Bütçeleme Nedir ?

Bütçeler plan hedeflerine ulaşabilmek için finansal tahminlere dayanarak belli dönemler için hazırlanmış dökümlü cetvellerdir (10)

Firma yöneticileri, planlama fonksiyonlarını yerine getirirken, bir planlama aracı olarak bütçeleme tekniğinden geniş ölçüde yararlanmaktadır Tarihi gelişim itibarıyla bütçeleme, önceleri giderleri kontrol altında tutmak, sınırlamak amacıyla kullanılan bir araçken, günümüzde bütçeleme, yöneticilerin elinde işletmenin kaynaklarının en verimli, en karlı şekilde kullanılmasını sağlamaya yönelik bir araçtır (11)

Kısa vadeli planlar bütçe olarak adlandırılır ve bir yıllık dönemi kapsarlar. Bütçeleme gelecek yılın faaliyetlerinin özellikle sayısal olarak belirlenmesi demektir. İşletmenin kısa vadeli hedefleri ile ilgili gayeleri ve bölümlerin maksatları, bütçelerinde sayısal olarak ifade edilir (12)

Kısa vadeli, planlar (Bütçeler), işletmenin orta ve uzun vadeli planları ile uyumlu olmak zorundadır.(13)

İşletmedeki bölümler (Pazarlama , üretim vb.) için hazırlanan bütçeler, bu bölümlerin maksatlarına oluşturacaktır Bölüm bütçelerinin toplanmasına işletme bütçesi adı verilir (14)

İşletmece belirlenmiş karlılık kalıplarına ulaşabilmek için bütçeleme zorunludur çünkü işletme, bütçeleme ,ile gelecekteki faaliyetlerinin sağlayacağı hasılat ve masraflarının ayrıntılı bir analizini hazırlamış olmaktadır (15)
Devamını Oku…

MONOPOLLÜ REKABET PİYASASI

Tekelci rekabet piyasası” ve “monopollü rekabet piyasası” da denilen monopollü rekabet piyasası çok sayıda firma tarafından üretilen ve birbirleri yerine rahatlıkla ikâme edilebilen bir grup malın, birbirinden farklı imiş gibi gösterilmesinin başarılması sonucu, her firmanın belirli bir alıcı kitlesine sahip olmayı başardığı bir piyasa olarak tanımlanabilir.

(Bakkal, manav, çiçekçi, eczane…)

Monopollü rekabet piyasasının özellikleri

Monopollü rekabette tam rekabet piyasasından farklı olarak firmaların sattıkları mallar homojen değildir. Homojen mallar, reklam ya da başka yollarla heterojen hale getirilmiştir. Satılan malın homojenliği alıcı malın farklı olduğuna inanmışsa ortadan kalkar. Piyasaya giriş-çıkış herhangi bir yolla sınırlanmamıştır. Belli bir ürün grubunda aşırı kârın varlığı gruba yeni firmaların katılmasına yol açar. Piyasa giriş çıkış engellenmediği için çok sayıda satıcı firma vardır. Firma sayısının çokluğu sayısal olarak ifade edilemez. Piyasayı monopollü rekabet olarak niteleyebilmemiz için firmaların asgari sayısı yoktur. Eğer piyasadaki bir firma başka firmaların davranışlarını hesaba katmak gereği duymuyorsa veya firmalar birbirlerinin kararlarından etkilenmediklerine inanıyorlarsa o piyasada çok sayıda firma vardır. Monopollü rekabet piyasası bu yönü ile tam rekabet piyasasına benzer. İki piyasa arasındaki fark malın homojen oluşu veya olmayışıdır. Devamını Oku…

