<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nedir, tanımı, anlamı,nasıl yapılır, ne demek, Genelbilge.com &#187; Dini Bilgiler</title>
	<atom:link href="http://www.genelbilge.com/category/dini-bilgiler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.genelbilge.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 09:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Hz. Muhammed’in Hayatı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/hz-muhammed%e2%80%99in-hayati.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/hz-muhammed%e2%80%99in-hayati.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Aug 2010 19:06:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Almak]]></category>
		<category><![CDATA[Amine]]></category>
		<category><![CDATA[Annesi]]></category>
		<category><![CDATA[Arada]]></category>
		<category><![CDATA[Arz]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Diye]]></category>
		<category><![CDATA[Geldi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Ikaz]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Saray]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=14785</guid>
		<description><![CDATA[Hz.Peygamber (s.a) kayıtsız şartsız yeryüzü halkının neseb yönünden en hayırlısıdır. Nesebinin şerefi en yüksek doruk noktasındadır.Buna düşmanları bile şahitlik ederlerdi.Bu yuzden düşmanı olan Ebu Sufyan, Bizans hükümdarının huzurunda bu şekilde tanıklıkta bulunmuştu. En şerefli kavim onun kavmi, en şerefli kabile onun kabilesi ve en şerefli aile onun ailesidir. Habibullah (sav), Mekke&#8217;de,Rebi&#8217;ül-evvel ayının onkinci Pazartesi gecesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p>Hz.Peygamber (s.a) kayıtsız şartsız yeryüzü halkının neseb yönünden en hayırlısıdır. Nesebinin şerefi en yüksek doruk noktasındadır.Buna düşmanları <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> şahitlik ederlerdi.Bu yuzden düşmanı olan Ebu Sufyan, Bizans hükümdarının huzurunda bu şekilde tanıklıkta bulunmuştu. En şerefli kavim onun kavmi, en şerefli kabile onun kabilesi ve en şerefli aile onun ailesidir. Habibullah (sav), Mekke&#8217;de,Rebi&#8217;ül-evvel ayının onkinci Pazartesi gecesi sabaha karşı dünyaya gelmiştir (M.570). Böylece, Hz.Adem&#8217;den beri devam edegelen peygamberlik nuru sahibini bulmuş oldu. Babası Abdullah, Peygamberin doğumun dan iki ay önce vefat etmiştir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/annesi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Annesi">Annesi</a> Vehb kızı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/amine/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Amine">Amine</a>, doğumunda diğer kadınlar gibi eziyet çekmemiş,hatta ağırlık bile hissetmemiştir.Hamileyken, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> gece rüyasında tanımadığı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> kimse gelip;&#8221; Sen alemlerin hayırlısına hamilesin;doğduğunda adını Muhammed koy&#8221;, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/diye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Diye">diye</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ikaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ikaz">ikaz</a> bulunmuş;doğum anında da heybetli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> ses duyarak irkilmiştir.Ne <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ki">ki</a> Muhammed vücuda geldi ;baktım, mübarek  başını secdeye koydu;ellerini kaldırdı, duada bulundu&#8221;, şeklinde anlatıyor.Hz. Muhammed (s.a.v) sünnetli doğmuştur.Doğduğunda sırtında ve omuzunda peygamberlik mührü vardı.<br />
                                                                <strong>DOĞUMUNA <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arz">ARZ</a> ŞAHADET ETMİŞTİR.</strong><br />
* Resulullah (s.a.v) doğduğu gece, yeryüzünde bir çok put düşüp kırılmıştır.<br />
* <a href="http://www.genelbilge.com/tag/iran/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with İran">İran</a> hükümüdarı Kisrai kemerli bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/saray/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Saray">saray</a> yaptırmıştı.On dört kulesi vardı.O gece kulelerin bütün şerefeleri yıkılmıştır.<br />
O zaman Araplar arasında adet olduğu üzere,çocuğun süt anneye verilmesi kararlaştırıldı.Ancak hiçbir sütanne, yetim bir çocuğu almak istemiyordu.Bu arada amcası Ebu Leheb&#8217;in cariyesi Süveybe, çocuğu bir müddet emzirdi.<span id="more-14785"></span> Kardeşinin oğlunun doğumuna sevinen Ebu Leheb&#8217;in, onun şerefine Süveybe&#8217;yi azad ettiğini ve bu yüzden Efendimizin doğduğu gün olan her pazartesi günü azabının biraz hafifletildiğini kaynaklar bize bildirmektedir. Sonunda Beni Sa&#8217;d kabilesinden Halime binti Ebi Züeyb,Hz.Muhammed&#8217;i kabul etti.O sırada Beni Sa&#8217;d yurdunda kıtlık vardı.Hz. Hailme bebeğin gelişi ile ineklerin sütünün artığını,çadırımn etrafının yeşilliklerle dolduğunu,evine bereketin geldiğini ifade ediyor.Resulullah (s.a.v) ,bu göçebe süt anne&#8217;nin yanındaoldukça sade bir hayat geçirmiştir.Gündüz otlakta sürülere bakıyor,aileye yardım ediyordu.Çoğu zaman ,yalnızca hurma ve süt ile yetiniyorlardı. Hz.Muhammed (s.a.v), süt kardeşleri ile kırlarda oynuyor,koyun güdüyordu.Bir defasında,süt kardeşi Şeyma&#8217;nın omuzunu bilinmeyen bir sebeple o kadar kuvvetli ısırmıştıki, ömür boyu izi silinmedi. Yıllar sonra bir savaşta esir düşen Şeyma&#8217;yı ,Resulullah(s.a.v) bu yara izinden tanımış gözleri yaşarmıştı. Hz.Halime, Hz.Muhammed&#8217;i(s.av) kendi çocuklarından fazla seviyordu.Daha ilk günden ondaki farklılığı hisseden Halime,O&#8217;nu gözü gibi koruyordu.Resulullah, süt annesinin sağ göğsünden emer,sol göğsünü kardeşlerine bırakırdı.Ondaki bu üstün hallerden ve mucizelerden ürken Hz.Halime çocuğu annesine teslim etti.Kısa bir süre sonra annesi,zencicariye Ümmü Eymen ve bir hizmetçi ile Medine&#8217;ye <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hareket/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hareket">hareket</a> ettiler.Neccaroğuları kabilesinden birinin evinde ikamet edildi.Resulullah&#8217;ın babasının kabrini de ziyaret etmişlerdi.Hz.Amine,dönüş yolu üzerinde Ebva denilen yerde vefat etti ve oraya gömüldü.Resullah (sav) o sırada altı yaşında bulunuyordu.Zenci cariye Ümmü Eymen ileMekke&#8217;ye dönen Hz.Muhammed(sav), epeyce yaşlı olan dedesi &#8216;e teslim edildi.Şefkatli bir insan olan Abdulmuttalib&#8217;in, öksüz ve yetim torununa gösterdiği sevgi pek büyüktü.Dedesi vefat edince Hz.Muhammed (sav) diğer dört amcasına tercihen, Ebu Talib&#8217; emanet edildi. Çünkü güvenilir,zeki,cömert ve iyi kalpli biriydi. Diğer amcası Ebu Leheb kendisini içkiye kolay hayata vermiş bir ahlaksızdı.Esasen daha çocukluk  devresinden itibaren Peygamberimiz ile Ebu Leheb&#8217;in arasının açık olduğu görülür Resululla (sav) pek zengin olmayan fakat cömertliği ile tanınan amasının yanında pek rahat   içinde yaşamıyordu.Ancak Ebu Talib ve zevcesi, ona kendi çocuklarından daha iyi bakıyorlar,diğer çocuklar  gibi sofra kurulur kurulmaz saldrımadığından ona ayrı yemek çıkarıyolardı.Resulullah&#8217;ın yengesine olan sevgisi bir anne sevgisinden farksızdı.Ebu Talib Suriye&#8217;ye bir kervan götürmel üzere yola çıktığında Resulullah dokuz bir rivayete göre de on iki yaşında idi. Şam ile Kudus arasında Busra denilen bir yerde kervan konakladı.Buraso Bizans toprağı olduğundan yakında bir manastır bulunuyordu. Bu manstırda bulunan rahip Bahira,Hristlanlığı bilen,incil&#8217;i derinlemesine incelemiş biriydi.Son peygamaberin gelmesinin yakın   olduğunu biliyordu.Ebu Talib&#8217;e çocuğun kim oduğunu sordu.&#8221;oğlum&#8221; cevabını alınca,&#8221;O senin oğlun olamaz&#8221; Bu çocuğun ababsı ölmüş olmalı &#8220;,dedi. Ebu Talib amcası olduğunu söyleyince, çocuğu hemen geri götürmesini tavsiye etti. Ebu Talib&#8217;te Mekke&#8217;ye dönmekte acele etti.</p>
<p>ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ BİR HİKMET YUMAĞIYDI </p>
<p>Bir insanın hayatında anne babasının yerş tartışılmaz.Bu her insan için aynıdır.Daha doğmadan babasını çok küçük yaşta da annesini kaybeden Hz.Muhammed&#8217;in (sav) bütün sevgisinin odak noktasını Rabbi teşkil ediyordu.Anne ve babasından sonra çok sevdiği dedesi ve amcasını da kaybeden Hz. Muhammed&#8217;i(sav), Allah (cc)  adeta kimse ile paylaşamıyor,Habibi&#8217;nin sevgisinin yalnız kendisine ait olmasını istiyordu.</p>
<p>Hz. HATİCE İLE EVLİLİĞİ.<br />
Resulullah&#8217;ın (sav) ve ailesinin,tarım ve ziraatle uğraştığına dair hiçbir bilgi mevcut değildir.Hz.İbrahim(a.s) şu duasında da zikrettiği gibi &#8220;Ey Rabbimiz,Namazı dosdoğru kılmaları için ben;çocuklarımdan bir kısmını senin Beyt-i Harem&#8217;inin (Kabe) yanında, eksiksiz bir vadiye yerleştirdim.. &#8220;(İbrahim:37). Mekke vadisinde zirat yoktur.Geriye yalnız ticaret kalıyor.Bu ticaret de daha çok; kumaş , yiyecekikuru yemiş ve güzellik malzemeleri üzerine idi.Habibullah (sav) gençlik dönemmine girmesiyle beraber ticaretle uğrşmaya başlamıştır.Mekkeli tüccar,Kays b. es-Saib <a href="http://www.genelbilge.com/tag/islam/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with İslam">İslam</a>&#8217;dan önce O&#8217;nunla ticari  münasebetleri olduğunu ve ondan daha iyi bir ortağa rastlamadığını anlatır. Mekke&#8217;liler tacire ( kadın tüccar) ve tahire ( temiz kadın ) adını verdikleri Hz.Hatice, Mekke&#8217;li zengin bir dul kadın idi. İki kez evlenmiş,iki eşini de kaybetmişti ( ilk eşi, Atik el-Aziz et-Tamime; ikinci eşi, Hind b.Zürare&#8217;dir her iki eşinden de birer çocuğu olmuştur.<br />
                    Birkaç sene kıtlığın ağır basması  üzerine Ebu Talib, Yeğenini iş istemesi için Hz. Hatice&#8217;ye gönderdi Hz. Hatice&#8217;de,ahlakının güzelliğini ve ününü sık sık duyduğu Hz. Muhammed&#8217;e memnuniyetle kervanını teslim etti ve onu ,kölesi Meysere&#8217;yi de yanına katarak Kudüs yakınlarındaki Busra denilen yere gönderdi. Hz.Muhammed(sav) <a href="http://www.genelbilge.com/tag/burada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Burada">burada</a> Netura isimli keşişle karşılaştığı tarihçiler tarafından anlatılır.Her an onun başının üzerinde dolaşan bulut keşişin dikkatını çekmiş ve kendisi ile tanışmak istemiştir. Evvelce tanışmış olduğu Meysere&#8217;yi yanına çağırarak Hz.Muhammed hakkında bazı sorular sordu.Aldığı cevaplar karşısında irkilen keşiş; &#8220;O Peygamber&#8217;dir, hemde Peygamberlerin sonuncusudur&#8221; ,demekten kendisini alamamıştır. Hz.Muhammed (sav) alışverişlerini tamamladıktan sonra Mekke&#8217;ye döndüler. Meysere yolculuk boyunca tüm olanları Hz. Hatice&#8217;ye bir bir anlatır. Hz.Hatice&#8217;nin Peygamberimize  karşı saygısı ve sevgisi bir  kat daha artmıştır. Hz.Hatice iş bahanesi ile Hz . Muhammed&#8217;i (sav)  sık  sık   evine  davet  etti  ve hediyeler gönderdi. Allah Resulu ile evlenmeyi istiyordu.Sonunda meseleyi dostu Nüfeyse&#8217;ye açtı.Onun aracılığıyla Muhammed(sav) ile Hz. Hatice evlendiler (miladi 595) O sırada Hz.Muhammed (sav) 25, Hz.Hatice ise 40 yaşında bulunuyordu. Peygamber efendimiz daha sonra Hz.Mariye&#8217;den olan oğlu İbrahim hariç diğer çocukları Hz. Hatice &#8216; dendi.  Bunların isimlei: Kasım,Rukiyye,Fatıma,Ümmü GÜlsüm ve Abdullah idi. Kasım ve Abdullah küçük yaşta vefat etmişlerdir.<br />
                             Hz.Peygamber her sahada olduğu gibi aile hayatında da örnek ev reisi olmuş; hanımına ve çocuklarına karşı her halükarda müşfik davranmışlardır.</p>

<p class="sayac_bilgi">246 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/hz-muhammed%e2%80%99in-hayati.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hadisi Şerifin Metni</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/hadisi-serifin-metni.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/hadisi-serifin-metni.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 12:01:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Allahu]]></category>
		<category><![CDATA[Beller]]></category>
		<category><![CDATA[Burada]]></category>
		<category><![CDATA[Dedi]]></category>
		<category><![CDATA[Galip]]></category>
		<category><![CDATA[Hu Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Huva]]></category>
		<category><![CDATA[Illa]]></category>
		<category><![CDATA[Ismi]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Melik]]></category>
		<category><![CDATA[Olur]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Salim]]></category>
		<category><![CDATA[Sonsuz]]></category>
		<category><![CDATA[Teala]]></category>
		<category><![CDATA[Toplar]]></category>
		<category><![CDATA[Uzak]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/hadisi-serifin-metni.html/</guid>
		<description><![CDATA[Hadisi Şerifin Metni:Ebu hureyre radyallahu anh&#8217;dan rivayetle Rasulullah dedi ki: &#8221; Allahu Teala&#8217;nın 99 ismi şerifi vardır.Kim ki bunları beller ve ezberlerse cennete girer. Sonsuz saadete ulaşmış olur. Huva&#8217;llahü&#8217;llezi la ilahe illa hu Allah:Uluhiyete mahsus sıfatların(bütünlük ve üstünlük ifade eden bütün kemallerin) hepsini kendisinde toplayan.Bu ismi şerif isimlerin hepsini kendisinde toplar. Bir an bile yokluğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hadisi Şerifin Metni:Ebu hureyre radyallahu anh&#8217;dan rivayetle <a href="http://www.genelbilge.com/tag/rasulullah/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Rasulullah">Rasulullah</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/dedi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Dedi">dedi</a> ki: &#8221; <a href="http://www.genelbilge.com/tag/allahu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Allahu">Allahu</a> Teala&#8217;nın 99 ismi şerifi vardır.Kim ki bunları beller ve ezberlerse cennete girer. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sonsuz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sonsuz">Sonsuz</a> saadete ulaşmış <a href="http://www.genelbilge.com/tag/olur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Olur">olur</a>. Huva&#8217;llahü&#8217;llezi la ilahe illa hu Allah:Uluhiyete mahsus sıfatların(bütünlük ve üstünlük ifade eden bütün kemallerin) hepsini kendisinde toplayan.Bu ismi şerif isimlerin hepsini kendisinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/toplar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Toplar">toplar</a>. Bir an bile yokluğunu farzetmek imkansız bulunan zat demektir.Bu ismi şerif ismi Azam&#8217;dır. Er-Rahman:Ezelde yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet eden. Sevdiğini ve sevmediğini ayırtetmeyerek, bütün nimetleriden istifadeye sunan.<span id="more-13589"></span><br />
Er-Rahim:Pek çok merhamet edici, verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetler vererek mükafatlandıran.<br />
El-Melik:Tüm kainatın sahibi ve tek, mutlak hükümdarı.<br />
El-Kuddüs:Hatada, gafletten,aciziyetten ve her türlü eksiklikten çok <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uzak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uzak">uzak</a>, pek temiz.<br />
Es-Selam:Her çeşit arıza ve hadiselerden salim kalan,(her türlü tehlikelerden kullarını selamete çıkaran).<a href="http://www.genelbilge.com/tag/cennet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cennet">Cennet</a>&#8217;teki kullarına selam eden.<br />
El-Mü&#8217;min:Gönüllerde iman ışığı uyandıran, kendine sığınanlara aman verip onları koruyan, rahatlatan. Burada bir açıklama yapmak gerekiyor:Bir şeye imanın üç aşaması vardır.1- <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kalp/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kalp">Kalp</a> ile tasdik:<a href="http://www.genelbilge.com/tag/peygamberimiz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Peygamberimiz">Peygamberimiz</a>&#8217;in Allah tarafından getirip, haber verdiği şeylerin doğruluğunu gönülden, hiçbirini diğerinden ayırt etmeden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kabul/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kabul">kabul</a> etmek.Bu esastır.2-Dil ile tasdik:Bu inancını dil ile söylemek.3- İş ile tasdik: Yaptıklarıyla inancını doğrulamak.Bu üç özellği de kendinde bulunduran imanı benimsemiş, bütün ve parçalanmaz olduğunu göstermiş olur.<br />
El-Müheymin:Gözetici koruyucu.<br />
El-Aziz: Mağlup edilmesi mümkün olmayan galip.<br />
El-Cebbar:Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.<br />
El-Mütekebbir:Herşeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.<br />
El-Halık: Herşeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, olayları tayin ve tesbit eden (bilen, belirleyen) ve ona göre yaratan, yoktan var eden.<br />
El-Bari:Eşyayı ve herşeyin aza ve cihazlarını birbirine uygun ve mülayim bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/halde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Halde">halde</a> yaratan.<br />
El-Musavvir:Tasvir eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren.<br />
El-Gaffar: Mağfireti pek çok olan.<br />
El-Kahhar: Her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim. Kuvvet ve Kudretiyle herşeyi içinden dışından kuşatan.<br />
El-Vehhab:Çeşit çeşit ni&#8217;metleri daima bağışlayıp duran.<br />
Er-Rezzak:Yaradılmışlara faydalanacakları şeyleri veren.<br />
El-Fettah:Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran.<br />
El-Alim:Herşeyi çok iyi, en iyi bilen.<br />
El-Kabıd:Sıkan Daraltan (zenginken fakir kılan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a>).<br />
El- Basıt:Açan genişleten(fakirken zengin kılan). El-Kabıd ve El-Basıt ismi şerflerinden anladığımız Allah her kulunu çeşitli şekillerde imtihana tabi tutar.<br />
El-Hafıd:Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan.(Şan ve şeref sabiyken rezil ediveriri).<br />
Er-Rafi:Yukarı kaldıran, yükselten.( Allah teala istediği kulunu da kaldırıverir üstün şerefli yapıverir.<br />
El-Muiz:İzzet veren, ağırlayan.<br />
El-Müzil:Zillete düşüren, hor ve hakir eden.<br />
Es-Semi&#8217;: Herşeyi işiten. Allah tealanın birini işitmesi diğerini işitmesine engel olmaz, insanlar gibi işitmek için gereken şartların hiçbirine ihtiyacı olmadan işitir. Herşeyi işitir kalbten geçenleri, geceleyin yürüyen bir karıncanın ayakseslerini, bir yaprağın düşüşünü &#8230;<br />
El-Basır: en iyi gören.Herşeyi her ne şartta olursa olsun gören.<br />
El-Hakem: Hükmeden, hakkı yerine getiren<br />
El-Adl:Çok adaletli. Adalet sahibi.<br />
El-Latif:En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilmeyen, en ince şeyleri yapan, ince ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran.<br />
El-Habir:Her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar.<br />
El-Halim: Hilmi(Suçluların cezasını vermeye gücü yettiği halde bunu yapmayıp, onlar hakkında yumuşak davranmak, cezalarını ertelemek) çok.<br />
El-Azim:Pek azametli (hakiki büyüklük Allah&#8217;ındır.).<br />
El-Ğafur:Mağfireti çok.<br />
Eş-Şekur:Kendi rızası için yapılan iyi işleri daha ziyadesiyle karşılayan.(iyililere daha iyisiyle karşılık veren)<br />
El-Aliy:Pek yüksek olan.(Allah&#8217;tan üstün varlık düşünmek imkansızdır.Benzeri ortağı yardımcısı yoktur.)<br />
El-Kebir:Göklerde ve yerde heryerde eşsiz ve tek büyük O&#8217;dur.<br />
El-Hafiz:Yapılan işleri bütün tafsilatiyle tutan, herşeyi, belli vaktine kadar afat ve beladan saklıyan.<br />
El-Mukıt:Her yaratılmışın azığını veren.<br />
El-Hasib:Muhasib= Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin, bütün tafsilat ve teferruatıyla hesabını iyi bilen.Allah teala neticesi hesapla bilinebilecek ne kadar şey varsa hepsinin neticesini hiçbir şeye muhtaç olmadan doğrudan apaçık bilir.<br />
El-Celil: Celalet ve ululuk sahibi.<br />
El-Kerim:Keremi bol.(Allah teala Kerimdir, muktedirken affeder, va&#8217;dedince sözünü yerine getirir.)<br />
Er-Rakıb:Bütün varlık üzerinde gözcü, bütün işler murakabesi altında bulunan.<br />
El-Mucib:Kendine yalvaranların isteklerini veren.<br />
El-Vasi:Geniş ve müsaadekar.(Allah&#8217;u teala&#8217;nın kudreti ve rahmetinin ve diğer bütün sıfatlarının genişliği ve tükenmezliği, her zerrede görülüp duruyor, fakat insana en yakın yine kendi şahsıdır.<br />
El-Hakim:Buyrukları ve bütün işleri hikmetli.<br />
El-Vedud:İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren, yahud sevilmeye ve dostluğu kazanılmağa biricik layık olan.<br />
El-Mecid:Şanı büyük ve yüksek olan.<br />
El-Bais:Ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran.<br />
Eş-Şehid:Her zamanda ve her yerde hazır ve nazır olan.<br />
El-<a href="http://www.genelbilge.com/tag/hak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hak">Hak</a>:Varlığı hiç değişmeden duran.<br />
El-Vekil:İşleri yoluyla kendisine bırakanların işini düzeltip, onların yapabileceğinden daha iyisini te&#8217;min eden.<br />
El-Kaviy:Pek güçlü olan.Allah tealaya hiçbir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> dermansızlık güçsüzlük erişmez.<br />
El-Metin: Çok sağlam olan.<br />
El-Veliy:İyi kullarına dost.Allah sevgili kullarının dostudur.<br />
El-Hamid:Ancak kendisine hamdü sena olunan, bütün varlığın diliyle biricik öğülen.<br />
El-Muhsi:Na mütenahi de olsa herşeyin sayısını bilen.<br />
El-Mübi:Mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan.<br />
El-Muıd:Yaratılmışları yokettikten sonra, tekrar yaratan.<br />
El-Muhyi:Can bağışlayan, sağlık veren.<br />
El-Mümit:Canlı bir mahlukun ölümünü yaratan.<br />
El-Hay:Diri, herşeyi bilen ve her şeye gücü yeten.Allah teala diridir herzaman O&#8217;nu asla uyku uyuşukluk tutmaz.<br />
El-Kayyum:Gökleri, yeri ve herşeyi tutan.<br />
El-Vacid:İstediğini istediği vakit bulan.<br />
El-Macid:Kadr ü şanı büyük kerem sahibi ve rahmeti bol.<br />
El-Vahid(El-Ahad):Tek&#8230; Zatında, sıfatlarında, işlerinde , isimlerinde, hükümlerinde asla şeriki-ortağı- veya naziri-benzeri- dengi bulunmayan.<br />
Es-Samed:Hacetlerin ihtiyaçların bitirilmesi ızdırapların giderilmesi için tek merci. Kendisine muhtaç olunan.<br />
El-Kaadir:İstediğini istediği gibi yapmaya gücü yeten.<br />
El-Muktedir:Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf edn.<br />
El-Mukaddim:İstediğini ileri geçiren öne alan.<br />
El-Muahhir:İstediğini geri koyan, arkaya bırakan.<br />
El-Evvel:Kendi varlığının evveli yoktur.<br />
El-Ahir:Varlığının sonu olmayan.<br />
Ez-Zahir:Aşikar olan.Allah&#8217;ın varlığı herşeyden aşikardır.<br />
El-Batın:Allah teala nın varlığı hem aşikar hem gizlidir.O&#8217;nu görüp de bilemeyiz. Ama mademki mahluk var halıkı da olucaktır.Bütün hakikatler onun varlığına delalettir.<br />
El-Vali:Bu muazzam kainatı ve her an olup biten hadisatı tek başına tedbir ve idare eden.<br />
El-Müteali:Yaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce olan.<br />
El-Berr:Kulları hakkında müsait bulunan&#8230; İyiliği ve bahşişi çok olan.<br />
Et-Tevvab:Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan.<br />
El-Müntekım:Suçları, adaleti ile müstahik oldukları cezaya çarpan.<br />
El-Afüv:Afvı(Afv:intikamın zıddıdır.)çok olan.<br />
Er-Rauf:Pek çok rahmetlidir.<br />
Malikü&#8217;l mülk:Mülkün ebedi sahibidir.<br />
Zü&#8217;l-Celali Ve&#8217;l-İkram:Hem büyüklük sahibi, hem fazlı kerem sahibi.<br />
El-Muksit:Bütün işleri denk ve birbirine uygun ve yerli yerinde yapan.<br />
El-Cami&#8217;:İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan.<br />
El-Ğaniy:Çok zengin ve herşeyden müstağni olan.<br />
El-Muğni:İstediğini zengin eden.<br />
El-Mani&#8217;:Birşeyin meydana gelmesine müsaade etmiyen.<br />
Ed-Dar:Elem ve mazarrat verici şeyler yaratan.<br />
En-Nafi&#8217;:Hayr ve menfaat verici şeyler yaratan.<br />
En-Nur:(Münevvir manasına)Alemleri nurlandıran, istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran.<br />
El-Hadi:Hidayet lutfeden, istediği kulunu hayırlı kılan, muradına erdiren.<br />
El-Bedi&#8217;:Örneksiz, misalsiz,acib vehayret verici alemler icad eden.<br />
El-Baki:Varlığının sonu olmayan.<br />
El-Varis:Servetlerin geçici sahipleri, elleri boş olarak yokluğa döndükten sonra, varlığı devam eden, servetlerin hakiki sahibi.<br />
Er-Reşid:Bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp dosdoğru ve bir nizam ve hikmet üzere sonuna ulaştıran.<br />
Es-Sabur:Çok sabırlı.Celle Celaluh&#8221;</p>

<p class="sayac_bilgi">79 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/hadisi-serifin-metni.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namazın Faydaları</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/namazin-faydalari.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/namazin-faydalari.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Jun 2010 17:36:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Beden]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Etkin]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[Hak]]></category>
		<category><![CDATA[Halde]]></category>
		<category><![CDATA[Hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Olur]]></category>
		<category><![CDATA[Ra]]></category>
		<category><![CDATA[Rek]]></category>
		<category><![CDATA[Yani]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/namazin-faydalari.html/</guid>
		<description><![CDATA[Sağlık açısından namazın hikmetleri: İbadetlerin bir hedefi de,insanı ruhen ve bedenen sağlam tutmak,ruhi ve bedeni hastalıklara karşı korumak;hatta malının sağlığını bile korumaktır.Çünkü namaz gibi ibadet ve yıkanmayı Ön şart kabul etmekle beden temizliğine,özellikle namaz,oruç ve hac insanın ruhi temizliğe vasıtasıdır. Genelde bazı hastalıklar vardır ki,sebebi mikrobiktir,insanın cismine arız olur.Bazı hastalıklar da vardır ki,sebebi mikrobik değildir,yani [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık açısından namazın hikmetleri:</p>
<p>İbadetlerin bir hedefi de,insanı ruhen ve bedenen sağlam tutmak,ruhi ve bedeni hastalıklara karşı korumak;hatta malının sağlığını <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> korumaktır.Çünkü <a href="http://www.genelbilge.com/tag/namaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Namaz">namaz</a> gibi ibadet ve yıkanmayı Ön şart kabul etmekle <a href="http://www.genelbilge.com/tag/beden/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Beden">beden</a> temizliğine,özellikle <a href="http://www.genelbilge.com/tag/namaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Namaz">namaz</a>,oruç ve hac insanın ruhi temizliğe vasıtasıdır.<br />
<span id="more-13582"></span><br />
Genelde bazı hastalıklar vardır <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ki">ki</a>,sebebi mikrobiktir,insanın cismine arız <a href="http://www.genelbilge.com/tag/olur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Olur">olur</a>.Bazı hastalıklar da vardır ki,sebebi mikrobik değildir,yani ruhidir,insanın ruhi fonksiyonlarına ve yaşantısına arız <a href="http://www.genelbilge.com/tag/olur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Olur">olur</a>.Fakat bununla beraber arasında kesin bir kategorik bir ayrım olmadığından ,bedeni bir hastalık,bazen ruhi yaşantıyı da hasta ettiği gibi,ruhi bir hastalık bazen bedeni de etkileyebilir.O <a href="http://www.genelbilge.com/tag/halde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Halde">halde</a> tam sağlıklı bir kişilik için hem bedeni hem de ruhu dengeli bir şekilde sağlıklı tutmak gerekir.İslam,namaz ve diğer ibadet sistemiyle her türlü hastalığa karşı hem koruyucu bir hekimlik ,hem de iyileştirici etkin bir ilaçtır.</p>
<p>Namaz bütün erkanıyla Allah’ı hatırlama ve zikretmektir.Allah’ı zikretmek olan namaz,insanın bedenine,hem de ruhuna şifadır.Cenab-ı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hak">Hak</a> şöyle buyuruyor:”Onlar inanmışlar,kalbleri Allah’ı zikirle huzura kavuşur.”(<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ra/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ra">Ra</a>’d Suresi:28)Yine:”Rablerinden korkanların bu kitaptan tüyleri ürperir,sonra hem derileri,hem de kalbleri Allah’ın zikriyle yumuşar ve yatışır.”(Zümer Suresi:23) Bir hadis-i şerifte,”Namazda şifa vardır.”(Ahmed ibn.-i Hanbel:2/390) buyurulur.</p>
<p>Namazı yalnız bir beden eğitimi gibi gören bazı yanlış anlayışlara cevap olarak,şunları söyleye biliriz:<br />
1.	Beş vakit namazda 40 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/rek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Rek">rek</a>’at ve 80 secde var.Her gün kaç jimnastikçi bu kadar hareket yapar?<br />
2.	Namaz yavaş yavaş kılınır.Kalp yorulmaz.<br />
3.	Namaz günde beş ayrı vakitte kılınır.Kaç jimnastikçi günde beş defa ayrı ayrı zamanlarda beden eğitimi hareketi yapar?Yolculuk yaparken bile namaz terk edilmez.<br />
4.	Namaz ömrünün sonuna kadar farzdır.Ömrünün sonuna kadar kaç jimnastikçi beden eğitimi hareketlerini sürdürür?<br />
5.	Namaz kılmak için abdest almak şarttır.Bazı durumlarda boy abdesti gerekir.Halbuki,jimnastik yapmak için böyle bir mecburiyet yoktur.<br />
Sabah namazı 4 rek’at,öğle 10,ikindi 8,akşam 5,yatsı 13rek’at.Hepsi kırk rek’at.Her rek’atta 2 defe secdeye giden mü’min günde 80 defa yatar kalkar.Hiçbir jimnastikçi günde seksen defa muntazam bu hareketi yapamaz.Bu jimnastikçiler o da yalnız sabahları olmak şartıyla günde yirmi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> otuz defa hareket ederler.Yaptıkları hareketler hızlı olduğundan çoğu kez kalblerini yorarlar,hareketinden sonra yorgun düşerler.Bütün gün de hareket etmediklerinden vücutlarında kalori toplanmasının,yağlanmanın önüne geçemezler.Namazda ise hareketler yavaştır.Bu hareketler Kalbi yormaz,günün değişik saatlerinde olduğu için insanı devamlı dinç tutar.Yağlanmaya ve kalori depolanmasına mâni olur.</p>
<p>İnsan hayatında kanın yeri büyüktür.Kalp,kanı vücudun en ücra yerlerine kadar ulaştırmak üzere pompalar Kalbin bu işi yapabilmesi için daima olarak dinç olması gerekir.Bir de bu kan gönderme işinde kalbe yardımcı olunabilmesi için,o hücrenin kanile iyice sulanması veyahut kanlanması gerekmektedir.Nasıl bir bahçıvan sebzelerin iyice yetişmesi için bahçeyi her zaman sulaması gerekirse,dokulardaki kan dolaşımı,yani hücrelerin iyice kanla sulanması gerekmektedir.</p>
<p>Namaz kılanların gözleri 80 defa yere eğildiklerinden daha kuvvetli kan devranına malik olur.Göz tansiyonunda artma olmaz ve ön kameradaki sıvının devamlı değişmesi temin edilmiş olur.Glokom ve buna benzer vahim göz hastalıklarının namaz kılanlarda daha az görülmesi bu yüzdendir.</p>
<p>Namaz kılan insanların gerek kalça,gerek diz ve gerekse ayak bileği ve kol omuzu,dirsek ve el bileği eklemleri de devamlı işleyen bir makine gibi olduğundan,eklemlerde meydana gelecek bütün romatizma hastalıklarından,dejeneratif hastalıklardan salim oldukları gün apaçık ortadadır.Zaten bu hastalıklar İslam dini ile yakından uzaktan alakası olmayan Hıristiyanlarda ve namaz kılmayan insanlarda daha fazla görülürler.Bu eklem hastalıklarından insanı koruması bile namazın en iyi taraflarından birini teşkil eder.</p>
<p>Beden ve ruh sağlığı açısından namaz:</p>
<p>Göz merceklerinin dinlenebildiği en rahat mesafe bir buçuk metreye bakmaktır.Göz merceklerimiz ancak kasılmadan bu mesafeyi gördüğü zaman rahatlar.Namaz kılan,secde yerine baktığında göz mercekleri dinlenmektedir.günde kırk rek’at hesabı ile bu dinlenme takriben bir saat tutar ki,bu nimet göz için bulunmaz bir sağlık reçetesidir.</p>
<p>Vücudun en çok zahmet çeken organları eklemlerdir.Bunların tümü namaz motifi içinde yıpranmışlıklarını giderir,tam sağlığa kavuşur.Namaz dışında hiçbir hareket rejimi eklemlere böyle bir sağlık sağlamaz.</p>
<p>Ayrıca namazın ibadet disiplini içinde devamlılığı eklemlerdeki bu huzuru ömrün sonuna kadar götürür.</p>
<p>Kalbin çalışmasında ve duygusal sistemle ilgisinde fevkalade önemli özelliği,elektromanyetik eksenleridir.Namaz hareketleri sırasında bu eksenler en ideal çizgilere gelir.Özellikle sağlıklı kişilerin günlük elektromanyetik etkiler sonucu göğüs nahiyesinde hissettikleri huzursuzluklara namaz kılanlarda hemen hemen hiç rastlanmaz.</p>
<p>Namazın ruhi yapımıza getirdiği rahatlamalar:</p>
<p>Hiç değilse günde kırk rek’at namazda bir saat dünya telaşının hırçın etkilerinden uzaklaşırız.</p>
<p>Namaz kılanlar namazlarını devam ettirebilmek için,ayet-i kerimenin de emrettiği gibi,aşırılıklardan,dolayısıyla şerlerden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uzak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uzak">uzak</a> kalır.İhtiras ve buna bağlı streslerden de büyük ölçüde kurtulur.</p>
<p>Namaz kılanlarda tevekkül duygusu otomatik olarak gelişir.Ruh hastalıklarında büyük etkisi olan vesvese böylece tahrip imkanı bulamaz.Şüphesiz şeklen de olsa namaz<br />
kılanlar,imanın hiç değilse en yüzeyde taktikçisi olduğundan,ruhi yapılarında birbirine zıt kargaşalar yerine sentezini bulmuş rahatlıklar vardır.</p>
<p>NAMAZ VE RUH EĞİTİMİ</p>
<p>Şüphesiz namaz;ancak ağırbaşlılık,alçakgönüllülük,yalvarma,yakarma,ve pişmanlık duymadır.Elini kor;Allah’ım! Allah’ım! Dersin.kim böyle yapmazsa o bir eksiklik yapmıştır.</p>
<p>Namaz;mü’mini ruhen yücelten,onu maddi,manevi kir ve paslardan arındıran,fahşâ ve münkerden alıkoyan,nefsin ve şeytanın esaretinden kurtaran,kibir,gurur ve bencillik gibi hastalıkları tedavi eden,vakar ve tevazu duygularını artıran mükemmel bir ibadettir.</p>
<p>Namaz;mü’mini Allah katına yükseltip O’na kavuşturan bir mi’râcdır.</p>
<p>Namaz;gönülleri ferahlatan,ruhları aydınlatan şifadır.</p>
<p>Namaz;fani ve fena olan şu dünyadan,ebedi olan ilahi aleme açılan bir penceredir.</p>
<p>Namaz;mü’mini gerçek özgürlüğüne kavuşturan ruhi bir inkılaptır.</p>
<p>Namaz;ömür boyu,her türlü hal ve ortamda sürekli devam eden bir sabır eğitimidir.</p>
<p>Namaz;günlük hayatın akışını beş kez durdurup düzenleyen,vakti en verimli ve en yararlı bir biçimde kullanmayı sağlayan bir nizamnamesidir.</p>
<p>Namaz;mü’minin günlük faaliyetleri hakkında düzenli olarak Rabb’ine hesap vermesini sağlayan bir otokontrol mekanizmasıdır.</p>
<p>Namaz;dua,zikir,tevbe,istiğfar,şükür,hamd,tesbih,tenzih gibi ögeleriyle Mü’mini manen eğiten ve olgunlaştıran bir ibadetler bütünüdür.</p>
<p>Namaz Kötülüklerden Arındırır </p>
<p>Namazın,bir mü&#8217;minin hayatındaki en önemli etkisi;onu çirkin,fena ve kötü olan şeylerden,Nâhoş ve yüz kızartıcı davranışlardan uzak tutmasıdır.</p>
<p>Muhakkak namaz,kötü ve iğrenç şeylerden vazgeçiricidir.(Ankebût:45)</p>
<p>Yalnızca Allah için namaz kılan bir mü’min,Allah’ın haram kıldığı ve münker saydığı şeylerden uzak durmaya ve onlara yaklaşmamaya çalışacaktır.Çünkü namazda bu tür olumsuzlukları bağdaştırmak mümkün değildir;ateşle barutu bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arada">arada</a> tutmak nasıl imkansızsa,namazla fahşâ ve münkerin arasını telif etmek de öylesine imkansızdır.Namaz kılan bir kimse,en azından namaz kıldığı süre içinde bu tür kötülük ve çirkinliklerden uzak kalacak demektir.Bu da,fahşâ ve münkeri tamamen terk etmek için ilk adım sayılır.</p>
<p>Namaz,mü’minin,o <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ana/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ana">ana</a>  dek işlediği hata ve günahların farkına varması,bunlardan dolayı tevbe ve istiğfarda bulunması için ele geçmez bir fırsattır.Böylece,kendi kendini hesaba çekecek,Rabb’inden af ve bağışlanma dileyecektir:</p>
<p>Rabb’imiz! Bizim günahlarımızı bağışla,kötülüklerimizi ört ve birr (iyilik ve ihsan) sahipleriyle beraber canımızı al! (Âl-i İmrân:193).</p>
<p>Namaz kılan mü&#8217;min,bir yandan namazını mükemmel hale getirmeye çalışırken,öte yandan da salih amellerde,iyilik ve ihsanlarda bulunarak kötülüklerini örtmeye çalışacaktır:</p>
<p>Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namaz kıl;çünkü iyilikler (hasenât),kötülükleri giderir.Bu,ibret alanlara bir öğüttür.(Hûd:114)</p>
<p>Rasüllah-sallallâhu aleyhi ve sellem-de,namazın günahlara bir keffaret olduğu ve onları yıkayıp temizlediğini ifade buyurmaktadır:</p>
<p>Hiçbir kimse yoktur ki,abdest alsın ve abdestini güzel yapsın.Sonra namazı kılsın da,o abdest ile kıldığı namazı takip edecek namaz arasındaki günahları onun için mağfiret olunmasın.</p>
<p>Bir keresinde Nebi-aleyhisselem-:</p>
<p>“Beş vakit namaz kılan,evinin önünde bol miktarda akan tatlı bir suya günde beş defa dalıp yıkanan gibidir.Bu adamda kir namına bir şey kalır mı?”dedi.</p>
<p>“Hayır,bir şey kalamaz!”dediler.</p>
<p>Rasûlüllah,”Suyun kiri giderdiği gibi,beş vakit namaz da günahları yok eder.”buyurdu.</p>
<p>Namaz,insandaki birtakım olumsuz özellikleri yıkayıp temizlemekle kalmaz.ayrıca <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ona/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ona">ona</a> olumlu ve güzel nitelikler kazandırır:</p>
<p>Namaz;mü’mini birr,takva ve ihsan sahibi yapar.Onu sabırlı,olgun,ağırbaşlı ve alçakgönüllü bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> haline getirir.</p>
<p>Namaz Sabır Eğitimidir</p>
<p>Ey iman edenler! Sabırla ve namazla yardım dileyin! Şüphesiz bu,huşû duyanlardan başkasına ağır gelir.(bakara:45).</p>
<p>Ey iman edenler!Sabırla ve namazla yardım dileyin! Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.(Bakara.153)</p>
<p>Bu âyetlerde sabır ve namaz birlikte zikredilmekte ve böylece bu iki kavram arasındaki sıkı bağlantıya işaret edilmektedir.Gerçekten sabır ve namaz,davetçi mü’minin en belirgin iki hasleti olmalıdır.</p>
<p>Bu konuda şehid Üstad Seyyid Kutub’un yorumuna kulak verelim:<br />
“Kur’anda sabır tekrar tekrar zikredilir;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/zira/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zira">zira</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/allahu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Allahu">Allahu</a> zü’l-Celal,insanların bunca nefsani arzu ve isteklerin baskısı altında doğru istikamette yürümelerinin zorluğunu,bunca çekişmekler içinde ve engeller karşısında hak davasını hakim kılmanın azametini,fertlerin gerilen asabları,iç ve dış düşmanlara karşı bütün yardımcı kuvvetleri uyanık tutmanın zorluğunu çok iyi biliyor ve o yüzden bunlara karşı sabırlı olmayı emrediyor.</p>
<p>“Allah’ın emirlerine karşı sabır!..Hakka karşı gelenlerle <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cihad/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cihad">cihad</a> etmek için sabır!..Zaferin gecikmesine karşı sabır!..Batılın çığırtkanlığına ve yayılışına karşı sabır&#8230; Nefsin süfli arzularına karşı sabır&#8230;İnsanların inatçılığına ve sapıklığa meyline karşı sabır&#8230;</p>
<p>“Eğer meydanda tayin edilmiş bir müddet,iyi hazırlanmış bir yol azığı yoksa,zaman uzayıp zorluklar artınca sabır azalır veya tükenir.Bunun için yüce Allah Kur’an’da sabırlı namazı aynı paralelde zikrediyor.Namaz;kurumayan bir kaynak ve hazinedir.Sabır ipi yalnız namazla uzar ve namazla olduğu müddetçe kopmaz.Namaz,sabra Allah rızasını,tatlı yüzü,iç huzuru,güveni ve yakîni ekler.</p>
<p>“Karşılaşılan iş,insanoğlunu zayıf takatini aşınca,mutlaka o büyük varlıktan yardım dilemek mecburiyetindedir.Nefsani arzuları yenmenin,hak yolda azimle yürümenin ve zulümle cihad etmenin zorlaştığı zamanlarda insanoğlunun o ezeli ve edebi güce sarılmaktan (namazla yardım dilemekten) başka çaresi yoktur.Şu sınırlı ve fani hayatta yollar uzayıp şiddetler artar,hedefe bakınca henüz ön belirtilere bile rastlamadığı ve ömrün zevale doğru yöneldiğini gördüğü zamanlarda elbette o bitmez ve tükenmez.İlahi kuvvete (namaza) sarılmak mecburiyetini duyar.Şer hareketlerinin yayıldığı,hayırlı faaliyetlerin gizlendiği,ufukta ışık belirtilerinin görülmediği,yolda işaretlere rastlanmadığı zamanlarda,elbette yöneliş yalnız O’na olacaktır.</p>
<p>“İşte bu gibi dar zamanlarda namazın gerçek hüviyeti ortaya çıkar.Namaz;bir zerrecik damlayla,bitmez tükenmez derya arasında buluşma yeri ve zamanıdır.Namaz;fani olan  şu insanoğlunun,bu daracık kara parçasının sahasında uçup kainatı kuşatan ilahi kudretin sahasına süzülüşüdür.Namaz;kızgın çöl güneşinin altında serin bir ağaç gölgesi gibidir.Namaz;üzgün ve yorgun gönüllerin,şefkatli bir el tarafından okşanışıdır.Bunun için Rasûllah-sallalahu aleyhi ve sellem-,zorluklarla karşılaştığı,işinin çok olduğu yorgun zamanlarda,gönlünü ilahi haşyetin derinliklerine bırakmak için,’Bizi ona (namaza) çağır ya Bilal!’ derdi”</p>
<p>Namaz <a href="http://www.genelbilge.com/tag/huzur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Huzur">Huzur</a> ve Sükun Kaynağıdır</p>
<p>Namaz,müminler için bir sığınak ve şifadır;rahatlama ve ilahi huzura kavuşma vesilesidir.</p>
<p>Mü’min,günde beş kez abdest alarak yıkanıp temizlenir,ayıpları örtüp kapatır,yüzünü kıbleye,kalbini de Allah’a yöneltir,dünyevi endişe ve kaygıları bir kenara bırakır,şeytani vesveseleri terk eder,bütün vücudu ve uzuvları ile Allah’a teslim olup huşû ve hudû içinde tekbir alır ve namaza koyulur.Kendi basit dünyasından kurtulup sıyrılır ve ilahi aleme dalar.Rabb’ine münacaat eder,yalvarır yakarır,pişmanlığını ifade eder.Halik-ı zü’l-Celal’le hasbihal eder.O’nun mübarek kelamını terennüm ederek,ayetlerin mana derinliklerinde kaybolur.Saygıyla ayakta durur,eğilip rüku eder,secdeye kapanır,doğrulur,tekrar secde eder;böylece kıyam rüku ve sücudu tekrarlar durur.Oturur,dua ve niyazda bulunur,tevbe ve istiğfar eder.Nihayet bu ulvi miracını selamla noktalar.</p>
<p>Böylece;stresten patlayacak hale gelen,sıkıntı ve bunalımlarla kararan mustarip gönüller hafifleyip ferahlar ve sükunet bulur.Böyle bir namaz huşû duyan mü’minler için bir zevk ve neşe kaynağıdır.Namaza üşene üşene kalkan,imanları zulüm katan ve gösteriş için namaz kılanlara ağır gelir ve bir yük olur.</p>
<p>İki yüzlüler,Allah’ı aldatmaya çalışırlar.Oysa O,onların aldatmalarını kendilerine çevirir.Namaza kalktıkları zaman da üşene üşene kalkarlar,insanlara gösteriş yaparlar,Allah’ı pek az anarlar.(Nisâ:142) </p>

<p class="sayac_bilgi">22 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/namazin-faydalari.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbadet nedir? Nasıl Yapılır</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/ibadet-nedir-nasil-yapilir.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/ibadet-nedir-nasil-yapilir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 15:11:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Diye]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hamd]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Huzur]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Insana]]></category>
		<category><![CDATA[Insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Kulu]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Nitekim]]></category>
		<category><![CDATA[Ona]]></category>
		<category><![CDATA[Sadaka]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat]]></category>
