Kırılma Ve Türleri

Kırılma,kararlı ve kararsız çatlak ilerlemelerinin koşullarını inceleyen geniş bir bilim dalıdır.Bu denli geniş bir bilim dalı temel ve ilgi alanı birbirinden çok farklı olan makine,inşaat ve metalurji mühendisliğinin uygulamaları içerisine etkin bir biçimde yayılmıştır,Konuya böylesi kapsamlı açıdan bakıldığında;kırılma en genel haliyle malzemelerin gerilim altında iki veya daha fazla parçaya ayrılması olarak tanımlanabilir ve malzemelerin dayanım özelliklerini kontrol etmektedir. Kırılma türlerini sınıflamak için çeşitli yöntemler vardır.Bunların en önemlisi,kırılmanın mekaniği ile ilgili olan ve uygulanan yükler ile bu yüklerin kırılma sırasında iç yapıdaki etkilerini önemseyerek yapılan sınıflamadır.Bu yönteme örnek olarak,gevrek kırılma,sünek kırılma,sürünme kırılması ve yorulma kırılmaları gösterilebilir. Devamını oku …

Su Enerjisi

Irmaktan akan ya da yüksekten düşen suyun büyük bir enerjisi vardır. Yüzyıllar boyunca makineleri ve değirmenleri işletmek, su çarklarını döndürmek için hareket halindeki sudan yararlanılmıştır. Ama bugün artık su enerjisi bu biçimde doğrudan değil, genellikle hidroelektrik enerjisine çevrilerek kullanılmaktadır. ( Hidro yunanca dan gelen bir sözcüktür ve “suyla ilişkili” anlamına gelir) Hidroelektrik enerji santrallerinde, türbin denen makineler suyun etkisi ile çalıştırılır. Her türbinin mili, elektrik üretici ya da Jeneratör denen başka bir makinenin miline bağlıdır. Bu ikinci makine, türbin çalıştığı sürece elektrik akımı üretir. Elde edilen akım, kablolar yardımı ile gereksinim duyulan noktalara iletilir.
Su Çarkları & Değirmenleri
18. yüzyılda buhar makinesi ortaya çıkıncaya kadar sanayide elle ya da hayvan gücüyle çalıştırılamayacak kadar büyük bütün makineler ya rüzgar gücüyle ya da akarsuların yardımıyla çalıştırılırdı.
Su çarkında, akan ya da düşen suyun enerjisiyle bir çark döndürülür ; çarkın ortasındaki mil , çalıştırılmak istenen makineye, Örneğin bir değirmene bağlıdır. Böylece suyun etkisiyle çark döndükçe, makine de işler. Geçmişteki bu sistemden, özellikle buğdayın öğütülmesinde kullanılan un değirmenlerinde, ağır değirmentaşının döndürülmesinde yararlanılmıştır. Devamını oku …

Nükleer Enerji Ve Önemi

Halkımız her zaman nükleer enerji denilirken radyasyonu düşünmüş ve bilinçsizliğin etkisiyle haklı olarak Akkuyu projesine karşı çıkmıştır. Gelişmiş Avrupa ülkelerinin hiçbir zaman vazgeçemediği nükleer enerji bize hala çok uzaktır. Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere, ABD, bazı İskandinav ülkeleri, Bulgaristan, Rusya, Ermenistan ve daha bir çok ülkenin vazgeçilmez enerji kaynağı olan nükleer enerjinin fayda ve zararlarından bahsedelim; Nükleer enerjinin üretimiyle bilindiği gibi radyasyon açığa çıkar. Bu olay gayet doğal karşılanmalıdır. Şu konu açıkça belirtilmelidir ki; insan ömrünün her saniyesinde 15000 radyasyon parçacığı, insan vücuduna çarpar. Böylelikle insana yılda 500 milyar radyasyonik parçacık çarpar. Tüm ömür boyunca 40 trilyon partikül çarpması meydana gelir. Bir röntgen çekilmesi halinde insan vücuduna trilyonlarca partikül geçer. Ancak şu sonuç açıkça belirtilmiştir ki, 50 katrilyonda bir parçacık (1/50.000.000.000.000.000) insan hücresine zarar vermektedir. Tabi ki her radyasyon ışını bu rakamlar eşiğinde güvenlidir anlamına gelmez. Ancak biraz önceki oranlar denetiminde radyasyon şiddeti (sayısı) değil de, radyasyon cinsi önemlidir sonucuna varabiliriz. Yapılan araştırmalarda, oluşan kanserin %0,5 i, insanlara ömürleri boyunca çarpan radyasyonik parçacıklardan oluşmuştur. Devamını oku …

