vermektedir. Yapılan araştırmalara göre yeşil örtü olarak çayır ve meralar, toprak ve su kaynaklarının su ve rüzgar erozyonu ile yok olmalarına engel olan en etkin görevi üstlenmektedir.<br />
Makinalı tarımın gelişmeye başladığı 1950 yıllarından beri 13 milyon hektardan fazla tarım arazisi, sürülerek tarla arazisi haline getirilmiştir. Ayrıca aşırı otlatma, erken ve geç otlatmalar, mera iyileştirme önlemlerinin alınmaması, bu kaynakların giderek tahribine yol açmaktadır.<br />
Karapınar ilçesini tehdit eden şiddetli rüzgar erozyonunun oluşturduğu kum fırtınaları, bu ilçeyi oturulmaz hale getirmiştir. Ama başlatılan çalışmalar sonucunda birkaç yılda çözüme ulaşılmıştır.<br />
5- Su-Toprak Kaynaklarının Geliştirilmesi, Kullanımı, Sorunları ve Çözüm 	    Yolları:<br />
Su; eritici, taşıyıcı ve besleyici özellikleri ile, tüm canlıların yaşamsal önemde yararlandığı bir doğal kaynaktır. Topraklar ile birlikte ekosistemlerin önemli bir öğesini oluşturur. Ekosistemleri besler. Bunlara karşın suyun, bozulan ekosistemleri tahrip etme, toprağı aşındırma, taşıma ve su erozyonunu oluşturma gibi özellikleri de vardır. Türkiye gibi erozyona müsait toprak ve iklim koşullarına sahip ülkeler için, bu özellikler tahrip edici olayları ortaya çıkarmaktadır. Çeşitli nedenlerle hızla yok edilen yeşil örtü, bu tip erozyonun baş nedeni olmakta, toprak kaynaklarını bir daha kullanılamayacak hale getirmektedir. Erozyondan etkilenen 57 milyon hektar toprağın önemli bir bölümü, bu tip erozyonla yok olmuştur.<br />
6- Biyolojik Zenginliklerimiz &#8211; Toprak İlişkileri, Sorunları, Çözüm Yolları:<br />
Biyolojik zenginlikler yönünden Türkiye dünyada önde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> ülkelerden birisidir. Çok sayıda bitki kaynağının vatanı Türkiye’dir. Yalnız ülkemizde yetişen endemik bitki türleri bakımından çok önemli bir kaynağa sahibiz. Bilimsel ve ekonomik yönden yararlanabildiği takdirde, çok yararlı sonuçlar alınabilecek biyolojik bir zenginlik potansiyelimiz vardır. Bu zengin potansiyel kaynaklarımızla yaşamsal bir bağlantı içerisindeyiz. Maalesef bu zenginliklerimizi de hızla yok etmekteyiz. Bitkisel kökenli doğal zenginliklerimizi; yanlış arazi kullanımı, aşırı tüketim ve bitkisel zenginlik kaynaklarımızın yaşamlarının sürdürülebilirliğini tehlikeye sokacak biçimde aşırı düzeylerde tahrip edilmeleri, bu kaynaklarımızın kaybına neden olmakta, çıplaklaşan toprağın erozyonla taşınmaları ve yok olmaları ile sonuçlanmaktadır. Ayrıca hızlı nüfus artışının toprak istemlerinde ortaya çıkardığı baskılar, bu doğal kaynakların ve zenginliklerin tahribine neden olmaktadır.<br />
SONUÇ :<br />
Dünya gittikçe küçülmektedir. Canlıların yaşayabildiği ya da yaşayabileceği bir başka gezegen henüz keşfedilmemiştir. Çok uzun yıllar ve yüzyıllar boyunca bu dünya üzerinde yaşayacağız. Dünyanın tahribi, ekolojik dengelerin bozulması, sadece bir ülkeyi değil, tüm dünyayı tehdit etmektedir. Brezilya ormanlarının tahribi, dünya ikliminin değişmesine neden oluyor, atmosferdeki oksijen &#8211; karbondioksit dengesini etkiliyor. Tüm dünya ülkelerinin bilinçli ya da bilinçsiz olarak çevreyi tahrip etmeleriyle ekolojik dengenin bozulması ortaya çıkmaktadır. Orman azalması ve çölleşme, dünyanın önde gelen problemi haline gelmiştir. Eğer dünyada milyonlarca kişi açlık çekiyorsa, bu olaylar insan oğlunun geçmiş dönemde yaptığı hataların, kaynak tabanlarını tahrip etmelerinin faturası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hataların faturalarını gelecek kuşakların ödemesini istemiyorsak, ekolojik dengelerin bozulmasına neden olan hatalı uygulamalardan vazgeçmeliyiz.</p>

<p class="sayac_bilgi">151 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/toprak-kirliligi-sorunlar-ve-cozum-yollari.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hava Kirliliği Nedir Nasıl Çözülür</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/hava-kirliligi-nedir-nasil-cozulur.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/hava-kirliligi-nedir-nasil-cozulur.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 06:32:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Bazen]]></category>
		<category><![CDATA[Bulma]]></category>
		<category><![CDATA[Fabrika]]></category>
		<category><![CDATA[Gazlar]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hep]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Ndan]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[No2]]></category>
		<category><![CDATA[Nun]]></category>
		<category><![CDATA[Peki]]></category>
		<category><![CDATA[Tam]]></category>
		<category><![CDATA[Yanma]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11514</guid>
		<description><![CDATA[Canli metabolizmasina zararli bir çok gazin havaya karismasi seklinde tanimlayabilecegimiz “hava kirliligi” günümüzde tüm insanligin ve özellikle de büyük yerlesim merkezlerinin ciddi bir problemidir. Aslinda bu problemin nereden ve ne zaman çiktigini söylemek oldukça zor. Belki de insanoglunun atesi bulma tarihini hava kirliligi için baslangiç olarak almak en dogrusu. Ama, kentlerin havasini ilk siyah bulutlarin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Canli metabolizmasina zararli bir çok gazin havaya karismasi seklinde tanimlayabilecegimiz “<a href="http://www.genelbilge.com/tag/hava/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hava">hava</a> kirliligi” günümüzde tüm insanligin ve özellikle de büyük yerlesim merkezlerinin ciddi bir problemidir. Aslinda <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">bu</a> problemin nereden ve ne zaman çiktigini söylemek oldukça zor. Belki de insanoglunun atesi bulma tarihini <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hava/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hava">hava</a> kirliligi için baslangiç olarak almak en dogrusu. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ama">Ama</a>, kentlerin havasini ilk siyah bulutlarin kapladigi, nefes almanin zorlastigi, toplu ölümlerin oldugu tarih, “endüstri devrimi”nin basladigi yillardir.<br />
<span id="more-11514"></span><br />
Endüstrilesme ve teknolojik gelismeler hava kirliligine artan bir etkide bulunmustur. Otomobillerin üretiminin artmasi ve bunlarda petrolün kullanimi, fabrika bacalari ve kimyasal madde üreten imalathanelerin artmasi hava kirliligine ayrica katkida bulunmustur.Ama bunlar hep günümüzde gelismisligin göstergesi kabul edilmektedir. Peki havayi kirleten bu maddeler nelerdir ve nasil olusurlar? Hava kirliliginin büyük bölümü “yanma reaksiyonlari”ndan kaynaklanmaktadir. Karbon ve hidrojen moleküllerini içeren petrol ürünleri yakildiginda karbondioksit ve su olusur. Ama “tam yanma” gerçeklesmediginde karbon monoksit gibi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> sagligi için çok tehlikeli ve bazen de öldürücü gazlar üretilir. Örnegin, arabalarin motorlari karbon monoksit üretirler. Hava kirliligine, CO’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nun">nun</a> %52, SO2’nin %18, hidrokarbonlarin %12, NO2’nin %6 ve diger parçaciklarin %12 oraninda katkilari vardir. Simdi bu gazlarin kaynaklarina ve etkilerine kisaca bir göz atalim.<br />
Karbonmonoksit (CO) Karbonun oksijenle birlikte yanmasiyla açiga çikan bir gazdir. Oksijenin yetersiz oldugu yanma reaksiyonlarinda karbon monoksit olusur.  C(k) + 1/2 O2(g) &#8212;- CO(g)  Yanma reaksiyonlarinda yeterli oksijen varsa karbon monoksit yerine karbondioksit olusur. C(k) + O2(g) &#8212;- <a href="http://www.genelbilge.com/tag/co2/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Co2">CO2</a>(g)  Karbon monoksit çok zehirli bir gazdir. Yetiskin bir insan, yarim saat boyunca, %1 oraninda karbon monoksit içeren bir odada kapali kalirsa kisa sürede yasamini yitirir.<br />
Hidrokarbonlar Karbon ve hidrojen atomlari içeren maddelerdir. Petrolde, dogal gazda ve fosillesmis karbonda bulunur. Hidrokarbon kirlenmesinde birinci dereceden sorumlu trafige çikan otomobillerdir. Ayrica kaloriferler, rafineriler ve sigara dumani da hidrokarbon kirlenmesinde önemli rol oynar. Bunlarin en tehlikeli özelligi ise kanserojen etkisidir.<br />
Sülfür oksitler (SOx) En kirletici ve en çok bulunanlari SO2 ve SO3 tür. Havadan agir olan bu iki gaz kolaylikla suda çözünüp aside dönüsebilir. SO2 + H2O &#8212;- H2SO3 (Sülfüröz asiti) SO3 + H2O &#8212;- H2SO4 (Sülfürik <a href="http://www.genelbilge.com/tag/asit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Asit">asit</a>) Bu asitler, havada yogunlasip <a href="http://www.genelbilge.com/tag/asit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Asit">asit</a> yagmuru olarak yeryüzüne döner. Bu gazlarin havaya yayilmasinda petrol rafinerileri, termoelektrik santralleri ve demir eritme tesisleri birinci derecede sorumludur. Organizmanin bazi salgilariyla temas ettiginde kükürt asite dönüsür ve kronik bronsite yol açar.<br />
Azot oksitler (NOx) Atmosferde en çok bulunan sekli NO ve NO2 dir. Ateslemeli motorlarda yüksek isida azotun oksijenle birlikte yanmasindan olusan gazlardir. Yüksek isilarda simsek çakmasi sirasinda havada kendiliginden de olusabilir.  N2 + O2 &#8212;- 2NO Havadaki orani, büyük ölçüde o bölgedeki araba, termoelektrik santrali ve petrol rafinerisi sayisiyla paralellik gösterir. Bogaz ve brons tahribatlarina yol açar. NO hava ile temas ettiginde hemen yükseltgenerek NO2 ye dönüsür. NO2 rahatlikla suda çözünüp asit çözeltisi olusturabilir. NO(g) + 1/2O2(g) &#8212;- NO2(g) 2NO2 + H2O &#8212;- HNO3 + HNO2<br />
Kursun (Pb) Atesleyici olarak benzinin içinde bulunan bir metaldir. Emaye ve cam üretiminde de kullanilir. Eger herhangi bir sekilde kursun organizmaya girerse, metabolizma tarafindan yok edilemez. Sonunda kana karisan kursun, beyin ve sinir sistemlerini tahrip eder.<br />
Kaynak: Kimya 1, Sürat yayinlari, Altin seri, Necdet Çelik, Ali Riza Erdem, Ayhan Nazli, Varol Gürler, Hulusi Patli, Hasan Karabürk, 1997, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/istanbul/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Istanbul">Istanbul</a>		</p>

<p class="sayac_bilgi">1.013 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/hava-kirliligi-nedir-nasil-cozulur.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kentiçi Ulaşım İlişkin Çevre Sorunlarının Tanımı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kentici-ulasim-iliskin-cevre-sorunlarinin-tanimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kentici-ulasim-iliskin-cevre-sorunlarinin-tanimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 06:27:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Adala]]></category>
		<category><![CDATA[Alt]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Trafik]]></category>
		<category><![CDATA[Tutkal]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11512</guid>
		<description><![CDATA[Ulaşım, çeşitli arazi kullanımlarının birbirleri ile ilişkilerini kuran bağlayıcı, ulaştırma ise bu bağlayıcının niteliksel ve niceliksel durumudur. Burada bağlayıcılık, hem bağlantıları sağlama (iletişim), hemde istenen bağlantıları yeterli biçimde güçlendirme (tutkal) anlamındadır. Dolayısı ile, &#8220;iletişim&#8221; ve &#8220;tutkal&#8221;ın gücü oranında aktivitelerin ilişkileri sağlanacak, bağlantılar kurularak, geliştirilecektir. Ulaşım aynı zamanda bir arazi kullanım biçimidir. Kentlerimizde ulaşım mekanlarıiçin ayrılan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ulaşım, çeşitli arazi  kullanımlarının birbirleri ile ilişkilerini kuran  bağlayıcı, ulaştırma ise bu bağlayıcının niteliksel ve niceliksel durumudur. Burada bağlayıcılık, hem bağlantıları sağlama (iletişim), hemde istenen bağlantıları yeterli biçimde güçlendirme (tutkal) anlamındadır. Dolayısı ile, &#8220;iletişim&#8221; ve &#8220;tutkal&#8221;ın gücü oranında aktivitelerin ilişkileri sağlanacak, bağlantılar kurularak,  geliştirilecektir.<br />
	Ulaşım aynı  zamanda bir arazi kullanım biçimidir. Kentlerimizde ulaşım mekanlarıiçin ayrılan kullanım yüzeyi, yerleşme toplam yüzeyinin  % 20 ile % 40&#8242;ı  arasında değişmektedir. Gelecekte, diğer   iletişim  sistemlerinin gelişmeleri ile belki ulaşım  içinayrılan yüzeyde azalma sağlanabilecektir. Ancak ülkemizde  bugünkü  koşullar altında,değerli kentsel toprakların en etken ve verimli kullanılabilmeleri  doğrultusunda ve  diğer kentiçi ulaşım kararlarının,  planların bu etkenliği ve verimliliği de sağlayacak biçimde ulaşım sistemlerini  ve ulaşım donatısını irdelemeleri  ve   kararlaştırmaları  gerekmektedir.<span id="more-11512"></span></p>
<p>	Ulaşım &#8220;alt yapı&#8221; ve &#8220;üst yapı&#8221; olarak iki yapıya sahiptir.  Ulaşım alt  yapısının en önemli ögeleri yollar, her türlü taşıt depolama,  aktarma alanları,  terminal alanları, duraklar ve istasyonlar,  üst yapısının en önemli ögeleri ise taşıtlar ve trafiktir. Burada yol  hem yaya, hem de taşıt türlerine göre ayrı ayrı yapım özelliği gösteren yolların tamamını kapsamaktadır. Trafik deyimi ise, hem taşıt hem de yaya trafiğini içermektedir. Kentsel bir yol ise taşıtlar için ve yayalar için  ayrılmış bölümleri, yani platform ve kaldırımı ile bir bütündür, dolayısı  ile üzerinde her iki  trafik birden yer  almaktadır.</p>
<p>	Ulaşım alt yapısı aynı zamanda denetim ve yönetim işlevlerine ilişkin ışıklı trafik işaretleri ve bunların birbirleri ile ilişkilendirilmesini, trafik adaları <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> kanallama ögelerini, elektrikli sistemlerde  olduğu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a>  güç  istasyonları ve alt istasyonlarını, köprü <a href="http://www.genelbilge.com/tag/vb/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vb">vb</a>. sanat yapılarını ve diğer teknik ögeleri de kapsamaktadır. </p>
<p>	A.2. Kentiçi Ulaşım İlişkin Çevre Sorunlarının Tanımı</p>
<p>	Kentsel ekolojik yaklaşımlar çerçevesinde iki kuşak çevre sorunu tanımlanmaktadır. Bunlar:</p>
<p>	i. 1. kuşak sorunlar,<br />
	ii. 2. kuşak sorunlar&#8217;dır.</p>
<p>	1. kuşak sorunlar, yerel düzeyde sağlık, hijyen sorunları olarak, daha üst düzeylerde ise kentsel veya kent bölgesel çevre sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Yerselleşme özelliği bulunduğundan bu algılanabilirliği dolayısı ile konvansiyonel olarak ulaşım sorunları bunlardan ibaret olarak görülmüştür. Trafik sıkışıklığı bu tip sorunlara örnek oluşturur.</p>
<p>	2. kuşak sorunlar ise, No gibi taşıt trafiğinden ortaya çıkan emisyonlar, tüketici ve tüketim oranı ilişkin, kentsel fizik mekanda dağınık ancak çok sayıda kirleticinin oluşturduğu çevre sorunlarıdır.</p>
<p>	Bu sorunlara karşı alınacak önlemler ise, 1. kuşak sorunlar için sorun giderici önlemler, buna karşılık 2. kuşak sorunlar için sorunun ortaya çıkmasını önleyici önlemler olmaktadır.</p>
<p>	B. MEVCUT DURUMUN TESBİTİ VE DARBOĞAZLAR</p>
<p>	Buhar gücünün bulunup sanayiye uygulanmasından sonraki en büyük teknolojik gelişmelerden birisi petrolün günlük  yaşantının çeşitli  dallarında kullanılması olmuştur. Ülkemizde de Cumhuriyet döneminde ve takip eden yıllarda çok ileri bir görüşün uygulaması olarak  tüm ülke demiryolu ağıyla örülmüş olmasına rağmen 1950&#8242;li yıllardan  itibaren karayolu ağı hızlı bir şekilde gelişmeye başlamıştır. Kapıdan kapıya hizmet vermesi yüzünden karayolu ağı tercih edilmeye hızlı bir şekilde devam ederken, demiryolları ise desteklenmediği veya gözardı edildiği için herhangi bir gelişme gözlenememiştir. 1950&#8242;li yıllarda Karayolları Teşkilatının oluşturulmasından itibaren başlatılan ivme günümüze kadar artarak gelmiş ve gerek yolcu gerekse yük taşınımının hemen hemen tamamı  karayolu ile gerçekleştirilir  duruma gelinmiştir.Karayolu ağının gelişimini sürdürmesinin nedenlerini  başlıklar halinde aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.</p>
<p>	a)Karayolunun kapıdan kapıya hizmet  vermesi,</p>
<p>	b)Kentiçi raylı sistem projelerinin, geliştirilmesini temin edecek kararlar alınmış olmasına rağmen, uygulamada  geç kalınmış  olması,</p>
<p>	c) Karayolu gelişiminin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/devlet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Devlet">devlet</a> politikası olarak desteklenmesinin kentiçi ulaşımına da yansıması,</p>
<p>	d)Temin  edilecek çeşitli faydaları gözardı ederek  sadece yüksek yatırım maliyetlerini gözönüne alan ve demiryolunu ikinci plana itip karayolunu destekleyen düşüncenin kentiçi ulaşımında da son zamanlara kadar  etken olması,</p>
<p>	e)Karayollarındaki gelişimin takip edilmesini destekleyen; fakat demiryollarında aynı hoşgörüyü ve takipçiliği sergilemeyen merkezi  yönetimlerin gelmiş olması,</p>
<p>	f)Bireysel taşımacılık dolayısı ile binek  otosu odaklı ulaşımın, toplu  taşıma yeğlenmesi  sonunda, kentiçi  karayolu ağının toplu  taşıma göre  düzenlenmesinde geç  kalınması,</p>
<p>	Ulaşımla ilgili  olarak ülkemizde yaşanan sorunların temelinde,  güçlüklerle hazırlanmış kentsel ulaşım planlarına uyulmaması, daha  da önemlisi  planlara,  programlara yansıtılmamasıdır. Örnek olarak  Büyükşehirlerde  Kentsel Ulaşım ana  planları  hazırlanmasına rağmen,  alınan kararlar  doğrultusunda   uygulama yönlendirilmediği  için başarı  elde  edilememiştir.  Kısaca  alınan  kararların sadece  kağıt üzerinde kalıp uygulamayı yönlendirecek boyuta getirilememiş  olması,  bu  konuda yaşanan sorunların en önemli nedenini oluşturmaktadır.</p>
<p>	Ulaşım ve trafik konusunda merkezi yönetimle  birlikte, yerel yönetimlerde  de konu  ile ilgili  gerekli bilgi düzeyine ve hassasiyete  sahip teknik elemanların az sayıda olması veya yöneticilerin bu  konuya gereken önemi  vermemeleri ulaşım konusunun ülkemiz kentlerinin büyük  bir sorunu haline  gelmesinde rol  oynamıştır.</p>
<p>	Kentsel alanlar  içerisindeki trafiğin  düzenli ve güvenli bir şekilde gerçekleşmesini temin etmek  amacıyla, hazırlanan ulaşım planları, ülkemizdeki siyasi  sistemin işleyişi<br />
bağlamında, siyasi terrcihlerin gerisinde kaldığı  için yerel yönetimlerde  ulaşım, birikimli  bir sorun haline gelmiştir.</p>
<p>	Ticari  taşıtlar, özel  toplu  taşım hatları, otoparklar, sinyal düzenlemeleri, yaya-taşıt  trafik  düzenlemeleri  gibi konularda  yerel yönetimlerin çeşitli sebeplerden dolayı tam kontrolü sağlayamaması bu konudaki bir diğer sorunu teşkil etmektedir.</p>
<p>	Ulaşım ve bunun  üst  yapısı olan trafik  konusunda merkezi  yönetim ile yerel  yönetimlerin  gerekli işbirliğini sağlamaması da  bu konudaki başarısız  sonuçların önemli bir  nedenini oluşturmuştur.</p>
<p>	 Gelişmekte olan kentlerde ulaşım sorunları ülkemiz genelinde kent planları hazırlanırken bir ulaşım planı çalışmasının nadiren yapılması nedeniyle kentiçi trafiği giderek içinden çıkılması zor, esaslı çözüm bekleyen bir durum halini almıştır. Ancak, planlanmış ve gelişmeye ayak  uydurabilecek toplu  taşım sistemlerinin desteklenmesi yerine bireysel taşımacılığın ön plana çıkarılarak, özendirilmesi problemi daha da zorlaştırmaktadır.</p>
<p>	Buna ek olarak,  gelişmesini hızlı nüfus artışı  olarak gösteren kentlerde iş potansiyelinin  de etkisi ile göç oranının  yüksek oluşu ve bireysel araç  kullanımına talebin çok artması, ulaşımda plansızlığın  etkisini giderek hissettirmeye  başlamıştır.</p>
<p>	Trafiğe kayıtlı taşıt  sayılarına, yolculuk  taleplerine ve otopark kapasitelerine  (açık-katlı  otopark) bakıldığında giderek <a href="http://www.genelbilge.com/tag/artan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Artan">artan</a>  bir  otopark sıkıntısı olduğu ve bu  konuda ciddi bir otopark politikası geliştirilmediği de gözlenmektedir.</p>
<p>	Yolların  altyapı  yetersizliği, bireysel taşıt  kullanımının artışı,  trafik yoğunluğu ile yaya ve sürücü hatalarından kaynaklanan trafik kazaları sonucu, önemli can ve mal  kayıpları meydana gelmektedir.</p>
<p>	Kentiçi  yollarda kaldırım genişlikleri ve yükseklikleri belirlenirken insan faktörü ön planda  tutulmamakta; dar ve yüksek kaldırımlar ile buralara park eden taşıtlar yayaları büyük sıkıntıya sokmakta, hatta yürüme ve diğer engelli vatandaşlarımızın buraları kullanmaları (araçlı yada  araçsız) herhangi bir kişinin yardımı  olmaksızın olanaklı gözükmemektedir.</p>
<p>	Kentiçi ulaşımında özellikle düşük gelirli grupların ve engellilerin tercihi toplu taşım araçlarıdır. Ancak mevcut toplu taşım araçlarının fiziki yapısı, özürlülerin kullanımına uygun olmadığı için özürlüler, özel ulaşım araçlarını (taksi, özel <a href="http://www.genelbilge.com/tag/otomobil/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Otomobil">otomobil</a> vb.) kullanmak zorunda  kalmaktadırlar.Aynı şekilde fiziki çevre ve ulaşımın alt yapısı da (yaya, eş düzey, alt-üst geçitleri, kaldırımlar, işaretleme, sinyalizyon, terminaller, duraklar, otoparklar, vb.) pek çok kentli yanında özellikle özürlüler için erişebilirlik özelliklerini taşımamaktadır.</p>
<p>	Kavşaklardaki yanlış düzenlemeler, sinyalizasyon sisteminde mevcut devre sürelerinin  optimum değerler olmaması sonucu kavşaklardaki trafik akımının kontrolünde taşıtlar için gecikme durumu ve kuyruklanmalar görülmekte, yaya geçişleri rahat ve denetimli olamamaktadır.</p>
<p>	Kentiçi ulaşımda planlamadan uygulamaya, işletme ve denetime kadar çok sayıda kurum ve otorite söz sahibi olup yetkiler dağılmıştır. Bu durum her geçen gün artan ulaşım talebine yönelik kararların alınmasını geciktirmekte ve zorlaştırmaktadır. Bu yetki dağınıklığı ve gerçekten konuyla ilgili olan kişilerin yerine, uzman olmayan kişilerin (il  trafik komisyonlarında olduğu gibi) karar vermeleri nedeniyle gelecekte geri dönüşü olanaksız, kentin tarihi ve dengeli yapılaşmış  dokusunu kentgörünümünü bozan, halkın o kente özgü duygu ve düşüncelerini hiçe sayan (gereksiz yerlere katlı kavşaklar düzey ayrımlı geçişler ve yaya üst geçitleri yapılması gibi), görünürde, kısa bir dönem için taşıt trafiğini rahatlatan, ancak bireysel araç kullanımını teşvik eden ve daha uzun dönemde çözümü daha zor, koridor veya alan ölçeğinde sıkışıklığa yol açan uygulamalarla karşılaşılmaktadır.</p>
<p>	Kentlerimizin gelişmesinin kendi imar planlarına uymadığı ve gelişme kararlarının çoğu  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kez/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kez">kez</a> hatalı verildiğini söylemek doğrudur. Bir  diğer değişle  İmar  planları hazırlanmakla  birlikte  kentler düzensiz şekilde gelişmekte, kentin planlanmış makro formu ve  altyapısı bir kentin büyümesinde önemli belirleyiciler olduğu halde buna dikkat edilmemekte, önce yerleşilmekte,  sonra bu alanlara ulaşım altyapısı götürülmektedir.</p>
<p>	Ulaşım altyapısının planlanması,  yapımı ve bakımı aslında bir  planlama ve mühendislik işidir. Ayrıca altyapı üzerindeki araçların işletilmeleri, ulaşımın bir  sonucu olan trafiğin yönetimi de mühendislik ve ulaşım yönetimi  ağırlıklı işler  olmakla birlikte, bu  kentlerde karayolları  dışında, ulaşımda uzmanlaşmış teknik eleman  sıkıntısı çekilmektedir.</p>
<p>	Kentiçi ulaşımda, yolculuklarda asıl unsur taşıt değil insandır. Ancak, kentlerde bugün gözlenen insan kaynağının kentsel amaç ve aktivitelerine değil,  taşıta  yönelik yatırım  ve uygulamalarıdır.</p>
<p>	Türkiye&#8217;de kentiçi ulaşımla ilgili yerel, merkezi ve merkezi yönetimin  taşra  örgütleri arasında görev  ve sorumluluk kargaşası olduğu bilinmektedir. Belediyeler ve Başbakanlık dışında birçok Bakanlık  ile Genel Müdürlükler çeşitli ulaşım türleri ile ilgili  olarak yapım, bakım, işletme, güvenlik, finansman ve onay işlemlerinde devreye girmektedir. Bu kuruluşlar arasında yerel  düzeyde koordinasyon ve işbirliği sağlanması  ise zaman zaman  önemli sorunlara yol  açabilmektedir.</p>
<p>	Özellikle Ulaştırma Bakanlığı&#8217;nın işlevinin yeniden tanımlanması ihtiyacı bulunmaktadır. Bakanlık mevcut yasal düzenlemeye göre sadece belli kentiçi ulaşım yatırımlarında belediye projeleri ile ilgilenmekte, buna karşılık bu projeye esas teşkil  eden kentsel gelişim imar  planı  ve ulaşım ana planı ile ilgili herhangi bir görevi ve sorumluluğu bulunmamaktadır.</p>
<p>	Konuyla ilgili kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak üzere kurulan &#8220;İl Trafik Komisyonları&#8221;nın ve 3030 sayılı Kanuna göre kurulan &#8220;Ulaşım Koordinasyon Merkezlerinin (UKOME)&#8221;  yapılarının yeniden belirlenmesi gereği bulunmakta olup, görev ve yetkilerinde benzerlikler söz  konusu olan, UKOME&#8217;lerin  güçlendirilip, işlerlik  kazandırılması  ihtiyacı bulunmaktadır.</p>
<p>	Aynı belediye içinde ulaşıma ilişkin hizmetler farklı birimlerce yürütülmekte, bu yapı da proje oluşturmada, uygulamada ve işletmede sorunlara  yol  açmaktadır. Örneğin, bir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nde yol, köprü, tünel, kaldırım  gibi altyapılar, sinyalizasyon ve trafik yönetimine ilişkin hizmetler, ulaşım planlaması, raylı sistem projeleri, otobüs işletmeciliği çok farklı  ve  birbirleri ile  eşgüdümsüz  birimlerde  yeralabilmektedir.</p>
<p>	 Kurumsallaşma için gerekli olan hukuki düzenlemelere ek olarak; Kentsel ulaşım yatırımlarına ve hizmetlerine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> teşkil  eden ulaşım planlamasına yönelik herhangi bir yasal mevzuat bulunmamaktadır. Belediyelere kentiçi ulaşımla ilgili görev verilmesine rağmen, bu görevin yerine getirilme esas ve usullerini  belirleyen bir düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır. Kentsel ulaşım planını  hazırlama yöntemi ile hangi büyüklükteki belediyelerde hangi ölçeklerde ulaşım planı hazırlanması gerektiği hakkında bir  yasal düzenleme ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>	Mevcut yapıda, Ulaştırma Bakanlığı sadece belli ulaşım türleri (hafif raylı sistem, teleferik vb) yapımına ilişkin olan projeleri ve şartnameleri onaylama görevi üstlenmiştir. Bazı uygulamalarda ise Bakanlık devre  dışı kalmakta hatta bu ulaşım türlerinde bile yerel yönetimleri uygun biçimde yönlendirememektedir.</p>
<p>	Yerel yönetimler ise, ulaşım türlerinin planlamasına temel teşkil eden kentiçi ulaşım master plan çalışmaları olmaksızın, belli güzergahlarda yaptıkları dar  kapsamlı etüd çalışmaları ile çok pahalı yatırımları, özellikle de raylı sistem yatırımlarını  gerçekleştirmek istemektedirler. Bu yatırımlardan sadece dış kredi ile finanse edilmesi talep edilenler merkezi idareye ulaşmakta; bunlar arasında bir değerlendirme yapılırken de Ulaştırma Bakanlığı onayı ve görüşü ile konunun kapsamlı bir ulaşım ana  planı çalışması ile irdelenmiş olması durumuna dikkat  edilmektedir. Bu çabalara karşın, hukuki yapıdaki ve örgütlenmedeki belirsizlik, zaman zaman Bakanlığın ilgili birimlerini devre dışı bırakan uygulamalara ve dolayısıyla yanlış teknoloji seçiminden hatalı ihale yöntemleri benimsenmesine, sık sık değişen güzergah tercihlerine ve gereksiz yatırımlara kadar uzanan bir  hatalar zincirine yol  açabilmektedir.</p>
<p>	Kentsel ulaşımın hem yatırım hem  de işletme aşamasında, finansman ihtiyacının birbirinden ayrılması ve farklı kriterlerle değerlendirilmesi gereklidir. Ancak mevcut uygulamada her iki  konuda da finansman darboğazı ve uygulanacak finans mekanizmalarında belirsizlikler vardır. Merkezi yönetimin kaynak sağlama koşullarındaki ilke ve kurallar belli değildir. Kentiçi ulaşıma ayrılacak kaynakların nasıl  oluşturulacağı konusu da gerek merkezi gerekse  yerel yönetim birimlerince yeterince çalışılmamıştır.</p>
<p>	Ancak kentiçi ulaşımın finansmanında hem kaynak yaratılmasında hem de kaynak kullanımında yaygın bir belirsizlik bulunmakta,  bu da en fazla kentsel ulaşım hizmetlerinin yürütülmesinde sorunlara yol açmaktadır.</p>
<p>	Yatırımların finansmanında  gündeme gelen yap-işlet-devret, kredi, hibe gibi yöntemlerin yeniden değerlendirilmesi, bu yöntemlerle  belli bir teknoloji transferi  standart <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> da ürün öngörülebildiği için, finansman  sağlanmasından öte ciddi sorunların ortaya çıkması sözkonusu olabilir.</p>
<p>	Öte yandan, özellikle büyük kentlerde zorunlu hale gelen ve hızla hayata geçirilmesi gereken raylı  sistem projeleri finansman sıkıntısı nedeniyle geçikmekte; dış  kredili  olarak gerçekleştirilen projeler  ise belediyelere belli bir borç yükü getirmektedir. Çoğunlukla mevcut özkaynaklarla finansmanı da mümkün olamayan bu tür büyük  projelerin yanısıra, dış kredi talebi, tünel, üst geçit, viyadük  yapımında, otobüs alımlarında, sinyalizasyon sistemi kurulmasında, otopark ve terminal yapımında da gündeme gelmektedir. Yerel yönetimlerin dış kredi kullanımında Hazine garantisi  istenmesi ve Yıllık Yatırım  Programı&#8217;nda projenin yer alması zorunluluğu,  merkezi yönetimin denetimi sağlansa bile, çok yüksek maliyetli projelerin, uygun olmayan  teknolojilerin seçilmesi ve uzun dönemde teknoloji açısından  dışa bağımlılık sorunlarına yol açmaktadır.</p>
<p>	Günümüzde teknolojik gelişmeler  ve toplumsal ihtiyaçlara bağlı olarak giderek artan motorlu taşıtlar, önemli çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Kent kavşaklarında ve diğer yol kesimlerinde araçların rölantide çalışırken ve yavaşlama durumunda karbonmonoksit, hızlanma ve sabit hızla hareket halinde ise azotoksitleri emisyonları artar. Araçların durması o andaki, yerde emisyon yoğunluğunu artırır. Ayrıca aşırı yükleme ile yakıt sarfiyatı ve dolayısıyla egzos emisyonu artar.</p>
<p>	Motorlu taşıtların oluşturduğu kirletici maddelerin miktarı;  kullanılan yakıt kalitesine, taşıt motorunun tipine motor hacmine ve diğer özelliklerine taşıtın yaşına, bakım durumuna ortam ve yol koşullarına, kullanım koşullarına, sürücü davranışları ve trafik durumuna, aşırı yük ve araç teknolojisine bağlı olarak  değişmektedir.</p>
<p>	Kentiçi ulaşımda, egsozda oluşan kirletici gazların insan sağlığına çok büyük zararları bulunmaktadır. Bu gazlardan karbonmonoksitin öldürücü etkisi, azotdioksitin akciğer dokusunda hasara ve felce, hidrokarbon, benzeri ve partikül maddelerin kanserojen  etkisi, kurşun bileşiklerinin doku kan  dolaşımı ve sinir sistemine olumsuz etkileri vardır.</p>
<p>	Ülkemizde son  yıllarda motorlu araç sayısının hızla artması nedeniyle özellikle büyük kentlerimizde, en belirgin rahatsız edici çevre sorunlarının başında gürültü gelmektedir.</p>
<p>	Motorlu taşıtlardan kaynaklanan hava  kirliliğinin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/toplum/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with toplum">toplum</a> yaşamı ve sağlığı bakımından kısa sürede ve uzun vadede tehlikeli etkileri bulunmaktadır. Bununla beraber motorlu taşıtların kullanımı ve üretimi ulaştırma politikalarına, toplumun sosyo-ekonomik şartlarına ve hatta enerji darboğazlarına rağmen artmaktadır. Motorlu taşıtların kullandığı yakıtların petrol tüketimindeki payı artmakta, dolayısıyla trafik kazaları ve gürültü gibi sorunların yanında hava kirliliği de çok önemli bir çevre  problemi olarak gündeme gelmektedir. </p>
<p>	Yukarıda son paragraflarda sıralanan ulaşım ilişkin çevre sorunları, birinci ve ikinci kuşak sorunlar olarak, birlikte irdelendiğinde;</p>
<p>	Birinci kuşak sorunlardan, ikinci kuşak sorunlara geçildikçe, hem sorunun etki alanı çapı büyümekte, yerelden küresel&#8217;e doğru gitmektedir, hem de önleyici önlemleri alabilecek ilgili örgüt kompozisyon ve boyutları büyümektedir. Dolayısı ile yerselleşmiş somut bir sorunun ele alınabileceği biçimde belli, sınırlı bir teknik uygulama yetmemekte, daha kapsamlı irdeleme ve çözüm gerekmekte, yani holistik bir yaklaşım gerekmektedir ki, böyle bir yaklaşım kentsel ekolojinin yapı taşlarından birisini oluşturmaktadır.</p>
