Reklamın Üstünlükleri Nelerdir

Bir mala veya hizmete ilişkin bir iletiyi (mesajı), sözlü yada görüntülü olarak pazar
birimlerine sunmak için yapılan eylemlere Reklam Yapmak denir. İleti yada mesaj da reklam diye adlandırılır. Reklam yapmakla bir dizi eylemde bulunulur ve reklam (mesaj) Pazar birimlerine ulaştırılır. Böylece bir mala yada hizmete karşı olumlu davranışta bulunmaları için Pazar birimleri etkilenir. Reklam yapmak ile reklam arasındaki bu önemli ayrılık her zazman gözönünde tutulmalıdır. Yalnız reklam yapma yerine genellikle reklam sözcüğü kullanılır. Burada da, reklam sözcüğü hem reklam yapma hem de reklam anlamında kullanılacaktır.
Not: Reklam, belirli bir pazarı oluşturan birimlere yöneltilen, kişisel olmayan ve ücreti ödenen satış çabasıdır.
Reklam, bir pazarlama iletişimi yöntemidir. Reklamda, reklam yapanın kimliği açıkça belli olmalıdır ve yapılan reklam için reklamı taşıyan yada yayımlayan araca para ödenmeli-
dir. Bu koşullara uygun olarak gazete, dergi,radyo ve T.V. ile yapılan ulaşım araçlarına asılan afişler ve PTT aracılığıyla tüketicilere gönderilen iletiler reklam kapsamına girer. Kişisel satış çabası en eski ve en önemli pazarlama iletişimi ise de günümüzde reklam, özellikle son tüketicilere yönelik etkili bir satış çabası olmuştur. Devamını oku …

Enerji Tasarrufu

Enerjinin insan hareketinde, insanın günlük yaşantısında çok büyük bir yer tuttuğu muhakkaktır. Bu önemli ihtiyacın bilinçsiz kullanılması, insan geleceğine bir çok olumsuz etkiyi de beraberinde getirecektir. Enerjinin gereği kadar ve bilinçli olarak kullanılmasını sağlamak için her yıl 11 – 18 Ocak tarihleri arasında Enerji Tasarrufu Haftası kutlanır.
Hafta içinde, bütün yurtta enerji tasarrufu ile ilgili toplantı ve açık oturumlar düzenlenir. Radyo ve televizyonda enerji tasarrufunu işleyen programlar yayınlanır. Okullarımızda enerjide tutumlu olmanın önemi anlatılır. Alınması gereken önlemler belirtilir. Öğrenciler arasında enerji tutumu ile ilgili afiş, karikatür, resim ve kompozisyon yarışmaları düzenlenir. Bu yarışmalarda derece alanlara ödülleri dağıtılır. Bu çalışmaların amacı, enerjinin iyi kullanımını sağlamaktır.
Günümüzde enerjinin önemi gittikçe artıyor. Enerji iş görebilme, iş yapabilme gücüdür. İki tür enerji vardır. Durum enerjisi ve Hareket Enerjisi. Durum enerjisi cisimlerin durumu nedeniyle sahip olduğu enerjidir. Cismin hareketi sırasında oluşan enerjiye de hareket enerjisi denir.
Evde, işyerinde, toplum yaşamının her alanında makineler kullanılır. Makineler insanların işlerini kolaylaştırır. Az emekle kısa sürede büyük işler görülmesini sağlar. Evimizdeki buzdolabı, elektrik süpürgesi, çamaşır makinesi annemizin işlerini kolaylaştırır. Traktör çiftçilerin az zamanda çok iş yapmalarını sağlar. Kullandığımız araç ve gereçlerin, giyeceklerimizin çoğu fabrikalarda, makinelerle üretilir. Bütün makineler enerji ile çalışır. Makinelerden düzenli ve sürekli olarak yararlanabilmek için enerjiyi tutumlu kullanmak zorundayız.
Başlıca enerji kaynaklarımız ; elektrik, su, güneş, kömür ve petroldür. Bu enerji kaynaklarından elektriği kendimiz üretiyoruz. Güneş ışığından ve sularımızdan doğal enerji olarak yararlanıyoruz. Yalnız petrol ülkemizde yeterince çıkmadığı için petrolün yarısını dışarıdan alıyoruz. Son yıllarda kömür rezervlerimizin azalması sebebi ile onu da dışarıdan ithal etmeye başladık. Bütün bu enerji alımları, ekonomimiz için ağır bir yüktür. Dış satım gelirimizin büyük bir bölümü petrol alımına harcanıyor. Ulusal ekonomimizin düzelmesi için enerjiyi tutumlu kullanmak zorundayız. Enerjinin yetersizliği, üretimin düşmesini, yurt ekonomisini ve günlük yaşantımızı etkilemektedir.
Enerjide tutum, sınırlı enerji kaynağının en verimli biçimde kullanımıdır. Gereksiz enerji tüketiminin ve kayıplarının azaltılmasıdır. Enerjide tutum aynı işi daha az enerji ile yapmaktır. Enerji Tutum Haftası içinde öğrendiklerimizi yaşam boyu uygulayalım. Evimizde boşa yanan lambaları söndürmeyi unutmayalım. Bozuk musluklarımızı onaralım. Suyumuzun boşa akmasını önleyelim, izlemediğimiz program süresince televizyonu ve radyoyu kapatalım. Kışın pencere yalıtımlarına daha çok özen gösterelim. Enerji tasarrufu konusunda öğrendiklerimizi, dinlediklerimizi ömür boyu uygulayalım.