Nükleer Santrallar

Enerji çağdaş yaşamın stratejik girdilerinden birisi. Metabolizmik bir benzetmeyle, toplumsal organizmanın kanındaki şekeri andırıyor. Nasıl ki kanındaki şeker miktarı azalan insan halsiz düşerse, az enerji tüketen toplumlar da benzeri şekilde letarjik, çok ve akılcı enerji tüketenler ise üretken ve enerjik oluyorlar. Enerji tüketebilmek içinse önce onu üretebilmek gerekiyor. En ciddi üretim seçeneklerinden birisi de nükleer enerji.Nükleer enerji, iki şekilde elde edilebiliyor. İki küçük çekirdeğin birleştirilmesi (füzyon) ve büyük bir çekirdeğin parçalanması (fisyon). Mühendislik bilimleri aslında, nükleer enerjiyi terbiye etmeyi başarmış bulunuyor. Fakat bunu füzyon yoluyla değil, öteki tepkime biçimi olan fisyonla gerçekleştirilir.Zincirleme fisyon tepkimeleri termonükleer füzyon tepkimelerinden önce terbiye edildi. İlk fisyon reaktörü 2 Aralık 1942 tarihinde İtalyan asıllı Amerikalı fizikçi Enrico Fermi liderliğindeki bir grup tarafından Chicago’da kritik hale getirildi. Bu reaktörde yavaşlatıcı olarak, saf karbon ya da grafit kullanıldı; yani nükleer çağ bu ‘grafit yığını’ ile açıldı. Nükleer endüstri hızla gelişerek büyük adımlar attı ve dünyanın her yanında reaktörler kurulmaya başlandı. 1 gram Uranyum, 2.5 ton kömüre eş değer enerji üretebildiğine göre nükleer bir santralın yakıt masraflarının yok denecek kadar az olacağı, bir kez kurulduktan sonra, santrallın neredeyse bedavaya çalıştırılacağı sanıldı. Nükleer endüstri bu nedenle bol ve ucuz elektrik enerjisi vaad etti; hatta bir süre sonra evlere elektrik sayacı takmaktan vazgeçileceği söylendi. Nükleer endüstri bu ütopik vaadi ile ilk hatasını yapmış oldu.
Reaktör kalbinde parçalanan uranyum çekirdekleri, daha küçük iki çekirdeğe dönüşür ‘fisyon ürünleri’ denilen bu yeni çekirdekler, yüksek enerjilerle doğar. İçinde bulundukları malzeme tarafından sonunda durdurulurlar. Ancak bu arada, çevredeki çekirdeklerle çarpışarak epeyce hasar yaratırlar. Ayrıca kararsız olduklarından, Devamını oku …