<p>	Binek taşıtı (özel oto olarak) örneğinde, taşıt çıkışlı, istenmeyen gürültü 1. kuşak sorundur. Egsoz emisyonları, kentsel mekana olumsuz yüklemeleri ve kent formunun olumsuz yönlendirilmesindeki katkısı dolayısı ile, bu sorunlar, 2. kuşak sorunlar, daha zor çözülebilecek yayılan ve toplumdan çözümü yönünde bir çaba isteyen sorunlardır. Kentsel ulaşım sorunları, özellikle1. kuşak, belli ölçüde, 2. kuşak sorunlar birçok gelişmiş ülkede politik sorunlar durumunu almaya başlamıştır. Özellikle binek taşıtının (otomobil) artışına koşut bir biçimde kentelere yüklenen &#8220;kritik yük&#8221; hadleri konusunda önlem alınmaya çalışılırken, binek taşıtı sahipliliğinde ve kullanımındaki artışın sürmesi, dahası, çoğu sosyo-ekonomik grup için binek taşıtının yaşam-biçimin önemli bir aracı, aynı zamanda göstergesi durumunu alması, yine bu grupların da yaşadığı kentlerin ve kenli sağlığının korunması güçleştirmektedir.</p>
<p>	B-KENTİÇİ ULAŞIMDAN BEKLENTİLER VE  HEDEFLER</p>
<p>	Kentiçi  ulaşımından beklentiler kurumsal ve kişisel beklentiler olarak  irdelenebilir. Kurumsal beklentiler öncelikle merkezi ve yerel yönetimleri ilgilendirmektedir. Kişisel beklentiler  ise ancak toplumsal düzeyde ele alındığında anlamlı olabilmektedir. Toplumsal düzeyi daha somut  olarak tanımlayabilmek için bu  beklentilere kullanıcı veya kentli  beklentileri  demek uygundur.</p>
<p>	Kurumsal olarak, kurumsal nitelikteki beklentilerin topluma hizmet ve bu hizmetin demokratik bir çerçevede verilmesi tabına dayandırıldığı düşünüldüğünde, konuya merkezi veya  yerel   yönetim açısından yaklaşımların <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ortak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ortak">ortak</a> paydada pay  sahibi oldukları söylenebilir. İnsan kaynaklarına ilişkin değer ve ölçütlerin yeniden önünde yeralmaya başladığı 200&#8242;lerin başlangıcında kentiçi  ulaşımdan beklentilerin ekonomik-teknolojik eşiklerin daha  ilerisine ekolojik-teknolojik eşiğe taşınması, insan kaynaklarına değeri de   vurguyacaktır.</p>
<p>	Bu  çerçevede, kurumsal beklenti ve hedeflerin başlıcaları aşağıdaki gibi sıralanabilir.</p>
<p>	l.Her kenti, ayrı ayrı ilgilendiren kentiçi ulaşım (lar) ın ülke genelinde kavranmasını ve kapsanmasını sağlayacak bir merkezi örgütlenme,</p>
<p>	II.Kentiçi ulaşımdaki yerel örgütlenme sorun ve  eksikliklerinin  giderilmesi,</p>
<p>	III. Ülkesel düzeydeki örgütlenmeye koşut olarak, ülkesel ulaşım  ana planı&#8217;nın, kentiçi ulaşım amaç, ilke, hedef ve önlemlerini de   kapsayacak biçimde hazırlanması,</p>
<p>	IV.Yerel düzeydeki örgütlenmeye koşut olarak, kentsel ulaşım ana planlarının bu plan  kararlarına göre ayrıntı planlarının  hazırlanması,</p>
<p>	V.Ülkesel ulaşım ana  planı&#8217;nın bölgesel düzeylerde bölge planlaması ile pekiştirilerek, ayrıntılandırılması,</p>
<p>	VI.Hem  bölgesel, hemde kentsel düzeyde ulaşım-arazi kullanım planlama ve uygulamasının bütünleştirilmesi,</p>
<p>	VII.Ulaşım projelendirme ve uygulamasında yöntem belirlenmesi ve belli standartların, ancak esnekliğe sahip olarak belirlenmesi ve bunun için yasal düzenlemelerin hazırlanması,</p>
<p>	VIII.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/mali/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Mali">Mali</a> darboğazların ve finansman gereksinimlerinin yetki  karmaşası ve denetim mekanizmasındaki sıkıntılardan kurtarılması,</p>
<p>	IX.Yasal ve örgütsel yapıdaki belirsizlik ve yetersizliklerin giderilmesi  yönündeki çalışmalara Ulaştırma Bakanlığının sorumluluğunda ilgili kuruluşlarla koordinasyon ve işbirliği içinde  başlanması,</p>
<p>	X.Ulaşım planlama ve mühendisliği konusundaki eğitim-öğretim sorunlarının giderilmesi ve ulaşım araştırmalarındaki yetersizliğin giderilmesi için M.E.B ve YÖK sorumluluğunda Üniversiteler ve diğer kuruluşlar ile işbirliği içerisine  girilmesi,</p>
<p>	XI.Kentsel çevreye ulaşımdan doğan olumsuzlukların saptanması ölçülerek-değerlendirilmesi ve bu olumsuzlukların aşağılara çekilmesi  yönündeki çalışmaların Çevre Bakanlığı sorumluluğunda  yerel  yönetimlerle koordine içinde  başlatılması,</p>
<p>	XII.Ulaşım kaynaklı enerji tüketiminin ölçülerek değerlendirilmesi ve bu enerji tüketiminin  aşağılara çekilmesi için gerekli çalışmaların Enerji Bakanlığı  sorumluluğunda  yerel  yönetimlerle işbirliği içinde yürütülmesi,</p>
<p>	XIII.Ulaşım sistemlerinin birbirlerine göre  zaman ve mekanda farklılaşan önceliklerinin belirlenerek, bu önceliklere göre planlama ve uygulamanın gerçekleştirilmesi,</p>
<p>	XIV. Taşıt teknolojilerindeki gelişmelerin kentiçi ulaşım yönünden değerlendirilerek, uygulama ilkelerinin saptanması,</p>
<p>	XV.Kentiçi sistem ve güzergahlar ile kentlerarası sistem ve güzergahların, kentiçi gelişmeyi farklı etkilemeleri nedeni  ile, ülkesel ve bölge planlama ölçeğinde kararlaştırılmış ilkelere  göre planlanması ve yapımı, bu bağlamda kent geçişleri ve çevre yollarının  geçişlerinin saptanarak projelendirilmesi,</p>
<p>	XVI.Hava hakları&#8217;nın ve yüzeyaltı haklarının yanlış algılanması ve yanlış kullanımı olarak da gerçekleştirilen, katlı kavşak, düzey ayrımlı geçiş gibi ulaşım alt yapılanmasının, kentsel yapılı  çevreyi, kentsel gelişmeyi ve kentsel ulaşımın gelişmesini olumsuz  etkileyerek, yanlış yönlendirecek biçimde projelendirme ve uygulamasının önlenmesi yönündeki merkezi yönetim düzeyinde projelerin denetlenmesi,</p>
<p>	XVII.Hem ekonomik hemde ekolojik açıdan kent&#8217;e olumsuzlar yükleyen trafik sıkışıklığının giderilmesi yönünde önlemlerin yerel yönetimlerce alınması üst düzey kararların merkezi  yönetimce  kararlaştırılması,</p>
<p>	XVIII.Yol  ve trafik güvenliğinin daha etken sağlanması yönünde önlemlerin kararlaştırılması,</p>
<p>	Kullanıcı beklentilerinin demokratik ifadesi bir kentte kullanıcı ilişkin ulaşım hedeflerini oluşturmalıdır. Aynı çerçevede, kullanıcı beklenti ve hedeflerin başlıcaları aşağıdaki gibi  sıralanabilir,</p>
<p>	I.Sürücü veya yaya, hangi  biçimde kullanıcı olursa olsun, kullanıcıya maddi kayıp, zaman kayıbı veya sağlık  sorunu oluşturan trafik sıkışıklığının giderilmesi,</p>
<p>	II.Yol ve trafik güvensizliğinin giderilmesi,</p>
<p>	III.Mekan kullanımdaki, özellikle kamu mekanlarının kullanımındaki ulaşıma ilişkin güçlüklerin giderilmesi,</p>
<p>	IV.Ulaşım kaynaklı hava kirliliği, gürültü ve titreşim etkilerinin en aza indirilmesi,</p>
<p>	V.Kentsel  çevreyi ve kent mekanlarını olumlu  algılamayı engelleyen yapılı çevre&#8217;de bozulma ve görsel kirlilik nedeni olabilecek ulaşım altyapısı uygulamalarının önüne geçilmesi,</p>
<p>	VI.Ulaşım mekanlarında drenaj sorununun çözümlenmesi ve kentli  sağlığını doğrudan ilgilendiren yüzey suyu ve taban suyu  kirliliğinin önüne geçilmesi için önlem alınması,</p>
<p>	VII.Kentiçi ulaşım ağının, aynı veya benzer kentsel anlam  ve işlevdeki kentsel alanları bölerek  ayırmasının, toplumsal  ilişkileri zayıflatıcı bir etken  olarak planlanması ve yapılanmasının engellenmesi yönünde önlem alınması,</p>
<p>	VIII.Başlangıç ve varış noktası başka alanlarda olan, ancak bir başka alan içinden geçen taşıt trafiğinin (doğrudan geçen taşıt trafiği:transit trafik) yol kademelenmesine  göre atanmasının sağlanması,</p>
<p>	IX.Yolculuk üretim alanları ile (konut alanı gibi) yolculuk cezbetme alanları (kent merkezi, eğitim alanı, alışveriş  alanı gibi) arasının giderek açılmasının, dolayısı ile gereksiz yolculuk  uzaması ve gecikmenin önlenmesi yönünde önlemler alınması,</p>
<p>	X.Özellikle toplu taşım taşıtlarının kullanımında, konforlu ulaşımın sağlanması, yolculuk süresinin kısaltılması,</p>
<p>	XI.Kentiçi ulaşımda maliyet ve yararların hakça dağılımının sağlanması yönünde önlemlerin alınması,</p>
<p>	XII.Bireysel ulaşım-toplu taşım bütünleştirmesinin özellikle  aktarma alanları bağlamında sağlanması yönünde önlemlerin alınması,</p>
<p>	XIII.Yaya alanlarının gerçek anlamda yaya alanı  konumuna getirilmesi yönünde revizyon projelerinin yapılarak,  uygulanması,</p>
<p>	XIV.Yaya alanı-otopark ilişkisinin kurulması yönünde önlemler alınması, otoparkların daha etken biçimde projelendirilerek, uygulamaya alınması,</p>
<p>	XV.Yaya-taşıt ayrımında taşıta her kademe yol&#8217;da öncelik verilmesinden vazgeçilmesi, yaya  yoğun alanlarda  yaya  önceliğini vurguyacak, pekiştirecek projeler üretilmesi,</p>
<p>	XVI. Bisikleti reddeden trafik uygulamaları yerine, uygun alanlarda bisiklet kullanımını özendiren projeler üretilmesi,</p>
<p>	XVII.Işıklı trafik işaretleri (sinyalizasyon) projelendirilmesi ve  uygulamasında alan ölçeğinde (bir alanın  tamamında) uygulamaya geçilmelidir.</p>
<p>	XVIII.Kentle engellilerin ve geçici engellilerin nüfusun önemli bir kesimini  oluşturduğunun  farkına varılarak, yolağı ve ulaştırma sistemlerinde uygun düzenlemelere gidilmesi.</p>
<p>	C.ÇÖZÜM ÖNERİLERİ İLE UYGULANMASI GEREKEN İLKE<br />
               VE ÖNLEMLER (POLİTİKALAR)</p>
<p>	l.Ulaştırma Bakanlığının işlevi yeniden tanımlanmalı ve bu yeni tanımlamaya göre örgütlenme şeması gözden geçirilmelidir. Bu tanımlama ülkesel düzeyde ulaşımın bu bakanlık çatısı  altında  örgütlenmesini ve yerel düzeyde, yerel yönetimler ile kentiçi  ulaşımın koordinasyonunu (eşgüdüm) kapsamalıdır.</p>
<p>	II.Yukarıda, belirtildiği üzere, ülkesel ulaşım ana planı  hazırlıklarına başlanmalıdır.</p>
<p>	III.Bu  plan ile ülkesel düzeyde ve bölge planlamasına yol gösterici nitelikte ulaşım sistemleri arasındaki denge ve karşılıklı ilişkiler, ülke ve toplum çıkarları,  Afo ve çevre ülkeler ile birliktelik  kapsamında yeniden gözden geçirilmeli, her ulaşım sistemine gerektiği önem  verilmelidir. Bu planın yapımına  1983-1993 planının ilkeleri ışık  tutmalı, alınan yerinde kararların  uygulanamama  nedenleri araştırılarak, daha sağlam ve uygulanabilir kararlar alınmalıdır. Bu çerçevede, demiryollarının gözardı  edilmesinden vazgeçilmeli, aksine kentlerarası demiryollarının ıslahına, banliyö sistemlerinin geliştirilmesine, hızlı demiryolu ve tüp geçiş gibi gündemdeki projelere işlerlik kazandırılmalıdır.</p>
<p>	İV.Kentiçi ulaşımda yerel örgütler, belediye başkanına doğrudan bağlı, üst düzeyde  olmalı, kentiçi ulaşımın altyapısı  ve üst yapısı bu örgütlerin birimlerini oluşturmalıdır.</p>
<p>	Bu çerçevede UKOME sağlamlaştırılmalı, İl Trafik Komisyonu&#8217;nun yerel yönetime müdahalesi en az indirgenmelidir.</p>
<p>	V.Bir kentiçi yollar yönetmeliği hazırlanmalı, bu yönetmelik çerçevesinde yolağı planlanması, projelendirilmesi, yapımı ve  işletimi kapsanmalıdır. Bu yönetmelik merkezi örgütlenme (Ulaştırma Bakanlığı) tarafından işlenmelidir.</p>
<p>	VI.Ülkesel ulaşım ana planı ile kentiçi ulaşım ana planları arasında, kent bölgesini de ilgilendiren, bölge planlama yaklaşımı  ulaşım açısından işlerliğe geçirilmelidir.</p>
<p>	VII.Kentsel ulaşım ana planları belli bir nüfus eşiğinin (200.000 gibi) üstündeki kentlerde bir zorunluluk olarak  istenmelidir. Bu eşiğin altındaki kentler için de böyle bir planın yapılmasını özendirici, mali, yönetsel önlemler  merkez örgütlenme tarafından alınmalıdır.</p>
<p>	VIII.Kentiçi ulaşımın finansmanında, yukarıda İV.madde de belirtilen örgütlenme çerçevesinde, finansman biriminin  örgütlenme şemasına dahil edilmesi uygundur. Kentiçi ulaşımın  finansmanında reklam, işletme, çeşitli tesis, ceza ve uygun vergi gelirleri ile, tahsil satışı gibi finansman kaynakları  düşünülmelidir. Ayrıca yatırımların yapıldığı güzergahı kullananların, bu kullanımları ile katkı ücretlendirilmesi düşünülmelidir. Bu kaynaklar için yöntemlerin geliştirilmesi  bir  araştırma konusudur. Böyle bir araştırmanın merkez örgütünce yapılması veya yaptırılması, yerel yönetimlere yarar  sağlayacaktır.</p>
<p>	Vİİ.Toplu taşım taşıt edinme maliyetleri ile güzergah yapım maliyetlerinin düşürülmesi konusunda çalışmalar  başlatılmalıdır. Bu konuda örneğin TÜVESAŞ&#8217;tan  taşıt temini; güzergah konusunda, dolayısı ile sistem konusunda  seçeneklerin yeterli bir biçimde değerlendirilmesi önemlidir.</p>
<p>	İX.Merkez örgütlenmesinde ve yerel yönetim örgütlenmesinde nitelikli teknik  personel çalıştırılması yönünde düzenlemeler yapılmalıdır. Nitelikli yabancı uzman&#8217;a ilgili  konuda ülke içinde yüklenebilecek uzman olmadığı zaman, ayrıca yeni  teknolojilerin  uygulanması ve geliştirilmesi için başvurulabilir.</p>
<p>	Kentsel ulaşım planlaması-kentsel gelişim planlaması birlikteliği sağlanmalıdır. Bu birliktelik kapsamında.</p>
<p>	X.Kentsel alanların-özellikle merkez ile ilişkilerinde ve birbirleri ile ilişkilerinde toplu taşım önceliği esas  olmalıdır.</p>
<p>	Xİ.Gel-git (düzgün) yolculukların niceliğinin ve süresinin azaltılabilmesi için alt-merkez oluşumlarını kararlaştıran kentsel gelişim planlaması çerçevesinde ulaşım  ağı ve sistemlerinin planlanması yönlendirilmelidir.</p>
<p>	Xİİ.Özellikle kent merkezine, bu  alan ile ilişkisi bulunmayan taşıtların girmemesi  yönünde ulaşım ağı ve sistemleri  kararları alınmalıdır. Talep (istem) yönetimi bu konuda değerlendirilmelidir.</p>
<p>	Xİİİ.Otobüs sistemlerinin getirebileceği yararın eşiği aşıldıktan sonra raylı sistemler düşünülmelidir.</p>
<p>	Otobüs sistemleri otobüs tahsisli  yolu, otobüs şeritleri  düzenlenmesi, otobüs kapıları (kavşakta öncelik gibi) ile birlikte projelendirilmelidir.</p>
<p>	XİV.Kent saçaklarında toplu taşıma taşıtlarına aktarma alanları planlanmalıdır.</p>
<p>	XV.Toplu taşımın etkenliğinin arttırılması için koridor planlaması düşünülmelidir.</p>
<p>	XVİ.Kent merkezinin saçaklarında toplu otoparklarda depolanan binek otoları&#8217;ndan binek oto  yolcuları park et-devam et (Park-and-ride) sistemi ile merkez çekirdek mekanlarına eriştirilmelidir.</p>
<p>	XVİİ.Kent merkezi içinde yol boyu otoparklar ancak gerekli yerlerde ve  kısa süreli  olarak, parkmetre sistemi içinde düzenlenmelidir.</p>
<p>	XVİİİ.Kent merkezinde belli yolların yayalaştırılması, gerçek yayalaştırma anlamında başarılmalıdır.Aksi durumda yaya yolu ilan edilmiş yollar çeşitli nedenlerle buraya girmiş  taşıtlar ile doldurulmaktadır.</p>
<p>	XİX.Yaya alanları ve trafik durultma (traffic calming) düzenlemesi birbirini tamamlar biçimdedir. Trafik durultma  düzenlemesinin ilke ve ölçütleri kent merkezlerimizde  uygulanmaya müsaittir.</p>
<p>	XX.Belli bir doluluğun altındaki binek otolarının merkez&#8217;e girişi engellenmeli veya yüksek fiyatlandırma ile giriş  yapabilmelidir.</p>
<p>	XXİ.Bisiklet yolları ve yeşil  alanlar  parklar ve yeşil  alanlar biçiminde merkez alanının içine uzatılmalıdır.</p>
<p>	XXİİ.Yük taşıtlarının, servis  trafiğinin merkez&#8217;e giriş çıkışları zaman ve mekan olarak düzenlenmelidir.</p>
<p>	Aynı kapsamda, kentiçi yük taşıtlarının planlanmış depolama alanında depolanması uygulamasına geçilmelidir.</p>
<p>	Xİİİ.Özellikle merkez içinde yol platformunun genişletilmesinden kaçınılmalıdır. Buna karşılık, yaya yoğun alanlarda kaldırım genişletmesine gidilebilmesi, yine trafik  durultma önlemleri çerçevesinde,  düşünülmelidir.</p>
<p>	XİV.Merkez&#8217;de esas merkez  içi erişme olduğundan, bu erişme de yaya ağırlıklı ve park et-devam et (PID)  sistemi ağırlıklı düşünüldüğünde yaya&#8217;yı üst geçitlere taşımak uygulanamazlığı yönü ile de anlamsızdır. Tam ve kısmen erişme kontrollu yollar dışındaki  yollarda yaya geçitlerinin eşdüzey olması esas olmalıdır.</p>
<p>	XXV.Işıklı trafik  işaretlerinde zebra yanında, ayrıca panda ve pelikan tiplerinde geçitler  de kullanılmalıdır.</p>
<p>	XXVİ. Işıklı trafik  işaretlerinde alan-ölçeğinde uygulamaya  geçilmelidir.</p>
<p>	XXVİİ.Kentsel ulaşım üstyapısının iki önemli öğesi, taşıt trafiği ve yaya trafiği, kavşaklarda hakça düzenlemeye göre denetlenmelidir. Özellikle en kesit özelliklerine göre, kavşak  ayaklarında yaya geçişlerine uygun aralık verilmelidir.</p>
<p>	XVİİİ.Kent trafiği (taşıt ve yaya) yönetimi, bir kumanda merkezi aracılığı ile denetlenen, yönetilen  ışıklı trafik işaretleri ve dedektörler aracılığı ile, CCTV kullanılarak, yapılmalıdır.</p>
<p>	XXIX.Yukarıdaki XXVİİİ.kapsamında, kentsel trafik kumanda merkezi veri tabanı oluşturmak amacı ile de kullanılmalıdır.</p>
<p>	XXX.Özellikle raylı sistem istasyon çevreleri, aktarma alanları gibi alanlar özel planlama alanı olarak  görülmeli ve yaya ve trafik durultma alanlarında  da olması gerektiği gibi, kentsel tasarım  aranmalıdır.</p>
<p>	XXXİ.Kentsel ulaşımın planlanmasında ulaşım sistemleri düzenleme ve yönetimi (USDY-Transport Systems Management) işlerliğe geçirilmelidir.</p>
<p>	SONUÇ:<br />
	Ulaşım bir amaç değil, araçtır. Ulaşımın  bu aracılığı, aktivitelere ve kentsel kullanımlara ulaşmak anlamındadır. Dolayısıyla ulaşımın, kent sisteminin sağlıklı işleyişine, kentlinin yaşam  kalitesine ve kentsel çevre kalitesine hizmet etmesi ulaşımın ana amacı  olmalıdır.</p>
<p>	Gelişmiş ülkeler kentlerindeki ulaşım planlama ve mühendisliği deneyimlerinden de yaralanılarak, </p>
<p>	1. Kentsel büyümede; yayılarak büyüme yerine, düşük yükselti, sıra yapı düzeni ile devamlılığı olan yeşil sistemim birarada olduğu bir yoğunlaşma.<br />
	2. Arazi kullanımlarında; konut-sanayi-alışveriş-rekreasyon gibi aktivitelerin birbirlerinden ayrı alanlarda, sektörel bölgeleme (zoning) yerine, çevre ve ulaşım değerlerine buarada trafik güvensiziği ögelerine göre değerlendirilmiş bir içeriği sahip karma kullanım, </p>
<p>	3. Ulaşım altyapısından; binek taşıtı trafiğine göre düzenlenmiş yol ağı buağ içinde kentiçi, özellikle ken merkezlerinde otoyol, hız yolu ve zincirleme katlı kavşak düzenlemeleri yerine, 1. toplu taşım&#8217;ı güçlendirici, 2. yaya ve bisiklet gibi çevre dostu, motorsuz ulaşım türlerini güçlendirici, 3. trafik durultma (traffic calming) ve  yönelik düzenlemeler ve  4.kentsel trafik kumanda merkezi kurulması eli ile, kentiçi taşıt trafiğinin bu merkezden denetimi ve yönlendirilmesine,  5. park et-devam et sistemi altyapısının oluşturulmasına </p>
<p>	4. Ulaşım üst yapısında; binek taşıtı kulanımını özendiren ışıklı trafik işareti devre düzenlemesi, kent merkez çekirdeğinde topl park yeri, benzin fiyatlarında sübvansiyon vb. önlemler yerine, 1. kentsel yerleşme genelinde toplu taşıma, 2. özellikle kentsel iş merkezinde yayalaştırma ve yaya ile toplu taşım bütünleşmesine, 3. park et-devam et gibi sistemlerin uygulanmasına, 4. özellikle konut alanları içinden doğrudan geçen (alanı sadece geçiş için kullanan) taşıt trafiğinin engellenmesine, 5. kentin belli kesimlerine binek taşıtı ile girişin ücretlendirilmesine, trafik durultmaya yönelik önlemler,</p>
<p>	Kentiçi ulaşımın planlaması ve mühendislik hizmetlerinde izlenecek ana doğrultular olmaldır.</p>
<p>	Türkiye&#8217;de Kentli nüfusunun % 65-70 lere ulaştığı  gözönüne alınırsa; düzenlenen 9,Ulaştırma Şurasında sorunların görüşülmesinin ve kent içi ulaşımına  ilişkin kararların alınarak Şura sonrasında izlenmesinin gerekliliği ve önemi açıktır.</p>
<p>	Bilindiği üzere;  Şura öncesi çalışmaların, çok kısa bir zaman dilimi içerisine sığdırılmış olması nedeniyle kentiçi ulaşımının sorunları yeterince incelenememiştir.</p>
<p>	O nedenle; Şura sonrasında kent içi ulaşımı ile ilgili alınan kararların Şura bitiminden kısa bir süre sonra, konunun uzmanları, ve ilgili kurum ve kuruluş temsilcilerinin de katılımıyla bir seri toplantı yapılarak uygulamaya teknik temel oluşturacak  ilkelere ulaşılmasında yarar görülmektedir.  </p>
<p>	Tüm bu işlemlerin sağlıklıyürütülebilmesi için Ulaştırma Bakanlığının görev alanları yeniden tanımlanmalı ve bu tanımlanmaya göre de yeniden örgütlenmelidir. Özellikle karayolu taşıması ve karayolu trafiğine yönelik her türlü planlama, uygulama ve denetimde birliği sağlamak, kararlarda ve uygulamalarda hız ve etkinliği arttırmak ancak bu sayede mümkün olabilecektir.</p>

<p class="sayac_bilgi">498 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kentici-ulasim-iliskin-cevre-sorunlarinin-tanimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzmir İlinin Genel Çevre Sorunlarına Genel Bir Bakış</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/izmir-ilinin-genel-cevre-sorunlarina-genel-bir-bakis.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/izmir-ilinin-genel-cevre-sorunlarina-genel-bir-bakis.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 09:34:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Arazi]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ini]]></category>
		<category><![CDATA[Izmir Ili]]></category>
		<category><![CDATA[Merkez]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Sel]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11509</guid>
		<description><![CDATA[İzmir İli’nin 1.197.300 hektar olan toplam arazi varlığının % 42,9’unu orman, %41,8’ini tarım arazisi ve çayır-mera, % 15,3’ünü ise yerleşim alanları ile kayalık ve bataklıklar oluşturur.İlin dağ ve tepelik yükseltileri volkanik kökenli andezit ve türevleri kayalardan oluşmaktadır. Akarsu havzalarının düz bölümlerini oluşturan alüvyonel araziler geniş bir alanı kaplamaktadır. Geriye kalan topraklar ise kahverengi orman toprakları, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>      İzmir İli’nin 1.197.300 hektar olan toplam arazi varlığının % 42,9’unu orman, %41,8’ini tarım arazisi ve çayır-mera, % 15,3’ünü ise yerleşim alanları ile kayalık ve bataklıklar oluşturur.İlin dağ ve tepelik yükseltileri volkanik kökenli andezit ve türevleri  kayalardan oluşmaktadır. Akarsu havzalarının düz bölümlerini oluşturan  alüvyonel araziler geniş bir alanı kaplamaktadır. Geriye kalan topraklar ise kahverengi orman toprakları, kırmızı Akdeniz toprakları, rendzina  toprakları ve organik topraklardır.Verimliliğe göre <a href="http://www.genelbilge.com/tag/toprak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Toprak">toprak</a> sınıflandırmasında en büyük pay orman ve  fundalıkların yer aldığı (%54,8 )VII.sınıf arazilere aittir. İlin toplam arazisinin 974,043 hektar (% 81,4 )değişik derecelerde erozyona bağlı arazilerdir. Erozyona bağlı arazi miktarının yüksek olmasının nedeni, eğimin yüksek veya dik sınıfa giren arazi miktarının fazla olması ile ilgilidir. Erozyonun başlıca nedeni olan eğim durumunun  yanında, orman yangınları, ormandan tarım alanı kazanma çabaları ve eğimli tarım <span id="more-11509"></span>arazilerinin bilinçsiz toprak işleme ile bitki örtüsü ve değişik amaçlarla yok edilmesi sayılabilir. Bu sebeplerden dolayı özellikle son yıllarda İzmir’de sel felaketleri yaşanmakta,büyük can ve mal kayıpları meydana gelmektedir.</p>
<p>      İzmir’de çevre sorunları ele alınış öncelikleri ile şöyle sıralanabilir:</p>
<p>      1.Nüfus Sorunları</p>
<p>      İzmir İli ülkemizin en hızlı artan metropol alanına sahip kentlerimizden biridir. İlimizin 1990 yılı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">genel</a> nüfus sayımına göre nüfusu  2.694.770’dir. Toplam 28 ilçe ve 640 köye sahip, nüfusunun 1.757.414’ü  metropol belediye hudutları içinde bulunan bir kentimizdir.Türkiye’nin en büyük doğal körfezinin kıyısında kurulu ulaşım, tarım ve ticaret açısından bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/merkez/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Merkez">merkez</a> konumunda olan İzmir batı ile ticari ilişkilerin arttığı son  yüzyılda ülkemizin önemli iç ve dış ticaret merkezlerinden biri haline gelmiştir.  Bu özellikleri nedeniyle nüfusu her geçen gün artmakta, hızlı bir göç merkezi olma özelliğini korumaktadır. İzmir’de yıllık nüfus artışı %0 30.14’dür. Bu konumu ile nüfusu Türkiye ortalamasının üzerinde artan yoğun göç ve gecekondu sorunu ile karşı karşıya olan illerimizin başında gelmektedir. Her yıl yaklaşık 10000 aile İzmir’e göç etmektedir.Nüfus hareketleri son derece fazla olan İlimizde, hızlı kentleşme ve sanayileşme  nedeniyle altyapı yetersizliği ortaya çıkmakta, sosyo-kültürel yapı değişmektedir. Sonuçta çevre her yönüyle bozulmakta ve sağlıksız bir hal almaktadır.</p>
<p>      2.Planlama Yetersizliğinden Kaynaklanan Sorunlar</p>
<p>     Çevre sorunlarının temel nedenlerinden biri planlama eksikliğinden kaynaklanan çarpık kentleşmedir. Ülke çapında “Ulusal Çevre Planının” bulunmaması, çevre düzeni planlarının her bölge için varolmayışı ve eldeki imar planlarının çok az uygulama olanağı bulması <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> sebeplerle kentimiz de bu plansızlıktan nasibini almış ve çarpık kentleşme ortaya çıkmıştır.Böylece yerleşimler verimli tarım topraklarına kaymış, Karşıyaka-Bostanlı ve Narlıdere bölgesindeki bütün narenciye, meyve bahçeleri ve bostanlar bugün çok katlı lüks betonlar ile dolmuştur. Kenti çevreleyen dik arazi gecekondu istilası altındadır. Ülkemizin sayılı tarım bölgelerinden biri olan Bornova ve Kemalpaşa Ovası bugün kentleşme, üniversite ve sanayi kuruluşlarının yayılması ile tarım yapılamaz haldedir.Kemalpaşa-Turgutlu yöresindeki kiraz ve şeftali bahçeleri bu uğurda elden çıkmıştır.Eğer acil önlemler alınmazsa kısa bir süre sonra Kemalpaşa örneğini, Menemen ve Torbalı örnekleri izleyecektir.<br />
      Bu nedenle 3194 sayılı İmar Kanunu’nda ve Çevre Bakanlığı’nın kuruluş ve<br />
görevleri ile ilgili Kanun Hükmünde Kararnamede yer alan çevre düzeni planlarının ivedilikle gerçekleştirilmesi ve mevcut nazım imar planlarının çevre düzeni planlarına entegrasyonunun yapılması şarttır.Ancak hazırlanacak ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak yapılan çevre düzeni planları sayesinde konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım amaçlı kullanılabilecek alanlar ve arazi kullanılması sağlıklı bir şekilde       gerçekleştirilebilecektir.</p>
<p>      3. Sanayileşme<br />
      İzmir, Türkiye’nin en önemli ticaret ve endüstri merkezlerinden biri olması               nedeniyle,sanayiler İzmir kentinin en önemli çevre problemlerini oluşturmaktadır. Bir kısmı asırlık maziye sahip geleneksel işletmeler şeklinde olan bu tesisler, halen ilk günkü teknolojilerle etrafı kirleterek topluma çok pahalıya mal olan verimsiz üretimlerini sürdürmektedir. İzmir’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/deki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deki">deki</a> eski endüstri kuruluşları arasında kuru üzüm ve tütün işletmeleri, zeytinyağı fabrikaları sayılabilir. Bütün bu tesisler kentin en yoğun yerleşim alanı içinde kalmış tesislerdir. İzmir’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/deki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deki">deki</a> endüstri kuruluşları çoğunlukla iç körfez çevresinde yerleşmişlerdir. Büyük Kanal Projesinin geliştirilmesiyle birlikte atıksuyu olan tüm işletmelerden Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’nde belirtilen kanalizasyon standartlarını sağlayacak şekilde ön arıtma tesisi kurmaları istenmiştir. Bugün 28 adet işletmenin ön arıtma tesisi mevcuttur. Ancak arıtma tesislerinin düzenli çalıştırılmaması ve kaçamak yollarla doğrudan deşarjlar körfez kirliliğinde önemli kirlilik kaynağını oluşturmaktadır.<br />
      İzmir yöresinde sanayi yerleşimi planlamak zor ve kısıtlayıcı faktörlerle karşı karşıya olmak demektir. Zira yörenin su varlığı kısıtlı, yoğun tarımsal üretkenliği ise bu kısıtlı su varlığına dayalıdır. İzmir’den kent dışına kaçan sanayi tesisleri bu kısıtlı su kaynağına talip olmakta ve en verimli alanların elden çıkmasına yol açmaktadır. Endüstri kuruluşları bugüne kadar zengin tarım alanlarına sahip, Bornova ve Kemalpaşa Ovalarına ulaşımın su ve elektrik temininin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kolay/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kolay">kolay</a> olması gibi nedenlerle düzensiz bir şekilde yerleşmiştir. İzmir ve civarındaki yeni endüstriyel gelişim      alanları ise Torbalı,Tire,Menemen ve Aliağa yöreleridir. Çevre problemlerinin çözümünde sanayiye yer seçimi en önemli konulardan biridir. Hiçbir altyapısı bulunmayan yerlerde sadece ulaşım kolaylığı, su teminin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kolay/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kolay">kolay</a> olması gibi nedenlerle gelişigüzel kurulan sanayi tesislerinin zaman içinde çevre kirliliği problemleri yaratmaları kaçınılmazdır. Nitekim bu İzmir kenti için de böyle olmuştur. Başlangıçta      verimli tarım arazilerinde, hiçbir önlem alınmadan gelişigüzel kurulan sanayi tesisleri, gerek atıksuları gerekse baca gazları ve katı atıkları vasıtasıyla çevreyi kirletmekte daha sonra birtakım yasal düzenlemelerle kirlenmeyi azaltıcı tedbirler aldırılmaya uğraşılmaktadır.</p>
<p>İzmir ili sınırları içerisinde bulunan metropol alanda faaliyet gösteren sanayi kuruluşlarının toplam sayısı ve arıtma tesisleri durumu aşağıda  sunulmuştur:</p>
<p>•	Toplam işletme sayısı: 3590<br />
•	Ön Arıtma Tesisi Kurmak Zorunda Olan İşletme Sayısı: 28<br />
•	Ön Arıtma Tesisi Mevcut İşletme Sayısı: 28<br />
•	Kuru Sistem Çalışan İşletme Sayısı: 2479<br />
•	Önlem Tesisi Mevcut İşletme Sayısı: 723<br />
•	Önlem Tesisi Proje Aşamasında Olan İşletme Sayısı: 162<br />
•	Önlem Tesisi Olmayan İşletme Sayısı: 66</p>
<p>      2560/3009 sayılı Kanun ile 3030 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ve 4.9.1988 tarih ve 19919 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’ne göre metropol alan içerisinde faaliyet gösteren işletmelerin, İZSU Genel Müdürlüğü Atıksuların  Kanalizasyon Şebekesine Deşarj Yönetmeliği hükümlerine göre kanal standartlarının sağlanıp sağlanmadığına ilişkin denetimi Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İZSU Genel Müdürlüğü ) tarafından yapılmaktadır.<br />
      Ancak; ilgili tesislerin cezai işlemleri ile kapatma kararlarının takibi İzmir Çevre Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir.İlçelerde faaliyet gösteren işletmelerin Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’nde yer alan alıcı ortama deşarj standartlarının sağlanıp sağlanmadığına ilişkin denetimleri ise İzmir Çevre Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir.<br />
       İlçelerde faaliyet gösteren sanayi kuruluşlarının toplam sayısı ve arıtma tesisi durumu ise aşağıda sunulmuştur:</p>
<p>•	Toplam İşletme Sayısı: 2573<br />
•	Arıtma Tesisi Kurması Gereken İşletme Sayısı: 159<br />
•	Arıtma Tesisi Mevcut İşletme Sayısı: 138<br />
•	Arıtma Tesisi Kurması İçin Tebligat Yapılan İşletme Sayısı: 21</p>
<p>      Sanayi Bölgeleri veya Organize Sanayi Bölgelerinin yer seçiminin altyapısı hazır yerlerde planlı ve doğru bir şekilde yapılması gereklidir.Sanayi ve organize sanayi bölgeleri yer seçiminde Bakanlıklar arası koordinasyon sağlanmalı, özellikle DPT, Sanayi Bakanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ve Belediyeler mutlak surette Çevre Bakanlığı’nın ve İl düzeyinde de Mahalli Çevre Kurullarının görüşünü almalıdır. Organize Sanayi Bölgeleri ve Sanayi Bölgeleri ÇED Raporu hazırlanacak faaliyetler       içine alınmalıdır.</p>
<p>      4. Altyapı Sorunları:<br />
      Yüzyılların ihmali ile dev boyutlu hale <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> su, kanalizasyon, yağmur suyu drenajı, yol, ulaşım gibi altyapı eksikliği İzmir İli içinde çok büyük sorun teşkil etmektedir. Bu tür sorunların çözümünün hem çok zor,hem de çok pahalı olduğu açıktır. Ancak mutlaka ve hızlı şekilde çözümlenmeleri gerekliliği de ortada olan bir gerçektir.Çevre sorunlarının temel nedenlerinden birisi de altyapı eksikliğidir.<br />
      İzmir Metropol alanı içinde Büyük Kanal Projesi’nin çalışmalarının henüz       tamamlanmamış olması sebebiyle halen İzmir kentinin evsel ve endüstriyel atık suları körfeze deşarj edilmekte,bu da körfezin hızla bozulmasına sebep olmaktadır.Yine pek çok ilçenin kanalizasyon ve arıtma şebekeleri olmadığı için atıklarını direkt olarak en yakın alıcı su ortamına vermekte ve böylece yüzeysel su kaynaklarını hızla kirletmektedirler.(Örneğin; K.Menderes, Nif Çayı vb.). İller Bankası tarafından kanalizasyon tatbikat projesi hazır olan ve yaşanan yoğun kirlilik nedeniyle acil çözüm bekleyen ilçelerde dahi (Çeşme, Foça, Seferihisar vb.) İller Bankası ödeneklerinin yeterli olmaması sebebiyle projelerin tamamlanması çok uzun süreler almaktadır.<br />
