<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nedir, tanımı, anlamı,nasıl yapılır, ne demek, Genelbilge.com &#187; İktisat</title>
	<atom:link href="http://www.genelbilge.com/category/iktisat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.genelbilge.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 09:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>İşletmenin Yönetimi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/isletmenin-yonetimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/isletmenin-yonetimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 May 2011 18:08:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Anglo]]></category>
		<category><![CDATA[Araya]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Garanti]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hangi]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Lacak]]></category>
		<category><![CDATA[Makine]]></category>
		<category><![CDATA[Malzeme]]></category>
		<category><![CDATA[Materials Management]]></category>
		<category><![CDATA[Menin]]></category>
		<category><![CDATA[Money Machines]]></category>
		<category><![CDATA[Nerede]]></category>
		<category><![CDATA[Olur]]></category>
		<category><![CDATA[Oran]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=19129</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Akıl yaş ta değil baştadır, fakat aklı başa yaş getirir.&#8221; Pazara katılmadan, bir başka deyişle, işe başlamadan önce yapılan planlama çalışmaları girişimcinin ilerideki başarısı için gereklidir. Ancak, bu aşamada ya­pılan çalışmalar iş adamının ilerideki yıllardaki başarısının sürekli olacağını garanti edemez. Hızla değişen koşullara uyum sağlamak, rekabet gücünü ve pazar payını korumak, başarının sürekliliği için zorunludur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p>&#8220;Akıl yaş ta değil baştadır,<br />
fakat aklı başa yaş getirir.&#8221;<br />
Pazara katılmadan, bir başka deyişle, işe başlamadan önce yapılan planlama çalışmaları girişimcinin ilerideki başarısı için gereklidir. Ancak, bu aşamada ya­pılan çalışmalar iş adamının ilerideki yıllardaki başarısının sürekli olacağını <a href="http://www.genelbilge.com/tag/garanti/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Garanti">garanti</a> edemez. Hızla değişen koşullara uyum sağlamak, rekabet gücünü ve pazar payını korumak, başarının sürekliliği için zorunludur. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bunun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bunun">Bunun</a> için paza­rın yakından izlenmesi, işlerin yürütülmesi için nelerin yapılması gerektiğinin bilinmesi, yapılması gereken işlerin de doğru biçimde yapılması gerekir. Bir bakıma, girişimci için asıl mücadele pazara katıldıktan sonra başlar. Bu ne­denle, işletme sahibi amacına ulaşabilmek için nelerin yapılması gerektiğini ve bunların nasıl yapılacağım bilmelidir.<br />
<span id="more-19129"></span><br />
Uzun dönemde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> amaç olarak kabul edilen kazancı sağlayabilmek için iş­letmeler; insan, para, makine, malzeme ve yönetim faktörlerini bir araya ge­tirmek zorundadırlar. Anglo-Sakson literatürde 5M (men, money, machines, materials, management) olarak adlandırılan (244,s.5) bu faktörlerin belli oran­larda bir araya getirilmesi ve belirlenen hedeflere yönlendirilmesi yönetimin görevidir. Söz konusu faktörlerin birinin veya birkaçının yeterince olmaması başarısızlığa neden olacağı gibi; bunların nasıl, nerede, ne zaman ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hangi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hangi">hangi</a> oranlarda bir araya getirilmesi ve nasıl yönetilmesi gerektiği konularında yapı­lacak hatalar da başarısızlığa neden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/olur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Olur">olur</a>.</p>
<p>Büyük veya küçük tüm işletmelerin başarısı onları yöneten kişilerin etkili bir yönetimi gerçekleştirmelerine bağlıdır. Bu nedenle, yönetim fonksiyonu işlet­<a href="http://www.genelbilge.com/tag/menin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Menin">menin</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">genel</a> işlevi olarak kabul edilir. Şüphesiz ki, yönetimin kontrolü dışında gelişen sosyal, ekonomik ve politik nedenlerden ötürü, para, insan, makineler ve malzemenin istenilen nitelik ve nicelikte biraraya getirilememesi durumunda yöneticilerden mucizeler yaratmaları beklenemez. Ancak, söz konusu faktörlere hangi oranlarda gereksinim olduğunu belirlemek, onları biraraya getirmek, belirlenen hedeflere yönlendirmek ve yönetmek görevini yalnızca yönetici yerine getirebilirler. Böylece, işletmeyi başarıya ulaştıracak önderliği de yalnızca yö­netici sağlayabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.0. YÖNETİM ve YÖNETİCİ KAVRAMLARI</strong></p>
<p>Kişilerin rasyonellik ve etkililik ilkeleri içerisinde belirlenen bir hedefe ula­şabilmek amacıyla yaptıkları işlerin tümüne yönetim denir. En geniş anlamıy­la yönetim kavramı, amaçların etkili ve verimli biçimde gerçekleştirilmesi için bir insan grubunun işbirliğini ve koordinasyonunu sağlamaya yönelik çalışma­ların tümünü ifade eder (48,s.25). Böylece yönetim, insanların işbirliğini sağ­lamak ve onları bir amaca doğru yürütmek iş ve çabalarının toplamıdır (351, s. 161). Ancak, yönetim yalnızca işletmede çalışanların amaçlara doğru yön­lendirilmesi ve yönetilmesiyle sınırlı değildir. İnsanların yanı sıra, işletmedeki makinelerin, stokların ve paranın da yönetilmesi gerekir. Bu nedenle, yönetimin asıl fonksiyonu, ekonomik bir amaca yönelik parasal, mekanik ve işgücünden oluşan kaynakların en uygun biçimde yönlendirilmesi ve idare edilmesidir.</p>
<p>Kimi araştırmacılar yönetimi evrensel bir süreç, toplumsal yaşam kadar eski bir sanat ve gelişmekte olan bir bilim olarak kabul etmektedirler. Buna göre yö­netim, süreç olarak bir takım faaliyetleri ve işlevleri; sanat olarak uygulamayı; bilim olarak da sistematik ve bilimsel bilgi topluluğunu ifade eder. Bu üç yö­nüyle yönetim, işletme amaçlarının en verimli ve etkili olarak gerçekleştiril­mesi amacıyla yönetim süreci işlevinin ustalıkla uygulanmasına ilişkin çalış­maların tümü olarak tanımlanabilir (78,s.21).</p>
<p>Yönetim sürecinin en önemli özelliklerinden biri, ortak çaba ve çalışmalarda bulunan kişilerin &#8220;ast-üst&#8221;, &#8220;yöneten-yönetilen&#8221;, &#8220;işçi-işveren&#8221; gibi çeşitli kav­ramlarla anılan bir sosyal farklılaşmaya uğramalarıdır. Böylece, yönetimle il­gili işleri ve çalışmaları tek başına veya grup olarak yerine getiren kişiler yö­netim organlarını oluştururlar ve bu kişilere yönetici denir. En basit tanımıyla, yönetici; başkalarına işgördüren veya bir grup insanı belli bir hedefe yönelten kişidir. Yönetim görevini belli bir ücret karşılığında yerine getiren profesyonel yöneticiyi girişimciden ayıran en önemli özellik ise, işletme kazancının sahibi olmaması ve ortaya çıkması olası zarara da katlanmamasıdır.</p>
<p>Büyük teşebbüslerde; karar verici, yöneten ve yönetilen olmak üzere üç grubun bulunduğu görülür. Bunlardan karar verici grup, girişimci veya girişimcileri; yöneten grup, profesyonel yöneticileri; yönetilen grup ise çalışanları (işçi ve memur) simgeler. Bu tür girişimlerde karar verici grubun saptadığı amaçlar, yönetici grup tarafından ayrıntılarıyla planlanarak, yerine getirilmek üzere uy­gulayıcı (yönetilen) gruba iletilir. Yapılan çalışmalar sonucunda belirlenen he­deflere ne ölçüde ulaşıldığı ise, yine karar verici grup tarafından denetlenir. Buna karşılık, istisnaları dışında, küçük girişimlerin hemen hemen hepsinde, işletme sahibi; hem karar verici, hem yönetici, hem de birçok durumda çalışan (uygulayıcı) durumundadır. Böylece, birçok küçük işletme sahibi yukarıda sö­zü edilen üç grubun görevlerini tek başına yürütmek zorundadır. Ancak, aynı anda hem karar verici, hem verilen kararlan uygulatan, hem de çoğu kez bu kararlan uygulayan durumunda olmak, birçok sorunları içeren ve hiç de kolay olmayan bir iştir. Bu durum, küçük girişimcilerin işletmelerini yönetmek ko­nusunda ne denli güç bir görevin üstesinden gelmek zorunda olduklarının bir göstergesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.1. YÖNETİM SÜRECİ ve YÖNETİM SÜRECİNİN İŞLEVLERİ</strong></p>
<p>Tek başına birçok değişik görevi yürütmek zorunda olan küçük işletme sahi­binin başarısı, büyük ölçüde, onun yönetim süreci ve bu sürecin işletme fonk­siyonlarına uygulanması konusunda sahip olduğu bilgiye ve deneyime bağlıdır, denebilir. Başkaları aracılığıyla amaca ulaşmak ve başkalarına iş gördürmek faaliyetlerinin toplamı yönetim sürecini oluşturur. İşletmelerde yönetim süre­cinin özünü, insan gücü ile hammadde, malzeme, makineler, bina ve benzeri maddesel araçlardan oluşan bir sistemi belirlenen hedeflere doğru götürmek oluşturur. Başkalarına iş gördürerek hedefe ulaşabilmek için yöneticinin ras­yonellik ve etkililik ilkeleri içerisinde bir dizi işlemi yerine getirmesi gerekir. Bu amaçla yapılması gereken işler;</p>
<p>(1)   Ulaşılmak istenen amaçların açık ve kesin olarak belirlenmesi,</p>
<p>(2)   Ulaşılmak istenen amaçların ve hedeflerin yönetilenlere çok iyi anla­tılması,</p>
<p>(3)   Amaçlara ulaşabilmek için yapılması gerekli işlerin neler olduğunun bi­linmesi,</p>
<p>(4)   İşlerin kimler tarafından yapılacağının saptanması,</p>
<p>(5)   Hangi araç ve yöntemlerle işlerin yapılacağının belirlenmesi,</p>
<p>(6)   İşlerin nerede ve ne zaman yapılacağının belirlenmesi,</p>
<p>(7)   Yapılacak işlerin yönetilmesi,</p>
<p>(8)   Yapılacak işlerin bir sıraya göre ve uyum içerisinde yapılmasının sağ­lanması,</p>
<p>(9)   Yapılacak işlerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kontrol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kontrol">kontrol</a> edilmesi,</p>
<p>olarak gruplandırılabilir (351,8.197-198). Gruplamada, ilk altı sırada yer alan işler hazırlık dönemini oluşturur. Bu süreç içerisinde, planlama ve örgütleme çalışmaları gerçekleştirilir. Yedinci sırada yer alan çalışma, işlerin bilfiil yü­rütülmesidir.</p>
<p>Yukarıda kısaca yapılan açıklamalardan da görüleceği üzere, yönetim çalışma­ları bir dizi işlerin sırayla yapıldığı bir süreci oluşturduğundan, yönetim süre­ci olarak adlandırılır. Bu sürecin (yönetim sürecinin) genel işlevleri şunlardır:</p>
<p>(1)  Planlama (geleceği tahmin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/etme/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Etme">etme</a>)</p>
<p>(2)  Örgütleme (organize etme)</p>
<p>(3)  Yürütme (emir-komuta)</p>
<p>(4)  Koordinasyon (uyumlaştırma)</p>
<p>(5)  Kontrol (denetim)</p>
<p>Tek başına bir ders olabilecek kadar geniş bir konu olan yönetim sürecinin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/burada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Burada">burada</a> tüm ayrıntılarıyla incelenmesi olanaklı değildir. Bu nedenle, yönetim sürecinin işlevleri aşağıdaki bölümlerde ana hatlarıyla incelenmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.1.0. Planlama</strong></p>
<p>Planlama, işletmenin amaç ve hedeflerine ulaşmak için işlevleri sürdürmek ba­kımından ne gibi işlerin hangi sıraya göre, nasıl, ne zaman ve hangi sürede yapılacağının önceden tasarlanmasıdır (135,s.207). Planlama, işletmenin ger­çekçi olan bir görüşle sonuçları seçmesinde, hedeflere ulaşabilmek için izlen­mesi gereken yöntemlerin belirlenmesinde yöneticilere yardımcı olur. Planla­ma, her işletme örgütünde mevcuttur. Yapacağı işi önceden saptamayan, sap­tanan işin nasıl yapılacağını planlamayan yöneticilerle işletmenin varlığını sür­dürebilmesi oldukça güçtür. Bununla beraber, yapılan planlama işlemleri her tür işletme için aynı olmaz. Kimi işletmeler planlamayı resmi olmayan biçimde yaparlar. Örneğin; işletmesinin tüm fonksiyonlarını kontrol etme olanağına sa­hip bir girişimci, belirlediği hedefleri ve bu hedeflere ulaşabilmek için yapıl­ması gereken işleri bir kağıt üzerine not olarak yazabileceği gibi, bunları ak­lında tutarak da yapılacak işleri planlayabilir. Bu girişimci için elindeki mu­hasebe kayıtlan da belirlediği hedeflere ulaşılıp ulaşılamadığını kontrol etmek yönünden yeterli sayılabilir. Buna karşılık, büyüklüğü ve kapasitesi nedeniyle işletmenin tüm fonksiyonlarının üst yönetim tarafından kontrol edilmesi ola­nağının bulunmadığı işletmelerde, yöneticiler, işletmenin her ünitesi için bu işi planlı ve yazılı olarak formel (resmi) biçimde yapmayı tercih ederler (309,s.693).</p>
<p>İşletmelerin niçin plan yaptıkları veya plana neden gerek duydukları soruldu­ğunda, verilebilecek en uygun yanıtın &#8220;işletmenin verimliliğini maksimum düzeye çıkartmak&#8221; olacağı söylenebilir. Ancak, planlama işletmelere bunun ötesinde yararlar sağlar. Bu yararlar;</p>
<p>(a) Alternatifler arasından seçim yapma olanağı,</p>
<p>(b) İsteklendirme ve sorumluluk,</p>
<p>(c) Koordinasyonun sağlanması,</p>
<p>(ç) Bö­lümler arasında haberleşme ve bilgi akışının sağlanması,</p>
<p>(d) Kontrol işlevinin yerine getirilmesi, olarak özetlenebilir.</p>
<p>İşletmeler plan yaptıklarında, bunun gerçek bir araştırma sonucunda hazırlandığı varsayımıyla yargılamaya ve ka­rar almaya doğru gidilir. Böylelikle, planın gerçeklere uygun olmasının yanı sıra. karar vermeden önce işletme sahiplerinin verecekleri kararlar üzerinde araştırma ve çalışma yapmaları alışkanlığı sağlaması arzulanır.</p>
<p>İşletme çalışmalarında sayılarla belirlenebilen tüm konular planlaştırılabilinir. Bu nedenle, işletme amaçların ve hedeflerinin gerçekleştirilmesiyle ilişkili tüm çalışmalar plana dayanmalı; planlama düşüncesi tüm çalışmalara egemen ol­malıdır (276,s.ll5). Planlama, kısa ve uzun dönem amaçlarının saptanması ve bu amaçlara ulaşabilmek için hangi yöntemlerin uygulanacağının belirlenmesi işlemidir.</p>
<p><strong>Kısa</strong> <strong>süreli planlama, </strong>temelde, talep tahmini, satış ve üretim hedeflerinin be­lirlenmesi, işletme bütçesinin hazırlanması işlemlerini içerir. Bunun yanı sıra, kısa dönemli planlama kontrol işlevinin temelini oluşturur. İyi bir planlama yapılmadan kontrol işlevinin yerine getirilmesi ve bu işlevden beklenen yararın sağlanması olanaklı değildir.</p>
<p><strong> Uzun süreli planlama </strong>ise, işletmenin yaşamını sürekli kılabilmesi açısından önem taşır. Uzun dönemli planlamaya gereken önemin verilmemesi, zaman içe­risinde işletmenin telafisi olası olmayan sorunlarla karşılaşmasına yol açabilir. Sürekli ve güvenilir ikmal kaynaklarının (satıcıların) belirlenmemesi, hizmet sunulan pazarın yapısında ve müşterilerin karakteristiklerinde meydana gelecek değişikliklere karşı ne gibi önlemlerin alınabileceğinin saptanmaması, dış çev­re koşullarında, özellikle de teknolojideki değişikliklerin izlenmemesi ve pazar payının uzun dönemde korunmasına ilişkin planlama çalışmaların yapılmama­sı başlangıçta başarılı görülen birçok işletmenin sonu olabilir. Uzun süreli planlama, özellikle de işletmenin uzun süreli hedeflerinin, mamul/pazar ve iş­letme kaynakları arasındaki ilişki açısından planlanması, günümüzde daha çok &#8220;stratejik planlama&#8221; adı altında ele alınıp incelenmektedir. Stratejik planlama, genel yönetim sürecinin bir işlevi olarak görülmediği gibi, stratejik yönetimin de bir fonksiyonu olarak değil, tek başına incelenmektedir. Bu nedenle, konu ile­ride ayrı olarak ele alınacaktır.</p>
<p>Kullanım süreleri açısından planlar; (a) tek kullanımlı planlar, (b) çok kul­lanımlı (sürekli) planlar, olmak üzere iki gruba ayrılır. Tek kullanımlı planlar; program, proje, bütçe ve özel planlardır.</p>
<p><strong> Program, </strong>herhangi bir amacı gerçekleştirmek için gerekli olan aşamaları, bu aşamalardan sorumlu olan kişileri ve her aşamanın süresini belirleyen bir plandır. Bir başka ifadeyle program, bir planın uygulamasıyla ilgili ayrıntıları kapsar.</p>
<p><strong> Proje, </strong>genel bir programın birbirinden kesin biçimde ayrılan bir bölümüdür.</p>
<p><strong>Bütçe, </strong>belirli bir çalışmanın öngörülen sonuçlarım sayılarla anlatan plandır.</p>
<p><strong> Özel planlar, </strong>önemli veya genel nitelikteki bir planın uygulamasıyla ilgili ve gerekli önlemlerin ayrıntılarını kapsayan planlardır. Örneğin; üretim planla­masında gerekli olan yöntemlerin, yönergelerin, iş akışının ve zaman bakımın­dan gidişinin düzenlenmesi özel plana örnek oluşturabilir.</p>
<p>Uzun dönemli planlar, süreklilik gösteren işletme çalışmalarıyla ilgili olarak düzenlenen planlardır ve bunlar zaman zaman gözden geçirilerek sürekli ola­rak kullanılırlar. Politikalar, yöntemler, stratejik planlar ile yönetsel planlar bir­çok kez kullanılan ve bu balamdan süreklilik taşıyan planlardır.</p>
<p><strong> Politikalar; </strong>işletmenin belirlenen amaçlarının yerine getirilmesi için yapılacak işleri yönlendirecek yol gösterici planlara <strong>politika </strong>adı verilir. Politika deyimi, birimlere özgü yordamlar, alışılmış görenekler, temel davranış biçimi veya yönetimin kararı anlamında kullanılabilmektedir. İşletmede politikadan söz e-dildiğinde, davranış ve çalışmaların yerine getirilmesinde yol gösteren genel davranış planı anlaşılmaktadır. Örneğin; personel politikası, kredili satış poli­tikası gibi.</p>
<p><strong> Yöntem, </strong>belirlenen hedefe ulaşabilmek için adım adım nasıl hareket edilece­ğini, ne gibi işlerin birbirini izleyerek yerine getirileceğini belirtir. Yöntemde, birbirini izleyen ve bu bakımdan zaman yönünden birbirine bağlanmış çalış­malar söz konusudur. Özellikle, üretim alanında işlemlerin nasıl yapılacağı araştırılıp, standart yöntemler konulur. Böylece, işletmede hem verimlilik artar, hem de üretilen malların kalitelerinin düzgünlüğü ve standartlaştırılması sağ­lanmış olur.</p>
<p><strong> Stratejik planlar, </strong>işletmenin zaman içerisinde büyüme ve gelişimini etkile­yen sorunlarla ilgili olan planlar, stratejik planlar olarak nitelendirilir.</p>
<p><strong> Yönetsel planlar,</strong> stratejik planlarla saptanan amaçlara ulaşmada nasıl davra-nılacağım belirleyen planlardır. Yönetsel planlar, stratejik planların tersine, ge­nellikle örgütün kontrolü altında bulunan faktörlerle ilgilenirler.</p>
<p>Planlamanın birçok yararları bulunur. Bu yararların başlıcaları şunlardır:</p>
<ul>
<li>Zaman ve emeğin boşa harcanmasını azaltır.</li>
<li>Girişimcinin dikkatini amaçlara yöneltir ve ona uzun süreli düşünme alış­<br />
kanlığı kazandırır.</li>
<li>İşletmede yapılan işler arasındaki koordinasyonu sağlar.</li>
<li>İşletme olanaklarının saptanmış olan amaçlar doğrultusunda kullanılıp kul­lanılmadığının kontrol edilmesini sağlar.</li>
<li>Plan, en az gider ve emekle amaca ulaştırıcı yollan da öngördüğünden, rasyonel ve ekonomik davranışların geliştirilmesine katkıda bulunur.</li>
<li>Planlanmış hedeflere ulaşmak konusunda çalışanları isteklendirir.</li>
<li>Kriz durumlarını, gecikmeleri ve bu gibi işletme çalışmalarına zarar verici başka etkenleri önceden görüp, gerekli önlemleri alma olanağını sağlar.</li>
<li>Yürütme yetkisinin devredilmesini sağlar.</li>
<li>Kontrol işlevinin yerine getirilebilmesi için gerekli standartların ortaya ko­nulmasını sağlar.</li>
</ul>
<p>Gerek kuruluş öncesinde, gerekse kuruluşu izleyen yıllarda sürekli olarak ya­pılması gereken planlama, büyük veya küçük tüm işletmelerin başarısında ha­yati bir öneme sahiptir. Buna karşılık, bu kitabın yazarına göre, istisnaları dı­şında, ülkemizdeki küçük girişimlerin en zayıf yönlerinden biri plan yapma konusundaki eksiklikleri; en önemli zaafları da bu konudaki isteksizlikleridir. Ancak, unutulmamalıdır ki, &#8220;en kötü plan bile, hiçbir plana sahip olmamaktan daha iyidir&#8221;. Planlamanın önemini kavradıkları ve plan yapma alışkanlığını ve becerisini kazandıkları zaman ülkemizdeki küçük girişimcilerin çok daha başa­rılı olacakları ve birçok başarısızlığın da önleneceği bir gerçektir.</p>
<p>Kişi, planın önemini kavramadan ve onun nasıl yapılacağını bilmeden iş haya­tına atılabilir. Ancak, planın önemini ve nasıl hazırlanacağını kısa sürede öğ­renmezse, ödeyeceği bedel düşünemeyeceği kadar yüksek olacaktır (310,s.l29). İşletmenin başarısında ve yaşamını sürdürmesinde planlamanın rolü tartışılamayacak kadar önemli olmasına karşın, onun sağlayacağı yararların sınırları­nın bulunduğu gerçeği de gözden uzak tutulmamalıdır. Planlamanın başlıca sakıncaları şunlardır:</p>
<ul>
<li>Planın hazırlanması önemli zamanı ve enerji harcamasını      gerektirir.</li>
<li>Planın eksik olması, hedeflere ulaşılamamasına neden      olur.</li>
<li>Planın çok uzun bir süreyi kapsaması, onun işlerliğini      yitirmesine yol açar.</li>
<li>Girişimci tüm dikkatini geleceğe yöneltirse, günlük      işlerle yeterince ilgilenemez.</li>
<li>Planın başarısı girişimcinin bu konudaki inancına,      isteğine ve iyi niyetine bağlıdır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Plan, yönetim ve karar alma süreçlerinde yöneticilere yardımcı olan bir yönetim aracıdır ve bu bağlamda çok önemli işlevleri yerine getirir. An­cak, plan hiçbir zaman yöneticinin yerini alamaz.</li>
</ul>
<ul>
<li>Plan, bir işletmede yapılan hataların tümünü düzeltemez.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.1.1. Örgütleme (Organize Etme)</strong></p>
<p>Örgütleme, işletmedeki beşeri ve maddesel faktörleri ayırma ve yerleştirme iş­lemidir. Genelde, dört temel aşamada gerçekleştirilen örgütleme işleri;</p>
<p>a.    Ya­pılacak işlerin gruplandırılması,</p>
<p>b.   İşleri görecek bireylerin belirlenmesi,</p>
<p>c.    İşleri göreceklerin yetki ve sorumluluklarının belirlenmesi,</p>
<p>d.   İşlerin görüle­ceği yer, araç ve yöntemlerin saptanması, işlemlerini kapsar (350,s.226-229).</p>
<p>Böylece, örgütleme; bir örgüt oluşturma veya örgütün etkili olarak çalışabil­mesi için seçilen işler, kişiler ve iş yerleri arasındaki yetki ilişkilerinin kurul­ması çalışmalarının tümü (82,s. 102) olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Örgütleme işlevinin temelini oluşturan kavram işbölümüdür. İşbölümü, örgüt­lemenin ve yönetimin temeli ve başlangıcıdır (278,s.95). Örgütlemenin ilk aşa­masını da işbölümüne bağlı olarak yapılacak işlerin gruplandırılması oluşturur. Bu aşamada, yapılacak işler benzerliklerine göre gruplara ve bölümlere ayrılır. Bu gruplama ve bölümleme işine her bireyin yapabileceği ölçüde iş birimi or­taya çıkıncaya kadar devam edilir. Yönetim kademeleri, otorite ve hiyerarşi faktörleri işbölümü sonucunda ortaya çıkar. Bu faktörlerin uygulanması sonu­cunda da yetki ve sorumluluk ilişkileri oluşur.</p>
<p>Örgütlemenin ikinci aşamasını işleri görecek bireylerin belirlenmesi oluşturur. İşleri görecek bireyleri belirlemeden işletme çalışmalarına başlayamaz. İşlet­mede yapılacak işleri yerine getirecek personelde aranılacak nitelikler, bu ki­şilerin yetki ve sorumluluklarının neler olacağının belirlenmesi bu aşamada gerçekleştirilir. Kendine özgü nitelikleri olan personel seçimi işi ise personel yönetiminin konusunu oluşturur. Personel seçimine ilişkin asıllar ileride perso­nel yönetimi konusu içerisinde ele alınacaktır.</p>
<p>Örgütleme işlevinin son aşamasını ise, işlerin görüleceği yer, araç ve yöntem­lerin belirlenmesi oluşturur. Bu aşamada, yetki ve sorumluluk verilen bireyle­re, bunun için gerekli olan fiziksel ve maddesel araç ve olanakların sağlanma­sı gerçekleştirilir. İşin yerine getirilebilmesi için gerekli nitelik ve sayıda maddesel araç ve olanaklara sahip olmayan bir kişi, kendisine verilen görevi ge­reğince yerine getiremeyecektir ve getirmesi de beklenemez.</p>
<p>Planlanan amacın gerçekleştirilmesi için bir işletme örgütünün kurulması zo­runludur. Örgütleme işleri bu amaca ulaşılmasına yardımcı olan bir araçtır. Küçük işletmelerin çoğunluğu basit ve formel olmayan bir örgüt yapısına sa­hip olduklarından, işletme sahiplerinin bu konuda önemli sorunlarla karşılaş­tıkları pek söylenemez. Devlet Planlama Teşkilatının çeşitli illerdeki küçük sa­nayi işletmelerini kapsayan bir araştırmasının sonuçları, küçük sanayi girişim­cilerinin önemli bir bölümünün üretim işinde bilfiil çalışmalarının yanı sıra, iş­letmelerinin yönetim sorumluluğunu da üstlendiklerini göstermektedir. İzmir&#8217;de ağaç işleri işkolunda çalışan küçük işletmelerin nitelikleri konusunda yapılan bir araştırmada da benzer bir sonuç elde edilmiştir (çizelge 5.1.). Bu durum, kü­çük işletmelerin önemli bir bölümünde iş bölümüne gidilmediğini ve formel bir örgütlemenin oluşmadığını göstermektedir. Bunun böyle olması da doğaldır.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td width="208">Yerine Getirilen İşlevler</td>
<td width="66">Konya</td>
<td width="73">Karabük</td>
<td width="69">Bursa</td>
<td width="58">İzmir</td>
</tr>
<tr>
<td width="208" valign="top">Yalnızca üretim   işlevini yerine getirenler</td>
<td width="66" valign="top">% 4.06</td>
<td width="73" valign="top">% &#8211;</td>
<td width="69" valign="top">% 0.36</td>
<td width="58" valign="top">%5.71 5.715.71</td>
</tr>
<tr>
<td width="208" valign="bottom">Yalnızca yönetim   işlevini yerine getirenler</td>
<td width="66" valign="bottom">6.09</td>
<td width="73" valign="bottom">10.00</td>
<td width="69" valign="bottom">8.90</td>
<td width="58" valign="bottom">10.48</td>
</tr>
<tr>
<td width="208" valign="bottom">Her iki işlevi yerine   getirenler</td>
<td width="66" valign="bottom">84.77</td>
<td width="73" valign="bottom">86.66</td>
<td width="69" valign="bottom">90.38</td>
<td width="58" valign="bottom">82.66</td>
</tr>
<tr>
<td width="208" valign="bottom">Yanıt alınamayanlar</td>
<td width="66" valign="bottom">5.08</td>
<td width="73" valign="bottom">3.33</td>
<td width="69" valign="bottom">0.36</td>
<td width="58" valign="bottom">0.95</td>
</tr>
<tr>
<td width="208" valign="top">TOPLAM</td>
<td width="66" valign="top">100.00</td>
<td width="73" valign="top">100.00</td>
<td width="69" valign="top">100.00</td>
<td width="58" valign="top">100.00</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak: *(143.s.llO; I44,s.58,83); **Kaynak: (15)</p>
<p>Çizelge 5.1. Küçük Sanayi İşletmelerinde Girişimcilerin Yerine Getirdikleri İşlevler.</p>
<p>Çünkü, az sayıda insanın çalıştığı bir işletmede ayrıntılı bir iş bölümüne gi­dilmesi ve buna bağlı olarak da yapılacak işlerin bölümlendirilmesi (bölümle­re ayırma) pek olanaklı değildir. Bunun yanı sıra, yöneten ile yönetilenler arasındaki ilişkilerin yüzyüze sürdürülebildiği bir işletmede formel (resmi) bir örgütlemeye de pek gerek yoktur.</p>
<p>Genellikle, çalışanlar ile yönetim arasında yüzyüze ilişkilerin kaybolmaya baş­ladığı işletmeler bürokrasi tipi bir yönetim ve örgütlenme biçiminin özellik­lerini göstermeye başlarlar ve bu durumun ortaya çıkması durumunda formel bir örgütlemeye gidilerek, yetki ve sorumlulukların hiyararşik bir yapı içeri­sinde belirlenmesi zorunluluğu ortaya çıkar. Bu nedenle, iş bölümü ve buna bağlı olarak yapılacak işlerin bölümlere ayrılması küçük ölçekli işletmelerden çok, orta ölçekli işletmeler için önem taşır.</p>
<p>Tüm işletme fonksiyonlarının işletme sahibi tarafından yerine getirilemediği büyüklükteki küçük işletmelerde girişimci, işletme fonksiyonlarına ilişkin kimi yetkilerini devir etmeyi temel tutan bir örgütlemeye gitmelidir. Bu tür iş­letmelerin örgüt yapısının oluşturulmasında kullanılan en yaygın yöntemlerden biri işlerin özelliklerine göre yapılandırılması, bir başka deyişle, işlerin bölüm­lere ayrılmasında işlevsel (fonksiyonel) temele göre bir yapılanmaya gidilme­sidir. İşlevsel bölümlemeyi temel tutan küçük ölçekli bir sanayi işletmesinin örgüt şeması çizim 5.l/de verilmiştir. Ortaklık biçiminde hukuki bir yapıya sahip işletmelerde, işlerin daha iyi organize edilmesi amacıyla, çizim 5.1.&#8217;de­ki işlevlerin yerine getirilmesi sorumluluğu ortaklar arasında bölüştürülebilir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">İşletme Sahibi</span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Üretim</span></strong><strong> <span style="text-decoration: underline;">Mali İşler</span> <span style="text-decoration: underline;">Pazarlama</span></strong></p>
<p>- Üretim                                             &#8211; Muhasebe                                        &#8211; Satış Elemanları</p>
<p>- Satın Alma                                       &#8211; Finansman</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çizim 5.1. Örgüt Şeması.</p>
<p>İşlerin bölümlere ayrılması işlemi ürün temeline göre de yapılabilir. Bu tür bölümlere ayırma daha çok küçük perakendeci işletmeler açısından önem taşır (204,s.27). Özetle, küçük ölçekli işletmelerde örgütleme işleri, yapılacak işle­rin kapsamına, çalışan personelin sayısına ve işletmenin çalıştığı işkolunun niteliğine göre basit olarak gerçekleştirilebilir.</p>
<p>Küçük ölçekli işletmelere kıyasla, daha ayrıntılı bir iş bölümüne gidilen, bu nedenle de işletme sahibi ile çalışanlar arasındaki yüzyüze ilişkilerin daha sınır­lı olduğu orta ölçekli işletmelerde formel örgüt yapısı önem kazanır. Bu işlet­melerde, işin niteliğine ve kapsamına göre, yapılacak işlerin bölümlere ayrıl­ması (örgütleme) işlemi değişik biçimlerde yapılabilir. Bu örgütleme biçimle­rinin her birinin kendine özgü yararları ve sakıncaları bulunur. Ancak, bunla­rın tümünün burada ayrıntılarıyla incelenmesi olanaklı değildir. Örgütlemeye ilişkin bilgiler &#8220;işletme yönetimi&#8221; ve &#8220;yönetim-organizasyon&#8221; kitaplarında ay­rıntılı biçimde yer alır. Bu nedenle, orta ölçekli işletme sahiplerinin işletmeleri için bir örgüt yapısı oluşturmadan önce bu kitaplardan birkaçını inceleyerek, konuyla ilişkili bilgileri edinmelerinde yarar bulunur. Bununla beraber, yerel pa­zarlara hitap eden orta ölçekli işletmeler için fonksiyonel (işlevsel) örgüt modelinin uygun olacağı söylenebilir. Daha geniş bir pazara hitap eden ve deği­şik mamuller üreten orta ölçekli sanayi işletmeleri ise karma örgüt yapısını ter­cih edebilirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.1.2. Yürütme (Emir-Komuta)</strong></p>
<p>Planlama ve örgütleme işlevleri sonucunda oluşturulan işletmenin amaçlarına doğru yönlendirilmesi yürütme işlevinin aslını oluşturur. Yönetim sürecinin bu aşamasında yönetici ile işletmede çalışanlar ilk kez karşı karşıya gelirler. Bu nedenle, planlama ve örgütleme işlevleriyle kıyaslandığında, yürütme (emir-komuta) işlevi dinamik bir niteliğe sahiptir. Yürütme sürecinde yönetici;</p>
<p>a.    Emir vermek,</p>
<p>b.    Önderlik etmek,</p>
<p>c.    Çalışanları isteklendirmek,</p>
<p>d.    Haberleşmeyi sağlamak,</p>
<p>e.    Denetlemek gibi temel faaliyetleri yerine getirir.</p>
<p>Yürütme işlevi çalışanların belirli işlerde görevlendirilmesi ve bu işleri yerine getirebilmesi için onlara emir verilmesiyle yerine getirilemez. Yürütme işlevinin yerine getirilebilmesi, bir başka anlatımla, işletmede yapılacak işlerin etkili olarak yürütülebilmesi çalışanların yetki ve sorumluluk ilişkileri içerisinde birbirlerine bağlı olmalarını gerektirir. Yetki,<strong> </strong>belirlenen amaçlara ulaşabilmek için yöneticinin gereken işlerin yapılmasını başkalarından isteme hakkıdır. Yetki, sorumluluk için temel oluşturur ve işletmenin birleştirici gücüdür (224,s.57). Bu nedenle, yetki yönetimin en önemli ve üzerinde en çok tartışılan kavramların­dan biridir. Sorumluluk ise, bir kişinin kendisine verilen işleri yeteneğinin elverdiği ölçüde yerine getirmesi zorunluluğudur. Kendisine verilen iş veya iş­lerden ötürü sorumlu tutulabilmesi için verilen görevi yerine getirebilecek yet­kinin de kişiye verilmesi gerekir. Aksi takdirde, yetki olmadan verilen sorum­luluk bir anlam taşımaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.1.2.0. Yetki Devri</strong></p>
<p>Yukarıda da değinildiği üzere, yetki yönetimin en önemli konularından biridir. Yetki devri olmadan astlar olamayacağından, işletme örgütü de olmayacaktır. Bu nedenle,yönetsel görevin anahtarı yetki sahibi olmaksa, işletme örgütünün anahtarı da yetki devridir (72,s.l01), denebilir. İşletme sahibinin yetkisinin kay­nağı mülkiyet hakkıdır. Bu hak girişimcisine işletmesinin varlıklarını dilediği gibi yönetme yetkisini tanır. İşletmenin iş hacmi küçük ve çalışan sayısı da bir­kaç kişiyle sınırlı ise, yetki devri önemli bir sorun oluşturmayabilir. Ancak, belirli bir büyüklüğü aştıktan sonra çalışmaların aksatılmadan sürdürülebilmesi ve işletmenin büyümesi büyük ölçüde belli yetkilerin astlara (çalışanlara) dev­redilmesini gerektirir. Bu nedenle, bir işletmede çalışmaların aksatılmadan yü­rütülmesi arzulanıyorsa, özellikle de işletmenin büyümesi amaç edinilmişse, yetki devri bir zorunluluktur, denebilir. Yetkinin devredilmesi; işletme sahibi­nin yapılacak işleri bölümlere ayırması, etkili olarak yapabileceği işleri yüklenmesi ve geri kalanlarını yanında çalışanlara bırakarak, onların kendisine yar­dımcı olmalarını sağlamaktır. Yetki devrinin başlıca nedenleri şunlardır:</p>
<ul>
<li>Başta zamanı olmak üzere, bir kişinin fiziksel ve zihinsel kapasitesinin her işi yapmaya yeterli olmaması.</li>
<li>Bir kişinin her işi denetleyememesi.</li>
<li>Çalışanların sorumluluktan kaçmalarını önlemek.</li>
<li>Çalışanları isteklendirmek (motive etmek).</li>
<li>Çalışanların gelişmesini sağlamak.</li>
</ul>
<p>Küçük işletmelerde yetki devrinin en önemli yararlarından biri zaman açısın­dan işletme sahibi üzerindeki baskının azaltılmasıdır. Daha önce de bir kaç kez değinildiği üzere, küçük işletme sahiplerinin değişik görevleri yerine getirme zorunlulukları, onları zaman açısından önemli ölçüde zorlamakta ve çoğu kez onların değişik görevleri aynı anda gereğince yerine getirmelerinde önemli güçlüklerle karşılaşmalarına neden olmaktadır. Bu durumda izlenecek en akılcı çözüm yollarından biri belli yetkilerin çalışanlara devredilmesidir. Yetki devri ile işletmede çalışanlar belli fonksiyonların yerine getirilmesi sorumluluğunu üstleneceklerdir. Bunun sonucu olarak, birçok işi tek başına yapmak zorunlu­luğundan kurtulacak olan girişimci, asıl görevi olan planlama ve kontrol işle­rinin yerine getirilmesine daha çok zaman ayırabilecektir. Böylece, herşeyden önce yetki devri, zamandan tasarruf ve daha az iş yapmak (385,s.66) anlamı­na gelmektedir. Bunun yanı sıra, işlerin aksatılmadan yürütülüp, sürekliliğinin korunması yine yetki devriyle yakından ilişkilidir. Yetki devri ile girişimci, zorunlu nedenlerle (sağlık, iş seyahati, tatil gibi) işinin başında olamadığı du­rumlarda, işleri yürütebilecek elemanların yetişmesini sağlamış olur. Böylece, işlerin yürütülmesi tek başına işletme sahibine bağlı olmayacağından, işletme çalışmaları da süreklilik kazanacaktır. Öte yandan, işletmenin büyümesi bir a-maç olarak belirlenmişse, yetki devri bir zorunluluk olmaktadır. Aksi takdirde, işler her zaman işletme sahibinin yetenek ve kapasitesiyle sınırlı kalacak, bü­yüme gerçekleşse bile işler sağlıklı olarak yürütülemeyecektir. Bu da, işletme­nin zaman içerisinde başarısızlığı anlamına gelecektir. Bunun ötesinde, yetki devri işletmede çalışanların sorumluluk üstlenmelerini sağlamada ve onları gü­dülemede önemli bir araçtır. Ancak, tüm bu yararlarına karşın, yapılan araş­tırmalar ülkemizdeki girişimcilerin yetki devri konusunda oldukça isteksiz dav­randıklarım ortaya koymaktadır (l 11,s.78-82).</p>
<p>Genelde, kişilerin yetkilerini devretmekte isteksiz davranmaları üç temel ne­denle açıklanabilir. Bunlar;</p>
<p>a.    İşleri kendinin yapmasının zorunlu olduğuna inanmak,</p>
<p>b.    Başkalarının yapacakları hatalardan kaynaklanacak risklere kat­lanmayı istememek,</p>
<p>c.    Başkalarına hükmetme arzusu&#8217;dur.</p>
<p>Bu üç nedenden ilk ikisi, genelde küçük işletme sahiplerinin yetki devrinde isteksiz davranmala­rında etkili olmaktadır. Bunun nedeni de, küçük işletme sahiplerinin sorumlu­luk üstlenebilecek yetenek ve deneyime sahip personel istihdam etmede karşı­laştıkları güçlüktür. Yetenekli personeli işletmelerinde istihdam edemeyen bir­çok girişimci, hem yanlarında çalışanların verilen görevlerin üstesinden gele­meyecekleri inancıyla, hem de çalışanların yapacakları hataların risklerine kat­lanmamak amacıyla yetki devri konusunda pek istekli olmamaktadırlar. Bu yaklaşımlarında belli ölçüde haklı oldukları da bir gerçektir. Bununla beraber, yine de belli ölçüde yetki devri bir zorunluluktur. Öte yandan, yetkinin belli bir bölümünün devredilmesi, girişimcilerin tüm sorumluluktan kurtulacakları an­lamına da gelmez. Ancak, zamanını daha rasyonel kullanmasında ve planlama ile kontrol işlevlerinin etkili biçimde yerine getirilmesinde işletme sahibine yardımcı olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.1.3. Koordinasyon</strong></p>
<p>Koordinasyon (uyumlaştırma), işletmenin bütünlüğünü, dolayısıyla yaşamını sürdürebilmesini sağlayan etmenlerin başında yer alır. Koordinasyon, amaçla­ra ulaşmak için yapılan çabaların uyumlaştırılmasıdır. İşletmede çalışanların çabalarını birleştirmek, zaman yönünden uyumlu kılmak, amaca ulaşabilmek için yapılması gereken iş ve eylemlerin birbirini izlemesini ve tamamlanması­nı sağlamak koordinasyon işlevinin aslını oluşturur.</p>
<p>Büyük işletmelerde iyi bir haberleşme ve denetim sistemi ile koordinasyon arasında yakın ilişkiler bulunur. Çoğunlukla, formel bir yapıya sahip olmayan küçük işletmelerde ise sözü edilen faktörler koordinasyon açısından pek sorun oluşturmaz. Küçük işletmelerde karşılaşılan en önemli koordinasyon sorunu be­lirlenen hedeflere ulaşabilmek için yapılması gereken işlerin sırasıyla ve birbi­rini tamamlayıcı biçimde işletme sahibi tarafından yerine getirilememesinden kaynaklanır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.1.4. Kontrol (Denetim)</strong></p>
<p>Yönetim sürecinin son işlevi olan kontrol (denetim), en geniş anlamıyla, yapılan çalışmalar sonucunda amaca ulaşılıp ulaşılamadığını veya ne ölçüde ulaşıldı­ğını araştırmak ve Denetim soruşturmaktır (352,s.20). Bir başka ifadeyle, kontrol; hazır­lanan planın uygulanmasıyla alınan sonuçların planla bağdaşıp bağdaşmadığını belirlemek, sonuçların plana uyumunu sağlamak için yapılan işlemlerdir (273, s.552). Planın kontrolden yoksun bulunması, belirlenen hedeflere ne ölçüde ulaşıldığının araştırılmasını ve belirlenmesini olanaksız kılar. İyi işleyen bir kontrol mekanizması, sağlıklı ve başarılı olacak işletmenin ön koşullarından biridir. Denetim işleviyle amaca ulaşmak için harcanan çabalar sırasında nele­rin planlanan sonuçlara göre aksadığı ve aksama nedenleri saptanarak bunların giderilmesi için gerekli önlemler alınır. Bu açıdan ele alındığında kontrol, uy­gun olması gerekenle mevcut olanın karşılaştırılmasıdır.</p>
<p>Bir karşılaştırma işlemi olan kontrol işlevinin yerine getirilebilmesi için aşa­ğıdaki iki konunun bilinmesi gerekir. Bunlar;</p>
<p>(1)  Nereye ulaşılmak istendiği (standart durum),</p>
<p>(2)  Nereye ulaşıldığı (gerçekleşen durum)&#8217;dır.</p>
<p>Standartlar,<strong> </strong>gerçekleştirilmiş ya da ulaşılmış sonuçların karşılaştırılabileceği, önceden belirlenmiş ölçütlerdir (374,s.90). Ulaşılmak istenilen sonuçlar bu ölçütlere göre değerlendirilir ve bunlar varılan sonuçlarla karşılaştırılacak stan­dartları oluşturur. Standartların birçoğu işletmenin niteliklerine bağlı olarak iş­letme sahibi tarafından belirlenirken (örneğin; planlar, politikalar, bütçeler gi­bi), bir bölümü de işletme dışındaki kuruluşlar tarafından belirlenir (örneğin; iş hayatını düzenleyen kanunlar, belediye yönetmelikleri, mesleki kuruluşlarının talimatları, TSE standartları gibi). Başlıca standart türleri şunlardır:</p>
<p>1.   Fiziki Standartlar: Parasal ve maddi nitelik taşıyan ölçütler fiziki standartlar olarak kabul edilirler. Maliyet standartları, gelir standartları ve sermaye stan­dartları bu gruba giren en önemli ölçütlerdir.</p>
<p>2.    Zaman Standartları : Herhangi bir işin ne kadarlık sürede yapılacağına ilişkin ölçüler zaman standartlarını oluşturur.</p>
<p>3.    Kalite Standartları : Hammadde, işgücü, mamul ve benzeri faktörlere ilişkin ölçüler kalite standartları olarak kabul edilirler.</p>
<p>4.    Maddi Olmayan Standartlar : Fiziksel veya parasal anlamda rakamlarla ifade edilmesi güç ya da olanaksız olan standartlar maddi olmayan standartlar olarak adlandırılırlar (286,s.l46). Bu tür standartlara özellikle insan ilişkilerinin önem kazandığı eylemlerde rastlanır. Örneğin; halkla ilişkiler, personel eğitimi gibi programların verimliliğini ölçmeye yarayan ölçü veya standartların belirlenme­si oldukça güçtür (278,s.l 12).</p>
<p>Standartların belirlenmesinden sonra gerçekleşen durum saptanmalıdır. Ger­çekleşen durum saptanmazsa, önceden belirlenmiş standartlarla bir karşılaştırma yapma olanağı bulunamaz. Bu bakımdan, gerçekleşen durumun bilinmesi, kont­rolün temel gereklerinden olmaktadır.</p>
<p>Gerçekleşen durumun saptanması, bir gözlem, analiz (çözümleme) ve yorum işidir. Ancak, yalnızca bakmak ve gerçekleşen durumu görmek yeterli değildir. Gerçekleşen durumun daha önceden belirlenen standartlarla karşılaştırılıp, plan­lanan duruma göre ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz sapmaların belirlen­mesi, sapmaların nedenlerinin araştırılması ve bunların düzeltilmesi için gerek­li önlemlerin alınması gerekir. Aksi takdirde, kontrol işlevinin pek bir anlamı olmayacaktır.</p>
<p>Standart durum ile gerçekleşen durum arasındaki sapmalar, standartların be­lirlenmesinde yapılan hatalardan ya da çalışmaların etkili ve rasyonel olarak yerine getirilememesinden kaynaklanabilir. Şayet sapmalar standartların belir­lenmesindeki hatalardan kaynaklanmışsa, standartlar yeniden belirlenerek, ge­lecekteki çalışmaların yeni standartlara göre planlanması yoluna gidilir. Sap­malar, etkili ve verimli çalışmamaktan kaynaklanmışsa aksamalar belirlenerek, gerekli önlemler alınmalıdır. Bununla beraber, alınacak önlemlerin etkili ve ve­rimli olmasına dikkat edilmelidir. Önlemlerin etkili ve verimli olması demek, sapmaların nedenini en kısa sürede, en az gider ve emekle ortadan kaldırma gücünde olması demektir. Sapmaları ortadan kaldırmak amacıyla astarı yüzün­den pahalıya mal olacak önlemlere başvurmak rasyonellik ilkesine aykırıdır.</p>
<p>Bu açıdan ele alındığında, kontrol işlevinin görevi çalışanların hatalarını bul­mak, yöneticilerin emirlerine uyulmasını sağlamak biçiminde kabul edilme­melidir. Kontrolün asıl amacı hataları önlemek ve hatalar ortaya çıkmadan ön­ce gerekli önlemlerin alınmasını sağlamaktır (36,s.90). Kontrol işlevinin ge­reğince yerine getirilmesi, yapacakları hataları düzeltebilecek zamana ve ser­mayeye çoğunlukla sahip olmayan küçük işletme sahipleri için büyük önem ta­şır. İyi oluşturulmuş bir kontrol sistemi küçük işletme girişimcilerinin başa­rısızlık olasılığını önemli ölçüde azaltabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.2.</strong> <strong>YÖNETİM SÜRECİNİN UYGULAMA ALANI</strong></p>
<p>Yukarıdaki bölümlerde kısaca açıklanmaya çalışılan yönetim sürecinin işlevleri büyük veya küçük tüm işletmelerde aynıdır ve onların yönetimdeki öneminin işletme büyüklüğüne bağlı olarak değiştiği pek söylenemez. Büyük işletmelerde olduğu üzere, planlama küçük işletmeler için de bir zorunluluktur ve iyi bir planlama küçük işletme sahiplerinin başarısında çok önemli bir role sahiptir. Örgütleme konusunda küçük işletmeler büyüklerine kıyasla daha az sorunla <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kar">kar</a>­şılaşmalarına karşın, sorunların temelde yine de aynı olduğu söylenebilir. Yü­rütme, büyüklükle ilişkili olmadan, tüm işletmelerde etkili olarak yerine getirilmesi zorunlu olan bir işlevdir. Koordinasyon küçük işletmelerde daha ko­lay sağlanırsa da, önemi göz ardı edilemeyecek bir işlevdir. Kontrol ise, işletme sahibinin başarısını önemli ölçüde etkileyebilecek niteliktedir.</p>
<p>Kapsamı açısından farklılıklar göstermesine karşın, yönetim sürecinin işlevleri tüm düzeylerdeki yöneticiler tarafından benzer biçimde yerine getirilir. Örne­ğin; üst düzey yöneticileri işletmenin tüm çalışmalarına ilişkin planlamayı ya­parken, üretim bölümünün yöneticisi yalnızca kendi bölümüne ilişkin planlama­yı gerçekleştirir. Benzer biçimde, üst düzey yöneticileri tüm çalışmaların kont­rolünü gerçekleştirirken, ustabaşı veya vardiya amiri durumundaki bir yöneti­ci yalnızca kendi sorumluluk alanındaki işlerin denetimini gerçekleştirir. Üst düzey yöneticileri daha çok planlama ve denetim işlevlerini yerine getirirler­ken, orta ve alt düzey yöneticileri genelde örgütleme, yürütme ve koordinas­yon işlevleriyle ilgilenirler. Böylece, yönetim işlevinin kapsamı ve ayrıntıları üst yönetimden aşağıya doğru inildikçe azalırsa da, işlevler temelde yine aynı asıllar içerisinde uygulanır.</p>
<p>Yönetim görevinin yerine getirilmesinde küçük girişimciler büyük işletmelerin sahipleri veya yöneticileri kadar şanslı değildirler. Büyük işletmelerde işletme sahibine veya tepe yöneticiye işletme fonksiyonlarının yürütülmesinde uzman­laşmış yöneticiler yardımcı olurken, küçük işletme sahiplerinin büyük bir bölü­mü yönetim işlevlerinin tümünü ya da önemli bir bölümünü tek başlarına yü­rütmek zorundadırlar. Bu durum onların, bilgi ve deneyim yönünden yetersiz kalmalarına veya en azından zaman açısından zorlanmalarına neden olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.2.0. Yönetim Süreci ve işletme Fonksiyonları</strong></p>
<p>Amaçlarına ulaşmak için işletmeler belirli çalışmalarda bulunurlar. Yaklaşık seksen yıl önce Henri Fayol bir sanayi işletmesinde yerine getirilen çalışma­ların; <strong>(a)</strong> teknik (üretim), <strong>(b)</strong> ticari (satın alma, satış ve değişim) <strong>(c)</strong> finansal (sermayenin optimum kullanımının araştırılması), <strong>(ç)</strong> güvenlik (işletmede çalı­şanların ve mülkiyetin korunması), <strong>(d)</strong> muhasebe, <strong>(e)</strong> yönetsel (planlama, ör­gütleme, yürütme, koordinasyon, kontrol), olmak üzere altı grup altında topla­nabileceğini söylemiştir (225,s. 17-18). Bu çalışmaların her birine aynı derece­de önem verilmesi gerektiğini, bunlardan birinin gereğince yerine getirileme­mesi durumunda çalışmaların etkilikle yürütülemeyeceğini vurgulayan Fayol, söz konusu çalışmalardan ilk beşinin gereğince bilindiğini söyleyerek daha çok yönetsel çalışmaların önemi üzerinde durmuştur. O günden bu yana, Fayol&#8217;ün yaptığı gruplamada önemli bir değişikliğin olduğu pek söylenemez. Birkaç kü­çük ilave ile, günümüzde de Fayol&#8217;ün yaptığı gruplama işletmenin fonksi­yonlarını belirlemede temel oluşturmaktadır.</p>
<p>Daha önce de değinildiği üzere, bir girişimin (teşebbüsün) üç temel fonksiyo­nu; <strong>(a)</strong> üretim, <strong>(b)</strong> satış, <strong>(c)</strong> finansman&#8217;dır (42,s. 1). Bu açıdan ele alındığında, bir işletmede yapılan çalışmalar aşağıdaki biçimde gruplandırılabilir ve bu çalışmalar işletmenin fonksiyonları (işlevleri) olarak adlandırılır.</p>
<p>I. Genel Fonksiyon</p>
<p>-    Yönetim</p>
<p>II. Temel Fonksiyonlar</p>
<p>-    Üretim</p>
<p>-    Pazarlama (satış)</p>
<p>-    Finansman</p>
<p>III. Destekleyici Fonksiyonlar</p>
<p>-            Personel yönetimi</p>
<p>-            Muhasebe</p>
<p>-            Halkla ilişkiler</p>
<p>-    Araştırma-geliştirme</p>
<p>Yukarıda sayılan fonksiyonların kimileri tüm işletmeler için geçerli iken, ki­mileri yalnızca belli işkollarında çalışmalarda bulunan işletmeler için geçerli­dir. Örneğin; perakendeci işletmelerde, bir sanayi işletmesi bağlamında üretim çalışmalarından söz edilmezken; anlaşmalı olarak büyük bir işletmeye ara malı üreten küçük bir sanayi işletmesi için de pazarlama fonksiyonu söz konusu değildir. Aynı şekilde, birçok küçük işletmede araştırma-geliştirme ve halkla ilişkiler ayrı bir fonksiyon olarak yerine getirilmez. Öte yandan, yönetim fonk­siyonu işletmede yapılan çalışmalardan biri olmasına karşın, tüm diğer işletme fonksiyonlarının yerine getirilmesinde yönetim sürecinin işlevlerinden yararla­nılır. Sözgelimi; üretim çalışmalarının yerine getirilebilmesi; öncelikle üretim planlamasının yapılmasını, planlanan işlerin örgütlenmesini, üretimin gerçek­leştirilmesini (yürütülmesini), üretim işleri arasındaki uyumun sağlanmasını ve gerçekleşen üretimin planlananla uygunluğunun kontrol edilmesini gerektirir. Aynı süreç, finansman, muhasebe, pazarlama, personel ve diğer fonksiyonlar için de geçerlidir. Tüm işletme çalışmalarına uygulanması nedeniyle yönetim işlevi işletmenin genel fonksiyonu olarak kabul edilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.3. STRATEJİK YÖNETİM</strong></p>
<p>Yüzyıllar boyunca askeri bir kavram olarak kullanılan strateji<strong>, </strong>genel anlamda, &#8220;hedeflere ulaşabilmek için izlenebilecek yol veya benimsenmesi gereken temel yaklaşım&#8221; olarak tanımlanabilir. Bir başka tanımla strateji; işletmelerde uzun dönemli amaç ve hedefleri belirleme ve bu amaçları gerçekleştirmek için gerek duyulan kaynakların ayırımını yaparak uygun çalışma programlarının hazır­lanmasıdır (85,s.l3). Bu tanımlar açısından ele alındığında, strateji<strong>, </strong>işletme ile dış çevresi arasındaki ilişkileri analiz ederek, işletmenin amaçlarının belirlen­mesi, belirlenen amaçlara hangi araçlarla ulaşılması ve bunun için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini belirleyen bir kavramdır.</p>
<p>Stratejik yönetim ise, işletmenin dış çevresiyle ilişkilerine ilişkin bulgu ve çö­zümlemelerini kapsar ve uzun dönemde işletmenin nerede olacağına ilişkin so­ruları yanıtlamaya çalışır. Stratejik yönetim süreci, genel yönetim sürecinden ay­rı bir süreç değildir ve böyle olduğu da düşünülmemelidir. Bundan önceki bö­lümlerde açıklanan genel yönetim süreci, işletme çalışmalarının planlanması, örgütlenmesi, yürütülmesi, koordinasyonu ve kontrol edilmesi işlevlerini kap­sar. Genel yönetim sürecinin temel işlevleri ve yaklaşımı stratejik yönetimde de değişmez, ancak bu işlevler ve yaklaşımlar dış çevre üzerinde yoğunlaşır. Bu yönüyle stratejik yönetim, işletmenin genel yönetim sürecinin bir parçasıdır ve daha çok işletmenin üst yönetiminin ilgilendiği özel bir yönetim alanıdır. Stra­tejik yönetim, işletmenin dış çevresiyle ilişkili teşhis ve çözümlemeleri kapsar ve uzun dönemde işletmenin ne olacağına ilişkin sorulan yanıtlar. Böylece, stratejik yönetim, işletmenin dış çevresiyle olan ilişkilerinin düzenlenmesi ve yönünün belirlenmesi için yapılacak çalışmaların planlanması, örgütlenmesi, yürütülmesi, koordinasyonu ve kontrol edilmesi süreci olarak tanımlanabilir. Sürekli değişen çevre, ister yararlanabilecek bir fırsat olsun, isterse karşı ko­nulması gereken bir tehlike olsun, bir işletmeyi her an beklenmedik olaylarla karşı karşıya bırakabilir. Stratejik yönetimin amacı da geçmişteki başarıları tek­rar etmek değil, beklenilmeyen durumların üstesinden gelmek ve çevreden kaynaklanacak sorunları çözümlemeye çalışmaktır (l 12,s. 19-21).</p>
<p>Stratejik yönetim kavramının ortaya çıkmasındaki temel etken işletmelerin dış çevrelerinde meydana gelen değişikliklerden her geçen gün daha da etkilenmeleri ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için hızla değişen çevreyle dengenin korunma­sının hayati önem taşımasıdır. Günümüzde, dış çevrede meydana gelen deği­şiklikler her geçen gün daha da artan bir hızla devam etmektedir. Dış çevrede meydana gelen ve işletmelerin en çok etkilendiği faktörlerden biri şüphesiz ki teknolojik süreksizliğin neden olduğu belirsizliklerdir. Belirsizliklerin neden ol­duğu tehditler ve fırsatlar, işletmelerin sürekli olarak kriz yönetimiyle yöne­tilmelerine neden olmaktadır. Bunun yanı sıra, iletişim ve ulaşım sistemlerin­deki gelişmeler, dünya pazarları arasındaki sınırları her geçen gün biraz daha zayıflatmakta, pazarlar genişlemekte ve dünya tek pazara doğru gitmektedir. Öte yandan, başta çevre olmak üzere, insanlar, işletmelerin toplumsal sorumluluk­ları konusunda daha duyarlı olmalarını istemekte; tüketiciler daha değişik ve ka- liteli mal ve hizmetleri talep etmekte; devletin işletmeler üzerindeki denetimi her geçen gün daha da artmaktadır. Bunun sonucu olarak, dış çevreyle dengeli durumun korunması işletmeler açısından her geçen gün daha da önem kazan­maktadır. Bir başka anlatımla, işletmelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri dış çev­reyi izleyerek, yenilikler yapmalarını ve dışa dönük stratejiler geliştirmelerini zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Tarihsel gelişimi içerisinde ele alındığında, stratejik yönetim kavramının bü­yük işletmeler tarafından geliştirildiği ve uygulamaya konulduğu görülür. Bu­nunla beraber, stratejik yönetim küçük ve orta ölçekli işletmeler tarafından da uygulanabilir ve uygulanmalıdır. Çünkü, hızla değişen dış çevre koşulları bü­yük işletmeleri olduğu kadar küçük işletmelerin çalışmalarını da önemli ölçüde etkilemektedir. Gerçi, küçük işletmelerin en önemli avantajlarından biri sayı­lan &#8220;esneklik&#8221;ten ötürü, genelde küçük işletmeler dış çevrede meydana gelen değişikliklere daha kolay uyum sağlayabilmektedirler. Bununla beraber, kriz kapıyı çalmadan önce, dış çevrenin izlenerek, işletme kaynaklarının ve yete­neklerinin bu değişiklere uyumunun sağlanmasında önemli yararlar bulunmak­tadır.</p>
<p>Stratejik yönetimin temel faktörleri; <strong>(a)</strong> üst yöneticiler, <strong>(b)</strong> işletmenin amaçla­rı, <strong>(c)</strong> dış çevre, <strong>(d)</strong> mamul/pazar stratejisi, <strong>(e)</strong> işletmenin sahip olduğu kaynaklardır (l 12,s.23-26). Bu faktörler açısından ele alındığında, hem işletmesi­nin sahibi, hem de tepe yöneticisi olarak stratejilerin belirlenmesi girişimcinin temel görevleri arasında yer alır.</p>
<p>Stratejiler, işletmenin amaçlarına nasıl ulaşacağını kesin olarak belirlemeye çalışmaz, ancak girişimciyi düşünmeye ve önlemler almaya yönlendiren çer­çeveyi oluşturur (223,s. 163). Girişimci, dış çevrenin (ekonomik, sosyal, tek­nolojik, hukuksal ve politik çevre) özelliklerini ve bu çevrelerde meydana ge­len değişiklikleri sürekli izleyerek, işletmesinin çevre koşullarına göre zayıf ve güçlü yönlerini belirleyebilir. Bu koşullara göre stratejiler oluşturan girişimci, ileride dış çevrede ortaya çıkacak fırsatları daha iyi değerlendirebileceği gibi, dış çevreden gelebilecek tehditlere karşı da gereken önlemleri zamanında ala­bilir. İşletme sahibinin geliştireceği stratejiler daha çok işletmesinin rekabet edebilirliğini korumaya ve geliştirmeye yönelik olacaktır. Bir başka anlatımla, geliştirilen stratejiler, çoğunlukla yoğun bir rekabet ortamında çalışmak zorun­da kalan küçük ve orta ölçekli işletmelerin rekabete yenik düşmelerini önle­meyi amaçlar.</p>
<p>Stratejik yönetim süreci, genel yönetim sürecinde olduğu üzere, belli çalışma­ların yapılmasını gerektirir. Bu çalışmalar;</p>
<p>(1)   İşletmeyi ilgilendirdiği ölçüde dış çevrenin ve rekabet koşullarının kav­ranması ve dış çevrenin dinamiğinin arkasındaki gücün araştırılması,</p>
<p>(2)   Değişik mamul/pazar bileşimleri için ayrıntılı stratejilerin oluşturulması, stratejik analizlerin kritik alanlar üzerinde yoğunlaştırılarak seçeneklerin belirlenmesi ve kaynakların dökümünün yapılması,</p>
<p>(3)   Seçilmiş stratejilerin, politikalara ve fonksiyonel bölümlerin çalışma programlarına dönüştürülmesi,</p>
<p>(4)   İşletmenin örgüt yapısının stratejiye uygun olarak düzenlenmesi, işletme çalışmalarının iş birimlerine dağıtılması ve temel amaçlara ulaşmada bunların koordine edilmesi,</p>
<p>(5)   Stratejilerin etkili biçimde yürütülmesi için uygun planlama, motivasyon ve kontrol sisteminin oluşturulması, aşamalarını içerir (l 85,s. 1).</p>
<p>Yukarıdaki aşamalardan da görüleceği üzere, işletme yönetiminin temel işlevleri (planlama, örgütleme, yürütme, koordinasyon ve kontrol) ve yaklaşımı stratejik yönetim için de geçerlidir. Ancak, burada bu iş­levler ve yaklaşım daha çok işletmenin rekabet edebilirliğini korumak ve ge­liştirmek amacıyla dış çevre üzerinde yoğunlaşmaktadır. Aslında, stratejik yö­netim, karmaşık bir örgüt yapısına sahip olmayan küçük işletmeler açısından daha kolay uygulanabilen bir süreç olarak ortaya çıkmaktadır. Burada önemli olan dış çevre koşullarını izleyerek, stratejik yönetimin uygulanmasını sağlayacak stratejik planın oluşturulmasıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.4. STRATEJİK PLANLAMA</strong></p>
<p>Değişen dış çevre koşullarına ayak uydurmak isteyen her işletme gelecekte ne­ler olabileceğini kestirmek, bir başka deyişle, geleceğini bilmek zorundadır. Bunu sağlamanın yolu, dış çevre koşullarını dikkate alarak, işletmenin kaynak­larının ve yeteneklerinin dış çevredeki değişikliklere uyumunu sağlayacak uzun dönemli plan yapmaktır. Bu tür planlama, stratejik planlamanın konusunu oluşturur. Stratejik planlama, işletmenin halen nerede olduğunu bilen ve belirli bir sürenin sonunda nereye ulaşmak istediğini belirleyen bir işletme sahibinin hangi kaynaklara sahip olduğunu, hangi kaynaklan kullanma ve geliştirme ola­naklarının bulunduğunu ortaya koyan bir yaklaşım ve düşünme yöntemidir.</p>
<p>Yapılan araştırmalar, küçük işletmelerin başarısındaki en önemli etkenlerden birinin stratejik planlama olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, küçük işletmele­rin rekabet güçlerini korumalarında, dolayısıyla da yaşamlarını sürekli kılma­larında stratejik planlama büyük önem taşır. Bu nedenle, küçük işletmeler açısından stratejik planın ikamesi pek yoktur. Aslında stratejik plan, işletmenin akılcıl olarak geleceğe hazırlanması ve dış çevresiyle uyumu sağlaması için yapılması gereken işleri ve bunların aşamalarını belirleyen bir yöntemden baş­ka bir şey değildir (321,s.34-35). Bu açıklamaların ışığında, stratejik planlama ile stratejik plan arasındaki fark şudur. Stratejik planlama, işletmenin bütünü içerisinde yürütülen dinamik ve sürekli bir çalışmadır. Stratejik plan ise, plan­lama çalışmaları sırasında belirlenen konuların yazıya dökülüp bir metin hali­ne getirilmesidir; kısaca planlama çalışmasının tutanağıdır (365,s.l2).</p>
<p>Stratejik bir planın geliştirmesi, girişimcinin, durup dururken, kendini rakipleri karşısında dezavantajlı bir konuma getirmekten korur. Aslında, büyük işlet­meler karşısında kimi doğal avantajlara sahip olan KOBİ&#8217;lerin stratejik plan yapmadan yönetilmeleri hiç de akılcı bir yol değildir ve pek bir anlam da taşımaz. Çünkü, küçük işletmeler daha dar bir ürün yelpazesine (mal çeşidine), daha iyi tanımlanmış bir müşteri grubuna ve sınırlan daha iyi belirlenmiş coğrafik bir pazara sahiptirler. Bu açıdan stratejik planlama, büyük işletmelere sağ­ladığı yarardan daha önemli yararlar sağlar ve küçük işletmelerde uygulanması daha kolaydır (321,s.34). Hatta, küçük işletme sahiplerinin hazırlayacakları stratejik planın formel (resmi) biçimde yazılı bir duruma dönüştürmelerine bile gerek duyulmayabilir. Planın hem hazırlayıcısı, hem de uygulayıcısı konumunda olan küçük girişimciler plan ile belirlenen konulan akıllarında da tutabilirler. Bununla beraber, planın basit olarak yazılı bir metne dönüştürülmesinde yarar bulunur. Stratejik planın hazırlanmasında küçük işletme sahipleri büyük işlet­melerin uyguladıkları strateji geliştirme yöntemlerini kullanmaya çalışmamalıdırlar. Büyüklerin uyguladıkları yöntemleri kullanmaya çalışmaları, onların gereksiz ayrıntılarda boğulmalarına, bunun sonucunda da planın amacına ulaş­mamasına neden olabilir. Büyüklükleri ve niteliklerinin yanı sıra, informel ör­güt yapısı, esnek yönetim biçimi, kaynakların yetersizliği gibi nedenlerden ö-türü, küçük işletmeler stratejik planlamada daha değişik bir yaklaşıma gerek duyarlar. Bu nedenle, her küçük girişimci kendi işletmesinin gereksinmelerine yanıt verebilecek bir planı oluşturmaya çalışmalıdır. Bu plan; göreli olarak da­ha kısa süreyi kapsamalı (genelde iki veya üç yıl); resmi, gereğinden daha kapsamlı ve yapısal olmamalı; planın odak noktasını işletmenin müşterileri oluşturmalı; ayrıntılı amaçların belirlenmesiyle başlamamalıdır. Küçük işletme­ler açısından stratejik planlamanın aşamaları şunlardır (321,8.35-51):</p>
