Her İnsan Hükümdardır

1. DÜŞÜNCE VÜCUDA HAKİMDİR
Düşüncenin hayatımızda büyük önemi vardır. İyi düşünceler güzelliği, kötü düşünceler ise kırıklığı yaratır. Düşünceler yaşantımıza, bedenimize ve vücudumuzdaki bütün organlara yön verir. Yapılmak istenen iş eğer düşüncede de varsa işte başarılı olunur. Fakat yapılan işte düşünce yoksa çok az yarar sağlanır.
Düşüncemizin alın yazımıza mutlak surette olduğuna ve her fikrimizin alın yazımızı yaratmakta bir payının olduğu unutulmamalıdır.
2. DÜŞÜNCE HEM SAĞLIĞA HEM DE HASTALIĞA SEBEP OLUR
Düşüncenin gerek sağlık gerek hastalık üzerindeki gücünü ispatlamak için bilimsel deneylere gerek yoktur. , telaş yahut büyük sevinç şiddetli düşüncelerin vücutta ağır hasarlara yol açıp kişiyi öldürdüğü , kişinin ıstırabını ve hastalığını ortadan kaldırdığı da görülmüştür. Bu fikirleri verilen örneklerle iyi anlayabiliriz.
Sevgilisini kaybeden duyduğu şiddetli acının tesiriyle hastalanmış ve bu hastalık ilerleyerek onun ölümüne sebep olmuştur. Hiçbir hastalığa tutulmaksızın yalnız kayıp acısını düşünmekten ölenlerin olduğunu bilmekteyiz.
Kumandanlarından Mevlay Mah ümitsiz bir hastalıkla can çekişme halinde yatarken orduları Portekizlilerle dehşetli bir savaşa tutuşmuşlardı. Askerlerin zayıflamaya başladığını duyar duymaz yatağından fırlayarak ordularının başına geçti ve zaferi kazandı. Burada kumandanın hissettiği onun hastalığını ortadan kaldırmıştır.
3. EN BÜYÜK DÜŞMANIMIZ KORKU

142 views

16 Mart 2011
Okunma 142
bosluk

Motivasyonun Mucizesi

1 Size Neler Getirebilir?

Yaşamdan en çok istediğiniz nedir? Elbette, başarılı ol­ istediğinizi söyleyeceksiniz. Öncelikle, ne yapacağınızı bilmenizi sağlayacak bilgeliğe, nasıl yapacağınızın bilgisine ve bunu gerçekleştirmek için de iç motivasyon gereksinimi­niz var. kitap bütünüyle iç motivasyon üzerinedir.

İçten motivasyon nedir? Bunun iki aşaması olduğuna inanıyorum. Birincisi zihinsel. Nereye gideceğinizi aklınızda oluşturuyor, kavrıyorsunuz. İkincisi de fiziksel: Oraya varmak için harekete geçiyorsunuz. Düşünce ve eylem eşit önemde­dir. arabayı sürmeye benzer bu: Nereye gideceğinizi ara­ binmeden ve sürmeye başlamadan bilmeniz gerekir. İç­ten motivasyon, düşünce ve eylemle, başarının anahtarıdır.

97 views

24 Kasım 2010
Okunma 97
bosluk

Şiddet, Ayrımcılık Ve Cinsel Taciz

I. BÖLÜM

1.ÖRGÜTSEL YAŞAMDA TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ

Örgütsel yaşamın ihmale uğramış,ancak önemi gittikçe anlaşılmakta olan boyutu da toplumsal cinsiyet rolleridir.Örgütlerde yaşam, yıllarca erkeğin toplumsal cinsiyet rolüne tasarlanmış ve yürütülmüştür. çok doğaldır, çünkü örgütler büyük ölçüde erkekler tarafından kurulmuş ve onlar tarafından yönetilmiştir.Ancak, kadının toplumsal yaşamda ve dolayısıyla da örgütlerde fazla yer alması, erkeğin geleneksel toplumsal cinsiyet rolüne göre şekillenmiş örgütlerde sorunlar yaratmaya başlamış ve geleneksel erkek toplumsal cinsiyet rolünün örgütsel yaşamdaki iktidarı sorgulanmaya başlanmıştır.Ayrıca, erkeğin kamusal alanda kadınla artan etkileşimi erkek toplumsal cinsiyet rolünün dönüştürülmesine önemli ölçüde katkıda bulunmuştur.Dolayısıyla, katı bürokratik örgütlenme artık erkeğin çağdaş toplumsal rolüne de uyumsuzluklar göstermeye başlamıştır.(GÜNEY,2001:323)

442 views

24 Kasım 2010
Okunma 442
bosluk

Empati

son zamanlarda, psikiyatride ve psikolojide adından sıklıkla söz edilen önemli bir kavramdır.Psikiyatride ve psikolojinin çeşitli alt dallarında, özellikle klinik ve psikolojide, gelişim, danışma, okul, ve iletişim psikolojisi alanlarında, ile çeşitli araştırmalar yapılmış, konuda büyük bir birikimi ortaya çıkmıştır.