      Pek çok ilçenin avam projeleri hazır olmasına rağmen <a href="http://www.genelbilge.com/tag/devlet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Devlet">Devlet</a> Planlama Teşkilatı tarafından yatırım programına alınmadığı için beklemekte veya yatırım programına alınanlar ödenek yetersizliği nedeniyle yıllarca bitirilememektedir. Bu konuda Çevre Bakanlığı’nın DPT ve İller Bankası Genel Müdürlüğü ile koordinasyona geçmesi, öncelikli ilçelerin belirlenerek programa alınmasının sağlanması faydalı olacaktır. Ayrıca,İller Bankası Genel Müdürlüğü’nün finans sorununun çözümünde çevre      fonundan destek sağlanması,yurt dışından kredi temin edilmesi, halkın maddi katılımının sağlanması yada altyapı işinin özelleştirilmesi altyapı sorunlarının çözümünü kolaylaştıracaktır.</p>
<p>      ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:</p>
<p>        Körfez kirliliğinin önlenebilmesi için ; Büyük Kanal Projesi&#8217;nin bir an önce tamamlanması amacıyla gerekli finans sağlanmalı.<br />
       Tüm ilçelerin alt yapı sistemlerinin ( kanalizasyon+arıtma) bir an önce tamamlanması amacıyla gerekli finansın sağlanmalı .(Öncelikle Seferihisar İlçesi&#8217;nin ve Çeşme İlçesi&#8217;nin arıtma tesislerine finans bulunmalı )<br />
       İlçelerde yapımı planlanan katı atık bertarafı tesislerin finans temininin     sağlanmalı.<br />
       Havza Yönetim Planlarının oluşturulabilmesi için gerekli yasal düzenlemenin yapılması.Öncelikle Gediz Deltası&#8217;nda doğal kaynakların planlanması ,arazi ve kaynak kullanımlarından doğacak çelişkilerin önlenmesi ,arazi kullanım kullanım önceliklerinin belirlenmesi ,Havza Planlarına baz teşkil etmesi amacıyla Delta&#8217;ya yönelik master plan çalışmalarının ivedilikle yapılmalı.<br />
      Tarımsal nitelikli alanları koruyabilmek ve sağlıklı bir planlama yapabilmek amacıyla; İmar Kanunu&#8217;nda yapılacak değişikliklerle İmar planlarının onaylanmasından önce Belediyelerin ilgili kuruluşların görüşlerini almaya zorlanması , sit alanlarında olduğu gibi ağır yaptırımların uygulanmalı.<br />
      Öncelikle Ülke bazında,daha sonra bölge ve yerel bazda arazi kullanım ve Islah Planları&#8217;nın Bayındırlık Bakanlığı ile koordineli olarak yapılması sanayi tesislerinin düzensiz bir şekilde ve tarım arazilerinin üzerine yerleşiminin engellenmesi , denetimlerinin kolaylaştırılması açısından Organize Sanayi Bölgelerinin oluşturulması uygun yer seçimi yapılmış, alt yapısı tamamlanmış Bölgelerde sanayilerin toplanması , yeni kurulacak olanlara bu bölgelerde yer gösterilmesi çevre açısından bir çok problemin çözümünü kolaylaştıracaktır.Organize Sanayi Bölgeleri&#8217;nin mutlaka Çed     Yönetmeliği kapsamına alınması gereklidir.<br />
      Çevre Fonu Genel Bütçeden çıkarılmalı , Çevre Vakıflarının Çalışmalarına yeni bir düzenleme ve yapılanma getirilerek ; İlin çevre sorunlarının  çözümünde (arıtma+kanalizasyon +çöp bertarafı v.b) fondan destek sağlanmalı,Çevre Kanunu&#8217;na istinaden uygulanan cezaların belli bir yüzdesi, cezayı kesen yerel idarede kalmalı ; ancak Çevre sorunları ile ilgili harcamalarda kullanılması için kesin kurallar konulmalı ve denetlenmeli. </p>
<p>İZMİR İLİNİN ÇEVRE SORUNLARININ İNCELENMESİ:</p>
<p>1.	Su kirliliği</p>
<p>KÖRFEZ KİRLİLİĞİ VE BÜYÜK KANAL PROJESİ</p>
<p>      İzmir İlinin en önemli çevre problemi körfez kirliliğidir.İzmir kentinde hızlı nüfus artışı ve sanayinin gelişimi sonucunda kentte oluşan tüm atık suların ve yüzey drenaj sularının ulaştığı nihai alıcı ortam olan İzmir Körfezi 1960’larda başlayarak hızlı bir kirlenme süreci içine girmiş ve bugün Türkiye’nin en önemli kirlilik odaklarından biri haline gelmiştir.<br />
      İzmir Körfezi’ne yaklaşık 300 noktadan evsel ve endüstriyel atık deşarj edilmektedir.Bu atık sularla körfeze deşarj edilen kirlilik yükleri sabit olmayıp giderek artmakta ve dolayısıyla kirlenme bölgeleri sınırları sürekli olarak genişlemektedir.<br />
     Körfeze giren organik madde, askıda katı madde, azot, fosfor, ağır metal ve toksik maddelerin oluşturduğu kirlilik yüklerinin önümüzdeki 30 yıl içinde bugünkü değerlerin yaklaşık 3 katına çıkacağı tahmin edilmektedir.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/bunun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bunun">Bunun</a> sonucunda, herhangi bir önlem alınmadığı taktirde, bugün yaşanan kirlenme seviyesinde çok daha kötü durumlarla karşılaşılacağı anlaşılmaktadır.<br />
     Körfez kirliliğini oluşturan diğer unsurlar yağmur suları, tarımsal arazi,drenaj suları ve körfeze boşalan akarsuların getirdiği kirleticilerden oluşmaktadır.İzmir Körfezine Sazlıca Deresi, Kavaklı Deresi, Bostanlı-Ilıca Dereleri, Tahtalı Deresi, Bornova Deresi, Manda Çayı, Arap Çayı, Melez Çayı, Poligon Deresi, Balçova Deresi, Laka Deresi, Kocasu Deresi gibi çeşitli büyüklükteki dereler ve Gediz Nehri dökülmektedir. Bu dereler ve Gediz Nehri havzaları içinde oluşan tüm kirliliği körfeze taşımaktadır. Özellikle Kemalpaşa Sanayi Bölgesi’nin ve Manisa İlinden gelen atık suları körfeze taşıyan Gediz Nehri önemli kirletici kollardan biridir.<br />
      Körfezin kurtulmasına ve nefes almasına olanak sağlayacak en büyük proje bilindiği gibi Büyük Kanal Projesi’dir. Bu proje 1982 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İller Bankası’nca Dünya Bankası’ndan sağlanan krediyle ortaklaşa başlatılmıştır. Büyük Kanal Projesi, kentte oluşan evsel ve endüstriyel tüm atık suların yaklaşık 65 km. uzunluğunda ana kollektörlere bağlanan 95 km uzunluğunda yan kollektör, yan kollektörlere bağlanan 430 km. uzunluğunda ara kollektörler ve ara kollektörlere bağlanan yaklaşık 2000 km. uzunluğundaki mevcut pis su şebekesi ile ana kollektör güzergahındaki 4 büyük ve 2 küçük pompa istasyonu yardımıyla Çiğli’de  2000 ha. alan üzerinde kurulan arıtma tesisinde toplanıp arıtılmasını kapsamaktadır.<br />
      Çiğli Bölgesinde inşa edilmiş olan ortalama 7 m³/<a href="http://www.genelbilge.com/tag/sn/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sn">sn</a> kapasiteli atık su arıtma<br />
tesisi devreye alınmış olup, şu anda ortalama 4-4.5 m³/sn atık su tesise gelmekte<br />
ve arıtımı gerçekleştirilmektedir. Büyük Kanal Projesi kapsamı dışında kalan<br />
bölgelerde bulunan sanayi tesislerine de 2872 sayılı Çevre Kanunu’na istinaden<br />
gerekli önlemler alınması yönünde gerekli çalışmalar sürdürülmektedir.<br />
       Güzelbahçe bölgesi hariç İzmir’in tüm atık suları tamamlanmış ve halen inşa<br />
faaliyetleri devam eden kollektörler ve pompa istasyonları vasıtasıyla toplanıp,<br />
mevcut arıtma tesisinde arıtılması gerçekleştirilecektir.<br />
       İzmir İli atıksu arıtma tesisi tamamlanmış olup; İlimiz sınırları içerisinde pek<br />
çok bölgede kanalizasyon tamamlanamadığı için dereler üzerine kurulan su <a href="http://www.genelbilge.com/tag/alma/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Alma">alma</a><br />
yapıları vasıtasıyla arıtma tesisine su aktarılmaya çalışıldığı,Bornova-Karşıyaka-Çiğli İlçeleri sınırları içerisinde bulunan derelerinin ıslah çalışmalarının devam ettiği, Melez üzerine kurulan su alma yapısıyla gelen atık suların merkezi arıtmaya iletildiği, Manda Deresi üzerine kurulan su alma yapısı ile Alsancak kollektörünün yakın zaman içerisinde tamamlanması planlanmakta olup, ilçelerdeki şebeke bağlantılarının tamamlanmasıyla atık su arıtma tesisi tam işlevine ulaşabilecektir.<br />
      İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığınca yapımı sürdürülen Büyük Kanal projesi<br />
için kullanılan Dünya Bankası kredisi 31.12.1995 tarihinde sona ermiştir.Dünya bankasından yaklaşık 100 Milyon dolar kredi kullanılmış olup kredinin geri<br />
ödemesi 1992 yılında başlamıştır. Borcun tamamı 2004 yılında sona erecektir.<br />
Projenin bütünü 500 Milyon dolardır.</p>
<p>BÜYÜK KANAL PROJESİ KAPSAMINDA DEVAM EDEN ÇALIŞMALAR:</p>
<p>-Gümrük  pompa istasyonu, Güneybatı ve Alsancak kollektörlerinden toplanacak<br />
olan atık suyu ana kuşaklama kanalına oradan da arıtma tesisine iletecektir. </p>
<p>-Bornova kollektörleri, Bornova, Çay, Siteler ve Bayraklı kollektörleri tamamlanmış olup, mevcut kanalizasyon şebekesinin entegrasyonu büyük ölçüde tamamlanmıştır.</p>
<p>-Arap Deresi bağlantısı, Atıksu  kanalı gibi çalışmakta olan dere kollektöre bağlanmış olup, bu dere ile iç körfeze taşınan atıksuların önemli bir bölümü atık su arıtma tesisine aktarılmaktadır.</p>
<p>-Manda Deresi yatağına deşarj edilen atık sular bir kuşaklama kanalı ile toplanarak büyük kanala aktarılmasına yönelik imalatlara başlanmıştır.2001 yılı şubat ayına kadar tamamlanması planlanan Manda Deresi Kuşaklama kanalı sayesinde dere yatağının yaklaşık 2.7 km.lik kısmı yazın kuru kalacak ve bu dereden iç körfeze atık su girdisi önlenmiş olacaktır.</p>
<p>-Bornova kollektörleri için toplam 3 trilyon TL harcanmış olup, 700 milyar TL’lık daha yatırım yapılacaktır.</p>
<p> -Çiğli ve Egekent Bölgesinin atıksularını taşıyarak arıtma tesisine iletecek olan bu kollektörler yaklaşık 16 km uzunluğundadır. Köllektör hattının 2001 yılı ortalarında tamamlanması planlanmış olup, 2000 yılında tamamlanmış imalatlar için 1.5 Trilyon TL. olup, 2001 yılında 7 Trilyon TL’lik yatırım yapılacaktır.</p>
<p>-Şemikler kollektörü  toplam 3.5 km uzunluğunda olup, tamamlanmıştır. Şemikler<br />
kollektörü için 2000 yılında 1.5 Trilyon liralık yatırım yapılmıştır.Şemikler bölgesinin şebeke bağlantıları da tamamlanmış olup, atık suların arıtma tesisine iletimi yapılmaktadır.</p>
<p>-Alsancak kollektörü, Alsancak bölgesinin tüm atıksularını toplayarak Gümrük<br />
Pompa istasyonuna iletecek olan yaklaşık 4 km uzunluğunda ve tamamı polietilen<br />
boru olan Alsancak Kollektörünün  sözleşmesi imzalanmış olup, Temmuz 2001 de<br />
tamamlanması planlanmaktadır. Bu iş için 1.5 Trilyon TL.lık yatırım<br />
yapılacaktır. </p>
<p>-Güneybatı kollektörleri, Narlıdere’den itibaren Gümrük Pompa İstasyonuna kadar<br />
tüm sahil bandı boyunca körfeze deşarj edilmekte olan tüm atıksuları toplayarak<br />
Gümrük Pompa İstasyonuna iletecek olan yaklaşık 17 km. uzunluğundaki  Güneybatı<br />
Kollektörlerinin tamamı polietilen boru olacaktır. İşin 2001 sonuna bitirilmesi<br />
planlanmaktadır. Bu iş kapsamında 3 Trilyon TL lık yatırım yapılacaktır.</p>
<p>-Melez Çayı Deltası ve Manda Çayı Yatak Islahı; İzmir körfezine kelen kirlilik<br />
yüklerinin yaklaşık ¼ lük kısmını taşıyan  ve yaklaşık 8000 hektarlık alandan<br />
gelen atıksular  ile yaz aylarında bile 2.5-3 m3/sn lik debisiyle açık kanal<br />
gibi çalışan Melez Deresi ile Manda Deresinin deniz ile birleştikleri ve dere<br />
yatağı ile denizin iç içe geçtiği mansap kısımlarının ıslahı yapılmaktadır.<br />
İşin tamamının Şubat 2001’ de tamamlanması planlanmaktadır. Bu güne kadar 1.8.<br />
TrilyonTL harcanmış olup, 500 Milyar TL daha harcanacaktır.</p>
<p>-Melez kollektörü; 19.5 km uzunluğundaki Melez Kollektörü ile Melez Deresine<br />
deşarj edilmekte olan tüm atıksular toplanarak Arıtma Tesisine iletilecektir.<br />
Böylece hem Melezden körfeze atıksu deşarjı tamamen önlenecek, hem de büyük<br />
oranda yerleşim alanlarından geçen Melez Deresi açık kanal işlevinden<br />
kurtulacaktır. Melez Kollektörü İnşaatı 13.12.2000 tarihinde ihale edilmiş olup,<br />
2001 sonuna kadar tamamlanması planlanmaktadır. İşin tamamlanması için 3 Trilyon<br />
TL lık yatırım yapılaması gerekmektedir.</p>
<p>-Bostanlı-Ilıca Deresi Kuşaklama Kanalı ile Karşıyaka Yalı Kollektörü Projelerinin hazırlanması: Körfezi kirletici iki önemli dere olan Bostanlı ve Ilıca  Deresine gelen atıksuları toplayacak birer kuşaklama kanalı ile Karşıyaka Deresine yalıdan deşarj edilmekte olan ve Karşıyaka kollektörleri ile toplanamayan atıksuları toplayacak bir hattın projelendirilmesi işi başlamış olup, tamamlanması için 39 Milyar TL harcanacaktır. İşin 2001 yılında tamamlanması planlanmaktadır. Bostanlı ve Ilıca Kuşaklama kanalları için ayrı ödenek 2.5. Trilyon TL. Karşıyaka Yalı Kollektörünün ödeneği ise 1 Trilyon TL dir. 3 işin ihalesi de 22.12.2000 günü ayrı paketler halinde yapılacaktır.</p>
<p>-DDY nin geçişleri ise; Maltepe ve Peynircioğlu Dereleri üzerindeki köprü geçişleri ve her iki derenin köprü altında kalan kısımlarının ıslahı işi başlamış olup, 2001 yılında 750 Milyar TL harcanacaktır.</p>
<p>         Büyük Kanal Projesinin bileşenlerinden olan  Güzelbahçe Bölgesindeki kollektör, pompa istasyonları  ve şebekelerle toplanan atıksular yaklaşık 60 km uzunluğundaki ana kuşaklama kollektörleri vasıtasıyla mevcut arıtma tesisine iletilmesi yerine, sadece bu bölgenin atıksularının arıtılacağı bir arıtma tesisi ve deniz deşarjı yapılması planlanmıştır. Güzelbahçe kanalizasyon projesi kapsamında bu bölgenin tüm şebeke ve kollektörlerin inşaat ihalesi gerçekleştirilmiş olup, 2001 yılı sonunda tamamlanacaktır. Buna paralel olarak da sözkonusu bölgeden şebeke ve kollektörlerle toplanan atıksuların arıtılacağı 100.000 eşdeğer nüfus ( 250 lt/sn ortalama debi) kapasiteli  Atıksu Arıtma Tesisinin yapımı için ihale hazırlıklarının yapıldığı bildirilmiştir. Güzelbahçe kanalizasyon projesinde öngörülen Güzelbahçe bölgesi ve askeri tesislerinde atıksularını arıtacak olan arıtma tesisi Narlıdere İstihkam Viyadüğü’nün yanındaki yaklaşık 15 bin metrekare alana inşa edilecek olup, şebeke ve<br />
kollektör çalışmalarına paralel olarak 2001 yılı sonunda tamamlanması planlanmaktadır.</p>
<p>         İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi’nce proje bütünü içinde yer alan işlerden<br />
tamamlanmış nitelikte olanlar aşağıda sunulmuştur:</p>
<p>-Pompa istasyonlarına ekipman alımı<br />
-Çiğli Pompa İstasyonu<br />
-Bayraklı-Karşıyaka Pompa İstasyonu arası tünel inşaatı<br />
-Etüt- Proje Mühendislik İşler<br />
-Çiğli Arıtma Tesisi<br />
-Bornova Kollektörü<br />
-Sanayi Kollektörü<br />
-Karşıyaka Kollektörü<br />
-Kurumsal İyileştirme Projesi<br />
-<a href="http://www.genelbilge.com/tag/mali/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Mali">Mali</a> Varlıkların Denetlenmesi<br />
-<a href="http://www.genelbilge.com/tag/blgsyr/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bilgisayar">Bilgisayar</a> İhalesi<br />
-Çiğli Pompa İstasyonu-Arıtma Tesisi Enerji Temin Projesi İşi<br />
-Karşıyaka Pompa istasyonu Enerji Temin Projesi İşi<br />
-Ana Kuşaklama Kanalı 3.Kısım İnşaatı<br />
-Ana Kuşaklama Kollektörü 4. Kısım İnşaatı<br />
Proje bileşenlerinden devam eden çalışmalar aşağıda belirtilmektedir.<br />
-Bayraklı pompa İstasyonu (Mekanik ve Elektrik Montaj İşleri Dahil)<br />
-Gümrük Pompa İstasyonu (Mekanik ve Elektrik Montaj İşleri Dahil)<br />
-Atıksu Arıtma Tesisi<br />
-İzmir Büyük Kanal Projesi 4.Kısım Kuşaklama Kollektörünün TCDD’nin Basmane-Afyon Hattı Km.1+359’dan geçişinde köprü inşaatı<br />
-Kutu Menfez İnşaat İşi<br />
-İzmir Büyük Kanal Projesi 4.Kısım Kuşaklama Kollektörünün TCDD’nin Alsancak-Halkapınar Kuşak Hattı ile Alsancak-Aydın Hattının Km. 1+609’dan Geçişinde Köprü İnşaatı<br />
-İzmir Büyük Kanal Projesi 800 mm’lik Şehitler Kollektörünün TCDD’nin Basmane-Afyon Hattının Km.2+480’de Halkapınar Gar Yollarının Altından Geçirilmesi İşi<br />
-İller Bankasından Devralınan Kısım<br />
-Etüt-Proje Mühendislik İşleri<br />
-Kamulaştırma<br />
-Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi<br />
-Piyale ve Şehitler Kollektörü İnşaatı</p>
<p> İhale Edilecek İşler:</p>
<p>-Bayraklı-Karşıyaka Pompa İstasyonları Arasındaki Tünelin İç Kaplaması<br />
-Bayraklı Pompa İstasyonuna Enerji Nakil Hatlarının Projelendirilmesi ve İnşaatı<br />
-Basınçlı Hat İnşaatı İşi<br />
-Dere Bağlantıları</p>
<p>    Ayrıca Narlıdere istihkam ve Güzelbahçe bölgelerinden gelen evsel atıksuların<br />
arıtılması için 100.000 EN (Eşdeğer Nüfus) kapasiteli betonarme arıtma tesisinin<br />
yapımı planlanmaktadır</p>
<p>ALT YAPI KONUSUNDA ACİL ÇÖZÜM BEKLEYEN İLÇELER</p>
<p>    Denizlerimizin ve Nehirlerimizin kirlenmesinin önlenmesi amacıyla öncelikle <a href="http://www.genelbilge.com/tag/turistik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Turistik">turistik</a> bölgelerde bulunan alt yapı tesislerinin tamamlanması gerekmektedir. İl sınırları içerisinde bulunan sanayi tesislerinin hemen hemen tamamında arıtma tesisi tamamlanmış durumdadır.</p>
<p>  Çevre Müdürlüğü çalışmaları İzmir İli sınırları içerisinde; 2872 sayılı ÇevreKanunu ve İlgili Yönetmelikler ile Bakanlık Genelgeleri doğrultusunda sürdürülmektedir.İl sınırları içerisinde 28 İlçe bulunmaktadır. Bu ilçeler sınırları içerisinde bulunan tüm sanayi tesisleri, turistik tesisler ve sitelerden Çevre Bakanlığı’nın talimatları doğrultusunda arıtma tesislerini kurmalarını istenmektedir. Arıtma tesisi olan işletmelerin periyodik denetimleri yapılmakta, gerekli standartları sağlayanlara deşarj izin belgesi verilmektedir.</p>
<p>ALİAĞA<br />
Aliağa Merkezde kanalizasyon şebekesi inşaatı İller Bankası tarafından sürdürülmekte olup, 2000 yılı itibarı ile %70’nin tamamlandığı, 2002 yılı itibarı ile %95’nin tamamlanacağı planlanmaktadır. Arıtma tesisi yapımı için kamulaştırma yapıldığı, ancak projesi ile ilgili bir çalışmanın olmadığı bilinmektedir.</p>
<p>BAYINDIR<br />
İlçenin merkezinde kanalizasyon bulunmakta olup, arıtma tesisi bulunmaması nedeniyle toplanan sular 3 ayrı noktadan deşarj edilmektedir.<br />
İlçeye bağlı Çırpı ve Canlı Belediyelerinin kanalizasyon sistemi bulunmakta olup<br />
arıtma tesisi bulunmamaktadır.İlçeye bağlı sadece Turan Köyünde kanalizasyon bulunmakta olup;bunun dışındaki köylerde ise fosseptik bulunmaktadır.</p>
<p>BERGAMA<br />
İlçenin merkezinde kanalizasyon şebekesi mevcut olup, arıtma tesisi bulunmamaktadır.Arıtma tesisi projesi İller Bankası tarafından hazırlanmıştır.</p>
<p>BEYDAĞ<br />
İlçe merkezinde kanalizasyon sistemi bulunmakta olup, arıtma tesisi yoktur.</p>
<p>ÇEŞME<br />
Proje Başlama Tarihi:1986<br />
Proje Yürütücüsü :İller Bankası<br />
Proje Kapsamı:Çeşme ilçesinin tamamı. Ana Toplayıcı,Şebeke,Taşıyıcı Hatlar,Terfi<br />
Merkezleri,Deniz Deşarjı<br />
İhale Kapsamı:Ana Toplayıcı, 16 adet Terfi Merkezi, Deniz Deşarjı<br />
İşin Maliyeti:Projenin tamamlanabilmesi için yaklaşık 3 trilyon lira (1996 birim<br />
fiyatları) (37.500.000 USA Doları) gerekmektedir.<br />
Projenin kapsamının tamamlanması İller Bankası ödenek sorunları nedeniyle<br />
sınırlı kalmaktadır.<br />
Turizm Bakanlığı, Atak Projesi kapsamında Çeşme, Alaçatı ve Çevresi Fizibilite<br />
Etüdü’nü Eylül 1997’de tamamlamıştır. Bu çalışmada ilçenin içme suyu sisteminin ve su kaynaklarının iyileştirilmesi ve kanalizasyon sistemi birlikte ele alınmıştır. Proje iki aşamalıdır.<br />
1.Etap<br />
Çeşme ve Alaçatı kanalizasyon sistemleri birleştirilerek Alaçatı’nın güneyinde yer alan deniz deşarjından ön arıtma yapılarak deşarj edilecektir. Çiftlikköy, Dalyan mevkiileri proje kapsamı dışındadır.<br />
Toplam yatırım: 17.77 milyon dolar<br />
Turizm Bakanlığı Hibesi: 4.901 milyon dolar<br />
Çeşme- Alaçatı Belediyeleri: 12.865 milyon dolar </p>
<p>Çeşme ve Alaçatı Belediyeleri ÇALBİR adı altında Belediyeler Birliği kurmuşlardır. Projede Belediyeler için belirtilen finansın bu birlik tarafından sağlanması düşünülmektedir.Bunun için Dünya Bankası’ndan 13 milyon dolar kredi alınmıştır. Çeşme İlçesinin büyük bir kısmını kapsayan Ilıca-Alaçatı kanalizasyon+derin deniz deşarjı ana kollektör hattı tamamlanmış olup, test çalışmaları sürdürülmektedir. </p>
<p>6 Ekim tarihinde Belediye meclisinde yapılan toplantıda “Atıksu Yönetmeliği”<br />
çıkarıldıktan sonra abonelerin kanalizasyona bağlantılarının yapılacak ayrıca<br />
kollektöre yakın yerlerinde bağlantıları yapılacaktır.</p>
<p>2.Etap<br />
Arıtma tesisinin geliştirilmesi ve ödenek temini durumunda diğer bölgelerinde kanalizasyon sistemine dahil edilmesi bu dönemde gündeme alınmıştır<br />
Toplam Proje Yatırımı: 103.14 milyon dolar</p>
<p>Çeşme Merkez kanalizasyon+derin deniz deşarjı hattında çalışmalar sürdürülmektedir. Bu hattın 1 yıl içerisinde bitirilmesi planlanmaktadır. </p>
<p>İller Bankası’nın ihalesini yaptığı ana toplayıcı hat ve terfi merkezleri projesi kapsamında kollektör ve şebekeler tamamlanmış olup, kollektöre şebeke bağlantıları yapılmıştır. TM2 terfi merkezinde bulunan pompalar hazırlanmış olup, elektrik bağlantısı 1 ay içinde yapılarak İller Bankası tarafından montaj işlemine geçilecektir.  </p>
<p>DİKİLİ<br />
İlçenin merkezinde kanalizasyon ve derin deniz deşarjı mevcuttur.İlçeye bağlı Çandarlı Beldesi merkezinde İller Bankası tarafından yürütülen kanalizasyon şebekesi çalışmalarının 2000 yılı itibarı ile %15’nin tamamlandığı, 2002 yılı itibarı ile 80’ninin tamamlanacağı  planlanmaktadır. Arıtma tesisi yeri ile ilgili kamulaştırmanın bittiği arıtma tesisi projesi için İller Bankasına müracaat edilecektir.</p>
<p>FOÇA<br />
Foça Kanalizasyon ve Arıtma Tesisi Projesi:<br />
Foça İlçesi Foça ve Yenifoça olmak üzere iki ayrı projede ele alınmaktadır.<br />
Proje Başlama Tarihi:24.11.1994<br />
Proje Yürütücüsü:İller Bankası<br />
Proje Kapsamı:Toplayıcı,Kollektör,Şebeke,Muayene ve Parsel Bağlantı Hatları,<br />
Terfi Hatları, Terfi Merkezleri<br />
İşin Durumu: İhalesi,Yer teslimi yapıldı, terfi merkezleri ile kanalizasyon ve<br />
arıtma tesisi inşaatı devam etmektedir.<br />
İşin Maliyeti:340.000.000.000.TL (1995 birim fiyat)<br />
Arıtma Tesisi Maliyeti:250.000.000.000 TL (1995 birim fiyat)</p>
<p>Eski Foça Özel Çevre Koruma Bölgesi’dir ve özellikle yerleşim merkezi I. Derece Arkeolojik Sit Alanı’ dır. Bu nedenle,münferit arıtma tesisleri yerine ortak arıtma tesisinin kurulması Bakanlığımız Genelgesi’nin projeye katkı payı olarak kullanılması, arıtma tesisine öncelik tanınarak baştan arıtma tesisinin yapılması Bakanlıkça ve Valilikçe uygun görülmüş olup, yapım çalışması devam eden arıtma tesisinin tamamlanarak 2001 yılında devreye alınması planlanmaktadır.</p>
<p>b) Yeni Foça Kanalizasyon ve Arıtma Tesisi Projesi<br />
İller Bankası tarafından 1993 tarihinde hazırlanmış bir proje olmasına rağmen nüfus değişikliği nedeniyle uygulanabilirliği tamamen yok olmuş olup, çalışmalar proje hazırlatılması aşamasındadır.</p>
<p>KARABURUN<br />
İlçede altyapı sistemi bulunmamaktadır</p>
<p>KEMALPAŞA<br />
İlçe Merkezinde Kanalizasyon bulunmamakta olup; Ulucak,Armutlu, Ören, Bağyurdu,<br />
Yukarı Kızılca Beldelerinde kanalizasyon sistemi mevcut olup arıtma tesisi olmaması nedeniyle atıksular Nif Çayına deşarj edilmektedir.Sadece  Halilbeyli Köyüne ait atıksu arıtma tesisi mevcuttur.</p>
<p>KINIK<br />
İlçede kanalizasyon sistemi bulunmakta olup arıtma tesisi olmaması nedeniyle<br />
atıksular Bakırçay’a Deşarj edilmektedir.</p>
<p>KİRAZ<br />
İlçenin kanalizasyon sistemi ve kentsel atıksu arıtma tesisi bulunmaktadır ancak<br />
arıtma tesisi henüz devreye alınmamıştır.</p>
<p>MENDERES<br />
Menderes ilçesinde içerisine alan Tahtalı Baraj Havzasında İller Bankası 3.Bölge Müdürlüğü ve Köy Hizmetleri 16. Bölge Müdürlüğü tarafından yürütülen alt yapı çalışmaları kapsamında, Köy Hizmetleri 16. Bölge Müdürlüğü tarafından 2000-2001 yılı programı içinde yer alan 11 köy ve 3 mahallenin alt yapı çalışmaları ile birlikte 4 terfi hattı, 2 arıtma tesisi ve 2 foseptik bulunmakta ve çalışmalar devam etmektedir. İller Bankası 3. Bölge Müdürlüğü tarafından Menderes İlçesi altyapı çalışmalarının %30’u tamamlanmış olup geri kalan bölümü için ek sözleşmenin onaylanması beklenmektedir.</p>
<p>Özdere Belediyesi kanalizasyon çalışmaları İller Bankası tarafından yürütülmekte<br />
olup,proje ihalesi 1999 yılı rakamlarıyla arıtma tesisi hariç 4 trilyon liradır. Kanalizasyon çalışmaları yerleşimin ve kirlilik yükünün yoğun olması sebebiyle<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/orta/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Orta">Orta</a> Mahalleden itibaren yapılmaya başlanmış olup çalışmalar devam etmektedir.<br />
Çalışmalar devam etmektedir.</p>
<p>Gümüldür Beldesi kanalizasyon projesi ihalesi ise İller Bankası tarafından 29.09.2000 tarihinde yapılmıştır. Belde bazında kanalizasyon sistemi ve arıtma sistemi bulunmamakla birlikte Gümüldür pansiyonlar bölgesindeki işletme ve konutları içine alacak ve münferit arıtma tesisi ile sonuçlanacak kanalizasyon sistemi çalışmaları devam etmektedir.</p>
<p>MENEMEN<br />
İlçede kanalizasyon sistemi bulunmakta olup arıtma tesisi yoktur.</p>
<p>SEFERİHİSAR<br />
Seferihisar Kanalizasyon Projesi:<br />
Proje iki etapta ele alınmaktadır.</p>
<p>I.ETAP PROJE:</p>
<p>Proje Başlama Tarihi: 1991</p>
<p>Proje Yürütücüsü:İller Bankası</p>
<p>Proje Kapsamı: Seferihisar-Akarca-Sığacık mevkiilerini içermektedir. Toplayıcı Kollektör, Parsel Bağlantı Hatları, Muayene ve Parsel Bacaları, Terfi Hatları,Terfi Merkezlerini kapsamaktadır.</p>
<p>İşin Durumu:Proje tamamlanmış, İhale edilen inşaat kapsamında sadece ana toplayıcılar yapılarak iş tasfiye edilmiş olup; daha sonra ara toplayıcılar,şebeke, terfi merkezleri ve muayene bacalarını kapsayan iş tekrar ihale edilerek 29.9.1998 tarihinde yer teslimi yapılmıştır.</p>
<p>II.ETAP PROJE:</p>
<p>Proje Başlama Tarihi: 1995</p>
<p>Proje Yürütücüsü: İller Bankası</p>
<p>Proje Kapsamı: Ürkmez &#8211; Payamlı &#8211; Doğanbey Kıyı şeridini içermektedir. Şebeke,<br />
Pissu Toplayıcı Hatları, Şebeke ve Toplayıcı Muayene Bacaları, Parsel Bacaları,<br />
Parsel bağlantıları, Terfi Hatları, Basınçlı Terfi Hattı ve 6 adet Terfi Merkezlerini kapsamaktadır.</p>
<p>İşin Durumu:% 65’i tamamlanmıştır.</p>
<p>İşin Maliyeti:Projenin tamamlanabilmesi için 1 trilyon liraya (1996 birim<br />
fiyatları) ihtiyaç duyulmaktadır.</p>
<p>Her iki aşama için kanalizasyon tatbikat projelerinde, arıtma tesisi yerleri ayrılmış, ancak kamulaştırma işlemleri yapılmamış olup; proje ve inşaat yapımı ile ilgili herhangi bir ihale sözkonusu değildir.</p>
<p>SELÇUK<br />
İlçenin merkezini kapsayan kanalizasyon sistemi mevcut olup, kanalizasyon İller Bankası tarafından yapılan arıtma tesisine bağlıdır. Arıtma tesisi çalışmaktadır<br />
ve deşarj izni bulunmaktadır.</p>
<p>ÖDEMİŞ<br />
İlçenin Kanalizasyon sistemi mevcut olup, arıtma tesisi ile nihayetlenmemektedir.  Atıksular Küçük Menderes Nehrine deşarj edilmektedir.</p>
<p>İlçeye ait Belediyelerin tümünde kanalizasyon sistemi bunmakta olup,köylerinden sadece İlk Kurşun Köyünün arıtma tesisi bulunmakta olup ekonomik nedenlerden dolayı çalıştırılamamaktadır.</p>
<p>TİRE<br />
İlçenin  kanalizasyon sistemi tamam olup, arıtma tesisi olmaması nedeniyle<br />
atıksular Küçük Menderes Nehrine Deşarj edilmektedir.</p>
<p>TORBALI<br />
İlçede kısmi kanalizasyon sistemi bulunmaktadır, arıtma tesisi olmaması nedeniyle atıksular Küçük Menderes Nehrine Deşarj edilmektedir.</p>
<p>URLA<br />
Urla Kanalizasyon ve Arıtma Tesisi Projesi:<br />
İlçede Kanalizasyonun ilk uygulaması İller Bankası’nın yaptığı ihale ile 1980 yılında başlamıştır. Proje iki etap halinde planlanmıştır. </p>
<p>I.ETAP<br />
Proje Başlama Tarihi: 21.8.1998<br />
Proje Kapsamı: Urla merkez, İskele ve Zeytinalan şebeke inşaatı<br />
İşin Durumu: % 70’i tamamlanmış olup, 2000 yılı Nisan ayında devreye alınması<br />
planlanmaktadır. TM4 (Zeytinalanı) TM6 (Kalabak) terfi merkezleri ve ön arıtma<br />
tesisinin inşaatı tamamlanmıştır. Ana kollektör yapılmıştır. Ön Arıtma ve Derin<br />
Deniz Deşarjı kısmı (İskele kum denizinden Karantina adası açığına kadar olan 2<br />
km.lik hat) İller Bankası tarafından ihale edilmiş, havuzların inşaatı tamamlanmış, deşarj hattının 1400 m’si. döşenmiştir.<br />
I.Etap projenin 2002 yılında tamamlanması planlanmaktadır.</p>
<p>II.ETAP<br />
Proje Kapsamı: Çeşmealtı bölgesi ana kollektör ve şebeke inşaatı<br />
II:Etap projenin 2004 yılında tamamlanması planlanmaktadır.</p>
<p>2.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/hava/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hava">Hava</a> kirliliği</p>
<p>İZMİR İLİNDE HAVA KİRLİLİĞİ AÇISINDAN GENEL DURUM</p>
<p>Hava kirliliği ölçümleri İlde, Sağlık Müdürlüğü’ne ait yarı otomatik cihazlarla İlin meteorolojik durumu nedeniyle genellikle Kasım – Mart ayları arasında 3 istasyonda (Buca, Karşıyaka, Gürçeşme) yapılmakta ve sonuçlar günlük olarak takip edilmektedir. İl ortalama günlük ölçüm değerleri Hava Kalitesi’nin Korunması yönetmeliği’nde belirtilen sınır değerlerin altında  kalmaktadır. Mevcut ölçüm ağına ilave olarak Büyükşehir Belediyesi tarafından 4 adet (Alsancak, Konak, Karşıyaka, Bornova) sabit tip tam otomatik ölçüm istasyonu kurulmuştur. Bu istasyonlarda tespit edilen ölçüm değerleri anında bilgisayara aktarılarak değerlendirilmektedir. Ancak bu otomatik ölçüm istasyonlarının sayısının arttırılmasında yarar görülmektedir.<br />
Çevre Müdürlüğü ve diğer ilgili kuruluşların itinalı ve koordineli çalışmaları<br />
sonucunda 1993-2001 yılları arasında SO2 ve PM ölçümleri değerlerinde yıllara göre büyük bir düşüş olduğu görülmektedir.<br />
     Ayrıca, Bergama ve Ödemiş İlçeleri’nde de kış sezonunda hava kirliliği ölçüm<br />
çalışmaları başlatılmıştır.</p>
<p>HAVA KİRLİLİĞİNİN ÖNLENMESİ AÇISINDAN YAPILAN ÇALIŞMALAR</p>
<p>2001-2002 Yılı Kış Sezonunda Kullanılacak Yakıtların Özellikleri:</p>
<p>       İlde hava kirliliğinin önlenmesi amacıyla bu kış sezonu boyunca il sınırları içerisinde yer alan tüm katı yakıtlı kaloriferli binalarda, sobalarda ve sanayi tesislerinde Çevre Bakanlığı’nın 1040-3401 sayılı 24.5.1993 tarihli Genelgesine uyan ithal kömürlerin ve elenmiş halde satışa sunulan en az 4000 kcal/kg alt ısıl değere sahip, en çok %0.9 yanıcı kükürt oranında olan yerli kömürlerin kullanılması, tüm kömürlerin torbalanarak satılması sağlanmalıdır.<br />
       Sanayi sektöründen gelen ve toplam kirlilik içinde yaklaşık % 25-30 civarında payı bulunan sanayi kirliliğinin azaltılması için konut ve sanayide mevcut sıvı yakıtlı kazanlarda kükürt oranı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/dusuk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with DüşüK">düşük</a> (% 1.5) olan 4 no’lu fuel-oil veya başka bir deyişle özel kalorifer yakıtı kullanılmasına, desülfürizasyon tesisini kurmadan 6 nolu fuel-oıl kullanan tesislere yasal işlem uygulanmasına karar verilmiştir.</p>
<p>Kömür Uygunluk Belgeleri:</p>
<p>    Belirtilen yakıt özellikleri doğrultusunda İzmir ili sınırları içinde kömür satışı<br />
yapmak isteyen firmaların Çevre İl Müdürlüğü’nden Satış İzin Belgesi ve Uygunluk<br />
Belgesi alması zorunlu kılınmıştır. Çevre İl Müdürlüğü, D.E.Ü. Maden Müh.<br />
Bölümü, Büyükşehir Belediye Başkanlığı, MTA Ege Bölge Müdürlüğü elemanlarından  oluşan heyet tarafından Mahalli Çevre Kurulu Kararı ile belirlenen yakıt özellikleri doğrultusunda,İl sınırları içinde kömür satışı yapmak isteyen<br />
Firmalar denetlenmektedir.  </p>
<p>.<br />
Yakıtlarla İlgili Yapılan Denetimler:</p>
<p>     Metropol alan içerisinde bulunan depoların ve kaloriferli binaların denetimleri,<br />
Çevre İl Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi ve Sağlık İl Müdürlüğü tarafından<br />
yapılmaktadır. İlçelerde söz konusu denetimler Kaymakamlıklar tarafından<br />
yürütülmektedir. Şehir girişlerinde kömür taşıyan araçların denetimi Büyükşehir<br />
Belediyesi ve Sağlık İl Müdürlüğü elemanları tarafından yapılmaktadır. </p>
<p>3.Atıklar</p>
<p>İZMİR İLİNİN ATIK KİRLİLİĞİ AÇISINDAN GENEL DURUMU</p>