		<category><![CDATA[Zira]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=12114</guid>
		<description><![CDATA[İbadet yüce Allah&#8217;a karşı gösterilecek saygı, tazim ve hürmet demektir. Buna kısaca kulluk da diyebiliriz. İnsan sadece Allah&#8217;ın kulu olduğunu idrak eder, yalnız ona ibadet eder ve yalnız ondan yardım isterse dünya ve ahiret saadetine kavuşur. İbadet, Allah&#8217;ın emirlerini yerine getirmek, yasakladığı bütün haramlardan uzaklaşmak manasındadır. Bu, Allah için cihad etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İbadet yüce <a href="http://www.genelbilge.com/tag/allah/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Allah">Allah</a>&#8217;a karşı gösterilecek saygı, tazim ve hürmet demektir. Buna kısaca <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kulluk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kulluk">kulluk</a> da diyebiliriz. İnsan sadece <a href="http://www.genelbilge.com/tag/allah/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Allah">Allah</a>&#8217;ın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kulu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kulu">kulu</a> olduğunu idrak eder, yalnız ona <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ibadet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ibadet">ibadet</a> eder ve yalnız ondan yardım isterse dünya ve ahiret saadetine kavuşur. İbadet, Allah&#8217;ın emirlerini yerine getirmek, yasakladığı bütün haramlardan uzaklaşmak manasındadır. Bu, Allah için <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cihad/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cihad">cihad</a> etmek, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/namaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Namaz">namaz</a> kılmak, oruç tutmak, yahut kafirlere benzememek, içkiden, kumardan ve diğer kötülüklerden uzaklaşmak gibi neticeler doğurur.<br />
İnsanlar Allah&#8217;a kulluk görevlerini yerine getirmek ve O&#8217;nun yüceliğine sarılmakla <a href="http://www.genelbilge.com/tag/huzur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Huzur">huzur</a> bulurlar. Çekilen bela, sıkıntı ve müsibetler ibadet sayesinde hafifler. Zaten mümin her türlü iyiliğin ve her türlü kötülüğün Allah&#8217;ın yaratmasıyla doğduğunu, yine her türlü nimetin insana Allah tarafından<span id="more-12114"></span> ihsan edildiğini bilerek ve Allah&#8217;a, onun gösterdiği şekilde ibadet edecektir. Bu ibadet Allah&#8217;a şükranın ve verdiği nimetlere <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hamd/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hamd">hamd</a> etmenin tezahürüdür.<br />
Allah&#8217;a kulluk, yaratılışın en büyük gayesidir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zira/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zira">Zira</a> yüce Allah cinleri ve insanları ancak kendisine kulluk etsinler <a href="http://www.genelbilge.com/tag/diye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Diye">diye</a> yarattığını bildirmiştir. Ayrıca içinde yaşadığımız dünya, ölüm ve hayat yine insanların bu kulluk görevlerini nasıl yapacakları belli olsun <a href="http://www.genelbilge.com/tag/diye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Diye">diye</a> var edilmiştir.<br />
İbadet yüce Allah&#8217;ın emri olduğu için onlardan vazgeçmek <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> onları yerine getirmemek günahtır. Mükellef olan herkes sınırları İslamda belirtilmiş çeşitli ibadetlerle yükümlüdür.</p>
<p>İBADET ÇEŞİTLERİ<br />
Yapılış itibariyle ibadetler üç çeşittir. Bunlar sırasıyla bedeni, mali, hem bedeni hem mali, ibadetlerdir.<br />
Bedeni ibadet, sadece vücut hareketleriyle yapılan ibadetlerdir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/nitekim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nitekim">Nitekim</a> namaz kılmak, oruç tutmak söylenir.<br />
Mali ibadet, mal ile yapılan ibadettir. Zekat vermek, sadaka vermek gibi.<br />
Hem mali hem bedeni ibadet; vücut hareketleri ve mal ile yapılan ibadetlerdir. Buna en güzel cihadı örnek gösterebiliriz. Zira cihad, yeryüzünde Allah&#8217;ın hakimiyetini tesis için mallarımız ve canlarımızla savaşmak, çalışıp çabalamak demektir. Hacda hem mali hem bedeni ibadetler arasındadır.</p>

<p class="sayac_bilgi">217 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/ibadet-nedir-nasil-yapilir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlilik İle İlgili Bilgiler</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/evlilik-ile-ilgili-bilgiler.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/evlilik-ile-ilgili-bilgiler.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 18:33:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bayanlar İçin]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ana]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[Kimlik]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11851</guid>
		<description><![CDATA[Evlenmenin fayda ve zararları Evlenecek kızlara tavsiyeler Açıktan günah işleyenle evlenmek Bir genç kızın mektubu Bir gencin mektubu Nasîbin çıkmaması Gerçek kimlik evlendikten sonra! Bir baba kızını evlendireceği zaman Sıkıntılı genç kız Evlenene kadar İffet ve hayânın önemi Eşini kıskanmak Çeşitli hükümler Dinimizde ırk ayrımı yoktur Hurmet-i musahere nedir? Tüp bebek Çocuğun kan grubunun ana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evlenmenin fayda ve zararları<br />
Evlenecek kızlara tavsiyeler<br />
Açıktan günah işleyenle evlenmek<br />
Bir genç kızın mektubu<br />
Bir gencin mektubu<br />
Nasîbin çıkmaması<br />
Gerçek kimlik evlendikten sonra!<br />
Bir baba kızını evlendireceği <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a><br />
Sıkıntılı genç kız<br />
Evlenene kadar<br />
İffet ve hayânın önemi<br />
Eşini kıskanmak<br />
Çeşitli hükümler<br />
Dinimizde ırk ayrımı yoktur<br />
Hurmet-i musahere nedir?<br />
Tüp bebek<br />
Çocuğun kan grubunun <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ana/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ana">ana</a> babasınınkine benzemesi<br />
Gelin kaynana meselesi<br />
İstihare nasıl yapılır<br />
Müt’a nikahı haramdır<br />
Mehir nedir?<br />
Yalan söylemenin caiz olduğu yerler<br />
Lohusalık döneminde dışarı çıkılmaz mı?<br />
Doğum yapan müslüman kadının günahları affolur<span id="more-11851"></span><br />
Hıristiyan ve dinsizle, ateistle evlenmek<br />
Ulu sözü dinlemiyen uluyakalır<br />
Nikahla ilgili sorular<br />
Evlilikle ilgili çeşitli konu ve sorular</p>
<p>      Evlenmenin fayda ve zararları<br />
      Sual: Günümüzde evlilik zararlı mı? Evlilikte dikkat edilecek hususlar nelerdir?<br />
      CEVAP<br />
      Evlenmenin fayda ve mahzurları, şahıstan şahısa göre değişir. Kimisi için evlenmek dünya ve ahıret saadetine sebeptir. Kimisi için ise mahzurlu olabilir. Birisiyle nikahlanmak isteyen, birkaç defa istihare etmeli, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hak">Hak</a> teâlâya sığınmalı, nefsin ve kötü kimselerin araya katılmasından korunmak için, yalvarmalıdır.<br />
      Evlenmenin faydalarından birkaçı şunlardır:<br />
      1- Evlilikten çocuk olabilir. Evladı salih olursa, kendisi için duâ eder. Onun sebebiyle birçok nimetlere kavuşur. Hadis-i şerifte buyuruldu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ki">ki</a>: (Öldükten sonra sevabı kesilmiyen iyi işlerden biri de, salih evlat yetiştirmektir. Ana-babası öldükten sonra böyle evladın ettiği duâlar, ana-babasına ulaşır.) [Müslim]<br />
      Çocuk, ana-babasından önce küçükken ölür, ebeveyni de bu acıya katlanırsa, çocuk onlara şefaatçı olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
      (Çocuğa Cennete gir, denir. Öfke ile &#8220;Ana-babamı almadan girmem&#8221; der. Sonra ana-babası ile Cennete girer.) [Nesâî]<br />
      (Çocuklar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cennet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cennet">Cennet</a> kapısının önünde toplanıp, hep birden bağırıp, ana- babalarını isterler. Bağırmaları, ana-babaları oraya gelinceye ve herbiri ana-babasının elini tutup Cennete girinceye kadar devam eder.) [İ.Gazali]<br />
      2- Evlenmeyen kimse, gözünü haramlardan koruyamıyabilir. Evlilik, şeytanın kötülük yapmasından uzaklaştırabilir ve dinini korumaya yardım edebilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
      (Evlenen, dininin yarısını korumuştur. Artık diğer yarısını korumak için de Allaha karşı gelmekten sakının!) [Taberânî]<br />
      (Şükreden kalbe, zikreden dile ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ahiret/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ahiret">ahiret</a> hususunda size yardımcı olacak saliha bir hanıma sahip olmaya çalışın!) hadis-i şerifinde hanımın, zikir ve şükürle beraber buyurulması, saliha hanımların bir nimet olduğunu göstermektedir. Dinini korumakta yardımcıdır. [Tirmizî]<br />
      Hz. Ömer buyurdu ki: (İmandan sonra, iyi bir hanımdan daha büyük nimet yoktur.)<br />
      3- Kadınların huysuzluklarına ve onların ihtiyaçlarını temin için sabretmek, üstün ibâdetlerdendir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Günahlardan bir günah vardır ki, ailesinden çektiği sıkıntıdan başka birşey ona kefaret olmaz.) [Taberânî]<br />
      Kötü kadınlar arasına düşerek, nefsine aldanıp haram işlemekten korkan gencin, afif, temiz müslüman bir kız bulup evlenmesi farz olur. Böyle sıkışık durumda olmayan genç, ilim ve ahlâk edinmek için çalışıp kadınlara ait özel bilgileri öğrendikten sonra evlenmelidir. Çoluk çocuğuna helalden nafaka kazanmaktan aciz olanın evlenmesi doğru olmaz.<br />
      Müslüman bir gencin önce dinini iyice öğrenmiş olması gerekir. Ondan sonra sünneti yerine getirmek niyetiyle evlenebilir. Edebi, hayâsı, ahlâkı güzel olan, dinini, imanını, İslâmın şartlarını öğrenmiş, İslâmiyete uyan, sokakta dinin emrettiği şekilde giyinen bir kızla nikahlanmalıdır! İffet sahibi, dinini kayıran bir kız aramalıdır! İlla da (Malı çok, güzel bir kız olsun.) dememelidir! Mal için, güzellik için iffeti ve salahı elden kaçırmamalıdır!  Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
      (Kadın, ya malı için veya güzelliği için, yahut da dini için alınır. Siz dini olanını alınız! Malı için alan malına kavuşamaz. Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır.) [Müslim]<br />
      Din ile güzelliğin birlikte bulunması çok iyidir. Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
      (Güzelliği ve malı için bir kadınla evlenen, ikisinden de mahrum kalır. Dini için evlenene, mal ve güzellik de verilir.) [Taberânî]<br />
      Nikahtan önce kızı görmek sünnettir. (Görmeden olan evliliğin sonu, üzüntü ve pişmanlıktır) hadis-i şerifi, nikahtan önce kızı görmenin önemini bildirmektedir.<br />
      Evliliğin külfetleri çoktur. Ailenin ve çocukların mesuliyetleri vardır. Her babayiğit bu mesuliyetlerden kurtulamaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
      (İkinci asırdan sonra insanların en hayırlısı, gailesi az ve çoluk çocuğu olmayandır.) [Ebu Yala]<br />
      (Gün gelir, kişinin helakı, hanımının, ana-babasının ve çocuklarının elinden olur. Bunlar onu, fakirlikle ayıplar. Gücünün yetmediğini kendisinden isterler. Kişi bu sebeple tehlikeli işlere girer ve dini gider, helak olur.) [Beyhekî]<br />
      (Kulun dağlar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> iyiliği, sevabı olduğu hâlde, Kıyamette aile hakkından, onların bakımından, malını nereden kazanıp nereye sarfettiğinden sorulur. Böylece bütün hasenatı borçlarına ödenir. Birşeyi kalmaz. Sonra bir melek şöyle der: İşte şu, çoluk çocuğu dünyada bütün sevablarını yiyip bitiren ve bugün rehin olarak kalan kimsedir.) [İ.Gazali]<br />
      Evliliğin külfetlerinden bazıları şunlardır:<br />
      1- Helal nafaka temininde güçlük çeken kimse, harama sapar ve kendini helake sürükler. Bekar olursa kendini geçindirmesi daha kolay olur.<br />
      Kıyamette insanın ilk hasmı aile efradıdır. Derler ki: (Ya Rabbi, bundan hakkımızı al! Biz bilmiyorduk. O bize haram yedirdi.) Çoluk çocuğun hakkı alınır. Sadece mal bakımından değil, ilim bakımından da aile efradını cahil bırakmamalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kişi, ehlini cahil bırakmaktan daha büyük günahla <a href="http://www.genelbilge.com/tag/huzur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Huzur">huzur</a>-i ilahiye çıkamaz.) [Deylemî]<br />
      2-  Ailesiyle hoş geçinememek, kötü huylarına sabredememek felakettir. Çünkü erkek çoban gibidir, âmir gibidir, maiyetinden mesuldür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
      (Kişiye, tekeffül ettiği kimseye bakmaması günah olarak yeter.) [Nesâî]<br />
      Allahü teâlâ, kendimizi ve aile efradımızı Cehennemden korumamızı emrediyor. Hâlbuki insan kendini korumaktan aciz iken, mesuliyeti altındakileri nasıl koruyabilir? Geçimsiz, sinirli kimseler hanımlarının kötü huylarına sabredemeyeceği için evlenmemeleri daha uygun olur.<br />
      3- Çoluk çocuk kalbi meşgul edebilir. Kendisini ibâdetten alıkoyabilir. Ebu Süleyman-i Darani hazretleri buyurdu ki: (Bekarlığa dayanmak, ailenin çilesine dayanmaktan daha hayırlı, onların eziyetine katlanmak, Cehennem ateşine dayanmaktan daha hayırlıdır.)<br />
      Güzel ahlâka sahip olan, helal nafaka kazanabilen, hanımını üzmeyecek olan, evlenmesi ibâdetine mani olmayan kimsenin evlenmesinde mahzur yoktur. Helal nafaka kazanması zor ise, geçimsiz ve huysuz ise, evlenmesi hayırlı işlerine mani oluyorsa evlenmesi mahzurlu olur.</p>
<p>      Evlenecek kızlara tavsiyeler<br />
      Sual: Evlenecek kızlara tavsiyeniz nedir?<br />
      CEVAP<br />
      Erkek için de, kadın için de iyi geçinmek fedakârlık ve sabır ister. Külfetsiz nimet olmaz buyurmuşlardır.<br />
      İyi geçinmek için, sıkıntılara katlanmak ve her zaman kendini haklı görmemek gerekir. Ben haklıyım demek geçimsizliğe yol açar.<br />
      Tecrübeli müslüman annenin, asırlar önce kızına verdiği nasihat şöyle:<br />
      Doğup büyüdüğün, yıllarca yaşadığın bir yuvadan çıkarak, yabancı bir yere, gideceksin, huyunu suyunu bilmediğin bir arkadaşla yaşayacaksın. Sen ona yer ol ki, o sana gök olsun! Sen ona ev ol ki, o da evin direği olsun! Sen ona cariye ol ki, o da sana köle olsun!<br />
      Ona sıkıntı verme ki, sevgisini azaltmasın! Ondan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uzak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uzak">uzak</a> kalmaya çalışma ki seni unutmasın!<br />
      Onun burnunu, gözünü ve kulağını koruyasın ki, gözü senden başkasını görmesin, senden başkasını koklamasın, senden daima güzel şeyler işitsin!<br />
      Devamlı evde oturmaya gayret et, ev ve el işleriyle meşgul olmaya çalış!<br />
      Komşularınla iyi geçin, onlardan gelecek sıkıntılara katlan! Bilhassa komşular arasında laf getirip götürme! Dedikodudan son derece kaç! Namazlarını vakit girer girmez kıl!<br />
      Yiyecek içecek hususunda beyin ne getirirse onunla kanaat et ve şunu bunu alamıyoruz <a href="http://www.genelbilge.com/tag/diye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Diye">diye</a> asla şikayette bulunma! Kocanın hakkını kendi hakkın üzerine tercih et! Kocanın akrabalarının hakkını da önde tut! İntizama ve temizliğe çok dikkat et!</p>
<p>      Sual: Yeni evlenen kızıma nasıl nasihat edeyim?<br />
      CEVAP<br />
      Aşağıdaki mektup, tecrübeli bir annenin kızına yazdığı nasihatlerdir:<br />
      Yavrum! Şimdi sana kırk yıllık evliliğimin tecrübelerine dayanarak bazı nasihatlerde bulunacağım. Bu nasihatlerime uyarsan dünyada mutlu bir ömür geçirdiğin gibi, âhırette de ebedî saâdete ulaşırsın.<br />
      1 &#8211; Kanaatkâr ol! Yâni, kocan tarafından getirilen yiyecek ve giyecek herşeyi memnuniyetle kabul et! Çünkü, kanaat, kalbi huzûra kavuşturur.<br />
      2 &#8211; Söylenenleri dâima iyi dinle ve kocanın meşrû emirlerine itaat et!<br />
      3 &#8211; Evin ve her şeyin her zaman, temiz, muntazam ve düzenli olsun!<br />
      4 &#8211; Eşinin yemek saati ile uyku saatine dikkat etmelisin! Açlık insanı huysuz eder, uykusuzluk ise, öfkelendirir.<br />
      5 &#8211; Evinin mallarını ve eşyasını iyi koru! Yaptığın işleri, iyilikleri başa kakma! İyiliğe karşı iyilik çabuk unutulur, fakat kötülüğe karşı yapılan iyilik unutulmaz.<br />
      6 &#8211; Eşinin yakınlarına güzel muâmelede bulun! Kocanın hatâlarını, yalnız iken, yumuşak bir şekilde söyle!<br />
      7 &#8211; Kocanın sırlarını hiç kimseye söyleme! Karı-koca arasındaki sırlar kabre berâberlerinde gömülmelidir.<br />
      8 &#8211; Eşinin üzüntüsünü ve neşesini paylaş! Ona her yönüyle iyi bir hayat arkadaşı ol! Yalan, yuvayı içten içe yıkan bir kurttur.<br />
      9 &#8211; Aranızdaki problemleri kendiniz hâlledin! Sakın bunları, bize ve başkasına taşıma! Kimseden medet umma!<br />
      10 &#8211; Kocandan, almakta zorlanacağı, gücünün yetmeyeceği şeyleri isteme!<br />
      11 &#8211; Kadının güzel huylusu, eşine Cennet nîmetidir. Sen kocana Cennet nîmeti ol! Azap çektirme!<br />
      Bunları yapabilmen, ancak, onun isteklerini kendi isteklerine, onun rızâsını kendi arzularına tercih etmenle mümkün olabilir. Hep kendi istek ve arzularını ön plâna çıkartırsan, bu nasihatleri tutman mümkün olmaz.</p>
<p>      Açıktan günah işleyenle evlenmek<br />
	Sual: Açıktan günah işleyenle evlenmek doğru mudur?<br />
      CEVAP<br />
	Fâsıkla, yâni açıktan günah işleyenle, namaz kılmayanla, içki içenle evlenmek doğru değildir. Hele inancı bozuk birisi ile evlenmek hiç doğru değildir. </p>
<p>	Bir genç kızın mektubu<br />
      Sual: 1976 doğumluyum. Liseyi bitirdikten sonra, dinimi öğrenmeye başladım. Tesettüre riayet ederek bir işyerinde çalışıyorum. Çevrem dinî bilgilerden çok mahrumdur. Maalesef namaz kılan hiçbir gence rastlamadım.<br />
	Benimle evlenmek isteyenlerin hiçbiri salih değil, en hafifi fâsıktır. Bu fâsıklardan biri, (Ben kesinlikle namaz kılmam. Hem dinde zorlama yok ki&#8230;) diyor. Bir başkası da, (Acelesi yok, evlenince namaz kılarım) diyor. Böyle bir kimsenin yalan söyleyip söylemediğini nereden bileyim?<br />
	Zenginlik ve tahsil aramıyorum. Sadece namaz kılması kâfidir. Bir hata yapıp kötü biriyle evlenerek, ebedî felakete düşmekten korkuyorum. Bekâr olarak ölmek de istemiyorum. Çünkü bekâr olarak ölmenin büyük günah olduğunu biliyorum.<br />
	İslâmiyeti yaşayan birisi çıkıncaya kadar evlenmemeye yemin ettim. (Evlenince namaz kılarım) diyen birisine, evet demek, yeminimde durmamak olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Buna benzer mektuplar, erkeklerden de geliyor. Erkekler de şikayetçidir. Birçok erkek, evlenecek uygun kız bulamıyor, kızlar da uygun erkek bulamıyor. Halbuki uygun olan erkek de, kız da var. O hâlde bu işte bir eksikliğin olduğu meydandadır Şimdi mektuba cevap verelim:<br />
	Namaz kılmamak çok büyük günah ise de, namaz kılmayana kâfir denmez. Fakat, İslâm âlimleri, (Ben kesinlikle namaz kılmam) diyenin kâfir olacağını, müslüman kızın, kâfirle evlenemiyeceğini bildiriyorlar. (Hadika, Birgivî)<br />
	(Evlenince namaz kılarım) veya (Evlendikten sonra kapanırım) gibi sözlere aldanmamalıdır! Halep orada ise arşın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/burada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Burada">burada</a>&#8230; (Namazı niçin evlendikten sonraya bırakıyorsun? Samimi isen şimdi kıl) demelidir!<br />
	Eğer birkaç ay, yalnız iken de namazını aksatmadan kılabilirse, mesele yok demektir. Gösteriş için hiç kimse, devamlı namaz kılamaz. Hile olarak namaz kılan, insanların olmadığı yerde kılmaz. Bunun için isteyerek namaz kılıp kılmayan kolay belli olur.<br />
	(Dinde zorlama yok) demek, kâfir olan birisi, müslüman olmaya zorlanamaz demektir. Fakat müslüman olanın belli görevleri vardır. Müslümanım diyenin namaz kılması şarttır. Çünkü namaz, İslâmın beş şartından biridir.<br />
	Namaz kılmayan birisi ile, ileride kılar ümidiyle evlenmek çok yanlıştır.<br />
	Şir’atül islâm kitabındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
	(Kızını fâsıkla evlendirenin duâsı ve ibadetleri kabul olmaz.)<br />
	(Fâsık erkekle evlenmeye razı olanın, kabrinden kalkarken, alnında, “Allahın rahmetinden ümidini kesmiş” yazısı bulunur.)<br />
	(Şefaatime kavuşmak istiyen, kızını fâsıkla evlendirmesin!)</p>
<p>      Bekârlık sultanlık mıdır?<br />
	Bu konudaki hadis-i şeriflerden biri de şöyledir:<br />
	(Kızını fâsıkla evlendiren, Allahü teâlânın emanetine hıyanet etmiş olur. Emanete hıyanet eden de Cehenneme gider. Kızını fâsıkla evlendiren, melundur) buyuruldu. (S. Ebediyye)<br />
	[Fâsık, açıktan günah işleyene denir. Mesela namaz kılmayan, tesettüre riayet etmeyen fâsıktır.]<br />
	Bekâr olarak ölmenin büyük günah olduğunu nereden duydunuz?<br />
	Bekâr olarak ölmek küçük günah <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> değildir. Hattâ ahir zamanda çoluk çocuk sahibi olmamak daha iyidir.<br />
	İmam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki:<br />
	Peygamber efendimiz, bir hadis-i şerifinde, (İkiyüz yılından sonra, sizin en iyiniz, hafîfülhâz olandır) buyurdu. Hafîfülhâz nedir, dediklerinde, (Hanımı ve çocuğu olmıyandır) buyurdu. (Ebu Ya’lâ)<br />
	Bişr-i Hafî, Bayezid-i Bistamî, Ebül-Hüseyn Nuri [ve Rabia-i Adviyye] gibi büyük âlimler bekâr idi. Hicretin ikiyüz yılından sonra gelenler arasında, bunların ve bunlar gibi olanların şeref ve üstünlüklerini, bu hadis-i şerif bildirmektedir. (İhyâ)<br />
İmam-i Gazalî hazretlerinin bu bildirdiklerine uyup, salih biri çıkmadıkça evlenmemelidir.<br />
	Bekâr olarak ölmekten de korkmamalıdır! Rabia-i Adviyye hazretlerine, Hasan-i Basrî hazretleri gibi evliyâ zatlar, evlenme teklifinde bulunduğu hâlde, bu hanım evliyâ evlenmemiş, bâkire olarak ölmeyi tercih etmiştir.<br />
	Kötü birisiyle evlenirseniz yemininizi bozmuş olursunuz.</p>
<p>      Bir gencin mektubu<br />
      Sual: Biz fakir gençlerin müşterek derdi, evlenip bir yuva kuramamaktır. Tahsille birlikte para, hemen her kapıyı açıyor. Bunlar yoksa, ister ağzınızla kuş tutun, ister salih olun faydası yok. Çoğu, (Hem salih olsun, hem de zengin ve tahsilli olsun) diyor. Üçünün bir arada bulunması her zaman mümkün müdür? Salih olduktan sonra diğerlerinin üstünde durmalarının sebebini anlayamadık.<br />
	Tavsiye üzerine beş-on kişiye gittik. Dağıtıcı olduğumuzu duyanlar, bize iltifat etmediler. Birisi, (Kardeşim, namaz kıl yeter. Başka şey istemiyoruz) <a href="http://www.genelbilge.com/tag/dedi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Dedi">dedi</a>. Tamam dedim, işte bu oldu. Kızın babası, (Madem bir yuva kuracaksın, yuvan sağlam olmalı. Evine şunları al, nişanı yapalım) diyerek bir liste uzattı. Bulaşık makinesi ve temizlik robotundan tutun da, mobilyaya kadar, ancak zenginlerin evinde bulunan bütün ev eşyalarını yazmış. Hepsinin değeri birkaç milyarı aşıyor.<br />
	Listeyi veren zata gidip, (Vallahi ben banka soyamam) dedim. Bana, tuhaf tuhaf bakarak, (Ne bankası, niçin soyacaksın) dedi. (Verdiğiniz listedeki eşyaları alabilmem için zengin olamadığıma göre, başka çıkar yol yok) dedim. Son cevabı şu oldu: (Evlenecek genç, bu eşyaları hazırlamış olması gerekirdi. Ben evladımı sokakta bulmadım. Benim kızım bunlar olmadan iş yapamaz. Mesela eli ekzamalı, suya dokunamaz. Onun için bulaşık ve çamaşır makinası şarttır.)<br />
	(Hani namaz kılmam yeterliydi, madem kızına bunlar şartsa, kendiniz alın) diyemeden ayrıldım.<br />
	Başkalarına da gittim. Onlar daha baştan, (Evin var mı, şunları alabilecek misin) diye soruyorlar. Benden hayır cevabını alınca, onlar da hayır diyorlar.<br />
	Bir de çok fakir bir ailenin kızına talip oldum. Babası, (Biliyorsun, biz fakiriz. Bütün düğün masraflarını sen yapacaksın. Evine de hiç değilse, şu eşyaları alacaksın) dedi. (Gücüm yettikçe alsam olmaz mi) dedim. (Öteki kızımı senin gibi birisine verdim. Kuru evde, kızcağız perişan oldu. Bunu da aynı duruma düşürmek istemiyorum) dedi.<br />
	Hiç bir problem çıkarmayan fakir birisine gittim. O da, (Kızımı yalnız oturtacaksın, yanına anneni istemeyiz) dedi.<br />
	Fakir ve orta hâlli bu ailelerden sonra, bakalım bir de zengine gideyim dedim.<br />
İki arkadaş gönderdim. Onlar geliş sebeplerini anlatınca, beni tanıyan zengin şahıs, (Siz müslüman gençlersiniz. Dinimizde küfüv diye bir şart vardır. Küfüv, erkeğin soyda, malda ve şerefte kadına uygun olması demektir. Arkadaşınızı tanırım, tahsilsiz, çulsuzun biridir. Biz zengin, şanlı, şerefli meşhur bir aileyiz. Falanca beyin kızı bir dağıtıcı ile evlenmiş derse, biz elin içine nasıl çıkarız? İyisi mi, siz hiç buraya gelmiş, bize bir şey söylemiş olmayın) diyerek, arkadaşları yolcu ediyor.<br />
	Diğer fakir arkadaşlarımız da buna benzer olaylarla karşılaştı. Kimine kısa boylu dediler, kimine çirkin dediler. Kimine de çok iri dediler. Kimini de içgüveyi olarak istediler. Fakat para ve tahsil olsaydı, belki bunlara hiç bakmazlardı.<br />
      Efendim, durumlar böyledir. Bu gidişle evde kalacağım&#8230;Bir kızın küfvü [dengi] ne demektir? Ana babamız günahkar diye mi başımıza bunlar geliyor? Asalet nedir?<br />
	CEVAP<br />
      Bahsettiğiniz olaylar, hemen her yerde, her zaman böyledir. Asırlardan beri, (Şimdi rağbet güzel ile zengine) demişlerdir. Bunu yıkmak çok zordur. Bunu ancak, gerçekten dinine bağlı olanlar yıkabilir. Bunlar hiç yok değildir. Bize rastlamamışsa da mutlaka vardır. (Onlar zengindir, bize kız vermez) diye suizan etmek de doğru olmaz. Uygun görülen kapıları çalmalı, bir açan bulunur inşaallah.<br />
	Allahü teâlâya duâ edip hayırlısını istemelidir! Rabbimizin bir adı mücîb’dir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yani/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yani">Yani</a> kendisine çevrilen elleri boş çevirmez, boş çevirmekten hayâ eder. Yeter ki şartlarına uygun duâ edilsin!<br />
	Eskiden Ankara’da zengin, itibarlı bir zat varmış. Evlenen herkes, ona danışırlarmış. (Beyim, falancanın oğlu kızımızı istedi. Verelim mi) derlermiş. Eğer kendileri uygun görürlerse, bu zat da, (Haydi hayırlı olsun) dermiş. Eğer bu evliliğe rızaları yoksa, (Emriniz başımızın üzerine. Fakat bir de kıza, dayısına, amcasına sorsak) derlermiş. Sorup gelenler şöyle dermiş: (Efendim, emriniz başımızın üzerine, ben razıyım. Fakat kız, (Beni evlendirmeye kalkarsanız, intihar ederim) diyor. Amcası ile dayısı, (Ona kız vermeyiz, evlendirilirse, kan gövdeyi götürür) diyorlar. Yine biz sizin emrinize göre hareket ederiz. İtibarlı zat da, ister istemez, (İşin içinde kan varsa, elbette olmaz. Bu işler iki tarafın rızası ile olur) dermiş. O itibarlı zat, (Herkes bize kendi isteklerini onaylatmak için geliyor. Hiç kimse bizim tavsiyemize uymuyor) diye yakınırmış.<br />
      Asaletin Önemi<br />
      Asâlet, diğer hasletlerle birlikte olursa kıymetlidir. Herkes Âdem aleyhisselâmdan gelmiştir. Her iyi kimsenin çocukları iyi olur, her kötünün çocukları da kötü olur diye bir kaide yoktur. Hz. Âdem’in ve Hz. Nuh’un oğlunun biri kâfir olmuştur. Nuh aleyhisselâm ile Lut aleyhisselâmın hanımı kâfir idi. Ebû Cehil kâfirinin oğlu ise, insanların en üstünlerinden, yanî sahâbî idi. Peygamber efendimizin öz amcası Ebû Lehep kâfir idi. Ana-babanızın günahkâr olmasından dolayı, sizlerin de iyi bir insan olamayacağı anlamını çıkarmanız çok yanlıştır. Allahü teâlâ, kötüden iyi, iyiden kötü yaratır. Kur’ân-ı kerîmde, birkaç yerde, (Ölüden diri, diriden ölü çıkarır) buyuruyor. (A.İmrân 27)<br />
	İslâm âlimleri bu âyet-i kerîmeyi açıklarken, (Kâfirden müslüman, müslümandan kâfir yaratır) buyurmuşlardır. Bunun için, soyunuzdaki kimselerin kötü olması, sizlerin de kötü olacağını aslâ göstermez. Hepimiz Âdem aleyhisselâmdan geldik. Dînimizde ırk üstünlüğü yoktur. Allah indinde üstünlük ancak takvâ iledir. (Allah indinde en üstününüz, O’ndan en çok korkanınızdır) buyuruluyor. (Hucurât 13)<br />
	Güzel huy bir asâlettir<br />
	Muteber olmayan bir kitapta diyor ki: (Asâlet olmayınca, verilen terbiyenin fazla tesîri olmaz. Bakırı ne kadar silip parlatsanız, üç gün sonra gene kararmaya başlar. Sun’î parlaklık kısa bir zaman devam edebilir. Altın hiçbir zaman pas tutmaz. Silmezseniz bile parlaklığını yine muhafaza eder. Şu hâdise, asâletin ne kadar önemli olduğunu açık bir şekilde göstermektedir.)<br />
	Kitap muteber olmadığı gibi, bu fikir de, Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere aykırıdır.<br />
	Bir kimse, asîl bir âileye mensup olmasa da, güzel huylu ise, dindar ise, onun için güzel huyu ve dindarlığı asâletten çok kıymetlidir.<br />
	Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:<br />
	(Güzel huy gibi asâlet olmaz.) [İ.Mâce]<br />
	(Kadın, malı, güzelliği, asâleti ve dindarlığı için nikâh edilir. Sen dindar olanı seç ki, maddî ve manevî nimete kavuşasın!) [Buhârî]<br />
	Nasîhat ile asâletsiz insan da terbiye edilebilir. Onun için Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:<br />
	(Nasîhat et, nasîhat mü’minlere elbette fayda verir.) [Zâriyât 55]<br />
	Asâletsiz olanı da terbiye etmek mümkün olmasaydı, Peygamber efendimiz,(Ahlâkınızı güzelleştirin) buyurur muydu? (İbni Lâl)<br />
	Hazret-i Lokman’a sordular:<br />
	- Edeb, asâlet, mal ve ilimden hangisi daha üstündür?<br />
	- Edeb asâletten, ilim maldan hayırlıdır. Oğlu, Hz. Lokman’a sorar:<br />
	- En iyi haslet nedir?<br />
	- Dindar olmaktır.<br />
	- Peki babacığım, bu haslet iki olursa?<br />
	- Dindarlık ve mal sâhibi olmak.<br />
	- Üç olursa?<br />
	- Dindarlık, mal ve hayâ.<br />
	- Dört olursa?<br />
	- Dindarlık, mal, hayâ ve güzel ahlâk.<br />
	- Beş olursa?<br />
	- Dindarlık, mal, hayâ, güzel ahlâk ve cömertliktir.<br />
	- Altı olursa?<br />
	- Oğlum, bu beş haslet kimde olursa, o kimse takvâ ehli, temiz bir kimsedir, Allahü teâlânın dostudur, şeytandan uzaktır.<br />
	En şerefli kimseler<br />
	Kur’ân-ı kerîmde ise meâlen buyuruluyor ki:<br />
	(Allah indinde en şerefliniz, takvâ ehli olanınızdır.) [Hucurât 13]<br />
[Takvâ ehli olmak, Allahtan korkup dînin emirlerine uymak ve yasak ettiklerinden kaçmak demektir.]<br />
	Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki:<br />
	(Bir kızın küfvünü [dengini] bulunca, hemen evlendiriniz!) [Tirmizî]<br />
	Görülüyor ki, kadını, kızı küfvüne, yanî dengine vermek lâzımdır. Küfv, erkeğin soyda, malda, din işlerinde ve şerefte kadına uygun olması demektir. Küfv demek, zengin olmak, maaşı çok olmak demek değildir. Küfv olmak, erkeğin sâlih müslüman olması, namaz kılması, içki içmemesi, yanî İslâmiyete uyması ve nafaka kazanacak kadar iş sâhibi olması demektir. Erkeğin, yalnız zengin olmasını, apartman sâhibi olmasını isteyenler, kızlarını felâkete sürüklemiş, Cehenneme atmış olurlar. Kızın da namaz kılması, başı, kolu açık sokağa çıkmaması lâzımdır.</p>
<p>      Nasîbin çıkmaması<br />
	Sual: Hiçbir ahlâkî ve bedenî bir kusûrum olmadığı hâlde, yaşım otuzu geçmesine rağmen evlenemeyen bir kızım. Çevremdekiler, (evde kaldı) diye dedikodu ediyorlar. Bunda benim suçum olmadığı hâlde, bu da kaderden midir?<br />
	CEVAP<br />
      Cebriyye denilen bid’at fırkası, kaderi suçlar. Mu’tezile fırkası da, kaderin rolünü inkâr eder. Her şey takdîr iledir. Kaderin, iyisi, kötüsü, tatlısı, acısı, hep Allahü teâlâdandır. Kader, Allahü teâlânın, olacak şeyleri ezelde bilmesidir. Kazâ, kaderde bulunan şeyleri, zamanı gelince yaratmasıdır.<br />
      Evlenmek, nasîbi çıkmak veya çıkmamak da takdîre bağlıdır. Allahü teâlâ, takdîrine göre sebepler yaratmaktadır. Meselâ bir kız duâ eder, (Yâ Rabbî, evlenmek hakkımda hayırlı ise, evlenmeyi bana nasîb eyle) der. Duâsı kabûl olursa evlenir. Evlenmek için tedbîr <a href="http://www.genelbilge.com/tag/almak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Almak">almak</a> ve sebeplere yapışmak lâzımdır. Meselâ kötü birisi ile evlenip de suçu kadere yüklemek doğru değildir.</p>
<p>      Gerçek kimlik evlendikten sonra!<br />
      Sual: Bir gençle gizli konuşuyoruz. Dini bilmiyor, namaz kılmıyor, fakat ben onu düzeltirim. Çünkü evlenince hepsini yaparım diyor. Annemin vasıtasıyla öğrendim, salih biri değil diye babam bu işe razı değildir. Ne yapmamı tavsiye edersiniz?<br />
      CEVAP<br />
      Flört döneminde, gençler açık vermemeye çalışır. Nâzik, uysal görünür. Evlendikten sonra, gerçek kimliği ortaya çıkar. (Dîni bilmiyor, namaz kılmıyor, fakat ben onu düzeltirim) diyorsunuz. Evlenince kimin kimi düzelteceği o zaman belli olur. Mâdem yaşınız küçük, önce ona din kitapları verin. Okusun, dînini öğrensin! Namaz kılmaya da başlasın. (Evlenince hepsini yaparım) demesine itibâr edilmez. Babanızın dediği gibi, şu anda onunla evlenmek uygun değildir. Dînimizde böyle kimseye fâsık denir. Kızı dengine vermek lâzımdır. Dengi demek, zengin olmak, maaşı çok olmak demek değildir. Dengi olmak, erkeğin sâlih müslüman olması, Ehl-i sünnet itikâdında olması, namaz kılması, içki içmemesi, yanî İslâmiyete uyması ve nafaka kazanacak kadar iş sâhibi olması demektir. Bu vasıftaki bir erkekle evlenmeyen kız,  kendini felâkete sürüklemiş, Cehenneme atmış olur.<br />
	Şir’a’daki hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:<br />
	(Kızını fâsık bir erkekle evlendirene, her gün bin la’net iner, onun ameli ve duâsı kabûl edilmez.)<br />
      (Şefâ’atime kavuşmak isteyen, kızını fâsıka vermesin!)<br />
      Fâsık, dinsiz demek değildir. Açıktan günah işleyen kimse demektir. Fâsıkla evlenmek bile uygun değilken, dinsiz ile evlenmek asla caiz olmaz.<br />
	Anne ve babalar, kızlarını fâsıkların, kötü kimselerin bulunduğu yere göndermemeliler. Onlar orada, uygunsuz, hatta dinsiz insanlar ile tanışabilirler. Böyle yapıp, başlarına felaket gelince, (Şimdi suç bizde mi) diyen anne babalara, elbette suça sebep sizsiniz diyoruz.<br />
	 İslâm dinine göre müslüman olmadan evlenilmez. (Evlenince müslüman olurum) veya (Evlenince namaz kılarım) gibi sözlere itibar edilmez. </p>
<p>      Bir baba kızını evlendireceği zaman<br />
      Sual: Müslüman bir baba kızını evlendireceği zaman nelere dikkat etmeli?<br />
      CEVAP<br />
      Kızı dengine vermek gerekir. Dengi demek, zengin olmak, maaşı çok olmak demek değildir. Dengi olmak, erkeğin salih müslüman olması, Ehl-i sünnet itikadında olması, namaz kılması, içki içmemesi, yani islâmiyete uyması ve nafaka kazanacak kadar iş sahibi olması demektir. Kızını bu vasıfta olana vermiyen, evladını felakete sürüklemiş, Cehenneme atmış olur.<br />
      Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
      (Kızını fâsık bir erkekle evlendirene, her gün bin lânet iner, onun ameli ve duâsı kabul edilmez, farz ve nafilesi makbul değildir.) [Şira şerhi] [Fâsık, açıktan günah işliyen demektir. Mesela namaz kılmıyan, tesettüre riayet etmiyen fâsıktır.]<br />
      (Kızını veya aile fertlerinden birini içki içene veren, onu ateşe atmış olur.) [Deylemî]<br />
      (Fâsık erkekle evlenmeye razı olan kadının, kabrinden kalkarken alnında, &#8220;Allahın rahmetinden ümidini kesmiş&#8221; yazısı bulunur. Ancak şefaatimi istiyen hariç.) [M.Cinan]<br />
      (Kızını evlendirmek, onu elden çıkarmak demektir. O hâlde kızınızı evlendirirken nereye verdiğinize dikkat ediniz!) [Beyhekî]<br />
      (Kızını fâsıka veren, Allahü teâlânın emanetine hıyanet etmiş olur. Emanete hıyanet edenin gideceği yer, Cehennemdir.) [S. Ebediyye]<br />
      (Kızını fâsıka veren kimse, melundur.) [S. Ebediyye]<br />
      (Şefaatime kavuşmak isteyen kızını fâsıka vermesin!) [Şira]</p>
<p>      Sıkıntılı genç kız<br />
	Sual: Radyodaki spikere, tv’deki sunucuya gönlü düşen ne yapmalıdır? Böyle birisine gönlüm düştü. Ondan başkasını gözüm görmüyor. Bunun doğru olmadığını da biliyorum, bu sıkıntıdan kurtulmak için ne yapayım? Ne derseniz yapacağım.<br />
      CEVAP<br />
      Birisine gönlünü kaptıran genç, kendisine verilecek nasîhatı, deli saçması kabûl eder. Onun için Peygamber efendimiz, (Sevgi insanı sağır ve kör eder) buyurmuştur. Sağıra ne anlatsanız duymaz, köre de ne gösterseniz görmez. Adresiniz olsaydı, özel birkaç tavsiyemiz olurdu.<br />
	Radyodaki spikere, tv’deki sunucuya gönlü düşen ne yapmalıdır? Tabîr câizse, feleğin çemberinden geçmiş, acı tecrübeler kazanmış, his değil, aklı ile karar veren müslüman yaşlı kimselerin nasîhatlerine kulak vermek gerekir. (Bu sıkıntıdan kurtulmak için ne derseniz yapacağım) diyorsunuz. Onu hatırlatacak şeylerden uzak durmalı, onun kanalını hiç açmamalıdır. Gözden uzak olunca, gönülden de uzak olur. Tecrübeler gösteriyor ki, bu cins ateşler, zamanla külleniyor. (Ondan başkasını gözüm görmüyor) deseniz de, daha başkalarını göreceğiniz günler gelir. Onlar için de aynı şeyleri söylersiniz. Ana-babanızla ve kardeşlerinizle iyi geçinmeye çalışın! Kendinize faydalı bir meşgale bulun! Bir işi olan kimse, başka işleri unutabilir. Bu yaşta, genelde çok kimse, sizin gibi olur. Çok gençsiniz, birkaç sene sonra bu hâlinize gülecek ve belki de bize hak vereceksiniz.</p>
<p>      Evlenene kadar<br />
	Sual: Herhangi bir sebeple evlenemeyen genç, günah işlememek için ne yapmalı? Evlenirken kızda hangi özellik aranır? Ahireti kazanmak için zenginlik şart mıdır?<br />
      CEVAP<br />
      Evlenene kadar sık sık oruç tutmanız iyi olur. Çünkü Peygamber efendimiz, (Evlenmeye gücü yeten evlensin! Evlenmek gözü haramdan korur. Herhangi bir sebeple evlenemiyen oruç tutsun! Çünkü oruç şehveti kırar) buyurmuştur. (Diyâ)<br />
	Evlenirken sâliha olanını aramalıdır! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:<br />
      (Sâliha bir kadına kavuşan, dînin yarısını korumuş olur. Geri kalan yarısında da Allahtan korksun!) [Taberânî]<br />
	Âhıreti kazanmak için zenginlik mutlaka şart değildir. Bir kimse, namaz ve oruçtan başka ibâdet edemediğini, parası olmadığı için zekât, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sadaka/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sadaka">sadaka</a> veremediğini ve hacca gidemediğini, hayır hasenât yapamadığını, hâlinin, ne olacağını arz edince, Peygamber efendimiz, (Eğer kalbini riyâ ve hasetten, dilini gıybet ve yalandan, gözünü nâmahremden ve halka hakâretle bakmaktan korursan, Cennette benimle olursun) buyurmuştur.</p>
<p>      İffet ve hayânın önemi<br />
	Sual: İffet ve hayanın önemi nedir?<br />
      CEVAP<br />
      Allahü teâlâ, insan neslinin devamı için, erkek ve kadını birbirine karşı câzip kılmıştır. Aynı zamanda, bu kuvvetli duygu karşısında, insanları, dünyada çetin bir imtihâna tâbi’ tutmuştur. Dünyadaki kısa ömrümüz içinde, en zor imtihân iffet imtihânıdır. Bu imtihânda kazanan bir insan, dünya ve âhıretin kahramânıdır. 	İnsanların kusûrsuz olması veya insanın düşüklüğü, daha ziyâde iffet işinde belli olur. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmin birçok yerinde, iffetini muhâfaza edenlere, büyük mükâfâtlar vaad etmiş, iffetini muhâfaza etmeyenlere de, Cehennem azâbını göstermiş, iffetsizleri, bir insânı öldüren bir câni ile bir tutmuştur. Mü’minlerin vasfını anlatırken de buyuruyor ki: (Mü’minler, namazlarını hûşû içinde kılar, boş, lüzûmsuz şeylerden yüz çevirir, zekâtlarını verir, iffetlerini korur, emânet ve ahidlerine riâyet eder.) [Mü’minûn 1-8]<br />
	İffetli kimse, hayâ sâhibidir, yanî günâh işlemeye utanır. Hayâ sâhibi olmanın önemi büyüktür. Bu husûstaki birkaç hadîs-i şerîf:<br />
      (Hayâ îmândandır.) [Buhârî]<br />
	(Hayâsı olmıyanın îmânı da olmaz. Îmânsız da Cennete giremez.) [Deylemî]<br />
	(Hayâ azlığı küfürdendir.) [Hâkim]<br />
	(Hayâ, iffet, dile sahip olmak ve akıl îmândan; cimrilik, müstehcenlik, çirkin söz ve hayâsızlık nifâktandır.) [Beyhekî]<br />
	İffet, yanî nâmûs ne kadar önemli ise, nâmûssuzluk da o kadar kötüdür. Nâmûsun önemi hakkındaki hadîs-i şerîflerin birkaçı şöyledir:<br />
      (İyi bilin ki, nâmûsunu koruyana Cennet vardır.) [Hâkim]<br />
	(Zinâdan korunan müslüman Cennete girer.) [Beyhekî]<br />
	(Kötülükten korunmak için, nikâhlı yaşayın ve iffetli olun!) [İbni Asâkir]<br />
	(Başkasının karısını kızını ayartan bizden değildir.) [Hâkim, İ.Ahmed]<br />
	(Bir kadın, beş vakit namazını kılar, nâmûsunu korur, kocası ile iyi geçinirse, dilediği kapıdan Cennete girer.) [İ. Hibbân]<br />
	(Şu altı şeyi yapanın Cennete girmesine kefilim: Doğru konuşan, verdiği sözü yerine getiren, emânete riâyet eden, nâmûsunu koruyan, gözlerini harâmdan sakınan, ellerini kötülükten çeken.) [İ.Ahmed]<br />
	(Hayâ on kısımdır. Dokuzu kadında, biri erkektedir) hadîs-i şerîfinde de bildirildiği gibi, kadınların hayâsı erkeklerden çoktur. Öyle olmasaydı, çok çirkin işler meydana çıkardı. Din düşmanları bunu bildikleri için, daha çocukken kadınlardan hayâyı kaldırmaya çalışıyorlar. Hayâsız bir toplum meydana getirmeye çalışıyorlar. Müslüman kadını hayâlı olmaya devam etmelidir. Hadîs-i şerîfte, (Hayâ güzeldir, fakat kadında daha güzeldir) buyuruldu. (Deylemî)<br />
	İnsan günâhlarının çoğu, iffet konusu içindedir. İffet, bir genç kızın veya kadının, değeri para ile ölçülemeyen bir mücevheridir. Bu mücevheri ele geçirmek için, Allahü teâlâdan korkmayan her erkek, bütün şeytânlığını kullanır. Ele geçirdikten sonra, maksadına erişmiştir. Artık o, mücevherlikten çıkmış, âdî bir taş olmuştur. Sokağa atılıverir. Bu alış-verişte, erkek, bir nâmûs hırsızıdır. Kadın ise, mücevherini çaldırmış, bir zavallıdır.<br />
	İffetsiz insan, Allahü teâlânın indinde günâhkâr olduğu gibi, insan topluluğu içinde de, günâhkâr ve şerefsizdir. Bir fâhişenin toplumdaki haysiyet ve i’tibârı ile bir köpeğin i’tibârı arasında hiçbir fark yok gibidir. Erkeklik ve dişilik duyguları, insanlarda da, hayvanda da vardır. Hayvanlarda utanma hissi olmadığı için, onlar, bu duygularını gizlemez. İnsan ise, şeref ve haysiyet duygularına sâhip olduğu için, erkeklik ve dişilik hislerine karşı meşrû’ yol arar.<br />
	Bir insanın ve bir âilenin şerefi ve itibârı, bu duygu karşısındaki tutumu ile ölçülür. Zengin ve çok güzel bir kadın, eğer iffetsiz ise, şerefi yoktur, itibârı kırıktır. Fakîr ve afîf bir kadın ise, her yerde, her zaman itibârlıdır, hürmete lâyıktır. Bunlar, normal ve temiz bir toplumun iffet ölçüleridir. İffet kâidelerini ayaklar altına almış azgın bir hayvan sürüsü gibi, yalnız hayvânî hisleri peşinde koşan insan topluluğu, bu sözlerle alay eder. Onlara sözümüz yoktur. Dünyadaki pek çok rezâletler, cinâyetler, iffetsizlik yüzünden meydâna gelmektedir.<br />
	İnsanların pek çoğu, iffetsizliğin fenâlıklarını bildikleri hâlde, kendilerini bu fenâ yollara sapmaktan alıkoyamaz. Bu kuvvetli duygu karşısında, onları selâmet yoluna çıkaracak çâre, terbiye ve ahlâk meselesidir. Din, ahlâk demektir.<br />
      Hakîkaten Allahü teâlâdan korkan bir insan iffetsiz olamaz. O hâlde, çocuklarımıza Allah korkusunu öğretmeye çalışmak, bizim için en başta gelen vazîfedir. Allahtan korkmak için, Allahü teâlâyı iyi bilmek lâzımdır. Allahü teâlâyı bilmek için, O’nun büyüklüğünü ve sıfatlarını öğrenmek mecbûriyetindeyiz. Durup dururken, Allah korkusu meydâna gelmez. Allahtan korkmak da, bir bilgi, bir çalışma ve bir gayret işidir.</p>
