16 Nisan1916 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitirdi (1940), Kars Lisesi’nde başladığı edebiyat öğretmenliğini İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde (1960-Ekim 1972) sona erdirdi. 13 Aralık 1979 tarihinde öldü, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda gömülü.İlk şiiri lisede öğrenciyken, Varlık dergisinde çıkmıştı (Ekim 1935). Şiirde kırk yılını, doğumundan ölümüne, orta halli bir vatandaşın, birey olarak başından geçecek durumları hatırlatmaya; ev-aile-yakın çevre üçgeninde, gerçek ve hayal yaşantılarını iletmeye, duyurmaya harcadı. Arada biçim yenileştirmelerinden ötürü yadırgandığı da oldu, ama genellikle, eleştirmenler, onun için, tutarlı ve özel bir dünyası olan bir şair dediler.
ESERLERİ:
4 views
1913 yılında Görele’de doğdu. Ailesinin beş çocuğundan ikincisidir.Trabzon Lisesi’nde okurken, 1927′de bu okula resim öğretmeni atanan Zeki Kocamemi’nin öğrencisi oldu. Onun derslerinin etkisi ve okul müdürünün özendirmesiyle 1929′da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne (şimdi Mimar Sinan Üniversitesi) girdi. Burada Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı’nın öğrencisi oldu. 1930′da eğitimini bitirmeden, ağabeyisi Sabahattin Eyüboğlu’nun yanına Paris’e gitti. Orada André Lhote’un yanında resim çalıştı. Daha sonra evleneceği Rumen asıllı eşi Eren Eyüboğlu ile de burada tanıştı.Yurda döndükten sonra 1934′te D Grubu’nun dördüncü sergisine otuz resmi ile katıldı. İlk kişisel sergisini de aynı yıl Bükreş’te açtı. 1934′te katıldığı Akademi’nin diploma yarışmasında üçüncü oldu. Bu derece ile mezun olmak istemediği için bir yandan diploma yarışmasına yeniden hazırlanırken, bir yandan da Çerkeş demiryolu yapımında tercümanlık yaptı, Tekel Genel Müdürlüğü’nde çalıştı 1936′daki diploma yarışmasında Hamam adlı kompozisyonuyla birinci oldu. Aynı yıl Moskova’da düzenlenen Çağdaş Türk Sanat Sergisi’ne katıldı. 1937′de Cemal Tollu’yla birlikte Akademi’nin Resim Bölümü Şefi Léopold Lévy’nin asistanı oldular. Bedri Rahmi birçok ressamın katıldığı CHP’nin
44 views
Atatürk’ten Özdeyişler…
Atatürk Şiirleri…
Anılarla Atatürk…
Biz Türkler,bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.
Ne kadar zengin ve münevveh olursa olsun istiklalden mahrum bir millet,medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muammeleye layık sayılamaz.
Milli egemenlik öyle bir nurdur ki onun karşısında zincirler erir,taç ve tahtlar batar,mahvolur.Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.
Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır.Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.
Gerçi bize milliyetçi derler.Ama biz öyle milliyetçileriz ki,işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz.Onların milletlerinin bütün
146 views
Başka dilcilik (dilbilimi) alanlarıyla karşılaştırmada çok yeni olan genel dilcilik kursu zorunlu ders gibi yüksek ekollerin ders planına 1963 yılında alınmıştır. Gösterilen dilcilik alanının yeniliğini bundan sonra da anlayabiliriz ki, belirli terimle sınırlanan kesin ismi de yok idi. Aynı araştırma alanına sahip olan bu ders genel dilcilik teorisi, dilcili problemleri gibi terimlerle adlandırılırdı. Bunlardan en yaygını ve daha çok resmi karakter taşıyanı genel dilcilik olmuştur.
Genel dilcilik bir ilim alanı gibi dil hakkında teorik problemleri kapsar.
Genel dilcilik bu ilim alanının ünlü Sovyet uzmanlarından A.S. Çikobava’ya göre, dört önemli problemin açıklamasıyla uğraşır. Bu problemler aşağıdakilerdir:
1. Dilcilik ilminin objesi olmak itibariyle dil problemi.
2. Dilin öğrenilmesinin özel yöntemleri problemi.
3. Dilciliğin yapısı, yani dilcilik alanları ve onların ilişkisi problemi.
4. Dilciliğin başka ilimlerle ilişkisi problemi.
479 views
O günlerde bir ünlü ayak bastı Samsun’a,
Yürüdü etrafına ümitler suna suna.
Bu, ateşler içinde geçip gelmiş bir erdi,
Göğsünde toplanmıştı milyonla Türk’ün derdi,
Bu milyonla dert ona veriyordu başka hız,
Yürüdü arkasında genç, ihtiyar, kadın, kız.
O kimdir? Bakışları deniz kadar yumuşak,
Saçı güneşi ammiş bir demet altın başak.
O kimdir? Bir milletin sesi vardı ağzında,
On dört miyonun nabzı çarpıyordu nabzında.
O kimdir? Geçtiği yer dönüyor gün vurmuşa,
Can veriyor sararmış ota, yaralı kuşa.
4 views
Türk Şiirinin gelişim sürecini belirleyebilmek için Orta Asya’dan başlayarak kronolojik bir sırayla incelemek gerekir.