UZUN MEHMET
Aşağıda, Uzun Mehmet’in enerji kaynak-
larımızdan maden kömürünü buluşunu
okuyacaksınız.
Maden kömürü, maden kömürü, derler. Nedir bu maden kömürü ? kara bir taş. Evet kara bir taş. Fakat bu kara taş, bir memlekete yiyecek kadar gerekli. Buğday kadar, et kadar gerekli. Maden kömürü ile tren işler, vapur işler, fabrika işler. Bundan uzun yıllar önce Türkiye’de maden kömürü var mı yok mu bunu bilen yoktu. Bizde maden kömürünü ilk defa Uzun Mehmet adında bir genç buldu. Böylece memlekete büyük hizmet etti. Uzun Mehmet bir köylü çocuğuydu. Zonguldak’ta bir köyde doğdu. Büyüdü, asker oldu. İstanbul’a gitti. Orada deniz eri olarak askerlik yaptı. Maden kömürünü ilk defa askerlikte gördü. Onun memlekete ne kadar gerekli bir şey olduğunu askerlikte öğrendi. Günler geçti. Askerlik bitti. Son gün erler toplandılar. Uzun Mehmet de onların içindeydi. Bölük komutanı geldi. Elinde bir parça maden kömürü vardı. Dedi ki:
― Arkadaşlar, bunun maden kömürü olduğunu öğrendiniz. Şimdi biz bunu para ile alıyoruz. Türkiye’de maden kömürü var mı yok mu bilen yok. Varsa bulmak lazım. Onu bulmak memlekete çok büyük bir hizmet olacak. Gittiğiniz köyde, dağda, derede, her yerde bu kömürü arayın arkadaşlar. Devamını oku …

Enerji, Enerji Çeşitleri, Enerjinin Tasarruflu Kullanımı, Türkiye’nin Enerji Konusundaki Sıkıntıları

Hareket eden her canlı enerji harcar. Örneğin; uyurken, koşarken, yürürken enerji harcamış oluruz.Canlılar enerjiyi beslenerek alırlar.
Enerji çeşitleri:
a)Isı enerjisi=Güneş
b)Kinetik enerji=Oyuncaklar
c)Potansiyel enerji=Dalda duran elma
d)Elektrik enerjisi= Makineler
Isı enerjisi
En büyük ışı kaynağı güneştir. Sobalarımızda odun, kömür veya doğal gaz yanınca etrafına ısı verir. Bu da öncelikle etrafın ısınmasını sağlar. Yakıtların yanmasıyla açığa çıkan enerjiye ısı enerjisi denir.
Kinetik enerji
Hareket halindeki cisimlerin veya maddelerin sahip oldukları enerjiye Kinetik enerji denir.Örneğin; hareket eden araba, uçak,otobüs gibi.
Potansiyel Enerji
Duran bir cismin depolanmış enerjisine Potansiyel enerji denir. Diğer adı durum enerjisidir. Örneğin dalda duran elma.
Elektrik enerjisi
Bu enerji türü her an kullanılmaya hazır olan bir enerji türüdür. Evlerimizde kullandığımızda ampuller, fırın, buzdolabı gibi.
Devamını oku …

Camın Mekanik Özellikleri

Camın günlük hayatımızdaki ve teknoloji dünyasındaki kullanımını belirleyen özelliklerin başında camın mekanik özelliklerini sayabiliriz. Camın tanıdığımız tüm malzemelerden farklı olan mekanik özellikleri, onun kalıcı deformasyonuna izin vermeyen molekül yapısından kaynaklanır. Bu temel özellik camın kırılma tokluğu düşük, kütlesel mekanik dayanımı yüksek olmakla birlikte yüzey hatalarına aşırı derecede duyarlı olan , kırılgan, kırıldığında yaralanmalara yol aaçabilen bir malzeme olamasına neden olur. Burada bu temel davranış biçimini ana hatları ile mikro ve makro düzeyde inceleyeceğiz.
1.2.DEFORMASYON:
Bir malzemenin yük altındaki davranışını şekil 1 deki gibi bir gerilim-uzama eğrisinde izleyebiliriz. Şekil 1 `deki eğrilerden herbiri , üzerine ekseni yönünde giderek artan bir yük uygulanan silindirik bir cismin uzamasını göstermektedir.Ƅ ile göstereceğimiz gerilim , ya da zorlama , bu cismin birim kesit alanı A üzerinde etkiyen F kuvveti olarak tanımlanır. Devamını oku …