<p>      Eşini kıskanmak<br />
	Sual: Karı-kocadan birinin eşini kıskanmasında bir sakınca var mıdır?<br />
	CEVAP<br />
      Sosyetik çevrelerde kıskanmayı ayıp gibi, çağ dışı gibi göstermeye çalışıyorlar. Gayûr olmak, yanî nâmûsunu korumak için, meşrû hudutlar içinde kıskançlık göstermek dînimizin emridir.<br />
      Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:<br />
      (Mü’min gayûr olur. Allahü teâlâ ise daha gayûrdur.) [Müslim]<br />
	(Allahtan daha gayûru yoktur ve bunun için fuhşu yasaklamıştır.) [Buhârî]<br />
	(Nâmûs gayreti îmândan, kadın-erkek bir arada eğlenmek de nifâktandır.) [Deylemî]<br />
      Nâmûsunu kıskanmayana deyyûs denir. Deyyûslar için hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:<br />
      (Allahü teâlâ, Cenneti yaratınca, “Cimri, sana giremez, deyyûs senin kokunu bile duyamaz” buyurdu.) [Deylemî]<br />
	(İçki içene, ana-babasına âsi olan kimseye ve deyyûsa, Cennete girmek harâmdır.) [İ.Ahmed]<br />
	Bu büyük günâhları işleyen kimsenin zerre kadar da olsa îmânı varsa, günâhlarının cezâsını çektikten sonra Cennete gider. Fakat günâhlar insanı küfre sürüklediği için, bu günâhlara devam etmek büyük felâkete yol açar. Zararın neresinden dönülürse kârdır. Bir an önce tövbe edip günâhlardan sıyrılmalıdır. Tövbe eden, hiç günâh işlememiş gibi olur. Kadının, kumasını da kıskanması normaldir. Fakat kıskançlığını açığa vurarak meşrû sınırı aşmamalıdır. (Allahü teâlâ, kıskançlığı kadınlara ve cihâdı erkeklere yükledi. Hangi kadın, bu emre îmân ederek sabrederse, şehîd olan mücâhid kadar sevâb kazanır) hadîs-i şerîfinde de, kadınların sabır göstermelerine işâret buyurulmaktadır. Kadın, hem kıskanacak, hem de buna katlanacaktır. İşte bu büyük fedâkârlık, erkeklerin cihâdı gibi tutulmuştur.</p>
<p>      Çeşitli hükümler<br />
      Soru: Evlilikle ilgili meselelerde diğer hak mezheplerimizdeki hükümler hakkında da bilgi verir misiniz?<br />
      CEVAP<br />
      İki kişinin yanında bir erkek, bir kıza, (Bu benim hanımım) dese, kız da bunu tasdik etse, üç mezhepte nikah sahih olur, Mâlikî’de sahih olmaz.<br />
      Baba evlenmek isteyince, Hanefî’de ve Mâlikî ’de, oğlu babasını evlendirmeye mecbûr değil ise de iyi olur. Şâfiî ve Hanbelî’de, mecburdur.<br />
      Üç mezhepte şâhitsiz nikâh sahih olmaz ve gizli tutulmaları câiz olur. Mâlikî’de, şahitsiz nikah sahih olur ise de, tanıdıklara duyurmak lâzımdır.<br />
      Şâfiî’de ve Hanbelî’de iki şâhidin âdil erkek olmaları lâzımdır. Hanefî’de bir erkekle iki kadın fâsıkın şâhitlikleri ile sahih olur. Üç mezhepte, Müslüman erkekle zimminin nikâhında iki şâhidin Müslüman olmaları lâzımdır. Hanefî ’de, ikisi de zimmi olabilir.<br />
      Şâfiî’de ve Hanbelî’de, tezvîc veya nikâh kelimelerini söylemek şarttır. Hanefî’de temlîki bildiren her kelimeyi söylemekle sahih olur. Mâlikî’de, Hanefî gibi ise de, mehri de söylemek lâzımdır.<br />
      Hanbelî’de kadın ve velîleri razı olunca, küfvün gayrısı ile evlenemez. Diğer üç mezhepte evlenebilir. [Küfüv, erkeğin kadına denk olması demektir.]<br />
      Şâfiî ’de, küfüv, nesepte, sanatta, dinde, ayıpsız olmakta ve hürriyette şarttır. Mâlikî’de küfv yalnız dinde olur. Hanefî’de dinde, nesepte ve malda olur. Hanbelî’de dinde ve sanatta olur.<br />
      Zina eden kadınla evlenmek üç mezhepte caiz, Hanbelî’de, tövbe etmeden önce nikahı haramdır.<br />
      Cin ile evlenmek, Şâfiî’de caiz, Hanefî’de caiz değildir. Cinlerin çoğalması gaz [hava] iledir. Bundan dolayı, cin ile evlenmek, hakiki evlenmek değildir.<br />
      Boşamayı mülke bağlamak, Hanefî ve Mâlikî de câiz. Şâfiî ve Hanbelî’de câiz değildir.<br />
      Hanbelî’de, bir kavilde her yaşta süt emen, süt kardeş olur. Şâfiî’de, iki yaşından yukarı iken emen, süt kardeş olmaz. İmam-ı azama göre, 30 aydan, Malikî’ye göre 26 aydan sonra emen süt çocuğu olmaz.<br />
      Hanefî ve Mâlikî’de bir defa, bir yudum emmekle süt kardeş olur. Şâfiî’de ve Hanbelî’de ise ayrı ayrı 5 kere doya doya emmesi gerekir.</p>
<p>      Dinimizde ırk ayrımı yoktur<br />
            Sual: Tesettüre riayet eden, namazlarını kılan müslüman bir çingene kızıyım. Müslüman bir Türkle evleneceğim. Fakat babam, ırk ayrımı yapıyor, (ileride sorun çıkar diyor). Dinimizde ırk ayrımı var mıdır?<br />
           CEVAP<br />
      Dinimizde ırk ayrımı yoktur. İkiniz de İslamiyetin emirlerine uyduğunuza göre, hiç bir sorun çıkmaz. Evlenmeniz çok iyi olur. </p>
<p>      Sual: 1-Çingenelerle evlenilmesi ve onlarla aile kuran kişiye Allah lanet ettiği söyleniyor..<br />
      CEVAP<br />
      Öyle bir şey yok. En azılı kafir dahi tövbe edince müslüman olur. Makbul bir kul olur.<br />
      2-Aynı zamanda bu insanlar ömürleri boyunca hiç yıkanmaz ve de sürekli cünüp olarak dolaştıkları hakkında duyumlar aldım.<br />
      CEVAP<br />
      Günümüzde Türkler arasında da öyle cünüp gezenler var. Çingenelerin müslüman olanları öyle değildir.<br />
      3-Bu insanlar sürekli göçebe hayatı yaşıyorlar, onların kalplerinde hiç mi vatan yer yurt sevgisi yok? Hocam bu ve bunun gibi çok değişik, doğruluğu hakkında hiç bir şey bilmediğim şeyler söyleniyor. Fakat bana anlatılan bu olaylarda Allahın bu insanlara lanet etmesi olayı çok dikkatimi çekti ve biraz da yalancılık hissine kapıldım.Çünkü bu insanlarda Allahın yarattığı kullarından ve aynı zamanda Allah bütün kullarına kıyamet kopuncaya denk mağfiret kapılarını açık tutacağını bildiriyor&#8230;<br />
      CEVAP<br />
      Hepsi Allahın kullarıdır. Kâfirler cezalarını çekecektir.</p>
<p>      Sual: Benim sorum Çerkezler ile ilgili olacak. Genel olarak dini inanışları nasıldır? Hanefi mezhebine mi mensuplar? Bizlerle uyuşmayan bir yönleri var mıdır (din konusunda)? Kızları konusunda da bildikleriniz var mı? Genel bilgi verirseniz sevinirim.<br />
      CEVAP<br />
      Çerkez kızı ile mi evlenmek istiyorsunuz?<br />
      Tanıdığım çok çerkez vardır. Çerkezler müslüman, hanefi mezhebinde kimselerdir. Türklerin arasında dinsiz kimseler oluğu gibi onların arasında da kötü kimseler çıkabilir. Dinde ırk üstünlüğü yoktur. Hangi ırktan olursa olsun iyi kimseler iyidir.</p>
<p>      Hurmet-i musahere nedir?<br />
      Sual: Yayınlarınızdan bir kitapta, hurmet-i musahereyi okudum. Bunun mahiyeti nedir?<br />
      CEVAP<br />
      Hurmet-i musahere, herhangi bir kadına, unutarak ve yanılarak da olsa şehvetle dokunmakla hasıl olan durumdur.<br />
      Bir kadının herhangi bir yerine şehvetle dokunmak, unutarak ve yanılarak bile olsa, (Hurmet-i musahere)ye sebep olur. Yani o kadının neseb ile ve süt ile olan anası ve kızları ile, torunları ile o erkeğin evlenmesi, kızın da, oğlanın oğlu ve torunları ile ve babası ile evlenmesi ebedi haram olur.<br />
      Mesela, bir erkek, kayınvalidesinin elini öperken şehvetlense, hurmet-i musahere vaki olur. Hanımı kendisine ebedi haram olur. Bir gelin de kayınpederinin elini öperken veya başka şekilde dokununca şehvet hasıl olursa yine hurmet-i musahere hasıl olur. Yani bu kadına kocası ebedi haram olur. Bir baba ile kızı veya torunu yahut bir anne ile oğlu veya torunu arasında hurmet-i musahere olursa, karı-koca birbirine ebedi haram olur. (Bezzâziyye)<br />
      Şafiî mezhebinde hurmet-i musahere yoktur. Evli hanefiler arasında hurmet-i musahere olursa, sadece nikah ve talakta Şafiî mezhebine göre nikahlarını tazelemeleri gerekir.<br />
      Böyle bir ihtiyaç halinde başka bir mezhebi taklid caiz ve gerekir. (Hadika)</p>
<p>      Sual: Bir anne oğlunu, bir baba kızını kucaklayıp sevebilir mi? Bir ölçüsü var mıdır?<br />
      CEVAP<br />
      Bir anne, büyük de olsa oğlunu kucaklayabilir. Ancak insanlık îcâbı, hiç düşünmediği hâlde, bir şehvet hâsıl olursa hurmet-i musâhere denilen durum ortaya çıkar. Kayınvâlide de dâmâdını kucaklarken şehvet hâsıl olursa yine hurmet-i musâhere olur. Anne ve kayınvâlidede bir şey olmayıp oğlunda veya dâmâdında şehvet hâsıl olursa yine hurmet-i musâhere olur. Yedi yaşından büyük, gösterişli kız ile de, hurmet-i musâhere olur. 15 yaşındaki kız, yüz yaşındaki dedesi ile de hurmet-i musâhere olabilir. Kızın ve ihtiyârların şehveti, kalbinin meyletmesi demektir.<br />
      Hurmet-i musâhere gibi herhangi bir tehlikeyi önlemek için, anne oğlunu, baba kızını severken dikkatli olmalıdır. Çocukların ana-babalarının ellerini öpmeleri kâfidir.<br />
      Hurmet-i musâhere, ana-baba ile olduğu gibi yabancı insanlarla da olur. Meselâ herhangi bir yabancı kadına şehvetle dokunmak, unutarak veya yanılarak bile olsa, hurmet-i musâhereye sebep olur. Yanî o kadının anası ile ve kızları ile o erkeğin evlenmesi Hanefî ve Hanbelî mezhebine göre harâmdır. Bir kız da, bir erkeğe şehvetle dokunsa, o erkeğin babası ve oğlu ile evlenmesi harâm olur.</p>
<p>      Sual: 80 yaşındaki deli ile de hurmet-i musâhere olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual:Uzaktan bir akrabamın kızı ile evleniyorum. Evimize geldiklerinde annesinin elini mecburen öpmek zorunda kalıyorum. Hürmeti musahereden çok korkuyorum. Onun için, daha elimi uzatmadan kendimi iyice şartlandırıyorum. Kesinlikle şehevi bir şey hissetmemeliyim diye. Zaten normalde de böyle bir şeyi asla düşünemem. Tüm bunlara rağmen, annesinin elini öptüğümde hissetmişim gibi oluyor. Bazen hiç farkında bile olmuyorum ki daha sonra aklıma geliyor, böyle bir şey olmadığı için seviniyorum. Kendimi bu kadar zorlamama ve şartlandırmama rağmen hala şüpheleniyorsam acaba bu sadece vesvese midir? Bunu nasıl anlayabilirim? Şayet evlenirsem, bu durumda ne yapmalıyım? Eğer hurmeti musahere olduysa çare nedir? Ve, elini öpmekten kurtuluş olmadığına göre, hurmeti musahereden kurtulmanın bir yolu var mıdır efendim?<br />
      CEVAP<br />
      Sizinki vesvesedir. El öpmekle hemen hurmet-i musahere olmaz. İyice şehvetlenmen lazımdır. Şayet öyle bir iş olursa, onun da kolayı vardır. Kendinizi sıkmanıza, vesvese etmenize gerek yoktur.</p>
<p>      Sual: Hurmeti musahere olması için iki tarafın baliğ olması şart mı?<br />
      CEVAP<br />
      Şart değildir. Gösterişli olması büluğ gibidir.</p>
<p>      Sual: (Unutarak da olsa hurmet-i musahere olur) daki unutmak nedir?<br />
      CEVAP<br />
      Hurmet-i musahereyi bildiği halde, hatırlamamak.</p>
<p>      Sual: Elbise üzerinden dokunmakla hurmet-i musahere olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Vücudun sıcaklığı hissedilecek derecede ince ise olur.</p>
<p>      Sual: Hurmet-i musaherede, hanımın anneannesi, annesi gibi mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet. </p>
<p>      Sual: Hanıma şehvetliyken kızım elimi tutsa, H.musahere olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Hayır.</p>
<p>      Sual: Hürmet-i musahere için hanımın süt kızı, kendi kızım gibi mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Hurmet-i musahere şüphesiyle şafiiyi taklid caiz olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Vesvese zamanında mezheb taklidine lüzum yoktur. </p>
<p>      Sual: Hurmet-i musahere olan kadınla, halvet de haram mı?<br />
      CEVAP<br />
      Elbette haramdır.</p>
<p>      Sual: Hurmet-i musahere sebebiyle şafiiye göre nikahlanan, şafiiye mi geçer, yoksa sadece nikah ve talakta mı taklid eder?<br />
      CEVAP<br />
      Sadece nikah ve talakta taklid eder. </p>
<p>      Tüp bebek<br />
      Sual: Çocuğu olmayan karı-kocanın, tüp bebek usûlü ile, çocuk sâhibi olmaları câiz midir?<br />
         	CEVAP<br />
      Allahü teâlâdan çocuk talep etmeyi teşvik buyuran hadîs-i şerîfler çoktur. Çocuğu olmayan karı-kocanın, Silsile-i aliyyeyi [Büyük islâm âlimlerini] vâsıta yaparak, duâ etmeleri ve meşru sebeplere sarılmaları lâzımdır. Karı-kocadan alınan materyaller, tüpte ilkâh vâki olduktan sonra, rahme konuyor. Buna (sun’î ilkâh) veya (tüp bebek) deniyor. Bu câizdir. Ancak, haram işlemeden yapılmalıdır. (İslâm Ahlâkı)</p>
<p>      Sual: Çocuksuz doktor, hanımından yumurta alıp, kendi spermi ile tüpte döllese caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet caizdir. </p>
<p>      Sual:  İki evli doktor, çocuğu olmayan hanımına, ötekinden döllenmiş yumurta koysa, caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Çocuk, ötekinin olacağı için lüzumsuzdur.</p>
<p>      Sual: Tüp bebekte, materyal bazen yurt dışında olduğu gibi kiralık anneden alınsa<br />
veya tersine, kiralık baba yani sperm bankasından alınsa, çocuk piç mi olur?<br />
      CEVAP<br />
      Tüp bebek nikahlı karı kocadan olursa caizdir. Avrupadaki gibi kiralık anneden veya sperm bankasından alınırsa çocuk piç olur.</p>
<p>      Çocuğun kan grubunun ana babasınınkine benzemesi<br />
      Sual: Bir çocuğun kan grubunun ana-babasına benzemediği de olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Çocuğun kan grubu, baba veya anasınınkine benzer. Bazan her ikisine de benzer veya her ikisine de benzemez. Eğer çocuğun kan grubu, ana-babasının kan grubundan başka türlü olmasaydı, yeryüzünde yalnız iki çeşit kan grubu bulunurdu. Çünkü bütün insanlar, bir erkekle bir kadından meydana gelmişlerdir.<br />
      Âdem aleyhisselamın kan grubu (A), Hz. Havva validemizin kan grubu (B) ise, (A) grubunda, (B) grubunda ve (AB) grubunda çocukları olacağı gibi, 0 (Sıfır) grubunda da çocukları olabilir. Çünkü A ve B nin yarısı 0 (Sıfır) genini taşır. Hamilelik, lohusalık, narkoz, radyoterapi ve arsenikli ilaçlar bazan kan grubunu değiştirir. Bir insanın kan grubu değişince anasının da, babasının da kan grubuna benzemeyebilir. Bu bakımdan aynı ana-babadan meydana gelen çocukların kan grupları iki çeşit değildir.<br />
      Kan grupları sistemler şeklinde incelenmektedir. Mesela, ABO, Rh sistemi gibi başka kan grubu sistemleri de bilinmektedir. Daha başka bilinmeyenlerin de bulunduğu söylenmektedir. Her kan grubu sistemi, diğer sistemlerden müstakil olarak çalışmaktadır. Tıbbi tatbikatta, yani hastalık ve tedaviyi ilgilendiren kan grubu uyuşmazlıklarında herkesin bildiği yukarıdaki ABO ve Rh sistemleri önemlidir.<br />
      Dört Çeşit Kan Grubu<br />
      ABO sisteminde dört çeşit kan grubu vardır:<br />
      1- Sıfır (0) grubunda, kişiler 0 ve 0 genlerini taşır ve homozigottur. (İki geni aynı.)<br />
      2- A grubundakinin genleri, A ve O dır. (Heterozigot, yani iki geni farklı veya A ve A dır. (Homozigot.)<br />
      3- B grubundakiler, ya B ve B dir. (Homozigot) veya B ve 0 dır. (Heterozigot.)<br />
      4- AB grubundakinin genleri ise, A ve B dir. (Heterozigot.)<br />
      Mesela, A grubundaki heterozigot bir spermin yarısı A, yarısı da 0 genini taşır. B grubundaki heterozigot yumurtanın yarısı B, yarısı da 0 genini taşır. Bu vasfa haiz kimseler, evlendiklerinde aşağıdaki şemada görüldüğü gibi, AB0 sisteminin dört grubunda da, yani A, B AB, 0 gruplarında da çocukları olabilir.<br />
      EŞLER             ÇOCUKLAR<br />
      1-  {A                 A0  &#8211;  A<br />
             0                  B0  &#8211;  B</p>
<p>      2-  {B                 AB  &#8211;  AB<br />
             0                  00   &#8211;  0<br />
      Bunu açıklayalım!<br />
      1- Birinin A genini taşıyan yumurta veya sperm, diğerinin 0 genini taşıyan üreme elamanı ile bir embriyon yaparsa bundan A grubunda çocuk olur.<br />
      2- B geni 0 ile birleşince B grubunda,<br />
      3- A geni B geni ile birleşince AB grubunda,<br />
      4- 0 geni 0 geni ile birleşince 0 grubunda çocuk veya çocuklar olur.<br />
      Rh sisteminde de Rh (+) olan bir kimse, heterozigot ise, yani genlerinden biri (+), diğeri  (-) ise, kan grubu Rh (-) olan biri ile evlenince, çocukların kan grubu Rh (+) da olabilir, Rh (-) de olabilir.<br />
      Yukarıdaki sistemde genlerin A,B ve (+) genleri, 0 ve (-) genlere karşı baskın (Dominant) olup, onların özelliklerini örter. Diğer kan grubu sistemlerinde de durum böyledir.</p>
<p>      Gelin kaynana meselesi<br />
      Sual: Bir çocuklu evli bir erkeğim. Hanımım kapalı ve namazını kılıyor. Fakat anam babam hanımımı istemiyorlar, hep ona hakaret ediyorlar. Ben de, hanıma anam babamla iyi geçin diyorum, anamı babamı üzgün görünce hanımıma kızıyor, vuruyorum. Baktım bu iş böyle gitmeyecek nihayet hanımı götürüp çocuğumla birlikte ana babasının evine bıraktım. Ne tavsiye edersiniz?<br />
      CEVAP<br />
      Kapalı ve namazını kılan bir hanım büyük nimettir. Nimetin kıymetini bilmezseniz elinizden çıkar.<br />
      Gelin kaynana meselesi yeni değildir. Bunun çözümü evler ayrı olmalıdır. Eğer gelin kaynana kavga ediyorlarsa hiç görüştürmemek daha uygun olur.<br />
      Ana babanın isteği ile hanım dövülmez, hanım bırakılmaz. Sizinki çok yanlış. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
      (Bir mümin, hanımına kızmasın! Kötü huyu varsa, iyi huyu da olur.) [Müslim]<br />
      (Kadın, zayıf yaratılışlıdır. Zayıflığını susarak yenin! Evdeki kusurlarını görmemeye çalışın!) [İbni Lal]<br />
      (Müslümanların iman yönünden en üstünü, ahlâkı en güzel olanı, hanımına, en iyi, en lütufkar davranandır.) [Tirimizi]<br />
      (Müslümanların en iyisi, en faydalısı, hanımına en iyi, en faydalı olandır. Sizin aranızda hanımına karşı en iyi, en hayırlı, en faydalı olan benim.) [Nesâî]<br />
      (Kadınlarınıza eziyet etmeyin! Onlar, Allahın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim]<br />
      (Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine bir köle azad etmiş sevabı yazılır.) [R. Nasıhin]<br />
      (Hanımının ve çocuklarının haklarını ifa etmiyenin namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa]<br />
      (Haksız olarak hanımını dövenin, Kıyamette hasmı ben olurum. Hanımını döven, Allah ve Resulüne asi olur.) [R.Nasıhin]<br />
      Eve gelince hanımına selam verip hatırını sormalı, üzüntü ve sevincine ortak olmalıdır. Çünkü, o başkalarından ümitsiz ve yalnız kendisine alışmış bulunan dostu, dert ortağı, kendini neşelendiricisi, çocuklarının yetiştiricisi ve çeşitli ihtiyaçlarının gidericisidir.<br />
      (İyi kadınlar, Allaha itaat eder ve kocalarının haklarını gözetir. Kocaları yokken, onların namuslarını ve mallarını, Allahın yardımı ile korurlar.) [Nisa 34]<br />
      Erkek, hep kendini kusurlu görmeli, (Ben iyi olsaydım, o böyle olmazdı) diye düşünmelidir. Hanımının iyiliğini, iffetini Allahü teâlânın büyük nimeti bilmelidir. Onun huysuzluklarına iyilikle muamele etmeli, iyiliği çoğalıp, her işi seve seve yapınca, ona duâ etmeli ve Allahü teâlâya şükretmelidir. Çünkü, uygun bir kadın büyük bir nimettir. İyi davranmak, sadece hanımı üzmemek değildir. Onun verdiği sıkıntılara da katlanmak demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
      (Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belâlara sabreden Hz. Eyyüb gibi mükâfatlara kavuşur.) [İ.Gazali]<br />
      İyi müslüman olmak için hanım ile iyi geçinmek şarttır. Kur&#8217;an-ı kerimde de, (Onlarla iyi, güzel geçinin!) buyuruluyor. (Nisa 19)</p>
<p>      İstihare nasıl yapılır<br />
      Sual: İstihare nasıl yapılır?<br />
      CEVAP<br />
      Önce günahlardan tövbe edilir. Tövbe için kısaca, &#8220;Ya Rabbi! Büluğ anımdan şimdiye kadar yaptığım günahlara pişman oldum. Bundan sonra da, inşaallah hiç günah işlememeye söz veriyorum&#8221; denir. Sonra gusledilir. Gusülden sonra, o gece (istihareye niyet ettim) diyerek iki rekat nafile namaz kılınır. İlk rekatte Kâfirun, ikinci rekatte İhlas okunur. İstihare namazından sonra su duâ okunur:<br />
      (Allahümme innî estehirüke bi-ilmike ve estakdirüke bi-kudretike ve eselüke min fadlikelazım fe inneke takdirü ve la akdirü ve tâlemü vela âlemü ve ente allamül-ğuyub)<br />
      Yedi gece devam edilir. İstihare başkasına yaptırılmaz. İstihareden sonra, abdestli olarak, kıbleye dönüp yatılır. Rüyada beyaz veya yeşil görmek hayra, siyah veya kırmızı görmek şerre alametdir. 7 gün istihareden sonra, rüyada bir şey görülmezse, kalbe bakılır. O işi yapmak arzusu varsa, o işe karar verilir. </p>
<p>      Sual: Başkası bizim adımıza istihare yapabilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      İstihareyi herkesin kendi yapması gerekir. İstihâre yapmasını öğrenmeli, bu sünneti kendisi îfâ etmelidir. Bedenle yapılan ibâdetleri başkasına yaptırmak câiz değildir.</p>
<p>      Sual: İstihareye yatmak gerçekten karar vermemizde bizlere yardımcı olabilecek bir olay mı? Yani dinimizde böyle birşey var mı yoksa halk arasında söylenen bir adet gibi birşey mi? Gerçekten ilerisi için yapmak istediğimiz olaylar hakkında evlenirken veya ev araba alırken istihareye yatmamız doğru olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      İstihare sünnettir. Danışacak yeri olmayan istihareye yapmalıdır.<br />
      Evlenmeden önce, birkaç defa istihare etmeli, Hak teâlâya sığınmalıdır. Nefsin ve kötü kimselerin araya katılmasından koruması için, yalvarmalıdır. Salih, güvenilir kimselerle istişareden sonra, istihare yapmalıdır. Bir muradı olan kimse, abdest alır, temiz bir yere oturur, üç defa salevat-ı şerife okur, sonra her birine Besmele çekerek on Fatiha, sonra onbir İhlas okur, sonra üç defa salevat okur. Sonra sağ yanı üzere, yüzü kıbleye karşı olarak ve sağ elini sağ yanağı altına koyarak yatar, niyet ettiği şeyin iyi veya kötü olacağını bi-iznillah rüyada görür. (Fetava-i Karı-ül-hidaye)<br />
      İstihare Namazı<br />
      Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
      (Mutluluk, istihare namazı kılmakla gerçekleşir.) [Hakim]<br />
      (İstiharede bulunmak ve kadere rıza göstermek kişinin mutlu olacağına, bunun aksi ise, kişinin mutsuz olacağına alamettir.) [Tirmizî]<br />
      (Bir işe başlıyacağınız veya birşeyden kurtulmak istediğiniz zaman, iki rekat nafile namaz kılıp [aşağıda bildirilen Arapça duâyı okuyarak] &#8220;Eğer bu işim [Mesela şununla evlenmem] dünya ve ahiretim için hayırlı ise, bunu bana mübarek eyle. Eğer hakkımda hayırlı değilse, onu benden uzaklaştır ve hayırlı olanı bana kolaylaştır. Beni kazana rıza gösterenlerden eyle, Ya Erhamerrahimin&#8221; demelidir.)</p>
<p>      Sual: Gündüz istihareye yatmak caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Müt’a nikahı haramdır<br />
      Sual: Dinimizde &#8220;müt&#8217;a&#8221; nikahı var mı?<br />
      CEVAP<br />
      Müt&#8217;a nikâhı dört mezhepte de haramdır. Müt&#8217;a nikâhı, şâhitsiz olarak bir kadına belli para verip, belli zaman için berâber yaşamayı sözleşmek demektir. Müt&#8217;a nikâhının haram olduğunda bütün âlimlerin sözbirliği bulunduğu, (Mîzân-ül-kübrâ)da ve (İbni Âbidîn)de yazılıdır.<br />
      İmami Taberânî bildiriyor ki, Abdüllah ibni Abbâs (Müt&#8217;a nikâhı önce helâl idi. Fakat, (Analarınız, size haramdır) meâlindeki âyet-i kerime geldikten sonra, haram edildi. Müminûn sûresinin (Ancak zevceleriniz ve sahip olduğunuz câriyeleriniz helâldir) meâlindeki âyet-i kerimesi, müt&#8217;a nikâhının haram edildiğini kuvvetle bildiriyor. Çünkü, bu âyetten yalnız zevcelerin ve câriyelerin helâl olup, başkalarının haram olduğu anlaşılmaktadır) demiştir.<br />
      Müt&#8217;a nikâhının haram olduğunu, Hz. Ali de içinde olmak üzere, birçok Sahâbî-yi kiram bildirmiştir. Buhârîyi şerif kitabinda (Hz. Ali, Abdüllah ibni Abbâsa, Resûlullah, Hayber gazâsında, müt&#8217;a nikâhını ve eşek eti yemesini yasak etti, buyurmuştur) yazılıdır. Bundan başka, (Müslim-i şerif) kitabında ve İbni Mâcenin kitabında, Peygamber efendimizin (Ey müslümanlar! Kadınlar ile müt&#8217;a nikâhı yapmanıza izin vermiştim. Fakat, şimdi bunu, Allahü teâlâ haram etti. Kimin yanında böyle kadın varsa, onu salıversin ve ona vermiş olduğu malı geri almasın!) buyurduğu yazılıdır.<br />
      Bütün tefsîrler ve fikh kitapları diyor ki, Nisâ sûresi, 24.âyetinin (İstimta&#8217; ettiğiniz kadınların ücretini veriniz) meâl-i âlîsi, müt&#8217;a nikâhı için değildir. Nikâhtaki mehr parasını vermek içindir. Meselâ (Beydâvî tefsîri) ve bunun hâşiyesi (Şeyhzâde tefsîri) ikinci cilt, 26. sayfada, yukarıdaki âyetin tefsîrinde buyuruyor ki:<br />
      (Bu âyet-i kerime, sahih olan nikâhı bildirmektedir. Müt&#8217;a nikâhının mubâh olmasını göstermiyor. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/nitekim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nitekim">Nitekim</a> mehr parasını emrediyor. Müt&#8217;a nikâhı, önce mubâh olmuştu. Sonra yasak edildi. İslâmiyette belli bir zaman için nikâh yapmak yoktur.)</p>
<p>      Mehir nedir?<br />
      Sual: Mehir nedir? Dinimizde mehrin önemi nedir?<br />
      CEVAP<br />
      Mehir, erkeğin evlenirken kıza vermesi gereken altın, mal veya bir menfaattir. Mehrin altın olması şart değildir. Herhangi bir mal [ev, apartman, bağ, araba, fabrika] veya bir menfaat de olabilir. Mehir olarak Kur’an-ı kerim öğretmeyi istemek de câizdir.<br />
      Mehir iki kısımdır. Mehr-i muaccel ve mehr-i müeccel. Her iki mehir, nikâhta bildirilmedi ise, Mehr-i misil verilmesi gerekir. Kadının baba tarafından akrabasına verilen kadar verir.<br />
      Mehr-i muaccel: Acele verilmesi gereken mehir demektir. Nikâh yapılınca, verilmesi vacip olur. Zifaftan veya halvetten önce verilir. Mehr-i muacceli geciktirmek câiz değildir. Hanım ayrılmaya sebep olan birşey yaparsa, mesela mürted olursa, hurmet-i musâhere’ye sebep olursa, mehr-i muaccel verilmez. Erkek boşarsa veya ayrılığa sebep olanı yaparsa, yarısı verilir.<br />
      Mehr-i müeccel: Hemen verilmeyip daha sonra verilmesi gereken mehir demektir. Halvet olmuşsa veya ikisinden biri ölmüşse, mehr-i müeccelin verilmesi vacip olur. Hanımının istediği zamanda verilir. Eğer istemedi ise, ikisinden biri ölünce, verilmesi vaciptir. Hanım ölünce, kocası, hanımının vârislerine verir. Kocası ölünce, mirasından hanımına verilir. Mehrin başlık parası ile ilgisi yoktur. Başlık parası almak haramdır.<br />
      Boşanma hâlinde mehir<br />
      Boşanma hâlinde, zifaf veya halvet olmuşsa, müeccel mehrin tamamı, olmamışsa yarısı verilir. Bir ayet-i kerime meali: (El dokunmadan boşadığınız kadınlara, mehrin yarısını veriniz!) [Bekara 237]<br />
      Nikâh kıyılırken mehir söylenip de, ne kadarı muaccel olduğu bildirilmedi ise, âdete ve hanımının emsaline göre, söylenilenin bir miktarı muaccel olur. Nikâh kıyılırken, mehr-i müeccelin belli bir tarihte ödenmesini şart etmek câizdir. Boşanma hâlinde, mehrin ödeme tarihi beklenir. Ödeme tarihi belli değilse, boşarken hemen ödenir.<br />
      Boşadığı kadına mehrini ödememek kul hakkıdır. Ödemezse, ahirette azabı çok şiddetlidir.<br />
      İslâmiyette mehir parası, evlenmek için değildir. Evliliğin düzenli, mutlu olarak devam etmesi, kadının hak ve hürriyetlerinin korunması, din cahili huysuz erkeğin elinde oyuncak olmaması içindir. Mehir parasını vermek ve çocukların nafaka paralarını her ay ödemek korkusundan, erkek, hanımını boşayamaz. Bu korkunun olmadığı yerlerde, mahkemeler boşanma davaları ile dolup taşar. Bunun için, evlenecek kızın, İslâmın güzel ahlâkını ve kadına verdiği kıymeti bilen ve bunlara önem veren erkekten az miktarda, böyle olmıyandan ise, fazla miktarda mehir istemesi efdaldir.<br />
      Mehir parası, kadın için bir sigorta sayılır. Erkeğin zor ödeyeceği veya hiç veremeyeceği bir mehir ile evlenen kadını, erkek boşayamaz. Boşarsa, maddî hayatı felce uğrar. Mehir vermek korkusu, erkeğin iyi geçinmesine de sebep olur. Şayet erkek, mehir parasını verir de, hanımından ayrılırsa, hanımın kimsesi de yoksa, bu mehir parası ile geçinme imkânı bulabilir. İmkânı olan erkeğin, saliha kız veya kadına çok mehir vermesi iyi olur. Habeş imparatoru Necaşî, Ümm-i Habibe [validemiz] ile Peygamber efendimizin nikâhlarını kıyınca, mehir olarak yaklaşık 2 kilo altın vermişti. Mehir biçilmeden yapılan nikâh da sahihtir. Fakat daha sonra mehr-i misil vermek gerekir. Mehrin çoğunun bir sınırı yoktur. Fakat en azı, 5 gram altındır. Bir kız veya kadın, nikâhı kıyılırken, (Benimki mehirsiz olsun) diyemez. Fakat mehir tesbit edildikten sonra, almadan da kocasına bağışlayabilir. Bağışlaması ise çok sevaptır.<br />
      Mehir vermek vaciptir<br />
      Mutlaka mehir vermelidir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile verin; kendi arzuları ile mehrin bir kısmını size hediye ederlerse, onu da afiyetle yersiniz.) [Nisa 4]<br />
      Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
      (Mehir vermemek niyeti ile nikâhlanan, kıyamette hırsızlarla haşrolur.)<br />
      (Mehir olarak, demir bir yüzük olsa da verin!)<br />
      (Mehir parası hayırlı maldır.)<br />
      Salih biri ile evlenen kız, fazla mehir istememelidir. Hadis-i şerifte, (En iyi mehir kolay ödenendir. Mehirde kolaylık gösterin. Çok mehir istemek düşmanlığa sebeptir.) buyuruldu. Hz. Ömer buyurdu ki: (Çok mehir istemeyin. Eğer fazla mehir almak bir fazilet olsaydı, Resulullah bunu yapardı. Hâlbuki O, hiçbir hanımına 12 ukye’den [38 altından] fazla mehir vermedi, kızlarının mehri de bu kadardı.) Bir kadının mehri, bir çift ayakkabı idi. Peygamber efendimiz, bu kadının mehrinden memnun olup olmadığını sordu. Kadının memnun olduğu bildirilince, Peygamber efendimiz de sevindi. (Tirmizî)</p>
<p>      Sual: Zifaftan önce hanım, mehrini bana helal etti. Yarısını mı hediye etmiş oldu?<br />
      CEVAP<br />
      Tahsis etmedi ise, hepsini hediye etmiş demektir.</p>
<p>      Sual: Zevce, (Ben nafaka istemem. Sana helal ettim) dese, sahih olur mu? Nafakayı aldıktan sonra mı hediye etmek lazımdır?<br />
      CEVAP<br />
      Sahih olur. Hayır.</p>
<p>      Sual: Dul kadınla evlenen mehr verir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual:  Nikahta kadın (Mehr olarak beni hacca götür) dese caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Caiz ise de, dememesi iyidir.</p>
<p>      Sual: Düğünden önce, kıza verilen bilezik, nikahta mehrden söz edilmemişse, mehr yerine geçer mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Erkek ölünce mehr-i müeccelini hanımına vermek lazım mı?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Düğünden önce, kıza verilen bilezik, nikâhta mehrden söz edilmemişse, mehr yerine geçer mi?<br />
           CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: 1- Evlenirken anlaşılan mehir ne zaman verilmeli&#8230; yani uzun bir müddet sonra (bir hafta ya da ay sonra) verilebilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Boşanınca veya ölünce verilir. Daha önce de verilse olur.<br />
      2-Hanım, mehrini almadan kocasına hediye edebilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet edebilir ve iyi olur.<br />
      3-Almıyorum dedikten sonra haram olsun demesi ile haram olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Helal ettikten sonra artık onu diyemez, dese de geçersizdir.</p>
<p>      Yalan söylemenin caiz olduğu yerler<br />
      Sual: Kadının kocasını idare etmek için yalan söylemesi caiz mi? Yalan söylemenin caiz olduğu başka haller de var mıdır?<br />
      CEVAP<br />
      Din düşmanlarının zararından korunmak veya müslümanları korumak için her zaman yalan söylemek caiz olur. Zâlimden, bir müslümanın bulunduğu yeri, malını, günahını saklamak da caizdir. İki müslümanın arasını bulmak için, malını korumak için, müslümanın sırrının, aybının meydana çıkmaması için ve bunlar gibi haramları önlemek için, yalan caiz olur. Ölmemek için leş yemeye benzer. Hz. Sevban, (Bir müslümana faydası dokunan veya bir müslümanın zararını kaldıran yalan, yalan sayılmaz) buyuruyor.<br />
      Kadın da kocasını idare etmek için yalan söyleyebilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Erkek, hanımını, hanım da, kocasını idare etmek için yalan söylerse günah olmaz.) [Müslim]<br />
      İbni Erkam hazretleri, Hz.Ömere, (Hanım beni sevmiyor. Beni sevmiyen bir hanımla ben nasıl birlikte yaşarım) dedi. Hz.Ömer, kadına sordu:<br />
      &#8211; Kocana, &#8220;seni sevmiyorum&#8221; dedin mi?<br />
      &#8211; Evet dedim.<br />
      &#8211; Niçin?<br />
      &#8211; Bana yemin ettirdi. Ben de yalan söyliyemedim. Yoksa burada yalana izin var mıdır?<br />
      &#8211; Elbette burada yalan söylemeye izin vardır. Bir kadın, kocasını sevmese de, onu üzmemek için, yalan söylerse günah olmaz. </p>
<p>      Lohusalık döneminde dışarı çıkılmaz mı?<br />
      Sual: 1-6 Aylık çocuk kürtajla alınmak zorunda kalınmış. Bu çocuğun defin işlemi nasıl yapılmalıdır. İsim verilmeli midir.?<br />
      CEVAP<br />
      Doğduktan sonra hemen ölen çocuk yıkanır ve namazı kılınır ve ismi konur. Cansız doğan çocuk, dört aylık değil ise, yıkanmaz ve namazı kılınmaz. Dört aylık olmuş ise, yıkanıp bir kefene sarılıp gömülür, namazı yine kılınmaz. Altı aylık ölen de böyledir.<br />
      2-Lohusalık döneminde dışarı çıkılmaz deniliyor. Dinen bir mahzuru var mıdır?<br />
      CEVAP<br />
      Bir şeyin tıbben zararı varsa dinen de zararı var demektir. Çünkü dinimizde tıp islamiyetin bir şubesidir, bir koludur. Doyduktan sonra yemek yemek niye mahzurlu olsun. Vücuda zarar veriyorsa mahzuru var demektir. İşte bunun için haram edilmiştir.<br />
      Lohusalık döneminde, hastalığına bakmayıp sağda solda gezerse hastalığı artar. Bunun için ninelerimiz lohusayı dışarı çıkarmazlardı. Dışarı çıkmanın hiç mahzuru olmaz. Önemli olan hastalığı artırmamak. Kolay hastalanabilir. Ateşli ise korkulu rüyalar görür. Yalnız kalırsa sanki yanı başında birisi varmış gelir. Bunun için lohusanın yanında birisinin bulunması ve dışarı çıkmaması iyi olur. İhtiyaç olunca dışarı da çıkar, yalnız da kalabilir.<br />
      3-Doğum yapan anne, kırk gün yalnız kalması uygun değil diye duyduk. Sadece bebek bakımı için değil, annenin yanında birilerinin bulunması lazımmış. Dinimizde bunun doğruluğu ne kadardır?<br />
      CEVAP<br />
      Dini yönü yoktur. Tıbbi yönü vardır. Lohusa hastadır. Hasta kimse, ateşli kimse rüyada hep korkar, bir yerlerden düşecek gibi olur. Arkasından birisi geliyormuş gibi hisseder. Evhamlı olur. Yalnız kalınca korkmaya başlar. Onun için yanında bir kimsenin bulunması gerekir. Hasta olduğu için hizmete de ihtiyacı vardır. Kocakarıların söyledikleri yanlış bile olsa bazen faydalı olabiliyor.</p>
<p>      Doğum yapan müslüman kadının günahları affolur<br />
      Sual:  Fas’lı bir arkadaşım var, o söyledi. Fas&#8217;ta yaygın bir inanç varmış. Doğum yapan bir kadının bütün günahları af olurmuş. Doğru mu?<br />
      CEVAP<br />
      Evet doğum yapan müslüman kadının günahları affolur. Ramazan orucunu tutanın, haccı kabul olanın, bütün günahları af olur. Hacca giderken veya gelirken ölenin, bütün günahları affolur. Hadisi şeriflerde buyuruldu ki:<br />
      (Karada şehid olanın borçları ve emanetleri hariç, bütün günahları affolur. Denizde, suda boğularak ölen şehidin ise, borç ve emanetleri de dahil bütün günahları affolur.)<br />
      (Kurban bayramı Arefesi günü, [Besmele çekerek] bin &#8220;İhlas&#8221; okuyanın bütün günahları affolur ve her duâsı kabul olur.)<br />
      (Her namazdan sonra, 3 defa &#8220;Estağfirulllahelazım ellezi la ilahe illa hüv el-hayyel-kayyume ve etübü ileyh&#8221; okuyanın, bütün günahları affolur)<br />
      (Cuma günü sabah namazından önce, &#8220;Estağfirullahelazım ellezi la ilahe illa<br />
hüvel hayyel kayyume ve etübü ileyh&#8221; okuyanın, deniz köpüğü kadar da olsa, bütün günahları affolur.)<br />
      (Din kardeşinin bir işini yapmak için gidenin, her adımında 70 günahı<br />
affedilir ve 70 sevab verilir. O iş bitene kadar, böyle devam eder. İşi yapılınca, bütün günahları affedilir. O işi yaparken ölürse, sorgusuz, hesapsız Cennete gider.)<br />
      (La ilahe illallah diyen, sözünde sadık ise, bütün günahları affedilir.)<br />
      (Her namazdan sonra 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahü ekber sonra,<br />
&#8220;Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey&#8217;in kadîr&#8221; diyenin deniz köpüğü kadar günahı olsa da affedilir.)<br />
      Fakat kaza borçları affolmaz.</p>
<p>      Hıristiyan ve dinsizle, ateistle evlenmek<br />
      Sual: Dinsizle evlenmek caiz midir?<br />
      CEVAP<br />
      Sualinizle ilgili husus Kur&#8217;an-ı kerimde açıkça bildirilmiştir. Allahü teâlâ mealen buyuruyor ki:<br />
      (İman etmedikçe, müşrik [dinsiz, putperest] kadınlarla evlenmeyin. İmanlı bir cariye, beğendiğiniz, imrendiğiniz müşrik bir kadından elbette daha üstündür. Kadınlarınızı da, iman edinceye kadar müşrik erkeklerle evlendirmeyin! Mümin bir köle, müşrik bir erkekten elbette daha üstündür.) [Bekara 221]<br />
      Müslüman erkeklerin, ehl-i kitap olan Hıristiyan ve Yahudilerin namuslu kadınları ile evlenmesinin helal olduğu Maide suresinin beşinci ayet-i kerimesinde bildirilmektedir. Fıkıh kitaplarında bu kadınlarla evlenmek helal ise de mekruh olduğu açıklanmaktadır. (Hindiyye)<br />
      Mümin bir erkek, dinsiz bir kadınla evlenmeye niyet edince hemen mürted yani dinsiz olur. Bir kız veya kadın da, müslüman olmayan bir erkekle evlenmeye karar verince, hemen imanı gider. (R. Muhtar)</p>
<p>      Sual: Benim yabancı bir arkadaşım var ve biz evlenmeyi istiyoruz. Müslüman olmayı istiyor. Dinimiz hakkında bilgi almış ve öyle benimle evlenmek istedi.. Müslüman olmak ve benim günaha girmemi engellemek istiyor fakat bir husus var ki onun için çok önemli. Ailem onun sünnet olmadan benimle evlenmesinin mümkün olmayacağını söylüyor..<br />
      CEVAP<br />
      Anne babanız yanlış söylüyor. Sünnet olmak sünnettir, yani mecbur değildir. Hatta büyük kimsenin sünnet olması uygun sayılmaz. Esas şart müslüman olmasıdır. Müslüman olmadan evlenilmez. Evlenirseniz siz de dinden çıkarsınız.<br />
      İman etmekle beraber sünnetin şart olmasının ilgisi yoktur. Sünnet olmak adı üzerinde sünnettir. Aileniz namaz kılma şartını koyarsa daha iyi olurdu.<br />
      Seadeti Ebediye kitabında diyor ki:<br />
      Îmâna gelen yaşlı adamın sünnet olması şart değildir. Hiç olmasa da olur denildi. Çünkü sünnet, avret yerinin görünmesi için özür olmaz diyenler de vardır. (Hadîka)da ve (Berîka)da diyor ki, (Müslümân olan yaşlı adam ve hastalar, sünnetin acısına dayanamazlarsa, sünnet edilmezler.)<br />
      Yukarıdaki ifadelerden sünnet olsa da caiz olacağı bildiriliyor.Yani kendisi isterse sünnet olabilir, istemezse zorlanmamalıdır.<br />
      Seadeti ebediyye kitabını internetten de bulabilirsiniz.<br />
      İşte adresi: http://www.hakikatkitabevi.com</p>
<p>      Sual: Bir erkek veya bayan, kitap ehli ile yani hıristiyan ile evlenebilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Kadın gayri müslim ile evlenemez, erkeğin evlenmesi ise tahrimen mekruhtur, harama yakındır.<br />
      Türkiye&#8217;de mason, komünist, ateist, dinsiz kimseler olduğu gibi, hıristiyan ülkesinde de böyle kimseler vardır. Böyle kadınlarla evlenilmez. Türklerin hepsi müslüman olmadığı gibi, hıristiyanların da hepsi ehli kitap değildir.<br />
      Allahü teâlâ mealen buyuruyor ki:<br />
      (İman etmedikçe, müşrik kadınlarla evlenmeyin. İmanlı bir cariye, beğendiğiniz, imrendiğiniz müşrik bir kadından elbette daha üstündür. Kadınlarınızı da, iman edinceye kadar müşrik erkeklerle evlendirmeyin! Mümin bir köle, müşrik bir erkekten elbette daha üstündür.) [Bekara 221]<br />
      Müslüman erkeklerin, ehl-i kitap olan Hıristiyan ve Yahudilerin namuslu kadınları ile evlenmesinin helal olduğu Maide suresinin beşinci ayet-i kerimesinde bildirilmektedir. Fıkıh kitaplarında bu kadınlarla evlenmek helal ise de mekruh olduğu açıklanmaktadır. (Hindiyye)<br />
      Mümin bir erkek, dinsiz bir kadınla evlenmeye niyet edince hemen mürted yani dinsiz olur. Bir kız veya kadın da, müslüman olmayan bir erkekle evlenmeye karar verince, hemen imanı gider. (R. Muhtar)</p>
<p>      Sual: Bizler Almanyada biraz farklı şekilde yaşıyoruz. Sık sık aşağıdaki konular vuku bulmaktadır:<br />
      1-Maalesef günümüzde iman etmemiş Almanlarla evlilikler yapılmakta. Türk olan kız ise onun ana ve babası Alman &#8220;damat&#8221;larını sadece sünnet olmaya zorluyorlar. Böyle bir nikahın sahih olması için Ana-Baba, Kız ve evlenecek erkek hangi şartları yerine getirmesi gerekmektedir?<br />
      CEVAP<br />
      Sünnet olmak bir şeyi halletmez. Müslüman olmadıktan sonra hıristiyan erkekle evlenilmez, evlenmeye karar verildiği andan itibaren, kız kafir olur. Almanın önce sünnet olmasına değil, müslüman olmasına çalışmalı. Kelime-i şehadet, amentü manalarıyla beraber öğretilmeli, kalben inanıp dili ile ikrar etmesi sağlanmalı. Hakikaten müslüman olduktan sonra sünnet isterse olur, istemezse zorlanmamalıdır. Hatta büyük kimsenin sünnet olması uygun sayılmaz. Esas şart müslüman olmasıdır. Müslüman olmadan evlenilmez. Sünnet, nikah için, müslüman olmak için şart değildir.<br />
      2-Arkadaşın nişanlısı hıristiyan. İnşallah o da müslüman olur. Şu anda hazır değil, ilgileniyor, öğrenmeye çalışıyor.Bunlar nikah kıymak istiyorlar. Oturduğumuz şehirde müslüman merkezi yok. Nikah için başka yere gitmek lazım ve onlar için zor oluyor. Ne yapmaları lazım?<br />
      CEVAP<br />
      Hıristiyan ortamda büyüdükleri için günahın önemini bilmezler. Bir an önce nikah yapmaları iyi olur.<br />
      3-Nikah için kız oğlana yani nişanlısı için vekalet verebilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Verebilir. Oğlan da iki erkek yanında, benimle evlenmek üzere vekaletini<br />
aldığım falancanın kızı falancayı şu kadar mehirle kendime nikah ettim) der. İki erkek şahidin duyması yeterlidir. Şahitlerin akraba olması şart değildir. İki erkek bulunmazsa iki kadın bir<br />
erkek de olur. Hıristiyan kızın nikahında şahidin biri veya ikisi de hıristiyan olabilir. Onun için uzağa gitmeye gerek kalmaz. Fakat nikahı bilen birisi olursa iyi olur.<br />
      4-Hıristiyan kıza mehir vermek lazım mı? Hangi haklardan faydalanabilir?<br />
      CEVAP<br />
      Mehir verilir. Mesela on altın verilirse iyi olur. Her haktan faydalanır. Bir Müslüman, hıristiyan olan zevcesinin kiliseye gitmesine ve evde şarap yapmasına engel olabilir. Hayz ve nifâs sonunda, gusletmeye zorlayamaz. Kapatmaya da zorlayamaz, örtünmesini sağlarsa iyi olur.<br />
      5-Bir de bu müzik hakkında bilgi istiyor: Niye haramdır, kötü tarafları nedir, ne kadar büyük günah oluyor? Efendim ben biliyorum Allahü <a href="http://www.genelbilge.com/tag/teala/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Teala">teala</a> haram kıldı, onu emrine uymak lazım, böyle iman ediyoruz. Neden niye önemli değil. Haram yasak demek ve bitti. Ama onlar bu incelikleri anlamıyorlar. Sebebi arıyorlar. Ne cevab vermem lazım?<br />
      CEVAP<br />
      Bir şeyin hikmeti bildirilince imtihanın önemi kalmaz. Yasak edilen bir şeyde elbette bir değil bir çok hikmetler vardır. Müzik, kalbin kararmasına, günah işlemeye sebep olur. İnsanı fuhşa sürükler. Erkeğe kadını düşündürür, kadına da erkekleri düşündürür. Müzik çalınan yerden rahmet melekleri uzaklaşır, şeytanlar toplanır. Bu bilinen birkaç sebep. Fakat bilmediğimiz sebepleri vardır. Şu sebepten dolayı değil de, Allah yasakladığı için sakınmak gerekir. </p>