Nükleer Reaktörler

Nükleer reaktörler, içerisinde nükleer reaksiyonların kontrollü bir şekilde yürütüldüğü ortamlardır. Çok büyük enerjiler açığa çıkaran iki tür nükleer reaksiyon vardır. Bunlar büyük atom çekirdeklerinin parçalanması (fizyon) veya küçük atom çekirdeklerinin birleşmesi (füzyon) reaksiyonlarıdır. Bu yüzden nükleer reaktörler, içerisinde gerçekleşen reaksiyon türüne göre iki gruba ayrılabilirler:
1. Fizyon reaktörleri
2. Füzyon reaktörleri
Hâlihazırda füzyon reaksiyonu ile çalışan bir nükleer reaktör mevcut değildir. Fikir olarak Haziran 1942’de ortaya atılan füzyon olayı ancak 1952’de bomba olarak denenebilmiştir. Bu büyük gücün kontrol altına alınması, başka bir deyişle füzyona dayanan bir nükleer reaktörün yapılması ise henüz gerçekleştirilememiştir. Ancak, bu konudaki çalışmalar bütün hızıyla devam etmektedir. Devamını oku …

Nükleer Fiziğin Uygulamaları

Nükleer enerjinin dehşet verici as-kerf uygulamaları bilinmektedir. Bu uygulamalar, nükleer fiziğin 1940′h ve 1950′li yıllarda çok hızlı bir geliş-me göstermeline ve «ivU enerji üre¬timine yo! açmıştır. Işınımı kolayca saptanabilir radyoaktif çekirdekle¬rin işaret a»cı olarak kullanılması, öp, Unm, hidroloji gibi çok değişik alanlarda yaygın biçimde uygulan¬maktadır. Ağır iyonlar fiziğinin ge¬lişmeli, yüzey fiziğinde sınaî uygu¬lama olanaktan bulmuştur. Nötronların etkinleştirilmesiyle, kimyasal elementlerin izlerinin l milyardı l gibi oranlarda saptan-matı da mümkündür: böylece, Üst Kretaıe ile Üçüncü Zaman arasın¬daki geçişi belirleyen tortullarda anonnal yüksek miktarlarda irid¬yum izleri ölçülmüştür. Bu anor¬malliğin mümkün açıklamalarından biri, iridyumun, bundan 65 milyon yıl önce Dünya ile çarpışan, yakla¬şık on kilometre çapında bir mete¬orit tarafından getirilmiş olmasıdır (böylesi bir çarpi|ma, aralarında di-üozorUnn da bulunduğu pek çok canlı türünün yok olmalıyla f onuç-lanan, dünya çapında bir felakete yol açmif olabilir). Nötronların et¬kinleştirmesi, imal edildikleri yerle¬rin uzağımla bulunan çömleklerin yapıldığı toprağın coğrafi kökenini saptayarak, yok olmuş uygarlıkların ticaret ağlarının saptanmasını sağla¬dığı arkeolojide de kullanılmakta¬dır. 14C (karbon 14) tarihlendirme yöntemi, tarihsel ölçeğe uymakta¬dır; çünkü bu radyoaktif çekirdeğin yan ömrü 5 000 yıldır: bir varlık öl¬düğünde, »ruk MC soğurmaz; Devamını oku …

Nükleer Fisyon

Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli gereksinimi enerjidir. Her ne kadar tam bir ölçüt olmasa da ülkelerin gelişmişlik düzeyleri, üretip tükettikleri enerji ile ölçülür. Bazı ülkeler ürettikleri enerjiyi çok verimli bir şekilde kullanırlarken, bazıları bu konuda o denli başarılı olamazlar. Bazı ülkeler de kendileri kullanmadıkları halde çok miktarda enerji hammaddesi üretirler. Enerji üretim ve tüketiminin çok farklı yöntemleri olsa da, tüm ülkelerin ucuz, bol ve temiz enerji kaynaklarına gereksinimleri vardır. Endüstrileşme ile baş gösteren buhar gücü gereksinimi dolayısıyla, kömür kullanımı büyük bir hızla artmıştır. Daha sonraları elektrik enerjisinin kullanılmaya başlanması ve içten yanmalı motorların kullanım alanının genişlemesi ile elektrik üretiminde kömür ve petrol, çok büyük bir hızla artmıştır. Sonunda endüstri ve çağdaş yaşam için en önemli hammadde, fosil yakıtlar olmuştur. Fosil yakıtların kullanımı, çözümü çok zor sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu sorunların ilki, tükenen hammadde kaynaklarıdır. Fosil yakıtlar milyonlarca yılda oluşmuş, doğanın bizlere, daha doğrusu bizden sonraki nesillere bir armağanıdır ve sentetik olarak yapılanmaları son derece zordur. Çok sayıdaki petrokimya ürünleri spektrumunu inceleyerek petrol ve bazen de kömürün ne denli vazgeçilemez birer doğa harikası olduklarını rahatlıkla algılayabiliriz. Kömür petrol kadar bir kimyasal değere sahip değildir. Kalitesiz kömürlerin yakılmasının neden olacağı sorunlar ortadadır. Devamını oku …