Motorların Tarihsel Gelişimi

Hava gazı ile çalışan, ticari bakımdan elverişli ilk motor, Fransız Mühendisi Etiyen Löner tarafından 1860 yılında yapıldı.Bu motorda yakıt olarak kullanılan hava gazı ,sıkıştırılmadan ateşlendiginden ,motorun devri istenilen seviyeye yükseltilememiştir. 1862 `de Fransız Mühendisi Beau-De Rochas 4 zamanlı çevrimin esaslarını ortaya koymuştur. Böylece 1. zamanda emilen yakıt hava karışımının , ateşlenmesinden önce sıkıştırılması gerektigi prensibide , Rokhas tarafından bulunmuş oldu.
Bütün bu çalışmalardan faydalanan Alman Mühendis Nikalaus Auğust Otto,dört zaman esasına göre başarı ile çalışan ilk motoru , 1876 tarihinde yaptı.
Otomobillerde kullanılan ilk motorların özelliklerini sıralayacak olursak:
a) Silindir sayısı az, devir adedi, sıkıştırma oranı ve sıkıştırma sonu basıncı düşük oldugu için, güçleride düşük oluyordu.
b) Motorlar güçlerine göre büyük, ağır ve gösterişsiz yapılıyordu.
c) Egzoz sistemi basit, lastikler dolma tip oldugundan motor gürültülü, vasıta sarsıntılı çalışıyordu. Devamını oku …

Çimentonun Tarihçesi

Elektrik, telefon ve televizyon gibi icat ya da buluşların isimleri sıkça anılsa da hayatımızda çok önemli bir yer tutan çimentonun nasıl ve kimin tarafından bulunduğu, isminin nereden geldiği pek az kimse tarafından bilinir.”Çimento” kelimesi, yontulmuş taş kırıntısı anlamındaki Latince “caementum” kelimesinden türemiştir. Daha sonra bu kelime bağlayıcı anlamında kullanılmaya başlamıştır. İlk betonarme yapı 1852 yılında yapılmıştır, ancak bağlayıcı malzemelerin kullanımı çok eskilere dayanır, muhtemelen ateşin bulunmasından hemen sonra, kireç ve alçı ile başlamıştır. İlk olarak kireç bağlayıcı madde olarak kullanılmıştır. Kirecin bağlayıcı özelliğinin ilk ne zaman anlaşıldığı konusunda bir çok spekülasyon yapıla gelmektedir. Ancak insanlık tarihinin erken dönemlerinde olduğunu söylemek mümkündür. Belki de kireçtaşı mağaralarda ısınmak veya yemek pişirmek için yakılan ateşle elde edilen kireç yağmur veya rutubetle temas ederek sönmüş kireç haline gelmiş ve kuruduktan sonra elde edilen tozun bağlayıcı özelliğinin farkına varılmıştır. Sönmüş kirecin ilk uygulamaları mağara duvarlarına yapılan resimlerde görülmüştür. Devamını oku …

Asya Pasifik Uluslar Arası Kalite Ödülü

1.1.TANITIM
Uluslar arası Asya Pasifik Kalite Ödülü (IAPQA) Asya Pasifik Kalite Örgütü(APQA) tarafından verilmekte olan uluslar arası bir ödüldür. Hiçbir çıkar gözetmeyen bu örgütü yönlendiren heyette dünyanın dört bir yanından üyeler katılımlarıyla yönlendirmektedirler. Kuruluşu yönlendiren heyette Avustralya, Çin, Hindistan, Endonezya, Filipinler, Sri Lanka, Amerika Birleşik Devletleri(ABD) ve Vietnam’dan üyeler bulunmaktadır. IAPQA ödülü APQO tarafından kurulan ve Walter L. Hurd Kuruluşu diye adlandırılan bir kuruluş tarafından verilmektedir. Bu kuruluş APQO’nun sadık savunucularından birisinin anısını şereflendirmek amacıyla kurulmuştur. Ve başlangıçtaki amaç ve projesi dünyanın en iyi kalite liderlerini ve üstün işletmelerini onaylamaktır. Ödül için yönetim idaresi Uluslar arası Asya Pasifik Kalite Ödülü Konseyi tarafından sağlanmaktadır (www.qil.com).
1.2.APQO KURUMU
APQO fikri ilk olarak 1981 yılında Birinci Uluslararası Kalite Konferansı’nda Filipinler’de, Filipinler Kalite Kurumu desteğiyle atıldı.Bunu 1983 yılındaki Meksika’daki I. Asya Pasifik Toplam Kalite Kongresi izledi. APQO beyannamesi 1985 yılında Çin’deki Beijing’de onaylandı ve sonradan Filipinlerde anonim şirket haline getirildi. Ayrıca sekreterliği de Filipinlere yerleştirildi. İlk APQO konferansı 1985 yılında Çin’de düzenlendi. İkincisi 1988 yılında Kore’de üçüncüsü 1991 yılında Yeni Zelanda ‘da; dördüncüsü 1994 yılında Malezya’da; beşincisi 1996 yılında Filiinler’de; altıncısı1998’de Seul’de; yedincisi 2000 yılında Arizona’da ve sekizincisi 2002 yılında Çin’de (Beijing) düzenlendi (www.qil.com). Devamını oku …

