Export Growth An Empirical Case Study for Turkey

Sustained export growth represents an essential component in any adjustment package designed to achieve simultaneous adjustment and growth. In the face of a binding current account constraint and to the extent that import substitution are severely limited, the resumption of growth can often only be achieved through faster export expansion. The diverging experience between Latin American and East Asian countries nderscores the contribution of export growth in limiting the costs of the adjustment process. (Sachs, 1985).
Not surprisingly, the past decade has witnessed a significant shift in the orientation of trade policy in many developing countries, with a sizeable reduction in the bias against export-oriented activities. (Ktuger, 1990). Yet the question remains whether the response of exports to the new and more favorable set of incentives is sufficient to allow developing countries to resume growth without jeopardizing their external accounts. Both Dongues and Riedel (1977) and Balassa et al. (1986) argue that exports exhibit a significant response to changes in relative prices. Moran (1988), however, fails to find significant price elasticities for a large sample of LDCs. Similarly; Sachs (1989) concludes export growth occurs mainly in the presence of large unemployment of domestic resources. This would suggest that often developing countries are forced to place excessive reliance on expenditure-reducing policies to achieve a viable current account balances because of limited effectiveness of expenditures-switching policies (Faini and de Melo, 1990)
And Turkey has undergone a radical shift in its trade incentive structure and has witnessed a sustained expansion in its exports. Especially after 1980s due to liberalization policies the export pattern of Turkey has changed radically. It is sometimes argued that strong export growth in developing countries occurs mainly in the presence of large unemployment of domestic resource, with price reforms playing relatively minor role. We will question whether relative prices and capacity are significant determinants of export growth for the period 1982-99. Devamını oku …

Dış Ticarette Ödeme Yöntemleri

Bir dış ticaret işleminde en önemli sorunlardan birisi ihracatçı ile ithalatçı arasındaki güven konusudur.Birbirinden mal alıp satmak isteyen ihracatçı ile ithalatçı farklı ülkelerde yerleşik bulunmaktadır;birbirlerini belkide hiç tanımazlar ,farklı dilleri konuşur ,farklı paraları kullanırlar.Birbirlerinin ticari ve mali güvenirliği konusundan da yeterli bilgi sahibi olmayabilirler.Bir taraf sorumluluğunu yerine getirmediği takdirde diğerinin onu zorlamasının güç olacağı bilinmektedir.Kısacası ,tarafların birbirlerine güvenmediklerini söylemek her zaman doğru olmasa bile ,ihtiyatlı davranmalarını gerektirecek birçok neden bulunmaktadır.
İşlemler uzak mesafeler arasında yapıldığından ,iç ticaretteki gibi bir taraf malı teslim ederken diğer tarafın aynı anda ona ödemede bulunması söz konusu değildir.İthalatçı ,kendisini güvenceye almak için ,önce malı devralmayı ,daha sonra ödemeyi yapmayı arzularken ,ihracatçı açısından en önemli yol ,ödemenin peşin yapılması ,malın sonra gönderilmesidir. Devamını oku …

Ortak Ticaret Politikası

Avrupa Birliğinin kurulmasındaki temel prensiplere bağlı kalınarak , öngörülen hedeflere ulaşılabilmesi ve üye ülkelerin mevzuat ve uygulamaları arasında yeknesaklığın sağlanabilmesi amacıyla bazı alanlarda ortak politikalar tespit etmiştir. Bu politikalardan biri ticaret politikasıdır. Ortak Ticaret Politikası , gümrük birliği çerçevesinde giderek gelişen bir şekilde ortak kuralların geçerli olduğu bir birleşik Pazar yaratmak amacıyla bir araya gelen üye ülkelerin dış ticaret politikalarının , Topluluk organlarının münhasır yetkisi dahilinde ortak kurallar ve politikalar haline getirilmesi zorunluluğundan doğmuştur. Ortak Ticaret Politikası, dış ticaretin tüm üyeler için haiz olduğu önemi göz önünde bulundurarak, özellikle üçüncü ülkeler kaynaklı malların iç pazarda serbest dolaşım ilkesinin herhangi bir şekilde bozulmasını veya ortaya çıkabilecek trafik sapmalarının üye ülkeler arasında sorun yaratmasını engelleme amacını gütmektedir. Dış ticaret karşılaşılması muhtemel haksız uygulamaların neden olabileceği rekabeti bozucu etkilere karşı tüm üyeleri koruyucu önlem alınmasını gereği ve arzusu da Ortak Ticaret Politikasını yön veren önemli bir noktayı oluşturmaktadır. bunun dışında üye ülkelerin üçüncü ülke pazarlarında kendi aralarındaki rekabeti bozucu haksız eylem girişimlerinin önlenmesi de Ortak Ticaret Politikasının amaçlarından biridir. Devamını oku …