Empatinin tanımı: Empati bir insanın, kendisini karşısındakinin yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır.[1]

Empati terimi hem bir psikolojik araştırma tarzını hem de duygulanımsal hassasiyeti ve bağı belirtmek için kullanılmaktadır.[2]

Danışanın o andaki duygu, düşüce,algı, tavır ve davranışlarını o imiş , onun baktığı ve yaşadığı açıdan bakarak, ‘sanki o imiş’ niteliğini gözden kaybetmeden, doğru ve açık şekilde anlamaya empatik anlama (duyarak anlama) denir.[3]

Günümüzde ‘empati’ denildiğinde , Carl Rogers ve onun konuya ilişkin çalışmaları gelir. alanında empatik iletişim kurma becerisiyle ünlenmiş Rogers’ın adı ile empati kavramı, adeta özdeş anlama gelmiştir.

Rogers’ın 70’li yıllarda ulaştığı empati anlayışı, katı bir nitelik taşımamaktadır. Rogers’a göre; bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecine ‘empati’ adı verilir.

Yukarıdaki empati tanımı üç temel öğeden oluşmaktadır. Bir insanın karşısındaki bir kişiyle (özellikle bir terapistin/ danışmanın karşısındaki hasta/ danışan ile )empati kurabilmesi için gerekli olan bu öğeleri şöyle sıralayabiliriz.

a.)  Empati kuracak kişi, kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla

bakmalıdır. Eğer bir insanı anlamak istiyorsak dünyaya onun bakış tarzıyla bakmalı, olayları onun

gibi algılamaya ve yaşamaya çalışmalıyız. Bunu gerçekleştirmek için de empati kurmak istediğimiz

kişinin rolüne girmeli, onun yerine geçerek adeta olaylara onun gözlüklerinin gerisinden

bakmalıyız.

Karşımızdaki kişinin rolüne girerek empati kurduğumuzda, o kişinin rolünde kısa bir süre kalmalı, daha sonra bu rolden çıkarak kendi yerimize geçebilmeliyiz. Aksi halde empati kurmuş sayılmayız. Karşımızdaki ile özdeşim kurmak (ona benzemek) ya da sempati kurmak farklı şeylerdir.

Bir insana sempati duymak demek, o insanın sahip olduğu duygu ve düşüncelerin aynısına sahip olmak demektir. Karşımızdaki kişiye sempati duyuyorsak, onunla birlikte acı çekeriz ya da seviniriz. Empati kurduğumuzda ise karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini anlamak esastır. Kendimizi sempati duyduğumuz kişinin yerine koymamız ve anlamamız şart değildir; sempatide ‘yandaş’ olmak esastır.Empati kurduğumuzda ise karşımızdaki kişiyle aynı duyguları ve görüşleri paylaşmamız gerekmez; sadece onun duygularını ve düşüncelerini anlamaya çalışırız. Bir insanı ‘anlamak’ başka şeydir, ona ‘hak vermek’ başka şeydir.Empatide anlamak, sempati de ise anlamış olalım ya da olmayalım, karşımızdakine hak vermek söz konusudur. Empati kurduğumuz kişiler

b) Empati kurmuş sayılmamız için karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru anlamamız gerklidir. Karşımızdakinin yalnızca düşüncelerini ya da  yalnızca duygularını anlamamız yeterli değildir.Çünkü karşımızdakinin rolüne girerek onun ne düşündüğünü anlamamız, bilişsel nitelikli bir etkinlik (bilişsel rol alma/bilişsel perspektif alma), karşımızdakinin hissettiklerini n aynısını hissetmemiz ise, duygusal nitelikli bir etkinliktir (duygusal rol alma/duygusal perspektif alma). Bilişsel rol alma, duygusal rol almanın ön şartı sayılabilir.

Empatinin bileşenlerinin neler olduğu konusunda araştırmacılar arasında, bazı görüş farklılıkları vardır. Örneğin Hoffman’a (1978) göre empatinin bilişsel, duygusal ve güdüsel (motivasyonel) olmak üzere üç bileşeni vardır. Bazı araştırmacılar empatinin bilişsel yönünü, bazıları ise duygusal yönünü vurgulamaktadır. Fakat çoğunluğun üzerinde uzlaştığı görüş, empatinin bilişsel ve duygusal bileşenlerden oluştuğu yolundadır.

c) Empati tanımındaki son öğe, empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın, karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır. Karşımızdaki kişilerin duygularını olarak anlasak bile, eğer anladığımızı ona ifade etmezsek empati kurma sürecini tamamlamış sayılmayız.

