Sustained export growth represents an essential component in any adjustment package designed to achieve simultaneous adjustment and growth. In the face of a binding current account constraint and to the extent that import substitution are severely limited, the resumption of growth can often only be achieved through faster export expansion. The diverging experience between Latin American and East Asian countries nderscores the contribution of export growth in limiting the costs of the adjustment process. (Sachs, 1985).
Not surprisingly, the past decade has witnessed a significant shift in the orientation of trade policy in many developing countries, with a sizeable reduction in the bias against export-oriented activities. (Ktuger, 1990). Yet the question remains whether the response of exports to the new and more favorable set of incentives is sufficient to allow developing countries to resume growth without jeopardizing their external accounts. Both Dongues and Riedel (1977) and Balassa et al. (1986) argue that exports exhibit a significant response to changes in relative prices. Moran (1988), however, fails to find significant price elasticities for a large sample of LDCs. Similarly; Sachs (1989) concludes export growth occurs mainly in the presence of large unemployment of domestic resources. This would suggest that often developing countries are forced to place excessive reliance on expenditure-reducing policies to achieve a viable current account balances because of limited effectiveness of expenditures-switching policies (Faini and de Melo, 1990)
And Turkey has undergone a radical shift in its trade incentive structure and has witnessed a sustained expansion in its exports. Especially after 1980s due to liberalization policies the export pattern of Turkey has changed radically. It is sometimes argued that strong export growth in developing countries occurs mainly in the presence of large unemployment of domestic resource, with price reforms playing relatively minor role. We will question whether relative prices and capacity are significant determinants of export growth for the period 1982-99.
58 views
Bir dış ticaret işleminde en önemli sorunlardan birisi ihracatçı ile ithalatçı arasındaki güven konusudur.Birbirinden mal alıp satmak isteyen ihracatçı ile ithalatçı farklı ülkelerde yerleşik bulunmaktadır;birbirlerini belkide hiç tanımazlar ,farklı dilleri konuşur ,farklı paraları kullanırlar.Birbirlerinin ticari ve mali güvenirliği konusundan da yeterli bilgi sahibi olmayabilirler.Bir taraf sorumluluğunu yerine getirmediği takdirde diğerinin onu zorlamasının güç olacağı bilinmektedir.Kısacası ,tarafların birbirlerine güvenmediklerini söylemek her zaman doğru olmasa bile ,ihtiyatlı davranmalarını gerektirecek birçok neden bulunmaktadır.
İşlemler uzak mesafeler arasında yapıldığından ,iç ticaretteki gibi bir taraf malı teslim ederken diğer tarafın aynı anda ona ödemede bulunması söz konusu değildir.İthalatçı ,kendisini güvenceye almak için ,önce malı devralmayı ,daha sonra ödemeyi yapmayı arzularken ,ihracatçı açısından en önemli yol ,ödemenin peşin yapılması ,malın sonra gönderilmesidir.
232 views
Avrupa Birliğinin kurulmasındaki temel prensiplere bağlı kalınarak , öngörülen hedeflere ulaşılabilmesi ve üye ülkelerin mevzuat ve uygulamaları arasında yeknesaklığın sağlanabilmesi amacıyla bazı alanlarda ortak politikalar tespit etmiştir. Bu politikalardan biri ticaret politikasıdır. Ortak Ticaret Politikası , gümrük birliği çerçevesinde giderek gelişen bir şekilde ortak kuralların geçerli olduğu bir birleşik Pazar yaratmak amacıyla bir araya gelen üye ülkelerin dış ticaret politikalarının , Topluluk organlarının münhasır yetkisi dahilinde ortak kurallar ve politikalar haline getirilmesi zorunluluğundan doğmuştur. Ortak Ticaret Politikası, dış ticaretin tüm üyeler için haiz olduğu önemi göz önünde bulundurarak, özellikle üçüncü ülkeler kaynaklı malların iç pazarda serbest dolaşım ilkesinin herhangi bir şekilde bozulmasını veya ortaya çıkabilecek trafik sapmalarının üye ülkeler arasında sorun yaratmasını engelleme amacını gütmektedir. Dış ticaret karşılaşılması muhtemel haksız uygulamaların neden olabileceği rekabeti bozucu etkilere karşı tüm üyeleri koruyucu önlem alınmasını gereği ve arzusu da Ortak Ticaret Politikasını yön veren önemli bir noktayı oluşturmaktadır. bunun dışında üye ülkelerin üçüncü ülke pazarlarında kendi aralarındaki rekabeti bozucu haksız eylem girişimlerinin önlenmesi de Ortak Ticaret Politikasının amaçlarından biridir.