<p>      Sual: Kanada veya Amerikada yaşıyan bir Müslüman erkek, Hıristiyan veya Yahudi<br />
bir kızla evlenebilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Amerikada bulunan hıristiyan ve yahudiler harbi kitap ehlidir. Onlarla evlenmek tahrimen mekruhtur, yani harama yakındır. Eskiden islam idaresindekiler ise zımmidir. Zımmi olan kitap ehli ile evlenmek tenzihen mekruhtur.</p>
<p>      Sual: 1- Erkek arkadaşım bir hollandalı kız ile konuşuyor. Kız domuz etini çok seviyormuş. Erkek arkadaşım ise kızın domuz eti yemeyi bırakmasını istiyor. Çünkü evlenirseler erkek bu domuz eti işini evinde istemiyor. Evlenmeyi ciddi olarak düşünüyorlar. Kız diyor ki (erkek arkadaşım benden bunu isteyebilir mi, yani bu hakkı var mı? Varsa uyacağım.)<br />
      CEVAP<br />
      1-Bir müslüman, hıristiyan zevcesinin kiliseye gitmesini ve evde şarap yapmasını yasaklayabilir. Hayz ve nifâs sonunda, gusletmeye zorlayamaz. Tesettür ettirirse iyi olur. (Nimet-i islâm)<br />
      Bu ifadelerden eve domuz eti sokmasını yasaklamaya kocanın yetkisi vardır.<br />
      2-Efendim kız ateist imiş, bir müslüman erkek ateist kızla evlenirse bunun hükmü nedir? Yani evlenebilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Ateistle evlenince kafir olur. </p>
<p>      Sual: Müslümanlığı kabul etmiş bir yabancıyla evlenmek, ana baba razı olmasa da, onların izni olmadan evlenmenin dinimizde hükmü nedir? İleride kültür farkından doğan problemler çıkabilir ve evlilik geçimsiz bir hal alabilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Gerçekten müslümanlığı kabul etmişse, kültür farkı o kadar önemli olmaz. Çünkü kültürden kasıt, dine uymaktır. İnanılıyorsa her ikisi de dine uyacaktır. Fazla bir problem olmaz. Evet yöre farkı bile evliliğe etki ediyor. Bir taraf anlayışlı olunca problem kalmıyor. Evet yabancı çok şeyi bilmez. Müslümanlığa kabul edince dinin kaidelerini uygulaması gerekir. Ana babanın dine aykırı olan emirlerine uyulmaz. Mesela ana baba namaz kılmayan birisi ile evlen diyemez, derlerse, sözlerine uymak gerekmez.Yabancı müslüman ise evlenmek iyi olabilir. Belki o akrabalarının da müslüman olmasına sebep olabilir. Her ana babanın değil, dinini iyi bilen ehl-i sünnet olan ana babanın sözüne itibar edilir. Yabancı da olsa uygun biri bulunca evlenilebilir.</p>
<p>      Sual: Kardeşim yurt dışında doktora yapıyor. Türkiyede eşi var, yani evli.  Bir gayri müslimle de evlenmek istiyor. Bana uygun mu diye sordu. Daha açıkcası beraber oluyorlar, haram olmasın diye nikah edeceğim, dönünce boşayacağım, diyor.<br />
      CEVAP<br />
      Efendim, zımmi kâfirle evlenmek tenzihen mekruh, harbi kâfirle evlenmek tahrimen yani harama yakın mekruhtur. Bugün zımmi kâfir yoktur, hepsi harbi kâfirdir. Zaruretsiz evlenmesi uygun olmaz.<br />
      Günah işlemeyelim diye nikah yapıp gelirken de boşamayı düşünüyor. Buna benzer sualler çoğalıyor. Erkek bayan beraber çalıştıkları için samimi oluyorlar, sonra da günah işlememek için, ikinci hanım olarak evlenmek istediklerini söylüyorlar. Adamın sanki ikinci aldığı kendi hanımı değil! İlk hanımını haramlardan koruyor, ikinci hanımı açık saçık geziyor, her türlü günahı işliyor. Beyefendi, esas hanımım bu değil diye, onun yaptıklarına göz yumuyor. İkinci hanım insanın hanımı değil mi? İlk hanımını nasıl haramlardan koruyorsa onu da korumak zorundadır. Şiilerin muta nikâhı gibi, kısa bir müddet için evlenip, yarın bırakırım şekliyle evlenmek uygun değildir.  (Nasıl olsa beraber konuşuyoruz, günah olmasın diye nikah yapıyoruz) diyenlere, diyorum ki, (Böyle konuşmanız, nikah yaparak yaşamanızdan daha az günahtır. Çünkü o hanımlarla şehvetsiz konuşuluyorsa ihtiyaç kadar konuşuluyorsa günah da olmaz. Çünkü onların hürmeti kalmamıştır. Fakat evlenince, hanımın işlediği günahlardan erkek de mesuldür. Hanımının sokaklarda gezmesine izin verse, onun işlediği günahlara ortak olur. Allah ona lanet eder. Hanım olarak alıyorsan al, muta nikahı gibi, oyuncak gibi kadın mı alınır? Günah işlememek için yapıyormuş onu. Şimdi daha mı az günah işliyor? Şeytan herkesi bir yönden aldatıyor. </p>
<p>      Sual: Meallere baktım. Mümtehine suresinin 10. ayetinde &#8220;Kafir kadınları nikahınızda tutmayın&#8221; diyor. Ben bunu yeni gördüm. Eşim Fransız, hiçbir inancı yok. Böyle iken evli kalmam günah mıdır? Belki saçma bir soru, ayette açıkça söylüyor diyeceksiniz.<br />
      CEVAP<br />
      Saçma olur mu? Çok önemli bir soru. Hırıstiyan ve yahudi bayan ile evlenmek, tahrimen mekruh da olsa, caizdir. Hiç inancı olmayanla evlenilmez. Evlenen kafir olur, mürted olur.</p>
<p>      Sual: Hıristiyanlar, müslüman bir kadın hıristiyan ile evlendimi niçin dinden çıkıyor diye soruyorlar. Bende fikıh kitablarımızda böyle yazıyor dedim. O hüküm hangi ayete dayanıyor diyorlar. Bu arada diğer kafirlerle de evlenmenin haram olduğunu bildiren ayeti ve kitap ehli kadınla evlenmenin caiz olduğunu bildiren ayeti yazar mısınız?<br />
      CEVAP<br />
      Müslüman kadın, kitaplı veya kitapsız kâfir ile evlenemez. (Mümtehine 10)<br />
      Müslüman erkek ise, sadece kitapsız kâfir ile evlenemez. (Bekara 221)<br />
      Müslüman erkek, kitap ehli kadınla evlenebilir. (Maide 5)<br />
      Peygamber efendimiz, Mümtehine suresinin 10. ayetini açıklamış, kitap ehli<br />
 ile de evlenemiyeceğini bildirmiştir.</p>
<p>      Sual: Almanya&#8217;dayım. Bir Hıristiyan kızla evlenmek istiyorum. Bu Hıristiyan kızının başını kapatmam gerekir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Hıristiyan kızla evlenmek tahrimen mekruhtur. Yani harama yakındır. Evlenince başını kapatmanız gerekmez. Hiç bir ibadeti yaptırmanız gerekmez.</p>
<p>      Sual: Kâfire âşık olmak caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet. Ehl-i kitap ise evlenmek de caizdir.</p>
<p>      Sual: Nikahta hıristiyan kadının babasının adını söylemek caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Hıristiyan kızı (Benimle evlenirsen müslüman olurum) dedi. Evlenirsem günah olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Sevab olur.</p>
<p>      Sual: Evli hıristiyan kadınla evlenmek için ne yapmak gerekir?<br />
      CEVAP<br />
      Kadın, iki şahid yanında ayrılır, iddeti geçince evlenir.</p>
<p>      Sual: Müslüman erkek ile hıristiyan kızın nikah akdi, nasıldır?<br />
      CEVAP<br />
      Müslüman erkek ile müslüman kızın nikahı gibidir. Fakat bu nikahın sahih olması için hıristiyan denilen kızın ehl-i kitap olması lazımdır. Yalnız laf ile hıristiyanlık olmaz.</p>
<p>      Sual: Amcamın torunu gayrimüslim bir erkekle evlenecek, bizi de nikah ve düğününe<br />
çağırdı. Gayrimüslüm erkekle müslüman bir hanımın evlenmesinin caiz olmadığını biliyorum. Bu düğüne gitmek doğru olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Caiz değil demek hafif kalır. Gayrimüslim ile evlenen kafir olur. Kafirin düğüne gitmek ona rıza göstermek olur. Gidilmesi asla caiz olmaz.</p>
<p>      Sual:Ben ateistim. Mümin bir bayanla evlenebilir miyim? Ayrıca tavsiyeniz var mı?<br />
      CEVAP<br />
      Ateist iseniz dinen nikah olmaz. Yani o mümin kız hemen kafir olur. O kızın kanına girmeyin. Kendiniz de müslüman olmadıkça evlenmeyin. İleride problem olur.</p>
<p>      Sual: Dinsiz bir kadınla evlenen erkek mürted olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual:  Dinsiz kadınla evli kalınmaz. Ne yapmam gerekir?<br />
      CEVAP<br />
      Onu imana getirin!</p>
<p>      Ulu sözü dinlemiyen uluyakalır<br />
      Sual: İşyerinde beraber çalıştığımız bir arkadaşımız şu anda büyük bir üzüntü içerisinde. Nedeni de evlenmeyi planladığı erkek arkadaşıyla ayrılmışlar. Kendisi daha önceden de bu şekilde arkadaşlıklar kurup ayrılıklar yaşamış. Bizlerin bu şekildeki ilişkilere girmemesi yönündeki sozlerimize aldırış etmiyor. Sizin bu arkadaşımız için tavsiyeleriniz nelerdir?<br />
      CEVAP<br />
      Flört ile ilgili yazım yeterli bilgi verebilir:<br />
      Evlenecek gençlerin flört denilen bir arkadaşlığa asla ihtiyaçları yoktur. Hatta flörtün birçok sakıncası da vardır:<br />
      Flörtte bir tuzak vardır. Flörtte çok defa, kız, erkek tarafından kandırıldıktan sonra terkedilir. Flört, gençlerde gafilce tecrübelere yol açar. Bu tecrübelerin çoğu, kötü şekilde sonuçlanır. Tecrübe için insan, cebine barut koyup kendini tehlikeye atmaz. Ateşle barut bir arada durmaz. Yılan acaba nasıl sokar diye yılanla oynanmaz.<br />
      Flört, akıl mantık hislerini alt üst eder. Flörte alışan, sık sık arkadaş değiştirir. Kızı kandırıp terkeden erkek hain, kandırılan kız da maskara durumuna düşer. Flörtte çok defa, iffet elden gider. Namuslu bir kız için bundan büyük felâket olamaz. Flört, birçok gençleri serseri, müsrif ve perişan eder. Gençler arasında aşağılık kompleksi, kıskançlık, kin, nefret, karamsarlık, düşmanlık, anarşi ve çeşitli ruhî bunalımlar doğurur.<br />
      Flört arzusu, tenhada buluşmaya davet eder. Sonunda, birçok gencin başı belâya girer. Bu arkadaşlıkta iş eğlenceye dökülünce, genç erkeğin güveni sarsılır. Önce kızı zorlar, arzusuna kavuşunca da kızı ayıplar, ahlâksız diye ona hakaret eder. Yüzüne demese bile gencin artık ona olan güveni kalmamıştır, başkalarıyla da böyle yapmadığı nerden malum diye düşünür. Genelde bu hissî eğlencelerden sonra hep soğukluk olur.<br />
      Genç erkek, kokladığı çiçekten hemen doyar, sonra başka bir renk, başka bir çiçek arar. Artık bu sahne onu avutmaz, ondaki esrar, onu çeken cazibe, bağ ve düğümler çözülmüştür. O artık başka bir cazibe, daha esrarlı bir düğüm ister, başka eğlenceleri kovalar. Bu bakımdan flört hususunda kız veya kadın, çok hassas olmalıdır.<br />
      Başından böyle işler geçmemiş bir gence, bunlar anlamsız gelir. Çünkü birisine gönlünü kaptıran genç, kendisine verilecek nasihatı, deli saçması kabul eder. Onun için Peygamber efendimiz, (Sevgi insanı sağır ve kör eder) buyurdu. Sağıra ne anlatsanız duymaz. Köre bütün renkleri gösterseniz, birini diğerinden ayıramaz. Seven kimsenin de gözüne bir şey görünmez. Morfinman gibi olur. Her bakımdan yanlış da olsa, yine onunla evlenmeyi ister.<br />
      Atalarımız da demişler ki:<br />
      Âşık ile delinin farkı, biri gülmez, biri ağlamaz.<br />
      Aşk başta karar etse, akıl firar eder.<br />
      Aşk bir deryadır, dalmayan bilmez.<br />
      Bir yiğit ne kadar kahraman olsa, sevdiğine yenilir.<br />
      Sevda geçer yalan olur, sonu sokar yılan olur.<br />
      Flört sonucu evlenen gençlerin çoğu sonunda pişman olur. Bu bakımdan salih ana babanın tavsiyelerine mutlaka uymalıdır! Ana baba, oğlunun veya kızının evleneceği kişiye, evlâtlarının gözü ile bakmaz. Acı tecrübelerin verdiği firasetle bakar. Atalarımız, (Ulu sözü dinlemiyen uluyakalır) demişlerdir.<br />
      Gönül iyiyi de kötüyü de sevebilir. Bu bakımdan sevdiğimiz kimse ile değil, iyi kimse ile evlenmek önemlidir. Sevdiğimiz kimse kötü de çıkabilir. (Seven yanılmaz) demek çok yanlıştır. Hislerden meydana gelen sevgi bir ölçü değildir. Buna sevgi denmez heves denir. Gençler akıllı olmalı, sevgi ile hevesi karıştırmamalıdır.</p>
<p>      Nikahla ilgili sorular<br />
      Sual: Bir kız, (Bana mail gönderdi. Seni vekil ettim, benimle nikahlan) dedi. Başka bir arkadaşı da vekil yapabilir. Nikahın sahih olabilmesi için neler gerekiyor?<br />
      CEVAP<br />
      Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye’de şöyle diyor:<br />
      (Nikâh için birini vekîl yaparken, şahit lâzım değildir. Vekîl yapmakta ve nikâhta, şâhitlerin ve vekîl yapılacak kişinin kızı tanımaları lâzımdır. Nikâh kıyılırken, vekîl, şâhitlerin tanımadıkları kızın, babasının ve dedesinin adını da söylemesi lâzımdır. Tanımak, kimin kızı ve hangi kızı olduğunu bilmek demektir. Kızı bizzat görmek ve şeklini bilmek değildir.)<br />
      Durum yukarıdaki şartlara uygunsa nikah yapabilirsiniz. </p>
<p>      Sual: Aldık verdik demekle nikah sahih olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Kızla erkek varken, ikisinin babası şahid olsa nikah sahih mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Şafiide, nikah için iki şahid yanında mı kadın vekalet verir?<br />
      CEVAP<br />
      Evet. Nikah için iki şahit yanında vekalet almak lazım.</p>
<p>      Sual: Nikahta kız ve erkeğe üçer defa nasıl sorulur?<br />
      CEVAP<br />
      Her ikisine ayrı ayrı üç kere sorulur.</p>
<p>      Sual: Kızla erkek beraber nikâh kıyarken, sadece ikisinin babası şâhid olabilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Nikahın hangi mezhebe göre kıyıldığını bilmek lazım mı?<br />
      CEVAP<br />
      Hayır. Kıyanın bilmesi kâfi. İki tarafın da bilmesi iyidir.</p>
<p>      Sual: Farklı mezhebdekilerin nikahı, iki mezhebe uygun mu kıyılır?<br />
      CEVAP<br />
      Bir mezhebe uygun olması kâfidir.</p>
<p>      Sual: Şafii, nikahta salih şahid bulamazsa, Hanefiyi taklid eder mi?<br />
      CEVAP<br />
      Salih insan bulunmazsa, Hanefi taklid edilir.</p>
<p>      Sual: Kocası ile Şafiiye göre nikahlanması gereken hanım, velilerden izin alma imkanı yoksa, hanefiyi taklid etse, caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Şafiiye göre nikahlanmam lazım. Hanımın velileri fasıktır. Hanım salih birini veli tayin edebilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual:  Karı-koca nikah için aynı kişiye vekalet verebilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Kızın vekaletini alıp, birinin yanında bir erkeğe nikahladım. Ben şahid yerine de geçer miyim?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Şafiide, fasığın tövbe edip nikah şahidliği yapması caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Salih şahid bulunmazsa, bildirilen hile-i şeriyye caiz olur. Fakat tövbenin şartlarına uymak gerekir. </p>
<p>      Sual:  Şafiide, hiç veli yoksa, nikahta, birini veli tayin etmek caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Evlenecek çocuk, babasının yanında çekindiği için, babası vekaleten konuşuyor. Asıl var iken, vekilin nikah kıyması caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual:  Nikahta, üvey kızına, kızım dense, nikah sahih olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Nikahta şahidin biri yoksa, birine telefonla söylense caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Şahidlerin birarada bulunması lazımdır.</p>
<p>      Sual: Nikahta vekalet verilirken şartlar nelerdir?<br />
      CEVAP<br />
      Hiç bir şartı yok. (Beni falanca ile evlendirmek üzere seni vekil ettim) demek yeterlidir. Vekil edilen kişinin illa kızın mahremi olması gerekmez.  </p>
<p>      Sual: 1) Mehri muaccel ve mueccel nedir? belki yanlış yazmış olabilirim doğrusunu lütfen belirtiniz. Nikahda  bunların en az miktarı nedir? Yani &#8216;islam ahlakında&#8217;  sf.470 &#8216;nikah bahsi&#8217;nde bir altın liranın 3de 2sinden az olmaz diyor. Sonra 10 ile 50 altın lira yapmaktadır diyor. Bunu anlayamadım.<br />
      CEVAP<br />
      İngilizce olsa anlardınız, bu Türkçe herkes anlayamaz. Ekteki (Mehir nedir?) başlıklı yazıda yeterli bilgi var. Yine anlaşılmazsa yine sorarsınız.<br />
      2) Nikah yaparken gelin, damat ve iki şahit olması yeterli mi? Yani bir de nikahı kıyan kişi mi gerekir?<br />
      CEVAP<br />
      Evet iki şahit yeterli. Şahitlerden biri nikahı kıyar. Ama gelini oraya getirmek uygun olmaz. Damat veya şahitlerden biri gelinin vekili olmalıdır.<br />
      3)Nikah ahdini kağıda yazmak şart mıdır?<br />
      CEVAP<br />
      Şart değildir, yazılırsa iyi olur.<br />
      4-Bu ahdi yazarken mehr miktarı belirtilmeli midir?<br />
      CEVAP<br />
      Elbette bildirilmelidir. İleride ayrılık olur bir şey olur lazım olur.<br />
      5-Şahitler gelinin ve damadın şahidi diye ayrılmalı mıdır?<br />
      CEVAP<br />
      Öyle bir şey yok. Sadece şahitler gelini ve damadı tanımış olmaları yeterlidir.</p>
<p>      Sual: 1-İmam nikahı yaparken kimlerin mutlaka bulunması gerekmektedir?<br />
      CEVAP<br />
      (İmam nikahı) diye bir şey yok. Bu dinsizlerin uydurmasıdır. İmam nikahı denmez. Dini nikah veya islam nikahı denir.  Dini nikahı yaparken iki erkek şahidin bulunması şarttır. Aileler bulunmak zorunda değildir. Ailelerin karşı olması bir şeyi değiştirmez. Nikah olur.<br />
      2- İmam nikahı yapılmasındaki temel maksat nedir?<br />
      CEVAP<br />
      Normal nikahtır. Yapılmazsa nikahsız yaşanır mı? Zina olmaması için nikah yapmak lazımdır.<br />
      3- Eğer imam nikahı yapacak olan kız açıksa o nikah geçersiz mi olur? Ya da sürekli nikahı tazelemek mi gerekir?<br />
      CEVAP<br />
      Kimden duydunuz açık olanın nikahı olmaz diye? Öyle bir şey yok.<br />
      4- İmam nikahının sahih olması için 32 farzı bilmek gerekiyor diye biliyoruz.. Bunun gibi başka neler bilinmeli?<br />
      CEVAP<br />
      Nikahın sahih olması için müslüman olması yeterlidir. Müslüman olmak için de  imanın ve islamın şartlarını bilmek gerekir. İmanın şartı içinde bulunan Allaha, meleklere iman kısmında Allahın sıfatlarını da bilmek gerekir. Meleklerin vasıfları peygamberlerin vasıfları. v.s. kısaca dinin bilinmesi gerekenleri bilmek lazım.</p>
<p>      Sual: 1-Belediyenin yaptığı nikaha resmi nikah demenin imanı giderebileceğini söyleyenler var. Doğru mudur?<br />
      CEVAP<br />
      Onun bunun sözü senet olmaz. Ben belediyede yaptırdım yani nüfusta, kiminkini oğlumunkini, gayet uygun oldu. Bütün nikahın şartları var idi, bir tek el açıp dua edilmedi o kadar.<br />
      2-Belediye nikahına resmi nikah demek halk arasında yaygınlaştığı için, öyle demek caiz olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Anlatabilmek için demek caiz olur. Belediye muamelesi de denebilir. Yeri gelince de o şekilde söylenebilir.</p>
<p>      Sual: 1-Bir arkadaştan Belediye kayıt  işlemlerinin yapıldığı yere  ‘Nikah salonu’ demenin yanlış olduğunu  duydum. Çünkü Kuran-ı kerimde nikah için zaman ve yerin söz konusu olmadığının belirtildiğini söyledi.<br />
      CEVAP<br />
      1-Hayret Kur’an-ı kerimden nasıl mana çıkarmış ki? Kur’an-ı kerimi kendi anlayışına göre tefsir etmek çok tehlikeli. O arkadaş tövbe etsin.<br />
      Namaz için de öyle değil mi? İnsan namazı istediği yerde dağda, bağda, bahçede, evde, okulda, camide hatta kilisede kılamaz mı? Nikah yapılan yere nikah salonu demekten daha normal bir şey olmaz. Dinde böyle kafadan konuşmak çok yanlış olur.<br />
      2-Ayrıca Belediye Nikah  salonu denilen yerde merasim yapmam gerekiyor. Bu durumda düğün davetiyelerine Nikah salonu yazmam doğru olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Davetiyeye nikah salonu yazdırmakta hiç mahzur yoktur. Şartlarına uygun olursa nikah sahih olur, şartlarına uygun olmazsa sahih olmaz. Nikah yapılan yerin bunda kusuru olmaz.</p>
<p>      Sual: Dini nikahım yapılacak. Kayınpederim emekli imam olduğu için nikahı kendi kıymak istiyor. Kayınpederim vekil olduğu için aynı zamanda nikahımızı kıyabilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Kıydırır elbette. Bir kişi daha olsa yeter. Mesela sizin de babanız olsa yeter. Başka şahide ihtiyaç yoktur. Olursa mahzuru olmaz.</p>
<p>      Sual: Kayınpederim, düğünün erkek kadın karışık düğün salonunda yapılmasında ısrar ediyor. Salonda yapılan düğünden sonra dini nikâh yapılsa uygun olur mu?<br />
      CEVAP:<br />
      Günâhı size olmaz. Nikâhtan önce tövbe edilip nikâh yapılır.</p>
<p>      Sual: Düğünde çalgı çalmak eğlenmek günah mıdır?<br />
      CEVAP<br />
      Düğünde kadınların def çalıp oynaması caizdir. Düğünü duyurmak için davul çalmak da caizdir. Diğer müzik aletlerini çalmak caiz değildir. Haram işlemeden eğlenmek günah değildir. </p>
<p>      Sual: Bir düğünde eğer çalgı çalınıyorsa oraya gidilmez mi?<br />
      CEVAP<br />
      Mecburiyet yoksa gidilmez.</p>
<p>      Sual: Gelini kapalı bile olsa yabancı erkeğe göstermek haramdır deniyor. Doğru mu?<br />
      CEVAP<br />
      Gelinin dışarı çıkması günah değil, gelinlikle, süslenerek dışarı çıkması günahtır. Kadın, sadece kocasına süslenir, bileziğini, yüzüğünü ve başka süslerini hiç kimseye gösteremez. Gelinlik giyinince süslenmiş oluyor. Bu süsünü başkalarına gösteremez. </p>
<p>      Sual: Dinimize göre en iyi düğün nasıl olmalıdır? Çalgı çalmak, düğün salonunda erkekli kadın beraber bulunmak, yemek yemek, sohbet etmek gibi.<br />
      CEVAP<br />
      En iyi düğün, günah işlemeden ve masrafı az olan düğündür. Yemek yedirmek sünnettir. Kadın erkek bir arada olmaz, çalgı çalınmaz. </p>
<p>      Sual:İki bayram arası nikah olmaz deniyor bu doğru mu?<br />
      CEVAP<br />
      İki bayram arası nikah olur. Bir bayram günü cumaya rastlamıştı. Bayram namazından çıkıp cumaya gelene kadar pek çok zaman olmadığı için, iki bayram (Yani bayram ve cuma) arasında nikahla uğraşmayın denilmişti. Yoksa Aişe validemizin nikahı da iki bayram arasında kıyıldı. Düşünülürse iki bayram arası olmayan gün yoktur. Ramazan bayramı ile kurban bayramı arası veya kurban bayramı ile ramazan bayramı arası. Yani bir senenin bir kısmı Ramazan bayramı ile kurban bayramı arasıdır, bir kısmı da kurban bayramı ile<br />
ramazan bayramı arasıdır. </p>
<p>      Sual: Büluğ çağına gelmiş iki çift kendi aralarında nikah yapabilirler mi? Okullarından sonra kesinlikle evlenmeyi düşünen iki genç bu konuyu ailelerine açamıyorsa daha fazla günah işlememek için birbirlerine söz vererek nikah yapabilirler mi?<br />
      CEVAP<br />
      Şahitsiz nikah olmaz. İki erkek şahit yanında olur. Şahitlerin akraba olması da lazım değildir. Sokaktan tutulan iki kişi de olur.</p>
<p>      Sual: Bir kız dinimizde anne ve babasından izinsiz evlenebilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet hanefi mezhebinde ana babanın rızası şart değil. Diğer mezheplerde şarttır.</p>
<p>      Sual: 1-Mehir ne oluyor, bir miktarı var mı?<br />
      CEVAP<br />
      Evlenirken erkeğin kadına verdiği para veya maldır. Bu başlık parası değildir. Kadınların hakkıdır. Mesela bir ev olur, bir bahçe olur, 100 altın olur. Erkek karısını boşadığı zaman kadın ortada kalmaz. Dinimiz kadına bu hakkı vermiştir.<br />
      2-Caiz kelimesini bana tam olarak açıklar mısınız?<br />
      CEVAP<br />
      Yapması günah olmayan şey demektir.</p>
<p>      Sual: Evlilik esnasında mecbur kaldığımdan dolayı manevi yönünü bilmediğim ve güvenemediğim hoca lakaplı bir şahsa dini nikah kıydırdım, daha sonra içime kuşku düştü (nikahım hususunda) ve hala kuşkuluyum, ne yapmam gerekir veya ne önerirsiniz?<br />
      CEVAP<br />
      Kuşkuya gerek yok. Çünkü iki erkek şahit bulunması yeterlidir. Hocanın olması gerekmez. Dini nikah çok kolay. İki erkek şahit yanında, ben bu hanımla evlendim, o da ben bu beyle evlendim dese nikah kıyılmış olur. Onun için şüpheye lüzum yok.</p>
<p>      Sual: Gayr-ı sahih nikahlı, tecdid-i nikah yapsa, nikahlanmış olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Evet. Sahih nikahın sakatlanması ihtimaline karşı da, iki şahid yanında tecdid-i nikah lazım.<br />
      Sual: Düğünde gelen hediyeler kimindir?<br />
      CEVAP<br />
      Kadına mahsus olan eşya kadınındır. Müşterek eşya erkeğindir. Sünnet çocuğuna gelen hediyeler de böyledir. </p>
<p>      Sual: Almanyada ilticacı olarak bulunan bir arkadaş var kendisi şafii mezhebinde ve ilk defa evleniyor. Onun anlattığına göre şafii mezhebinde babanın nikahta olması lazım imiş. Babasının buraya gelme ihtimali yok. Onun üzerine bana nasıl hareket etmesi gerektiğini sordu. Ben de bir bilene soralım, sana söylerim dedim. Şimdi bizim ne yapmamız lazım?<br />
      CEVAP<br />
      Tam İlmihalde diyor ki: Şafiide nikahın doğru olması için, birinci şart, baliga olan kıza da velinin izin vermesi lazımdır. Veli, erkek akrabadır. Veli bu üç mezhebde babadır. Baba yoksa, babanın babası ve onun babasıdır. Bunlardan sonra, erkek kardeştir. Bundan sonra, erkek kardeş oğlu, sonra onun oğludur. Sonra amca, sonra amca oğlu ve onun oğludur. Bunlar yoksa, kadı [yani Kur'an-ı kerime göre yaşayan adil bir hakim] veli olur. Bu velilerden birisini bulamazsa, orada Salih bir arkadaşı veli tayin eder. Şafiide, şahitlerin erkek olması ve fiskları belli olmaması şarttır. Yani namaz kılan, karısı ve kızı açık olmayan müslüman olması gerekir. Bunları yapamazsa, Hanefi mezhebini taklit ederse mesele kalmaz. Yani hanefiye göre nikah yaparlar.</p>
<p>      Sual: Cuma günü hem söz, hem de dini nikah kıyılacak. Bir mahzuru var mı?<br />
      CEVAP<br />
      Bir mahzuru yok.</p>
<p>      Sual: Kardeşim nişanlı, bir sene sonra belediye nikahları olacak. İslami nikah yaptırmak istiyorlar. İslami nikah hakkında bilgi verir misiniz?<br />
      CEVAP<br />
      İslam nikahı zor değil. İki erkek şahit yanında, çiftler, ben bununla evlenmeyi kabul ettim deseler nikah kıyılmış olur. Ama nikah kıymayı bilen olursa, daha iyi olur, dua okunur, Allahın emri ile, peygamberin kavli ve imamı azamın ictihadı ile diye başlar. Mehir söylenir. Tarifle olmaz bu. Bilen birisine yaptırmak iyi olur.</p>
<p>      Evlilikle ilgili çeşitli konu ve sorular</p>
<p>      Sual: Bir arkadaş fasık bir kadınla evlenecek. (Fasık kadınla evlenmek günah, haram olur mu?) diye soruyor.<br />
      CEVAP<br />
      Küfre rıza küfür, harama rıza haramdır. Onun açık gezmesine, büyük günah işlemesine rıza gösteriyor ki onunla evleniyor. Razı değilse, bu günahları terk edersen evlenirim demeli.</p>
<p>      Sual: Teyze çocuklarının evlenmesi mekruh mudur?<br />
      CEVAP<br />
      Evet tenzihen mekruhtur. Amca çocukları da öyledir.</p>
<p>      Sual: Amca veya teyze çocuklarının birbiri ile evlenmesinin tenzihen mekruh olduğunu yazdınız. Dayı kızı, hala oğlu birbiri ile evlenince nasıl olur, bu mekruh değil mi?<br />
      CEVAP<br />
      Onlar da mekruhtur.</p>
<p>      Sual: Kız görmeye gidince, babamın da bakması caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: İstenilecek kızın neresine bakmağa izin vardır?<br />
      CEVAP<br />
      Yalnız yüzüne bakılır.</p>
<p>      Sual: Gelinlik islam adeti mi, kâfir adeti mi?<br />
      CEVAP<br />
      İslam adetidir, kapalı yerde giydirmelidir.</p>
<p>      Sual: Âriyeten gelinlik almak caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Caizdir. Verene sevab olur. </p>
<p>      Sual: Damad siyah elbise giyse caiz mi, kâfire benzemiş olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Caizdir. Benzemiş olmaz.</p>
<p>      Sual: Nikahtan evvel sadece oğlanın kızı görmesi kâfi mi?<br />
      CEVAP<br />
      Birbirini görmek sünnettir.</p>
<p>      Sual: Evlenirken kızla konuşmak da sünnet mi?<br />
      CEVAP<br />
      Konuşmak da sünnettir.</p>
<p>      Sual: Dâmâd adayına, (evine çamaşır makinası ile kızıma 3 bilezik alırsan, evlenmenize râzı olurum) demek câiz midir?<br />
           CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Fakir baba, oğlunu evlendirmeye mecbûr mudur?<br />
      CEVAP<br />
      Hayır. Fakat ihsân edeni Allahü teâlâ sever. Evlâda, akrabâya ihsân, daha çok sevâbdır.</p>
<p>      Sual: Baba, oğlunu evlendirmeye mecbur mudur?<br />
            CEVAP<br />
      Baba, oğlunu evlendirmeye mecbur değildir. Erkek çocuk, akıl-bâliğ olduktan sonra, babasının mesuliyetinden çıkar. Fakir oğlunu evlendirmek ise babaya vâcibdir.<br />
            Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:<br />
            (Çocuğa güzel isim vermek, dînini öğretmek ve vakti gelince evlendirmek, evlâdın babası üzerindeki haklarındandır.) [Ebû Nuaym] </p>
<p>      Sual: Zina etmiş biri ile evlenilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Dört mezhepte de, zina eden, zina etmemiş birisi ile veya zina etmemiş olan, zina etmiş biri ile evlenebilir. (Cessas)</p>
<p>      Sual: Cinlerle evlenilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Cin ile evlenmek, Şafiî mezhebinde caiz, Hanefide caiz değildir. Cinnin çoğalması gaz [hava] iledir. Bundan dolayı, cin ile evlenmek, hakiki evlenmek değildir. Cin, insan şekline girip evlendiği de söyleniyor. Bu âlimler, (Belkis, cin ile insan arasında hasıl olmuştur.) diyorlar. Cinden, cin ile uğraşanlardan uzak durmak gerekir.</p>
<p>      Sual: Gelinlik giymek uygun mu?<br />
      CEVAP<br />
      Gelinlik giymek sünnettir. Yabancılara göstermemek gerekir.</p>
<p>      Sual:Ben ve oğlum, dul olan bir kadın ve kızıyla, yani annesini ben, kızını oğlum alarak evlenebilir miyiz?<br />
      CEVAP<br />
      Elbette. Hiçbir mahzuru yoktur.</p>
<p>      Sual: Çocuğun erkek olabilmesi için bir dua var mı, ne yapmak gerekir?<br />
      CEVAP<br />
      Salih bir kimse, yatağa girince; önce İhlâs sûresini okur. (Ya Rabbi bana bir oğul ihsan edersen ismini Muhammed koyacağım) der. Böyle duâ edenin Allahın izniyle erkek çocuğu olur.<br />
      Hadis-i şerifte, (Hanımı hâmile iken, elini onun karnına koyup, &#8220;Bismillahi ahadis samed ellezi lem yelid ve lem yûled, yâ Rabbi bu çocuğun ismini Muhammed aleyhisselâmın hürmetine, Muhammed koydum&#8221; derse, bu çocuk erkek olur.) buyuruldu.<br />
      Kadın, hayızdan temizlendikten sonra beş gün içinde hâmile kalırsa, çocuğu erkek olur. Beşinci günden sekizinci güne kadar olursa kız olur. </p>
<p>      Sual: Yeni doğmuş bebeğin düşmüş olan göbeğini ne yapmak gerekir?<br />
      CEVAP<br />
      Bir yere gömmek iyi olur.</p>
<p>      Sual: Evdeki işleri kimin yapması lazım?<br />
      CEVAP<br />
      Hanım ev işlerini yapmaya mecbur değildir. Ancak, erkek de ihsan etmeye mecbur değil. Kadın ev işini yapınca erkek de fazlası ile ihsanda bulunur. Bu işler karşılıklı olur, severek yapılır. </p>
<p>      Sual: 24 yaşındayım, bugüne kadar hiç kız arkadaşım olmadı. Bazı sebeplerden<br />
dolayı olmadı. Onlardan birisi de şu, karşı cinse saygı duyuyorum ve onunla eğlenmek istemiyorum.Yaş ilerledikçe kız arkadaşa ihtiyaç duyuyorum. Çünkü kendimi çok yalnız hissediyorum. Dua ederken Allahü tealadan müslüman bir kızla tanışmayı nasip etmesini istemem caiz olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Evlenmek niyetiyle olursa caiz olur. Sırf arkadaşlık niyetiyle konuşmak bile caiz olmaz, duası hiç caiz olmaz. Kendinizi yalnız hissediyorsanız erkek arkadaş edinin. Evlenmeye ihtiyaç duyuyorsanız evlenin. </p>
<p>      Sual: 1-Bir kızla geziyor tozuyoruz. Elele tutuşuyor, öpüşüyoruz. Ama bu tek bir kız ve onunla evleneceğim. Evlenme niyetim beni kurtarmaz mı?<br />
      CEVAP<br />
      Kurtarmaz. Evlenmeye karar vermek, günahı işlemeyi mubah kılmaz. Günah işlememek için nikah yapmak gerekir.<br />
      2-Bu günahlar o kızla evlendiğim taktirde affolur mu? Ben birisiyle böyle günahlar işleyen insanın o kimseyle evlendiği taktirde günahları affedilir diye duydum. Bu ne kadar doğrudur?<br />
      CEVAP<br />
      Yanlış öyle bir şey yok. Bugünden itibaren tövbe edilir, bir daha günah işlenmezse affolur.<br />
      3- Siz şimdi haklı olarak nikah yapın diyeceksiniz, ama ekonomik engeller var.<br />
      CEVAP<br />
      Dini nikah için ekonomik engel söz konusu olmaz. İki erkek şahit kafidir. Bunun ekonomi ile ne ilgisi var?</p>
<p>      Sual: 1-Şu an, beraber de bulunduğumuz bir kadın arkadaşım var. Ailem, durumu tam bilmemelerine rağmen, bana uygun olmadığını söylüyor ve benim onunla evlenmemi istemiyorlar. Kendisinin fiziksel ve kültürel olarak bana uygun olmadığını söylüyorlar. O hanım da şu an onunla evlenmemi umuyor ve bekliyor. Şimdi başı açık ve çalışıyor olmasına rağmen evlendiğimizde işi bırakıp başını da örteceğini söylüyor. Sıkıntı mı tarif etmem mümkün değil. Bana yardım eder misiniz?<br />
      CEVAP<br />
      Okuyucularımızdan gelen mektuplara göre, böyle bayanlar aynı şeyi söylüyorlar. Bunlar Allah rızası için mi kapanacaklar, yoksa evlenmek için mi? Evlenirsen kapanırım demek biraz tuhaf değil mi? Bu işte samimiyet var mı? Yani Allah rızası için mi kapanacak? Evlenmeden önce kapanması doğru olur. Hem de aradan uzunca sayılan bir süre geçmeli. Yani kapanmasında samimi olduğu anlaşılmalı. Aileniz istemiyorsa biraz daha düşünmek gerekir.<br />
      2-Arkadaşlarımdan biri herkesin layıkını bulacağını söylüyor ve konu ile ilgili bir ayet olduğunu söylüyor. Böyle büyük bir günah işliyen kişinin evleneceği kişinin de onun gibi bir kişi olacağı doğru mu?<br />
      CEVAP<br />
      Öyle bir ayet var ama, arkadaşınızın dediği gibi değil. Temizler temizlere, habisler habislere layıktır anlamında bir ayet varsa da, buradan arkadaşınızın dediği anlam çıkmaz. Lut ve Nuh aleyhisselamın karısı kafir idi. Peygamberin karısı kafir olunca, iyi bir kimse kötü bir kadınla evlenebilir. Tersi de olur, saliha bir kadın namaz kılan bir kadın, namaz kılmayan içkici birisi ile de evlenebilir. Toplumuzda bu durum çoktur. Onun için ayetlere kafadan mana vermek çok tehlikelidir. Bir de tövbe edince o kimse artık salih kimse olmuş olur, iyi bir kızla evlenebilir. </p>
<p>      Sual: Ehli Sünnet yolunu öğrendim. Bu yolun Hak yol olduğuna inandım. Ancak ne yazık ki, ailem ve çevremdeki insanların tümü din cahili. Ailem artık beni evlendirmek istiyorlar. Bu benim içinde bir ihtiyaç haline gelmiş durumda. Ve sorunlar başlıyor. Bu bayanın kapalı ve ailemize uygun olduğunu düşünüyorlar. Bu onlar için yeterli oluyor. Ama benim aklıma takılan bir çok soru var. Mesela,  bu bayan Ehli Sünnet İtikadı hakkında ne biliyor. Bilmiyorsa öğrenebilir mi? Ya ailemin olduğu gibi yanlış fikirleri varsa bunlardan vazgeçebilir mi? Öğrenmek isterse mesele yok. Ama ya yanlış fikirlerinden vazgeçmezse&#8230; Çok büyük bir çıkmazın içindeyim. Şimdiye kadar her işimde elimden geldiği kadar Ehli Sünnete uymaya çalıştım. Eğer bu işte uymaz isem ömrümün sonuna kadar pişmanlık duyabilirim. Bazen bu şekil evlenmektense hiç evlenmemek daha hayırlı olabilir diye düşünüyorum. Çevremde yardım isteyebileceğim, danışabileceğim hiç kimse yok. Ne olur bana bir yol gösterin. Ne yapmam gerektiğini söyleyin.<br />
      CEVAP<br />
      Dinimiz her şeyin çaresini bildirmiştir. İstihare yaparsınız. Dua edersiniz, hayırlısını istersiniz.</p>
<p>      Sual: Nişanlanmış olan iki gencin aileleri tarafından evlenmelerine mani olunuyor. Ancak bu iki genç dini nikahlarını yapmışlar. Bir sene böyle sürüncemede kalınıyor. Bir araya gelip evlenemiyeceklerine kanaat getiren erkek, (seni boşadım) diye haber gönderiyor. Şimdi bu iki genç tekrar evlenmek istiyorlar. Evlenmelerinde dinen bir sakınca var mıdır?<br />
      CEVAP<br />
      Evliliği oyuncak haline getirmemelidir. İki boşama hakkı kalmıştır. Bir hakkını kullanmış, iki defa daha söylerse bir daha o kızla evlenemez. Yeni bir nikahla o kızla evlenebilir.</p>
<p>      Sual: İslam nikahı kıyıldıktan sonra ilişkiye girmeden beklemenin mahzuru var mıdır? Yoksa diğer işlemler (Düğün, Belediye Kaydı vs.) için beklenebilir mi? Şayet bu beklemenin bir sınırı var ise bu zaman ne kadardır?<br />
      CEVAP<br />
      Nikah yapıldıktan ilişki mecburiyeti yoktur. Öyle bir sınır da yoktur.</p>
<p>      Sual: Çok yakında çocuğum olacak. Yeni doğan çocukları tuzlamak gerektiği söyleniyor.. Böyle bir şey var mı?<br />
      CEVAP<br />
      Tuzlamak gerekmez. Tuzlama diye bir şey yoktur. Anadoluda bazı yerlerde yapılıyorsa da ilmi ve dini bir dayanağı yoktur. </p>
<p>      Sual: 22 yaşındayım muhasebeci olarak çalışıyorum. Açık öğretimden 4 yıllık öğrenimimi sürdürüyorum 3.sınıftayım. Şu an maddi olarak sıkıntılı günler yaşıyorum. Zaten aldığım maaş çok düşüktü. Şu anki durumlar daha da kötü oldu. Evlenmek istiyorum ama  maddi durumum düzelmediği için bir türlü  bu konuda gerekli girişimlerde bulunamadım. Evlilik konusunda aceleci davranmamın sebepleri siz de kabul edersiniz ki biz gençlerin bu zamanda haramlardan uzak durması ibadetlerini rahat yapması çok zor. Haramlardan uzak durmak, iyi bir müslüman olarak yaşamak istiyorum. Ne yapmamı tavsiye edersiniz?<br />
      CEVAP<br />
      Evlenmeye çalışın. Allahü teala  evlenene yardım eder. O niyetle evlenmek<br />
büyük nimettir.</p>
<p>      Sual: Dün yazı-tura attım. Bu işi yapmadan önce “yarabbi, eğer bu iş şöyle ise tura getir, böyle ise yazı getir dedim. Bu fala girer mi?<br />
      CEVAP<br />
      Yaptığınız uygun bir şey değil. Dinimizde istihare vardır. Bir iş hayır mı olacak şer mi olacak istihare ile belli olur. Öyle yazı tura ile olmaz. Dinde bid&#8217;at çıkarmamalıdır.</p>
<p>      Sual: İslam alimleri ailelerin kaç çocuk sahibi olmasıyla ilgili bir tavsiyede<br />
bulunmuşlar mıdır? Mesela 1 çocuk azdır, ya da 5 çocuk çoktur gibi bir şey var mı? Bunun herhangi bir ölçüsü var mı?<br />
      CEVAP<br />
      Peygamber efendimiz (Ahir zamanda, sizin en iyiniz çoluk çocuğu olmayandır) buyuruyor. Yani çocuk sahibi olmamak tavsiye ediliyor. Ya hiç olmamalı veya bir tane olmalı. Yahut iki tane olmalı. Daha fazlası tavsiye edilmiyor. Eskiden ise, (Ben ümmetimin çokluğu ile iftihar ederim) buyurarak çok çocuk yapılmasını tavsiye ediyordu.</p>
<p>      Sual: 1-Yeni çocuk sahibi olduk. Şu an iki günlük olan bebeğimiz çok şükür sağlıklı ve bir problemi yok. Aslının olup olmadığını bilmediğimiz bir konu hakkında sizden yardım bekliyoruz. &#8220;Bebek 40 günlük olana kadar dışarıya çıkarılmazmış. Sağa sola getirilmezmiş.&#8221; Bu cümle doğru mu? Yani bebeğimizi 40 günlük olana kadar, hiç evimizden dışarı çıkarmamalı mıyız? Sağlık ve dini yönden bir mahzuru var mı?<br />
      CEVAP<br />
      Dini yönden hiç bir mahzuru yoktur. Sağlık açısından ise, çocuk hastalanabilir diye eskiler kırk gün çıkarmamalı demişler. Yoksa sağlık yönünden de dikkat edilirse mahzuru olmaz.<br />
      2-Bir de iki yeni doğan çocuk, 40 günlük olmadan biraraya gelmesinin bir mahzuru var mı?<br />
      CEVAP<br />
      Onun da hiç bir mahzuru yoktur.</p>
<p>      Sual: Benim bir kızım var, çok utangaçtır. Erkeklerin yanına çıkmaya, onlarla yüzü kızarmadan konuşmaya utanıyor. Utanması bir hastalık mıdır?<br />
      CEVAP<br />
      Kızınızın yaşını yazmamışsınız. Utanmak çok iyidir. Peygamber efendimizin hayasından yani utanmasından bahsedilirken, (Resûlullahın hayâsı, bâkire islâm kızlarının hayâlarından daha çoktu) buyuruluyor. Kadınlar için utanmak fazilettir. Hadisi şerifte buyuruluyor ki:<br />
      (Haya on kısımdır biri erkeklerde, dokuzu kadınlarda. Böyle olmasaydı kadınlar, hayvanlar gibi, erkeklerin ayakları altına, dökülürdü.) [Deylemî]</p>
<p>      Sual:Biz size bir mail göndermiştik. Sizde bize kızı görmeden yani bilinmeyen birşey hakkında istihare yapılmaz demiştiniz. Bu kız ehl-i sünnet. Bu arkadaş, kızı istihareden önce bilerek tesir altında kalmamak için görmemiş. Ayrıca arkadaş için cemal fazla önemli değil (yeterki itici olmasın diyor) Bu durumda bu arkadaşın istiharesi geçerli olmaz mı?<br />
      CEVAP<br />
      Benim verdiğim cevabı bir daha okuyun. Orada ne diyor? Bütün şartlar yerinde olup, evlenmek istediği kız için istihare yapılır, görmediği kız için istihare uygun olmaz. Kızı görecek, tamam itici değil ben bununla evlenebilirim diye kesin karar verecek. Sonra acaba hayırlı olur mu olmaz mı diye istihare edecek. Görmeden evliliğe karar vermeden istihare edilmez diye kaç defa yazdım. Tesir altında kalmamak ne demek? Çirkinse de güzelse de tesir altında kalacak elbette. Görmemek sünnete aykırıdır, hadisi şerifte kızı görmeli buyuruluyor, hatta şehvet hasıl olsa bile kıza iyi bakmalı deniyor. Kız her bakımdan dört dörtlük ise o zaman istihareye lüzum yok, istişare ile olur. Hadisi şerifte görmeden olan evliliğin sonu pişmanlık buyuruluyor. Görmek sünnettir.</p>
<p>      Sual: Annemle ve ablamla şu anda kavgalıyım ve küsmüş durumdayız. Sebebine gelince: Ablamın kızı bir genci sevdi. Fakat annemle ablam zorla başkasına nişanladılar. Sevdiği genç askerden izine gelip bu nişanı bozdurdu. Kız kardeşimle ben sevdiği gence verilmesini sağladık. Fakat annemle ablam istemediği için bir yıldır bu nişanı bozmaya çalışıyorlar. Annemle ablam kardeşime ve bana küstüler. Beni hiç görmek istemediklerini söylemişler. Allah rızası için ayda bir gidiyorum. Hiç gitmesem günah olur mu?<br />
      Kızla sürekli kavga ediyorlar. Yaşı 24. Dayak dahil her türlü hakaret ve zulmü yaptılar. Ölünceye kadar evimize sakın gelme diyorlar. Bana ve kardeşime de beddua ediyorlar. Bedduaları tutar mı?<br />
      Annem düğüne giderseniz analık hakkımı helal etmem, onunla ilginizi kesin diyor. Fakat biz düğüne gitmeyi düşünüyoruz. Ayrıca ablama da kızının düğününe gidersen sana da hakkım helal değildir diyor. Ablamın tek evladı var. Küste olsa gitmek istiyor. Annemi dinlemeyip düğüne gitsek analık hakkı haram olur mu?<br />
      Annemi razı getirmek mümkün değil. Benzer zulümleri kardeşime de yaptı. Onu da sevdiğinden ayırmak istedi o da kaçtı. Düğününe kimseyi göndermedi. Kızı vermek istememelerinin sebebi damadın boyu posu kısa ve yakışıklı değil. Üstelikte zengin değil. Ahlaklı namazını kılan dindar bir genç.<br />
      CEVAP<br />
      Ana babanın dine aykırı sözlerine uyulmaz. Ana baba dine aykırı işlerden dolayı hakkımı helal etmem, dese lanet okusa, laneti geçerli değildir. Ablanız kızının düğününe gitsin, siz de gidin. Siz ayda bir veya birkaç ayda bir annenizi görmeye giderseniz iyi olur. Gidince kovmuyorsa giderseniz, kovarsa gitmezsiniz. Böyle işlerde iki tarafı da dinlemek gerekir. Fakat sizin anlattığınıza göre, anneniz ve ablanız çok suçlu. Hangi devirde yaşıyoruz? Namaz kılan bulunur da kaçırılır mı? Fakirlik zenginlik aranmaz. Namaz kılan genç buldular da daha ne istiyorlar?   </p>
<p>      Sual: Aşkını gizleyen şehit olur diye bir hadis var mıdır?  Ben sevdiğimi kimseye söylemiyorum. Ölürsem şehit mi olurum?<br />
      CEVAP<br />
      Evet (Men aşıka feaffe, feketeme, fehüve şehidün.) diye bir hadisi şerif vardır. Yani aşık olup da aşkını gizleyen ve iffetini koruyan, yani günah işlemeyen kimse, ölürse şehit olur buyuruluyor. Şehit olmanın demek iki şartı var. Birinci hiç kimseye söylemeyecek. İkinci ise, aşık olduğu halde günah işlemeyecek. Erkekse, kadınla, kadın ise erkekle günah işlemiş olmayacak. Başka günah işleyebilir. Buradaki günah kadınla erkek arasında olan günahtır. Ayrıca şehit olabilmek için imanlı olmak şartı da vardır.</p>
<p>      Sual: Size evlilik hayatıyla ilgili sorularım var. Bir kadının kocasına nasıl hitap etmesi gerektiğinden tutun da tüm vazifelerine kadar.. bu konuda bana önereceğiniz bir kitap ya da başka birşey var mı?Erkeğin hanımına olan sorumlulukları kadının erkeğine olan sorumlulukları nelerdir? Öncelikli olarak bilmemiz gerekenler nedir? Nikah hususunda bilmemiz gerekenler nelerdir? daha da çoğaltılabilir..<br />
      CEVAP<br />