Araştırmacılar, insanların zihinlerinde kurdukları empatiyle, karşılarındaki kişiye ilettkleri empati arasında farklılıklar bulunduğunu belirtmektedir (Lonnatti, 1975; Barrett-Lennard, 1981; Jakson, 1987).

Bu farkın özellikle çocuklarda daha belirgin olması söz konusudur. Borke’ye (1971) göre çocuklar, karşılarındaki kişilerin duygularını ve düşüncelerini doğru anlasalar bile, bu durumu iletmekte başarılı olmayabilirler. Biz yetişkinlerde zaman zaman,  karşımızdakinin düşüncelerini ve duygularını doğru anlasak bile, uygun empatik tepki vermekte, yani içimizdekini ifade de güçlük çekeriz. Örneğin üzüntülü olan bir insanın sıkıntısını kendi içimizde hissedebiliriz fakat bu durumu ona ifade etmeye geldiğinde ise hiçbir şey yokmuş gibi gülümseyerek ‘takma kafanı’ diyebiliriz. Eğer böyle yaparsak yüzümüzdeki ifadeyle ve söylediğimiz sözle içimizdeki duygular arasında çelişki var demektir.Böyle yaptığımızda doğru empati kurmuş fakat bunu karşıdakine yeterince iletmemiş oluruz.

Karşımızdaki insanlara empatik tepki vermenin başlıca iki yolu vardır: Yüzümüzü-bedenimizi kullanarak onu anladığımızı ifade etmek ve sözlü olarak onu anladığımızı ifade etmek. Empatik tepki vermenin en etkili yolu ikisini birlikte kullanmaktır.

Ben – Merkezcilik (Egosantrizm) ve Empati

Ben-merkezcilik ve empati birbiriyle bağdaşmaz. Ben merkezci davranan bir kişinin, karşısındakinin rolüne girmesi ve olaylara onu bakış açısından bakması, yani empati kurması mümkün değildir. Başkalarıyla empati kurabilmek için ben merkezcilikten kurtulmamız gerekir. Ford’ a göre üç tür ben-merkezcilik vardır; bunları şöyle sıralayabiliriz:

a)      Görsel/uzaysal (visual/spatial) ben-merkezcilik.

b)      Bilişsel ben-merkezcilik,

c)      Duygusal ben-merkezcilik,

Ben-merkezcilik türlerine sahip olanlar, nesnelere ve başka insanlara ilişkin gerçekleri fark etmede, diğer insanların rollerine girmede zorluk çekerler. Böyle olunca da diğer insanların bakış açılarını, neler düşündüklerini ve hissettiklerini yeterince anlayamazlar.

Kurdek ve Rodgon (1975) üç tür perspektif alma (perspective taking) tanımlamışlardır. Bunlar,

a)      Algısal perspektif alma (diğer kişinin bakış açısını fark etme)

b)      Bilişsel perspektif alma (diğer kişinin bakış açısını fark etme)

c)      Duygusal perspektif alma (Diğer kişinin yaşamakta olduğu duyguların neler olduğunu fark etme )

Kurdek ve Rodgon (1975) göre, algısal, bilişsel ve duygusal açıdan karşılarındaki insanın perspektifini alamayanlar, ben-merkezci davranmış olurlar; dolayısıyla da onlarla empati kuramazlar.

Empati Kurma ve Yardım Etme Davranışı

Yapılan araştırmalara göre, yardıma ihtiyacı olan (zor durumda bulunan) kişilerle, empati kuranlar, kurmayanlara oranla daha fazla yardımda bulunmaktadırlar Bu sonuç başkalarıyla empti kuranların oranla ardım etme ihtimallerinin arttığını göstermektedir. Empati kurmanın yardım davranışına nasıl dönüştüğü konusunda  başlıca iki kuramsal açıklama vardır. Bunlardan birincisine göre, sıkıntı içinde bulunan kişi ile empati kuran kişi, karşısındakinin durumunu anladığı için sıkıntı duyar ve bu sıkıntıyı gidermek için o kişiye yardımda bulunur. İkinci açıklama ise şöyledir: Sıkıntıda bulunan kişi ile empati kurarak onun durumundan haberdar olan kişi, diğergram bir davranışta bulunarak, sıkıntıdaki kişiyi rahatlatmak amacıyla ona yardım eder. Yukarıdaki açıklamalardan birincisine göre, yardım davranışının temelinde egoist bir güdü , ikincisine göre ise diğergram bir güdü bulunmaktadır.