287 views
Yatırımcılar, hisse senetleri sahipleri, bankerler ve diğer finansal tablo kullanıcılarının uluslararası finansal tabloları analiz etme ve uluslararası kıyaslamalar yapma ihtiyaçları günden güne artmaktadır. Birinci bölümde de tartışıldığı gibi, son yıllarda özelleştirme, ekonomik gelişmeler, sermaye kontrollerinin yumuşaması ve daha başka nedenlerden dolayı uluslararası sermaye hareketlerinde ve uluslararası ticarette önemli gelişmeler olmuştur. Uluslararası finansal tabloları anlama ve kullanma, uluslararası alanda yapılan büyük çaptaki şirket birleşmeleri(evlilikleri) ve devirlerinin artması sonucunda çok daha önemli hale gelmiştir. Uluslararası şirket birleşmeleri 1990’lı yıllarda sürekli olarak artmıştır. Bu birleşmelerin oranı 1987de %0.5 iken aynı oran 1999 yılında %2ye yükselmiştir. Bu birleşmelerin büyük bir bölümü gelişmiş ülkelerde olmaktadır. Sonuç olarak, ticaret küresel hale geldikçe, uluslararası tabloların rekabet, kredi, ticari pazarlıklar gibi bir çok yönden önemi oldukça artmıştır. Ülkeler arası ticarette uygulanan çeşitli engellerin azalması, Avrupa’nın hızla ”Birleşik Tek Pazar” haline gelmesi, tüketici zevk ve tercihlerinin birbirine yakınlaşması, ileri teknolojiye sahip firmaların kendi pazarlarının dışına çıkması sonucunda uluslararası alanda şiddetli bir rekabet ortamı oluşmuştur. Bunların hepsi uluslararası finansal tablolara olan ihtiyacı arttırmaktadır.
33 views
Dünya ekonomilerinin globalleşme eğilimi gelişen teknoloji ile de bütünleşince uluslararası ekonomilerin çağdaş finansman teknikleri gelişmekte olan ülkelerce de kullanılmaya başlanmıştır. Modern dünya ekonomilerinin dinamizmi, tarihsel süreç içinde finansal düşünürleri sürekli yenilikler yaratmaya yöneltmiş ve değişen ihtiyaçlara uygun finansman tekniklerini kullanıcıların hizmetine sunmalarını sağlamıştır. ithal ikamesine dayalı ekonomik büyüme anlayışından, dünya pazarlarıyla rekabet edebilecek kalite ve fiyatta üretim yaparak ihracat gelirlerini artırmak suretiyle büyümeye yönelik “dışa açılışcı” bir ekonomik anlayışın gereği olarak ulusların birbirleri ile olan ilişkileri artmış, işletmenin dış çevre faktörleri ve buna bağlı riskler de giderek büyümüştür.
Ülkeler arasındaki ekonomik dengesizlikler, ülkelerin birbirleri ile olan ticari ilişkilerinde belli para sistemlerinin oluşmasına neden olmuş ve genelde ekonomileri güçlü ülke paraları istikrar unsurları olarak sistemleri sürüklemiştir. Ancak ülkeler kalkındıkça ya da yeni dengeler kuruldukça, genelde “kur” sistemleri dediğimiz süreç değişmelere uğramıştır. Bretton Woods sabit kur sisteminin 1970′li yılların başında terkedilip, dalgalı kur sistemine geçilmesiyle, döviz kurlarının dalgalanırlığı (volatility), döviz kuru risklerinin yönetilmesi gerekliliğini gündeme getirmiştir. Finans dünyası bu aşamadan sonra hergün yeni bir finansal araçla tanışmış, işletmelerin ihtiyacına uygun olarak tasarlanan (tailor made) finansal teknikler geliştirilmiştir.