İyon Değiştiriciler

1.1. Tarihçe
Doğadaki sürekli değişimin önemli nedenlerinden biri iyon değişimidir.toprak, kum ve kayalar gibi cansız varlıklarda ve canlı organizmalardaki yaşamsal fonksiyonlarda iyon değişimine ait bir çok örnek mevcuttur.
Bir çok organik inorganik madde iyon değiştirici olarak kullanılmaktadır.Örneğin; protein, selüloz, karbon, basit balçık ve birçok mineral gibi doğal ürünler ile çevrelenmiş bir ortamdaki diğer iyonları değiştiren taşınabilir iyon içerirler. Bu doğal maddeler düşük bir değiştirme kapasitesine sahiptir.Bu özelliklerde pek tercih edilmeyen fiziksel ve kimyasal özelliklerdir ki iyon değiştirici maddelerin pratik kullanımı sınırlandırırlar.sonuç olarak,1935 yılından önce iyon değiştirme tekniğine laboatuvarlarda ne de endüstiriyel alanlarda geniş bir birim düzeni kullanılmıyordu.
1850’de Thompson ve Way işlenmiş toprakta amonyum gibi çeşitli iyonların,kalsiyum ve magnezyum iyonlarıyla yerdeğiştirebildikleri şeklindeki gözlemlerini yayınladılar.Thompson’unçalışmasından yararlanarak Spence bir cam kolonda amonyum sülfatla işleme tabi tutulmuş kumlu kil yatak hazırlayıp yataktan suyu geçirdiği zaman,yatakta amonyum sülfat yerine alçı bulunduğunu Devamını oku …

Mekanik Enerji

Mekanik enerji, bir sistemin kinetik enerjisi(hareket enerjisi)ile potansiyel enerjisinin (parçaların konuma bağlı olarak sistemde depolanan enerji) toplamı. Yalnızca kütle çekimi kuvvetlerini etkisi altında olan ya da sürtünme altında ve hava direnci gibi enerji kaybına yol açan kuvvetlerin bulunmadığı ya da yok sayılabilecek derecede küçük olduğu ideal bir sistemin mekanik enerjisi sabittir. Bu nedenle salınım hareketi yapan bir sarkacın hızının en büyük ve yerden yüksekliğin en az olduğu dikey konumunda kritik enerjisi en büyük ve potansiyel enerjisi en küçük değerdedir. Sarkaç hızının 0 ve yerden yüksekliğinin en büyük olduğu salınımın uç noktalarında en düşük kinetik enerjiye ve en yüksek potansiyel enerjiye sahiptir. Sarkaç hareket ederken enerji sürekli olarak bir biçimden öbürüne dönüşür. Sarkacın göbek milindeki sürtünme ve havanın direnci yok sayıldığında kinetik ve potansiyel enerjilerin toplamı yani mekanik enerjisi sabittir. Aslında sarkacın havanın drencine ve sürtünme kuvvetlerine karşı yaptığı iş nedeniyle sistemin dışına çok küçük bir enerji aktarıldığından her salınım sonunda enerji bir miktar azalır yer – ay sisteminin mekanik enerjisi de hemen hemen sabittir ve ritmik olarak kinetik potansiyel enerjiler birbirine dönüşür. Ay’ın elips yörüngesi üzerinde yerden en uzak noktadaki hızı ve kinetik enerjisi en küçük potansiyel ise en büyük değerdedir .Ayın’ en hızlı hareket etiği nokta yere en yakın olduğu konumudur ve bu konumda potansiyel enerjisinin bir bölümü kinetik enerjiye dönüşmüş durumdadır
MEKANİK ENERJİNİN KORUNUMU
Devamını oku …