Empatik yardım davranışının temelinde, her iki güdü birlikte yer almaktadır. Yani sıkıntı içerisinde olan biriyle karşılaştığımızda, hem o kişiyi gözlerken duyduğumuz kendi sıkıntımızı gidermek, hem de rahatlamak amacıyla yardım ediyor olabiliriz. Bazen de yerine ve zamanına göre bu iki güdü kaynağından birisi bizi ışına yöneltiyor olabilir. Eğer empatik davranışının temelinde yukarıda belirtildiği gibi egoistik ve diğergram olmak üzere iki güdü birlikte yer alıyorsa, bunlardan birincisi ruh sağlığımızı korumaya, ikincisi ise yardım konusunda toplumsal değerleri sürdürmeye yarıyordur.

Danışan, Danışman ve Empati

Kişinin duygu, düşünce ve algılarını açık ve kişininkine en yakın bir doğrulukla kavramak, danışma oluşumunda danışanda önemli şahsiyet değişmeleri yaratabilecek güçtedir. Terapistin empati gücü, danışanın gittikçe kendini daha iyi anlama ve kendinden daha etraflı haberdar olma gücünü arttırır. Bu sebeple duyarak anlama, her çeşit terapide önem verilen bir danışma ilişkileri niteliğindedir.

Kişiyi, doğal olarak kendisinden daha iyi anlayabilmek kolay ve mümkün bir iş değildir. Fakat önemli olan, danışanın duygu ve davranışları altında danışan için yatan anlama en yakın doğrulukta onları kavrayabilmek, o anlamlı duygu ve düşüncelerin varlığının tespit edildiğini danışana iletebilmek ve danışanın bunları görmesine yardım edebilmektir. Onları kişi açısından görüp, kişiye aktarabilmektir. Bazıları bu çeşit anlamayı, gerçekleri kişinin çarpıtılmış açısından görmek demek olacağından, fazla sübjektif bulabilir; gerçeklerden sapmak olarak düşünebilirler. Burada gerçeğin kime göre gerçek olduğu sorulabilir. Danışanın ifade ettiği duygu ve düşünceler, algı ve tavırlar onu gerçekleridir. Danışma oluşumunda ilk önemli olan, danışanın gerçekleridir. Danışanda yeni kavrayışlar, anlayışlar oluştukça kendi gerçekleri ile dış dünyadaki gerçekleri de görecek ve ikisi arasındaki farklar en aza düşmeye başlayacaktır.

Danışanla danışman arasında yeter yakınlıkta bir ilişki kurulmadan bu farklara dokunmak doğru değildir. Zaten bir şey yapmak da mümkün olamaz. Onun için empatik bir anlayışla, danışan, kendini açmaya ve danışanı kendi iç dünyasına almaya istekli hale getirmek lazımdır. Danışmanın da verilen mesajları alabilme durumunda olması gerekir. Bundan sonra da bu anlayışların danışana iletimi gelir. Yani diğer bir ifadeyle, tam empati belirtileri, bu üç aşamayla sağlanmış olur.

Duyarak anlama, danışana iletilmedikçe terapötik anlamda etkili bir anlama olmaz. Empatik anlayış, kişini ve kabul edebileceği bir açıklık ve doğrulukla kişiye iletilebilmelidir. Kişi, bulunduğu aşamada neleri hangi oranda kabul etmeye hazırdır? Danışman, kişinin mesajını doğru olarak alabilmiş mi? Hangilerinin ve ne kadarını iletilmesi, optimum danışma etkileşimi için geçerlidir? Bütün bunları yapabilmesi için terapistin, çok dikkatli, duyarlı ve epey seçici olması gerekmektedir. Terapistin devamlı süreyle yüksek empati seviyesi tutması mümkün değildir; buna ihtiyaç da yoktur. Özellikle terapi başlangıcında yüksek seviyedeki empati, tehlikeli de olabilir. Danışan, “terapist beni kendimden daha iyi anlıyor” deyip kendini ifade gayretinden vazgeçebilir.

Empatik anlama, öğrenmesi oldukça zor bir ustalıktır; planlı ve dikkatli bir eğitim ve uygulama yoluyla geliştirilebilir. Danışman danışanın söz konusu yaşantısı ile ilgili birçok ipuçlarını biraraya getirerek anlama tablosunu meydana getirmek durumundadır. Kişinin algıları, duyguları, düşünceleri duruk değildir; birçok değişkenlerin etkisine açıktır. Danışman bir ansan olarak, karşılaştığı olayları, düşünceleri kendi referans açısından değerlendirmeye daha çok alışıktır. Terapi ortamında bu alışkanlıktan sıyrılıp, kişinin referans açısından bakabilmelidir. Onun için danışan duygu ve davranışlarının, kişi için taşıdığı anlama en yakın şekilde saptanması ve kişiye iletimi epey dikkat ve seçicilik ister. Danışanı, dikkatli sürekli ve aktif bir şekilde dinlemeyi, gözlemeyi ve ondaki her olup biteni anlamayı gerektirir.