Uluslararası Analizlerin Yararları Ve Bu Analizlerin Önündeki Çeşitli Engeller

Yatırımcılar, hisse senetleri sahipleri, bankerler ve diğer finansal tablo kullanıcılarının uluslararası finansal tabloları analiz etme ve uluslararası kıyaslamalar yapma ihtiyaçları günden güne artmaktadır. Birinci bölümde de tartışıldığı gibi, son yıllarda özelleştirme, ekonomik gelişmeler, sermaye kontrollerinin yumuşaması ve daha başka nedenlerden dolayı uluslararası sermaye hareketlerinde ve uluslararası ticarette önemli gelişmeler olmuştur. Uluslararası finansal tabloları anlama ve kullanma, uluslararası alanda yapılan büyük çaptaki şirket birleşmeleri(evlilikleri) ve devirlerinin artması sonucunda çok daha önemli hale gelmiştir. Uluslararası şirket birleşmeleri 1990’lı yıllarda sürekli olarak artmıştır. Bu birleşmelerin oranı 1987de %0.5 iken aynı oran 1999 yılında %2ye yükselmiştir. Bu birleşmelerin büyük bir bölümü gelişmiş ülkelerde olmaktadır. Sonuç olarak, ticaret küresel hale geldikçe, uluslararası tabloların rekabet, kredi, ticari pazarlıklar gibi bir çok yönden önemi oldukça artmıştır. Ülkeler arası ticarette uygulanan çeşitli engellerin azalması, Avrupa’nın hızla ”Birleşik Tek Pazar” haline gelmesi, tüketici zevk ve tercihlerinin birbirine yakınlaşması, ileri teknolojiye sahip firmaların kendi pazarlarının dışına çıkması sonucunda uluslararası alanda şiddetli bir rekabet ortamı oluşmuştur. Bunların hepsi uluslararası finansal tablolara olan ihtiyacı arttırmaktadır. Devamını oku …

Uluslararasi İşletmelerde Finansal Yönetim

Dünya ekonomilerinin globalleşme eğilimi gelişen teknoloji ile de bütünleşince uluslararası ekonomilerin çağdaş finansman teknikleri gelişmekte olan ülkelerce de kullanılmaya başlanmıştır. Modern dünya ekonomilerinin dinamizmi, tarihsel süreç içinde finansal düşünürleri sürekli yenilikler yaratmaya yöneltmiş ve değişen ihtiyaçlara uygun finansman tekniklerini kullanıcıların hizmetine sunmalarını sağlamıştır. ithal ikamesine dayalı ekonomik büyüme anlayışından, dünya pazarlarıyla rekabet edebilecek kalite ve fiyatta üretim yaparak ihracat gelirlerini artırmak suretiyle büyümeye yönelik “dışa açılışcı” bir ekonomik anlayışın gereği olarak ulusların birbirleri ile olan ilişkileri artmış, işletmenin dış çevre faktörleri ve buna bağlı riskler de giderek büyümüştür.
Ülkeler arasındaki ekonomik dengesizlikler, ülkelerin birbirleri ile olan ticari ilişkilerinde belli para sistemlerinin oluşmasına neden olmuş ve genelde ekonomileri güçlü ülke paraları istikrar unsurları olarak sistemleri sürüklemiştir. Ancak ülkeler kalkındıkça ya da yeni dengeler kuruldukça, genelde “kur” sistemleri dediğimiz süreç değişmelere uğramıştır. Bretton Woods sabit kur sisteminin 1970′li yılların başında terkedilip, dalgalı kur sistemine geçilmesiyle, döviz kurlarının dalgalanırlığı (volatility), döviz kuru risklerinin yönetilmesi gerekliliğini gündeme getirmiştir. Finans dünyası bu aşamadan sonra hergün yeni bir finansal araçla tanışmış, işletmelerin ihtiyacına uygun olarak tasarlanan (tailor made) finansal teknikler geliştirilmiştir. Devamını oku …