KATIHAL FİZİĞİ (EVAPORASYON)

KATIHAL FİZİĞİ (EVAPORASYON) LABORATUARI
1.1.1. AMAÇ
Vakum sistemlerinin tanınması, çalışma prensiplerinin öğrenilmesi, metal-yarıiletken kontakların incelenmesi, kristal temizleme yönteminin öğrenilmesi, p-tipi Schottky diyot yapımı ve akım-voltaj karakteristiğinin incelenmesi.
1.1.2. VAKUM TEKNİĞİ
Vakum tekniğinin öneminin anlaşılması ve laboratuarlarda kullanılması ilk defa 1905-1913 yıllarındadır. Çalışmalar, yeni pompa ve ölçü aygıtlarının en yüksek vakumun elde edilmesi ve duyarlılıkla ölçülmesi yolunda olmuştur. Vakum, 760mm-Hg (Torr) olarak kabul edilen açık hava basıncını kademeli pompalar ile yenip düşürmek başka bir deyişle söz konusu gaz (yada hava) basıncını yaratan moleküllerin pompalarla emilmesi yada yoğuşması olarak tanımlanabilir.
Basınç aralıkları aşağıdaki gibi tanımlanabilir:
Alçak Vakum……………………….. 760-25 torr
Orta Vakum………………………….. 25-10-3torr
Yüksek Vakum……………………… 10-3-10-6torr
Çok Yüksek Vakum………………. 10-6-10-9torr
Ultra Yüksek Vakum……………… 10-9torr’un altında
Vakum birçok önemli uygulamalar için gereklidir.Yarıiletken tasarımların yapılmasında, x-ışınları tüplerinde, yüksek sıcaklık isteyen fırınlarda, elektron mik-roskoplarında, kütle spektrometrelerinde ve birçok karmaşık sistemde vakum tekniği önemli yere sahiptir. Devamını oku …

Döner haldeki bir parçanın hareketini aynı eksen üzerinde bulunan diğer bir parçaya iletmek

Döner haldeki bir parçanın hareketini aynı eksen üzerinde bulunan diğer bir parçaya iletmek veya iletilmekte olan bu hareketi istenildiği zaman durdurmak amacıyla kullanılan tertibata kavrama adı verilir. Motorlu taşıtlarda kullanılan mekanik taşıt kavramaları krank mili ekseninde olmak üzere motorla vites kutusu arasına bağlanmış olup, motordan vites kutusuna hareket iletimini sağlar ve istenildiği zaman, motor çalışmasına devam ettiği halde, bu hareket iletimini durdurur.
Şekil 1.1 Kavramanın Şematik Gösterilişi
1.1 KAVRAMANIN GÖREVLERİ
Motor çalışır durumda iken kavrama bağlanmış halde olursa (Şekil 1.2) hareket motordan vites kutusuna iletilir. Aynı anda vites kutusu vites durumunda ise motorun hareketi tekerleklere kadar iletilir ve taşıt harekete geçer. Kavrama ayrılmış durumda olduğu zaman motorun hareketi vites kutusuna geçemez ve vites kutusu boş durumda olmasa bile motorun hareketi vites kutusuna iletilmediğinden taşıtın hareketi mümkün olmaz. O halde, vites kutusu vites durumunda olmasına Devamını oku …