Microsoft Project 2002 Proje Yönetimi Yapısı

Projenin Planlanması:
Bir proje planı oluşturulması sırasında Ms Project bir çalışma çizelgesi (Working schedule) oluşturur. Bu çizelge yapılması gereken işleri, bu işlerde kullanılacak kaynakları ve oluşacak maliyetleri göz önünde bulundururarak yaratılır. Bir proje planı oluşturulurken aşağıdaki bilgilere ihtiyaç vardır.
Tasks (Görevler)
Duration (Süre)
Task dependencies (Görev bağımlılıkları)
Resources (Kaynaklar)
Costs (Maliyetler)
Bu bilgiler ışığında Ms Project kaynak yüklerini hesaplar, proje çizelgesi çıkartır ve maliyetleri hesaplar.
Projenin Takibi (Tracking the Project)
Proje planı oluşturulduktan sonra yönetilmeli ve takip edilmelidir. Projenin ilerlemesinin periyodik olarak gözlenmesi ile projenin zamanında tamamlanması ve projeye ayrılan bütçenin aşılmaması için gerekli önlemler alınabilir. Ms Project 2002, proje yönetiminde kullanılacak şu özelliklere sahiptir: Devamını oku …

Binaların Yapımında Ahşap Yapıların Depremlere Dayanıklılığı

Son Depremlerde Ahşap Yapılar
17 Ağustos 1999 Depreminde çok sayıda betonarme yapı yıkıldı. Deprem bölgesinde çok az sayıda ahşap yapı vardı ve bu nedenle ahşap yapıların hasarı betonarme yapılara bakılınca belirgin biçimde daha az oldu. Çünkü en az 40 yıldanberi ahşap yapı yapılmıyor. Bu gözlemle bir sonuca varılıyor: “Betonarme yapılar depreme dayanıklı değil ahşap karkas yapılar daha çok dayanıklı bundan sonra hep ahşap karkas ve geleneksel türde yapılar yapalım”. Aynı tür gözleme dayanan bu yöntemi başka depremlere de uygulayalım: 1967 Mudurnu vadisi depreminde yıkılan bütün kırsal konutlar geleneksel biçimde yapılmış ahşap karkas yapılardır, 1970 Gediz Depreminde de çok sayıda ahşap karkas yapı yıkılmıştır. Bu iki depremdeki yapı hasarına bakılarak çıkarılacak sonuç: “ahşap karkas yapılar çok kötü bir yapı sistemi”dir. 1967 Mudurnu Vadisi depreminde can kaybı az olmuş: ”Yıkılsa da can kaybı az oluyor”. Ancak ahşap karkas yapılara karşı “kötü” bir niyet varsa 1995 Kobe depremi de hemen hatırlanabilir: Kobe depreminde olan 5500 can kaybının yaklaşık 4500’ü ahşap karkas yapıların yıkılması ve yanması ile olmuştur. Ahşap yapı ve deprem sonucu çıkan yangına en iyi örnek 1 Eylül 1923 Kanto, Japonya depremi: Bu depremde Tokyo’da ölen 120 000 kişinin 110 000 ‘i deprem sonrası çıkan yangında yanan ahşap yapılar nedeni ile olmuştur. Bu gözlemlerle yine aynı sonuca varılabilir: “Ahşap yapılar deprem açısından son derece güvensizdir ve yapılmamalıdır”. Devamını oku …

Plastik Yapı Malzemesi

Başta hidrojen,oksijen ve azot olmak üzere karbonun organik bileşimlerinden mineral,petrol,ahşap gibi doğal maddelerin ısı,basınç ve kimyasal etkilerle polimerizasyon ve kondansasyon şeklinde molekül ve amorf yapılarının değişimi ve yeni bağlar yaratılması sonucu,doğada bulunmayan türler olarak meydana gelmiş,makromoleküler,organik esaslı maddelere plastik reçine denir. Plastik adı Yunanca kökenli,biçimlendirilme,kalıp yapma anlamına gelen Plastikos sözcüğünden gelmektedir. Plastik yapı malzemesini ise,yapıdaki kullanılma isteğine uygun bir şekilde,ısı altında yumuşak durumda iken basınçla veya iki farklı bileşiğin polimerleşmesi sonucu istenilen şekle sokulup üretimleri gerçekleştirilen,çeşitli plastik reçinelerin farklı özelliklere sahip türleri olarak tanımlamak mümkündür.
20. yüzyılın bir malzemesi olan plastikler üzerinde ilk gelişmeler 19. yüzyılda endüstri alanında görülür. 19.yüzyıl ortalarına doğru H.Bracconat (Fr.),C.F. Schonbein (Alm.) ve A.Parker’in (İng.) birbirlerinden bağımsız çalışmaları sonucu ilk plastik selüloz-nitrattan elde edilmiştir. Ayrıca 1869′da ABD’de J.W.Hyatt’ın selüloz-nitrattan elde ettiği selüloit bilardo topu ile de plastik,ilk endüstri ürünü olmuştur. Mimarlık alanında ise plastik gelişme,teknolojiden önce,plastik formları arayış halinde estetikle başlamıştır. Özellikle 1905′lerde Gaudi (Casa Mila),yapılara bu plastik anlayışı getiren ilk mimar olmuştur.1940-41 yıllarında birçok mimar plastik konut yapımına yönelik prefabrikasyon çalışmaları ile plastikten cephe panoları,kasa,kanat ve aydınlatma elemanları üretimi için çeşitli çalışmalar yapmışlardır.1955′de salyangoz biçiminde ilk plastik konut I.Schein-Y.Magnant-R.A.Coulon gibi mimarlar grubu tarafından gerçekleştirilmiştir. Devamını oku …

Şemsiyeyi İlk Kimler, Ne Amaçla Kullandı? Türkiyeye Ne Zaman Geldi ?