KARAPARA VE KARAPARA AKLAMA SUÇU

I. KARAPARA VE KARAPARA AKLAMA SUÇU

1.      KARAPARA AKLAMA SUÇUNUN GELİŞİMİ

1.1. TARİH BOYUNCA SUÇ GELİRLERİ.

Suç ile menfaat arasındaki ilişki belki de insanlığın tarihi kadar eskidir. Tüm menfaatleri temsil edebilecek ortak bir standardın, yani paranın bulunmasıyla bu ilişki daha da somutlaşmıştır. Asurlular’dan kalan ticari yazışmaları çözen bilim adamları, Anadolu’ya ihraç edilecek malların devlete ödenecek vergilerinden kurtulmak isteyen iş adamlarının sahte beyan yoluna giderek devleti aldattıklarını görmüşlerdir. Para, tarih boyunca suçun en önde gelen motivlerinden biri olma özelliğini korumuştur.  Suçlular yakalansa ve cezalandırılsa bile genelde suç kazançları suçu işleyenin yanına kar kalmıştır. Oysa suçtan elde edilen kazançların araştırılması, bulunması ve bu kazançlara el konulması, suçun tekrar işlenmesini önleme adına en az suçlunun cezalandırılması kadar önemlidir. Suç gelirlerinin takibinin yapılmaması, suçluya göre geri planda kalması özellikle organize ve örgütlü suçların gelişmesinde ve yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. Çünkü suçu işleyen hapse girse bile, suçtan elde edilen gelir sayesinde suç örgütü varlığını korumakta; suçu işleyen, hapisten çıktıktan sonra hatta hapisteyken suç örgütündeki rolünü sürdürebilmektedir. 18.yy. sonlarından itibaren bu konudaki duyarlılık artmaya başlamıştır. İlk olarak Alman polisi ve adli makamları, bu tarihlerde sadece suçları geleneksel yollarla soruşturmakla kalmayıp suçlulara ait mal varlığına el koyma yoluyla suçlularla mücadeleye başlamışlardır. Devamını Oku…

İşletme Büyüklüğü

Başta işletme kurulumu olmak üzere işletmelerin incelenmesinde en önemli noktalardan biri de işletmenin çeşitli kriterlere göre büyüklüğüdür. Bu kriterlerden en yaygın olanları aşağıda sunulmuştur:

  • Yıllık Kârlar
  • Net Aktifler (Varlık)
  • Yıllık Satışlar
  • Yatırım Toplamı
  • Öz Sermaye Miktarı
  • Çalıştırılan Eleman Sayısı
  • Harcanan Enerji Miktarı

(Not: Çeşitli sektörlere göre değişik kriterler oluşturulabilir:

Otellerde yatak sayısı, sinemalarda koltuk sayısı, limanlarda giriş-çıkış yapan gemi sayısı vb.)

Ayrıca bu değerler baz alınarak işletmeler “küçük işletme”, “orta işletme”, “büyük  işletme” gibi ayrılabilirler. Günümüzdeyse büyük işletmelerin daha da büyüyerek çokuluslu hale gelmiş olanları “dev işletme” olarak adlandırılmaktadır. Ülkemizde işletme büyüklüklerini inceleyerek bunları dergisinde duyuran en önemli dergi İstanbul Sanayi Odası’nın yayını İSO’dur. Dünyada ise başta A.B.D.’nin Fortune, Business Week, ve Forbes dergileri olmak üzere çeşitli kaynaklar vardır. Bu araştırmaların ülkemiz için İSO ve dünya geneli için Fortune dergilerinden alınan 2001 yılında yayınlanmış, 2000 yılına ait örnekler ekte görülmektedir. Devamını Oku…

Franchising

Franchising’in Tanımı:Franchising özellikle 1970′li yıllardan sonra sözleşmeler yoluyla dünya çapında yaygınlaşmış bir ticari ilişki şeklidir. Hukukçuların ve uluslararası kuruluşların franchising’i değişik şekillerde tanımlamış olmalarına rağmen esasen tüm tanıtımların temelde içerdiği ve ifade ettiği kavram hemen hemen birbirinin aynıdır.

Genel bir ifadeyle franchising, kendini kanıtlamış kuruluşların ürettikleri mal ve hizmetleri, deneyim ve bilgi birikimlerini bir sözleşme karşılığında bağımsız müteşebbislere aktararak hedef tüketicilere ulaştıkları işletmecilik modelidir.

“ Bir ana işletmenin (franchisor), belirli süre ve koşullar altında pazarda denenmiş ve başarıya ulaşmış bir ürünün veya hizmetin, bağımsız bir firmaya (franchisee), isim hakkı ile birlikte bu ürün veya hizmet ile ilgili bilgi, teknoloji, işletme yönetimi ve organizasyonu, dağıtım ve pazarlama teknolojileri gibi konularda tanıdığı imtiyaza franchising denir.” Devamını Oku…