<p>       Son yıllarda hızlı nüfus artışına paralel olarak, şehirlerin büyümesi ve teknolojinin gelişmesi neticesi katı atık yoğunluğu ve kişi başına düşen katı atık miktarı gün geçtikçe artmaktadır. İzmir şehrinde atıkların toplanması ve bertaraf tesisine taşınması, ilgili belediyesi tarafından, bertarafı ise Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilmektedir. Metropol alanı içerisindeki ilçe Belediyeleri tarafından toplanan katı atıkların büyük bir kısmı İzmir’e 25 Km. mesafede bulunan Harmandalı Katı Atık Deponi Alanı’nda, diğer bölümü de Uzundere Kompost Tesisi’nde bertaraf edilmektedir. Atıkların taşınması sırasında biri Büyükşehir Belediyesine (Halkapınar) biri Konak Belediyesine(Gediz) diğeri Karşıyaka Belediyesine(Örnekköy) ait 3 adet transfer istasyonu kullanılmaktadır.</p>
<p>İzmir’de oluşan Katı Atıkların Miktarı ve Bileşimi:</p>
<p>       Metropol Alanda yer alan İlçe Belediyelerine ait günlük toplam 2000 ton evsel<br />
çöpün 400 ton’u Uzundere Mevkii’nde kurulu bulunan kompost tesisine gönderilmektedir. Geri kalan 1600 ton evsel çöp Harmandalı Mevkii’nde bulunan<br />
düzenli depolama alanında depolanmaktadır.<br />
8.4.1992 tarihinden, 2000 yılı sonuna kadar alana yaklaşık:</p>
<p>-3483197 ton evsel atık<br />
-510.296 ton sanayi atığı<br />
-32842 ton imha<br />
-12344 ton enfekte hastane atığı depolanmıştır.</p>
<p>       Harmandalı Düzenli Atık Depolama Tesisi evsel atık depolama bölgesinden kaynaklanan deponi gazının yakılarak elektrik enerjisine dönüştürülmesi amacıyla 5.6.1996 tarihinde Gaz Yakma Tesisi devreye alınmıştır. Alanda mevcut gaz toplama bacalarından verimli olan 18 bacadan toplanan gaz yakma tesisine verilmektedir. 1250 m/saat’lik gaz yakma kapasitesine sahip tesiste, deponi gazları 1000 °C’ de yakılarak, çevreye olan olumsuz etkileri önlenmektedir.<br />
      Vadi şeklinde olan katı atık depolama alanının en derin bölgesi ortalama 25 m. olup toplanan deponi gazının içerisinde %40-60 oranında metan gazı mevcuttur.      İlçelerde bulunan sanayi ve hastane atıkları da Harmandalı Düzenli Katı Atık Depolama Sahasında depolanmaktadır. Sadece Foça ilçesinde düzenli çöp depolama alanı bulunmaktadır.</p>
<p>      İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden alınan bilgiler doğrultusunda, senelik ortalama<br />
katı atık miktarı 2336 ton/gün olarak belirlenmiştir.<br />
     İzmir Katı Atık Yönetimi Projesi kapsamında İzmir’in katı atığının nicelik ve nitelik bakımından incelemesi müşavir ve kontrolör firmanın yürütmüş olduğu saha çalışmaları ile yaz ve sonbahar döneminde gerçekleştirilmiştir. Sonbahar saha çalışmaları sırasında elde edilen neticelerde Harmandalı Düzenli Depolama Sahası’nın, Uzundere Kompost Tesisi’nin, Halkapınar Transfer İstasyonu’nun kabul<br />
etmiş olduğu katı atık miktarları saptanmış olup; İzmir metropol alanı içerisinde toplanan katı atıkların % 71’inin Harmandalı Düzenli Depolama Sahası’na verildiği; % 9’unun Halkapınar Transfer İstasyonu’na aktarıldığı; geriye kalan % 20 ‘lık kısmının ise Uzundere Kompost Tesisi’nde değerlendirildiği ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan Harmandalı Düzenli Depolama Sahası’na iletilen katı atıkların % 86.4’ünü evsel, % 13.4’ünü endüstriyel ve % 0.2’sini enfekte nitelikli atıkların oluşturduğu anlaşılmaktadır.<br />
      Saha çalışmaları kapsamında, farklı sosyo-kültürel yapıdaki semtlerde, sanayi ve<br />
ticari faaliyetlerin yoğun olduğu bölgelerde meydana gelen katı atıklar için de elek ve laboratuvar analizleri gerçekleştirilmiştir. İzmir geneli bu bağlamda beş gruba ayrılmış ve neticelerin aritmetik ortalaması alınmıştır. Farklı sosyo-kültürel yapıdaki semtlerde toplanan katı atıklar için gelir seviyesi arttıkça kağıt, cam, şişe, teneke-metal, plastik vb. ambalaj atığı oranlarının da arttığı; buna mukabil gelir seviyesi düştükçe bu oranların tersine döndüğü, organik madde ve diğer atık madde oranlarının arttığı gözlenmektedir.Organik madde olarak ifade edilen grup içinden alınan numuneler Üniversitelaboratuvarına götürülerek, organik madde muhtevası, su muhtevası ve kalorifikdeğerlerinin bulunması sağlanmıştır. Farklı sosyo-kültürel yapıdaki semtlerde,<br />
sanayi ve ticari faaliyetlerin yoğun olduğu bölgelerde meydana gelen katı atıkların ortalama kalorifik değerlerinin; gelir seviyesi yükseldikçe yükseldiği görülmektedir.</p>
<p>Katı Atıkların Bertaraf Edilmesi:</p>
<p>      İzmir metropol alanı içerisinde toplanan katı atıkların % 71’i Harmandalı Düzenli Depolama Sahası’na verilmekte; % 9’u Halkapınar Tranfer İstasyonu’na aktarılmakta; geriye kalan % 20 ‘lık kısmı ise Uzundere Kompost Tesisi’nde değerlendirilmektedir. Diğer taraftan Harmandalı Düzenli Depolama Sahası’na iletilen katı atıkların % 86.4’ünü evsel , % 13.4’ünü endüstriyel ve % 0.2’sini enfekte nitelikli atıklar oluşturmaktadır.İlçelerde bulunan sanayi ve hastane atıkları Harmandalı Düzenli Katı Atık Depolama Sahasında depolanmaktadır. İlin kuzey aksında yer alan Foça İlçesinde düzenli katı atık depolama sahası bulunmaktadır.</p>
<p>Atıkların Toplanması ve Taşınımı:</p>
<p>     İzmir şehrinde atıkların toplanması ve bertaraf tesisine taşınması, ilgili belediyesi tarafından, bertarafı ise Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilmektedir. Atıkların taşınması sırasında biri Büyükşehir Belediyesine, diğerleri İlçe Belediyelerine ait olan 3 adet transfer istasyonu kullanılarak katı atıkların Harmandalı Düzenli Depolama Sahasına gönderilmesi sağlanmaktadır. Bunun yanısıra Buca ve Bornova’da yeni transfer istasyonları planlanmakta olup, ÇED Ön Araştırma Raporu çalışmaları devam etmektedir. </p>
<p>Atık Depolama Sahaları ve Aktarma İstasyonları:</p>
<p>     İzmir şehrinin katı atıklarının çevreye zarar vermeden ve en uygun teknoloji ile<br />
toplanarak değerlendirilmesi ve uzaklaştırılması yöntemlerinin saptanması amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Boğaziçi Üniversitesi arasında bir protokol yapılmış ve 14.5.1987 yılında çalışmalara başlanılmıştır.Bu çalışmalar sonucunda şehirde üretilen katı atık oranının 2000-2100 ton/gün arasında değiştiği ve spesifik atık oranının 1-1.1 kg/kişi-gün arasında olduğu saptanmıştır. Yapılan protokol gereği ortaya çıkan sonuçlar değerlendirilmiş ve toplanan çöplerin su içeriğinin çok yüksek (% 80’e varan oranlarda) ve kalorifik değerinin çok düşük olduğu tespit edilmiş; bu nedenle katı atık bertarafı amacıyla “düzenli atık deponi alanı” yapılmasına karar verilmiştir.<br />
     İzmir Büyükşehir Belediyesi mücavir alanı içerisinde; ulaşım kolaylığı, toprak,<br />
topografik, iklimsel, hidrolojik, jeolojik, hidrojeolojik özellikler, arazi büyüklügü, yerel ve çevresel koşullar ile deponi alanına yönelik diğer ihtiyaçlar gözetilerek uygun bir alan arayışına gidilmiş; Harmandalı Köyü civarındaki bölge en uygun alan olarak tespit edilmiştir.Harmandalı Katı Atık Deponi Alanı, yürürlükteki mevzuatın Belediyelere verdiği yükümlülükler çerçevesinde, İzmir metropol alanı içerisinde oluşan atıkların bertarafı amacıyla kullanılan 6 adet düzensiz çöp depolama alanının<br />
kapatılmasıyla, Büyükşehir Belediyesi tarafından 8.4.1992 tarihinde hizmete açılmıştır. Alan, Harmandalı Köyü’nün 2,5 Km. doğusunda, şehir merkezine 25 Km.<br />
mesafede bulunmaktadır. 900.000 m2’lik bir yüzölçümüne sahip deponi alanında şehrin evsel, endüstriyel ve hastane atıkları kendilerine ayrılmış özel bölgelerde ayrı ayrı bertaraf edilmektedir. Deponi Alanı 15 yıl boyunca İzmir’in ihtiyacını karşılamak üzere planlanmış olmakla birlikte; mevcut kapasite, gerekli önlemlerin alınmaması halinde 2003-2004 yıllarına kadar yeterli olabilecektir. Sözkonusu alanın seçiminde yeraltı su kaynagı bölgesinde bulunmaması, arazinin jeolojik açıdan geçirimsizliği yüksek killi malzeme ile kaplı olması (Hacettepe Üniversitesi’ne yaptırılan jeolojik etüd raporuna göre hidrolik geçirimlilik katsayısı 10(-8)-10(-10) m/sn), hakim rüzgar yönünün Harmandalı Köyü’ne ve şehre zarar vermeyecek kuzey-kuzeybatı doğrultusunda olması etkili olmuştur.<br />
     Tesisin etrafı çitle çevrilmiş olup; içerisinde 2 katlı idari bina, araç bakım atölyesi, depolama alanına gelen tüm atık miktarının belirlenebilmesi için kantar ve kantar binası bulunmaktadır. Ayrıca tesis içerisinde araçların hareket kabiliyetinin sağlanması açısından stabilize yollar inşa edilmiştir. Arazinin doğal yapısı itibariyle hidrolik geçirimsizlik katsayısının yeterli olması nedeniyle sızdırmazlığın sağlanması için ilave herhangi bir önlem alınmamıştır.<br />
    Tesis 1992 birim fiyatları ile 13.568.385.545 TL’sına mal olmuştur.<br />
    Harmandalı Katı Atık Deponi Alanı’na halen ortalama olarak 1600 ton/gün evsel, 4,5 ton/gün enfekte ve 150 ton/gün endüstriyel atık girişi olmaktadır.Harmandalı Katı Atık Deponi Alanı’na gelen endüstriyel atıklar, deponi alanında ayrılmış olan özel kısımda depolanmaktadır. Asbest atıkları, plastik torbalarla gömülmekte, pil atıkları teneke kaplarda betonlanarak depolanmaktadır.Radyoaktif atıklar kesinlikle deponi alanına alınmamaktadır.<br />
    Hastane ve klinik atıkları Tıbbi Atıkların Kontrolu Yönetmeliği esasları doğrultusunda hastanelerde ayrı olarak renkli poşetlerde biriktirilerek,Harmandalı’na iletilmekte; deponi alanında ayrılmış olan özel alanlarda depolanmaktadır. Bu atıklar derinliği 2-5 m. arasında olan zemini geçirimsizleştirilmiş; üzeri önce 30 cm. sönmemiş kireç, daha sonra toprak ile örtülmekte; depolama işlemi biten alanlar işaretli levhalarla belirlenmektedir.Evsel atıksu arıtma tesislerinden kaynaklanan çamurlar katı atıklarla karıştırılarak depolanmaktadır. Endüstriyel arıtma çamurları ise tehlikeli atıkların bertaraf edildiği kısımda depolanmaktadır.<br />
      İzmir’in çöp karakteristiğine bakıldığında organik madde içeriğinin çok yüksek olduğu, özellikle yaz aylarında bu değerin % 60-70’lere çıktığı görülmektedir. Harmandalı Düzenli Atık Depolama Tesisi evsel atık depolama bölgesinden<br />
kaynaklanan deponi gazının yakılarak elektrik enerjisine dönüştürülmesi amacıyla<br />
5.6.1996 tarihinde Gaz Yakma Tesisi devreye alınmıştır. Alanda mevcut gaz toplama bacalarından verimli olan 18 bacadan toplanan gaz yakma tesisine verilmektedir. 1250 m/saat’lik gaz yakma kapasitesine sahip tesiste, deponi gazları 1000 C’de yakılarak, çevreye olan olumsuz etkileri önlenmektedir.<br />
     Vadi şeklinde olan katı atık depolama alanının en derin bölgesi ortalama 25 m.olup toplanan deponi gazının içerisinde %40-60 oranında metan gazı mevcuttur.İzmir İli’nde Depolama Tesisi’ne uzak semtlerin atıklarının taşınmasında kolaylık sağlanabilmesi için transfer istasyonlarına ihtiyaç duyulmaktadır.Bu nedenle halen şehirde 3 adet transfer istasyonu bulunmaktadır. Bu istasyonlardan biri olan Halkapınar transfer istasyonu İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilmekte olup; Eylül 1994 tarihinde yeni düzenlemeler yapılarak hizmete açılmıştır. Halkapınar Transfer İstasyonuna, şehir merkezinden küçük araçlarla toplanarak gelen katı atıklar, 30 ton/adet kapasiteli 6 adet tıra nakledilmekte ve Harmandalı Düzenli Depolama Sahası’na gönderilmektedir. Buca ve Bornova ilçeleri için yeni transfer istasyonları planlanmakta olup ÇED Ön Araştırma çalışmaları devam etmektedir.</p>
<p>Atıkların Değerlendirilmesi:<br />
        Uzundere Kompost Tesisi’ne gelen katı atıklar kompostlama ünitesine alınmadan<br />
önce mekanik yöntemle ön ayrımdan geçmekte ve geri kazanılabilir atıklar ayrılmaktadır. Bu ayıklama esnasında ayrılan geri kazanılabilir malzemeler preslenerek satışa sunulmakta, organik maddeler ise kompostlama ünitesinde işlenmektedir. Kompostlanamayacak maddeler ise bölgedeki mevcut depo sahasına<br />
gönderilmektedir.<br />
       Tesisin etrafı çitle çevrili olup; içerisinde işletme ve idari binalar bulunmaktadır. Kompost açık sistemle üretilmekte olup; 42 günde kompost elde edilmektedir. Kompost tesisine gelen atıgın % 18’i ince kompost, % 40’ı işe yaramayan malzeme, % 40’ı nem ve % 2’si geri kazanılabilir malzeme olarak ayrılmaktadır.<br />
Uzundere Kompost Tesisi 500 ton/gün (160.000 ton/yıl, 320 gün/yıl) çalışma kapasitesine göre kurulmuş olup, tesis çevre ilçe belediyelerinin (Güzelbahçe, Balçova, Narlıdere, Gaziemir, Buca) getirdikleri katı atıkları kabul etmektedir.<br />
Tesis tam kapasite ile çalıştırılmadığı için, çoğu kez bu ilçeler katı atıklarını Harmandalı Katı Atık Deponi Alanı’na boşaltmak zorunda kalmaktadırlar. Tesiste rehabilitasyon çalışmaları tamamlanarak tesis 6.6.2001 tarihinde tekrar hizmete açılmıştır.<br />
        Uzundere Kompost Tesisi’ne Menderes, Görece, Oğlananası, Sarnıç ve Değirmendere Beldelerini içine alan Tahtalı Çöp Aktarma Rampası, Güzelbahçe, Narlıdere, Balçova ve Konak gibi İlçelerimizin evsel çöplerinin geldiği, Tahtalı Çöp<br />
Aktarma Rampası’nda 2 adet Tırın devreye girmesiyle Rampaya ait atıklar Harmandalı Çöp Deponi Alanı’na gönderilmektedir.<br />
      Kompost Tesisi’nde çöplerin ayıklanarak, kompost yapımına uygun bölümlerin<br />
alınmasının ardından işe yaramayan ve büyük çoğunluğunu naylon ve plastiklerin oluşturduğu çöplerin 1988 yılından bu yana Kompost Tesisine yaklaşık 1 km.<br />
mesafede bulunan ve yeri Orman Bölge Müdürlüğü’nden kiralanan bir alana dökülerek üstü toprakla kapatılmak suretiyle bertaraf edilmektedir.<br />
     Dökü alanında sondaj çalışmaları yapılarak alanın değişik yerlerine bacalar açılmaktadır. Metan gazını yakmak amacıyla yakma tesisinin kurulması planlanmış,<br />
ancak yeterli düzeyde metan gazı bulunamamıştır. </p>
<p>Geri Kazanılabilir Atıkların Toplanması:<br />
       Hurda camların ülke ekonomisine kazandırılabilmesi için İzmir Büyükşehir<br />
Belediyesi ve Şişe Cam Fabrikaları ile ortaklaşa sürdürülen çalışmalar kapsamında, şehrin belli merkezlerine yerleştirilen 300 adet cam kumbara ile renkli ve renksiz hurda camlar toplanmaktadır.<br />
     24.4.1992 tarihinden itibaren ilkokullarda başlatılan bir kampanya ile ağır<br />
metal içerikleri nedeniyle insan ve çevre sağlığını tehdit eden piller toplanmakta; çimento ile blok haline getirilerek Harmandalı Katı Atık Deponi Alanı’nda geçirimliliği en az olan bölgede tehlikeli atıklar için ayrılmış kısımda depolanmaktadır. Şimdiye kadar 8600 Kg. pil toplanmıştır.<br />
       Gerek Sivil Toplum Kuruluşlarından gerekse kamu kuruluşlarından gelen aşırı<br />
talep doğrultusunda, Müdürlüğümüzce daha fazla geri dönüşümlü malzemenin toplanabilmesi amacıyla merkezler oluşturulması düşünülmüş  ve öncelikle halkın yoğun olarak gittiği ve kolay ulaşılabilecek yerler olması sebebiyle alışveriş merkezlerinde &#8220;Geri Dönüşüm Noktaları&#8221; oluşturulması planlanmıştır.<br />
       Bu amaçla İlimizde bulunan Carrefour, EGS, Kipa, Migros (Balçova) ve Tansaş<br />
(Narlıdere, Çiğli, Gaziemir) Mağazalarına Müdürlüğümüzce yaptırılan ayrı toplama<br />
konteynırları yerleştirilmiştir. </p>
<p>Bu proje ile ,</p>
<p>- İzmir Valiliği Çevre Koruma Vakfı tarafından yaptırılan, ayrı toplama<br />
konteynırlarının hipermarketlere dağıtılarak, halkın, geri kazanılabilen<br />
atıkları ayrı toplaması ve bu atıkların ekonomiye geri kazandırılması<br />
amaçlanmaktadır.</p>
<p>- Geri Dönüşümlü Atık Toplama Merkezleri, Çevre Koruma Vakfınca<br />
yaptırılmış olan ev görüntüsünde,  plastik-petler için yeşil gövde üzerine sarı<br />
çatı, metal ve içecek kartonları için mavi gövde üzerine sarı çatı, kağıt ve<br />
kartonlar için sarı gövde üzerine kırmızı çatıdan oluşmuş üç adet geri dönüşüm<br />
konteynırı ile Şişecam’a ait atık cam toplama konteynırından oluşacaktır.</p>
<p>Katı Atıkların Çevre Üzerindeki Etkileri:</p>
<p>       Günümüzde yoğun kentleşmeyle birlikte katı atık sorunu özellikle büyük kentlerimizde büyük bir çevre problemi haline gelmiştir. Köyden kente göçlerle birlikte yoğun ve plansız yapılaşma neticesi diğer büyük şehirlerimizde olduğu<br />
gibi İzmir’de de katı atıkların bertarafı için kullanılmaya uygun alan kalmamıştır. Özellikle metropol alanı dışındaki alanlarda katı atık sorununun büyük boyutlara ulaşmış olması, uzun yıllardır çöplerin ilçe ve belde belediyeleri tarafından gelişigüzel bir şekilde uygun görülen alanlara ve özellikle yüzeysel su kaynakları civarına, ormanlık alanlara ve yol kenarlarına atılması neticesi çevresel açıdan su, arazi ve hava kirliliği problemleri ortaya çıkmıştır.<br />
     Harmandalı Katı Atık Deponi Alanı’na ilişkin oluşan problemler tesisin dizayn<br />
edildiği şekilde işletilememesinden kaynaklanmaktadır. Sözgelimi Belediyeler arasındaki iletişim eksikliği ve ekipman yetersizliği nedeniyle evsel atıklar zaman zaman gerektiği şekilde gömülememekte; bu da martılar tarafından çöplerin karıştırılmasına neden olmaktadır. Kaynağında ayırma gerçekleşmediğinden çöpler<br />
cam, plastik, kağıt gibi niteliklerine göre ayrı olarak depolanamamaktadır.Büyükşehir Belediyesi’nde mevcut olan iş makinalarının yetersiz oluşu ve kullanım ömrünü tamamlaması nedeniyle Harmandalı Katı Atık Deponi Alanı’ndaki çalışmalar verimli olarak sürdürülememiş; bu nedenle depolama alanına gelen çöpün toprağa serilmesi işi özelleştirilmiştir.<br />
     Depolama Alanı’nda organik atıkların oksijensiz ortamda mikrobiyolojik olarak ayrışması sonucu metan gazı ağırlıklı olmak üzere, karbondioksit, hidrojensülfür, amonyak, azotlu bileşikler vb.gazlar oluşmakta; bu gazlar herhangibir önlem alınmadan atmosfere verildiğinde, patlamalara ve zehirlenmelere neden olarak çevre ve insan sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenlerden dolayı; Harmandalı Katı Atık Deponi Alanı’nın evsel atık depolama bölgesinde çöplerin ayrışmasından kaynaklanan deponi gazlarının miktarının belirlenmesi, toplanması, gaz yakma sisteminin projesi, inşaası ve gazın elektrik enerjisine dönüşümü ile ilgili İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 14.11.1995 tarihinde bir ihale yapılmıştır. Konu ile<br />
ilgili çalışmalar tamamlanmış olup; 5.6.1996 tarihinden itibaren yeni sistem devreye girmiştir. Halihazırda alanda mevcut gaz toplama bacalarının verimli olan 18 adedinden yüksek yogunluklu polietilen borular yardımıyla toplanan gaz ana kollektör ile deponi gazı yakma tesisine verilmektedir. 1250 m3/saat’lik gaz yakma kapasitesine sahip tesiste, deponi gazları 1000 C’te yakılarak, çevreye olumsuz etkiler önlenmektedir.</p>
<p>3.Gürültü kirliliği</p>
<p>GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ AÇISINDAN İZMİRİN GENEL DURUMU</p>
<p>1) Trafik Gürültüsü</p>
<p>     Kara, demiryolu ve hava trafiğinden kaynaklanan gürültülerdir. Kara trafiğindeki<br />
araçlardan kaynaklanan gürültü kirliliğinin önlenmesi amacıyla zorunlu haller dışında klakson çalınması, radyo ve teyplerin dışarıya taşacak şekilde ve rahatsız edici tarzda çalınması ve yüksek ses çıkartan ve özel eksoz taktırılarak gürültü yayan araçların faaliyetinin önlenmesine karar verilmiştir.<br />
       İzmir sınırları içerisinde G.D. ve K.B istikametinde meskun mahal içerisinde geçmekte olan demir yolu hatları bulunmakta olup, seferler sırasında yüksek düzeyde gürültü kirliliği yaratmaktadır. Hava trafiği açısından; bir adet sivil,bir adet askeri amaçlı olmak üzere metropol alan içerisinde iki adet hava alanı bulunmaktadır.<br />
Sivil amaçlı olarak kullanılan Adnan Menderes Havaalanından kalkan ve inen uçakların Şehir üzerinden geçmeleri sebebiyle aşırı derecede gürültü meydana<br />
getirmektedirler. </p>
<p>2) Şantiye ve Endüstri Gürültüleri </p>
<p>     Metro, Büyük Kanal Projesi, Çevre Yolu, Konut ve İş merkezleri yapımı ile şehir<br />
içindeki alt yapı bakımı ve düzenlemeleri nedeniyle yoğun gürültüler oluşmaktadır. </p>
<p>3) Eğlence Yerlerinin Gürültüleri<br />
    Şehir içerisinde bulunan eğlence mekanlarının (Bar-Disco-Cafe-Düğün Salonları<br />
v.b.) daha çok meskun mahal içerisinde veya çevresinde bulunmaları nedeniyle gürültü Kirliliği etkileri daha fazla olmaktadır. </p>
<p>GÜRÜLTÜ KONTROL YÖNETMELİĞİ ÇERÇEVESİNDE YAPILAN ÇALIŞMALAR VE YASAL YAPTIRIMLAR</p>
<p>Gürültü Kontrolü ve Cezaları<br />
      İzmir sınırları içerisinde gürültü kirliliğinin önlenmesi amacıyla İzmir Çevre Müdürlüğü tarafından kontrol ve gürültü ölçümleri yapılmaktadır. Bu çalışmalar sırasında gürültü ölçüm cihazları kullanılmaktadır.<br />
      Çevre mevzuatı doğrultusunda gerekli uyarılara uymayan, önlem almayan ve<br />
kirliliğe devam eden kişi, kurum ve kuruluşlara 2872 Çevre Kanunu’nun ilgili cezai hükümlerince maddi ceza uygulanacağı gibi fabrika, atölye, işyeri ve eğlence yeri<br />
sahipleri mahallin en büyük mülki amirince verilecek bir aylık süre zarfında<br />
durumu düzeltmedikleri taktirde müesseseleri kısmen veya tamamen süreli veya<br />
süresiz olarak kapatılır. </p>
<p>İZMİR’İN ÇEVRE SAĞLIĞI İÇİN SÜRDÜRÜLEN PROJELER</p>
<p>Gediz, Büyük Menderes, Küçük Menderes ve Kuzey Ege Nehir Havzaları Kirlilik Kontrolü ve Entegre Yönetimi Projesi</p>
<p>      Fransa-Türkiye çevre alanında ikili işbirliği çerçevesinde, Fransa’da yerleşik Uluslar arası Su Ofisi’nin katkılarıyla “Büyük Menderes, Küçük Menderes, Gediz ve Kuzey Ege Nehir Havzaları Entegre Yönetimi Projesi” Kasım 1997 tarihinde başlatılmıştır. Projenin amacı; tanımlanan bölgede su kaynaklarının entegre yönetimini sağlayabilecek bir modele ulaşmaktır. Proje Master Plan, Fizibilite ve Yatırımlar olmak üzere üç aşamada planlanmıştır. </p>
<p>    Proje sonucunda Fransız tarafınca hazırlanarak Bakanlığa sunulan nihai raporda da belirtildiği üzere Proje kapsamında, Kısa Dönem İçin 24 adet Eylem Programı belirlenmiştir. Bunların Havzalara göre dağılımı şöyledir:</p>
<p>- Kuzey Ege Nehir Havzası                  1<br />
- Gediz Nehir Havzası                         11<br />
- Küçük Menderes Nehir Havzası         7<br />
- Büyük Menderes Nehir Havzası         4</p>
<p>Bu eylemlerin su kaynakları kullanım planlaması, yönetimi, gereksinimlerine göre<br />
dağılımı ise,</p>
<p>- Su Kaynakları                                  3<br />
- Su Kullanım Biçimleri                     7<br />
- Su Kalitesi                                       12<br />
- Atıksuların Yeniden Kullanımı       1<br />
- Yönetim                                           3</p>
<p>    Yapılan çalışmalar neticesinde seçilmiş bir nehir havzası ölçeğinde fizibilite çalışmalarının sınanması uygun görülmüştür. Bunun için, İzmir İline yakınlığı ve<br />
İzmir İli ile yakın etkileşim içerisinde olması nedeniyle Gediz Nehir Havzası<br />
seçilerek, Gediz Nehir Havzası Pilot Planı hazırlanmıştır.</p>
<p>Gediz Havzası ile ilgili olarak hazırlanan eylem programı çerçevesinde yapılması gereken 11 projeden biri olan “Gediz Nehri Havzası Bor Kirliliğinin Jeolojik ve<br />
Hidrojeolojik Yönden Araştırılması Projesi” çalışmaları devam etmektedir Fizibilite çalışmasının getirdiği en önemli önerilerden biri Havza Gözlem Evi’nin oluşturulmasıdır. Yürürlükte olan mevzuatlar gereği değişik kurumlar tarafından yapılan çalışmalarda ortak bir dil kullanımının sağlanması, verilerin tek bir merkezde toplanarak veri üreticileri ile kullanıcılarını bir araya getirmek açısından Gözlemevinin kurulması gerektiği vurgulanmaktadır.Ancak böyle bir gözlemevinin oluşturulabilmesi için, izleme-denetleme ağının geliştirilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>
<p>GEDİZ HAVZASI KİRLİLİK ETÜD PROJESİ</p>
<p>      Menemen Ovası sulama suyunun iyileştirilmesi amacıyla 26 Haziran 1996 tarihinde İzmir ve Manisa Valilikleri arasında imzalanan Protokolün 6. maddesi gereğince Gediz Nehri kirliliğinin kontrolü amacıyla Gediz Havzası boyunca, Gediz Nehri ve kollarında ilk etapta tespit edilen toplam 19 kirlilik tespit noktasından su<br />
numuneleri alınmaya başlanmış, daha sonra Kuş Cenneti’nde ki iki nokta birleştirilerek toplam 18  noktadan 10 ayrı tekerrürde alınan su numuneleri “Su<br />
Kirliliği Kontrolu Yönetmeliği Teknik Usüller Tebliği” Hıfzısıhha Enstitüsü Müdürlüğü’nde analiz ettirilmiştir. Örnekleme noktaları kirliliğin yoğun olarak gözlendiği sanayi ve evsel atıkların karıştığı noktalar olarak seçilmiştir.<br />
Gediz Nehri Kirlilik İzleme Çalışmaları kapsamında İl sınırları içerisinde Menemen İlçesi ve Kuş Cenneti’nde 3 ayrı noktadan, Kemalpaşa İlçesi’nde 2 ayrı noktadan su numunesi alınmıştır.</p>
<p>Gediz Nehri Kirlilik İzleme Çalışmaları kapsamında 2000 yılında her ay boyunca<br />
daha önce belirlenen 18 ayrı kirlilik tespit noktasından su numuneleri alınarak, “Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği Teknik Usuller Tebliği” İzmir Çevre Koruma Vakfı Atıksu Laboratuarında analiz ettirilmiştir. </p>
<p>Gediz ve kollarında seçilen 18 nokta aşağıda listelenmiştir.</p>
<p>1-Akhisar Killik Kumçayı<br />
2-Demirköprü Barajı Çıkışı<br />
3-Alaşehir Çayı’nın Gediz ile birleştiği nokta<br />
4-Ahmetli Regülatörü<br />
5-Turgutlu – Irlamaz Çayı<br />
6-Dursunlar Kum Ocağından önce (Nif )<br />
7-Nif Çayı (Askılı Köprü)<br />
8-Aşağı Çobanisa<br />
9-Gediz Hacıhaliller<br />
10- Nif II Köprüsü<br />
11-Manisa Köprüsü<br />
12-Gediz Nehri &#8211; Dericiler-Evsel Atıksular Deşarj Noktası<br />
13-Gediz Nehri &#8211; Manisa Organize Sanayi Deşarjı sonrası<br />
14-Kula Gediz 1 Köprüsü<br />
15-Emiralem Regülatörü<br />
16-Kuş Cenneti-Bedir Köprüsü ve Kuzey Tahliye Kanalı<br />
17-Maltepe Köyü Çıkışı<br />
18-Gediz Nehri – Uşak Organize Sanayi Deşarjı Sonrası</p>
<p>BAKIRÇAY HAVZASI KİRLİLİK ETÜD PROJESİ</p>
<p>        Balıkesir İli’nden doğan, Manisa-Soma İlçesi’nden geçerek İzmir sınırları içerisinden denize dökülen, tarımsal sulama açısından son derece önemli olan Bakırçay Nehri; havzada bulunan sanayi kuruluşları ve yerleşim yerlerinin atıksuları nedeniyle önemli boyutta kirlilikle karşı karşıyadır.</p>
<p>Bakırçay Nehri’nin kirliliğinin tespiti ve koruma–ıslah projelerinin geliştirilebilmesi amacıyla DSİ 2.Bölge Müdürlüğü ile bir çalışma yapılması, Gediz Havzası örneğinde olduğu gibi Bakırçay Havzası’nda da numune alınacak noktaların belirlenerek 1 yıllık periyotta mevsimsel değişikliklere bağlı olarak numuneler alınıp analizlerini yapılması planlanmıştır. Bakırçay Nehri üzerinde belirlenen 10 ayrı noktadan 9.7.1998 tarihinden bugüne kadar 6 ayrı tekerrürde alınan su numuneleri Hıfzısıhha Enstitüsü Müdürlüğü  ’nde analizettirilmiştir. Örnekleme noktaları kirliliğin yoğun olarak gözlendiği sanayi ve evsel atıkların karıştığı noktalar olarak seçilmiştir.<br />
       Bakırçay Havzası Kirlilik Etüt Çalışmaları kapsamında 10.02.1999, 11.03.1999,<br />
15.03.1999, 02.09.1999 tarihlerinde da önce belirlenen  noktalardan su numuneleri alınmıştır.<br />
     Bakırçay Havzası Kirlilik Etüt Çalışmaları kapsamında belirlenen numune alım<br />
noktalarından 2000 yılı boyunca 3 aylık periyotlarda su numuneleri alınarak İzmir Valiliği Çevre Koruma Vakfı atıksu Laboratuarında analizleri yapılmıştır.</p>
<p>1-Yenikent Beldesi Çıkışı-Bergama<br />
2- Zeytindağ Beldesi Çıkışı-Bergama<br />
3-Eğrigöl Köprüaltı Mevkii-Bergama<br />
4-Soma Termik Santrali Girişi-Soma/Manisa<br />
5- Soma Termik Santral Kömür Yıkama Üniteleri Yanı-Soma/Manisa<br />
6-Soma Termik Santral Çıkışı (İstasyon Mah.)-Soma/Manisa<br />
7-Savaştepe Köprüsü altı-Kırkağaç/Manisa<br />
8-Ördek Köprüsü altı-Kırkağaç/Manisa<br />
9-Aksu  Köprüsü altı-Kırkağaç/Manisa</p>
<p>KÜÇÜK MENDERES HAVZASI KİRLİLİK ETÜDÜ VE ÖNLENMESİ<br />
PROJESİ</p>
<p>COĞRAFİ DURUM:<br />
Bozdağlar&#8217;dan doğan Küçük Menderes Nehri, birleşen küçük kollarla büyüyerek güneye doğru <a href="http://www.genelbilge.com/tag/iner/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Iner">iner</a>, Beydağ İlçesi yakınlarında, Boz ve Aydın Dağları&#8217;nın birbirinden giderek açılan ve alçalan tepeleri arasındaki geniş havzasında batıya doğru akar. Torbalı yakınlarında güneye doğru dönen akarsu Selçuk önünde Ege Denizi&#8217;ne delta yaparak dökülür. Ortalama uzunluğu 175 Km. olan nehir kışın kabarır ve sağanak yağışlar olduğunda, özellikle delta alanı üzerinde yatağından taşarak geçici bataklıklar oluşturur.Yazın ise suları çok azalır, özellikle kendisini besleyen küçük kollar tamamen kurur.Küçük Menderes Deltası, tarihi çağlar boyunca hızla büyümüş ve eskiden kıyıda olan Artemis Tapınağı, bir ada olan Kurutepe ova ortasında kalmış,Efes Limanı da daha antik çağdaki temizleme çalışmalarına karşın denizle bağlantısını<br />
zamanla kaybetmiştir.Nehrin en önemli kolları Çamlı, Keleş Çayları, Kocahavran, Eğri, Uzun, Gelinbay,Rahmanlar, Aktaş, Kılma, Kürkdere ve Hamidiye Dereleri olup; nehir havzası Çakal, Gebekirse, Nohut, Cellat, Belevi, Akgöl alüvyon set gölleri ile<br />
beslenmektedir.Havzada faaliyette olan iki sulama barajı bulunmaktadır. Bunların dışında 8 tane (Ödemiş-Beydağ, Aktaş, Ergenli, Burgaz, Bademli, Uladı, Kavakdere, Balçova) baraj da planlama aşamasındadır. Yine havzada çok sayıda şifalı ılıca ve kaplıca bulunmaktadır.</p>
<p>İKLİM:<br />
      Havzada Temmuz ve Ağustos aylarında az miktarda olmak üzere hemen her mevsimdeyağış görülmektedir. Yıllık yağış toplamı ortalama 423 mm&#8217;dir. Yağışın en fazla görüldüğü aylar Ocak ve Şubat, en az olduğu aylar ise Temmuz ve Ağustos&#8217;tur.<br />
Aylık sıcaklık ortalamaları 8.5 ile 27.6 C arasında değişmekte olup; yıllık ortalaması 17.2 C&#8217;tır.Havzada buharlaşmanın en yüksek olduğu ay Temmuz&#8217;dur. Bu ay içinde en yüksek buharlaşma Ödemiş&#8217;te olup; 245 mm&#8217;yi bulmaktadır.</p>
<p>TOPRAK YAPISI:<br />
       Havzadaki arazilerin % 33&#8242;ü tarım arazisi, % 9&#8242;u otlak-mera, % 47&#8242;si orman ve<br />
fundalık, % 13&#8242;ü ise diğer alanları içermektedir.Havza ülkemizin en verimli topraklarından bir bölümüne sahip olup; bu özelliği havzanın tarım potansiyelini hem ürün kalitesi, hem de ürün verimi açısından arttırmaktadır. Dağlık ve tepelik alanlarda dik yamaçlar yüzünden ağaç ekimi yapılmakta; tuzlu ve sodalı sulak alanlar ile düz ve hafif eğimli alanların büyük bölümünde sulu tarım yapılmaktadır. Havzada DSİ sulama kanaletleri ile yerüstü suyu bulunmayan yerlerde tarımsal sulama yeraltısuyu ile yapılmakta olup; bu amaçla açılmış 7000 civarında artezyen kuyusu bulunmaktadır. Ancak gelişigüzel kuyu açılması nedeniyle havzadaki YAS rezervi olumsuz yönde<br />
etkilenmektedir. Diğer taraftan içme, kullanma, sanayi ve sulama amaçlı açılan kuyular nedeniyle yeraltısuyu yaygın olarak kullanılmakta olup; son 15-20 yıldır hüküm süren yağış azlığı, kuraklık ve artan su talebi nedeniyle de YAS sürekli<br />
düşmekte; hatta YAS emniyetli veriminin hemen hemen tamamına yakını kullanılmaktadır.</p>
<p>SANAYİ:<br />
      Havza kapsamında yeralan ilçelerde dikkati çeken en önemli nokta sanayi kuruluşlarının önemli bölümünün tarımsal ürünlerin işlenmesine dayalı olmasıdır.<br />
      Sanayi tesisleri genellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler şeklinde yapılanmış<br />
olup; büyük tesislerin kurulmaya başlaması ise 1990 yılından sonra gerçekleşmiştir.<br />
Havza bazında Torbalı, Ödemiş, Bayındır ve Kiraz’da tamamlanmış ve faaliyette<br />
olan Küçük Sanayi Siteleri (KSS) bulunmaktadır. Tire’de ise kurulma aşamasında<br />
olan bir KSS bulunmaktadır. Torbalı, Tire ve Ödemiş’te Organize Sanayi Bölgeleri<br />
(OSB) kurulma aşamasında olup; Bayındır&#8217;da ise plan aşamasındadır.İlçe bazında bakıldığında; Torbalı’da OSB kurma çalışmaları yaklaşık 4 yıldır devam etmekte olup; henüz yer seçimi yapılamamıştır. Torbalı İlçesi’nde gelişen sanayi kolları arasında gıda sektöründe konserve, turşu, un ve yağ işletmeleri; tekstil alanında çırçır fabrikaları, dokuma ve boya baskı ünitelerini de içeren entegre tekstil fabrikaları, tütün sanayi, makine sanayiinde tarım alet ve makinaları, otomotiv sanayi, yapı elemanları sanayi, deri işletmeleri önemli bir yere sahiptir. İlçede sanayi kuruluşlarının hızla artmasının nedenleri arasında İlçe’nin İzmir’e 45 Km.’lik çift yönlü karayolu ile bağlanması, İzmir-Aydın otobanının alternatif ulaşım imkanı getirmesi, İzmir-Aydın demiryolunun ilçe merkezinden geçmesi, İzmir Limanı ve havaalanına yakınlığı, EGS ile kolayca işbirliği kurulabilmesi önemli rol oynamaktadır. İlçenin İzmir gibi ticari bir<br />