<p><strong>(1)</strong> <strong>İşletme Misyonunu Açık Olarak Belirlemek : </strong>İş hayatına atılan her kişi belli bir misyonla işe başlar ve bu misyonu gerçekleştirmeye çalışır. Bu misyon, &#8220;en iyisini sunmak&#8221;, &#8220;daha kalitelisini üretmek&#8221;, &#8220;yalnızca para kazanmak&#8221; ve benzeri biçimlerde olabilir. Doğal olarak kişinin misyonu işletmesinin de mis­yonunu oluşturur. Kelime olarak &#8220;bir kimsenin veya grubun üstlendiği görev&#8221; anlamına gele misyon, işletme yönetimi açısından &#8220;örgüt üyelerine bir yön ve anlam kazandırması amacıyla belirlenmiş ve işletmeyi (örgütü) benzer örgüt­lerden ayırt etmeye yarayacak uzun dönemli görev veya amaç&#8221; (112,s.53) ola­rak tanımlanabilir. Bir başka tanımla, işletmelerin varlık nedenlerini açıklamak veya kendilerini ne tür bir işletme olarak görmek istediklerini konusuna mis­yon adı verilir. Misyon, işletmenin hangi işkolunda olduğunu, pazara sunaca­ğı temel ürün veya hizmetlerin neler olacağını, tüketici ve pazar gereksin­melerinin neler olduğunu, teknoloji gereksinimini veya tüm bu konuların ortaklaşa ifadesini içerir (123,s.ll). Misyon, stratejinin açıklanmasından önce belirlenmesi gereken bir konudur. Böylece, misyon, girişimcinin, neler yapa­cağını, pazara, dolayısıyla topluma ne gibi bir katkıda bulunarak onun içeri­sinde yaşama ve gelişme olanağını elde edebileceğini belirtmektedir</p>
<p>Belirlenen misyonun gerçekleştirilmesi için işletmenin bir takını temel amaç­lar edinmesi ve bunlara ulaşması gerekir. Bu amaçların başında şüphesiz ki işletmenin gelirinin giderinden fazla olması, bir başka deyişle, kâr (uzun dö­nemde) etmesi gelir. Kâr etmeyen bir işletmenin misyonunu gerçekleştirmesi de beklenemez. Uzun dönemde kâr amacının yanı sıra, işletmenin yaşamını sürek­li kılmak ve tüketicilere hizmet etmek işletmenin diğer iki amacını oluşturur. Tüketicilere istediklerini veremeyen bir işletmenin kâr etmesi beklenemeyece­ği gibi, uzun dönemde yaşamını sürdürmesi de olanaklı değildir. Bu nedenle, bu üç amaçtan birinin temel amaç olarak benimsenmesi, diğer iki amacın ger­çekleştirilmesini zorunlu kılar. Bu üç temel amacın dışında, işletmeler büyü­mek, topluma hizmet, personeline daha iyi ücret ödemek gibi başka amaçlar da edinebilirler.</p>
<p>Böylece, her işletme, yazılı olsun veya olmasın, belli bir misyona sahiptir ve bunu gerçekleştirmeye çalışır. Bu misyonun ve amaçların gerçekleştirilmesi için bir takım politikalara ve stratejilere gerek duyulur. Bu nedenle, her işletme bilinçli bir biçimde tanımlansın veya tanımlanmasın, başlangıçta belli bir takım stra­tejilere sahip bulunur. Ancak, bu stratejiler bilimsel ve sistematik olarak be­lirlenmemişse, işletme arzulanandan başka yöne ve hedeflere kolayca sapabilir (112,s.45). Bu nedenle, stratejik planın ilk aşamasında, işletme sahibi öncelik­le işletmesinin misyonunu açık olarak belirlemelidir. Büyük işletmelerde, örgüt üyeleri tarafından bilinmesini sağlamak amacıyla, işletme misyonu genellikle yazılı olarak ifade edilir. Küçük işletmelerde bunun yazılı olması da gerekmez. İşletme sahibi misyonunun ne olduğunu kafasında net biçimde şekillendirebilir ve bunu yanında çalışanlara sözlü olarak da anlatabilir. Bununla beraber, misyonun yazılı olarak beyanında yarar bulunur.</p>
<p>İşletme misyonunun açıkça belirlenmesini sağlamak amacıyla, girişimci her şeyden önce &#8220;nasıl bir işteyim?&#8221; sorusunu yanıtlamalıdır. Bu soru, birçok işlet­me sahibine basit, belki de anlamsız gelebilir. Sözgelimi; mobilya üreten bir girişimci, bu soruyu, büyük bir olasılıkla, &#8220;mobilya üretiyorum&#8221; biçiminde yanıtlandıracaktır. Ancak, &#8220;ne tür mobilya üretimi?&#8221;, &#8220;kimler için mobilya üre­timi!&#8221;, &#8220;hangi kalitede mobilya üretimi?&#8221; ve benzeri soruların yanıtlarını içermiyorsa, verilen yanıt planlama amacıyla bir anlam taşımaz.</p>
<p>Bu açıdan ele alındığında, misyonun yazılı olarak ifadesi uzun değil, etkili ol­malı ve aşağıdaki soruları yanıtlamalıdır.</p>
<ul>
<li>İşletmenin hedef müşteri kitlesi kimlerdir ve bunların özellikleri nelerdir?</li>
<li>İşletmenin ürettiği temel mal veya hizmet nedir ya da nelerdir?</li>
<li>İşletme tüketici gereksinmelerini ve isteklerini nasıl karşılayacaktır?</li>
<li>İşletme nasıl bir pazarda çalışmaktadır ve hangi pazarlarda rekabet gücüne<br />
sahip olabilir?</li>
<li>İşletmenin rekabette güçlü ve zayıf olduğu yönleri nelerdir?</li>
<li>İşletmenin temel felsefesi ve inançları nelerdir ?</li>
<li>İşletme kamu oyunda nasıl bir imaja sahip olmayı planlamaktadır?</li>
</ul>
<p>Bu ve benzeri temel sorulara yanıtlayan girişimci, işletmesinin &#8220;nerede olduğu&#8221; ve gelecekte &#8220;nerede olmak istediği&#8221; konusunda daha net çekilmiş bir fotoğ­rafına sahip olacaktır.</p>
<p>İşlevsel bir misyon beyanı, hem işletmenin pazardaki mevcut durumunu, hem de gelecekteki yerinin ne olabileceğini ifade etmelidir. Bu beyanın odak nok­tasını işletmenin rekabet gücünü korumak veya rekabette üstünlük sağlamak amacıyla, gelecekte müşteri gereksinmelerinin farklı ve yeni biçimde nasıl kar­şılanabileceği oluşturmalıdır. İşletmenin çalışma alanını tanımlayan bu yakla­şım, işletmenin hedef aldığı pazar bölümlerini ve bu pazar bölümlerine etkili biçimde nasıl ulaşabileceğini içermelidir. Bu nedenle, pazarın bölümlere ay­rılması oldukça önemlidir. Çünkü, daha önce de değinildiği üzere, hiçbir iş­letme pazardaki tüm tüketicilerin isteklerini veya gereksinmelerini karşılayamaz.</p>
<p>Pazarı bölümlere ayırmakla girişimci, öncelikle kendi müşterilerinin kimler olduğunu ve bunların karakteristiklerinin neler olduğunu daha iyi belirleme olanağına sahip olur. Bunun yanı sıra, pazarın bölümlere ayrılması, pazardaki başka müşteri gruplarının ve bunların karakteristiklerinin belirlenerek, uygun görülen pazar bölümlerinin hedef kitle seçilmesindeki stratejilerin oluşturulma­sına yardımcı olur. İşletmenin müşteri tabanını belirlemek amacıyla girişimci aşağıdaki sorulan yanıtlamalıdır.</p>
<ul>
<li>Ürettiğim ma! veya hizmetin müşterileri kimlerdir?</li>
<li>Müşterilerimin karakteristikleri nelerdir? (yaş, cinsiyet, gelir, eğitim, sosyal sınıf gibi).</li>
<li>Müşteriler ürettiğim mal veya hizmeti neden satın almaktadırlar?</li>
<li>Müşterilerin satın aldıkları miktarını artıran veya azaltan etkenler nelerdir?</li>
<li>Pazarda başka temel müşteri grupları var mıdır, varsa bunlar kimlerdir ve karakteristikleri nelerdir?</li>
<li>Müşteriler işletmeye ne ölçüde bağlıdırlar (sadıktırlar)?</li>
<li>Temel müşteri grubunun satın almaları işletmenin toplam satışlarının ne kadarlık bölümünü oluşturmaktadır?</li>
</ul>
<p>Pazarın bölümlere ayrılması sonucunda girişimci, kendi müşteri tabanının is­teklerine veya gereksinmelerine benzer nitelikte başka bir müşteri grubu veya grupları belirleyerek, bu gruplardan birini veya birkaçını hedef kitle olarak seçmeye karar verebilir. Ancak, bu konuda kesin karara varmadan önce, bu grupların hedef kitle olarak seçilmesinin ekonomik olup olmadığı araştırılma­lıdır. Şayet belli bir müşteri grubuna hizmet etmekten işletme bir kazanç sağ­lamıyorsa, bu grubun hedef kitle olarak belirlenmesinin hiçbir anlamı yoktur. Son olarak, hedef kitleye ulaşabilirlik, bir başka anlatımla, pazara girişin ola­naklı olup olmadığı araştırılmalıdır.</p>
<p>Bir pazar bölümünde küçük bir işletmenin yer edinebilmesi, büyük ölçüde, İsletmenin sunduğu mal veya hizmetin farklı olduğu konusunda bir imajın oluşturulmasına bağlıdır. Genellikle, işletmeler kendi mal veya hizmetlerinin fi­yat, kalite, hizmet, performans ve benzeri yönlerden diğerlerinden farklı oldu­ğuna tüketicileri ikna etmek için girişimde bulunurlar ve bunda da çoğu kez başarılı olurlar. Bu nedenle, işletme sahibi, hedeflediği pazar bölümünde bir yer edinmek amacıyla kendi işletmesinin sunduğu mal veya hizmetin farklı olduğu imajını yaratacak bir stratejiyi oluşturmalıdır. Genellikle, bu strateji fiyat yö­nünden olmaktadır. Ancak, daha sonra da değinileceği üzere, işletme ölçeğe göre getiri kuramının, bir başka anlatımla, kapasitesinin sağladığı avantajlar­dan yararlanamıyorsa, fiyat stratejisi oldukça tehlikeli olabilir. Bu nedenle, fi­yat stratejisi yerine, küçük işletme olmanın avantajlarından sayılan kalite, hiz­met ve zamanlama stratejilerinden birini seçmek daha uygundur. Aşağıdaki sa­tırlar sayılan stratejilerin ne denli önemli olduğunun bir göstergesidir.</p>
<p>&#8220;&#8230; Bundan bir süre önce buruyu yeni bir simitçi konuşlandı…Yeni simitçimiz göreve başlayalı ne kadar oldu bilmiyorum. Herhalde bir buçuk seneyi geçmiştir. Şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki, o noktada satılan simit miktarı, yeni simitçi ile birlikte en az beş misli artmıştır. Simitçi Muharrem,</p>
<p>bu başarıya nasıl ulaştı? İşletmecilik konularının hasbelkader hocalığını da yapmış bir kişi olarak gözlemlerimi aktarmak istiyorum.</p>
<p>l. Muharrem, işe &#8220;ürün kalitesi&#8221;nin ayrılmaz bir parçası olan &#8220;hizmet ka­litesi&#8221;ni artırmakla başladı. Simitleri içine koyduğu camlı sandığı temiz tut­tu. Simitleri hiçbir zumun camekanın üstüne dizmedi. Ayrıca simitlerin kurumaması ve tozlanmaması için, müşteri olmadığı zaman, camekanın sürgülü kapağını sürekli kapalı tuttu.</p>
<p>2. Yaz-kış ayırt etmeden beyaz doktor gömleği giydi. Saç sakal uzatmadı. Simitlere asla elini sürmedi. Onları, sağ eline giydiği saydam plastik eldi­venle tuttu. Para alıp vermeden önce, mutlaka eldiveni çıkardı.</p>
<p>3. İkinci olarak, tek tip simit sattığı halde, ürün çeşitlemesine gitti. Müşte­riye, simidi eve götürmek için poşette mi, yoksa derhal yemek için kağıt peçete içinde mi istediğini sordu. Poşetin ağzını bağlamayı hiç ihmal et­medi. Ayrıca, tercihinizin &#8220;yanık mı&#8221;, yoksa &#8220;normal gevrek&#8221; simitten ya­na olup olmadığını araştırdı.</p>
<p>4.    Simit isteyen müşteriyi selamladı; gözleriyle, ona &#8220;Sizi tanıyorum, buranın kıdemli müşterisisiniz&#8221; mesajını verdi. Türk halkının, bir yerin eskisi olma esnafı tarafından tanınma ihtiyacını tatmin etti.</p>
<ol>
<li>Simidi müşterisine, eli kağıt peçeteye gelecek tarzda sundu. Parayı alır, üstünü verirken hep müşterisinin yüzüne baktı, teşekkür edip gülümsedi. Asla, önce gelen müşterisinin sırasını, sonra gelene vermedi. Aceleci bencil müşteriden özür dileyip, &#8220;Şimdi size bakacağım &#8221; dedi. Onu da kaçırmadı.</li>
<li>Fırından gelen simitleri genel olarak değerlendirdi. Genellikle fazla yanık veya az pişmiş ise, fırına telefon edip uyardı.</li>
<li>Hep, bol bozuk para bulundurdu. Para bozmaktan yüksünmedi. Hiçbir müşterisini, parası bütün diye reddetmedi. Eğer bozuk para denkleşmemişse, müşteriyi &#8220;sonra verirsiniz&#8221; diyerek, simitsiz bırakmadı.</li>
<li>Geçen gün kendisi yoktu. Yerine daha yaşlı başka bir arkadaşı bakıyordu. O da simidi eliyle değil, plastik eldivenle tutuyordu. Para almadan önce de eldiveni çıkarıyordu. Hiçbir zaman parayı tutan tenle, simidi tutan yüzey aynı olmuyordu. Demek ki Muharrem, yerine bakacak arkadaşını<br />
&#8220;kurum kültürünü&#8221; sürdürmesi ve &#8220;firma imajını&#8221; yüksek tutması konusunda eğitmiş ve onu, başında nezaretçi olmasa bile, &#8220;doğru &#8221; davranmaya ikna etmişti (74).</li>
</ol>
<p>Bu kitabın yazarı, şayet, yukarıda yazılanlar konusundaki fikirleri sorulursa, ülkemizdeki girişimcilerin birçoğunun, simitçi Muharrem&#8217;in yaptıklarının ter­sinin olağan olduğunu ve bunda da sıra dışı birşeyin olmadığını ileri sürecek­lerinden emindir. Ancak, onlar tarafından &#8220;küçük&#8221; ayrıntılar olarak değerlen­dirilen ve önemsenmeyen bu konular, girişimciyi başarılı kılacak stratejilerin temelini oluşturmaktadır ve yine bu kitabın yazarına göre, olağan kabul edip, önemsemedikleri bu ayrıntılar ülkemizdeki girişimcilerin başarısızlığındaki en önemli nedenleri oluşturmaktadır. Yukarıdaki satırların yazarının da yazısının sonunda belirttiği gibi &#8220;Başarısızlığın sebebi değil, mazereti vardır&#8221;.</p>
<p>Misyonun açık olarak belirlenmesi ve bunun yazılı duruma getirilmesi, işlet­meye ve işletmenin çalıştığı pazara ilişkin bilgileri gerektirir. Misyona ilişkin bilgilerin belirlenmesi ve bunların doğru biçimde yorumlanması stratejik planın oluşturulmasında hayati önem taşır. Yetersiz bilgi veya var olan bilgilerin yan­lış yorumlanması planda önemli hatalara neden olabilir. Stratejik plan için ge­rekli olan bilgilerin kaynağı ise. İşletmenin kendisi, çalıştığı işkolu, çalıştığı pa­zar ve rakipleridir,</p>
<p>(2)   <strong>İsletmenin Güçlü ve Zayıf Yönlerini Belirlemek : </strong>Stratejik planlama için gerekli bilgileri toplamaya başlamanın en iyi yeri işletmenin kendisidir. Bir bakıma stratejik planlama için gerekli malzeme işletmenin kendi içindedir. İşletme sahibi işletmesini mevcut durumuyla anlamaya çalışmalıdır. Stratejik envanter çıkarmanın en etkili yollarından biri işletmenin zayıf ve güçlü yönleri­ni ortaya koymaktır. İşletmenin güçlü yönleri işletmenin amaçlarına ulaşmasına katkıda bulunan işletme içi faktörlerdir. Amaçlara ulaşmayı güçleştiren ya da engelleyen işletme içi faktörler ise işletmenin zayıf yönleridir. Girişimci, hissi davranışlardan uzak, objektif olarak, işletmesinin güçlü ve zayıf yönlerinin bir dökümünü (envanterini) yapmalıdır. Bu envanterde işletme sahibinin belli bir konuda sahip olduğu bilgi ve deneyim ile başarıya katkıda bulunan<br />
işletme kaynakları (personel, teknoloji, finansman gibi) işletmenin güçlü yanında yer almalıdır. Rekabet etme gücünü etkileyen ya da engelleyen faktörler ise işlenilenin zayıf yanını oluşturmalıdır. Bu envanter tüm işletme fonksiyon­ları (üretim, pazarlama, finansman, yönetim) için ayrı ayrı çıkarılmalıdır. İşletmenin güçlü ve zayıf yönlerinin analizi, girişimciye işletmesini daha ger­çekçi bir görüş açısından değerlendirmesine olanak tanımalıdır. Böylece, İşletme sahibi, gelecekte işletmesinin güçlü olduğu yönlerini korumak, zayıf olduğu yönleri de güçlendirmek amacıyla daha bilinçli bir çaba harcayabilir.</p>
<p><strong>(3) Ayrıntılı Bir Pazar Bölümü Analizi Yapmak : </strong>Daha Önce de değinildiği üzere, bölümlere ayırmak yoluyla pazar, daha iyi tanımlanan, daha küçük ve daha homojen gruplara ayrılmış olur. Böylece, pazarın bir bütün yerine daha küçük bölümlerinin analizi olanak kazanır. Pazardaki müşteri gruplarının farklılıkları belirlenerek, başta pazarlama olmak üzere, tüm işletme çalışmalarının buna göre yürütülmesi ekonomik etkililiği artırabilir. Optimum bir pazar bölümlendirmesinde; <strong>(a)</strong> zamansa! istikrar, <strong>(b)</strong> bölümlendirme maliyeti, <strong>(c)</strong> bölümlere hakim olabilme, ölçüleri dikkate alınarak bir sonuca varılmalıdır. Pazarın bölümlere ayrılmasında pazarın işletme açısından taşıdığı çekicilik (ca­zibe) arttıkça daha derinliğine gidilir. Pazarın çekiciliğini belirleyen başlıca faktörler aşağıdaki biçimde sıralanabilir (297,s.24-25):</p>
<ul>
<li>Pazar hacmi ve pazarın büyüme trendi.</li>
<li>Pazardaki arz birimi ve talep birim sayısı (pazardaki alıcı ve satıcı rekabeti).</li>
<li>Pazarın konjonktürel dalgalanmalara ve ekonomik krizlere karşı duyarlı­lığı.</li>
<li>Pazarın sosyal, politik ve ekonomik çevre faktörlerinde ortaya çıkan de­ğişikliklere karşı duyarlılığı.</li>
<li>Hammadde, yarı mamul, yardımcı malzeme ve işletme malzemesi ile hizmet sağlamadaki istikrar.</li>
<li>Pazarda alışverişe konu olan ürünün (mal veya hizmetin) başka ürünlere karşı ikame edilebilme durumu (ikame kolaylığı ve zorluğu).</li>
<li>Pazarın işletmenin kapasite kullanım derecesi ve kârlılığına ilişkin olarak gösterdiği istikrar.</li>
<li>Pazarın yeni işletmelerin pazara girişine karşı koyduğu engeller (pazara gi­rişin zorluğu veya kolaylığı).</li>
</ul>
<p><strong>Pazar</strong> <strong>bölümü analizi; </strong><strong>(a)</strong> işletmenin başarısında önemli etkisi olan dış çevre fırsatlarını ve tehditlerini belirlemek, <strong>(b)</strong> belirli bir pazar bölümünde başarı için gerekli olan temel faktörleri tanımlamak, üzere iki temel amaca hizmet etmelidir.</p>
<p><strong>Fırsatlar, </strong>işletmenin amaçlarına ulaşmada kullanabileceği dış çevre olanak­larıdır. Genellikle, dış çevredeki fırsatlar sınırsız denebilecek kadar çok olmasına karşın, bunların hepsi bir işletme için uygun olanaklar değildir. Bu nedenle, işletme sahibi bu fırsatlardan işletmesi açısından anlamlı olanları analiz etmeli ve dikkate alınan fırsatların sayısı minimumda tutulmalıdır (en çok üç). Yeni fırsatların değerlendirilmesinde, işletme sahibi potansiyel pazarlara öncelik ta­nımalıdır. Unutulmamalıdır ki, başkaları yararlanıncaya kadar hiçbir fırsat kaçmış sayılmaz. Ancak, zamanında değerlendirilmeyen her fırsat bir başkası tarafından mutlaka değerlendirilecektir. Bu nedenle, fırsatlardan yararlanmanın yolu onları zamanında değerlendirebilmektir. Bu da, pazardaki fırsatların neler olduğunun bilinmesini gerektirir.</p>
<p><strong>Tehditler </strong>ise, işletmenin amaçlarına ulaşmasını olumsuz yönde etkileyen fak­törlerdir. Bu tehditler, yeni rakiplerin pazara girmesi, devletin işletme üzerin­deki denetimi, ekonomik durgunluk, faizlerin yükselmesi, yeni gelişmeler so­nucunda işletmenin kullandığı teknolojinin demode olması ve benzeri başka nedenler olabilir. Bu tehditlerin neler olduğunu belirleyen ve bunların işletmesi üzerindeki olumsuz etkisini analiz edebilen bir işletme sahibi, bu tehditlerden korunmak amacıyla gereken önlemleri zamanında alabilir. Pazardaki fırsatların ve tehditlerin bir dökümünün yapılması, işletme sahibinin bunları daha iyi gö­rerek, analiz edebilmesine olanak tanır.</p>
<p>Pazar analizi, işletmenin belli bir pazardaki başarısını belirleyen temel etkenle­rin neler olduğunu da tanımlayabilmelidir. Her iş, o iş kolundaki bir dizi kont­rol edilebilir değişkenle karakterize edilir. Yapılan işi karakterize eden bu de­ğişkenler, birçok durumda, aynı iş kolundaki işletmelerin performanslarındaki farklılıkların da temel nedenini oluşturur. Bu nedenle, bu karakteristiklerin ta­nımlanması küçük işletmelerin rekabet edebilirliklerini korumaları açısından hayati önem taşır.</p>
<p>Rekabetteki avantajı korumanın yolları çalışılan işkolunun niteliklerine göre değişik biçimlerde ortaya çıkar. Bir başka anlatımla, rekabette <a href="http://www.genelbilge.com/tag/avantaj/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avantaj">avantaj</a> sapa­rnanın kaynakları, işletme tarafından kontrol edilebilen bir değişken (kapasite, reklam giderleri, personel sayısı gibi) ile işletmenin rekabet yeteneğini etkile­yen kritik bir faktör arasındaki ilişkidir. İşletmeye rekabet üstünlüğü sağlayan etkenlerin birçoğunun kaynağı maliyet faktörüdür (birim maliyet, dağıtım ma­liyeti, ürün geliştirme maliyeti gibi). Kimileri de maliyet dışındaki faktörlerden kaynaklanır (kuruluş yeri, sunulan hizmetin niteliği, kredili satışlar gibi). Ör­neğin; Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde yoğun bir rekabetin var olduğu restoran işindeki başarı, işletme tarafından kontrol edilebilen bir dizi değişkenle yakın­dan ilişkilidir. Bu işkolunu karakterize eden değişkenler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Maliyetlerin sıkı denetimi (işçilik maliyetin toplam satışların % 15&#8242;ni, yi­yecek maliyetinin toplam satışların % 40&#8242;nı aşmaması).</li>
<li>Üretimdeki (yiyeceklerin hazırlanmasındaki) kayıpların ve atıkların sıkı de­netimi.</li>
<li>Konusunda eğitilmiş, deneyimli ve güvenilir yönetici.</li>
<li>Kuruluş yeri seçiminde çok dikkatli davranmak.</li>
<li>Yiyecek kalitesinin aynı düzeyde tutulması.</li>
<li>Hizmette istikrar ve süreklilik.</li>
<li>Temizlik.</li>
<li>Müşterilere yakın ve dostane bir hizmetin sunulması.</li>
</ul>
<p>Her işkolu için aynı olmamasına karşın, işletme tarafından kontrol edilebilen belli etkenler her iş için söz konusudur ve bunlar yapılan işi karakterize eder. Çalıştığı işkolunu karakterize eden değişkenleri kontrol edebilmek amacıyla stra­tejiler geliştiren işletme sahipleri başarılı olurken, diğerleri kısa sürede pazarı terk etmek zorunda kalacaklardır. Bir başka anlatımla, başarılı girişimciler yap- tıkları işi karakterize eden kontrol edilebilir değişkenlerin neler olduğunu bilen ve bunları analiz edebilenlerdir. Bu nedenle, işletme sahibi çalıştığı işi karak­terize eden denetlenebilir değişkenlerin neler olduğunu bilmeli ve bunları ken­di işletmesinin, rakiplerinin ve çalıştığı işkolunun analizinde kullanmalıdır. An­cak ülkemizde bu bilgilerinin elde edilmesi pek kolay değildir. Öncelikle, bu konuda gerçekleştirilmiş araştırmalar oldukça sınırlıdır. Bunun yanı sıra, çeşit­li kuruluşlar tarafından bu amaçla derlenen sınırlı sayıdaki verinin de yeterli olduğu söylenemez. Bununla beraber, girişimci, kişisel deneyiminden ve ken­di işletmesinin verilerinden yararlanmasının yanı sıra, rakiplerin ve işkolunun ortalama verilerinden yararlanarak, bu konudaki gerekli bilgileri sağlamaya çalışmalıdır. Öte yandan, girişimcinin kendi işletmesinde ve işkolundaki baş­ka işletmelerde çalışan deneyimli personel bu bilgilerin elde edilmesinde yarar­lı bir kaynak olabilir.</p>
<p><strong>(4)</strong> <strong>Rakip İşletmeleri Analiz Etmek </strong>: Eskiyle kıyaslandığında, günümüzdeki rekabet küçük işletmeler açısından hem daha karmaşık, hem de daha acıma­sızdır. Çünkü, aynı işi yapan birçok küçük işletmenin bulunduğu pazarlarda benzer ürünler, tamamen aynı koşullarda satılmaktadır. Bunun sonucu olarak, performansı iyi olan diğerlerine üstünlük sağlamakta, çoğu durumda da bir­çoğunu pazardan silmektedir. Çünkü, herhangi bir işletmenin sunduğu en dü­şük fiyat, en yüksek kalite ya da en iyi hizmet kısa sürede tüm rakip işlet­meler için bir standart oluşturmaktadır. Rekabet alanında pazarın en iyileri ile omuz omuza duramayan bir işletme kısa bir süre sonra kendine duracak yer bulamaz duruma gelmektedir. Bu nedenle, bir işletmenin geliştireceği strate­jiler pazardaki rakiplerinin her an harekete geçebilecekleri gerçeğine dayandı­rılarak hazırlanmalıdır. Hiçbir işletme rakip işletmelerin kendi çıkarlarını zede­leyebilecek eylemlerinin sonuçlarını sırt üstü yatarak beklemez. Rekabet gücü­nü korumak ve rakiplerinin eylemlerini zamanında karşılayabilmek için her gi­rişimci pazardaki rakiplerinin kimler olduğunu ve onların davranışlarının neler olabileceğini kendini tanıdığı kadar bilmek durumundadır. Unutulmamalıdır ki, her rakip işletme belli bir misyona; misyonunu gerçekleştirmek için amaçlara ve hedeflere; güçlü ve zayıf yönlere; pazarın nasıl işlediği ve ne türde bir re­kabetin kendine yarar sağlayacağına ilişkin belli bir fikre ve bu konuda kendi varsayımlarına; rekabet gücünü korumak ve artırmak için geliştirdiği strateji­lere; belli bir inanç ve felsefeye sahip bulunur.</p>
<p>Yapılan araştırmalar, en az büyüme gösteren küçük işletmelerin rakiplerini en az tanıyanlar olduğunu ortaya koymuştur (335). Bu nedenle, ister kendisinden güçlü, ister zayıf olsun, girişimci, pazardaki tüm rakiplerini yakından tanımak, onların neler yaptıklarını izlemek ve neler yapabileceklerini kestirmek zo­rundadır. Başarılı rakiplerini izlemesi, girişimciye, başarılı olabilmek için nelerin yapılması gerektiği konusunda belli ipuçları verirken; başarısız olanların izlenmesi, gelecekte girişimcinin aynı hataları yapmasını büyük ölçüde önler.</p>
<p>Rekabet, doğrudan ya da dolaylı olarak işletmenin çalıştığı pazara mal veya hizmet sunmaya çalışan işletmelerinin faaliyetlerinin bütünü (125,s.l42) olarak tanımlanabilir. Bu nedenle, rakiplerin analizine pazarda rakip işletmelerin kim­ler olduğunun belirlenmesiyle başlanılmalıdır. Rakiplerin belirlenmesinden son­ra bu işletmelerin rekabette güçlü ve zayıf oldukları yönlerin neler olduğu be­lirlenmelidir. Bilinmesi gereken bir başka konu da rakip işletmelerin rekabet amacıyla nasıl bir yol izledikleri ve neler yaptıklarıdır. Onların bu konudaki stratejilerinin bilinmesi, girişimcinin rakiplerini de dikkate alan karşı stratejileri geliştirebilmesine olanak tanır. Özellikle, rekabet üstünlüğüne sahip işletmele­rin bu başarısında etkili olan faktörlerin bilinmesi oldukça önemlidir. Bu işlet­melerin ürettikleri mal veya hizmetin incelenmesi; müşterilerin bu işletmelere ilişkin düşünceleri; bu işletme sahiplerinin işlerini nasıl yürüttükleri, rekabet­teki üstünlüğün nedenlerinin analiz edilmesinde girişimciye önemli ipuçları ve­rebilir. Öte yandan, rakip işletmelerin rekabete yönelik eylemler karşısında na­sıl bir tepki göstereceklerinin kestirilmesi de oldukça önemlidir. Çünkü reka­bet karşısında işletmelerin gösterecekleri tepki aynı olmayacaktır. Kimi işlet­meler kendilerine karşı girişilen rekabete şiddetle karşılık verirken; kimileri daha sessiz kalmayı tercih ederler. Rakip işletmelerin analizi sonucunda gi­rişimci, işletmesinin güçlü yönlerini daha da güçlendirmeye ve rakiplerinin za­yıf yönlerinden yararlanmaya dayanan rekabet stratejilerim formüle edebilir.</p>
<p><strong>(5)</strong> <strong>İşletme Amaçlarını Belirlemek </strong>: Bir dizi stratejiler geliştirmeden önce iş­letmenin amaçları ve hedefleri belirlenmelidir. Amaçlar ve hedefler, girişimci­ye işletmesinin performansını ölçme olanağını sağlar. Amaçlar ve hedefler ol­madan, girişimci, işletmesinin nereye gittiğini ve nasıl bir performans gös­terdiğini bilemez. Şayet girişimci nereye ulaşmak istediğine pek aldırmıyorsa, hangi yöne gideceğini belirlemesi de pek bir anlam taşımaz. Ancak belli bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yere/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yere">yere</a> ulaşmayı hedefleyen her girişimci, buraya nasıl ulaşacağını da bilmek du­rumundadır. Bu açıdan ele alındığında, amaçlar ve hedefler stratejik yönetim sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p>Amaçlar, uzun dönemde gerçekleştirilmesi arzu edilen veya ulaşılması istenen geniş kapsamlı sonuçlardır. Amaçlar, somut veya soyut olabileceği gibi, mad­desel, insansal, sosyal ve manevi nitelikte de olabilir. Örneğin; işletmede ça­lışanlara daha iyi ücret ödemek, zaman içerisinde işkolunda lider olmak gibi. Bir işletmede amaçlardan söz edildiği zaman işletmede çalışanların davranış­larım yönlendirmek için üst yönetim tarafından belirlenen amaçlar kastedilir. Küçük işletmelerde de amaçlan hem işletmenin sahibi, hem de yöneticisi olan oirişimci belirler. Amaçların gerçekleştirilebilmesi için belli niteliklere sahip olması gerekir. Bu niteliklerin başlıcaları şunlardır (121,sl20-121; 115,s.l33):</p>
<ul>
<li>Amaçlar      kabul edilebilir olmalıdır.</li>
<li>Amaçlar      ulaşılabilir olmalıdır.</li>
<li>Amaçlar      açıkça tanımlanmış olmalıdır.</li>
<li>Amaçlar      birbirleriyle uyumlu olmalıdır.</li>
<li>Amaçlar      esnek olmalıdır.</li>
<li>Kısa ve      uzun dönemde ulaşılabilecek amaçlar birbirinden ayrılmalıdır.</li>
<li>Amaçlar      çalışanları motive edici olmalıdır.</li>
<li>Amaçlar      işletmenin niteliklerine ve durumuna uygun olmalıdır.</li>
</ul>
<p>Amaçlar geniş kapsamlı ve uzun dönemli olduklarından bu sonuçlara ulaşa­bilmek için belli hedeflerin belirlenmesi gerekir. Hedefler olmadan amaçlara ula­şılması oldukça güçtür. Hedefler, belli bir süre içerisinde ulaşılmak istenilen, daha kesin, anlamlı, sayısal ve ölçülebilir sonuçlardır. Sözgelimi, &#8220;satışlarda sağ­lıklı bir büyüme sağlamak&#8221; bir amaç iken, &#8220;gelecek yıl satışların % 10 oranın­da artırılması&#8221; bir hedeftir. Amaçlar gibi hedefler de belli niteliklere sahip olmalıdır. Bu niteliklerin başlıcaları şunlardır:</p>
<ul>
<li>Hedefler ölçülebilir olmalıdır.</li>
<li>Hedefler sayısal olmalıdır.</li>
<li>Hedefler zamanla sınırlı olmalıdır.</li>
<li>Hedefler ulaşılabilir olmalıdır.</li>
<li>Hedefler gerçekçi ve iddialı olmalıdır.</li>
<li>Hedefler yazılı olarak belirlenmelidir.</li>
</ul>
<p><strong>6)</strong> <strong>Stratejik Planları Formüle Etmek </strong>: Bu aşamaya gelindiğinde girişimci, işletmesinin neleri yapıp, neleri yapamayacağını konusunda daha net bir fikre sahip olacaktır. Bir başka anlatımla, girişimcinin en iyi biçimde neleri yapa­bileceği ve rekabet yeteneğinin ne olduğu bu aşamada daha belirgin bir duruma gelir. Bundan sonra yapılacak iş, işletme amaçlarını gerçekleştirmek için stra­tejilerin formüle edilmesi ve bunlar arasından uygun olanların seçilmesidir.</p>
<p>Strateji, işletme amaçlarına ve hedeflerine ulaşmak için girişimcinin planladığı bir hareketler dizisidir. Girişimci, amaçlarına ve hedeflerine ulaşabilmek için değişik alanlarda stratejik amaçlar belirleyebilir ve bunlara ulaşabilmek için de stratejiler oluşturabilir. P.Drucker, bir işletmenin; pazarlama, finansal kaynak­lar, fiziki kaynaklar, beşeri kaynaklar, verimlilik, kârlılık, yenilik yapmak ve toplumsal sorumluluk olmak üzere sekiz değişik alanda stratejik amaçlar be­lirleyebileceği görüşündedir (118,8.100-101). <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tek-bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tek Bir">Tek bir</a> alan yerine değişik alanlarda stratejik amaçların belirlenmesi ve buna bağlı olarak da stratejilerin ge­liştirilmesi işletmenin rekabet yeteneğini, dolayısıyla da başarı şansını artıra­caktır. Bu nedenle, başarılı bir stratejik plan kapsamlı ve iyi entegre edilmiş olmalıdır. Formüle edilecek stratejik planın odak noktasını girişimcinin ikinci ve üçüncü aşamalarda belirlediği başarı etkenleri oluşturmalıdır. Bir başka an­latımla, girişimci, pazardaki fırsatlar ve tehditler karşısında işletmesinin ve rakiplerinin güçlü ve zayıf yönlerini dikkate alarak stratejilerini formüle et­melidir. Aslında, formüle edilen tüm stratejiler temelde işletmenin pazardaki rekabet gücünü korumak, bir başka deyişle, pazarda marjinal bir işletme ol­mamak amacına yöneliktir. Bu amaç, bu kitabın da asıl amaçlarından birini oluşturmaktadır. Bu amaca yönelik olarak formüle edilebilecek stratejilerin ne­ler olabileceği yeri geldikçe kitabın değişik bölümlerinde değinildiğinden bu­rada bunların açıklamasına gidilmeyecektir.</p>
<p>Stratejik planların formüle edilmesinden sonra yapılacak iş bunlar arasından uygun olanların seçimidir. Girişimcinin geliştirebileceği stratejilerin sayısı son­suz denilebilecek kadar çoktur. Ancak geliştirilen tüm stratejileri uygulama ola­nağı pek yoktur. Bu nedenle, geliştirilen stratejiler arasından işletmenin nite­liklerine ve mevcut durumuna uygun olanların seçimi yoluna gidilmelidir.</p>
<p><strong>(7) Stratejik Planı Çalışma Planına Dönüştürmek : </strong>Uygulamaya konulmayan stratejik plan tamamlanmış sayılmaz. Rafta tozlanmayı bekleyen stratejik planın girişimciye hiçbir yararı yoktur. Bu nedenle, stratejik planın işletme çalışmalarını yönlendirecek eylem planlarına, bir başka deyişle, işletmenin günlük çalışmalarım yönlendiren çalışma planlarına dönüştürülmesi gerekir. Böylece, stratejik plan daha belirgin duruma gelecek ve işletme çalışmalarının aktif bir bölümünü oluşturacaktır.</p>
<p><strong>(8)   Etkili Bir Kontrol Sistemi Oluşturmak </strong>: Stratejik plandaki hedeflere ne ölçüde ulaşıldığının belirlenmesi ancak etkili bir kontrol sistemiyle olanak kazanır. İyi isleyen bir kontrol sistemi olmadan stratejik planla belirlenen hedeflere ne ölçüde ulaşıldığı ve planlanan ile gerçekleşen sonuçlar arasındaki olumlu veya olumsuz sapmalar ve bunların nedenleri belirlenemez. Kontrol işlevi daha önce incelendiğinden, burada konunun yeniden açıklanmasına gidilmeyecektir.</p>
<p>Başlangıçta da değinildiği üzere, küçük işletmelerin başarısında stratejik plan­lamanın çok önemli bir rolünün olduğu gerçektir. Özellikle, dış çevre koşul­larının baş döndürücü bir hızla değiştiği «ünümüzde küçük işletmeler her ge­çen gün daha da artan bir rekabet ortamında çalışmalarım sürdürmek zorun­dadırlar. Hızla değişen dış çevre koşullarına uyum sağlamak, dolayısıyla da rekabet yeteneklerini korumak amacıyla küçük işletmelerin stratejik planlama­ya gereken önemi vermeleri de bir zorunluluktur, denebilir. Buna karşılık, ül­kemizdeki küçük işletmelerin konuyu pek dikkate almadıkları da bir gerçektir. Bunda değişik nedenler etkili olmaktadır. Planlama konusunda yeterli deneyi­me sahip olmamak; kontrol edilemeyen değişkenler nedeniyle yapılan planlar­da önemli sapmaların meydana gelmesi sonucunda girişimcinin planlamanın ya­rarlarına olan inancını yitirmesi; günlük çalışmalara boğulan girişimcinin plan­lama yapmak için yeterli zamanının olmaması; planlamada kendisine yardımcı olacak yetenekli personelin ve danışmanların bulunmaması; başta finansman ol­mak üzere, planlama ile belirlediği hedefleri gerçekleştirecek yeterli kaynak­lara sahip olmaması gibi nedenler küçük girişimcilerin planlamaya gereken ö-nemi vermemelerinde etkili olan faktörlerdir. Ancak, bu kitabın yazarına göre bunda etkili olan en önemli faktör ülkemizdeki küçük girişimcilerin genelde uzun dönemli düşünme alışkanlıklarının olmamasıdır. Uzun dönemli düşünme alışkanlığının olmamasının nedeni de ekonomik çalışmaların niteliğinden kay­naklanmaktadır. Ekonomik çalışmaların büyük ölçüde tarıma ve ticarete daya­lı olduğu toplumlarda uzun dönemli düşünme alışkanlığının olmaması doğal­dır. Çünkü gerek tarım, gerekse ticaret kısa dönemli düşünmeyi gerektiren ekonomik faaliyetlerdir. U/.un soluklu bir iş olan sanayicilik ise, uzun dönemli düşünmeyi gerektirir. Ülkemizin bir sanayi toplumu olmaması, girişimcilerde uzun dönemli düşünme alışkanlığının oluşmamasında oldukça etkilidir. Buna bir de ekonomik istikrarsızlık eklenince, gelecekten çok yarını kurtarmayı a-rnaçlayan küçük girişimcilerde uzun dönemli düşünme alışkanlığının oluşma­sı daha da güçleşmektedir. Ancak, değişen dış çevre koşulları, zaman içerisin­de, küçük girişimcileri de bu alışkanlığı edinmeye zorlayacaktır. O zaman, birçok küçük girişimci bugüne kıyasla çok daha başarılı bir performans ser­gileyebilecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.5.</strong> <strong>YÖNETİM İŞLEVİ İLE İLİŞKİLİ BAŞKA KONULAR</strong></p>
<p>Bu bölümün başında da belirtildiği üzere, tek başına bir ders olarak okutulan yönetim sürecinin burada tüm ayrıntılarıyla ele alınması olanaklı olmadığın­dan, konu yukarıdaki bölümlerde ana hatlarıyla ele alınmıştır. Bununla bera­ber, yönetim işleviyle ilişkili olarak küçük işletmeler açısından önem taşıyan, ancak yukarıdaki bölümlerde ele alınamayan birkaç konuya kısa da olsa deği­nilmesinde yarar bulunmaktadır. Bu konular; liderlik, motivasyon, haberleşme, yaratıcılık ve zaman yönetimi&#8217;dir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5.5.0. Liderlik (Önderlik)</strong></p>
<p>Bir işletmenin başarısında, finansal ve fiziksel olanaklar kadar, yöneticisinin sahip olduğu yetenekler ve benimsediği liderlik biçimi de büyük önem taşır. Çünkü parasal ve maddesel kaynakların rasyonel ve etkili biçimde yönetilme­sini sağlayan o işletmenin yöneticisidir. Yönetici, fikir yaratmak, planlama, ör­gütleme, yürütme, çalışanları isteklendirmek (motive etmek), haberleşme ve kontrol görevlerini yerine getirir. Tüm bu işlevler arasında önderlik etmek ve. yol göstermek de vardır. Bir yöneticinin yanında çalışanları etkili olarak yön­lendirme yeteneği, onun yönetme konusundaki gücünü olumlu yönde etkiler. Be­nimsediği liderlik biçimi ve bu konudaki nitelikleri aynı zamanda işletmenin yöneticisi olan küçük işletme sahiplerinin başarısında önemli rol oynar.</p>
<p>Çoğu kez lider ve yönetici sözlükleri eşanlamlı kullanılmalarına karşın, bu iki kavramın anlamlan birbirinden farklıdır. Liderlik, aslında, başkalarını etkileyebilme gücüdür. Liderlik niteliklerine sahip olmayan yöneticiler olduğu gibi, yöneticilik görevi bulunmayan liderler de olabilir. Bununla beraber, iyi bir yönetici olabilmek için kişinin liderlik niteliklerine de sahip olması gerekir.</p>
<p><strong>5.5.0.0. Liderlik Biçimleri</strong></p>
<p>Girişimcinin benimsediği liderlik biçimi onun yönetici olarak etkililiğini de ö-nemli ölçüde belirler. Uygun bir liderlik biçiminin benimsenmesi aynı zaman­da işletme sahibinin amaçlarını gerçekleştirmesine de yardımcı olur.</p>
<p>Konuyla ilgili araştırmalar yöneticilerin belli liderlik biçimleri içerisinde iş­letmelerini yönettiklerini ortaya koymuştur. Bu konudaki çalışmalarında araş­tırmacıların liderlik biçimlerini değişik gruplamalar altında inceledikleri görü­lür. Bununla beraber, genelde yöneticilerin; (a) otokratik, (b) demokratik, (c) çalışanları serbest bırakan, liderlik biçimlerinden birini benimseyerek işletme­lerini yönettikleri söylenebilir (180,s.234; 336,s.44,69). <strong>Otokratik liderlik </strong>bi­çimde tüm yetkiler liderde (yöneticide) toplanmıştır ve kararlar onun tarafından alınır. Bu tür liderler emirlerine ve arzularına kesinlikle uyulmasını isterler ve sorunların çözümünde kendi kararlarının çalışanlardan gelecek önerilerden üs­tün olduğuna inanırlar. <strong>Demokratik (katılımcı) liderlik </strong>biçiminde lider (yö­netici), işletmede çalışanların alınacak kararlara katılmalarına izin verir. Böyle­ce, işletmesinin amaçlarını gerçekleştirmede çalışanların işbirliğini sağlamaya çalışır. <strong>Çalışanları serbest bırakan (laissez faire) </strong>liderlik biçiminde ise, yö­netici yanında çalışanlara yapılacak işleri bildirir ve onları kendi yetenekleri ölçüsünde istenileni yapma konusunda serbest bırakır.</p>
<p>Sözü edilen üç liderlik biçiminin de kendine özgü yararlan ve sakıncaları bu­lunur. Otokratik liderlik kararların çabuk alınmasını sağlar. Buna karşılık, ça-lışanlarda tatminsizlik, işletme amaçlarına karşı pasif direnme yaratması ve Alışanları büyük ölçüde yöneticiye bağımlı kılması otokratik liderlik biçimi­nin en önemli sakıncalarıdır. Demokratik liderlik biçiminde çalışanlarla yöne­tici arasında daha iyi ilişkiler kurulabilir, çalışanların işe bağlılıkları ve işten duydukları tatmin artar. Ancak herkesi memnun edebilecek kararların kısa sü­rede alınması sorun yaratabilir. Çalışanları serbest bırakan liderlik biçimiyle personelin işletmenin bir üyesi olarak çalışması sağlanabilir. Buna karşılık, güç­lü bir liderin olmaması durumunda, çalışanların kontrolsüz kalması ve araların­da uyuşmazlıkların çıkması tehlikesi söz konusu olabilir.</p>
<p>Çoğu durumda yöneticilerin sözü edilen liderlik biçimlerinin belli özelliklerini biramda kullandıkları görülür! Bununla beraber, yöneticilerin uygulamada ağır­lık verdikleri özellikler onların otokratik, demokratik veya çalışanları serbest bırakan bir lider olarak nitelendirilmelerini sağlar. Otokratik liderlik biçimi ül­kemizdeki yöneticilerin önemli karakteristiklerinden birini oluşturur. Küçük iş­letme sahiplerinin önemli bir bölümü de bu tür liderlik biçimini benimse­mişlerdir. Türk toplumunun en önemli karakteristiklerinden birini oluşturan ata­erkil aile yapısı, bunda etkili olan en önemli etkenlerden biridir denebilir. Öte yandan, küçük işletme sahiplerinin önemli bir bölümünün hala geleneksel usta-çırak ilişkileri içerisinde yetişip, iş sahibi olmaları, onların bu tür liderlik bi­çimini benimsemelerinde etkili olan bir başka önemli nedendir. Bunun yanı sı­ra, yetenekli ve deneyimli personelin istihdamında önemli güçlüklerle karşıla­şan küçük işletme sahipleri bir bakıma otokratik liderlik biçimini benimsemek zorunda kalmaktadırlar. Çünkü, demokratik veya çalışanları serbest bırakan li­derlik biçiminin başarısında yetenekli ve deneyimli personel önemli bir role sahiptir.</p>
<p>Küçük işletme girişimcileri açısından önemli olan yanlarında çalışanların ni­teliklerini de gözönünde bulunduran bir liderlik biçimini seçmeleridir. Uygun olmayan bir liderlik biçiminin benimsenmesi işletme amaçlarının gerçekleşme­mesine neden olabilir. Günümüzde, insan faktörünün ve insan ilişkilerinin bir işletmenin başarısında çok önemli bir role sahip olduğu gerçeği gözardı edi­lemez ve bu gerçek çağdaş yönetim kuramının temel varsayımlarından birini oluşturmaktadır. Bu nedenle, çalışanların önerilerini dikkate alan, onlara inan­dığını ve güvendiğini belli eden, yaptıkları başarılı işlerden ötürü çalışanları maddi ve manevi olarak ödüllendiren bir liderlik biçiminin benimsenmesinin daha uygun olacağı söylenebilir.</p>
<p><strong>5.5.0.1. Liderlikle İlişkili Kişisel Nitelikler</strong></p>
<p>Liderlik konusundaki araştırmalar başarılı önderlerin belli niteliklere sahip ol­duklarını ortaya koymuştur. Liderlik biçimlerinin sınıflandırılmasında olduğu üzere, başarılı bir liderin sahip olması gereken özelliklerin neler olduğu ko­nusunda da araştırmacılar arasında bir görüş birliği yoktur. Bununla beraber, iyi bir lider olarak girişimcide bulunması gereken başlıca nitelikler aşağıdaki bi­çimde özetlenebilir (36,s.89; 180,s.239-240; 336,s.63-64):</p>
<p>*   Zeka (sorunları kavrama, yaratıcılık).</p>
<p>*   Sorumluluk (yanında çalışanlara, müşterilerine, topluma ve ailesine).</p>
<p>*   Yazılı ve sözlü haberleşme yeteneği.</p>
<p>*   İnsiyatif sahibi olmak (liderlik etmek).</p>
<p>*   Karakter (ahlak, güvenilirlik, özdisiplin, azim, olgunluk, değer yargılan).</p>
<p>*   Temsil etme yeteneği (işletmesini, bağlı olduğu meslek grubunu).</p>
<p>*   Yüreklilik (riskleri göze almak, Allah&#8217;a, kendine ve başkalarına inanmak).</p>
<p>*   Başkalarına karşı duyarlı olmak.</p>
<p>*   Teknik bilgi ve yetenek (yapılan işle ilgili olarak).</p>
<p>*   Ticari bilgi ve yetenek.</p>
<p>İyi bir lider; (a) çabuk, doğru ve ileriyi görebilen kararları veren, (b) sinirleri­ne hakim olan, (c) tolerans gösteren, (d) yaptıklarından ötürü takdir görmese de inandığı şeye olan inancını ve bu konudaki şevkini kaybetmeyen, kişidir. Yanında çalıştırdığı insanlar lider kadar zeki, deneyimli, bilgili, hatta akıllı ol­mayabilirler. İnsanlar farklı fiziksel ve psikolojik yapılara, eğitime, kültüre ve değer yargılarına sahip olduklarından bu durumun doğal karşılanması gerekir. Bu nedenle, &#8220;lider, değişik irilikte ve biçimde taşlan iyice harçlayarak bir bi­na inşa etmeye çalışan ustaya benzer. Ancak, taşlardan şikayet etmekle duvar­lar kendiliğinden bitmez&#8221; (280,s.306).</p>
<p>Daha önce de değinildiği üzere, girişimcinin sahip olduğu liderlik nitelikleri ile işletmesinin politikası, görünümü ve başarısı arasında yakın ilişkiler bulunur. Liderlik niteliklerine sahip, sorumluluklarını bilen girişimciler belirsizlikler ve riskler altında işletmelerini daha iyi yönetirlerken; liderlik nitelikleri olmayan­lar zaman içerisinde sistemden silinip gitmektedirler.</p>
<p>Bir liderin tutum ve davranışlarıyla yanında çalışanlar üzerinde ne gibi etkiler bıraktığını bilmesi önemli bir konudur. Tutum ve davranışları konusunda ast­larından alacağı tepkileri incelemek, liderin kendisi hakkında bildiklerini ve bilmediklerini belirlemesi açısından çok yararlıdır. Bir liderin karakteri, huyu, güçlü ve zayıf yönleri, yetenek ve becerisi için kendisi hakkında yargıya var­ması, bundan sonra atacağı adımlarda kendisine yardımcı olur (4,s. 132). Bu nedenle, lider olarak başkalarını yönetmek isteyen bir kişi öncelikle kendini yönetmesini bilmeli ve davranışlarıyla yanında çalışanlara örnek olmalıdır. Ken­dini yönetemeyenin başkalarını yönetmesi beklenemez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>5.5.1. İsteklendirme (Motivasyon)</p>
<p>İnsanların hep aynı arzu, hırs ve heyacanla çalıştıkları söylenemez. Kimileri çalışma saatlerinin dolmasını sabırsızlıkla beklerken, kimileri maddi bir karşılık beklemeden, çalışma saatlerinin dışında da çalışarak kendilerine verilen görevi tamamlamak için çaba harcarlar. Kimileri verilen görevi yapmış görünmek için yerine getirirlerken, kimileri de en iyisini yapmak amacıyla büyük çaba har­carlar. Yaptıkları işte insanların farklı çabalar göstermelerinin nedeni nedir? sorusunun yanıtı İsteklendirme kavramıyla yakından ilişkilidir. Motivasyon, gü­düleme, teşvik, özendirme gibi deyimlerle eş anlamlı olarak kullanılan İstek­lendirme, küçük işletme sahiplerinin dikkate almaları gereken önemli bir yö­netim görevidir.</p>
<p>Çeşitli kuramlar isteklendirmenin tanımına farklı yaklaşımlar getirerek, gerek ruiıbilimsel gerekse fizyolojik yorumlarla konuya açıklık kazandırmaya çalış­mışlardır. Böylece ortaya tanımlamalardan çok özet genellemeler çıkmıştır (71,s. 17). Basit olarak motivasyon &#8220;kişilerin belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere davranmaları&#8221; (219,s.301) olarak tanımlanabilir. Bir başka tanımla mo­tivasyon, personelin arzulanan davranışlara yönlendirilmesi amacıyla onlara pa­ra ve para dışı olanakları sağlamaktır. İsteklendirme, bir anlamda, işletmede ça­lışanların gereksinmelerinin ortaya çıkarılması ve bu gereksinmelere uygun yön­temlerin uygulanmasıdır.</p>
<p>Çalışmak için insanları neyin veya nelerin isteklendirdiği konusunda kesin bir-şey söylemek olanaklı değildir. Araştırmacılar insanları çalışmaya isteklendi-ren etkenleri değişik nedenlerle açıklamaya çalışırlar. Bununla beraber, mevcut motivasyon kuramları; (a) içsel motivasyon, (b) dışsal motivasyon, olarak iki grup altında toplanabilir. İçsel motivasyon kuramları insanı isteklendiren ne­denlerin bireyin içinde olduğunu, bir başka deyişle, isteklendirmenin bireyden kaynaklandığını ileri sürer. Dışsal motivasyon kuramları ise, motivasyonun bi­reyin dışındaki etkenlerden kaynaklandığını varsayar.</p>
<p>İçsel motivasyon; bireyin iç dünyasında var olan gereksinmeleri, istek ve ar­zulan gibi güçlerden oluşur. İçsel motivasyonun üzerine inşa edilen dışsal mo­tivasyon ise ücret, iş koşulları, işletmenin politikası, tanınma, sorumluluk gibi yönetici tarafından kontrol edilebilen etkenlerle birlikte kişinin iç dünyasında bulunan güçleri de içerir. Çalışanlar, yöneticilerin yaptıkları her işe olumlu ve­ya olumsuz tepki gösterdiklerinden bir yöneticinin çalışanlarda olumlu türde tepki oluşturacak bir İsteklendirme uygulaması esastır. Olumlu güdüleme ka­bul edilebilir düzeydeki performansı ödüllendirir. Olumsuz motivasyon ise, şa­yet performans tatminkar değilse ceza veya ceza ile tehdit yolunu önerir. Bun­ların her ikisi de hemen hergün tüm yöneticiler tarafından kullanılabilir (180, s.219-220). Olumlu veya olumsuz isteklendirmenin çalışanlar üzerinde ne den­li etkili olduğunu kesin olarak söyleyebilmek pek olanaklı değildir. Bununla beraber, isteklendirme ile işgücünün verimliliği arasında olumlu yönde bir iliş­ki bulunduğu söylenebilir.</p>
<p>İsteklendirme sorununun karmaşıklığı büyük ölçüde kişilerin gereksinim ve arzularının farklı olmasından kaynaklanır. Bu farklılıklar, bireylerin psikolojik ve fizyolojik durumlarının yanı sıra eğitim düzeyleri, sosyal statüleri, değer yargılarıyla yakından ilişkilidir. Büyük işletmelerin yöneticileriyle kıyaslandı­ğında, yanında çalışanlarla daha yakın ilişkiler içerisinde bulunan küçük işlet­me sahiplen personelinin gereksinmelerini ve arzularını daha iyi anlayabilme şansına ve olanağına sahiptirler. Böylece, onlar yanlarında çalışanları isteklen-dirmede hangi faktörlerin etkili olabileceğini daha iyi belirleyebilirler.</p>
<p>Konuyla ilişkili olarak gözönünde tutulması gereken bir başka konu da kişile­ri isteklendirmede yalnızca parasal olanakların yeterli olmadığıdır. İş koşullan, çalışına ortamı, güven, arkadaşlık, kabul edilme, yetki, işten tatmin ve benzeri dışsal güdüleme faktörleri de insanları isteklendirmede parasal olanaklar kadar, hatta çoğu durumda parasal olanaklardan da önemlidir. Bu nedenle, söz konusu faktörlerin çalışanları güdülemedeki etkisi göz ardı edilmemelidir.</p>
<p><strong>5.5.1.0. İsteklendirme Araç ve Teknikleri</strong></p>
<p>Girişimci, çalışanları isteklendirmede değişik araç ve yöntemlerden yararlana­bilir. Bunların başlıcaları; (a) para, (b) örgütsel kurallar ve cezalandırma, (c) iş (görev) tasarımı,(d) kalite grupları ya da çemberleri&#8217;dir.(70,s. 159-165).</p>
<p>Para : Küçük işletmeler açsından çalışanları güdülemede en güçlü aracın para olduğu söylenebilir. Para, herşeyden önce işletmeye yetenekli personeli çekme­de ve onları daha verimli çalıştırmada etkili olan bir araçtır. Para, çalışanların fizyolozik ve güvenlik gereksinmelerini tatmin edeceği gibi saygınlık simgesi de olabilir. Ancak çok önemli olmakla birlikte isteklendirmede paranın önemi sınırlıdır. İşletme sahibi parayı; (a) çalışanların bireysel başarılarını ödüllendir­mede, (b) sistem ödülü olarak vermede, kullanabilir. Sistem ödülü, ayırım yap­maksızın tüm çalışanlara sağlanan parasal olanaklardır (yemek parası, tatil üc­reti, bayram ikramiyesi gibi). Bu tür ödüller kişilerin belli bir işletmede ça­lışmayı tercih etmelerinde etkili olabilir, ancak birinin diğerinden daha çok ça­lışmasında etkisi yoktur. Bireysel ödüller, çalışanların bireysel başarılarına ve­rilen ödüllerdir. Bu tür ödüller küçük işletmelerde çalışanları isteklendirmede daha etkilidir. Ancak, bireysel başarının parasal olarak ödüllendirilmesinde ol­dukça dikkatli davranılmalıdır. Herşeyden önce bu ödül karşılığında yapılan iş, ödülü hak edici miktarda olmalıdır. İkinci olarak, ödülün gerçekten üstün ba- şarıya verildiği işletmede çalışan herkes tarafından kabul edilmelidir. Son ola­rak, bireysel başarıya verilen ödül, işletmede çalışanlar tarafından eşitlik ilke­sine uygun görülmelidir. Paranın güdüleme aracı olarak kullanıldığı bir başka durumda iş başarımına dayalı ödemelerdir (teşvikli ücret, ikramiye, kârdan pay gibi).</p>
<p>Örgütsel <strong>Kurallar ve Cezalandırma </strong>: Çalışanlar, yapılacak işler ve bunların işleyişi ile ilişkili olarak, işletmenin koyduğu örgütsel kurallara yasal yetki kaynağından çıktığı ve bir takım yaptırımları güçlendirdiği için uyarlar. Bu nedenle, bir isletmeye girmek, onun tüm kurallarına uymayı kabullenmek demektir.</p>
<p>Yasal kuralların örgütsel etkililiği sağlamadaki etkisi oldukça sınırlıdır. Birey­sel başarı için konulan nitel ve nicel sonuçlan elde etmek kurallar yoluyla ol­malıdır (örneğin; bir işçinin günde üreteceği miktar). Bununla beraber, işletme sahibi tarafından belirlenen standartlar ortalama standartlardır. Ancak, bu standartlar çalışanlar tarafından maksimum standartlar olarak algılanır ve çalı­şanlar bu standartların üzerine çıkmak için bir çaba harcamazlar. Bunun yanı sıra, standartların üstünde bir çabayı ortaya koyanların iş arkadaşları tarafından sevilmeyecekleri gerçeği de gözden uzak tutulmamalıdır.</p>
<p>Kuralların etkili olabilmesi kişinin işletmeden atılacağı korkusunu verebilme­sine bağlıdır. Örgütsel kuralların yaratıcı ve işbirlikçi eylemleri sağlamada hiç­bir yararı yoktur. Özellikle yaratıcılık mevcut kurallardan sapma demektir. Bu nedenle, kurallar ile yaratıcılık taban tabana zıttır.</p>
<p>İş (Görev) <strong>Tasarımı </strong>: Çağdaş yönetim kuramcıları çalışanların verimini ar­tırmak amacıyla iş (görev) tasarımına gidilmesinin gerekli olduğunu savunur­lar. <strong>İş tasarımı, </strong>verimlik artışı amacıyla işlerin nitelik ve yapısını değiştirme sürecidir. İş tasarımı; yapılacak belirli işleri, bu işleri başaracak yöntemleri ve bu işlerin diğer işlerle ilişkilerini inceler. Bu yaklaşımı savunanlara göre, yö­neticiler yüksek bir güdüleme elde etmek istiyorlarsa, yapılan işlerle ilgili gü­venilir geri bildirim sağlamalı, işçide yaptığı işten dolayı sorumlu olduğu duy­gusunu geliştirmeli ve çalışanlar için işin anlamı paranın da ötesinde bir şey­ler verme olarak algılanmalıdır. Çalışanlar işin tamamını ya da gözle görüle­bilir anlamlı bir bölümünü tamamlamaktan dolayı daha fazla tatmin duyarlar. Yapılan araştırmalar bitirilmeden kesintiye uğratılan işlerin bitirilenlerden da­ha çok anımsandığını ortaya koymuştur. Buna yönetim psikolojisinde &#8220;Zeignarik etkisi&#8221; adı verilir. Zeignarik, parçalara bölünmüş bir görevin bunalımla so­nuçlandığını, kişilerin bir kez başladıkları bir sürecin tamamlanmasını ya da sona erdirilmesini istediklerini bulmuştur.</p>
<p>Genellikle formel bir örgüt yapısına sahip olmadıkları için çalışanların kesin iş tanımlarının da bulunmadığı küçük ölçekli işletmelerde iş (görev) tasarımının uygulanması bir bakıma küçük işletme olmaktan kaynaklanan bir olgu duru­mundadır. Bu tür işletmelerde çalışanlar, çoğu kez, birden çok görevi yerine getirirler ve bir bütünün parçası olmanın verdiği tatmin duygusu daha belir­gindir. Bu nedenle, görev tasarımı, formel örgüt yapısına sahip olmayan küçük işletmelerden çok, üretim hattı veya montaj hattı sistemlerine göre yığın ya da seri üretimde bulunan, daha ayrıntılı bir iş bölümü nedeniyle formel bir örgüt yapısına sahip olan orta ölçekli işletmelerde anlamlı sonuçlar verebilir. Böy­lece, iş bölümü sonucu tek düze ve can sıkıcı işlerde çalışanların başarı, ta­nınma, gelişme ve kendini kanıtlama gibi üst düzey gereksinmelerini tatmin eden bir iş ortamı yaratılabilir.</p>
<p>İş (görev) tasarımı; işin basitleştirilmesinden, kişilere çalıştıkları işlerde anlam duygusu kazandırmaya ve onların işlerini daha zevkli bir duruma getirmeye yönelik bir dizi önlemi içerir. Bu amaçla alınabilecek başlıca önlemler; (a) iş değiştirme, (b) iş genişletme, (c) iş zenginleştirme, (d) esnek zaman uygula-ınası&#8217;dır.</p>
<p><strong>İş değiştirme, </strong>yapılan işin tekdüzeliliğini önlemede kullanılan ilk ve en basit yöntemdir. Bu yöntem; bir iş, o işi yapan için bir anlam taşımadığı zaman, işi yapanın aynı düzeyde ve benzer beceriler gerektiren bir işe verilmesidir. İş değiştirme (rotasyon), çalışanın faaliyetlerine çeşitlilik katarak yaptığı işin yol açtığı can sıkıntısını önlemeyi amaçlar. Bunun yanı sıra, çalışanlar daha fazla beceri sahibi olabileceklerinden, yönetime işi planlama, değişikliklere uyabil-me ve devamsızlık durumlarında boşlukları doldurabilme olanağına sağlar.</p>
<p><strong>İş genişletme, </strong>kişiye ek bir sorumluluk verilmeden görevinin yatay olarak genişletilmesidir. Örneğin; kişiye yalnızca bir makineyi nasıl kullanacağını bil­mek yerine, iki ya da üç rnakinayı çalıştırmayı öğretmek. Bu yaklaşım, can sı­kıntısını azaltarak işten duyulan tatmini artırmayı amaçlar. Ancak çalışanların yeni işleri öğrenmek ve üstlenmek istemeyecekleri gerçeği de gözden uzak tutulmamalıdır.</p>
<p><strong>İş zenginleştirme, </strong>çalışana ek sorumluluk vererek, işin dikey olarak genişle­tilmesidir. Böylece, o işi yapan kişi daha çok başarı, tanınma, sorumluluk ve ki­şisel gelişme duygusu elde edebilir. Uygulamada her zaman başarılı olmayan bu yöntem, genelde, gerek iş başarımı, gerekse işten olma tatmin düzeyini artıra­bilir.</p>
<p>Esnek <strong>zaman uygulaması, </strong>tüm personelin belli bir zaman diliminde (sözge­limi 9.oo ile 12.oo arası) işletmede bulunması, bunun dışındaki çalışma saatle­rini ayarlama yetkisi ve hakkının çalışanlara verilmesidir. Kişilerin daha verim­li olabilecekleri saatlere çalışmalarını sağlamak amacıyla ortaya atılan bu yön­tem; devamsızlığı önleme, verimi artırma, fazla mesai ödemelerini düşürme, yö­netime karşı düşmanlığı azaltma, trafik sıkışıklığını önleme, bağımsızlık ve sorumluluk duygusu vererek iş tatminini artırma gibi yararlar sağlayabilir. Öte yandan, yüksek maliyetli makinelerin kullanıldığı ve teknolojinin hızla demo­de okluğu işkollarında esnek zaman uygulaması hem işletme, hem de çalışan­lar açısından avantaj sağlayabilir. Ancak, her işkolunda uygulabilir olmaması, bu yöntemin uygulama alanını belli tür işletmeler ile sınırlamaktadır.</p>
<p>Kalite <strong>Grupları ya da Çemberleri: </strong>İşin nitelik ve sayısını artıracak beyin (hrainstorming) fırtınası yollarım geliştirmek için işgörenlerin oluşturdukları küçük grupların toplantılarına kalite grubu ya da kalite çemberleri adı ve­rilmektedir. Katılımcı yönetim yaklaşımının bir ürünü olan kalite grupları ortak sorumluluğa sahip ve çeşitli kademelerde çalışan 8-10 kişiden oluşur. Bu grup dü/enli olarak (örneğin; haftada bir) toplanarak, karşılaştıkları kalite sorunlarını tartışırlar, sorunların nedenlerini araştırırlar ve bu sorunlara çözümler arayarak düzeltici eylemlere geçerler. Ancak, bunların önerdikleri çözümleri uygulama­daki yetki genellikle yönetimdedir. Önceleri yalnızca kalite kontrol alanında kullanılan bu yaklaşım günümüzde başka alanlarda da kullanılmaktadır. Bu yaklaşım daha çok orta ölçekli işletmelerde uygulanabilir.</p>
<p>İsteklendirme (motivasyon), günümüzde yönetimin en çok tartışılan konula­rından biridir ve halen konuyla ilgili olarak yanıtlandırılması gereken birçok so­ru bulunmaktadır. Kesin olarak birşey söylemek pek olası olmamasına karşm, yine de kişileri motive eden temel etken kişinin kendisidir, denebilir. İşletme sahibi tarafından kontrol edilen dışsal motivasyon faktörlerinin (ücret, çalışma koşulları, <strong>cezalandırma </strong>gibi) bireyi isteklendirmede belli ölçüde etkili olduğu bir gerçektir. Bununla beraber, bu kitabın yazarına göre, insanın içinde çalış­ına ve başarılı olma arzusu yoksa, dışsal güdülemenin olumlu veya olumsuz etkisinin her zaman sınırlı kalacağı gerçeği gözden uzak tutulmamalıdır.</p>
<p>5.5.2. <strong>Bireylerarası Haberleşme (iletişim)</strong></p>
<p>Basit tanımıyla, bireylerarası haberleşme, işletmede çalışanlar arasındaki bilgi alış verişidir. Daha geniş biçimde tanımlandığında, bireylerarası haberleşme bilgi, fikir ve duyguların bir kimseden diğerine geçme sürecidir. Ancak, bu sü­recin oluşabilmesi için mutlaka bireylerarası bir ilişkinin kurulması gerekir. Böylece, haberleşme insanları birbirine bağlayan ve onların bir sosyal grup olarak, daha uyumlu çalışmalarını sağlayan bir bağdır (I27,s.275). İşletme bu- yüdükçe ve örgüt yapısı karmaşıklaştıkça heberleşmenin önemi de giderek ar­tar. Birkaç kişinin çalıştığı ve formel bir formel bir örgüt yapısına sahip ol­madıkları için yüzyüze ilişkilerin ağırlıkta olduğu küçük işletmelerde haber­leşmenin önemli bir sorun oluşturduğu pek söylenemez. Bununla beraber, iş­letmenin etkili biçimde yönetilmesi arzu ediliyorsa, işletmede çalışanlar ara­sında arasında bilgi, fikir ve duyguların karşılıklı olarak aksatılmadan iletilme­si gerekir. Zayıf iletişimin kaçınılmaz sonuçlarından biri de söylentilerdir. Şa­yet, insanların belli konuda bilgileri yoksa spekülasyon oluştururlar, spekülas­yonlar da söylentilere) dedikodulara neden olur (149,s.l87). Bu nedenle, ha­berleşmenin önemi gözardı edilmemelidir.</p>
<p>Yazılı ve sözlü haberleşme yeteneği yöneticilerde bulunması gereken en önem­li özelliklerden biridir. Aynı nitelik başarılı girişimcilerin de en önemli ka­rakteristiklerinden birini oluşturur. Girişimci, başta müşterileri olmak üzere, ya­nında çalışanlar, satıcılar ve iş ilişkisi içerisinde olduğu başka kişi ve kuru­luşlarla iyi bir iletişim kurabilmelidir. Başarılı girişimci, fikirlerini ve yapmak istediklerini yazılı ve sözlü iletişim ile karşısındakilere kabul ettirebilen ve on­lardan gelecek olumlu ya da olumsuz tepkileri de yine aynı kanalla alıp, de-ğerlendirebilen kişidir.</p>
<p>Genel anlamda haberleşme iki yönden incelenir. Bunlar; (a) haberleri kullana­cak kişiler arasında haberlerin en iyi biçimde dağılımını sağlamak, (b) uygu­lama ya da eylemlerle ilişkili bilgileri toplamak, bunlar arasından seçim yaparak bir karara ulaşmak ve bu kararı uygulayıcılara aktarmak&#8217;dır (220,s. 163). İyi bir iletişim sisteminin kurulması işletmede koordinasyonun sağlanması açısından önem taşır. Sağlıklı bir iletişim sisteminin kurulamadığı işletmelerde koordi­nasyon işlevinin gereğince yürütülebilmesi oldukça güçtür. İyi bir koordinas­yonun sağlanabilmesi ise işletmede dikey (as-tüst) ve yatay (aynı kademede bulunan bölümler ve kişiler) iletişim kanallarının oluşturulmasına ve işletilme­sine bağlıdır.</p>