Yanlış anlama, yanlış anlamlandırma, dinlemede kusur, nasihat ve vaaza kaçma, danışman etkileşiminde duygulardan ziyade olgular üzerinde eleştirici olma, yargılara kaçma, empatik anlayışı zedeler, engeller.

Terapistin empati yeteneğini arttırmakta, meslek eğitimi ve rehberlik altında yapılan uygulamalardan başka, şiir ve hikaye gibi edebi eserler okumanın; çeşitli insan grupları ve şartları içinde kişileri anlama hususunda zengin yaşantılar kazanmanın büyük yardımı vardır. Danışanla danışman arasında yaş, cinsiyet, sosyal sınıf kültür, kişilik değişkenleri gibi çeşitli farkların kişiyi engelleyebileceğini söyleyenler varsa da, bu konudaki araştırmalar, bu fikri pek desteklememektedir. Empatik anlayış dikkatli, devamlı, aktif dinleme, dostane ilgi duyma ve anlama ister.

Lider ve Empati

Lider kendisini yönetimi altında bulunanların yerine koymasını bilmeli, yani empati yeteneğine sahip olabilmelidir. Bu güç bir iştir. Özellikle liderin çalıştığı kişiler kendinden çok farklı kimseler ise, bunu yapabilmesi çok güçleşir. Bu noktada ileri sürülen bir sakınca da, insan kendisini bir başka birisinin yerine koyunca, o kişiye sempati duyması ve o kişinin duygu ve düşüncelerinin etkisinde çok fazla kalması ihtimalidir. Bu taktirde lider objektifliğini kaybedebilir ve bütün işleri yalnız bir kişinin açısından görebilir. Oysa liderin, liderin problemleri tüm olarak geniş bir açıdan görmesi ve objektif olarak görmesi ve objektif olması gerekir. Daha öncede bahsedildiği gibi birine sempati duymak demek, o kişinin nasıl duyduğunu kavramak ve onun gibi hisseder duruma girmek demektir. Bir kişiyi empatiyle anlamak demek ise, o kişinin nasıl ve ne gibi duygular altında olduğunu kavramakla birlikte kendi duyuşlarımızı ve düşüncelerimizi gözden kaçırmamak, kendi bütünlüğümüzü ve objektifliğimizi korumak anlamına gelir. O halde iyi bir lider empati ile anlayış gösterebilmeli, fakat her zaman dinlediği kişinin sempatizanı olmamalıdır. Sonuçta lider bir kişinin değil, grubun amacını gerçekleştirmekle yükümlüdür.

Çocuk ve Empati

Çocukların yaşıtları tarafından kabul edilmelerine katkıda bulunan etkenlerden biri,işbirliği yapmaya ve diğer çocuklarla olumlu etkileşimlerde bulunmaya istekli oluşur. Çocuklarla empati kurmak da kabul edilmeyi arttırır. Empati paylaşma, yardım etme ve öteki özgeci davranışlar için önemli bir önkoşul gibi görülmektedir (Eisenberg 1978). M.L. Hoffman empati konusunda önemli çalışmalar yapmış ve empatinin gelişimine ilişkin kapsamlı bir kuram önermiştir.

Hoffman’ın Kuramı: Piaget’nin çocukların benmerkezliliklerini altı yaş dolayında somut işlem düşüncesine geçinceye kadar kaybetmedikleri ileri sürmesine rağmen, Hoffman empatinin köklerinin çok daha erken gözlemlenebileceğine inanmaktadır.

Küçük bir çocuğun annesi, kardeşi ya da başka bir çocuk incindiğinde bazen küçük çocuk Hoffman’ın empatik acı adını verdiği bir acıyla ağlamaya başlar. Bu empatinin basit bir biçimidir. Çok az bilişsel etki taşıyan büyük ölçüde koşullu, duygusal bir tepkidir. Hoffman’a (1976) göre bebekler ilk yıl içinde kendilerini başkalarından ayırt edemezler ve birini acı çekerken ya da güçlük içinde gördüklerinde sanki bunu kendileri yaşıyormuş gibi rahatlatılmak isteyebilirler. Hoffman başka bir çocuğun düşüp ağladığını görerek kendisi ağlamak üzere olan on bir aylık bir bebekten söz eder. Bebek sonra baş parmağını ağzına sokmuş ve başını annesinin kucağına gömmüştür.