Diş Ekonomik İlişkiler

Bir ekonominin değişik kesimleri arasında olduğu gibi, ülkeler arasındada gittikçe artan yoğun ilişkiler vardır. Bu ilişkiler mal hareketleri, hizmet hareketleri ve üretim faktörleri hareketleri olarak görülmekte olup, bütün ülkeler için söz konusudur. Günümüzde hiç bir ülkenin, dış ekonomik ilişkilerden kendini tam olarak soyutlaması düşünülemez. Uluslar arası piyasada ortaya çıkan bir deyişme, bir kriz, derhal iç piyasalara yansır. 1973’ deki petrol krizi, bunun en büyük örneyidir. Uluslararası piyasadaki deyişikliklerin iç piyasa üzerindeki etkileri ülkeden elkeye farklılık arzeder. Bu ülke ekonomisinin dışa açılma derecesine ekonominin büyüklüğüne ve krizin özelliğine bağlı bir husustur. Ülkelerarası ekonomik ilişkilerin nibi önemi, 2. Dünya savaşından beri giderek artmaktadır. Zira uluslararası ticaret hacminin artış hızı, dünya üretim hızından daha fazladır. Ülke ekonomileri arasındaki karşılıklı ekonomik bağlar gittikçe artmaktadır. Gelişmekte olan ekonomilerin iktisadi kalkınma ve sanayileşme problemleri dış ekonomik ilişkilerden önemli ölçüde etkilenmektedir. Uluslararası iktisadi işbirliği kuruluşlarının dış ekonomik ilişkilerdeki etkinlikleri çok artmıştır. Devamını oku …

Ortak Ticaret Politikası

Avrupa Birliğinin kurulmasındaki temel prensiplere bağlı kalınarak , öngörülen hedeflere ulaşılabilmesi ve üye ülkelerin mevzuat ve uygulamaları arasında yeknesaklığın sağlanabilmesi amacıyla bazı alanlarda ortak politikalar tespit etmiştir. Bu politikalardan biri ticaret politikasıdır. Ortak Ticaret Politikası , gümrük birliği çerçevesinde giderek gelişen bir şekilde ortak kuralların geçerli olduğu bir birleşik Pazar yaratmak amacıyla bir araya gelen üye ülkelerin dış ticaret politikalarının , Topluluk organlarının münhasır yetkisi dahilinde ortak kurallar ve politikalar haline getirilmesi zorunluluğundan doğmuştur. Ortak Ticaret Politikası, dış ticaretin tüm üyeler için haiz olduğu önemi göz önünde bulundurarak, özellikle üçüncü ülkeler kaynaklı malların iç pazarda serbest dolaşım ilkesinin herhangi bir şekilde bozulmasını veya ortaya çıkabilecek trafik sapmalarının üye ülkeler arasında sorun yaratmasını engelleme amacını gütmektedir. Dış ticaret karşılaşılması muhtemel haksız uygulamaların neden olabileceği rekabeti bozucu etkilere karşı tüm üyeleri koruyucu önlem alınmasını gereği ve arzusu da Ortak Ticaret Politikasını yön veren önemli bir noktayı oluşturmaktadır. bunun dışında üye ülkelerin üçüncü ülke pazarlarında kendi aralarındaki rekabeti bozucu haksız eylem girişimlerinin önlenmesi de Ortak Ticaret Politikasının amaçlarından biridir. Devamını oku …

Uluslararası Pazarlara Giriş Stratejileri Ve Makro Pazarlama

Yoğun bir rekabetin varolduğu günümüz global pazarlarında başarılı olabilmek için bu pazarlara açılmak isteyen tüm kişi veya kuruluşların her şeyden önce, rekabet ortamını iyi tanımaları ve çağdaş bir pazarlama anlayışını benimsemeleri gerekir. 21. yüzyılda dünyada hızla meydana gelen küreselleşme süreciyle beraber, işletmelerin uluslararası hale gelmesi eğilimi her zaman olduğundan daha fazladır. Özellikle gelişmiş ülkelerdeki işletmeler uluslararası pazarlara doğru genişlemektedirler. Artık günümüz gelişen teknolojisiyle, her gün etkisini üzerimizde daha fazla hissettiğimiz küreselleşmenin, işletmeleri de yeni ve daha çağdaş ticaret ve pazarlama anlayışları benimsemek ve uygulamak durumunda bıraktığı görülmektedir. Küreselleşmenin dışında kalan, globalleşen pazarları görmezden gelen işletmelerin ayakta kalamadıkları, başarıyı yakalayamadıkları açıkça görülmektedir. Küreselleşen pazarlarda, alışılmış ulusal ve bölgesel farklılıklar ortadan kalkmaktadır. Bir işletmenin, modası geçmiş, geçen yılın modellerini az gelişmiş ülkelere sattığı günler tarihe kavuşmaktadır. İşletmeler, yüzeysel, bölgesel ve uluslararası farklılıkları görmezlikten gelerek dünyayı tek büyük bir pazar olarak kabul edip, öyle faaliyet göstermeyi öğrenmelidirler. Günümüzde hem Türkiye’de hem diğer ülkelerde –özellikle 1980’lerin başından beri- hayli yoğun biçimde işletmelerin uluslar arası pazarlara açılması, uluslararasılaşma, hatta globalleşme eğilimi görülmektedir. Bu gelişmelerin başlıca nedenleri arasında iç pazarların durgunluğu, ülke içinde hükümet sınırlamaları veya dış pazarlara açılmaya verilen teşvikler, dış ülkelerde yabancılara konulan ticari engellerin gitgide azalması ve pazarların globalleşme eğilimi sayılabilir. Devamını oku …

