Hayvanlarda ve bitkilerde hayatsal faaliyetlerin yararlı ve düzenli geçmesini endokrin sistem sağlar.Bu sistemin salgılarına hormon denir.
Oksinin Görevi:
Bitkilerde en önemli hormondur.
-Hücre bölünmesi,büyüme farklılaşma gibi olayların düzenlenmesini sağlar.Yaprak dökümü,çiçek açma ve meyve verme olaylarını kontrol eder.
-Bitkinin ışığa yönelmesini sağlar.
Giberelinlerin Görevi:
Tohumun çimlenmesini uyarır,gövde uzaması ve meyvenin büyümesini sağlar.
Sitokinlerin Görevi:
MTomurcuk gelişmesi,tohumun çimlenmesini,yaprakların geç yaşlanmasını sağlarlar.
Absisik Asit:
Bitki tohumlarının uyku dönemi süresinin gerçekleştirilmesini sağlar.
Etilen:
Olgunlaşan meyvelere tadının veren hormondur.
26 views
SINIF ve ŞUBE : 7-
KONUNUN ADI :Erime ve kaynama olaylarının ard arda gözlenmesi
SÜRE :40 Dak.
DENEYİN AMACI : Erime ve kaynama olaylarının ard arda gerçekleştiğini görmek
ARAÇ VE GEREÇLER: Plastik kap , cam beher termometre ,ispirto ocağı ,saç ayak, amyantlı tel kafes ,buz, tuz, su ,kibrit.
98 views
Bütün canlılar hayatlarını sürdürmek için yaşamak zorundadırlar.Yeşil bitkiler kendi besinlerini yaparlar. Üreticiler diğer canlıların doğrudan kullanamadıkları ışık enerjisini tüm canlıların kullanabildiği kimyasal enerjiye dönüştürür. İnsanlar , hayvanlar, mantarlar ve bazı bakteriler dışbeslektir. Bu canlılar besinlerini üreticilerden sağlayıp artıklarını çevreye verirler.
Canlıların Gerekli Besinleri Nelerdir?
Dışbeslek bakterilerde besinlerin ilk önce bakteriyi saran zardan geçerek içeri girmesi gerekir. Yüksek yapılı bakterilerde de beslenme olayı buna benzer.Topraktan alınan ham besisuyu kökün iç derisiyle emilir, odun damarlarla yaprağa iletilir, yaprakta fotosentez sonucunda meydana gelen besinlerle karışır, sonra bitkinin her yanına dağılır, depo organlarında toplanır veya gerektiğinde buradan alınarak harcanır. Bitkilerin ürettikleri oksijenin bir kısmı insan, bitki ve hayvanların solunumunda bir kısmı da yanmada kullanılır. Hayvanlar otobur ve etobur olarak iki şekilde beslenirler. Otobur beslenmede yeşil bitkilerle, etobur beslenmedeyse etle beslenilir. İnsanlar ve bazı hayvanlar hem ot hem de et tüketirler.
Madde ve enerjinin üreticilerden tüketicilere iletilmesine besin zinciri denir.
Canlıları Beslenme İlişkilerine Göre Gruplayabilir miyiz?
Canlıları üreticiler,tüketiciler ve ayrıştırıcılar olarak gruplayabiliriz.
Ayrıştırıcılar
178 views
Atom kuramı, evrende varolan bütün cisimlerin, atom adı verilen küçük parçacıkların bir araya gelmesiyle oluştuğunu savunur ve bu atomların yapısını, özelliklerini ve ilişkilerini açıklamaya çalışır. Atom Kuramı’nın kökeni genellikle Antik Yunanlılara maledilir. Leucippus ve Democritos (M.Ö. 5. yy) cisimlerin atoma gelene kadar sürekli küçük parçacıklar halinde bölünebilirliğini öngörmüşlerdir. Atom, artık bölünemeyendir ve Yunanca atomos sözcüğünden türemiştir. Antik Yunan’daki soyut tanımlamasını bir yana bırakıp genel hatlarıyla yapı taşları olan proton, nötron ve elektron’a ait bir takım genel bilgiler vererek atomu daha somut bir hale getirelim: Elektronlar içinde proton ve nötron’un bulunduğu çekirdek (nükleon) etrafında dairesel bir hareket yaparlar. Bu dairenin Hidrojen atomu için yarı çapı 1.4×10-15m. dir (rH=1.4×10-15m). Çekirdeğin yoğunluğu ise dçekirdek=2.5×1014g/cm3 dür.