Türk edebiyatının şiirle ilgili bölümünde ilk olarak maniler görülür.Manilerin kim tarafından söylendikleri bilinmemektedir yani anonim eserlerdir.Genelde dörtlüklerden oluşurlar.Çoğunlukla yedili hece ölçüsüyle kurulmuşlardır.Çoğunun kafiye şeması a-a-x-a şeklindedr.Bu özelliklere bakarak manilerin çeşitli şekil kısıtlamaları içinde kaldığını söyleyebiliriz.Ama bütün maniler bunlara dahil değildir.Örnek olarak şöyle bir mani verebiliriz:
Adam aman kuzusu
Çay kuru çeşme kuru
Nerden içtin kuzu su
Beni yakıp yandıran
Bir ananın kuzusu
Bu manide de görüldüğü gibi bazı maniler bu şekil şartlarının dışındadırlar.Beşlik halinde yazılmıştır , dolayısıyla kafiye yapısı da değişmiştir.Kafiye düzeni a-a-a-x-a şeklindedir.
40 views
Türk şiir ve düşünce tarihinin ilk ulu kişilerinden biri – belki de birincisi – olan Yunus Emre’nin sanatı, kendi çağında üç boyutuyla doruğa ulaşmış, sonraki yedi yüzyıl boyunca yine aynı üç boyutuyla dipdiri kalmıştır:
1. Duru söyleyişlerden duygu coşkunluğuna kadar değişen bir lirzmle dile getirilmiş sevgi, inanç, kaygı şiirleri…
2. Yaşayan Türkçeyi, halkın öz dili olanca kıvraklığı, derinliği ve rengiyle kullanışı…
3. İnsanlık değerlerine inanan, yobazlığı kınayan, Tanrı ve insan sevgisine dayanan hümanizması…
Bu üç boyut, duygu – dil – değer zenginliği olarak da tanımlanabilir. Yunus Emre’nin çağlar boyu büyüklüğü, kendisinin ve ulusal kültürünün düşünce ve değer niteliklerini bir bütün olarak alıp geliştirmesinden ve gerek şiirsel söyleyişte, gerek felsefede evrensel olmasından doğmuştur.
Türk şiirinin uzun tarihi boyunca, halk şiirinde Yunus çapında bir ozan yetişmiş değildir. Tasavvuf şiirinde, Yunus’tan ancak iki yüz elli yıl sonra Fuzuli, hemen hemen beş yüzyıl sonra da Şeyh Galip, aynı doruğa varabilmiştir, ama yine de Yunus – Arapça ve Farsça sözlere çok daha az yer verdiği ve tertemiz bir Türkçe kullandığı için – bize Fuzuli ve Galip’ten daha özgüdür. Hümanizma da ise Yunus Emre’nin çapında 19. yüzlılın sonlarında Tevfik Fikret’in açtığı çığırla ve 20. yüzyılda gelişen “insanlık anlayışı” ile varılabilmiştir.
82 views
1.YUNUS EMRE
A.YUNUS EMRE KIMDIR?
Acep dünyada varm’ola
Şöyle garip bencileyin
Bağrı yanık gözü yaslı
Şöyle garip bencileyin
Anadolu’da yeni bir sanat ve düşünce çığırı açan Yunus Emre, insanlığın ortak duygularını ve düşüncelerini dile getirdiği şiirleriyle yaşadığı cağda umut saçmakla kalmamış, yedi yüzyıldır Anadolu insanına engin bir esin ve esenlik kaynağı olmuştur.
Ne yazık ki 20.y.y.’a kadar Yunus Emre hakkında hiçbir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Yunus Emre hakkındaki ilk makaleler Fuad Köprülü ve Rıza Tevfik Bölükbaşı tarafından 1913’te yazılmıştır. Yunus Emre’nin bugün de yaşamasının birinci nedeni,halkın diliyle konuşması,halkını kendi diliyle konuşturmasıdır. Yunus Emre’yi Yunus Emre yapan,insanlığın çağlardır özlemi olan kardeşlik ve barış çağrısını dili ve sevgisiyle bütünleyebilmesidir. Yunus Emre’nin kim olduğu,nasıl yaşadığı,nerelerde yaşadığı,nerede olduğu,mezarının nerede olduğu hiç önemli değildir. Yunus Emre halktır, Anadolu’dur,topraklarındaki insanlığı dünden alıp bugüne taşıyan ve anadil güzelliğiyle aktaran bir sanat ve yaşam ustasıdır.
428 views
-Anlayana Sivri sinek saz anlamayana davul zurna az
-Ac tavuk rüyasinda kendini dari ambarinda görür
-Aci patlicani kiragi calmaz
-Acin karni doyar gözü doymaz
-Adamak kolay ödemek güc
-Agac ne kadar uzarsa uzasin göge degmez
-Agac yas iken egilir
-Agaca balta vurmuslar ‘sapi bedenimde’ demis
-Ak akce kara gün icindir
-Akan su yosun tutmaz
-Akil akildan üstündür
-Akil yasta degil bastadir
-Akilsiz basin cezasini ayaklar ceker
-Akilsiz köpegi yol orspuyu yol kocadir
-Alismis kudurmustan beterdir
-Alma mazlumun ahini cikar aheste aheste
-Altin yere düsmekle pul olmaz
-Altinin kiymetini sarraf bilir
140 views
Type of Work:
Human drama
Setting
New York City and Long Island; 1922
Principal Characters
Nick Carraway, a young bond salesman from the Midwest, and the story’s narrator
Jay Gatsby, a rich, young racketeer
Tom Buchanan, a wealthy playboy
Daisy Buchanan, his beautiful wife, and Nick’s cousin
Jordan Baker, an attractive pro golfer, and the Buchanan’s friend
George Wilson, a gas station owner
Myrtle Wilson, his wife and Tom Buchanan’s mistress
Story Overview
After his return from the “Teutonic migration known as the Great War,” Nick Carraway felt too restless to work selling hardware in his Midwestern home town. He moved east to New York and entered the “bond business.” Settling on the lowbudget side of Long Island in West Egg, Nick rented a bungalow next door to a mysterious, wealthy man-about-town known as Gatsby.
60 views