Özbekistan’ın Diğer Ülkelerle Olan İlişkileri Ve Uluslararası Platformda Atılan Adımlar

RUSYA FEDARASYONU İLE İLİŞKİLER
Özbekistan’da diğer orta Asya Cumhuriyetleri gibi bağımsızlığını kazandıktan sonra Rusya Federasyonu ile ortak ekonomik entegrasyon içinde bulunmayı ve “Ruble Bölgesi’nde kalmayı yeğlemiştir. Fakat daha sonra Özbekistan kendi parasını tedavüle sokmuştur ve Haziran 1994’ten itibaren “Som” kullanılmaya başlanmıştır.
Özbekistan geniş petrol, doğal gaz ve kömür yataklarına sahip olmasına, ayrıca Namangan ve Fergana bölgelerinde geniş petrol yatakları ortaya çıkarılmasına rağmen üretimin büyük kısmı iç tüketimde kullanılmakta ve gerekli rafineri kapasitesinin olmaması nedeniyle Rusya’dan yapılan akaryakıt sevkiyatına bağımlı kalınmaktaydı. Bu durum Özbekistan ve Rusya arasındaki ilişkileri etkilemekteydi. Günümüzde ise durum biraz değişmiştir. Özbekistan bölgede başat güç olmaya oynayan bir ülkedir. Bu anlamda en büyük rakibi Rusya’dır. Rusya ile olan ilişkiler bu zeminde yürütülmektedir. Rusya’nın eskiden beri uğraştığı konu Özbek pamuğunu almak ve ona Amerikan pazarında ve uluslar arası pazarda yer bulmaktır. Bu yüzden Rusya Özbekistan’la olan ilişkilerinde titiz davranmaktadır. Özbekistan bölgede güçlü olabilecek ve Rusya ile rekabet edebilecek potansiyele sahiptir ve Rusya ile olan ilişkileri de bu boyutta devam etmektedir. İki ülkede bölgede başat güç olmaya oynamaktadır. Bu bağlamda Özbekistan’ın büyük sorunu eğitimli, kalifiye eleman yetersizliğidir. Teknik alanlarda çalışan kalifiye elemanların çoğu Rus ve Ukraynalılardır. Bunların göç etmesi Özbekistan’da ciddi bir sorunu da beraberinde getirmiştir. Devamını oku …

Dünya Ticaretinin Küreselleşmesi Ve Dünya Ticaret Örgütü

1929 Dünya buhranından sonra, bütün ülkeler merkantilist bir felsefe ile ithalatı yasaklama ve kısıtlama yoluna gittikleri için dünya ticareti durma noktasına kadar gelmiştir. Bu tarihten sonra hemen hemen bütün ülkeler yüksek tarifeler, kotalar, döviz kontrolleri, ithalat yasakları gibi koruyucu önlemlerin arkasına ekonomilerini gizlemişlerdir. Amaç yerli sanayileri korumak, yurtiçi üretimi artırmak ve yurt içinde katma değer yaratarak işsizlik sorununa da çözüm bulmak idi. Komşuyu fakirleştirme politikası da denilen dış ticareti kısıtlayıcı misillemelere dayanan uygulamalar az gelişmiş ülke ekonomilerinin kalkınmasını ve gelişmiş ülke ekonomilerinin büyümesini engelliyordu. Sanayi devriminden sonra stokta biriken malları ihraç etmek için, özellikle sanayileşmiş ülkeler serbest ticaretin faydaları üzerinde durmaya ve dünya ticaretini serbestleştirme çabaları içine girmişlerdir. Ancak araya ikinci dünya savaşının girmesiyle bu çalışmalar hızını kesmiş, ikinci Dünya Savaşından sonra ise hız kazanmıştır. Dünya ticaretini serbestleştirmek için 1944 yılında Bretton Woods Konferansı düzenlenmiştir. Bu konferansta uluslararası ekonomik faaliyetleri geliştirmek için üç kuruluşun kurulması kararlaştırılmıştır. Böylece dünya ekonomisi üç ayaklı bir saç ayağı üzerine oturtulacaktı. Bunlar;
a) Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD): Uluslararası yatırımlara finansman imkanları sağlayacak, azgelişmiş bölgelerin kalkınmasına yardımcı olacaktı. Daha sonra kurulduğunda adı Dünya Bankası olarak değişmiştir. Devamını oku …