2001 Güçlendirilmiş Ekonomik Programı’nın Hazırlanış Gerekçeleri Ve Hedefleri

Türkiye ekonomisinin Güçlendirilmiş Ekonomik Program hazırlandığı dönemde görünürdeki en büyük sıkıntısı kamu kesiminin olağanüstü büyük borç stoku ve 90’lı yılların ortalarından itibaren hızlanan olumsuz borç dinamiğidir. 1990’lı yıllarda Türkiye’nin kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 30’un altındayken, 2000 yılının sonunda bu oran yüzde 60’lara ulaşmıştır. 2000 Kasım’ında ve 2001 Şubat’ında ard arda yaşanan ekonomik krizlerin devamında ise yüzde 70’in de üzerine çıkmıştır. Yıllardır ancak çok yüksek reel faiz oranlarında borçlanabilen devlet için bu süreç ileriki dönemler dikkate alındığında sürdürülemez boyutlara varmıştır. Ekonomi yönetimine göre olumsuz borç dinamiğinin temel nedeni Türkiye’de devlet-toplum ve siyaset-ekonomi arasındaki ilişkiler olarak ifade edilmektedir. Geçmiş dönemlerde gündeme alınan birçok reform denemesine rağmen ekonomide ve toplumsal yaşamda 1990’lı yıllarda rant çekişmesi devam etmiştir. Siyaset , yasal çerçeveleri oluşturmak, denetim görevini yapmak, dış politikayı ve ulusal savunma politikasını belirlemek, dar gelirliyi korumak gibi gerekli ve meşru işlevlerinin ötesinde piyasanın işlemesine ve ekonomik kararların verilmesine müdahale alışkanlığını sürdürmüştür. Özellikle seçim dönemlerinde devlet kesesinden iktidarda bulunan siyasi parti ve yandaşları kim olursa olsun farketmeksizin gerçekleştirilen savurganlığın bir örneğinin daha dünya yüzünde bulunduğu zannedilmemektedir. Program’ın uygullama sürecinde dahi eski düzene bağlı , siyasi kimliği taşıyan çeşitli kimselerin tarım ürünleri ve özelleştirmeler konularında sürdürmeye çalıştıkları populist olarak nitelendirilebilecek politikalar Güçlendirilmiş Ekonomik Program dahilinde ortadan kaldırılması hedeflenen uygulamalardır. Devamını Oku…

Beyaz Eşya Sektörü

Türkiye’de  beyaz eşya  sektörü, gelişen teknolojisi, her geçen gün artan üretimi, ihracat kapasitesi ve bunlara bağlı olarak  genişleyen yan sanayii, servis, bayi ağları ve istihdam imkanları açısından Türk ekonomisine  önemli katkılarda bulunmaktadır.  Bu  bağlamda beyaz eşya sektörü yaklaşık 500 bin kişinin geçimini sağlamaktadır. Tüketicinin bilinçlenmesi ve araştırma geliştirme  çalışmalarına verilen önemin artmasıyla  başlayan kalite yarışı ve rekabet ortamı son 10 yılda beyaz eşya sektörünün büyük aşamalar kaydetmesini sağlamıştır.

Beyaz eşya sektörünün büyüme hızında etkili olan pek çok faktör bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri ilk satın alma talebi ve yenileme-değiştirme talebidir. Bu iki bileşen sonucunda oluşan toplam talep ise pazarın dinamiklerini belirlemektedir. Bunun yanında pazarın büyümesinde etkin ve tüketiciye uygun imkanlar sunan kampanyalarda etkili olmaktadır.

Beyaz eşyada yıllar içinde  sağlanan iyileştirmeler  ve geliştirilen teknolojilerle ulaşılan kalitenin yanısıra, kullanımdaki enerji tasarrufu ortalama %40′lara varmıştır.  1990′lı yılların başına kadar  kapasitenin  büyük bir kısmını iç pazar için kullanan beyaz eşya  sektörü özellikle bu tarihten itibaren yurtdışı pazarlara da yönelmiş, uzun vadeli ve kalıcı bir müşteri ağı oluşturmuştur. Buna karşın ülkemizde de gerek şirket satın alma yolu gerekse doğrudan yatırım  yolları ile yabancı sermayeli   dünya ölçeğindeki   üreticilerin sayısı artmıştır. Gerek yurtiçinde, gerekse yurtdışındaki satış rakamlarının artması neticesinde kapasite yatırımları da artış göstermiştir. Devamını Oku…