<p>Küçük ölçekli işletmelerin çoğunda haberleşme kanalları biçimsel (resmi) ol­mayan biçimde oluşur. Çalışanlar, işletme sahibinden bilgi almak için işlet­mede sahip oldukları statülerini pek kullanmazlar; girişimci de bilgi toplama! için yanında çalışanların statülerinden yararlanma gereğini pek duymaz. Yüz yüze ilişkilerin kaybolmaya yüz tuttuğu veya tamamen kaybolduğu orta ölçek li işletmelerde ise iletişim kanalları formel (resmi) biçimde oluşur. İşletmı büyüdükçe iletişim kanallarının artması ve iletişimin formel biçimde yürütül ınesi nedeniyle, haberleşmenin sağlıklı olarak yürütülmesi orta ölçekli işlet melerde küçüklerine kıyasla daha da önem kazanır.</p>
<p>İletişim ile işletme sahibinin benimsediği liderlik biçimi arasında yakın bir iliş­ki bulunur. Otokratik liderlik biçiminde hcbcrlcşnıe genelde yukarıdan aşağı­ya, başka bir anlatımla, işletme sahibinden çalışanlara doğru tek yönlüdür. İş­letme sahibi, çalışanları dinlemek yerine kendi görüşlerini onlara kabul ettir­meye çalışır. Bu tür davranış, çalışanların işletme sahibine karşı çekimser dav­ranmalarına, hatalarını, kendi fikirlerini, tutum ve davranışlarını ondan gizle­melerine neden olur. Demokratik liderlik biçiminin varolduğu işletmelerde ise, dikey haberleşme yalnızca yukarıdan aşağıya doğru değil, aşağıdan yukarıya doğru da sürdürülür. Alt kademelere doğru haberleşmenin sağlanması çalışan­ların verimliliği ve morali üzerinde olumlu etkiler yaratır.</p>
<p>İsteklendirme ve karar verme ile haberleşme arasında da yakın ilişikler bulu­nur. Motivasyonun etkili bir araç olabilmesi büyük ölçüde astlarla kurulacak iletişinle bağlıdır. Demokratik yönetim biçiminde astlarla tartışmak, onların fikirlerini almak, hatalarının nedenlerini onlara sorarak bulmaya çalışmak kİşi-ieri olumlu yönde isleklendirir. Öte yandan işletmede kararları veren kİsİ ola­rak işletme sahibinin kimlerle iletişim kurması gerektiğini bilmesi kararların uygulanmasını sağladığından, haberleşme karar verme işleviyle de yakından ilişkilidir.</p>
<p>Konunun başlangıcında da değinildiği üzere, bireylerarası haberleşme insanla­rı birbirine bağlayan, onların bir sosyal bir grup olarak daha etkili biçimde çalışmalarını sağlayan bir bağdır. Bu bağ, kimi durumlarda iki insanı birbirine yatan laştırırken, kimi zaman da uzaklaştırabilmektedir. Bu bağın, olumlu yö­nünden yararlanarak, işletme çalışanlarından en yüksek verimin alınması ala­bilmesi için çalışanlar arasında iyi bir haberleşme sisteminin oluşturulması gerekir ve bunu oluşturmak görevi de girişimciye düşmektedir. Özetle, &#8220;insan­lar konuşa konuşa anlaşır&#8221; özdeyişi bireylerarası haberleşmenin toplumsal ya­şamdaki açısından önemini ifade etmektedir. Bu özdeyiş girişimciler için de geçerlidir. Personelin yanı sıra müşteriler, satıcılar ve iş ilişkisine girilen başka kişilerle kurulacak iyi bir iletişim girişimcinin başarısını olumlu yönde etki­leyecektir.</p>
<p>5.5.3. Yaratıcılık ve Yenilik</p>
<p>Daha önce de birkaç kez değinildiği üzere, günümüzde işletmelerin karşılaş­tıkları en önemli sorunlardan biri, belki de en önemlisi, işletmenin dış çevre­sinde meydana gelen hızlı değişikliklerdir. Bu değişiklikler işletmelerin karşı­laştıkları belirsizlikleri ve riskleri her geçen gün daha da artırmaktadır. Dış çevrede başdöndürücü hızla meydana gelen bu değişikliklere uyum sağlamak, bir başka deyişle rekabet gücünü korumak için işletmeler yenilikler yaratmak ve yeniliklere açık olmak zorundadırlar.</p>
<p>Yenilik yaratmak, öncelikle yaratıcılıkla ilgilidir. Basit olarak yaratıcılık, orta­ya çıkarma, bulma, yenilik yaratma anlamında kullanılabilir. Yaratıcılıkla ilgili tanımların çoğu; <strong>yenilik </strong>ve <strong>değer </strong>olmak üzere iki fikri içerir. Yenilik, zorunlu bir koşul olmakla beraber, yaratılan varlık ya da düşünce için yeterli değildir. Yaratılan şey bir yanda yeni olma niteliğini taşırken, öte yandan herhangi bir kritere göre yararlı da olmalıdır. Böylece yaratıcılığı; yeni ve yararlı fikirler oluşturan bir düşünce olarak tanımlamak daha uygundur (3,s.224). Yakın tarihe kadar yaratıcılık, çok az sayıda insana özgü bir nitelik olarak kabul ediliyordu. Oysa yakın tarihlerde ortaya atılan daha değişik bir görüş, yaratıcılık konusu­nun temel bir yeteneğin ortaya çıkarılması olduğunu kabul etmiştir. Böylece, yaratıcılığın önceleri birbiriyle ilişki kurulmayan şeyler arasında bir bağlantı kurmak yeteneği olduğu anlaşılmıştır. Bu yetenek, sorunlara taze bir gözle ba­kabilme yeteneğidir (l81,s.261-262). Bu açıdan ele alındığında, herhangi bir alanda bilgi birikimi olan her birey, yeni ve yararlı bilgiler ortaya koyabiliyor-sa yaratıcı olarak kabul edilmektedir. Yaratıcı düşünce biçimi imgeleme (ta­hayyül), tasarıma dayanan düşünce ile gerçekçi düşünce arasında bağlantı ku­rar. Bu bağlantı düşünceye esneklik kazandırır. Böylece imgeleme, tasarıma dayalı düşünceden gerçekçi düşünceye; gerçekçi düşünceden imgelemeye, ta­sarıma dayanan düşünceye doğru kaymalar yapılır. Yaratıcı düşüncedeki esnek­lik ve kayma, karşılaşılan engellerin aşılmasında, sorunların çözümünde kolay­lık sağlar (230,s.81).</p>
<p>Değer yaratmak, yaratıcılığın temelini oluşturur. Değer yaratmak, bir başka an­latımla, değer üretimi, bilerek değer yaratma sürecidir. Değer üretiminde deği­şik faktörler etkili olmaktadır. Bununla beraber, kimi yazarlar değer üretimin­deki temel itici güçlerin; (a) kolaylık, (b) yaşam kalitesi, (c) kendini önemse­me, (d) zihin dağıtma (102,s. 129-133) olduğu görüşündedirler.</p>
<p>Günlük yaşamın vazgeçilmez kabul edilen birçok aracı (elektrik, telefon ve ben­zeri gibi) hep insanın günlük yaşamda karşılaştığı güçlükleri ortadan kaldır­mak ve yaşamım kolaylaştırmak için yaratılmış değerlerdir. Yaşam karmaşık­laştıkça ve teknolojiler yeni fırsatlar yarattıkça, insanlar, yalın ve daha az mü­cadeleyi gerektiren bir hayatı tercih etmektedirler. Böylece, yaşamı kolaylaş­tırmaya yönelik değerler üretmek, değer yaratmada temel itici güç olmaktadır.</p>
<p>Yaşam kalitesi kapsamına beslenme, sağlık, çevre, yaşam biçimi, aile ve çalış­ma alışkanlıkları ile ilişkili konular girmektedir. Gelir düzeyindeki artış, insan­ların yaşam kalitesi konusundaki duyarlılıklarını artırmaktadır. Bu nedenle, ya­şam kalitesiyle ilişkili alanlarda değer yaratmak bir başka itici güç niteliğin­dedir.</p>
<p>Kendini önemseme vt<sup>ı</sup>. kişisel imaj, değer üretimindeki güçlerin en önemlile-rindedir. Günümüzde bireyler, kendini önemseme ve kişisel imaja sahip olmak arzusundadırlar. Bugün parası olan insanlar başka şeylerden çok kendi imajla­rına harcama yapmak eğilimdedirler.</p>
<p>Zihin dağıtma, insanları sıkıntılarından ve günlük yaşamın monotonluğundan uzaklaştırmaya yönelik alanlarda değer üretilmesidir. Gelir düzeyi arttıkça ve yaşam kalitesi yükseldikçe, insanlar eğlenmeye ve boş vakitlerini değerlendir­meye daha fa/la yönelmektedirler. Bu da, ticari anlamda, yeni değerlerin yara­tılması anlamına gelmektedir.</p>
<p>İnsan olmadan, değer bir anlam ifade etmez. Değer, birine yarar sağlayan ya da yarar sağlama olasılığım ortaya çıkaran birşeydir. Bu nedenle, mutlaka insan­la bağlantılı olmak zorundadır. Değer üretmek; Bundan kim etkilenecek?, Kim yarar sağlayacak?, Nasıl algılanacak?, Kimin rahatı kaçacak?, Uzun ve kısa dönemli etkileri ne olacak?, <strong>Bu </strong>değer fark edilecek mi, insanlar onun hakkın­da konuşacaklar mı? Değerin farklı olacağı özel durumlar var mı? şeklindeki ve benzeri soruların sürekli olarak sorulmasını gerektirir.</p>
<p>Yukarıda açıklandığı üzere, yaratıcılık, yenilik ve değer olmak üzere iki öğe­yi içermelidir. Ancak, tek basına yenilik yaratıcılık için yeterli değildir. Yara­tılan şey, herhangi bir kritere göre yararlı olmalı, bir başka deyişle, belli bir değer taşımalıdır. Böylece, herhangi bir kritere göre, farklı değerler üretile­bileceğinden, farklı değer türleri bulunur. Bu değer türlerinin başlıcaları şun­lardır (102,8.133-144):</p>
<p>Algılanan değer, yaşam biçimi, kültürü ve değer yargılarına bağlı olarak kişi­nin algıladığı değerdir. Sözgelimi; bir otomobil yarış arabası gibi görünüyor­sa, pek çok kişi onu bu özelliğinden dolayı satın alacaktır. Kimi algılanan değerlerin bir karşılığı yoktur, çünkü satılan yalnızca algıdır. Kimi algılanan değerler gerçek bir değeri de yansıtabilir. Kimi algılanan değerler, gerçek bir değeri yansıtır, ancak bu değerin alıcı için bir anlamı yoktur. Algılanan değer, değer türlerinin en önemlisidir.</p>
<p>Gerçek değer, bir mal ya da hizmetin belli bir süre kullanılması sonucunda anlaşılan değeridir. Algılanan değer olmadıkça gerçek değer pek anlam ifade etmez.</p>
<p>Kolaylık değeri, bu değer bir mal veya hizmetin kolaylık, basitlik ve güveni­lirlik değeridir. Bu tür değer, özellikle hizmet sektörü açısından önemlidir.</p>
<p>İşlev değeri, insanlar belli bir mal <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yada">yada</a> hizmeti belirli bir işlevi yerine getir­mesi için satın alırlar ve beklenen işlevi yerine getirmesi beklerler. Sözgelimi; televizyon belli bir işlevi yerine getirmesi için satın alınır ve bu işlevi yerine getirmek zorundadır. Bu nedenle, onun satın alınmasını sağlayan kullanışlı gö­rünmesi ya da fiyatının düşük olması olabilir. Bu nedenle, işlev değeri bir sü­re için güçlüdür. Sonra kopyalanır, daha gelişmiş biçimleri üretilir daha sonra da mal değerleri durumuna gelir.</p>
<p>Birleşik değer, birkaç işlevsel değerin biraraya getirilmesiyle oluşan değerdir. Faks, telefon, televizyon gibi işlevleri de yerine getiren kişisel bilgisayarlar bu tür değerin en iyi örneklerinden biridir.</p>
<p>Güvenlik değeri, güven kazanmak ile ilişkilidir. Ticari yaşamda verilen garan­tilerin, ek hizmetlerin, kusurlu malların değiştirilmesinin bir maliyeti bulunur, ancak bunun karşılığında oluşan güvenlik değeri çok daha yüksektir. Satın alı­nan mal veya hizmetin gerçek değeri belirsiz olduğunda satın alıcıya verilecek güvence (garanti) çok büyük önem taşır. Öte yandan, belirsizlik ve risk kor­kusu, sigorta işkolunun sunduğu hizmetlerin temelini oluşturur.</p>
<p>Çekicilik değeri, algılanan değerle büyük ölçüde çakışan bir değerdir. Ancak, algılanan değer genellikle tanımlanabilir olmasına karşın, çekicilik değeri be­lirsiz ve tanımlanamaz olabilir. Kişiler, belirli bir nedene dayandırmaksızın kar­şısındaki nesnenin &#8220;çekici&#8221; olduğunu hissederler. Bu duygunun altında yatan, nesnenin rengi, deseni ya da başka bir şey olabilir. Bu niteliklerden birinin o-hışturduğu çekicilik, nesnenin bütününe yansır.</p>
<p>Moda değeri, heyecan ve değişiklik gibi yapay değerleri içerir. İnsanların gi­yebileceklerinden çok daha fazla giysi almaları bu tür değerin en iyi örnekle­rinden birini oluşturur.</p>
<p>Giriş değeri, bir mal veya hizmetin değerinin oluşmasında dolaylı olarak kul­lanılan değerdir. Sözgelimi; ünlü bir sanatçının konserini ücretsiz dinleyebil­mek için belli bir mal ya da hizmeti satın aldığınızı kanıtlamak gibi.</p>
<p>Sinerji değeri, bütünün, onu oluşturan parçalardan daha büyük olduğu gerçe­ğinden yola çıkılarak oluşturulan değerdir. Sözgelimi; yalnızca benzin istasyo­nu yerine, seyahat edenlerin başka gereksinmelerine de yanıt verebilen bir te­sis daha büyük bir değer yaratabilmektedir. Sinerji değeri, maliyet tasarrufu sağlamak ya da mal sağlamayı garanti altına almaya yönelik olabildiği gibi, birleşik değer oluşturmaya da yönelik olabilir.</p>
<p>Yukarıda sayılan değerler bilerek üretilen değerlerin başlıcalarıdır. Buna kar­şın, kimi değerler kendiliğinden oluşur. Karma değerler, odaklasan değerler ve yan değerler kendiliğinden oluşan değerlerdir. Doğal güzelliğe sahip bir yerde, sunduğu iyi hizmet ile tanınan bir lokantanın oluşturduğu değer karma değer­dir. Bir büfenin sabaha kadar açık olduğunun bilinmesi ya da yaptığı özel bir yemek için gidilen bir lokanta odaklasan değerlere örnek olarak gösterilebilir. Politikacıların gittiği bir rcstoranta ya da gece kulübüne, önemli bir haber ya­kalayabilmek umuduyla, politika muhabirlerinin gitmesi yan değerlere örnek o-luşturabilir.</p>
<p>Yapılan açıklamalardan da görüleceği üzere, değer üretimiyle ilişkili olan ya­ratıcılık yepyeni bir şeyin bulunması olarak algılanmamalıdır. Bu bağlamda ele alındığında, yaratıcılık ile buluş (iead) arasında belli bir fark bulunur. Buluş (icad), &#8220;beklenmeyen bir anda bir düşünce ortaya atarak o zamana kadar mev­cut olmayan bir şeyi keşfetmek&#8221; olarak tanımlanırken; daha çok fikir üretmek­le ilişkili olan yaratıcılık, &#8220;birçoğu önceden mevcut olan fikirlerden kimi yeni fikirlerin üretilmesidir&#8221; (128,s.16-17). Böylece, bilinenin en üst düzeyde kulla­nılması <strong>hüner, </strong>hünere akıl katma <strong>yaratıcılıktır </strong>(62). Bu nedenle, yaratıcılık yalnızca yeni bir mal veya hizmetin ortaya konulmasıyla sınırlı değildir. İşlet­me fonksiyonlarını daha iyi yerine getirebilmek amacıyla yapılan her türlü ye­nilik (örneğin; daha ucuza üretmek, daha kaliteli üretmek, daha ucuza finanse etmek, üretileni daha çabuk satabilmek gibi) yaratıcılık olarak değerlendirilir.</p>
<p>Yaratıcılık, girişimcilik niteliğiyle yakından ilişkili olan bir olgudur. Rİsklere katlanmak ve Öncülük etmek yaratıcılıkla ilgilidir. Çünkü her yaratıcı fikrin ekonomik açıdan uygulanması belli riskleri içerir. Bununla beraber, girişim­cilerin yaratıcı güçleri, birçok güçlüklere karşın, onların başarılarında ve reka­bet yeteneklerini korumalarında önemli bir role sahiptir. Birçok küçük giri­şimcinin başarısı &#8220;küçük yaratıcı fikirlerin&#8221; ürünüdür. Bu başarı, büyük ölçüde pazardaki bir fırsata ya da tehdite daha değişik bir açıdan bakabilme yetene­ğinden, bir başka deyişle, yaratıcı olmaktan kaynaklanır.</p>
<p>Yaratıcılık değişik biçimlerde olabilir. Kimi araştırmacılara göre; (a) yenilik yaratmak, (b) sentez, (c) kapsamı genişletmek, (d) taklitçilik, yaratcılığın türle­ridir. <strong>Yenilik yaratmak, </strong>yeni bir fikir, mevcut bir ürünün değişik bir tipi, yeni bir pazarlama yöntemi biçimi veya benzen biçimlerde olabilir. <strong>Sentez, </strong>değişik kaynaklardan alınan bilgilerin kullanılmasıyla gerçekleşir. Sentezi yapan kişi, değerli bir fikir veya ürünü yaratmak için mevcut bilgileri birleştirir. Aslında, sentez türünü en çok kullananlardan biri de girişimcilerdir. Çünkü, girişimci, değişik yetenekleri olan kişileri, makine, malzeme, para gibi kaynakları birara-ya getirerek mal veya hizmet yaratır. Girişimcinin bu sentezci rolü, onu en ya- ratıcı kişilerden biri yapar. <strong>Kapsamı genişletme </strong>(şümullendirme), temel bir yeniliği alarak onun fayda sınırlarının genişletilmeğidir. Yenilik yaratma ve sentezle yakından ilişkili olan kapsamı genişletme pratik kullanım için gerekli olan ayrıntıları sağlar. <strong>Taklitçilik, </strong>başkalarının başarısını kopya etmektir. Tak­litçilik, yenilik yaratmak açısından yaratıcılık sayılmasa da, işletmeye yeni bir şey kazandırması yönünden önemlidir. Birçok işletme başkalarının ürünlerini ve yöntemlerini kendi kullanımları için taklit ederler. Bir bakıma, kimi işletme­ler için taklitçilik bir yaşam biçimi olmaktadır. Başlangıçta, başka ülkelerde geliştirilen ürünleri düşük maliyetlerle taklit eden Japon endüstrisinin bu ko­nuda gösterdiği başarı ve taklitçilikten yola çıkarak oluşturduğu teknoloji bu­nun iyi bir örneğidir. Daha sonraki yıllarda, Asya Kaplanları olarak adlandırı­lan Uzakdoğu ülkelerindeki küçük ve orta ölçekli işletmeler de Japonların bu alanda izlediği strateji uygulayarak önemli bir başarı sağlamışlardır. Patent ve lisans hakları taklitçiliği sınırlamaya çalışmasına karşın, uygulama bu yönde beklenilenden daha etkili olmaktadır (l81,s.269-270). 1993 yılındaki bir araş­tırma, dünyada orijinal ürünlerin % 63&#8242;nün ürün piyasaya çıktıktan bir yıl sonra, % 37&#8242;sinin bir yıl geçmeden taklit edildiğini (317) ortaya koymuştur. Günü­müzde, taklitçiliğin iki türü bulunmaktadır. Bunlardan ilki, bir lisans anlaşması ile bilinen bir ürünü üretmek; ikincisi, böyle bir anlaşmayı yapmadan mevcut bir ürünün taklidini üretmeye girişmektir. Bunlardan hangisi yaratıcılıkla da­ha yakından ilişkilidir? sorusunun yanıtı ise, Asya Modeli olarak adlandırılan (269; 270 ) ikinci tür taklitçilik olacaktır. Çünkü, bu yolla bir malı taklit eder­ken yaratıcı olmak zorunluluğu daha çok Ön plana çıkmakta, bunun sonucunda öğrenilenler ve öğrenilenlere bağlı olarak oluşan bilgi birikimi ve deneyim ya­ratıcılığa geçişte çok daha büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Bir ekonomide buluş oranındaki artış için taklitçilikten yaratıcılığa geçilmesi gerekir. Ülkemizdeki KOBİ girişimcileri bu konuda oldukça sınırlı kalmakta­dır. Bunun nedenlerinden biri KOBİ sahiplerinin işleri &#8220;kavrama&#8221;, idrak etine duygusu yüksek olmasına karşın, &#8220;düşünme&#8221;, bir başka deyişle, plan yapma duy­gusunun yavaş olmasıdır. Düşünme &#8220;yaratıcılıktır. Kavrama ise, &#8220;işlendirme&#8221; süreç mekanizmasıdır. İşlendirme bilgiye dayanır, düşünme ise geleceğe bak­maktır (298). Buna bir de Türk girişimcilerinin sahip oldukları yaratıcı yete­neklerini halen önemli ölçüde küçümsemeleri eklenince, ortaya konulan buluş oram ve yenilikler oldukça sınırlı kalmaktadır.</p>
<p>İşletmelerin başarısında yaratıcılık kadar etkili olan bir başka konu da yenilik yapmaktır. Daha çok yetenekle ilişkili olan yaratıcılık her girişimcide olma­yabilir. Ancak, değişen çevre koşullarına uyum sağlamak mutlaka yaratıcılığı gerektirmez. Değişimlere uyum sağlamak için yenilik yapmanın bir gereklilik olduğuna inanmak ve yenilikleri yapabilecek cesareti göstermek yeterlidir. Ye- nilik, bir sorunun çözümü için üretilmiş fikirlerden yararlanmaktır. Daha geniş bir tanımla <strong>yenilik, </strong>yeni fikirleri, teknolojileri, yöntemleri, ürünleri veya hiz­metleri üretmek, kabullenmek ve yürürlüğe koymaktır (349,s.6). Bu da büyük ölçüde girişimcinin bu konudaki vizyonu (ileriyi görüşü), cesareti ve iradesi ile ilişkilidir. Gerçi kimi işletme içi (yetersiz finansal kaynaklar gibi) ve işletme dışı (pazarın yeterince büyük olmaması gibi) faktörler gerekli yeniliklerin ya­pılmasını sınırlayabilir. Bununla beraber, değişimlere ayak uydurmak için ye­niliklerin yapılması bir zorunluluktur. Küreselleşmenin yarattığı talep esnekli­ği, ulaşabilirlik ve erişebilirliğin yarattığı yeni pazar, rekabet anlayışında da te­mel değişikliklere neden olmuştur. Günümüzde, <strong>rekabet; üründe, üretim yön­temlerinde ve pazarlamada yenilik yaratmak üzerine kurulmaktadır. </strong>Bu nedenle, rekabet yeteneğini korumanın tek yolu bu üç konuda yenilik yapma­ya dayanmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Xxx</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ÖRNEK OLAY 5.1   CESÂ AV TÜFEKLERİ</strong></p>
<p>Asıl mesleği saraçlık olan Celalettin Saraç, 1950&#8242;li yıllarda baba mes­leğini sürdürdüğü saraç dükkanında av malzemeleri bayiliği de yapı­yordu. 1950&#8242;li yılların başında av tüfekleri ithalatı yasaklandı. O yıllar­da yerli yapım av tüfeği yoktu ve nasıl imal edildiği de bilinmiyordu.</p>
<p>Birgüıı dükkanında otururken, kendi av tüfeğine gözü takılan Saraç, av tüfeği yapabileceğini düşündü. Bu amaçla tüfeğini parçalara ayırdı ve nasıl imal edildiğini incelemeye koyuldu. Daha sonra kollan sıvayan Saraç, direksiyon borusundan namlu yaptı; dipçik kısmını Bolu köy­lerinden birindeki bir ağaç ustasına yaptırttı; tetik ve diğer metal ak­samı İstanbul&#8217;da döktürttü. Bunlarla üç av tüfeği imal eden Saraç, tü­fekleri İstanbul&#8217;da av malzemeleri satan bir dükkana satılması için bi­ra ku. Tüfekler satılıp, yenileri istenince aynı yöntemle altı tane daha imal etli.</p>
<p>Ancak, direksiyon borusundan yapılan namlu yeterli olmuyordu. Tür­kiye&#8217;de ise çelik namlu delecek makineler yoktu. Sordu, soruşturdu, Al­manya&#8217;da çelik namlu delme tc/.gahı ima! eden bir fabrikanın adresini buldu. Almanya&#8217;ya giderek bu fabrikayı, tezgah almaya gelen bir müş­teri olarak gezdi. Fabrikada gördüklerini kafasına çizdi ve yurda dönüş­te namlu delme tezgahını kendi olanaklarıyla imal etti. 1955 yılında, standartlara uygun ilk av tüfeğini üretti. Ondan sonraki yıllarda, İtalya&#8217; ya giderek, av tüfekleri imal eden atölyeleri ve fabrikaları gezdi ve bu konuda <a href="http://www.genelbilge.com/tag/avrupa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avrupa">Avrupa</a>&#8217;da açılan fuarları izledi. Bu gezilerinden her dönüşün­de, oralarda gördüğü ve kafasına çizdiği yenilikleri ürettiği tüfeklere uyguladı.</p>
<p>1960 yılında, av tüfekleri imalatının yasaklanması üzerine 18 ay işsiz kaldı. 1980 yılında çift namlulu av tüfeğini imal etti. Bugün, ayda or­talama 200, yılda 2400-2500 TSE belgeli av tüfeği imal eden Saraç, ürettiği tüfekleri yurt dışına da satmaktadır. İse başladığında, ne av tüfekleri, ne de makine dizaynı ve imalatı konusunda hiçbir eğitim ve deneyime sahip olmayan Saraç, bugün gerek av tüfekleri, gerekse av tüfekleri imalatında kullanılan tezgahlar konusunda büyük bir bilgi bi­rikimine ve deneyime sahiptir. Tüm bunları kırk yıla sığdıran Saraç, bugüne kadar devletin sağladığı hiçbir teşvikten de yararlanmamıştır</p>
<p>xxx</p>
<p>Yenilik ile teknoloji ve yaratıcılık arasında belli ilişkiler bulunur. Teknoloji denince, girdileri çıktılara dönüştüren tüm fiziki süreçler ve bu dönüşüme eş­lik eden toplumsal düzenlemeler anlaşılır (212,s.ll). Daha genel anlamda <strong>tek­noloji, </strong>belli amaçlara ulaşmak ve doğaya egemen olmak için kullanılan bir a-raçtır (61,s.7). İşletme ekonomisi açısından teknoloji; mevcut üretim yöntem­leriyle örgütün araç ve gereçlerini geliştirme, yeni mamuller araştırma, mali­yetlerden tasarruf sağlayan yöntemleri bulma konusunda işletmenin gereksin­melerini karşılayan yol ve yöntemlerin tümünü içerir. Yenilik kavramının için­de bir teknolojinin uygulanabilme olanakları da vardır. Öte yandan, yenilik ya­ratıcılığın ortaya konulmasıyla da ilişkilidir. Çünkü, sorunun çözümü yaratıcı­lıkla elde edilen fikrin uygulamaya konulmasını gerektirir ve her yeniliğin ö-zünde yaratıcı bir fikir saklıdır (128,s.9-17).</p>
<p>Dış çevresinde meydana gelen değişimleri dikkate almadan, kurulduğu günden itibaren çalışmalarını aynen sürdüren bir işletme zaman içerisinde dinamik ö-zelliğini yitirir. Bu durum, özellikle yoğun bir rekabet ortamı altında çalışma­larını sürdüren küçük işletmeler için oldukça tehlikelidir, Bîr işletme yenilikle­re ne denli kapalıysa, çevrenin ve zamanın gerektirdiği koşullara uymakta güç­lük çekecek, değişim ve çevreye uyum niteliği azalacak, dolayısıyla büyüme ve rekabet gücünü önemli ölçüde yitirecektir. Böylece yenilik yapmak bir işlet­menin yeni gereksinmelere ve çevredeki koşullara uyabilmesinin en önemli kıs­tası olmaktadır (129). özellikle son yıllarda, başta teknoloji olmak üzere, eko­nomik, sosyal ve politik çevrede meydana gelen hızlı değişimler, çevrenin daha yakından izlenip, bunlara uyum sağlayacak yeniliklerin yapılmasını daha da ge-rekli kılmaktadır. Bu nedenle, &#8220;değişim ve değişiklik fırsat yaratır!&#8221; kuralının girişimciler tarafından bir hayat kuralı olarak benimsenmesi gereken bir döne­me girilmiştir. Girişimci, bu olanağı mevcut ürünlerden daha iyisini verimli ve kârlı üretmek olarak değerlendirmelidir (260,s. 13). Napolyon, &#8220;Bir değişimin ö-nünden gidenler lider, ortasında gidenler durumu kavramış, sonunda gidenler de sürüklenmiş olurlar. Ancak karşı çıkanlar yok olurlar&#8221; demiştir (20). Na-polyon&#8217;un bu sözleri sosyal sistemler için değişime uyum sağlamanın ne denli önemli olduğunu kısa ve öz olarak anlatmaktadır. Bu sözler bir sosyal sistem olan işletmeler için de geçerlidir.</p>
<p><strong>ÖRNEK OLAY </strong>5.2. <strong>BTR TAMİRCİ MOTORUN ŞEKLÎNİ MI DE </strong>ĞİŞTİRMELİ?</p>
<p>15 yıl kadar önce, çift karbüratörlü bir Alman otomobil almıştım. İki karbiiratör eşgüdüm içinde çalışıyor ve araca inanılmaz bir ivme ve­riyordu. Derken karbüratörlerden biri arıza yaptı. &#8230; Üzerinde, bu mar­kanın servisinin yapıldığı bir tanıir atölyesine gittim. O zamanlar, şim­diki gibi ithalat serbest olmadığından, resmi servis istasyonları pek yoktu. Atölyede, tulum giymiş çıraklar ve bir de usta vardı. Çıraklar çalışıyor, usta çayını ve sigarasını İçiyordu. Ustaya gittim derdimi an­lattım. Hem arı/alı karbiiratör yapılmalı, hem de bu onarımdan sonra, iki karbiiratör, ince ayarla yeniden uyumlu duruma getirilmeliydi. Ak­si halde, üç silindir iyi, üç silindir kötü çalışır ve araba teklerdi.</p>
<p>Bu arada kenarda çekilmiş, kaputu açık bir arabanın motoruna bakan bir adam dikkatimi çekti. Bu adam da çıraklar gibi mavi tulumluydu. Ama yaşlıydı. Saçları beyazlamaya yüz tutmuş, sarışın, mavi gözlü bir adam­dı bu. Ben atölyenin ustasıyla konuşurken, bu adam uzaktan bize bak­maya başladı.</p>
<p>Bizim usta, benim derdimi dinledikten sonra, çayının son yudumunu bitirip, ayağa kalktı. Benim aracın yanına geldi. Kaputu açtı. Eğilip kar-büratörlere şöyle bir baktı. Elini bile sürmedi. Sonra iki elini, şöyle bir</p>
<p>geriye atıp, konuştu: &#8220;&#8230;Beyim, bu Almanlar, bu işi bilmiyor. Sivri akıl­lı oldukları İçin, bu otomobile iki karbiiratör takmışlar. Bunların uyu­munu sağlamak, her seferinde, size çok iş çıkartır. Ben isterseniz, bu arabayı tek karbüratörlü yapabilirim size&#8221;. Usta bana, dünyaca ünlü bir markanın, motor dizaynını değiştirmeyi teklif ediyordu. Ne diyeceğimi bilemedim&#8230;.</p>
<p>ZAVALLI ALMAN</p>
<p>Tam o sırada, saçları beyazlamaya yüz tutmuş sarışın, mavi gözlü ve işçi tulumu giymiş adam yanıma geldi. İngilizce sordu bana: &#8220;Bu adam, otomobilin motorunda değişiklik yapmayı mı teklif eni size?&#8221;</p>
<p>Ben &#8220;evet&#8221; deyince kendisini tanıttı. Benim otomobili yapan Alman fir­ması, Türkiye&#8217;nin gelecekte büyük bir pazar olacağını düşünerek, Tür­kiye&#8217;ye birkaç teknisyen göndermiş. Bunlar, o otomobilin bakımını yap­tığını ilan eden tamir atölyelerini saptamışlar. Hiç ücret almadan, hem danışmanlık hizmeti sunuyorlar, hem de Türk tamircilik mesleği için rapor hazırlıyorlarmış.</p>
<p>Alman bunları anlattıktan sonra dert yandı bana. &#8220;Delirmek üzereyim. Bu usta bizim markanın yayınlarını hiç okumuyor. Eskiden ustasından ne kaplıysa, o kadar biliyor. Yenilikten takip etmediği için, sizin aracınız gihi çift karbüratörlü motorlara ve enjektörlü sistemlere çok kızıyor. Kim bövlf hır araçla gelse, &#8220;Bu Almanlar bu isten anlamaz&#8221; diye, bizi köfiilüyor. Sonra da, motor dizaynını değiştirmeyi teklif ediyor. Ken­disine, karbüratÖr ince ayarını kolayca yapabilmesine yardım edecek elektronik cihazlardan almasını önerdim, ilgilenmedi bile. O cihazlar­dan alsa, sizi aracın problemi bey dakikada çözümlenirdi burada&#8221;.</p>
<p>Kaynak: (5ü)</p>
<p>Günümüzde, müşteriler ve rekabetin nitelikleri değiştiği gibi, değişimin kendi yapısı da değişmiştir. Dahası, değişim sürekli ve, İsrarlı bir duruma gelmiştir, Değişim, artık normal olanın kendisidir. Bunu yanı sıra, değişimin hızı da art­mıştır (175.S.20). Bu nedenle, her girişimci çevresindeki değişiklikleri yakın­dan izlemek, bu değişikliklerin işletmesi üzerindeki etkilerinin neler olabile­ceğini anali/. etmek ve bu değişikliklere uyum sağlayacak yenilikleri zamanın­da yapmak zorundadır. Bir başka anlatımla, rekabet gücünü korumayı, özellik­le de büyümeyi amaçlayan her girişimci, çevresindeki değişimleri izlemeyi ve bunlara uyum sağlamak için gerekenleri yapmayı bir yaşam biçimi olarak be­nimsemelidir, işletmesinin yaşamındaki önemine karşın, birçok işletme sahibi;</p>
<p>&#8220;Olmasa da olur&#8221; umursamazlığı,</p>
<p>&#8220;Daha hazır değilim&#8221; kaçamağı,</p>
<p>&#8220;Bİrşev olmaz&#8221;, vurdumduymazlığı,</p>
<p>&#8220;Bana pahalı gelir&#8221; özürü,</p>
<p>&#8220;Denedim, faydasını görmedim&#8221; kaytarması,</p>
<p>&#8220;Bana ne&#8221; sorumsuzluğu,</p>
<p>&#8220;Nasıl olsa ise yaramayacak&#8221; karamsarlığı,</p>
<p>&#8220;Bu beni asar&#8221; özgüvensizliği,</p>
<p>gibi değişik gerekçeler ileri sürerek çevresindeki değişikliklere uyum sağla­mada kayıtsız kalmaktadırlar. Bu gerekçeler aşılmadıkça yenilik yapmak pek olası değildir.</p>
<p>Bir değişim süreci olan yenilik ancak girişimcinin kendisi tarafından yerine getirilebilir. Bunun için herşeyden önce girişimci, yenilik yapmanın işletme­sinin yaşamı için gerekli olduğuna inanmalıdır ve inanmak zorundadır da. Öte yandan, yenilik yapmak cesareti ve irade gücünü gerektirir. Çünkü, her yeni­lik belli bir riski de beraberinde getirir. Bunun yanı sıra, işletmede çalışanlar çoğu kez yeniliklere karşı çıkarlar. Bu nedenle, girişimci, hem yeniliğin neden olabileceği riskleri üstlenecek cesarete, hem de yeniliğe karşı oluşacak direnci kırarak, bunu yanında çalışanlara kabul ettirebilecek iradeye sahip olmalıdır,</p>
<p><strong>5.5.4. Zaman Yönetimi</strong></p>
<p>Küçük işletme sahiplerinin zamanlarını etkili biçimde kullanamamaları bu tür işletmelerin en önemli karakteristiklerinden birini oluşturur. Yerine getirilme­si ve denetlenmesi gereken işlerin çokluğuna karşılık, günün saatlerinin sınırlı olması küçük girişimcilerin ortak sorunudur. Birçok girişimci yirmi dört saatin kendilerine yetmediğinden yakınır. Ancak, zamanın kullanılmasındaki temel sorun, çoğu kez, zamanın kısalığından ya da yapılacak işlerin çok olmasından ötürü, kişinin daha çok zamana gerek duymasından kaynaklanmaz. Bir başka anlatımla, sorun, zamanın kendisinde değil, kişinin bu zaman içerisinde neler yaptığıdır (300). Bu bağlamda ele alındığında, &#8220;zaman bulmak&#8221; ya da &#8220;zaman ayırmak&#8221; sözcükleri yanlış kavramlardır. Çünkü, zaman bulunmaz ya da ayrıl­maz, yapılacak tek iş zamanı olası olduğunca etkili kullanmaktır. Bu nedenle, çoğu durumda. İşlerin yürütülmesi için gerek duyulan zaman önemli ölçüde azaltılabilir.</p>
<p>Başka kaynaklar gibi girişimci zamanı da kullanır ve ondan yararlanır. Ancak, oldukça ilginç bir kaynak olan zamanın başka kaynaklardan kimi temel fark­lılıkları bulunur. Zaman; depolanâmaz; biriktirilemcz; çoğaltılamaz; geri ge­tirilemez; uzatılamaz; durdurulup, istendiğinde yeniden başlatılamaz; kullanıl­masa da tükenmeye devam eder; herkes için eşittir; ve zamandan yalnızca ya­rarlanılır (124.s.95). Küçük bir girişimcinin işletmesinden elde edebileceği ge-tiri. büyük ölçüde zamanını nasıl organize ettiğine ve kullandığına bağlıdır. Bir girişimci için zaman, para demektir; işletmesinin en önemli varlık değeridir; en önemli kaynaktır. Kazancı artırmayı amaçlayan her işletme sahibi zamanını yönetmek zorundadır (327,s.293). Çünkü, zaman doğru yöneltilmiyorsa, hiçbir şey doğru yönetiliyor sayılamaz. Taşıdığı bu niteliklerden ötürü, zaman, değer­li olduğu kadar, ilginç olan bir kaynaktır.</p>
<p>Öte yandan, yoğun rekabet ortamında çalışmaları, çevre koşullarının sürekli değişmesi ve bu koşullar altında plan yapma ve karar alma zorunluluğu (253, s, 10-11), küçük girişimcilerin daha yoğun çalışma gereğini hissetmelerinde, do­layısıyla da daha çok zamana gerek duymalarında etkili olmaktadır. Bununla beraber, işletme sahibi olmak pahasına da olsa, girişimcinin işine ayırabilece­ği zamanın bir sınırı vardır ve bunun ötesindeki bir çalışma onun sağlığını, sosyal ve özel yaşamını olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle, zamanın et­kili biçimde kullanımı tüm girişimciler için büyük önem taşır.</p>
<p>Zamanını etkili biçimde kullanamayan, bu nedenle de yeterli /.amana sahip olmamaktan yakınan yöneticilerin görünüşte;</p>
<p>*   yapması gerekenleri yapmayan,</p>
<p>*   yaratıcı işlerden çok rutin (günlük) işlerle uğraşan,</p>
<p>*   herşeyi yapmaya çalışan,</p>
<p>*   masasının üzeri dağınık ve yapılması gereken işlerle dolu olan,</p>
<p>*   geç vakitlere kadar çalışan,</p>
<p>*   eve iş götüren,</p>
<p>*   /.aman zaman kararlarında geciken,</p>
<p>*   telefonları sık çalan,</p>
<p>*   her an ziyaretçisi olan,</p>
<p>*   astları sürekli kendisine danışan,</p>
<p>*   ailesine, dostlarına ve kendisine zaman ayıramayan,</p>
<p>*   tatile çıkamayan,</p>
<p>kişiler oldukları söylenebilir (124,s.96). Bu niteliklere sahip yöneticiler za­manlarını daha etkili kullanmak için çaba harcamak ve bunda da başarılı ol­mak durumundadırlar. Aksi takdirde bu durum, başta sağlığı olmak üzere, yö­neticinin işteki verimini, başarısını, sosyal yaşamını ve ailesiyle olan ilişkile­rini olumsuz yönde etkileyecektir.</p>
<p>Kendi işinde çalışmak değişik bir kafa yapısını gerektirir. Girişimci, işine ver­diği saatlerin, ancak onlarla ne yaptığına bağlı olarak bir anlam taşıyacağını bilmelidir. Başarılı girişimcilerin çoğu gününün yirmidört saatini çalışarak ve işini düşünerek geçirir. Ancak, başarı İle başarısızlık arasındaki farkı belirle­yen bu saatlerin nasıl doldurulacağıdır (90,s.272). Zamanın yetersizliğinden ya­kınan bir girişimci aşağıdaki konulan gözönünde tutarak zamanını daha ras­yonel ve etkili biçimde kullanabilir (54,s.261):</p>
<p>* Yapılacak işleri önem derecesine göre sıralamak,</p>
<p>*  İşin yerine getirilmesi sırasında zamanın kontrol edilip edilemeyeceğini dik­<br />
kate alarak, yapılacak işleri iki gruba ayırmak,</p>
<p>*  Yapılacak işlerden hangilerini yerine getirme yetkisinin çalışanlara devir<br />
edileceğini belirlemek,</p>
<p>*  Zamandan tasarruf sağlamak amacıyla var olan yöntemleri kullanmak ya da<br />
yeni yöntemler geliştirmek,</p>
<p>*  Günün başlangıcında daha verimli ve bilgiler daha taze olacağından, se­<br />
vilmeyen İşleri günün başında yapmak,</p>
<p>*  Uzun dönemde zaman tasarrufu sağlayabilecek yöntemlerin hangi işlerin<br />
yerine getirilmesinde uygulanabileceğini belirlemek.</p>
<p>İyi bir zaman yönetiminin hareket noktasını <strong>&#8220;önemli işlerin zamanında ya­pılması&#8221; </strong>ilkesi oluşturur. Bu amaçla işletme sahibi, öncelikle amaçlarını ve bunlara ulaşabilmek için yapılması gereken işleri belirlemeli, sonra da bu işleri önem derecesine göre sıralandırmalıdır. Bu da iyi bir planlamayı gerektirir. Böylece, etkili bir zaman yönetiminin temelini iyi bir planlama oluşturur.</p>
<p>Küçük bir işletmede yapılması gereken işler; (a) yapılması zorunlu işler, (b) günlük olağan işler, olmak üzere iki grup altında toplanabilir. Yapılması zorun­lu işleri, iş hayatını düzenleyen kanun ve yönetmeliklerin belirlediği işler (çe­şitli beyannamelerin doldurulması ve ilgili mercilere verilmesi, vergi, resim ve harçların zamanında ödenmesi, iş kanununa ve yerel yönetim tüzüklerine u-yulması, zorunlu defterlerin zamanında tutulması gibi) ile işletmenin süreklili­ği için yapılması gereken işler (planlama, kontrol, satın alma, personel sağlan­ması ve eğitimi, başta ücretler olmak üzere, işletme giderlerinin zamanında ödenmesi gibi) oluşturur. Bu tür işlerin son ana bırakılmadan zamanında ya­pılması iyi bir planlamayı gerektirir, İyi bir planlama yapmadan bu gruba gi­ren işlerin zamanında ve sağlıklı olarak yapılması pek olanaklı değildir.</p>
<p>Günlük olağan (rutin) işler ise, işyerinin belli bir saatte açılması ve kapatıl­ması, günlük üretim ve pazarlama çalışmalarının yürütülmesi, günü gelen ö-demelerin yapılması, yapılacak işlerin çalışanlara bildirilmesi, yapılanların de­netlenmesi gibi hergün tekrarlanan işlerdir. Bu tür işlerin belli bir bölümünü yerine getirme yetkisi çalışanlara devredilebilir. Çünkü, bu tür işlerin yerine getirilmesinde yetki verilmeden verilen sorumluluklar ya da belli yetkilerin de­vir edilmemesi yöneticilerin çalışmalarını etkileyebilmekte ve onu sürekli so­runlarla uğraşır duruma getirmektedir (324,s.79). Günlük rutin işlere ilişkin ki­mi yetkilerin çalışanlara devir edilmesi sonucunda, işletme sahibi rutin işleri yü­rütme yükünden kurtulacak ve zamanının daha büyük bir bölümünü işletme­sinin sürekliliği ve büyümesi için gerekli olan planlama ve kontrol işlevlerinin yerine getirilmesine ayırabilecektir. Bununla beraber, genelde, küçük işletme sahipleri yetki devri konusunda pek istekli davranmamaktadırlar. Bu durum za­manın etkili kullanımını olumsuz yönde etkilemektedir.</p>
<p>Yapacağı isleri iyi organize edememesinin dışında, girişimcinin kişisel özel­likleri, sosyal ve ailevi ilişkileri ile iş hayatı dışındaki yaşam biçimi zamanın etkili kullanımım etkileyen başka faktörlerdir (248,s.l5). Arkadaşlarının, ya­kınlarının ve meslektaşlarının ziyaretlerini kısa kcsemeyen, onların eğlenmek ya da gezmek amacıyla iş saatlerinde bir yerlere gitme tekliflerine hayır di­yemeyen, her telefona cevap veren ve telefon konuşmalarını uzatan kişiler za­manlarını pek etkili kullanamazlar. Zamanın etkili kullanımı, öz disiplin ile de yakından ilişkilidir. Birçok işletme sahibi çalışma saatleri içerisindeki zaman­larının belli bir bölümünü başkalarıyla sohbet ederek, gazete okuyarak veya hayal kurarak harcarlar. Şüphesiz ki, başkalarıyla sohbet, yeni fikirlerin ortaya çıkmasına yardımcı olması; gazete okumak, toplumdaki ekonomik, sosyal ve politik olayların ve değişimlerin izlenmesi; hayal kurmak da yaratıcılık açı­sından önemlidir. Bunun yanı sıra, girişimci, ailesine, sosyal yaşamına ve din­lenmek için de kendisine belli bir zaman ayırmak zorundadır. Ancak, hem bunları yapabilmek, hem de zamanını dengeli biçimde kullanabilmek büyük ölçüde ö/ disiplini gerektirir. Bu nedenle, girişimci, işletmesi, ailesi, sosyal ya­şamı ve kendisi için ayıracağı zamanın sınırlarını çok iyi belirlemeli, zamanının önemli bölümünü işletmesine ayıracak alışkanlığı ve disiplini edinmelidir.</p>
<p>5.5.5. Stres ve Stresten <strong>Kaçınmak</strong></p>
<p>Değişik nedenlerden kaynaklanıyor olmasından ötürü, stres, bilim adamları ta­rafından farklı biçimlerde tanımlanan bir kavramdır. Kelime anlamıyla stres, sıkıntı, baskı, gerilim, zorlanma ve dayanma gücünün azalması olarak tanım­lanabilir. Stres, bireyin davranışlarını, iş verimini ve insanlarla olan İlişkilerini etkiler. Kendiliğinden ortaya çıkan bir durum olmayan stres, yaşamanı sürdür­düğü çevrede meydana gelen değişikliklerin kişiyi etkilemesinden kaynaklanır.</p>
<p>Stres, insanın duygusal gerginlik hissetmesine, toplumla bütünleşememesine ve uyumsuz bir kişilik sergilemesine neden olmaktadır. Uzmanlar, stresin tırman­ma süreci gösteren belirtilerini, &#8220;sürekli telaş içinde olmak, espri anlayışını yitirmek, karar almak ve alınan karara bağlı kalmakta güçlük çekmek, giderek sabırsızlanmak, unutkanlık, gerilim, alınganlık, kolay incinebilirlİk, sürekli ku­sur bulmak ve başkalarını azarlamak, sürekli başkalarını eleştirmek, bir yere kurulup oturmaktan mutsuz olmak, kendi sorunlarından ötürü başkalarını din­lememek&#8221; şeklinde özetlemektedirler (283). Stresten etkilenme, kişiden kişiye farklılıklar gösterir. Özellikle, içe dönük bir kişilik yapısına sahip olanlar, dı­şa dönük bir kişiliğe sahip olanlara kıyasla stresten daha çok etkilenirler.</p>
<p>Değişik nedenlerden kaynaklanmasına karşın, iş hayatı, bireyi strese sokan fak­törlerin ilk sıralarında yer almaktadır. İş hayatı, gerek yönetici, gerekse işgö-ren olsun tüm çalışanları etkilemekte ve bundan etkilenenlerin başında küçük girişimciler bulunmaktadır. Riskli alanlarda çalışmak, yoğun rekabet, değişken ve belirsizliklerin bulunduğu bir ortamda tek basma mücadele etmek zorun­luluğu girişimcilerin önemli bir bölümünün büyük bir gerilim altında çalışma­larına neden olmaktadır. Özellikle, kendilerinden kaynaklanmayan nedenlerden Ötürü planlarını düşündükleri gibi gerçekleştiremeyen ve dış koşulların zorla­ması nedeniyle planlarını değiştirmek zorunda kalan küçük girişimciler önemli ölçüde stres yaşamaktadırlar. Bu nedenle, girişimci, hem kendisine yönelik stre­si karşılamayı bilmek, hem de yanında çalışanları olası olduğunca stresten uzak tutabilecek bir çalışma ortamı oluşturmak için çaba harcamak durumundadır.</p>
<p>Stresi yaratan faktörler; (a) bireyin kendisi ile ilgili stres kaynakları, (b) bi­reyin iş çevresinin yarattığı stres kaynakları, (c) bireyin yaşadığı genel çevre ortamının oluşturduğu stres kaynakları olmak üzere üç grup altında toplana­bilir (l 22,s.224-233).</p>
<p>Bireyin kendisi ile ilgili stres kaynakları; (a) biyolojik/bedensel, (b) maddi/pa­rasal, (c) kişisel/duygusal, (d) yaşam ve yaş olarak dört grup altında incele­nebilir. Bireyin yaşadığı genel çevre ortamının oluşturduğu stres kaynakları ise, (a) ülke ve dünya ekonomisinin durumu ve belirsizlikler, (b) siyasal belirsiz­likleri, (c) çalışılan kentin çevre ve ulaşım sorunları, (d) teknolojik değişme ve belirsizlikler, (d) sosyal ve kültürel değişmeler açısından ele alınabilir.</p>
<p>İş stresi, &#8220;kişilerin ve işlerin ilişkilerinden kaynaklanan ve inşam normal fonk­siyonlarından alıkoyucu değişiklikler getiren durum&#8221; olarak tanımlanabilir (120, s.278). Diğer stres kaynakları gibi iş hayatının yarattığı gerilimlerin de farklı kaynakları bulunmaktadır. Bu kaynakların en önemlileri şunlardır; (a) işletme­nin zarar etmesi veya genel ekonomik kriz, (b) çalışma koşullan ve işin güç­lüğü, (c) işyerinde organizasyon bozukluğu, (d) işletmede görev, yetki ve so­rumlulukların dağılımındaki bozukluklar, (e) işyerinin yerleşim merkezlerine uzaklığı, (f) ücret yetersizliği, (g) rekabet, (h) hızlı teknolojik gelişmeler, (i) daha fazla yetkiye sahip olmak arzusu, (k) yapılan işin çok fazla işletme içi ve dışı ilişkileri gerektirmesi, (I) vardiya sistemi çalışmak ya da düzensiz çalışma saatleri, (m) personelin nitelikli olmaması.</p>
<p>Yukarıda sayılan iş stresi kaynaklarının kimileri doğrudan girişimcinin, diğer­leri de ücretle çalışanların gerilim altında çalışmalarına yol açan nedenlerdir. Girişimci, alacağı önlemlerle yanında çalışanları etkiliyebilecek stres kaynak­larının en aza indirildiği bir çalışma ortamı yaratabilir. Kendisine gelince, bilinç- U bir çaba ile bu sorunun büyük ölçüde üstesinden gelebilir. Girişimcinin, kişi­sel stresini azaltabilmek için alabileceği önlemlerin başlıcalan şunlardır (122, s.243-245; 149,s.216-218; 283):</p>
<p>—» Kendinize belli bir hata payı tanıyın. Şayet, iş planınız çok detaylı hazır-lanmışsa, ne kadar önemsiz olursa olsun, her hedefi kaçırdığınızda yeni bir kriz gerçekleşecektir.</p>
<p>—* Kendi sınırlarınızı zorlamayın.</p>
<p>—» İşbölümü yapın. Yapılacak işleri başkaları ile paylaştığınız sürece katla­nılması gereken stres azalacaktır. Çünkü, baskı stresi doğurur.</p>
<p>—* Kimsenin mükemmel olmadığını unutmayın. Ne başkalarından, ne de ken-dini/.den bunu beklemeyin. Sizin de başkaları gibi hata yapacağınız anlar olabilir.</p>
<p>—» Geleceğe yönelik bakış açılarınızı yitirmeyin. Bugün bir kaos yaşayabilir­siniz, ancak yarın yeni bir gün olacaktır. Her yeni gün, her olay yeni bir olanak yaratır ve bunu bilmek yeniden iyimser olmak için iyi bir nedendir.</p>
<p>-+ Kendinizi fiziksel olarak dengede tutun. Egzersiz yapın. Düzenli beslenin, iyi dinlenin. Sigara, alkol ve uyuşturucudan uzak durun. Kendinizi iyi his­settiğiniz an iyi işler başarırsınız.</p>
<p>—* &#8220;İşkolik&#8221; olmayın.</p>
<p>—* Rahatlatıcı bir ortamda çalışmaya özen gösterin. Bir spor ya da hobi ile uğ­raşın. Kitap okumaya, eğlenmeye ve sosyal faaliyetlere zaman ayırın.</p>
<p>—* İşlerin bitirilmesi için makul olmayan süreler belirlemeyin. Kendinizi ve başkalarını bu yolla zor durumda bırakmak stres yaratır.</p>
<p>—* Yapacağınız işleri ertelemeyin. Şayet, patron olarak stresli olursanız, bu iş­yerinde çalışan herkesi etkiler. Stres altında çalışanlar yapabileceklerinin en iyisini yapamazlar. Kendinizi gerginlikten kurtararak yanınızda çalışanlara da yardımcı olabilirsiniz.</p>
<p>—&gt; Yaşayan herşeye saygı gösterin.</p>
<p>—* Başkalarım suçlamayın. Hayatınızın her anında sorumluluğu üstlenin.</p>
<p>5.5.6. <strong>Başarısızlıkla Mücadele </strong>Etmek</p>
<p>Başarısız olma korkusu en azından başarı arzusu kadar olağandır. Aslında, uy­gun biçimde kullanılırsa, bu korku, tekerleği tersine çeviren enerji de olabilir. Ancak, başarısızlık korkusu birçok İnsanı güçsüz bırakır. Bu korkunun insanı kullanmasına boyun eğmek yerine, korkuyu kullanmayı öğrenmek salt giri­şimcilerin değil, herkesin sorunudur (90,s.273). Başarısızlıkla mücadele etmek, stresle mücadele etmek gibidir. Çünkü, başarısızlık sonuçta stres yaratır. Her­kesin hayatında başarısızlıklar olabilir. Önemli olan başarısızlıktan bir sonraki olanağı değerlendirebilmektir. Burada asıl olan hiç düşmemek değil, her düşüş- ten sonra dimdik ayağa kalkab ilmektir. Şüphesiz ki, hiç kimse başarısız ol­mayı isteme,/,, ancak, başarısız olmaktan korkanlar, bilinmeyenleri asla dene-yemezler, şanslarını zorlayarak yeni birşey yaratmaya yönelemezler. Başarı­sızlıktan korkmak ya büyük bir atılım yaratır ya da girişimcinin hayatında her zaman bir engel oluşturur. Çocukluğundan itibaren kazanmaya şartlanan insan­lar için başarısızlık oldukça kötü sonuçlar doğurabilir. Bununla beraber, kay­betmek aynı zamanda alçak gönüllü olmayı öğretir ve insanın görüş açısını genişletir. Başkalarına duyulan takdirin, anlayışın artmasını, egonun olgunlaş­masını sağlar. Oysa, hep kazanmak bencilliği artırabileceği gibi, başkalarına olan tahammülü de azaltır. Gerçeklik, hem kazanmakta, hem de kaybetmekte gizlidir (149,s.218-219). Unutulmamalıdır ki, başarısızlık durumunda, kişinin gerçek dostları yine dost, düşmanları yine düşman ve dünya yine aynı dünya olacaktır.</p>
<p>Başarısızlık ile mücadele etmek için kişinin aşağıdaki soruları kendine sorup, yanıtlandırmasında yarar bulunur (149,s.220).</p>
<p>-* Benim için önemli olan doğru olmak mı yoksa doğru olanı yapmak mı?</p>
<p>-&gt; Yeteneklermıin gerçekten neler olduğunu biliyor muyum? Yoksa bilmedi­ğim ya da deneyimim olmayan konularda çalışmakla başarısızlığıma ken­dim mi neden oluyurum?</p>
<p>-* Benim için daha önemli olan bir başarısızlığı önlemek mi yoksa önemli bir hedefe ulaşmak mı?</p>
<p>—* Başarıyı önleyecek tüm engelleri ortadan kalkması için elimden geleni yap­tım mı?</p>
<p>—&gt; Gerçekten başarısız mı oldum yoksa pes mi cttiın?</p>
<p>—» Suç neredeydi diye mi yoksa kimdeydi diye mi sormalıyım?</p>
<p>—* Kendimden, başkalarından beklediğimden daha çoğunu mu bekliyorum? Bu doğru ve yerinde mi?</p>
<p><strong>5.6. KÜÇÜK İŞLETMELERDE İŞGÜCÜ SORUNU ve PERSONEL YÖNETİMİ</strong></p>
<p>Yapılan işin niteliklerine uygun personeli sağlamak ve bunları işyerinde tu­tabilmek küçük işletmelerinin en önemli sorunlarından birini oluşturur. Büyük işletmelerle kıyaslandığında, küçük işletmelerin yetenekli ve deneyimli perso­neli işyerine çekmek ve bunları işyerinde tutabilmek konusunda karşılaştıkları güçlükler aşağıdaki üç temel nedenle açıklanabilir:</p>
<p>*   Genç ve yetenekli kişilerin büyük işletmelerde çalışmayı tercih etmeleri.</p>
<p>*   Görevlerini gereğince yerine getiren ve sorumluluklarının bilincinde olan<br />
kişilerin kendi işlerini kurma arzusu.</p>
<p>*   Çoğu durumda, küçük işletmenin daha düşük ücret ödemeleri ve büyük iş­<br />
letmelerin tanıdıkları sosyal hakları personeline sağlayamamaları.</p>
<p>Yukarıda sayılan dezavantajlara karşın, büyük işletmelerle ki y aslandı klannda, küçük işletmeler personel yönetimi konusunda kimi üstünlüklere de sahiptirler. Öncelikle, büyük işletmelerin biçimsel (formel) örgüt yapısına sahip olmayan küçük işletmeler, büyük ve karmaşık örgütlerin olumsuz etkilerinden uzaktırlar. Onlar, küçük gruplar olarak, biçimsel olmayan (yüzyüze) ilişkilerin çok kolay geliştirilebildİği ve bunun avantajlarından yararlanılabildiği örgütsel ortama sa­hiptirler. Bunun yanı sıra, başarılı kabul edilen küçük girişimcilerin en önemli nitelikleri arasında yer alan başkalarını ikna edebilme ve görüşlerini kabul et­tirebilme yeteneği, onların personeli ile olan ilişkilerinde büyük kolaylık sağlar. Bu niteliği işletme sahibinin personeli üzerinde ılımlı bir otorite sağlamasına olanak tanır (17).</p>
<p>Küçük bir işletmede çalışmanın işgörenler açısından da kimi yararları bulunur. Küçük işletmelerin çoğunluğu çalışanların her zaman işletme sahibine yakın olmalarını sağlayacak kadar küçüktür. Bu nedenle, çalışanların huzursuzlukları ve şikayetleri çoğu kez zaman almadan çö/ümlenir. Öte yandan, yanında ça­lışanları yakından tanıyan işletme sahibi, onların yeteneklerini ve isteklerini daha iyi görebilir. Bunun sonucu olarak, çalışanların yeteneklerine uygun ve hoş­landıkları işleri yapabilme olanakları daha fazladır. Bunun ötesinde, genellikle, küçük işletmelerde çalışanların başarısı daha çabuk görülür ve ödüllendirilir.</p>
<p>Gerek duyulan sayıda yetenekli ve deneyimli personel sağlayabilmek, birçok işkolundaki küçük işletmelerin karşılaştıkları en önemli sorunlardan birini oluş­turur. Ülkemizdeki büyük bir meslek kuruluşu başkanının, &#8220;Türk sanayisinin % 99&#8242;nu oluşturan KOBI dediğimiz küçük ve orta ölçekli işletmelerin en büyük so­runu ne pazar, ne finansman, ne ihracat. En büyük sorun kalifiye eleman bu­lamamak&#8221; (130), şeklindeki görüşü kalifiye eleman sorununun önem boyutunu açıklar niteliktedir. Gelişmekte olan ülkelerin bir çoğunda görüldüğü üzere, Türkiye&#8217;de de potansiyel işgücü sayı bakımından fazla olmasına karşın, üretim fonksiyonunun gerektirdiği yetenek, beceri ve teknik bilgilere pek sahip olma­dıkları (209,s.92-93) gözardı edilemeyecek bir gerçektir. Ülkemizde, istihdamı geliştirmek amacıyla yapılan çalışmalar, bir yanda hiçbir beceriye sahip olma­dan istihdamı bekleyenlerin, diğer yanda da aradıkları kalifiye işgücünü bula­mayan istihdam kuruluşlarının olduğunu ortaya koymuştur (9). Bu durum, ko­nunun önemini daha da artırmaktadır. Konuya ilişkin araştırmalar, kalifiye ele- man sorununun ülkemizdeki küçük sanayi işletmelerinin karşılaştıkları en ö-ncnıli güçlüklerden biri olduğunu göstermektedir (69; 292,s.87; 318,s.49; 393, s.22). Bu sorun, personel ile müşteriler arasında yüzyüze ilişkilerinin daha da Önem kazandığı ticaret ve hizmet sektörlerindeki küçük işletmeler için de ge­çerlidir. Bu iki sektördeki sosyal hareketlilik daha fazladır ve bu durum önem­li bir sorun oluşturmaktadır.</p>
<p>Devlet Planlama Teşkilatının bir araştırmasına göre, küçük sanayi işletmele­rinde çalışanların % 26.72&#8242;si ilk girdikleri işyerinde çalışmaya devam ederken, bu oran ticaret ve hizmet sektörlerinde % 5&#8242;lcre düşmektedir. Ticaret ve hiz­met sektörlerindeki işkollarmın çoğundaki çalışmalar pek fazla beceriyi ve de-neyirni gerektirmeyen işlerdir. Bu nedenle, bu işkollarındaki işletmelerde çalı­şanların bir beceri öğrenmekten çok kazanç duygusuyla hareket ettikleri görü­lür. Röylece, ticaret ve hizmet sektörlerinde iş ve işyerine bağlılık zayıf, buna karşılık sosyal hareketlilik fazladır (143,s.40). Sanayi sektöründe ise, beceri ka-/anıp, meslek sahibi olmak daha önem taşımaktadır. Böylece, bu sektörde iş­yerine bağlılık göreli olarak daha yüksek, buna karşılık sosyal hareketlilik daha düşük olmaktadır, öte yandan, aynı araştırmanın işgörenlerin çalıştıkları işye­rini değiştirme nedenlerine ilişkin sonuçları da oldukça ilginçtir (çizelge 5.2.).</p>
<p>Çi/elge 5.2. İşgörenlerin İşyerini Depsiirrne Nedenleri ve Yüzdeleri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="280" valign="bottom">yşyerirn [X&#8217;ğ ist irme Nedenini</td>
<td width="60" valign="bottom">Bursa</td>
<td width="68" valign="bottom">Konya</td>
<td width="68" valign="bottom">İzmir&#8221;</td>
</tr>
<tr>
<td width="280" valign="bottom">ÜCR&#8217;i tatminkar değildi</td>
<td width="60" valign="bottom">% 27.07</td>
<td width="68" valign="bottom">% 18.67</td>
<td width="68" valign="bottom">% 22.14</td>
</tr>
<tr>
<td width="280" valign="bottom">Geçimsizlik</td>
<td width="60" valign="bottom">29.72</td>
<td width="68" valign="bottom">28.00</td>
<td width="68" valign="bottom">25.71</td>
</tr>
<tr>
<td width="280" valign="bottom">işveren i^i daraltıl</td>
<td width="60" valign="bottom">2.61</td>
<td width="68" valign="bottom">5.33</td>
<td width="68" valign="bottom">7.14</td>
</tr>
<tr>
<td width="280" valign="bottom">işveren heni sigorta ettirmedi</td>
<td width="60" valign="bottom">y. 90</td>
<td width="68" valign="bottom">&#8211;</td>
<td width="68" valign="bottom">4.29</td>
</tr>
<tr>
<td width="280" valign="bottom">1$ çok   ağırdı</td>
<td width="60" valign="bottom">4.50</td>
<td width="68" valign="bottom">K. 00</td>
<td width="68" valign="bottom">7.86</td>
</tr>
<tr>
<td width="280" valign="bottom">işveren işyerini kapattı</td>
<td width="60" valign="bottom">&#8211;</td>
<td width="68" valign="bottom">9.33</td>
<td width="68" valign="bottom">10.71</td>
</tr>
<tr>
<td width="280" valign="bottom">Rtışk;ı nedenler</td>
<td width="60" valign="bottom">26.20</td>
<td width="68" valign="bottom">30.67</td>
<td width="68" valign="bottom">22.15</td>
</tr>
<tr>
<td width="280" valign="bottom">TOPLAM</td>
<td width="60" valign="bottom">100.00</td>
<td width="68" valign="bottom">100.00</td>
<td width="68" valign="bottom">100.00</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: *(143,s.41; I44,s.44)  **Kaynak: {15)</p>
<p>Çizelgeden de görüleceği üzere, &#8220;geçimsizlik&#8221; çalışanların işyerini değiştirme­deki en önemli nedenlerden biridir ve bu nedenle işten ayrılanların oranı &#8220;ye­tersi/, ücret &#8220;i neden olarak gösterenlerden daha yüksektir. Burada &#8220;geçimsizlik&#8221; ile kastedilen, gerek işverenden, gerekse çalışma arkadaşlarından kaynaklanan hoşnutsuzluk, bir başka deyişle, çalışanın işyerindeki huzursuzluğudur. Bu durum, işletme sahibinin personeliyle olan ilişkilerindeki tutum ve davranışla­rın çalışanlar üzerindeki etkisinin ne denli önemli olduğunu gösteren bir bulgu niteliğindedir. Söz konusu bulgu, personeli işyerinde tutabilmek, onlardan ar­zulanan verimi sağlamak ve onları tatmin edebilmek için yalnızca parasal mo- tivasyonun yeterli olacağını ileri süren varsayımın tümüyle geçerli olmadığının bir göstergesidir. Bu nedenle, girişimciler yanlarında çalışanların yalnızca iş­letme fonksiyonlarının yerine getirilmesinde gerekli bir araç olmadıklarını; in­san davranışlarının, tutumlarının, duygu ve düşüncelerinin de işletme çalışma­larını olumsuz yönde etkileyebileceğinin bilincinde olmalıdırlar. Kişilerin yal-rıı/ca ekonomik değerlerle isteklendirİlerneyecekleri, gönül gücüne, duygulara, güvene ve tatmine önem veren bir sistemin güdülemede etkili olduğunun bi­linmesi işletme sahipleri açısından büyük önem taşır.</p>
<p>5.6.0. Personel Yönetimi</p>
<p>İyi belirlenmiş bir personel politikası ve bunun uygulanması, kalifiye eleman bulmak, onları işyerinde tutmak ve çalışanlardan istenilen verimi almak yö­nünden küçük işletme sahiplerinin karşılaştıkları sorunların çözümünde önem­li bir işlevi yerine getirir. Personel politikasının oluşturulması ve bu politika­nın uygulanması personel (işgören) yönetiminin görevidir. Büyük işletmelerin çoğunda bu işlev uzman kişiler tarafından yerine getirilir. Küçük işletmelerde ise çalıştırılan personelin azlığı bu konuda bir uzmanın istihdam edilmesine pek olanak tanımaz. Bu nedenle, bu tür işletmelerde personel yönetimi görevinin büyük bir olasılıkla işletme sahibi tarafından yerine getirilmesi gerekecektir.</p>
<p>Personel yönetiminin temel konusu insandır (314,s.2). Çalışanların yetenekle­rinden maksimum düzeyde yararlanabilmeyi sağlamak amacıyla yapılan tüm çabalar personel yönetiminin uğraş alanım oluşturur. Çalışan kişi, teknik per­sonel veya salış elemanı ya da büro memuru olabilir. Ancak, bu durum per­sonel yönetiminin amacını ve görevlerini etkilemez. Böylece, personelle ilişki­li olarak alınan ve alınması gereken kararlar ve önlemler ile bu konuda izlenecek politikaların lürnüne personel yönelimi denir.</p>
<p>5.6,0.0. İnsan ilişkileri Açısından Personel Yönetimi</p>
<p>özellikle, hizmet götürülen alanın sınırlarının dar olduğu bölgelerde, küçük işletmelerin toplumdaki yeri, büyük Ölçüde, işletme sahibi ile yanında çalışan­lar arasındaki ilişkilerle belirlenir. Girişimcinin, personeline iyi davranan, on­lara hak ettikleri ücreti ödeyen kişi olarak tanınması ile işletmesinin toplumda edineceği yer ve imaj arasında yakın bir ilişki bulunur. Bunun yanı sıra, iyi personel ilişkileri emek (işgücü) verimliliğinin artırılmasında önemli bir etken­dir. Çalışanların müşterilerle yakın ilişkiler içerisinde olduğu ticaret ve hizmet işletmelerinde iyi personel ilişkileri sunulan hizmetin kalitesini olumlu yönde etkiler. Bir keresinde bir lokanta sahibi bu kitabın yazarına &#8220;aşçı isterse ocağı tereyağı ile yakar&#8221; demiştir. Bu söz, personel ilişkilerinin sunulan hizmetin ka­litesi ve emeğin verimi üzerindeki etkisinin ne denli önemli olduğunu doğru­lar nitelikledir. İyi personel ilişkileri, çoğu durumda, büyüklerin ödedikleri üç- rete ve sosyal haklara eşit bir ödemeyi yapamayan küçük işletmelerin bu bağ­lamdaki dezavantajının telafi edilmesine de katkıda bulunur. İyi personel iliş­kileri ile, personelin ceplerine olmasa da, gönül güçlerine hitap edilerek, kali­fiye personel işyerinde tutulabilir. Özetle, yanında çalışanlarla olumlu ilişkiler kurabilen bir girişimci, rakipleri karsısında belli bir üstünlük sağlar. Girişim- cinin sahip olduğu teknolojiyi, üretimde kullandığı materyali veya mamulleri ra­kip işletmeler de satın alabilirler ya da onun ürettiği mal veya hizmeti kopya edebilirler. Ancak, iyi personel ilişkilerinin işletmede yarattığı birliği ve uyu­mu ne satın alabilirler, ne de kopya edebilirler.</p>
<p>İyi personel ilişkilerinin oluşturulması, herşeyden önce çalışanların yaptıkları işler karşılığında neler beklediklerinin bilinmesini gerektirir. Çalışmaları (eme­ği) karşısında personelin beklentileri, genelde;</p>
<p>* yapılan işin karşılığı olan ücreti almak,<br />
&#8216;•&#8217;•&#8217;   iş güvenliği (işin süreklilik göstermesi),</p>
<p>*    normal çalışma saatleri,</p>
<p>*    uygun ve güvenli çalışma ortamı,</p>
<p>*    yapılan işin bir parçası olduğu duygusunu hissetmek,</p>
<p>*  çalışmasına ve yeteneğine bağlı olarak kişinin işinde yükselebileceğine olan<br />
inanç,</p>
<p>olarak özetlenebilir. Sözü edilen beklentilerin yerine getirilerek, çalışanlarla iyi ilişkilerin geliştirilebilmesi bir takım personel politikalarının oluşturulmasını ge­rektirir. Personel bulma ve seçme, işe alıştırma, iş değerleme, ücret politikası, hi/met içi eğitim, İş güvenliği gibi konular bu politikaların en önemlilerini oluş-oluşturur. Büyük işletmelerde genellikle yazılı olarak belirlenip, uygulanan hu politikalar, küçük işletme sahipleri tarafından da belli ölçülerde geliştirilip, uy­gulanabilir. Bununla beraber, birkaç personelin çalıştığı işletmelerde bu tür politikaların yazılı olarak belirlenmesine gerek yoktur. Personel politikalarının yazılı olarak belirlenmesine daha çok yüz kişinin üstünde personel İstihdam eden orta ölçekli işletmeler için bir gereklilik olabilir.</p>
<p>Tek başına bir ders olarak okutulan personel yönetimi konusunun burada tüm ayrıntılarıyla incelenmesi pek olası değildir. Bu nedenle, aşağıdaki bölümler­de küçük işletmeler açısından önemli olduğuna inanılan konular ana hatlarıy­la incelenmiştir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgiler edinmek isteyen girişimciler personel yönetimi konusundaki kitaplardan birini veya birkaçını okuyarak ko­nuya ilişkin temel bilgileri edinebilirler. Bu kitapların çoğu konuyu büyük işletmeler açısından incelemesine karşın, küçük işletme sahiplerin yine de bu kitaplardan önemli ölçüde yararlanabilirler.</p>
<p>xxx</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ÖRNEK OLAY 5.3 ZAMANINDA YETİŞMEYEN SİPARİŞ</strong></p>
<p>Bu kitabın yazarına anlatılan aşağıdaki öykü, işletme sahibinin personeli ile oluşturacağı iyi ilişkilerin ne denli önemli olduğunu ve bu ilişkilerin kurulmasında küçük isletmelerin sahip oldukları avantajı onaya koyması açısından oldukça ilginçtir. Çorum ilindeki bir iş adamının kendi ağzın­dan anlatığı öykü yaklaşık şöyledir:</p>