Şemsiye, yağmur ve güneşten korunmak amacıyla kullanılan bir aksesuardır. İlk kullanım dönemlerinde “parasol” denilen (para=durdurmak, sol=güneş anlamında) şemsiye, Türkçe’ye Arapça’daki şemsiyye sözcüğünden gelmiştir. İlk şemsiye kullanımına Mezopotamya’da rastlanır. Güneşten korunmak amacıyla kullanılan ilk şemsiyelerden sonra m.ö. 1200 yıllarında eski Mısır’da koruyucu bir niteliği olduğuna inanılan şemsiye, Roma kültürüne Mısır’dan geçti. Yapımında yaprak ve papirüslerin kullanıldığı şemsiyenin kullanımı Eski Yunan kültüründe de görülür. Yağmura karşı ilk kullanımın Çin’de olduğu bilinmektedir. Devamını oku …

Evren Nasıl Yaratıldı?


Kuran-ı Kerim’de evrenin ortaya çıkışı şöyle açıklanır:
“O gökleri ve yeri yoktan var edendir…„
(En’am Suresi, 101)

Kuran’da verilen bu bilgi, çağdaş bilimin bulgularıyla tam bir uyum içindedir. Bugün astrofiziğin ulaştığı kesin sonuç, tüm evrenin madde ve zaman boyutlarıyla birlikte, bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var olduğudur. “Büyük Patlama”, orijinal adıyla “Big Bang” teorisi, tüm evrenin yaklaşık 15 milyar yıl önce tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır. Büyük Patlama teorisi bugün evrenin varoluşu ve başlangıcı konusunda bütün bilim çevreleri tarafından ortak kabul gören yegane bilimsel açıklamadır. Devamını oku …

Kız Kulesinin Tarihçesi

Kız Kulesi, hakkında çeşitli rivayetler anlatılan, efsanelere konu olan, İstanbul Boğazı’nın Marmara Denizi’ne yakın kısmında, Salacak açıklarında yer alan küçük adacık üzerinde inşa edilmiş yapıdır.Üsküdar’ın sembolü haline gelen kule, Üsküdar’da Bizans devrinden kalan tek eserdir. M.Ö. 24 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadeniz’in Marmara ile birleştiği yerde küçük bir ada üzerinde kurulmuştur. Bazı Avrupalı tarihçiler buraya Leander Kulesi derler. Kule hakkında pek çok rivayetler bulunmaktadır. Evliya Çelebi kuleyi şöyle tarif eder:Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam seksen arşundur. Sathı mesehası iki yüz adımdır. İki taraftan yerde kapısı vardır.
Bugün görülen kulenin temelleri ve alt katın önemli kısımları Fatih devri yapısıdır. Kulenin etrafındaki sahanlık geniş kaplanmıştır. Üstündeki madalyon halindeki bir mermer levhada, kuleye şimdiki şeklini veren Sultan II. Mahmut’un, Hattat Rasim’in kaleminden çıkmış 1832 tarihli bir tuğrası vardır. Kulenin Eminönü tarafı daha genişçe olup burada bir de sarnıç vardır. İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans döneminde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde ise gösteri platformundan, savunma kalesine, sürgün istasyonundan, karantina odasına kadar bir çok işlev yüklenmiştir. Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir.Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir Kız Kulesi. Kız Kulesi 2000 yılında restore edilerek, artık çatal-bıçak seslerinin duyulduğu bir mekân haline dönüştürülmüştür. Kız kulesine ulaşım Salacak ve Ortaköy’den sandallarla yapılmaktadır.
Devamını oku …