Avrupa Birliği Ve Türkiye’de Kamu İç Mali Kontrol Sistemi

1999 Aralık ayındaki AB Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’ye adaylık statüsünün tanınmasının ardından yoğun ve detaylı çalışmaların ivme kazandığı bir uyum süreci başlamıştır. AB Komisyonu tarafından 8 Kasım 2000 tarihinde açıklanan “Katılım Ortaklığı Belgesi ve 2000 Yılı İlerleme Raporu” söz konusu çalışmalara yön verecek belgelerdir. Bu Belgeler, Türkiye’nin uyum sürecinde, hangi konumda olduğunu ve bu konumu iyileştirmek üzere atılması gereken adımları ortaya koyan değerlendirmeler içermektedir. Tüm aday ülkeler gibi Türkiye de, AB Müktesebatına uyum çalışmalarını ve idari yapılanmasını adaylık sürecinde tamamlamak durumundadır. Müktesebatı oluşturan 31 ana başlıktan biri de ‘Mali Kontrol’ ile ilgilidir. Mali kontrol konusu, Müktesebat içinde taşıdığı önem yanında, yolsuzluk, rüşvet, karapara aklama gibi pek çok alanla da bağlantılı olması nedeniyle diğer başlıklarla da yakından ilgilidir. Türk İç Mali Kontrol Sistemi’nde uygulamada yaşanan sıkıntılar, hem kurumsal hem de işlevsel anlamda atılması gereken adımlar olduğuna işaret etmektedir. Bu yönde yürütülecek çalışmalarda Türkiye’nin AB’den sağlayacağı mali yardımlar büyük önem taşımaktadır. Ayrıca sınırlı miktardaki mali yardımların yerinde kullanımı, iyi işleyen bir mali kontrol sistemini gerekli kılmaktadır. Bu husus, hem Türkiye’nin hem de Birliğin mali çıkarlarının korunması açısından gereklidir.Bu makalenin amacı, ‘Kamu İç Mali Kontrol Sistemine ilişkin, Avrupa Birliği ve üye ülkelerdeki uygulamalar ışığında, diğer aday ülkelerde yürütülen çalışmalar da dikkate alınarak, ülkemizde uygulanan sistemle ilgili zayıf noktaları tayin edip, genel bir durum tesbiti yapmak ve adaylık sürecinde ülkemizde yapılması gereken çalışmalara ilişkin görüşler ortaya koymaktır. Devamını Oku…

Merkez Bankasında Kur Risk Yönetimi

RİSK

Tanım: Risk, beklenen sonucun elde edilmesinde var olan belirsizliktir. Bu çerçevede işletmeleri ve yatırımıcıları ilgilendiren riskleri genel olarak sistematik ve sistematik olmayan riskler olmak üzere iki kısma ayırmak mümkündür.

Sistematik risk: İşletmenin içinde bulunduğu ekonomik çevrenin doğurduğu riskler olarak tanımlanabilir. Enflasyon riski, kur riskli, faiz riski, politik risk……….vb riskler bu gruba girmektedir.

Sistematik olmayan riskler: işletmenin kendi iç özelliklerinden kaynaklanan, yönetim riski, faaliyer riski…….vb risklerdir.

Menkul kıymet  yatırımcıları açısından bakıldığında öncelikli olarak üzerinde durulması gereken risk sistematik risktir. Çünkü sistematik olmayan risk, getirileri arasından negatif korelasyon bulunan menkul kıymetlerin oluşturduğu portföyler vasıtasıyla azaltılabilmektedir. Ancak Pazar riski olarak adlandırdığımız sistematik olmayan riski azaltmak mümkün olmamaktadır. Bu nedenledir ki pazar riski transfer edilmeye çalışılır ve bu amaçla çeşitli finansal enstrümanlar geliştirilir. Devamını Oku…

Leasing Unsurları

“Leasing” bir çeşit kiraya dayanan finansman tekniği olup leasing şirketlerinin özellikle büyük sermaye gerektiren yatırım mallarını özel ve tüzel kişilere sözleşme karşılığı belli bir süre için kiralanmasıdır.
Avrupa Leasing Birliği ELA (European Leasing Association) Leasing’i şöyle tanımlamaktadır; ”Leasing, Leasing veren ve Leasing alan arasında imzalanan ve üreticiden Leasing alan tarafından seçilip, Leasing veren tarafından satın alınan bir malın mülkiyetini leasing verene, kullanım hakkını ise leasing alana bırakan bir sözleşmedir. Malın kullanımı, belirli bir kira ödemesi karşılığında leasing alana bırakılmıştır. Bu tanımlamaya göre, kira bedeline leasing verenin toplam giderleri olan mal bedeli, faiz ve kar marjı dahil olmaktadır. Türkiye’de “leasing” sözcüğünü karşılamak üzere “finansal kiralama ” deyimi kullanılmakta; leasing verene ”kiralayan” ; leasing alana da “kiracı” denilmektedir.“ Finansal kiralama; kiralayanın, kiracının talebi üzerine üçüncü kişiden satın aldığı veya başka şekilde temin ettiği malın zilyetliğini (kullanım hakkını), her türlü faydayı sağlamak üzere ve belli bir süre feshedilmemek şartıyla, bedeli karşılığında kiracıya bırakılmasını öngören bir sözleşmedir. Devamını Oku…