Empatik acı ilkeldir. Onu yaşayan çocuklar gerçekte diğerinin ne hissettiğini anlamaya çalışmazlar. Ancak bu yine de bir başlangıçtır.

Hoffman,bir oyuncak yüzünden çıkan kavgada oyun arkadaşı Paul’ü üzen on beş aylık Michael örneğini vermektedir. Paul ağladığında Michael oyuncağı ona verdi,bu yetmeyince Paul’un güvenlik battaniyesini bularak ona verdi sonunda Paul ağlamayı kesti. Hoffman, Michael’in geribildirimi uygun biçimde kullandığını ifade etmektedir. Bu olay Michael’in Paul’un gereksinimlerini bir dereceye kadar bilişsel olarak değerlendirebildiğini ve bunu yalnızca Paul’un duyguları ve istekleri kendininkine benzediği için yapabilmektedir.

Orta çocukluğun sonlarında çocuklarda benmerkezlilik azalır çocuklar rol oynamaya ya da belli bir durumda öbür kişinin vereceği tepkiyi etmeye ve oynamaya yönelirler, fakat bu dönem somut düşüncenin sınırlılıklarına sahiptir.Böylece empatik tepkiler anlık somut olay ve sorunlar tarafından uyarılırlar.

Soyut işlem dönemine geçtiğinde ise çocuklar tam olarak olgunlaşmış değildir fakat, kendilerinin ve diğer insanların kimliklerine ilişkin belirsiz bir kavrama sahiptirler.Bu durum onların kendilerine benzemeyen farklı türden kişilerle ve derece derece bir bütün olarak insan gruplarıyla empati kurabilmelerine olanak sağlar. Örneğin zihinsel özürlülerle ya da huzur evindeki yaşlılarla.

Aşamalı empati sınıflaması

Onlar Basamağı

Bu basamakta tepki veren kişi karşısındaki kişinin kendisine anlattığı sorun üzerine düşünmez, sorun sahibinin duygu ve düşüncelerine dikkat etmez, bu soruna ilişkin kendi duygu ve düşüncelerinden söz etmez. Sorunu dinleyen kişi, sorun sahibine öyle bir geri bildirim verir ki, bu geri bildirim, o ortamda bulunmayan üçüncü şahısların (toplumun) görüşlerini dile getirmektedir. Bu basamakta tepki veren kişi, birtakım genellemeler yapar, atasözleri kullanır. Örneğin parasını israf ettiği için yakınan bir kişiye “ayağını yorganına göre uzat” dersem, Onlar basamağında bir empatik tepki vermiş olurum. Bu sözlerimle karşımdaki kişinin ya da benim duygu ya da düşüncelerimiz yer almamakta, yalnızca toplumun bu konu ile ilişkin görüşü yansıtılmaktadır.

Ben Basamağı

Bu basamakta empatik tepki veren kişi, benmerkezcidir; kendisine sorununu anlatan kişinin duygu ve düşüncelerine eğilmek yerine, sorunun sahibini eleştirir, ona akıl verir; bazen de kişiyi kendi sorunlarıyla başbaşa bırakıp kendinden söz etmeye başlar. Örneğin “ben” basamağına uygun empatik tepki veren bir kişi, dinlediği sorun karşısında “üzüldüm, aynı dert bende de var” der ve böylece sorun sahibini sorunuyla yüzüstü bırakıp kendi sorunlarını anlatmaya başlar. Ben basamağında empatik tepki veren kişi, karşısındaki insanı bir ölçüde rahatlatabilir.

Sen Basamağı

Bu basamakta empatik tepki veren bir kişi, kendisine sorununu ileten kişini rolüne girer, olaylara o kişinin bakış açısıyla bakar. Yani kendisine iletilen sorun karsısında, toplumun ya da kendisinin düşüncelerini dile getirmez, doğrudan doğruya karsısındaki kişinin duyguları ve düşünceleri üzerinde odaklaşarak, o kişinin ne düşündüğünü ve hissettiğini anlamaya çalışır. Üstün Dökmen yukarıda sıralanan üç temel empati basamağını kapsayacak şekilde on alt Basamak oluşturmuş:

1..Senin problemin karşısında başkaları ne düşünür, ne hisseder: Bu basamakta empati kurmaya çalışan kişi, birtakım genellemeler yapar, felsefi görüşlere, atasözlerine başvurabilir, dinlediği soruna ilişkin olarak genelde toplumun neler hissedebileceğini dile getirir; sorununu anlatan kişiyi toplumun değer yargıları açısından eleştirir.