metropole yakınlığı, hammadde kaynaklarına yakın olması, üretim, ulaşım ve pazarlama imkanlarının da uygun olması diğer avantajlardandır. Yörede pamuk,tütün, zeytin ve diğer sebze ürünleri önemli ürünlerdir. Tahıl, meyve ve sebze üretimi besin endüstrisine hammadde sağlamaktadır. Ayrıca linyit, mermer, perlit, demir, civa, titanyum, zımpara taşı, tuğla toprağı da önemli hammadde kaynaklarındandır. Yörede ana sanayilerin hızla gelişmesi kentin yoğun göç alması özellikle kooperatif kökenli konutların hızla artmasına neden olmuştur.<br />
      Coğrafi konum itibariyle birbirine yakın olan bu ilçelerde ortak bir atıksu arıtma ve kanalizasyon sisteminin tesis edilmesi yönünde proje geliştirilerek ilçelerdeki atıksuların Küçük Menderes Nehri’ni kirletmeleri ve toprak kirliliğine neden olmaları önlenmelidir.</p>
<p>TURİZM:<br />
     Havzada turistik faaliyet yoğunluğu, kıyı uzunluğu ve kıyı kullanım kapasitesi<br />
yüksek olan beldeler ile dini ve tarihi mekanların kümelendiği alanlarda ağırlık<br />
kazanmıştır.<br />
   1986 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile turizm bölgesi ilan edilen Türkiye’nin<br />
en uzun altın kum plajları ve denizine sahip yörede halen 1 adet tatil köyü, 3 adet otel bulunmaktadır. 3 adet inşaat halindeki tatil köyü ile yörede yeni turistik tesis yapımı ile ilgili çalışmalar devam etmektedir Diğer taraftan bölge 1. ve 2. Derece doğal ve arkeolojik sit kapsamında yer almakta; Küçük Menderes&#8217;in denize döküldüğü yerde oluşturduğu delta uluslararası RAMSAR sözleşmesi kapsamında B sınıfı sulak alan niteliğinde olup;korunması gereken yerlerdendir. </p>
<p>ÇEVRE KİRLİLİĞİNE YÖNELİK ALINAN ÖNLEMLER:<br />
    Küçük Menderes&#8217;de çevre kirliliği önemli ölçüde nehir yatağına komşu ilçelerdeki<br />
sanayi atıkları ve evsel atıklar ile bilinçsiz kullanılan zirai tarım ilaçlarından kaynaklanmaktadır.Nehir kıyısında bulunan Torbalı, Ödemiş, Beydağ, Bayındır, Kiraz ve Tire&#8217;nin kanalizasyon atıksuları doğrudan doğruya veya verilmiş oldukları küçük kollar yoluyla, Küçük Menderes Nehri&#8217;ne gelmektedir.<br />
Kiraz&#8217;da Özel İdare Müdürlüğü&#8217;nün katkılarıyla yapılan arıtma tesisinin devreye alma çalışmaları devam etmektedir. Selçuk&#8217;ta ise 1985 yılında yapımı tamamlanan stabilizasyon havuzu şeklindeki arıtma tesisi bulunmaktadır. Bunun dışında sanayi aktivitesi önemli olan Torbalı, Ödemiş ve Tire’de sanayi tesisleri büyük ölçüde tarıma dayalı olup; önemli atıksuyu bulunup arıtma tesisi bulunmayan sanayi tesisi bulunmamaktadır. Tire OSB’nde altyapısını ve arıtma tesisini tamamlamadan sanayi tesislerinin faaliyetine izin verilmemektedir. Yine Selçuk Pamucak sahillerinde faaliyet gösteren turistik otellerin tamamının arıtma tesisi bulunmaktadır. </p>
<p>        Diğer taraftan havzada önemli bir tarım potansiyeli bulunmakta olup; bilinçsiz olarak kullanılan pestisidler nedeniyle de büyük ölçüde kirlilik oluşmaktadır.Küçük Menderes kirliliği özellikle Nehrin delta yaparak denize döküldüğü yerde had safhaya ulaşmaktadır. Bununla beraber arıtma tesisi bulunan işletmeler Çevre İl Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan “Çevre Denetim Ekileri”nce haftada 7 gün ve 24 saat sürekli denetlenmekte; denetimler sırasında alınan atıksu numuneleri Çevre Koruma Vakfı Atıksu Laboratuarı’nda analiz ettirilmektedir.</p>
<p>KİRLİLİK ETÜDÜ VE ÖNLENMESİ PROJESİ<br />
       Küçük Menderes Nehri’nde çevre kirliliği önemli ölçüde Nehir yatağına komşu ilçelerdeki sanayi atıkları ile evsel atıklardan kaynaklanmaktadır. Bu kirliliğin tespiti, koruma projelerinin geliştirilebilmesi amacıyla, 1998 yılı Ekim ayı içerisinde çalışmalara başlanmış; Gediz Havzası örneğinde olduğu gibi Küçük Menderes Havzası’nda da numune alınacak noktaların tespitine ve 1 yıllık periyotta mevsimsel değişikliklere bağlı olarak numunelerin alınıp analizlerinin yapılmasına başlanmıştır. Bu çerçevede tespit edilen 16 noktadan bugüne kadar 3 ayrı tekerrürde alınan su numuneleri Hıfzısıhha Enstitüsü Müdürlüğü’nde analiz ettirilmiştir. Örnekleme noktaları kirliliğin yoğun olarak gözlendiği sanayi ve evsel atıkların karıştığı noktalar olarak seçilmiştir. Halen 4. Tekerrüre ait numune alma ve analiz işlemleri devam etmekte olup, 3 aylık periyotta alınması planlanan numune nokta sayısı 11’e düşürülmüştür.<br />
      Küçük Menderes Nehri Kirlilik Etüt Çalışmaları kapsamında belirlenen numune alım noktalarından 2000 yılı boyunca 3 aylık periyotlarda su numuneleri alınarak İzmir Valiliği Çevre Koruma Vakfı atıksu Laboratuarında analizleri yapılmıştır.</p>
<p>Küçük Menderes Nehri üzerinde belirlenen numune alma noktaları aşağıda<br />
belirtilmektedir:</p>
<p>1.Hisarköyü mevkii Köprü öncesi-Kiraz<br />
2.Kelletepe mevkii, Şemşiler Köyü,Arıtma Tesisi Sonrası-Kiraz<br />
3.Sarıkaya Köyü mevkii- Beydağ<br />
4.Hüseyinağa Köprüsü,Gökçen Yolu-Ödemiş<br />
5.Demiryolu Köprüsü-Tire<br />
6.Kanal Köprüsü (Falaka Çayı birleştikten sonra)-Bayındır<br />
7.Pamukyazı Beldesi Köprüaltı mevkii-Torbalı<br />
8.Sağlık Köyü mevkii (Fetrek ile Çevlik birleştikten sonra)-Torbalı<br />
9.Sağlık Köyü mevkii (Fetrek ile K.Menderes birleştikten sonra)-Torbalı<br />
10.Zeytinköy Yolu Köprüaltı(Arıtma Tesisinden Önce)-Selçuk<br />
11. Zeytinköy-(Barutçu Göletlerinin birleştiği nokta) mevkii yol ayrımı- Selçuk</p>

<p class="sayac_bilgi">23 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/izmir-ilinin-genel-cevre-sorunlarina-genel-bir-bakis.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çevre ve çevre tahribatının Nedenleri</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/cevre-ve-cevre-tahribatinin-nedenleri.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/cevre-ve-cevre-tahribatinin-nedenleri.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 08:54:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Karbon]]></category>
		<category><![CDATA[Kirli]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Ortak]]></category>
		<category><![CDATA[Radyoaktif]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11507</guid>
		<description><![CDATA[ÇEVRE NEDİR? Çevre, insanların ortak varlığını oluşturan değerler bütünüdür. Çevrenin bileşenleri olarak adlandırılan bu değerlerin her biri yaşamsal niteliktedir. En kısa tanımıyla çevre; içinde yasadığımız atmosfer, üzerinde oturduğumuz toprak ve sudur. Kullandığımız her türlü madde ve enerjinin doğal dengeyi bozacak kadar aşırı miktarda çevreye katılması çevre tahribatına neden olur. Bu tahribatın ortaya çıkış nedeni tutarlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ÇEVRE NEDİR?<br />
  Çevre, insanların <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ortak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ortak">ortak</a> varlığını oluşturan değerler bütünüdür. Çevrenin bileşenleri olarak adlandırılan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">bu</a> değerlerin her <a href="http://www.genelbilge.com/tag/biri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Biri">biri</a> yaşamsal niteliktedir. En kısa tanımıyla çevre; içinde yasadığımız atmosfer, üzerinde oturduğumuz <a href="http://www.genelbilge.com/tag/toprak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Toprak">toprak</a> ve sudur.<br />
  Kullandığımız her türlü madde ve enerjinin doğal dengeyi bozacak kadar aşırı miktarda çevreye katılması çevre tahribatına neden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/olur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Olur">olur</a>. Bu tahribatın ortaya çıkış nedeni tutarlı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> kentleşme siyasetinin ve kamunun olmayışı, sektörel kararların çevreden ayrı, kısa dönemle ekonomik amaçlarla sınırlı kalmasıdır.<br />
  Son dönemlerde özellikle önem kazanan ve sadece insanların değil, tüm canlı hayatın yasamasını olumsuz yönde etkileyen bu sorunlar;<br />
  -Hava kirliliği<br />
  -Su kirliliği<br />
  -Toprak kirliliği<br />
  -<a href="http://www.genelbilge.com/tag/radyoaktif/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Radyoaktif">Radyoaktif</a> kirlilik<br />
  -Gürültü kirliliği ‘dir.<br />
<span id="more-11507"></span><br />
A)HAVA KİRLİLİĞİ</p>
<p>    Havada meydana <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> tahribatı oluşturan kirleticiler; toz zerrecikleri ve bulutları, karbon,azot ve kükürt bileşikleridir. Hava kirliliğinin temelinde iki önemli etken vardır:<br />
 -Kentleşme<br />
 -Endüstrileşme</p>
<p>1-KENTLEŞME<br />
  Kentleşme, nüfus yoğunluğunu birlikte getiren ve artıran bir olgudur.<br />
  Kentleşmenin neden olduğu hava kirliliği nüfus yoğunluğunun yanı sıra kentin topoğrafik ve meteoorolojik koşullara uygun olmayan biçimde yerleşmesinden de kaynaklanmaktadır.<br />
  Kentlerdeki ısıtma sistemi, bu sistemin özellikleri ve ısıtma amacı ile kullanılan yakıt türlerinin hava kirliliğini belirleyen öğelerdir<br />
  Kentsel ulaşımda kullanılan ulaşım araçları, egsoz gazları ile hava kirliliğine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yol">yol</a> açmaktadır.<br />
Kent içindeki sabit ve hareketli kaynaklardan birlikte kaynaklanan kirliliğin, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> ve en çarpıcı örneği 1952 kış ayında Londra’da gözlenen hava kirliliği olmuştur. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kirli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kirli">Kirli</a> hava sis ile karışarak 4000 kişinin ölümüne neden olmuştur.<br />
2-ENDÜSTİRİLEŞME<br />
  Günümüzde özellikle yoksul ülkeler, endüstriden doğan kirlenmeden dolayı zarar görmektedirler. Bu durumun nedeni ise, ileri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/teknoloji/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Teknoloji">teknoloji</a> kullanamamaları, kirleyici önleyici pahalı çözümlere gidememeleridir.<br />
  Gelişmiş ülkelerin kirletici endüstrileri kendi ülkelerinde kurmaktansa, gelişmekte olan ülkelerde kurup, bu ürünleri dış alım yoluyla ülkesine getirdiği; buna karşılık söz konusu kirlenmeden kurtulduğu yani bir tür kirlilik dışsatımı yaptığı da göz önünde tutulursa, az gelişmiş ülkelerin endüstri kaynaklı hava kirliliğinden, kendi gücüne oranla yeterince pay aldığı ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>B)SU KİRLİLİĞİ</p>
<p>  Çevremizde yer alan dere, göl veya denizlerin tahribatına yol açan maddeler yine çevreden gelir.<br />
  Hızlı sanayileşme, şehirleşme ve nüfus artışı sonucu, endüstriyel ve çevresel atıklarda hızlı bir artış meydana gelmiştir.<br />
  Canlı organizmayı etkileyen su kirliliğinin başlıca nedenleri;<br />
  -Ticari kuruluşlardan gelen atıklar,<br />
  -Sanayi atık suları,<br />
  -Zirai ilaç ve suni gübre gibi kimyasal maddeler,<br />
  -Kanalizasyon sularındaki mikroplu organizmalar,<br />
  -Deterjan atıkları’dır.</p>
<p>C)TOPRAK KİRLİLİĞİ</p>
<p>  Toprak kirliliği, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> etkinlikleri sonucunda, toprağın fiziksel, kimyasal, biyolojik ve jeolojik yapısının bozulmasıdır. Toprak kirliliğinin nedenleri üç grupta kümelendirilebilir.</p>
<p>1-HAVA KİRLİLİĞİ KAYNAKLI TOPRAK KİRLİLİĞİ<br />
  Endüstri, egsoz veya ısınma kökenli kirletici gazların yol açtığı hava kirliliği toprağın ekolojik yapısını bozar. Kirletici gazların içinde bulunan partikül maddelerin taşıdığı ağır metaller ve elementler toprakta birikmektedirler. Kirlenen toprak üzerindeki bitki örtüsü de bu yolla yok olur. Bunun sonucunda toprak aşımı(erozyon) artar.<br />
2-SU KİRLİLİĞİ KAYNAKLI TOPRAK KİRLİLİĞİ<br />
  Kentsel ve endüstriyel atık <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sular/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sular">sular</a> arıtılmadan su kaynaklarına bırakılmakta, dere, ırmak, göl gibi yüzeysel suları kirletmektedir. Su kaynaklarının kıt olması nedeniyle, bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sular/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sular">sular</a> içindeki kirletici ve zararlı maddeler toprağa karışıp birikmekte ve toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik yapısını bozmaktadırlar.<br />
  Topraktaki kirlenme, zamanla ürünlere geçmekte, yetişen bitkilerin kirlenmesi bu bitkilerle beslenen canlı besin zincirini yok etmektedir<br />
3-TARIMSAL MÜCADELE KAYNAKLI TOPRAK KİRLİLİĞİ<br />
  Tarımda verimi olumsuz yönde etkileyen bitki hastalıkları, zararlı böcekler ve yaban otlarına karşı kullanılan tarımsal mücadele ilaçları zehirli kimyasal maddelerdir. Kullanılan ilacın türü ve miktarı çok önemlidir. Çünkü bu maddeler toprakta bozulmadan çok uzun süre durabilir.<br />
Böylece <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> kirlenmeler oluşabilir.</p>
<p>D)RADYOAKTİF KİRLİLİK</p>
<p>  Etkisi düşük ve insan ürünü olan radyasyon x ışınlarından, radyoaktif maddelerden ve televizyon gibi elektronik aygıtlardan kaynaklanır. Doğal çevreye karışan radyoaktif elementlerin hepsi nükleer santrallerden kaynaklanmaktadır. Radyoaktif atıkların yok edilmesi hem zor hem pahalıdır.<br />
  Radyoaktif maddeler havaya ve suya karışır. Nükleer denemelerin yasaklanması radyoaktif kirlenme tehlikesini azaltmıştır.</p>
<p>E)GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ</p>
<p>  Gürültü insan sağlığını en az hava ve su kirliliği kadar etkileyen bir kirlilik etmenidir. Nabız ve solunum hızlarını artırarak insanların fizyolojik durumlarında değişikliklere yol açabildiği gibi, geçici yada kalıcı işitme bozuklukları da yaratabilir.<br />
  Gürültü kirliliği, büyük kentlerdeki uçaklar, otomobiller, motorlar, inşaat vb.. araçları nedeniyle her gün hızla artmaktadır.</p>

<p class="sayac_bilgi">3 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/cevre-ve-cevre-tahribatinin-nedenleri.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sera etkisi ve sonuçları</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/sera-etkisi-ve-sonuclari.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/sera-etkisi-ve-sonuclari.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 08:52:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abd]]></category>
		<category><![CDATA[Antarktika]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Binde]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[El Nino]]></category>
		<category><![CDATA[Karar]]></category>
		<category><![CDATA[Karara]]></category>
		<category><![CDATA[Metan]]></category>
		<category><![CDATA[Milli]]></category>
		<category><![CDATA[Nda]]></category>
		<category><![CDATA[Petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Rio]]></category>
		<category><![CDATA[Safi]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Yana]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>
		<category><![CDATA[Yol]]></category>
		<category><![CDATA[Zirve]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11505</guid>
		<description><![CDATA[karbondioksit, su buharı ve metan gazının giderek çoğalması. Buna &#8220;sera etkisi&#8221; deniyor. Isının bir iki derece değişmesi bile dünya yüzeyinde canlı yaşamını tehlikeye atacak sonuçlar yaratabilir. Petrol, doğal gaz, kömür gibi fosil yakıtların kullanılması ve ormanların yok edilmesi atmosferdeki karbondioksiti artırıyor. Sanayi devrimi, fosil yakıtların kullanımını ve ormanların yok edilmesi sonucunu doğurdu. 19. yüzyıldan beri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>karbondioksit, su buharı ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/metan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Metan">metan</a> gazının giderek çoğalması. Buna &#8220;sera etkisi&#8221; deniyor. Isının bir iki derece değişmesi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> dünya yüzeyinde canlı yaşamını tehlikeye atacak sonuçlar yaratabilir.<br />
Petrol, doğal gaz, kömür gibi fosil yakıtların kullanılması ve ormanların yok edilmesi atmosferdeki karbondioksiti artırıyor.<br />
Sanayi devrimi, fosil yakıtların kullanımını ve ormanların yok edilmesi sonucunu doğurdu. 19. yüzyıldan beri atmosferdeki karbondioksit miktarı yüzde 25 oranında ve atmosferin ortalama ısısı 0.3-0.6 derece arttı, bunun sonucunda dünyadaki su seviyesi 10-25 cm yükseldi. Bir derecelik bir artış <a href="http://www.genelbilge.com/tag/el-nino/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with El Nino">El Nino</a> gibi yıkımların ortaya çıkması, iki derecelik artış ise Antarktika&#8217;nın çoğunun erimesi için yeterli. Nature dergisine göre bu hızla giderse ısı 21. yüzyılda bir kaç derece artacak.<br />
Sera etkisine neden olan bir diğer gaz ise metan gazı. Hayvancılığın ve pirinç üretiminin artması metan gazının artmasını da beraberinde getiriyor.<span id="more-11505"></span><br />
Artış bu hızla devam ederse 2020 yılında tüm dünyada 8 milyon <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> ölecek.<br />
Atmosferdeki karbondioksit ve metan gazlarının hızla artmasındaki en büyük sorumluluk G-8&#8242;lere ait. Dünya yüzeyinin yüzde 24&#8242;ünü kaplayan bu ülkeler, karbondioksitin yüzde 49.2&#8242;sini üretiyor. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/abd/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Abd">ABD</a> tüm dünyadaki sera gazlarının % 23.4&#8242;ünü üretiyor. 1996 yılında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/abd/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Abd">ABD</a>&#8217;de karbondioksit artışı yüzde 23.4 iken, tüm dünyadaki artış % 25 oranında idi.<br />
1992&#8242;de Rio&#8217;da yapılan zirvede alınan karara göre anlaşmayı imzalayanlar gayri safi milli hasılalarının <a href="http://www.genelbilge.com/tag/binde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Binde">binde</a> yedisini çevre koşullarının iyileştirilmesi için harcayacaktı. Harcamalar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/binde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Binde">binde</a> üçü geçmedi.<br />
Zirve&#8217;de alınan bir diğer karar ormanların korunmasıydı. O günden bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yana/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yana">yana</a> dünyanın akciğerleri olarak anılan Yağmur Ormanları&#8217;nda Belçika&#8217;nın yüzeyinin iki katı alan yok edildi.<br />
Rio&#8217;da sera etkisine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yol">yol</a> açan gazların 2000 yılında, 1996 düzeyine indirilmesi öngörülmüştü, oysa sera gazları azalmadı tersine arttı.<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ozon/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ozon">Ozon</a> tabakası<br />
Ozon tabakası dünyanın 20-25 km. üzerinde, güneşten gelen mor ötesi ışınları tutuyor. Mor ötesi ışınların sadece yüzde iki ila dördü yeryüzüne ulaşıyor. Ozon tabakasının incelmesi canlıların radyasyona maruz kalmasıyla eşdeğer sonuçlar yaratıyor. Bunun sonucunda kanser hızla artıyor. Canlıların DNA şifrelerinin bozulması ve yaşamın sona ermesi de muhtemel sonuçlar arasında. Ozon tabakasında yüzde birlik bir incelme ABD&#8217;de deri kanserinden yılda beş bin kişinin ölmesine neden oluyor.<br />
Bu soruna neden olan kloroflorokarbon (CFC) gazları, buzdolapları, klimalar ve çözücülerde yer alıyor. 1992&#8242;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/deki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deki">deki</a> Rio zirvesinde bu gazların kullanımının azaltılması kararı alındı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ama">ama</a> hayata geçirilmedi.<br />
Ozon tabakasına zarar vermediği için CFC yerine kullanılan HCFC gazları ise sera etkisi yapıyor.<br />
Dünyanın önde gelen dev şirketleri ICI ve Du Pont her iki gazın üretim izinlerine sahip ve bu gazların kullanımında ısrarlılar. Çünkü bu sayede yüz milyarlarca dolar kâr elde ediyorlar. Bu iki şirket ve diğer çokuluslu şirketler, yürüttükleri lobi faaliyetleri ile yaptıkları yatırımları korumak için alınacak her türlü önlemi bertaraf edebiliyorlar.<br />
Ormanlar yok oluyor<br />
Ormanların yok edilmesi sera etkisini hızlandırıyor. Dünya Tabiat Vakfı&#8217;nın araştırmalarına göre 8 bin yıl önce mevcut olan 8.08 milyar hektar ormandan geriye 3.04 milyar hektar kaldı. Sadece 1990-1995 yılları arasında 101 bin 724 kilometrekarelik orman alanı yok edildi. FAO&#8217;nun açıklamalarına göre 1993-2000 yılları arasında tüm tropik ormanların yüzde 40&#8242;ı yok edilmiş durumda.<br />
Çokuluslu şirketler 1995 yılında ağaç ihracatından 5.5 milyar dolar kâr elde ettiler.<br />
Ormanlar sadece kereste ve kağıt olarak kullanıldığı için tükenmiyor. &#8220;Asit yağmurları&#8221; da bir diğer etken. Katı yakıtların kullanımıyla ortaya çıkan kükürtdioksit ve nitrojen oksit vb gazların yağmur ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kar">kar</a> yoluyla taşınarak sadece ortaya çıktıkları yerleri değil çok geniş bir alanı etkiledikleri biliniyor. Sadece 15 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/avrupa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avrupa">Avrupa</a> ülkesinde bu nedenle tükenen orman alanı 70 bin kilometrekare.<br />
Asya kaplanları olarak bilinen ve krizle çöken Güneydoğu Asya ülkelerinde son otuz yılda ormanların yüzde 50&#8242;si yok edildi. Tüm Asya ormanlarının her yıl yüzde biri yok oluyor.<br />
Bu konuda Tayland çarpıcı bir örnek. Tayland <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ekonomik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ekonomik">ekonomik</a> büyümesini finanse eden en önemli kaynağı ormanlarını satarak elde etti. Güneydoğu Asya&#8217;nın su kaynakları dünyanın en kirli su kaynakları haline geldi ve Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün verilerine göre dünyanın en kirli 15 kentinden 13&#8242;ü bu bölgede bulunuyor.<br />
Türkiye<br />
Koç ve Sabancı, buzdolabı, klima vb. soğutucular ve çözücüler üretiyor. Her ikisi de dünyanın en zengin şirketleri arasında. Sera etkisi yapan, ozon tabakasına zarar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veren/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veren">veren</a> gazlar kullanıyorlar.<br />
1951&#8242;de Artvin&#8217;de işletmeye açılan Murgul (Göktaş) Bakır İzabe fabrika bacaları günde ortalama 33-45 ton kükürtdioksit gazı bırakıyor ve asit yağmurlarına neden oluyor. Bunun sonucunda son 15 yılda 90 bin dekar ormanlık alan yok olmuş durumda. Muğla-Yatağan Termik Santrali günde 600 ton kükürtdioksit çıkarıyor. Bu etkinlik iki üç yıl içinde 400 bin dekar çam ormanının yok olmasına neden oldu. Ayrıca 16 yıl süren savaşta devlet, güvenlik gerekçesiyle bölgenin orman alanlarının yarısından fazlasını yok etmiş durumda.<br />
Çözüm nerede?<br />
G-8&#8242;leri ve çokuluslu şirketlerin karşısında yer alan anti-kapitalist hareket içerisinde, küresel ısınmaya, ozon tabakasının delinmesine, katı yakıt kullanımına, ormanların talan edilmesine ve nükleer santrallere, nükleer atıklara karşı olanlar da yer aldı.<br />
20-30 yıl öncesine oranla çevre sorunları ile G-8&#8242;lerin ve çokuluslu şirketlerin bağlantısını kurmak o kadar kolay hale geldi ki, bütün bu küresel yıkımın sorumlusunun sistemin efendileri olduğunu görebilmek için uzun uzun araştırma yapmak gerekmiyor.<br />
ABD başkanı Bush, Bonn&#8217;daki zirvede sera gazı etkisine ve ozon tabakasının zarar görmesine neden olan gazların üretiminin sınırlanmasına karşı çıkarken, hem merkezi ABD&#8217;de olan çokuluslu şirketler adına hem de Koç ve Sabancı adına konuşuyordu aslında. Karşı çıkışını çok yalın ifade etti. &#8220;Kâr oranlarını geriletir, yatırımları tehlikeye sokar!&#8221; Bütün bir kapitalist sistem bu mantıkla işliyor: &#8220;Nereden daha çok kâr elde ederim?&#8221; Bu sistem dünyayı ve hayatı tamamen imha etme noktasına doğru ilerliyor.<br />
Anti-kapitalist hareketin bir parçası olan çevre hareketleri diğer gruplarla ortak bir slogana sahip. &#8220;Kapitalizm öldürür, kapitalizmi öldürelim!&#8221;</p>

<p class="sayac_bilgi">8 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/sera-etkisi-ve-sonuclari.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erozyonun Tanımı Ve Çeşitleri</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/erozyonun-tanimi-ve-cesitleri.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/erozyonun-tanimi-ve-cesitleri.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 08:50:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Erozyon]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Kar]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Turistik]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11503</guid>
		<description><![CDATA[Erozyonun Tanımı Erozyonun kelime anlamı: bir varlığın bir değeri yerine getirilemeyecek şekilde yok olmasıdır. Toprak biliminde ise; yeryüzündeki ana materyalin çeşitli etkenlerle aşınıp taşınması olayıdır. Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa hızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erozyonun Tanımı<br />
   Erozyonun kelime anlamı: bir varlığın bir değeri yerine getirilemeyecek şekilde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yok/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yok">yok</a> olmasıdır. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/toprak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Toprak">Toprak</a> biliminde ise; yeryüzündeki ana materyalin çeşitli etkenlerle aşınıp taşınması olayıdır. Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/toprak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Toprak">toprak</a>, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa hızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> az korunan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/toprak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Toprak">toprak</a>, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.<br />
Yapıcı Unsurlara Göre Erozyonun Çeşitleri<br />
Özellikle ülkemizde tahribatı büyük boyutlara ulaşan su erozyonu, erozyon çeşitleri içerisinde en önemlisidir. Su erozyonundan sonra diğer erozyon çeşitleri önem sırasına göre; rüzgar, çığlar, heyelanlar ve buzullar olarak sıralayabiliriz. Çığ zaman, zaman can ve mal kayıplarına neden oluyorsa da su erozyonu afeti karşısında ikinci planda kalmaktadır. <span id="more-11503"></span><br />
•	Su Erozyonu<br />
        Su erozyonu, diğer erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın ve en etkili olanıdır. Bunun için, toprak erozyonu denildiğinde akla su erozyonu gelmektedir. Türkiye topraklarının % 86&#8242;sında erozyon vardır. Böylece su erozyonunun etkilediği alan 66.9 milyon hektarı bulmaktadır. Yurdumuzdaki önemli can ve mal kayıpları su erozyonu sonucu meydana gelmektedir.<br />
•	Çığlar<br />
        Türkiye&#8217;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> aşırı derecede ormansızlaşmış, yükseltisi yurdun diğer kısımlarına oranla daha fazla ve yağışların <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">genel</a> olarak % 45&#8242; den sonraki meyilde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kar">kar</a> şeklinde düştüğü Kuzey- Kuzeydoğu ve Doğu Anadolu&#8217;da çığ olaylarına sıkça rastlanmakta, can ve mal kayıplarına neden olduğu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> yerleşim yerlerini, yolları, turistik tesisleri ve devlet yatırımlarını tehdit etmektedir.<br />
        Türkiye&#8217;de yalnız 1985 yılından bugüne kadar 233 çığ olayı tespit olunmuş ve bu süre içinde 604 kişi hayatını kaybetmiştir. Çığ, pürüzsüzlüğü olmayan eğimi yüksek kayalık ve otlu satıhlara düşen aşırı kar yağışlarının kaygan satıhtan kopması ile aşağı kısımlara doğru hızını ve miktarını arttırarak meydana <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> bir kar kitlesi akımı olayıdır. Bu kar kitlesi önüne <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> insanların ölümüne neden olabildiği gibi ev, ahır, sınai tesis v.b. gibi yerlere zarar vererek kara ve demiryollarını kapatabilmekte günlerce trafıği aksatabilmekte ve sportif amaçlı gezilerde insan ölümlerine neden olmaktadır.<br />
•	Rüzgar Erozyonu<br />
        Rüzgar erozyonu sonucu verimli toprakların kaybı, buharlaşmanın hızlanmasıyla toprak nemliliğinin azalması, bitki büyümesinin yavaşlaması, ulaşımın aksaması ve verimin düşmesi olumsuzluklarını ortaya çıkarmaktadır. Taşınan kum ve verimsiz toprak, üretken tarım topraklarını kaplayarak, tarım yapılamaz hale getirmektedir.<br />
1.3- Mevcut Durum<br />
        Türkiye jeomorfolojik yapısı itibariyle engebeli bir ülkedir. Nitekim ülkemizin toplam alanının % 46&#8242;sını % 40&#8242;dan fazla eğime ve % 80&#8242;den fazlasını da % 15&#8242;den fazla eğime sahip sahalar teşkil etmektedir. İklim yarı kurak, yağışlar düzensiz ve şiddetli sağanak şeklindedir. Bütün bu olumsuz faktörlerin yanında, toprağı normal yapısı ile koruması gereken ormanlar, yangın ve kaçak kesim sonucu koruyucu vasfını büyük ölçüde yitirmiş, meralarda aşırı otlatma ve tarla açmaları ile korumasız hale gelmiştir.<br />
        Erozyon bütün Dünya&#8217;da değişik şekil ve şiddette meydana gelmekte ise de yurdumuzda özellikle daha yaygın ve hızlı seyretmekte ve hemen, hemen her çeşidi bulunmaktadır. Yüzeysel erozyon, oyuntu erozyonu, arazi kaymaları, rüzgar erozyonu ve çığlar bunların başlıcalarıdır.<br />
        Buna karşın Türkiye&#8217;de, erozyonla savaş çalışmaları ne yasal, ne teknik ve ne de sosyo-ekonomik yönlerden rayına oturmuştur. Bunun sonucu olarak ta toprak servetinin kaybı yanında sık, sık sel felaketleri meydana gelmektedir.<br />
        En yakın örnek olarak 1998&#8242;de Batı Karadeniz selinde 30, 1995 İzmir selinde 63, ve yine 1995 Senirkent selinde 74 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, rakamlara dökülmesi çok zor maddi zarar meydana gelmiş, insanlarımız acı çekmişlerdir.</p>
<p> EROZYONUN ÇÖZÜMÜ İÇİN YAPILACAK İŞLER<br />
        Yurdumuzda, aşırı erozyonun nedenlerinden en önemlileri orman ve meraların tahribatıyla ortaya çıkmaktadır. Karşımızda insan bulunmaktadır; bu nedenle, erozyon sorununun havzada yaşayan ve doğal kaynakları yanlış kullanan yöre insanı ile birlikte çözmek gerekmektedir.Bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> yaklaşımın hayata geçirilmesi için erozyonun havza bazında ele alınması, havzaya hizmet götüren tüm kurum ve kuruluşların halkın katılımı ile hazırladıkları gelir artırıcı faaliyetlerle desteklenen entegre projeler ile uygulama yapmaları gerekmektedir.Bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> yaklaşım; Orman Bakanlığı, Tarım ve Köy işleri Bakanlığı ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü&#8217;nce halen yürütülen Doğu Anadolu Su Havzası Rehabilitasyon Projesi&#8217;nde denenmiş ve çok olumlu sonuçlar alınmıştır.<br />
        Bu olumlu tecrübeden hareketle orman rejimine dahil olan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> orman rejimine alınmak üzere tahsis edilen alanlarda erozyon kontrolu tedbirlerini havzada bulunan orman köylerinin kalkındırılması amacıyla köylünün katılımını esas alan bir anlayışla alınmasını öngören 6831 sayılı Orman Kanunu&#8217;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nun">nun</a> 58. Maddesi&#8217;ni değiştiren kanun teklifi yasalaşmalıdır. </p>
<p>TOPRAK EROZYONU VE ÖNLEME ÇALIŞMALARI<br />