<p>Yıllar önce, gününde yetiştirilmesi benim için çok önemli olan bir sipa­rişi zamanında yetiştirebilmek için ben ve işçilerim günlerce çalıştık, an­cak teslim tarihinin son gününe geldiğimizde siparişin hepsini yine de ta-mamlayamadık. Bu nedenle, teslim tarihinin öncesindeki gün oldukça üz­gündüm, ancak yapacak birşey de yoktu. O gün, işçilerimle bu konuyu hiç konuşmadım ve biraz da can sıkıntısıyla normal saatimden önce işyerin­den ayrıldım. Ertesi sabah ise geldiğimde, bir kadının beni beklediğini söylediler. Kadın, &#8220;Yanımda çırak olarak çalışan oğlunun bir gece önce eve gelmediğini; ustası olarak, onunla konuşup nedenini öğrenmemi; ge­rekiyorsa kulağını çekmemi&#8221; söyledi. Annesi gittikten sonra, çırağı ça­ğırdım ve bir gece önce eve gitmemesinin nedenini sordum. Bana, &#8220;Dün gece bütün arkadaşlar sabaha kadar çalıştık. O nedenle eve gidemedim&#8221; dedi. Bir gün önce işten ayrılırken onlara gece çalışmaları konusunda bir şey söylememiştim. Bunun üzerine, o gece neden çalıştıklarını sordum. Ya­nıtı şu oldu. &#8220;Sipariş yetişmediği için çok üzülüp, sıkıldığınızı gördük. Dün, siz gittikten sonra, tüm arkadaşlar toplandık, siparişi belki yetişti­rebiliriz diye, gece de çalışmaya karar verdik, sabaha kadar da çalıştık&#8221;.</p>
<p>Çırağın söyledikleri beni çok şaşırttı. Çünkü, onlara ne sipariş yetiş­mediği için kızmıştım, ne de o gece için kalıp çalışın demiştim. Gerçi, sa­baha kadar çalışmalarına karşın, siparişi yine de tamamlayamamışlardı. Ancak, bu davranışları beni siparişin tamamlanmasından daha mutlu et­miş, hem de. duygulandırmıştı. O günden sonra, ben de onları daha da iyi yetiştirmeye çalıştım ve zamanı geldiğinde de her birinin kendi işini kur­ması için maddi ve manevi destek sağladım.</p>
<p>Xxx</p>
<p>5.6.0.1. Personel Seçimi</p>
<p>Gerek duyduğu elemanların seçimi için işletme sahibi öncelikle işgören kay­naklarının neler olduğunu bilmelidir. Küçük işletmeler için bu kaynaklar; (a) İş ve İşçi Bulma Kurumu, (b) meslek okul lan, (c) işletmede çalışanların öneri-leri. (d) gazete ilanları, (e) sendikalar, (f) işletmeye daha önceden iş için baş-vıınınhır, olarak sıralanabilir. Bu konuda önemli olan, işletme sahibinin deği­şik kaynakları denemesi ve olası görülen Ölçüde fazla aday arasından seçim yapmaya çalışmasıdır.</p>
<p>Değişik kaynaklardan gelen adayların seçiminde genellikle test ve yüzyüze gö­rüşme (mülakat) en çok kullanılan yöntemlerdir. İnsanların bilgilerini, /,cka dü-/.eyİerim, yeteneklerini Ölçmek amacıyla geliştirilmiş testler bulunmaktadır. Gi­rişimci, yapılacak isin niteliklerine uygun testlerden birini bu amaçla kullana­bilir. İs için başvuruda bulunanların aranılan niteliklere sahip olup olmadıkla­rı bu testle büyük ölçüde ortaya çıkarılmaktadır.</p>
<p>Tcsi, insan yeteneklerini ve bilgisini belli ölçüde ortaya koymasına karşı, tüm yeteneklerin kesin bir doğrulukla öİçülebilmesine olanak tanımaz. Bunun yanı sıra. test kişilerin karakterleri ve geçmişleri hakkında da bilgi veremez. Bu ne­denle, testte başarılı olan adaylarla yapılacak y ü/y ü/e görüşme (mülakat), on­ları daha iyi tanımak açısından önemli yararlar sağlar. Görüşmede, adaya yö­neltilecek sorular, adayın işe alınacak elemanda aranılan nitelikleri taşıyıp ta­şımadığı konusunda girişimciye Önemli ip uçları verir. Adayın daha önce ne gibi işlerde ve hangi işyerlerinde çalıştığı; çalışmadığı dönemler varsa bu ara­da ne yaptığı; daha önce çalışmışsa işini terk etme nedeni; açık olan iş için baş­vuruda bulunma nedeni; adayın deneyimi ve yeteneklerinin yanı sıra, onun kişiliğine ilişkin önemli bilgileri de girişimciye sağlayabilir.</p>
<p>5.6.0.2. İşe Alıştırma</p>
<p>İş için uygun görülen kişinin görevine ve İşletmeye uyum sağlaması amacıyla yapılan çabalara işe <strong>alıştırma </strong>denir. Birçok durumda, çalışan açısından işe haşladığı ilk gün bir ömür boyu etkisinde kalabileceği olaylarla geçebilir. İş­letme sahibi bu kimiyi ilk gün ka/anabiîeceği gibi, kaybedebilir de. Görevine yem başlayan bir kişinin kazanılması işe alıştırmanın asıl amacını oluşturur. Yeni işgöreıün kendini evinde veya tanıdığı bir yerde hisseden bir duyguyla görevine başlaması, işe alıştırmadan sağlanacak yararların başında gelir. İşe ye­ni başlayan bir kişi, çoğu durumda, iyi bir performans (iş başarısı) göstermek için oldukça isteklidir, önemli olan onun bu isteğini azaltmayıp, canlı tuta­bilmektir. Daha başlangıçta hayal kırıklığına uğrayan bir işgörenin sonradan işi­ne ve işletmeye uyumu ya mümkün olmaz, ya da çok uzun süre alır (82,s.27U). Göreve yeni başlayan her kişi, işyrindeki ilk günlerinde çalışma arkadaşları ile nasıl geçineceğini, işin ayrıntılarının neler olduğunu, kendisinden neler bek­lendiğini merak eder ve strese girer (34). Bu nedenle, işletme sahibi, göreve başladığının ilk gününde yeni personelini yakın bir ilgiyle karşılamalıdır. An­cak bu ilgi yalnı/ca onun dostça karşılanması yönünden olmamalıdır. Göreve yeni başlayan, öncelikle beraber çalışacağı kişiler (iş arkadaşları) ile tanıştml-mah, görevi ile ilgili ayrıntılar kendisine anlatılmalı ve işletmenin politikaları konusunda aydınlatılmalıdır. Bunun yanı sıra, işletme sahibi, ilk günlerde yeni personelinden diğer çalışanların ortaya koyduklarına eşit düzeyde bir perfor­mansı göstermesini istememeli; bu dönem içerisinde yapacağı hataları hoşgö­rü ile karşılamak; hataların tekrarlanmaması için ona yardımcı olmalıdır. İşlet­medeki ilk günlerinde işletme sahibinden ve diğer personelden yakın ilgi gö­ren ve bu dönemdeki hataları hoşgörüyle karşılanan bir kişi, çoğu durumda, işletme için kazanılmış bir varlık değeridir.</p>
<p>5.6.0.3. Hizmet İçi Eğitim</p>
<p>İş başında eğitim olarak da adlandırılan hizmet içi eğitim, işgörenlerin sahip oldukları teorik ve pratik bilgilerin teknolojinin değişimine ve yeniliklere ayak uydurabilecek biçimde geliştirilmesi amacıyla yapılan eğitim çalışmaları olarak tanımlanabilir. Özellikle, sanayi sektöründe başarıyla uygulanan bu yöntem, çalışan açısından sanatı öğrenmenin en verimli, ucuz ve en kolay yolu olmasına karşın, girişimci yönünden, zaman ve maliyet açısından oldukça pahalıdır. Ül­kemizdeki küçük işletme girişimcileri uzun yıllardan beri bu konuda çok önem­li bir görevi yerine getirmektedirler. Özellikle, küçük sanayi işletmeleri, bir bakıma, sanayi sektörüne kalifiye eleman yetiştiren ve bunun maliyetini üstle­nen okullar niteliğindcdirler. Küçük sanayi işletmelerinde yetişen bu elemanlar, sonraki yıllarda, gencide, daha cazip ücret ödeyebilen ve sosyal haklar tanı-yabilen büyük işletmeler tarafından istihdam edilmektedir. Bu dunun, bir ba­kıma, büyük sanayi işletmelerine kalifiye eleman yetiştirmenin maliyetinin kü­çük işletmelere yüklenmesi anlamına gelmektedir.</p>
<p>Küçük işletmelerin yıllardır gönüllü olarak üstlendikleri eleman yetiştirme gö­revi 1977 yılında çıkarılan 2089 sayılı Kanun ve daha sonra bu kanunun aksa­yan yönlerini dikkate alarak 1986 yılında çıkarılan 3308 sayılı Çıraklık ve Mes­leki Eğitim Kanunu ile yasal bir zemine oturtulmuştur. Bu kanunun küçük iş­letmelere belli yükler getirdiği bir gerçektir. Bunun yanı sıra, bu kanun kap­samında yürütülen eğitim çalışmalarının kimi aksayan yönleri de bulunmak­tadır. Tüm bunlara karşın, Kanunun uzun dönemde özellikle sanayi için gerek duyulan kalifiye elemanların yetişmesinde çok önemli bir işlevi yerine getire­ceği gerçeği de göz ardı edilemez. Edindikleri teknik eğitim bir tarafa bırakıl­sa bile, bu programa katılanlar en azından nasıl oturulup, kalkılacağım; insan­larla nasıl konuşulacağını; toplum içinde nasıl davranılması gerektiğini öğren­mektedirler. Çıraklık Yasası uyarınca kursa yolladığı işçisine temizlik kuralla­rını öğreten girişimci, bir başka biçimde sanayi toplumunun teminatı olan insan tipini ortaya çıkarmaktadır (92). Bu da, hiç küçümsenmeyecek bir katkıdır. Şüphesiz ki, eğitim programlarının aksayan yönleri zaman içerisinde düzelti- İccek, çalışmalar daha etkili duruma gelecektir. Bu nedenle söz konusu kanun, bugüne kadar ülkemizde sanayi sektörü için yapılmış en iyi işlerden biridir ve uzun dönemde hem ülke ekonomisine, hem de küçük işletmelere önemi ya­rarlar sağlayacağı bir gerçektir.</p>
<p>Belli bir maliyeti olan hizmet içi eğitimin küçük işletmelere küçümsenmeye­cek yük getireceği bir gerçektir. Bununla beraber, özellikle sanayi sektöründe, üretimin daha verimli ve kaliteli olması için eğitim çalışmalarına üretim ça­lışmaları kadar önem verilmesinin (293) gerekliliği de kabul edilmelidir. Bu nedenle, tüm zorluklarına ve maliyetine karşın, küçük işletme girişimcilerinin eleman yetiştirme konusundaki çabaları onların kalifiye eleman sorununu bel­li ölçüde azaltacağı gibi, ülke ekonomisine de önemli katkı sağlayacaktır.</p>
<p>5.6,0.4. iş Güvenliği</p>
<p>İş güvenliğinin temel amacı, çalışanların meslek hastalıklarını önlemek ve iş kazalarından korunmalarını sağlamaktır. <strong>Meslek hastalıkları, </strong>yapılan iş ile ilişkili olarak ortaya çıkan hastalıklardır. <strong>İş kazaları </strong>ise, normal iş akışı içe­risinde ya da iş araçlarının neden olduğu yaralanma, sakatlanma ve Ölümle so­nuçlanan, önceden planlanmayan ve beklenmeyen olayların (314,s.227) tümü­nü içerir. Büyükleriyle kıyaslandığında, meslek hastalıklarının ve iş kazaları­nın küçük işletmelerde daha çok meydana geldiği görülür. Bu durumun başlı­ca nedenleri şunlardır (170):</p>
<p>*  Küçük işletmelerin çoğunluğunda emek yoğun bir üretim söz konusu ol­<br />
duğundan, iş aletleri ve elektrikli aletler çalışanlar tarafından daha çok<br />
kullanılmaktadır. İşin özelliklerinden kaynaklanan hu tür çalışma, iş kaza­<br />
larının ve meslek hastalıklarının artmasında önemli bir etkendir.</p>
<p>•• Genellikle, küçük işletme sahiplerinde üretim fikri üstün gelmekte, iş ka­zalarından ve meslek hastalıklarından korunma düşüncesi ihmal edilmek­tedir.</p>
<p>*    Ru tür işletmelerde çalışanların çoğunluğu, iş güvenliği ve işçi sağlığı yö­<br />
nünden eğitime tabi tutulmamışlardır. Bu nedenle, işçilerin ve çırakların<br />
doğal olarak iş kazalarından ve meslek hastalıklarından korunmada daha<br />
bilgili ve bilinçli olmaları beklenemez.</p>
<p>*    İşyerlerinin yetersiz veya işletme olmaya elverişli olmaması iş kazalarını ve<br />
meslek hastalıklarını artırıcı bir başka etkendir.</p>
<p>*    İşletme sahipleri, iş kazaları ve meslek hastalıkları konusunda bilinçli bile<br />
olsalar, genellikle bu konularda yatırım yapabilecek finatısal kaynaklara<br />
sahip değillerdir.</p>
<p>Küçük işletmelerin sayısının çok olması nedeniyle istenilen düzeyde ve<br />
sıklıkta bir denetim yapılamamaktadır.</p>
<p>Sahip oldukları dezavantajlara karşın, meslek hastalıkları ve iş güvenliği ko­nusunda küçük işletmeler kimi avantajlara da sahiptirler. Öncelikle, işletme sahibi işyerindeki olası iş güvenliği sorunlarına ilişkin bilgileri daha çabuk ve kolaylıkla sağlayabilir. Bunun yanı sıra, çalışanların eğitimleri basit programlarla daha kolay gerçekleştirilebilir. Personel sayısının az olması nedeniyle işçilerin ve çırakların güvenlik önlemlerine uymaları daha kolay denetlenebilir.</p>
<p>Olasıl (potansiyel) iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi daha ön­ceden hazırlanmış bir planın uygulanmasını gerektirir. Küçük işletmelerin iş güvenliği konusunda bir uzmanı istihdam etmeleri ekonomik yönden pek ola­sı değildir. Bir iş güvenliği uzmanından danışman olarak yararlanılabilirce de, bu görevin yerine getirilmesi büyük ölçüde isletme sahibine düşmekledir. Bu amaçla yapılacak planlı ve bilinçli çalışmalar iş güvenliğinin sağlanmasına önemli katkılarda bulunur. Konuyla yeterince ilgilenecek zamanının olmama­sı durumunda, işletme sahibi, ustabaşına veya kıdemli bir işçiye gerekli yetki ve zamanı vererek işletmesinde iş güvenliğini sağlamaya çalışmalıdır.</p>
<p><strong>5.6.0.5. </strong>Personel <strong>Devir Hızı </strong>(Işgören <strong>Değişim </strong>Çabukluğu) Personel devir hızı (PDH), işletmeden belli bir sürede (genellikle bir yıl) ayrı­lan personelin oranını belirlemek amacıyla kullanılan bir kavramdır. Personel devir hızı (işgören değişim çabukluğu), çalışılan işkolunun niteliklerine göre değişir. Bu nedenle, genelde, her işkolunun kendine özgü bir ortalama perso­nel devir hızı bulunur. Bir işletmenin personel devir hunim çalıştığı işkolunun ortalama personel devir hızından yüksek olması, İşletmede verimin düşmesine, maliyetlerin artmasına neden olur. Bunun en Önemli nedenlerinden biri, işten ayrılanların yerine alınan her yeni personelin belli bir işe alıştırma süresi ge­çirmesi; bu süreden geçirilmeyenlerin görevlerine ve işletmeye uyumlarının bel­li bir zaman almasıdır. İşe alıştırma veya uyum sağlama süresi içerisinde yeni i s. gören i n tam verimlilikle görevini yerine getirmesi beklenemez. Bu da, birim işgücü maliyetinin artması anlamına gelir. Buna bir de, uyum süresi içerisinde işgören i n yapacağı hatalardan dolayı malzeme kayıpları ile kullandığı makine ya da teçhizatta neden olabileceği hasarlar eklenince personel devir hızının işletmeye maliyetinin ne denli yüksek olduğu kendiliğinden ortaya çıkar. Bu nedenle, personel devir hızının yüksek olması hiç de arzulanmayan bir du­rumdur. Personel devir hızı, iskolundaki ortalamanın üzerinde olan bir işletme belirli ölçüde rekabet gücünü yitirir. Ancak, birçok küçük işletme sahibi per­sonel devir hızının yüksek olmasının işletmeye getirdiği maliyetin ne denli önemli olduğunun pek farkında değildir.</p>
<p>Personel devir hızı (PDH) aşağıdaki formül yardımıyla hesaplanabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Belirli bir dönemde işten ayrılanlar</p>
<p>PDH = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;                           x 100</p>
<p>Aynı dönemde işletmede çalışan ortalama personel sayısı</p>
<p>Personel devir hızı oranının çalışılan işkolunun ortalamasının altında olması arzulanan bir durumdur. Oranın yüksek olması ise, genellikle, personel ilişki­lerinden kaynaklanan sorunlarla (ücret, geçimsizlik, işten tatmin duymama, ça­lışma koşullarının uygun olmaması gibi) ilişkilidir. Bu nedenle, yüksek perso­nel devir hızı, işletmenin personel ilişkileri açısından kimi sorunlarının bulun­duğunun bir göstergesi olarak kabul edilmelidir.</p>
<p>Öte yandan, personel devir hızı, bir işletmenin başarı derecesinin göstergesi sayılabilir. Etkili çalışına ve çalıştırma açısından olduğu kadar, personel hizmeti ve hizmetlerin tatmin edici bir düzeyde olup olmadığı personel devir hızı ile belirlenebilir (138,s.225). Bu nedenle, personel devir hızının bilinmesi işgücü­nün daha etkili kullanımını sağlayacaktır. İşkolu ortalamasına göre daha yük­sek bir personel devir hızına sahip olduğunu bilen bir işletme sahibi, bunun nedenlerini araştırma ve sorunu çözme olanağına sahip olacaktır. İşletmesinin personel devir hızı yüksek olan bir girişimci, öncelikle bunun nedenini veya nedenlerini araştırmalıdır. Yukarıda da değinildiği üzere, personel devir hızı­nın yüksek olması değişik nedenlerden kaynaklanabilir. Nedeni belirledikten sonra, işletme sahibi bu konuda düzeltici önlemleri alabilir ve almalıdır da. Ko­nu, ö/ellikle yapılan işin yetenekli ve deneyimli elemanlarla yürütülmesinin zo­runlu olduğu işkollarında çok daha önemlidir, &#8220;işsiz, adam çok, ayrılanın yeri­ne on iane bulurum&#8221; düşüncesiyle konuya yaklaşımda bulunmak, uzun dönem­de girişimcinin bu konudaki sorununu çözmeyecek, aksine daha da artıracaktır.</p>
<p>5.6.0.6. <strong>Ücret </strong>Politikası</p>
<p>Rrneğİn karşılığı olan ücret, işgörene yaptığı işe karşılık olarak Ödenen parasal değerdir. İşletme sahibi açısından ele alındığında, ücret; işgörene bedensel ve fikirsel olarak yaptığı iş veya işler karşılığında ödenen bîr giderdir. Gider ola­rak ücretin küçük işletmelerin çalışmaları üzerinde çok önemli bir etkisi bulu­nur. Genellikle, yoğun rekabet ortamında çalışan küçük işletmelerin ücretler­den kaynaklanan maliyet artışını fiyat artışı olarak tüketicilere aktarmaları ol­dukça güçtür. Bu durum, zaten sınırlı olan kazanç oranının daha da düşmesi­ne neden olur ve işletmenin geleceğini tehlikeye sokabilir.</p>
<p>İşgören açısından ücret, kendisinin ve ailesinin belirli bir yaşam düzeyindeki gereksinmelerini karşılayan bir araçtır. İşgören, emeğinin karşılığı olarak belir­lenen ücretin &#8220;adil olmasını&#8221; ve &#8220;eşit İşe eşit ücret&#8221; ödenmesini bekler.</p>
<p>Ekonomistler ücretin işgücü pazarındaki arz ve talebe göre belirlendiğini sa­vunurlar. Ancak, ücretin tamamen pazardaki mal ve hizmet fiyatları gibi be­lirlendiğini pek söylenemez. Günümüzde, arz ve talebin dışında, ücretin belir­lenmesini etkileyen değişik faktörlerin bulunduğu bir gerçektir. Öncelikle, eko­nomik ve sosyal yaşamdaki rolü ve gelir dağılımındaki önemi nedeniyle bir­çok ülkede olduğu üzere, ülkemizde de devlet &#8220;asgari ücref&#8217;in belirlenmesine müdahale etmektedir. Bunun yanı sıra, işkolunun genel durumu, toplu sözleş­me mekanizması, rekabet, iş kolundaki ortalama kazanç oranı gibi faktörler de­ğişik işkollarında farklı ücretlerin oluşmasına neden olur. Yapılan işin nispi değeri, çalışma koşulları, iş için gerekli eğitim düzeyi, kıdem, sosyal durum, alışılmış ücret düzeyi gibi etkenler de ücretin belirlenmesinde etkili olan fak­törler arasında yer alır.</p>
<p>Küçük işletmeler açısından iyi bir ücret sisteminin oluşturulması, ücretten kay­naklanan maliyetlerin karşılanması ve kazanç amacına ulaşılması için zorun­ludur. İşgÖrene ücreti dışında yapılan sosyal yardımlar, sosyal sigorta primi işveren payı, tasarrufu teşvik fonu ile konut edindirme fonu için işverenin ödediği kesintiler işçilik maliyetinin bir bölümünü oluşturduğundan, oluşturu­lacak ücret sistemi ücret dışı Ödemeler olarak kabul edilen sosyal yardımların niteliklerini ve parasal sınırlarını da belirlemelidir.</p>
<p>Bir ücret sisteminin oluşturulması daha çok orta ölçekli işletmeler için geçer­lidir. Birkaç kişinin çalıştığı küçük bir isletmede fornıcl bir ücret politikasının olmaması pek önemli bir sorun oluşturmaz. Birkaç kişinin çalıştığı bir işletme­de girişimci, çalıştığı işkolundaki ortalama ücreti ve rakip işletmelerin per­soneline ödedikleri ücretleri temel tutarak, işletmesinde uygulanacak ücreti ve ücretle ilişkilendirilen sosyal yardımların niteliklerini ve parasal sınırlarını be­lirleyerek, işletmesinin ücret politikasını basit olarak oluşturabilir. Buna karşı­lık, daha ayrıntılı bir işbölümüne gidilen, bu nedenle de farklı türde ve dü­zeyde eğitimi ve deneyimi gerektiren değişik işlerin yerme getirildiği orta öl­çekli işletmelerde ücretlerin belirlenmesi daha ayrıntılı bir çalışmayı gerek­tirmektedir.</p>
<p>Orta ölçekli İşletmelerde sağlıklı bir ücret sisteminin oluşturulabilmesi için iş­letmede yapılan her işin nispi (göreli) değeriyle ilgili objektif bilgilerin bu­lunması gerekir. Bu bilgiler <strong>iş değerleme </strong>ile sağlanır. İşletmedeki ücret dü­zeyleri arasındaki farkları saptamak ve tutarlı bir ücret politikası izlemek a-macıyla işletmedeki tüm işlerin iş tanımlarını yapmak, tanımı yapılmış işleri gruplamak ve derecelemek ve bunlara bağlı olarak da işletmede bir ücret ya­pısı oluşturmak (354,s.l98) iş değerlemenin konusunu oluşturur. Yapılan işlerin türlerine ve kapsamlarına göre iş değerlemesinde değişik yöntemler kullanıla- bilir. İş değerlemesi sonucunda oluşturulacak ücret sistemi işletme sahibi ile ça­lışanlar arasında ücretten kaynaklanan anlaşmazlıkların en alt düzeye indiril­mesinde etkili olacağı gibi, işçilik ücretlerinin saptanmasında ve denetiminde de girişimciye yardımcı olur. İş değerleme ve bu değerlemede kullanılan yön­temlere ilişkin daha ayrıntılı bilgiler personel yönetimi kitaplarından edinilebilir.</p>
<p>5.6,0.6.0. <strong>Ücret Türleri</strong></p>
<p>Ücret, değişik biçimlerde hesaplanarak, ödenebilir. En çok kullanılan ücret tür­leri; (a) zaman ücreti, (b) götürü ücret, (c) akord ücreti, (d) primli ücret, olmak ü/ere dört grup altında toplanabilir.</p>
<p><strong>Zaman Ücreti: </strong>Zaman ücretinde çalışmanın karşılığı belli bir zaman standar-tı (saat, gün, hafta, ay gibi) ile hesaplanarak ödenir. Bu sistemde ücret değiş­mediğinden işin verimi ve kalitesi ile ücret tutarı arasında bir ilişki söz konu­su değildir. Ticaret ve hizmet sektörlerinde oldukça yaygın olarak kullanılan zaman ücreti, genelde; (a) hazırlanması uzun süren ve özen isteyen işlerde, (b) önceden belirlenemeyen nedenlerle çalışma koşullarında gecikmelerin söz ko­nusu olabildiği durumlarda, (c) İşgörenden yapılması istenilen işin değişiklik­ler gösterdiği durumlarda, (d) işgören verimliliğinin ölçülemediği durumlarda kullanılır (29,s. 190). İşçi ve işveren açısından kolay hesaplanabilir olmasına karşın, zaman ücretinin; (a) verimi özendirici olmaması, (b) ücretin belirlen­mesinde kişisel yetenek ve başarıları pek gözönünde tutmaması, (c) işgörenin sürekli ve sıkı denetimini gerektirmesi gibi sakıncaları bulunur (37,s.116).</p>
<p><strong>Götürü Ücret: </strong>Götürü ücret, belli bir işin yapılması için zaman ve üretim miktarına bağlı olmadan ödenen ücret türüdür. Bu tür ücret, genellikle işin za­man veya birimler olarak hesaplanmasının veya birimlere bölünmesinin güçlük taşıdığı inşaat, ulaştırma, boya, plan ve proje gibi işlerde uygulanır.</p>
<p><strong>Akord Ücreti: </strong>Akord (birim) ücretinde, işgörene yaptığı işin miktarına göre ücret ödenir. Akord ücreti doğrudan işgücü verimliliğine bağlı bir ücret türü­dür ve verimin ölçülebildiği her işte akord ücreti uygulanabilir. Bununla be­raber, akord ücretinin daha çok sanayi sektöründe kullanıldığı görülür. Akord ücreti genelde bireysel olarak ödenir. İşgören; isteği, yeneteği ve çabaları o-ranında verimi artmıbildikçe ücretini de artırır.</p>
<p>Akord ücreti; (a) zaman akordu ve (b) parça akordu olmak ü/,crc iki yöntem­le hesaplanabilir. Bununla beraber iki yöntemle hesaplanan ücret tutarı aynıdır. Ekip çalışmasını gerektiren işlerde uygulanması durumunda, ücretin işi ger­çekleştiren tüm grup üyelerine ödenmesi gerekir ve buna grup akordu denir.</p>
<p>Zaman ve parça akordu olarak ücret aşağıdaki formüller aracılığıyla hesapla­nabilir.</p>
<p>Zaman akordu: Ü<sub>(/A)</sub> = m x s x d Parça akordu:     Ü,,,.,,, = p x m</p>
<p>Burada;</p>
<p>Ü : toplam ücret,</p>
<p>m : yapılan işin niceliği (miktarı),</p>
<p>s : birim iş başına saptanan standart süre,</p>
<p>d : dakika başına ödenecek ücret,</p>
<p>p : parça başına ödenecek ücret&#8217;dir.</p>
<p><strong>Örnek </strong>: &#8220;X&#8221; işinin bir biriminin yapımı için belirlenen standart süre (s) 8 dakika, saat başına Ödenen kök ücret 15.000 TL olduğunda;</p>
<p>(a)   zaman (dakika) faktörü olarak ödenecek ücret (d);</p>
<p>15.000 TL</p>
<p>d = -                   &#8211; = 250 TL</p>
<p>60 dk</p>
<p>(b)   parça (birim iş) başına ödenecek ücret (p);</p>
<p>15.000 TL<br />
p = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; = 2000 TL</p>
<p>60 dk/8 dk</p>
<p>olur. Ruııa göre, 8 saatlik çalışma süresi sonunda 140 birim üretimde bulunan bir işçinin /.aman ve parça akordu olarak ücreti aşağıdaki biçimde hesaplanır.</p>
<p>U<sub>1/A)</sub><sub> </sub>= m x s x d</p>
<p>280.000 TL    = 140 birim x 8 dk x 250 TL</p>
<p>Ü<sub>(İ&gt;A)</sub><sub> </sub>= px m</p>
<p>280.000 TL    = 2000 TL x 140 birim</p>
<p>Öte yandan, çalışanların daha fazla üretmek amacıyla kaliteye pek önem vermemeleri; daha çok çalışma sonucunda sağlıklarının bozulması ve iş ka­zalarının artması; sistemin oluşturulmasının uzman kişileri gerektirmesi nede­niyle maliyetinin yüksek olması (29,s. 197-198) akord ücretinin en önemli sa­kıncalarıdır.</p>
<p>Primli Ücret: Primli ücretin aslı belirlenen bir standart üretimin tamamlan­masına, bu standart aşıldığında da belli bir prime hak kazanılmasına dayanır. Teşvikli ücret sistemi olarak da adlandırılan bu ücret türünde çalışanın per­formansımı göre ödeme temel tutulur ve standartm üstündeki üretim arttıkça hak edilen ücret toplamı da artar. Primli ücret daha çok sanayi sektöründeki iş­letmeler tarafından uygulanır. Bu sektördeki birçok işkolunda uygulanmasına karşın, primli ücret daha çok işçilerin üretim üzerinde kontrol sahibi oldukla­rı durumlarda kullanılmaktadır.</p>
<p>Uygulamada değişik primli ücret sistemlerinin kullanıldığı görülür. Genellikle, sistemi geliştiren kişinin adıyla anılan bu ücret sistemlerinden burada yalm/ca yaygın olarak kullanılan Gannt ve Bedeaux ücret sistemleri incelenmiştir. Söz konusu iki ücret sistemi arasındaki farkı görebilmek her iki sistem için de ay­nı örneğin temel tutulması uygun olacaktır. Buna göre, aşağıdaki formüllerde;</p>
<p>Ü : ücret.</p>
<p>S : işiçirı tanınan standart süre,</p>
<p>T : çalışılan saatler,</p>
<p>R : saat ücreti,</p>
<p>p : zaman kazanını ma bağlı olarak saptanan prim&#8217;dir.</p>
<p>Örnek :</p>
<p>Standart üretim miktarı             : saatte (4) birim</p>
<p>(A) işçisinin üretim miktarı       : 8 saatte (32) birim</p>
<p>(B)  isçisinin üretim miktarı       : 8 saatte (36) birim<br />
(A) ve (B) isçilerinin saat ücreti      : 20.000 TL</p>
<p>Bu verilere göre, işçilerin gerçekleştirdikleri standart iş süreleri (S); A işçisi için 8 saat (32/4), B işçisi için 9 saat (36/4) olacaktır.</p>
<p>Ganııt Ücret Sistemi : Bu sistemde zaman ve hareket etüdlcri ile belirlenen</p>
<p>standart üretime eşit veya onun üstünde üretimde bulunan her işçi primden yararlanır. Gannt sisteminde ücret;</p>
<p>C = RS + pRS</p>
<p>olarak formüle edilir. Bu sistemde prim (p=l/3) olarak belirlendiğinden ücreti veren eşitlik;</p>
<p>Ü = H + 1/3JRS</p>
<p><strong>olarak </strong>da ifade <strong>edilebilir </strong>(329,s.543). <strong>Buna </strong>göre, <strong>verilen örnekteki </strong>işçilerin ücretleri aşağıdaki biçimde <strong>hesaplanır.</strong></p>
<p>A için :  (l + 1/3)20.000 x 8 = 213.333 TL B için :  (l + 1/3)20.000 x 9 = 240.000 TL</p>
<p><strong>Bcdeaux Ücret Sistemi </strong>: Bu sistemde, normal çalışma gücü olan bir işçinin fizyolojik ve psikolojik yapısı, dinlenme gerekleri ve hazırlık için gerekli za­man kayıpları dikkate alınarak, yapılacak işin bitirilmesi için gerekli standart iş süresi belirlenir. Bedeaux ücret sisteminde isçiye zaman kazanımı karşılığında genellikle normal saat ücretinin 3/4&#8242;ü oranında prim (p) ödenir. Buna göre, standarta eşit veya altında üretim için ücret;</p>
<p>Ü &#8211; RT standartın üzerindeki üretim için;</p>
<p>Ü = RT + p(S-T)R formülünden hesaplanır.</p>
<p>Verilen örnek için hesaplandığında A ve B işçilerinin ücretleri aşağıdaki bi­çimde olacaktır.</p>
<p>A için : 20.000 x 8 = 160.000 TL</p>
<p>B için :  20.000 x 8 + 3/4(9-8)20.000 = 175.000 TL</p>
<p>Primli ücret sistemlerinin en önemli ortak özelliklerinden biri ödenen primin % 100 olmamasıdır. Başka bir anlatımla, zaman kazanımmdan kaynaklanan ve­rimlilik artışının parasal karşılığı işçi İle işveren arasında bölüşülür. Bu neden­le, primli ücret sistemleri &#8220;bölüşümlü ücret sistemleri&#8221; olarak da adlandırılır.</p>
<p>5.6.0.6.1. Perakendeci <strong>işletmelerde </strong>Ücret</p>
<p>Perakendeci işletmelerde satış elemanlarına Ödenen ücret türleri; (a) zaman ücreti, (b) komisyon, (c) zaman ücreti+komisyon, olmak üzere üç grup altında toplanabilir.</p>
<p><strong>Zaman ücreti: </strong>Satış elemanına haftalık ya da aylık olarak belli bir ücret öde­nir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Komisyon: </strong>Satış elamanına bir haftada ya da ayda gerçekleştirdiği toplam satışların belli bir yüzdesi ödenir.</p>
<p><strong>Zaman ücreti+komisyon: </strong>Satış elemanına belli bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sabit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sabit">sabit</a> (baz) ücrete ek ola­rak gerçekleştirdiği toplam satışların belli bir yüzdesi ödenir. Bu sistemde, ge­nellikle, hem baz ücret, hem de komisyon yüzdesi düşük tutulur.</p>
<p>Zaman ücreti+kornisyon türündeki ücretin bir başka biçimi de zaman ücrcti+kota ikramiye planıdır. Bu sistem &#8220;satış kotası ikramiye planı&#8221; olarak da adlandırılır. Bu sistemde, genellikle iki ayrı yöntem uygulanır. Birinci yöntemde, iki farklı kota ikramiyesi ödenir. Belirlenen kotadaki satış tutarına ulaşan satış elemanına kota tutarının küçük bir yüzdesi ikramiye olarak Ödenir. Buna ek olarak, be­lirlenen kotayı aşan satışlar üzerinden daha yüksek bir yüzdeyle ek ikramiye ödenir. İkinci yöntemde, satış elemanına yalnızca belirlenen kotayı aşması du­rumunda ikramiye ödenir. Satış kotası, işletmenin satış giderleriyle ilişkili ol­malıdır.</p>
<p>Bu amaçla satış elemanına Ödemen ücretin toplanı satışlara oranı kullanılır. Bu oran, geçmiş yılların satışlarına göre ortalama olarak hesaplanır (l97,s.248-249). Söz gelirni, bir satış elemanının ücretinin satışlara ortalama oram % 5, satış elemanının aylık ücreti 35.000.000 TL İse bu eleman için aylık satış kotası 700.000.000 TL (35.000.000 TL/.05) olarak belirlenir.</p>
<p>İlk yönteme göre, satış elemanı, aylık 700 milyon TL satışa ulaşırsa küçük bir ikramiye; bu miktarı aşması durumunda, aşılan satış tutarı üzerinden daha yük­sek oranda bir miktarı ikramiye olarak alır. İkinci yöntemde ise, satış elema­nına 700 milyon TL&#8217;ni aşması durumunda, yalnızca aşılan satış tutarının belli bir yüzdesi ikramiye olarak ödenir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>

<p class="sayac_bilgi">525 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/isletmenin-yonetimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Belediye İktisadi Teşebbüsleri</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/belediye-iktisadi-tesebbusleri.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/belediye-iktisadi-tesebbusleri.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Feb 2011 11:18:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Belde]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Piyasa]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=17441</guid>
		<description><![CDATA[Bildiğiniz gibi belediyeler mahalli nitelikteki kuruluşlardır. Türkiye&#8217;de benzer şekildeki diğer kuruluşlar ise köyler ve il özel idareleridir. Belediyelerin görevleri 1580 sayılı Belediye Kanunun 15. maddesi 77 fıkra halinde gösterilmiştir. Belediyelerin bu görevlerini gerçekleştirmek için yaptığı harcamalar Belediye giderlerini oluşturmaktadır. Belediyelerin organlarını 3 grupta inceleyebiliriz; Buna göre Belediyelerin organları, Belediye Başkanı, Belediye Meclisi ve Belediye Encümeninden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bildiğiniz gibi belediyeler mahalli nitelikteki kuruluşlardır. Türkiye&#8217;de benzer şekildeki diğer kuruluşlar ise köyler ve il özel idareleridir. Belediyelerin görevleri 1580 sayılı Belediye Kanunun 15. maddesi 77 fıkra halinde gösterilmiştir. Belediyelerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">bu</a> görevlerini gerçekleştirmek için yaptığı harcamalar Belediye giderlerini oluşturmaktadır. Belediyelerin organlarını 3 grupta inceleyebiliriz; Buna göre Belediyelerin organları, Belediye Başkanı, Belediye Meclisi ve Belediye Encümeninden oluşmaktadır. Belediyeler üzerlerine düşen görevleri yerine getirdikten sonra <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belde">belde</a> halkının ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bir takım faaliyetlerde bulunabilirler. Bu da 1580 sayılı kanunun 16. maddesinde açıkça belirtilmiştir. İşte bu faaliyetler Belediyelerin görevlerini yerine getirdikten sonra gerçekleştirdikleri ekonomik faaliyetlerdir. Ekonomik faaliyetleri de 2&#8242;ye ayırmak mümkündür. Birincisi; 1580 sayılı Belediye Kanunun 15. maddesinde yer alan 77 fıkra halindeki Belediye görevlerinden bazıları vardır ki, bunlar kendiliğinden ekonomik faaliyet niteliğindedir. İkincisi ise belediyelerin serbest <a href="http://www.genelbilge.com/tag/piyasa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Piyasa">piyasa</a> ekonomisi içerisinde faaliyet gösterirler ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabidirler. Belediyelerin bu şekilde ekonomik faaliyetlerde bulunması hem belediyelere ek bir gelir sağlamakta hem de piyasada rekabet ortamı yaratılarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kamu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kamu">kamu</a> yararı ilkesini gerçekleştirilmektedir. Belediyelerin ekonomik faaliyetlerine örnek olarak İzmir Büyük Şehir Belediyesi bünyesinde kurulan TANSAŞ, İZBAK, ARİZKO, İZULAŞ VE Eskişehir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde İmar İnşaat Ticaret Ltd.Şti., BELKENT, ESPAŞ gibi kuruluşlar gösterilebilir. Çalışmamızda bu kuruluşların faaliyetleri ayrıntısıyla incelenmiştir.<span id="more-17441"></span><br />
<strong>I. BÖLÜM</strong><br />
<strong>1.KAMU HİZMETİ VE YEREL YÖNETİMLER</strong></p>
<p>Ülkelerin tarihi, sosyo-kültürel yapısının yanısıra iktisadi imkan ve araçları, yerel yönetim birimlerinin yapısı ile faaliyetlerini belirlemektedir. Demokratik yapının desteklediği ülke yerel yönetimleri, diğerlerine oranla çok <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> işlevsel etkinliğe sahip görülmektedir(İzmir Tic. Od. Yıllığı 1993: 2).</p>
<p><strong>                 1.1 KAMU HİZMETİ KAVRAMI</strong></p>
<p>Kamu hizmeti deyimi, modern çağın bir buluşu değildir ve 19. yüzyılın ilk yarısında doktrinde sık sık kullanılmıştır. Bununla beraber, 19. yüzyıl sonundan 20. yüzyıl başına ve devam <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eden/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eden">eden</a> yıllarda değişen kamu hizmeti anlayışına rağmen yalnızca “tanıma” yı sağlayabilmek için basitçe bu şekilde ifadelendirilmiştir.</p>
<p>Kamu hizmetleri çeşitli yollardan görülmekte ve türlü biçimde örgütlenmeye gidilmektedir. Bu örgütlenmeler, kamu hizmetlerinin konusuna ve niteliğine göre değişmektedir. Başlangıçta devlet, daha çok iç ve dış güvenliğin sağlanmasına yönelik “klasik” kamu hizmetlerini yerine getirirken, zaman içinde soyut bir hürriyet anlayışının insan hayatı için garanti olmadığı görüşünden hareket etmiştir. Bu bağlamda haberleşme, ulaşım, eğitim, sağlık, sosyal konut ve çevre gibi sosyal ve ekonomik nitelikli hizmetler, gittikçe artan oranlarda devlet tarafından üstlenilmiştir.</p>
<p>Belirtilen gelişim, bir bakıma vatandaşlarda tüm hizmetlerin devlet tarafından yapılacağı görüşünü kuvvetlendirmiştir. Sosyal refah devleti olarak sefaleti konut programları, hastalığı sağlık hizmeti; bilgisizliği eğitim reformları; bilgisizliği eğitim reformları; yoksulluğu sosyal güvenlik; tembellik ve işsizliği ekonomik sistemi geliştirerek ortadan kaldırmaya çalışan uygulamalara yer verilmesi hedefler arasında yer almıştır. Nitekim bu anlayışa uygun olarak, vakıf kanunu tasarısı tartışılırken, “vakıflar kurarak ferdin devlete yardımcı olmasından ziyade, vergi ödemesinin ve devletin bu mali gücü kamu hizmetlerinin görülmesinde kullanmasının daha doğru olduğu, esasen ferdi müdahalelere yer vermenin “sosyal devlet” anlayışı ile bağdaşamayacağı görüşü 1960 lı yıllarda desteklenmektedir.</p>
<p>Devletin hemen her hizmeti yüklenmesi, kamu harcamalarının artması ile vergi yükünün ağırlaşmasına neden olmuştur. Vatandaş her geçen gün daha fazla hizmet talep etmekte, ancak kamusal hizmetler için ödediği vergilerin artışından da şikayet etmektedir. Bu durumda demokratik bir toplumda seçmen isteğini göz ardı edemeyecek olan yönetimin, “modern devlette” kamu hizmeti kavramını yeniden gözden geçirmesi gereği ortaya çıkmıştır.</p>
<p>“Kamu hizmeti kullanıldığı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yere/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yere">yere</a> göre anlamı değişen, esnek bir kavramdır. Kavramın açıklanması genelde “kamu yararı” ölçütüne dayandırılmaktadır. Ancak bazen toplumun, bir grubun <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> sınıfın bazen de fertlerin belli yararı diye açıklanan aslında kendisi belirsiz bir kavram olan kamu yararını ölçüt almak ve kamu hizmetini tanımlamak çok zor görülmektedir. Genelde kamu hizmetlerinin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> ilkeleri; süreklilik, eşitlik ve etkinlik olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p>Türk kamu yönetiminde, tüm kamu hizmetleri için geçerli ve zorunlu iki temel koşuldan ilki; “hizmetin kamuya yöneltilmiş ve kamuya yararlı olması”, diğeri ise “hizmetin kamu kuruluşlarınca <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> da ilgili kamu kuruluşunun sıkı denetimi altında özel kişilerce yürütülmesi” koşuludur. Daha ayrıntılı kamu hizmeti tanımı ise, “devletin veya diğer kamu tüzel kişilerin gözetim ve denetimleri altında genel, kollektif ihtiyaçları karşılamak ve kamu yararını sağlamak için kamuya sunulmuş sürekli düzenli faaliyetler” şeklindedir.</p>
<p>Yukarıda verilen tanımların yanısıra, devletin her türlü faaliyetinin kamu hizmeti sayılamayacağı, özellikle birinci dünya savaşından sonraki yıllarda devletin ekonomik hayata müdahalesi sonucunda piyasa koşullarında karlılık ve verimlilik esasına göre çalışan yeni tip kamu hizmetlerinin varlığı belirtilerek, bu hizmetlerin çoğunun özel hukuk hükümlerine göre kurulup işletildiği, bu nedenle de “kamu hizmeti” kavramının idare hukukunun sınırlarının dolayısıyla devlet hizmetlerinin belirlenmesinde yararlanılan bir ölçüt olarak eski önemini kaybettiği belirtilmektedir.</p>
<p>Kamu hizmetlerini açıklayabilmek için mutlaka ölçüt bulmak gerekirse “egemenlik” ya da “kontrol” unsurunun dikkate alınması daha doğru bir yaklaşımdır(İzmir Tic. Od. Yıllığı 1993: 2-3-4).</p>
<p><strong>        2-Belediyeler</strong></p>
<p>Kent Yönetiminde etkin yerel yönetim birimi olan belediyeler, hizmetlerde ekonomik ve yönetsel etkinliği sağlamak  amacıyla kurulmuşlardır. Belediyelerin hukuki yapısı gerek 1580 sayılı belediye Kanununda , gerekse 1982 Anayasasında belirtilmiştir. Bu hukuki yapı belediyenin tanımı, belediye şubesi kurulması ve belediyelerin birlik kurması açısından ele alınmıştır.</p>
<p><strong>2.1. Belediye Nedir</strong></p>
<p>Belediye sözcüğü, arapça  “beled” sözünden türemiştir. Memleket, Kasaba, Şehir anlamına gelmektedir.<strong> </strong>Belediyeler son nüfus sayımına göre nüfusu ikibinden çok olan yerler ile, nüfusuna bakılmaksızın il ve ilçe merkezlerinde kurulur. ( Karaman 1998; s.46)</p>
<p>1982 Anayasasının  127. maddesi  hükmünde “Mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve kanun organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir(Gözübüyük, 1999: 109-110).</p>
<p> “Bu çerçevede  belediyelerin kuruluş esaslarını, görevlerini, hak ve yetkilerini düzenleyen  1580 sayılı Belediye Kanunu’na göre belediye, “beldenin ve belde sakinlerinin mahalli mahiyette müşterek ve medeni ihtiyaçlarını tanzim ve tesviye ile mükellef hükmi bir şahsiyettir.” ( 1580/1)</p>
<p>Gerek Anayasada ki ifade, gerekse Belediye Kanunundaki tanımda belediyelerin bir “hükmi şahsiyet” olduğundan bahsedilmektedir. Bu hükmi şahsiyetlerin belirli yükümlülükleri olduğu gibi, bu yükümlülüklerini yerine getirecek çeşitli organlarının ve en önemlisi, bir bütçesinin ve gelirinin olması zorunludur.</p>
<p><strong>2.2 Belediye Organları</strong></p>
<p>  Belediye tüzel kişiliğinin organları belediye meclisi, belediye encümeni ve belediye başkanıdır.</p>
<p><strong>2.2.1 Belediye Meclisi</strong></p>
<p>  Belediye tüzel kişiliğine tanınan yetkiler bu mecliste toplanır. Bu nedenle belediyenin en yetkili organı belediye meclisidir. Meclis, belediyenin görüşme ve karar organıdır. Belediye meclisinin ayrı bir başkanı yoktur. Meclise belediye başkanı başkanlık eder.</p>
<p>  Belediye meclisleri, seçim dönemleri beş yıl olmak üzere oluşur.Seçimlerde her belde bir seçim çevresidir. Seçimler onda birlik baraj uygulamalı ,nispi temsil sistemine göre yapılır.Meclis üyelerinin sayısı her seçim çevresinde son genel nüfus sayımına göre belirlenir.</p>
<p>  Belediye meclisi, il genel meclisi gibi belirli zamanlarda toplanır.Sürekli etkinliklerde bulunmaz Meclisin olağan ve olağanüstü olmak üzere iki türlü toplantı biçimi vardır. Olağan toplantılar ekim, şubat ve haziran aylarında yapılır.</p>
<p>  Belediye meclisinin kararları, il genel meclisi kararlarından daha güçlü niteliktedir.Bu kararlarında icrai birer karar oldukları tartışmasızdır.Ancak il genel meclisinin bütün kararları onaya bağlı türden olmasına karşın ,belediye meclisinin kararları böyle değildir.Belediye meclisinin kararlarını ,güç ve kapsam derecesi yönünden üç kümeye ayırmak mümkündür.”İptali gereken kararlar” , ”onaya bağlı kararlar” ve kesin kararlardır(Giritli, Pertev, Akgüner, 1991, İst. 240-241</p>
<p><strong>2.2.1.1 Meclisin Görevleri :</strong></p>
<p>  -  Belediye meclisi belediye tüzel kişiliğinin genel karar organı olarak aşağıdaki konularda görüşmeler yaparak karar verir.</p>
<p>-          Bütçe , bütçede değişiklikler , aktarmalar ,</p>
<p>-          Kesin hesap ,</p>
<p>-          İş programları ,</p>
<p>-          Borç verme, borç alma ,</p>
<p>-          Senesi içinde ödenmek şartıyla avanslar ,</p>
<p>-          Belediye vergi ve resimleri ,harçları ve ücretlerin nispetlerinin tespiti ,</p>
<p>-          Belediye kamu mallarının tahsis cihetinin değiştirilmesi ,</p>
<p>-          İvaz karşılığı yapılacak bağışların kabulü ,</p>
<p>-          İmtiyaz sözleşmeleri ,</p>
<p>-          Belediye zabıta yönetmeliklerinin incelenmesi ve onanması ,</p>
<p>-          Belediyelerin görevleri içinde olmak şartıyla başkan veya diğer üyeler tarafından istenen diğer sorunlar ,</p>
<p>-          Belediye meclisleri, içişleri bakanlığının bildirisi ve Danıştay’ın kararı ile aşağıdaki durumlarda feshedilebilir.</p>
<p>-          Kanunen belirlenen olağan ve olağanüstü toplantılar dışında toplanırsa ,</p>
<p>-          Kanunen belirli olan yerden başka bir yerde toplanırsa ,</p>
<p>-          Kanunen kendisine verilen görevleri süresi içinde yapmaktan çekinir ve bu durum belediye meclisine ait işleri sekteye veya gecikmeye uğratırsa ,</p>
<p>-          Siyasi sorunları görüşür veya siyasi temennilerde bulunursa</p>
<p>İçişleri Bakanlığı gerekli görürse Danıştay kararına kadar ,meclis toplantılarının da ertelenmesini Danıştay’dan isteyebilir.Bu husus Danıştay tarafından iki ay içinde karara bağlanır.Danıştay meclisin feshine karar verdiği taktirde yeni seçimlere gidilir.Yeni meclis eskisinden geri kalan süreyi doldurur (Tortop, 1984: 99-101).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2.2.2 Belediye Encümeni</strong></p>
<p>  Belediyenin karar organlarından biride karma bir yapıya sahip olan belediye encümenidir.Encümen, belediye hizmet birimlerinin yöneticileri (belediye daire başkanları) ile sayıca bunların yarısından fazla olan ve ikiden az olmamak üzere meclisin kendi içinden bir yıl için seçtiği üyelerden oluşur. Belediye encümenini oluşturan atanmış yöneticilerden başlıcaları ; yazı işleri, hesap işleri, veteriner ,fen işleri .hukuk işleri ve teftiş kurulu müdürü yada görevlileridir. Belediye başkanının başkanlığında toplanan encümen, meclisin toplantıda bulunmadığı zamanlarda görevleri yürüten ve sürekliliği olan bir organdır. Gündemi başkanca düzenlenen encümenin başlıca görevleri .yönetsel işlerin yanı sıra bütçe ve hesap işlerini incelemek ,kimi mal ve hizmetlerin fiyatlarını saptamak ve belediye cezalarını belirlemektir (Sencer, 1986: 17-19)</p>
<p>  Encümen kendiliğinden herhangi bir konuyu görüşemez ve karara bağlayamaz.Belediye başkanının hukukça aykırı gördüğü encümen kararlarını durdurma ve encümen kararlarına karşı, belediyenin bulunduğu yere göre il yönetim kuruluna ya da ilçe yönetim kuruluna itiraz edebilme yetkisi vardır.</p>
<p>  Yönetim kurulu kararlarına karşı belediye başkanı veya encümen tarafından yapılan itirazlar, il merkezi olan beldeler için Danıştay’ca incelenir ve karara bağlanır(Gözübüyük, 1999: 117-118).</p>
<p>  Encümen üyelerinin özürsüz olarak arka arkaya üç kez toplantıya gelmemeleri halinde istifa etmiş sayılmaları gerekir.</p>
<p>  Encümen üyeleri görevlerinin yerine getirilmesinden dolayı belediye meclisine karşı sorumludurlar.Kendi arasından bazı konuların incelenmesi ve araştırılması için kurallar kurabilir.</p>
<p>  Belediye encümeni,belediye bütçesinin ilk incelemesini yapar.Saymanlık hesaplarını inceler.Kamulaştırma kararları verir.Bütçede aktarmalar yapar.Fiyat tespitleri,narh kararları verir.Belediyelerin yasaklarına aykırı hareketler hakkında ceza verir.Meclis toplantı halinde olmadığı zamanlarda da meclis yerine karar verir.</p>
<p><strong>2.2.3 Belediye Başkanı</strong></p>
<p>  Belediye başkanı halk tarafından çoğunluk usulü ile beş yıl için seçilir.Başkan,belediyenin yürütme organıdır.Belediye başkanları 1963 yılına kadar belediye meclisleri tarafından seçiliyordu.1963 yılından itibaren tek dereceli olarak halk tarafından seçilmeye başlanmıştır.Seçilme süreleri 1982 Anayasasının 127.maddesi ile beş yıla çıkartılmıştır.</p>
<p>  Belediye başkanının görevlerini aşağıdaki biçimde özetleyebiliriz:</p>
<p>  -Mülkiye amirlerinin göndereceği mevzuatı yayımlamak ve duyurmak,</p>
<p>  -Belediyenin emir ve yasaklarını uygulamak,</p>
<p>  -Belediye mallarını yönetmek,</p>
<p>  -Gelir ve alacaklarını izlemek,</p>
<p>  -Belediye adına sözleşme yapmak,</p>
<p>  -Meclis ve encümen kararlarını yerine getirmek,</p>
<p>  -Belediye tüzel kişiliğini temsil etmek,</p>
<p>  -İta amiri olarak sarf evraklarını imza etmek.</p>
<p>  Belediye başkanı bu görevlerinin bir kısmını genel idarenin bir memuru niteliğinde (Örneğin kanun ve tüzükleri yayınlamak),bir kısmını belediyelerin en büyük amiri olarak ve bir kısmını da belediye tüzel kişiliğinin temsilcisi olarak yerine getirmektir(Tortop, 1984: 103-104-105).</p>
<p>  Kanuni şartlar doğduğunda,belediye başkanı başkanlıktan düşebilir.Başkanlıktan düşürülme nedenlerinin başında yıllık çalışma raporunun yetersizliği gelmektedir.Belediye başkanı yıllık çalışma raporunu meclise sunduğunda meclis üye tamsayısının 2/3’ü rapor aleyhine oy kullandığında başkan düşer.Büyükken belediyelerinde karar için gerekli çoğunluk 3/4’türDiğer meclis üyelerinden birisi lehine gensoru açıldığında,belediye başkanı veya görevlendireceği birinin açıklamalarının meclis tarafından yetersiz bulunması halidir.</p>
<p>  Yetersizlik kararı ile kararın alındığı meclis oturumunun tutanakları,meclis başkan vekilince mahallin en büyük mülkiye amirine gönderilmektedir. Vali, il belediyeleri için doğrudan kendisine gelen,diğer belediyelerde,kaymakam tarafından gönderilen yetersizlik dosyasına kendi görüşünü ekleyerek bir ay zarfında karar verilmek üzere Danıştay’a sunar. Danıştay da yetersizlik kararını onaylar ise başkan görevden düşürülmüş olur.</p>
<p>  Belediye meclisi üyelerinin her <a href="http://www.genelbilge.com/tag/biri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Biri">biri</a> belediye işleri ile ilgili herhangi bir husus hakkında meclis başkanlığına önerge vererek gensoruda bulunabilir.Gensoru önergesi içeriği,meclis üye tamsayısının çoğunluğunca geçerli görülmesi halinde gündeme alınır ve üzerinden 3 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tam/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tam">tam</a> gün geçtikten sonra belediye başkanları veya memur edecekleri kişiler gensoruya meclis önünde cevap verirler.Cevap meclis üye tamsayısının 2/3 çoğunluğunca yeterli görülmediği takdirde yetersizlik kararında olduğu gibi işlem yapılır.</p>
<p>  Belediye başkanının görevini mazeretsiz ve kesintisiz olarak 20 günden fazla terk etmesi ve bu durumun mahallin en büyük mülki amirince tespit edilmesi ve içişleri Bakanlığı’na bildirilmesi üzerine idari yargı tarafından 1 ay içinde verilecek kararla belediye başkanı başkanlıktan düşürülmektedir.(Karaman, 1998: 62-63-64). </p>
<h3>3 Belediyelerin Görevleri</h3>
<p>1580 sayılı Belediye Kanunu&#8217;nda belediyelerin görevleri liste ilkesine dayalı olarak sayılmıştır.</p>
<p>Belediye Kanunu&#8217;nda belediyelerin gelir  durumları  göz</p>
<p>önünde bulundurularak belediyeler dört gruba ayrılmış, buna göre hizmetler, zorunlu ve isteğe bağlı sayılmıştır. Ancak, Kanun&#8217;un çıkarıldığı 1930 Yılı&#8217;ndan bu yana para değerindeki düşüş nedeniyle, Kanun&#8217;da belirtilen sınırlar anlamını kay-betmiş, böylece tüm belediyeler Kanun&#8217;da belirtilen bütün görevleri üstlenmek durumunda kalmıştır. Ayrıca 1580 sayılı Belediye Kanunu yanında, çeşitli kanunlarla da belediyelere bazı görevler verilmiştir.</p>
<p>1580 sayılı Belediye Kanunu liste ilkesi yanında genellik ilkesine de yer vermiştir. 1580 sayılı Kanun’un 19/1. Maddesine göre; belediyeler, zorunlu görevleri yanında,isterlerse belde halkının ortak ve çağdaş gereksinimlerini karşılayacak her türlü girişimde bulunabilirler. öte yandan bele­diyeler, esasen görevi alanına girip girmediği tartışılabilecek alanlarda da faaliyet göstermektedir.</p>
<p>1580 Sayılı Belediye Kanunu ve diğer kanunlarla belediyelere verilmiş olan görevler iki yüzün üzerindedir.</p>
<p>Bu görevleri aşağıdaki şekilde gruplandırabiliriz.</p>
<p><strong>         3.1 Sağlık ve Sosyal Yardım Görevleri</strong></p>
<p>a.          Çevre sağlığı ve korunması,</p>
<p>b.          Sağlık denetimi,</p>
<p>c.          Sağlık kurumları,</p>
<p>d.         Sosyal yardım,</p>
<p>e.          Çöp toplama ve imha,</p>
<p>f.          Kent temizliği.</p>
<p><strong>3.2 Bayındırlık Görevleri</strong></p>
<p>a.          Harita imar planı, programları,</p>
<p>b.         Yol yapımı, öteki yapılar,</p>
<p>c.          Kanalizasyon, atık su arıtımı, havagazı, vb.</p>
<p>d.         Kamulaştırma,</p>
<p>e.          Teknik denetim,</p>
<p>f.          İçme suyu getirme ve dağıtma.</p>
<p><strong>                 3. 3             Belde Esenliği Görevleri</strong></p>
<p>a.          Belediye zabıtası,</p>
<p>b.         Yangın söndürme.</p>
<p><strong>                         3  . 4                </strong><strong>Kültür Eğitim ve Turizm Görevleri</strong></p>
<p>a.         Kitaplıklar,</p>
<p>b.         Müzeler,</p>
<p>c.         Konservatuar, tiyatrolar,</p>
<p>d.         Yurtlar,</p>
<p>e.         Meslek kursları,</p>
<ol>
<li>Festivaller,</li>
</ol>
<p><strong>3.5  </strong><strong>       Tarım Görevleri</strong></p>
<p>a.            Parklar, bahçeler,</p>
<p>b.           Tarım,</p>
<ol>
<li>Veteriner.</li>
</ol>
<p><strong>3.6  </strong><strong>     </strong><strong>Ulaştırma Görevleri</strong></p>
<p>a.           Kent içi toplu taşıma,</p>
<p>b.          Ulaştırma tarifeleri ücretleri,</p>
<ol>
<li>Garajlar.</li>
</ol>
<p><strong>3.7  </strong><strong>      </strong><strong>Ekonomi Görevleri</strong></p>
<p>              Belediye İktisadi Teşebbüsleri Belediyenin ekonomik etkinlik ve de bazen kanunun verdiği görev bazen de belediyelerin kendi uygulamaları açısında ekonomik faaliyet olduğu için Belediyelerin Ekonomi Görevlerini açmayı faydalı buldum.</p>
<p><strong>  ­Piyasa düzenini Sağlama Görevleri:</strong></p>
<p>            a)Fiyat ve Ücretleri tespit etmek, Denetlemek.</p>
<p>            b)Tartı ve Ölçü aletlerini muayene etmek, Damgalamak ve De­netlemek.<em> </em></p>
<p>            c) İşportacılığı Düzenlemek.</p>
<p>            d)İhtiyaç maddelerinin satılmasını ve Dağıtılmasını sağlamak.</p>
<p><strong> </strong> <strong>Tesis Kurmak ve İşletmek Görevleri:</strong><strong> </strong></p>
<p>a)       Pazarlama Tesisleri kurmak ve işletmek.</p>
<p>b)                 Hâl kurmak ve yönetmek.</p>
<p>c)               Pazarlar kurmak ve yönetmek.</p>
<p>d)             Sergi, Panayır ve Fuarlar kurmak ve yönetmek.</p>
<p>e)               Tartma ve Ölçme Tesisleri kurmak ve İşletmek.</p>
<p>f)                Halkın önemli bazı ihtiyaçlarının karşılanmasına ilişkin tesisleri kurmak ve yönetmek.</p>
<p>g)              Parlayıcı ve Patlayıcı maddeler depolama tesisleri kurmak ve işletmek,</p>
<p>h)              Fırın ve Un Fabrikaları kurmak.</p>
<p>i)        Halkın ekonomik güvenliğinin korunmasıyla ilgili tesisleri kurmak ve işletmek.</p>
<p>j)        Halkın eğlenme ve dinlenme ihtiyacının karşılanmasıyla il­gili tesisleri kurmak ve yönetmek.</p>
<h2>  Alt Yapı İle İlgili Tesisleri İşletmek Görevleri:</h2>
<p>a)  İçme suyu, Elektrik ve Havagazı Tesislerini idare etmek, ve işletmek.</p>
<p>b)  Ekonomik teşebbüslere girişmek.</p>
<p>Görüldüğü gibi Belediyeler günümüz koşullarında oldukça geniş ve kapsamlı yetkilerle donatılmıştır. Ne ölçüde Belediyeler bu işlevleri yürütmektedirler somsuna yanıt vermeden önce 4 ncü Beş Yıllık Kalkınma Plânının Belediyeleri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hangi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hangi">hangi</a> açıdan değerlendirdiğini incelemekte yarar vardır.</p>
<p>Kalkınma plânımız Belediyelere ilişkin şu görüşlere yer vermektedir;</p>
<p>&#8220;Belediyelerin kendine yeterli, üretken, kaynak yaratıcı, birlikçi, üretici ve tüketiciyi koruyan halk denetiminin etkinlik kazandığı bir yönetim biçimi ve birimi şeklinde geliştirilmesi için; İşlevleri yeniden ve geniş bir çerçevede tanımlanacaktır.</p>
<p>Belediyelerin tek tek çözemedikleri hizmet sorunlarını birleşerek çözebilmeleri, üreticiyi ve tüketiciyi koruyabilmeleri ve piyasaya müdahale edebilmeleri, üretken ve kaynak yaratıcı niteliğe kavuşabilme amacıyla aralarında birlik kurmak özendirecektir.&#8221;</p>
<p>Ayrıca 1978 icra plânında Belediyelerin tüketimi düzenleme işle-mine şöyle değinilmektedir;</p>
<p>350 nolu tedbir :</p>
<p>&#8220;Yerel Yönetim öncülüğünde tüketim mallarının dağıtımı, pazarlanması ve örgütlenmesini içeren bir proje, program döneminde tamamlanacaktır.</p>
<p>1979 İcra Plânı’da, 4 ncü P.Y.K plânı doğrultusunda hükümler getirmektedir. 450 nolu tedbir :</p>
<p>Gıda ürünleri fiyatlan, toplumsal refahı&#8217; olumsuz yönde etkile-memeleri için sıkı bir denetim altınâ alınacaktır. Yerel Yönetimlerin gıda ürünleri üretim ve yurt düzeyinde dengeli dağıtımı sağlanacak-tır,</p>
<p>&#8220;Dördüncü plan ve yıllık programların yanında Yerel Yönetim Bakanlığının kurulması ile birlikte Belediyelerin ekonomik girişimleri yeniden ele alınmıştır. 1978 yılı, Bakanlık için kuruluş ve hazırlık çalışmalarının yapıldığı yıl olmuştur. 1979 Bütçesi ile Birliklerini destekleme fonları oluşturulmuştur. Belediye sınai ve iktisadi girişimleri için 300 milyon, belediye Birlikleri için de 300 milyon TL lik fon sağlanmıştır(9. İskan Konferansları, 1991: 70-71-72).</p>
<p><strong>4. BELEDİYELERİN MALİ YAPISI</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4.1 İdareler Arası  Mali İlişkiler</strong></p>
<p>  Kamu ekonomisi “ihtiyaçlar” ve “kaynaklar” ilkesi içinde hareket etmektedir.Gelişen iktisadi hayat içinde siyasi sisteme yöneltilen talepler artarak çeşitlendiği halde,vergi ve benzeri kamu kaynakları sınırlıdır.Bu kaynak ve harcama dengesinde,toplumsal faydanın arttırılması asıldır.</p>
<p>  Devlet, özel sektörün yanında altyapının hizmetleri, bankacılık,  ulaştırma, turizm, eğitim ve sağlık gibi sosyal, ekonomik ve kültürel amaçlı yatırımlara da girmektedir. Devletin girişimciliği kamu ekonomisinin genel ekonomi içinde payın artması anlamına gelmektedir. Özel ekonomi ve kamu ekonomisi arasındaki esrarlı farklılıklar devletin ülke ekonomik koşullarına göre klasik kamu hizmetlerinin yanında sosyal amaçlarına üstelenmesine yol açmaktadır. Özel ekonomi ile kamu ekonomisi arasındaki farklar:</p>
<p>  -Özel sektörde firmalar karı kamu sektöründe sosyal faydayı gerçekleştirmeye çalışır.</p>
<p>  -Firma gelirini,kullanıcılara göre fiyatlandıran mal ve hizmetler,kamu ekonomisinin geliri toplu olarak istifade edilen vergiler ve benzeri gelirler oluşturur.Mal ve hizmetlerin bedelleri zorlayıcı hükümlere göre alınır.</p>
<p>  -Kamu hizmetlerinde süreklilik ve çok yönlü ekonomik,toplumsal hedefler yer alır. Özel sektör için süreklilik karlılıkla birlikte yürümektedir. Ayrıca özel sektör hiçbir zaman devletin sunduğu hizmet boyutlarına ulaşmamaktadır.</p>
<p>  -Kamu ekonomisi bazı hallerde özel sektör gibi faaliyette bulunabilir.</p>
<p>  Devletin genel olarak üstlendiği görevler; fiyat istikrarını sağlama, milli gelirde artışın sağlanması,gelir dağılımında adalet, kaynak kullanımında denge işsizliğin azaltılması ve dış ticaret dengesinin kurulmasıdır. Bunu sağlamak için;maliye politikası(vergi, bütçe harcamaları, iç ve dış borçlar) para ve kredi politikası(tasarruf, kredilendirime, faiz) ve ödemeler dengesi(ithalat, ihracat ve turizm dövizleri)gibi araçları kullanmaktadır.Kamusal mallarda piyasa malları gibi gönüllü ödemelerde bulunamamaktadır.Vergilerin devlet adına toplanması vergi yönetimi aracılığıyla yürütülür.Vergi yönetimi(verginin uygulanması)etkin işlenmez ise, yükümlüler kamusal malların maliyetlerine katılmama bu malların tüketiminden vazgeçme gibi çeşitli yollarla vergi ödememe yolunu seçecektir.</p>
<p><strong>4.1.1 Kamu Gelirleri</strong></p>
<p>  Devletin gelirleri;</p>
<p>  <strong>Vergi; </strong>Devletin kamu hizmetlerini görmek üzere şahıslardan zorla aldığı kaynaklardır.</p>
<p>  <strong>Harç; </strong>Bazı kamu kurumlarının hizmet karşılığı,yarı kamusal hizmetlerden yararlanan kişilerden aldıkları bedellerdir.</p>
<p>  <strong>Resimler; </strong>Belli bir işi yapmak üzere kamu kuruluşlarının kişilere izin veya yetki vermeleri karşılığında aldıkları bedellerdir.</p>
<p>  <strong>Şerefiyeler; </strong>Teorik planda önemle ele alınmasına rağmen ,uygulamada önemli bir gelir kaynağı niteliğine sahip olmamıştır.Şerefiye uygulamasında öngörülen amaç ,kamu tüzel kişilerinin ,özellikle belediyelerin bayındırlık hizmeti karşılığında kişilerin gayri menkullerinde meydana gelen değer artışının vergilendirilmesidir.</p>
<p>  <strong>Harcamalara Katılma Payı (iştirakler); </strong>Yol ve kanalizasyon gibi altyapı tesislerinin gerçekleştirilmesi sırasında bu tesislerden yararlanacaklardan harcamayı finanse edebilmek için mali amaçla alınmaktadır. ”Şerefiye” ile ”Harcamalara Katılma Payı”birbirine benzer gibi görünüyorsa da şerefiyenin değer artışını vergilendirmek için bir sosyal amacı bulunmaktadır.Ayrıca şerefiyede imar faaliyetinin sebep olacağı değer artışlarından sağlanacak toplam gelir, bu faaliyetin harcamalarının üzerine çıkabilir. Harcamalara iştirakte amaç yapılan tesislere mali katkı sağlamaktır.</p>
<p>  <strong>Devletin Mülk Gelirleri; </strong>Devletin taşınır ve taşınmaz mallarını satması, kiralaması yoluyla elde ettiği gelirlerdir.</p>
<p>  <strong>Vergi Benzeri Gelirler; </strong>T.C.Emekli Sandığı, Sosyal Sigorta Kurumu gibi kuruluşlara kanunlarda gösterilmiş kişilerin ödedikleri primlerdir.</p>
<p>  <strong>Diğer Gelirler; </strong>Para cezaları, para basma, yardı ve bağışlar, tazminatlar ve devlet borçlanma gelirini oluşturmaktadır(Karaman, 1998: 77-78-80-81).</p>
<p>  <strong>Belediyelerin Gelirleri</strong></p>
<p>  Belediyeler, diğer yerel yönetim kuruluşları gibi çoğunlukla faydaları kısmen veya tamamen yararlananlar arasında bölünebilen mal ve hizmetler sunan kuruluşlardır.  Bu faydadan yararlananlar ise belde halkıdır.Bu nedenle belediye gelirlerinin belde halkı ve belediye yönetimi açısından oldukça önemli yeri vardır.</p>
<p>  Yurdumuzda belediye gelirleri yasalarla belirlenmiştir.Bu gelirler esas olarak genel bütçe gelirlerinden belediyeler payı,emlak vergisi gelirleri ile belediye vergi,harç ve katılma payları ile diğer gelirlerdir.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/bunun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bunun">Bunun</a> yanında bazı yasalarla belediyelerin sağladıkları gelirler de vardır.</p>
<p><strong>4.1.2 Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Belediye Payı</strong></p>
<p>  1948 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı Belediye Gelirleri Yasasına göre,gelir ve kurumlar vergisinden belediyelere %5 oranında pay verilmesi öngörülmüştür.Tekel maddelerinden alınan istihsal vergisinden de %2 oranında pay tahsisi edilmiştir.Bu paylar belirli bir şekilde iller bankasındaki ayrı bir hesaba yatırılmakta ve buradan da nüfus esası uygulanarak belediyelere dağıtılmakta idi fakat bu hükümler zaman içinde iptal edilmiştir.</p>