2..Eleştiri: Dinleyen kişi, sorununu anlatan kişiyi kendi görüşleri açısından eleştirir,yargılar. 3..Akıl Verme: Karşısındakine akıl verir, ona ne yapması gerektiğini söyler.

4.Teşhis: Kendisine anlatılan sorunu ya da sorunu anlatan kişiye teşhis koyar; örneğin “bu durumun sebebi toplumsal baskıdır” ya da “sen bunu kendine fazla dert ediyorsun” der.

5..Ben de Var: Kendisine anlatılan soruna ya da sorunun benzerinin kendisinde de bulunduğunu söyler; “aynı benim başımda” diye söze başlar ve kendi sorununu anlatmaya başlar.

6.Benim Duygularım: Dinlediği sorun karşısında kendi duygularını sözle ya da davranışla ifade eder; örneğin “üzüldüm” ya da “sevindim” der.

7..Destekleme: Karşısındaki kişinin sözlerini tekrarlamadan, onu anladığını ve desteklediğini belirtir.

8..Soruna Eğilme: Kendisine anlatılan soruna eğilir, sorunu irdeler, konuya ilişkin sorular sorar.

9.Tekrarlama: Kendisine iletilen mesajı (sorunu), gerektiğinde mesaj sahibinin kullandığı bazı kelimelere de yer vererek özetler; yani dilediği mesajı kaynağına yansıtmış olur.

10.Derin Duyguları Anlama: Bu basamakta empati kuran kişi, kendisini empati kurduğu kişinin yerine koyarak onun açıkça ifade ettiği ya da etmediği tüm duygularını ve onlara eşlik eden düşüncelerini fark eder ve bu durumu ona ifade eder.


[1] Dökmen Üstün, İletişim Çatışmaları ve Empati, Sf: 134

[2] Robert D.Storolow, Ph.D, Psikanalitik Yorumun Doğası ve Terapatik Eylemi

[3] Tan Hasan, Psikolojik Yardım İlişkileri Danışma ve Psikoterapi  Sf:101

153 views

24 Kasım 2010
Okunma 153
bosluk

Reklama Genel Bir Bakış

ülkenin reklamını gösterin,

o ülkenin motoronu neyin çalıştırdığını söyleyeyim.

KAVRAMI ve ÖZELLİKLERİ

Pazarlama iletişimi öğeleri içinde üzerinde en çok konuşulan ve belkide kendisinden en çok şey beklenen reklamdır. Reklam üreticiler gerekse de tüketiciler için önemli bir unsur haline gelmiştir.
Reklamın kadar önem kazanması ve günlük hayatın içine kadar girmesi farklı açılardan bir çok tanımının yapılmasına imkan sağlamıştır.
İletişim açısından reklam: “Bir işin, bir fikrin, bir ürün hizmetin para karşılığında, kitle iletişim araçlarının denetiminin kullanılmasıyla, önceden belirlenen hedef kitlede istenen yönde tutum ve davranış sağlama faaliyetleridir.”

40 views

24 Kasım 2010
Okunma 40
bosluk

Duyguları Öğrenmek

Kitabın yazarları; bugüne kadar iş yaşamında duyguların yok sayılarak, yani zihinsel süreçlere başarının en önemli koşulu olarak bakıldığını oysa son bulgulara göre ‘nun gerçek dünyadaki başarının ancak %4 ‘ü kadarı ile bağlantılı olduğunu, yaşamda edilen başarıların % 90′ından fazlasının muhtemelen zekanın diğer biçimleri ile bağlantılı olduğunu belirtmektedirler. çok lider ve yönetici çalışanlarıyla ilişkilerine duygularını kattıkları takdirde etkinlik ve otoritelerinin sarsılacağını düşünürler. ve Sawaf’a göre güven, bütünlük, , , güvenilirlik, yaratıcılık, işbirliği ve insiyatifi harekete geçirir. Duygular edicidir; duygular gidilecek yönü tayin eder; duygular insanı iş gören makineler olmaktan çıkarıp yapar, yapılan işe amaç ve anlam katar; duyguyla inşa edilen her şey kalıcıdır. IQ başarının ayağıysa, dengeye getiren sağlamlık ve kalıcılık katan diğer ayaktır.

155 views

24 Kasım 2010
Okunma 155
bosluk

Etik Kurallar Ve Temel İlkeler

elemanlarının benimsemeleri gereken başlıca ilkeler; (1) yetkinlik, (2) dürüstlük,   (3) duyarlı ve saygılı olma, (4) bireysel ve kültürel farklılıklara duyarlılık, (5) sorumluluk, (6) mesleki ve bilimsel sorumluluk olmak üzere altı madde olarak belirlenmiştir.