      Sorularınız koca kitap olur. Tam ilmihalde yeteri bilgi vardır. Okuyun anlamadığınız yer olursa sorarsınız. Kadın kocasına Ali bey, Veli bey ismi ne ise öyle hitap edebilir. Samimiyetine bağlı. Kocacığım der, hayatım der, hocam der, kocasının meşhur yönü ne ise onu söyleyebilir. Diğerleri Tam ilmihalde Marifetnameden alınarak ve gerekli açıklamalar yapılarak uzun uzun anlatılmıştır. Evlenmeyi düşünüyorsanız açıp okuyun.</p>
<p>      Sual: Fransada yaşıyoruz. Burada Türk kadınlarımız bir çocuk 40 günlük olunca onu &#8220;kırklıyorlar&#8221; yani, 40 taş toplayıp bebeğin yıkanacağı suya atıyorlar, daha sonra bu taşları bir tülbentin içine koyup bebeğin üstünde tutup üzerinden su döküyorlar. Dinen 40 günlük çocuğa ne yapılır?<br />
      CEVAP<br />
      Fransadaki Türkler gibi Türkiyedekiler de dediğinize benzer kırklama yapıyorlar. Bu hurafedir, aslı astarı yoktur. Faydasızdır. Kırk günlük çocuğa yapılacak hiç bir şey yoktur.</p>
<p>      Sual: İnsanın eşine kızım şeklinde hitap etmesinin hükmü nedir. Böyle hitap edilmişse ne yapmak gerekir. Nikaha bir zararı var mı?<br />
      CEVAP<br />
      Eşime kızım demek nikaha zarar vermez. Fakat hoş bir söz değildir, söylememelidir.</p>
<p>      Sual: Sevgililer gününü kutlamanın dinen bir sakıncası var mıdır? Bir erkek, nişanlısına, hanımına, sevgililer günü olduğu için bir hediye alsa bir mahzuru olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Adet olduğu için mahzuru olmaz. İbadette kafirlere benzemek caiz olmaz.</p>
<p>      Sual: Eşin hamile olması durumunda cinsel ilişki hamileliğin kaçıncı ayına kadar<br />
 devam etmelidir?<br />
      CEVAP<br />
      Son güne kadar devam edebilir. Son günleri biraz daha dikkatli olmalıdır.</p>
<p>      Sual: Ben 1969 doğumluyum. Doktorum. Halen bekarım. Evlenmek için dua ederken hep, hem bu dünyam için hayırlı, hem öteki dünyam için hayırlı olan namaz kılan ve Kur’an okumasını bilen biri olsun diye dua ediyorum. (Ben açık bir bayanım. Günah olduğunu da biliyorum.)<br />
      Eskiden sadece beni sevsin bana saygı duysun derdim. Depremden beridir dualarıma bunları da ekliyorum. Hayatımda bir deprem öncesi çok iyi yapamadığım ibadetlerim, bir de deprem sonrası aksattığım zaman vicdan azabı duyan kalbim var. Sizin grubunuzdan öğrendiğim şeyleri de inkar edecek değilim. Bunları niye yazıyorum tam bilebilmiş değilim.<br />
      Ama sizden benim için; yumuşak konuşan, iyi huylu ve yumuşak kalbli olmam ve her iki cihanda da mutlu olmamı sağlayacak bir kısmet için dua eder misiniz demek için yazıyorum.<br />
      CEVAP<br />
      İnşallah dua edeceğim. Gıyaben yani arkasından yapılan dua kabul olur. Günah işlesek de kabul olur. Siz de bize dua edin. Duanız kendiniz için kabul olmayabilir, fakat bizim için yaptığınız dua kabul olur.<br />
      Evlenemedim diye üzülmeyin. Hakkınızda belki bekarlık hayırlıdır. Evliliğin mesuliyeti büyüktür. Hadisi şerifte (Ahir zamanda sizin en hayırlılarınız evlenmiyenleriniz ve çocuğu olmayanlarınızdır) buyuruluyor.<br />
      Ama insan evlenmek ister. Bizim vazifemiz dua etmektir. Sizin de duanızda olduğu gibi iki cihan seadeti için salih birisiyle evlenmek lazım. Namaz kılmayan, içki içen, dinini bilmiyen birisi ile evlenirseniz ahiretiniz çok kötü olur, Allah saklasın ebedi cehennemlik olabilirsiniz. Bu duruma düşmektense, üç günlük dünyada bekar kalsak ne olur ki? </p>
<p>      Sual: Eşim namaz kılmıyor. Ancak ben de yeni başladım. Eşimi teşvik etmem için neler anlatacağımı ve neler yapacağımı bilmiyorum. Kılarsa veya kılmazsa ben bundan nasıl yarar/zarar göreceğim?<br />
      CEVAP<br />
      Zamanla inşallah o da kılar. Hem kendiniz hem de eşiniz için bol bol dua edin. Silsile-i aliyye büyüklerini vesile ederek dua edin. Siz her zaman namazın öneminden bahsedin, kitaplar okuyun. Hakikat Kitabevi yayınlarından Tam İlmihal ve Müjdeci Mekbuplar kitaplarını severek okuyun. Namaza önem verin. Bakar ki bu iş önemli o da başlayabilir. Namaz kılmasına uygun bir dil ile sebep olursanız, sevabı size de yazılır.<br />
      O namaz kılmazsa, namaz kılmayanın imanı tehlikeli olur. İmansız ile bir arada yaşamak iyi olmaz. Kesin imansız olduğu bilinirse o zaman nikah da olmaz. </p>
<p>      Sual: Eşim hamile, yakında doğum olacak.Doğumun kolay olması için bir dua var mı?<br />
      CEVAP<br />
      Tam İlmihalde diyor ki:<br />
      Çocuğun rahat tevellüd etmesi için (Bostân-ül-ârifîn) sonunda diyor ki, Abdüllah ibni Abbâs buyurdu ki, bir tas, tabak içine (Bismillâhillezî lâ ilâhe illâ huv El-Halîm-ül Kerim. Sübhâne Rabbil&#8217; Arş-il&#8217;azîm Elhamdülillahi Rabbil&#8217; âlemîn) ve sonra (Nâzi&#8217;ât) sûresinin son âyetini ve Ke-ennehüm&#8217;den îtibaren (Ahkaf) sûresinin son âyetini islâm harfleri ile yazıp, eritip anasına içirmelidir. </p>
<p>      Sual: Evli olan çok kıskanç bir abim var.Ve bu kıskançlık onu günden güne bitiriyor, hanımı da kesinlikle kıskanılmayacak, namazında , ibadetinde, namuslu bir kadın. Abim de bunun farkında ama bir türlü kıskançlık duygularına hakim olamıyor ve çok üzülüyor. Ben onu yeterince teselli etmeye çalışıyor; dinen kıskançlığın büyük nimet olduğunu söylüyorum ama herhalde biraz etkisiz kalıyorum. O kıskançlığın kötü bir şey olduğunu ve sürekli ondan kurtulmak istediğini söylüyor. Onun için ne yapabilir nasıl nasihatler verebiliriz?<br />
      CEVAP<br />
      Namusunu kıskanmak çok iyi, fakat suizan etmek, şüphe etmek çok yanlıştır.</p>
<p>      Sual: Ehli kitap ile evlenmek caiz ise, tesettürsüz bir müslüman kadını ehli kitap kapsamında değerlendiremez miyiz?<br />
      CEVAP<br />
      Ehli kitap kadınla evlenmek tahrimen mekruhtur, yani harama yakındır. Müslümanla kitap ehli aynı kapsama alınmaz. Müslüman namaz kılmak ve tesettüre bürünmek mecburiyetindedir.</p>
<p>      Sual: 1- Onsekiz yaşında bir kızım. Benimle evlenmek isteyen bir arkadaşım var. Namaz kılmıyor&#8230; ama karakter olarak çok iyi biri.. acaba onunla o namaz kılmaya başlamadan evlenmemeli miyim? Sizce o kişiyle evlenmemde bir mahzur var mı?<br />
      CEVAP<br />
      Sizce dememeli, dinimizce uygun mu diye sormak lazım. Bence uygun olup olmaması neyi halleder? Dinimiz,  peygamberimiz böyle birisi ile evlenmeyi asla tasvip etmiyor. Namaz kılmamak içki içmekten çok daha büyük günahtır. Böyle büyük günahtan korkmayan kimse, başka günahları da işleyebilir. Namaz kılmayan insan her kötülüğü yapabilir. Çünkü Allahtan korksa önce namazını kılar. Bir vaktini aksatmanın vebalini bilseniz, hemen namaza başlarsınız.<br />
      2-Bir de, o kişi cuma namazını bile kılmıyor. Bazı kişilerin söylemlerine göre 3 cuma namazını kaçıran dinden çıkarmış! O zaman ben ne olurum?<br />
      CEVAP<br />
      Üç cumayı terk eden dinden çıkmaz, fakat namaz kılmayan zamanla dinden çıkar, mürted olur, o mürted olunca sen de mürtedin karısı olursun yani sen de kafir olursun. Çünkü Müslüman kız kafirle evlenemez.</p>
<p>      Sual: Almanyada yaşıyoruz. Doğumu gerçekleştirecek doktorun bayan doktor mu erkek doktor mu olması lazım? İsteğimize bağlı olabilir, anlayışla karşılıyorlar?<br />
      CEVAP<br />
      Bayan doktor olması lazım. Elbette bayan doktor isteyin. </p>
<p>      Sual: Acaba kırkı çıkmamış bebeği akşam namazından sonra yıkamakta bir mahzur var mıdır?<br />
      CEVAP<br />
      Hiç mahzuru yoktur. Gece yıka gündüz yıka veya hiç yıkama fark etmez. Önemli olan çocuğu üşütmemek gerekir, üşütmede ne yaparsan yap.   </p>
<p>      Sual: İffetli olmak ahirette ve dünyada bize neler kazandırır, iffetsiz olmak bize dünyada ve ahirette neler kaybettirir? (Sırf iffetli olabilmek için soruyorum bu soruyu)<br />
      CEVAP<br />
      İffetli olmak demek namuslu olmak demektir. Dünya ve ahirette çok şey kazandırır, iffetsizlik ise dünya ve ahirette çok şey kaybettirir. İffesizlik derece derecedir. Sadece başını açar veya sadece kolunu açar veya veya kapalıdır da ince giyinmiştir, erkekler koklasın diye koku sürünür, yahut kolunu bacağını, saçını falan açar, bu daha fazla iffetsizlik olur.<br />
      Erkeklerle lüzumsuz yere konuşur, tokalaşır. Onlarla duygusal konularda chat yapar veya mailleşir, mektuplaşır. Yahut biraz daha ileri gider erkeklerle şehvetle konuşur, ayıp kelimelerle konuşur, bu biraz daha iffetsizliktir. Biraz daha ileri gider öpüşür. Artık daha ilerisini söylemiyorum. Bu günahlar dünyada insanın kalbini karartır. Başka günahları da işlemek kolay gelir. İbadetlerden soğumaya başlar. Elfazı küfür denilen kelimeleri çekinmeden söyleyebilir. Bütün ibadetleri bir anda boşa gidebilir. Bütün bunlar onun imansız ölmesine sebep olabilir. İmansız ölünce de <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sonsuz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sonsuz">sonsuz</a> olarak azaba maruz kalır.<br />
      İffetsiz bayanların bilhassa iffetli erkeklerin yanında hiç değeri yoktur. İffetsiz erkekler de iffetsiz bayanlara değer vermez. İşini bitirdi mi bir daha on paralık değer vermez. Onun artık bir eşya kadar kıymeti olmaz.<br />
      İffetsizlikten kaçarsanız Allah size imanın tadını verir, namaz kılmanız kapanmanız kolay gelir. İffetsiz olsanız bütün dünya sizi sevse, Allah sevmese ne çıkar? Tersine iffetli olunca bütün dünya sizi sevmese, fakat Allah sevse bundan büyük nimet olur mu?</p>
<p>      Sual: İman bilgilerini okumamış olan iman etmiş olmuyor mu?<br />
      CEVAP<br />
      Sorunuzun cevabı evet de hayır da olabilir. Lüzumlu iman bilgilerini bilmek farzdır. Bilmeden iman olmaz. İster okuyarak ister duyarak öğrenmek gerekir. Mesela amentüde bildirilen altı esasa inanmak şart. Sonra Allahı sıfatları ile bilmek de şart. Mesela Allahın bir tane olduğunu bilmek, mekansız olduğunu, yaratıklara hiç benzemediğini ve diğer sıfatları ile birlikte öğrenmek farzdır. Sırası ile bilmek değil de, sorulunca bilmesi gerekir. Mesela Allahın her şeye gücü yeter mi dendiği zaman evet diyebilmelidir. Bir rus kızı bizim büroya gelmişti. Ona müslümanlığı öğrettik. Teker teker sordum. Mesela Allahın bir olduğuna inanıyor musun? Ölünce ahirete gideceğimize inanıyor musun ve diğer lüzumlu bilgileri sordum. Evet cevabını alınca kelime-i şehadet getirdi ve müslüman oldu. Onun için amentüyü<br />
iyi bilmek gerekir.</p>
<p>      Sual: Şafi mezhebindeyim eşim hanefi bu durumda ben artık hanefi mezhebinde miyim?<br />
      CEVAP<br />
      Hayır, herkes kendi mezhebinde olur.</p>
<p>      Sual: Tam İlmihalde, erkeğin zevcesine karşı yapacağı vazifeler anlatılırken (İfrâtı<br />
bedene, tefrîti ruha zarar verir) diye yazıyor. Ne demektir?<br />
      CEVAP<br />
      İfrat normalden fazla, tefrit de normalden az demektir. Dinimiz her işte normal yolu bildirmektedir. Fazlası bedene zarar verir, yani vücut zayıflar, kuvvetten düşer. Azı ise, ruha zarar verir, yani sinir hastalığına sebep olur.</p>
<p>      Sual: Kadınların ev temizliğinde bir ölçü var mı ? Ne kadar yapmalı?<br />
      CEVAP<br />
      Evin kirlenişine bağlıdır, vesvese edip sık sık temizlemek de uygun değil, evi toz içinde bırakmak da uygun değil. Yani ihtiyaca göre yapılır. Bu haftada bir olur üç günde bir olur. Kirlenmesine bağlıdır. </p>
<p>      Sual: Hocam, benim eşim, çok çekingendir. Bayanların çekingen olması iyi midir?<br />
      CEVAP<br />
      Hz. Ali buyuruyor ki:<br />
      Üç haslet var ki erkekler için kötü, ev kadınları için iyidir.<br />
      1- Cimrilik erkekler için kötüdür, evine ve ihtiyaçlarına harcayamaz.<br />
      2- Kendini beğenmek erkekler için kötüdür. Kendini beğenen, başkalarını aşağı görür. Bu da iyi değildir.<br />
      3- Korkaklık, çekingenlik erkekler için iyi değildir. Faydalı işleri yapamaz.<br />
      Aynı huylar ev kadınları için iyidir:<br />
      1- Kadın cimri, fazla tutumlu olursa, kocasının ve kendi malını muhafaza eder, bir yere harcamaz.<br />
      2- Kadın kendini beğenirse, sert ve kesin konuşur, erkekler bundan ümidini kesmiş olurlar.<br />
      3- Kadının korkak, çekingen olması da çok iyidir. Lüzumsuz yerlere gitmez, tehlikeli işlerden kaçarlar.</p>
<p>      Sual: Biz iki kız arkadaşız. Fakat arkadaşıma söz geçiremiyorum. Erkeklerle çok çet yapıyor. Şimdi ona birileri dünür geldi. Bana sordular. Bu kız nasıl diye? Ben bilmem desem caiz olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Câiz olmaz. Söylemek gerekir. Tersine bir erkeği de sorsalar söylemek gerekir. Kimsenin oğlunu kızını yakmaya hakkımız yok.</p>
<p>      Sual: Bir arkadaşın eşi yaklaşık bundan bir ay önce erken doğum yaptı. Bebek 6.5 aylık olarak dünyaya geldi.Bu zaman zarfında bebeğe sürekli oksijen verildi. Fakat oksijen verimi durdurulduğunda maalesef kendi kendine soluyamıyor. Doktorlar normalde bu tür doğumlarda 2 hafta oksijen verildikten sonra verilmediğini, bebeklerin artık kendi kendine solumaya başladığını söylemişler. Ayrıca bebek yaşasa bile beyninin nerdeyse tamamen özürlü olacağını ve gözlerinin de göremeyeceğini söylemişler. Şu anda oksijen verilmeye devam ediliyor.Bu bebeğe anne ve babasının kararıyla oksijen verilmesinin durdurulması hususunun dinimizdeki yeri nedir?<br />
      CEVAP<br />
      Dinimizde şöyle bir kaide var. İlâç kullanmayıp ölmek günah değildir.Gıdâ almayıp ölmek günahtır. Yani ilaç almadığı için ölürse günah olmaz, yiyip içmediği için ölürse günah olur. Oksijen de yiyip içmeye benziyor, ilaca benzemiyor. İlaca benzese ilaç verilmeyince ölürse mahzuru olmaz. Ama bu yiyip içmeye benziyor gibi geliyor bana. Bir de tıbben organları ölü sayılan bir insana kalbinin çalışması için tüplere bağlıyorlar. Bu tüpleri hastanın sahipleri tarafından çekilip ölüme terk etmek günah olmuyor. Bebeğinki buna da tam benzemiyor. İlk defa böyle bir sual ile karşılaştım. Kesin bir şey söyleyemem. Bilen birisine sormak gerekir.</p>
<p>      Sual: Genç bir kızım. Tesettüre riayet etmiyorum. Namaz da kılmıyorum. Yapmak istiyorum ama yapamıyorum. Bu yüzden namaz kılan biri ile evlenmek istiyorum. Ne tavsiye edersiniz? Ayrıca, babamın bir dediği diğerini tutmuyor. Hangi sözünü yerine getireyim?<br />
      CEVAP<br />
      Babanızın bir dediği bir dediğine uymuyorsa, dine uygun olan emirlerini yapmanız gerekir. Mesela, kapan diyorsa, hemen kapanmak gerekir. Kapandıktan sonra, aç dese, açmak gerekmez. Çünkü Allaha isyan olan bir işte, kulun emri yapılmaz.<br />
      Namaz kılan biri ile evlenmek için, sizin de namaz kılmanız ve kapanmanız gerekir. Namaz kılmayana fâsık denir. Fâsıkla evlenene Allahü teâlâ lânet ediyor.<br />
      Her şeye rağmen namaz kılmalı ve kılmaya devam etmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
      (Namaz dinin direği ve her hayrın anahtarıdır.) [Taberânî]</p>
<p>      Sual: Kocası öldükten sonra, birisi ile evlenen, ondan da ayrılıp başka bir erkekle evlenen kadın, ahirette bu üç kişiden hangisi ile evlenecektir?<br />
      CEVAP<br />
      Ümm-i Habibe validemiz, böyle bir suâli sorunca, Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Böyle bir kadın, serbesttir. Hangi kocası güzel huylu ise ahirette onunla olur. Güzel ahlâk sahibi olan, dünya ve ahiret iyiliğine kavuşur.) [B. Arifîn]<br />
      Demek ki, kadın, üç kişiden hangisini daha çok seviyorsa, onunla beraber olur. Üçünü de istemiyorsa, hiçbirisi ile beraber olmaz. Cennette üzüntü yoktur. Çocuk veya bekar olarak ölenler de cennette evlenecektir. Cennete gitmek için iyilerle beraber olmak gerekir. Peygamber efendimize, kimlerle beraber olmak gerektiği suâl edilince buyurdu ki:<br />
      (Gördüğünüzde sizlere Allahı hatırlatan, konuşması ilminizi artıran, ilmi, ahireti düşünmenize yarayan zatlarla beraber olun!) [Ebu Yala]</p>
<p>      Sual: (Çocuklarım büyüyünce kâfir olacaksa, şimdiden ölsün) demek caiz midir?<br />
      CEVAP<br />
      Caizdir. Hep hayır duâ etmeye çalışmalıdır!</p>
<p>      Sual: Beyim günah işliyor, ben de mesul olur muyum?<br />
      CEVAP<br />
      Erkeğin işlediği günahlardan hanımı mesul olmaz. Ona duâ etmelisiniz!</p>
<p>      Sual: Baba, oğlundan balig olana kadar mı mesuldür?<br />
      CEVAP<br />
      Evet. Kızından ise evlenene kadar. </p>
<p>      Sual: Kadının, gittiği yerde, işlediği günah, kocasına da yazılır mı?<br />
      CEVAP<br />
      Bilmezse yazılmaz. Bilerek gönderirse yazılır.</p>
<p>      Sual:  Çocuk düşürmede lohusalık müddeti doğum gibi midir?<br />
      CEVAP<br />
      El, ayak ve baş belli ise doğum gibidir.</p>
<p>      Sual: Çocukları beşiğe sırtüstü yatırmak caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Amca kızı ile evlenen bir defa mı mekruh işlemiş olur?<br />
      CEVAP<br />
      Bir defa.</p>
<p>      Sual: Felçli ve aklı noksan ile halvet olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Olur.</p>
<p>      Sual: Hadım olan erkekle halvet olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Olur.</p>
<p>      Sual: Şehir otobüsünde ve caddedeki dükkanlarda halvet olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Olmaz.</p>
<p>      Sual: (Hanıma ev işini yapması mecbur edilir) deniyor. Doğru mu?<br />
      CEVAP<br />
      Evet. Bu, dini mecburiyet değil. Ailedeki ülfeti, saadeti temin için, kadai mecburiyettir. Kadın, bu hizmetleri yapmazsa günaha girmez. Erkeğin, dinen mecbur olmadığı bazı şeyleri kadaen (kanunen) yapması gerekir. Kanuna uyulmazsa vacib terkedilmiş olur.</p>
<p>      Sual: Dört yaşındaki çocukları yuvaya vermek uygun mu?<br />
      CEVAP<br />
      Yuva kötülerin elindeyse, evde islam terbiyesi vermeli.</p>
<p>      Sual: Evlenecek kızı ikinci defa görmek caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Üçüncüsü bile caizdir.</p>
<p>      Sual: Mümin kadına, gönlünü almak için, melek gibisin denir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Denebilir.</p>
<p>      Sual: Erkek birden fazla olunca halvet olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Halvet olmaz.</p>
<p>      Sual: Muayenehanede de halvet olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Olur.</p>
<p>      Sual: Hastanede, hemşire iğne vuruyor. Halvet olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Hastaya günah olmaz. Çünkü zaruridir.</p>
<p>      Sual: Hanım hastanenin özel bir odasında yatarken, erkek doktor gelip muayene ediyor. Halvet oluyor mu?<br />
      CEVAP<br />
      Hastalık zaruri olduğu için hastaya günah olmaz.</p>
<p>      Sual: Okul gibi umumi yerlerde halvet olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Olmaz.</p>
<p>      Sual: Asansörde halvet olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Asansörün durumuna bağlıdır.</p>
<p>      Sual: Çocuklar sünnet edilirken tekbir getirmek caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Hanımın, kocasının elini öpmesi caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Çocuklara büyüklerin ellerini öptürmek caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Salihlerin elini öpmeye alıştırmalı. Menduptur.</p>
<p>      Sual: Çocuğu Tekvando kursuna vermek uygun mu?<br />
      CEVAP<br />
      Bir sanata vermeli. İlmihali de öğretmek lazım.</p>
<p>      Sual: Mürted koca ile yaşamak caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Mürtedle evlenmek caiz değildir.</p>
<p>      Sual: Hanım, kocasını, Ali bey, Veli efendi diye çağırsa, caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Oranın adetine itibar olunur. [Ayıplanmıyorsa caizdir]</p>
<p>      Sual: 20 yıl önce Almanyaya gidip hiç gelmiyen erkek, orada ölüyor. Türkiyedeki hanımı iddet beklemeden evlenebilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      İddet beklemeden evlenemez. </p>
<p>      Sual: Kadının doğumdan sonraki eşini denize atmak caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Zaruret olunca caizdir. </p>
<p>      Sual:  Rızam yokken çocuk olmasın diye kocam korunsa caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Hayır.</p>
<p>      Sual: Hanımla iyi geçinmek farz mı?<br />
      CEVAP<br />
      Herkesle iyi geçinmek farz. Yani kalb kırmak haram.</p>
<p>      Sual: Kızımı oğluna isteyene (Sen de oğluma kızını ver) denir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Demek caizdir.</p>
<p>      Sual:  Kocamdan ayrıldım. Ondan olan oğlumu on yaşına kadar büyüttüm. Kötü olduğu için babasını tanıtmadım. Günah oldu mu?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Eniştem delirdi. Bu haliyle nikahları devam ediyor mu?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Bir kadın, zinadan gebe kalsa, çocuğu, doğurmadan önce veya  sonra, o adamla evlense, çocuk piç olmaktan kurtulur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Evet. </p>
<p>      Sual: Baliga olmamış gösterişli kız, halvete mani olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>
<p>      Sual: Hastanede yanımdaki hasta şuursuzdur. Refakatçi olarak hanımı var. Benimle halvet olur mu?<br />
      CEVAP<br />
      Hanımınızı getirmek veya tek odada kalmak mümkün olmazsa, zaruret olur, caiz olur.</p>
<p>      Sual: Baba evladını reddedebilir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Baba, akıl-baliğ olan oğlundan mesul olmayı reddedebilir. Emr-i maruf yapmayı, tövbesini, ziyarete gelmesini, hediyesini ve varis olmasını reddedemez.</p>
<p>      Sual: Çocuk olmaması için, rahmi bağlatmak caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Hayır. </p>
<p>      Sual: Nikahlı kıza, babasının evinde iken, kocası nafaka verir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Hayır.</p>
<p>      Sual: Beyimin ilk hanımından olan 5 yaşındaki çocuğunu, eve koymamaya hakkım var mı?<br />
      CEVAP<br />
      Küçük olduğu için hakkınız yoktur.</p>
<p>      Sual: Hanım ve çocuklar söz dinlemiyor. Ne yapayım?<br />
      CEVAP<br />
      Tatlı dil ile nasihata devam etmelidir.</p>
<p>      Sual: Doğduktan hemen sonra ölen çocuğun mirası nasıl halledilir?<br />
      CEVAP<br />
      Çocuk, ölen akrabasına varis olur. Çocuk ölünce, bıraktığı mal varislerine taksim edilir.</p>
<p>      Sual: Ana-baba içki içiyor, çocuk sakat doğuyor. Suç kimin?<br />
      CEVAP<br />
      Çocuğun suçu yoktur. Sebep olanda suç vardır.</p>
<p>      Sual: Düşük çocuk da ana-babasına şefaat eder mi?<br />
      CEVAP<br />
      Canlı doğup ölen çocuklar şefaat eder.</p>
<p>      Sual: Aldığımız elbiseleri, çocuklara ariyet verirsek, biz de kullanabilir miyiz veya birininkini öteki çocuğa giydirebilir miyiz?<br />
      CEVAP<br />
      Âriyet verilince evet. </p>
<p>      Sual: Livatadan kurtulmanın ilacı nedir?<br />
      CEVAP<br />
      Beş vakit namazı doğru kılmak ve hemen evlenmek.</p>
<p>      Sual: Çocuğu yuvaya verelim mi?<br />
      CEVAP<br />
      Ana-baba terbiyesi bir yerde bulunmaz. İslam terbiyesi verene verilir.</p>
<p>      Sual:  Kızların da sünnet olması sünnet mi?<br />
      CEVAP<br />
      Müstehab idi. Bugün terkedildi.</p>
<p>      Sual: Sakal bırakmak için, hanımdan izin almak gerekir mi?<br />
      CEVAP<br />
      Hayır.</p>
<p>      Sual: Kadını muvakkat kısırlaştırmak caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Haramdır. </p>
<p>      Sual: Çocuğa kocam için (babamız çağırıyor) demem günah mı?<br />
      CEVAP<br />
      Hayır.</p>
<p>      Sual: Huysuz hanımın ölmesini istemek caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Zararlı kâfir ve zalimden başkasının ölümü istenmez.</p>
<p>      Sual: Baba, akıl-baliğ kızını alnından, yüzünden öpse caiz mi?<br />
      CEVAP<br />
      Evet.</p>

<p class="sayac_bilgi">1.781 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/evlilik-ile-ilgili-bilgiler.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Musa Aleyhisselam’ın Hayatı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/musa-aleyhisselam%e2%80%99in-hayati.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/musa-aleyhisselam%e2%80%99in-hayati.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2009 20:39:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=4328</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Musa , Beni İsrail’den (İsrail Oğullarından) İmran adındaki bir şahsın oğludur ,Mısır’da doğmuştur. İsrail Oğulları Mısır’da çoğalarak on iki kabileye ayrılmışlardı. Bunların böyle çoğalmaları, Mısır’ın eski halkı Kıpti’lerin hoşuna gitmiyordu. Onun için bunlara eziyet ediyor ve dedelerinin ili olan kenan yurduna çıkıp gitmelerini engelliyorlardı. Bir gün Mısır kahinlerinden biri fravuna şöyle bir haber vermişti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>   Hz. Musa , Beni İsrail’den (İsrail Oğullarından) İmran adındaki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> şahsın oğludur ,Mısır’da doğmuştur. İsrail Oğulları Mısır’da çoğalarak on iki kabileye ayrılmışlardı. Bunların böyle çoğalmaları, Mısır’ın eski halkı Kıpti’lerin hoşuna gitmiyordu. Onun için bunlara eziyet ediyor ve dedelerinin ili olan kenan yurduna çıkıp gitmelerini engelliyorlardı.<br />
     Bir gün Mısır kahinlerinden biri fravuna şöyle bir haber vermişti : “İsrail Oğullarından gelecek bir çocuk, Mısır Devletinin batmasına sebep olacak.” Firavun da İsrail Oğullarının yeni doğan çocuklarını öldürmeye başlamıştı. İşte bu sırada Hz. Musa doğdu. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/annesi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Annesi">Annesi</a>, onu, korumak amacıyla bir sandığın içine koyup nil nehrine atmayı uygun gördü. Nil nehrinin kenara attığı bu sandığı Fravunun zevcesi Asiye ele geirip onu evlat edindi. Hz. Musa’nın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/annesi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Annesi">annesi</a> de bir yolunu bulup kendisini bu seçkin çocuğa süt anne tayin ettirdi.<span id="more-4328"></span><br />
     Hz. Musa , kendisine düşman olacak firavunun sarayında besleniyordu. Bu yüce <a href="http://www.genelbilge.com/tag/allah/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Allah">Allah</a>’ın ibret alınacak büyük bir hikmetiydi. Hz. Musa  büyüdü. Bir gün İsrail Oğullarından biri ile sokakta kavga eden bir Kıpti’ye tokat attı. Kıpti yere düşüp öldü. Hz. Musa yaptığına pişman oldu. Firavundan korkarak Meyden şehrine çıkıp gitti. Orada Şuayb aleyhisselam’ın kızı “Safura” ile evlendi. Bir süre sonra Mısır’a dönüp gitmek üzere zevcesi ile beraber yola çıktı. Giderken Tür dağına uğradı. Orada yüce <a href="http://www.genelbilge.com/tag/allah/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Allah">Allah</a>’ın hitabına kavuştu, kendisine peygamberlik verildi. Büyük kardeşi Harun ile firavunu dine çağırmaya <a href="http://www.genelbilge.com/tag/allah/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Allah">Allah</a> tarafından görevli kılındılar.<br />
     Hz. Musa’nın eli ay <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> parladı. Elindeki asa da, dilediği vakit büyük bir ejderha oluverirdi. Bunlar birer mucize idi. O <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> Mısır çevresinde büyücülük çok ilerlemişti. Firavun bu mucizeleri birer büyü sanmıştı. Büyücüleri topladı. Bunlar Hz. Musa’ya meydan okudular. Fakat Hz. Musa’nın asa mucizesini görünce, büyücülerin hepsi iman ettiler. Bunun bir büyü olmadığını hemen anladılar. Çünkü bu asa bir ejder kesilerek büyücülerin ortaya atmış olduğu bütün hünerlerin hepsini yutmuştu. Eğer Hz. Musa’nın gösterdiği şey, bir gözbağıcılık olsaydı, böyle yok etme üstünlüğü meydana gelemezdi.<br />
     Çekinmeden Rab olma davasında bulunan Firavun ile Mısır’ın eski halkı Kıptiler, Hz. Musa’nın bu mucizesini gördükleri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/halde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Halde">halde</a> ne yazık <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ki">ki</a>, iman etmediler. Daha sonra bir gece, Hz. Musa İsrail oğullarını alıp Mısırdan çıktı, Süveyş denizi bir mucize olarak yarıldı. On iki yola ayrıldı. İsrail oğullarının on iki kabilesi bu yollardan geçerek karşıya ulaştılar. Bunları izleyen Firavun ile ordusu, suların tekrar kapanması üzerine boğularak öldüler. Yalnız firavunu cesedi, suların çarpması ile sahile atılmıştı. Kendi ölümlü varlığına güvenerek yaradanı unutmuş; Tanrılık davasında bulunmuştu. İşte böyle büyük bir gaflet içine düşen bir şahsın akıbeti büyük bir ibret levhası olmuştu.<br />
     Firavundan kurtulan Hz. Musa, İsrail oğulları ile birlikte Tiyh sahrasına gelmişti. Onları <a href="http://www.genelbilge.com/tag/burada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Burada">burada</a> bırakarak “Tür-i Sina” denilen dağa gitti. Orda kırk gün boyunca Yüca Allah’a ibadette bulundu. Mekandan ve zamandan münezzeh olan Yüce Allah’ın hitabına kavuştu. Kendisine Tevrat kitabı verildi.<br />
     Hz. Musa,  Tür-i Sina’dan ayrılarak Tiyh sahrasına dönünce, kaviminin bir kısmını, Samiri adında birinin atından yapmış olduğu bir buzağıya tapar halde buldu. Bundan çok üzülmüştü. Bunlar daha sonra pişman olarak tövbe ettiler.<br />
     Hz. Musa , Kenan  topraklarını, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arz">Arz</a>-ı Mukaddes’i <a href="http://www.genelbilge.com/tag/almak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Almak">almak</a> için Amalika ile savaşmak istiyordu. İsrail oğulları ise savaştan kaçındılar. Böyleceo mübarek peygamberin bedduasına uğrayarak kırk sene tiyh sahrasında kaldılar. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arada">Arada</a> bir hayli zaman geçti. İsrail oğulları arasında çölde büyümüş yiğitler yetişti. Hz. Musa bunları alıp Lữt denizinin güney taraflarına götürdü. Daha ileriye giderek Amalika’dan Avc ibni Unk adındaki hükümdara savaş açtı. Şeria nehrinin doğu taraflarındaki beldeleri elde etti.<br />
     Hz. Musa, İbrahim aleyhisselam’ın zamanından beri yaşayan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> Hz. İbrahim ile hicret eden kimselerin soyundan olan Hızır aleyhisselam ile görüşmüş, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ona/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ona">ona</a> verilen “Ledün ilmine” şahit olmuştu.<br />
     Hz. Musa rivayete göre, Kenan ili hududuna yakın bir yerde yüz yirmi yaşında olduğu halde vefat etmiştir. Hz. Adem devrinin 3868. yılına ve Mısır’dan çıkışlarının 40. yılına raslar.<br />
     Hz. Musa’ya “Kelimullah” denir. İsrail oğullarını bir araya toplayan bu yüce <a href="http://www.genelbilge.com/tag/peygamber/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Peygamber">peygamber</a> onları esaretten kurtarmış ve özgürlüğe kavuşturmuştu. Ne yazıkki bu kabileler zaman zaman yoldan çıkmış ve dinlerini yitirmişlerdir. </p>

<p class="sayac_bilgi">35 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/musa-aleyhisselam%e2%80%99in-hayati.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HZ. MUHAMMED (S.A.V.)’İN  HAYATI</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/hz-muhammed-sav%e2%80%99in-hayati.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/hz-muhammed-sav%e2%80%99in-hayati.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2009 20:37:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=4324</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberimizin adı Muhammed, babasının adı Abdullah, annesinin adı Amine’dir. Ana rahmine yedi aylık iken babası vefat etmiştir. Miladi 571 senesi Nisan ayının yirminci gecesine tesadüf eden, Rebiulevvel ayının onikinci (pazartesi) gecesi sabaha karşı Mekke’de doğmuştur. Doğduğu zaman hiçbir çocuğa benzemiyordu. Onda gözüken peygamberlik nuru, bakan gözleri kamaştırıyordu. Başı orta büyüklükte, hilal kaşlı, çekme burunlu, az [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Peygamberimizin adı Muhammed, babasının adı Abdullah, annesinin adı Amine’dir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ana/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ana">Ana</a> rahmine yedi aylık iken babası vefat etmiştir. Miladi 571 senesi Nisan ayının yirminci gecesine tesadüf eden, Rebiulevvel ayının onikinci (pazartesi) gecesi sabaha karşı Mekke’de doğmuştur.<br />
		Doğduğu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> hiçbir çocuğa benzemiyordu. Onda gözüken peygamberlik nuru, bakan gözleri kamaştırıyordu. Başı orta büyüklükte, hilal kaşlı, çekme burunlu, az değirmi çehreli ve söbüce yüzlü idi. Şişman yüzlü ve yumru yanaklı değildi. Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel, büyücek ve iki kaşının arası açık fakat kaşları birbirine yakındı. Çatık kaşlı değildi. İki kaşının arasında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> damar vardı ki, öfkelendiği <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> kabarıp görünürdü.<span id="more-4324"></span><br />
		O seçkin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/peygamber/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Peygamber">peygamber</a> parlak yüzlüydü. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yani/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yani">Yani</a> ne kireç <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> ak, ne de karacağız, belki ikisi ortası ve gül <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> kırmızıya dönük, beyaz, nurlu ve berrak yüzünde nur parlardı. Gözlerinin akında da az kırmızılık vardı. Dişleri inci <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> hoş ve parlaktı. Söylerken ön dişlerinden nur saçılır, gülerken mübarek ağızları, bir latif şimşek <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> ışıklar saçarak açılırdı. Şadları ne pek kıvırcık, ne de pek düzdü. Saçlarını uzattığı zaman kulaklarının memelerini geçerdi. Sakalı sık ve tamdı. Uzun değildi. Bir tutamdan fazlasını keserdi.<br />
		Ebedi aleme göçtüklerinde saçı, sakalı daha yeni ağarmaya başlamıştı. Başında biraz ve sakalında (yirmi) kadar beyaz kıl vardı. Bedeni tertemizdi. Kokusu hoş idi. Koku sürünsün sürünmesin teni ve teri en güzel kokulardan daha güzel kokardı. Bir kimse onunla el sıkışsa, bütün gün onun güzel ve hoş kokusunu duyardı. Mübarek eliyle bir çocuğun başını sıvazlasa, güzel kokusuyla o çocuk, öteki çocuklar arasında hemen belli olurdu.<br />
		Güler yüzlü tatlı sözlü idi. Kimseye fena söz söylemez, kimseye kötü muamele etmez, kimsenin sözünü kesmez, yumuşak huylu ve alçak gönüllü idi. Hizmetçilerini pek hoş tutardı. Kendisi ne yer ne giyerse onlara da onu yerdirir, onu giydirirdi.<br />
		Cömert ve kerim, şefkatli ve çok merhametli, cesur ve yumuşak huyluydu. Sözünde ve vadinde durur, sözünde doğruydu. Kısaca, güzel ahlakça, akıl ve zekaca bütün insanlardan üstün ve her türlü övülmeye layıktı.<br />
		Yemede, giymede zaruret miktarı ile yetinir, fazlasından kaçınırdı. Bulduğunu yerdi, bulduğunu giyerdi. Tam doyuncaya ve karnı tam doluncaya kadar yemezdi. Üzerinde yatıp uyuduğu döşek, deriden yapılmış olup, içi de hurma lifi idi.<br />
		Hz. Muhammed (s.a.v.) dört yaşına kadar süt <a href="http://www.genelbilge.com/tag/annesi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Annesi">annesi</a> Halime’nin yanında kaldı. Sonra ailesine teslim edildi. Altı yaşında iken <a href="http://www.genelbilge.com/tag/annesi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Annesi">annesi</a> Amine vefat etti. Dedesi Abdü’l-Muttalib onu yanına aldı. Fakat annesinden iki sene sonra, sekiz yaşında iken de dedesi vefat etti. Bu defa da amcası Ebu Talib’in yanında kaldı.<br />
        		Kureyş’in ileri gelenlerinden genç iken dul kalmış Hatice adında çok zengin bir hatun vardı. Muhammedü’l-Emin’e biraz sermaye versen hayli hayır ve menfaat görürdün. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/diye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Diye">Diye</a> bazıları tarafından kendine hatırlatılmakla, Hatice de o Hazret’e, yani Hz. Muhammed (s.a.v.)’e epeyce sermaye verdi. Kölesi Meysere’yi de yoldaş ederek Şam’a gönderdi. Nestura adında bir rahiple, Meyserenin tanışıklığı olduğundan konuşmaya başladılar. Nestura, Muhammd (s.a.v.)’in Hz. İsa’nın haber verdiği son peygamber olduğunu söyledi. Şam’a gitmemelerini, Yahudilerin onu tanıyıp kötülük yapabileceklerini bildirdi. Şam’a gitmeden geri döndüler. Hatice ile birkaç kadın bir yere oturup Şam kafilesinin gelişini seyrediyorlardı. Yolculardan birinin başının üstünde iki kuşun kanat çırpıp gölge yaptığını gördüler. Meysere gelince o kişinin Muhammedü’l-Emin olduğunu söyledi. Yolculuk sırasında nice görülmemiş haller gördüğünü ve Nestura’nın sözlerini haber verdi. Hatice bu düşüncelere dalmış iken, bu sırada iki taraftan aracılar çıktı. Hatice’nin Fahr-i Alem’le nikahına karar verildi. Hemen Hatice’nin evinde nikah meclisi kuruldu. Kureyş uluları toplandı. Hz. Muhammed (s.a.v.) de amcası Hazma ile birlikte gidip orada bulundu.<br />
		Fahr-i Alem o zaman yirmi beş yaşında olup, Hatice ise <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ona/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ona">ona</a> göre epeyce yaşlıydı. İşte Haticetül-Kübra (Büyük Hatice)denilen Seyyidetü’n-nisa (kadınların efendisi) budur. Onun ölümüne kadar Hz. Muhammed (s.a.v.), ondan hoşnut ve razı kaldı. Onun sağlığında başka bir kadınla evlenmedi. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in, Hz. Hatice’den, önce Kasım adında bir oğlu dünyaya geldi. Bundan dolayı Arap örf ve adeti gereğince Fahr-i Alem’e “Ebu’l-Kasım” yani Kasım’ın babası denildi. Fakat Kasım küçükken öldü. Hz. Muhammed otuz yaşındayken Zeynep; otuz üç yaşındayken Rukayye; sonra Ümmü Gülsüm adındaki kızları dünyaya geldi. Kendisine peygamberlik geldiği zamanda Fatımatü’z-Zehra adındaki muhterem kızı doğmuştur ki, Fahr-i Alem, onu bütün çocuklarından çok severdi. Onun hakkında Seyyidetü’n-nisa (kadınların efen disi) diye buyurdu. Yine Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Peygamberliğinden sonra Abdullah adında bir oğlu dünyaya gelmiştir. Fakat oda küçükken ölmüştür.<br />
		Peygamberimiz çocukluğundan beri putlara tapmazdı, onları hiç sevmezdi. Hz. İbrahim aleyhisselamın dini üzere <a href="http://www.genelbilge.com/tag/allah/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Allah">Allah</a>’a <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ibadet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ibadet">ibadet</a> ederdi. Zaman zaman Mekke’nin yanında bulunan Hira dağına gider, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/allah/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Allah">Allah</a>’ın kudret ve büyüklüğünü düşünürdü. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/allah/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Allah">Allah</a>’ın kendisine ta ezelden ihsan ettiği aşk ile muhabbet denizine açılır, kalbinde yanan tevhid nurunun pırıltıları içinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/allah/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Allah">Allah</a>’ı zikrederdi.<br />
		Peygamberimiz yine bir gün, hira mağarasına kendine has lâhuti aleme dalmışken, Cebrail aleyhisselam Allah’ın emri ile peygamberlik vazifesini bildirmeye geldi.İnsanlığın kurtarıcısı, Allah’ın sevgilisi Hz Muammed (sav)’e :<br />
“Oku!” dedi.Peygamberimiz :<br />
“Ne şey okuyayım?” dedi.Cibril-i Emin :<br />
“Oku!” diye tekrar etti.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/hz-muhammed/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hz Muhammed">Hz Muhammed</a> (sav) aynı cevabı verdi.Bunun üzerine Cibril-i Emin Peygamberimizi tutup mübarek göğsünü üç defa sıktı.Böylece Peygamberimize manevi bir ameliyat tatbik edilmiş oldu.Ve Peygamberimiz büyük bir mucize olarak birden okumaya başladı.Melek üçüncü emri verdi.Ve ilk olarak vahy olunca ayeti okudu.ayetin yüksek meali şu idi :<br />
		“Seni yoktan var eden, tedricen terbiye edip büyüten, kemale ulaştıran Rabbi’nin ism-i şerifi ile oku.O, insanı pıhtılaşmış kandan yarattı.Oku!O çok kerim olan Rabbi’nin hakkı için ki, O, kalemle tâ’lim etti ; <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insana/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Insana">insana</a> bilmediğini öğretti.”Böylece Hz Muhammed (sav)’e peygamberlik vazifesi verildi.Hz Muhammed <a href="http://www.genelbilge.com/tag/islam/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with İslam">İslam</a> dinini yayarken kavminin bazıları onunla birlikte oldu, bazıları isyan etti.Hz Muhammed ve arkadaşları kendisini Mekke’den çıkarmaya uğraşan hatta onu öldürmek için planlar yapan kavmiyle savaştı ve 23 sene içinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/islam/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with İslam">İslam</a>’ı birçok ülkeye gerek savaşarak gerek güzel sözle yaymaya çalıştı.Ve bunda da başarılı oldu.Hz Muhammed (sav)’in peygamberliği 23 sene sürdü.Ve Kur-an’ı Kerim 23 sene içinde tamamlandı.Daha sonra Hz Muhammed’in mirac olayı meydana geldi.Cebrail (a.s.), bir gece geldi ve Resul-i Ekrem’i (sav) aldı, Kabe’den Mescid-i Aksa’ya götürdü.Oradan yukarı çıkardı.Bütün semaları seyrettirdi.Sonra O, Allah’ın sevgilisi, bu görünen alemin dışına çıkarıldı.Kendisine nice acaip ve garip şeyler gösterildi.Yüce Allah’ın (c.c) sözünü işitti ve pâk cemalini gördü.Yine o gece mutlu evine döndü.İşte beş vakit <a href="http://www.genelbilge.com/tag/namaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Namaz">namaz</a> bu Mi’rac gecesi farz kılındı.Gerçi ondan öncede <a href="http://www.genelbilge.com/tag/namaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Namaz">namaz</a> kılınırdı.Fakat beş vakit <a href="http://www.genelbilge.com/tag/namaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Namaz">namaz</a> o gece emredildi.</p>
<p>		Hz Muhammed, Bedir, Uhud, Hendek ve bunlar gibi birçok savaşa girmişti.<br />
		Hz Muhammed Ramazanın onuncu günü (1 Ocak 680) Medineden çıktı ve Ramazanın bitmesine on gün kala Mekkeyi fethetti.<br />
		Resulullah (sav)’ın hastalığı Sâfer (28 Nisan-26 Mayıs) ayının son günlerinde Zeyneb bint Cahş’ın evinde iken başladı.Hastalığı Meymûne’nin evinde olduğu sırada şiddetleninceye kadar hanımlarının evlerine sırayla gitmeye devam etti.Hanımlarını toplayıp Hz Aişe’nin evinde hastalığını geçirmek için onlardan izin istedi.<br />
		Resulullah (sav) Rebiulevvel ayının onikinci (7 Haziran 632) Pazartesi günü vefat etmiş, ertesi günün ortalarında defnedilmiştir.</p>

<p class="sayac_bilgi">57 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/hz-muhammed-sav%e2%80%99in-hayati.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mekke&#8217;nin Fethi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/mekkenin-fethi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/mekkenin-fethi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2009 20:35:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=4320</guid>