    Doğal kaynaklar içerisinde özel bir yeri olan ormanların, bütün dünyada artan bir hızla azaldığı herkes tarafından bilinmektedir. Sayılamayacak kadar çok yönlü yararlar sağlayan bu doğal varlıklar sekiz bin yıl önce dünya topraklarının 62 milyon metrekaresini kaplamakta idi. Dünyanın akciğeri sayılan bu ormanlardan günümüzde 13 milyon metrekarelik bir alan kalmış durumdadır. Dünya Gıda Örgütü FAO&#8217;nun yayınladığı bir rapora göre sadece 1980 &#8211; 1995 yılları arasında dünya üzerinde 1,8 milyon metrekare orman yok edilmiştir. Bugün yerküremizin sadece %26,6&#8242;sı ormanlarla kaplı olup bu oran her geçen gün hızla azalmaktadır. Dünyamız saatte 3000 dönüm, dakikada 50 dönüm orman alanını her geçen gün biraz daha artan bir hızla kaybetmektedir. Tropikal ormanların %80&#8242;inin 2000 yılında ortadan kalkacağı tahmin edilmektedir.<br />
    İlk önce ormanlar katledilerek tarım alanları açılmakta, ağaçların azalmasıyla yağış miktarı azalmakta; sonuçta yağış alınamadığından kuraklık yaşanmaktadır. Sulama tekniklerindeki hatalar toprağı çölleştirmekte ve erozyona davetiye çıkarmaktadır. Bu durumda çiftçi kendisine yeni tarım alanları açmak için yeniden baltayı eline almakta ve bu kısır döngü böylece sürüp gitmektedir.<br />
    Tarım arazisi açmak için tahrip edilen ormanlar; aşırı ve vakitsiz otlatma ve sulama <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> da yol ve yerleşim alanı açmak için kaybedilen meralar; kaybolan milli değerlerin yanı sıra kaybedilen yaşanabilir alan anlamına da gelmektedir. Toprak olmayınca bitki örtüsü kaybolmakta; hayvancılık ve tarım bitmektedir.<br />
    Bilindiği üzere tarım ve hayvan ürünleri üretimi ile bir zamanlar kendi kendine yeterli yedi ülke arasında bulunan Türkiye; artık dışa bağımlı ve muhtaç ülkeler arasına girmiş bulunmaktadır.Oysa çok büyük döviz çıktısı ile dış ülkelerden satın aldığımız ve almaya devam edeceğimiz tarımsal ve hayvansal gıdaların üretim potansiyeli ülkemizde mevcuttur.<br />
    Ülkemiz arazilerinin yaklaşık %30&#8242;u mera olarak kullanılmaktadır. Yaklaşık 20 milyon hektarın üzerinde olan meralarımızın ancak 5 milyon hektarı niteliklidir ve hayvancılığımız 60 milyon baş civarındadır. Özellikle meralarımız erken (toprak ıslak ve otlar körpe iken) ve aşırı otlatma nedeniyle büyük ölçüde bozulmuş, tarla kazanma düşüncesiyle açılınca alan olarak daralmış ve erozyonla da aşınarak çıplak kayalık ve bozkır hale dönüşmüştür. Toprak ıslak iken otlayan özellikle büyükbaş hayvanlar, bir yandan toprağı çiğneyip sıkıştırırken; bir yandan da genç bitkileri kökleriyle birlikte söküp aldıklarından doğal denge her geçen gün erozyon lehine bozulmuştur. Bu kısır döngü sonucunda sekiz bin yıl öncesinde Anadolu Yarımadasının %72&#8242;si ormanlarla kaplı iken bu oran günümüzde %22&#8242;ye inmiştir. Bunun aksine Anadolu Yarımadasının o tarihlerde %17 olan step alanı bugün %35&#8242;e yükselmiştir.<br />
     Görüldüğü üzere toprak erozyonu yaygın kanının aksine &#8220;doğal afet&#8221; değil; insan kaynaklı &#8220;yapay afet&#8221;tir. Yaşamımızın vazgeçilmez unsuru olan toprağın yanlış ve bilinçsiz kullanımıyla doğal denge bozularak erozyon davet edilmektedir. Erozyonla yalnızca verimli toprakları değil; aynı zamanda geleceğimizi de kaybetmekte olduğumuz gerçeğini ve ülkemizin maruz kaldığı tehlikelerin boyutlarını aşağıdaki rakamlar çarpıcı şekilde gözler önüne sermektedir:<br />
•	  Ülkemiz hızla çölleşmektedir. BM ve NASA kaynaklı verilere göre toprak erozyonu devam ettiği sürece en geç 2010 yılında Türkiye&#8217;nin %85&#8242;i çöl olacaktır.<br />
•	  Her yıl 1 milyar ton verimli toprağımız akarsularla sürüklenmektedir. Bu miktar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/avrupa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avrupa">Avrupa</a> ve Avustralya kıtalarının toplam toprak kaybından daha fazladır. Oysa <a href="http://www.genelbilge.com/tag/avrupa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avrupa">Avrupa</a> Türkiye&#8217;nin 14 katı, Avustralya ise 10 katı yüz ölçüme sahiptir.<br />
•	  Her bir hektar araziden ortalama 3000 kg buğday elde edildiği dikkate alındığında, erozyonla kaybedilen 400.000 hektar toprakla her yıl 1.200.000 ton buğday üretecek arazi yok oluyor demektir.<br />
•	  1988-1994 yılları arasında kişi başına buğday üretimimiz %25 azalmıştır. Diğer tarımsal ürünler için de benzer sıkıntılar başlamıştır. Ülkemiz kendi kendini besleyebilen 7 ülkeden biri olma vasfını çoktan kaybetmiştir.<br />
•	  Ülkemizde kişi başına 0,35 hektar orman düşmekte, bunun yalnızca 0,15 hektarı verimli ormandan oluşmaktadır. Dünyada bu oran kişi başına ortalama 0,80 hektardır. Bunun ise 0,53 hektarı verimli orman özelliği taşımaktadır.<br />
•	  Meralar erozyondan en çok zarar gören alanların başında gelmektedir. 1936 yılında 44 milyon hektar olan mera alanlarımız bugün 22 milyon hektara gerilemiştir. Bu alanın da ancak 5 milyon hektarı verimli nitelik taşımaktadır. Oysa meralarımız hayvancılığımızın teminatıdır. 1996 yılında 1,5 milyar dolar olan hayvansal ürün ithalatının, gerekli önlemler alınmaz ise, 2010 yılında 15 milyar dolar&#8217;a tırmanacağı hesap edilmektedir. Meralarımızın korunması ve ıslahı, hayvancılığımızı yeniden güçlendirmenin en etkin yoludur.<br />
•	  Erozyonun yol açtığı sorunlar zincirinin önemli bir halkası da köylerden kente göçtür. Tarım ve mera alanlarının verimsizleşmesi ve giderek yok olması kırsal kesimlerden kentlere göçü artırarak büyük sosyal ve ekonomik sorunlara yol açmaktadır. Küçük üretici olan köylüler maliyet-satış dengesini kuramadıkları için para kazanamaz duruma düşerek kentlere göç etmekte ve tüketici olmaya başlamaktadırlar. Her yıl 1 milyon 200 bin kişi kırsal kesimden kente göç etmektedir.<br />
•	  Erozyon; toprak kayması, taşkın ve çığ felaketlerini de beraberinde getirmekte, çok sayıda vatandaşımız yaşamını yitirmektedir. Son olarak yaşadığımız Senirkent felaketi hala hafızalardan silinmemiştir.<br />
     Türkiye&#8217;mizin karşı karşıya bulunduğu tehlikenin boyutlarını gözler önüne sermek ve kamuoyu oluşturarak çözüm üretmek amacıyla faaliyete geçen TEMA(Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı); erozyon ve çölleşme ile mücadelede başarılı olabilmek için kırsal alanlarda yaşayan insanları sosyal ve ekonomik yönden kalkındırmak üzere &#8220;Kırsal Kalkınma Projeleri&#8221; ve &#8220;Sizin de Bir Köyünüz Olsun Projeleri&#8221; geliştirmektedir. Sosyoekonomik yapı ve doğal kaynak verileri dikkate alınarak tespit edilen ve uygulamaya konulan proje faaliyetleri ile doğal kaynakların geliştirilmesi sağlanmakta, alternatif geçim kaynakları yaratılarak doğaya olan baskı kaldırılmakta, tahrip edilen bitki örtüsü rehabilite edilerek erozyon önlenmekte, mera ıslah çalışmaları ve yem bitkileri üretimi ile hayvancılık geliştirilmekte, doğal varlıklar ve doğal ormanlar korunmakta ve en önemlisi açlık ve yoksulluğun, dolayısıyla köyden kente göçün önlenmesi hedeflenmektedir.<br />
________________________________________</p>
<p>TEMA VAKFI PROJELERİ<br />
      Toprak Erozyonu, gelecek kuşakların karşı karşıya olacağı en önemli sorunlardan biri olacaktır. İnsan yaşamı, ormanların sağladığı su döngüsüne, toprağın üretim gücüne ve doğal sistemin en önemli özelliklerinden biri olan biyoçeşitliliğe bağlıdır. Ormanların yok olması bu döngüyü kırmakta, toprak, hava ve su arasında mevcut bulunan dengeyi bozmaktadır. İnsanoğlunun kendini doğanın bir parçası olarak görmeyip, doğaya üstün olma hayalini gerçekleştirme dürtüsü sonucu ekolojik denge bozulmuştur. İnsanoğlunun bu bilinçsiz müdahaleleri olmadan önce, dünya üzerindeki ormanlar, meralar ve diğer eko-sistemler yılda 150 milyar ton organik madde üretme kapasitesine sahip iken, yapılan son hesaplara göre bu kapasitenin % 12&#8242;si insanlar tarafından yok edilmişlerdir. Evvelce tarım yapılan toprakların büyük bir kısmı aşırı ve bilinçsiz kullanım nedeniyle bu gün verimsiz bir hal almıştır.<br />
      Ülkemizde erozyonun temel sebeplerinden biri fakirliktir. TEMA Vakfı bu gerçeğin ışığında erozyonla mücadelede sadece ağaçlandırma çalışmaları yapmakla başarıya ulaşılamayacağından hareketle, kuruluşundan çok kısa bir süre sonra kırsal kalkınma ve mera ıslahı amaçlı örnek nitelikli EROZYON önleme projelerini de hayata geçirmiştir. TEMA Vakfı Kırsal alanlarda yaşayan insanlarımızın ekonomik ve sosyal yönden kalkındırılması ile bu mücadelede başarıya ulaşılacağına inanmaktadır. Bu amaca ulaşmak için yurdumuzun her coğrafi bölgesini örnekleyecek kriterlere sahip köyler tespit edilmekte, bu köylerde yerinde kalkınmayı sağlayacak alternatif geçim kaynakları potansiyelleri saptanmakta ve projelendirilerek bu potansiyeller değerlendirilmektedir.<br />
Bu maksatla; TEMA Vakfı;<br />
1.	Arazi yetenek ve kabiliyet sınıflamasına uygun hareket etmek,<br />
2.	Havza bütünlüğü içerisinde havza ıslah tedbirleri ile birlikte kırsal fakirliğin önlenmesini sağlamak,<br />
3.	Kırsal kesimde yaşayan vatandaşlarımızın toprak erozyonu ve doğal varlıkların korunması konusunda bilgi ve bilinçlenmesini sağlamak.<br />
4.	Aşırı ve bilinçsiz hayvan otlatılması nedeniyle bitki örtüsünün tahrip edildiği ve erozyona açık mera alanlarının ıslah edilmesi, yem bitkileri üretiminin yaygınlaştırılarak hayvancılığın geliştirilmesi ve istihdamın yaratılmasını temin etmek,<br />
5.	Faydalanmanın düzenlenmesini sağlamak.<br />
Üzere örnek çalışmalar yapmayı hedeflemiştir.</p>
<p>      TEMA Vakfı, Çevre eğitimi, Kırsal Kalkınma Amaçlı Erozyon Önleme projeleri, Mera Islahı projeleri, Mikro havza ıslahı projeleri, Köy kent projeleri ve Ağaçlandırma projeleri yürüten bir sivil toplum kuruluşu olarak görevinin, sorunu teşhis etmekle sınırlı olmadığı ve erozyon konusunda örnek çözümler üretmenin de gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. TEMA Vakfı yurdumuzun değişik coğrafi iklim bölgeleri için geliştirip uygulamaya koyduğu örnek projeler, aşağıda sıralanmıştır.<br />
•	Çevre Eğitimi<br />
•	Kırsal Kalkınma Amaçlı Erozyon Önleme Projeleri<br />
•	Mer&#8217;a Islahı Projeleri<br />
•	Mikro Havza Islahı Projeleri<br />
•	Köy Kent Projeleri<br />
Ağaçlandırma Projeleri</p>

<p class="sayac_bilgi">8 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/erozyonun-tanimi-ve-cesitleri.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Solutıon Of The Ozone Depletıon</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/solution-of-the-ozone-depletion.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/solution-of-the-ozone-depletion.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 08:48:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Adverse Effects]]></category>
		<category><![CDATA[Best Solution]]></category>
		<category><![CDATA[Black Markets]]></category>
		<category><![CDATA[Cfcs]]></category>
		<category><![CDATA[Countries Of The World]]></category>
		<category><![CDATA[Crackdown]]></category>
		<category><![CDATA[Developing Countries]]></category>
		<category><![CDATA[Developing Country]]></category>
		<category><![CDATA[Global Ozone]]></category>
		<category><![CDATA[Illegal Imports]]></category>
		<category><![CDATA[Montreal Protocol]]></category>
		<category><![CDATA[Ozone Depleting Substances]]></category>
		<category><![CDATA[Ozone Depletion]]></category>
		<category><![CDATA[Ozone Layer]]></category>
		<category><![CDATA[Ozone Protection]]></category>
		<category><![CDATA[Possible Solutions]]></category>
		<category><![CDATA[Protection Objectives]]></category>
		<category><![CDATA[Regime]]></category>
		<category><![CDATA[Rest Of The World]]></category>
		<category><![CDATA[Stratosphere]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11501</guid>
		<description><![CDATA[CFCs were initially assumed to be safe because they were stable and non-toxic, but no one foresaw its adverse effects on the environment. In 1974, it was found that CFCs could reach the stratosphere and destroy the ozone layer. In 1987, an international convention was held in Montreal to discuss some possible solutions to ozone [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/cfcs/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cfcs">CFCs</a> were initially assumed to be safe because they were stable and non-toxic, but no one foresaw its <a href="http://www.genelbilge.com/tag/adverse-effects/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Adverse Effects">adverse effects</a> on the environment. In 1974, it was found that <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cfcs/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cfcs">CFCs</a> could reach the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/stratosphere/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Stratosphere">stratosphere</a> and destroy the ozone layer.<br />
            In 1987, an international convention was held in Montreal to discuss some possible solutions to ozone depletion. The most important is that eliimination of the Black Market.There are several black markets in <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ozone-depleting-substances/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ozone Depleting Substances">ozone depleting substances</a>, which must be eliminated. The <a href="http://www.genelbilge.com/tag/best-solution/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Best Solution">best solution</a> is to cast wide trade and environmental nets to stop this. All countries must agree to this, or it will be hard to use effectively. The <a href="http://www.genelbilge.com/tag/montreal-protocol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Montreal Protocol">Montreal Protocol</a> must also be strictly enforced to stop the production of CFCs. This was an agreement made by many <a href="http://www.genelbilge.com/tag/countries-of-the-world/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Countries Of The World">countries of the world</a> to gradually phase out CFCs. Something must be done about developing countries that use CFCs or continue to produce them. These countries are hurting the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/rest-of-the-world/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Rest Of The World">rest of the world</a>, and this is not fair. The black market is the most important issue and must be dealt with quickly because the more CFCs are used, the more problems we will have, and the slower the ozone layer will recover.<span id="more-11501"></span></p>
<p>            Another important issue is that countries must follow their agreement to phase out CFCs .The ozone <a href="http://www.genelbilge.com/tag/regime/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Regime">regime</a> must be well-funded so that it can continue to operate. If these suggestions are followed, then the ozone layer can be saved. The International Conference on Ozone Protection Technologies Conference lauded the world community in controlling the emission of ozone depleting substances. It praises the action of the parties involved in the Montreal Protocol in phasing out CFCs. It also commends them on the crackdown on <a href="http://www.genelbilge.com/tag/illegal-imports/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Illegal Imports">illegal imports</a> of CFCs. “Ultimately, achieving global ozone protection objectives will require that we remain vigilant of these issues and much more, particularly as we enter into the critical phases of developing country implementation,” said Chairman Matt Chatterdon. The emission objectives of the Montreal Protocol are being met and even exceeded in some areas. Accelerating the phase out schedule might actually harm the ozone layer. Hydrocarbons may be used to replace CFCs. The next few years are definitely critical in determining how long the ozone layer will need to recover. If the current plans are kept, the ozone layer could return to normal around the year 2050.</p>
<p>            Currently, the actions to reduce CFC emissions are alternative product disposal methods, use of substitute chemicals, development of new process technologies, and also a ban on the use of CFC propellants in aerosols, which still is a large source of CFC emissions worldwide. </p>
<p>            The use of CFC substitutes like propellant gases pentane, propane and butane should be encouraged. Furthermore, such hydrocarbons are cheaper then CFCs.<br />
Compressed gases such as carbon dioxide, nitrogen and nitrous oxide can also be used, but they tend to produce coarser sprays and lose pressure faster. </p>
<p>            In addition,refrigeration equipment should be maintained well to prevent leakage. When the equipment is discarded, the refrigerants should also be collected and re-circulated. The use of ammonia as a refrigerant can also be looked into. Ammonia is cheaper and more energy efficient than CFCs in terms of refrigeration properties. As an additional measure to prevent the accidental release of CFCs, refrigerators and air-conditioners that are to be scrapped should have the coolants removed from them. İf your family is buying a refrigator choose one which is more ozone friendly and which can be serviced without any coalont gas being released into the air.</p>
<p>            Another important point is that water-based,which instead of CFC-based, cleaning solutions can be used in the manufacture of precision instruments, cloth, furs, and in the cleaning of printed circuit boards in the electronics industry. The use of water as a cleaning agent will be even more feasible as new kinds of fluxes are being developed. </p>
<p>            Of course,behaviour of people  and also works are effectual about preventing ozone depletion.The common principle of Reduce, Reuse and Recycle can be employed against this problem.But people must  follow some topics.for example,they use public transport instead of personal vehicles to reduce the number of vehicle on the road, and thus the amount of emissions from vehicles. If you already own a car with air conditioning, have it professionally checked periodically for leaks and make sure the CFCs are recycled anytime the air conditioner is serviced and before the car is scrapped. The proper recycling equipment for professional air conditioner servicing businesses is now available nationally. </p>
<p>            Moreover,consider alternatives to air conditioning in your home.Some suggestions are that firstly,you can install an effective fan-cooling system. Secondly,you can plant trees on the southern side of your house to provide shade. Because,trees that lose their leaves in the winter will allow sunlight to warm your home in cooler months. Thirdly,you can apply a coat of reflective seal on your roof to keep out heat. Because of any light coloured material will do the job.if we want to get free from ozone depletion and its bad effects,we can carry out a survey of our home or schools use of CFC products.</p>
<p>            Finally, government can educate the people  and make them aware that an individual action can have a global impact. This can be done through the use of policies, campaigns, advertisements and so on. Action should be taken before the world shows obvious signs of environmental damage. There are some groups and organisations  about this such as the World Resources Institute, the Natural Resource defense Council, the environmental Defense Fund, the Sierra club, Friends of the Earth, the Clean Air Coalition, and the National Wildlife Federation have kept up steady campaigns to alert the public about air pollution hazards and to pressure policy-makers to initiate protective measures.</p>

<p class="sayac_bilgi">11 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/solution-of-the-ozone-depletion.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğalgazın Geleceği</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/dogalgazin-gelecegi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/dogalgazin-gelecegi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 08:31:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Benzin]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Deki]]></category>
		<category><![CDATA[Risk]]></category>
		<category><![CDATA[Shell]]></category>
		<category><![CDATA[Tank]]></category>
		<category><![CDATA[Temiz]]></category>
		<category><![CDATA[Tpao]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11498</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa’ nın çok uzun süredir ve yaygın şekilde doğalgaz kullandığı ve bunu soğuk savaş dönemlerinde bile Rusya’ dan temin ettiği düşünülürse, küreselleşen dünyada karşılıklı ekonomik dengeler gereği, gaz temininde sıkıntı olmaması beklenmektedir. Doğalgaz temin kaynaklarını çeşitlendirmek ve tank çiftlikleri oluşturmakla, teminindeki güçlü risk azaltılabilir. Günümüzde doğalgazın dünyada tahmin edilen rezerv miktarlarının henüz %14-15 gibi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/avrupa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avrupa">Avrupa</a>’ nın çok <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uzun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uzun">uzun</a> süredir ve yaygın şekilde doğalgaz kullandığı ve bunu soğuk savaş dönemlerinde bile Rusya’ dan temin ettiği düşünülürse, küreselleşen dünyada karşılıklı ekonomik dengeler gereği, gaz temininde sıkıntı olmaması beklenmektedir.<br />
	Doğalgaz temin kaynaklarını çeşitlendirmek ve tank çiftlikleri oluşturmakla, teminindeki güçlü risk azaltılabilir.<br />
	Günümüzde doğalgazın dünyada tahmin edilen rezerv miktarlarının henüz %14-15 gibi bir bölümüne erişilip işletilebilmiştir. Doğalgazın işletilen bu küçük bölümü bile, dünya tüketimine yaklaşık 70 yıl yeteceği vurgulanmaktadır.<span id="more-11498"></span><br />
	7. DOĞALGAZIN KULLANIM ALANLARI OLARAK İNCELENMESİ<br />
A.	Motor Yakıtı Olarak: Dünya otomotiv yakıt pazarı dağılımı %76 benzin, %22 motorin, %2-4 alternatif yakıtlardır. Alternatif yakıtların yarısını LPG oluşturmaktadır. LPG ucuzluğu yüksek, temiz yanması, kartel yağının seyrelmemesi ve güvenli kullanım yönleri dikkat çekmektedir.(7)<br />
B.	Gübre Olarak: Hidrojen, yakıt olarak kullanıldığı gibi amonyak ve metanol üretiminde hammadde olmaktadır. Amonyak, amonyumlu fosfat ve amonyum sülfat amonyakla elde edilen gübrelerdir.<br />
C.	Isınma Amaçlı Olarak: Konutlarda doğalgaz kullanımı beraberinde birçok avantaj sağlamıştır. Kolay kullanım, taşıma rahatlığı, bedelin tüketiminden sonra ödenmesi, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hava/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hava">hava</a> kirliliğinin azalması yönünde önemli etkiler bulunmaktadır.<br />
D.	Doğalgazın Başka Kullanım Alanları: (7)<br />
•	Seramik yapımında<br />
•	Beyaz eşya boyanmasında<br />
•	Metallerin kesilmesinde<br />
•	Ağır sanayide<br />
•	Yapay lastik sanayide<br />
•	Mürekkep sanayisinde<br />
•	Yapıştırıcı sanayisinde<br />
•	Antifriz<br />
•	Film şeridi<br />
8. TÜRKİYE’ DE DOĞALGAZIN MEVCUT DURUMU<br />
A.	Türkiye’ deki Doğalgaz rezervleri: 1992 yılı sonu itibariyle petrol ve<br />
doğalgaz rezervleri 41.387.674 ton olup, bu rezervin %73’ ü TPAO, %18’ i Shell şirketine aittir.(8)<br />
B.	Türkiye’ de doğalgaz Tüketim Değerleri: Türkiye de üretilen doğalgaz ilk defa çimento sanayiinde yakıt olarak daha sonra da elektrik enerjisi üretiminde kullanılmıştır. Halen yerli üretim az olduğundan doğalgaz talebi büyük ölçüde ithalat ile karşılanmaktadır.<br />
1992 yıllı sonu itibariyle doğalgaz tüketimi 4.615 milyon m3’ dür.(8) Türkiye’ de doğalgaz genel olarak, enerji ulaştırma, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sanayi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sanayi">sanayi</a>, tarım ve ısınma amaçlarına yöneliktir. ülkemizde en fazla tüketimi elektrik üretiminde gerçekleşmektedir. Ayrıca çimento, gübre, kimya, cam, kağıt <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sanayi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sanayi">sanayi</a> kollarında da kullanılmaktadır.<br />
C.	Türkiye’ de Doğalgaz Üretim Değerleri:  Doğalgaz üretimi talepler<br />
doğrultusunda gerçekleşmektedir. 1992 sonu itibariyle Türkiye’ de üretilen doğalgaz 197.796 milyon m3’ dür.(9)<br />
D.	Türkiye’ de Doğalgaz Birim retim Giderleri: Doğalgaz üretiminde<br />
maliyeti belirleyen unsurlar, direkt ve endirekt giderler olarak gruplandırılır. Türkiye’ de direkt gider unsurlarını personel giderleri, malzeme giderleri, amortisman, rezerv tükenme payı, resim ve harçlar, tamir-tadilat ve bakım giderleri gibi kalemlerden oluşur. Endirekt giderler ise su, buhar, ikmal, nakliyat, atölyeler, inşaat, yol, laboratuar işlemleri, sosyal işler, genel idare masrafları, gibi kalemler oluşturur.<br />
E.	Türkiye’ de Doğalgaz Birim Maliyet Giderleri: Türkiye’ de doğalgazın<br />
maliyeti, üretilen sıvının özellikleri, gerekli üretim ekipmanları, işçilik, nakil gibi sorunların her bir sahaya özel olması nedeniyle sahadan sahaya farklılık gösterir. Doğalgazın üretim maliyeti yaklaşık 40 dolar/1000m3’ dür.(10)<br />
	9. DÜNYA’ DA DOĞALGAZIN MEVCUT DURUMU<br />
A.	Dünya’ da Doğalgaz Rezervleri: Dünya doğalgaz rezervleri 1992 yılında<br />
Sovyetler Birliği ve Orta Doğu’ da yapılan yeni keşifler neticesinde bir önceki yıla göre artış göstermiştir. 1991 yılında 124 trilyon m3 olan doğalgaz rezervi %11 artış göstererek, 1992 yılında 138.3 trilyon m3 olmuş.<br />
Doğalgaz rezervlerinin çoğu eski SSCB ve Orta Doğu’ da yer almaktadır. Eski SSCB, dünya doğalgaz rezervinin 55 trilyon  m3 ile %39.8’ ine, İran 19.8 trilyon m3 ile %14.3’ üne ABD 4.7 trilyon m3 ile %3.4’ üne, Katar 6.4 trilyon m3 ile %4.6’ sına sahiptir.<br />
1992 yılı üretimleri ile doğalgaz rezervleri, dünyanın yaklaşık 64.8 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir.(11)<br />
B.	Dünya’ da Doğalgaz Tüketim Miktar ve Değerleri: Doğalgaz sanayide,<br />
buhar kazanlarında, fırınlarda, konut ve ticari sektörde, mutfak ve su temini ve mekan ısıtmasında yakıt olarak kullanılmaktadır. Ayrıca doğalgaz bir dizi petrokimyasal ürünün hammaddesini (mürekkep, zamk, sentetik, deterjan, naylon, fotoğraf filmi vb) oluşturmaktadır. Doğalgazın en önemli kullanım alanı elektrik üretimidir.<br />
Doğalgaz dünya birincil enerji tüketiminin 1997’ de %18 teşkil ederken, 1992’ de bu oran %22.9’ a yükselmiştir. 1992 yılı dünya toplam doğalgaz üretiminin %32.1 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kuzey/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kuzey">Kuzey</a> Amerika’ da, %13.8’ i OEDC Avrupa ilkelerinde ve %19.1’ i diğer ülkelerde gerçekleştirilmiştir.(12)<br />
C.	 Dünya’ da Doğalgaz retim Miktar ve Değerleri: 1992 sonu<br />
itibariyle doğalgaz üretimi, önceki yıla göre 1.6 artış göstererek 1.828,7 milyon ton petrole eşdeğer olmuştur. 1992 yılı doğalgaz üretiminde en büyük payı %41.3 ile eski SSCB olup, bunu %24.6 ile ABD takip etmektedir. </p>
<p>Doğalgaz üretim Tahminleri (13)<br />
Milyon TEP<br />
	2000	2010	2020<br />
	En<br />
 düşük	En yüksek	En düşük	En yüksek	En düşük	En yüksek<br />
Avrupa Topluluğu        (12 ülke)	135	135	110	130	80	110<br />
Avrupa Ekonomik Alanı (18ülke)	165	165	145	170	151	270<br />
OECD<br />
-<br />
Avrupa	165	165	145	170	127	150</p>
<p>D.	Dünya’ da Doğalgaz Birim retim Giderleri: Doğalgazın<br />
aranmasından üretilmesine kadar olan işlemler dört safhada incelenebilir.<br />
•	Ruhsat Alma<br />
•	Arama<br />
•	Geliştirme<br />
•	Üretim</p>
<p>Bütün bu işlemler sırasında yapılan harcamalarda ruhsat alma, arama,ve sondaj yapma, mevcut düzenekleri geliştirmek ve üretim yapmak amacıyla olmaktadır.</p>
<p>E.	1886 İtibariyle Dünya’ da Doğalgaz Ticaretleri (14)</p>
<p>İhracatçı Ülke	İthalatçı Ülke<br />
SSCB	%  34.4	Batı Almanya	%  18.1<br />
Hollanda	%  15.2	Japonya	%  16.7<br />
Norveç	%  11.4	Fransa	%  11.2<br />
Kanada	%  9.2	ABD	%  9.2<br />
Cezayir	%  9	İtalya	%  8.7<br />
Endonezya	%  8.9	İngiltere	%  5.5<br />
Malezya	%  2.9	Çekoslovakya	%  5<br />
Diğerleri	%  6	Belçika	%  3.9<br />
		Polonya	%  3<br />
		Diğer	% 18</p>
<p>	10. DOĞALGAZIN EKONOMİK ANALİZİ İLE İLGİLİ İNCELEDİĞİM MAKALELER<br />
	1970’ li yıllardaki petrol krizlerinden sonra enerji sektörü ile kademeli olarak genişletmeye başlamıştır. Böyle bir gelişmeye bağlı olarak doğalgaz, dünyanın önemli enerji kaynaklarından biri haline gelmiştir.<br />
	Çevre politikaları giderek önem kazanmaya başlayan enerji kullanımını neden olduğu kirliliğin azaltılması veya ortadan kaldırma düşüncesi, diğer fosil yakıtlara göre daha az kirlilik emisyonuna sahip doğalgazın tercih edilmesinde büyük rol oynamaktadır.<br />
	Doğalgaz sistemleri; arz kaynakları, iletim dağıtım bağlantı hatları ve depolama sistemleri ve ulaştığı piyasanın yapısı ile bir bütün oluşturmaktadır. Doğalgaz sistemlerinin ilk yatırım maliyetleri yüksek, marjinal maliyetleri düşüktür.<br />
	19502 li yıllarda dünyanın enerji tüketiminin sadece %10 karşılayan bu yakıtın, daha sonra uluslar arası kullanımı giderek artış göstermiştir. 1970’lerde ortaya çıkan petrol krizlerinin ekonomilere olumsuz yönde etkilemesi ve krize bağlı olarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/artan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Artan">artan</a> kömür tüketiminin yarattığı hava kirliliği bu gelişmenin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır.<br />
	Bugün birçok ülkede doğalgazın, toplam enerji içindeki payı giderek artmaya başlamıştır. Doğalgazın günümüzde, dünyanın toplam enerji tüketiminin %21 karşılamakta ve teknolojik gelişmeler devam ettiği sürece, 2030 yılında %25-30’ luk miktarlarını karşılayacak duruma geleceği düşünülmektedir.(15)<br />
	1980 yılından itibaren uluslararası enerji gelişmeleri incelendiğinde üç temel faktör ortaya çıkmaktadır.(16)<br />
•	Şirketlerin tümü enerji şirketi olma yoluna girmişlerdir.<br />
•	2005 yılından itibaren dünya enerji tüketiminde doğalgazın petrolden daha fazla pay alacağı yönünde bir düşünce ortaya çıkmıştır.<br />
•	Doğalgaz ticaretinde alım-satım yerine; kaynaktaki emniyeti sağlamak amacıyla satışın yapılacağı ülkeye üretim sahasındaki rezervin satılması yoluyla gerçekleştirilmektedir.<br />
Bir ülkeden doğalgaz ithal edildiğinde oradaki hem rezervin bir bölümü hem de, üretimden belirli oranda pay satın almaktadır. Sıvılaştırılmış doğalgaz alımında ise (LNG); hem LNG’ ye gaz sağlayan sahaya hem de sıvılaştırma tesisine ortak olunmaktadır.<br />
	Doğalgazın enerji pazarında sahip olduğu payın giderek artması ve bu artışın gelecekte da devam edeceği nedenlerinden başlıcaları şunlardır.(17)<br />
•	Petrol ile olan rekabetçi durumu korumak amacıyla doğalgazın kullanımını birçok ülkede hükümetler tarafından teşvik edilmektedir. Bir taraftan doğalgaz yatırımı desteklenirken diğer taraftan petrole oranla %20 daha ucuz bir fiyat ile enerji piyasasına girmesi sağlanmaktadır.<br />
•	Doğalgaz alım anlaşmalarındaki ithal fiyatı; <a href="http://www.genelbilge.com/tag/politik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Politik">politik</a>, teknik, ticari ve sosyal faktörler gibi etkenlerin bileşiminden oluşmaktadır. Doğalgaz taşıma sistemleri, özel ekipman gerektiren yüksek yatırım maliyetleri ile gerçekleşmektedir. Bu nedenle doğalgaz ticareti, hükümetler arası ikili anlaşmalar çerçevesinde yapılmaktadır.<br />
•	Doğalgaz alım anlaşmaları genellikle, uluslar arası ticaret ve ekonomik işbirliği ilişkilerine dayanmaktadır. Bu anlaşmanın özelliği, doğalgaz fiyatlarının aşırı dalgalanmasını önlemektedir.<br />