Nükleer Fisyon

Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli gereksinimi enerjidir. Her ne kadar tam bir ölçüt olmasa da ülkelerin gelişmişlik düzeyleri, üretip tükettikleri enerji ile ölçülür. Bazı ülkeler ürettikleri enerjiyi çok verimli bir şekilde kullanırlarken, bazıları bu konuda o denli başarılı olamazlar. Bazı ülkeler de kendileri kullanmadıkları halde çok miktarda enerji hammaddesi üretirler. Enerji üretim ve tüketiminin çok farklı yöntemleri olsa da, tüm ülkelerin ucuz, bol ve temiz enerji kaynaklarına gereksinimleri vardır. Endüstrileşme ile baş gösteren buhar gücü gereksinimi dolayısıyla, kömür kullanımı büyük bir hızla artmıştır. Daha sonraları elektrik enerjisinin kullanılmaya başlanması ve içten yanmalı motorların kullanım alanının genişlemesi ile elektrik üretiminde kömür ve petrol, çok büyük bir hızla artmıştır. Sonunda endüstri ve çağdaş yaşam için en önemli hammadde, fosil yakıtlar olmuştur. Fosil yakıtların kullanımı, çözümü çok zor sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu sorunların ilki, tükenen hammadde kaynaklarıdır. Fosil yakıtlar milyonlarca yılda oluşmuş, doğanın bizlere, daha doğrusu bizden sonraki nesillere bir armağanıdır ve sentetik olarak yapılanmaları son derece zordur. Çok sayıdaki petrokimya ürünleri spektrumunu inceleyerek petrol ve bazen de kömürün ne denli vazgeçilemez birer doğa harikası olduklarını rahatlıkla algılayabiliriz. Kömür petrol kadar bir kimyasal değere sahip değildir. Kalitesiz kömürlerin yakılmasının neden olacağı sorunlar ortadadır. Devamını oku …

Nükleer Enerji

Eski teknoloji nükleer enerji, gelişmiş ülkelerde yavaş yavaş terk edilmekte: 1997’den beri dünya çapında 2 nükleer santral siparişi verilmiş, Kanada 1975’ten, ABD 1978’den , Almanya 1982’den beri sipariş vermiyor. ABD son 17 senedir santral yapmadı, enerjisinin %75’ini nükleerden elde eden Fransa 2010’a kadar nükleer programını askıya aldı.%60 nükleer enerji kullanana İsveç 12 santralini 2010’a kadar kapama kararı aldı ve uyguluyor. İtalya 87’de referandum la mevcut 3 santralini da kapattı. Almanya nükleer enerjiden vazgeçmiş, 20 yıl içerisinde nükleer santrallerini teker teker kapatacak. Örnekler arttırılabilir… Bu ülkeler gelişmiş olup, enerji taleplerinde ciddi bir artış söz konusu değildir. Ancak ekonomik ömrü 30 sene olan nükleer santrallerin yerine yenilerini yapmaları ve hatta kimi santralleri ekonomik ömürleri dolmadan kapatmaya başlamaları orta ve kısa vadede nükleer enerjinin bugünkü halinden vazgeçtiklerini gösterir.Bunun nedenlerini Kocaeli Üniversitesi’nden Dr. Tanay Sıtkı Uyar’ dan dinleyelim: … geçmişin teknolojileri (fosil,nükleer) tüm dünyada enerji verimliliği ve doğal çevrede enerji üretimi teknolojilerine (rüzgar, güneş pilleri, jeotermal, biyokütle enerji santralleri ) terk etmektedir…1980 yılından başlayarak ABD dahil pek çok ülkede ekonomik bulunmayıp yenileri sipariş verilmeyen, mevcutları ekonomik bulunmadığı için kapatılan ve sökümü ABD’deki Maine Yankee Santralı’ nda olduğu gibi farklı hesaplamalara göre 500 milyon-2 milyar dolar arasında ek maliyet getiren nükleer santralleri bu konunun uzmanı olarak kabul etmem mümkün değil. Devamını oku …