		<description><![CDATA[Hudeybiye Anlaşmasından sonra Bekr kabilesi Kureyşle, Huzacı kabilesi Hz. Peygamberle (s.a.v.) anlaşma yapmıştı. öteden beri Hz. Peygambere (s.a.v.) yakınlık duyan Huzaalılar bir su başında uyurken Bekr kabilesinin baskınına uğradılar. öldürülen yaralanan insanlar vardı. Bir kısmı kaçtı, Medineye geldi, Rasulullah (s.a.v.) Efendimize durumu anlattı. Hatta kendilerine saldıranlar arasında Kureyş&#8217;ten insanların bulunduğunu haber verdi. Mekke&#8217;de ise telaş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hudeybiye Anlaşmasından sonra Bekr kabilesi Kureyşle, Huzacı kabilesi Hz. Peygamberle (s.a.v.) anlaşma yapmıştı. öteden beri Hz. Peygambere (s.a.v.) yakınlık duyan Huzaalılar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> su başında uyurken Bekr kabilesinin baskınına uğradılar. öldürülen yaralanan insanlar vardı. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">Bir</a> kısmı kaçtı, Medineye geldi, Rasulullah (s.a.v.) Efendimize durumu anlattı. Hatta kendilerine saldıranlar arasında Kureyş&#8217;ten insanların bulunduğunu haber verdi.<br />
Mekke&#8217;de ise telaş başlamıştı. Ebu Süfyan yola çıktı, Hz. Peygambere (s.a.v.) geldi ve anlaşmayı yenilemek üzere geldim&#8221; dedi. Rasulullah (s.a.v.).<br />
Efendimiz, &#8221;Siz anlaşmayı bozacak bir iş yaptınız mı?&#8221; dedi. Hayır cevabını alınca,<span id="more-4320"></span><br />
- O halde anlaşmanın yenilenmesine ihtiyaç yoktur, cevabıyla mukabele etti.<br />
Ebu Süfyan&#8217;ın ısrarları fayda vermedi. Hz. Ebu Be kir&#8217;den, ömer&#8217;den, Ali&#8217;den, hatta Hz. Fatıma&#8217;dan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> küçücük Hasan ve Hüseyin&#8217;den birini aracı yapma çabaları boşa gitti. Hiç bir iş yapamadan Mekke&#8217;nin yolunu tuttu.<br />
O artık eski Ebu Süfyan değildi. Uhud muharebesini kazandığı sırada haşmetli bir horoz gibi &#8221;Yücel ey Hubel, yücel ey Hubel!&#8230;&#8221; diye bağıran, tuttuğunu koparacak, vurduğunu yıkacak bir seviyeye geldiğine inanan Ebu Süfyanın yerini şimdi kulakları düşmüş, omuzları çökmüş, Mekke&#8217;ye varınca Kureyşlilere ne cevap vereceğini bilemez hale gelen bir Ebu Süfyan almıştı.<br />
Ebu Süfyan o güne kadar vicdanına söz hakkı tanımamış, elini alnına koyup düşünme yolunu denememişti. Şayet bu yolu tutsaydı, Allah&#8217;ın peygamberi olduğunu iddia eden bu insanın, bu iddiayı ortaya atmasından daha önce ve daha sonra asla yalan söylemediğini, verdiği haberlerde hiç yalancı çıkmadığını hatırlayacaktı. Bir yıl öcne Bizans hükümdarının önünde ifade verirken on, emanete ihanet etmediğini, sözüne sadık bir insan olduğunu söyleyen kendisiydi.<br />
Ayrıca Rasulullah (s.a.v.)&#8217;ın getirdiği dini bir kerre olsun insani düşünceler altında, aklın ve mantığın ölçüleriyle tartma yolunu tutmamıştı. Şayet bu yolu tutsaydı, hala birer ilah olarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kabul/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kabul">kabul</a> ettiği putların birer taş ve ağaç parçasından ibaret olduklarını anlayacaktı. Yıllardan beri güneş altında toz, yağmur altında kalan, hiçbir iş yapmayan, söyleneni anlamayan, kimseye zararı ve faydası olmayan bu varlıklara aklı başında olan bir insanın ilah demesi kadar gülünç bir durum olamazdı.<br />
Ebu Süfyan, İslam&#8217;ı kabul etse neyi kaybederdi, ya da neyi kazanırdı? Hz. Peygamberin (s.a.v.) tebliğ ettiği ahkamın kime ne gibi zararı vardı? İslam&#8217;ı kabul edenlerde ne gibi bir geri leme söz konusu olmuştu? Ebu Süfyan zihnini bu konular ile hiç yormamış, sadece Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz&#8217;in davasını nasıl durduracağını, İslamı daha doğuş halinde iken nasıl boğacağını düşünmüş ve alnını bu yolda terletmişti.<br />
Şimdi günden güne gücünü kaybetmenin verdiği ezik likten başka hiçbir şeyi düşünemez durumdaydı. Mekke&#8217;ye vardığında neler oldu, dediler. Olanları anlattı.<br />
- Sen hiçbir iş yapmış olmadın, dediler.</p>
<p>Rasulullah (s.a.v) Efendimiz derhal ordu toplanmasını emretti. Yol üzerinde bulunan ve İslam&#8217;ı kabul etmiş olan kabilelere hazır olmalarını geçerken uğrayıp asker alacaklarını bildirdi. Ancak seferin nereye yapılacağı konusu gizli tutuluyordu. Bu arada Mekke&#8217;ye giden yollar tutulmuş, o tarafa kimsenin haber götürmesine imkan bırakılmamıştı.<br />
Bu arada Sare ismindeki şarkıcı birkadın Medine&#8217;ye uğradı. Hz. Peygamber&#8217;le (s.a.v.) görüştü ve yoluna devam etti. Ancak Hatib b. Ebi Beltea isimli bir sahabi, yapılan hazırlıkların Mekke ile ilgili olduğunu fark etti. Bir mektup yazdı, tedbirli olun, dedi ve onu şarkıcı kadına teslim etti. Mekke&#8217;de sözü geçen insanlardan kimi bulursa ona verecekti.<br />
Yüce Mevla durumu Sevgili Rasulü&#8217;ne bildirdi. Hz. Ali&#8217;nin yanına iki arkadaş daha katıldı. Hz. Peygamberin (s.a.v.) haber verdiği yerde ona yetiştiler. Biraz tehdit edilince kadın mektubu teslim etti.<br />
Hatib çağırıldı, ifadesi alındı. Hz. ömer&#8217;in öldürme teklifi karşısında Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz &#8221;Hatib Bedir ehlindendir, Yüce Mevla onu bağışlamıştır.&#8221; buyurarak affetti.(Buhari Cihad 142 (cilt4/19)) Ancak Yüce Mevla&#8217;nın bu konudaki fermanı da Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz&#8217;e ulaştı. &#8221;Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. onlar size gelen gerçeği inkar etmişken siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar, Rabbiniz olan Allah&#8217;a inanmanız sebebiyle peygamberi ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Sizler benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız onlara nasıl sevgi gösterirsiniz?&#8230;&#8221;(Mümtahine Suresi, 1-3) diyordu.<br />
Bu arada mü&#8217;minlerin, mü&#8217;min olmayanlarla ilgileri konusunda iki ayet gelmişti: &#8221;Din uğrunda sizinle savaşmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı adil davranmanızı Allah yasak etmez. Allah adalet sahibi olanları sever. Allah ancak sizinle din uğrunda savaşa çıkanları, sizi yurdunuzdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardımcı olanları dost edinmenizi yasak eder. Kim onları dost edinirse işte asıl zalim olanlar onlardır.&#8221; (Mümtahine Suresi, 8-9 ) deniliyordu.<br />
Sekizinci hicret yılının Ramazan ayının onuncu günü orduya <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hareket/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hareket">hareket</a> emri verildi. Hanımlar arasında kur&#8217;a çekilmiş, ümmü Seleme ve Meymune annelerimizin bu sefere katılacakları belli olmuştu.<br />
Medine&#8217;den yüz kırk km. uzakta bulunan Usfan bölgesine geldiklerinde ikindi namazını kıldılar. Pek yorulmuşlardı. Hararetten diller damaklara yapışmıştı. Hz. Peygamber (s.a.v.) devesine bindi. Bir bardak su istedi. Herkesin görmesi için bardağı bir müddet havada tuttu, sonra bismillah diyerek içti. Medine&#8217;den ayrılalı oruç tutmakta ısrar edenler varsa oruçlarını bozmalarını emretti. Efendimiz&#8217;in meşakkat çeke çeke seferde oruca devam etmek hayırlı amel sayılmaz&#8221; buyurduğu biliniyordu.<br />
Yolda Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.v.) amcası Abbas ile buluşuldu. Ailece Medine&#8217;ye göçmekteydi. Son muhacir olarak belirlendi. Aile efradını ve eşyasını gönderdi, o da orduya katıldı.<br />
Mekke civarında Merruzzehran bölgesinde geniş ölçüde ateş yakıldı. Geceleyin gökyüzünün kızıla boyanması üzerine olayı araştırmak üzere gelen Ebu Süfyan yakalandı. Hz. ömer&#8217;in kılıcı ya da İslam&#8217;ın kabul edilmesi arasın da bocalayan Ebu Süfyan en sonunda şehadet kelimelerini söyledi. Rasulullah Efendimiz, Mescid-i Haram&#8217;a giren emindir. Ebu Süfyan&#8217;ın evine giren emindir, kendi evine girip kapısını kitleyen emindir, buyurdu ve Ebu Süfyan salıverildi.<br />
Ertesi gün İslam ordusu iki koldan şehre girdi. Yukarı taraftan girenlerin başında Hz. Peygamber (s.a.v.) vardı. Aşağı taraftan giren ordu Halid b. Velid&#8217;in emrine verilmişti. Karşı durmakta ısrar eden birkaç kişi hariç olmak üzere Mekke kansız bir şekilde teslim alınmış oluyordu. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz, sekiz yıl önce hayatına kastedilmiş bir insan olarak bu şehri terketmişti. Şimdi emrindeki onbin askerle gelmiş ve şehri teslim almıştı. Ama ona bakan gözler, başı dik ve muzaffer bir komutan edasını değil, her an Rabb&#8217;ine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hamd/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hamd">hamd</a> ve şükür borcunun bulunduğunu bilen bir insanın mütevazı durumunu gördüler.<br />
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz binekli olduğu halde Ka&#8217;be&#8217;yi tavaf etti. Zemzem içti. Safa ile Merve arasında say etti (yedi defa gidip geldi). Daha sonra Ka&#8217;be&#8217;nin etrafında bulunan putların yıkımına sıra geldi. Elindeki değnekle ittiği put devriliyor, Rasulullah Efendimiz ise &#8221;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/hak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hak">Hak</a> geldi batıl yok olup gitti. Zaten batıl, yok olup gidecektir.&#8221; mealindeki ayeti okuyordu.<br />
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz Ka&#8217;benin eşiğine çıktı. Karşısında kendilerine ne gibi muamele yapılacağı korkusuyla bekle yen insanlara bir konuşma yaptı. Sözlerinin sonunda<br />
- Ey insanlar, size yapacağım muamele konusunda neler düşünüyorsunuz, dedi.<br />
- Sen şerefli bir kardeşsin. Şerefli bir kardeşin Oğlusun iyilikle muamele edeceğini umuyoruz, dediler.<br />
- Bugün size, Peygamber Yusuf (a.s.)&#8217;un söylediği söz den daha fazlasını söyleyecek değilim. Bugün size bir azarlama ve ayıplama yoktur. Gidin, hepiniz serbestsiniz buyurdu. (Buhari İlim 37(Cilt 1/34))<br />
Böylece umumi af ilan edilmişti. Ancak bu adamlar affa layık oldukları için mi, yoksa Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz&#8217;in yüce ahlakının bir gereği olarak mı affedildikleri dü şünülmelidir. Bugün &#8221;şerefli bir kardeşsin&#8230;&#8221; dedikleri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insana/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Insana">insana</a> yıllar boyu yalancı, sihirbaz, şair, mecnun diyenler bunlardı. Bugün yine aynı sözleri söylemelerine engel olan şey, güç ve kuvvetin Hz. Peygambere (s.a.v.) geçmiş olmasıydı. Yoksa Hz. Peygamber (s.a.v.) bugün ne derece haklı ise, İslam davasını ilan ettiği günde de o derece haklı idi. Ama yumruğunu tepelerine indirecek güce sahip Olduğunu ispat ettiği güne kadar onun şerefinden bahseden olmamıştı.<br />
Bu olay pek açık şekilde gösteriyor ki bir insan haklı olduğu kadar da güçlü olmak zorundadır. Güç ve kuvvetin desteklemediği hak, güçlülerin amansız darbeleri altında ezilmeye mahkum olacaktır. Peygamberler insanlığın tanıdığı en doğru ve haklı davayı getirmişlerdir. Onların karşısına duran ve mücadele eden insanlar peygamberlerin maddi güç sahibi olmayışlarından faydalanmışlardır. İnsanların Hz. Süleyman karşısında direnemeyişleri, onun diğer peygamberlerden daha haklı oluşuna değil güçlü oluşuna bağlanmalıdır.<br />
Hz. Peygamber (s.a.v.) bu konuşmayı yaptıktan sonra Ka&#8217;be&#8217;yi açtırmış ve içeri girmiştir Yanısıra Ka&#8217;be anahtarını taşıyan Osman b. Talha&#8217;dan başka sadece iki sevgili vardır. Bunlar Bilal ve üsame&#8217;dir. Her ikisi de azad edilmiş köle durumun da olup kömür gibi siyah insanlardır. Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.v.) bu davranışı ise hiç kimseye gösteriş yapma maksadına dayan mamaktadır.<br />
Fetihten sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) Safa tepesine oturmuş, İslam&#8217;ı kabul etmek isteyen insanlardan beyat almıştır. Daha sonra kadınlar gelmiş onlar da Hz. Peygamber&#8217;e (s.a.v.) sözver mişlerdir.<br />
Mekke&#8217;nin Müslümanlar tarafından ele geçirilmesi Araplar arasında büyük bir olay olarak kabul edildi. özellikle Hevazin grubu Mekke&#8217;yi tekrar ele geçirmek için harekete geçtiler. Yirmi bin kişilik bir ordu toplandı. Bu orduya Hevazinliler hanımları ve çocukları ile birlikte taşınabilir olan bütün mallarını da getirmişlerdi. Komutan Malik b. Avf en Nasri idi.<br />
Mekke&#8217;de Müslüman olanların da katılmasıyla birlikte sayısı on iki bin olan İslam ordusu onları karşılamak üzere Huneyn bölgesine yürüdü. O güne kadar bu derece kalabalık bir ordu ilk defa toplanmış oluyordu. &#8221;Bu sayıdaki bir ordu ile artık biz yenilmeyiz&#8221; diyenler vardı.<br />
Halbuki muharebeyi kazandıran asıl sebep ordunun kalabalık oluşu değildi. Bedir&#8217;de kendilerinden üç misli fazla olan bir orduyu perişan edenler, iman kuvvetiyle ve Allah&#8217;ın yardımıyla o zafere ulaşmışlardı. Onlar Kur&#8217;an&#8217;da &#8221;nice sayısı az olan topluluk vardır ki, sayıca daha çok olan topluluğa Allah&#8217;ın izni ile galip gelmişlerdir.&#8221;(Bakara Suresi, 249) mealindeki ayeti defalarca okumuş olmalıydılar.<br />
öncü kuvvetleri olarak ilerleyen birlik, dar bir geçidi geçerken Hevazinlilerin hücumu ile şaşkına döndü. Kısa zamanda bozulup kaçmaya başladılar. Onların kaçışı geridekileri etkiledi. Henüz ciddi bir karşılaşma olmadan on iki bin kişilik ordu darmadağın oldu.<br />
Tepelerde henüz Müslüman olmayanlarla birlikte muharebe müşahidi olarak bulunan Ebu Süfyan&#8217;ın, &#8221;Bu kaçış ancak Kızıldeniz&#8217;de önlenebilir&#8221; dediği nakledilir. Orada bulunan bir müşrikin de &#8221;artık sinir çözüldü&#8221; şeklinde duygularını dile getirdiğini biliyoruz.<br />
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz, alabildiğine kaçmakta olan orduyu toplayabilmek maksadıyla &#8221;Ben peygamberim yalan yok. Ben Abdulmuttalib&#8217;in oğluyum&#8221; diye sesleniyor. fakat dinleyen olmuyordu.(Buhari, Cihad 52 (Cilt3/218)) Etrafında iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda insan onu muhafaza derdindeydi. Bu defa amcası Abbas&#8217;a &#8221;Ey ağaç altında Rasulullah&#8217; söz verenler, gelin Allah&#8217;ın peygamberi buradadır.&#8221; diye seslenmesini emretti. Abbas gür sesiyle bu cümleyi defalarca bağırdı. Bu defa duyanlar, bu anlamsız kaçışa son vererek Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.v.) etrafında toplanmağa başladılar. çok geçmeden kaçış durdu, ordu toparlandı. Düşmana karşı sıkı bir saldırıya geçtiler. Hz. Peygamber (s.a.v.) iki tarafın birbirine denk bir şekilde saldırdığını gördüğü <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> &#8221;işte şimdi fırın kızıştı&#8221; diyordu. Efendimiz bu sözüyle şiddetli bir savaşın başladığını anlatmış oluyordu.<br />
Toplanan ganimet ve elde edilen esirler &#8221;Ci&#8217;rane bölgesinde muhafa altına alındı. Ordunun Taif üzerine yürümesi emredildi.<br />
Günlerce süren kuşatma ok ve taş atımıyla devam etti, bir sonuç alınamadı. Rasulullah Efendimizin emriyle &#8221;Bize katılan kölelere hürriyetleri verilecektir&#8221; şeklinde yapılan bir ilan faydalı oldu, yirmi kadar köle kaçıp kurtuldu.<br />
Bir gece Rasulullah (s.a.v.) Efendimize rüyasında bir tabak kaymak hediye edildi. Ama bir horoz bu kaymağı gagaladı ve döktü. Hz. Ebu Bekir bu rüyayı dinlediği zaman &#8221;Anladığıma göre bize fetih nasip olmayacak&#8221; dedi. Efendimiz bu tabiri doğru buldu. Hz. ömer dönüş için hazırlık yapın diye ilan etti. Bu ilan insanların hoşuna gitmedi. Fetih yapamadan dönmek hoş değil, diyorlardı. Bu haberi alan Efendimiz bir gün daha kalınması kararını aldı. Kaleye şiddetli bir hücum daha yapıldı. Bir kısım insanlar şehit oldu. Yaralıların sayısı şehitlerden fazlaydı. Bu defa &#8221;yarın gidiyoruz&#8221; şeklinde ilan yapılınca orduda memnuniyet belirdi. Efendimiz gülümsedi. İhtimalki, daha önce gitmeye razı olsaydınız son günde uğradığınız kayıplar olmayacaktı demek istiyordu.<br />
Ci&#8217;rane de on gün beklenilmesine rağmen kimse gelmeyince ganimet malı dağıtıldı. Bu dağıtımda yaya olana dört, atlı olana on iki deve verildi.<br />
Bu arada Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.v.), henüz müslüman olmayan Safvan b. ümeyye&#8217;ye yüz deve verdiği görüldü. Müslüman olduğu halde savaşa katılmayan Ebu Süfyan yüz deve aldı. Onun oğulları olan Yezid ve Muaviye&#8217;ye yüzer deve verildi. Yine yüzer deve ikram edilen daha başkaları vardı. Bu adamlar her ne kadar toplum içinde saygın kişiler olarak bilinse de İslama hizmet yönüyle asla bu ikrama layık değillerdi.<br />
özellikle ensar cemaati sızlandılar. Hz. Peygamber (s.a.v.) kavmi ile buluşunca bunca nimeti onlara aktardı. Halbuki bizim kılıçlarımızda hala onların kanları var, gibi sözler söyledler. Bu sözleri işiten efndimiz onları bir aray topladı.<br />
- Siz yolunu şaşırmış insanlar iken Allah benim vasıtamla size hidayet vermedi mi?.. Fakir idiniz zengin etmedi mi?.. Birbirinize düşman idiniz benim vasıtamla kardeş ve dost hale getirmedi mi?&#8230; dedi. Bu sorulara onlar evet cevabını verdiler.<br />
Rasulullah (s.a.v.) sözlerine şöyle devam etti:<br />
- Vallahi isterseniz bana şöyle der ve doğruyu söylemiş olurdunuz. Sen bize kavmi tarafından yalancı sayılmış bir insan olarak geldin de biz seni tasdik etmedik mi?.. Perişan halde geldin de yardım etmedik mi?.. kovulmuş halde geldin de bağrımıza basmadık mı?.. Muhtaç halde geldin de sana arka çıkmadık mı?.. Siz bana bunları diyebilirdiniz.<br />
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz daha sonra şöyle devam etti:<br />
Ey ensar, İslam&#8217;a ısınmaları için onlara dünyanın yeşertisinden bazı nimetler vererek sizi dininize havale etmeme mi gücendiniz? İnsanlar koyun ve develerden meydana gelen bir hayvan sürüsüyle buradan ayrılırken siz alemlere rahmet olan Allah&#8217;ın Rasulü ileyurdunuza dönmeğe razı olmazmısınız? Ruhumu elinde bulunduran Allah&#8217;a yemin ederim ki şayet hicret şerefi olmasaydı mutlaka ensardan bir fert olurdum. İnsanların tamamı bir vadiye sapsa, ensar bir başka vadinin yolunu tutsa elbet ensarın koyulduğu yola koyulurdum. Hayatım sizin hayatınız, ölümüm sizin ölümünüzdür. Allahım, ensara rahmetinle muamele buyur. Ensarın çocuklarına da, torunlarına da rahmetini ulaştır.(Buhari 5/104-106 ; Müslim, 2/733-739)<br />
Bu konuşmayı gözyaşlarıyla takip eden ensar grubu ile artık arada bir anlaşmazlık olamazdı.<br />
Ganimet dağıtımından sonra Mekke&#8217;ye gelen ve bir umre ziyareti yapan Efendimiz Attab b. Esid isimli bir delikanlıyı Mekke Valisi olarak tayin etti ve Medine&#8217;ye doğru yola çıktı. Artık Ebu Süfyan için Kureyş hakimiyyeti sona ermiş oluyordu.<br />
Bu yılda Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin gözlerinin nuru Zeyneb ve ümmü Gülsüm birbiri ardınca vefat ederek, yüce yaratıcının huzuruna vardılar. Hz. Zeyneb&#8217;in ümame isminde bir kızı kalmıştı. ümmü Gülsüm ise hiç anne olamamıştı.<br />
Hicretin dokuzuncu yılında üç yüz kişiden oluşan bir hacc kafilesi tertip edildi. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bu yılın &#8221;Hacc Emin&#8221; olarak Hz. Ebu Bekr&#8217;i görevlendirdi. Kafile yola çıktı.<br />
Onlar gittikten sonra Tevbe Suresi&#8217;nden geniş bir bölüm indirildi. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz, yeğeni Ali b. Ebi Talib&#8217;i çağırdı. Mekkeye gitmesini ve Arafat&#8217;ta insanlara Tevbe Suresi&#8217;ni okumasını ve dört emri tebliğ etmesini bildirdi.<br />
Hz. Ali, Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin Kasva isimli devesine bindi, gidenlere yetişti. Hacc için Arafat&#8217;a çıkıldığında Hz. Ebu Bekir emretti öğle ezanı okundu, iki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/rek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Rek">rek</a>&#8217;at olarak öğle namazı kılındı. Sonra hemen ikindi, namazı yine -seferde oldukları için- iki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/rek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Rek">rek</a>&#8217;at olarak kılındı. Hz. Ali, devenin üzerinde olduğu halde Tevbe Suresi&#8217;ni okudu ve;<br />
- Ey insanlar, sevgili <a href="http://www.genelbilge.com/tag/peygamberimiz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Peygamberimiz">peygamberimiz</a> şu dört hususu size ulaştırmamı emretti dedi:<br />
1. Bu yıldan sonra hiçbir müşrik insan Ka&#8217;be&#8217;yi tavaf edemeyecektir.<br />
2. Kabe çıplak insan tarafından tavaf edilmeyecektir.<br />
3. Hiçbir müşrik cennete giremeyecektir.<br />
4. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz&#8217;le anlaşması olmayanlar için dört aylık bir süre verilmiştir. Bu sürede iman etmeyen ya da Rasulullah Efendimiz&#8217;le anlaşma yapmayan ve islam hakimiyyetine girmeyenler cezalandırılacaklardır. Anlaşması olanlar, anlaşma süresince serbest olacaklardır.<br />
Bu şartlardan Ka&#8217;be tavafı konusu gelecek yıldan itibaren tamamen İslam ahkamına göre yapılacaktı.<br />
Medine&#8217;de Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz&#8217;i rahatsız eden bir kısım ailevi mes&#8217;eleler çıkıyordu. Bunlardan en önemlisi ya da bardağı taşıran son damla diğer hanımların olduğu gibi bolluk içinde devam eden bir dünya hayatı ve zinet eşyası istemeleri ve bunda ısrar etmeleri idi. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz kendisinin bu hayatı değiştiremeyeceğini bir emir ve sultan gibi yaşamasının mümkün olmadığını anlattı. Fakat onların ısrarları karşısında bir ay onlardan ayrı yaşama kararı aldı.<br />
Mescidin yanında bir çardakta bir ay müddetle yalnız başına yaşadı. Hz. ömer orada kendisini ziyaret ettiğinde mübarek vücudunda hasırın izlerini görmüş ve ağlamıştı.<br />
Bir aylık zaman dolduğunda Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz Hz. Aişe&#8217;nin odasına girdi. Yüce Mevla&#8217;nın özel olarak kendileri için gönderdiği ayetleri ona tane tane okudu: &#8221;Ey peygamber, hanımlarına de ki: Eğer siz dünya hayatını ve dünyanın zinetini istiyorsanız, gelin size yeterince mal vereyim ve sizi güzellikle salıvereyim. Eğer Allah&#8217;ı, peygamberini ve ahiret yurdunu istiyorsanız bilin ki Allah sizin iyilik yapanlarınız için büyük bir mükafaat hazırlamıştır. Ey peygamber hanımları sizden kim açıkça bir fenalık yaparsa onun azabı iki katına çıkarılır. Bu, Allaha göre kolaydır. Yine sizden kim Allah&#8217;a ve Rasulü&#8217;ne gerçek bir itaatle itaat eder ve salih amel işlerse biz onun mükafaatını iki kat olarak veririz. Ayrıca biz ona cennette pek değerli bir rızık hazırlamışızdır. Ey peygamber hanımları, siz diğer kadınlar dan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah&#8217;tan korkuyorsanız sözü, yabancı erkeklere karşı yumuşak söylemeyin ki kalbinde hastalık bulunan kimse kötü ümide kapılmasın. Güzel ve münasip sözler söyleyin. Evlerinizde vakar ve iffetinizle oturun. İlk cahiliyye devri kadınlarınının açılıp saçılarak yürüyüşleri gibi yürümeyin. Namazı kılın, zekatı verin. Allah&#8217;a ve Rasulü&#8217;ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden ancak ve ancak şek ve şüpheyi, fenalıkları gidermek, sizi tertemiz yapmak istiyor. Evinizde okunan Allah&#8217;ın ayetlerini ve hikmetini hatırlayın. Şüphesiz ki Allah her şeyin iç yüzünü bilendir ve her şeyden haberdar olandır.&#8221;(Ahzab suresi, 28-34).<br />
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bu ayetleri okuduktan sonra ya Allah&#8217;ı ve Rasulünü ya da dünya hayatını ve zinetini tercih etmesini Hz. Aişe&#8217;den istedi. Bu yolda acele karar vermesi ni, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/annesi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Annesi">annesi</a> ve babasıyla da görüşmesini söyledi. Hz. Aişe düşünmeden &#8221;ben Allah, ve Rüsulünü tercih ediyorum,&#8221; cevabını verdi.<br />
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bundan sonra diğer hanımlarını ayrı ayrı ziyaret etti. Herbirine bu ayetleri okudu. Herbirinin cevabı aynı oldu ve yine eski hayat devam etti.<br />
Esed kabilesinden bir grup insan Rasulullah (s.a.v.) Efendimizi ziyaret etti.<br />
- Ey Allah&#8217;ın peygamberi, biz Allah&#8217;tan başka hiçbir ilahın bulunmadığına inanmış, senin de onun peygamberi olduğunu kabul ve tasdik etmiş insanlarız. Bize asker sevketmene ya da elçi göndermene ihtiyaç görmeden geldik, şu kıtlık yılında, karanlık geceler boyunca sana kavuşmak üzere yol teptik. Diğer Araplar gibi seninle çarpışmadık, seni ve arkadaşlarını sıkıntıya düşürmedik, dediler.<br />
Ne güzel bir davranıştı. Hiç bir teklif beklemeden gelip Müslüman olduklarını bildirmeleri Efendimiz&#8217;i (s.a.v.) memnun etti. Bunca yıldır İslam&#8217;ı tebliğ uğrunda çekilmedik çile kalmamıştı. Gerçekten de bunlar, bu yolda ilk adımı atmış oluyorlardı.<br />
Efendimiz (s.a.v.) onlara Medine&#8217;de bir müddet kalmalarını, İslam&#8217;ı ve İslam&#8217;ın ibadetlerini öğrenmelerini bildirdi. Daha sonra aynı kabileden bir başka grup daha geldi. Onlar da kendilerinin hiç zorluk çıkarmadan iman ettiklerini hatırlattılar. Ancak bu hatırlatma ikinci, üçüncü, dördüncü defa dile getirildiği zaman işin tadı kaçtı. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz rahatsız oldu. çünkü adamlar gerçekten güzel bir davranışta bulunmuşlar ama onu defalarca dile getirmek suretiyle kazandıklarını kaybetme durumuna düşmüşlerdi. Kur&#8217;an &#8221;Ey iman edenler, ve eziyyet vermek suretiyle sadakalarınızı iptal etmeyin, hükümsüz ve faydasız hale getirmeyin&#8221; di yordu.(Bakara Suresi, 264 )<br />
çok geçmedi Yüce Mevla, özellikle Rasulullah (s.a.v.) Efendimize karşı takınılması gerekli olan edebi hatırlattı: &#8221;Onlar Müslüman olmalarını senin başına kakıyor, seni minnet altında bırakmak istiyorlar. De ki müslüman oluşunuzu benim başıma kakmayın. Doğrusu Allah, imana sevk ve hidayet ettiği için sizi minnet altında bulundurur. Eğer sözünde sadık insanlar iseniz Allah&#8217;a minnet borçluları Olduğunuzu unutmayın&#8221; buyurdu.(Hucucat Suresi, 17) Böylece Esed kabilesi iyi bir ders almış oluyordu.<br />
Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabını topladı.<br />
- Bugün Allah&#8217;ın salih kullarından biri öldü. ölen kar deşiniz için Allah&#8217;ın rahmet ve mağfiretini dileyiniz, buyurdu.<br />
Bu bilgi Cibril-i Emin&#8217;in getirdiği bir habere dayanıyordu. ölen Habeş Sultanı Ashame idi.<br />
Efendimiz (s.a.v.) yanında bulunan arkadaşlarıyla birlikte Baki Mezarlığı&#8217;na doğru yürüdü. Orada cenaze namazı kılmak üzere saf olmalarını emretti. Kendisi imam olarak öne geçti ve dört tekbir alarak, önünde cenaze hazır imiş gibi cenaze namazı kıldırdı.<br />
O güne kadar Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hiç kimse için böyle bir namaz kılmamıştı, bundan sonra da kılmayacaktı. Bu namaz Habeş sultanının Allaha ve Rasulü&#8217;ne göre pek değerli bir iman sahibi olduğunu gösteriyordu. O, yıllarca evvel yurduna sığınan Müslümanlara ev sahipliği yapmış, onların emniyet ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/huzur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Huzur">huzur</a> içinde yaşamalarını sağlamıştı. Şimdi de Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bu konukseverliğin mükafatını veriyordu. Bundan böyle o, Yüce Mevla&#8217;nın konuğu olarak izzet ve ikram görecek gerçek mutluluğu ahiret aleminde yaşayacaktı. O dünyadaki sultanlığını gölgede bırakacak bir sultanlığa doğru yola çıkmıştı. Onun için artık ahiret aleminde korku ve endişeden bahsedilemez, mahzun olması söz konusu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> olamazdı.<br />
Bir yıl önce Mekke&#8217;nin fethinden ve Huneyn Savaşı&#8217;n dan sonra Taif Kalesi kuşatılmış ama bir sonuç alamadan dönülmüştü. Aradan geçen zaman içinde Taifliler, etrafla rındaki bütün Arap kabilelerinin İslam dinine girdiklerini gördüler. Günden güne işin zorlaşacağı, rahatsız edilecekleri düşüncesine kapıldılar. Tutulacak en iyi yol Medine&#8217;ye gidip görüşmektir, dediler.<br />
Bir gün Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz&#8217;in huzuruna vardılar. Efendimiz onları güler yüzle karşıladı. Mescidin içinde kurdurduğu üç çadırda onları ağırladı. On yıl önce Rasulullah (s.a.v.) Efendimize, hayatı boyunca yaşamadığı acı bir günü yaşatmanın en güzel karşılığı bu olmalıydı. O zaman onlar Efendimize:<br />
- Allah, senden başka peygamber gönderecek birini bulamadı mı? demiş ve hakaretle kovmuşlar, çocukları ve ayak takımını onun peşine takarak taşlatmışlardı.<br />
Ama Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bu ikramım, onları utandırmak için değil, Yüce Mevla&#8217;nın bir emrini yerine getirmek için yapıyordu. çünkü Rabbu&#8217;l-Alemin ona, &#8221;iyilik, kötülük te bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel davranışla karşılık ver. Bir de görürsün ki seninle arasında düşmanlık olan kişi senin samimi dostun olmuştur&#8221; fermanını göndermişti.(Fussilet Suresi, 34)<br />
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz&#8217;in Halid b. Velidden gönderdiği yemeği yemekten çekindiler. önce sen ye bir görelim dediler. Halid b. Velid onlara;<br />
- Biz misafirlerimize ihanet etmeyiz. Aramızda düşmanlık varsa onu mertçe hallederiz, dedi. Getirdiği yemekte zehir olmadığını kendisi yiyerek ispatladı.<br />
Bununla beraber Halid onlara her yemek getirişinde adamların şüpheli bakışlarla kendisine &#8221;Bu defa da önce sen ye&#8221; der gibi baktılar. Hatta bu darvanışlarını Hz. Peygamer&#8217;e (s.a.v.) karşı bile devam ettirdiler.<br />
Görüşmeler uzun sürdü. Sonunda İslam&#8217;ı kabul ettiler. Taifte bulunan Lat putunu kırma gücünü kendilerinde bulamadılar. Hz. Peygamberin (s.a.v.) emri ile, Mugire b. Şu&#8217;be gitti ve onu parçaladı.<br />
Bu arada Necrandan gelen bir Hıristiyan kafilesi Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz&#8217;i ziyaret etti. Efendimiz onlara Hz. Mer yem ve Hz. İsadan bahsetti. Onlar Hz. İsa&#8217;yı Yüce Mevla&#8217;nın oğlu olarak kabul ediyor, dolayısıyla ilah olduğu iddiasını ileri sürüyorlardı.<br />
Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara, Hz. İsa&#8217;nın anne karnında taşındığını, Rabbimizin ona dilediği gibi şekil verdiğini biliyor musunuz?..<br />
Rabbimizin yemediğini içmediğini, halbuki Hz. İsa&#8217;nın bir çocuk olarak süt emdiğini, yemek yediğini, bir insanın muhtaç olduğu her şeye muhtaç olduğunu biliyor musunuz? diye sordu.<br />
Adamlar bu sorulara &#8221;Evet biliyoruz&#8221; şeklinde cevap veriyorlardı. Rasulullah Efendimiz,<br />
- O halde bir anadan dünyaya gelen, yiyen içen, bir varlık nasıl ilah olabilir? diyor ama adamlar yine de Hz. İsa hakkında &#8221;O, Allah&#8217;ın oğludur, ilahtır&#8221; demekten öte de bir şey söylemiyorlardı. Nihayet Yüce Mevla&#8217;dan ferman geldi. Bu fermanın bir gereği olarak her iki tarafın erkekleri, kadınları, çocukları toplanacak ve el açıp &#8221;Allahım, yalancı olan hangi taraf ise onlara lanetini indir.&#8221; diye beddua ede ceklerdi.<br />
Adamlar bu teklifi kendi aralarında görüştüler, başlarına gelecek olan felaket onları korkuttu. Netice olarak Hz.Peygambere (s.a.v.) &#8221;Biz sana cizye ve haraç verelim, sulh yapalım&#8221; dediler. Bu vergi karşılığı olarak onlar müslümanların himayesinde olacaklar, kendilerine yapılan bir haksızlığa karşı müslümanlar onların haklarını koruyacaklardı.</p>

<p class="sayac_bilgi">213 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/mekkenin-fethi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HZ.MUHAMMED&#8217;İN HAYATI</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/hzmuhammedin-hayati.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/hzmuhammedin-hayati.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2009 19:17:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Dini Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=4238</guid>
		<description><![CDATA[Yaratilis kitabi (Tekvin) bize Ibrahim&#8217;in çocugu olmadigini, çocuk sahibi olmaktan ümit kestigini ve Allah&#8217;in çadirindaki Ibrahim&#8217;e söyle seslendigini söyler: &#8220;Simdi göklere bak ve sayabilirsen gökteki yildizlari say.&#8221; Ibrahim gözlerini yildizlara çevirdi ve söyle bir ses duydu: &#8220;Senin soyun da ayni sekilde çogalacak.&#8221; Hanimi Sare 76, Ibrahim ise 85 yasinda idi; hanimi Ibrahim&#8217;e Hacer adinda Misir&#8217;li [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaratilis kitabi (Tekvin) bize Ibrahim&#8217;in çocugu olmadigini, çocuk sahibi olmaktan ümit kestigini ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/allah/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Allah">Allah</a>&#8217;in çadirindaki Ibrahim&#8217;e söyle seslendigini söyler: &#8220;Simdi göklere bak ve sayabilirsen gökteki yildizlari say.&#8221; Ibrahim gözlerini yildizlara çevirdi ve söyle <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> ses duydu: &#8220;Senin soyun da ayni sekilde çogalacak.&#8221;<br />
Hanimi Sare 76, Ibrahim ise 85 yasinda idi; hanimi Ibrahim&#8217;e Hacer adinda Misir&#8217;li bir cariyeyi ikinci hanim olmak için verdi. Fakat hanimla cariyesi arasinda geçimsizlik ortaya çikti. Hacer, Sare&#8217;nin kizginligindan kaçti ve üzüntü içinde Allah&#8217;a yalvardi. Allah ona melekle bir mesaj gönderdi: &#8220;Senin soyunu o kadar çogaltacagim ki, onu saymak mümkün olamyacak.&#8221; Melek ona sunlari söyledi: &#8220;Iste, bir çocugun olacak, bir erkek çocugu dünyaya getireceksin ve adini Ismail koyacaksin; çünkü Allah senin kederini isitti.&#8221; Sonra Hacer, Ibrahim ve Sare&#8217;nin yanina döndü ve onlara melegin söylediklerini haber verdi; çocuk<span id="more-4238"></span> dogdugunda, Ibrahim ona &#8220;Tanri isitir&#8221; anlamindaki Ismail adini koydu.<br />
Çocuk 13 yasina geldiginde, Ibrahim 100, Sare 90 yasindaydi; Allah tekrar Ibrahim&#8217;e seslendi ve Sare&#8217;nin bir erkek çocugu dünyaya getirecegini, adini Ishak koymasini söyledi. Büyük oglunun Allah katinda degerinin düseceginden korkan Ibrahim Allah&#8217;a yalvardi: &#8220;Ismail senin katinda yasamaya devam etsin.&#8221; Allah ona söyle <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cevap/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cevap">cevap</a> verdi: &#8220;Ismail&#8217;le ilgili söylediklerini duydum? Üzülme, selamim onun üzerine olsun&#8230;Ben onu büyük bir millet yapacagim. Fakat benim ahdim (sözüm), Sare&#8217;nin gelecek yil bu vakitte dünyaya getirecegi Ishak ile yerine gelecek.&#8221;<br />
Sare, Ishak&#8217;i dünyaya getirdi ve onu kendisi emzirdi. Ishak sütten kesildiginde, Ibrahim&#8217;e artik Hacer ve Ismail&#8217;in kendi evlerinde kalmasina gerek kalmadigini söyledi. Ibrahim, Ismail&#8217;i çok sevdigi için buna üzüldü. Fakat Allah tekrar Ibrahim&#8217;e seslendi ve Sare&#8217;nin teklifine uymasini ve üzülmemesini söyledi; ve Ismail&#8217;in korunanlardan olacagini tekrarladi.<br />
Ibrahim bir degil iki büyük milletin atasi olacakti -iki büyük millet, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yani/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yani">yani</a> hidayete erdirilmis iki büyük güç, yeryüzünde Allah&#8217;in emirlerini yerine getirecek olan iki büyük araç- çünkü Allah din disi (profan) olan bir seyi rahmet olarak vadetmez ve Allah katinda ruh yüceliginden baska büyüklük yoktur.<br />
Iki manevi irmak, iki din, Allah için iki dünya, iki merkez nokta. Bir yer, asla orasini insanlar seçtigi için degil, fakat göklerde seçildigi için mukaddes <a href="http://www.genelbilge.com/tag/olur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Olur">olur</a>. Ibrahim&#8217;in sahasi dahilinde iki mukaddes merkez vardi; bunlardan biri yaninda, öteki belki de daha henüz bilmedigi bir yerdi: Arabistan&#8217;da bir vadi. Hacer ile Ismail vadiye varip da susuzluktan kavrulmaya basladiklarinda, Hacer oglunun ölmesinden korktu. Atalarinin geleneklerine göre, Ismail yattigi yerden Tanri&#8217;ya yalvardi ve annesi biraz ötedeki tasin üstüne çikip, yardim gelip gelmedigini arastirdi. Kimseyi göremeyince karsidaki yüksek tepeye kadar kostu, fakat yine kimseyi göremedi. Yari çilgin bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/halde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Halde">halde</a> iki nokta arasindan yedi kez geçti, yedincisinde dinlenmek için kayanin üstüne oturdugu sirada melek geldi. Allah, Ismail&#8217;in topugunun oldugu yerden bir su kaynagi fiskirtti ve bu su daha sonra &#8220;zemzem&#8221; adini aldi.<br />
Ismail ve Hacer gittikleri yere ulastiklarinda, Ibrahim&#8217;in daha yetmisbes yillik ömrü vardi ve oglunu o kutsal yerde ziyaret etti. Hacc Suresi 26. ayette Allah&#8217;in Ibrahim&#8217;e, Ismail&#8217;le birlikte zemzem kuyusunun yanina insa edecekleri mabedin yerini gösterdigini söyler; nasil yapacaklarini da. Bu mabede, sekil olarak &#8220;küp&#8221;e benzedigi için Kabe adi verilir; dört kösesi, pusulanin dört yönüne göredir. Mabedin yapimi bittiginde Allah tekrar Ibrahim&#8217;e seslendi ve ona Bekke&#8217;ye, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> daha sonra adlandirildigi gibi Mekke&#8217;ye <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hac/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hac">hac</a> gelenegini kurmasini emretti.<br />
Daha sonra Ibrahim söyle dua etti: &#8220;Rabbimiz gerçekten ben, çocukalrimdan bir kismini Beyt-i Haram (kutlu ve korunmus ev&#8217;in)yaninda ekini olmayan bir vadiye yerlestirdim; Rabbimiz dosdogru namazi kilsinlar diye (öyle yaptim), böylelikle Sen, insanlarin bir kisminin kalblerini onlara ilgi duyar kil ve onlari birtakim ürünlerden riziklandir. Umulur ki sükrederler.&#8221;<br />
BIR BÜYÜK KAYIP<br />
Ibrahim&#8217;in duasi kabul oldu. Kabe&#8217;ye akin akin ziyaretçi gelmeye basladi. Ishak&#8217;in soyundan gelenler de, Kabe&#8217;yi Ibrahim tarafindan yapilan kutsal bir tapinak olarak ziyaret ediyorlardi. Fakat yüzyillar geçtikçe tek-tanri&#8217;ya olan ibadetin safligi bozulmaya ve kirlenmeye basladi. Ismail&#8217;in soyundan gelenler, Mekke vadisine sigmayacak kadar çogaldilar; uzaklara göç edenler bu kutsal tapinaktan taslar alip, Kabe adina ona saygi gösterdiler. Daha sonralari komsu putperest topluluklarin etkisiyle bu taslara putlar da eklendi; ve sonunda hacilar bu putlari Mekke&#8217;ye tasimaya basladilar. Bu putlar Kabe&#8217;nin çevresine yerlestirildi, iste o zaman yahudiler Ibrahim&#8217;in tapinagini ziyaret etmemeye basladilar.<br />
BIR OGUL KURBAN ETMEYE IÇILEN AND<br />
Abdulmuttalip, cömertligi ve akilliligi ile Kureys&#8217;ten saygi görüyordu. Yakisikli, zengin bir adamdi. Bütün bunlarin üstüne Zemzem&#8217;in tekrar insa edilmesine vesile olan seçilmis kisi olmasi da ekleniyordu. Fakat daha önce bir ogul sahibi olmanin eksikligini hiç bu kadar hissetmemisti. Sadece bir tek erkek çocuga sahipti. Allah&#8217;a bunun için daha çok dua etmeye basladi. Duasina, eger O, on evlat verirse ve hepsi de büyüyüp bülug çagina gelirse, onlardan birini Kabe&#8217;de kurban edecegini de ekledi.<br />
Duasi kabul olmustu. Yillar sonra dokuz oglu daha olmustu. Ogullari büyüdügünde içmis oldugu and aklina gelmeye basladi. Fakat kurban etmek için hangi oglunu seçecegini bilemiyordu. En sonunda Kabe&#8217;de kura sonucu ok en çok sevdigi oglu Abdullah&#8217;a çikti. Abdullah&#8217;in annesi olan Fatima diger hanimlarina nazaran Mekke&#8217;deki en güçlü kabilelerden biri olan Mahzum Kabilesi&#8217;ndendi, yani Kureysli&#8217;ydi. Abdullah&#8217;in kurban edilmesine izin vermediler. Bunun üzerine Abdulmuttalip Yesrib&#8217;de yasayan akilli bir kadinin yanina gitmeye karar verdi. Kadini uzun bir yolculuktan sonra Hayber&#8217;de buldular. Kadina olayi anlattiklarinda, onlara ruhla konusmasi gerektigini ve ertesi gün gelmelerini söyledi. Abdulmuttalip Allah&#8217;a dua etti, ertesi gün kadin sunlari söyledi: &#8220;Memleketinize dönün ve kurban edeceginiz adami bir tarafa, on deveyi bir tarafa koyun ve aralarinda kura çekin. Ok adamin alehine çikarsa on deve daha koyun ve tekrar kura çekin. Fal develere çikincaya kadar develeri arttirin. Develeri kurban edip adami saliverin&#8221; dedi.<br />
Mekke&#8217;ye döndüler ve kadinin dediklerini yaptilar. Develerin sayisi yüzü buluncaya dek ok Abdullah&#8217;in aleyhine çikti. En sonunda Abdullah kurtuldu ve develer kurban edildi.<br />
HZ. PEYGAMBERIN DOGUMU<br />
Putlari kabul etmenin ve onlarin etkili olduguna inanmanin tek delili ve mesruiyeti gelenekti: Babalari, babalarinin babalari ve daha büyük atalari hep öyle yapmisti. Bununla birlikte Allah, Abdullah için büyük bir gerçeklik ifade ediyordu.<br />
Ibrahim&#8217;in dinini tam anlamiyla sürdüren bir kaç kisi vardi ve daima olmustu. Onlar putlara ibadetin geleneksel olmaktan çok, sonradan ortaya çikmis bir tehlike (bid&#8217;at) oldugu kanaatindeydiler. Hubel&#8217;in Israilogullarinin altin buzagisindan pek farkli olmadigini görebilmek için tarihe bir göz atmak yeterliydi. Kendilerine Hanifler adini veren bu sahislarin putlarla hiç ilgisi yoktu ve putlari Mekke&#8217;yi pisleten ve alçaltan varliklar olarak görüyorlardi. Taviz vermekten uzak oluslari ve çogu seye karsi çikislari onlari Mekke toplumunun disinda kalmaya zorluyordu. Onlara karsi takinilan tavir, hosgörü, saygi veya kötü davranma, bir bakima kisiliklerini, bir bakima da kendilerini korumaya hazir olan kabileler tarafindan belirleniyordu.<br />
FIL YILI<br />
Abdulmuttalip dört tane Hanif taniyordu ve onlarin en saygini olan Varaka hristiyan olmustu. O bölgedeki hristiyanlar arasinda bir peygamberin gelisinin yakin oldugu fikri yaygindi. Bu inancin bu kadar yayilmasinin sebebi ise dogudaki kiliselerden bazilarinin bu inanci desteklemesi ve astrologlarla kahinlein de bu inanci paylasmasiydi. Yahudilere gelince, onlar da son gelen peygamberin Isa oldugunu bildikleri için yeni bir peygamberin gelecegi konusunda hemfikirdiler. Yahudi alimleri onlara peygamberin çok yakinda gelecegini, onun gelecegine delalet eden birçok isaretin görüldügünü ve muhakkak onun seçilmis kavim olan yahudilerden çikacagini söylüyorlardi. Varaka&#8217;nin da içlerinde bulundugu bir grup hristiyan ise bu konuda süphedeydiler; onlara göre peygamberin Arap olmamasi için hiç bir sebep yoktu. Araplarin, yahudilerden daha çok peygambere ihtiyaçlari vardi, çünkü en azindan yahudiler tek Tanri&#8217;ya tapma bakimindan Ibrahim&#8217;in dinini takip ediyor ve putlara tapmiyorlardi. Araplarin bu yalanci tanrilara tapmalarini ise sadece bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/peygamber/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Peygamber">peygamber</a> önleyebilirdi. Kabe&#8217;nin içinde ve çevresinde toplam 360 put vardi; bunun yanisira Mekke&#8217;de her evde, evin merkezini olusturan bir put bulunurdu. Bu uygulamalar sadece Mekke&#8217;ye özgü degildi, tüm Arabistan&#8217;a yayilmisti.<br />
Develer kurban edilir edilmez, Abdulmuttalip kurtulan oglunu evlendirmeye karar verdi. Biraz arastirdiktan sonra, Vehb&#8217;in kizi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/amine/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Amine">Amine</a>&#8217;yi uygun bir es olarak seçtiler. Abdulmuttalip, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/amine/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Amine">Amine</a>&#8217;yi ogluna, kizkardesi Hale&#8217;yi de kendine istedi.<br />