Isı-proses dalı Eşanjör projesi

Verilenler
Soğuk akışkan giriş sıcaklığı : Tog= 70
Soğuk akışkan çıkış sıcaklığı : Toç= 90
Sıcak akışkanın giriş sıcaklığı : Tsg=100
Sıcak akışkanın çıkış sıcaklığı : Tsç=100
Sıcak akışkanın debisi : ms=5000kg/h
Sıcak akışkan : H2O (gaz-sıvı)
Soğuk akışkan :H2O (sıvı)

Seçilenler
Boru boyu : l= 4m
Boru iç çapı : di= 0,021m
Boru dış çapı : dd= 0,025m
Kirlenme direnci : R=0,0001 m2hoC/kcal
Boru malzemesi : Karbon çeliği (%10C) (100oC’de = 42 kcal/mhoC )

Ortalama Sıcaklıklar Devamını oku …

Atom ve Elektron Nedir

Maddenin temelinde atom adı verilen çok küçük parçacıklardan oluştuğu kavramı eski yunanlılara kadar uzanır.
ATOM ve ELEKTRON
Maddenin temelinde atom adı verilen çok küçük parçacıklardan oluştuğu kavramı eski yunanlılara kadar uzanır. Milattan önce 5. yüzyılda Leucippus ve Democritus maddenin sonsuz küçük parçacıklara ayrılamayacağını öne sürdüler.Onlar,bir madde daha küçük parçalara bölünmeye devam edilirse en sonunda atomun bölünmeyeceğini iddia ediyorlardı.Atom sözcüğü Yunanca’da bölünmez anlamına gelen atomos sözcüğünden türetilmiştir. Devamını oku …

Demir Elementinin Özellikleri Nelerdir

Arı halde gümüşsü beyaz renkli bir metal olan demir (Fe), dünyada ki metaller içinde en bol bulunanların ikincisi, elementler arasında ise dördüncüsüdür. Yeryüzünün çekirdeği, büyük miktarda metal demirden yapılmıştır. Ancak, yeryüzü kabuğunda demir, öteki maddelerle tepkimeye girmiş durumdadır. Arı durumda çok seyrek bulunur: Yalnızca bazı göktaşlarında ve bazaltlı kayalarda.
Tüm bitkilerin, hayvanların ve insanların, yaşamak için demire ihtiyaçları vardır. İnsanlarda en büyük demir yüzdesi, kırmızı kan hücrelerinde bulunur. Hemoglobinin temel bölümlerinden birini oluşturur. Kasalarda ve dokularda, küçük miktarlar halinde bulunur.
Demirin kimyasal simgesi olan Fe, latince “demir” anlamına gelen ferrum’ dan türetilmiştir. Demirin atom numarası 26, atom ağırlığı 55,85 ve özgül ağırlığı 7,86’ dır. Devamını oku …

Spektral Çizgilerin Dalgaboylarının Tayini

Deney ile ilgili bilgiler ;
Spektral çizgilerin dalgaboylarının hassas tayini spektroskopinin en önemli meselelerinden biridir. Bu, her spektroskopik ve spektrofotometrik araştırmanın ilk adımıdır. Her bir spektrum çizgisinin dalgaboyu, onun civarında yer alan standart çizginin dalgaboyu ile ilişkilendirilir. Devamını oku …

Tayf Çizgilerinin Tanımlanması

Deney ile ilgili bilgiler :

Bu deneyin amacı bir yıldızın tayfının bilinen laboratuar tayfı ile karşılaştırarak, yıldızın tayfındaki değişmeleri anlamaktadır. Bu değişmelerden biri yıldızın tayfında ortaya çıkan Karışmış Çizgiler ( blend çizgiler) dir. Karışmış çizgi demek yıldızın alınan tayfında iki yada daha fazla çiziginin dalgaboyunun birbirine çok yakın olmasından dolayı tayfta üst üste binmesidir. Devamını oku …