579 views
Bir ekonominin değişik kesimleri arasında olduğu gibi, ülkeler arasındada gittikçe artan yoğun ilişkiler vardır. Bu ilişkiler mal hareketleri, hizmet hareketleri ve üretim faktörleri hareketleri olarak görülmekte olup, bütün ülkeler için söz konusudur. Günümüzde hiç bir ülkenin, dış ekonomik ilişkilerden kendini tam olarak soyutlaması düşünülemez. Uluslar arası piyasada ortaya çıkan bir deyişme, bir kriz, derhal iç piyasalara yansır. 1973’ deki petrol krizi, bunun en büyük örneyidir. Uluslararası piyasadaki deyişikliklerin iç piyasa üzerindeki etkileri ülkeden elkeye farklılık arzeder. Bu ülke ekonomisinin dışa açılma derecesine ekonominin büyüklüğüne ve krizin özelliğine bağlı bir husustur. Ülkelerarası ekonomik ilişkilerin nibi önemi, 2. Dünya savaşından beri giderek artmaktadır. Zira uluslararası ticaret hacminin artış hızı, dünya üretim hızından daha fazladır. Ülke ekonomileri arasındaki karşılıklı ekonomik bağlar gittikçe artmaktadır. Gelişmekte olan ekonomilerin iktisadi kalkınma ve sanayileşme problemleri dış ekonomik ilişkilerden önemli ölçüde etkilenmektedir. Uluslararası iktisadi işbirliği kuruluşlarının dış ekonomik ilişkilerdeki etkinlikleri çok artmıştır.
121 views
Avrupa Birliğinin kurulmasındaki temel prensiplere bağlı kalınarak , öngörülen hedeflere ulaşılabilmesi ve üye ülkelerin mevzuat ve uygulamaları arasında yeknesaklığın sağlanabilmesi amacıyla bazı alanlarda ortak politikalar tespit etmiştir. Bu politikalardan biri ticaret politikasıdır. Ortak Ticaret Politikası , gümrük birliği çerçevesinde giderek gelişen bir şekilde ortak kuralların geçerli olduğu bir birleşik Pazar yaratmak amacıyla bir araya gelen üye ülkelerin dış ticaret politikalarının , Topluluk organlarının münhasır yetkisi dahilinde ortak kurallar ve politikalar haline getirilmesi zorunluluğundan doğmuştur. Ortak Ticaret Politikası, dış ticaretin tüm üyeler için haiz olduğu önemi göz önünde bulundurarak, özellikle üçüncü ülkeler kaynaklı malların iç pazarda serbest dolaşım ilkesinin herhangi bir şekilde bozulmasını veya ortaya çıkabilecek trafik sapmalarının üye ülkeler arasında sorun yaratmasını engelleme amacını gütmektedir. Dış ticaret karşılaşılması muhtemel haksız uygulamaların neden olabileceği rekabeti bozucu etkilere karşı tüm üyeleri koruyucu önlem alınmasını gereği ve arzusu da Ortak Ticaret Politikasını yön veren önemli bir noktayı oluşturmaktadır. bunun dışında üye ülkelerin üçüncü ülke pazarlarında kendi aralarındaki rekabeti bozucu haksız eylem girişimlerinin önlenmesi de Ortak Ticaret Politikasının amaçlarından biridir.
24 views
Yoğun bir rekabetin varolduğu günümüz global pazarlarında başarılı olabilmek için bu pazarlara açılmak isteyen tüm kişi veya kuruluşların her şeyden önce, rekabet ortamını iyi tanımaları ve çağdaş bir pazarlama anlayışını benimsemeleri gerekir. 21. yüzyılda dünyada hızla meydana gelen küreselleşme süreciyle beraber, işletmelerin uluslararası hale gelmesi eğilimi her zaman olduğundan daha fazladır. Özellikle gelişmiş ülkelerdeki işletmeler uluslararası pazarlara doğru genişlemektedirler. Artık günümüz gelişen teknolojisiyle, her gün etkisini üzerimizde daha fazla hissettiğimiz küreselleşmenin, işletmeleri de yeni ve daha çağdaş ticaret ve pazarlama anlayışları benimsemek ve uygulamak durumunda bıraktığı görülmektedir. Küreselleşmenin dışında kalan, globalleşen pazarları görmezden gelen işletmelerin ayakta kalamadıkları, başarıyı yakalayamadıkları açıkça görülmektedir. Küreselleşen pazarlarda, alışılmış ulusal ve bölgesel farklılıklar ortadan kalkmaktadır. Bir işletmenin, modası geçmiş, geçen yılın modellerini az gelişmiş ülkelere sattığı günler tarihe kavuşmaktadır. İşletmeler, yüzeysel, bölgesel ve uluslararası farklılıkları görmezlikten gelerek dünyayı tek büyük bir pazar olarak kabul edip, öyle faaliyet göstermeyi öğrenmelidirler. Günümüzde hem Türkiye’de hem diğer ülkelerde –özellikle 1980’lerin başından beri- hayli yoğun biçimde işletmelerin uluslar arası pazarlara açılması, uluslararasılaşma, hatta globalleşme eğilimi görülmektedir. Bu gelişmelerin başlıca nedenleri arasında iç pazarların durgunluğu, ülke içinde hükümet sınırlamaları veya dış pazarlara açılmaya verilen teşvikler, dış ülkelerde yabancılara konulan ticari engellerin gitgide azalması ve pazarların globalleşme eğilimi sayılabilir.