<p>  Genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplama üzerinden belediyelere %9,25,il özel idarelerine %1.70 nispetinde pay verilecektir.</p>
<p>  Mahalli idareler fonunun dağıtımı ilgili bakanlıklar tarafından hazırlanacak Resmi Gazetede neşredilecek yönetmelikteki objektif kriterler göz önünde bulundurularak yapılır.Dağıtım esaslarının tespitinde,kalkınmada öncelikli bölgelere ağırlık verilir.</p>
<p>  Yeni kanuna göre “Belediyeler Fonu” ve “Mahalli İdareler Fonu”olmak üzere iki tür fon oluşturulmaktadır.Genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamının %6’sı belediyelere nüfuslarına göre dağıtılmakta %3’üne tekabül eden bölümü halen %2.30”Belediyeler Fonu”olarak İller Bankasındaki bir hesapta ve Bayındırlık İskan Bakanlığı emrinde olmaktadır.</p>
<p>  Belediye ve il özel idare paylarını yazılı süre içinde İller Bankasına yatırmayan gelir saymanlarından gereken meblağlar %10 fazlasıyla tahsil olunur.</p>
<p>  İller Bankası kendisine yatırılan payları ertesi ayın 15 günü akşamına kadar ilgili belediye ve il özel iradelerine göndermeye mecburdur.Gönderilmesi geciken paylar,iller bankasınca bu kuruluşlara %10 faydasıyla ödenir.<strong></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4.1.3 Vergiler</strong></p>
<p><strong>Emlak Vergisi </strong></p>
<p>Bina vergisinin oranı eskiden binde üç iken yeni kanunla bu oran binde beşe çıkmaktadır.Meskenlerde bina vergisi eski kanunda binde iki iken yeni kanunla binde dörde çıkmaktadır.          </p>
<p>Bakanlar Kurulu meçken vergisi oranlarına yarısına kadar indirmeye yetkili kılınmıştır.</p>
<p>Arazi vergisinin oranı binde üçtür.Arsalar için binde beş olan oran yeni değişikle binde altıya çıkarılmıştır.</p>
<p>Bakanlar kurulu gerekli görürse belediye meclislerinin kararı ve belediye başkanının teklifi üzerine, mahalleler, köyler veya cadde, sokak yahut değer bakımından farklı bölgeler itibarı ile birlikte veya ayrı ayrı olmak üzere emlak vergilerine indirebilecektir(Tortop, 1984:113-117).</p>
<p><strong>İlan ve Reklam Vergisi</strong></p>
<p>Belediye sınırları ile mücavir alanları içinde yapılan her türlü ilan ve reklam,ilan ve reklam vergisine tabidir.</p>
<p><strong>Eğlence Vergisi</strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p>Kazanç amacı gütmeyen tören, şenlik, festival, sergi, alkollü içki içilmeyen kahvehane,çayhane v.b.yerlerin dışında eğlence yeri işletenlerden alınır.</p>
<p><strong>Akaryakıt Tüketim Vergisi</strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p>1.1.1996 tarihi itibariyle Akaryakıt Tüketim Vergisi hasılatının %0,03’ü il özel iradelerine %0,15’I belediyelere, %0,06’sı Belediyeler Fonuna aktarılacaktır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Haberleşme Vergisi </strong></p>
<p> Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde PTT tarafından tahsil edilen telefon, teleks, faks mili ve data ücretleri haberleşme vergisine tabidir, Oranı %1’dir.</p>
<p><strong>Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi<span style="text-decoration: underline;"> </span></strong></p>
<p>Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde elektrik ve havagazı Tüketim Vergisine tabidir.</p>
<p><strong>Yangın ve sigorta Vergisi</strong></p>
<p>Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde menkul ve gayrimenkul mallar içinde yapılan yangın sigortaları dolayısıyla alınan primler yangın sigortası vergisine tabidir.oranı %10’dur.</p>
<p><strong>Çevre Temizlik Vergisi </strong></p>
<p>  Belediye sınırları ve mücavir alanlar içindeki belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinde yararlanan konut,işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar çevre temizlik vergisine tabidir.</p>
<p>Bu verginin mükellefi her ne şekilde olursa olsun binaları kullananlardır.</p>
<p>Çevre temizlik vergisi mükelleflerince her yıl temmuz ayı içinde iki eşit taksitte ödenir.</p>
<p><strong>4.1.4 Harçlar</strong></p>
<p><strong>-İşgal Harcı</strong></p>
<p>Belediye sınırları içinde gösterilen,</p>
<p>Pazar veya panayır kurulan yelerin, meydanların, mezat yerlerinin her türlü mal ve hayvan satıcıları tarafından işgali,</p>
<p>Yol, meydan, pazar, iskele, köprü gibi umuma ait yerlerden bir kısmının herhangi bir maksat için işgali,</p>
<p>   <strong>-Tatil Günlerinde Çalışma Ruhsatı Harcı</strong></p>
<p>  Hafta tatili ve ulusal bayram günlerinde çalışmaları belediyelerce izne bağlı işyerlerine ruhsat verilmesine ilişkin harçtır.</p>
<p><strong>-Tellallık  Harcı</strong></p>
<p>Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde belediyeler ait hâl,balıkhane,mezat yerlere ve ilgilinin isteğine bağlı olarak belediye münadisi veya tellalı bulunan sair yerlerde gerçek veya tüzel kişiler tarafında her ne surette olursa olsun her çeşit menkul ve gayrimenkul mal ve mahsullerin satışı tellallık harcına tabidir.</p>
<p><strong>-Hayvan Kesimi Muayene ve Denetleme Harcı </strong></p>
<p>Satışa arz edilecek etlerin sağlık bakımından muayene ve denetlenmesi hayvan kesimi için alınır.Resmi ve özel kombinalar bu harçtan muaftır.</p>
<p><strong>-Ölçü ve Tartı Aletlerin Muayene Harcı</strong></p>
<p>Ölçü ve Tartı alet ve vasıtaları ile ölçeklerin kanun ve tüzük hükümlerine göre belediyelerce damgalanması bu harca tabidir.</p>
<p><strong>-Bina İnşaat Harcı</strong></p>
<p>  Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde yapılan her türlü bina inşaatı,inşaat veya tadilat ruhsatının alınmasında tarifede gösterilen oran ve hadlerde bina inşaat harcına tabidir.</p>
<p><strong>4.1.5  Harcamalara katılma payı</strong></p>
<p>-Yol harcamalarına katılma payı</p>
<p>-Kanalizasyon harcamalarına katılma payı</p>
<p>-Su tesisleri harcamalarına katılma payı<strong></strong></p>
<p>  <strong>4.1.6</strong> <strong>Çeşitli gelirler</strong></p>
<p>Para cezalar, işletme, kurum gelirleri, kira gelirleri,müze giriş ücretleri ile madenlerden belediyelere pay belediyelerin çeşitli gelirleri arsındadır.</p>
<p>  <strong>4.1.7 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/merkez/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Merkez">Merkez</a> Yönetiminin Yardımları </strong></p>
<p>Merkez yönetim,çeşidi fonlar aracılığıyla yerel yönetimlere mali yardım yapmaktadır.Bu yardımlar genelde proje şeklinde olup, iller bankası kanalıyla “idarenin takdir” yetkilerine göre dağıtılmaktadır.</p>
<p>  Yerel yönetimler,yardım ve bağışlar yolu ile gelir sağlamaktadır.Bağışın herhangi bir şekilde geri ödenmesi söz konusu değildir. Bağış merkezi yönetim lütfü olarak değerlendirilemez. Bağışlar koşulsuz ve koşullu olarak da gerçekleştirilebilir(Karaman, 1998: 92-98).</p>
<h1> </h1>
<p> </p>
<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>
<p>1. Belediye İktisadi Teşebbüslerini Kamu İktisadi Teşebbüslerinden Ayıran Özellikler</p>
<p>Belediyeler, 1580 sayılı Belediye Kanunu ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na  göre şirketler kurabilmektedirler. Belediye  İktisadi Teşebbüsleri (BİT) olarak adlandırılan bu kuruluşların Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) ile aynı kategoride değerlendirilemeyeceği  konusundaki görüşler litaretürde daha ağırlıklı görüşü temsil etmektedir. Çünkü bu kurumların kuruluş gerekçeleri ve kaynak aktaran birimleri aynı değildir. KİT’ler daha çok  özel sektörün yatırım yapmadığı alanlarda ve yörelerde gelişme göstermiştir. Toplumun üretim sistemindeki öncelikleri ve mallar arasındaki dengeyi göz önüne alan bu kuruluşlar, devletin asli fonksiyonlarına yardımcı değil <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilave/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilave">ilave</a> kurumlardır. KİT’ler devletin asli fonksiyonlarını yürüterek bu fonksiyonları daha etkin ve verimli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak yerine, aksine, devlete yeni fonksiyonlar ekleyerek yönetsel ve ekonomik sistemin daha da karmaşık hale gelmesine yol açmaktadırlar. Halbuki Belediye İktisadi Teşebbüslerinin (BİT),  belediyelerin birçok asli fonksiyonuna yardımcı olan kurumlar olduğu ifade edilebilmektedir(Yeter, 1993, s.200)<strong></strong></p>
<p>Yasal açıdan BİT’lerin  KİT’lerden farkı çok açıktır: KİT’ler 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi  olan kamu işletmeleridir. Buna karşılık BİT’ler  açısından belli bir yasal düzenleme olmadığından, bu işletmeler, Mahalli İdarelerin yönetim organlarının inisiyatifine kalmıştır. Bu yasal ayırımın ötesinde, uygulamadan gelen önemli fark ise; KİT’lerin yönetim kurullarının devletçe(hazinece) atanması ve BİT’lerin ise Belediye organlarınca tayinidir.<strong></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<h4>2. Belediye İktisadi Teşebbüslerinin Kuruluş Şekilleri</h4>
<p>Kuruluş, görev ve işleyişlerindeki farklılıklar  göz önüne alınarak belediyelerin ekonomik girişimlerini genel olarak şu dört ana başlık altında incelemek mümkündür:</p>
<p>-Belediye bütçesi için de veya dışında  yer alan işletmeler</p>
<p>-Tanzim satış fonları ve döner sermayeli kuruluşlar</p>
<p>-Belediyelerin kurdukları ve iştirak ettikleri şirketler.</p>
<p>-Birlikler ve diğer alternatif teşebbüs yöntemleri</p>
<p>2.1. Belediye Bütçesi İçinde veya Dışında  Yer Alan İşletmeler</p>
<p>Belediye işletmelerini başlıca 3 alt başlıkta toplamak mümkündür:</p>
<ol>
<li>Özel yasalar ile kurulan işletmeler</li>
<li>Belediye bütçesi içinde yer alan işletmeler</li>
<li><strong>c.       </strong>Belediye bütçesi dışında yer alan katma bütçeli işletmeler.<strong></strong></li>
</ol>
<p><strong>2.1.1. Özel Yasalar ile Kurulan İşletmeler</strong></p>
<p>2568 sayılı yasa ile kurulan İstanbul su ve kanalizasyon idaresi (İSKİ), 4325 sayılı yasa ile kurulmuş olan EGO gibi bu işletmelerim kuruluş yasalarında 1050 sayılı yasa ya, belediye muhasebe usulü tüzüğüne ve 2886 sayılı devlet ihale yassına tabii bulunmadıkları, özel hak hukuku tabi oldukları, ticari usule göre çalışacakları ön görülmekte ve kamu tüzel kişiliğine sahip oldukları hükmü yer almaktadır.</p>
<p><strong>2.1.2. Belediye Bütçesi İçinde Yer Alan İşletmeler</strong>:   </p>
<p>      Ülkemizde belediyelerin kurdukları, su, mezbaha ve bunun gibi teşebbüslerin büyük bir bölümü bu yönetim şekli ile yani doğrudan doğruya yönetim şeklinde işletilmektedir. Bu teşebbüslerin giderleri ile yönetim ve işletme giderleri  diğer belediye gelirleri ve giderleri gibi belediye bütçesinde gösterilmektedir(Barut ve Önal, 1993: 110).<strong></strong></p>
<p><strong>2.1.3 Belediye Bütçesi Dışında Yer Alan Katma Bütçeli İşletmeler</strong></p>
<p>Yukarıda da belirtildiği üzere 1580 sayılı yasanın 15. maddesinde belediyenin görevleri sayılmış 19. maddesinde de kazanılmış haklara zarar vermeden su, hava gazı, elektrik tesislerini doğrudan doğruya kurmaya ve işletmeye belediye sınırları için de belli mıntıkalar arasında otobüs otokar, onlıbüs tünel, troley  ve fünikülerle yolcu taşımaya belediyelerin yetkili olduğu ifade edilmiştir. Bunlardan elektrik tesislerini kurmak ve işletmek yetkisi  2705 sayılı yasa ile belediyelerden alınarak Türkiye elektrik kurumuna verilmiştir.  Belirtmek gerekir ki belediye yasası belediye işletmelerinin kuruluş ve yönetim şekillerine organlarına muhasebe alım, satım, denetim usullerine ilişkin bir düzenleme getirmemiştir.  Yalnız 110. md  13 ve 14. fıkralarında belediye gelirleri arasında belediye teşebbüsleri hasılatına yer verilmiş 70.maddenin 8. fıkrasında  ise  belediye meclisinin  görevleri arasında görülecek hizmetlere karşılık alınacak ücret tarifelerinin belediye meclisleri tarafından saptanacağı ve 71. md. De  bu tarifelerin mülki amirin onayı ile yürürlüğe gireceğini öngörmüştür.</p>
<p>24 eylül 1990 tarihli resmi gazetede  yayınlanan belediye bütçe muhasebe usulü tüzüğünün 89. md. İse bu bütçelerin şekli, düzenlenmesi, kabulü ve onaylanmasının belediye bütçesinin tabi olduğu esas ve usullere  göre yapılacağı belirtilmiştir.  Ancak belediyeler ekonomik ve ticari özellikte hizmetleri örgütleme de eski belediye muhasebe usulü tüzüğünün 48, yeni tüzüğün 89. maddesinde ki kayıtları dikkate almaksızın istedikleri hizmetleri istedikleri biçimde örgütleyip düzenlemektedirler. Bunun sonucunda işletmeler ve gördükleri hizmetler sık sık yönetim ve işleyiş değişikliğine uğramaktadırlar. Değişimler genellikle bir yada birkaç hizmeti ana bütçeden ayrı bir katma bütçeli işletme kurmak mevcut bir işletmeyi kaldırmak işletmeyi bölerek birden çok işletme haline getirmek, işletmeleri birleştirip tek işletme haline getirmek, işletmeye yeni hizmetler katmak yada çıkarmak, işletmeyi şirket halinde örgütlemek, işletme konusu hizmeti özelleştirme kapsamı içinde ihale ile özel kişi veya  kuruluşlara devretmek türlerinde ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>İşletmelerin birbirlerinden farklı yapısal özelliklerine, yönetim ve işleyiş biçimlerine sahip olmalarının nedeni , belediyeler bağlı işletmeleri  düzenleyen  genel bir işletme yasasının bulunmayışıdır. Denebilir(Keleş, 1992: 339).</p>
<p>Teşebbüs, belediye bütçesinde yalnız faaliyet sonucu ile görülmektedir. Yani işletmenin gerekli amortisman ve gerekli akçesi ayrıldıktan sonra geriye kalan  direkt hasılat  belediyeye verilmekte ve belediye bütçesine gelir kaydedilmekte, işletme faaliyeti zarar ile kapatıldığı takdirde ise zararın karşılanması için belediye tarafından yapılan yardımlar belediye bütçesinde yer almaktadır belediye işletme üzerinde yönetsel vesayet yetkisine sahip olmaktadır.</p>
<p><strong>2.1.4. Tanzim Satış Fonları ve Döner Sermayeli Kuruluşlar</strong></p>
<p>Belediyelere tanzim satış fonu kurma yetkisi veren hüküm, 1580 sayılı yasanın 15. md.sinin 2,12,1960 tarih ve 150 sayılı yasa ile  değişik 43. md dir.  Fıkraya göre belediyeler et,ekmek, yaş meyve ve sebze, odun ve mangal kömürü ile diğer gıda ve zorunlu ihtiyaç maddelerini gerektiğinde  2490 ve 1050 sayılı yasa hükümlerine bağlı olmaksızın satın almak, stok etmek, veya belirli bir kar haddi dahilinde satın aldırmak, sattırmak ve ihtiyacı olanlara maksada göre dağıtmak üzere bir fon tahsis ederek tanzim satış mağazaları kurmak ve hayatı ucuzlatacak sair tedbirleri almak yetkisine sahiptirler.</p>
<p>Tanzim satışına konu olan maddeler halkın günlük yaşayışını etkileyen zorunlu yiyecek ve yakacak maddeleri ile sınırlanmış gibi görülse de “hayatı ucuzlatacak sair tedbirleri almak” deyimi ile belediyelere bu konuda geniş bir yetki tanınmıştır</p>
<p>Uygulamada belediyeler “döner sermaye” adını verdikleri fonu bazen bütçelerine koydukları ödenekten sağlamakta, bazen de tanzim satış yapılacak maddeye gereksinimi olacaklardan topladıkları paralarla oluşturmaktadırlar.</p>
<p>Diğer taraftan 775 sayılı gecekondu yasası ve 2981 sayılı imar ve gecekondu mevzuatına aykırı yapılara uygulanacak bazı işlemler ve 6785 sayılı yasanın bir maddesinin değiştirilmesi hakkında yasada da özel fonlar kurulması hükmü düzenlenmiştir.</p>
<p>Döner sermayelere gelince ;</p>
<p>Belediyelerde döner sermaye kurulmasına yetki veren tek mevzuat belediye yasasına bazı maddeler eklenmesine dair 24,3,1950 tarih ve 5656 sayılı yasadır. Bu yasanın ek birinci maddesine göre belediyeler  belediye konutları yapmak ve bu konutları belde sakinlerine kiraya vermek yada satmak işlerini “mecburi” hizmetler arasına alabilir ve bu amaçla bütçelerinden gerekli paraları ayırarak “ döner sermaye” kurabilirler.  Belediyeler bu iş için kurulmuş yada kurulacak yapı ortaklıklarına girmeye de yetkililer. Bu işlerde 2886 sayılı ihale yasası uygulanmamaktadır.</p>
<p>Uygulamada “tanzim satış”, “döner sermaye” ve “fon” deyimleri karışık ve birbirinin yerine geçecek şekilde kullanılmaktadır. Diğer taraftan gerek tanzim satışlar gerekse döner sermayeli kuruluşlar genellikle yeni bir örgütlenmeye gidilmeksizin belediye yada belediyeye bağlı işletme personeli ile yürütülmektedir.<strong></strong></p>
<p><strong>2.1.5. Belediyelerin Kurdukları ve İştirak Ettikleri Şirketler:</strong></p>
<p>Belediyeler bazı kamu hizmetlerini  daha etkin yürütmek amacı ile kamu hukukunun ve bürokrasinin katı kurallarından ve ağır işleyişinden kurtulmak için ekonomik girişimlerini  şirketler yolu     ile yerine getirmektedirler.</p>
<p>Şirketleşmeye yönelmenin diğer nedenleri arasında mevcut personel rejimi içinde kaliteli eleman çalıştırmada karşılaşılan sorunlar, merkezi idarenin denetiminden kurtulma düşüncesi ve özel girişimcilerin giden kamu fonlarının bir kısmını şirketler aracılığı ile tekrar belediyeye kazandırmak fikri sayılabilir.</p>
<p>Belediyelerin şirket kurabilmeleri, şirketlere ortak olabilmelerini sağlayan  yasal dayanak 1580 sayılı belediye yasası (md.19) ile Türk ticaret yasası (md275) dir. Yine Türk ticaret yasasının 18 md. Birinci fıkrasına  göre, belediyeler tarafından özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere kurulan teşekkül ve müesseseler “şirketler” tacir sayılırlar. Ayrıca bunlar, ticaret sicil nizamnamesinin  13/1 maddesine göre ticaret siciline tescil ile ticaret odalarına kaydolmak  zorundadırlar.</p>
<p>1.9.1992 itibari ile nüfusu 20 binden fazla olan 275 belediyeyi kapsaya araştırmada bunlardan 107 sinde toplam 181 adet şirket olduğu belirlenmiştir.</p>
<p>Bu araştırma sonucuna göre şirketlerde ki esas pay sahipleri, belediyeler ve belediyelerin sahip oldukları şirketlerdir. Başka bir ifade ile halka açılma pek gerçekleşmemiştir. Bu nokta da haklı tenkitler yöneltilebilir. Zira belediye şirkette  % 50 nin üzerinde pay sahibi olduğu takdirde “şirketleşmeye yönelme” amacından sapmaktadır. Her şeyden önce bu durumda şirketler yönetimlerinin  yapısı itibarı ile belediyelerin kontrolü altına girmekte ve dolayısıyla bununla hizmetin gerektiği biçimde  bağımsız karar alabilmeleri engellenmektedir(Barut ve Önal, 1993: 111-112).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>3. BELEDİYE ŞİRKETLERİNİN HUKUKİ DURUMU:</strong></p>
<p>Ülkemizde, belediyelerin şirket kurması, veya kurulan bir şirkete katılmalarının eskiden beri uygulandığını, 1580 sayılı kanun&#8217;un belediyelerin vazifeleri ile ilgili hükümlerinden anlıyoruz(1580 sayılı belediyeler kanunu, Md.15).</p>
<p>Ancak, bu gün ki manada, şirketlerin belediyelerde bir hizmet yöntemi olarak uygulanmasına 1984 yalında büyükşehir belediyelerinin kurutması ile rastlıyoruz. Başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere, bir çok belediye, hizmetlerini daha etkin ve verimli sunabilmek için, işletme, döner sermaye, fon, müessese, birlik ve şirket gibi ekonomik girişim modellerini devreye sokmuşlardır. Çeşitli alanlarda, kendi bünyelerinde şirket kurmuşlar veya kurulmuş olan şirketlere dahil olmuşlardır.</p>
<p>Belediye idareleri, kanunların kendilerine verdiği zorunlu görev ve hizmetlerin ifasından başka, beldenin ve belde halkının umumi ihtiyaçlarını sağlamak üzere her türlü girişimde bulunabilirler. Bu çerçevede, belediyelerin şirket kurmak veya kurulmuş bir şirkete dahil olmak suretiyle bu hizmetleri yerine getirmeleri mümkündür(1580 sayılı Belediyeler kanunu, Md.19/5-2,19/1).</p>
<p>Belediyelerin şirket kurmalarının temel yasal dayanağı, 1580 sayıl: belediyeler Kanunu’dur. Bu kanun, belediyelerin, belediye sınırları içerisinde toplu taşımacılık ve et taşımacılığı işlerini, (İçişleri Bakanlığının iznini almak şartıyla) şirketler vasıtasıyla yapabileceklerine müsaade etmektedir. Yine belediyeler, belediye mesken!eri yapmak, yaptıkları meskenleri belediye çalışanlarına kiraya üzere kurulmuş veya kurulacak yapı  ortaklıklarına iştirak edebileceklerdir.</p>
<p>Belediyelerin işletme ve şirket şeklinde ortaya çıkan ekonomik girişimlerini, kuruluş, görev ve işleyişlerindeki farklılıklar açısından dört ana grupta toplayabiliriz.</p>
<p>a-    Özel yasalarla kurulan İŞLETMELER</p>
<p>b-    Belediye bütçesi içinde yer alan İŞLETMELER</p>
<p>c-    Belediye bütçesi dışında yer atan KATMA BÜTÇELİ İŞLETMELER</p>
<p>d-    Belediyelerin kurduğu veya katıldığı ŞİRKETLER</p>
<p>Özel yasalarla kurulan işletmelerin (ASKİ, İSKİ, İETT, EGO gibi) kuruluş yasalarında, 1050 sayılı yasaya, BBMUT, BBMUY ve 2886 sayılı ihale kanununa tabi olmayıp, özel hukuk yasalarına göre işlemlerde bulunacakları belirtilmiştir. Bu işletmeler, kamu tüzel kişiliğine sahip olup ticari usullere göre çalışırlar. Bütçe işlemleri açısından kendi yasalarına tabidirler.</p>
<p>Bütçesi belediye bütçesi içerisinde yer alan işletmelerin mali denetimi, belediye bütçesinin tabi olduğu, hazırlanış, onaylama, uygulama ve denetim yollarına tabidir. Bu işletmelere ait bütçeler, belediye bütçeleri ile aynı işlemlere tabidirler.</p>
<p>Bütçesi, belediye bütçesi dışında yer alan katma bütçeli işletmelere ait bütçelerin şekli, düzenlenmesi, kabulü ve<em> </em>onaylanmasında, belediye bütçesinin tabi olduğu esas ve usuller uygulanacaktır. Katma bütçeli müesseselerin muhasebesi ve mali işlemleri belediye sorumlu saymanının denetimine tabidir.</p>
<p>Belediyelerin bütün iktisadi İşletmeleri Sayıştay denetimine tabi değildir. Bu konuda, Sayıştay Genel Kurulu, Sayıştay&#8217;ca denetlenmekte olan belediye iktisadi teşebbüslerine ait hesapların 23 sayılı kanun&#8217;un yürürlüğe girmesinden sonra Sayıştay’ca denetlenmesinin mümkün olmadığına karar verilmiştir. Belediyenin iktisadi işletme ve şi<sup>r</sup>ketlerinin mali denetiminin, Sayıştay denetimine tabi olmaması sonucunda, bunların saymanlarınca düzenlenen aylık mizan, kesin mizan ve bilançoları kendi organlarınca incelenip karara bağlanacaktır.</p>
<p>Belediyelerin kurdukları veya katıldıkları şirketlerin kuruluş, çalışma ve denetlenmesi noktalarında halen tartışmalar devam etmektedir.</p>
<p>Belediyelerin, şirketlere yönelmesinde ki tek sebep, hizmette etkinlik ve verimlilik değildir. Kamu hukukunun katı kurallarından, kamu bürokrasisinin ağır işleyişinden, merkezi idarenin vesayet denetiminden ve nitelikli elaman çalıştırmayı engelleyen personel rejiminden kurtulmak, siyasi nedenlerle istihdam oluşturmak, siyasi reklam yapmak, halkın katımını sağlayarak mahalli sermayeyi harekete geçirmek ve ihale yoluyla özel kesime kayan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/parasal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Parasal">parasal</a> kaynakları elinde tutmak gibi bir çok nedenlerle belediyeler şirketleşmeye yönelmiştir.</p>
<p>Belediyelerin   şirket   kurmasına   müsaade   eden   1580   sayılı kanun&#8217;un     yukarıda     zikredilen     hükümlerinin   yanısıra, TTK hükümlerinde de engelleyici bir duruma rastlanılmamaktadır. Bilakis, belediyelerin anonim şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında temsiline ilişkin hükümlere yer vermek suretiyle bu hususa dolaylı, bakarak cevaz verilmektedir. Ayrıca, 5434 sayılı Emekti Sandığı Kanunu&#8217;nda da, belediye şirketlerinden bahsedilmekle, belediyelerin şirket kurmasının veya kurulmuş bir şirkete katılmasının yasal olduğu kabul edilmiştir.</p>
<p>Bütün bunlardan başka, İçişleri Bakanlığınca hazırlanan 1580 sayılı Kanun’a bazı hükümler eklenmesine dair yasa tasarısının 31 .ek maddesinde sayılan hizmet ve faaliyetler için önceden bakanlığın iznini almak şartıyla, belediyelerin özel kişilerle ve kamu tüzel kişileriyle ortaklık kurabileceği, kurulmuş ortaklıklara katılabileceği de belirtilmiştir.</p>
<p>Belediyeler, kanun&#8217;un kendilerine verdiği vazife ve hizmetleri ifa ettikten sonra, belde sakinlerinin müşterek ve medeni ihtiyaçlarını düzenleyecek her türlü teşebbüsatı icra ederler. Bu bağlamda belediyeler, kuracakları şirketler vasıtasıyla, yapılmasını gerekli gördükleri hizmetleri ifa edebileceklerdir. Ancak, belediyeler, vazifeleri olan konularda harcama yapabileceğinden, vazifeleri olmayan konularda şirket kuramayacaklar, bu yönde sermayeye katılım payı olarak harcama yapamayacaklardır(Doğan, 1997: 112-113-114-115).</p>
<h1>4. BELEDİYE ŞİRKETLERİNİN TARİHÇESİ</h1>
<p>Ülkemizde belediye iştiraki ile kurulan ilk şirket, 1924 Yılında Ankara’da kurulan “Aksaray Azmi Türk” tür. 1926 Yılı&#8217;nda da Kayseri&#8217;de “Kayseri ve Civarı Elektrik” kurulmuştur. 1930 Yılında 1500 sayılı Belediye Kanunu çıkarılana kadar belediyeler tarafından başka şirket kurulmamıştır.</p>
<p>Cumhuriyetten önce ise İzmir ve İstanbul’da; elektrik, su, havagazı, tramvay ve telefon gibi hizmetler imtiyazlı şirketlerce sunulmuştur. Bu şirketler arasında İzmir Elektrik ve Tramvay Şirketi (1855), İzmir Suları Anonim Şirketi (1895) ve İzmir Havagazı  Şirketi’ni (1859) sayabiliriz(Karaman ve Özgür, kjljds  25).</p>
<p>Cumhuriyet’in ilanından sonra 10’ar yıllık periyotlar halinde ele aldığımızda belediyelerin:</p>
<p>1924-1930 yılları arasında —&gt;  2,</p>
<p>1931-1940 yılları arasında —&gt;  1,</p>
<p>1941-1950 yılları arasında —&gt;  3,</p>
<p>1951-1960 yılları arasında —&gt;  14,</p>
<p>1961-1970 yılları arasında —&gt;  14,</p>
<p>1971-1980 yılları arasında —&gt;  110,</p>
<p>1981-1990 yılları arasında —&gt;  130,</p>
<p>1991-1992 yılları arasında ise, 57 adet şirkete, kurucu veya ortak olarak katıldıkları görülmektedir(Önal, Barut, 1993: 114).</p>
<h3>5. Belediye Şirketlerinin Kuruluş Amaçları</h3>
<p>Belediyelerce kurulan şirketlerin amaçları &#8220;kuruluş sözleşmesinde &#8221; belirtilmekle birlikte, bazen belirtilen bu amaçların dışında farklı amaçlar güdüldüğü de görülmektedir.</p>
<p>Buna göre belediye  şirketlerinin  kuruluş  amaçlarını yedi grupta inceleyebiliriz:</p>
<p><strong>5.1. 2886 Sayılı Devlet; ihale Kanunu’nun  Kısıtlamalarından Kurtulmak</strong></p>
<p>1886 Sayılı Devlet İhale Kanunu&#8217;nun 71. Maddesi ile, “Bu kanunun kapsamına giren idarelerin kendi aralarında yaptıkları ihlale işleri ile, sermayesinin yarısından fazlası tek başına, veya birlikte devlete, kamu iktisadi teşebbüslerine veya yönetimlere ait kuruluşlardan sağ1anması ile ilgili ihale işleri”, ihale usulüne tabi olmayan işlerden sayılmıştır.</p>
<p>Belediyeler bu hükümden  yararlanarak Kanun’un amacına uygun olmayan  sonuçlar yaratabilmektedir. Bu durumu bir örnekle açıklayabiliriz:  Belediye bir  hizmetin gördürülmesi için ihale açtığında, bu ihaleye piyasadaki mevcut şirketle birlikte, bu konuda faaliyet gösteren belediye şirketi katılacaktır. Ancak 2886  sayılı  Kanun’un 71. Maddesi gereği bu iş belediye  şirketine  verilecektir. Belediye şirketinin bu işi yapacak olanağı olmaması durumunda, iş belediye başkanınca taşeron  olarak  seçilen  özel şirketlere yaptıracaktır. Sonuçta yapılan ihalenin bir anlamı  kalmayacaktır.                             Uygulamada bu duruma sıklıkla rastlanmaktadır .</p>
<p>Belediyelerin kurucusu olduğu şirketlere 2886 sayılı Devlet İhale Kanununu 71. Maddesince tanınan istisnanın Belediyeleri, söz konusu şirketler aracılığıyla mal ve hizmet alımına teşvik ettiği, bu şirketlere de kendi usullerince aldığı mal ve hizmetleri belediyelere satma avantajı getirdiği, bu durumun da usulsüzlüklere elverişli bir ortam yarattığı gözlenmektedir.</p>
<p><strong>5.2. Personel sağlanması ve istihdamında  Serbest  Hareket <a href="http://www.genelbilge.com/tag/etme/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Etme">Etme</a> Olanağı Yaratmak</strong></p>
<p>Belediyelerin kurduğu ve iştirak ettiği şirketler Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde özel hukuk tüzel kişisi gibi hareket etmekte, yani tam bir serbestlik içinde çalışmaktadırlar.</p>
<p>Bu durum belediye şirketlerini, ekonomik ve rasyonel olmayan uygulamalar içine sokabilmektedir. Bunun nedeni, belediyelerin siyasi çıkar gözetmeleri ve bu amaçla kendilerine destek verenlere çıkar sağlamaya çalışmalarıdır. Ülkemizin ekonomik koşulları göz önüne alındığında personel istihdamı konusu, belediye yönetimi için, yandaşlarına çıkar sağlamada önemli bir avantaj olmaktadır. Belediye şirketlerinin içinde bulundukları serbestlik, politik istihdam için çok uygun bir ortam yaratmaktadır. Ankara Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin katılımıyla kurulan bir şirket üzerinde Sanayi ve Ticaret: Bakanlığı müfettişlerince yapılan denetimde, şirketin, 1989 Yılında işlerinin yoğunluğunun artmayışına karsın personel sayısında  % 117&#8242;lik bir çoğalma görülmüştür. Kaldı ki, bu  şirket aldığı müteahhitlik ve  proje  işlerini genelde  diğer şirketlere yaptırmaktadır.Aşağıdaki tabloda bu şirkete ilişkin  ayrıntılı bilgiler görülmektedir:</p>
<p>                                                                                                                      TABLO   2.1</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="60" valign="bottom">Yıl</td>
<td width="72" valign="bottom">Daim</p>
<p>işçi</td>
<td width="128" valign="bottom">Ciro (TL)</td>
<td width="156" valign="bottom">Personel Maliyeti (TL)</td>
<td width="154" valign="bottom">Kâr(+) / zarar  (-)</td>
</tr>
<tr>
<td width="60" valign="top">1986</td>
<td width="72" valign="top">32</td>
<td width="128" valign="top">13.955.026.926</td>
<td width="156" valign="top">44.721.818</td>
<td width="154" valign="top">-335.337.747</td>
</tr>
<tr>
<td width="60" valign="top">1987</td>
<td width="72" valign="top">42</td>
<td width="128" valign="top">67.869.054.835</td>
<td width="156" valign="top">122.154.867</td>
<td width="154" valign="top">-16.117.876.404</td>
</tr>
<tr>
<td width="60" valign="top">1988</td>
<td width="72" valign="top">59</td>
<td width="128" valign="top">85.543.070.201</td>
<td width="156" valign="top">299.870.059</td>
<td width="154" valign="top">-75.840.788.670</td>
</tr>
<tr>
<td width="60" valign="top">1989</td>
<td width="72" valign="top">812</td>
<td width="128" valign="top">316.868.979.682</td>
<td width="156" valign="top">1.818.140.801</td>
<td width="154" valign="top">-40.806.347.759</td>
</tr>
<tr>
<td width="60" valign="top">1990</td>
<td width="72" valign="top">922</td>
<td width="128" valign="top">411.461.150.165</td>
<td width="156" valign="top">10.784.215.183</td>
<td width="154" valign="top">-39.850.432.779</td>
</tr>
<tr>
<td width="60" valign="top">1991</td>
<td width="72" valign="top">1043</td>
<td width="128" valign="top">662.371.652.361</td>
<td width="156" valign="top">29.285.849.175</td>
<td width="154" valign="top">-69.532.673.245</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak :Barut ve Önal, 1993: 123.</p>
<p> Kaynakta şirketin adı belirtilmemiştir.</p>
<p>Tablodan da görüleceği gibi, şirket sürekli olarak büyük ölçüde zarar etmektedir. Bu zarar da şirkete sermaye ola­rak konulan kamu fonlarından karşılanmaktadır. Ancak bu durum şirketin personel almasına engel olmamaktadır.</p>
<p>Belediye şirketlerinin, personel sağlanması ve istihdamında serbestlik sağlamanın olumlu diyebileceğimiz bu yönü de vardır. ülkemizde devlet; memurlarına uygulanan ücret politikası nedeniyle üst düzey nitelikli elemanların belediyelerde çalıştırılması pek mümkün olmamaktadır. Belediye şirketlerinde ise daha nitelikli eleman çalıştırılması mümkün olmaktadır. Belediye bünyesindeki üst düzey yöneticilere de bu şirketlerin yönetim kurullarında görev verilerek huzur hakkı almaları sağlanmaktadır. Ancak, belediyelerin anonim şirketlerinin yönetim kurulu üyelerine ödenen huzur hakkı ücretleri bazen çok yüksek rakamlara da ulaşabilmekte bu nedenle de kamuoyunca eleştirilmektedir.</p>
<p>Belediye şirketlerinin personel sağlanması ve istihdamında serbestlik sağlaması, belediyelerin, bazı emek yoğun işlerini sendikasız işçi çalıştırabilmek için, şirketler aracılığıyla yürütmesine de neden olmaktadır.</p>
<p><strong>5.3. Bürokratik işlemler ve Denetimden Kurtularak Daha Serbest Harcamalarda Bulunmak</strong></p>
<p>Belediyelerin kurduğu ve katıldığı şirketleri kamu hukuku uyarınca denetleyecek bir birim mevcut değildir. Türk Ticaret Kanunu&#8217;na göre Sanayi ve Ticaret Bakanlığı müfettişlerince yapılan denetim de daha çok üçüncü şahısların haklarını korumaya yönelik olmaktadır. Belediye meclislerinin de bu şirketler üzerinde doğrudan denetim yetkisi yoktur. Bu durum belediye şirketlerine, harcama yapmakta büyük bir serbestlik getirmektedir.</p>
<p>Bu konu, belediye şirketlerinin en çok eleştirilen ve  istismara  en açık yönüdür. Uygulamada söz konursu şirketlerin amaçları dışında önemli miktarlarda harcamalar yaptığı görülmektedir.</p>
<p><strong>5.4. </strong><strong>özel Bankalardan Kredi Kullanabilmek</strong></p>
<p>Belediyeler ihtiyaç duydukları krediyi ancak İller Bankası&#8217;ndan sağlayabilmektedir. Ancak bazı özel durumlarda bazı projeleri Devlet Planlama Teşkilatı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ve diğer kamu bankalarınca desteklenmektedir. Be­lediyeler özel bankalardan doğrudan kredi alamamaktadır. Ancak, özel hukuk hükümlerine tabi olan . belediye şirketlerinin özel bankalardan kredi kullanmasına herhangi bir engel yoktur. Bu sebeple belediyeler, şirketlerini kredi sağlanmasında aracı olarak  kullanabilmektedirler.</p>
<p><strong>5.5. </strong><strong>Beldenin Sosyal ve Ekonomik Gelişmesine Katkıda </strong><strong>Bulunmak ve Bu Konuda öncülük Yapmak</strong></p>
<p>Belediyelerin  kurduğu ya da katıldığı bazı şirketlerde de çevredeki hammaddenin veya sermayenin değerlendirilmesinin amaçlandığı görülmektedir. Bu tür işletmeler genelde, özel<em> </em>teşebbüsün yeterince gelişmediği bölgelerde kurulmaktadır. Bu yolla hem özel sektöre öncülük yapılmakta hem de yeni iş olanakları yaratılmaktadır.</p>
<p>Ancak ülkemizde bu tür işletmelerin küçük bir kısmı başarıya ulaşabilmiştir. çünkü bu işletmelerin çoğu gerekli fizibilite çalışmaları yapılmadan ve ekonomik veriler öncelik; alınmadan kurulmuştur. Bunu yanında belediyeler, belde halkının sosyal yaşamına katkıda bulunacak; sinema tiyatro, spor tesisleri kurmak gibi sosyal ve kültürel hizmetleri şirketler aracılığıyla yürütebilmektedirler.</p>
<p><strong>5.6. Belediye Gelirlerini Arttırmada Yeni Kaynak Yaratmak</strong></p>
<p>Gelişen sosyal ve ekonomik şartlar içerisinde ağır bir hizmet yükü altında olan belediyeler, mali yetersizlikler nedeniyle bunalmış halde, yeni kaynaklar yaratma çabası içine girmişlerdir. 1şte burada şirketleşme, bazılarınca belediye için bir gelir kaynağı olarak görülmektedir.</p>
<p>Ayrıca, ihale yoluyla özel girişimcilere giden kamu fonlarının şirketler aracılığıyla tekrar belediyelere dönüşünü sağlamak amacıyla da belediyeler şirketleşmeye yönelmektedir.</p>
<p>Ancak; konu seçiminde, fizibilite raporlarının hazırlanmasında, yatırım ve işletme sermayesi bulunmasında, kredi sağlanmasında ve şirket yönetiminde gerekli özen gösterilmediği için az sayıda belediye kendisine bu yolla gelir sağ1ayabilmektedir</p>
<p><strong>5.7.      Kamu Hukukunun  Katı Kurallarından  ve Bürokrasiden Kurtulup  Kamu Hizmetlerinde  Etkinlik ve Verimlilik Sağlamak</strong></p>
<p>Ülkemizde belediyelere, belde halkının yaşamını yakından ilgilendiren çok sayıda  görev ve hizmet verilmiştir. Ülkemizde gelişen ekonomik ve sosyal şartlar bu hizmetlere olan talebi daha da arttırmaktadır. Özellikle büyük şehirlerimizde göç, hızlı nüfus artışı, hızlı sanayileşme gibi faktörler de eklendiğinde belediyelerin sorunları içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.</p>
<p>Belediyelerin içinde bulundukları bu zor durum karşısında  bir de ağır işleyen bürokrasiyle uğraşmaları ve kamu hukukunun katı kurallarını yerine getirmeye çalışmaları belediyelerin işini daha da zorlaştırmakta ve hizmetlerin etkin ve verimli şekilde yürütülmesini engelleyebilmektedir.</p>
<p>Belediyelerin kurduğu ya da katıldığı şirketler ise tamamen özel hukuk hükümlerine tabidir. Bu nedenle, bu şirketler daha hızlı karar alabilmekte, bu kararları daha hızlı uygulayabilmekte ve daha rahat harcamalarda bulunabilmektedirler. Bu sebeple, belediye şirketlerinin bazı kamu hizmetlerinin yürütülmesinde daha etkin ve verimli olabileceği söylenebilir. Ancak kamu hizmetlerinde etkinlik ve verimlilik sağlamak gerekçesiyle kamu hukukunu yok saymak yerine bu hiz­metlerin kamu hukuku sınırları içinde etkin ve verimli bir duruma getirilmesi daha uygun olacaktır(Önal ve Barut, 1993: 114-120).</p>
<h2>6. BELEDİYE ŞİRKETLERİNİN FAALİYET ALANLARI</h2>
<p>15 .1.1993 tarihi itibarıyla, ülkemizde belediyelerin kurduğu ya da katıldığı 330 adet şirket bulunmaktadır. bunların 255&#8242; il merkezlerinde, kalan 75’i  ise ilçelerde bu­lunmaktadır.</p>
<p>Bu şirketlerin 38’i  Ankara’da, 31’i  İstanbul’da ,  21’i Konya’da, 12’si  Bursa’da, 11’i İzmir’de, 10’u da Kayseri’de faaliyet göstermektedir. Ardahan, Bayburt, Iğdır ve  Kütahya dışındaki  tüm il merkezlerinde, belediyeler en az bir şirket kurmuş ya da şirketlere katılmışlardır.</p>
<p>Bu 330 şirket faaliyet alanlarına göre gruplanırsa</p>
<p>-  77 şirketin;  gıda  ve  ihtiyaç  maddeleri  üretim ve pazarlaması,</p>
<p>-  42 şirketin; otel-kaplıca işletme, turizm geliştirme,</p>
<p>-  40 şirketin; imar, inşaat ve yapı malzemeleri  üretim ve dağıtımı,</p>
<p>-  33 şirketin; tarım ürünlerine dayalı üretim, yem,besicilik, dericilik, süt ürünleri üretim ve pazarlaması,</p>
<p>-  25 şirketin; toprak , seramik, tuğla,  kireç,  çimento ve beton elemanları üretim ve pazarlaması,</p>
<p>-  16 şirketin; madencilik ve mermercilik,</p>
<p>-  12 şirketin; halı, iplik, giyim ve tekstil,</p>
<p>-  11 şirketin; elektrik üretim, dağıtım ve  elektro mekanik,</p>
<p>-  11 şirketin; şehir planlamacılığı, mühendislik,  müşavirlik ve çevre korunması,</p>
<p>-  10 şirketin; makine imalat,</p>
<p>-  7 şirketin; orman  ürünlerine  dayalı ağaç  işleri  ve  mobilya üretimi,</p>
<p>-  7 şirketin; petrol ve petrol türevleri pazarlaması,</p>
<p>-  5 şirketin; maden  suyu  ve  memba  suyu  şişeleme  ve pazarlaması,</p>
<p>-  3 şirketin; soğuk hava deposu işletmeciliği,</p>
<p>-  3 şirketin; sigortacılık,</p>
<p>-  3 şirketin; ulaşım, liman işletme ve depoculuk,</p>
<p>-  2 şirketin; bakım yenileme,</p>
<p>-  2 şirketin; spor tesisleri işletmeciliği,</p>
<p>-  2 şirketin; lastik kaplama,</p>
<p>-  2 şirketin; serbest bölge kurulması</p>
<p>Alanlarında faaliyet gösterdiği; kimya, bilgi-işlem, iç ve dış ticaret, sosyal tesisler, geleneksel el sanatları jant sanayi, pil dağıtımı, kağıt torba üretimi, asbest bazı cam sanayi, sağlık hizmetleri, sinema ve tiyatro işletmeciliği, alanlarında faaliyette bulunan birer şirket mevcut olup, üç adet de belediye iştiraki bulunan holding olduğu görülmektedir (Barut ve Önal, 1993, s133-134)</p>
<p>Yukarıdaki listeden de anlaşılacağı gibi, belediyelerin kurduğu ya da katıldığı şirketler çok çeşitli alanlarda faaliyet göstermektedir. Bu faaliyetler arasında belediyelere kanunla verilen görev ve hizmetler yanında, belediyelerin ilgi alanına girip girmediği tartışma konusu olan bazı faaliyet alanları da bulunmaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>7. BELEDİYE ŞİRKETLERİNİN DENETLENMESİ</strong></p>
<p>Özellikle 1984 yılından sonra etkin o!arak gündeme gelen belediye şirketlerinin hukuki durumları hakkında tartışmalar devam etmektedir. Bununla beraber, merkezi hükümet bu şirketlere olumlu bakmakta, ancak vesayet yetkisini de kullanmak istemektedir. Çünkü, bu şirketlerde harcanan para, belediyelere kamu yararına harcanmak üzere aktarılan kamu paralarıdır.</p>
<p>Belediye iştiraki olan şirketlerin denetlenmesinde tartışmaların odak noktası, bu şirketlerin özel hukuk hükümlerine veya kamu hukuku hükümlerine tabi olup olmadıklarının belirsizliğidir.</p>
<p>Bu şirketlerin kamu parasını kullanması ve belediyenin %50&#8242;den fazla hisseye sahip olması durumunda şirket personelinin 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununa tabi olmaları, bu şirketleri kamu tüzel kişisi görünümüne sokmaktadır. Diğer yandan, belediye idareleri tarafından kurulan veya katılınan Anonim ve Limitet şirketlerin kuruluş. ve faaliyetlerinde, TTK hükümlerine göre hareket etmeleri, bu şirketleri özel hukuk kişisi konumunda göstermektedir. Bu ikinci durum, yani kuruluş, faaliyet, yönetim ve denetimlerde TTK hükümlerine tabi olunması, belediye şirketlerinin ve bilhassa hisselerin %50&#8242;den fazlası belediyelere ait olan şirketlerin, özel hukuk tüzel kişisi kimliğinde olduğu kanaatini hakim kılmaktadır.</p>
<p>Belediye iştiraki bulunan şirketlerin, özel hukuka bağlı olmaları, bu şirketlerin denetimlerinin Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından yapılacağını ortaya koymaktadır. Şirketlerin genel denetimi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müfettişlerince, Ortaklıkların Denetimine Dair Tüzük hükümlerine göre yapılmaktadır. Yine, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun&#8217;un 2/k, 12/g ve 18/a maddeleri, denetimle ilgili hususları düzenlemiştir. Bakanlığın Teftiş Kurulu Tüzüğü ile de, şirketlerin denetim ve teftişi görevi, bakanlık müfettişlerine verilmiştir.</p>
<p>Kamu parası olan belediye parasının, şirketler aracılığıyla harcanmasının denetimi noktasında endişeler mevcuttur Zira bu şirketler, 233 sayılı KHK’nin 58.maddesine göre, Başbakanlık Yüksek Denetleme kurulu veya ilgili bakanlığın gözetim ve denetimine tabi olmayacaklardır. Diğer yandan şirketlerin faaliyetlerinin TTK hükümleri yönünden kamu denetimi adına denetlenmesi konusunda getirilen genel esaslar bazı hizmet dallarında yeterli görülmemektedir.</p>
<p>1988-1992 yılları arasında uygulanmakta olan, “belediye ve il özel idareleri, kuracakları veya iştirak edecekleri şirketleri için DPT’nden müsaade alacaktır” şeklindeki bir tedbir etkin bir denetim yolu olarak kullanılabilirdi. Nihayetinde de bu tedbirin uygu!anması, belediyeleri sınırlandırdığı için, mahalli idarelerin faaliyetlerinde ve girişimlerinde daha fazla serbestlik sağlanması amacıyla 1992 yılından itibaren DPT&#8217;den izin alma şartı kaldırılmıştır.</p>
<p>Belediyelerce kurulan veya katılınan şirketlerin, mülkiye müfettişlerince denetlenip denetlenemeyeceği hususu da yoruma muhtaçtır. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri, Bakanlık merkez birimlerinin, bağlı kuruluşlarının, bakanlığın gözetim ve denetimi altında bulunan kuruluşların, mahalli idarelerle, bunlara bağlı ve bunların kurdukları veya Özel kanunlarla kurulan birlik, işletme, müessese ve teşebbüslerin çalışmalarını işlemlerini ve hesaplarını teftiş etmek ve denetlemekle yetkili ve görevlidirler.</p>
<p>Müfettişiler, belediyelerin; müessese, teşebbüs, birlik ve işletmeler şeklinde ortaya çıkan ekonomik girişimlerinin denetimini yapabileceklerdir. Ancak<sub>:</sub> belediyenin kurduğu veya katıldığı şirketlerin de bu statüde değerlendirilmesi tartışmalıdır. Bu şirketleri; fon döner sermaye, işletme ve müesseselerden ayrı değerlendirmek gerekmektedir. Gerek kurutuşta TTK hükümlerine tabi olunması ve gerekse gerçek ve tüzel kişilerin bu şirketlere ortak olması, ayrı bir statüde değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.</p>
<p>Burada, “müessese” ve “teşebbüs” kavramlarının içeriğinin yorumlanması ile konuya açıklık kazandırılabilir.</p>
<p>Müessese, kurum ve kuruluş olarak, teşebbüs ise; girişim ve işe başlama olarak sözlüklerde yer almaktadır. Ancak 233 sayılı KHK hükmünde ise; müessese, sermayesinin tamamı bir İktisadi Devlet Teşekkülüne veya Kamu İktisadi Kuruluşuna ait olup, ona bağlı işletme veya iş!etmeler topluluğu olarak kabul edilmiştir. Müesseselerde bütçe yerine iş programı bulunur ve bu programlar müessesenin bağlı bulunduğu teşekkülün idare meclisi tarafından onaylanıp uygulamaya sevk edilir.</p>
<p>Şirketleri bu tanımlar içerisine sokmak, ancak çok geniş bir yorumlama ile mümkündür. Böylesi bir durum karşısında, Belediye İktisadi Teşekkülleri (BİT)&#8217;nin, Mülkiye Müfettişlerince denetlenemeyeceği kanaati daha hakimdir.</p>
<p>Şirketlerin denetlenmesinde, belediye meclisinin de etkin bir rolü olduğundan bahsedemiyoruz. Belediye meclisi sadece, belediye tarafından bir şirket kurulması, yada kurulmuş bir şirkete belediyenin iştirak etmesi safhasında söz sahibidir. Belediye meclisleri, sadece, bu şirketlerde, belediyenin, belediye başkanı veya meclisce seçilmiş meclis üyeleri tarafından temsil edilmesi hasebiyle, belediye meclisinin belediye başkanını denetlerken dolaylı bir denetim yapabilmesi mümkündür. Ancak pratikte, belediye başkanlarının, belediye meclis tarafından denetimi her belediyede olması gerektiği gibi gerçekleştirilemediği için, bu yolla şirketlerin ne denli sağlıklı denetlendiği şüphelidir.</p>
<p>Belediyelerin katıldıkları veya kurdukları şirketlerin Sayıştay’ca denetlenmesi, mevcut Sayıştay Kanun&#8217;u ve ilgili belediye kanun, tüzük ve yönetmelikleri açısından da mümkün görülmemektedir.</p>
<p>Bütün bunlardan sonra görüleceği üzere, belediyeler mahalli ihtiyaçları karşılamak için konunun başında zikrettiğimiz bir takım nedenlerle ticari ve sanayi teşebbüslere yönelmekte ve dahil olmaktadırlar, Bu nevi girişimler, yerel ekonomiyi geliştirmek ve öncülük yapmak açısından şüphesiz faydalı girişimlerdir. Ancak<sub> </sub>belediyelerin kurduğu ve katıldığı şirketlerin denetlenmesi hususundaki yasal boşluktan doğan takım olumsuzlukların da giderilmesi gerekmektedir. Hukuktaki belirsizlik ve boşluklar, yolsuzluk ve suiistimallere zemin hazırlar. Yasal ve toplumsal denetim yoksa ya da zayıfsa yolsuzluk ve vurgunlar gündemde kalır, varlığını korur.</p>
<p>Belediyelerin iktisadi teşebbüsler eliyle yürütebilecekleri sınai, ekonomik ve ticari nitelikteki hizmet ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat dağınık ve yetersizdir. Mevcut durum suiistimal ve israfa açık uygulamalara sebep olmaktadır.</p>
<p>Şirketler konusundaki durum ise daha karmaşıktır. Bazı durumlarda, belediye!er bu girişimleri ile, belediyenin faaliyet alanını aşmakta, kamu paralarını görevli ve ilgili olmadıkları alanlara kaydırabilmektedirler. Şirket yoluyla yapılan ekonomik ve ticari faaliyetlerin mutlaka etkin denetlenmesi konusunda yeni yasal düzenlemelere gidilmesi artık zaruret olmuştur. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan denetim!er yetersiz kalmaktadır. Performans denetimi belediye meclisi tarafından gerçekleştirilebilmeli, şirketin faaliyetindeki belediyenin durumu hakkında halkı bilgilendirici bilançolar basın yoluyla kamuoyuna duyurulmalıdır. Belediyelerin yapacağı şirket faaliyetleri, yeterli bilgiye sahip belediye elamanları vasıtasıyla takip edilmelidir.</p>
<p>Belediye şirketlerinin, mevzuat ve personel ile desteklenmek suretiyle verimli hale getirilmesi şüphesiz arkasından bir takım faydaları da doğuracaktır. Mahalli sermayenin harekete geçirilmesi, teşebbüs ruhunun yayılmasında öncülük edilmesi, kıt mali imkanlarla çalışan belediye teşkilatının kuvvetlendirilmesi ve mahalli hizmetlerde seri ve etkin çözüm yollarına ulaşılması, verimli belediye şirketleri ile mümkün olabilecektir(Doğan. 1997: 116-120).</p>
<p> <strong>8. MAHALLİ İDARE HİZMETLERİNİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ</strong></p>
<p>Toplum halinde yaşamanın bir sonucu olarak ortaya çıkan kamusal mal ve hizmet ihtiyacı, merkezi yönetim ile mahalli idare birimleri tarafından karşılanmaktadır. Günden güne giderek artan kamusal mal ve hizmet ihtiyacı kamu yönetimi birimlerini bu bağlamda mahalli idareleri kamusal hizmetleri yerine getirmede yetersiz hale getirmiştir. Bu yetersizlik mahalli idarelerin yeniden yapılandırılması ve bir kısım hizmetlerin Özelleştirilmesini gündeme getirmiştir.</p>
<p>Mahalli idarelerin, merkezi yönetime göre daha etkin ve verimli hizmet ürettikleri kabul edilmektedir. Ancak Ülkemizde mahalli idare kuruluşlarının halkın beklediği oranda etkili ve verimli hizmet üretemedikleri görülmektedir. Kamu hizmetlerinin yerel topluluklara götürülmesi bakımından ortaya çıkmış olan etkililik ve verimlilik sorunu, hem mahallİ idare birimlerini, hem de merkezin taşra kuruluşlarını ilgilendirmektedir. Ancak, belde halkını, kamu hizmeti ve kamu görevlerinin zamanında, yerinde, yeterli ölçüde ve kesintisiz yapılması ilgilendirmektedir. Görevi ve hizmeti kimin yerine getirdiği belde halkı için o kadar önemli değildir.</p>
<p>Günümüzde gerek dünyada gerekse ülkemizde merkezi yönetim ile ma­halli idareler düzeyinde kamu hizmetlerinin daha etkin ve daha verimli bir şekilde, üstelik daha az maliyetle yürütülmesine yönelik yeni yöntem arayışları yoğunluk kazanmıştır. Kamu hizmetlerinin devlet ve diğer kamu kuruluşları eliyle yürütülmesine alternatif teşkil eden yöntemler arasında, en fazla önem kazanan ve aynı zamanda en fazla tartışma konusu olan şüphesiz özelleştirme yöntemleridir.</p>
<p>Özelleştirme politikası, hemen tüm dünya ülkelerinde uzun zamandır üzerinde durulan ve plânlı bir şekilde uygulamaya konulan bir politikadır. Özelleştirme ile birlikte mal ve hizmetlerin daha etkin bir şekilde yerine getirileceği dünyadaki birçok örnekle sabittir. Örneğin, İngiltere’de belediyelerin yürüttüğü bazı hizmetlerin yerine getirilmesi özel kuruluşlara devredilmiştir. Bunlar daha çok temizlik, çöp toplama, ulaşım gibi hizmetlerdir. Bu uygulamalar mahalli idarelerin bütçesinde önemli tasarruflara olanak verebilmiştir. Bu çerçevede Türkiye&#8217;de de yerel kamusal hizmetlerin sunumunda, yerel birimlerin etkinliğinin ve verimliliğinin arttırabilmesi için bir kısım hizmetlerin (çöp toplama, ulaşım, vb.) özelleştirilmesi önerilebilir.</p>
<p>Mahalli idareler özellikle de belediyeler açısından Özelleştirme kavramı, ulusal düzeydeki KİTlerin özelleştirilmesinden farklı bir anlam ifade etmektedir. Esas itibariyle mal üretimi yapan KİTlerin özelleştirilmesinde, kamuya ait mal varlığının (mülkiyetin) özel sektöre “satılması” söz konusudur. Fakat asli görevi hizmet üretimi olan belediyelerde ise, özelleştirme denince kentsel hizmetlerin bir bedel karşılığında özel sektöre yaptırılması anlaşılmaktadır. Yani belediyelerdeki Özelleştirme çok kısa bir şekilde &#8216;hiz­met satın alımı&#8217; şeklinde ifade edilebilir(Ulusoy ve Akdemir, 2001: 261-262)</p>
<p><strong>8.1 Hizmetlerin Özelleştirilmesini Gerekli Kılan Nedenler</strong></p>
<p>Genel olarak kamu işletmelerinin özelleştirilmesi ihtiyacını ortaya koyan nedenler, mahalli idare hizmetlerinin özelleştirilmesi için de gerekçe oluşturmaktadır. Ancak yerel hizmetlerde özelleştirmenin boyutu ve kapsamı bazı yönlerden farklılık arz etmektedir. Özelleştirmeyi ihtiyaç haline getiren nedenleri; siyasi nedenler, mali ve ekonomik nedenler, idari nedenler ve özel sektörün gelişimi şeklinde gruplandırabiliriz. Bu nedenler daha açık bir şe­kilde aşağıdaki gibi de sıralanabilir;</p>
<p>a.-   Mal ve hizmet üretimindeki yüksek maliyetler,</p>
<p>b.-    Kaynak sıkıntısı</p>
<p>c.-    Personel plânlamasının yapılmaması ve belediye çalışanlarının siyasi mülahazalarla ve keyfi olarak işe alınmaları,</p>
<p>d.-    İş disiplini, iş ahlakı ve iş düzenindeki aksaklıklar,</p>
<p>e.-    Sendikal rekabet ve ücret-üretim dengesizliği,</p>
<p>f.-    İnsan ihtiyaçlarının değişmesi,</p>
<p>g.-    Araç ve gereç yetersizliği ve araç-gereç standardizasyonunun sağlanması,</p>
<p>h-    Tamir ve bakım giderlerinin yüksekliği, Periyodik bakımların yapılmaması,</p>
<p>ı-    Organizasyon bozuklukları, belediye çalışanlarının motivasyon eksikliği,</p>
<p>i-    Belde halkını hizmet üretimine ilgisiz kalması ve katılım yetersizliği,</p>
<p>j-   Mahalli idare hizmetlerinin özel firmalara yaptırılmasının hizmette üretkenliği artırması ve hizmetin kalitesini geliştirmesi,</p>
<p>k-    Aynı hizmeti özel sektörün çoğu zaman daha ucuza üretmesi,</p>
<p>I-  Özel sektör çalışanlarının ürettikleri kişi başına mal ve hizmet düzeyinin kamu kesimine göre daha fazla olması,</p>
<p>m-   Özel sektörün teknolojiyi takip etmede ve kendini modern teknolojiye uyarlamada kamu kesimine göre daha başarılı olması,</p>
<p>n-    Özel sektördeki rekabet nedeniyle hizmetlerin daha ucuza sunulması,</p>
<p> Merkezi yönetimin ve seçmenlerin politik baskıları nedeniyle yerel yöneticilerin objektif davranmamaları. Özelleştirme uygulamalarının dayanaklarını ise 1580 ve 3030 sayılı bele­diye kanunları, 4046 sayılı Özelleştirme kanunu, toplumsal beklentiler ve halkın şikayetlerinden oluşan toplumsal ve ekonomik gerekçeler oluşturmaktadır(Ulusoy ve Akdemir, 2001: 263).</p>
<p><strong> 8.2. Mahalli idare Hizmetlerinin Özelleştirilmesinde Kullanıla</strong><strong>bilecek Yöntemler</strong></p>
<p>Belediye hizmetlerinin özelleştirilmesinde kullanılabilecek yöntemler oldukça fazladır. Belediye hizmetlerinin, belediye idaresi dışında başka kişi ya da kurumlara yaptırılma yöntemleri aşağıdaki gibi sayılabilir;</p>
<p>a.-    İhale Yöntemi,</p>
<p>b-    Özel amaçlı hizmet kuruluşları,</p>
<p>c-    Belediyeler arası hizmet sözleşmeleri,</p>
<p>d-    Ayrıcalık sözleşmeleri,</p>
<p>e-    Kupon yöntemi,</p>
<p>f-    Kiralama/yönetim sözleşmeleri,</p>
<p>g-    Hizmetlerin sübvansiyonu,</p>
<p>h-    Vergi teşvikleri ve İdari düzenlemeler,</p>
<p>ı-    Yerel hizmetlere gönüllü katılım,</p>
<p>i-    Yap-işlet-devret yöntemidir.</p>
<p>Yukarıda sayılan yöntemler arasında sözleşme (ihale) yöntemi belediyeler ve hatta merkezi yönetim tarafından en yaygın olarak kullanılanıdır. 1 ihale yöntemini kullanarak Newyork eyaleti hizmetlerinin yalnızca %25&#8242;ini özelleştirdiğinde yıllık 3 milyar dolarlık bir tasarruf sağlayabilecektir. Bu bağlamda ülkemizde de en çok kullanılan ve kullanılması gereken yöntemin ihale yöntemi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü ihale yönteminde firmalar yoğun bir rekabete girmekte, ihale şartları iyi belirlendiğinde ise, daha düşük bir bedelle daha kaliteli hizmet sunulması imkanı doğmaktadır.</p>
<p>İhale yönteminde, belediye bir şirket ya da kurumla sözleşme yaparak, bedeli karşılığında belli hizmetlerin sunulmasını talep eder. Bu tür sözleşmeler herhangi bir hizmetin tamamen ya da kısmen yerine getirilmesine yönelik yapılabileceği gibi belediyelerin ihtiyaç ve önceliklerine göre, birden çok hizmetin yerine getirilmesi için de yapılabilir(Ulusoy ve Akdemir, 2001: 264).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>   8.2.1 Mahalli idare Hizmetlerinin Özelleştirilmesine  Dünyadan Örnekler</strong></p>
<p>Mahalli idare hizmetlerinin özelleştirilmesine dünyadan çok çeşitli örnekler verilebilir. Örneğin, ABD&#8217;de devlet ve yerel düzeyde hükümetler, hizmet maliyetini düşürmek amacıyla hızla özelleştirmeye yönelmektedirler.  National Center For Policy Analysis  (Ulusal Politika Analiz Merkezi) tara­fından yapılmış bir araştırma, yerel hükümetlerin takriben % 35&#8242;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/inin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Inin">inin</a> şehir çöplerinin toplanması için özel firmalara sahip olduğunu, % 42&#8242;sinin otobüs işletmeleri ve bakımı için özel firmaları kullandığını, % 80&#8242;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/inin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Inin">inin</a> vasıta çekme (arıza ya da başka durumlarda) ve park işlemlerini sözleşme yoluyla özel sektör firmalarına verdiğini saptamış bulunmaktadır.1</p>
<p>ABD&#8217;de bazı mahalli kamu hizmetlerinin özelleştirilmesinden sağlanan tasarruf oranları aşağıda Tablo 2.2’de sunulmuştur.</p>
<p>Yukarıdaki örneği diğer batılı ülkelerle zenginleştirmek mümkündür. Çünkü dünyadaki genel eğilim hizmetlerin daha kaliteli ve ucuz sunulmasına imkan veren özelleştirme uygulamalarını her alana yaymaktır.</p>
<p> ABD&#8217;de Bazı Mahalli Kamu Hizmetlerinin Özelleştirilmesinden Sağlanan Tasarruflar</p>
<p>TABLO 2.2.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="612">
<tbody>
<tr>
<td width="362">Özelleştirilen Hizmetin Türü</td>
<td width="250">Sağlanan Tasarruf Oranı (%)</td>
</tr>
<tr>
<td width="362" valign="top">Yolların yapımı ve bakımı</td>
<td width="250" valign="top">96</td>
</tr>
<tr>
<td width="362" valign="top">Kamu binalarının temizliği ve bakımı</td>
<td width="250" valign="top">73</td>
</tr>
<tr>
<td width="362" valign="top">Trafik lambaları bakımı</td>
<td width="250" valign="top">56</td>
</tr>
<tr>
<td width="362" valign="top">Cadde ve sokak temizliği</td>
<td width="250" valign="top">43</td>
</tr>
<tr>
<td width="362" valign="top">Çöp toplama</td>
<td width="250" valign="top">42</td>
</tr>
<tr>
<td width="362" valign="top">Çim bakımı</td>
<td width="250" valign="top">40</td>
</tr>
<tr>
<td width="362" valign="top">Ağaç bakımı</td>
<td width="250" valign="top">37</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p><strong>8.2.2 Türkiye’deki Örnekler</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de belediye hizmetlerinin özelleştirilmesi 1985 yılında Adana Büyükşehir Belediyesinin temizlik işlerini özelleştirmesiyle başlamıştır. Söz konusu belediye 3030 sayılı kanunun 6/1 maddesine dayanarak 1985 yıl başından itibaren özelleştirme uygulamalarını başlatmıştır. Belediye temizlik işlerinin özelleştirilmesinden %80 tasarruf sağlamıştır. Bundan sonra emlak vergisinin toplanması ve hesaplanması, toplu taşıma, ASKİ Genel Müdürlüğü bünyesinde kanalizasyon, içme suyu, bilgi işlem hizmetleri, başıboş köpeklerin ıslahı gibi hizmetler de özelleştirilmiştir. Özelleştirme yöntemi olarak ise ihale yöntemi seçilmiştir.</p>
<p>Adana Büyükşehir belediyesi en önemli özelleştirme başarısını emlak vergisinin toplanması işlemini özel sektöre devretmesiyle elde etmiştir. Özelleştirme sonucu yüklenici firma etkin bir çalışmayla emlak vergisi mükelleflerini belirleyerek mükellef sayısını 1 yıl gibi kısa bir sürede 3 katma çıkarmayı başarmış ve kaçakları asgari düzeye indirmiştir.</p>
<p>Diğer bir uygulama Trabzon belediyesine aittir. Trabzon Belediyesi 1994 yılında uygulanan iktisat politikaları nedeni ile özelleştirme uygulamalarına başlamıştır. Trabzon Belediyesi tarafından özelleştirilen hizmetler şöyle özetlenebilir:</p>
<p>a-             Sahil temizliği,</p>
<p>b-          Pazar yerleri temizliği,</p>
<p>c-           Otogar temizliği,</p>
<p>d-          Odacılık hizmetleri ve idari binalar temizliği,</p>
<p>e-           Yüzme havuzunun işletmesi,</p>
<p>f-           Ekmek fabrikası,</p>
<p>g-          Su sayaçlarının okunması, makbuzların dağıtımı ve su kesme işlemleri,</p>
<p>h-          Hizmet otoları kiralanması,</p>
<p>i-            Mezarlık-defin hizmetleri gibi.</p>
<p>Uygulanan özelleştirme işlemleri sonucu elde edilen tasarruflar ise Tablo 2.3’de sunulmuştur.Özelleştirilen Hizmetler ve Maliyetleri (milyar TL)</p>
<p>TABLO  2.3</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="600">
<tbody>
<tr>
<td width="289" valign="top"> </td>
<td width="158">Özelleştirme öncesi maliyet</td>
<td colspan="2" width="152">Yeni maliyet</td>
</tr>
<tr>
<td width="289" valign="top">1. Su sayaçlarının okunması</td>
<td width="158" valign="top">850</td>
<td colspan="2" width="152" valign="top">366</td>
</tr>
<tr>
<td width="289" valign="top">2. Mezarlık defin</td>
<td width="158" valign="top">160</td>
<td colspan="2" width="152" valign="top">50</td>
</tr>
<tr>
<td width="289" valign="top">3. Yemekhane hizmetleri</td>
<td width="158" valign="top">220</td>
<td colspan="2" width="152" valign="top">78</td>
</tr>
<tr>
<td width="289" valign="top">4. Ambulans hizmetleri</td>
<td width="158" valign="top">90</td>
<td colspan="2" width="152" valign="top">33,5</td>
</tr>
<tr>
<td width="289" valign="top">5. Ekmek pişirme hizmeti</td>
<td width="158" valign="top">240</td>
<td width="151" valign="top">95</td>
<td width="1"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="289" valign="top">6. Odacılık ve dairelerin tem.</td>
<td width="158" valign="top">500</td>
<td width="151" valign="top">166</td>
<td width="1"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="289" valign="top">7. Pazar yerleri temizliği</td>
<td width="158" valign="top">-</td>
<td width="151" valign="top">82</td>
<td width="1"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="289" valign="top">8. Sahil temizliği</td>
<td width="158" valign="top">-</td>
<td width="151" valign="top">140</td>
<td width="1"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="289" valign="top">9. Mezarlık temizliği</td>
<td width="158" valign="top">-</td>
<td width="151" valign="top">58,3</td>