26 views
Kalıplı mumlar her şekilde ve her boyda yapılabilir. Burada, kalıptan çıkarılan bir mum gösterilmektedir. Kap içi mumu da yapabilirsiniz; bu durumda mum kalıp içinde kalmaktadır ve kalıp mumun bir parçası haline gelmektedir. Kap olarak güzel bir teneke kutu, bir deniz kabuğu, içi oyulmuş bir ağaç dalı, bir yumurta kabuğu veya cam bir kase vb. kullanabilirsiniz. Kap içi mumu yapmak için aşağıdaki talimatların alt kısmındaki nota bakınız. Bu tariften 7×2 inç (yaklaşık 18×5 cm) boyutlarında bir mum elde edilmektedir.
Malzemeler:
9 inç (yaklaşık 23cm) boyunda #1 fitil. Eğer önceden hazırlanmış fitil almadıysanız mum yapma işine başlamadan önce fitili hazırlamalısınız. Bunu, fitili yaklaşık 20 saniye boyunca erimiş parafin mumuna daldırarak yapabilirsiniz. Daha sonra fitili kuruması için parafinli kağıt ve mutfak folyosunun üzerine bırakınız
1/2 pound’luk balmumu veya 1/2 poundluk parafin. Eğer balmumu yerine parafin kullanırsanız 0.8 onsluk stearine de ihtiyaç duyacaksınız. Muma renk veya koku vermeyi planlıyorsanız parafini kullanınız ve parafini eklemeden önce eritilmiş stearine koku (sadece birkaç damla) ve renk ekleyiniz. 7 x 2 inçlik (yaklaşık 18×5 cm) bir kalıp. Kalıbı hazırlamak için temiz ve kuru olduğundan emin olunuz. Mumu kalıptan kolayca çıkarabilmek için kalıbın içine bir parça silikon sprey sıkınız. Kalıbın altındaki delikten fitili geçiriniz ve yukarıya doğru çekiniz. Fitilin üst kısmını bir fitil iğnesine geçiriniz ve kalıbın üzerine bırakınız. Bu, “gergi çubuğu ” görevi görecektir. Kalıbı ters çeviriniz, fitili ortalayınız, gergin bir biçimde çekiniz ve bir parça kalıp mührü ile sabitleyiniz. Kalıptaki çatlakları kalıp mührü ile kapatınız.
6 views
Felsefe “var olan” her şeyi konu alır. Bilimde bir varlık alanıdır. Bu nedenle bilim, felsefenin konuları içinde yer alır. Bilimi konu alan felsefe disiplinine bilim felsefesi denir.
1)Bilimin Tarih İçindeki Gelişimi
Taşların, âlet olarak kullanıldığı çağa nasıl “Yontma Taş Devri” denilmişse çağımıza da “Bilgi Çağı” denilmiştir. Bilim, bir süreçtir ve tarihsel bir boyutu vardır.
• İlk bilimsel çalışmalar M.Ö. 2000’ li yıllarda Çin ve Hindistan’ da başlamış, daha sonra Mısır ve Mezopotamya’ da devam etmiştir. Bu dönemde bilim; mitoloji, din ve büyü ile iç içedir. Ancak astronomi, tıp, coğrafya ve matematik alanında önemli çalışmalar vardır.
• M.Ö. 600’ lerde Antik Yunan’ da başlayan bilimsel çalışmalar felsefeyle iç içedir. Bu dönemi, Mısır ve Mezopotamya’ dan ayıran en önemli etken, düşünmede “akılcı eğilim”in önem kazanmaya başlamış olmasıdır.
• Bilimlerin felsefeden ayrılışı İlk Çağ’ da matematikle başlamıştır. M.Ö. 3. yüzyılda Euclides (Öklit) geometriyi, Archimedes (Arşimet, M.Ö. 287 – 212) mekaniği bilim hâline getirmiştir.