•	Doğalgaz fiyatlarının petrol ve petrol ürünleri ile rekabetinin sağlanmasında, doğalgaz rezervlerinin petrole oranla daha uzun ömürlü olması önemli bir faktördür.<br />
•	Enerji ekonomistlerinin doğalgaz arzı, talebi, iç piyasa maliyeti üzerine yaptıkları analizlerde, doğalgazın iç piyasa maliyetlerinin diğer yakıtlar ile rekabet edecek kadar düşük olduğunu ve iç piyasa kullanımının ekonomiyi olumlu etkilediği belirlenmiştir.<br />
•	Gaz sisteminin sağladığı en önemli avantajlardan biri de ölçek ekonomisidir. İletim hattının 4 kat artırılması, yatırım maliyetlerini %60-90 etkilemektedir. İlave kompresörler ile yatırım maliyetini %15-20 artırırken, kapasite %40-80 arasında artmaktadır.<br />
•	Doğalgazın diğer bir üstünlüğü, kendine özgü çevre ve teknik avantajlarının sanayi , ticaret ve kamu sektörü tarafından aşılmasına bağlı olarak, pazarını kendisinin yaratmasıdır.<br />
•	Nükleer enerji programlarının Rusya’ daki Çernobil kazasından sonra kısıtlamaya başlaması, elektrik üretiminde doğalgazın kullanılmasının tercih edilmesine neden olmuştur.<br />
Dünyada ortaya çıkarılan doğalgaz kaynaklarının %80’ i, sadece 10<br />
ülkede bulunmakta ve bu rezervlerin %37.5’ i  ise BDT’ de yer almaktadır. Rusya ve BDT, Batı Avrupa gaz ihtiyaçlarının %23’ ünü, Orta ve Doğu Avrupa ihtiyacının da %55’ <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ini/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ini">ini</a> karşılamaktadır. (18)<br />
	Ortadoğu ülkeleri, doğalgaz üretiminde %30 oranında bir paya sahiptirler ve İran bu üretimin 1/3’ ini tek başına gerçekleştirmektedir. Buna karşılık, dünyanın en büyük gaz tüketicilerinden olan ABD, mevcut üretiminin sadece %25’ ini, Batı Avrupa ise %9.1’ ini kendi rezervlerinden karşılamaktadır.<br />
	Gelecekte rezervlerin çokluğu nedeniyle BDT ve Cezayir’ in uluslar arası piyasada önemli üreticiler olmaya devam edecekleri düşünülmektedir. Ayrıca Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan 7-10 trilyon m3 dolayında tahmini gaz rezervleri ile önemli üreticiler olacağı beklenmektedir. (19)<br />
	Dünya’ da mevcut doğalgaz kaynakları çoğunlukla potansiyel tüketim merkezlerinden uzakta yer almaktadır. En büyük doğalgaz kaynaklarının bulunduğu Rusya’ daki Batı Sibirya, Türkmenistan, İran ve Arap Yarımadası önemli tüketici merkezlerinden olan AB, Nafta, Asya Pasifik gibi ekonomik birliklerin çok uzağında bulunmaktadır. Türkiye coğrafi konum açısından, dünyanın en zengin doğalgaz kaynaklarına yakın olması nedeniyle şanslı bir duruma sahiptir ve bu avantajı iyi değerlendirmesi gerekir.<br />
	1970’ de yaşanan petrol krizinden sonra, Türkiye’ dede alternatif enerji kaynakları aranmaya başlanmıştır. Gelişen sanayi ile şehirlerin enerji ihtiyacının karşılanması amacıyla, doğalgazın Türkiye’de de kullanılması yönünde çalışmalar başlatılmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda 1984’ de T.C. ile Sovyetler Birliği Hükümetleri arasında doğalgaz sevkıyatına ilişkin bir anlaşma imzalanmıştır. Bunun ardından 1986’ da BOTAŞ ile Soyuzgasexport (SSCB’ ye bağlı yetkili kuruluş) arasında 25 yıl süreli doğalgaz alım-satım anlaşması imzalanmıştır.<br />
	Türkiye’ de BOTAŞ halen doğalgazın ithali dağıtımı, fiyatlandırılması ve satışı konusunda tekel konumunda iktisadi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/devlet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Devlet">devlet</a> teşekkülüdür.<br />
	Türkiye’ de doğalgaz konut, ticaret sektörü, küçük ve orta ölçekte yakıt tüketen sanayi kuruluşları, büyük yakıt tüketen kullanıcılar olarak belirlenebilir.<br />
	Doğalgaza dönüşüm sonrasında elde edilebilecek bazı yararlar şunlardır.(20)<br />
•	Yakıt maliyetleri: Doğalgaz her tip tesis ve kazanda yakıt olarak kullanılabilmelidir. Temiz ve kükürtsüz olduğu için, doğalgaz kullanımı tesis ömrünü ve toplam verimi artırmaktadır. Yüksek termal verim yakıt tasarrufu sağlamaktadır.<br />
•	Enerji tasarrufu:  Doğalgaza dönüşüm yapıldığı zaman ekonomizer kullanılarak yakıttan tasarruf sağlanmaktadır.<br />
•	Kontrol ve Bakım: Temiz bir yakıt olan doğalgazın homojen yanmaya sahip olması nedeniyle yanmayı kontrol etmeye gerek yoktur. İşgücü açısından tasarruf söz konusu olmaktadır.<br />
•	Yakıt İkmali: Doğalgaz kullanım noktasına kadar getirilebildiğinden, stoklama ve sipariş maliyetleri söz konusu değildir. Yakıt depolamak ve taşımak için herhangi bir araca gerek yoktur.<br />
•	Yakıt Hazırlama Maliyeti: Kömürlü sistemlerde kırma, eleme ve yükleme gibi bazı ön hazırlıkların yapılmasını gerektirmektedir. Doğalgaza geçildiğinde bu işlemlerin hiçbirine ihtiyaç kalmamaktadır.<br />
•	İşçi Sağlığı Ve Üretim Kalitesi Üzerindeki Etkileri: Doğalgaz kullanımıyla kurum, kül birikimi ortadan kalkmış, çalışanların sağlık durumları ve çalışma verimlerinde iyileşme ortaya çıkmıştır. Ayrıca hatalı üretim miktarının azalmasına büyük ölçüde katkıda bulunmuştur.<br />
BOTAŞ’ ın yapmış olduğu çalışmalara göre elektrik santrallerinde doğalgaz<br />
kullanım oranı 2001’ de 55.7, 2005 yılında %58.5 ve 2020 yılında %59.5 olacaktır. Buna göre gelecek yıllarda doğalgazın önemli bir pay almaya devam edeceği açıktır.<br />
	Türkiye’ de doğalgaz üretimi, Hamitabat, Umurca, Karacaoğlan, Değirmenköy, Karaçalı, Kuzey Marmara ve Silivri, Çamurlu ve Hayrabolu sahalarında yapılmaktadır.<br />
	1997’ de Türkiye’ <a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> ispatlanmış rezervi 18.1 milyon m3, üretilebilir rezervi 12.3 milyar m3 dür. Şimdiye kadar üretilen 2.9 milyon m3 gazdır. Doğalgazın üretim maliyetleri 40$/1000m3’ dür.<br />
	Doğalgaz üretimin artan talebi karşılamaması nedeniyle BOTAŞ, Nijerya, Mısır, Cezayir, Katar, Arap Emirlikleri, Yemen ve Umman’ daki olası LNG kaynakları araştırmış ve çeşitli bağlantılar yapmıştır.(21)<br />
	Türkiye, 1998 yılında doğalgaz finansmanını, özelleştirmeden elde edilen 400 trilyon liranın %20’ lik bölümünü, yani 115 trilyon 850 milyar lirasını enerji yatırımlarına kaydırarak sağlamıştır.(22)<br />
	Görülen o ki krizin aşılması için uzun vadeli yatırım politikası uygulamadan, kesintisiz verimli ve ucuz enerjiye ulaşmak mümkün olmayacak. Uzun vadeli politikaların fizibilitesini çıkarmak için kollar sıvanınca belli zorluklar ortaya çıktı. Acil enerji ihtiyacının karşılanması için hemen devreye girebilecek doğalgaz santralarının kurulmasına ağırlık verilirken, doğalgaz konusunda İran, Rusya, Mısır, Cezayir gibi ülkelerle yoğun temaslara başlandı.<br />
	Yapılan araştırmalara göre doğalgaz verimlilikte ilk sırada yer alıyor(23). Doğalgaz teknolojisindeki son gelişmeler aracılığıyla ısı ve elektriğin bir arada üretilip kullanılma imkanının sağlanması verimi %53’ den %85’ e yükseltmektedir.<br />
	Yapılan projeksiyonlara göre 1997 yılında 11 milyar m3’ görülen doğalgaz talebi 4 yıl sonra 27 milyar m3’e çıkacaktır. Kısa dönemde dahi bu tempoya devam ederlerse 2020 yılında liderliğe oturacaktır.<br />
	Önemli endüstri ülkelerinin doğalgaz açıklarının, dünyanın diğer bölgelerindeki gaz arzı fazlasıyla kolayca hem de boru hatları gibi yüksek yatırım maliyetleri taşıyan projeler olmadan karşılanabilmesi LNG’ ye olan ihtiyacı artırmıştır. Bu çerçevede kıtalararası, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkıyatı ilk kez 1964 yılında Cezayir ve İngiltere arasındaki ticaretle başladı. LNG endüstrisinin gelişmesinin en önemli nedeni 1980’ lerde dünya çapında yaşanan enerji krizidir. 1973 Orta Doğu Savaşını takip eden petrol ambargosu endüstrileşmiş ülkeleri doğalgaza yöneltti. 1980’ lerden buyana  doğalgaz Avrupa’nın en önemli enerji kaynağı haline gelmiştir. Doğalgaz verimliliği, kolayca enerjiye dönüştürülebilmesi petrol ve kömüre göre çevre yönünden avantajları tercih sebebi oldu. LNG üretimi, sevkıyat ve depolanması için gerekli teknolojilerin gelişmesiyle LNG’ ye olan talep patladı. Dünya, LNG’ de yıllık %27’ lik gibi yüksek bir talep artışıyla karşı karşıya kaldı.<br />
	LNG’ nin avantajları:<br />
•	Renksiz, Kokusuz bir nitelik taşıyor. Atmosfer şartlarında –160C°’ de soğutulduğunda hacim olarak 600 kez daha küçülmesi, LNG’ nin daha kolay taşınmasına olanak veriyor.<br />
•	Teslimata gerek kalmaksızın uzun mesafelere taşınmasını sağlıyor.<br />
•	Temiz yakıt elde edilmesini sağlıyor.<br />
Türkiye’ de bu avantajlardan yararlanmak için “Mavi Akıntı” projesini oluşturmuştur. Mavi Akıntı, 1997 yılında Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu hükümetleri arasında imzalanan, 1998’ de yürürlüğe giren “Rus Doğalgazının <a href="http://www.genelbilge.com/tag/karadeniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Karadeniz">Karadeniz</a> Altından T.C. Sevkıyatına İlişkin Anlaşma”çerçevesinde ortaya çıktı. Bu anlaşma, Türkiye’ ye 25 yıllık süre içinde yılda 16 milyar m3’ e kadar ulaşan hacimlerde doğalgaz naklini içeriyor. Mavi Akıntı Projesiyle Rusya’ nın Türkiye’ ye sağlamayı taahhüt ettiği gaz büyük çapta garanti altına alınmıştır.<br />
Mavi Akıntı Projesinin finansman, SACE’ nin şemsiyesi altında Alman Hermes ile Japon Eximbank’ ın katılımıyla oluşturuldu. Ayrıca İtalyan bankaları ile 2 milyar dolar kredi anlaşması imzalandı.<br />
Mavi Akıntı Projesinin amacı Rusya Federasyonunca şu şekilde özetleniyor: “Rusya Federasyonu ile Türkiye Cumhuriyeti arasında son yıllarda hızla artan ekonomik işbirliği, politik ilişkilerin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Mavi Akıntı Projesiyle, Rusya Federasyonu topraklarında fazlasıyla bulunan doğalgazın taşınmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’ nin büyük atılım yapan ekonomisi paralelinde hızla artan enerji ihtiyacına cevap verebilmek, çevrenin korunmasına katkıda bulunurken, tüketici talebine düzenli arzı sağlayabilmek ve Türkiye’ nin enerji kaynaklarını çeşitlendirme yoluyla stratejisine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilave/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilave">ilave</a> bir alternatifle katkıda bulunabilmek amacındadır.”(24)</p>
<p>Mavi Akıntı Projesinin Türkiye’ ye kazandıracakları. (24)<br />
•	Artan doğalgaz talebi karşılanacak.<br />
•	Türkiye’ ye gelen gazın, alıcı-satıcı haricindeki üçüncü ülkelerin topraklarından geçmesi engellenecek.<br />
•	Rusya’ nın Türkiye’ ye yolladığı gaz, güven altına alınacak.<br />
•	Karadeniz tabanından boru hattı döşenebileceği kanıtlanarak, ileride gerçekleşebilecek benzer petrol ve gaz projelerinin önü açılmış olacaktır.<br />
11. AVRUPA BİRLİĞİNDE PETROL VE DOĞALGAZ TEKNOLOJİSİ</p>
<p>Avrupa’ nın 20.y.y başlarında temel enerji kaynağını kömür oluşturuyordu. Kömür üreten bölgeler sanayileşmede merkezi konuma gelmişlerdi. Kömür kaynağı olmayan pek çok Avrupa ülkesi için ise bir şans kalmamıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa ülkelerini bir araya getiren temel sebepte kömür ve çelik üretimindeki çıkarlarını birleştirmesiydi. Avrupa Kömür Çelik Topluluğunun (AKÇT) kurulmasının ardından (1951), üye ülkelerin yaşam standartlarının yükselmesi ve nükleer sanayiinin hızla kurularak büyümesi ilkesinden hareketle Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu kuruldu. Bu iki topluluğun ortak amacı, ekonomik büyümeyle doğru orantılı olan enerjinin ortak ve rasyonel şekilde kullanılarak, üye ülke insanlarının yaşam düzeyinin yükseltilmesiydi.<br />
II. Dünya savaşı’ ndan sonra Ortadoğu’ daki petrol kaynaklarının ortaya çıkmasıyla önem sıralamasında kömür yerini petrole bıraktı. 1960’ ların ekonomik patlaması ve otomotiv sanayiinin büyük önem kazanması sonucunda petrol, vazgeçilmez enerji kaynağı oldu. 1974-1979 petrol krizleri, en önemlisi doğalgaz olan ikame enerji kaynaklarının devreye girmesine yol açtı.26 AT bünyesinde, ortak enerji politikası oluşturması fikri ilk kez bu kriz sonrasında ortaya çıktı. AT konseyi, 1974’ de aldığı karar ile 1985’ e kadar enerji hedeflerini sapladı. Şu anda komisyon 2010 yılına kadar enerji hedeflerini belirlemiş durumdadır.<br />
AB’ de petrol ve doğalgaz, enerji tüketiminin 2/3’ ini  karşılamaktadır. Avrupa teknolojisini geliştirmedikçe 21.y.y da petrol ve doğalgaz ithalatına bağımlılığı giderek artacaktır. Bu nedenle Avrupa’ da petrol ve doğalgaz yatırımlarına büyük ölçüde hız verilmiştir.<br />
Yapılan araştırmalara göre, 2010 yılında Avrupa’ nın enerji tüketiminin %25 doğalgaz tarafından karşılanacak. Doğalgaza olan talep, 2005 yılında 1990 yılındaki gereksinim %50’ sinden fazla olacaktır.<br />
Toplulukta en çok doğalgaz üreten ülkeler; İngiltere ve Hollanda’ dır. Doğalgaz üretimi, gelişmiş nakil hatları gerektirdiğinden, üye ülkelerde dağıtım monopolleri kurulmuştur. Bu yüzden doğalgaz üretiminde AB Topluluğunun rekabet kuralları uygulanamıyor.<br />
Avrupalı teknisyenler, sıvılaştırma konusunda yeni teknolojilere yöneliyorlar(25). Şu anki sıvılaştırma teknolojisine getirilecek alternatifler, kıyıya yakın sıvılaştırma istasyonları, yükleme boruları ve hortum sistemleri ile gaz haline getirme istasyonlarının geliştirilmesidir. Yapılan tahminlere göre, bu teknolojilerin geliştirilmesiyle maliyet %20-30 arasında düşecektir. Bu teknolojiler ile rezervler artırılacak, üretim masrafları düşürülecek, sanayii sektörü gelişecek, ,istikrarlı ekonomik büyüme sağlanacak, global çevre korunacak ve geliştirilecektir.</p>
<p>KAYNAKLAR</p>
<p>1.	VI. Beşyıllık Kalkınma Planı ÖİK Raporu 1992/ANKARA Sayfa:1<br />
2.	Temel Britanica Cilt:14 Sayfa: 62-63<br />
3.	Ana Britanica  Cilt:10 Sayfa:235-236<br />
4.	Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi / Mahmut Başoğlu, ADANA/1999 Sayfa:12<br />
5.	Ana Britanica Cilt:10 sayfa:236<br />
6.	Doğalgaz Tüketici El Kitabı / Prof. Dr. Hikmet Karakoç Sayfa:50<br />
7.	Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi / Mahmut Başoğlu, ADANA/1999 Sayfa:34<br />
8.	VII. Beşyıllık Kalkınma Planı ÖİK Raporu Ankara/1996 Sayfa:50<br />
9.	PİGM Dergisi No:37 / 1992<br />
10.	VII. Beşyıllık Kalkınma Planı Raporu Sayfa:77<br />
11.	VII. Beşyıllık Kalkınma Planı Raporu Sayfa:9<br />
12.	VII. Beşyıllık Kalkınma Planı Raporu Sayfa:22<br />
13.	VII. Beşyıllık Kalkınma Planı Raporu Sayfa:37<br />
14.	BOTAŞ doğalgaz sempozyumu Tebliğleri, 6-9 Haziran 1988/ ANKARA<br />
15.	Paşa YAYLA “Gelişen Dünya ile Beraber Doğalgazın Dünü, Bugünü ve Yarını” Doğalgaz dergisi Sayı:47 Sayfa:255 /1996<br />
16.	Mustafa MURATHAN “Türkiye’ de doğalgaz” Sayı :48 Sayfa:60 / 1996<br />
17.	Aysun Güray “Dünya Petrol Fiyatlarının Doğalgaz zerindeki Etkileri” BOTAŞ Doğalgaz Sempozyumu Tebliğleri Sayfa:169 – 1988<br />
18.	DTM Dış Ticaret Dergisi Sayı: 15 Ekim / 1999 Naci BATRAÇ “Dünya’ da ve Türkiye’ de Doğalgaz Piyasasının Ekonomik Analizi” Sayfa:1-29<br />
19.	BOTAŞ “Kafkas Petrollerinin Bugünü ve Geleceği 21.y.y Eşiğinde Hazar Havzası” Sayı:47 /1998<br />
20.	Şahabettin UYARER “Sanayi’ de Doğalgaza Dönüşüm” BOTAŞ Doğalgaz Sempozyumu Tebliğleri sayfa:89/1998<br />
21.	DTM Dış Ticaret Dergisi Sayı:15 / 1999<br />
22.	Petro Gaz Dergisi , Ekim-Kasım-Aralık 1997, Sayfa: 28-33, Sayı:3 “Enerjide Umut Doğalgaz”<br />
23.	DTM Dış Ticaret Dergisi Sayı:15/1999<br />
24.	Petro Gaz Dergisi Sayı:8 Sayfa:54-56 / 1998 Arslan KAYA “Adım Adım Mavi Akıntı”<br />
25.	Bilim ve Teknik Dergisi Şubat / 1995 Sayı: 31-32 “Avrupa Birliği’nde Petrol ve Doğalgaz Teknolojisi”</p>

<p class="sayac_bilgi">192 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/dogalgazin-gelecegi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğalgazın Tanımı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/dogalgazin-tanimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/dogalgazin-tanimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 08:27:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Gaz]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi]]></category>
		<category><![CDATA[Petrol]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11494</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlığın vazgeçilmez ihtiyaçlarından biridir enerji. 1970’ li yıllardaki petrol krizinden sonra enerji sektörü gaz sektörü ile kademeli olarak bağlantılarını genişletmeye başlamıştır. Doğalgaz kullanımı sanayicinin kendi elektriğini daha ucuza mal etme, elektrik kısıntıları nedeniyle oluşan üretim aksamalarını gidermek, çevre kirliliğinin azaltılması gibi nedenlerle ve ayrıca diğer yakıtlara göre daha az kirlilik emisyonuna sahip olması nedeniyle doğalgazın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın vazgeçilmez ihtiyaçlarından biridir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/enerji/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Enerji">enerji</a>. 1970’ li yıllardaki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/petrol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Petrol">petrol</a> krizinden sonra <a href="http://www.genelbilge.com/tag/enerji/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Enerji">enerji</a> sektörü <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gaz">gaz</a> sektörü ile kademeli olarak bağlantılarını genişletmeye başlamıştır. Doğalgaz kullanımı sanayicinin kendi elektriğini daha ucuza mal etme, elektrik kısıntıları nedeniyle oluşan üretim aksamalarını gidermek, çevre kirliliğinin azaltılması gibi nedenlerle ve ayrıca diğer yakıtlara göre daha az kirlilik emisyonuna sahip olması nedeniyle doğalgazın tercih edilmesinde büyük rol oynamaktadır.Doğalgaz doğal olaylar sonucu oluşmuştur. Doğalgaz, milyonlarca yıl önce yaşamış bitki ve hayvan artıklarının zamanla yeryüzü kabuğunun derinliklerine gömülüp kimyasal ayrıma uğraması sonucu ortaya çıkmıştır. Organik madde olarak bilinen bu bitki ve hayvan artıkları doğal süreçler sonucu göl ve okyanuslarla taşınıp, dibe çökerek çamur ve kumla kaplanarak kayalaşmıştır. Giderek daha derine gömülen bu organik madde, basınç, sıcaklık ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> ihtimalle de bakteri ve radyoaktivitenin etkisiyle ayrışarak petrol kömür ve doğalgazı oluşturmuştur.(1)<span id="more-11494"></span><br />
	Doğalgaza en çok dağ silislerinin yamaçlarında rastlanmaktadır. Bu dağların bir bölümü milyonlarca yıl önce meydana gelen jeolojik değişiklikler sonucu okyanuslarla kaplanmıştır.(2)<br />
	Doğalgaz, genelde, yüzeyden binlerce metre derinde, kumtaşı gibi gözenekli bir kayaç katmanınca tutulmuş olarak bulunur. Bu katman gaz geçirmeyen ve bu özelliğiyle doğalgazın kaçmasını önleyen bir başka kayaç katmanıyla örtülüdür.<br />
	Doğalgaz, dünyamızın önemli enerji kaynaklarından biridir. Enerjinin, günlük yaşamımızdaki önemi her köşede görülebilir. Endüstrinin gelişmesiyle enerjiye olan ihtiyaç da artmaktadır. Geçmişte insanlara ve hayvanlara yaptırılan tekdüze işler makinelere yüklenmiştir. Dolayısıyla doğalgaz uygarlığın temel taşlarından biridir.<br />
	 Doğalgazın Yapısı: yeraltından çıkartılır. Genelde petrol yatakları ile birlikte bulunur. Ağır hidrokarbonlar, nem ve sülfür bileşenlerinden ayrıştırılarak kullanıma sunulur. Yavaş yanan bir gazdır. 10-12KWh/m3 / 8600-10300 KWh/m3 mertebesinde kalorilik değere sahiptir. Bileşiminin büyük bölümünü <a href="http://www.genelbilge.com/tag/metan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Metan">metan</a> gazı oluşturur. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/metan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Metan">Metan</a> dışında az miktarda etan, propan, bütan gibi diğer karbonlar bulunur. Ayrıca azot, oksijen, karbondioksit <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hidrojen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hidrojen">hidrojen</a> sülfür ve bazen de helyum gazına rastlanır.(3)<br />
	Doğalgaz, renksiz ve kokusuzdur. Gaz kaçaklarının fark edilmesi için THT (tetrahidrofen) katılarak özel olarak kokulandırılır. Doğalgaz, zehirli değildir, fakat yüksek konsantrasyonlarda oksijen olmayacağı için boğucu etkisi vardır. Havadan hafiftir. Yanma sonucu 8250 kcal ısı açığa çıkar. Doğalgazın yanma hızı 34 cm/sn’ dir. Doğalgaz, rutubetsiz, kuru bir gazdır. Doğalgazın içerisinde yanmayan hiçbir madde yoktur. Ayrıca kükürt ve kükürtlü maddeler de olmadığı için kükürt dioksit gibi zehirleyici gaz açığa çıkarmaz. Ancak uygun koşulların oluşturulmaması sonucu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tam/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tam">tam</a> yanma sağlanmazsa karbon monoksit oluşur. Doğalgaz atmosferik şartlarda –163° soğutulduğu zaman sıvılaşmakta, hacmi 600 kat daha küçülmektedir.<br />
 Doğalgazın Oluşumu: Denizlerin ve göllerin dibine çökelen tortularda<br />
önce yoğun bir bakteri etkinliği gerçekleşir ve buradaki organik maddelerden metan, karbondioksit, azot ve azot oksit ürer. Bu aşamada bol miktarda metan gazı oluşur. Buna karşılık etan ve daha ağır hidrokarbonlar hemen hemen hiç bulunmaz. Bazı bakterilerde hidrojen sülfür oluşturur. Çökellerin altındaki tortuların gömülmesiyle bakteri etkinliği sona erer ve organik maddeler, kerojene dönüşür. Kerojende ısıl ayrışmayla petrole ve doğalgaza dönüşür. 1000-3000 metre arasındaki derinliklerde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> aşamada metan ve karbondioksit ile birlikte ham petrol oluşur. Daha aşağılarda, tortulun kalınlığı ve sıcaklığı arttıkça petrolün yerini, hafif ve gaz halindeki hidrokarbonların oluşumu alır. 5000m. altındaki derinliklerde ise molekül parçalanması kerojen artıkları ve kuru metan oluşumuna yol açar.<br />
	Doğalgazda bulunan helyum ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/argon/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Argon">argon</a> radyoaktif parçalanma ürünleridir. Toryum ve uranyum radyo izotoplarından helyum, potasyumdan ise <a href="http://www.genelbilge.com/tag/argon/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Argon">argon</a> ürer.<br />
	Doğalgaz yataktan çıkarıldığı haliyle kullanılmaz. Metan bakımından (%95) çok zengindir ve içinde ağır hidrokarbonlar da bulunur. Ayrıca çeşitli oranlarda azot, karbondioksit, hidrojen sülfür ve başka kükürt bileşikleri içerir. İçerdiği sıvıların ve katıların ayrışılması amacıyla çeşitli işlemlerden geçirilir. Ayrıca işlemi tamamlanınca ticari özelliklere uygun gaz elde edilir.<br />
 Doğalgazın Depolanması: Pik tüketim dönemlerinde kullanmak, stratejik miktarları elde bulundurmak ve boru hatlarıyla ulaşılmayan noktalarda kullanım sağlamak amacıyla doğalgaz yeraltı depolama sistemi geliştirilmiştir.<br />
	Killi tabakalara gaz basılarak basınçlı ortam oluşturulur. Basınç altındaki gaz suyu iter, fakat killi tabakalardan çıkamayacağı için yeraltına hapsedilir. Diğer bir yöntem, yeraltı tuz kaynaklarına su basılarak tuz tabakalarının erimesi sağlanır. Elde edilen tuzlu su alınırken, oluşan boşluğa doğalgaz basılır.(4)<br />
	Gaz depolamak için ısı yitimi sorunu daha önemsiz olduğundan, yeraltı sularının dondurulmasıyla su sızmaz duruma getirilen donmuş topraktan oluşturulmuş yeraltı hazneleri kurulur. Ayrıca boşalmış petrol ve gaz hazneleri doğalgaz depoları olarak kullanılabilir.(5)<br />
 Doğalgazın Nakli: Doğalgazın boru hatlarıyla ve yüksek basınç altında taşınılabilir olması <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ekonomik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ekonomik">ekonomik</a> bir enerji alternatifi olarak ülkemiz ekonomisinde yerini almıştır.<br />
	Bugünkü teknik ilerlemeler, doğalgazın atmosferik basıncın 80 katı bir basınçta 140 cm çaplı borularla 6000km gibi uzaklıklara taşınmasına imkan vermektedir. 6500km&#8217; nin üzerindeki taşımalar için sıvılaştırma yoluna başvurulmuştur.</p>

<p class="sayac_bilgi">37 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/dogalgazin-tanimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hava Kirliliği Nedir Nasıl Oluşur</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/hava-kirliligi-nedir-nasil-olusur.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/hava-kirliligi-nedir-nasil-olusur.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 08:22:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Argon]]></category>
		<category><![CDATA[Buhar]]></category>
		<category><![CDATA[Denizler]]></category>
		<category><![CDATA[Duman]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Hacim]]></category>
		<category><![CDATA[Hidrojen]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Neon]]></category>
		<category><![CDATA[Ozon]]></category>
		<category><![CDATA[Toz]]></category>
		<category><![CDATA[Vb]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11492</guid>
		<description><![CDATA[Hava, atmosferi meydana getiren gazların karışımıdır. Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azotdioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir. Bu gazların dağılımı ise % 78’i azot, hacim olarak %21’ni ve ağırlık olarak %23’ ünü oluşturan oksijen ise oldukça reaktif bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/hava/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hava">Hava</a>, atmosferi meydana getiren gazların karışımıdır. Saf <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hava/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hava">hava</a>, başta azot ve oksijen olmak üzere <a href="http://www.genelbilge.com/tag/argon/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Argon">argon</a>, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azotdioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir. Bu gazların dağılımı ise % 78’i azot, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hacim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hacim">hacim</a> olarak %21’ni ve ağırlık olarak %23’ ünü oluşturan oksijen ise oldukça reaktif <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> gazdır. Diğer gazlar ise atmosfer hacminin %1’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ini/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ini">ini</a> oluştururlar. Atmosferi oluşturan bu gazların, en kararsız olanları su buharı ve karbondioksittir. Atmosferdeki su buharı miktarı, denizler, göller, nehirler ve bitkilerden buharlaşma ile artar ve bulutlardan sis, çiğ, yağmur oluşumu ile de azalır. Su buharının bu değişkenliği, bu olaylarla birbirini öyle takip dengeler ki , su buharının atmosferdeki miktarı değişmez. Karbondioksit ise normalde çok küçük yer teşkil eden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> birleşendir. İnsan ve hayvanların teneffüsü ve bitkilerin fotosentez olayı ile atmosferdeki miktarı dengede tutulur. <span id="more-11492"></span>Atmosferdeki azot orman yangınları, şimşek gibi doğal atmosfer olayları ve yanma sonucu meydana gelir.<br />
   HAVA KİRLİLİĞİ<br />
Doğal olarak saf atmosfer az veya çok miktarda, büyük bölümü suni olan yabancı maddelerin üretimi ile kirletilir. Bunların başında petrol ürünleri ve endüstriyel kirleticiler gelmektedir. Özellikle son yıllarda, endüstriyel aktivitenin, şehirleşmenin ve nüfusun arması ile kirletici maddelerin kullanımı ve miktarıda hızla artmaktadır.<br />
Atmosfere dağılarak, onu kirleten kirleticiler katı, sıvı ve gaz halindedirler. Çeşitli kaynaklardan meydana gelen kirlilik maddeleri toz, is, sis, buhar, kül, duman <a href="http://www.genelbilge.com/tag/vb/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vb">vb</a>. olarak havaya geçerler. Atmosferdeki bu kirleticiler, kirletici kaynaklardan atmosfere doğrudan verilen kirleticiler ve kirleticilerle atmosferik özellikler arasında kimyasal olaylar sonucu oluşan kirleticiler olmak üzere iki şekilde bulunurlar.<br />
Hava kirliliğine örnek bir görüntü<br />
Atmosfere kirletici kaynaklardan yayılan kirleticiler, kükürtdioksit, azot oksitler, karbon monoksit, hidrokarbonlar asılı vaziyette bulunan katı partüküllerdir. Bunlardan; Kükürt Bileşikleri:Petrol ve kömür gibi kükürt içeren maddelerin yakılması ve kükürt içeren bazı maddelerin işlenmesi sırasında kükürt gazı açığa çıkar. Bu kükürt bileşiklerinin solunması, bronşit ve astım gibi hastalıklara yol açabilir.<br />
Azot Oksitleri:<br />
Azot oksitleri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> çok enerji santrallerinden ve motorlu araçların  egzoz borularından yayılır. Bir azot oksit olan nitrojen dioksit (NO2 ) solunması kalp, akciğer ve karaciğer rahatsızlıklarına ve solunum yolu hastalıklarına yol açar.<br />
 Karbon Oksitleri<br />
:Fosit yakıtların kullanılması ve orman yangınları gibi nedenlerle atmosfere büyük oranda karbondioksit (CO2 ) gazı yayılır. Bunun yanında, oksijenle metanın tepkimeye girmesiyle oluşan karbonmonoksit (CO) gazı da bir  kirleticidir. Karbon oksitleri baş dönmesi ve reflekslerde yavaşlamaya sebep <a href="http://www.genelbilge.com/tag/olur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Olur">olur</a>. Havada yüksek oranda bulunmaları ölümlere neden olabilir.<br />
Hidrokarbonlar:<br />
Motorlu taşıtlarda kullanılan petrolün, tüm olarak yanmaması etilen (C2H4) ve benzen (C6H6) gibi hidrokarbonların çevreye salınmasına neden olur.Bu hidrokarbonlar, havadaki başka kimyasal maddelerle tepkimeye girdiğinde, gözlere ve solunum yollarına zararlı etkileri olur. Benzen gibi bazı hidrokarbonların kanser yapıcı etkileri de vardır.Bu kirleticilerle, atmosferik özelliklerin oluşturduğu  kimyasal reaksiyonların en önemlileri ise fotokimyasal olaylardır ki, bunlardan özellikle floroklorokarbonlar, güneşten gelen zararlı UV (ultraviole) ışınlarına karşı yeryüzünü koruyan ozon tabakasında büyük tahribata yol açmaktadır.<br />
Doğal veya insan yapısı sonucu atmosfere karışan kirleticiler, her iki halde de Atmosfere yayıldıkları anda hızla kimyasal reaksiyonlar oluştururlar ve hava akımları ile karışır, dağılır, yayılır ve taşınırlar. Böylece kirleticiler, kaynaktan çıkıp, alıcılara ulaştığında karakterleri değişebilir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">Genel</a> olarak kirlilik,havadaki katı parçacıklar vekükürtdioksit miktarına göre belirlenir. Oysa atmosferde oluşan kimyasal olaylarda, organik maddeler büyük rol alır. Çünkü organik maddeler, atmosferde ister reaksiyona girsinler, ister girmesinler kimyasal reaksiyonların çekirdeğini oluştururlar. Hava kirliliği denildiğinde, kirleticiler ve bunların bulunduğu atmosfer ortamı aynı derecede rol oynar. Herhangi bir yerde hava kirliliği çalışması yapıldığında, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> olarak o bölgenin meteorolojik koşulları ve havanın kimyasal yapısı incelenmelidir.<br />
Bölgesel, meteorolojik ve coğrafik faktörlerin, havanın kirletilmesi üzerinde büyük bir etkisi vardır. Hava kirlenmesi, üç yüzyıldan beri bazı şehirlerde önemli bir sorun olmaktadır. Genel olarak iki tip hava kirlenmesi vardır. Bunlardan biri isli, kurumlu, sülfürlü olan Londra Tipi Hava Kirlenmesi, diğeri ise Los Angeles Tipi Hava Kirlenmesidir. Bazı yerlerde ise bunların her ikisinin karışımından ibaret bir hava kirlenmesi görülmektedir.<br />
Londra tipi hava kirlenmesinde, en yüksek konsantrasyon (kirlilik) sabahın erken saatlerinde olur. Bu tip, oldukça düşük sıcaklıkta ve oldukça yüksek nemde meydana gelir. Zerrelerle ve kükürt dioksit gazıyla atmosfer kirletilmiştir. Londra tipi hava kirlenmesinin, bronşit ve astım rahatsızlıklarına neden olduğu ileri sürülmektedir.1952 Yılında Londra’yı kaplayan kalın sis ve duman tabakası, iki hafta içerisinde dört bin insanın ölümüne yol açmış, bir o kadar insan da üç ay içerisinde can çekişerek ölmüştür.<br />