<td width="1"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: Eyüp Zengin. Özelleştirmenin Kentsel Yaşam Kalitesi Üzerindeki Etkileri, Türk İdare Dergisi, 2000.</p>
<p>Tablo 2.3’ten izleneceği gibi özelleştirme sonrası maliyetlerde büyük düşüşler yaşanmıştır. Ayrıca özelleştirme sonrası işçi maliyetlerinde de % 64 oranında tasarruf sağlanmıştır.</p>
<p>Ülkemizdeki özelleştirme uygulamaları bahsedilen iki belediye ile sınırlı değildir. Ancak gerek dünyadaki, gerekse Türkiye’deki (çok yetersiz düzeyde de olsa) yerel yönetim hizmetlerinin özelleştirilmesi sonrasında hizmet kalitesinin arttığı, buna karşın maliyetlerin ise düştüğü görülmüştür. Buradan, mahalli idarelerin sundukları hizmetleri özelleştirmeleri hem mali sıkıntılarının azalmasını, hem de daha kaliteli hizmet sunulmasını beraberinde getirecektir. Merkezi hükümetin yaygın bir özelleştirme başlatması mahallİ idarele­rin de özelleştirme uygulamalarını teşvik edecektir. Merkezi hükümetin ekonomik sorunlardan kurtulmalının en temel unsurlarından biri olarak gördüğü özelleştirme, aynı zamanda mahalli idarelerin mali sorunlarının çözülmesine de önayak olacaktır(Ulusoy ve Akdemir, 2001: 265-266-267).</p>
<h5> </h5>
<h5>III.BÖLÜM</h5>
<p><strong>1. İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NE BAĞLI ŞİRKETLER </strong></p>
<p><strong> İZBELKOM </strong>(İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Korunması, İyileştirilmesi  Müşavirlik  ve  Proje Hizmetleri Ticaret ve Sanayi A. Ş.)</p>
<p><strong>1.Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirket, yabancı ortağının, 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Yasası ve Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde,yurda getirecekleri yabancı sermaye ile ustalık (know-how) , patent, lisanslar, marka, model, resimler vb. haklar ile çevrenin korunması, iyileştirilmesi, kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en iyi şekilde korunması; su, toprak ve hava kirlenmesinin önlenmesi, sağlıklı kentleşmenin sağlanması için faaliyetlerde bulunur. Şirket, şehir plancılığı ve kentleşmenin getirdiği her türlü konuda; etüt projelendirme, müşavirlik hizmetlerini vermek, sağlıklı kentleşme ile ülkenin sosyo-ekonomik gelişimine yararlı olacak yatırımları ger-çekleştirmek amacıyla 1986 Yılı&#8217;nda kurulmuştur.</p>
<p><strong>2.Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları:</strong></p>
<p> Şirketin sermayesi 83.000.00 TL.&#8217;dir. Bu sermaye, her biri 250.000 TL. değerinde olan nama yazılı 332 adet (A),(B),(C)   tertipli   hisseye   ayrılmıştır.   şirketin     sermayemsi aşağıdaki  şekilde   taahhüt  etmiştir:</p>
<p>TABLO   3.1.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="528">
<tbody>
<tr>
<td width="216" valign="bottom">Ortak Adı</td>
<td width="66" valign="bottom">Pay Adedi</td>
<td width="117" valign="bottom">Tertibi</td>
<td width="129" valign="bottom">Pay Tutarı</td>
</tr>
<tr>
<td width="216" valign="bottom">İzmir Büyükşehir Belediyesi</td>
<td width="66" valign="bottom">169</td>
<td width="117" valign="bottom">A</td>
<td width="129" valign="bottom">42.250.000 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="216" valign="top">Cominiere A.Ş.</td>
<td width="66" valign="top">160</td>
<td width="117" valign="top">B</td>
<td width="129" valign="top">40.000.000 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="216" valign="top">Çeşme Belediyesi</td>
<td width="66" valign="top">1</td>
<td width="117" valign="top">C</td>
<td width="129" valign="top">250.000 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="216" valign="top">Aliağa Belediyesi</td>
<td width="66" valign="top">1</td>
<td width="117" valign="top">C</td>
<td width="129" valign="top">250.000 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="216" valign="top">Seferihisar Belediyesi</td>
<td width="66" valign="top">1</td>
<td width="117" valign="top">C</td>
<td width="129" valign="top">250.000 TL.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak : İzmir Büyükşehir Belediyesi</p>
<p>T.C. uyruklu ortakların taahhüt ettikleri sermayenin % 25&#8242; i nakden ödenmiştir. Yabancı uyruklu ortağın taahhüt ettiği sermayenin tamamı döviz olarak ödenmiştir.</p>
<p><strong>3. Şirketin Kâr/Zarar Durumu</strong></p>
<p>Aşağıda şirketin 31.12.1993 tarihli kâr/zarar cetveline yer verilmiştir:</p>
<p>TABLO 3.2.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="504">
<tbody>
<tr>
<td width="152" valign="top">BORÇ</td>
<td width="127" valign="top">TL.</td>
<td width="126" valign="top">ALACAK</td>
<td width="99" valign="top">TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="152" valign="top">Genel Giderler</td>
<td width="127" valign="top">33.223.580</td>
<td width="126" valign="top">Faiz Geliri</td>
<td width="99" valign="top">303.731.132</td>
</tr>
<tr>
<td width="152" valign="top">Maaş ve Ücretler</td>
<td width="127" valign="top">69.603.095</td>
<td width="126" valign="top">Devre Zararı</td>
<td width="99" valign="top">16.969.000</td>
</tr>
<tr>
<td width="152" valign="top">Huzur Hakkı Ücretleri</td>
<td width="127" valign="top">207.773.107</td>
<td width="126" valign="top"> </td>
<td width="99" valign="top"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="152" valign="top">SSK İşveren Hissesi</td>
<td width="127" valign="top">10.099.887</td>
<td width="126" valign="top"> </td>
<td width="99" valign="top"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="152" valign="top"> </td>
<td width="127" valign="top">320.699.669</td>
<td width="126" valign="top">••</td>
<td width="99" valign="top">320.6&#8217;39.G6&#8242;y</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak : İzbelkom A.ş.</p>
<p>Şirketin yıllar itibarıyla kâr/zararı</p>
<p>TABLO 3.3.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="504">
<tbody>
<tr>
<td width="96" valign="top">Yıl</td>
<td width="216" valign="top">Kar</td>
<td width="192" valign="top">Zarar</td>
</tr>
<tr>
<td width="96" valign="top">.1988</td>
<td width="216" valign="top">58.839.501 TL.</td>
<td width="192" valign="top">-</td>
</tr>
<tr>
<td width="96" valign="top">1989</td>
<td width="216" valign="top">118.907.754 TL.</td>
<td width="192" valign="top">-</td>
</tr>
<tr>
<td width="96" valign="top">1990</td>
<td width="216" valign="top">103.261.529 TL.</td>
<td width="192" valign="top">-</td>
</tr>
<tr>
<td width="96" valign="top">1991</td>
<td width="216" valign="top">93.190.972 TL.</td>
<td width="192" valign="top">-</td>
</tr>
<tr>
<td width="96" valign="top">1992</td>
<td width="216" valign="top">128.644.124 TL.</td>
<td width="192" valign="top">-</td>
</tr>
<tr>
<td width="96" valign="top">1993</td>
<td width="216" valign="top">-</td>
<td width="192" valign="top">16.968.000 TL.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak : İzbelkom A.Ş.</p>
<p><strong>ARİZKO </strong>(Arap ve İzmir Belediyesi Turistik Yatırımlar A.Ş.)</p>
<p><strong>1.  Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirket yabancı ortakların, 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu ve Yönetmeliği ile 2635 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde, yurda getirecekleri yabancı sermaye ile ülkenin sosyo-ekonomik ve turistik gelişimine yararlı olacak yatırımları gerçekleştirmek amacıyla 10.4.1985 tarihinde kurulmuştur.</p>
<p><strong>2.   Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları</strong></p>
<p>şirketin sermayesi 1.726.000.000 TL.’ dir. Bu sermaye her biri 1.000.000. TL. değerinde nama yazılı 1726 hisseye ayrılmıştır. Hisse senetleri, kuruluş sözleşmesinde belirtilen özellikleri dolayısıyla (A), (D) ve (C)  tertiplerine  ayrılmıştır. Şirketin sermaye dağılımı ve ortakların adları şöyledir.</p>
<p>TABLO 3.4. (1.000 TL)</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="564">
<tbody>
<tr>
<td width="168" valign="top">Ortak Adı</td>
<td width="68" valign="top">Pay Adedi</td>
<td width="124" valign="top">Tertibi</td>
<td colspan="2" width="204" valign="top">Pay  T u .t n r ı</td>
</tr>
<tr>
<td width="168" valign="top"> </td>
<td width="68" valign="top"> </td>
<td width="124" valign="top"> </td>
<td width="103" valign="top">Ayni</td>
<td width="101" valign="top">Nakdi</td>
</tr>
<tr>
<td width="168" valign="top">İzmir      B.Ş.B.</td>
<td width="68" valign="top">863</td>
<td width="124" valign="top">A</td>
<td width="103" valign="top">863.000TL</td>
<td width="101" valign="top"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="168" valign="bottom">AICO Arap Turizm San. Ziraat Yat. inşaat Taahhüt tic ve Dış Tic. A.Ş.</td>
<td width="68" valign="bottom">258</td>
<td width="124" valign="bottom">B</td>
<td width="103" valign="top"> </td>
<td width="101" valign="bottom">258.000TL</td>
</tr>
<tr>
<td width="168" valign="bottom">Muhammed A. Al Rajhi</td>
<td width="68" valign="bottom">258</td>
<td width="124" valign="bottom">C</td>
<td width="103" valign="top"> </td>
<td width="101" valign="bottom">258.000TL</td>
</tr>
<tr>
<td width="168" valign="top">Marwan Chaghlil</td>
<td width="68" valign="top">87</td>
<td width="124" valign="top">C</td>
<td width="103" valign="top"> </td>
<td width="101" valign="top">87.000TL</td>
</tr>
<tr>
<td width="168" valign="top">Mamoun Masri</td>
<td width="68" valign="top">87</td>
<td width="124" valign="top">C</td>
<td width="103" valign="top"> </td>
<td width="101" valign="top">87.000TL</td>
</tr>
<tr>
<td width="168" valign="top">Amine Kemal Harb</td>
<td width="68" valign="top">87</td>
<td width="124" valign="top">C</td>
<td width="103" valign="top"> </td>
<td width="101" valign="top">87.000TL</td>
</tr>
<tr>
<td width="168" valign="bottom">Saleh M.A. Al Rajhi</td>
<td width="68" valign="bottom">86</td>
<td width="124" valign="bottom">C</td>
<td width="103" valign="top"> </td>
<td width="101" valign="bottom">86.000TL</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: İzmir Büyükşehir Belediyesi</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, şirketteki yabancı ortaklarıyla ihtilaf halindedir. Şirket faaliyetine devam etmektedir.</p>
<p><strong>Ege Şehir Planlaması Teknolojik işbirliği  Mrk. A.Ş. </strong></p>
<p><strong>1. Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirket, yabancı ortağın; 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Yasası ve Yönetmeliği  hükümleri  çerçevesinde/ yurda getirecekleri yabancı sermaye, ustalık (know-how), patent, lisanslar, marka, model, resimler ve benzeri haklar ile çevrenin  korunması ve iyileştirilmesi, şehir içi karayolu yapısını trafik düzenini etüd etmek, projelendirmek ile müşavirlik hizmetleri vermek, toplu taşıma hizmetleri konusunda taahhütte bulunmak, kendi ihtiyacı için taşımacılık yapmak, şehir plancılığı ve kentleşmenin getirdiği her türlü  konuda, etüd projelendirme müşavirlik  hizmetlerini vermek,  sağlıklı kentleşme ile ülkenin sosyo-ekonomik gelişimine yararlı  olacak yatırımları gerçekleştirme amacındadır. Şirket, 16.3.1987 tarihinde kurulmuştur.</p>
<p><strong>2. Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları</strong></p>
<p>Şirketin sermayesi 200.000.000 TL. değerinde olup, bu sermaye 500.000 TL* değerinde nama yazılı 400 adet paya bölünmüştür.  Payların dağılımı aşağıdaki gibidir:</p>
<p>TABLO  3.5.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="511" align="left">
<tbody>
<tr>
<td width="271" valign="top">Ortak Adı</td>
<td width="240" valign="top">Pay Tutarı</td>
</tr>
<tr>
<td width="271" valign="top">İzmir Büyükşehir Belediyesi</p>
<p>Tansaş</p>
<p>İzmir İmar Limited</p>
<p>Urla Belediyesi</p>
<p>Çeşme Belediyesi</td>
<td width="240" valign="top">                   &amp; 50.5</p>
<p>                   % 48,75</p>
<p>                   % 0,25</p>
<p>                   % 0,25</p>
<p>                   %0,25</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak:   Ege  Şehir  Planlaması  Teknolojik   işbirliği Mrk. A.Ş. </p>
<p>3. Şirketin Kâr/Zarar Durumu</p>
<p>Aşağıda şirketin 31.12.1993 tarihli kâr/zarar cetveline yer verilmiştir:   </p>
<p>                                                           TABLO 3.6.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="540">
<tbody>
<tr>
<td width="150" valign="top">BORÇ</td>
<td width="134" valign="top">1.000TL.</td>
<td width="176" valign="top">ALACAK</td>
<td width="79" valign="top">1.000TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="150" valign="top">D.baş Amortismanı</td>
<td width="134" valign="top">13.657</td>
<td width="176" valign="top">Faiz Gelirleri</td>
<td width="79" valign="top">10.814</td>
</tr>
<tr>
<td width="150" valign="top">Huzur Hakkı Ücr.</td>
<td width="134" valign="top">261.394</td>
<td width="176" valign="top">Faaliyet Gelir.</td>
<td width="79" valign="top">2.480.621</td>
</tr>
<tr>
<td width="150" valign="top">Tasarruf Teşvik Fonu İşveren Payı</td>
<td width="134" valign="top">95.817</td>
<td width="176" valign="top">Devre Zararı</td>
<td width="79" valign="top">579.357</td>
</tr>
<tr>
<td width="150" valign="bottom">Personel için öde. Konut Fonu</td>
<td width="134" valign="bottom">13.900</td>
<td width="176" valign="top"> </td>
<td width="79" valign="top"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="150" valign="top">Personel Maaşları</td>
<td width="134" valign="top">2.266.589</td>
<td width="176" valign="top"> </td>
<td width="79" valign="top"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="150" valign="top">SSK İşveren Payı</td>
<td width="134" valign="top">149.265</td>
<td width="176" valign="top"> </td>
<td width="79" valign="top"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="150" valign="top">Genel Giderler</td>
<td width="134" valign="top">270.167</td>
<td width="176" valign="top"> </td>
<td width="79" valign="top"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="150" valign="top"> </td>
<td width="134" valign="top">3.070.792</td>
<td width="176" valign="top"> </td>
<td width="79" valign="top">3.070.792</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: Ege Şehir Planlaması Teknolojik işbirliği. Mrk. A. Ş.</p>
<p>Şirketin yıllar itibarıyla kâr/zararı:</p>
<p>TABLO 3.7.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="516">
<tbody>
<tr>
<td width="96" valign="top">Yıl</td>
<td width="228" valign="top">Kâr</td>
<td width="192" valign="top">Zarar</td>
</tr>
<tr>
<td width="96" valign="top">1987</td>
<td width="228" valign="top">-</td>
<td width="192" valign="top">3.389.686 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="96" valign="top">1988</td>
<td width="228" valign="top">45.707.616 TL.</td>
<td width="192" valign="top">-</td>
</tr>
<tr>
<td width="96" valign="top">1989</td>
<td width="228" valign="top">53.305.736 TL.</td>
<td width="192" valign="top">-</td>
</tr>
<tr>
<td width="96" valign="top">1990</td>
<td width="228" valign="top">28.904.659 TL.</td>
<td width="192" valign="top">-</td>
</tr>
<tr>
<td width="96" valign="top">1991</td>
<td width="228" valign="top">                      -</td>
<td width="192" valign="top">217.773.756 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="96" valign="top">1992</td>
<td width="228" valign="top">1.545.570.840 TL .</td>
<td width="192" valign="top">-</td>
</tr>
<tr>
<td width="96" valign="top">1993</td>
<td width="228" valign="top">-</td>
<td width="192" valign="top">579.356.814 TL.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak :Ege Şehir Planlaması Teknolojik işbirliği Mrk A.Ş.</p>
<p>01.11.1993 tarihi itibarıyla, şirketin 1 . 141.247 .1106 TL.  alacağı, 223.03 5. 196 TL. borcu bulunmaktadır.</p>
<h1>İzmir İmar Limitet Şirketi</h1>
<p><strong>1.  Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirket, imar gayesi ile gerek kendisinin, gerekse ortaklarının malı olan arsalar üzerinde imar, planlama ve mevzuata uygun olarak münferit meskenler, apartmanlar, mağazalar, dükkanlar, iş hanları, depolar, oteller ve diğer çeşitli gayrimenkullar üzerine mahalleler, çarşılar inşa etmek ve ettirmek; bunları olduğu gibi veya kat, daire, veya bölümler halinde satmak; gerektiğinde kiraya vermek, işletmek veya işlettirmek amacıyla 26.03.1987 tarihinde kurulmuştur.</p>
<p><strong>2.  Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları</strong></p>
<p>Şirketin sermayesi 100 (yüz) paya ayrılmış olup, 100.000.000 TL. değerindedir. Bunun; 95 paya karşılık olan 95.000.000 TL.&#8217;si İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;ne, 5 paya karşılık olan 5.000.000 TL.&#8217;si de İzmir 11 Özel İdaresi tarafından taahhüt edilmiş ve 1/4&#8242; ü nakden ödenmiştir</p>
<p><strong> İzmir Enternasyonal Otelcilik A.Ş.</strong></p>
<p>Şirketin faaliyeti durdurulmuştur. Şirketle ilgili başka bilgi sağlanamamıştır.</p>
<p><strong>İTAŞ</strong> (İzmir Teknopark A.Ş.)</p>
<p><strong>1.  Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirketin  amacı, ulusal sanayiimizi bir an önce  gelişmiş</p>
<p>ülkeler düzeyine çıkararak, ona uluslararası pazarlarda rekabet gücü kazandırmak yolunda bilimsel bilgiyi uygulamaya dönüştürerek teknolojinin hizmetine sunabilmek için üniversiteler ile sanayi arasında işbirliğini, etkin bir biçimde gerçekleştirecek olan ve kısaca Teknopark olarak anılacak bir teknoloji sitesi kurmak ve fiilen işletmektir. Şirket 1988 Yılı&#8217;nda kurulmuştur.</p>
<p><strong>2.  Şirketin Sermaye Yapısı</strong></p>
<p>Şirketin sermayesi, her biri 100.000 TL. itibari değerde 1000 adet hisse senedine bölünmüş olup, 100.000.000 TL.&#8217;dir. Kurucu ortaklar taahhütlerinin % 25&#8242;ini nakden ödemişlerdir.</p>
<p><strong>DÜKSAŞ</strong> (Düktil Döküm Sanayi A.Ş.)</p>
<p><strong>1. Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirketin amacı, düktil döküm boruların ve ekleme elemanlarının; üretimi, dağıtımı, ithali ve ihracı, konuyla ilgili yapılabilirlik raporları hazırlanması, müşavirlik hizmetleri temini, amaca yönelik her türlü alım ve satımı, kiralanması veya mülkiyetten başka her türlü ayni hakların tesisini yapmaktır. Şirket 1988 Yılı&#8217;nda kurulmuştur.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2. Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları</strong></p>
<p>Şirketin sermayesi 180.000.000 TL.&#8217;dir. Bu  sermaye  her biri 100.000 TL. değerinde 1800 hisseye ayrılmıştır. Sorma-yenin tamamı ortaklar tarafından tamamen taahhüt edilmiş ve % 25&#8242;i nakden ödenmiştir. Ortakların adları ve sahip  oldukları  payların dağılımı şöyledir:</p>
<p>TABLO 3.8.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="84%" align="left">
<tbody>
<tr>
<td width="56%" valign="top">            Ortak Adı</td>
<td width="43%" valign="top">     Pay  Adedi</td>
</tr>
<tr>
<td width="56%" valign="top">Thyssen Guss Ag</p>
<p>Enka Holding Yatırım A.Ş.</p>
<p>İsatnbul Su ve Kanalizasyon İdaresi</p>
<p>Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi</p>
<p>İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (B.Ş.B)</td>
<td width="43%" valign="top">              630</p>
<p>              360</p>
<p>              270</p>
<p>              270</p>
<p>              270</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p>Kaynak: İzmir Büyükşehir Belediyesi</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TANSAŞ </strong>( İzmir  Büyükşehir Belediyesi iç ve Dış Tic. A.Ş.)</p>
<p><strong>1. Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirket,  İzmir  şehri  dahilinde hayatın  ucuzlatı1ması, yokluğu ve kıtlığı duyulan mal ve hizmetlerin  serbest piyasa kurallarına uygun olarak temin edilmesini sağlamak amacıyla her türlü ticari, sınai, zirai ve turizm faaliyetlerinde bulunmak ve sosyal amaçlı vakıflar kurmak amacıyla 1986 Yılı&#8217;nda kurulmuştur.</p>
<p> 2. 5irketin Sermaye Yapısı ve Ortakları:  Şirketin   sermayesi   100.000. 000. 000  TL.&#8217;dir.   Bunun</p>
<p>24.000.000.000 TL. sini nakden ödenmiştir. İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin sermaye payı % 10&#8242;un üzerinde olup, ödenmiş sermayeye oranı % 90&#8242;dır.                                                         </p>
<p>TABLO 3.9.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="458" valign="top">Ortak adı</td>
<td width="227" valign="top">Pay Tutarı</td>
</tr>
<tr>
<td width="458" valign="top">İzmir Büyükşehir Belediyesi</p>
<p>İzmir İl Özel İdaresi</p>
<p>Ayma Dahili Ve Harici tic.Türk.Ltd.</p>
<p>Arizko</p>
<p>Çeşme Belediyesi</p>
<p>Diğer Ortaklar    (Halka Açılan)</td>
<td width="227" valign="top">90,17</p>
<p>0,75</p>
<p>0,05</p>
<p>0,05</p>
<p>0,05</p>
<p>9</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak : Tansaş A.Ş.</p>
<p><strong>3. Şirketin Kâr/Zarar Durumu</strong></p>
<p>Şirketin 1993 Yılı net  dönem karı 18.695.935.000 TL.dir.</p>
<p> <strong>4. Şirketle ilgili Diğer Bilgiler</strong></p>
<p>Şirketin 1993 Yılı cirosu KDV hariç 1. 8 11. 096 . 107 . 570 . TL.’dir. Bir önceki yıla göre  % 71 artış sağlanmıştır.</p>
<p>Şirkette 31.12.1993 tarihi itibarıyla 1525 personel çalışmaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ESBAŞ  </strong>(Ege Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi A.Ş.)</p>
<p><strong>1.  Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirket, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Ege Serbest Bölgesi Yönetmeliği ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ile şirket yetkilileri arasında akdedilecek sözleşme hükümleri çerçevesinde Ege Serbest Bölgesini kurmak amacıyla 2.6.1989 tarihinde kurulmuştur.</p>
<p><strong>2.  Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları</strong></p>
<p>Şirketin sermayesi 2.500.000.000 TL.&#8217;dir. Bu sermaye her biri 5.000.000 TL. değerinde 500 hisseye ayrılmıştır. Ortakların adları ve payların dağılımı aşağıdaki tabloda görüldüğü gibidir:                                         </p>
<p>TABLO 3.10.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="530">
<tbody>
<tr>
<td width="337" valign="top">Ortak Adı</td>
<td width="193" valign="top"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="337" valign="top">E.A.C. Turkey  Int. Ent. Inc.</p>
<p>İzmir İl Özel İdaresi</p>
<p>İzmir Ticaret Odası</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi</p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası</td>
<td width="193" valign="top">482</p>
<p>10</p>
<p>4</p>
<p>2</p>
<p>2</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak : İzmir Büyükşehir Belediyesi</p>
<p><strong>İZFAŞ (</strong>İzmir Fuarcılık Hizmetleri Kültür ve Sanat İşleri A.Ş.)</p>
<p><strong>1.  Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirketin amacı, başta 1zmir olmak üzere, ülkenin çeşitli yerlerinde ve yabancı ülkelerde fuar ve sergi düzenlemek, bu amaca yönelik olarak her türlü kültürel, eğitsel, sanatsal, sportif ve benzeri etkinlikler düzenlemek , düzenlenmiş olanlara katılmaktır .</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2.  Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları</strong></p>
<p>Şirketin sermayesi 1.000.000.000 TL. dir, Bu sermaye 1.000.000 TL. değerinde 1000 hisseye ayrılmıştır. Şirketin sermayesi, ortaklar taraf ından aşağıdaki şekilde tamamen  pay edilmiştir:</p>
<p>TABLO 3.11.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="505">
<tbody>
<tr>
<td valign="top">Ortak Adı</td>
<td valign="top">Tertibi</td>
<td valign="top">Pay Adedi</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top">İzmir B..Ş. B.</td>
<td valign="top">A</td>
<td valign="top">960</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top">İzmir Ticaret Odası</td>
<td valign="top">B</td>
<td valign="top">10</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Ege Bölgesi San. Odası</td>
<td valign="bottom">B</td>
<td valign="bottom">10</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top">İzmir Ticaret Borsası</td>
<td valign="top">B</td>
<td valign="top">10</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Ege Bölgesi ihracatçılar Birliği</td>
<td valign="bottom">B</td>
<td valign="bottom">10</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak : İzmir Büyükşehir Belediyesi</p>
<p><strong>İZ ULAŞ</strong>  ( İzmir  Ulaşım  Hizmetleri  ve Makine Sanayi A.Ş.)</p>
<p><strong>1.  Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirket, İzmir metropol alan dahilinde toplu taşımacılık hizmetlerini yerine getirmek ve bunu sağlamak amacıyla olanakları hazırlamak, düzenlemek, düzenlenenlere katılmak, işletmek, amacıyla 05.03.1990 tarihinde kurulmuştur.</p>
<p><strong>2.  Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları</strong></p>
<p>Şirketin sermayesi her biri 1.000.000 TL itibari değerde nama yazılı 20.000 adet hisseye ayrılmış 20.000.000.000 TL.&#8217;-dir. Şirketin eski sermayesi olan 10.000.000.000 TL.&#8217;nin ta-mamı ödenmiş olup, arttırılan 10.000,000.000 TL.&#8217;nin tamamı taahhüt edilmiş 1/4&#8242;ü nakden ödenmiştir.</p>
<p>Ortakların  adları ve sermaye artırımından  önceki payların dağılımı aşağıdaki gibidir</p>
<p>TABLO 3.12</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="420" valign="top">Ortak Adı</td>
<td width="276" valign="top">Pay Adedi</td>
</tr>
<tr>
<td width="420" valign="top">İzmir B.Ş.B.</p>
<p>Eshot Gen. Müdürlüğü</p>
<p>Tansaş</p>
<p>Ege Şehir Planlaması Teknolojik İşbirliği A.Ş.</p>
<p>İzmir İmar Ltd</td>
<td width="276" valign="top">                   2450</p>
<p>                   2400</p>
<p>                    100</p>
<p>                     25</p>
<p>                     25   </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak : İzulaş A.Ş.</p>
<p><strong>3. 5irketin Kâr/Zarar Durumu Şirketin yıllar itibarıyla kâr/zararı şöyledir</strong></p>
<p>TABLO 3.13.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="88" valign="top">Yıl</td>
<td width="223" valign="top">Kâr</td>
<td width="271" valign="top">Zarar</td>
</tr>
<tr>
<td width="88" valign="top">1990</td>
<td width="223" valign="top">-</td>
<td width="271" valign="top">2.299.517.619 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="88" valign="top">1991</td>
<td width="223" valign="top">-</td>
<td width="271" valign="top">11.004.531.674 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="88" valign="top">1992</td>
<td width="223" valign="top">2.069.825.968</td>
<td width="271" valign="top"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> Sermaye artırımından  sonraki pay dağılımı  öğrenilememiştir.</p>
<p><strong>İZBETON  </strong>( İzmir  Büyükşehir  Belediyesi Beton ve Asfalt 1şleri Ticaret ve Sanayi  A.Ş.)</p>
<p><strong>1.  Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirketin amacı; beton elemanları üretmek, gereği halinde daha verimli çalışabilmek için her türlü araç ve gereçleri sağlamak üzere üretim yapmak; alım, satım, bakım, tamir ve imal işlerinin daha ucuz ve kaliteli olarak sağlanması için gerekli üniteleri kurmaktır. Şirket 8.10.1990 tarihinde kurulmuştur.</p>
<p><strong>2.  Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları</strong></p>
<p>Şirketin sermayesi 3.200,000.000 TL.(dir. Sermayenin 200.000.000 TL.&#8217;si nakit, 3.000.000.000 TL.&#8217;si ayın olarak karşılanmıştır. Sermaye, her biri 1.000.000 TL. değerinde 320 adet paya ayrılmıştır.</p>
<p>Ortakların adları ve payların dağılımı şöyledir:</p>
<p>TABLO 3.14. (1.000 TL.)</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="588">
<tbody>
<tr>
<td width="206" valign="top">Ortak Adı</td>
<td width="97" valign="top">Pay Adedi</td>
<td colspan="2" width="285" valign="top">Pay  Tutarı</td>
</tr>
<tr>
<td width="206" valign="top"> </td>
<td width="97" valign="top"> </td>
<td width="148" valign="top">Ayni</td>
<td width="138" valign="top">Nakdi</td>
</tr>
<tr>
<td width="206" valign="top">İzmir B.Ş.B</td>
<td width="97" valign="top">3072</td>
<td width="148" valign="top">3.000.000 TL.</td>
<td width="138" valign="top">72.000 TL</td>
</tr>
<tr>
<td width="206" valign="top">İzsu Gen. Müd.</td>
<td width="97" valign="top">32</td>
<td width="148" valign="top">-</td>
<td width="138" valign="top">32.000 TL</td>
</tr>
<tr>
<td width="206" valign="top">Eshot Gen. Müd.</td>
<td width="97" valign="top">32</td>
<td width="148" valign="top">-</td>
<td width="138" valign="top">32.000 TL</td>
</tr>
<tr>
<td width="206" valign="top">İzmir İmar Ltd.</td>
<td width="97" valign="top">32</td>
<td width="148" valign="top">-</td>
<td width="138" valign="top">32.000 TL</td>
</tr>
<tr>
<td width="206" valign="bottom">Ege Şehir Plan. ve Teknolojik 1şbirli9i Merkezi A.ş.</td>
<td width="97" valign="bottom">32</td>
<td width="148" valign="bottom">-</td>
<td width="138" valign="bottom">32.000 TL</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak : İzmir Büyükşehir Belediyesi</p>
<p><strong>İZBELTUR </strong>( Turizm  İşletmeciliği  Yatırım  Tic. Ltd. Şti.)</p>
<p><strong>1.  Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirket, turizm ve turizm hizmetleri konularında işletmecilik yapmak, bu tür işletmeler kurmak, kendisine ya da üçüncü şahıslara ait turistik hizmet sektöründeki işletmelerin her türlü hizmet, danışmanlık ve işletmecilik işlerini kısmen ya da tamamen yürütmek, bu işlerin yüklenici1ğini yapmak, uygun gördüğünde aynı işleri taşeronlar arasında paylaştırarak turizm ve hizmet sektörünün İzmir&#8217;de geliştirilip modernize edilmesine yönelik faaliyetlerde bulunmak amacıyla 09.12.11991 tarihinde kurulmuştur.</p>
<p><strong>2.  Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları</strong></p>
<p>Şirketin sermayesi 500 adet paya ayrılmış 50.000.000 TL. olup ortaklar arasındaki dağılımı şöyledir:                                                                                                                                                                      </p>
<p>TABLO 3.15.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="435" valign="top">Ortak adı</td>
<td width="238" valign="top">Pay Adedi</td>
</tr>
<tr>
<td width="435" valign="top">Tansaş</p>
<p>İzulaş</p>
<p>İzmir İmar Ltd. Şti.</td>
<td width="238" valign="top">450</p>
<p> 25</p>
<p>  25</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak : İzmir Büyükşehir Belediyesi</p>
<p>Şirketin sermayesi ortaklar tarafından tamamen taahhüt edilmiş olup 1/4&#8242;ü nakden ödenmiştir.</p>
<p><strong>İZMİR  YAYINCILIK </strong>( İzmir  Büyükşehir  Belediyesi Yayıncılık ve Tanıtım Hizmetleri San. Tic. A.Ş.)</p>
<p><strong>1.  Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirket, başta  İzmir olmak  üzere yurt  çapında  yazılı, sözlü, görüntülü kitle iletişim araçlârıyla yayın yaparak halka sosyal ve kültürel yönden hizmet vermek amacıyla 16.01.1993 tarihinde kurulmuştur.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2.  Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları</strong></p>
<p>Şirketin sermayesi 5.000,000.000 TL.&#8217;dir. Bunun 3.930.467.580 TL.&#8217;si nakit, 1.069.532.420 TL.si ayni olarak karşılanmıştır. Nakdi sermayenin ¼’ü nakden ödenmiştir.</p>
<p>Ortakların adları ve payların dağılımı şöyledir:</p>
<p>TABLO 3.16.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="138" valign="top">Ortak Adı</td>
<td rowspan="2" width="79" valign="top">Pay Adedi</td>
<td colspan="2" width="373" valign="top">Pay  Tutarı</td>
</tr>
<tr>  </p>
<td width="196" valign="top">Ayni</td>
<td width="178" valign="top">Nakdi</td>
</tr>
<tr>
<td width="138" valign="top">1zmir B . Ş . B .</td>
<td width="79" valign="top">550</td>
<td width="196" valign="top">1.069.532.420 TL.</td>
<td width="178" valign="top">1.680.467.580 TL .</td>
</tr>
<tr>
<td width="138" valign="top">Tansaş</td>
<td width="79" valign="top">150</td>
<td width="196" valign="top">-</td>
<td width="178" valign="top">750.000.000 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="138" valign="top">1zfaş</td>
<td width="79" valign="top">100</td>
<td width="196" valign="top">-</td>
<td width="178" valign="top">500.000.000 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="138" valign="top">İz ulaş</td>
<td width="79" valign="top">100</td>
<td width="196" valign="top">.</td>
<td width="178" valign="top">500.000.000 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="138" valign="top">1zsu Gen.Müd.</td>
<td width="79" valign="top">50</td>
<td width="196" valign="top">-</td>
<td width="178" valign="top">250.000.000 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="138" valign="top">Eshot Gen.Müd</td>
<td width="79" valign="top">50</td>
<td width="196" valign="top">-</td>
<td width="178" valign="top">250.000.000 TL.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak : İzmir Büyükşehir Belediyesi</p>
<p><strong>İZBAK </strong>( İzmir  Büyükşehir  Belediyesi  Bakım  Onarım Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş.)</p>
<p><strong>1. Şirketin Amacı </strong></p>
<p>Şirket, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve bağlı kuruluşların ve gereğinde civar belediyeler ile kamu kurum ve kuruluşları ve özel sektör kuruluşlarının ihtiyacı olan, makine ve her türlü kara, deniz ve hava taşıtları ile diğer araç ve gereçlerin ve bunların yedek parçalarının ucuz ve kaliteli olarak bakım, imalat ve onarımını yapmak amacıyla 18.11.1992 tarihinde kurulmuştur.</p>
<p>2<strong>. Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları</strong></p>
<p>Şirketin sermayesi 1.000.000.000 TL.&#8217;dir. Bu sermaye, her biri 1.000.000 TL. değerinde 1.000 adet nama yazılı hisseye ayrılmıştır. Sermayenin 1/4&#8242;ü nakden ödenmiştir. Şirket hakkında tablo oluşturulabilecek bilgiler elde edilememiştir.</p>
<p><strong>İZELMAN </strong>( Genel  Hizmet ve Temizlik işleri Tic. Ltd. Şti.)</p>
<p><strong>1.  Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirket, genel hizmet ve temizlik hizmeti vermek amacıyla 25.11.1992 tarihinde kurulmuştur.</p>
<p><strong>2.  Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları</strong></p>
<p>Şirketin sermayesi 250 paya ayrılmış 250.000.0000 TL.dir. Bu sermayenin, 125 paya karşılık olan 125.000.000 TL.&#8217;si İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;ne bağlı şirketlerden olan, 1zmir Yayıncılık A.Ş. tarafından, kalan 125 paya karşılık olan 125.000\000 TL.&#8217;si de İzulaş tarafında tamamen taahhüt edilmiş ve 1/4&#8242;ü nakden ödenmiştir. Tablo oluşturulacak bilgi toparlanamamıştır.</p>
<p><strong> İZSAŞ</strong> (Su ve Kanalizasyon Hizmetleri Tic. A.ş.)</p>
<p><strong>1.  Şirketin Amacı</strong></p>
<p>Şirketin amacı, 1zmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin ve diğer belediyelerin su ve kanalizasyon hizmeti getirdiği kişi ve kuruluşlara içme, kullanma, kaynak ve sanayi sularının ulaştırılması ile ilgili tesislerin bakım, yapım ve onarımı ile kaynak sularının pazarlanmasına ilişkin her türlü hi2meti yapmaktır. Şirket 01*05.1992 tarihinde kurulmuştur.</p>
<p><strong>2.  Şirketin Sermaye Yapısı ve Ortakları</strong></p>
<p>şirketin sermayesi 2.500.000.000 TL. değerindedir. Bu sermaye, her biri 2.5000.000 TL: değerinde nama yazılı 1.000 adet paya ayrılmıştır.</p>
<p>Ortakların adları ve payların dağılımı şöyledir:</p>
<p>TABLO 3.18.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="176" valign="top">Ortak Adı</td>
<td rowspan="2" width="57" valign="top">Pay Adedi</td>
<td colspan="2" width="350" valign="top">Pay  Tutarı</td>
</tr>
<tr>  </p>
<td width="186" valign="top">Ayni</td>
<td width="164" valign="top">Nakdi</td>
</tr>
<tr>
<td width="176" valign="bottom">İzmir Su ve Kanalizasyon idaresi Gen. Müd.</td>
<td width="57" valign="bottom">960</td>
<td width="186" valign="bottom">2.070.000.000 TL.</td>
<td width="164" valign="bottom">330.000.000 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="176" valign="top">İzmir B.Ş.B.</td>
<td width="57" valign="top">10</td>
<td width="186" valign="top">-</td>
<td width="164" valign="top">25.000.000 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="176" valign="top">Tansaş</td>
<td width="57" valign="top">10</td>
<td width="186" valign="top">-</td>
<td width="164" valign="top">25.000.000 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="176" valign="top">İzulaş</td>
<td width="57" valign="top">10</td>
<td width="186" valign="top">-</td>
<td width="164" valign="top">25.000.000 TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="176" valign="bottom">Ege Şehir Plan. Teknolojik İşbirliği A.ş.</td>
<td width="57" valign="bottom">10</td>
<td width="186" valign="bottom">-</td>
<td width="164" valign="bottom">25.000.000 TL.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak : İzmir Büyükşehir Belediyesi</p>
<p>Ulaşılabilen kayıtlara göre, 20.3.1994 tarihi itibarıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin kurduğu ya da katıldığı şirketler yukarda incelenmiştir. Bunlardan başka, Tansaş bünyesinde faaliyet gösteren, Tansaş Tarım Ürünleri Ticaret ve Sanayi Limitet Şirketi ve Tansaş Sigorta Acenteliği Limitet Şirketi de, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerindendir. Ayrıca 15.3.1994 tarihinde, bir İtalyan firmasının ortaklığıyla, konusu deniz otobüsü işletmeciliği olan İz-Deniz şirketi kurulmuştur.</p>
<p>          <strong>2. ESKİŞEHİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ŞİRKETLERİ </strong></p>
<p>         Büyükşehir Belediyemize bağlı, ikisi anonim, sekizi limited olmak üzere toplam on adet şirket çeşitli alanlarda faaliyet göstermektedir. Belediyemizin mal ve hizmet üretim ihtiyaçlarının piyasa serbest rekabet koşulları içinde sağlanması ile ihalelerde müteahhit ve satıcıların aralarında anlaşarak, fiyatı ve yükleniciyi önceden belirleyecek tertipler yapmalarını önlemek amacıyla kurulmuş olan bu şirketler az sayıda ve partici olmayan profesyonel yöneticilere sahiptir. Sermayelerinin tamamı belediye kaynaklı olan bu şirketlerin vergi olarak devlete ödediklerinden sonra kalan net kâr Belediyeye ait olmaktadır.</p>
<p>TABLO  3.19.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="583">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="1" cellpadding="0" width="580">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2"><strong>Eskişehir Kent Hizmetleri Üretim Yapım Bakım Onarım Dağıtım Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti.</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Adresi</td>
<td width="416" valign="top">Savtekin Cad. No:16 ESKİŞEHİR</p>
<p>Tel: 221 05 08 &#8211; 230 20 21</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Faaliyete Geçiş Tarihi</td>
<td width="416" valign="top">15.02.2000</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Şirket Müdürü</td>
<td width="416" valign="top">Rıza Oruçhan TANSEL</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">İştigal Konusu</td>
<td width="416" valign="top">Şehir ve Belediyelerle ilgili her türlü plan proje etüd araştırma, kontrol, her türlü alt yapı ve üst yapı inşaat, toplu taşıma, temizlik ve peyzaj işleri kent halkı ve belediyecilik yararına her türlü üretim dağıtım pazarlama dallarında faaliyet göstermek, bunlar için gerekli alt yapı tesislerini kurmak, işletmek.</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" valign="top">Şirket Performansı</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">2000 yılı kârı</td>
<td width="416" valign="top">56.339.560.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Tahakkuk Eden Kurumlar Vergisi</td>
<td width="416" valign="top">18.401.860.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Tahakkuk Eden Fon Payı</td>
<td width="416" valign="top">1.840.180.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Vergi Sonrası Net Kâr</td>
<td width="416" valign="top">36.097.509.012.- TL.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </td>
</tr>
<tr>
<td><a href="http://www.eskişehir-bld.gov.tr/">www.eskişehir-bld.gov.tr</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p>TABLO  3.20.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="583">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="1" cellpadding="0" width="580">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2"><strong>Eskişehir Sanat Özel Eğitim Kültür Spor Özel Sağlık Reklam ve Tanıtım Hizmetleri San.Tic.Ltd.Şti.</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Adresi</td>
<td width="416" valign="top">Savtekin Cad. No:16 ESKİŞEHİR</p>
<p>Tel: 221 05 08 &#8211; 230 20 21</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Faaliyete Geçiş Tarihi</td>
<td width="416" valign="top">15.02.2000</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Şirket Müdürü</td>
<td width="416" valign="top">Erhan ENBATAN (Vekaleten)</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">İştigal Konusu</td>
<td width="416" valign="top">Sanat, Özel Eğitim, Kültür, Spor, Özel Sağlık, Tanıtım, Reklam, Halkla İlişkiler, Kent Bilgi Bankası, Bilgi Sistemleri, Güvenlik sistemleri, Program Yazılımları, Bilgisayar Donanımları ve know-how dallarında faaliyetler.</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" valign="top">Şirket Performansı</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">2000 yılı kârı</td>
<td width="416" valign="top">47.797.100.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Tahakkuk Eden Kurumlar Vergisi</td>
<td width="416" valign="top">14.339.130.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Tahakkuk Eden Fon Payı</td>
<td width="416" valign="top">1.433.910.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Vergi Sonrası Net Kâr</td>
<td width="416" valign="top">32.024.057.422.- TL.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </td>
</tr>
<tr>
<td><a href="http://www.eskişehir-bld.gov.tr/">www.eskişehir-bld.gov.tr</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p>TABLO  3.21.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="583">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="1" cellpadding="0" width="580">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2"><strong>KENTAŞ </strong>Eskişehir Kent içi Toplu Taşıma Nakliye Makine ve İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Adresi</td>
<td width="416" valign="top">Savtekin Cad. No:16 ESKİŞEHİR</p>
<p>Tel: 221 05 08 &#8211; 230 20 21</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Faaliyete Geçiş Tarihi</td>
<td width="416" valign="top">18.05.2000</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Şirket Müdürü</td>
<td width="416" valign="top">Erhan ENBATAN</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Altyapı Akaryakıt Şb.Müdürü</td>
<td width="416" valign="top">Rıza Oruçhan TANSEL</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">İştigal Konusu</td>
<td width="416" valign="top">Kent içi toplu taşımacılık, toplu taşımacılık alt yapı tesisleri kurmak, akaryakıt ve petrol ürünleri ticareti, araç bakım istasyonları, açık ve kapalı otopark yapımı ve işletmeciliği, her türlü alt yapı inşaat işleri.</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" valign="top">Şirket Performansı</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">2000 yılı kârı</td>
<td width="416" valign="top">62.776.440.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Tahakkuk Eden Kurumlar Vergisi</td>
<td width="416" valign="top">18.832.930.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Tahakkuk Eden Fon Payı</td>
<td width="416" valign="top">1.883.290.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Vergi Sonrası Net Kâr</td>
<td width="416" valign="top">42.060.219.687.- TL.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="http://www.eskişehir-bld.gov.tr/">www.eskişehir-bld.gov.tr</a></p>
<p>TABLO  3.22.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="583">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="1" cellpadding="0" width="580">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2"><strong>KENT DİZAYN </strong>- Eskişehir Kent Mobilyaları Üretim Yapım Bakım Onarım San.Tic.Ltd.Şti.</td>
</tr>
<tr>
<td width="226" valign="top">Adresi</td>
<td width="351" valign="top">Savtekin Cad. No:16 ESKİŞEHİR</p>
<p>Tel: 221 05 08 &#8211; 230 20 21</td>
</tr>
<tr>
<td width="226" valign="top">Faaliyete Geçiş Tarihi</td>
<td width="351" valign="top">18.05.2000</td>
</tr>
<tr>
<td width="226" valign="top">Şirket Müdürü</td>
<td width="351" valign="top">Rıza Oruçhan TANSEL (Vekaleten)</td>
</tr>
<tr>
<td width="226" valign="top">İştigal Konusu</td>
<td width="351" valign="top">Her türlü kent mobilyaları ve aksesuarları, yol işaret elemanları, reklam elemanları, güvenlik sistemleri, haberleşme sistemleri, üretimi, bakım, onarım, dağıtım, alt ve üst yapı inşaat işleri.</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" valign="top">Şirket Performansı</td>
</tr>
<tr>
<td width="226" valign="top">2000 yılı kârı</td>
<td width="351" valign="top">82.349.370.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="226" valign="top">Tahakkuk Eden Kurumlar Vergisi</td>
<td width="351" valign="top">24.704.810.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="226" valign="top">Tahakkuk Eden Fon Payı</td>
<td width="351" valign="top">2.470.480.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="226" valign="top">Vergi Sonrası Net Kâr</td>
<td width="351" valign="top">55.174.081.802.- TL.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="http://www.eskişehir-bld.gov.tr/">www.eskişehir-bld.gov.tr</a></p>
<p>TABLO  3.23.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="583">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="1" cellpadding="0" width="580">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2"><strong>ESPARK </strong>- Eskişehir Park Bahçe Peyzaj Temizlik San.Tic.Ltd.Şti.</td>
</tr>
<tr>
<td width="202" valign="top">Adresi</td>
<td width="375" valign="top">Savtekin Cad. No:16 ESKİŞEHİR</p>
<p>Tel: 221 05 08 &#8211; 230 20 21</td>
</tr>
<tr>
<td width="202" valign="top">Faaliyete Geçiş Tarihi</td>
<td width="375" valign="top">18.05.2000</td>
</tr>
<tr>
<td width="202" valign="top">Şirket Müdürü</td>
<td width="375" valign="top">Cemil TAMER</td>
</tr>
<tr>
<td width="202" valign="top">İştigal Konusu</td>
<td width="375" valign="top">Park, bahçe, sera, fidanlık, sulama sistemleri, projeleri oluşturmak, peyzaj ve mimari hizmetleri, her türlü tohum, fide, ağaç, bitki, çiçek üretmek, ticaretini yapmak.</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" valign="top">Şirket Performansı                                                          </td>
</tr>
<tr>
<td width="202" valign="top">2000 yılı kârı</td>
<td width="375" valign="top">977.000.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="202" valign="top">Tahakkuk Eden Kurumlar Vergisi</td>
<td width="375" valign="top">293.100.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="202" valign="top">Tahakkuk Eden Fon Payı</td>
<td width="375" valign="top">29.310.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="202" valign="top">Vergi Sonrası Net Kâr</td>
<td width="375" valign="top">654.590.714.- TL.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </td>
</tr>
<tr>
<td><a href="http://www.eskişehir-bld.gov.tr/">www.eskişehir-bld.gov.tr</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>TABLO  3.24</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="583">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="1" cellpadding="0" width="580">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2"><strong>Kent Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd.Şti.</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Adresi</td>
<td width="416" valign="top">Savtekin Cad. No:16 ESKİŞEHİR</p>
<p>Tel: 221 05 08 &#8211; 230 20 21</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Faaliyete Geçiş Tarihi</td>
<td width="416" valign="top">05.10.2000</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Şirket Müdürü</td>
<td width="416" valign="top">Ali GÜRBÜZ</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">İştigal Konusu</td>
<td width="416" valign="top">Sigorta acentalığı alarak sigorta aracılık hizmetleri yapmak.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </td>
</tr>
<tr>
<td><a href="http://www.eskişehir-bld.gov.tr/">www.eskişehir-bld.gov.tr</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p>TABLO  3.25.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="583">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="1" cellpadding="0" width="580">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2"><strong>ESPAŞ</strong> Eskişehir Pazarlama İşletmecilik Organizasyon Kitle İletişim Hizmetleri Turizm Taşımacılık ve Ticaret A.Ş.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Adresi</td>
<td width="416" valign="top">Savtekin Cad. No:16 ESKİŞEHİR</p>
<p>Tel: 221 05 08 &#8211; 230 20 21</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Faaliyete Geçiş Tarihi</td>
<td width="416" valign="top">05.01.2001</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Yönetim Kurulu Başkanı</td>
<td width="416" valign="top">Erhan ENBATAN</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Yönetim Kurulu Üyesi</td>
<td width="416" valign="top">Cemil TAMER</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Yönetim Kurulu Üyesi</td>
<td width="416" valign="top"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">İştigal Konusu</td>
<td width="416" valign="top">Pazarlama, işletmecilik, organizasyon, kitle iletişim hizmetleri, turizm, taşımacılık.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="http://www.eskişehir-bld.gov.tr/">www.eskişehir-bld.gov.tr</a></p>
<p>TABLO  3.26.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="583">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="1" cellpadding="0" width="580">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2"><strong>BELKENT</strong> Belde Kent Hizmetleri İnşaat Turizm Taşımacılık Ticari İşletmecilik, İletişim Sanayi ve Ticaret A.Ş.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Adresi</td>
<td width="416" valign="top">Savtekin Cad. No:16 ESKİŞEHİR</p>
<p>Tel: 221 05 08 &#8211; 230 20 21</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Faaliyete Geçiş Tarihi</td>
<td width="416" valign="top">05.01.2001</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Yönetim Kurulu Bşk.<br />
Genel Müdür</td>
<td width="416" valign="top">Rıza Oruçhan TANSEL</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Yönetim Kurulu Üyesi</td>
<td width="416" valign="top">Erhan ENBATAN</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Yönetim Kurulu Üyesi</td>
<td width="416" valign="top"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">İştigal Konusu</td>
<td width="416" valign="top">Her türlü alt ve üst yapı inşaat işleri, turizm hizmetleri, taşımacılık hizmetleri, kent hizmetleri, ticari işletmecilik, iletişim hizmetleri.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>TABLO  3.27.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="583">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="1" cellpadding="0" width="580">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2"><strong>İmar İnşaat Ticaret Ltd.Şti.</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Adresi</td>
<td width="416" valign="top">Alpu yolu 3.Km. ESKİŞEHİR</p>
<p>Tel: 217 81 81</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Faaliyete Geçiş Tarihi</td>
<td width="416" valign="top">1990</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Şirket Müdürü</td>
<td width="416" valign="top">Halil Erhan YENERKOL</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">İştigal Konusu</td>
<td width="416" valign="top">Her türlü alt ve üst yapı inşaat işleri, toplu konut taahhüt ve müşavirlik hizmetleri.</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2" valign="top">Şirket Performansı</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">2000 yılı kârı</td>
<td width="416" valign="top">180.250.000.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Tahakkuk Eden Kurumlar Vergisi</td>
<td width="416" valign="top">54.075.000.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Tahakkuk Eden Fon Payı</td>
<td width="416" valign="top">5.407.500.000.- TL.</td>
</tr>
<tr>
<td width="165" valign="top">Vergi Sonrası Net Kâr</td>
<td width="416" valign="top">120.767.500.000.- TL.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </td>
</tr>
<tr>
<td><a href="http://www.eskişehir-bld.gov.tr/">www.eskişehir-bld.gov.tr</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Belediye şirketleri altı kişilik bir denetim ekibi tarafından sürekli denetlenmektedir.</p>
<p>TABLO  3.28.</p>
<table border="1" cellpadding="0" width="522">
<tbody>
<tr>
<td>Denetim Ekibi</p>
<p>  Prof.Dr.Ziyaeddin BİLDİRİCİ (Yeminli Mali Müşavir ve Hukuk Fak. Öğr. Üyesi)</p>
<p>  Dr.Ahmet KAVAK (Emekli Gelirler Başkontrolörü)</p>
<p>  Serdar UYGUNKAN (Mali Müşavir)</p>
<p>  Yavuz TARHAN (Mali Müşavir)</p>
<p>  Doç.Dr.Kerim BANAR (A.Ü. İ.İ.B.F. Muhasebe Bölümü &#8211; Fahri Danışman)</p>
<p>  Nazmi YAVAŞ (Büyükşehir Belediyesi Müfettişi ve Emekli Vergi Dairesi Müdürü)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p>*Kent Hizmetleri, KENTAŞ ve İmar İnşaat şirketleri yasal zorunluluktan dolayı, 3568 sayılı Kanun hükümlerine göre, Öncü Yeminli Mali Müşavirlik Ltd.Şti. tarafından denetlenmektedir(<a href="http://www.eskişehir-bld.gov.tr/">www.eskişehir-bld.gov.tr</a> ).</p>
<p>SONUÇ</p>
<p>Belediyeler belde ve kent halkının yaşamını doğrudan etkileyen çok sayıda görev ve hizmeti üstlenmişlerdir. Ancak ülkemizin sosyo ekonomik koşullarında belediyeler aynı oranda gelişmeyi sağlayamamıştır. Yönetim sistemimizde merkezi idareye ağırlık verilmiş belediyelerin ve kentlerin sorunları giderek artmıştır.</p>
<p>1980’li yıllarda Belediyelerin durumunda bazı iyileştirmeler olduysa da yeterli düzeye varamamıştır. Bu koşullarda sorunlarını çözemeyen belediyeler, yeni örgütlenme modelleri arayışına girişmişler, bu arayışın sonucu belediye şirketleri 1980’den sonra hızlı bir artış göstermiştir.</p>
<p>Ancak bu konuda yeterli yasal düzenlemelerin eksikliği, belediyeleri farklı uygulamalara yöneltmiş, değişik amaçlara hatta bazen amacını aşan şirketler kurmuşlar ya da şirketlere katılmışlardır. Bunun gerekçesi olarak etkin hizmet sunmayı ileri sürmüşlerdir. 1984 yılından sonra büyükşehir belediye sistemine geçişle şirket sayısında ve çapında adeta patlama meydana gelmiştir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Belediye şirketleri tamamen özel hukuk hükümlerine tabi ve tam bir serbesti içinde çalışmaktadırlar. Belediyeler bu yolla; yeni gelir kaynakları yaratabilmekte, ekonomik karar alabilme serbestisine sahip olmakta, daha nitelikli eleman çalıştırabilmekte, daha hızlı karar alıp uygulayabilmekte ve bürokratik engelleri daha kolay aşabilmektedirler. Belediyelerin şirket kurması yada ortaklık kurmaları bir özelleştirme yöntemi olarak da değerlendirilmektedir. Ancak uygulamada belediyelerin ekonomik alandaki faaliyetlerin azaltılmasından çok, bu şirketlerin belediyelere sağladığı avantajlar için kurulmaktadır. Şöyle ki, belediyelerin kurduğu yada katıldığı şirketlerin büyük çoğunluğunda kamunun payı % 50 sınırının üstündedir. Şirketlerle beraber belediyelerin faaliyetlerinde bir artış olmuş ve belediyeler kendi görev alanlarıyla ilgili, ilgisiz bir çok alanda faaliyet göstermeye başlamışlardır.</p>
<p>Tüm dünyada özelleştirmenin tam hız devam ederken ülkemizde belediyelerin ekonomik etkinliklerini çoğaltmasını sağlam bir nedene bağlamak güç görünse de sosyo ekonomik durum belediyeleri bu konuda ateşlemiş görünmektedir. Bu durum, aynı zamanda ülkemizde merkezi idarece izlenen özelleştirme politikasına tamamen ters düşmektedir.</p>
<p>Bu şirketlerde kamuya ait kaynaklar tam bir serbesti içerisinde kullanılabilmekte, böyle bir ortamda amacına uygun ve verimli şekilde kullanılması büyük ölçüde bu kaynakları yönetenlerin iyi niyetine bağlı kalmaktadır. Bir sorun olarak giderek büyüyen belediye şirketleri için yasal boşluk bulunmakta ve acilen yasal düzenleme gerekmektedir.</p>
<p>Bu düzenlemelerde, belediye şirketlerinin</p>
<p>-Kuruluş şekil ve esaslarının neler olacağı</p>
<p>-Hangi ekonomik amaçlar ve konular çerçevesinde kurulabileceği</p>
<p>-Yönetim kurulu üyelerinin hak, yetki ve sorumluluklarının neler olacağı</p>
<p>-çalışacak personelin hukuki statüsü belirlenmeli ve bu şirketlerde etkin bir denetim sağlanmalıdır.</p>
<p>Bundan sonra, merkezi idarece de uygulanan özelleştirme politikası doğrultusunda, belde halkının da desteğiyle, söz konusu şirketlerde ki kamu payı, halka ya da özel sektör kuruluşlarına devredilerek, asgari düzeye indirilmelidir. Ancak bu yapılırken, belediyelerin de gereken güçlü ve demokratik yapıya ulaşması sağlanmalıdır.</p>
<p>KAYNAKÇA</p>
<p>BARUT Alim ve ÖNAL Hüseyin,  Belediyelerin Kurduğu, Katıldığı, Kurup Kapattığı Şirketler Hakkında İç İşleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği İnceleme Araştırma Raporu, Ankara: 1993</p>
<p>Belediyeler Kanunu, Ay yıldız Matbaası,Ankara:1963</p>
<p>TOKSÖZ Fikret, 9. İskan Konferansları, Ankara: 1991</p>
<p>GİRİTLİ İsmet, PERTEV Bilgen,AKGÜNER<strong> İdare Hukuku.</strong> Tayfu, İstanbul: 1991</p>
<p>GÖZÜBÜYÜK Şeref,<strong>Yönetim Hukuku</strong>,Ankara:1999</p>
<p>ÖNCEL S. Yenal ,<strong>Mahalli İdareler Maliyesi</strong>, Biliz Kitapevi,İstanbul:1981</p>
<p>KARAMAN Zerrin Toprak, <strong>Yerel Yönetimler</strong>, İzmir:1998</p>
<p>KARAMAN Zerrin Toprak,<strong>Kent</strong> <strong>Yönetimi  ve Politikası:</strong>1995</p>
<p>TORTOP Nuri, Yönetim Bilimi, Ankara: 1984</p>
<p>SENCER Muzaffer,<strong>Türkiye’nin Yönetim Yapısı</strong>,İstanbul,Alan Yayıncılık:1986</p>
<p>YETER Enis, “Belediyelerin İktisadi ve Ticari Teşebbüsleri”, Türk İdare dergisi, :Yıl:65, Eylül 1993, Sayı:400</p>
<p><a href="http://www.eskisehir-bld.gov.tr/belediye/sirket/">www.eskisehir-bld.gov.tr/belediye/sirket/</a>. (05-10-2002)</p>

<p class="sayac_bilgi">786 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/belediye-iktisadi-tesebbusleri.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktisadi Sistemler</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/iktisadi-sistemler.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/iktisadi-sistemler.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Dec 2010 13:34:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Arz]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Gelir]]></category>
		<category><![CDATA[Paribus]]></category>
		<category><![CDATA[Piyasa]]></category>
		<category><![CDATA[Sonsuz]]></category>
		<category><![CDATA[Talebi]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=16938</guid>