1.      Yetkinlik ( yeterlilik, ehliyet )

PDR elemanları hizmetlerini en üst düzeyde yeterlilikte yürütmeyi amaçlarlar. Uzmanlık alanlarının, yetkilerinin sınırlarını bilirler. Yalnızca eğitim düzeylerinin ve formasyonlarının elverdiği hizmetleri yaparlar, özel durumla karşılaştıklarında varolan bilimsel, mesleki ve teknik kaynakların ışığında ve danışanların iyilik ve çıkarları doğrultusunda en isabetli kararları, en önlemleri almaya çalışırlar. PDR elemanları; uzmanlıkları bakımından bilimsel ve mesleksel düzeylerini yükseltmeye, bilgilerini sürekli olarak yenilemeye ve yaşamları boyunca kendilerini özgün uzmanlık alanlarında yetiştirmeye çalışırlar. Bunun için gerekli her tür bilimsel, mesleksel, teknik ve idari kaynaklardan yararlanırlar.

2.     Dürüstlük

426 views

24 Kasım 2010
Okunma 426
bosluk

Sunuş Nedir, Neden Yapılır

Sunuş, topluluk önünde konuşma forumudur. adına içeride da dışarıda sunuş yapılabilir. Dış sunuşlar etmeye yöneliktir. Bunlar özel tutumlar örneğin,”Toplumun gelişmesine yardımcı olmak istiyoruz” da “Fiyatları yükseltmemiz lazım” da “Biz sizin için çalışıyoruz” “ürünlerimiz tamamen doğal maddeler içermektedir” geliştirmeye çalışır.

İçe yönelik sunuşlar genellikle yaymak amacıyla verilir. Bunlar; bolümler, yöneticilerle astları, kıdemli işçilerle genç işçiler arasında paylaştırmanın bir aracı işlevini görür. İç sunuşlara örnek olarak brifingler, tanışmalar ve eğitim etkinlikleri verilebilir.

229 views

24 Kasım 2010
Okunma 229
bosluk

İnternet Reklamcılığı Nedir

sözcüğü, clamare (çağırmak) fiilinden gelmektedir. Bu anlamıyla reklam batı dillerinde avcıları av avlarken avlarını cezp etmek, çağırmak  için kullandıkları hileleri, yolları, yöntemleri, ifade için kullanılmıştır. Günümüzde reklamcılık çok özel kuruluşların ürettikleri mal hizmetlere talep yaratmak  var olan talebi arttırmak amacıyla kitle iletişim araçlarına yer zaman satın alarak giriştikleri tanıtma faaliyetlerinde kullandıkları iletişim tekniğidir. İnternet sayesinde reklamcılar kendilerine av sahası edindiler. Internet reklamcılığı online pazarlama ve interaktif reklamın bilinmesi gerekir.
Online pazarlama, ürün veya hizmetlerin Internet’te sunan şirketlerden oluşmaktadır. Online pazarlama genlikle diğer web sitelerinde reklam yayınlayarak veya reklamı bir başka yöntemle hedef kitleye sunarak yapılır.
Online reklamın üç amacı vardır;

94 views

24 Kasım 2010
Okunma 94
bosluk

Dersanenin Kuruluşu, Fiziksel Görünüşü Ve Örgüt Seması

Örgütsel Davranış dersinin iş yeri analizi ile ilgili hazırladığım ödevde inceleyeceğimiz isyeri icin Dersaneleri sectim. Malum, bölümüm ögretmenligi…. Hem alanımızla ilgili birsey olursa bizim icin faydalı olur, hem de ilerde dersanede calısmayı düsünürsem  biraz seyler ögrenirim diye düsündüm. Bu konuda tanıdık yardımcı olur diye söyle bir aklımdan geçirdim dersanelerde çalışan bir tanıdık var mıdır diye? taraya abimin okuldan bir arkadaşını bulduk burada , vakti zamanında calışmış… Dersaneye gittik gittiğime de pisman oldum diyebilirim. Her seyden önce OSS tercihlerinin son haftası olduğu icin dersanede bir trafik…Bir anket yapacaz dedik biraz tedirgin oldular. Ödev olduğunu anlatana  doğrusu onlar anlayana kadar hayli uğrastık….En azından kapıdan cevirmediler da sükür. Cünkü bazı arkadaşlar öyle catkapı girdikleri dersanelerden geri cevrildiklerinde ben de oradaydım…Sabrın selamettir,biraz bekledik ögretmelerle görüsmek icin….Öncelikle dersanenin subesinin kurucularından

172 views

24 Kasım 2010
Okunma 172
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed

Tavsiye Bağlantılar