464 views
RUSYA FEDARASYONU İLE İLİŞKİLER
Özbekistan’da diğer orta Asya Cumhuriyetleri gibi bağımsızlığını kazandıktan sonra Rusya Federasyonu ile ortak ekonomik entegrasyon içinde bulunmayı ve “Ruble Bölgesi’nde kalmayı yeğlemiştir. Fakat daha sonra Özbekistan kendi parasını tedavüle sokmuştur ve Haziran 1994’ten itibaren “Som” kullanılmaya başlanmıştır.
Özbekistan geniş petrol, doğal gaz ve kömür yataklarına sahip olmasına, ayrıca Namangan ve Fergana bölgelerinde geniş petrol yatakları ortaya çıkarılmasına rağmen üretimin büyük kısmı iç tüketimde kullanılmakta ve gerekli rafineri kapasitesinin olmaması nedeniyle Rusya’dan yapılan akaryakıt sevkiyatına bağımlı kalınmaktaydı. Bu durum Özbekistan ve Rusya arasındaki ilişkileri etkilemekteydi. Günümüzde ise durum biraz değişmiştir. Özbekistan bölgede başat güç olmaya oynayan bir ülkedir. Bu anlamda en büyük rakibi Rusya’dır. Rusya ile olan ilişkiler bu zeminde yürütülmektedir. Rusya’nın eskiden beri uğraştığı konu Özbek pamuğunu almak ve ona Amerikan pazarında ve uluslar arası pazarda yer bulmaktır. Bu yüzden Rusya Özbekistan’la olan ilişkilerinde titiz davranmaktadır. Özbekistan bölgede güçlü olabilecek ve Rusya ile rekabet edebilecek potansiyele sahiptir ve Rusya ile olan ilişkileri de bu boyutta devam etmektedir. İki ülkede bölgede başat güç olmaya oynamaktadır. Bu bağlamda Özbekistan’ın büyük sorunu eğitimli, kalifiye eleman yetersizliğidir. Teknik alanlarda çalışan kalifiye elemanların çoğu Rus ve Ukraynalılardır. Bunların göç etmesi Özbekistan’da ciddi bir sorunu da beraberinde getirmiştir.
230 views
1929 Dünya buhranından sonra, bütün ülkeler merkantilist bir felsefe ile ithalatı yasaklama ve kısıtlama yoluna gittikleri için dünya ticareti durma noktasına kadar gelmiştir. Bu tarihten sonra hemen hemen bütün ülkeler yüksek tarifeler, kotalar, döviz kontrolleri, ithalat yasakları gibi koruyucu önlemlerin arkasına ekonomilerini gizlemişlerdir. Amaç yerli sanayileri korumak, yurtiçi üretimi artırmak ve yurt içinde katma değer yaratarak işsizlik sorununa da çözüm bulmak idi. Komşuyu fakirleştirme politikası da denilen dış ticareti kısıtlayıcı misillemelere dayanan uygulamalar az gelişmiş ülke ekonomilerinin kalkınmasını ve gelişmiş ülke ekonomilerinin büyümesini engelliyordu. Sanayi devriminden sonra stokta biriken malları ihraç etmek için, özellikle sanayileşmiş ülkeler serbest ticaretin faydaları üzerinde durmaya ve dünya ticaretini serbestleştirme çabaları içine girmişlerdir. Ancak araya ikinci dünya savaşının girmesiyle bu çalışmalar hızını kesmiş, ikinci Dünya Savaşından sonra ise hız kazanmıştır. Dünya ticaretini serbestleştirmek için 1944 yılında Bretton Woods Konferansı düzenlenmiştir. Bu konferansta uluslararası ekonomik faaliyetleri geliştirmek için üç kuruluşun kurulması kararlaştırılmıştır. Böylece dünya ekonomisi üç ayaklı bir saç ayağı üzerine oturtulacaktı. Bunlar;
a) Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD): Uluslararası yatırımlara finansman imkanları sağlayacak, azgelişmiş bölgelerin kalkınmasına yardımcı olacaktı. Daha sonra kurulduğunda adı Dünya Bankası olarak değişmiştir.
249 views