Normal olarak, gündüz hava ısınırken, yukarı doğru çıkan hava cereyanı 200-750 m’lik bir karışım derinliği meydana getirir. Fakat yüksek basınçta ve zemin yüzeyindeki soğuk hava kütlesinde, havanın durgun olduğu havzalarda, gündüzleri havanın ani ısınması ile inversiyon meydana gelir. Bu çeşit olaylar şehirlerde havanın kirlenmesine yol açar. İşte Los Angeles tipi hava kirlenmesi bu olayın sonucudur. Fotokimyasal olan Los Angeles tipi hav kirlenmesinde, en yüksek konsantrasyon öğleyin 11 ile 13 saatleri arasında olur. Bu olay genellikle yüksek sıcaklıkta ve oldukça düşük nemde, açık günlerde meydana gelir. Londra tipi hava kirlenmesinden diğer önemli bir fark, atmosferde ozon ve peroksiasetilnitrat gibi bazı bileşiklerin bulunması sebebiyle kimyasal oksitlemenin oluşmasıdır. Bu bileşikler, 50 milyon otomobilin egzozundan çıkan ve LosAngeles çukurluğunda toplanan azot oksitlerin ve hidrokarbonların komplesk karışımların ve güneş ışığının etkisi ile oluşurlar. Bu tip kirlenme, değişik tarım ürünlerine, çiçeklere ve ağaçlara çeşitli zararlar verir. Ayrıca gözlerde rahatsızlık ve görüş mesafesinin kısalması, ölüm oranlarının artması gibi etkileri de vardır.<br />
Atmosfer ile ilgili alanlarda çalışan bilim adamlarının en önemli gündem maddelerinden birini <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uzun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uzun">uzun</a> zamandan beri ozon tabakasındaki delik oluşturmaktadır.Bir grup, alınan tedbirler ile problemin ortadan kalktığını ve önemli bir problem olmadığını iddia ederken, diğer bir grup ise bu düşünceye katılmamaktadır.<br />
Ozonun en önemli düşmanı kloroflorokarbon (CFC)gazlarıdır. Bu gaz  1930’da Thamos Midgely adlı araştırmacının General Motors firması için yaptığı çalışmalar sonucu geliştirilmiş ve soğutma maksatlı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ev/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ev">ev</a> aletlerinde kullanılmaya başlanmıştır. 1940’lı yılların ortalarında ABD’deki soğutucuların büyük bir çoğunluğu CFC ile çalışıyordu. İlerleyen yıllarda CFC üretimi ciddi boyutlarda arttı ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> kullanım alanları buldu.<br />
1970’de ozon tabakası üzerindeki olumsuz tesire ilk defa Paul Crutzen dikkat çekti; onun yaptığı çalışmada zararlı maddelerin azot oksitleri olduğu tespit edildi.1974’de Richard Stolarski ve Ralph Cicerone uzay mekiklerinin egzozlarından çıkan klorinin ozona zarar verdiği uyarısında bulundular. Aynı yıl F. Sherwood Rowland ve M. Molina strotosfere ulaşan CFC’lerin ozona zarar verdiğini ilk defa iddia ettiler ve CFC üretiminin en kısa zamanda sınırlandırılıp yasaklanmasını istediler. Devam eden çalışmalar bu ikazı destekleyici neticeler verince, 1976’da ABD’de, spreylerde CFC kullanımının 1978’den itibaren yasaklanma kararı alındı. İlerleyen yıllarda milletler arası girişimler başladı. Bu arada ozonun Antarktika üzerinde inceldiği tespit edildi (1985). 1987’de 140 ülkenin imzaladığı Montreal Protokolü ile CFC üretimindeki artışların durdurulması ve üretimin 1998’de yarıya indirilmesi kararlaştırıldı. 1992’de Kopenhag’da yapılan toplantıda  ise CFC’lerin gelişmiş ülkelerde 1996’da , gelişmekte olan ülkelerde ise 2010 yılında tamamen üretimden kaldırılması kararlaştırıldı. 1996’da, yapılan çalışmalarla milletler arası protokollere uyulması halinde ozon tabakasının kendini tamir edebildiğinin 21. Yüzyılda gözlenebileceği tahmini öne sürüldü.<br />
   PEKİ OZON NASIL DELİNİYOR?<br />
CFC’lerin ozonu tahrip etme mekanizması S. Rowland ve M. Molina tarafından tespit edildi ve bilim adamları 1955 Kimya Nobeli ile mükafatlandırıldı. Açıklanan mekanizmaya göre; stratosfere ulaşan bir CFCI3 molekülü yoğun ultraviyole ışınlarının tesiriyle bir klor atomunu bırakarak CFCI2  haline gelmekte, tek başına <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kalan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kalan">kalan</a> klor atomu artık tam bir ozon katili durumunu almaktadır. Çünkü bu klor atomu, ozon molekülü ile (O3) reaksiyona girerek bir oksijen molekülü (O2) ve klormooksit (CIO) meydana getirir. Ancak işlem burada bitmez, ortamda <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bol">bol</a> miktarda bulunan bir oksijen atomu klormonoksit ile etkileşir ve oksijen atomu, molekül haline (O2) gelir.<br />
Klor atomu da yeniden tek başına kalarak yeni bir ozon molekülünü parçalayıp ortama oksijen molekülü ile bir klormonoksit çıkmasına sebep olur ve bu işlem stratosferde devamlı tekrarlanır durur.Bu mekanizmanın tespiti ile CFC’lerin ne kadar tehlikeli olduğu ortaya net bir şekilde konmuştur.</p>
<p>   BİZE YÖNELEN TEHLİKE!!!<br />
Ülkemizde bu konu ile ilgili çalışmalar yapılmadığı gibi, özellikle cilt kanserindeki artışlar kamu oyuna duyurulmayıp herhangi bir uyarıda bulunulmamıştır. Halbuki ABD’de yapılan araştırmalarda stratosferdeki ozonun %1’lik azalmasının cilt kanseri  vak’alarında % 3’lük artışa sebep olduğu tespit edilmiş ve ülkenin cilt kanseri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/risk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Risk">risk</a> haritası çıkarılarak yayınlanmıştır.<br />
Diğer taraftan popüler bilim dergilerinde, ozondaki %1’lik azalmanın, yer yüzüne ulaşan ultraviyole radyasyonunun %2’lik bir artışını netice verdiği yazılmaktadır. Ultrviyole ışınlarının artışının, sadece cilt kanserini değil, göz rahatsızlıkları ve bağışıklık sistemi bozukluklarını da beraberinde getirmekte olduğu ifade edilmektedir.<br />
   GELECEĞİMİZİ ULTRAVİYOLE Mİ KARARTACAK?<br />
Görüldüğü gibi tehlike küçümsenecek gibi değildir. Ancak Batı’daki gelişmelerin ortaya çıkardığı bu problem, yine yukarıda anılan protokolleri hazırlayıp tehlikeyi sezenler tarafından ele alınıp, çözümlenmek üzere önemli adımlar atılmıştır. Ozonun kendini yenilemesi zaten bilinmektedir. Her yağmur yağdığında içimize çektiğimiz değişik kokulu taze havada bol miktarda ozon olduğu gibi, her çakan şimşekte, her düşen yıldırımda bol miktarda ozon açığa çıkmaktadır. Yeter ki insanoğlu, CFC’leri yasakladıktan sonra yeni bir ozon katili icat etmesin.<br />
Ozon tabakasının delinmesi ile ortaya çıkan yeni bir sanayi ise “sağlıklı bronzlaşma” adı altında bir taraftan insanları deniz kenarında yakarken,diğer taraftan da yine onları ultraviyoleden koruyucu kremler ve çeşitli sıvılara buluyarak cilt kanserinden korumaları için paralarını almaktadır. Bu güneş kremleri hakkında sanki çok ciddi ilmi çalışmalar yapılmış gibi bir hava verilmektedir. Halbuki bu krem ve sıvıların hiçbirinin ciddi bir koruyuculuğu olmadığı gibi, tam aksine korunduğunu zanneden insanlar güneş altında daha fazla kalmasına ve cilt kanseri riskinin artmasına da sebep olmaktadırlar.<br />
1996 Ekim’inde, Nasa “Toplam Ozon Haritası” adıyla yapmış olduğu çalışmalarda elde edilen ölçümleri bulunmaktadır. Antarktika üzerinde ozonun en az olduğu bölge “Ozondaki delik”tir. Ozon ölçümleri, 1950’lerde Güney Kutbu’nda ilk çalışmaları gerçekleştiren Dabson’ın adına izafeten “Dabson Birimi” ile ölçeklendirilmektedir.<br />
   HAVA KİRLİLİĞİ KAYNAKLARI VE NEDENLERİ<br />
Atmosfer, genellikle içerisine karışan toksinli maddeleri eriterek etkisiz hale getirmesine rağmen meteorolojik ve topoğrafik şartlara bağlı olarak devamlı bir şekilde kirlenmektedir. Çeşitli amaçlarla yakılan ateşler, fabrika ve ev bacalarının dumanları, araçların egzost gazları havaya zehirli gazlardan olan karbon monoksit, kükürtdioksit ve nitrik asit gibi gazların bol miktarda karışmasına neden olur. Hava kirliliğine neden olan kirleticilerin, kaynaklarına göre hava kirliliği, tabii kaynaklardan meydana gelen kirlilik ve insan faaliyetleri sonucu suni kaynaklardan meydana gelen kirlilik olmak üzere iki sınıfa ayrılır.Tabii kirliliği oluşturan,doğada bulunan kirletici kaynaklarından; tozlar, meteorlar, yeryüzündeki büyük çöl alanlarından ve kumluk alanlardan rüzgarlarla atmosfere taşınırlar; orman yangınları ile atmosfere önemli miktarlarda duman ve zehirli gazlar karışır;foto kimyasal olaylarla azot dioksit; yanardağlardaki volkanik faaliyetler sonucunda kükürt dioksit, hidrojen klorür, hidrojen florür;deniz çalkalanmasından sodyum klorur sayılabilir.<br />
Hava kirliliğinde, tabii kirlilik kaynaklarından çok suni kaynaklardan meydana gelen kirlilik önemlidir.Çünkü günümüzde insanları en çok ilgilendiren, özellikle büyük yerleşim merkezleri ve sanayi alanlarındaki hava kirliliğidir.Bu kirlilikte daha çok insanfaaliyetleri sonucu meydana gelir. İnsan yapımı kirlilik kaynaklarını ise kabaca:<br />
             1. Ulaşım<br />
             2. Katı yakıtlar<br />
             3. Elektrik santralleri<br />
             4. Endüstri ve ısınma için kullanılan yakıtlar<br />
             5. Endüstriyel işlemler<br />
Olarak sınırlanabilir. İnsan tarafından oluşturulan kaynaklardan oluşan bu kirlilik, bulunan bölgenin endüstriyel gelişimi, nüfusu, şehirleşme durumu gibi faktörlere bağlı olarak değişim gösterir.<br />
   HAVA KİRLİLİĞİNİN ZARARLI ETKİLERİ<br />
Hava kirliliğinin, başta insan sağlığı olmak üzere görüş mesafesi , metaryaller, bitkiler ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri vardır.<br />
Katı yakıtlar ve akaryakıt gibi karbonlu maddelerin tam yanmamasından meydana gelen katı ve sıvı etkiye sahiptir. Hava kirliliğinin, sanatsal ve mimari yapılar üzerinde tahrip edici ve bozucu etkisi vardır. Bitkiler üzerinde ise öldürücü ve büyümelerini engelleyici olabilmektedir. Bu nedenle hava kirliliği hem canlıların sağlığı açısından, hem de ekonomik yönden zarar vericidir.<br />
Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri, atmosferde yüksek miktardaki zararlı maddelerin solunması sonucu ortaya çıkar. İnsanların sağlıklı ve rahat yaşayabilmesi için teneffüs edilen havanın mutlaka temiz olması gerekir. Havanın doğal yapısını bozan ve kirleten maddelerin başka bir deyişle kirli havanın solunması, özellikle akciğer dokularını tahrip edici ve öldürücü olabilmektedir. Solunum yolu  ile hava içerisindeki parçacıklar ve duman,teneffüs esnasında yutulur ve akciğere kadar ulaşır.Solunum sisteminin derinliklerinde depolanan bu parçacıklar, akciğer kanserlerine kadar varan hasarlar yapabilmektedir. Diğer taraftan kömür ve diğer yakıtların yanmasından<br />
Diğer taraftan kömür ve diğer yakıtların yanmasından oluşan duman ve isin astım, çeşitli burun ve boğaz hastalıkları hatta mide hastalıkları gibi özellikle solunum yolları ile ilgili hastalıklara belirli ölçüde sebep olabileceği öne sürülmektedir. Şiddetlihava kirliliğine maruz kalınması durumunda, bunun insan sağlığına olan etkisi ile hava kirliliğinin düşük miktarlarına, uzun zaman maruz kalmanın etkileri farklı olmaktadır.<br />
   VE ÖNLEMLER<br />
Özellikle sanayi merkezleri ve büyük yerleşim alanları üzerinde daha çok hissedilen hava kirliliğinin azaltılması amacıyla birtakım önlemlerin alınması gerekir.Bunlardan bazılarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:<br />
Sanayi ve iş merkezlerinin mümkün olduğu kadar yerleşim merkezleri dışına alınması<br />
Kişisel vasıta kullanımı yerine toplu taşımacılığın yaygınlaştırılması ve elektrikli taşıma araçlarının geliştirilmesi ve kullanımının artırılması<br />
Konutlarda yakıt yakma tekniklerinin geliştirilmesi ve özellikle sanayi alanlarındaki bacalara, hava filtrelerinin takılması ayrıca yakıt olarak doğal gaz kullanımının yaygınlaştırılması<br />
Şehir merkezlerindeki yoğun trafiğin çevre yollara aktarılması<br />
Ağaçlandırma çalışmalarının artırılması, özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu yerlerde yeşil alanların arttırılması<br />
Şehir yerleşim planlarında meteorolojik faktörlerin özellikle rüzgar durumunun göz önünde bulundurulması<br />
Halkın, hava kirliliği konusunda bilinçlendirilmesi için ilköğretimden başlamak üzere tüm okullarda ve sivil toplum örgütlerince bu amaca yönelik eğitim programlarının hazırlanması.</p>

<p class="sayac_bilgi">83 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/hava-kirliligi-nedir-nasil-olusur.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de  Rüzgar Aşındırması.</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/turkiyede-ruzgar-asindirmasi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/turkiyede-ruzgar-asindirmasi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 08:20:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Çevre Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[1m]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Kilometre]]></category>
		<category><![CDATA[Knot]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Nun]]></category>
		<category><![CDATA[Sn]]></category>
		<category><![CDATA[Tahmin]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11490</guid>
		<description><![CDATA[Rüzgarın tanımı: Atmosfer basıncı farklarından ve yer kürenin değişik bölgeleriarasındaki sıcaklık farklarındankaynaklanan hava hareketi.Havanın hareket etmesine kara ve havasıcaklığındaki değişmeler neden olur.Sıcaklık farkları, yüksek, alçak basınç alanlarının doğmasına yol açar.Sıcak bölgelerde alçak basınç, soğuk blgelerde yüksek basınç alanları oluşur.Bu iki bölge arasında basınç farkının oluşması sonucu hava yer değiştirerek yüksek bölgelerinden alçak basınç bölgelerine doğru [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rüzgarın tanımı:<br />
Atmosfer  basıncı  farklarından  ve  yer  kürenin  değişik  bölgeleriarasındaki  sıcaklık  farklarındankaynaklanan  hava  hareketi.Havanın  hareket  etmesine  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kara/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kara">kara</a>  ve  havasıcaklığındaki  değişmeler  neden  olur.Sıcaklık  farkları,  yüksek,  alçak  basınç  alanlarının  doğmasına  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yol">yol</a>  açar.Sıcak  bölgelerde  alçak  basınç,  soğuk  blgelerde  yüksek  basınç  alanları  oluşur.Bu  iki  bölge  arasında  basınç  farkının  oluşması  sonucu  hava  yer  değiştirerek  yüksek  bölgelerinden  alçak  basınç  bölgelerine  doğru  hareket  eder.Havanın  bu  hareketinin  adı  olan  rüzgarın  hızı,  havanın  hareket  hızına  bağlıdır.Bu  hız  saniyede  metre  ve  saatte  kilometre  olarak  açıklanır.Bir  yerde,  rüzgarın  hızlı  esmesi,  hava  olaylarının  şiddetli  bir  biçimde  geliştiğini  gösterir.Hızla  esen  rüzgarın  yıkıcı  etkisi  bu  başlangıçtan  ileri  gelir.1m/sn  hızla  esen  rüzgarın  1mkarelik  bir-yüzeyde  yaptığı  basınç  0,0756kg. dir.Hızı  anometre  ile  ölçülür.Hızını  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tahmin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tahmin">tahmin</a>  edebilmek  içinse  botor  ölçeği  (Beaffort  scale)kulanılır.Rüzgar  hızları  haritalarda  knot  ölçülerine  göre  eş <span id="more-11490"></span><br />
pız  izotaş  eğrileri  ile  gösterilir.Yönü  ve  hızı  çoğu  zaman  birlikte<br />
gösterilir.Bir  bölgenin  belirli  bir  süre  içinde  aldığı  rüzgar  ve o-<br />
nun  şiddetini  göstermek  için,  istasyonu  gösteren  küçük  bir  daire-<br />
nin  çevresine  her  yöndeki  rüzgar,  okun  boyu  esiş  sayısına,  ka-natçıkların  sayısıda  rüzgar  şiddetine  göre  alınmak  yoluyla  çizilir.<br />
Bu  tip  diyagramların  çeşitleri  vardır  ve  bunlara  rüzgar  gülü  di-<br />
yagramları  denir.Belirli  bir  yöndeki  rüzgarların  ortalama  hızları  ile  o  rüzgarların  esiş  sürelerinin  çarpılmasına  ortalama  rüzgar  hızı  bulunur.Bunlardanda  rüzgar  sürekliliği  ve  rüzgarın  akım  çizgileri  belirlenir. Rüzgarların  yönleri zaman zaman değişir . Bu  değişmeler hava  koşullları  bakımından  önemli  etkiler  yapar.Bu nedenle  hangi  yönde  ne  kadar estiği  önemlidir.  Eşiş sıklığına  o  rüzgarın frakansı  denir.Frakans adı  gecen rüzgarın esme  süresi yada sayısının  belirli  zaman  ölçülerine  göre (gün , ay , yıl) yüzde  oranı  ile  belirtilir. Rüzgar  sürekliliği ise  belirli sürelerde  belirli  rüzgarların estiğini  göstermek iç in kullanılır.Rüzgarlar  yüksek  başıçlarda esmelere  göre  onları  harakete  geçiren kuvvetin yönü  eş  basınç (izobar) eğrilerine  diktir . Bu kuvvete bara motrek gradyan denir. Barometrik  garadyanın  etkisi altında  kalan  rüzgarlara  da  barostofik  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a>  da gostrofik rüzgarları  adı  verilir.<br />
Dünyada  , dönen  bir  küre olduğu  için  rüzgarlar  eşişleri  sırasında  Kuzey  yarı  kürede sağa  Güney yarı  sola  saparlar . rüzgarları  saptıran bu güce koriyolis  etkisi  denir.<br />
Rüzgarlar yere  yaklaştıkça sürtünme  etkisiy le  hızları  azalır.Buna  bağlı  olarak  koriyolis  etkisi  zayıflar.Bu  rüzgarlara  yarı  sapmış  rüzgarları  adı  verilir.Sapma  olayı  siklon alanındaki  alçalıcı  hava  hareketlerinin  burgaç  durumunu  olmasına neden olur.Bu nedenle  alçak  başınç alanlarının haritasında çevreden  merkeze  doğru  yaklaşan  havada  kuzey  yarı  kürede  saat  göstergesinin  tersine  güney  yarı  kürede  saat  göstergesinin  hareketine  uygun  bir  dönüş , yüksek  başınç alanlarının  haritasında cevreden  merkeze  doğru  uzaklaşan  havada , Kuzey  yarı  kürede saat  göstergesi  hareketine  uygun  güney  yarı  kürede  gösterge  hareketinin  tersine  bir  dönüş  görülür. siklon ve  anti  siklonlardaki  bu  dönüş  hareketi  genellikle  gözle  görülmez . Çünkü havanın hareketinin çapı  yüzlerce  km . Ancak  küçük ölçülü  siklonlarda  torna  dolar  ve  hortumlarda  görülür.<br />
Rüzgarın  yere yüzüne  sürtünmesini  hızı  azaltır ve  sapma  azaldığından sürtünme  yoluyla  yönüde  değişir. Rüzgarların  yere yüzünde  yavaş500-600 m yükseklerde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a>  hızlı esmesinin nedeni  yükseklerde sürtünme  yoluyla  rüzgarın hızının azalmaısından  meydana  gelir.<br />
Rüzgarın bulunulan  yere doğru  geldiği yere  rüzgarın  yönü  denir. Bu  yön  coğrafi yönlerle küzey ,batı  rüzgarı vb biçiminde  belirtilir. Türkiyede  rüzgar  yönleri  dört  grupta  toplanır v harfle  ifade  edilir .Bunlar: s  güney(kıple) e doğu , n küzey (yıldız) ve w batı olarak  belitilir .Ara yönler  ise se keşişleme ,ne poyraz , nw karayel ve sw lodos dur.Rüzgar  yönleri  genellikle pusuluların ana ve ara  bölümleri  olan 16<br />
yön boyunca açıklanır.Rüzgarın yönü ,rrüzgar gülü ile  belitilir.Rüzgar , genel olrak  adlandırıldığı  gibi yerel adlarda alırlar . Bunlar  genelde  denizçilikte  kullanılır.Karadenizde  küzeyden esen  rüzgarlar yıldız , ege  denizinden esenler etezyen adını alır. Rüzgarlar kendilerini oluştıran hava kütlelerinin  özelliklerine  göre  sıcağı  yada soğuğu getiriler.Kara dan denize  doğru esen rüzgarlar dalgalar  oluşturur .Özellikle  yönleri  a<br />
 çık  denizden  kara ya doğru esen rüzgarlar fırtınayı  oluşturur. Hava alanlarında rüzgar yönlerini  belirlemek için rüzgar  torbaları  kullanılır .İki uçu  delik bir kumaş borudan oluşan bu torbalar rasat  amcından çok uçuş yapan pilotlara  rüzgarın yönünü  gösterir.<br />
Atmosferi  çanlandıran hava  hareketleri  bütünü büyük çaplı olarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ele/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ele">ele</a> alıırsa düzenli bir görünün sergilerler.Yer yüzündeki  metoloji istasyonların her birinin yerine atmosfer basınçının ortalama  değerini koyarak elde edilen eş  başınç eğrileri  haritaları  bir  ekvator alçak  basınçlar kuşağıyla bir birinden ayrılan iki  tropikal yüksek  basınçlar kuşağının varlığını ve  kutup  bölgelerinde hiç değilse aşaı  katmanlarda  oldukça  yüksek  başınçların bulunduğunu ortaya koyarlar. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/orta/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Orta">Orta</a> enlemlerde 45 60 derece bileşeni batıdan güney batıya olan rüzgarlar görünür, bular kutup bölgelerinden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> küzey doğu rüzgarlarıyla karşılaşınca  bu bölgede  tedirginlikler  meydana getirir.Bu tedirginlikker başınç alandaki değişikliklerlke birlikte  görülür, böylece rüzgarlerın düzenide al tüst olduğundan atmosferdeki dolaşın şemasıda bozulur. Buna karşılık musonlar , büyük ana karalarda  belli aralıklarla gelişem etki  merkezinden kynakanırlar.ara karadan yazın denizden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> nemli bir rüzgar kışın karadan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> kuru  bir rüzgar eser.<br />
Hava basınçının yere küre üstünde gerçek dağılımı ve da oluşumu , geçiçi rğzgarların oluşumuna  neden olur. Yer yüzünün tüm ülkelerin de  az çok belirli özellikleri bulunan  yerel rüzgarlar eser örneğin akdenizde oluşan alçak basınç alanlarından dolayı  kuzey afrika  kıyılarında  batıdan doğuya esen sıcak ve cok kurak bir güney rüzgarı olan  sriko;  yine sıcak ve kurun rüzgar olan bu tür bir alçak başınç alanın nil deltasına gelmesine yada orada uluşmasıyla esen hamsin riode la platanın  batısında yel çevrimine benzer şiddetli bir rüzgarf olan pam pero yunan takım adalarında yazları esen mevsinlik yada yıllık rüzgarlar adriya denizinde yada karadenizde kış mevsiminde esen bir rüzgar  olan bora vb. Orta avrupada  küzey alplerin isviçre  ve avuturyadaki vadilerinde çok iyi biline föhn rüzgarı da özellikle  belirtilmesi bir rüzgardır .Bu gerçekten bir rüzgarın sıra dağda her dik eşişinde ortaya çıkan olaydır.İç anadoluda Karapınar yöresindeki pek  ibce  volkanik kumların ve küllerin  bulunduğu çıplak yerlerdede rüzgarın etkisi görünmüş, bunların kenarlarındaki yerlerde kaplamakta olduğu anlaşılmış buralarda son15-20 yoldan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/beri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Beri">beri</a> ağaçlandırma yapılarak rüzgarın bu etkileri kısmen olsun önlenmiştir.<br />
                        DENİZLERDE   HAREKET<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/deniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deniz">Deniz</a> yüzü hemen daima hareket halindedir.Bu hareketleri oluşturan iki büyük güç vardır:<br />
1-Rüzgarların tesirleri<br />
2-Ayın ve güneşin günlük gücünün tesirleri<br />
a.Dalgalar,Akıntılar,Gel-Git olayı:<br />
Dalgalar deniz yüzünün dönemli olarak biçim değiştirmesidir.Böyle bir  hareket  sırasında su bölümcükleri çember biçiminde birer yol çizercesine salınırlar.İşte buna Çemberleme  Hareket denir.Dalgada birbiri arından yer değiştiren madde deyil, harekettir.Dalgaların özelliğini ortaya koyan unsurlar vardır:<br />
Dalga yüksekliği:1-2m. bazen daha çok olur.<br />
Dalga boyu:dalganın sırtlarını ayıran uzaklıktır.<br />
Dalga dönemi:  Birbiri ardından gelen iki sırtın yerinde duran bir noktanın önünden geçişleri sırasında geçen zamandır.<br />
Dalganın yayılma hızı:Hareketin deniz veya göl üstündeki yayılış hızıdır.<br />
              Açıklardan kıyılara  doğru ilerleyen dalgalar buralara çarparak aşındırıcı etki oluşturur.Buna dalga aşındırması denir.Kimi zaman 10-20 ton kayalar sürüklenebilir.Bunlar geçtikleri yerleri aşındırırlar.Bu dalgalara çatlayan dalga denir.Kıyı boylarında yar denilen<br />
dik kayalıklar oluşur.<br />
 Deniz akıntıları okyonuslarda ve denizlerde doğdukları bölgelerden uzaklara su kütlelerini sürükleyen hareketlerdir.Bunlar, deniz yüzünde iyice belli oldukları gibi dik akıntılarıda vardır.Bu akıntılar kıyı boyunca  olanları sürükleyici etkilerine bağlı olarakkıyıların işlenmesinde taşınan maddelerin yer yer birikmesinde etkili olurlar.<br />
      GEL_GİT Olayı deniz yüzüde 12-13saatlik dönemlerle beliren deniz sularının kabarması çekilmesi şeklinde görünen olaydır.Bunu gözlemleyen kimse bir anda denizin ağır ağır kabardığını sonra durduğunu görür.Kısa bir süre sonra denizin ağır ağır çekilmeye aşladığını dipteki çamurların yüzeyde kaldığını görür.Daha sonra denizin yeniden kabarıp çekildiğini görür.<br />
Bu böyle her gün olur.2Defa kabarma 2defa çekilme olur.Her gün 50 dk. geç olur.Kabarma ile çekilme arasında düşey seviye farkına Gel- git genliği denir.Okyanus ortasında 60-80cm. kenar denizlerde 8-10m. dir.Kabarma zamanında denizden ırmak ağızlarına doğruçekilme zamanında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bunun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bunun">bunun</a> tersi görünür.Bu harekete bağlı olarak böyle kıyılarda huni biçimli ırmak ağızları oluşmuştur ki bunlara haliç kıyıları denir.Buralardaki watt kıyısı gel git e göre deniz sularıylaörtülen sonra sular çekilince yüze çıkan kıyılardır.<br />
b-Türkiye   Denizlerindeki    Akıntılar:<br />
       Türkiye denizleri iç <a href="http://www.genelbilge.com/tag/denizler/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Denizler">denizler</a> özelliğindedir.Bu denizleri birbirine bağlayan boğazlarda ve çevrelerinde seviye ve yoğunluk farkından ileri gelen akıntılar vardır.Bunlar bir çeşit boşalma akıntılarıdır.İstanbul ve çanakkale boğazlarındaki akıntılar tuzluluğu az olan suların üst akıntılar şeklinde   karadenizden marmaraya  oradan ege denizine geçmesi şeklindedir.Tuzluluğu az olan sular ise ters doğrultuda dip akıntısı olarak hareketn ederler.Ege denizinde doğu tarafta kuzeye doğru, batı tarafta güneye doğru iki akıntı vardır.Doğudaki akıntı Akdenizin sıcak ve yuzlu sularını çanakkale boğazına getirir.Ege denizinin batısındaki akıntı Çanakkale boğazından üst akıntı olarak gelen az tuzlu suların güneye doğru ilerlemesi sonucu oluşur.<br />
           Ege denizinin batı bölümündeki etkisi altında bulunduran akıntının başlangıç yeri karadenizdir.Buradaki akıntı sisteminin oluşması türlü sebeblere dayanır.Bunların bşlıcaları Laradeniz ile marmara suları arasındaki yoğunluk farkı İstanbul boğazının bir boşaltıcı durumunda olması nehirlerin bol miktarda su getirmasi.<br />
           Karadenizdeki akıntılar kıyı boyunca dolaşan büyük bir akıntı ile bundan ayrılan ve denizin ortalarını tesiri altında tutan devirli su hareketleridir.İstanbul boğazında Karadenizden marmaraya doğru kuvvetli bir üst akıntı vardır.Bunun hızı boğazın en dar yeri olan hisarlar arasında saatte 10 km. yi bulur.Bu akıntı karadenizdeki az tuzlu suların Marmaraya boşalmasından olmuştur.Boğazın dibinde Marmaranın daha tuzlu sularını karadenize taşıyan bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/alt/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Alt">alt</a> akıntı vardır.Kıyılarda kırılan dalgalar böyle akıntıları oluşturur.Kıyıya köşeleme olarak gelen ve kırılan dalgalar kumsal üzerinde kırılmanın sonucu olan bir ilerleme yaparak geriye döner.Böyle bir kırılma ve çekilmeler kumsal boyunca bir akıntı oluşturur.Böylece kıyı akıntıları oluşur.<br />
c-Türkiyede  dalga ve  akıntıların oluştırduğu  kıyı  şekilleri<br />
         Türkiyede çeşitli kıyı şekilleri vardır.Bunların biçimlenmesinde dalgalar ve akıntıların tesirleri vardır.Dalgaların karaya dik çarpması ile yarlar oluşmuştur.Buradan kopan maddeler az ilerde birikerek kumsalı oluşturur. Anadolunun Karadeniz boyu çuk yerinde yüksek kıyılar şeklindedir.Burada denizi pek yakından takip eden dağ sıraları ve bunların kıvrımlı kıvrımlı kıyı çizgilerine çok yerde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/paralel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Paralel">paralel</a> uzanır.Bunlar uzunlama kıyılardır.Bu sebeble girinti ve çıkıntılar azdır.Sadece dalganın aşıdırıcı etkisi ile yarlı kıyılar birbiri ardına sıralanır,aralarında kumsallar, dere ağızlarında küçük deltalar, ırmak ağızlarında büyük deltalar oluşur.Deltaların ve geniş kumsalların bulunduğu yerlerde alçak ve yatık kıyılar yer tutmuştur.<br />
Karadeniz kıyılarının başlıca koyları şunlardır:Sinop limanı,Samsun, Amasra, ereğli, Ordu ile ünye arasındaki koylar, Trabzon ve Vakfıkebir koyları.Koyların azlığı bir kısmınında rğzgarlara karşı yeterince koruyucu olmaması sebebiyle bu kıyı boylarındaki iskeleler<br />
rüzgarlara açık olmuştur.Bu nedenle buralarda liman tesisleri kurmak gerekmiştir:Samsun, Trabzon, Zonguldak limanları.<br />
          Akdeniz kıyımızda Karadenizinkileri andırır.Buradada uzunlama kıyılar ve kumsallar oluşmuşyur.Burada iki büyük yarımada uzanır:Taşeli ve tekeli yarımadası.Teke yarımadasının güney kıyılarında &#8221;Dalmaçya tipi kıyılar oluşmuştur.Burada kıyıya paralel uzanan sırtlar ile <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uzun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uzun">uzun</a> çukurlukların bulunduğu yerlerde deniz sularının basmasıyla oluşmuştur:Sular çukurlukları doldurmuş  sırtlar ise adalar ve kısmen yarımada olarak kalmıştır.Akdeniz kıyımızda üç geniş körfez uzanır:Batıda antalya, doğuda mersin, en doğuda iskenderun körfezleri.Bunlarda rüzgarlara açıktır bu nedenle limanlar kurulmuştur:Mersin, İskenderun, Antalya.<br />
   Ege denizi kıyılarına gelince kıyı şekilleri ve uzanışları farklıdır.Kıyılar enine kıyılarrdır.Geniş çöküntü hendekleri vardır ve deniz suları içine girmiş ve körfezler oluşmuştur.Bu nedenle kıyılar girintili çıkıntılıdır.Gökova, güllük, kuşadası, izmir, çandarlı,dikili ve edremit körfezleri derin girintilerdir.Kıyının bazı kıyıları düzleşmeye başlamıştır:Büyük menderes nehrinin yolu boyunda ve ağzında.Bu sıralarda bafa gölünün yerindeki körfezin ağzı alüvyonlarla dolarak geniş bir alüvyon setle kapanmış ve eski körfez şimdi göl durumuna gelmiştir.19.yy.nin sonlarına doğru Gediz nehri izmir körfezine dökülerek burada delta oluşturmuştur.Ancak bu oluşma izmir körfezini kapama gibi tehlike yaratmış ve bundan kurtulmak için nehrin ağzı körfezin açıklarına çevrilmiştir.<br />
              Marmara denizinin kıyılarına gelince kıyıların ana çizgileri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> yerkabuğu hareketleriyle oluşmuştur.İzmit ve gemlik körfeziderin bir çöküntü hendeği olarak meydana gelmiş ve doğuya doğru sokulmuştur.Derin ve büyük ırmak dökülmemesinden dolayı dolma durumu meydana gelmemiştir.Buna rağmen sapanca batısında yakın dağlardan inen sürünyü maddeleri ile bir alüvyonlu ova olmuştur.Sapanca gölü meydana gelmiştir.<br />
        Bu denizde Erdek ve bandırma körfezi ise yakın zamanda eski Kapıdağı adasının iki yandan kıyı dilleri ile karaya bitişmesi sonucu bir yarımada durumuna gelmiş bu dolgu yerlerinin iki yanında iki körfez oluşmuştur:Erdek, bandırma körfezi.Marmara denizinin kuzey kıyılarında pek yakın ir geçmişin iki körfezinin ağızları kıyı dilleri ile kapanarak burada iki göl oluşmuştur:Büyük çekmece ve küçük çekmece gölü.<br />
                 İstanbul ve çanakkale boğazların kıyıları &#8221;Rias&#8221;tipindedir.<br />
Rias tipi kıyılar okyonus sularının yükselmesi yüzünden vadilerin aşağı kesimlerinin deniz sularının basmasıyla oluşmuş kıyılardır.İstanbul boğazı eski bir akarsu vadisine tekabul etmektedir.Bu vadi eski zamanlarda deniz çekilmesi sırasında suların 90-100m.çekildiği dönemde akarsuyun bu derin vadiyi kazması şeklinde olmuş daha sonraki deniz yükselmesi suların basmasıyla boğaz durumunu almıştır.Haliçte bunun bir koludur.Çanakkale boğazıda benzer bir olay göstermiştir.<br />
                 Bu denizde başlıca ada toplulukları iki yerdedir:<br />
 1-İstanbul yakınındaki adalar:Başlıcaları büyükada, Heybeli ada, Burgaz ve kınalı adaları.Bunlar yer kabuğu hareketleri ile çöküntüye uğramış bir yerde oluşmuşlardır.<br />
2-Marmara adaları topluluğu:Başlıcaları(marmara, paşalimanı, türkeli,ekinci adaları).<br />
                 Bunların dışında bir de gemlik körfezi açıklarında imralı adası vardır.İstanbul ve Çanakkale boğazlarının her iki kıyısıda çok yerinde dik kıyılardır.Eski birer akar su vadisi olarak meydana gelmiş bulunan bu boğazlar, yeni devirlerde deniz suları altında kalmışlardır.<br />
İstanbul Boğazının başlıca büyük girintisi Haliçtir.Boğazın kıyıları rias tipindendir.Bunlar akarsularla açılmış derin vadinin, deniz suları altın-<br />
da kalmasıyla oluşmuşlardır. </p>

<p class="sayac_bilgi">18 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/turkiyede-ruzgar-asindirmasi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

