Günümüzün üretim dünyasında iki gerçek ortaya çıkmıştır . Birinci gerçek yüksek verimlilik ile düşük maliyette üretim yapılması , diğeri ise kaliteli üretimdir . Bunların gerçekleştirilmesi ise ; sadece belirli birimlerin sorumluluğu ve görevi olmayıp , tüm personelin görev sorumluluğudur . Bu iki unsuru birleştiren firmalar , kuruluşlar ayakta kalmayı başarabilmekte , diğerleri ise yok olmaya mahkum olmaktadır . Bu olgu ; 19. yüzyılın sonlarında başlamış ve bu güne kadar gelişme göstermiştir . Bu süreçte , kalite yönetimi ile organizasyon ve yönetim kavramları ayrı ayrı gelişme göstermiştir . Ancak günümüz rekabetçi ortamında her iki disiplinin ortak olarak bir firma yönetiminde kullanılması gerektiği ortaya çıkmıştır . Bu iki disiplin “TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ “ adı altında toplanmış ve ilk olarak Japonya ‘ da başarı ile uygulanmıştır . Toplam Kalite Yönetiminin ana dişlisi “ KALİTE ÇEMBERLERİDİR “ dir . 1962 yılında Japonya da ortaya çıkan kalite çemberleri akımına , Kalite Geliştirme Grubu da denir . Basit anlamda Kalite Çemberleri ; kendi alanlarında kalite ve diğer gerçek veya potansiyel iş sorunlarını saptamak , analiz etmek , çözmek ve yönetime önerilerde bulunmak amacıyla düzenli aralıklarla , gönüllü olarak bir araya gelen insan grubudur . Çalışanların katılımı kavramı , bir işyerinde çalışan insanların işin uzmanı olduklarını kabul etmektir .
49 views
Bir şeyler yapmak genellikle sonlu bir zamanı gösterir, ancak bir şey olmak sonsuz bir yolculuktur. Bu yolculuğun sonsuzluğunu Aşık Veysel, “Uzun ince bir yoldayım. Gidiyorum gündüz gece.” şeklinde dile getirmiştir. Masa yapmak belirli bir süre alır, ancak masa ustası olmak sonsuz bir yolculuktur. Ustalık ideal bir durumdur ve hiçbir zaman oraya ulaşılamaz. Ancak bu yolda ilerlediğimizi ya da ustalığa doğru yaklaştığımızı hissedebiliriz. Bu ayırım doğu kültürüyle batı kültürleri arasındaki farkı göstermek için kullanılan bir ayırımdır. Doğuda olmaya, batıda yapmaya daha çok önem verildiği üzerinde durulmaktadır. Olmak ve yapmak kavramları aynı zamanda öğrenmenin sınıflandırılması için de uygun bir ayırımdır. Yapmaya yapmayı öğrenmek, olmaya da olmayı öğrenmek diyoruz. Bunların her ikisi de dinamik kavramlardır. Hafızalı sistemlere dinamik sistemler denir. Bu sistemlerin davranışları zaman içinde sürekli olarak değişmektedir. Zaman kavramı denince; genellikle geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman sınıflandırması aklımıza gelmektedir. Önemli bir kısmımız bu zaman dilimlerini birbirinden bağımsız olarak düşünmektedir. Bu da herşeyi parçalarına ayırarak anlamaya çalışma alışkanlığımızın bir sonucudur. Oysa biz zamanı bir bütün olarak algılarız. Her davranışımızı; geçmişi, şimdiyi ve geleceği düşünerek gerçekleştiririz. Bu da her üç zamanı aynı anda yaşadığımızı gösterir. Bu anlamda zaman saatin gösterdiğinden çok olayların üzerimizdeki etkileriyle belirlenen bir şeydir. Olma, öğrenme ve hafıza kavramları, bizi bugün de bilimsel olarak tam bir tanımlaması yapılamayan zihin kavramına götürmektedir.
152 views
Japonya’daki Senday Metrosu dünyanın en gelişmiş metrosu olarak kabul edilmektedir. Yaklaşık 14 KM boyunca 16 istasyonda duran tren o kadar yumuşak hareket etmektedir ki ayaktaki yolcular bile hareketten etkilenmezler. Bu metroda ayakta hiçbir yere tutunmadan kahvenizi rahatlıkla içebilirsiniz. Bu sistemin temelinde Bulanık Mantık ( Fuzzy logic) yatmaktadır. Temelleri eski yunan felsefelerine dayanan, uygulamda ise Yapay Zekanın yönlendirici bir unsuru olan Bulanık sistemler ( Fuzzy Systems) Aristoteles’ten günümüze gelişen klasik küme üyeliğine ve mantığınına karşı oluşturulmuş bir alternatiftir. Çok eskilere dayanan temellerine karşı göreceli olarak yeni bir bilim sahasıdır ve gelişimini sürdürmektedir.
Bulanık Mantığın TarihçesiMatematiğin doğruluğundaki ve bütünlüğündeki başarısında Aristoteles’in ve onun izinden giden düşünürlerin büyük katkısı olmuştur. Onların mantık teorisini oluşturma çabaları ile matematik gelişmiş ve “Düşüncenin Yasaları” oluşturulmuştur. Bu yasalardan biri her önermenin “Doğru” yada “Yanlış” olması gerektiğini öngörmüştür. Bu kavramı Perminedes ilk ortaya attığı zaman bile (yaklaşık M.Ö. 400) karşı görüşlerin oluşması uzun sürmedi. Heraclitus bazı şeylerin aynı anda hem doğru olmasının hem de doğru olmamasının mümkün olabileceğini savunmuştur.