Avrupa Orta Çağ’ da bir durgunluk dönemi geçirdiğinden 5. ve 10. yüzyıllar arasında felsefe ve bilim alanında önemli bir gelişme olmamıştır. Bu dönemde bilimsel düşünce kilisenin kontrolü altına girmiştir. Avrupa’ da Karanlık Ortaçağ yaşanırken 8. – 12. yüzyıllar arasında İslâm kültüründe parlak bir dönem yaşanmıştır.
47 views
Monera alemini oluşturan prokaryot canlıların en yaygın ve en çok bilinen grubu bakterilerdir. O kadar yaygındır ki bugün dünyamızda bakterinin bulunmadığı yer yoktur diyebiliriz. En çok organik atıkların bol bulunduğu yerlerde ve sularda yaşarlar. Bununla beraber, -90 0C buzullar içinde ve +80 0C kaplıcalarda yaşayabilen bakteri türleri de vardır. Hava ile ve su damlacıkları ile çok uzak mesafelere taşınabilirler. Deneysel olarak ilk defa 17. yüzyılda bakterileri gözleyebilen ve onların şekillerini açıklayan Antoni Van Lövenhuk olmuştur. Bakteriler bütün hayatsal olayların gerçekleştiği en basit canlılardır. Hepsi mikroskobik ve tek hücrelidirler. Büyüklükleri normal ökaryotik hücrelerin mitokondrileri kadardır.
HÜCRE YAPISI
Prokaryot olduklarından zarla çevrili çekirdek, mitokondri, kloroplast, endoplazmik retikulum, golgi gibi organelleri yoktur. Ribozom bütün bakterilerin temel organelidir. DNA, RNA, canlı hücre zarı ve sitoplazma yine bütün bakterilerin temel yapısını oluşturur. Bunlara ek olarak bütün bakterilerde hücre, cansız bir çeperle (murein) sarılıdır. Çeperin yapısı, bitki hücrelerinin çeperinden farklıdır. Selüloz ihtiva etmez.
Bazı bakterilerde hücre çeperinin dışında kapsül bulunur. Kapsül bakterinin dirençliliğini ve hastalık yapabilme (patojen olma) özelliğini artırır.
GENEL BİR BAKTERİ ŞEKLİ
47 views
Bir elektrotun potansiyeli içine daldırıldığı çözeltide bulunan, iyon veya iyonların aktivitelerine bağlıdır. Bu iyon veya iyonlar elektrot elementinin tuzlarından gelebileceği gibi, elektrot elementiyle ilgisi olmayan başka bir elementin tuzlarından da gelebilir. Potansiyometri bu temel üzerine kurulmuştur.
Potansiyometrik metotlarla yapılan tayinler genellikle iki gruba ayrılır.
a) Direkt potansiyometrik tayinler,
b) Potansiyometrik titrasyonlar.
196 views
Gaz Basıncı:
Gazların bazı özellikleri herkesce bilinir. Gazlar bulundukları kabın şeklini alacak şekilde genişler, diger bir gaz içinde yayılır ve her oranda karışırlar. Klor, brom ve iyot gibi bazı gazlar renkli ise de, genelde gazlar gözle görülmezler. Bide bir gaz içinde görünen parçacıkların olmadıgı anlamına gelir. Hidrojen ve metan gazı gibi gazlar yanıcıdır. Diğer taraftan, helyum ve neon gibi gazlar kimyasal tepkimeye duyarsızdır.
Gazların fiziksel davranışını dört özellik belirler: gaz miktarı, hacmi, sıcaklık ve basınç. Bunlardan üçü bilindiği taktirde, digeri genelde hesaplanabilir. Bunun için, daha sonra ayrıntılı olarak incelenecek olan ve hal denklemi denilen matematiksel bir ifade kullanılır. Miktar, hacin ve sıcaklık gibi özellikler şimdiye kadar belirli ölçüde incelendi. Burada basınç kavramının daha ayrıntılı olarak incelenmesi gerekmektedir.
195 views