Abdulmuttalip o sirada yetmis yaslarindaydi, fakat yasina göre her bakimdan hala genç görünüyordu. Abdullah güzellikte zamanin Yusuf&#8217;u gibiydi ve o da yirmibes yasindaydi. Dügün yerine giderken yolda Varaka&#8217;nin kardesi Kuteyle&#8217;nin yanindan geçmislerdi ki &#8220;Ey Abdullah&#8221; diye bir ses duydular. Abdullah yüzünü Kuteyle&#8217;ye çevirdi, kadin ona nereye gittigini sordu. Abdullah &#8220;Babamla gidiyorum&#8221; diye cevap verdi. Kuteyle: &#8220;Beni simdi burada al ve benimle evlen, sana yerine kurban edilen develer kadar deve verecegim.&#8221; dedi. Abdullah ise &#8220;Babamla beraberim, onun isteklerinin disina çikamam ve onu birakamam&#8221; diye cevap verdi.<br />
Dügünden bir kaç gün sonra Abdullah yine Varaka&#8217;nin kardesi Kuteyle&#8217;ye rastladi. Kadinin gözleri yüzünü öyle arastirir bakislarla tariyordu ki, konusmasini bekler bir sekilde yaninda durdu. Kadin bir sey söylemeyince, bir gün önce söylediklerini neden tekrarlamadigini sordugunda Kuteyle&#8217;den su cevabi aldi: &#8220;Dün yüzünde varolan isik bugün yok. Bugün benim senden istediklerimi bana veremezsin.&#8221;<br />
Evlenmelerin meydana geldigi yil MS 569 idi. Bunu takip eden yil Fil Yili olarak bilinir ve birden fazla sebeple önem tasir.<br />
RAHIP BAHIRA<br />
Abdulmuttalib&#8217;in mallari hayatinin son döneminde oldukça azalmisti, ölümünden sonra ogullarina sadece çok küçük bir miras biakmisti. Ogullarindan bazilari, özellikle Ebu Leheb olarak taninan Abdu&#8217;l Uzza, kendiliklerinden zengin olmuslardi. Fakat Ebu Talib fakirdi. Bu nedenle yegeni kendisini, yasamini kazanmak için elinden geleni yapmaya zorunlu hissediyordu. Yasamini keçi ve koyunlara çobanlik ederek kazaniyordu ve gün geçtikçe Mekke&#8217;nin üstündeki tepelerde veya ötesindeki ovalarda yalniz geçirdigi günler artiyordu. Buna ragmen amcasi onu bazen beraberinde yolculuga götürüyordu. Bunlardan birinde, Muhammed (S.A.V.) dokuz, bir görüse göre de oniki yasindayken bir ticaret kervaniyla Suriye&#8217;ye kadar gitti. Busra&#8217;da, Mekke kervaninin her zamanki konak yerlerinden birinde, içinde nesilden nesile bir hristiyan rahibin yasadigi bir hücre vardi. Biri öldügünde, digeri onun yerini aliyor ve eski el yazmalarini da içeren manastirdaki bütün esyaya varis oluyordu. Bu el yamalarindan birinde Araplara bir peygamber gelecegi kayitliydi. Manastirda yasayan Rahip Bahira bu kitaplarin hepsinden haberdardi. Bu konuyla ilgilenmesinin asil sebebi ise Varaka gibi onun da peygamberin kendi yasam süresi içinde gelecegine inanmasiydi.<br />
Bahira, Mekke kervaninin manastirdan pek uzak olmayan konak yerinde konakladigini bir çok defa görmüstü. Fakat bu sefer daha önce hiç karsilasmadigi bir seyle karsilasti ve dona kaldi: alçak ve küçük bir bulut onlarin üstünde yavas yavas ilerliyor ve sürekli yolculardan bir veya ikisi ile günesin arasinda yer aliyordu. Büyük bir ilgiyle onlarin yaklasmasini izledi. Birden ilgisi saskinliga dönüstü. Çünkü konakladiklari anda bulut <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hareket/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hareket">hareket</a> etmeyi durdurdu ve altinda gölgelendikleri agacin üstünde sabit olarak kaldi. Agaç ise dallarini asagiya indirerek onlarin iki kat gölgede olmalarni sagliyordu. Bahira böyle bir mucizenin öneml oldugunu biliyordu. Sadece yüce bir sahsiyetin varligi bu olayi açiklayabilirdi ve aniden beklenen peygamber aklina geldi.<br />
Manastira kisa bir süre önce büyük miktarda yiyecek gelmisti, elindekilerin hepsini birlestirerek kervana söyle bir haber gönderdi: &#8220;Ey Kureysliler! Sizin için yiyecekler hazirladim ve buraya gelmenizi istiyorum. Yasli-genç, köle-hür hepinizi davet ediyorum.&#8221;<br />
Bunun üzerine hepsi manastira geldiler, fakat Bahira&#8217;nin tembihlerine ragmen Muhammed (S.A.V.)&#8217;i develerin ve yüklerin yaninda gözcü olarak biraktilar. Bahira oradakiler içinde kitapta tarif edilene benzer bir yüz göremeyince eksikligi farketti. &#8220;Ey Kureysliler! Geride kimse kalmadigindan emin misiniz?&#8221; diye sordu. &#8220;Baska kimse kalmadi&#8221; dediler, &#8220;sadece en küçügümüz olan bir erkek çocuk kaldiç&#8221; Bahira &#8220;Ona öyle davranmayin, onu da çagirin; bizimle beraber yemekte bulunsun&#8221; dedi. Sonra çocugu yemege çagirdilar.<br />
Çocugun yüzüne bir kez bakmak Bahira için bu mucizeleri açiklamaya yetti. Yemek boyunca onu dikkatle incelediginde yüz ve vücut özelliklerinin kendi kitabinda anlatilanlara ne denli yakin oldugunu gözledi. Yemekten sonra rahip bu genç misafirin yanina gitti ve ona yasam sekli, uykulari ve genel konulardaki tavirlariyla ilgili bazi seyler sordu. Çocuk ona bu konularda ayrintili cevaplar verdi; çünkü adam saygidegerdi, sorular ise saygili ve hürmetkarca soruluyordu. Hatta rahip sirtina bakmak istediginde, gömlegini siyirmakta tereddüt etmedi. Bahira zaten kesinlikle onun peygamber oldugu kanaatindeydi. Bir de sirtindaki iki kürek kemigi arasinda, kitabinda anlatilan yerde peygamberlik mührünü görünce tüm süpheleri silindi. Bahira Ebu Talib&#8217;e döndü ve &#8220;Bu çocukla akrabalik dereceniz nedir?&#8221; diye sordu. Ebu Talib &#8220;Oglumdur&#8221; dedi. Rahip, &#8220;Oglunuz degil, bu çocugun babasi sag olamaz&#8221; dedi. Ebu Talib &#8220;Kardesimin ogludur&#8221; dedi. &#8220;Peki babasina ne oldu?&#8221; dedi rahip. Öteki &#8220;Daha annesi ona hamileyken öldü&#8221; dedi. &#8220;Iste bu dogru&#8221; dedi Bahira, &#8220;Kardesinin oglunu ülkene geri götür ve onu yahudilerden koru. Çünkü benim bildigimi onlar da bilirler ve görürlerse ona kötülük yaparlar. Kardesinin oglunun geleceginde büyük seyler gizli.&#8221;<br />
EVLILIK TEKLIFLERI<br />
Mekke&#8217;deki zengin tüccarlardan birisi bir kadindi -Esed kabilesinden Huveylid&#8217;in kizi Hatice. Ayni zamanda hristiyan olan Varaka&#8217;nin ve kardesi Kuteyle&#8217;nin de kuzeni idi. O zamana dek iki kez evlenmisti ve ikinci kocasinin ölümünden beri kendi adina ticaret yapacak bir adam görevlendirmeyi adet edinmisti. Bunlardan biri de artik Mekke&#8217;de el-Emin (güvenilir), serefli olarak taninan Muhammed (S.A.V.)&#8217;di. Bu söhreti isekendisine emanet edilen ticaret kervanlarinin sahiplerinden yayiliyordu. Hatice, O&#8217;nu bir kölesini de yanina vererek ticaret kervaninin basina getirdi. Gidip dönene kadar yanindaki köle bir çok mucizelere sahit olmustu. Bunlari Hatice&#8217;ye anlatti, Hatice de Kuzeni Varaka&#8217;ya. Varaka &#8220;Eger bu dogruysa, Hatice, Muhammed (S.A.V.) kavmimize gönderilen peygamberdir. Uzun süreden beri bir peygamberin gelecegini biliyordum ve iste geldi.&#8221;<br />
Hz. Hatice, Hz. Muhammed (S.A.V.)&#8217;e evlilik teklifi götürdü. Hz. Muhammed (S.A.V.) maddi imkansizligini ileri sürerek &#8220;Ben böyle bir evliligi nasil yapabilirim?&#8221; dedi. Araci Nuseyfe &#8220;Orasini bana birak!&#8221; deyince Hz. Muhammed (S.A.V.) &#8220;O halde benden tarafi tamam&#8221; dedi. Gereken her sey yapildi ve aralarinda Hz. Muhammed (S.A.V.)&#8217;nin yirmi disi deve vermesi kararini aldilar.<br />
ÇOCUKLARI VE HZ. ZEYID<br />
Damat amcasinin evinden ayrildi ve gelinle birlikte yasamak üzere onun evine yerlesti. Hatice kocasina bir es oldugu kadar, onun en yakin arkdasi ve ideallerini ve isteklerini paylasan bir dostu idi. Acilar ve kayiplar olsa da evlilikleri çok mutlu geçiyordu. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (S.A.V.)&#8217;e alti çocuk dogurdu, iki erkek ve dört kiz. En büyük çocuklari Kasim adinda bir oglan çocuguydu. Bundan sonra O&#8217;na Ebu&#8217;l Kasim (Kasim&#8217;in babasi) denmeye baslandi. Fakat çocuk iki yasini doldurmadan vefat etti. Ikinci çocuklari Zeyneb adinda bir kizdi, onu üç kiz çocugu daha takip etti: Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatima. Son çocuklari ise yine çok az bir süre yasayan bir erkek çocuguydu. Evlendigi gün Muhammed (S.A.V.) babasindan miras kalan sadik cariyesi Bereke&#8217;yi azat etti. Hatice ise O&#8217;na kölesi Zeyd&#8217;i hediye etti. Zeyd iyi bir ailedendi, fakat yillar önce kaçirilarak köle olarak satilmisti. Muhammed (S.A.V.)&#8217;in kölesi olduktan aylar sonra bir gün daha önce yakalayamadigi bir firsati, ailesine haber gönderme imkanini yakalamisti: Mekke sokaklarinda kendi kabilesinden adamlara rastladi. Eger onlari bir önceki yil görmüs olsaydi, duygulari çok farkli olurdu. Böyle bir karsilasmayi uzun süredir arzuluyordu, fakat simdi saskinliga düsmüstü. Rahatinin iyi oldugunu ve geri dönmek istemedigini anlatmak üzere birkaç misra yazip gönderdi. Ailesi haberi aldiginda hemen yola çiktilar ve Hz. Muhammed (S.A.V.)&#8217;e Zeyd&#8217;i kendilerine satmasini teklif ettiler. Hz. Muhammed (S.A.V.) &#8220;Birakin kendisi seçsin, eger sizi seçerse hiçbir ücret istemeden onu size veririm; eger beni seçerse, ben; beni seçen birinin üstünde karar verici degilim.&#8221;dedi. Zeyd&#8217;e soruldugunda sunlari söyledi: &#8220;Senin üstüne baska adam seçecek degilim. Sen bana annem ve babam gibisin.&#8221; Ailesi hayret etti.<br />
Hz. Muhammed (S.A.V.) daha sonraki konusmalari kisa keserek onlari Kabe&#8217;ye davet etti. Hicr&#8217;de ayakta durarak yüksek sesle sunlari söyledi: &#8220;Ey burada bulunanlar, sahid olun ki, Zeyd benim oglumdur, ben onun, o da benim varisimdir.&#8221; O günden sonra Zeyd, Zeyd Ibn Muhammed diye anilmaya basladi.<br />
KABE&#8217;NIN YENIDEN INSASI<br />
Hz. Muhammed (S.A.V.) 35 yasinda iken Kureys&#8217;liler Ka-be&#8217;nin tekrar insasina karar verdiler. Kabe yikildiktan sonra Hacerü&#8217;l Esved&#8217;in bulundugu kösede Süryanice bir yazi buldurlar ve onu bir yahudiye okuttular. &#8220;Ben Allah&#8217;im ve Bekke (Mekke)&#8217;nin Rabbiyim. Mekke&#8217;yi ve gökleri ben yarattim, Ay&#8217;a ve Günes&#8217;e sekil verdigimi ve Günes&#8217;in etrafina dokunulmaz olan yedi melegi yerlestirdigim gün yarattim. O (Mekke), insanlara süt ve su ile yardim eden iki tepe varoldukça varolmaya devam edecektir.&#8221; yazmakta idi. Bir parca yazida Ibrahim makaminda Kabe&#8217;nin kapisi yaninda Hz. Ibrahim&#8217;in ayak izini tasiyan kayanin altinda bulundu. &#8220;Mekke, Allah&#8217;in kutsal evidir. Onun sürekliligi üç yönden gelir. O&#8217;nun yakinindaki insanlar onu ilk kirletenler olmasin.&#8221;<br />
Ka-be&#8217;nin yapilmasinda bütün kabileler çalisti ve yeniden yapildi. Sira Hacerü&#8217;l Esved tasinin yerine konulmasina geldiginde yerlestirme serefine tüm kabileler nail olmak istemekte idiler. Aralarinda anlasamiyarak ihtilafa düstüler. Bu tartisma bir kaç gün sürdü ve yasli bir adam söyle bir öneri getirdi: &#8220;Mescid&#8217;e ilk giren hakem olsun.&#8221; Tam busirada Hz. Muhammed kapidan içeri girdi. Hepsi Muhammed Emin&#8217;dir karari kabulumuzdür dediler. Durumu kendisine anlattilar. Hz Muhammed bana bir kumas getirin dedi. Kumasi yere serdi. Hacerü&#8217;l Esvedi kendi elleriyle kumasin üzerine yerlestirdi. Her kabilenin reisi bezin ucundan tutsun. dedi. Tas yükselincede onu yerine kendi elleriyle yerlestirdi. Böylece insaatin kalan kismina devam edildi ve sorun çözüldü.<br />
ILK VAHIY VE PEYGAMBERLIK<br />
Hz. Muhammed&#8217;e bazi haller olmaya basladi. Bunlarin nasil oldugu soruldugunda &#8220;uykuda iken gelen sabahin aydinligi gibi gerçek görüntüler&#8221; oldugu söylerdi. Hira dagindaki bir magaraya inzivaya çekilmeye basladi. Sehirden ayrilip magaraya yaklastiginda &#8220;Ey Allah&#8217;in Rasülü, sana selam olsun.&#8221; seslerini duyardi. Geriye dönüp bakinca agaçlar ve taslardan baska hiç bir sey göremezdi. Ramazan ayinda kirk yasinda iken insan seklinde bir melek geldi ve O&#8217;na &#8220;OKU&#8221; dedi. O, &#8220;ben okuma bilmem&#8221; deyince, Melek onu eline aldi ve dayanabilecegi son nokyata kadar sikti. Sonra tekrar &#8220;OKU&#8221; dedi. &#8220;Ben okuma bilmem!&#8221;. Üçüncü kez ayni olay tekrarladindi. ve biraktiginda söyle dedi:<br />
Insana bilmedigini ögretti. (A&#8217;lak Suresi 1-5) Bunlar Kur&#8217;an-i Kerimin ilk gelen ayetleridir.<br />
O bu sözleri melegin arkasindan tekrarladi ve melek onu birakip gitti. (Bu melek vahiy meledigi Cebrail A.S.&#8217;di) Sonra Peygamberimiz Hira magarasindan evine döndü. Olaylari Hz Hatice validemize anlatti. Hz. Hatice O&#8217;na &#8220;-Senin peygamber olacagini umuyordum. Ne mutlu sana. Müjdeler olsun sana!&#8221; dedi. Hz Hatice hemen amcasinin oglu Varaka Bin Nevfel&#8217;e olanlari anlatti. Varaka&#8217;nin cevabi: &#8220;-Bu gördügün Allah-i Tealanin Musa&#8217;ya indirdigi Namus-u Ekber&#8217;dir. (Cebrail&#8217;dir) Ah keske senin davet günlerinde genç olsaydim. Kavmin seni çikaracagi günlerde hayatta bulunsaydim.&#8221; dedi ve Rasulullahin mübarek baslarindan öptü.<br />
Ilk vahiyden sonra vahiy belli bir süre kesintiye ugradi. Bu sessizlik döneminden sonra onu temin edici bir vahiy geldi. (Duha Suresi 1-11)<br />
ILK EMIR <a href="http://www.genelbilge.com/tag/namaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Namaz">NAMAZ</a><br />
Hz Muhammed (S.A.V) en yakin ve sevgili buldugu kisilere Melek ve Vahiy hakkinda gördüklerini anlatmaya basladi.Bir gün Cebrail ona geldi ve topuguyla çimenlige vurdu. Oradan hemen su fiskirmaya basladi.Namazdan önce nasil temizlenecegini peygambere gösterdi ve abdest aldi. Peygamber onu taklit ettive namazi nasil kilacagini, kiyam, rüku, sücud ve tesehhüd mikteri oturmanin nasil yapilacagini ögretti ve namaz vakitlerini ögretti. Peygamber evine dönünce ögrendiklerini Hatice&#8217;ye de ögretti ve birlikte namaz kildilar.<br />
Din artik abdest ve namaz esalari üzerine kurulmustu.Hatice&#8217;den sonra bu esalari ilk uygulayanlar Ali, Zeyd, Ebu Bekir idi.<br />
AILENI UYARIP KORKUT<br />
Henüz Islam&#8217;a açik bir çagri yapilmamisti, fakat gün geçtikçe mü&#8217;minler grubuna kadin-erkek bir çok genç katiliyordu. Peygamberin kuzenleri de dahil bir çok akrabasi yeni dine girmelerine ragmen amcalarindan hiçbiri onun pesinden gelmeye yatkin görünmüyordu. Ebu Talib, Hamza ve Abbas Peygamberi kisisel olarak sevdikleri halde, Ebu Leheb açikça yegeninin sapik oldugunu söylüyordu.<br />
&#8220;(Öncelikle) en yakin hisimlarini(asiretini) uyarip korkut.&#8221;(Suara :214) ayetinden sonra Peygamber(sav),Ali!yi çagirip Abdulmuttalib ogullarini bir araya toplamasini, onlara yemek verecegini söyledi. Hasim Kabilesi gelince 1 koyun budu ve bir masrapa süt bütün kabileyi doyurmaya yetti.<br />
KUREYS KARSI ÇIKIYOR<br />
Islâm&#8217;in ilk günlerinde, müslümanlar sik sik Mekke&#8217;nin disina gider ve topluca namaz kilarlardi. Bir gün birkaç putperest,onlar namaz kilarken alay edince Zühre Kabilesinden Sa&#8217;d kafirlerden birini yaraladi. Bu Islam&#8217; da ilk kan dökülmesi oldu. Fakat Peygamber Efendimize sik sik gelen vahiylerde sabrin tavsiye edilmesini dikkate alarak o günden sonra siddetten kaçinmaya karar verdiler. &#8220;Onlarin demelerine karsi sen sabret ve onlardan güzel kopma(düsünce ve eylem bakimindan köklü bir tutum )ile kopup ayril&#8221; ve &#8220;Sen simdi o küfretmekte olanlara mühlet ver, kendilerine az bir süre tani&#8221;(Müzemmil:10-11)<br />
Kureys&#8217;ten bir grup Ebu Talib&#8217;e gelip yegenini engellemesini, yoksa savas  çikaracaklarini söylediler. O da yegenine haber göndererek kendini korumasini istedi. Kureysin korkusu o sene hacca gelecek olanlarin Muhammed (sav) ve taraftarlarinin putlari horgördügünü farkedip, bir daha Mekke&#8217;ye gelmemeleri ve bunun sonucu olarak da hem ticaret hem de Mescit koruyucularinin seref ve haysiyetinin kötü duruma sokulacak olmasiydi<br />
Kureys bu durumu önlemek için çesitli yöntemler aradi.Mekke&#8217;ye gelen Arap&#8217;lara, Muhammed&#8217; in (sav) araplari temsil etmedigi anlatilmaliydi. Bunun yanisira baska seyler söylemek gerekliydi.Önce mecnun (deli) veya sair demeyi düsündüler, fakat daha sonra büyücü demek konusunda hemfikir oldular. Çünkü biliyorlardi ki Muhammed insan kazanmak konusunda çok basariliydi.<br />
Planlarini titiz bir sekilde uygulamalarina ragmen, nasibi olanlarin Islam&#8217;a girmesine engel olamadilar. Mekke&#8217;ye gelen hacilar,kendilerine düsmanlarindan farkli bir hikaye anlatan Peygamber (sav) taraftarlariyla karsilastilar ve her biri yaratilisinin geregi olarak iman etti.Arabistan&#8217;in her yerinde, özellikle de Yesrib&#8217;de yaygin olarak yeni dinden bahsedilmeye baslandi.<br />
EVS VE HAZREÇ<br />
Evs ve Hazreç kabileleri kendileriyle birlikte Yesrib&#8217;de yasayan bazi yahudi kabileleriyle müttefiktiler. Fakat çogunlukla aralari kötü idi.Çünkü tek tanrici yahudiler, Allah&#8217;in seçilmis kullari olarak, çok tanrili Arap&#8217;lara güçlerinden dolayi saygi duymalarina ragmen kisaknçlik besliyorlardi. Yahudi alimleri ve kahinler,peygamberin nereye gelecegini soranlara Yemen tarafini isaret ederlerdi. Yesribliler Mekke&#8217;de bir peygamber gelecegini duyunca dikkat kesildiler, çünkü zaten akide olarak tek tanrici akideye asina idiler. Yahudiler, onlarla iyi geçindikleri zamanlarda, Tanri&#8217;nin biriligini ve insanin esas amacinin ne oldugunu anlatirlar ve bu konuyu birlikte tartisirlardi.<br />
Yahudiler peygamber gelecegine inaniyor; fakat &#8220;Allah nasil olur da seçilmis olmayan bir milletten birini peygamber olarak gönderir.&#8221;diye inanmiyorlardi.Bunun yaniisra Hazreçliler, simdi bir peygamber oldugunu iddia eden ve daha önce çocukken annesiyle, sonralari da Suriye&#8217;ye giderken birçok kez ugramis Yesrib&#8217;e ugramisolan bu adamla aralarinda güçlü kan bagi oldugunun farkindaydilar.Hacilar ve Mekke&#8217;yi ziyaret edenlerin getirdigi haberlerle desteklenen tüm bu faktörler, vadi halkinin üzerinde etkisini göstermeye basladi.<br />
Evs ve Hazreç Kabileleri arasinda; -2 kisi arasindaki bir çatismadan dolayi- savas baslamisti ve bu baslica sorun haline gelmisti.Bu nedenle Evs&#8217;in ileri gelenleri, Mekke&#8217;ye,Kureyslilerden Hazreç&#8217;e karsi yardim istemek üzere bir delege göndermeye karar verdiler. Delegeler,Kureys&#8217;ten cevap beklerken Peygamber(sav) yanlarina geldi; o da görevinden ve teblig etmekle yükümlü oldugu dinden bahsetti,Kur&#8217;an&#8217;dan bir bölüm okudu.Muaz oglu Ilyas ona inandi.Bu nedenle o,Islam&#8217;a giren ilk Yesrib&#8217;li sayilabilir.<br />
EBUCEHIL VE HAMZA<br />
Mekke&#8217;deki Mü&#8217;minlerin sayindaki artis,beraberinde kafirlerin düsmanligini da arttirdi. Islam&#8217;in en kötü düsmanlarindan biri, ailesi ve arkadaslari arasinda Ebu&#8217;l Hakem diye anilan,mü&#8217;minlerinse adini Ebu Cehil(cehaletin babasi ) koyduklari Mahzum kabilesinden Amr idi. O zaman Mahzumilerin basinda bulunan Velid&#8217;in de yegeni oluyordu ve onun yerine geçeceginden emindi. Peygamberi kötülemek için çalisanlarin en usanmazi ve onu büyücü diye adlandiranlarin en bagirgani idi. Çaresiz Mü&#8217;minlere karsi acimasizlikta çok asiri idi ve diger kabileleri de buna tesvik ediyordu.<br />
Bir gün Peygamberimizi (sav) Mescid&#8217;in disindaki Safa kapisi yakininda otururken gördü. Karsisina geçerek agzina gelen bütün küfürleri söyledi. Peygamber(sav) ona sadece bakti, hiçbirsey söylemedi. Ebu Cehil Kureyslilerin yanina döndü. O sirada avdan dönen Hamza karsidan gözüktü. Onun yaklastigini görünce, Safa kapisina yakin olan evinden bir kadin çikti ve onu durdurdu. Peygambere bagli olan bu kadin,  Ebu Cehil&#8217;in Peygambere(sav) küfürlerini duymus ve sinirlenmisti. Hamza&#8217;ya; Ebu Cehil&#8217;in yegenine küfür ve hakaret ettigini, onun da karsiliginda hiçbirsey söylemedigini anlatti. Kabe&#8217; yi isaret ederek Ebu Cehil&#8217;in orada oldugunu belirtti.Hamza yumusak huylu bir insandi,bununla birlikte Kureys&#8217;in en cesuru idi,kizdirildiginda ise en sert adami olurdu. Su anda güçlü yapisi kizginliktan sarsiliyordu. Kabe&#8217;ye giren Hamza, Ebu Cehil&#8217;in yanina giderek yayi tüm gücüyle arkasina indirdi. &#8220;Ben de onun dinindenim, onun iddia ettiklerinin hepsini onayliyorum. Eger karsi çikmaya gücün varsa bana karsi çik.&#8221; Ebu Cehil kendisine yardim etmek isteyenleri durdurarak söyle dedi: &#8220;Birakin, Ebu Umare istedigini yapsin, çünkü Tanri&#8217;ya andolsun ki onun yegenine çirkince küfrettim.&#8221;<br />
KUREYS&#8217;IN ISTEKLERI VE TEKLIFLERI<br />
Hamza&#8217;nin müslüman olusundan sonra Kureys artik Peygamber&#8217;e, Hamza&#8217;nin koruyacagini düsünerek, direkt saldirilarda bulunamiyorlardi. Bunun için Muhammed (s.a.v.)&#8217;e teklif götürmeye karar verdiler. O&#8217;na  &#8220;Sen, bildigin gibi kabilenin soylularindansin ve senin soyun sana serefli bir konum sagliyor. Fakat sen halkina ciddi ve tehlikeli bir mesele getirdin, bununla onlarin toplulugunu birbirinden ayiriyor, onlarin yasam tarzinin saçma oldugunu söylüyor, dinlerini ve tanrilarini küçümsüyorsun ve onlarin atalarina kafir diyorsun. Eger istedigin zenginlikse, mallarimizi birlestirir seni aramizda en zengin kimse yapariz.. Eger istedigin serefse, seni liderimiz yapariz ve senin sözünden hiç çikmayiz. Ve eger kral olmak istiyorsan seni kral yeperiz. Eger sana musallat olan cinden ve hastaliktan kurtulamiyorsan sana bir hekim buluruz ve iyilesene dek senin için tüm servetimizi harcariz. Peygamber (s.a.v.), ayetlerle etkileyici bir cevap verdikten sonra okumasini su sözlerle bitirdi:<br />
&#8220;Gece, gündüz, günes ve ay O&#8217;nun ayetlerindendir. Siz günese de, aya da secde etmeyin. Allah&#8217;a secde edin ki, bunlari kendisi yaratmistir. Eger O&#8217;na ibadet edecekseniz.&#8221;<br />
Onlarin tek cevabi daha önce kaldiklari yerden devam etmeleriydi. Eger onlarin tekliflerini kabul etmiyorsa, Allah&#8217;in elçisi olduguni ispatlayacak birseyler göstermeliydi, o zaman mesele hallolurdu. &#8220;Rabbinden çevremizdeki daglari kaldirmasini, topragi dümdüz yapmasini ve ülkemizdeki daglari kaldirmasini, topragi dümdüz yapmasini ve ülkemizden Suriye ve Irak gibi nehirler akitmasini iste&#8230; Veya bizin için bunlari istemeyeceksen kendin için bir seyler iste. Allah&#8217;tan senin sözlerini dogrulayip bizimkileri yalanlayacak bir melek indirmesini iste&#8230; ki senin Allah katinda ne kadar degerli olduguni görelim.&#8221; Peygamber onlara su cevabi verdi: &#8220;Ben Allah&#8217;tan böyle seyler isteyecek degilim, çünkü O beni uyarmam ve müjdelemem için gönderdi.&#8221; Onu dinlemeyi reddederek söyle dediler: &#8221; O zaman gökyüzünü parça parça üzerimize indir.&#8221; Bunu su ayete karsi söylüyorlardi: &#8220;Eger biz dilersek onlari yerin dibine geçirir, ya da gökten üzerlerine parçalar düsürürüz.&#8221; &#8220;Karar verecek olan Allah&#8217;tir, dilerse yapar&#8221; diye cevap verdi Peygamber (s.a.v.).<br />
KUREYS&#8217;IN ILERI GELENLERI<br />
Peygambere tabi olanlar sürekli artiyordu. Fakat bunlarin hemen hepsi ya köle ya azatli ya da Mekke disindaki Kureyslilerden olusuyordu. Abdurrahman, Hamza ve Erkam istisna hepsi zayif idiler, bunlar da liderlik vasfindan uzaktilar. Bu nedenle Peygamber (sav), içinde amcasi Ebu Talib&#8217;in de bulundugu Kureys liderlerinden hiç olmazsa birkaçini kazanmak istiyordu. Eger Ebu Cehil&#8217;in amcasi Velid&#8217;in destegini kazanirsa, davetini daha kolay yapabilecekti. Bir Gün Peygamber (sav) Velid&#8217;le sohbete dalmisken, Islam&#8217;a henüz girmis kör bir adam yanlarindan geçti; Peygamberin (sav) sesini duyunca kendisine Kur&#8217;an&#8217;dan bir parça okumasini rica etti. O da biraz sabirli olmasini istedi. Adam israr edince Peygamber (sav) hiddetlendi ve ondan yüzünü çevirdi. Sohbeti yarim kalmisti. Fakat bunun bir kaybi yoktu, çünkü Velid mesaja tamamen kapaliydi.<br />
O anda vahiy geldi.&#8221;Surat asti ve yüz çevirdi;kendisine o kör geldi diye.&#8221;<br />
Kisa süre sonra Velid &#8220;Ben Kureys&#8217;in en üstünü oldugum halde bana gelmiyor da Muhammed&#8217;e mi vahiy geliyor?&#8221; diyerek kendini begenmisligini ortaya koyuyordu. Ebu Cehil de ondan geri kalmiyordu: &#8220;Biz, Abdu Menaf ogullari ile aramizda seref konusunda yaris ederiz.Simdi onlar &#8216; Bizim adamlarimizdan biri Peygamber&#8217;dir. Ona gökten vahiy geliyor.&#8217; diyorlar. Biz onun bir esini ne zaman elde edecegiz.Tanri&#8217;ya andolsun ki biz ona inanmayacagiz.&#8221; diyordu.<br />
Digerleri de Ebu Cehil kadar olmasa da ayni seyi düsünüyorlardi.Hepsi de degisik derecelerde vahyin diline ve üslûbuna duyarliydilar.Fakat anlamina gelince babalarinin hiçbirsey kazanmadigini ve onlarin tüm çabalarinin bosa gittigini vurgulayan âyetlere gönüllerini kapatmislardi: &#8220;Bu dünya hayati, yalnizca bir oyun ve (eglence türünden) &#8216;tutkulu bir oyalanmadir.&#8217;Gerçekte ahiret yurdu ise, asil hayt odur.Bir bilselerdi.&#8221;(Ankebut:34).<br />
KORKU VE ÜMIT<br />
Elbette gençlerin ve zayiflarin hepsi ilahi daveti hemen kabul etmemisti; fakat hiç olmazsa küçük yasamlarini bir klarnetin notalari gibi bölen davet ve vaazlarin önem ve siddetine karsi kulaklarini tikamalarina neden olacak kendini begenmislikleri yoktu.Osman&#8217;in çölde duydugu:&#8221;Ey uykudakiler, uyanin&#8221; sesi vahyin kendisiydi.ve daveti kabul edenler uykudan uyanmislardi.<br />
Kafirlerin tutumu su sözlerle ifade edilebilir:&#8221;Bu dünya hayatimizdan baskasi yoktur.Ve bizler diriltilecek de degiliz.&#8221;(en&#8217;am:29)Bu sözlere ilahi cevap da suydu:&#8221;Biz gögü, yeri ve ikisi ikisi arasindakileri oyun olsun diye yaratmadik.&#8221;(Enbiya:16;Duhan:38) &#8220;Bizim bos bir amaç ugruna yarattigimizi ve sizin gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceginizi mi sanmistiniz?&#8221;(Mü&#8217;minûn:115)Bu ayetlerse henüz küfrün yerlesmedigi kimselerde etkisini gösteriyorduve bunda emirleri getiren elçinin etkisi çok büyüktü.<br />
&#8220;Süphesiz:&#8217;Bizim Rabbimiz Allah&#8217;tir.&#8217;deyip dosdogru bir istikamet tutturanlar (yok mu) onlarin üzerlerine melekler iner (ve der ki):&#8217;Korkmayin ve hüzne kapilmayin,size vadolunan cennetle sevinin.Biz dünya hayatinda da ahirette de sizin velileriniziz..Orda nefislerinizin arzuladigi hersey sizindir ve istemekte oldugunuz hersey de sizindir.Çok bagislayan, çok esirgeyen (Allah)&#8217;tan bir agirlanma olarak&#8221;(Fussilet:30-32)<br />
Benzer bir ayet:<br />
&#8220;Bu mu daha hayirli, yoksa takva sahiplerine vadedilen cennet mi? Ki onlar için bir mükafat ve son duraktir.Içinde ebedi kalicilar olarak, orada her istedikleri onlarindir, bu rabbinin üzerinde istenen bir va&#8217;didir.&#8221;(Furkan:15-16)<br />
Gerçek Mü&#8217;minler &#8220;Bizimle Karsilasmayi umanlar&#8221;diye tanimlanmistir.Oysa kâfirler:&#8221;Bizimle karsilasmayi ummayanlar,dünya hayatina razi olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden habersiz(gafil) olanlar.&#8221;dir. Mü&#8217;min&#8217;in tutumu, her konuda kafirinkinin aksi olmalidir. Hakk&#8217;a uyanik olmak sadece ümitlerin bu dünyadan Ahirete çevrilmesi degil, Dünyada her tarafa serpilmis olan ayetlerden ders almasidir:<br />
&#8220;Gökte burçlari kilan, onlariniçinde bir aydinlik ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne yücedir.O gece ile gündüzü birbiri ardinca kilandir;ögüt alip düsünmek ya da sükretmek isteyenler için.&#8221;(Furkan:61-62)<br />
Kureys liderleri küstahça peygamberlerden bu ayetleri (isaret ve mucizeleri) göstermesini istediler.Gökten onu destekleyen bir melegin gelmesini veya onun göge yükselmesini istiyorlardi. Ve bir gün dolunayin aydinlattigi bir gecede, bir grup kâfir gelerek, eger gerçekten Allah&#8217;in Resûlü ise Ay&#8217;i ikiye bölmesini istediler. Mü&#8217;min ve kararsizlari da  içeren büyük topluluk, Ay&#8217;i ikiye ayrilmis görünce büyük bir saskinlik yasadilar. Peygamber(sav) &#8220;Iste sahit olun.&#8221; dedi. Bu mucizeyi asil isteyenler inkar ettiler ve bunun büyü oldugunu söylediler. Diger taraftan inananlar sevindi, kararsizlarin bazilari iman etti, bazilari da imana yaklasti.<br />
&#8220;Kendileri bakmiyorlar mi o deveye, nasil yaratildi? Göge nasil yükseltildi? Daglara; nasil oturtulup-kuruldu? Yere; nasil yayilip dösendi?&#8221;(Gasiye:17-20)<br />
Inananlardan beklenen korku ve ümidin her ikisi de Allah&#8217;a götüren davranislardir. Allah&#8217;a sükrün belirtisi olarak söylenen &#8220;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/hamd/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hamd">Hamd</a> alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;adir.&#8221; sözü ayni zamanda korku da tasir. &#8220;Rahman ve Rahim olan Allah&#8217;in adiyla&#8221; sözü insani ümitle ayni yöne yöneltir. Bu, en belirgin sekilde Fatiha sûresinde yer almistir : &#8220;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/hamd/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hamd">Hamd</a>, alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim ve din gününün maliki olan Allah&#8217;adir.Biz yalnizca sana ibadet eder ve yalnizca Senden yardim dileriz.Bizi dosdogru yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba ugrayanlarin ve sapiklarinkine degil&#8230;&#8221; Kur&#8217;an&#8217;in son sürelerinden Ihlas suresi de Islam ögretisinin en güzel ve tam ifadesini yazan bir sûredir.<br />
&#8220;De ki: O Allah birdir. Allah Samed&#8217;dir. O dogurmamis ve dogrulmamistir.Ve hiç birsey O&#8217;nun dengi degildir.&#8221;(Ihlas Sûresi)<br />
ES-SAA (KIYAMET)<br />
Kafirlerin siki sik öne sürdügü seylerden biri de, eger Allah gerçekten vahiy gönderdiyse bir melek göndermeliydi fikri idi. Buna karsi Kur&#8217;an&#8217;in cevabi suydu:<br />
&#8220;Eger yeryüzünde (insan degil de) tatmin bulmus yürüyen melekler olsaydi, biz de onlara göklerden elçi olarak elbette melek gönderirdik.&#8221;(Isra:95)<br />
Cebrail&#8217;in zaman zaman yeryüzüne inmesi onu Kur&#8217;anî anlamda elçi yapmiyordu. Elçi olabilmek için, mesaj getirilen insanlar arasinda yeryüzüne yerlesmek gerekliydi. Kur&#8217;an söyle diyordu:<br />
&#8220;Bize kavusmayi ummayanlar dediler ki: &#8216;Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimizi bir görmemiz gerekmez miydi? &#8216;Andolsun onlar kendi nefislerinde büyüklüge kapildilar ve büyük bir azginlikla bas kaldirdilar. Melekleri görecekleri gün, suçlu günahkârlara bir müjde yoktur. Ve ogün (melekler onlara) derler ki:&#8217;(Size sevinçli haber) yasaktir,yasak.&#8217; &#8220;(Furkan:21-22)<br />
Bu yasaklama, onlarin dünya ile ahiret arasina bir perde çekilmesi için yalvarmalarina, ama kibir içinde yalvarmalarina karsiliktir. Sema ile direkt baglantiya geçildiginde ve dünya yerle bir olup zaman ve mekan anlamsizlastiginda ebedi son gelmis olacaktir. &#8220;Insanlarin, her yana dagilmis &#8216;pervaneler gibi olacaklari gün ve daglarin da etrafa saçilmis&#8217; renkli yünler gibi olacaklari gün&#8221;   ve çocuklarin saçlarini agartan gün.&#8221;, &#8220;Gerçekten Rabb&#8217;inin katinda bir gün, sizin saymakta olduklarinizdan bin yil gibidir.&#8221;<br />
Kiyameti beklemek, muhakemeyi beklemektir. Kur&#8217;an, dogruyu yanlistan ayiran bir vahiy kitabidir. Çünkü vahiy ezeli ebedi olanin fani iolanda görünmesidir.ve bu nihai muhakemeye öncülük eder. Bu muhakeme  sonucunda Cennet&#8217;le Cehennem açikça görülür. Iyilik ve kötülügün izleri artik ortaya çikmistir. Peygamberin(sav) dogru yola çagirmasi kendisine karsi koyanlarin sapikligini tespit ettigi gibi, kendisine tabi olanlari da mükemmellik derecesine ulastirir.<br />
Bu konuda birçok ayet indirilmistir:<br />
&#8220;Andolsun, biz bu Kur&#8217;an&#8217;da çesitli açiklamalar yaptik, ögüt alisverisi düsünsünler diye.Oysa bu, onlarin daha da uzklasmalarindan baskasini getirmiyor.&#8221;(Isra:41)<br />
&#8220;Biz onlari korkutmayiz.Fakat (bu) onlarda büyük bir azginliktan baska birsey artirmiyor.&#8221;(Isra:60)<br />
ÜÇ SORU<br />
Kureysliler toplandikleri her seferde, kendilerince en büyük problem telakki ettikleri konu hakkinda mutlaka konusurlardi.Bu defa da Yesrib&#8217;deki Yahudi Alimlerine danismaya karar verdiler.&#8221;Onlara Muhammed&#8217;den bahsedin , onu tarif edin ve söylediklerini iletin ;Çünkü onlar ilk kutsal kitaba inaniyorlar ve mutlaka peygamberler hakkinda bilgileri vardir, bizim se hiçbir bilgimiz yok&#8221; dediler.Yahudi alimleri su cevabi verdi&#8221;Ona bizim söyleyecegimiz 3 soru sorun.Eger bunlara cevap verebilirse, o Allah&#8217;in peygamberidir, fakat cevap veremezse yalanci ve sahtekârdir  .Ona eski günlerde ülkesini terk eden genç adamlari, onlara ne oldugunu ve ilginç <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hayat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hayat">hayat</a> hikayelerini sorun. Yeryüzünün ötesine, dogusuna ve batisina ulasan uzak yollarin yolcusundan haber vermesini isteyin.Bir de Ruh&#8217;u, onun ne oldugunu sorun.Eger size bunlari söylerse ona uyun, çünkü o bir peygamberdir.&#8221;<br />
Elçiler gelince Kureys liderleri bu 3 soruyu sordu. Peygamber(sav) de &#8220;Yarin size bunlarin cevabini verecegim.&#8221; dedi, fakat &#8220;Insaalah&#8221; demeyi unuttu. Ertesi gün Kureysliler cevap için geldiginde onlari geri gönderdi. O günden itibaren onbes gün boyunca hiçbir vahiy gelmedi.Cebrail de hiç yanina ugramadi. Mekkeliler onunla alay ettiler, o ise bu sözler için bekledigi yardimi alamadigi için üzülüyordu. En sonunda Cebrail, onu teselli eden ve 3 soruya da cevap veren vahyi getirdi. Bu uzun bekleyisin sebebi su ayetlerle açiklaniyordu: &#8220;Hiç bir sey hakkinda &#8216;Ben bunu yarin mutlaka yapacagim.&#8217; deme.Ancak: &#8216;Allah dilerse&#8217;(yapacagim de).&#8221;<br />
Vahyin bu gecikisi peygamberi üzmesine ragmen mü&#8217;minlere güç kazandirmistir. Her ne kadar kâfirler bu gecikmeden sonuç çikarmayi reddettilerse de, kafalarinda süphe olan birçok Kureys&#8217;li için bu, vahyin Peygamber tarafindan uydurulmadigina, bilakis Allah&#8217;tan geldigine delil idi. Eger Muhammed (sav) daha önceki vahiyleri uydurdu ise, bu alay edilme ve üzüntüye ragmen bu kez vahyi geciktirmesi anlamsiz degil miydi?<br />
Inananlar herzaman oldugu gibi vahyin kendisinden güç aliyorlardi. Kureysliler, eski günlerde ülkesini terkeden gençlerin hikayesini sorduklarinda _bu hikâyeyi o zamana kadar Mekke&#8217;de hiç kimse duymamisti_bu hikayenin o anki durumlariyla ilgili oldugunu, inananlarin yüceligini ve inanmayanlarin kötülügünü anlattigini bilmiyorlardi. Efes&#8217;li uyuyanlarin hikayesi söyle anlatilir : Milattan sonra III.yy.in ortalarinda halki putperestlige sapmis olan bir grup genç Allah&#8217;a imani muhafaza ediyorlardi, halk da onlari bu yüzden cezalandiriyordu. Bu eziyetlerden kaçmak için bir magazaya sigindilar ve orada 300 yil kadar uyudular.<br />
Yahudilerin o zamana dek bildiklerinden baska Kur&#8217;an-i Kerim&#8217;deki kissa hiçbir insanin görmedigi ayrintilardan da bahseder.Örnegin, uyuyanlarin uyandiktan sonra yüzyillar boyu uyuduklarini nasil farkettiklerini ve köpeklerin ön ayaklarini kapinin esigine nasil uzatarak yattigini anlatir.<br />
Ikinci soruya gelince, bu büyük yolcu Zü&#8217;l-Karneyn&#8217;dir. Vahiy onun doguya ve batiya yaptigi yolculugu anlatir ve sorulandan fazlasina cevap vererek 3.yolculuktan bahseder. Zü&#8217;l-Karneyn iki dagin arasinda yasayan bir topluluga rastlar ve o topluluk Zü&#8217;l-Karneyn&#8217;e kendilerini Yecüc, Mecüc ve cinlerden koruyacak bir duvar yapmasi için yalvarirlar.Allah da ona cinleri ve kötü ruhlari bir yere toplama gücü verir. O belirli günde, bu kötü ruhlar yeryüzünde büyük karisikliklara sebep olacaklardir. Onlarin ortaya çikisi, Kiyamet saatinden önce olacaktir ve vaktin yaklastigini gösteren isaretlerden biri olacaktir.<br />
Üçüncü soruya cevap olarak Vahiy, insanin aklî kapasitesinin ruhu kavarmaya yetmeyecegini söyler: &#8220;Sana ruhtan sorarlar, de ki:&#8217;Ruh, Rabbimin emrindedir, size ilimden yalnizca az birsey verilmistir.&#8217; &#8220;(Isra:85)<br />
Yahudiler, Peygamberin(sav) sorulara verdigi cevaplari ilgiyle karsiladilar ve son cümledeki &#8220;ilmden az verilmistir&#8221; ibaresinin yahudileri mi yoksa Araplari mi kasdettigini sordular.Peygamber:&#8221;Her ikisini de&#8221; cevabini verince kendilerinin her türlü konuda bilgi sahibi oldugunu söyleyerek karsi çiktilar.Çünkü onlar ,Kur&#8217;n'in da tasdik ettigi gibi herseyi ayri ayri açiklayan(En&#8217;am:154) bir kitap olan Tevrat&#8217;i okuyorlardi.Peygamber onlara söyle dedi: &#8220;Sizin bildikleriniz Allah&#8217;in ilmi yaninda çok azdir.Fakat yine de eger uygulasaniz bildikleriniz size yeter.&#8221;Bundan sonra su ayet nazil oldu:&#8221;Eger yeryüzündeki agaçlarin tümü kalem ve deniz de -onun ardina yedi deniz eklenerek -(mürekkep) olsa, yine de Allah&#8217;in kelimeleri yazmakla tükenmez.&#8221;(Lokman:27)<br />
Kureys liderleri yahudi alimlerini sözüne uymadilar,Yahudi alimleri de tüm sorulara cevap vermesine ragmen onu kabul etmediler.Fakat bu cevaplar baskalarinin Islâm&#8217;i kabûl etmesine neden oldu.Peygamberin taraftarlari arttikça düsmanlari yasam tarzlarinin tehlikeye girdigini daha çok anliyor ve kabilelerindeki müslümanlara iskenceler yapiyor, onlari dövüyor, aç ve susuz birakiyorlardi.<br />
Iskence yapanlarin en acimasizi Ebû Cehîl&#8217;di Eger yeni dine giren kisinin kendisini koruyacak güçte bir ailesi varsa ona iskence edemiyor fakat hakaret ediyirdu. Zayif kimselere iskence ediyor, diger kabileleri de buna tesvik ediyordu.Kabilesindeki Yasîr,Sümeyye ve ogulleri Ammar&#8217;a (ra) inkence edilmesine ve bunun sonucunda Sümeyye&#8217;nin ölümüne o sebep oldu.Diger kabiledekiler onlar kadar dayanikli olamadilar. Içlerinden gelmese de &#8221; Lat ve Uzza da Allah gibi sizin tanrilariniz degil mi? diye soruldugunda &#8220;Evet&#8221; diyorlardi.Bu insanlar artik Islâm&#8217;i açikça yasayamiyorlar, çogu gizli olarak bile yasayamiyordu. Peygamber(sav),kendisi iskenceden kurtulabildigi halde, diger mü&#8217;minlerin sürekli iskence çektiklerini görünce onlara söyle dedi:&#8221;Eger Habesistan&#8217;a giderseniz, orada hiç kimseye haksizlik adaletsizlik yapmayan bir kral bulacaksiniz.Orada dine simsiki bagli bir yasam vardir.Allah size çektiklerinizden bir kurtulus yolu gösterene dek orada kalan kalin.&#8221;Bunun üzerinebir grup mü&#8217;min Habesistan&#8217;a gitmek üzere yola koyuldu. Bu, Islâm&#8217;daki ilk hicret idi.<br />
MIRAÇ<br />
Ebû Talib&#8217;in karisi Fatimâ müslüman olmustu, Ali ve Cafer&#8217;in kizkardesleri olan Ümmü Hani (ra) de Islâm&#8217;a girmisti.Fakat kocasi Hubeyre, Allah&#8217;in birigine kapali idi. Bununla beraber peygamber her geldiginde onu iyi karsilar, namaz vaktiyse evdeki müslümanlar cemaatle namaz kilarlardi. Böyle günlerin birinde Peygamber (sav), namazini kildiktan sonra Ümmü Hani &#8216;nin teklifini kabul ederek geceyi onlarda geçirdi, fakat uyuduktan kisa bir süre sonra kalkarak Mescid-i Haram&#8217;a gitti.Çünkü geceyi orada geçirmeyi severdi. Oradayken uyku bastirdi ve uyudu: &#8221; Cebrail geldi ve beni ayagiyla dürterek uyandirdi. Bundan sonra, beni kolumdan tutup kaldirdi, birlikte Mescid&#8217;in kapisindan çiktik. Orada esekle katir arasi beyaz bir binek vardi. Iki yaninda bacaklarini oynattigi yerde kanatlari vardi ve her adimi gözün görebilecegi uzakliga variyordu.&#8221;<br />
Daha sonra Peygamber (sav), Burak adli binege Cebrail&#8217;le nasil bindigini, Cebrail&#8217;in göge yükselirken binegin hizini, yönünü nasil ayarladigini, kuzeye, Yesrib ve Hayber&#8217;in ötesine gidip Kudüs&#8217;e vardiklarini anlatti. Orada bir grup peygamberle &#8211; Ibrahim, Musa, Isa ve digerleri &#8211; karsilastilar. Mescidde namaz kilarken bütün peygamberler onun arkasinda namaz kildilar. Daha sonra önüne iki fiçi kondu. Biri süt, biri sarap doluydu. Peygamber (sav) süt dolu fiçidan aldi ve sarap fiçisina hiç dokunmadi. Cebrail söyle dedi:&#8221; Sen dogru yola yöneltildin, sen de halkini o yöne yönelttin ve sarap sana yasaklandi.&#8221;<br />
Daha sonra bu dünyadan semaya yükseltildi. Kudüs topraginin ortasindaki bir tasin üstünden Burak&#8217;a tekrar binerek yedi kat göge yükseldi. Her sema katinda Peygamberlerden biriyle görüstü. Onlari dünyevi olarak degil, semavi olarak görüyordu. Sonra Cennet ve Cehennemi gördü. Cennetteki bahçeleri söyle anlatir: &#8221; Yay büyüklügündeki bir cennet parçasi, günesin dogup battigi tüm alandan daha iyidir. Eger Cennet kadinlarindan biri yeryüzünün insanlarina görünse, gökle yer arasindaki bütün alani isik ve güzel koku doldurur.&#8221; Kendi manevi varligi hakkinda söyle demistir: &#8220;Adem henüz su ile çamur arasi bir seyken ben peygamberdim.&#8221;<br />
Göge yükselisinin zirvesi Sidret&#8217;ül Münteha idi.Bir tefsirde sunlar geçer:&#8221;Sidr kökünün kökü Taht&#8217;tadir ve bu agaç peygamber olsun, Cebrail olsun herkesin bilme noktasinin sinirini belirler. Onun ötesi Allah&#8217;tan baska herkese gizlidir.&#8221; Evrenin bu kisminda Cebrail (as) Muhammed (sav) &#8216;e asil sekliyle, yaratildigi gibi göründü. Daha sonra âyette geçtigi gibi: &#8220;Sidre&#8217;yi örten örtmekte iken, göz kayip sasmadi ve (siniri) tasmadi. Andolsun, O, Rabbi&#8217;nin en büyük âyetlerinden olanini gördü..&#8221;<br />
Sidr Agacinda Peygamber ümmetine elli vakit namaz  farz kilindi. Söyle anlatir:&#8221;Dönüsümde Musa&#8217;nin  &#8211; o size ne iyi bir dosttu! &#8211; yanindan geçerken bana:&#8217;Sana kaç rekat namaz farz oldu? diye sordu.Ben elli vakit oldugunu söyleyince, Hz.Musa: &#8216;Namaz agir bir ibadettir. Rabbine söyle, ve bunu hafifletmesini iste.&#8217;dedi. Bunun üzerin egeri döndüm.Allah on vakit indirdi ve geri gönderdi.Fakat Hz.Musa yine çok buldu ve geri dönmemi söyledi. Her seferinde beni geri gönderiyordu.Sonunda bes vakit namaz farz kilindi. Musa (as) yine ayni seyleri söylüyordu. Ben: &#8216; Rabbime gittim ve utanana dek azaltmasini istedim; artik geri dönemem.&#8217; dedim.Ihlas ile kilinacak her namaz on kati sevap kazandirir.&#8221;<br />
Peygamber (sav) ve Cebrail (asv) , Kudüs&#8217;teki otasin yanina indikten sonra geldikleri yoldan, güneyden gelen kervanlari görerek Mekke&#8217;ye döndüler. Kâ&#8217;be&#8217;ye vardiklarinda hâlâ geceydi. Peygamber oradan Yine Ümmü Hani&#8217;nin evine gitti. Sabah olunca namaz kildilar. Sonra Peygamber ona : &#8221; Sizinle aksam namazini kildim. Daha sonra Kudüs&#8217;e gittim ve orada namaz kildim. Simdi de gördügün gibi namazi birilikte kildik.&#8221; dedi.Ümmü Hani ona: &#8220;Bunu baskalarina söyleme, çünkü onlar sana yalanci der ve seninle alay ederler.&#8221; O ise :&#8221;Allah&#8217;a yemin ederim ki söyleyecegim.&#8221; dedi.<br />
Ertesi gün Peygamber bu olayi anlatinca müsrikler inanmadilar. &#8220;Ona deli demek için delil bulduk.&#8221; dediler. Çünkü hepsi Kudüs&#8217;e gidip gelmenin bir ay sürecegini biliyorlardi. Sonra bir grup Hz.Ebu Bekir&#8217;e gittiler. &#8220;Simdi bakalim arkadasin hakkinda ne düsüneceksin? O bize dün Kudüse gidip oarada namaz kildigini söylüyor.&#8221; dediler.Ebu Bekir: &#8220;Eger o söylediyse dogrudur. Bunda sasilacak ne var.&#8221; dedi. Ve onun yanina giderek herkesin içinde onu tasdik etti. Bazi kararsizlar dönmek üzereydiler, Peygamber, Mekke&#8217;ye dönerken yolda gördügü kervanlari anlatiyor, O kervanin kaç gün sonra ve ne sekilde gelebileceklerini söylüyordu. Kervanlar Resulallah&#8217;in tarif ettigi sekilde gelince gerçekler ortaya çikmis oldu.<br />