İhracatın Tanımı

Bir memleketin üretmiş olduğu ürünlerini başka ülkelere kar ve döviz girdisi sağlamak için satmasıdır. Ödemeler bilançosunda ihracat yabancı ülkelere satılan emtiayı kapsar. İhracat, ithalatla birlikte görünen kalemleri oluşturur; görünmeyen kalemler ise hizmetler tarafından oluşturulur. İhracat bedelleri FOB (free on board) olarak yani ihracatçı ülkeden çıkıştaki değerlere göre hesaplanır. Gümrük istatistikleri ihracat hakkında bilgi sağlar. Ülkeler arasındaki rekabetten dolayı herhangi bir ülkenin ihracat esnekliği bu ülkenin sanayileşme ve uzmanlaşma derecesi ile doğru orantılıdır. Devamını oku …

Finansman ihtiyacının karşılanmasında iç borçlar,bazı kavram ve tanımlar

Bütçe Açıklarının Tanımı

Artan harcamaların olağan gelirlerle karşılanamaması sonucunda bütçe açık vermekte ve söz konusu açığın finanse edilebilmesi amacıyla ilave kaynağa ihtiyaç duyulmaktadır. Oluşan bütçe açıklarının finansman kaynaklarının incelenmesine geçmeden önce, bütçe açıkları ile ilgili verileri doğru bir şekilde ele alıp, yorumlayabilmek için iktisat literatüründe yer alan açık tanımlarını gözden geçirmek gerekmektedir.

Klasik Tanım, gelir ile gider arasındaki farkı ifade etmektedir.

Bütçe Açığı = Bütçe Gelirleri – Bütçe Harcamaları

Klasik tanımda, faiz ödemelerinin bütçe harcamaları içinde yer alması nedeniyle, enflasyonist ortamlarda nominal faiz oranlarının da yükselmesi bütçe harcamalarını, dolayısıyla bütçe açığını olumsuz yönde etkileyecektir. Başka bir ifadeyle, bütçe gelir-gider dengesindeki gelişmeler faiz ödemelerini de içerdiği için, geçmiş yıllarda oluşan bütçe açıklarının etkisini içinde bulunulan yıla taşımaktır. Bu nedenle, uygulanan bütçe politikasının gerçek etkisini ölçmek için alternatif yaklaşımlara ihtiyaç duyulmuş ve birincil ve operasyonel (işlevsel) bütçe açığı kavramları geliştirilmiştir1. Devamını oku …

Diş Ekonomik İlişkiler

A- Konunun mahiyeti

Bir ekonominin değişik kesimleri arasında olduğu gibi, ülkeler arasındada gittikçe artan yoğun ilişkiler vardır. Bu ilişkiler mal hareketleri, hizmet hareketleri ve üretim faktörleri hareketleri olarak görülmekte olup, bütün ülkeler için söz konusudur. Günümüzde hiç bir ülkenin, dış ekonomik ilişkilerden kendini tam olarak soyutlaması düşünülemez. Uluslar arası piyasada ortaya çıkan bir deyişme, bir kriz, derhal iç piyasalara yansır. 1973’ deki petrol krizi, bunun en büyük örneyidir. Uluslararası piyasadaki deyişikliklerin iç piyasa üzerindeki etkileri ülkeden elkeye farklılık arzeder. Bu ülke ekonomisinin dışa açılma derecesine ekonominin büyüklüğüne ve krizin özelliğine bağlı bir husustur.

Ülkelerarası ekonomik ilişkilerin nibi önemi, 2. Dünya savaşından beri giderek artmaktadır. Zira uluslararası ticaret hacminin artış hızı, dünya üretim hızından daha fazladır. Ülke ekonomileri arasındaki karşılıklı ekonomik bağlar gittikçe artmaktadır. Gelişmekte olan ekonomilerin iktisadi kalkınma ve sanayileşme problemleri dış ekonomik ilişkilerden önemli ölçüde etkilenmektedir. Uluslararası iktisadi işbirliği kuruluşlarının dış ekonomik ilişkilerdeki etkinlikleri çok artmıştır. Devamını oku …

Avrupa Birliği – Türkiye Gümrük Birliği

Gümrük Birliği hakkında sorular ve yanıtlar
Gümrük Birliği tam olarak nedir?
Bir Gümrük Birliği demek, malların tek bir gümrük alanı içinde olduğu gibi serbestçe dolaşabilmeleri ve tarafların üçüncü ülkelerden gelen ithalat için aynı dış tarifeyi ve aynı ticaret politikasını uygulamaları demektir. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği, tipik bir gümrük birliğinin ötesine gitmektedir çünkü, rekabet, teknik mevzuatın uyumlulaştırılması, tekellerin kaldırılması ve fikrî mülkiyetin korunması gibi ilave bazı konuları içine almaktadır. Bu ilave unsurların amacı, piyasaları daha da bütünleştirmek ve Türkiye’yi AB’ye daha çok yaklaştırmaktır.
Hangi ürünler Gümrük Birliği’nin kapsamındadır?
Gümrük Birliği, sanayi mallarında ve işlenmiş tarım ürünlerinde yapılan ticareti kapsar. Ancak, Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girmesinden hemen sonra, AB ve Türkiye arasında ihale piyasalarının karşılıklı olarak açılmasına ve hizmet ticaretinin serbestleştirilmesine yönelik müzakereler başlatılması için Ortaklık Konseyi tarafından bir tarih belirlenmesi gerekti. Ayrıca, AB ve Türkiye arasında bir ortaklık kuran Ankara Anlaşması, iki taraf arasında yerleşme özgürlüğü ve hizmet sunma özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaların kaldırılmasını öngörür. Taraflar arasında hizmetlerin ve kamu alımlarının serbestleştirilmesi için müzakereler başlamıştır.
Gümrük Birliği AB için mi, Türkiye için mi daha yararlıdır? Devamını oku …