169 views
Diyelim ki kanarya, kartal, tavuk, penguen, ve yarasadan bahsediyoruz. ‘A’, bunlardan her hangi birisinin yerini tutacak şekilde, söze “A bir kuştur” diye başlıyoruz. İlk bakışta bu ifademiz hepsi için doğruymuş gibi görünebilir. Bu ifademizi yanlış bulup rahatsızlık hissedenler de çıkacaktır. Çünkü, kanarya, kartal, ve yarasa uçabilirler, fakat tavuk ancak bir kaç metre uçabilir. Penguense yüzmeyi tercih eder. Yarasa memelidir, doğurarak ürer, diğer hepsi yumurtlar. Kanarya ve kartal için bu cümle, diğerleri için olduğuna göre, daha doğru görünmektedir. Bu hayvanların her biri için bu cümle farklı derecelerde doğru gibi görünmektedir.Şu kıyaslamaya bakalım :
Socrates bir insandır.
Tüm insanlar ölümlüdür.
————————
Öyleyse, Socrates ölümlüdür.
Bunu aşağıdaki gibi değiştirelim:
Socrates çok sağlıklıdır.
Sağlıklı insanlar çok uzun zaman yaşarlar.
———————————-
Öyleyse, Socrates çok uzun zaman yaşayacaktır,
25 views
Mitolojiye göre Girit’ten sürülen Miletos (Apollon ile Deione’nin oğlu) tarafından kurulan, Hitit belgelerinde adı Milavandas diye anılan kent veya Girit’te bir şehir adı olan Milatos ile ilgili olduğu sanılan Miletos, İÖ 1000’lerde Neleus adlı önderlerinin yönetiminde Orta Yunanistan’dan gelen İonların kenti ele geçirmelerinden sonra, 12 İonia kentinin en büyüğü oldu. Ticaretiyle, uygarlığıyla ve felsefe okuluyla (İonia okulu veya Miletos okulu) ün saldı.Miletos Okulu (İonia Okulu) M.Ö. VI. yy.da Miletos’ta ders veren İonia’lı filozoflara verilen addır.Felsefe tarihinin ilk okul ya da düşünce geleneğini oluşturan İonia’lı filozoflar, Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes olarak sıralanır. İonia Okulu, felsefenin ilk okulu olarak ortaya çıkarken, Batı Anadolu kıyılarındaki İonia da, Yunan felsefesinin ilk merkezi olarak seçkinleşir.
146 views
Thales’ten Demokritos’a kadar uzanan ve coğrafya olarak Anadolu’da yaşayan düşünürlere verilen addır. Maddeci düşünürler; evrenin bir yaratıcısı olmadığı ve ezeli bir var oluş içinde olduğu düşüncesindedirler. Onlara göre “Hiçten bir şey olmaz.” Evrenin de bir ilk biçimi, ilkolanı, arkhé’si vardır. Her şey arkhénin dönüşümü sonucu bugünkü halini almıştır. İÖ 6.yüzyılda İonia adı verilen bölgede (bugün İzmir ve Aydın illeri ile karşılarındaki adalar) “fizikçiler” ya da doğa filozofları diye bilinen Sokrates öncesi filozoflar, evrenin ve maddenin yapısını araştırmış, bu yapıyı oluşturan ilk öğe ya da temel ilkeyi (arkhe) bulmaya çalışmış, maddenin niteliği üzerine sordukları soruları da ilk kez, içindeki öğelerle yanıtlamışlardır. Ancak bu felsefeciler Sokrates sonrası düşünce akımlarından farklı olarak Kozmolojiye ve doğa felsefesine yönelmişler, temel konularını, evrenin gerçek doğası, ilk maddesi ve kompozisyonu, değişme olgusu gibi sorulardan seçmişlerdir.
19 views
Günümüzden beş bin yıl öncesine kadar, yani yazının bulunmasına kadar olan süre içerisinde insanlar birikimlerini gelecek kuşaklara sağlıklı ve tam olarak aktaramıyorlardı. Ancak yazının bulunması da tıpkı diğer insan başarıları gibi toplumsal ve tarihsel koşulların olgunlaşması ile gerçekleşti.İnsanın yeryüzünde görülmeye başladığı günden bu güne yaklaşık elli bin yıl geçti. Bu sürenin yaklaşık ilk kırk bin yılı insanın toplayıcılık ve avcılık yaparak yaşamını sürdürdüğü ilkel kominal toplum ve aşiret dönemi olarak yaşandı. Avlanarak ve toplayarak tükettiği doğayı, yeniden üretmeyi başaran insan dünyanın her tarafında varlığını da sürdürdü. Ancak bu dönemde temel olarak iki farklı kültür yarattı; toprağı işleyerek ziraat yapan uygar toplum ve hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren barbar toplum. Uygar toplumlar yerleşik köy yaşamı sürdürürken, barbarlar göçer bir hayat yaşamaktaydılar.
61 views