Nükleer Enerjinin Tarihçesi

1934′de İtalyan bilim adamı Enrico FERMİ Roma’da yaptığı deneyler sonucu nötronların çoğu atom türünü bölebileceğini buldu.Uranyum nötronlarla bombalandığında beklediği elementler yerine uranyumdan daha fazla hafif atomlar buldu. 1938′de Almanya’da Otto HAHN ve Frittz STRASSMAN radyum ve berilyum içeren bir kaynaktan uranyumu nötronlarla bombaladıklarında Baryum-56 gibi daha hafif elementler bulunca şaşırdılar.Bu çalışmalarını göstermek için Nazi Almanya’sından kaçmış Avusturalya’lı bilim adamı Lisa MEITNER’e götürdüler.MEITNER o sıralarda Otto R.FRISCH’le çalışıyordu.Yaptıkları deneyler sonucunda oluşan baryum ve diğer yeni oluşan maddeleri uranyumun bölünmesi sonucu oluşan maddeler olduğunu düşündüler ,ama reaksiyona giren maddenin atomik kütlesiyle ürünlerin atomik kütlesiyle ürünlerin atomik kütleleri birbirini tutmuyordu.Sonra EINSTEN’in E=m.c.c formülünü kullanarak ortaya enerji çıkışını buldular,böylece hem fisyon hem de kütlenin enerjiye dönüşümü teorisini ispatladılar.
1939′da BOHR Amerika’ya geldi.HAHN-STRASSMAN-MEITNER’in araştırmalarıyla ilgilendi.Washington’da FERMI ile buluştu ve kontrollü bir ortamda kendini uzun bir süre canlı tutabilecek zincirleme reaksiyon olasılığını tartıştılar.Bu reaksiyon sonucu atom büyük bir enerji ortaya çıkararak bölünüyordu.
Tüm Dünya’da bilim adamları kendini uzun süre canlı tutabilecek zincirleme bir reaksiyonun olabileceğini açıkladılar.Yeterli miktarda uranyumun uygun koşullarda biraraya getirilmesi gerekiyordu.Gerekli olan bu uranyum miktarına kritik kütle adı verildi.
FERMİ ve Leo SZILARD 1941′DE zincirleme uranyum reksiyonuna uygun bir reaktör tasarladılar.Bu bir uranyum ve grafit istifinden oluşuyordu.Uranyum grafit istifi içinde küp şeklinde fisyona uygun bir kafeste saklanıyordu.1942′de FERMI ve ekibi Chicago Üniversitesi’nde biraraya geldiler ve Dünya’nın ilk rektörünü Chicago-1′i açtılar.Burada grafite ek olarak bir de kadmiyum ve çubuklar kullanıldı.Kadmiyum metalik bir element idi ve nötron emme özelliği vardı.Çubuklar içeri girdiğinde daha az nötron bulunuyordu ve bu reaksiyonun hızını azaltıyordu.20 Aralık 1942′de Chicago’da tanıtım için biraraya geldiler.3:25′te reaksiyon kendini besleyebilir duruma geldi ve Dünya nükleer çağa girmiş oldu.
A.B.D’de Manhattan Proje’si altında nükleer çalışmalar askeri amaçlarla yürütüldü.Savaştan sonra ise sivil amaçlar için nükleer araştırma yapılması için 1946′da A.E.C ( Atomik Enerji Komisyonu ) kuruldu.1951′de Arco’da ilk elektrik üreten reaktör açıldı.1957′de ise finansal elektrik üreten ilk santral Shippingport,Pennsyle-vania’da tam üretime geçti.Askeri alanda da Amerikalılar 1945′te attıkları iki atom bombası dışında 1954′de nükleer bir denizaltı olan Nautilus’u devreye soktular.1951 ve 1952′de gerçekleştirilen iki ön denemeden sonra 1954′de ilk termonükleer bomba’yı Bikini’de başarıyla denediler.
Diğer yandan Ruslar’da 1954′de Obninsk’de küçük bir nükleer santral çalıştırmaya başladı.1962′de İstanbul’da Küçükçekmece gölü kıyısında kurulan 1 MW’LİK TR-1 araştırma reaktörüyle araştırmalara Türkiye’de de başlandı.1980′lerde bu reaktörün gücü 5 MW’a çıkarıldı.(TR-2) U-235′ce %93 zenginlikte yakıt kullanan havuz tipi bu reaktörde,çekirdek fiziği araştırmaları,radyoizotop üretimi gibi alıştırmalar yapılmaktadır.Şu günlerde ise Akkuyu’da yeni bir nükleer enerji santralin çalışmaları sürdürülmektedir.
2010′a girdiğimiz şu günlerde Dünya’da nükleer enerji üretimi şöyledir:
Amerika Birleşik Devletleri: %30 – Fransa: %15 – Eski Sovyet Cumhuriyetleri: %10 – Japonya %8 – Almanya %7 – Kanada %4 – İsveç %3.5 – U.K. %3.3 – İspanya %2.7′dir.

Türkiye’de nükleer enerji – Genel olan biten, panorama…

Nükleer enerjinin geleceğini 3. Dünya ülkelerinin bugüne ve yarına ait politikaları ve atacakları adımlar, belirleyecektir. Zira, gelişmiş batı devletlerinin önemli bir kısmında işsiz kalan, devlet sübvansiyonlarını yitiren nükleer reaktör üreticileri çareyi gelişmekte olan, nükleer enerjiyi güç ve prestij unsuru olarak algılayan ülkelere yönelmekte, yeni pazarlar yaratmak sureti ile ayakta kalmaya çalışmaktadırlar. Bu bağlamda, başta Uzakdoğu ülkeleri olmak üzere Ortadoğu, balkan ülkeleri ve bazı Latin Amerika ülkeleri bu pazarın önemli müşterileri olarak göze çarpıyorlar. Örneğin, Japonya kendi işlettiği nükleer reaktörlerden elde ettiği %98 saf Plütonyum – 239′a ek olarak Fransa’dan sürekli saf plütonyum alıyor ve elbet bu durum enerji açığından değil, doğrudan taktik nükleer silah programı ile ilgilidir. Şu anda yapılan araştırmalara göre Çin’de yaklaşık 450 nükleer başlıklı silah bulunmakta ve bunlarının 300′ünün stratejik, diğer 150 adedinin de taktik nükleer silah olduğu bilinmektedir. Güney Kore 1992′de 2 adet Kanada tasarımı, hem elektrik enerjisi hem de plütonyum üreten Candu tipi reaktör almaya karar verdi. Ayrıca ellerindeki elektrik üreten santrallere ek olarak Çin 3, Güney Kore 2, Kuzey Kore 4, Japonya 13, Endonezya 2 adet nükleer yakıt zenginleştirme tesisine sahiptir. Bu ülkelere benzeri yaklaşımlarla Hindistan, Pakistan eşlik ederken İran; Rusya ve Çin’le anlaşmaya Devamını oku …