Doğrudan Yabancı Yatırımlara İlişkin uluslararası Düzenlemeler (Özet)

Konuşmama başlamadan önce bir hukukçu olarak böyle bir konuya gösterilen ilgiye şaşırdığımı söylemek istiyorum. Doğrusu bu kadar beklemiyordum. Esasında, yabancı yatırımlar konusu bir hukukçu açısından bakıldığında tuhaf bir konudur. Çünkü böyle bir konuya girdiğiniz andan itibaren çok değişik mülahazalarla da karşı karşıya kalmaktasınız. Konunun hem siyasal boyutu, hem de ekonomik boyutu vardır. Bir konunun hukuken sunulmasında aslında biz hukukçular bu siyasal ve ekonomik mülahazalardan kurtulmaya çalışırız. Ne yazık ki, yabacı yatırımlar konusunda bu politik ve ekonomik mülahazalardan kurtulmak pek de kolay değildir. Uzun yıllardan beri yabancı sermaye veya yabancı yatırımlar konusunun ele alınışı ve gelişme seyri, bu politik ve ekonomik mülahazalardan kurtulmayı güçleştirmektedir. Aynı şekilde, yabancı yatırımların uluslararası korunması bakımından da aynı mülahazaların karşımıza çıktığını görmekteyiz. Bir kere, bazı ülkelere baktığımızda şunu görmekteyiz ki, bu ülkeler yabancı yatırımlar konusunda ülkenin devlet politikası olarak liberal bir rejim izlemek isterken, toplumsal katmanlarda yabancı yatırıma karşı daha en başından kategorik olarak düşmanlık izlenmektedir; ya da yabancı yatırımı ülkesine çekmek isteyen gelişmekte olan ülkelerde yabancı yatırımın teşviki bakımından söz konusu olabilecek bir takım önlemlere bile çok büyük tepkiler olduğunu görmekteyiz. Örneğin, konunun uzmanı olmayan hukukçular arasında bile tahkim tüm ayrıntılarıyla bilinen bir konu değildir. Biraz sonra konunun esasına girdiğimizde tahkimin yabancı yatırımlar konusunda ne kadar önemli olduğunu göreceğiz; buna karşılık, hem yabancı yatırımın gelmesini isteyip, hem de yabancı yatırım için uygun bir hukuki iklim hazırlamak bakımından tahkim Devamını oku …

Dünyada Yabancı Sermaye Akımları

Bir yeni Merkez Bankası eğitim seminerinde sizlerle birlikte olmanın bende yarattığı mutluluğu ifade ederek ve hepinizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum. Bu kez konu Avrupa Birliği veya euro değil, yabancı sermaye. Biraz daha açık ifade etmek gerekirse, dolaysız yabancı yatırımlar veya dolaysız yabancı sermaye olarak seçildi ve bunun bir yandan istikrar programıyla bir yandan ekonomik büyümeyle olan ilişkileri seminere katılan çok değerli konuşmacılar tarafından işlendi ve işlenecek. Konu Türkiye açısından gerçekten çok önem taşıyan bir konu. Önem halen her yıl ülkemize gelen bu yabancı dolaysız yatırımların büyüklüğünden veya ülkemizde bu konuda birikmiş stoğun öneminden kaynaklanmıyor. Bu konuda bazı rakamları dünya ülkeleriyle birlikte karşılaştırmalı olarak inceleyeceğiz. Konunun önemi Türkiye’nin bir yandan bu istikrar programı uyarınca ekonomik istikrarı sağlamaya çalışırken bir yandan da nüfusunun beklentileri, işsizlerin sayısı vs. gibi birçok sorun karşısında ekonomik büyümesini hızlandırma zorunluluğundan kaynaklanıyor.
Ekonomik büyümeyi hızlandırabilmek için yurtiçinde mevcut kaynaklar maalesef yeterli değil. Dolayısıyla yabancı kaynaklara ve özellikle bunlar içinde en sağlam, en güvenilir, en uzun vadeyle gittiği yerde kalan üretim ve istihdam yaratan yabancı tasarruflara ihtiyacımız vardır. Bunlardan bugüne kadar kullandığımızdan çok daha fazla yararlanmak zorundayız. Bunu da yapabiliriz. Birtakım ülkelere ne kadar sermaye gittiğini tablolarda göreceğiz ve bunlar bizi çok düşündürecek. Beni çok düşündürüyor şahsen. Yani Çek Cumhuriyetine 5 milyar dolar dolaysız yatırım yapıldığı bir yerde Türkiye’ye 7 – 800 milyon dolar anca geliyorsa burada bir yanlışlık var, yanlışlık da bizde diye düşünüyorum. İşin politika kısmını herhalde son on beş Devamını oku …