		<description><![CDATA[İKTİSAT, bireyler ve toplumların sınırlı kaynaklarını sınırsız ihtiyaçlarını karşılamak için nasıl dağıttıklarının incelenmesidir. Ülkeler arasındaki farklı ekonomik yapı ve kurumların organizasyonu ile çeşitli çıkar grupları arasındaki ilişkileri inceleyen iktisat bölümüne İKTİSADİ SİSTEMLER adı verilir. İktisatçının belli bir ekonomik sorunla ilgili bütün gerçekleri araştırıp toplama işlemine BETİMLEYİCİ İKTİSAT denir. İktisadın temel özellikleri: Malların üretimi,tüketimi ve dağıtımıyla ilgili olması. Sosyal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İKTİSAT, bireyler ve toplumların sınırlı kaynaklarını sınırsız ihtiyaçlarını karşılamak için nasıl dağıttıklarının incelenmesidir. Ülkeler arasındaki farklı ekonomik yapı ve kurumların organizasyonu ile çeşitli çıkar grupları arasındaki ilişkileri inceleyen iktisat bölümüne İKTİSADİ SİSTEMLER adı verilir. İktisatçının <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belli">belli</a> bir ekonomik sorunla ilgili bütün gerçekleri araştırıp toplama işlemine BETİMLEYİCİ İKTİSAT denir. İktisadın temel özellikleri: Malların üretimi,tüketimi ve dağıtımıyla ilgili olması. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sosyal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sosyal">Sosyal</a> bir bilim olması. Analitik olması. İnsan davranışlarının sadece iktisadi yönünü seçip incelemesi Arz yasası, malın fiyatı ile arz edilen miktar değişkenleri arasındaki ilişkiyi gösterir.Tüketicinin geliri arttığında talebi artan mallara NORMAL MAL denir. Gelir arttıkça talebi düşen, gelir azaldıkça talebi artan mala DÜŞÜK MAL denir. Tüketim mallarının üretiminde kullanılan mallara sermaye malları (yarı mamül mallar, hammaddeler, üretici malları) denir. Fiyat değişiminin yarattığı gelir ve ikame etkileri &#8220;talep eğrisinin neden negatif eğime sahip olduğunu &#8221; açıklamak için birlikte kullanılır. Genelden özele doğru yapılan bir araştırmada izlenen yaklaşıma TÜMDENGELİM adı verilir. Cateris Paribus varsayımı &#8220;diğer koşulların sabit olduğu&#8221;&#8216;nu ifade eder. Normal malın talebinin GELİR esnekliği POZİTİF tir. Düşük malın talebinin GELİR esnekliği NEGATİF tir. Birbiriyle ilişkisiz mallar arasında ÇAPRAZ talep esnekliği sıfırdır. İkame mallar arasındaki çapraz talep esnekliği pozitiftir. Tamamlayıcı mallar arasındaki çapraz talep esnekliği negatiftir. Esnekliği <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sonsuz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sonsuz">sonsuz</a> olan talep eğrisi, y eksenine paralel olan bir doğrudur. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/piyasa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Piyasa">Piyasa</a> döneminde (çok kısa dönem) üretim miktarı sabittir. Uzun dönemde tüm girdilerin miktarı ve üretim kapasitesi değiştirilebilir. Toplam sabit maliyetin üretim miktarına oranına ortalama sabit maliyet denir. AFC=TFC/q Tam rekabet piyasasındaki bir firmanın ortalama geliri sabittir ve fiyata eşittir. AR=P Tekel piyasasındaki bir firmanın marjinal geliri sıfır olduğunda, tekelcinin sahip olduğu talep eğrisinin esnekliği 1&#8242;e eşittir. Talebi esnek olan bir maldan elde edilen toplam gelirin arttırabilmesi için malın fiyatının düşürülmesi gerekir. İmalat faaliyeti sonucunda yaratılan faydaya Şekil faydası denir. Üretimde kullanılan, ancak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">bu</a> kullanım karşılığı hiçbir parasal ödeme yapılmayan kaynakların değerine ÖRTÜK MALİYET denir. Bir malın üretilen her birimi için sabit bir vergi alınması firmanın sabit maliyetlerini etkilemez.Tekelci, marjinal maliyetin marjinal gelire eşit olduğu çıktı düzeyinde karını maksimize eder. MC=MR<br />
Oligopolcü firmaların karlarını bir grup halinde maksimize etmeleri durumunda ortaya çıkan oligopol türüne TAM OLİGOPOL denir. İşgücünün marjinal ürün geliri= Marjinal gelir x Marjinal fizik ürün. MRP=MPP X MR Bir bankaya yatırılan mevduat miktarı 8 milyar TL ve karşılık oranı 0,25 ise yaratılan kaydi para miktarı 8 x 1/0,25=32 milyardır. Çok sayıda üreticinin farklılaştırılmış ürün ürettiği piyasaya FARKLILAŞTIRILMIŞ OLİGOPOL adı verilir.<br />
Bir ekonomide <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gsmh/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gsmh">GSMH</a> 1000 TL, para arzı 500 TL ise gelir devir hızı 2 dir. V=Y/M=1000/500=2 Paralel para sisteminde altın ve gümüş para olarak kullanılmıştır. Spekülatif para talebi faiz oranına bağlı olarak değişir.<span id="more-16938"></span><br />
John Maynard Keynes&#8217;e göre artan para talebinin fiyatları yükseltmesi için paranın harcanması gerekir.<br />
Merkez bankasının görevleri: Banknot ihraç etmek. Reeskont işlemleri yapmak. Devletin hazinedarlığını yapmak. Bankalar arası işlemler yapmak. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ticaret/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ticaret">Ticaret</a> bankalarının para ihtiyatlarını muhafaza etmek. Mali-ekonomik konularda devlete danışmanlık yapmak. Merkez bankaları; altın külçe miktarı, ülkedeki döviz miktarı, devlet hazinesine verilen kısa vadeli avanslar karşılığında banknot emisyonunu değiştirmez. Kaydi parayı TİCARİ BANKACILIK SİSTEMİ yaratır. İhtiyat amacıyla elde tutulmak istenen paranın miktarı gelir düzeyine bağlıdır. Wicksell ve Aftalion, miktar teorisini gelir ve bu gelirin harcanması açısından açıklayan iktisatçılardır. Çeşitli ülkelerin milli gelirleri karşılaştırılırken dikkate alınanlar: Nüfus farkları. Fiyat düzeyleri farkı. Üretim maliyetlerindeki farklar. Üretilen mal ve hizmet farklılıkları. Tabiat şartlarının farklılığı. Piyasaya giren üretici miktarındaki farklar. Ekonominin genişlemesi, yatırımların tasarruftan fazla olmasının bir sonucudur. Yatırım &gt; tasarruf<br />
Topraklar arasındaki nitelik farklarından <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> da pazara uzaklık farkından doğan ranta fark bedeli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> DİFERANSİYEL FARK denir. Paranın değerinin düşmesi: istihdamın artmasına, borç verenlerin zarara uğramasına, sabit gelirlilerin satın alma gücünün düşmesine, üreticilerin aşırı kar elde etmelerine neden olur. Üretimin azalmasına neden olmaz. Çeşitli ülkelerin milli gelirleri karşılaştırılırken dikkate alınanlar: Nüfus farklılıkları, Fiyat düzeyleri farkı, Üretim maliyetlerindeki farklar, Üretilen mal ve hizmet farklılıkları Bir ekonomide talebin azalıp, yatırımların durması sonucu ortaya çıkan işsizlik türüne konjonktürel işsizlik denir. Sermaye stokuna yapılan net ilavelere NET YATIRIM denir. Milli gelirin üretim faktörleri sahiplerinin üretimden aldıkları paylara göre dağılımına FONKSİYONEL DAĞILIM denir. Gelir dağılımında eşitsizliğin nedenleri: Yetenek farklılıkları, Eğitim ve öğrenim farklılıkları, Mülkiyet ve miras hakkı, Çalışkanlıkta farklılık, Telafi edici ücret farklılıkları, Risk üstlenme, Piyasa üzerinde güç sahibi olma. Cari ücret düzeyinde çalışmak istemeyenlerin oluşturduğu işsizlik türü GÖNÜLLÜ işsizliktir. Tüketim harcamalarını belirleyen en önemli unsur gelir düzeyidir. Ekonomik büyümede rol oynayan arz etmenleri: İşgücünün kalitesi ve miktarı, Teknolojik gelişme, Sermaye stoku, Doğal kaynaklar Yatırımın marjinal etkenliği eğrisi, faiz oranı ile yatırım miktarı arasındaki ilişkiyi gösterir. Marjinal tasarruf eğilimi=1-marjinal tüketim eğilimi. MPS=1-MPC Marjinal tüketim eğilimi 0,8 olan bir ekonomide vergi çarpanı -4 tür. -(k-1)=-(1/(1-0,8) -1)=-(1/0,2 &#8211; 1)=-4 Bir ekonomide marjinal tüketim eğilimi 0,7 ise çarpan katsayısı 3,3&#8242;tür. Çarpan = 1/(1-MPC)=1/(1-0,7)=3,3 Devletin ekonomik hayata müdahale etmediği bir ekonomi modelinde, genel denge; toplam arz=toplam talep eşitliğinde kurulur. SMH=SMG <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> Bireylerin yatırım talebi= toplam tasarruf. I=S Talebi esnek olan bir maldan elde edilen toplam gelirin artırılabilmesi için malın fiyatının düşürülmesi gerekir. İşlem amaçlı para talebi, gelir düzeyi ile doğru yönlü olarak değişir.</p>

<p class="sayac_bilgi">166 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/iktisadi-sistemler.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>What Are The Parts Of Organizations ?</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/what-are-the-parts-of-organizations.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/what-are-the-parts-of-organizations.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 20:47:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Aims]]></category>
		<category><![CDATA[Clothes]]></category>
		<category><![CDATA[Extrinsic Rewards]]></category>
		<category><![CDATA[How Much Money]]></category>
		<category><![CDATA[Knowledge]]></category>
		<category><![CDATA[Learning Organization]]></category>
		<category><![CDATA[Learning Organizations]]></category>
		<category><![CDATA[Mission Statement]]></category>
		<category><![CDATA[Motivation]]></category>
		<category><![CDATA[Occupational Values]]></category>
		<category><![CDATA[People]]></category>
		<category><![CDATA[Productivity]]></category>
		<category><![CDATA[Self Actualization]]></category>
		<category><![CDATA[Step 3]]></category>
		<category><![CDATA[Turkey]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>instrinsic</category>
	<category>extrinsic</category>
	<category>rewards</category>
	<category>worker</category>
	<category>learning</category>
	<category>reward</category>
	<category>values</category>
	<category>actualization</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=15085</guid>
		<description><![CDATA[I ask this question because the person who is working in an organization must know where he or she takes place in these parts.They must know their works, their responsibilities and who they are in favor of. Also to have knowledge about these parts will help the worker which statute he or she will promote [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>I ask this question because the person who is working in an organization must know where he or she takes place in these parts.They must know their works, their responsibilities and who they are in favor of. Also to have <a href="http://www.genelbilge.com/tag/knowledge/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Knowledge">knowledge</a> about these parts will help the worker which statute he or she will promote and when he or she get retaired <a href="http://www.genelbilge.com/tag/how-much-money/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with How Much Money">how much money</a> he or she gets from the organization.<br />
1.	What is instrinsic and extrinsic rewards? Do workers need instrinsic or extrinsic rewards? In your opinion which one is important for a worker explain. This question is important because this question make the student to understand that<br />
extrincis and instrinsic rewards are complemantary each other. Instrinsic reward is important because by this reward you continue your life; you eat, you wear <a href="http://www.genelbilge.com/tag/clothes/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Clothes">clothes</a>, you have a shelter. But at work to be productive and to continue this <a href="http://www.genelbilge.com/tag/productivity/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Productivity">productivity</a> that workers need extrinsic reward. Extrinsic rewards gives <a href="http://www.genelbilge.com/tag/motivation/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Motivation">motivation</a> and the worker can continue his or her work by being productive .The student must seperate the difference between these rewards.<br />
2.	What are your own values? Do you think to  designate your values will help you in your work life?<br />
For personnel growth and self-actualization first off all person must know his or her own values.This question is asked because the new employees must know their <a href="http://www.genelbilge.com/tag/aims/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Aims">aims</a> and their carieer plans to success in life. And also culture effects to our values. In <a href="http://www.genelbilge.com/tag/turkey/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Turkey">Turkey</a> money is more important then <a href="http://www.genelbilge.com/tag/occupational-values/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Occupational Values">occupational values</a>.When it’s like that we can’t do <a href="http://www.genelbilge.com/tag/self-actualization/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Self Actualization">self actualization</a> and we can’t make a <a href="http://www.genelbilge.com/tag/mission-statement/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Mission Statement">mission statement</a> in our work life. The student must realise the importants of his or her values and achieve his or her goals step by step.<br />
3.	Nowadays many managers are redesigning their companies toward something called <a href="http://www.genelbilge.com/tag/learning-organization/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Learning Organization">learning organization</a>. Is it useless or not explain <a href="http://www.genelbilge.com/tag/learning-organizations/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Learning Organizations">Learning organizations</a> is so important todays. So people must know the characteristics of <a href="http://www.genelbilge.com/tag/learning-organizations/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Learning Organizations">learning organizations</a> and use these parts in their work life. The organizations are mostly using informations and learn from mistakes.This is so important by this you correct your mistakes in future you will not do the same mistakes again. The new<br />
employees must know these characteristics and use when they become a worker in an organization.<br />
4.	What are the characteristics of  learning organization? Read the case and solve the problem  by the problem solving methods of learning  organizations. I ask this question because, the problem solving subject is so important in your work<br />
life you must be quick;when there is a problem you must solve this problem as soon as possible and nobody must  get damage by this solution. And one day if this problem occurs again you and your team must solve the problem like they did before. But if you take precaution  this kind of problem never occurs again in your organization.</p>

<p class="sayac_bilgi">6 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/what-are-the-parts-of-organizations.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulaşılabilirlik Ve Kontrol Edilebilirliğin Ek Kriteri</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/ulasilabilirlik-ve-kontrol-edilebilirligin-ek-kriteri.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/ulasilabilirlik-ve-kontrol-edilebilirligin-ek-kriteri.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 19:40:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Deki]]></category>
		<category><![CDATA[Durum]]></category>
		<category><![CDATA[Ele]]></category>
		<category><![CDATA[F1]]></category>
		<category><![CDATA[Fi]]></category>
		<category><![CDATA[Ilave]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Lemma]]></category>
		<category><![CDATA[Matris]]></category>
		<category><![CDATA[Nci]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Olur]]></category>
		<category><![CDATA[T1 T2]]></category>
		<category><![CDATA[Yada]]></category>
		<category><![CDATA[Yeter]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>ulaşılabilirlik</category>
	<category>kontrol</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=14955</guid>
		<description><![CDATA[İlk olarak 2. bölümden zamanın doğrusal bağımsız fonksiyonu tanımını hatırlayınız ve f.T(f) Cm olduğunda özellikle kompleks-değerli fonksiyonlarını f: (t),;=&#8230;n, farzedin. F:=1,&#8230;.,n. şeklinde bir grup fonksiyonun komplex sayılar alanının üstünde [t1,t2] bir zaman aralığında lineer bağımsız olduğunu hatırlayınız. ( Kompleks sayılar a:, i=1,&#8230;.,n sıfır dışında şöyle ki a,f1(t)+&#8230;+anf n(t)=0 bütün t ler [t1,t2] aralığında koşulunda) aksi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk olarak 2. bölümden zamanın doğrusal bağımsız fonksiyonu tanımını hatırlayınız ve f.T(f)   Cm olduğunda özellikle kompleks-değerli fonksiyonlarını f: (t),;=&#8230;n, farzedin. F:=1,&#8230;.,n. şeklinde bir grup fonksiyonun komplex sayılar alanının üstünde [t1,t2] bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> aralığında lineer bağımsız olduğunu hatırlayınız. ( Kompleks sayılar a:, i=1,&#8230;.,n sıfır dışında şöyle ki a,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/f1/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with F1">f1</a>(t)+&#8230;+anf n(t)=0 bütün t ler [t1,t2] aralığında koşulunda) aksi durumda fonksiyon grupları komplex sayılar alanında [t1,t2]  de lineer bağımsız olarak adlandırılır.<br />
	Lineer bağımsızlığı, fonksiyonların  (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/fi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fi">fi</a>) Gram matrisini kullanarak test etmek mümkündür.<br />
	LEMMA 2.7.  F(t)  Cnxm`,in fi(t)   Clxm`in i`<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nci/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nci">nci</a> sırasındaki bir matris olarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ele/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ele">ele</a> alır. fi(t),i=1,&#8230;.,n Gram matrisini<br />
ile tanımlayın.<br />
	(.)* kompleks transpoze birleşimini belirtir. fi(t),i=1,&#8230;.,n  ancak şu koşullarda [t1,t2]  de kompleks sayılar alanında lineer bağımsızdır: sadece ve sadece W(t1,t2) Gram matrisi tekil olmayacak yada eş değer olacak. Sadece ve sadece Gram determinantı<br />
det W(t1,t2)≠0.<br />
	İspat. fi, i=1,&#8230;.,n  setini lineer bağımsız olduğunu ancak W(t1,t2)`<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> tekil olduğunu varsayın bu durumda şöyle bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/durum/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Durum">durum</a> ortaya çıkar. Sıfır dışında α    C1xn böylece α  W(t1,t2)=0<br />
dan ortaya çıkar.(αF(t))(αF(t))*≥0 (bütün t`ler için) olduğundan bu  [t1,t2]  `deki bütün t `ler  için α F(t)=0 olduğunu ortaya koyar ki bu bir çelişkidir. Bunun için W(t1,t2) nonsingular(tekil olmayan) dır.<span id="more-14955"></span><br />
	(<a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeter/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeter">Yeter</a> şart) W(t1,t2) `nın tekil olmayan olduğunu ancak fi, i=1,&#8230;.,n  setinin lineer bağımlı olduğunu farzedin. Bu durumda sıfır dışında α    C1xn böylece α F(t)=0 durumu ortaya çıkar.Sonra α  W(t1,t2)<br />
olur ki bu bir çelişkidir.Böylece fi, i=1,&#8230;.,n  lineer bağımsızdır.<br />
	Yukarıdaki sonuçları, ulaşılabilirlik ve kontrol edilebilirlik <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilave/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilave">ilave</a> testlerini çıkarmak için bu bölümde,inşa edilebilirliği içinde diğer bölümde kullanacağız. Aşağıdaki iki teoremde kolaylık olacağı için önceki bazı sonuçları tekrar edeceğiz.<br />
	TEOREM 2.8.  Sistem x=A(t)x+B(t)u (tamamen durağan) t1(i) `de ulaşılabilirdir. Sadece ve sadece t0<t1 sonucu ortaya çıktığında şöyle ki<br />
                                    rankWr(t0,t1)=n                                                      (2.25)</p>
<p>Gramın ulaşılabilirliği yada  eşdeğerliği durumunda; (ii) sadece ve sadece t0<t1 sonucu ortaya çıktığında şöyleki n sıraları<br />
                                      Ф(t1,t)B(t)                                                             (2.26)</p>
<p>kompleks sayılar alanında [t0,t1] üstünde lineer bağımsız olduğu durumda<br />
	İspat. Benzer sonuçlar kontrol edilebilirlik içinde kullanılabilir. Özelleştirirsek aşağıdaki sonuçlar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/elde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Elde">elde</a> edilir.<br />
	TEOREM 2.9.   x=A(t)x+B(t)u sistemi (tamamen durağan) t0`da kontrol edilebilir. (i) sadece ve sadece sonuç olarak t1 > t0  şöyleki<br />
                                      rankWc(t0,t1)=n                                                    (2.27)  </p>
<p>Gramın yada eş değerli olduğu durumlarda ortaya çıkar.(ii) sadece ve sadece sonuç olarak t1 > t0<br />
                                       Ф(t0,t)B(t)                                                              (2.28)</p>
<p>nin komleks sayılar alanında  [t0,t1]  de lineer bağımsız olduğu durumda ortaya çıkar<br />
	İspat. Teorem 2.8.` in kanıtıyla benzeşiyor  Ф(t0,t)B(t)`  nın tekil olmayan  Ф(t1,t0)  matrisiyle ön çarpımının Ф(t1,t)B(t) sonucu verdiğini [(2.26) ulaşılabilirlik teoreminde;(2.22)`yle karşılaştırın] dikkate alın. Bu teorem 2.6`nın alternatif bir şekilde tanımı için`de kullanılabilir; şöyleki ulaşılabilirlik(kontrol edilebilirlik-orjinden) ifade eden ve kontrol edilebilirlikse (orjine) belirtilir. Devamlılık-zaman sistemleri koşulunda<br />
B.Devamlı-Zaman Zaman-Değişmeyen Sistemleri<br />
Şimdi yukarıdaki sonuçları zaman değişmez sistemlerine x=Ax+Bu (2.3) uygulayacağız. Bu durumda durum geçiş matrisi Ф(t,T), Ф(t,T)=eA(t-T) (2.4) olarak bilinir ve ortaya çıkarılır.Zaman varyansı dolayısıyla değişik t1- t0 =T    t0  ve   t1 bağımsız zamanlarına nazaran <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> önemli rol oynar.Böylece zaman-değişmeyen durumunda   t0 =0 ve  t1 =T `yi her zaman kullanabiliriz. Bu çalışma aşağıda uyarlanmıştır.<br />
	Ulaşılabilirlik tanımları 2.1 `den 2.3`e ve konrol edilibilirlik tanımları 2.4`ten 2.6 `<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> kesinlikle zaman-değişmeyen durumlarında dada geçirlidir.Bunları <a href="http://www.genelbilge.com/tag/burada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Burada">burada</a> kesinlik için.  x=Ax+Bu (2.3)  sistemine özelleştirerek  tekrar edeceğiz.                                                                                                             </p>
<p>	TANIM 2.9. (i) x1 durumu eğer bir u(t),t  [0,t] girişi (x(t) durumunu t=0 dan  x1 `e bir sonlu zamanda orjinden transfer edebilirse) ulaşılabilirdir.<br />
	(ii) bütün ulaşılabilir durumlar Rr x=Ax+Bu` unun yada (A,B) çiftinin ulaşılabilir alt uzaylarıdır.<br />
	(iii)  x=Ax+Bu sistemi yada (A,B) çifti (tamamen sabit) ulaşılabilirdir eğer her durum ulaşılabilirse örneğin eğer Rr =Rn<br />
 	 TANIM 2.10. (i) bir u(t),t   [0,T] girişi x(t) durumunu x0 dan (t=0 dan) bir sonlu zamanda (T) orijine transfer edebilirse, x0  durumu kontrol edilebilirdir.<br />
	 (ii) bütün kontrol edilebilir durumlar Rc, x=Ax+Bu sisteminin yada (A,B) çiftinin kontrol edilebilir alt uzaylarıdır.<br />
             (iii) x=Ax+Bu ya da (A,B) çifti (tamamen sabit) kontrol edilebilirdir eğer her durum kontrol edilebilirse. Örneğin eğer Rc=Rn</p>

<p class="sayac_bilgi">57 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/ulasilabilirlik-ve-kontrol-edilebilirligin-ek-kriteri.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çok Uluslu Bir Şirketin Ürettiği Bir Malın Farklı Piyasalardaki Talep Eğrileri</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/cok-uluslu-bir-sirketin-urettigi-bir-malin-farkli-piyasalardaki-talep-egrileri.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/cok-uluslu-bir-sirketin-urettigi-bir-malin-farkli-piyasalardaki-talep-egrileri.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Aug 2010 18:54:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kar]]></category>
		<category><![CDATA[Sultanbeyli]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Bir]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=14893</guid>
		<description><![CDATA[1-) Çok uluslu bir şirketin ürettiği malın talep fiyat esnekliği, A piyasasında (-0.13), B piyasasında (-1.13)’dür. Nasıl değerlendirirsiniz? Aynı malın farklı fiyat esnekliklerine sahip olmasının nedeni ne olabilir ? Tek fiyat uygulandığında elde edilen kar nasıl arttırılabilir ? Malın talebinde bir artış olduğu taktirde üreticinin bunu karşılayabilme kapasitesi neye bağlıdır ? Çok uluslu bir şirketin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1-) Çok uluslu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> şirketin ürettiği malın talep fiyat esnekliği, A piyasasında (-0.13), B piyasasında (-1.13)’dür. Nasıl değerlendirirsiniz? Aynı malın farklı fiyat esnekliklerine sahip olmasının nedeni ne olabilir ? Tek fiyat uygulandığında elde edilen kar nasıl arttırılabilir ? Malın talebinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> artış olduğu taktirde üreticinin bunu karşılayabilme kapasitesi neye bağlıdır ?<br />
Çok uluslu bir şirketin ürettiği bir malın farklı piyasalardaki talep eğrileri aşağıdaki gibidir:<br />
A piyasasındaki malın fiyat esnekliği B piyasasındaki malın fiyat esnekliğinden azdır. Aynı malın farklı fiyat esnekliklerine sahip olmasının  nedeni tüketicilerin gelir düzeylerinin farklı olmasıdır. A piyasasındaki x malının tüketicinin gelirinde büyük bir paya sahip olmadığından fiyat artışından talep miktarı fazla etkilenmemektedir. Fakat B piyasasındaki x malının tüketicinin gelirindeki payı önemli olduğundan fiyat artışına daha duyarlı davranmaktadır.<br />
A piyasasını göz önüne alarak her iki piyasada da yüksek bir  birimden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tek-bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tek Bir">tek bir</a> fiyat uygulanacak olursa ; A piyasasındaki talep esnekliği az olduğundan , A piyasasındaki üreticinin satış hasılatı artacak fakat B piyasasındaki talep esnekliği çok olduğundan satış hasılatı azalacaktır. Aradaki dengeyi sağlamak amacıyla iki piyasanın da hasılatını düşürmeden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tek-bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tek Bir">tek bir</a> fiyat belirlenebilir. Belirlenen bu denge fiyatıyla kar  arttırılabilir.<br />
Malın talebinde artış olduğunda bunun karşılanabilmesi ; üretim faktörlerine, emek ve sermayesi sınırlı olan üreticinin, zamana ve üretimini arttırıcı yönde uygulamalarına bağlıdır.<span id="more-14893"></span></p>
<p>2-) ^^ 1990’larda ev bilgisayarlı satışları hızla arttı. Ancak kişi başına satışlar İstanbul’da Muğla’dakinden daha fazladır. Kişi başına satışlar arsındaki farklılık Mecidiyeköy ile Sultanbeyli arsında da görülmektedir.^^ esneklik açısından değerlendiriniz. Esneklik kavramı bir üretici için neden önemlidir ? Tüketici kitlesinin geliri yıldan yıla artış gösteriyorsa, bu üreticinin üretim kararını etkiler mi?  </p>
<p>1990’larda bilgisayar satışlarının artışını grafikle açıklarsak:<br />
İstanbul’da bilgisayar satışlarının fazla olması tüketicilerin bu mala ihtiyacının Muğla’daki tüketicilerden fazla olmasıdır. Dolayısıyla İstanbul’daki piyasada bilgisayarın fiyat talep esnekliği Muğla’dakinden daha azdır. Hatta İstanbul’un kendi içindeki piyasalarında dahi bu esneklikler farklılık gösterir. Bunun nedenleri tüketicilerin ihtiyaçları ve gelir dağılımının farklı olmasıdır. Esneklik kavramı bir üretici için önemlidir. Talep esnekliğine göre satış hasılatı artabilir ya da azalabilir. Örneğin talep esnekliği çok olan bir malın fiyatının artışında talep miktarı aşırı azalacağından üretici zarar eder. Bu nedenle üreticinin karının devamlılığı telep esnekliği ile doğrudan ilişkilidir. Tüketici kitlesinin geliri yıldan yıla artış gösteriyorsa, bu üreticinin üretim kararında etkilidir. Geliri artan tüketicinin satın alma  kapasitesi de artacağından  talep miktarındaki değişmeleri, kar etmek isteyen üreticinin karşılayabilmesi erekmektedir.<br />
3-) Türkiye’nin Yunanistan ile yaptığı dış ticarette 1998 ihracatı ithalatına eşit çıkmıştır. 1999 yılında  Yunanistan’da gelir  % 8  artmış, Türkiye’de  % 4 azalmıştır. 1999 yılında ihracat ithalat dengesi nasıl değişmiştir ? Gelir esnekliği farklılıklarının nedeni ne olabilir ?<br />
•	ithal malların gelir esnekliği = 4.3<br />
•	ihraç malların gelir esnekliği =2.6</p>
<p>^^ 1999 yılında Yunanistan’da gelir esnekliği  % 8 artmış Türkiye’de  % 4 azalmıştır.^^ Bu değişim 1999 yılında ithalat ihracat dengesini bozmuştur. İhracat ithalattan fazla olmuştur. Çünkü ihraç malların gelir esnekliği, ithal malların gelir esnekliğinden daha azdır. Buradan şunu anlıyoruz; tüketicinin gelirindeki artma ya da azalmadan,ihraç mallarının alımı ithal malların alımından daha az etkileniyor.<br />
Gelir esnekliğinin farklı olmasının nedeni  tüketicilerin o malı talep etme yüzdelerinin farklı olmasıdır.</p>
<p>4-) a malı için iki piyasanın dengede olduğunu düşünürsek, hava koşulların olumsuz gitmesi nedeniyle <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arz">arz</a> aynı oranda azalmıştır. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arz">Arz</a> azalışının yaratacağı fiyat ve miktar değişimlerini değerlendiriniz. Farklı oranlarda  fiyat değişimlerinin görülmesinin nedenlerini, eğimlerin farklılıkları ile ilişkilendirerek  açıklayınız. Üreticinin toplam gelirindeki değişimleri değerlendiriniz. ( çok kısa dönemde x piyasasında a malının talep fiyat esnekliği -0.3 , y piyasasında – 5.3 )<br />
Arzdaki azalma, fiyatların artışına, miktarın ise azalmasına neden olacaktır. X ve Y piyasasında azalma miktarı aynı olurken fiyatlardaki artış farklılaşmaktadır. Grafikte görüldüğü <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> X piyasasındaki fiyat artışı Y piyasasındakinden fazladır. Bunun sebebi birinci grafiğin eğiminin az olması yani x piyasasındaki fiyat esnekliğinin Y piyasasındakinden az olmasıdır. Üreticilerin toplam gelirlerindeki değişimler de farklıdır.  X piyasasındaki üretici Y piyasasındaki üreticiden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha-fazla/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha Fazla">daha fazla</a> kazanmıştır. Bu farkı algılamak için taralı alanların karşılaştırılmasından yararlanılabilir. Görüldüğü gibi birinci grafikteki alan ikinci grafiktekinden büyüktür.</p>
<p>5-) b malı için iki piyasanın dengede olduğunu düşünürsek, hava koşulların olumsuz gitmesi nedeniyle arz aynı oranda artmıştır. Arz artışının yaratacağı fiyat ve miktar değişimlerini değerlendiriniz. Farklı oranlarda  fiyat değişimlerinin görülmesinin nedenlerini, eğimlerin farklılıkları ile ilişkilendirerek  açıklayınız. Üreticinin toplam gelirindeki değişimleri değerlendiriniz. ( çok kısa dönemde x piyasasında a malının talep fiyat esnekliği –0.2 , y piyasasında –4.02 )</p>
<p>Arzdaki artış, fiyatların azalmasına, miktarın ise artmasına neden olacaktır. X ve Y piyasasında artma miktarı aynı olurken fiyatlardaki azalma farklılaşmaktadır. Grafikte görüldüğü gibi X piyasasındaki fiyat düşüşü Y piyasasındakinden fazladır. Bunun sebebi birinci grafiğin eğiminin az  olması yani   x   piyasasındaki  fiyat  esnekliğinin   Y piyasasındakinden az olmasıdır. Üreticilerin toplam gelirlerindeki değişimler de farklıdır.  X piyasasındaki üretici Y piyasasındaki üreticiden daha az kazanmıştır. Bu farkı algılamak için taralı alanların karşılaştırılmasından yararlanılabilir. Görüldüğü gibi birinci grafikteki alan ikinci grafiktekinden küçüktür.</p>
<p>6-) Hükümet, cari işlemler açığını kapatabilmek ve yılın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> 8 ayında meydana <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> otomobil ithalatındaki artışı frenleyebilmek amacıyla lüks arabalara  1000 US $ vergi koymuştur. Tüketicilerin ödeyeceği fiyat 1000 $’ın üstünde mi , altında mı yoksa aynı miktarda mı olacaktır ? açıklayın.</p>
<p>Tüketicilerin lüks arabalara karşı  belirli bir talep esnekliği vardır. Eğer satıcı verginin tamamını tüketiciye yansıtmak isterse talep miktarında belirli bir azalış gerçekleşecektir. Bunun dengelenmesi için talep sabitken arz da  azalacak ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> bir piyasa fiyat dengesi oluşacaktır. Böylece verginin bir kısmını satıcı, bir kısmını alıcı ödemiş olacaktır. Yani tüketici 1000 $ ‘ın altında bir vergi ödemiştir.<br />
7-) Hükümet, LPG gazı fiyatına uyguladığı sübvansiyon  kaldırmayı planlamaktadır. Böylelikle benzin ile LPG fiyatları arasındaki fark kapanacak ve bu alandaki harcamalar kısıtlanabilecektir<br />
a)	Vergi oranındaki artış, talep edilen miktarı nasıl etkileyebilir ?<br />
b)	LPG fiyatları benzin fiyatları ile eşitlenirse, benzin talebinde ne tür bir değişme yaşanabilir ?</p>
<p>a)	Vergi oranındaki artış talep edilen miktarı azaltabilir.<br />
b)	LPG  fiyatları benzin fiyatları ile eşlenirse benzin talebinde bir artış yaşanabilir. Çünkü bu iki mal birbiri yerine geçebilecek ikame mallar sınıfındadır. Bunu varsayılan bir grafikte incelersek :<br />
LPG‘nin fiyatlarındaki artış talep miktarını azaltmış  buna karşın benzin talebini arttırmıştır.</p>
<p>8-) Çevre Bakanlığı, hava kirliliğini önleme amacıyla  benzinden alınan vergilerin arttırılması yönünde Bakanlar Kuruluna bir teklifte  bulunmuştur.<br />
a) Bu vergi tüketiciye mi yoksa üreticiye mi yansıyacaktır ? arz-talep şekliyle açıklayınız.<br />
b) Bu iki programın sigara fiyatları üstünde bileşik etkisi ne olacaktır?<br />
c) Benzin tüketicileri açısından yararlı mı yoksa zararlı mı olacaktır ? Neden ?<br />
d)Petrol endüstrisinde çalışan işçiler açısından yararlı mı yoksa zararlı mı olacaktır ? Neden?</p>
<p>a)	Benzinin belirli bir talep esnekliğinin olduğunu göz önüne alacak olursak. Verginin bir kısmı tüketiciye bir kısmı üreticiye yansıyacaktır. Bunu varsayılan bir grafikte incelersek:</p>
<p> 5 milyon vergi koyulduğunu  varsayalım.Söz konusu mal üzerine 5 milyon vergi koyulduğunda üretici bu verginin 3 milyonunu tüketiciye yansıtırken 2 milyonunu kendisi ödemek zorunda kalmıştır. Böylece verginin  %60’ı tüketiciye  yansırken  %40’ı üreticiye yansımıştır.</p>
<p>b) eğer benzinin talep esnekliği çok fazla ise fiyat artışlarına karşı talep miktarı çok duyarlıdır anlamına geldiğinden üreticiler talep miktarının azalmasını önlemek için vergileri kendileri ödeyecekler, fiyatları yükseltmeyeceklerdir. Fiyatlarda bir değişim olmadığından talepte de bir değişim olmaz. Kirliliği  önlemek amacıyla yapılacak olan bu vergi arttırımı etkili olamayacaktır.<br />
c) benzin tüketicileri açısından bu vergi uygulaması zararlı olacaktır. Çünkü benzin, günümüz koşullarında oldukça ihtiyaç duyulan bir maldır. Fiyatlarının yükselmesine karşın talebin miktarındaki azalma pek fazla olamayacağından verginin büyük  bir payı tüketiciye yansıyacaktır.<br />
d)vergi uygulamasından dolayı üreticinin karı artmayacağından işçiler içinde zararlı olacaktır.</p>
<p>9) Sağlık Bakanlığı (!) , sigara piyasasını etkilemek için iki tasarı hazırlamıştır. İlki, medya kampanyası ve sigaralar üzerine yazılacak uyarılarla, sigaranın zararını kamuya aktarmak. Diğeri  ise, Tarım Bakanlığı ile birlikte  yürütülecek, tütün fiyatlarını denge fiyatlarının üzerine çekecek tütün üreticileri için fiyatları destekleme politikaları uygulamak.<br />
a)	Bu iki uygulama sigara tüketimini nasıl etkileyecektir ? Grafikle açıklayınız.<br />
b)	Bu iki programın sigara fiyatları üstünde bileşik etkisi ne olacak ?<br />
c)	Sigaralara aynı zamanda yüksek vergiler uygulanmaktadır. Bu vergilerin sigara tüketimine etkisi nedir?</p>
<p>a) Bu iki uygulamada  sigara fiyatlarının artışına sebep olacağından sigaraya olan talep miktarı azalacaktır.<br />
Tütünün fiyatları denge fiyatlarının üstüne çekilecek olursa sigara fiyatlarında bir artış görülür.<br />
b) bu iki uygulamanın sağladığı bileşik etki sigara tüketiminin azalması olacaktır. Ancak tüketiciler kullanımına alıştıkları bir malın fiyatındaki bir değişikliğe ani tepki göstermezler. Kullanılan miktardaki değişmeler için bir zamanın geçmesi gerekir.<br />
c) Sigara uygulanan yüksek vergilerin tüketime etkisi kendini hemen göstermez. Çünkü sigara bağımlısı olan bireylerin alışkanlıklarından, fiyat yüksekliği ile vazgeçmeleri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kolay/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kolay">kolay</a> olmayacaktır. O <a href="http://www.genelbilge.com/tag/halde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Halde">halde</a> sigara tüketiminin talep esnekliğini az kabul edebiliriz. Tüketicilerin bu alışkanlıklarını bırakmaları zaman gerektirecektir.</p>
<p>10-)                                          fiyat esnekliği             gelir esnekliği</p>
<p>sebze                                             -0.17                         0.87<br />
hazır dondurulmuş sebze                    -2.61                          0.64</p>
<p>Sebze ve hazır dondurulmuş sebzenin karşılaştırılması yapıldığında ;  aynı birim fiyattan hazır dondurulmuş sebzenin talebinin daha çok olduğunu görüyoruz. Fakat aynı miktarda fiyat artışı olduğunda hazır dondurulmuş sebzenin talep miktarı  daha fazla azalmıştır. Bunun sebebi hazır dondurulmuş sebzenin, sebzeden daha fazla  fiyat esnekliğine sahip  olmasıdır.</p>
<p>Gelir miktarı aynı olmak koşuluyla incelediğimiz grafikte sebzeye olan talep miktarının hazır dondurulmuş sebzeye olan talep miktarından fazla olduğunu görüyoruz. Aynı miktarda talep edildiğini varsaydığımız   Y noktasından her iki grafiğe baktığımızda hazır dondurulmuş sebzeyi geliri daha yüksek tüketicilerin tercih ettiğini görüyoruz. </p>

<p class="sayac_bilgi">100 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/cok-uluslu-bir-sirketin-urettigi-bir-malin-farkli-piyasalardaki-talep-egrileri.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan Kaynakları Yönetimi Kavramı Ve Amacı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/insan-kaynaklari-yonetimi-kavrami-ve-amaci.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/insan-kaynaklari-yonetimi-kavrami-ve-amaci.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 12:14:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Azla]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Daha Fazla]]></category>
		<category><![CDATA[Devri]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Olu]]></category>
		<category><![CDATA[Temel]]></category>
		<category><![CDATA[Tutum]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=14817</guid>
		<description><![CDATA[İnsan kaynakları yönetimin iki temel amacı vardır; verimliliği arttırmak ve iş yaşamının niteliğini yükseltmektir. İnsan Kaynakları Yönetimin Tanımı ve Önemi Günümüzde İKY’nin önemi şu sorunlar yüzünden her zamankinden daha fazla ağırlık kazanmıştır. İşgücüyle ilgili maliyetler Verimlilik Değişimler İşgücündeki olumsuzluk belirtileri İşgücüyle ilgili maliyetler: İnsan kaynaklarının etken kullanımının maliyetler üzerindeki olumlu sonuçları şunlardır: İşgücü devir oranının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan kaynakları yönetimin iki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> amacı vardır; verimliliği arttırmak ve iş yaşamının niteliğini yükseltmektir.</p>
<h1>İnsan Kaynakları Yönetimin Tanımı ve Önemi</h1>
<p>Günümüzde İKY’nin önemi şu sorunlar yüzünden her zamankinden daha fazla ağırlık kazanmıştır.</p>
<ol>
<li>İşgücüyle ilgili      maliyetler</li>
<li>Verimlilik</li>
<li>Değişimler</li>
<li>İşgücündeki      olumsuzluk belirtileri</li>
</ol>
<h3>İşgücüyle ilgili maliyetler: İnsan kaynaklarının etken kullanımının maliyetler üzerindeki olumlu sonuçları şunlardır:</h3>
<ol>
<li>İşgücü devir oranının düşmesi</li>
<li>Devamsızlık oranının düşmesi</li>
<li>İş kazalarının neden olduğu kayıpların      azaltılması</li>
<li>Hatalı üretimin azalması</li>
<li>Ürün niteliğinin yükselmesi</li>
<li>İşyeri ortamındaki moral ve motivasyonun      yükselmesi</li>
<li>İşgören-işveren çatışmasının azalması</li>
</ol>
<p><strong>Verimlilik: </strong>Verimlilik kavramı işgücü verimliliğini ifade etmektedir. İşgücü saatine isabet eden üretim miktarı olarak tanımlanan işgücü verimliliğnin yükseltilmesi, özellikle giderek artan işgücü maliyetleri yüzünden, büyük <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> önem kazanmaktadır.<span id="more-14817"></span></p>
<p><strong>Değişimler:</strong> Değişimler toplumsal, kültürel, yasal, eğitimsel, ve teknolojik olarak tüm yaşamı etkilemektedir. Bundan insan kaynakları yönetimi ve uygulamalarının etkilenmemesi mümkün değildir. Geçmişteki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/azla/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Azla">azla</a> yetinen, otoriteyi sorgusuz <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kabul/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kabul">kabul</a> eden çalışnaların yerine daha bilgili, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/azla/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Azla">azla</a> yetinmeyen, gerektiğinde sorgulayan, beklentileri ve ihtiyaçları farklı, kendine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> ayıran <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni-bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni Bir">yeni bir</a> kuşak işgücü almaktadır.</p>
<p><strong>İşgücündeki olumsuzluk belirtileri</strong>: İşgücü devri, devamsızlık gibi göstergelerdeki olumsuzluklar motivasyon eksikliğinden, verimliliğe aykırı tutum ve davranışlardan kaynaklanmaktadır. İşlerin sıkıcılığı, yabancılaşma, tatminsizlik gibi  kavramlarla açıklanmaya çalışılan bu tutum ve davranışların köksel  nedenlerini araştırmak ve çözüm getirmek İKY etkinliklerinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİNİ OLUŞTURAN İŞLEVLER</strong></p>
<p>İKY  yedi temel işlevden oluşur. Bunlar;</p>
<p>-Planlama</p>
<p>-Kadrolama</p>
<p>-Değerleme</p>
<p>-Ödüllendirme</p>
<p>-Yetiştirme-Geliştirme</p>
<p>-Endüstri İlişkileri</p>
<p>-Koruma</p>
<p>Her işlevin içinde yeralan çalışmaların, verimlilikte ve iş yaşamının kalitesinde olumlu gelişmeler sağlıyorsa bu çalışmaların İKY’nin amaçları açısından etkin olduğunu söylenebilir.</p>
<h4>İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİNDE SORUMLULUK</h4>
<p>Sorumluluk üst yönetim, insan kaynaklarından sorumlu uzman bölüm ve yöneticisi ile emir-komuta  yöneticileri arasında paylaşılır.</p>
<p><strong>İnsan Kaynakları  Yönetinde Üst Yönetimin Rolü ve Sorumluluğu</strong></p>
<p>Üst yönetimi, örgütlerde politikaları ve hedefleri saptayan ve bunları gerçekleştirecek stratejileri belirlenmesinden sorumlu olan organ ve yöneticiler şeklinde tanımlayabiliriz. Örgüt faliyetlerinin  başarısı bu kademenin faliyetlere verdiği öneme göre değişir. Dolayısıyla İKY’nin örgütteki konumunun ve oynayacağı rolün ne olacağını üst yönetimin tutumu belirleyecektir. Günümüzde İKY’nin etkin kullanımı ancak rakiplerden “biraz daha motive ve hevesli” işgücünü yaratmakla olasıdır. Bu da üst yönetimin buna inancı ve bu inancı destekleyen tutarlı ve adil İKY politikaları, planları ve stratejileriyle sağlanır.</p>
<h3>İnsan Kaynakları Yönetiminde Uzman Birimler ve Yöneticilerin Rolü ve Sorumluluğu</h3>
<p>İnsan kaynaklarının etkin yönetimi açısından sorumluluğu paylaşan ve yükün önemli bir bölümünü üstlenen organlardan birisi de örgütte bu işlevi yürüten birimdir. Bu bölümün İKY amaç ve hedeflerini gerçekleştirebilmesi için günümüzdeki rolü şunlardır;</p>
<ol>
<li>Örgütün      hedeflerine uygun insan kaynakları politikalarının saptanması için gerekli      araştırmaları yapmak ve bu bilgileri üst yönetime sunmak</li>
<li>Belirlenen      politikalara uygun program ve çalışmaları düzenlemek ve yürütmek</li>
<li>Bunları      denetlemek ve değerlendirmek</li>
<li>İnsan kaynakları      ile ilgili yenilikleri izlemek ve gerektiğinde uygulamak</li>
<li>İnsan kaynakları      ile ilgili rutin işleri yaparak diğer yöneticiler üzerindeki iş yükünü      hafifletmek</li>
</ol>
<p>İnsan kaynaklarından sorumlu bölümün, rolünü gerçekleştirebilmesi için, diğer bölümlerle eşit düzeyde  ve üst yönetime en yakın konumda olması gerekir.</p>
<h3>İnsan Kaynakları Yönetiminde Emir-Komuta Yöneticilerin Rolü ve Sorumluluğu</h3>
<p>İnsan kaynaklarının etkin yönetimi, üst yönetim ve insan kaynakları bölümü kadar diğer yöneticilere de bağlıdır. İnsan kaynaklarıyla ilgili politika ve programları günlük çalışmalarda uygulayanlar emir-komuta yöneticileridir. Dolayısıyla bu yöneticilerin işbirliği ve koordinasyon sağlanmasında önemli rolleri bulunmaktadır. İnsan kaynakları ile ilgili sorunlara gerçek ve etkin çözümler üretebilmek için emir-komuta yöneticileri ve insan kaynakları bölümü arasında sürekli bir diyalog ve işbirliğine ihtiyaç vardır. Bu şekilde, insan kaynakları bölümü yöneticilerin sorunlarına gerçekçi çözümler üretebilir.</p>
<p>İnsan kaynakları bölümünün gerek üst yönetimle gerekse emir-komuta yöneticileriyle olan etkileşimi onun örgütte nasıl bir rol oynayacağını belirlemektedir.</p>
<p>“Tam ortak”, “Vitrin”, “Satıcı”, “Gündelikçi” gibi terimler insan kaynakları bölümlerinin gerçek yaşamdaki olası rollerini ifade etmektedir. Üst yönetimin İKY’ne bakışı ve sağladığı destek ölçüsünde bölümün rolü ve konumu bu türlerden birine uyacaktır.</p>
<p><strong>İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİNİ ETKİLEYEN ÇEVRESEL FAKTÖRLER</strong></p>
<p><strong> </strong>İnsan kaynaklarının etkin yönetimi açısından işlev ve faliyetlerimizi yürütürken şu noktalara dikkat etmek gerekir;</p>
<ol>
<li>İşgörenlerin ihtiyaç ve beklentileri değişmketedir</li>
<li>Örgütler bu ihtiyaçları ve beklentileri karşılayamadıkları sürece etkinlik sağlanamayacaktır.</li>
<li>Ancak örgütlerde değişebilir.</li>
</ol>
<p>Bunları kabul edersek İKY’nin başarı olasılığı yükselecektir. Örgütler çevresel değişimlere ayak uydurarak işgören tatminini sağlayabilirler ve yüksek performansa ulaşabilirler. Bir örgütün içinde bulunduğu ve çeşitli faktörlerden oluşan bu çevreyi iç ve dış çevre faktörleri olmal üzere ikiye ayrırız. İç çevre faktörler;</p>
<ol>
<li>Bireysel      nitelikler</li>
<li>İş nitelikleri</li>
<li>Bireylerarası      ilişkiler</li>
<li>Örgütsel      özellikler</li>
</ol>
<p>Dış çevre faktörleri;</p>
<ol>
<li>Dış işgücü</li>
<li>Dış kaynaklar</li>
<li>Rakipler</li>
<li>Düzenleyiciler</li>
</ol>
<h6>İÇ ÇEVRE FAKTÖRLERİ</h6>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bireysel nitelikler: </strong>Herhangi bir örgütte bulunan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> ileride yer alacak olan bireylerin bazı nitelik ve özellikleri İKY işlev ve uygulamalarının etki ve nedenlerini anlayabilmemiz açısından önemlidirler. İKY açısından bu niteliklerin en önemlileri ihtiyaçlar ve değerler, beklentiler, algılama, motivasyon, yeterlilik ve strestir.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">İhtiyaçlar ve değerler:</span></em><span style="text-decoration: underline;"> </span>Çağdaş İKY bireylerin ihtiyaçlarını ve değer yargılarını  görebildiği ve bunları karşılayabildiği ölçüde etkindir. Çalışma ortamındaki bireylerin bazı ihtiyaçlarını görelim;</p>
<ul>
<li>Başarı ihtiyacı</li>
<li>Geri besleme</li>
<li>Özerklik</li>
<li>İstikrar ve tutarlılık</li>
<li>Adalet</li>
<li>Tanınma, kabul edilme ve statü</li>
<li>Dürüstlük</li>
<li>Sorumluluk ve anlamlılık</li>
<li>Öz saygı</li>
<li>Maddi rahatlık</li>
<li>İş güvenliliği ve güvencesi</li>
<li>Rahat ve konforlu bir ortam</li>
</ul>
<p>Bireylerin iş yaşamındaki davranış ve tutumlarını ihtiyaçların karşılanması kadar karşılanmaması da etkileyecektir. Örgüt içinde ihtiyaçları karşılanmayan bireylerin gösterdiği tipi davranışlar şunlardır;</p>
<ul>
<li>Olumsuz sonuçlar      yaratabilecek söylenti ve rivayetleri yaymak</li>
<li>İşini kötü ve      yanlış yapmak</li>
<li>İşyerindeki mal,      ürüne, teçhizata kaza ile zarar vermek ve       bunu yetkililere haber vermemek</li>
<li>Mala, ürüne,      teçhizata bilinçli olarak zarar vermek</li>
</ul>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Beklentiler: </span></em>Her birey yaşamının tüm evrelerinde ihtiyaç ve değer yargılarının doğrultusunda bazı beklentiler içinde olur. İKY açısından beklentileri, bireylerin örgütlerden ne almaları gerektiği üzerindeki düşünceleri şeklinde tanımlayabiliriz. Örneğin, Ülkemizde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/devlet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Devlet">devlet</a> memurluğu, düşük maaşlara karşın, bireylerin iş güvencesi beklentisine yanıt vermesi nedeniyle uzun yıllar çekiciliğini korumuştur. Fakat beklentilerde durağan olmayıp, toplum geliştikçe ve iyileştikçe değişmektedir.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Algılama ve Motivasyon:</span></em> İKY açısından işlev ve uygulamaların etkinliği bir yerde bunların işgörenlerce nasıl algılandığına bağlıdır. Algılanmanın motivasyonla yakın bir ilişkisi vardır. Bireyler davranışlarıyla bazı sonuçları elde edebilecekleri ve bu davranışları gösterebileceklerini algıladıkları sürece motive olurlar. Burada sözü edilen sonuçlar, işgörenin ihtiyaç ve değer yargılarına yanıt verecek tüm örgütsel koşul ve uygulamaları ifade etmektedir. Örneğin işgörenin aldığı maaş veya ücreti buna örnek gösterebiliriz. İşgören maaşıyla güvenlik, tanınma, konfor, ve statü gibi alt ve üst düzey ihtiyaçlarını karşılayabilir. Maaşının ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediği veya yaptığı işin değerini yansıtmadığını algılayan bir işgören tatminsizlik içinde olacak ve en azından işinde daha iyi bir performans için gerekli davranışları göstermeye motive olmayacaktır. Salt sonuçların sağlanması da motivasyon ve tatmin elde edilmesi için yeterli olmayacaktır. Motivasyon ve tatminin oluşması için bu sonuçların işgörenlerce aynı şekilde algılanması gerekir. İşgören açısından önemli olan sonuçların genellikle başkasının denetiminde olmasıdır. Bu nedenle birey, sonuçlar üzerinde davranışının etkili olabileceğini ve sonuçların tatmin edici olduğunu algıladığı sürece motive olur.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Motivasyonu Engelleyici Faktörler:</span></em> Motivasyonun oluşmasını engelleyen iki faktör bulunmaktadır. Bunlar rol bilinci ve rol çatışmasıdır. Bireyin işini yapabilmesi için ne şekilde davranacağı, yetki ve sorumluluklarının ne olduğu, kimlerle ilişki kurması vb. gibi konulara vereceği yanıtın olumlu olması rol bilincinin yüksek, aksi ise düşük olduğunu gösterir. Rol bilincini bireylerin kendinden ne beklendiğini, yetki ve sorumluluklarının, başarı kriterlerinin ne olduğunun algılanması şeklinde tanımlayabiliriz.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Rol Çatışması: </span></em>İşgören kendinden ne beklendiğinin bilincinde olsada bazı durumlarda başkalarının davranışları işgörenin gereken davranışı göstermesini engeller. Bu tür durumlar işgörenle çevresi arasında rol çatışması yaratır. Örneğin işgören iyi bir performans için nelerin gerekli olduğunu bilmekte ve ona göre davranmak istemektedir, ancak çevresi işgörene bu davranış için gerekli bilgi, teçhizat, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/malzeme/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Malzeme">malzeme</a>, zaman vb. olanakları sağlamayabilir.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Yeterlilik: </span></em>Yetenek ve beceri boyutlarından oluşan yeterlilikte, yetenek bireyin herhengi bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/durum/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Durum">durum</a> veya düşünceyi anlayabilme, üstesinden gelebilmesini ifade eder. Beceri ise, bireyin o an içinde bulunduğu ortamdaki düşünce veya durumu anlayabilmesini ve üstesinden gelmesini ifade eder. Beceri düzeyi bireyin şimdiki durumda nasıl bir performans gösterebileceği hakkında iyi bir göstergedir. Yetenek düzeyi ise bireyin yeni kavramlara, durumlara, durumlara farklı işlere nasıl uyum sağlayabileceğinin göstergesidir.</p>
<p><strong>İş Özellikleri: </strong>İKY açısından işlerin dört özeliği bulunmaktadır. Bunlar; iş güvencesi, iş yükü, görev nitelikleri, iş koşulları ve ortamıdır.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">İş Güvencesi:</span></em> İş güvencesi bir işin kaybedilmesi şeklinde tanımlanabilir. İş çalışan bireyin, diğer ihtiyaçları yanında, güvenlik ihtiyacını da karşılamaktadır. Dolayısıyla işini kaybetme riskini duyan işgören bu riski gidermek için performansını geliştirmek, verimliliğe dikkat etmek gibi davranışlarda bulunacaktır. Bireyler olumlu sonuçları elde edebileceklerini algıladıkları zaman motive olabilecekleri gibi olumsuz sonuçlarla karşılaşacaklarını algıladığı zaman da motive olurlar. İşin kaybedilmesi birey için en önemli olumsuz sonuçlardan biridir.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">İş Yükü:</span></em> İş yükünün kantitatif ve kalitatif olmak üzere iki boyutu vardır. Kantitatif iş yükü iş gerekleri ve işgören arasındaki ilişkiyi ifade eder. İş gerekleri işgören yeterliliğni aştığı durumlarda birey için, iş yükü niteliksel olarak ağırlaşr. Birey işi başarmak için yetersizdir. Tam tersi olarak da işören nitelikleri iş gereklerini aştığı durumlarda birey için, niteliksel iş yükü hafifdir. Yani iş birey için çok kolaydır ve birey yeteneklerinin sadece bir kısmını yansıtabildiği için işten tatminsizlik duyabilir. Kalitatif iş yükü ise, iş ile işin tmamlanması için verilen süre arasındaki dengesizliği ifade eder. İşin tamamlanması için verilen süre yetersiz ise niceliksel iş yükü ağır olacaktır. Yani işgören işi tanınan sürede bitirmek olanağına sahip değildir. Tam tersi olarak iş için verilen süre fazla ise niceliksel iş yükü hafif olacaktır. Bu durumda birey işi verilen süreden daha erken bitirecek ve başka yapıcak işi olmadığından birey bir süre sonra bundan rahatsızlık duymaya başlayacaktır.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Görev Nitelikleri:</span></em> İş ve işi oluşturan görevlerin bazı nitelikleri bireylerin ihtiyacını karşılayarak performansa ve tatmine olumdu katkıda bulunur. Bu nitelikler şunlardır;</p>
<p>-Görev çeşitliliği</p>
<p>-Özerklik</p>
<p>-Önem ve anlamlılık</p>
<p>-Kimlik</p>
<p>-Geri besleme</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">İş Koşulları ve Ortamı: </span></em>İKY ve işgörenleri doğrudan etkileyen koşullar işin yapıldığı fiziksel ve psikososyal ortamın koşullarıdır. Bu ortamın koşulları işgören sağlığını doğrudan etkiler. İKY, bu koşulların işgören sağlığına zarar vermesini önlemeye çalışır.</p>
<p><strong>Bireylerarası İlişkiler: </strong>Bireylerarası ilişkileri etkileyen iki temel unsur gruplar ve önderliktir.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Gruplar:</span></em> Her örgütte bulunan gruplar normları aracılığıyla grup üyelerinin davranışlarını etkiler. Gruplar, onları oluşturan bireylerin ihtiyaç ve beklentilerini karşılayabildiği ölçüde bireylerin grup normlarına uyma derecesi artacaktır. Bu tür bağlı grupların amaç ve hedefleri örgüt amaç ve hedefleriyle uyuşuyorsa grup, birey verimliliğni ve tatmininin arttırarak, örgüt verimliliğine olumlu katkı sağlar. Tam tersi uyuşmuyorsa, bu tür grupların bozucu hatta yıkıcı etkisi olur. İKY amaçları örgüt amaçlarıyla uyuşan grupları destekleyerek bireysel performansın, tatminin ve sağlığın yükselmesine yardımcı olur.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Önderlik: </span></em>Örgütlerde biçimsel olan ve olmayan önderler vardır. Biçimsel önderler, örgüt yapısı içinde yönetim sorumluluğu verilmiş olan, yöneticiler ve gözetimcilerden oluşmaktadır. Bu kişilerin davranışları, birey ve grup davranışını etkileyerek verimlilik ve tatmini olumlu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yada">yada</a> olumsuz yönde etkiler. Örneğin gereksiz ve anlamsız kurallar koyan yönetici ve gözlemciler astları için birer stres kaynağıdır. Bu tür davranışlar gerek bireylerin gerekse grupların amaçlarının bütünleşmesini önleyerek, verimliliği ve tatmini olumsuz yönde etkiler.</p>
<p><strong>Örgütsel Özellikler: </strong>İKY’nin işlev ve çalışmalarını etkileyen bu özelliklerin en önemlileri şunlardır;</p>
<ul>
<li>Üst yönetim</li>
<li>Örgüt büyüklüğü</li>
<li>İş kolunun türü</li>
<li>İş kolunun      büyüklüğü</li>
<li>Örgütün büyüme      derecesi</li>
<li>Örgütün      bulunduğu sektör</li>
<li>Farklılaşma      derecesi</li>
<li>Örgütsel iklim</li>
</ul>
<h5>DIŞ ÇEVRE FAKTÖRLERİ</h5>
<p><strong> </strong></p>
<p>Dış çevre faktörleri dış işgücü, dış kaynaklar, düzenleyiciler ve rakiplerden oluşmaktadır.</p>
<p><strong>Dış İşgücü: </strong>Dış işgücü, örgütlerin yararlanacağı potansiyel insan kaynaklarını ifade etmektedir. Dış işgücünün bazı nitelikleri İKY’nin işlev ve faliyetlerinin belirleyicisi olabilir. İKY açısından izlenmesi gereken bu nitelikler şunlardır; eğitim durumu, yaş dağılımı, cinsiyet dağılımı, katılım oranıdır.</p>
<p><strong>Dış Kaynaklar: </strong>Dış kaynaklar, örgütün ihtiyaç duyduğu insan kaynaklarının arz kaynaklarını ifade eder. Bunlar; okullar, üniversiteler, sendikalar, resmi ve özel kuruluşlardır.</p>
<p><strong>Rakipler: </strong>Rakipler terimi ile işgücü piyasasındaki aynı nitelikli elemanlara talepte bulunan diğer örgütler kast edilmiştir. Ülkemizde, nitelikli eleman sıkıntısı vardır. Dolayısıyla bu elemanları örgüt, bünyesine çekebilmek için çeşitli politikalar yürütmektedir.</p>
<p><strong>Düzenleyiciler: </strong>İnsan kaynakları yönetimi işlev ve uygulamalarını belirli kurallar çerçevesinde yürütmek zorundadır. Bu kurallar çerçevesini ise yasalar, tüzükler, bunları koyan ve denetleyen organlar düzenler.</p>

<p class="sayac_bilgi">578 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/insan-kaynaklari-yonetimi-kavrami-ve-amaci.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başarı Değerlendirmenin Tanımı ve Önemi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/basari-degerlendirmenin-tanimi-ve-onemi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/basari-degerlendirmenin-tanimi-ve-onemi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 12:07:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hangi]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=14815</guid>
		<description><![CDATA[1. GİRİŞ İnsan kaynakları yönetiminde, başarı değerlendirmenin yeri ve önemi günümüzde de halen tartışılan en önemli sorunlardan biridir. Aslında, işgörenin bir işyerine ilk alınması ile birlikte ve çalışma yaşamının her aşamasında, çalışmaları, gözlem ve sonuç itibariyle değerlendirilmektedir. Bu tür faaliyetler, ancak başarı değerlendirme gibi bir sistem içinde yapılırsa anlam kazanabilir. Bu amaçla, çalışmanın birinci kısmında; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1. GİRİŞ </strong><br />
İnsan kaynakları yönetiminde, başarı değerlendirmenin yeri ve önemi günümüzde de halen tartışılan en önemli sorunlardan biridir. Aslında, işgörenin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> işyerine ilk alınması ile birlikte ve çalışma yaşamının her aşamasında, çalışmaları, gözlem ve sonuç itibariyle değerlendirilmektedir. Bu tür faaliyetler, ancak başarı değerlendirme <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> bir sistem içinde yapılırsa anlam kazanabilir. Bu amaçla, çalışmanın birinci kısmında; başarı değerlendirme kavramının önemi, amaçları ve yöntemleri incelenmiştir.. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">Daha</a> sonra, başarı değerlendirmenin niçin ve nasıl yapıldığı, kimlerin yaptığı, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hangi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hangi">hangi</a> sıklık derecesinde yapıldığı ve sonuçlarının aktarılma durumu yapılan bir araştırma ile ortaya konulmuştur. Çalışmanın son kısmında ise, değerlendirmelere ilişkin olarak öneriler sunulmuştur.<br />
<strong>2. BAŞARI DEĞERLENDİRME</strong><br />
<strong>2.1. Başarı Değerlendirmenin Tanımı ve Önemi</strong><br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">Genel</a> anlamda başarı değerlendirme; iş görenin yeteneklerini, potansiyelini, iş alışkanlıklarını, davranışlarını ve benzer niteliklerini diğerleriyle karşılaştırarak yapılan sistematik bir ölçmedir (Diverrez, 1976: 23; Ataay, 1985: 243 ; Efe, 1989: 3 ve Erdoğan, 1983: 35).<br />
Cahit Tutum&#8217;a göre başarı değerlendirme, kişinin başarı derecesi hakkında bir yargıya varma işlemi şeklinde tanımlanmaktadır (Tutum, 1976: 167 ve Aşkın, 1978: 275).<span id="more-14815"></span></p>
<p>Bu tanımlar, başarı değerlendirmenin ne kadar geniş kapsamlı, karmaşık ve soyut bir kavram olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, başarı değerlendirmenin nasıl algılandığı, niçin yapıldığı, değerlendirmeyi kimlerin yapacağı ve sonuçların iş görenlere açıklanması, çalışmanın amacı açısından son derece önemlidir.</p>
<p>Geçmişte başarı değerlendirme, iş görenin üretim kapasitesinin denetlenmesi yanında, görevini ne ölçüde iyi yaptığını saptamaya ilişkin faaliyetlerin tümü, kısaca bir denetleme aracı olarak değerlendirilmiştir. Günümüzde ise başarı değerlendirme ile iş görenin işletme için etkinliğinin ölçülmesi ve yönetimin isteklerinin ne ölçüde gerçekleştiğinin saptanmasının yanında; iş görenin terfi, eğitim, ücret ve işe devamı gibi hayati öneme sahip hususların da ortaya konulduğu söylenebilir.</p>