GÖÇLER<br />
Peygamber (sav), Mekke&#8217;deki müslümanlari Yesrib (Medine)&#8217;e hicret etmeye tesvik ediyordu. Ikinci Akabe Biatindan sonra Kureysli müslümanlar yavas yavas hicret etmeye basladilar. Ebu Bekir ve Ali disinda tüm müslümanlar hicret edince, Ebu Bekir (ra), Peygamber (sav)&#8217;den hicret etmek için izin istedi. Peygamber (sav) ona: &#8220;Acele etme, belki Allah sana bir arkadas verir&#8221; dedi. Ebu Bekir (ra), Peygamber (sav)&#8217;i beklemesi gerektigini anladi.<br />
Kureysliler müslümanlari, göçten men etmek, için ellerinden geleni yapiyorlardi.Gidecegini haber aldiklari mü&#8217;minleri iskence ile dinden döndürmeye çalisiyorlardi.Bu sekilde Hisam ve Ayyas, yalan söylenerek yollarindan çevrildiler, ve iskence ile Islam&#8217;dan döndüklerini açikladilar. Kisa zaman sonra bunun affedilmeyecek bir suç oldugunu anladilar. Fakat bir süre sonra su ayet nazil oldu:&#8221;De ki:Ey aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü tasiran kullari, Allah&#8217;in rahmetinden ümit kesmeyin. Süphesiz Allah bütün günahlari bagislar. Çünkü O, bagislayandir, esirgeyendir. Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip- dönün ve ona teslim olun. Sonra size yardim da edilmez.&#8221;(Zümer:53-54)<br />
Hisam bu ayetleri okudu ve Ayyas&#8217;a gösterdi. Ikisi de Islam&#8217;a girdiler ve kaçmak için bir firsat beklemeye basladilar.<br />
HICRET<br />
Kureys bos durmuyordu.Sik sik toplanarak bu tehlikeden kurtulmak için planlar yapiyorlardi. En son Ebu Cehil&#8217;in fikriyle her kabileden güçlü, güvenilir, silahli bir genç seçilecek ve hep birlikte, ayni anda Muhammed (sav) &#8216;e saldirip O&#8217;nu öldüreceklerdi. Böylece Beni Hisam, bütün Kureys kabileleri ile ugrasamayacak, Kureys de onlarin öne sürdügü diyeti ödeyecekti.<br />
Peygamber (sav), Ebu Bekir&#8217;in yanina giderek, Yesrib&#8217; e hicret etmeleri için izin çiktigini ve birlikte gideceklerini söyledi. Sonra da Hz.Ali&#8217;yi kendi yerine birakarak Yasin suresini okumakta iken disari çikti. Kapi önünde bekleyen müsrikler, O&#8217;nu  göremediler, yanlarindan geçip gitti. Sabaha kadar beklediler, Peygamber (sav) yerine Ali&#8217;yi gördüler ve O&#8217;ndan bir iz bulamayarak kabilelerine geri döndüler<br />
Peygamber(sav) ile Ebu Bekir geride Ali&#8217;yi birakarak Medine&#8217;ye dogru yola koyulmuslardi. Mekke&#8217;li müsrikler durumun sonradan farkina varabildiler ve iki güzel insanin pesine köpekler gibi düstüler. En son bir magaranin yanina geldiklerinde peslerindekiler iyice yaklasmisti. &#8220;Üçüncüleri Allah olan iki kisi&#8221; magaranin içinde, adamlar magaranin disindaydi. Adamlarin hepsi de kararli bir sekilde içeriye girmeye gerek olmadigini, çünkü orada kimsenin bulunamayacagini söylediler. Daha sonra geldikleri yoldan geri döndüler.Peygamber ve Ebu Bekir, kalkip baktiklarinda gördüler ki, magaranin önünde, sabah orada olmayan bir akasya agaci var ve tüm magara agzini  bir örümcek ag örerek kapatmisti.Yine girisin çukurunda bir güvercin yuva yapmis ve yumurtasi üzerinde oturmaktaydi.<br />
Amr onlari Yesrib&#8217;e kadar götürecek henüz müslüman olmamis, fakat sözüne güvenilir bir rehber getirdi. Bu adam onlari Yesrib&#8217;e sadece gerçek bir çöl adaminin bilebilecegi yollardan götürecekti.<br />
Günlerce önce, Mekke&#8217;de Peygamber (sav)&#8217;nin kayboldugu ve onu bulana 100 deve ödül verilecegi haberi vahaya ulasmisti. Kuba&#8217;lilar her sabah yanlarinda baskalarini da götürerek yola çikiyor ve O&#8217;nu ariyorlardi. Gelis zamani gecikmisti. Nihayet o gün geldi. O&#8217;nun geldigini ilk gören bir yahudi idi. Komsularindan nasil biri oldugunu ögrenmis ve onu hemen tanimisti. Yahudi bagirarak onlarin geldigini söyledi. Bu çagriyi duyan kadin ve erkekler evlerinden firladilar ve onu selamlamaya kostular. Iki gün sonra Ali de onlara katilmisti. Karsilayanlar arasinda, Iranli bir ailenin genç yasta hristiyan olmus oglu, Selman da bulunuyordu. O da bunca senedir Peygamber (sav) &#8216;i beklemisti.<br />
MEDINE YOLU<br />
Peygamber, vahâya 27 Eylül MS 622, Pazartesi günü ulasti. Medine&#8217;lilerin Peygamber (sav) Kuba&#8217;ya geldigi için sabirsizlandiklari haberi geldi. Bu yüzden Peygamber (sav) Kuba&#8217;da üç gün kaldi. Ve ayrilmadan önce Islam&#8217;in ilk camisinin temeli atildi. Cuma sabahi Kuba&#8217;dan ayrildi; o ve arkadaslari, onlari bekleyen Hazreç&#8217;li Beni Salim kabilesiyle namaz kilmak için Ranuna ovasinda durdular. Bu, o zamandan itibaren yurdu olacak olan ülkede ilk kilinan Cuma namaziydi. Namazdan sonra Peygamber (sav), Ebu Bekir (ra) ve diger Kureysliler de develerine bindiler ve Medine&#8217;ye dogru yola çiktilar. Hz. Peygamberi karsilamak için bütün halk yola dökülmüstü. O&#8217;nu O&#8217;na yakisir bir sekilde coskuyla karsiladilar. Herkes O&#8217;nu evinde misafir edebilmek için birbiriyle yarisiyordu:&#8221;Buraya buyur ey Allah&#8217;in Resulü, çünkü biz sizleri koruma gücüne sahibiz.&#8221; diyorlardi.<br />
Peygamber (sav) se, devesinin çökecegi yerde kalacagini söyledi. Kesva isimli deve, bos bir bahçeye çöktü. Peygamber orayi satin alarak, evlerini oraya yaptilar. Hz. Peygamber de sahsen bu çalismaya katildilar. Ev yapilana kadar da, Ebu Eyyub (ra) &#8216;in evinde misafir oldu.<br />
Peygamber (sav) yeni aldigi bahçeye, bir cami yapilmasini istedi ve cami yapimina hemen baslandi. Bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arada">arada</a> Medine&#8217;li müslümanlara yardimcilar anlamina gelen Ensar, Mekke&#8217;den gelen ve diger kabilelerden olan müslümanlara da Muhacir denilmeye baslandi. O <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arada">arada</a> Medine&#8217;de yasayan yahudiler ve müslümanlar arasinda, esit statülere sahip olacaklari bir anlasma imzalandi. Fakat yahudiler için bu anlasma yalnizca polititk bir anlam tasiyordu, ve Peygamber(sav) olduguna inanmiyorlardi.<br />
Evs ve Hazreç arasinda Islamiyet hizla yayilmaya devam ediyordu ve eskiden düsman olan bu iki kabile birlesmislerdi. Bunu çekemeyen yahudiler, sesi güzel birini bularak, onlarin savastiklari zamandan kalma siirlerini, Evs ve Hazreç kabilelerinin bir arada  bulundugu bir toplulukta okuttular.Evs&#8217;liler kendi siirlerini, Hazreçliler de kendi siirlerini alkisladilar. Sonra birbirlerine hakaret ederek, &#8220;Silahlanin, Silahlanin.&#8221; demeye basladilar. Peygamber (sav), onlara hitaben:&#8221;Ey müslümanlar! Allah, Allah! Cahiliye devrindeki gibi mi davranacaksiniz? Aranizda olmama, Allahin sizi dogru yola ulastirip sereflendirmis olmasina ragmen hâlâ bunu mu yapiyorsunuz?&#8221; dedi.Bunun üzerine aglayarak birbirleiryle kucaklastilar, Peygamber (sav) ile birlikte Medine&#8217;ye gittiler.<br />
Zamanla Islam&#8217;in tüm emirleri ortaya çikmisti. Namaz, oruç, zekat farz kilinmis, helaller ve haramlar belirlenmisti. Fakat müslümanlarin namaza nasil çagrilacagi konusu belli degildi. Sonra Abdullah Ibn Zeyd, bir rüya gördü ve bu rüyayi Peygamber (sav) &#8216;e anlatti:&#8221;Üstünde iki parça kumastan yesil elbiseli bir adam yanimdan geçti, elinde bir nakus (çan) vardi. Ben &#8216;Ey Allah&#8217;in kulu!, o nakusu bana satarmisin?&#8217; dedim.Ne yapacagimi sordu. &#8216;Onunla insanlari namaza çagiracagim.&#8217; dedim.&#8217;sana ondan daha güzel bir yol göstereyim.&#8217; dedi.&#8217;Allahü Ekber demelisin.&#8217;Bunu dört defa tekrarladi.Sonra da ikiser defa sehadet kelimelerini okudu.&#8221; dedi.<br />
Bunun üzerine Peygamber (sav) :&#8221;Bu gördügün hak bir rüyadir. Bunu sesi güzel olan Bilal&#8217; e ögret.&#8221; dedi. Bilal artik  her sabah ezani büyük bir sevkle okuyordu.<br />
Caminin yapimi tamamlanmak üzere idi. Peygamber (sav) bu arada Aise (ra) ile evlendi.<br />
BEDIR SAVASI<br />
&#8220;Kendilerine zulmedilmesi dolayisiyla, onlara karsi savas açilma (mü&#8217;minlere savasma) izni verildi. Süphesiz Allah, onlara yardim etmeye güç yetirendir. Onlar, yalnizca: &#8216;Rabbimiz Allah&#8217;tir&#8217; demelerinden dolayi, haksiz yere yurtlarindan sürgün edilip çikarildilar.&#8221;(Hacc:39-40)<br />
Bu vahiy, Peygamber (sav)&#8217;e Medine&#8217;ye ulastiktan kisa bir süre sonra indi. Peygamber buradaki iznin emir anlaminda oldugunu biliyordu. Yahudilerle yapilan anlasmada da, savas gerekleri belirlenmisti. Baslangiçta sadece Kureyslilerin kervanlarina baskin yapilmakla yetinildi.<br />
Müslümanlar,Kureys&#8217;le savas halindeydiler ve muhacirler bir Kureys kervanini izliyorlardi. Su anda çok önemli bir karar asamasindaydilar. Çünkü haram aylardan sonuncusu olan Receb&#8217;in son günüydü, fakat saldirmazlarsa yarina kadar Mekke&#8217;ye ulasacaklar, böylece haram bölge ile korunacaklardi. Bir müddet kararsizliktan sonra saldirmaya karar verdiler.Ganimet Peygamber&#8217;e getirilince O, bunu kabul etmedi. Haram aylarda savasmanin yasak oldugunu söyledi.Bunun üzerine su ayet nazil oldu:<br />
&#8220;Sana haram olan ay&#8217;i, onda savasmayi sorarlar. De ki: Onda savasmak büyük (bir günahtir). Allah katinda ise, Allah&#8217;in yolundan alikoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram&#8217;a (ziyaretçilerin girmelerine) engel olmak ve halkini oradan çikarmak daha büyük (bir günahtir). Fitne ise, katilden beterdir.&#8221;  (Bakara:217)<br />
Peygamber (sav) bu ayeti söyle yorumladi:&#8221;Haram aylarda savasmak yine haramdir, fakat bu durum istisnadir.&#8221; O Saban ayinda önemli bir ayet daha nazil oldu:<br />
&#8220;Biz, senin yüzünü çok defa göge dogru, saga sola çevirip- durdugunu görüyoruz. Simdi elbette seni hosnut olacagin kibleye çevirecegiz. Artik yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursaniz yüzünüzü onun yönüne çevirin.&#8221;(Bakara:114)<br />
Böylece kible tayin edilmis oldu.<br />
Peygamber (sav), Muhacir ve Ensardan olusan 305 kisilik bir ordu kurdu.(Bu arada kizi Rukiyye hasta oldugu için damadi Osman orduya katilmamisti.) MS. 623 yilinin 17 Martinda (Hicretin 2. yili 17 Ramazan) da iki ordu karsi karsiya geldi.Orduyu düzene soktu ve elinde bir okla hem onlara moral verdi, hem de saflari düzene soktu. Kureysliler dokuz-on bin kisi kadardilar.Kat kat fazla olmalarina ragmen Allah&#8217;in yardimi görüldü ve melekler de mü&#8217;minlerin yaninda savastilar. Kafirler büyük bir hezimete ugradilar ve hala sayica çok fazla olan sekiz yüz kisilik ordulari kaçmaktan baska çikar yol bulamadilar. Savas sonunda alinan esirler de fidye karsiliginda ailelerine geri verildiler. Savas Bedir Kuyulari&#8217;nin yaninda yapildigi için bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ismi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ismi">ismi</a> aldi.<br />
Bu siralarda Peygamberimiz kizlari Rukiyye&#8217;yi kaybetmislerdi. Savastan bir süre sonra  Peygamberimizin en küçük kizlari ve o zaman yirmi yaslarinda olan Hz. Fatima evlilik yasina gelmisti. Eshabda ona en uygun kisi Ali (ra) &#8216;di ve Fatimayi istemesi hususunda onu tesvik ettiler. Yapilan sade bir törenle evlendiler.<br />
UHUD SAVASI<br />
Yenilgiyi hazmedemeyen Mekkeli müsrikler bunun  intikamini <a href="http://www.genelbilge.com/tag/almak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Almak">almak</a> için and içmislerdi. Muhakkak acisini çikaracaklardi.Bunun için üçbin kisilik bir ordu ile medine&#8217;ye dogru yola çikti. Orduda Habisistan&#8217;li köle Vahsi de bulunuyordu. Sahibi eger Hamza&#8217;yi öldürürse onu ödüllendirecegini söylemisti. Bu konuda çok ustaydi. Bunu duyan Ebu Süfyan&#8217;in karisi Hind&#8217;de Hamza&#8217;yi öldürdügünde ona ödül vermeyi vaad etti. Müslümanlar onlarin bu düsüncelerini ögrenmekte gecikmediler ve her iki taraf da savas hazirliklarina basladilar. Bu sirada Fatima Hasan adinda bir erkek çocugu dogurmustu.<br />
Savasin seyri, bir önceki Bedir Savasinda oldugu gibi müslümanlarin lehine ilerliyordu. Peygamber (sav), okçularina her ne surette olursa olsun asla yerlerinden arilmamalarini tembihlemisti. Bir ara öyle bir an gelmisti ki müsrikler kaçacak delik aramaya ve savas meydanini terketmeye basladilar. Okçular, ilk saflardaki arkadaslarinin ganimet kazanmak için giristikleri çabayi görebiliyorlardi. Bundan dolayi okçular da savas alanina girmek istediler. Liderleri Peygamber(sav)&#8217;in ne olursa olsun yerlerinden ayrilmamalari gerektigine dair emrini hatirlatti. Fakat onlar dinlemediler. &#8220;Savas bitti ve kâfirler kaçti&#8221; dediler.<br />
O zamana kadar Mekke ordusunun süvarileri hiçbir ise yaramamislardi. Fakat Halid o anda karsida tarafta neler oldugunu farketti ve hemen bütün adamlarini okçularin bulundugu yere yöneltti. Bu andan itibaren savas müsriklerin lehine döndü. Öyle bir noktaya gelindi ki, artik kaçan kafirlerden bir kismi da gelip mü&#8217;minlere arkadan saldiriyorlardi. Savas nârâlari birden bire degisti ve Kureyslilerin &#8220;Ey Hubel! Ey Uzza!&#8221; sesleri alani doldurdu. Müslümanlar büyük kayip verdiler. Sag kalanlar da geri çekiliyorlardi. Müslümanlar geriye çekildikçe kalabalik da tepeye dogru yaklasiyordu. Fakat cansiperâne bir sekilde Peygamber (sav)&#8217;i korumaya çalisiyorlardi.<br />
Savasta Peygamberimizin amcasi Hz. Hamza (ra), Vahsi tarafindan sehit edildi. Savastan sonra Vahsi meydana tekrar gelip Hz.Hamza&#8217;nin karnini yarip karacigerini çikarmisti. Bunu Hind&#8217;e götürüp verdi. Karsiliginda da Ganimetlerden Hind&#8217;e düsen payin tümünü aldi. Cigeri eline alan Hind, bir parça isirip, çigneyerek yuttu. Sonra da cesedin yanina giderek cesedi parçaladi. Diger kadinlari da bu sekilde yapmalari konusunda tesvik etti.Savasta Peygamber (sav) de yaralandi. Bu savasin müslümanlara biraktigi en önemli ders, her ne sekilde olursa olsun emirlere itaâtsizligin kazanilmak üzere olan bir savasi kaybettirecegi gerçegidir.<br />
HENDEK<br />
Hayber&#8217;e yerlesen Beni Nadir yahudileri, kaybettikleri topraklari tekrar kazanmaya kararliydilar. Ümitleri, Kureys&#8217;in Peygamber (sav) üzerine düzenleyecegi son ve büyük saldirida yogunlasiyordu. Islam&#8217;in besinci yilinin sonlarina dogru -MS 627&#8242;nin baslari- bu hazirliklar, Huyay ve Hayber&#8217;deki diger birkaç yahudi liderinin Mekke&#8217;yi ziyaret etmesiyle karara baglandi. Ebu Süfyan&#8217;a &#8220;Muhammed&#8217;i ortadan kaldirmada seninleyiz&#8221; dediler.<br />
Anlasan taraflar plan hazirlamaya koyuldular. Yahudiler, Medine&#8217;den hoslanmayan tüm Necd kabilelerini ayaklandirma görevini üzerlerine almislardi.Beni Gatafan da onlaar katilacakti.<br />
Kureys ve müttefikleri toplam dört bin kisiyi buluyordu. Müslümanlar Uhud&#8217;da üç bin kisiydiler, simdi ise sayilari on bini bulmustu. Planlarina uygun yola çiktilar. Peygamber (sav) durumu haber aldiginda hazirlanmak için sadece bir haftasi kalmisti. Istisare toplantisi yapip nasil bir strateji izleyeceklerine karar verdiler. Toplantida Selman-i Farisi&#8217;nin önerisi kabul edilmisti. Selman önerisini söyle dile getirmisti: &#8220;Ey Allah&#8217;in Rasulü, biz Iran&#8217;dayken atlilarin saldirisindan korktugumuzda etrafimiza hendek kazardik. Simdi de etrafimiza hendek kazalim.&#8221; Herkes Uhud&#8217;daki stratejiyi tekrarlamak istemedigi için Selman&#8217;in önerisini kabul etti. Hendegin yapimi toplam alti gün sürmüstü.kazilan hendeklerin derinlik ve genisliklerini Selman biliyordu.yahudiler de anlasmanin bozulmamasi taraftari olduklari için, kazma kürek ve çapalarini ödünç verdiler. Savas basladiginda müslümanlar soguk ve nemli bir hava ve kitlikla karsi karsiya gelip daha önce hiç düsünmedikleri kadar büyük bir zayifliga kapildilar.<br />
Hendegin bitmesine az bir zaman kala Kureys ordusu yaklasmisti. Kadinlar ve çocuklar, kalelere yerlestirilmisti. Mü&#8217;minler de sehrin disinda kamp kurdular.<br />
Ebu Süfyan müsrik ordusunun basindaydi.Düsman da sehir disinda kamp kurmustu, cesaretleri artti.Bu bir meydan muharebesi olacakti. Kendi sayilari çok fazla oldugu için onlari rahatlikla yenebilirlerdi. Fakat biraz daha yaklastiklarinda genis ve derin hendegi görünce sasirdilar. Karsiya geçmeleri imkansizdi. bu yüzden karsilikli ok yagmuru basladi. Müslümanlarin komsusu, anlasmali olduklari Beni Kurayza yahudileri onlar yardim etmisti. Müsrikler simdi onlarida kendi taraflarina geçmeleri için ikna etmeye karar verdiler. Onlarla görüsmeye giden Beni Kurayza Huyay&#8217;dan oldum olasi korkardi. Yaptigi konusmayla Sefleri Ka&#8217;b Ibn Esed&#8217;i ikna etti. O da anlasma metnini yirtti. Onlar, Kureys&#8217;in zaferinden emindiler ve müslümanlara savas açtilar. Savas hala karsilikli ok atislariyla devam ediyordu. Günler süren kusatmadan sonra hendegin endar yerindeki korumalar nöbetlerden yorgun sekildeydiler. Müsrikler bundan yararlanmak istediler.  Üç kisi birikte atlarini sürdüler, tam o sirada Hz. Ali orayi korumak için geldi ve onlardan Amr&#8217;i öldürdü.Müsrikler de hendegin asilabilecegini anlayip bazi noktalara asker yigdilar.<br />
&#8220;Ey iman edenler, Allah&#8217;in sizin üzerinizdeki nimetini hatirlayin. Hani size ordular yönelip gelmisti, böylece biz de onlarin üzerine, bir rüzgar ve sizin görmediginiz ordular göndermistik.&#8221; ayetinin müjdesiyle savas Bedir gibi müslümanlarin zaferiyle sonuçlandi.<br />
Sonra ayni 3000 kisilik Islam ordusu Analsmayi bozmus olan Beni Kurayza yahudilerine giderek kalelerini kusatti.<br />
APAÇIK BIR ZAFER<br />
Müslümanlar Mekke&#8217;ye girmek ve Kabe&#8217;yi ziyaret etmek istiyorlar, buna karsilik Kureysliler bu istegin gerçeklesmesine engel olmaya çalisiyorlardi. Kureysliler Süheyl&#8217;i ve yaninda birkaç kisiyi bir anlasma imzalamak üzere gönderdiler. Peygamber (sav)&#8217;le tartistilar. Sahabe disaridan onlarin sesinin yükselip alçalmasini dinleyerek, anlasip anlasmadiklarini anlamaya çalisiyordu. Sonunda bir anlasmaya vardilar. Kureysliler anlasma metnine besmele ve &#8220;Allah&#8217;in Rasulü&#8221; ibaresini koydurmadilar. Anlasma metni söyle devam etti:<br />
&#8220;Onlar on yil boyunca savas yükünü kaldirdilar. Bu süre içinde insanlar güvenlikte olacak ve birbirlerine saldirmayacaklar. Su sartla ki, velisinin izni olmadan Kureys&#8217;ten Muhammed (sav)&#8217;e gelen kisiyi, Muhammed (sav) geri gönderecek; fakat Muhammed (sav)&#8217;le birlikte olanlardan biri Kureys&#8217;e siginirsa o geri gönderilmeyecek. Ihanet ve kaçamak yapilmayacak. Kim Muhammed&#8217;in tarafina geçmek isterse geçebilir, kim de Kureys&#8217;in tarafina geçmek isterse geçebilir.&#8221; Her iki taraf da anlasmayi karsilikli olarak kabul ettiklerini beyan ettikten sonra, iki kabilenin reisi de imzaladi. Antlasma su cümlelerle bitiyordu: &#8220;Sen, Muhammed, bu yil bizden ayrikacaksin ve biz orada bulundugumuz sürece Mekke&#8217;ye girmeyeceksin. Fakat gelecek yil biz Mekke&#8217;den çikacagiz ve sen arkadaslarinla gireceksin. Orada üç gün kalacaksiniz, yolcu silahlarindan baska silah tasimayacaksiniz ve kiliçlariniz kininda olacak.&#8221;<br />
Anlasma müslümanlarin aleyhine görünüyordu. Bu durum müslümanlar arasinda sikintiya neden oldu. Fakat Peygamber (sav), sabretmeleri gerektigini ve kendilerine apaçik bir zaferin vadedildigini müjdeleyerek kalblerini teskin etti.<br />
HAYBER<br />
Hayber, yahudilerin yasadigi ve Islâmiyet için büyük bir tehlike teskil eden bir sehir idi.Çünkü liderleri Gatafan sürekli Kureyslileri onlara karsi kiskirtiyordu ve Medine&#8217;ye düsmandi.Bu yönde bir girisimde bulunulmasi  gerekliydi. Çünkü Bir süre önce gelen bir vahiydeki yakin ve ganimetleri bol zaferin Hayber&#8217;in fethi anlamina geldigine emindi.Böyle bir fetihde, bedevilere görev verilmemeliydi, çünkü vahiy onlarin maddi kaygilarla sefere katildigini söylüyordu.Bu da müslümanlarin nisbeten daha az olmasi demekti.<br />
Bu olay duyuldugunda kimse inanamadi. Hayber&#8217;in asilmaz bir kale oldugunu herkes biliyordu.Hayber de buna inanmadi ve müttefiklerine haber vermedi.Ancak haber gelince sefleri Kinane Gatafan&#8217;a giderek dörtbin kisilik asker yardimi aldi.Böylece onbin kisi oluyorlardi.Müslümanlar ise sadece altiyüz kisiydi.<br />
Bu sirada, Medine halki çok fakirdi. Ve birçogunun ailelerine birakacak bir seyi yoktu. Peygamber onlara: &#8220;Siz gerçekten fakirsiniz. Fakat nefsimi kudret elinde tutana yemin olsun ki, bir müddet daha yasarsaniz bolluk içinde yasayip  ailelerinizi de bolluk içinde yasatacaksiniz.Bir yigin dirhem ve paraya sahip olacaksiniz ve bu sizin için hiç de iyi olmayacak.&#8221;dedi.<br />
Seferde iken orduyu durdurup güzel sesli Ibn el-Ekva (ra)&#8217;ya sarkilar söylettirdi ve kederli bir hava olustu .Sarki sonunda Peygamber ona:&#8221;Allah sana rahmet eylesin.&#8221;dedi. Bu, onun sehit olacagi anlamina geliyordu.<br />
Sehre gece karanliginda ve çok sessizce yaklasmislardi. Sabah namazini da sessizce kildilar. Günes yükseldiginde karsilarinda sessiz bir orduyla karsilasan Hayber halki çok saskindi. &#8220;Muhammed ve ordusu&#8221; diyerek sehre kaçistilar. Hz. Muhammed (sav), Allahû Ekber dedi ve zafer dolu bir sesle &#8220;Hayber harab oldu.&#8221; sözlerini ekledi. Daha sonra Allah&#8217;in anlari cezalandirtacagini haber veren bir ayet okudu.<br />
Hayber&#8217;liler surlarinin saglamligina güveniyorlardi. Oysa en zayif noktalari, birlikten yoksun olmalariydi. Karsilarindaki, küçük ama birlik içindeki orduyla savasmak onlar için bir sanssizlikti.<br />
Müslümanlar, ilk gün küçük bir grupla en yakin kaleye saldirdilar. Bu bir taktik idi. Yaralananlar için de kampin gerisinde bulunan kadinlar görev aliyorlardi. Sabirla hareket ediyorlardi. Fakat alti gün boyunca bir degisiklik olmamisti. Son gece bir casusu yakalamislar ve o da (ailesine ve mallarina dokunulmamasi karsiliginda) kaleler hakkinda bilgi vermisti. Ilk önce en az korunan ve güçlü bir savas aletine sahip bir kaley saldirmalarini önerdi. Ertesi gün müslümanlar kaleyi ele geçirdiler. Kendi savas aletlerini buraya çikardilar. Böylece diger zayif kaleleri teker teker düsürdüler.&#8221;<br />
&#8220;Beni Gatafan nerede?&#8221; sorusu Hayber&#8217;de sikça sorulan bir soruydu.Gatfanlilar   gerçekten yola çikmislardi.Bir günlük yol bitince, nerden geldigini anlayamadiklari: &#8220;Halkiniz! Halkiniz! Halkiniz!&#8221; seklindeki sesi üç kez arka arkaya duydular.Ailelerinin tehlikede olduklarini düsünerek, geri döndüler. Herseyin yerli yerinde oldugunu gördüler. Bir bakima, Düsmanin yenilmesinde paylari olamayacak kadar geç kaldiklarini düsünerek ikinci kez yola çikmayi göze alamadilar.<br />
Hayber&#8217;deki en güçlü kalelerden biri Zübeyr Hisari denilen kaleydi. Diger kalelerden kaçanlarin çogu bu kaleye siginmislardi. Kale üç gün kusatma altinda tutuldu. Günün sonunda diger kalelerden gelen bir yahudi, onlara kaleyi sonsuza dek koruyacak kaynak bulundugunu, eger kendisi ve ailesi garanti altina alinirsa bu sirri onlara açiklamayi teklif etti. Bu sir kalenin altindan su geçiyor olmasiydi. Müslümanlar bu kaynagi engelleyerek onlari susuz biraktilar. Siddetli bir çarpismadan sonra kaleyi aldilar.<br />
Son kale Kâmus kalmisti. Bu kale, güçlü ve zengin Kinane ailesine aitti. Yardim gelmemesi en çok onlari hayal kirikligina ugratmisti. Ondört gün direndiler. Sonra Peygamber&#8217;in Kinane&#8217;le  konusma istegi üzerine görüsmeye karar verildi. Görüsmeler sonucunda, yahudilerin Hayber&#8217;i ve tüm mallarini müslümanlara birakip gitmeleri sartiyla onlara ve ailelerine birsey yapilmamasina ve esir alinmamasina karar verildi. Fakat kisa bir süre sonra hem müslümanlar hem de yahudiler mallarin büyük kisminin gizlenmis oldugunu farkettiler. Medine&#8217;den getirilen o meshur Beni Nadir serveti nerdeydi ? Peygamber (sav) bunu Kinane&#8217;ye sordu. O da mallarinin çogunu sattiklarini ve mallarinin azaldigini söyledi. Yahudiler onun yalan söyledigini biliyorlardi. Bir Peygamber karsisinda olduklarina artik inanmislardi ve onun yalan söylediginin anlasilacagindan korkuyorlardi. Kinane&#8217;nin en sevdigi adamlari ona hiçbirsey gizlememesi için yalvardilar. O ise onlari tersledi. Ertesi gün hazinenin varligi ortaya çikmisti. Kinane ve ona yardim eden kuzeni ölüm cezasina çarptirildilar. Ailesi de esir alindi.<br />
Bundan sonra diger iki kale kendiliklerinden teslim oldular. Hayber yahudileri toplanip bir karara vardilar. Çiftçilikten iyi anladiklarini söyleyip hasat parasinin yarisini vergi olarak verip Hayber&#8217;de kalmak isteyeceklerdi. Peygamber bunu kabul etti. O sirada müslümanlarin Kuzydogudaki zengin vaha olan Fedek&#8217;e sefer düzenleyecekleri söylentisi çikti. Fedek yahudileri Hayber&#8217;e uygulanan sartlarla teslim olmak istedikleri haberini gönderdiler. Böylece Fedek de, savas ypilmadan kazanilmis oldu.<br />
MEKKE&#8217;NIN FETHI<br />
Hudeybiye anlasmasina ragmen, Bekr kabilesinden bir grup, Huza&#8217;a kabilesi ile aralarinda varolan kan davasini sürdürüyorlardi. Huza&#8217;a kabilesinin Beni Ka&#8217;b kolu, derhal Medine&#8217;ye giderek Peygamber&#8217;den yardim istediler. Mekke anlasmayi bozmustu.<br />
Bu defa da korktuklari için Ebû Süfyan&#8217;i elçi olarak, Peygamber&#8217;e gönderdiler.Ebu Süfyan&#8217;in kizi Ümmü Habibe Peygamber&#8217;in hanimiydi.Önce onun evine gitti. Fakat kizi ona iltifat etmedi. Sahabilere gitti. Onlar da ancak Peygamber&#8217;in izin verdigi ölçüde onu himaye edebileceklerini söylediler. Ebu Süfyan en son olarak akrabasi olan Hz.Ali&#8217;nin yanina gitti.O da:&#8221;Yaziklar olsun sana Ebu Süfyan. Allah&#8217;in Resûlü senin teklifini geri çevirmeye karar verdi. Hiç kimse onun aleyhinde oldugu bir konu hakkinda olumlu bir ricada bulunamaz.&#8221; dedi.<br />
Ebu Süfyan son olarak Mescid&#8217;e giderek yüksek sesle &#8220;Ben insanlara tek tek himaye veriyorum.Muhammed&#8217;in de beni onaylayacagini umuyorum.&#8221; dedi. Peygamber (sav):&#8221;Bu senin düsüncen.&#8221; dedi ve sefer hazirliklarina baslanmasini emretti. Ebu Süfyan üzüntüyle Mekke&#8217;ye geri döndü.Tehlikenin yakinligini gören Kureys, Ebu Süfyan&#8217;i tekrar gönderdi. Tekrar gittigi zaman onlar Mekkeye yaklasmislardi. Ebu Süfayn anlasmayi yenilemelerini istedi. Peygamber de anlasmayi bozanin onlar oldugunu söyledi ve onun müslüman olmasini istedi.O da müslüman oldu ve kandi evine siginanlarin güvenligi konusunda garanti alarak Mekke&#8217;ye geri döndü.<br />
Ebu Süfyan, Mekke&#8217;ye ulasinca herkesin onun evine gelmesini, ancak bu sekilde güvencede olacaklarini anlatti. Onlar:&#8221;Allah seni kahretsin. Senin evin bizi alir mi?&#8221; dediler. Kalabalik dagilarak kimi kendi evine kimi Mescid&#8217;e girdi. Ordu sehirden fazla uzak olmayan Zu Tuva&#8217;da kamp kurdu. Bir sene önce umre için 3 günlük izin  almis ve hiç kimseyle karsilasmamislardi. Simdi de o zamanki gibi bombostu. Ama artik süre sinirlamasi yoktu.<br />
Peygamber (sav) orduyu düzenledi. Sonra sehre girdi. Kureys&#8217;ten sadece Birkaç kisi ( Ikrime, Safvan ve Süheyl), Kureys&#8217;ten ve müttefikleri   Bekr ve Huday kabilelerinden küçük bir grup asker toplamislardi.<br />
Dövüsmeye kararliydilar. Müslümanlarin ilk grubu olan Halid&#8217;in sehre girmek üzere yaklastigini görünce onlara saldirdilar. Fakat Halid&#8217;le basedemeyeceklerini anlayarak  kaçtilar.<br />
Peygamber geçitten sehre girerken çatisma çoktan sona ermisti. Sehirde ilerlerken yanindakilere:&#8221; Hiç bir eve girmeyecegim.&#8221; dedi. Amcasinin kizi Ümmü Hani&#8217;nin evine giderek, gusül abdesti aldi ve sekiz rekat namaz kildi.Bir saat kadar da dinlendi. Sonra kilicini kusanarak Hz.Ebu Bekir ile birlikte Mescid&#8217;e gittiler. Kabe&#8217;nin güney-dogu kösesindeki Hacerü&#8217;l Esved&#8217;e dokundu. Yanindakiler tekbir getirmeye basladilar. Allahu Ekber sesleri, Kâbe ve tüm Mekke&#8217;de yankilaniyordu. Sonra Kâbe&#8217;yi tavaf etti. Putlara yönelerek su ayeti okudu: &#8220;Hak geldi, batil yok oldu. Kusku yok, batil yok olucudur.&#8221;(Isra:81)<br />
Sonra putlarin hepsini yüz üstü düsürdü ve Kâbe&#8217;nin anahtarini Abdu&#8217;d Dar kabilesinden Osman&#8217;a verdi. Kâbe&#8217;nin önündeyken :&#8221;Vadinde duran, kuluna yardim eden ve kabileleri bir araya getiren  Allah&#8217;a hamdolsun.&#8221; dedi. Oradan çikip Safa tepesine çekildi.Orada  daha önce kendisine düsman olup, simdi biat etmek isteyen kadinli erkekli bir grupla karsilasti. Yüzlerce kisi vardi.<br />
HUNEYN SAVASI VE TAIF KUSATMASI<br />
Peygamber&#8217;in (sav), Mekke üzerine yaptigi son ve kesin harekete ragmen Havazin&#8217;liler kuvvetlerini artirmayi durdurmadilar. O&#8217;nun Mekke&#8217;yi fethetme ve tüm putlari kirma haberi de onlarin düsüncelerini degistirmeye yetmemisti. Kendi tanriçalari Lat ve bir esi olan Uzza&#8217;nin kirilmasi onlari alarma geçirmisti. Mekke&#8217;nin fethinden üç hafta sonra yaklasik yirmibin kisilik bir ordu topladilar<br />
Peygamber (sav), Mekke&#8217;nin basina güvendigi bir adami birakarak, Kuureysli ikibin kisinin de katilmasiyla kalabaliklasan ordusuyla birlikte yola çikti. Kureyslilerin çogu Peygamber&#8217;e biat etmelerine ragmen, bir kismi hâlâ biat etmemisti. Onlar da Mekke&#8217;yi Havazinlilere karsi korumak için katilmislardi. Henüz müslüman olmamis Safvan&#8217;in verdigi 100 zirh ve silah bir o kadar da deve ile birlikte sefere devam ettiler.<br />
Onlara karsi hazirlanan Havazin kabileleri Sakîf, Nasr, Cüsem ve Sa&#8217;d Ibn Bekr idi. Bu topluluga genç olmasina ragmen, gücü ve yöneticiligiyle ün yapan otuz yaslarinda olan Nasr&#8217;li Malik kumanda ediyordu. Malik, karsi çikilmasina ragmen kadin ve çocuklarin da ordunun arkasindan getirilmesini emretmisti. Böylelikle askerler daha gayretle çarpisacaklardi.<br />
Malik, Mekke ordusu hakkinda bilgi almak için iç gözcü göndermisti. Fakat üçü de çok kisa süre sonra korkudan dizleri titreyerek ve konusamayacak kadar dehset içinde geri döndüler. Bir tanesi:&#8221;Ala atlar üzerinde beyaz adamlar gördük. Ve bir anda gördügünüz hale geldik.&#8221;dedi. Bir digeri: &#8220;Bunlar dünya insanlari degil, sema insanlari. Tavsiyemize uyun ve geri çekilin. Çünkü adamlariniz bizim gördüklerimizi görürlerse bizim gibi olurlar.&#8221;dedi. Malik:&#8221;Utanin. Siz buradaki en korkak kisilersiniz.&#8221; diyerek ordunun onlari görüp etkilenmemeleri için uzak bi yere yerlestirilmelerini emretti. Malik, kendisine yapilan tavsiyeleri dinlemeyerek, karanlikta, düsman yolu üzerindeki, Huneyn vadisine dogru ilerleme emri verdi. Ordunun bir kismini düsmanlarin rahatça gözlenebilecegi vadi yataklarina, geri kalanlari da vadinin tepesindeki yolun üstüne yerlestirdi.<br />
Peygamber (sav) o gece vadinin ucuna yakin yerde kamp kurdu.Sabah namazini kildaiktan sonra admlarina, sabirli olurlarsa davayi kazanacaklari müjdeleyerek yola çikma emri verdi. Hava o gün çok puslu oldugu için vadi yatagi hala karanlikti. Ordu vadiye dogru ilerlemeye devam ederken, Malik&#8217;in birden emir vermesiyle Havazin&#8217;li süvariler birden ve vahsice müslümanlara saldirdilar. Arkalarindaki grup da hizla geri çekilmeye basladi. Peygamber, Ebû Bekir ve yanindakiler ise güvenli bir yere sigindilar. Peygamber yüz kadar kisiyi yanina toparlayarak, onlari geçide dagitti. Bu sekilde birden bire düsman saldirisini kontrol altina aldilar.<br />
Düsman yeni bir saldiriya hazirlaniyordu. Peygamber (sav): &#8220;Allah&#8217;im, senden va&#8217;dini yerine getirmeni istiyorum.&#8221;diye dua etti. Daha sonra da bir avuç çakil tasini düsmanin yüzüne dogru firlatti. Ve görünürde hiç bir neden olmamasina ragmen savasin akisi degisti. Simdi, mü&#8217;minlerin biraz önce yasadiklari yenilgiyi düsman yasiyordu. Düsman büyük bir bozguna ugramisti. Malik önceleri cesurca dögüstü, sonra sakifilerle birlikte surlarla çevrili Taif&#8217;e çekildi.<br />
Savas sonucunda, arka saflardaki kadin ve çocuklar esir alindi. Ganimetler ve esirler Ci&#8217;râne Vadisine gönderildi. Esirler arasinda Peygammber&#8217;in süt kizkardesi Seyma da bulunuyordu. Müslüman olarak kabilesine geri döndü. Peygamber de ordusuyla Taif&#8217;e dogru yola çikti. 20 gün kadar süren kusatmadan sonra, birkaç kisinin müslüman olmasindan baska birsey elde edememislerdi. Bunun üzerine Peygamber (sav), kusatmanin kaldirilmasi emrini verdi.&#8221;Allahim, sen Sakiflilere hidayet ver.&#8221; diye dua etti.<br />
VEDA HACCI<br />
Peygamber, Medine&#8217;de iken Ramazan ayi ortalarinda on gün kadar Mescid&#8217;de itikaf etmeyi adet haline getirmisti. O sene ise yirmi günü itikafta geçirdi. Hicretin onbirinci senesiydi.O sene Cebrail geldiginde Peygamberimize, Kur&#8217;an-i Kerim&#8217;i bastan sona iki defa okudu.Halbuki önceleri bir defa okurdu.Cebrail Nasr sûresini okuduktan sonra:&#8221;Ya Cebrail, ölümümün yaklastigini hissediyorum.&#8221;dedi.<br />
O sene hacca peygamberin öncülük edecegi duyuruldu.Bu yüzden her yerden insanlar, Peygamberimizle hac yapabilmek için  akin akin gelmeye basladilar.Bu Hac, yüzyillardir yapilan haclara benzemeyecek, hacilarin tümü tek Allah&#8217;a inanan kimselerden olusacak ve hiçbir putperest Kutsal Ev&#8217;i kirletemeyecekti.Ayin sonuna dogru peygamber, otuzbin kadin ve erkegin basinda Medine&#8217;den yola çikti. Ayrilisinin onuncu gününde Vadi&#8217;ye inmeye basladilar.Peygamber Kâbe&#8217;yi gördügünde sag elini yukari dogru açip dua etti:&#8221;Allah&#8217;im bu evin insanlardan gördügü saygi, lütuf, baglilik ve rahmeti artir.&#8221;Mescide girdi, tavaf ettikten sonra Ibrahim makaminda namaz kildi.Sonra Safa ve Merve arasinda yedi defa gidip geldi.Yanindakiler her gittigi yerde okudugu dualari ezberlemeye çalisiyorlardi. Peygamber (sav) tüm kabilelere, Veda Hutbesi&#8217;ni verdi.<br />
SEÇIM<br />
Peygamber hacdan döndükten sonra, çesitli karisikliklar yasanmaya baslamisti. Bir yil önce müslüman olmus Yemameli, Beni Hanife kabilesinden; Müseyleme adli bir kisi çikmis, kendisinin peygamber oldugunu iddia ediyordu. Bir süre sonra, Müseyleme&#8217;nin kabilesinden iki kisi Peygamberimize gelerek: &#8220;Allah&#8217;in Resûlü Müseyleme&#8217; den Allah&#8217;in Resûlü Muhammed&#8217;e selâm üzerine olsun! Otoriteyi seninle paylasma görevi bana verildi. Dünyanin yarisi bizim diger yarizsi da günahkâr olmalarina ragmen Kureyslilerin.&#8221; seklinde yazili mektubu getirdi. Peygamberimiz onlara bu konuda ne düsündüklerini sordu. Onlar da ayni fikirde olduklarini söyleyince Resûl:&#8221;Vallahi, Eger elçiler öldürülmez diye bir kural olmasaydi, sizin basinizi keserdim.&#8221; Sonra Müsyleme&#8217;ye hitaben bir mektup yazarak elçilerle gönderdi:&#8221; Allah&#8217;in Resûlü Muhammed&#8217;den, yalanci peygamber Müsyleme&#8217;ye. Selâm, dogru yolda olanlarin üstüne olsun. Gerçekte yeryüzü Allah&#8217;indir, O, kullarindan diledigine onu miras birakir, isin sonu Allah&#8217;tan korkanlarin lehinedir.<br />
Bu surada ortaya çikan yalanci peygamberlerden biri, Beni Esed&#8217;in baskani Tuleybe, digeri de Yemenli Kâb Bin Esved&#8217;di.Yemenli bir süre bölgesinde etkili oldu. Fakat bir süre sonra gurur ve kibiri yüzünden taraftarlari da ona karsi çikip, öldürdüler. Tuleyhe de en sonunda dize getirilerek Islâm&#8217;in en güçlülerinden biri oldu. Müseyleme de aylar sonra Vahsi&#8217;nin attigi bir mizrakla öldü.Bunlar Islamiyet için potansiyel bir tehlike olusturmustu. Sace isimli bir kadin da, kadin peygamber oldugunu iddia ediyordu. Fakat Peygamberimiz (sav) bunlarla ugrasmak istemiyor, kuzeydeki Mute yenilgisini düsünüyordu.Zeyd savasta sehid olmustu.Buna bir karsilik verilmeliydi. Bu yeni ordunun kumandanligina Zeyd&#8217;in oglu Üsame getirildi.<br />
Peygamberimiz sik sik cenneti tasvir ediyordu. Bu yüzden ölümden çok sik bahsediyordu. Bir gün basi hiç agrimadigi bir sekilde agrimisti. Fakat yine de mescide gitti. Namazdan sonra minbere çikip son defa yapiyormus gibi Uhut sehitlerine rahmet diledi. Daha sonra: &#8220;Allah&#8217;in kullari arasinda bir kul var ki, Allah onu dünya ile kendisi arasinda bir seçim yapmasi konusunda serbest birakti.O da Allah&#8217;i seçti.Bunun üzerine Ebû Bekir -Peygamberimizin kendisini kasdettigini anlayarak- aglamaya basladi.Peygamberimiz de aglamamasini söyleyerek &#8220;Ey insanlar, insanlar arasindaarkadasligi il e en lütüfkâr olan kisi Ebû Bekir&#8217;dir.&#8221; Minberden inmeden önce söyle dedi: &#8220;Ben sizden önce gidiyorum ve sahidinizim .Sizinle simdi su durdugum yerden gördügüm havuzda bulusacagim. Sizin Allah&#8217;in yaninda baska ilahlar edineceginizden korkmuyorum. Sizin iççin bu dünyadan korkuyorum, ola ki dünyevi seyler için birbirinize rekabet edersiniz.&#8221;<br />
Mescidden çikinca Aise&#8217;nin yanina gitti.Peygamberimizin yüzünde ölümcül hastaligin izleri görülüyordu. Hastaligi öylesine artmisti ki namazi ancak oturarak kildirabiliyordu. Bir sonrakinamaz vaktinde oturabilmesine ragmen namazi kildiramayacagini hissetti. Hanimlarina: &#8220;Ebu :Bekir&#8217;e namazlarda imamlik etmesini söyleyin.&#8221; dedi. Hz.Aise buna karsi çikarak babasinin duygulu bir adam oldugunu, bu isi baskasinin yapmasinin daha uygun olacagini söyledi. Diger hanimlrinin da Hz.Aise gibi konusmasina ragmen o, israr ederek namazi Ebu Bekir&#8217;in kildirmasini istedi.<br />
Hz.Muhammed, çok aci çekiyordu. Acinin çok agirlastigi bir anda karisi Safiye (ra) ona: &#8220;Ey Allah&#8217;in peygamberi, senin çektigini keske ben çekseydim! dedi.<br />
Hicret&#8217;in onbirinci yilinin Rebi-ul Evvel ayi Pazartesi günü Peygamber&#8217;in atesi düstü ve çok güçsüz olmasina ragmen Mescid&#8217;e gitti. O, gittiginde namaz baslamisti ve mü&#8217;minler öyle sevindiler ki neredeyse namazdan çikacaklardi. Fakat, Resûl-i Ekrem, devam etmelerini isaret etti.Onlardaki takvayi görerek sevinçle yüzü parladi.Ebû Bekir onun namaza devam etmesini istedi.Peygamber (sav) ise onun arkasinda namaz kildi.<br />
Mü&#8217;minler Peygamber (sav)&#8217;in iyilesmis oldugunu düsünüyorlardi. Oysa ki, O, namazdan sonra odasina çekilmis, güçsüz bir sekilde Aise (ra)&#8217;in kucaginda yatmakta idi. Bir süre kendini kaybetti. Sonra gözlerini açarak:&#8221;Cennette bulusmak üzere.&#8221; dedi.<br />
&#8220;Allah&#8217;in kendilerine nimet verdigi Peygamberler, dogrular( ve dogrulayanlar) sehitler ve salihler beraberdir. Ne iyi arkadastirlar onlar.&#8221;(Nisa:69)<br />
Sonra, onun tekrar:&#8221;Allah&#8217;im, cennette bulusmak üzere.&#8221; dedigini duydu. Bunlar son kelimeler oldu.<br />
CENAZENIN GÖMÜLMESI VE HILAFET<br />
Ilk olarak Abbas&#8217;in dikkatini çeken bazi belirtileri, bir süre sonra digerleri de farkettiler.Hz.Muhammed vefat etmeden önce, Seferdeki orduya Peygamber&#8217;in durumu iletilmisti. Içinde Ömer&#8217;in de bulundugu Ashab&#8217; dan bir çok kisi; sehre geldiklerinde vefatin gerçeklestigini duydular. Ömer (ra) bunu reddetti. Insanlara, O&#8217;nun sadece ruhen yok oldugunu geri gelecegini anlatiyordu. O sirada gelen Hz.Ebu Bekir (ra),:&#8221;Yavas ol Ömer!&#8221; dedi.Allah&#8217;a hamd ettikten sonra söyle dedi:&#8221;Ey insanlar, kim Muhammed&#8217;e tapiyor idiyse &#8211; gerçekten Muhammed ölmüstür; kim de Allah&#8217;a tapiyor idiyse -gerçekten Allah diridir ve ölmez.&#8221; Sonra su ayeti okudu.<br />
&#8221; Muhammed yalnizca bir Peygamberdir. Ondan önce nice Peygamberler gelip geçmistir. Simdi o ölürse ya da öldürülürse siz topuklariniz üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? Iki topugu üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah&#8217;a kesinlikle zarar veremez. Allah, sükredenleri pek yakinda ödüllendirecektir.&#8221;(Âl-i Imran: 144)<br />
Ebu Bekir herkesi sakinlestirmisti. Ömer de Allah&#8217;in Resûlünün öldügüne artik inanmisti.<br />
Islam toplulugunun basina kimin geçecegini tartismak için bir toplanti düzenlenecekti.Bu toplantida Ebu Bekir, Ömer gibi Ensar ve muhacirler bulunacakti. Ensar&#8217;dan biri konusuyordu. Muhacirleri de biraz övmesine ragmen, Ensar&#8217;i överek göklere çikariyordu. O konusmasini bitirince Hz.Ebû Bekir, kesin bir dille konusmaya basladi. Ensarin önemini kabul ettigini, fakat Islâm&#8217;in Arabistan&#8217;da yayildigini  ve araplarin Kureys&#8217;ten baska birinin otoritesini kabul etmeyecegini, çünkü tüm Araplar nezdinde Kureys&#8217;in essiz bir yeri oldugunu belirtti. Konusmanin sonunda Ebu Ubeyde ve Ömer&#8217;in ellerinden tutarak, &#8220;Iki adamdan birisini öneriyorum. Hangisini dilerseniz ona biat edin.&#8221; dedi.Ensardan biri kalkarak iki otoritenin olmasi gerektiginden bahsetti.Yeni baslayan tartismayi Ömer (ra) su sözlerle durdurdu:&#8221; Ey Ensar, Allah Resûlünün, namazlarda imamlik yapma görevini Ebû Bekir&#8217;e verdigini bilmiyor musunuz?&#8221; &#8220;Biliyoruz &#8220;dediler.  &#8221; Peki aranizda kim onun önüne geçmek istiyor?&#8221; dedi. &#8220;Allah korusun, onun önüne geçemeyiz.&#8221; dediler. Bunun üzerine Ömer, Ebû Bekir&#8217;in elini tutarak ona biat etti.Sa&#8217;d hariç orada bulunanlar da Ebû Bekir&#8217;e biat ettiler.Sa&#8217;d hiçbir zaman biat etmedi<br />
Ertesi gün sabah Ebû Bekir namazi kildirmadan evvel minbere oturdu.Ömer ayaga kalkarak Ebû Bekir!e biat etmleri gerektigini söyleyerek onu söyle tanimladi:&#8221;Sizin en iyiniz, Allah Resûlünün arkadasi; &#8216; Ikisi magarada oturduklarinda, ikinin ikincisi&#8217;(Tevbe:40) &#8221; Tüm cemaât bir agizdan ona baglilik yemini ettiler.<br />
Ebû Bekir Allah&#8217;a hamd ederek söze basladi: &#8220;Sizin en iyiniz olmadigim halde, üzerinize hakim oldum.Dogru yaparsam bana yarddim edin, yanli yaparsam beni dogrultun.Ben Allah ve Resûlüne itaat ettigim sürece bana itaat edin. Fakat ben onlara itaât etmezsem siz de bana itaât etmeyin.Namaza kalkin Allah size merhamet eylesin.&#8221; Namazdan sonra, Peygamberi (sav) gömmeya hazirlamak gerektigine karar verdiler. Bunun nasil olacagi konusunda anlasmazliga düstüler.Allah Hz. Ali&#8217;ye uyuklama verdi, ve rüyasinda Resûlallah, ona kendisini elbiseleriyle yikamalarini söyledi. O&#8217;nu yikadilar. O gün vücudu nefes alip vermemesine ragmen,sicaklik ve yumusakligini kaybetmis olmasina ragmen, hâlâ uykuda imis gibiydi.<br />
Gömülecegi yer konusunda anlasmazliga düstüler.Bazilari onun çocuklarinin yanina gömülmesi fikrinde idi.Fakat Ebû Bekir onun :&#8221;Öldügü yer gömülmeyen hiçbir peygamber yoktur.&#8221; dedigini hatirladi. Bunun üzerine mezar,Hz.Aise&#8217;nin odasinin zeminine kazildi.Sonra tüm Medine&#8217;liler O&#8217;nu ziyaret ederek cenaze namazini kildilar.<br />
&#8220;Hiç süphesiz, Allah ve melekleri Peygamber&#8217;e salat etmektedirler.Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle selam verin.&#8221;(Ahzab:56)</p>

<p class="sayac_bilgi">12 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/hzmuhammedin-hayati.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