Dünyada ve Türkiye’de yabancı sermaye yatırımları ve beklentiler

I.YABANCI SERMAYE YATIRIMLARI
1.Yabancı Sermaye Yatırımlarına Genel Bir Bakış
Az gelişmiş veya gelişmekte olun ülkelerin gelişim süreçlerini tamamlayabilmeleri ekonomiyi sağlam temellere oturtarak, gelişmişlik seviyesine ulaşabilmeleri için sağlam yatırımlara girişmeleri de zorunlu olmaktadır. Bu ülkelerin söz konusu yatırımları gerçekleştirebilmeleri için sermayeye ihtiyacı vardır. İç kaynaklar bu ihtiyacı gidermekte yeterli olamıyorsa ülkeler bu sorunu halletmek için, iç kaynaklarla karşılanamayan bölümünü temin edebilmek amacıyla ülke dışı kaynaklardan sermaye ithal etmek durumundadırlar.
İşte, bir ülkenin karşılığını sonradan ödemek üzere dış kaynaklardan elde edeceği ve ekonomik gücüne ekleyebileceği mali veya teknolojik kaynaklara yabancı sermaye denir . Yabancı sermayenin geldiği ülkede yatırım yapması halinde döviz veya kapital malı olarak bir giriş olduğu halde teknik işbirliği, patent yolu gibi teknolojik yatırımlarda böyle bir durum olmayabilir .
Yabancı sermaye yatırımları çeşitli şekillerde hareket ederler. Sermaye bağış şeklinde olabileceği gibi borçlanma (Kredi) şeklinde de olabilir. Diğer bir yol da, doğrudan yapılan yatırımlardır. Bu çeşitli sermaye ile kabul eden ülkede fiilen bir yatırıma girişme, katılma söz konusudur.
Devamını oku …

Çok uluslu Şirketler Ve Endüstri İlişkilerine Etkileri

Çok uluslu şirketler (ÇUŞ), günümüzde en fazla gündeme gelen üzerinde yoğun tartışmaların yapıldığı şirketlerdir. ÇUŞ’in halen bütün yazarlar tarafından kabul edilen bir tanımı bulunmamakta, birçok yazar ÇUŞ’in farklı özelliklerini dikkate alarak bu şirketleri tanımlamaya çalışmaktadır. Tanımlar farklılaşsa da ÇUŞ’in ortak özellikleri; birden fazla ülkede işlev göstermeleri, merkezi denetim, bütün şirket bölümleri için birbirine uygun yeknesak bir politika izlenmesi, çeşitli ülkelerdeki yavru şirketlerin işlevlerini kontrol eden teşebbüsler olması şeklinde sıralanabilir. Bu özellikler dikkate alındığında “ÇUŞ’in genel merkezi belli bir ülkede olduğu halde, işlevlerini bir veya birden fazla ülkede kendi tarafından koordine edilen şubeler, yavru şirketler veya bağlı şirketler aracılığıyla ve genel merkez tarafından kararlaştırılan bir işletme politikasına uygun olarak yürüten büyük şirketlerdir. Bu şirketlerin yatırım, üretim, araştırma işlevi ve personel politikası ile ilgili stratejik kararları ana merkezin bulunduğu genel merkezde alınmaktadır” (Kutal-Büyükuslu, 1996,29-35).
ÇUŞ’in geçmişi oldukça eskidir. Tutarlı şekilde sınıflandırılmış veriler olmamasına karşılık dünya ekonomisinde imalat alanında ÇUŞ’in XIX. yüzyılın ortalarında ortaya çıktıkları ve II.Dünya Savaşı’na kadar kurumlaştıkları konusunda geniş bilgi bulunmaktadır (Hirst-Thompson, 1996,46) İlk olarak Avrupa şirketleri daha sonra bazı ABD şirketleri birçok ülkede işlev görmeye başlamışlardır (Kutal-Büyükuslu,1996,35). II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD şirketleri, 1950 ‘lerden sonra İngiliz ve Avrupa şirketleri işlev gördükleri alanı genişletmişlerdir. Son dönemlerde Japonya, Brezilya, Güney Kore şirketleri kendi ülkeleri dışında yoğun biçimde yatırıma yönelmişlerdir (Jackson, 1992,114). Devamını oku …