Enerji

Tam bir tanımın yapılması güç olduğu halde enerjiyi hepimiz biliriz. Yaşamımız ve çalışmamız için gerekli olan enerjiyi yediğimiz besinlerden alırız. Isınmamız, arabaları hareket ettirmek, elektrik üretmek gibi pek çok şey için odun, kömür, doğalgaz gibi yakıtlar kullanırız. Binlerce yıl önce insanoğlu yakıtların yanması ile oluşan enerjiyi kullanmaya başladı. Medeniyetler bu enerjileri kullanarak gelişti. Artık yakıtlardan üretilen enerji bulunduğumuz çağın vazgeçilmez bir gereğidir. Ülkelerin gelişmişlik oranı, kişi başına düşen enerji miktarı ile ölçülüyor. Dünyamızdaki hayat evrende bulunan enerji ile meydana gelmiştir. Dünya üzerindeki enerjinin çoğu güneşten gelir. Bunu güneşten gelen güneş ışınları sağlar. Bitkiler güneş ışınlar sayesinde besin oluştururlar. Hayvanlar, bitkileri yiyerek hayatta kalırlar. Dünyadaki besin zincirinin başlangıcını güneş oluşturur.
İnsanlığın ilerlemesi, yeni enerji kaynaklarının keşfi ile orantılıdır. İlkel insanlar yalnız kollarının gücünden yararlanmayı biliyorlardı. Daha sonra ateşi keşfettiler. Suyun gücünden yararlandılar. Elektriği keşfettiler. En son ise atom enerjisinden yararlanmaya başladılar. Enerji kaynakları, sağlandığı yerlerdir. Elektriği barajlardan elde ederiz. Barajlarda suyun devinim enerjisi çeşitli yollarla elektrik enerjisine dönüşür. Barajlarda enerji üretilmez. Var olan enerji başka bir biçime dönüştürülür. Elektrik bir elektrik motorunda harcandığında ise motor hareket etmeye başlar. Yani motor enerji harcamaz, enerjiyi dönüştürür. Devamını oku …

Camın Yapısı Ve Özellikleri

Camın en yaygın tanımı:Soğuma sonucunda kristalleşmeden sertleşen inorganik bir ergitme ürünüdür. Camın başka bir tanımı da Morey tarafından şöyle yapılmıştır:Cam sıvı hali ile sürekli bir geçiş aşamasında ve bu hale benzer bir yapıda bulunan,fakat ergimiş durumdan soğuma sonucunda,pratik bakımdan katı olarak kabul edilebilecek viskoziteye sahip inorganik bir maddedir. Malzemeciler camı aşırı soğutulmuş bir sıvıya benzetirler.Gerçekten de cam ısıtılmaya başlandıktan sonra sıcaklığın artmasına paralel olarak önce yumuşar ve daha sonra da akıcı hale gelir.Bu hali ile adeta sıvı gibidir. Cam,elle tutulursa sert ve durgun bir etki yapar.Kırılganlığı nedeniyle de sert bir yere vurulunca kırılır. Böyle olmakla birlikte kimyacılar içinden su içtiğimiz kabın kendisinin bir sıvı gibi olduğunu söylerler. Bütün bunlar soğumuş,durgunlaşmış camın belli başlı özellikleridir. Oysa yüksek ısılarda camın bu özellikleri tümüyle değişiverir.Önce yumuşamaya başlar,sonrada akıcılık kazanır. Hatta eğer yeterli olan ısı sağlanırsa su gibi akar. Cam,bir maden olarak tanımlanır.Ama diğer madenlere göre de çok önemli bir değişikliği vardır.O da erime noktası olmasıdır. İşte bu önemli özelliği nedeniyle camın içinde bulunduğu ortamın ısısı artırılırsa gittikçe daha çok sıvılaşır ve akıcılık kazanır.Açıkça görüleceği gibi bu durumu,camın çok değişik yöntemlerle biçimlendirmeye,üfleyerek şişirmeye uygun olan noktasıdır. Cam sabit bir erime noktası olmayan amorf bünyeli bir silikat bileşimi olarak tanımlanmaktadır. Ana maddelerin ısıtılarak erimesi, Devamını oku …

İş Ve İşbilim

Bireylerin ve buna paralel olarak da toplumun çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak ve toplumun ilerlemesini sağlamak amacıyla yapılan, belirli bir değer yaratan faaliyetlere iş denilir. İş tanımından yola çıkarak işbilim kavramını şu şekilde tanımlamak doğru olacaktır: İşbilim, insan-makine (insanın kullandığı basit veya karmaşık her türlü tezgah, araç ve gereç) veya iş sistemi dediğimiz sistemleri bilimsel olarak inceler. Yunanca “Ergon (iş)” ve “Nomos (yasa)” sözcüklerinden türetilmiş olan ergonomi, işbilimin bir alt dalı olarak gelişmiştir. Ergonomi, bireyin kişisel özelliklerine en uygun işin seçilmesi ve bu sayede maksimum verimin elde edilmesi amacıyla insan, makine, çevre ve iş sistemini bir bütün olarak inceleyerek bunlar arasında optimum etkileşimi sağlar. Çalışması sırasında Anatomi, Fizyoloji, Psikoloji ve mühendislik bilimlerinden faydalanır. İş bilimin bir alt bölümü Devamını oku …