Fizik Paradoksları Nelerdir

Olbers Paradoksu
Bu paradoks, biraz da artronomi ile ilgili.
Olbers, araştırmaları neticesinde, şu fikirlere vardı:
a) Kâinatın (uzayın), başlangıcı ve sonu yoktur.
b) Kâinatın bir sınırı yoktur.
c) Kâinattaki yıldızlar, düzenli bir şekilde dağılmıştır.
d) Kâinatın büyüklüğü sabittir.
e) Diğer yıldızlardan gelen ışığı engelleyici bir faktör yoktur.
Bütün bunlara dayanarak, Olbers’e göre gece gökyüzünün çok parlak olması gerekir. Çünkü sonsuz adet ışık kaynağı yani yıldız mevcuttur. Gece, karanlık olduğuna göre yanlış olan birşeyler var. Yapılan araştırmalar, kâinatın bir başlangıcı olduğunu ispatlamıştır. Kâinatın saniyede 60 bin km. hızla genişlediği de ilmî bir gerçektir. Yıldızlardan gelen ışığı engelleyen bir faktör mevcut olsa idi, bu faktörün ısınması ve daha sonra da ışık kaynağına dönüşmesi gerekirdi. O halde gökyüzü gece parlak değilse bunun birkaç sebebi vardır: Devamını oku …

Kütlesel Çekim Nedir

Yukarı atılan bir cisim, bir süre sonra döner ve yere düşer. Irmaklar hep yukarıdan aşağıya doğru akar. Bunun açıklamasını “yerçekimi” olarak yaparız. Bu, tüm kütleli nesnelerde, gezegenlerde ve yıldızda varolan bir kuvvettir ve ona “kütle çekimi” diyoruz.
Bu çekim, en yoğun cisimeleri ve “boşluğu” eşit oranda donatır. Ondan korunmanın ya da onu etkilemenin hiçbir yolu yok. Uzaklıkla azalır; ama hiçbir şekilde kaybolmaz. Atmosferi Yerküre’nin çevresinde tutan kuvvet ya da bizim Evren boşluğuna uçup gitmemizi engelleyen kuvvet, Dünya’nın uyguladığı kütle çekimi kuvvetidir. Devamını oku …

Kepler Kanunları Nelerdir

Tarih boyunca birçok bilim adamı astronomi ile uğraşmıştır. Milattan önce yaşayan Eratostanes ve Aristarchus ile milattan sonra astronomi üzerinde çalışan Ptolemy ve Copernic bu bilim adamları arasında sayılabilir. Copernic’ten sonra Danimarkalı bir bilim adamı olan Tycho Brahe astronomide çok önemli çalışmalar yapmıştır. Brahe’nin ölçme konusundaki ustalık ve duyarlılığı kendi çağdaşı olan Kepler’de yoktu. Kepler’in üstün yanı matematiksel yapılara nüfuz kabiliyetidir. Başlangıçta kendisini din ve felsefe ilgilendiriyordu. Fakat parasal sıkıntılarını hafifletmek için, açık bulunan bir astronomi kürsüsünde ders vermeye başlayan Kepler, öğrendiği astronomi konularındaki altyapı eksikliğini farketti. Bu eksikliği gidermek için de çalışmalarını yoğunlaştırdı. Devamını oku …

Kepler (Yörüngeler) Kanunu Nedir

Her gezegen odaklarından birinde güneşin bulunduğu elips yörüngede hareket eder.
Aşağıdaki şekilde Dünya ve Mars gezegenleri için birinci kanun gösterilmiştir. Dünyanın elips yörüngesinin odak noktaları F1 ve F2, Mars gezegeni yörüngesi olan elipsin odak noktaları ise F1 ve F’2 olarak gösterilmiştir. Güneş bu gezegenlere ait yörüngelerin her ikisinin de odak noktası olan F1’de bulunur. F1 noktası diğer gezegenlerin yörüngelerinin de odak noktasıdır. Devamını oku …