Amerikan Ekonomisinin Ana Hatları

SÜREKLİLİK VE DEĞİŞİKLİK
Birleşik Devletler XXI. Yüzyıl’a bugüne kadar olandan daha büyük ve çok açıdan daha başarılı bir ekonomiyle girdi.XX. Yüzyıl’ın ilk yarısında iki dünya savaşı ve bir küresel bunalım atlatmakla kalmadı, Yüzyıl’ın ikinci yarısında da Sovyetler Birliği ile arasında 40 yıl süren Soğuk Savaş’tan yüksek enflasyona, büyük işsizliğe ve muazzam federal bütçe açıklarına kadar yayılan sorunlara karşı giriştiği uzun mücadeleden de başarıyla çıktı. Ulus nihayet 1990’larda bir ekonomik rahatlama dönemi yaşadı; fiyatlarda istikrara kavuşuldu, işsizlik son on yılın en düşük düzeyinde gerçekleşti ve sermaye piyasasında da görülmemiş bir patlama oldu.
Amerika’nın gayrı safi milli hasılası – toplam mal ve hizmet üretimi – 1998’de 8,5 trilyon doları aştı.Birleşik Devletler dünya nüfusunun yüzde 5’inden azına sahip olmasına karşın, dünya ekonomik üretiminin yüzde 25’inden fazlasını gerçekleştirdi. Dünyanın ikinci en büyük ekonomisine sahip bulunan Japonya, bunun ancak yarısını üretebildi. Devamını oku …

Ortak Ticaret Politikası

Avrupa Birliğinin kurulmasındaki temel prensiplere bağlı kalınarak , öngörülen hedeflere ulaşılabilmesi ve üye ülkelerin mevzuat ve uygulamaları arasında yeknesaklığın sağlanabilmesi amacıyla bazı alanlarda ortak politikalar tespit etmiştir. Bu politikalardan biri ticaret politikasıdır. Ortak Ticaret Politikası , gümrük birliği çerçevesinde giderek gelişen bir şekilde ortak kuralların geçerli olduğu bir birleşik Pazar yaratmak amacıyla bir araya gelen üye ülkelerin dış ticaret politikalarının , Topluluk organlarının münhasır yetkisi dahilinde ortak kurallar ve politikalar haline getirilmesi zorunluluğundan doğmuştur. Ortak Ticaret Politikası, dış ticaretin tüm üyeler için haiz olduğu önemi göz önünde bulundurarak, özellikle üçüncü ülkeler kaynaklı malların iç pazarda serbest dolaşım ilkesinin herhangi bir şekilde bozulmasını veya ortaya çıkabilecek trafik sapmalarının üye ülkeler arasında sorun yaratmasını engelleme amacını gütmektedir. Dış ticaret karşılaşılması muhtemel haksız uygulamaların neden olabileceği rekabeti bozucu etkilere karşı tüm üyeleri koruyucu önlem alınmasını gereği ve arzusu da Ortak Ticaret Politikasını yön veren önemli bir noktayı oluşturmaktadır. bunun dışında üye ülkelerin üçüncü ülke pazarlarında kendi aralarındaki rekabeti bozucu haksız eylem girişimlerinin önlenmesi de Ortak Ticaret Politikasının amaçlarından biridir.
Ortak Ticaret Politikasının uygulanmasına yönelik araçların çoğu ithalatta ortaya çıkabilecek ve topluluk üreticileri üzerinde ciddi zarar veya zarar tehdidi yaratabilecek durmların önlenmesine ilişkindir. GATT müzakereleri neticesinde tarifelerin iç piyasaları düzenleyici etkisinin büyük ölçüde ortadan kalkmış olması sonucunda, hem hassas olarak algılanan sektörlerin korunması, hem de rekabetin sürdürülmesi gayesine yönelik olarak ithalatta serbest dolaşımı en az etkileyecek ve iç pazarı dış ortamın olumsuz yönlerinden koruyacak ortak korunma araçlarına ihtiyaç duyulmuştur. Ortak Ticaret Politikası ve Ortak Korunma Araçları bu bakımdan topluluk için büyük önem taşımaktadır.
Diğer taraftan üye ülkelerin ikili veya çok taraflı uluslar arası ilişkilerin çerçevesinde, birbirlerinden bağımsız olarak anlaşma müzakerelerine girişmeleri ve bunları uygulamaya koymaları durumunda bu anlaşmaların içerdikleri tarife tavizleri ve diğer ticari hükümler nedeniyle ortak pazarda sorunlarda karşılaşılması kaçınılmazdır. Devamını oku …