<p>Başarı değerlendirme, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> kaynakları yönetiminin işlevlerini hem etkilemekte, hem de ondan etkilenmektedir. Ayrıca, işlerin tanımı, talimatlandırılması ve eşit dağıtımı için iş analizi ile yakından ilgilidir. Böylece, iş görenin tanımlanan işe olan katkısı, başarı değerlendirmenin ilk koşulu olabilir.</p>
<p>Bunların yanısıra, iş görenlerin sosyal ve psikolojik yapılarını bilmek için bazı psikoteknik analizler ve kişisel özelliklerinin de ölçülmesi gerekmektedir (Erdoğan, 1987: 155). Çünkü insanlar, sosyo-ekonomik sistemin en iyi temsilcilerinden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/biri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Biri">biri</a> olan örgüt içinde anlam kazanabilirler. Bu açıdan örgütlerin, iş görenleri şekillendiren ve yönlendiren biçimsel bir yapısı vardır (Tortop, 1992: 29 ve Canman, 1993: 5 ).</p>
<p>Yönetimin, iş görenleri günlük, aylık ve yıllık periyotlarda, bir plan ve sıra içinde yaptıkları faaliyetler açısından izlemesi biçimsel değerlendirme; gün içinde izleme yoluyla takdir ve uyarması ise biçimsel olmayan değerlendirme olarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kabul/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kabul">kabul</a> edilir.</p>
<p>İş görenin işe başlamasından itibaren kişisel nitelikleri ve başarılarında, işe başladığı güne göre gelişme ve gerileme olabilir. Bu da yöneticilerin beden, ruh, düşünce ve yetenekleri bakımından iş göreni iyi tanımalarına işaret eder.</p>
<p>Kısacası iş gören, her şeyden önce, çalışmasının karşılığını görmek ister ve liyakat bekler. Bu husus, iş görenin kendini ve işteki başarısını düzeltici ve geliştirici yönde etkili olduğu gibi örgüt ve iş görenin verimini de artırır.</p>
<p><strong>2.2. Başarı Değerlendirmenin Amacı</strong></p>
<p>Çalışma yaşamında ve çevredeki sürekli değişimler göz önüne alınırsa, başarı değerlendirmenin amaçlarının da sürekli olarak değişmesi kaçınılmazdır. Buna karşılık, başarı değerlendirmenin amaçları; yönetsel, özendirme ve veri toplama olarak genelleştirilebilir (Youngblood, 1987: 229). Örgütler belirli sürelerde; terfi, yer değiştirme, ücret, cezalandırma, işten ayırma, ödüllendirme ve eğitim gereksinimi gibi konularda bir dizi kararlar alırlar. Alınan bu kararlar, başarı değerlendirmenin amacına katkıda bulunabilir ve aynı zamanda örgütün verimliliğine ve insan kaynakları yönetimine ışık tutarlar.</p>
<p>Değerlendirmelerin en genel amacı, iş görenlerin emsalleri arasında, iş başarıları yönüyle ayırt edilmesi olarak belirtilebilir (Geylan,1992:162). Başarı değerlendirmenin amaçları, ölçmeye ve gelişmeye ilişkin amaçlar olarak iki başlık altında incelenebilir.</p>
<p><strong>2.2.1. Ölçmeye İlişkin Amaçlar</strong></p>
<p>Bu amaçlar, iş görenin performansı hakkında bilgi edinmeyi sağlar. Bu bilgiler, örgütte yönetsel kararların alınmasında kullanılır (Tyson ve York, 1989: 140 ve Fomburn ve Laud, 1983: 21). Ölçmeye ilişkin amaçlar;</p>
<p>- Geleceğe yönelik gelişme potansiyeli hakkında bilgi edinmeyi ve yargıya varmayı sağlar,</p>
<p>- Bir üst göreve terfi edecek iş görenleri ve yer değiştirme kararlarını belirler,</p>
<p>- Eğitim gereksinimini belirler,</p>
<p>- İş görenlerin uyarılmasını sağlar,</p>
<p>- Ücretlerin belirlenmesine ve ödüllendirmeye esas teşkil eder.</p>
<p>Ölçmeye ilişkin amaçlar, &#8220;işe göre adam&#8221; ilkesine uygun olarak iş görenin seçilmesi ve değerlendirilmesine esas oluşturabilir (Stoner, 1982: 547 ve Keith, 1984: 632).</p>
<p><strong>2.2.2. Gelişmeye İlişkin Amaçlar</strong></p>
<p>Değerlendirmelerin sonucu itibariyle, iş görenin etkinliğini ve verimini artırmak için, gelişmeye yönelik amaçlarından söz edilebilir. Bu amaçlar;</p>
<p>- İş görene motivasyon sağlar,</p>
<p>- İş görenin çalışma hevesini artırabilir,</p>
<p>- Geri besleme ile iş görenin gelişmesini sağlar (Moorhead, 1989: 601),</p>
<p>- Örgütü geliştirerek, örgütsel etkinliği artırma yönünde rol oynar,</p>
<p>- Yönetici ve yönetilenler arasında dengeli bir iletişim sağlar.</p>
<p>Başarı değerlendirmenin bu yöndeki amaçları, iş göreni geliştirerek örgütün ve yönetimin amaçlarına uyum göstermesine katkıda bulunur. Kısacası her iki yöndeki amaçlar; iş görenin başarılarını geliştirmeyi, başarısızlıklarını ise düzeltmeyi esas alır.</p>
<p><strong>2.3. Başarı Değerlendirmenin Yöntemleri</strong></p>
<p>Başarı değerlendirmenin hangi yöntemlerle uygulamaya konulacağı, onun ne zaman ve niçin yapıldığı kadar önemlidir. Başarı değerlendirmenin belki de en önemli sonucu budur. Çünkü başarı değerlendirmenin nasıl yapıldığını bilmek ve sonucunu değerlendirmek, onu daha da iyi anlamamızı sağlayabilir.</p>
<p>Değerlendirmeye ilişkin yöntemler; örgütlerin yapısına, yönetimin amacına, iş görenin beklentilerine, çevreye, teknolojik faktörlere ve terfi planlarına göre değişebilir. Yöntemler günümüze, geçen zaman içinde değişerek ulaşmıştır. Her <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> yöntem, eskisini düzeltmeye yöneliktir.</p>
<p>Konu ile ilgili yazın incelendiğinde, yöntemleri, esas olarak iki ana grupta toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi klasik, diğeri ise çağdaş başarı değerlendirme yöntemi olarak ele alınabilir.</p>
<p><strong>2.3.1. Klasik Başarı Değerlendirme Yöntemleri</strong></p>
<p>Bu yöntemler, genellikle alt kademedeki iş görenleri kapsar (Elmer ve Smith, 1977: 338-370). İş görenlerin işlerinde gösterdikleri başarıdan çok, kişiliklerinin değerlendirilmesine dayanır. Yöntemlerin, nesnel olmayan kriterlere dayandırılması, değerlendirmenin gizli yapılması, değerlendirmede astlardan temsilci olmaması ve değerlendirmeyi daha çok yargıya ve denetime dayandırarak ele alması gibi sakıncaları vardır.</p>
<p>Bu yönteme göre yapılan değerlendirmeler, iş görenler açısından korku, baskı ve ceza aracına dönüşebilmektedir. Bu yönüyle, klasik yöntemlerin gelişmiş yöntemlere yol göstermesi tek olumlu yanını oluşturur. Klasik yöntemler, bireysel ve grup değerlendirme yöntemleri olarak ele alınabilir.</p>
<p>İlgili yazın incelendiğinde, bireysel yöntemler; boylandırma (Artan, 1989: 125-127; Aşkın, 1978:83 ; Ataay, 1985: 256; Dicle, 1982: 42; Şenatalar, 1978: 262), karşılaştırma listeleri yöntemi, değerlendirme yöntemi ve alan incelemesi yöntemi olarak ele alınabilir. Bu yöntemler, tek değerlendirici tarafından, sayıca az iş görenin çalıştığı işyerlerinde uygulanmaktadır. Yöntemler, daha çok iş ağırlıklı olup, uygulaması kolay ve basittir.</p>
<p>Grup değerlendirme yöntemleri, birden çok katılımcı ile yapılan değerlendirmeleri kapsar. Oluşturulan grupta, yöneticinin yanısıra yardım ve düzenli kayıt için personel bölümünden bir temsilci de bulunabilir. Değerlendirmeler, bireysel yöntemlere göre uzlaşmayı gerektirdiğinden, karmaşıklık gösterebilir. Bu konudaki yazın incelendiğinde yöntemler; iş başında değerlendirme, amirlerin değerlendirmesi, astların değerlendirmesi, akranlar ve iş arkadaşlarının değerlendirmesi olarak ele alınabilir.</p>
<p><strong>2.3.2. Çağdaş Başarı Değerlendirme Yöntemleri </strong></p>
<p>Klasik yöntemler, iş göreni görev ağırlıklı değerlendirme yaklaşımı ile ele almaktadır. Oysa çağdaş yöntemler, iş görenin yaptığı işi başarma derecesinin yanında, onun beklentilerini de değerlendirmelerde göz önüne alan yaklaşımlarla ele almaktadır. Bu yöntemler, değerlendirmelerde astların yönetime katılmasını amaçlamaktadır (Milton, 1981: 497; Bingöl, 1990: 187). Bu yaklaşımlar, biraz daha ileri götürülerek; iş gören, örgütün bir “iç müşterisi” olarak kabul edilmekte ve buna göre değerlendirilmektedir (Koçel,1982: 354-358).</p>
<p>Çağdaş yöntemlere göre, başarı değerlendirme rutin olarak yapılmaktan çok zorunlu yapılır duruma gelmiştir. Ayrıca, bu yöntemlerle yapılan değerlendirmeler, iş görenlerin beklentilerini daha ön planda tutmayı esas almaktadır. Bu konu ile ilgili yazın incelendiğinde, yöntemler; amaçlara göre değerlendirme, kendi kendini değerlendirme, değerlendirme merkezleri aracılığıyla değerlendirme (Megginson, 1981: 232-237; Gibson vd., 1982: 459-463; Paksoy, 1986. 124), insan kaynaklarını muhasebeleştirilmesi ve müşterilerin değerlendirmesi (Casho, 1992: 285-287; Uyargil, 1994: 35) olarak sınıflandırılabilir.</p>
<p><strong>3. ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ</strong></p>
<p>Araştırmanın örneklemini; Ankara’da bulunan TODAİE, DSİ, Karayolları Genel Müdürlüğü, Telsiz Genel Müdürlüğü, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sanayi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sanayi">Sanayi</a> ve Ticaret Bakanlığı, Türk Patent Enstitüsü ve DMO olmak üzere 7 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kamu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kamu">Kamu</a> Hizmet Sektörü; Vakıfbank Menkul Kıymetler A.Ş., Ray Sigorta A.Ş., Anadolu Sigorta A.Ş., İş Bankası A.Ş., Ankara Patent Ofisi A.Ş., garanti Bankası A.Ş., STFA A.Ş., Anadolu Hayat Sigorta İç Anadolu Bölge Müdürlüğü A.Ş., Başak Sigorta A.Ş., Koç Holding Şirketler Grubu, Koç Unisys A.Ş. ve Koç Gelişim Pazarlama A.Ş. olmak üzere 12 özel hizmet sektörü oluşturmaktadır.</p>
<p>Araştırma; soru sorma tekniğine ve araştırmanın alanını yüz yüze görüşmelerle tanımaya olanak vermesinden dolayı “alan araştırması” yöntemine dayandırılmıştır. Araştırma yöntemi, bilgiye kolay ulaşılması ve zamandan tasarruf sağlaması nedeniyle tercih edilmiştir. Araştırma, yalnız Ankara’daki belirtilen kamu ve özel hizmet sektörleri ile sınırlıdır. Ayrıca çalışmada, yönetici ve yönetilen yerine, her ikisini de kapsayan “iş gören” sözcüğü kullanılarak sınırlamaya gidilmiştir.</p>
<p>Araştırma, rastlantısal olarak seçilen kamu ve özel kurumların hizmet sektöründe yürütülmüştür. Örneklemin oluşturulmasında seçilen kuruluşların iş gören sayısının tespitinde güçlük çekilmiştir. Bu yüzden, kuruluşların iş gören sayısı ve iş hacmi bakımından yaklaşık olarak eşit büyüklükte olduğu ve başarı değerlendirmeyi uyguladığı kabul edilmiştir. Bu amaçla toplam 884 anket formu dağıtılmış ve 514 form geri alınmıştır.</p>
<p>Anketin uygulandığı kuruluşlarda ve seçilen örneklem üzerinde yapılan araştırma ile; (a) bu kuruluşlardaki iş görenlerin başarı değerlendirme hakkındaki görüşleri belirlenmiş, (b) iş görenlerin başarı değerlendirme hakkındaki görüşlerinin yanında, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/elde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Elde">elde</a> edilen veriler karşılaştırılmış, (c) başarı değerlendirme konusunda alternatif öneriler geliştirilmiştir.</p>
<p>Ayrıca, bu çalışmada yapılan araştırmanın amaçları aşağıya çıkartılmış ve değerlendirmeler amaçlara yönelik şu sorular üzerinden yapılmıştır;</p>
<ol>
<li>İş görenlerin başarı      değerlendirme hakkındaki görüşleri nedir ?</li>
<li>Başarı değerlendirmenin ilk      aşamasını kim yapmalıdır ?</li>
<li>İşyerinizde başarı      değerlendirme için ne kadar çaba sarf ediliyor?</li>
<li>İşyerindeki başarı değerlendirme      sistemini adil ve güvenilir buluyor musunuz ?</li>
<li>Mevcut başarı      değerlendirmenin tatmin derecesi nedir ?</li>
<li>Bir önceki başarı      değerlendirmeniz hakkında bilginiz var mı ?</li>
<li>İşyerindeki başarı      değerlendirme sonuçları açıklanıyor mu ?</li>
<li>Başarı değerlendirme hangi      sıklıkta yapılmalıdır ?</li>
<li>Başarı değerlendirme      kurullarına astlardan temsilci katılıyor mu ?</li>
</ol>
<p>Araştırma ile ilgili anket formu tarafımızdan hazırlanmış, soru kağıdı öncelikle 40 kişilik bir grup üzerinde sınanmış, sorularda gerekli düzeltme ve değişiklikler yapılarak, soru kağıdının güvenirlik ve geçerliliğinin artırılması sağlanmıştır.</p>
<p>Araştırmada, demografik veriler ile ilgili soruların dışında, başarı değerlendirme anketini içeren 1, 3, 4 ve 5 inci sorular; başarı değerlendirmeyi iş görenlerin algılama durumunu, bu husustaki bilgi seviyelerini, başarı değerlendirme yapılıp yapılmadığını ve elde edilen tatmin seviyesini test etmek için hazırlanmıştır. Anketin 2 ve 9 uncu soruları, başarı değerlendirmenin ilk aşamasının en yakın amir tarafından mı, yoksa en yakın amirin de katılımı ile bu grup tarafından mı yapılacağını ölçmeye yöneliktir. 8. soru, başarı değerlendirmenin yapılması için tercih edilen değerlendirme süresini ölçmeye yöneliktir. 6 ve 7 inci sorular, başarı değerlendirmenin sonuçlarının iş görenlere açıklanması yoluyla geri beslemenin ölçülmesine yönelik hazırlanmıştır.</p>
<p>Anket ile elde edilen veriler, öncelikle “SPSS” paket programı uygulanarak bilgisayarda değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonucunda, kişisel bilgileri içeren soruların frekans analizi yapılmıştır. Başarı değerlendirmeye ilişkin anket sorularından elde edilen verilere gruplar arası “x2” bağımlılık testi uygulanmıştır. Yorumlar bu veriler üzerinden yapılmıştır.</p>
<p><strong>4. BULGULAR VE DEĞERLENDİRME</strong></p>
<p><strong>4.1. Demografik Verilerin Değerlendirilmesi </strong></p>
<p>Tablo 1 : Örneklemin Demografik Özellikleri</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="462">
<tbody>
<tr>
<td width="30%" valign="top"><strong>ÖZELLİKLER</strong></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"><strong>KAMU</strong></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"><strong>ÖZEL</strong></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"><strong>TOPLAM</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top"></td>
<td width="12%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="12%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="12%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="12%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="12%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="12%" valign="top"><strong>%</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top"><strong>CİNSİYET</strong></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top">Kadın</p>
<p>Erkek</td>
<td width="12%" valign="top">132</p>
<p>159</td>
<td width="12%" valign="top">45.4</p>
<p>54.6</td>
<td width="12%" valign="top">92</p>
<p>131</td>
<td width="12%" valign="top">41.3</p>
<p>59.7</td>
<td width="12%" valign="top">224</p>
<p>290</td>
<td width="12%" valign="top">43.5</p>
<p>56.5</td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top"><strong>YAŞ</strong></td>
<td colspan="4" width="47%" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top">20-30</p>
<p>31-35</p>
<p>36-40</p>
<p>41-45</p>
<p>46-</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="12%" valign="top">44</p>
<p>61</p>
<p>81</p>
<p>58</p>
<p>30</p>
<p>17</td>
<td width="12%" valign="top">16.0</p>
<p>22.3</p>
<p>29.6</p>
<p>21.2</p>
<p>10.9</p>
<p>-</td>
<td width="12%" valign="top">112</p>
<p>45</p>
<p>30</p>
<p>9</p>
<p>12</p>
<p>15</td>
<td width="12%" valign="top">53.8</p>
<p>21.6</p>
<p>14.4</p>
<p>4.4</p>
<p>5.8</p>
<p>-</td>
<td width="12%" valign="top">156</p>
<p>106</p>
<p>11</p>
<p>67</p>
<p>42</p>
<p>32</td>
<td width="12%" valign="top">30.3</p>
<p>20.7</p>
<p>21.5</p>
<p>13.0</p>
<p>8.2</p>
<p>6.3</td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top"><strong>MEDENİ DURUM</strong></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top">Bekar</p>
<p>Evli</p>
<p>Dul</p>
<p>Boşanmış</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="12%" valign="top">62</p>
<p>222</p>
<p>5</p>
<p>2</p>
<p>-</td>
<td width="12%" valign="top">21.8</p>
<p>76.8</p>
<p>1.7</p>
<p>0.7</p>
<p>-</td>
<td width="12%" valign="top">75</p>
<p>139</p>
<p>2</p>
<p>5</p>
<p>2</td>
<td width="12%" valign="top">33.9</p>
<p>62.9</p>
<p>0.9</p>
<p>2.3</p>
<p>-</td>
<td width="12%" valign="top">137</p>
<p>361</p>
<p>7</p>
<p>7</p>
<p>2</td>
<td width="12%" valign="top">26.6</p>
<p>70.1</p>
<p>1.3</p>
<p>1.3</p>
<p>0.7</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tablo 1 : Örneklemin Demografik Özellikleri (Devamı)</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="462">
<tbody>
<tr>
<td width="30%" valign="top"><strong>ÇOCUK DURUMU</strong></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top">Çocuksuz</p>
<p>Bir Çocuklu</p>
<p>İki Çocuklu</p>
<p>Üç Çocuklu</p>
<p>Dört-</td>
<td width="12%" valign="top">91</p>
<p>89</p>
<p>95</p>
<p>14</p>
<p>2</td>
<td width="12%" valign="top">31.3</p>
<p>30.6</p>
<p>32.6</p>
<p>4.8</p>
<p>0.7</td>
<td width="12%" valign="top">120</p>
<p>62</p>
<p>36</p>
<p>4</p>
<p>1</td>
<td width="12%" valign="top">53.8</p>
<p>27.8</p>
<p>16.2</p>
<p>1.8</p>
<p>0.4</td>
<td width="12%" valign="top">211</p>
<p>151</p>
<p>131</p>
<p>18</p>
<p>3</td>
<td width="12%" valign="top">41.1</p>
<p>29.4</p>
<p>25.4</p>
<p>3.5</p>
<p>0.6</td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top"><strong>ÖĞRENİM DURUMU</strong></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top">İlk-Orta</p>
<p>Lise</p>
<p>Y.Okul</p>
<p>Master-Doktora</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="12%" valign="top">15</p>
<p>72</p>
<p>190</p>
<p>14</p>
<p>-</td>
<td width="12%" valign="top">5.2</p>
<p>24.7</p>
<p>65.3</p>
<p>4.8</p>
<p>-</td>
<td width="12%" valign="top">14</p>
<p>154</p>
<p>49</p>
<p>5</p>
<p>1</td>
<td width="12%" valign="top">6.3</p>
<p>69.5</p>
<p>22.0</p>
<p>2.2</p>
<p>-</td>
<td width="12%" valign="top">19</p>
<p>226</p>
<p>239</p>
<p>19</p>
<p>1</td>
<td width="12%" valign="top">5.6</p>
<p>44.0</p>
<p>46.5</p>
<p>3.7</p>
<p>0.2</td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top"><strong>GÖREV DURUMU</strong></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top">Yönetilenler</p>
<p>Alt Kademe Yöneticisi</p>
<p>Orta Kademe Yöneticisi</p>
<p>Üst Kademe Yöneticisi</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="12%" valign="top">160</p>
<p>52</p>
<p>63</p>
<p>9</p>
<p>7</td>
<td width="12%" valign="top">56.9</p>
<p>18.3</p>
<p>21.6</p>
<p>3.2</p>
<p>-</td>
<td width="12%" valign="top">139</p>
<p>37</p>
<p>38</p>
<p>7</p>
<p>2</td>
<td width="12%" valign="top">63.3</p>
<p>16.4</p>
<p>17.1</p>
<p>3.2</p>
<p>-</td>
<td width="12%" valign="top">299</p>
<p>89</p>
<p>101</p>
<p>16</p>
<p>9</td>
<td width="12%" valign="top">58.1</p>
<p>17.3</p>
<p>19.7</p>
<p>3.2</p>
<p>1.7</td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top"><strong>HİZMET SÜRESİ</strong></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="23%" valign="top"></td>
</tr>
<tr>
<td width="30%" valign="top">0-5 Yıl</p>
<p>6-10 Yıl</p>
<p>11-15 Yıl</p>
<p>16-20 Yıl</p>
<p>21 Yıl-</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="12%" valign="top">52</p>
<p>53</p>
<p>44</p>
<p>94</p>
<p>36</p>
<p>12</td>
<td width="12%" valign="top">18.6</p>
<p>19.0</p>
<p>15.8</p>
<p>33.7</p>
<p>12.9</p>
<p>-</td>
<td width="12%" valign="top">114</p>
<p>66</p>
<p>27</p>
<p>10</p>
<p>2</p>
<p>4</td>
<td width="12%" valign="top">52.1</p>
<p>30.1</p>
<p>12.3</p>
<p>4.6</p>
<p>0.9</p>
<p>-</td>
<td width="12%" valign="top">166</p>
<p>119</p>
<p>71</p>
<p>104</p>
<p>38</p>
<p>16</td>
<td width="12%" valign="top">32.2</p>
<p>23.2</p>
<p>13.8</p>
<p>20.3</p>
<p>7.3</p>
<p>3.2</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tablo-1’de, araştırmaya katılanların cinsiyetlerine göre dağılımlarına bakıldığında, verilerin dikkat çeken yönü, çalışan kadın oranındaki artıştır. Nitekim ülkemizde çalışan nüfus içinde kadınların oranı %34 olarak belirlenmiştir (DİE 1990). Böylece, çalışan kadın oranında bir artış olduğu görülmektedir.</p>
<p>Yaş düzeylerine bakıldığında, işgörenlerin genç bir nüfus yapısına sahip oldukları görülmektedir. Diğer yandan, kamu kesimine göre özel kesimde iş görenlerin daha genç yaşta oldukları dikkati çekmektedir. Bu bulguya dayanılarak, özel kesimin kamuya göre daha genç iş görenleri çalıştırma eğiliminde olduğu söylenebilir. Bu sonuç üzerinde, özel kesimdeki işgücü devrinin daha yüksek oluşunun da etkili olduğu düşünülmektedir.</p>
<p>Özel ve kamu kesiminde iş görenlerdeki çocuk sayısı beklentiye uygun biçimde, iş görenlerin yaşlarına ve evlilik oranlarına uygun dağılım göstermektedir. Ancak, her iki kesimde de çocuğu olmayan iş görenlerin çoğunlukta olması dikkat çekmektedir. Bu farklılığının, özel kesimdeki iş görenlerin daha genç olmasından kaynaklandığı ve beklentiye uygun olduğu söylenebilir.</p>
<p>Öğrenim durumları incelendiğinde görülüyor ki; kamu kesimindeki iş görenlerin çoğunluğu yüksekokul mezunu iken, özel sektördekilerin çoğunluğu lise mezunudur. Lise mezunu iş görenlerin oranının özel kesimde daha yüksek olması, genel beklentinin aksine bir duruma işaret etmektedir. Kamu kesiminde yüksekokul mezunu iş görenlerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha-fazla/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha Fazla">daha fazla</a> olması, araştırmanın memur kenti olarak bilinen ANKARA ili ile sınırlı olması ve araştırmanın yapıldığı kamu kuruluşlarının seçkin kurumlar olması ile açıklanabilir.</p>
<p>Araştırmaya katılanların görev durumlarına bakıldığında, çoğunluğun yönetilenler düzeyinde olduğu, ikinci en büyük grubun orta kademe yöneticisi, üçüncü grubun ise alt kademe yöneticilerinden oluştuğu görülmektedir. Kamu ve özel kesim arasındaki dağılım birbirine yakındır. Ankete katılanların işteki pozisyonu bakımından aralarında önemli bir dengesizlik bulunmamaktadır. Nitekim, %58’i yönetilenler düzeyinde, %40.2’si ise alt, orta ya da üst kademe yöneticisi konumundadır. Dolayısıyla araştırma anketine verilen yanıtların, hem yöneticileri hem de yönetilenleri kapsayacak temsil düzeyinde olduğu söylenebilir.</p>
<p>Araştırmaya katılanların hizmet sürelerine bakıldığında, kamu ve özel kesimdeki iş görenlerin hizmet süreleri arasında farklılık dikkati çekmektedir. Özel kesimde, iş görenlerin yarısından çoğu 0-5 yıllık çalışanlardır. Buna karşılık 0-5 yıllık iş görenlerin oranı kamu kesiminde %18.6 düzeyindedir. Diğer yandan kamu kesiminde 16-20 yıllık iş görenlerin oranı %33.7 iken, bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/oran/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Oran">oran</a> özel kesimde %4.6 gibi oldukça düşük düzeydedir.</p>
<p><strong>4.2. Başarı Değerlendirmeye İlişkin Verilerin Değerlendirilmesi</strong></p>
<p><strong>4.2.1. Başarı Değerlendirme (Sicil Verme)</strong></p>
<p>Tablo 2 : İş görenlerin Başarı Değerlendirme Hakkındaki Görüşlerinin Dağılımı</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="444">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="36%" valign="top"><strong>Başarı Değerlendirme Hakkında Görüşler</strong></td>
<td colspan="2" width="22%" valign="top"><strong>KAMU</strong></td>
<td colspan="2" width="22%" valign="top"><strong>ÖZEL</strong></td>
<td colspan="2" width="20%" valign="top"><strong>TOPLAM</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="12%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="12%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="36%" valign="top">Yapılmalı</p>
<p>Yapılmamalı</p>
<p>Kararsızım</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="9%" valign="top">242</p>
<p>37</p>
<p>11</p>
<p>1</td>
<td width="12%" valign="top">83.4</p>
<p>12.8</p>
<p>3.8</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">203</p>
<p>10</p>
<p>10</p>
<p>-</td>
<td width="12%" valign="top">91.0</p>
<p>4.5</p>
<p>4.5</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">445</p>
<p>47</p>
<p>21</p>
<p>1</td>
<td width="11%" valign="top">86.6</p>
<p>9.2</p>
<p>4.0</p>
<p>0.2</td>
</tr>
<tr>
<td width="36%" valign="top">TOPLAM</td>
<td width="9%" valign="top">291</td>
<td width="12%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">223</td>
<td width="12%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">514</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tablo 2’de görüldüğü gibi, başarı değerlendirme hakkındaki görüşlerin dağılımına bakıldığında, katılanların çoğunluğu (%86.6) başarı değerlendirme yapılmasını uygun görmektedir. Kamu ve özel kesimdeki iş görenlerin başarı değerlendirme hakkındaki görüşleri birbiriyle aynı değildir. Dikkat edileceği gibi, özel kesimdeki iş görenler başarı değerlendirilmesini daha fazla istemektedir. Tabloda da görüldüğü gibi, kamu ve özel kesimdeki iş görenlerin konuya ilişkin görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır ( x2=10.40320 (s.d.=2, p&lt;0.05)).</p>
<p><strong>4.2.2. Başarı Değerlendirmeyi Kimler Yapmalıdır?</strong></p>
<p>Tablo 3 : İş görenlerin, başarının kimin tarafından değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin görüşlerinin dağılımı</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="468">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="40%" valign="top"><strong>Başarı Değerlendirmeyi Kimler Yapmalıdır?</strong></td>
<td colspan="2" width="21%" valign="top"><strong>KAMU</strong></td>
<td colspan="2" width="21%" valign="top"><strong>ÖZEL</strong></td>
<td colspan="2" width="19%" valign="top"><strong>TOPLAM</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="12%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="12%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="10%" valign="top"><strong>%</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="40%" valign="top">Gnl.Md./Gnl.Md.Yrd.</p>
<p>Personel Müdürü</p>
<p>En Yakın Amir</p>
<p>Bir Kurul (Bölüm Bşk.+İş gören Temsilcisi)</p>
<p>Diğer</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="9%" valign="top">6</p>
<p>7</p>
<p>228</p>
<p>32</p>
<p>9</p>
<p>9</td>
<td width="12%" valign="top">2.1</p>
<p>2.5</p>
<p>80.9</p>
<p>11.3</p>
<p>3.2</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">5</p>
<p>7</p>
<p>180</p>
<p>23</p>
<p>4</p>
<p>4</td>
<td width="12%" valign="top">2.7</p>
<p>3.6</p>
<p>81.1</p>
<p>10.8</p>
<p>1.8</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">11</p>
<p>14</p>
<p>408</p>
<p>55</p>
<p>13</p>
<p>13</td>
<td width="10%" valign="top">2.1</p>
<p>4.7</p>
<p>79.3</p>
<p>10.7</p>
<p>2.6</p>
<p>2.6</td>
</tr>
<tr>
<td width="40%" valign="top">TOPLAM</td>
<td width="9%" valign="top">291</td>
<td width="12%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">223</td>
<td width="12%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">514</td>
<td width="10%" valign="top">100.0</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tablo 3’de görüldüğü gibi, yaklaşık olarak her on iş görenden sekizi, başarı değerlendirmenin bağlı bulunduğu en yakın amir tarafından yapılması hususuna işaret etmektedir. Her on iş görenden birisi ise, değerlendirmenin bir kurul tarafından yapılması gerektiğini düşünmektedir. Kamu ve özel kesimdeki iş görenlerin bu konuya ilişkin görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı da saptanmıştır (x2=0.70903 (s.d.=4, p&gt;0.05)).</p>
<p>Her iki kesimdeki iş görenlerin önemli çoğunluğunun (on iş görenden sekizi) en yakın amirin değerlendirmesini istemesi dikkat çekici bir sonuç olarak değerlendirilebilir. Oysaki, insan kaynakları yönetimi konusundaki son gelişmeler ve araştırmalar, iş görenlere yönelik değerlendirmenin çok yönlü olması ve mümkün olduğunca tek bir üstün (amirin ) insiyatifinde olmaması gerektiğine işaret etmektedir.</p>
<p><strong>4.2.3. Başarıyı Değerlendirmek İçin Ne Kadar Çaba Harcanıyor?</strong></p>
<p>Tablo 4 : İş görenlerin başarılarının değerlendirilmesi için harcanan çabalara</p>
<p>ilişkin görüşlerinin dağılımı</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="432">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="33%" valign="top"><strong>Başarıyı Değerlendirmek İçin </strong></p>
<p><strong>Ne Kadar Çaba Harcanıyor?</strong></td>
<td colspan="2" width="22%" valign="top"><strong>KAMU</strong></td>
<td colspan="2" width="22%" valign="top"><strong>ÖZEL</strong></td>
<td colspan="2" width="22%" valign="top"><strong>TOPLAM</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="10%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="13%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="10%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="13%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="33%" valign="top">Çok</p>
<p>Kısmen</p>
<p>Hiç</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="10%" valign="top">30</p>
<p>145</p>
<p>114</p>
<p>2</td>
<td width="13%" valign="top">10.4</p>
<p>50.4</p>
<p>39.2</p>
<p>-</td>
<td width="10%" valign="top">18</p>
<p>139</p>
<p>61</p>
<p>5</td>
<td width="13%" valign="top">8.2</p>
<p>63.8</p>
<p>28.0</p>
<p>-</td>
<td width="11%" valign="top">48</p>
<p>284</p>
<p>175</p>
<p>7</td>
<td width="11%" valign="top">9.4</p>
<p>55.3</p>
<p>34.0</p>
<p>1.3</td>
</tr>
<tr>
<td width="33%" valign="top">TOPLAM</td>
<td width="10%" valign="top">291</td>
<td width="13%" valign="top">100.0</td>
<td width="10%" valign="top">223</td>
<td width="13%" valign="top">100.0</td>
<td width="11%" valign="top">514</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tablo 4’de görüldüğü gibi, başarı değerlendirmeye yönelik “çok” ve “kısmen” çaba harcandığını düşünenlerin oranı kamuda %60.8 iken, özel kesimde bu oran %72 düzeyindedir. Bu durum beklentiye uygun bir sonuçtur. Nitekim, özel kesimdeki iş görenler içinde başarı değerlendirmenin daha yoğun olması beklenmektedir. Tablodaki veriler, kamu ve özel kesimdeki iş görenlerin bu konudaki görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğunu da göstermektedir (x2=9.42013 (s.d.=2, p&lt;0,05)).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4.2.4. Başarı Değerlendirmenin Güvenilir Bulunma Derecesi</strong></p>
<p>Tablo 5 : İş görenlerin başarı değerlendirme sisteminin adil ve güvenilirliği hakkındaki görüşlerinin dağılımı</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="468">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="40%" valign="top"><strong>Başarı Değerlendirmenin Güvenilir Bulunma Derecesi</strong></td>
<td colspan="2" width="21%" valign="top"><strong>KAMU</strong></td>
<td colspan="2" width="21%" valign="top"><strong>ÖZEL</strong></td>
<td colspan="2" width="19%" valign="top"><strong>TOPLAM</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="12%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="12%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="10%" valign="top"><strong>%</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="40%" valign="top">Çok</p>
<p>Kısmen</p>
<p>Hiç</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="9%" valign="top">16</p>
<p>160</p>
<p>111</p>
<p>4</td>
<td width="12%" valign="top">6.6</p>
<p>55.0</p>
<p>38.4</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">19</p>
<p>132</p>
<p>66</p>
<p>6</td>
<td width="12%" valign="top">8.8</p>
<p>60.8</p>
<p>31.4</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">35</p>
<p>292</p>
<p>137</p>
<p>10</td>
<td width="10%" valign="top">6.8</p>
<p>55.8</p>
<p>34.4</p>
<p>2.0</td>
</tr>
<tr>
<td width="40%" valign="top">TOPLAM</td>
<td width="9%" valign="top">291</td>
<td width="12%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">223</td>
<td width="12%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">514</td>
<td width="10%" valign="top">100.0</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tablo 5’de görüldüğü gibi, başarı değerlendirmenin ne kadar adil ve güvenilir olduğuna ilişkin görüşler ilginç bir dağılım göstermektedir. Katılanların çoğu, bu soruya “kısmen” şeklinde yanıt verirken %34.1’i “hiç” şeklinde yanıt vermiştir. Bu dağılım, kamu ve özel kesimde de birbirine yakın düzeydedir. Elde edilen veriler, kamu ve özel kesimdeki iş görenlerin bu konudaki görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığını da göstermektedir (x2=4.75220 (s.d.=2, p&gt;0.05)). Her üç iş görenden birinin, başarı değerlendirme sistemini adil ve güvenilir bulmamasının üzerinde durulması gereken bir sonuç olduğu söylenebilir. Bu sonuç, başarıya gereken önemin verilmediğinin yanında, mevcut başarı değerlendirme sisteminin de yeterli bir tatmin sağlayamamasının etkili olduğu şeklinde de değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>4.2.5. Başarı Değerlendirmenin İş göreni Tatmin Düzeyi</strong></p>
<p>Tablo 6 : Başarı değerlendirmede iş görenin tatmin düzeyine ilişkin görüşlerinin dağılımı</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="444">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="39%" valign="top"><strong>Başarı Değerlendirmenin </strong></p>
<p><strong>İş göreni Tatmin Düzeyi</strong></td>
<td colspan="2" width="20%" valign="top"><strong>KAMU</strong></td>
<td colspan="2" width="20%" valign="top"><strong>ÖZEL</strong></td>
<td colspan="2" width="20%" valign="top"><strong>TOPLAM</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="39%" valign="top">Çok</p>
<p>Kısmen</p>
<p>Hiç</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="9%" valign="top">5</p>
<p>155</p>
<p>127</p>
<p>4</td>
<td width="11%" valign="top">1.7</p>
<p>53.7</p>
<p>43.6</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">19</p>
<p>117</p>
<p>81</p>
<p>6</td>
<td width="11%" valign="top">8.9</p>
<p>53.9</p>
<p>37.2</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">24</p>
<p>272</p>
<p>208</p>
<p>10</td>
<td width="11%" valign="top">4.6</p>
<p>53.3</p>
<p>40.1</p>
<p>2.0</td>
</tr>
<tr>
<td width="39%" valign="top">TOPLAM</td>
<td width="9%" valign="top">291</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">223</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">514</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tablo 6’da görüldüğü gibi, başarı değerlendirme sisteminden “çok” memnun ve tatmin olduğunu belirtenlerin oranı ise sadece %4.6 düzeyindedir. Diğer yandan, kamuda başarı değerlendirme sisteminden “hiç” memnun olmayanların oranı, özel kesime göre daha yüksek düzeydedir. Elde edilen veriler, kamu ve özel kesimdeki iş görenlerin bu konudaki görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığını da göstermektedir (x2= 3.377395 (s.d.=2, p&gt;0.05)).</p>
<p>Sonuca genel olarak bakıldığında, iş görenlerin %40.1’inin başarı değerlendirme sisteminden hoşnut olmayışı son derece önemlidir. İş başarısında başarı değerleme sistemine duyulan güvenin etkili olduğu, konuyla ilgili kurumsal çalışmalarda ortaya konulmuştur. Dolayısıyla başarı değerlendirme sisteminin güvenilir olması, gerek iş gören, gerekse örgüt açısından önemlidir. İş görenlerin önemli bir kısmının başarı değerlendirme sistemini tatmin edici bulmaması, onun mutlaka işe yaramaz olduğu anlamına gelmeyebilir. Önemli olan, iş görenlerin değerlendirme sistemini tatmin edici bulmaması gerçeğidir. Dolayısıyla, konunun iki yönü bulunmaktadır. Birincisi, başarı değerlendirme sisteminin gerçekten tatmin edici olmasının, ikincisi de iş görenlerin bu sistemi tatmin edici bulmasının gerekli olmasıdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4.2.6. İş görenlerin Başarı Değerleme Sistemi Konusundaki Bilgi Düzeyi</strong></p>
<p>Tablo 7: İş görenlerin başarı değerlendirme sistemi konusundaki bilgi düzeylerine ilişkin görüşlerin dağılımı</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="432">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="38%" valign="top"><strong>Başarı Değerlendirme </strong></p>
<p><strong>Sistemi Hakkında </strong></p>
<p><strong>Bilgi Düzeyi</strong></td>
<td colspan="2" width="21%" valign="top"><strong>KAMU</strong></td>
<td colspan="2" width="21%" valign="top"><strong>ÖZEL</strong></td>
<td colspan="2" width="21%" valign="top"><strong>TOPLAM</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="10%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="10%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="10%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="38%" valign="top">Çok</p>
<p>Kısmen</p>
<p>Hiç</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="10%" valign="top">14</p>
<p>146</p>
<p>129</p>
<p>2</td>
<td width="11%" valign="top">4.8</p>
<p>50.6</p>
<p>44.6</p>
<p>-</td>
<td width="10%" valign="top">11</p>
<p>127</p>
<p>78</p>
<p>7</td>
<td width="11%" valign="top">5.1</p>
<p>58.8</p>
<p>36.1</p>
<p>-</td>
<td width="10%" valign="top">25</p>
<p>273</p>
<p>207</p>
<p>9</td>
<td width="11%" valign="top">4.8</p>
<p>53.3</p>
<p>40.2</p>
<p>1.7</td>
</tr>
<tr>
<td width="38%" valign="top">TOPLAM</td>
<td width="10%" valign="top">291</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
<td width="10%" valign="top">223</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
<td width="10%" valign="top">514</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tablo 7’de görüldüğü gibi, iş görenlerin yarısına yakın kısmı başarı değerleme sonuçları hakkında “hiç” bilgilerinin bulunmadığını belirtmektedir.</p>
<p>Bu sonucun kamu ve özel kesimde dağılımına bakıldığında, özel kesimde iş görenlerin %36.1’i çalıştıkları kurumda başarı değerlendirme ile ilgili olarak “hiç” bilgileri olmadığını belirtirken; kamuda bu oran %44.6 düzeyindedir. Kamu ve özel kurumlar arasında çok önemli bir farklılık bulunmamasına karşılık, özel kesimde başarı değerlendirme sisteminin açık, kamuda ise kapalı bir sistemde uygulandığı söylenebilir. Elde edilen veriler, kamu ve özel kesimdeki iş görenlerin bu konudaki görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığını da göstermektedir (x2=2.12972 (s.d.=2, p&gt;0.05)).</p>
<p><strong>4.2.7. Başarı Değerlendirme Sonucunun Açıklanması Konusundaki </strong></p>
<p><strong>Düşünceler</strong></p>
<p>Tablo 8 : İş görenlerin başarı değerlendirme sonucunun açıklanması konusundaki görüşlerin dağılımı</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="456">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="41%" valign="top"><strong>Başarı Değerlendirme Sonucunun Açıklanması Konusundaki   Düşünceler</strong></td>
<td colspan="2" width="20%" valign="top"><strong>KAMU</strong></td>
<td colspan="2" width="20%" valign="top"><strong>ÖZEL</strong></td>
<td colspan="2" width="20%" valign="top"><strong>TOPLAM</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="41%" valign="top">Gereklidir</p>
<p>Gereksizdir</p>
<p>Kararsızım</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="9%" valign="top">238</p>
<p>31</p>
<p>18</p>
<p>4</td>
<td width="11%" valign="top">82.9</p>
<p>10.8</p>
<p>6.3</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">184</p>
<p>19</p>
<p>18</p>
<p>2</td>
<td width="11%" valign="top">83.3</p>
<p>8.6</p>
<p>8.1</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">422</p>
<p>50</p>
<p>36</p>
<p>6</td>
<td width="11%" valign="top">82.1</p>
<p>9.7</p>
<p>7.0</p>
<p>1.2</td>
</tr>
<tr>
<td width="41%" valign="top">TOPLAM</td>
<td width="9%" valign="top">291</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">223</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">514</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tablo 8’de görüldüğü gibi, başarı değerlendirme sonucunun iş görenlere açılanması konusundaki görüşlere bakıldığında, katılanların önemli bir çoğunluğu (%82.1) bunu “gerekli” gördüğünü belirtmiştir. Her iki kurumda da iş görenlerin başarı değerleme sonuçlarının açıklanması konusundaki görüşleri birbirine yakındır. Tablodaki veriler incelendiğinde, kamu ve özel kesimdeki iş görenlerin bu konudaki görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı da görülmektedir (x2=1.23601 (s.d.=2, p&gt;0.05)). Bu sonuç, iş görenlerin kendi başarılarının değerlendirilmesine ilişkin bilgileri edinme konusundaki kararlılıklarına ve örgütlerde çağdaş başarı değerlendirme sistemlerinin gerekliliğine işaret etmektedir.</p>
<p><strong>4.2.8. Başarı Değerlendirmenin Sıklık Derecesi</strong></p>
<p>Tablo 9: İş görenlerin başarı değerlemesinin hangi sıklıkta yapılması gerektiği konusundaki görüşlerin dağılımı</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="456">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="41%" valign="top"><strong>Başarı Değerlendirme   Hangi Sıklıkta Olmalıdır?</strong></td>
<td colspan="2" width="20%" valign="top"><strong>KAMU</strong></td>
<td colspan="2" width="20%" valign="top"><strong>ÖZEL</strong></td>
<td colspan="2" width="20%" valign="top"><strong>TOPLAM</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="41%" valign="top">Aylık</p>
<p>Üç Aylık</p>
<p>Altı Aylık</p>
<p>Yıllık</p>
<p>Gerektiğinde</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="9%" valign="top">8</p>
<p>22</p>
<p>67</p>
<p>115</p>
<p>77</p>
<p>2</td>
<td width="11%" valign="top">2.8</p>
<p>7.6</p>
<p>23.2</p>
<p>39.8</p>
<p>26.6</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">15</p>
<p>31</p>
<p>57</p>
<p>84</p>
<p>34</p>
<p>2</td>
<td width="11%" valign="top">6.8</p>
<p>14.0</p>
<p>25.8</p>
<p>38.0</p>
<p>15.4</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">23</p>
<p>53</p>
<p>124</p>
<p>199</p>
<p>111</p>
<p>4</td>
<td width="11%" valign="top">4.4</p>
<p>0.5</p>
<p>24.2</p>
<p>38.7</p>
<p>21.5</p>
<p>0.7</td>
</tr>
<tr>
<td width="41%" valign="top">TOPLAM</td>
<td width="9%" valign="top">291</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">223</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">514</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tablo 9’da görüldüğü gibi, katılanların bu soruya verdikleri yanıtlara bakıldığında genel olarak “yıllık” değerlendirme seçeneğinde yoğunlaştıkları görülmektedir. Kamu ve özel kesim iş görenlerinin bu soruya verdikleri yanıtlar arasında önemli bir farklılık görülmemesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır (x2=17.19091 (s.d.=2, p&lt;0.05)). Ayrıca, “gerektiğinde” değerlendirme yapılmalı görüşüne katılan kamu kesimi iş görenlerinin oranı, özel sektöre göre daha yüksek düzeydedir.</p>
<p>Bu soruya verilen yanıtlara genel olarak bakıldığında; iş görenlerin önemli çoğunluğunun (%77.8) bir yıl yada daha az süreli değerlendirmeden yana olduğu görülmektedir. Kalan iş görenler ise (yanıt vermeyenler hariç) gerektiğinde değerlendirme yapılmasını uygun görmüşlerdir.</p>
<ol>
<li>
<ol>
<li>
<ol>
<li><strong>Başarı        Değerlendirme Kurullarına Astların Katılımı Konusundaki Düşünceler </strong></li>
</ol>
</li>
</ol>
</li>
</ol>
<p>Tablo 10: Başarı değerlendirme kurullarına astlardan temsilci katılması konusundaki görüşlerin dağılımı</p>
<table border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="450">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="40%" valign="top"><strong>Başarı Değerlendirme Kurullarına Astların </strong></p>
<p><strong>Katılımı Konusundaki Düşünceler</strong></td>
<td colspan="2" width="20%" valign="top"><strong>KAMU</strong></td>
<td colspan="2" width="20%" valign="top"><strong>ÖZEL</strong></td>
<td colspan="2" width="20%" valign="top"><strong>TOPLAM</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
<td width="9%" valign="top"><strong>n</strong></td>
<td width="11%" valign="top"><strong>%</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="40%" valign="top">Kabul Ediyorum</p>
<p>Kararsızım</p>
<p>Reddediyorum</p>
<p>Yanıt Vermeyenler</td>
<td width="9%" valign="top">14</p>
<p>146</p>
<p>129</p>
<p>2</td>
<td width="11%" valign="top">4.8</p>
<p>50.6</p>
<p>44.6</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">149</p>
<p>39</p>
<p>32</p>
<p>3</td>
<td width="11%" valign="top">67.7</p>
<p>17.7</p>
<p>14.6</p>
<p>-</td>
<td width="9%" valign="top">163</p>
<p>185</p>
<p>161</p>
<p>5</td>
<td width="11%" valign="top">30.1</p>
<p>39.0</p>
<p>30.0</p>
<p>0.9</td>
</tr>
<tr>
<td width="40%" valign="top">TOPLAM</td>
<td width="9%" valign="top">291</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">223</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
<td width="9%" valign="top">514</td>
<td width="11%" valign="top">100.0</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tablo 10’da görüldüğü gibi, değerlendirme kurullarına astların da katılmaları konusundaki görüşe katılma oranına bakıldığında, katılanların “kararsızım” seçeneğinde yoğunlaştıkları görülmektedir. Özel kesimdeki katılanların önemli bir çoğunluğu, başarı değerlendirme kurullarına astların katılmasını uygun görürken, kamuda bu oran sadece %4.8 düzeyindedir. Kamu ve özel kesimdeki iş görenlerin bu konudaki görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı da görülmektedir (x2=1.35174 (s.d.=2, p&gt;0.05)).</p>
<p>Kamu ve özel kesim iş görenlerinin başarı değerlendirme kurullarına astların katılması konusunda farklı görüşler ileri sürdüğü dikkati çekmektedir. Özel kesimde iş görenler, çoğunlukla astların değerlendirme sürecine katılmaları gerektiğini düşünmektedirler. Bu husus, özel kesimin bireysel başarıya daha fazla önem verdiğini ve yönetime katılma gereğine inandığını göstermektedir. Kamuda ise iş görenlerin birbirlerine daha az güvendikleri ve başarı değerlendirmeye katılımı uygun görmedikleri, ya da bu konuda netleşmemiş görüşleri olduğu görülmektedir.</p>
<p><strong>5. SONUÇ</strong></p>
<p>İnsan kaynakları yönetiminin, teknolojik ve çevresel faktörlerdeki değişimlerden dolayı, zaman içinde sapmalar gösterdiği bir gerçektir. Hatta klasik örgüt yaklaşımı ile yılda bir yapılan ve en yakın amirin değerlendirmesine dayanan başarı değerlendirmelerdeki sapma, mevcut değerlendirmelerdeki sapmaları kuvvetlendirmektedir. Başarı değerlendirmenin yönetici ve değerlendiricilerin öznel yapılarına ve rastlantısallığa dayandırılması, kuşkusuz bu sapmaları iyiden iyiye arttıran bir etmendir.</p>
<p>Bu görüşler, iş görenlerin robot veya üretim faktörlerinin bir dişlisi gibi kullanılması yaklaşımını ortaya çıkarmaktadır. Oysa, geçen zaman içinde örgütün gereksinim duyduğu iş gören, nitelik ve nicelikler yönünden de değişiklik göstermektedir. Bu yüzden başarı değerlendirme; iş görenin görevine uyum ve katkısının ölçülmesinin yanısıra, bundan sonraki görevlerine optimal dağılımı da sağlar.</p>
<p>Bu bakış açısı altında yapılan çalışmada, araştırma sonuçları; başarı değerlendirmenin örgütlerde kesinlikle yapılmasını ve sonuçlarının açıklanmasını öngörmektedir. Diğer taraftan, katılanların yarıdan fazlası başarılarının <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tam/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tam">tam</a> olarak ölçülmediğini, değerlendirme sistemlerini adil ve güvenilir bulmadıklarını ve değerlendirme sonuçlarından haberdar olmadıklarını belirtmişlerdir. Başarı değerlendirme kurullarına astların katılımı konusunda, kamudan katılanlar kararsız kalırken; özel kurumlardan katılanlar istekli oldukları yönünde yanıt vermişlerdir. Ayrıca, her iki kesimde de katılanların yarıya yakın kısmı başarı değerlendirmenin yıllık periyotlarda yapılmasını istemişlerdir.</p>
<p>Bu gerekçelerle, örgütlerde başarı değerlendirmenin nasıl ve niçin yapılacağı, kimlerin yapacağı, hangi periyotlarla yapılacağı, sonuçlarının iş görene aktarılma durumu ve başarı değerlendirme kurullarına astlardan temsilci katılması hususu gibi son derece önemli faktörlerin daha baştan itibaren belirli normlara bağlanması gerekmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak; kullanılan yeteneklerin geliştiği, kullanılmayanların ise köreldiği göz önüne alınırsa, başarı motifinin değerlendirilmesinin çok önemli olduğu söylenebilir. Bu çalışmayı bir adım daha ileri götürmek isteyen bir yönetim, her şeyden önce, “iş görenin örgütteki geleceği” demek olan başarı değerlendirme uygulamalarına gerekli hassasiyeti göstermelidir. Hatta, bu yöndeki olumlu gelişmelerin, iş göreni örgüte bağlaması yanında; iş gören ve örgütün birbirlerini tanımalarını sağlayarak, hem örgüte hem de çalışma yaşamına sağlıklı bir süreklilik kazandıracağı unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>ABSTRACT</strong></p>
<p>In this study, performance appraisal ,one of the most important functions of human resource management, is observed as a concept, its importance for employees in organization management is put forward, the opinions of employees about performance appraisal are determined and also some suggestions are made at this point of view.</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>ARTAN, Sinan ( 1989 ); Personel Yönetimi, 2.B., Gül Basım ve Yayın İ.Ü., İstanbul.</p>
<p>AŞKIN, İnal Cem ( 1978 ); Eskişehir İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi Yayını, Eskişehir.</p>
<p>ATAAY, İsmail Durak ( 1985 ); İş Değerleme ve Başarı DeğerlemeYöntemleri, İstanbul Üniversitesi Yayını No: 3309, Güryay Matbaacılık, İstanbul.</p>
<p>BİNGÖL, Dursun ( 1990 ); Personel Yönetimi ve Beşeri İlişkiler, Atatürk Üniversitesi Yayını, Erzurum.</p>
<p>CANMAN, Doğan ( 1993 ); Personelin Değerlendirilmesinde Çağdaş Yaklaşımlar ve Türkiye&#8217; de Kamu Personelinin Değerlendirilmesi, TODAİE Yayını, No: 252, Ankara.</p>
<p>CASHO, W. F ( 1992 ); Managing Human Resource, 3.b., Mc Graw Hill, Inc., New York.</p>
<p>DİCLE, Ülkü ( 1982 ); Yönetsel Başarının Değerlendirilmesi ve Türkiye Uygulaması, ODTÜ, İdari İlimler Fak. Yayını, No: 43, Ankara.</p>
<p>DİVERREZ, Jean ( 1971 ); L&#8217; Appre&#8217; ciation du Personnel, Troisieme Edition, Enterprice Moderne d&#8217; Edition, Paris.</p>
<p>EFE, Erkan Ali ( 1989 ); Personel Yönetimi Kavramı Önemi ve Personel Yönetimi, A.Ü. SBF Yayını, Tıpkı Basım, Ankara.</p>
<p>ELMER Burack H., SMITH Robert ( 1977 ); Personnel Management: Human Resources Systems Approach, West Publishing Co., U.S.A.</p>
<p>ERDOĞAN, İlhan ( 1983 ); İşletmelerde Kişi Değerlemede Psikoteknik, 2. Baskı, İ.Ü.İkt. ve İd. Bil. Enstitüsü Yayını, İstanbul.</p>
<p>ERDOĞAN, İlhan ( 1987 ); İşletmelerde Kişi Değerlemede Psikoteknik, 3. B., Yön Ajans, İstanbul.</p>
<p>FOMBRUN, Charles J. and LAUD R. L ( 1983 ); Strategic Issues in Performance Appraisal Theory and Practice, Personnel c. b., 01, November.</p>
<p>GEYLAN, Ramazan ( 1992 ); Personel Yönetimi, Met Basım-Yay. Organizasyonu, Eskişehir.</p>
<p>GİBSON, James L., İVANCEVİCH John M., DONELLY James H. ( 1982 ); Organizations, Behavior, Structure Process, 4.B Texas Business Publications Inc.</p>
<p>KEITH, Davis ( 1984 ); İşletmelerde İnsan Davranışı-Örgütsel Davranış, 2. B.,</p>
<p>( Çev: Kemal TOSUN vd. ), İ. Ü. İşletme İktisadi Enstitüsü Yayınları, No: 57, İstanbul.</p>
<p>KOÇEL, Tamer ( 1982 ); İşletme Yöneticiliği, İ. Ü. Yayın No: 2998, İşl. Fak. Yayın No: 32, Evrim Ofset-Matbaacılık, İstanbul.</p>
<p>MEGGINSON, Leon C. ( 1981 ); Personnel Management: A Human Resources Approach, 4. B. İllinois, Richard D. Irwın, Inc.</p>
<p>MILTON, Charles ( 1981 ); Human Behaviors in Organization, Prentice-Hall Inc., Englewood Cliffs, N. J.</p>
<p>MOORHEAD, Gregory and GRİFFİN Ricky W. ( 1989 ); Organizational Behavior, 2. B., Boston, Haughton, Mifflin Comp.</p>
<p>PAKSOY, Mahmut ( 1986 ); İlk ve Orta Kademe Yöneticilerinin Seçimi ve Değerlendirilmesinde Bir Yöntem: Değerleme Merkezi Yaklaşımı, İşl. Fak. Dergisi, Cilt: 15, Sayı: 1, Nisan.</p>
<p>STONER, James I. F. ( 1982 ); Management, 2<sup>nd</sup>. Ed., Prentice Hall Inc., Englewood Cliffs, N. J.</p>
<p>ŞENATALAR, Ferhat ( 1978 ); Personel Yönetimi ve Beşeri İlişkiler 2. B., İ. Ü. Kitabevi, İstanbul.</p>
<p>TORTOP, Nuri ( 1992 ); Personel Yönetimi, TODAİE Yayınları, No: 245, DİE Matbaası, Ankara.</p>
<p>TUTUM, Cahit ( 1979 ); Personel Yönetimi, 2. B. Doğan Basımevi, Ankara.</p>
<p>TYSON, Shaun and YORK Alfred ( 1989 ); Personnel Management, 2. B., Oxford.</p>
<p>UYARGİL, Cavide ( 1994 ); İşletmelerde Performans Yönetim Sistemi, İ. Ü. İşl. Fak. Yayın No: 262, İşl. İkt. Enst. Yayın No: 154, Şahinkaya Matbaacılık Koll. Şti., İstanbul.</p>
<p>YOUNGBLOOD, Shuler R. S., S. A. (1987 ); Personnel and Resource Management, San Francisco.</p>
<p>DİE 1990 Yıllığı</p>

<p class="sayac_bilgi">205 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/basari-degerlendirmenin-tanimi-ve-onemi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan Kaynaklarının Doğuşu ve Gelişimi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/insan-kaynaklarinin-dogusu-ve-gelisimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/insan-kaynaklarinin-dogusu-ve-gelisimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 12:05:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Insana]]></category>
		<category><![CDATA[Kuram]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Temel]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>kaynaklarının</category>
	<category>gelişimi</category>
	<category>insan</category>
	<category>İnsan</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=14813</guid>
		<description><![CDATA[İnsan Kaynakları yönetimini herhangi bir örgütsel ve çevresel ortamda insan kaynaklarının örgüte, bireye ve çevreye yararlı olacak şekilde, yasalara da uyularak, etkin yönetilmesini sağlayan işlev ve çalışmaların tümü olarak tanımlayabiliriz. İnsan Kaynakları Yönetimi 1950’li yıllarda hissedilmeye başlanmasına rağmen örgütsel ortamda insana yönelik yaklaşımlar oldukça eskidir. Böylece İnsan Kaynakları Yönetimi, insanı temel alan ve onun daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Kaynakları yönetimini herhangi bir örgütsel ve çevresel ortamda insan kaynaklarının örgüte, bireye ve çevreye yararlı olacak şekilde, yasalara da uyularak, etkin yönetilmesini sağlayan işlev ve çalışmaların tümü olarak tanımlayabiliriz. </p>
<p>İnsan Kaynakları Yönetimi 1950’li yıllarda hissedilmeye başlanmasına rağmen örgütsel ortamda insana yönelik yaklaşımlar oldukça eskidir. Böylece İnsan Kaynakları Yönetimi, insanı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> alan ve onun daha etkin, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/verimli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Verimli">verimli</a>, yararlı ve üretken olması, diğer yandan iş doyumuna sahip ve mutlu olabilmesi için gereken düzenlemelerin tamamını kapsar. Çalışma ortamında kişinin işe alınmasından, uyum eğitimine, ücret ayarlamasına, işyeri ile olan hukuki bağına, verimliliğine, performans değerlemesine, maddi ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasına ve nihayet işten ayrılmasına kadar ki tüm süreçler, insan kaynakları yönetimi uygulamaları çerçevesinde gerçekleştirilir.<br />
Günümüzde “İnsan Kaynakları Yönetimi”<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> önemi şu sorunlar nedeniyle her zamankinden çok artmıştır.<br />
<span id="more-14813"></span><br />
1.	İşgücüyle ilgili maliyetler<br />
2.	Verimlilik<br />
3.	Değişimler<br />
4.	İşgücündeki olumsuzluk belirtileri</p>
<p>İnsan Kaynakları Yönetimi, insan ilişkileri, yönetim ve personel yönetimi konusundaki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bilgi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bilgi">bilgi</a> ve ilkeleri bir bütün içinde ve farklı bir bakış açısı ile ele alır. Dolayısıyla insan kaynakları yönetiminin tarihçesini insana ilişkin bilgilerin edinildiği ilk çağlara kadar götürmek mümkündür.</p>
<p>Bu süreç üç ana dönem altında incelenebilir. Yine bu dönemler de insan kaynakları yönetimindeki gelişmelere bağlı olarak alt başlıklara ayrılmıştır.</p>
<p>A. KLASİK KURAM</p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/sanayi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sanayi">Sanayi</a> Devrimi öncesi gerçek anlamda işçilerden söz edilmemekle birlikte mevcut olanlar da uzun zaman çalışmak zorunda olan birer köleden farksız gibiydiler. Fizyolojik ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik çabalar, insanın çevresine yavaş yavaş egemen olmasına yol açmıştır. Zamanla toprağın işlenmeye başlamasıyla ilkel hayat koşullarından o döneme göre çok daha gelişmiş tarım toplumu hayat koşullarına geçilmiştir. Toprak mahsulleri, toprağın önemini arttırmış, göçebe hayatı sona erdirmiş ve mal mübadelesi madeni paraların ekonomik hayata girmesine yol açmıştır.Yönetim anlayışında ise din, ırk ya da sınıf <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> sosyal kurumlar hakim olmaya başlamıştır. </p>
<p>Bu arada genel anlamda yönetim işlevi ve özelde insan yönetimi, insanların işe yüklediği değerlerden ve işin zamanla değişen içeriğinden etkilenmişlerdir. Ağırlıklı olarak insanın fiziksel gücüne dayalı işler, 1770’li yıllarda önemli bir değişime uğramıştır. Adam SMITH, özellikle üretim süreci üzerinde durarak, üretim sürecindeki işleri basite indirgemiş ve temel alt görevlere ayırmıştır. Doğrudan işin yönetimi ile ilgili yenilikler getirmesine karşılık bunun insan yönetimine de etkileri olmuştur. Daha basite indirgenmiş ve belirgin hale getirilen görevler, insanların arasındaki beşeri ilişkileri de etkilemiştir. </p>
<p>1860’lı yıllarda yoğun bir hızla başlayan sanayileşme, insanların dikkatlerini topraktan makinaya yöneltmiştir. Köylüler dahil olmak üzere, toplum hayatındaki mevcut bütün sosyal sınıflar bu gelişimden etkilenmiş, o zamana kadar mevcut olmayan yepyeni sosyal sınıflar ortaya çıkmıştır. Böylece nüfusun önemli bir bölümü yaşamlarını devam ettirebilmeleri için değişimlere uymak zorunda kalmış, bu arada endüstri devrimi sonucu oluşan fabrika sanayinin işçileri durumuna gelmişlerdir. Böylece sanayi devrimi sonucu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni-bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni Bir">yeni bir</a> işçi sınıfı da doğmuştur. Kuşkusuz o zamana kadar sanatkar pozisyonunda olan işçilerin önemli bir bölümüm bu vasıflarını kaybederek üretim etmenlerinden makinalara yardımcı olmakla birlikte, sırf üretim sürecinin bir parçasını oluşturmaları, bireysel anlamda işverenleri ile pazarlık olanaklarını kısıtlamıştır. ( A. Selamoğlu, İnsan Kaynakları Yönetiminin Gelişimi, Prof. Dr. Metin Kutal’a Armağan, Ankara-1998,s.573). </p>
<p>Öte yandan işyerlerinde birarada çalışanların yönetilmesi sorunu da kendiliğinden doğmuştur. Nitekim başlangıçta işyerleri sahibi durumunda bulunan yöneticiler kendi kişisel yetenekleri ile işgörenleri yönetmeye çalışmışlardır. Diğer taraftan işyerlerinin gerek üretim fonksiyonlarında gerekse miktarlarındaki artılar kişisel yeteneklerle işyeri yönetimini güçleştirmiş, yeni yönetim anlayışının gelişimini doğurmuştur. Zira ustabaşı gibi işyeri çalışanlarına insan kaynakları alanında yeni yönetim sorumlulukları yüklenmiştir.</p>
<p>1. Bilimsel Yönetim</p>
<p>18. Yüzyılda Sanayi Devrimi sonucu çalışma hayatındaki gelişme ile personel yönetiminin bu alana geçişinde, 19. Yüzyılda gelişen bilimsel yönetim anlayışının rol oynadığı görülmektedir.</p>
<p>Bilimsel yönetimin fikirsel başlatıcısı Frederick Winslow Taylor’dur. Taylor gerçekte bir organizasyon teoricisi olmamakla birlikte, ileri sürdüğü düşünceler ABD’de karmaşık bir nitelik kazanmaya başlayan teknolojinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek ve aynı zamanda işçileri daha yüksek bir verimlilikle çalışmaya teşvik edecek yeni bir yönetim tipine ihtiyaç duyulduğunu savunmuştur. (T.DERELİ, Örgütsel Davranış, Menteş Kitabevi, İstanbul, 1977,s.29.)</p>
<p>Taylor gözlemlerinde, iş ile yönetimin iç içe girdiğini, birçok işin yöneticiler tarafından yapılmakta olduğunu belirlemişti. Halbuki yönetim işi yapan değil; yaptıran olmalı, yönetici ise işe alış yöntemlerini ve satandartlarını belirleyerek üretimi artırmak için çalışanları teşvik etmek rolünü üstlenmeliydi. Bunun için Taylor bilimsel yollarla bir işçinin ne kadar üretimde bulunabileceğinin tespitini yaptı. İşi, iş ve zaman etütleri yolu ile inceleyerek basit parçalara ayırmış, işin yapılır şeklini geliştirmeye ve iş için daha iyi araçlar geliştirmeye çalışmış, verimli çalışan işçiyi verimsiz çalışandan ayırdedebilmesi için teşvik edici ücret ödenmesini istemiştir.</p>
<p>Taylor bilimsel yönetimin iyi bir şekilde işlemesi için gerekli felsefesini dört temel grupda belirlemiştir. ( T. Kaynak, Organizasyonel Davranış ve Yönlendirilmesi ll. Baskı, ist. 1995 s. 10-11):</p>
<p>a.	İşin yapılması ile ilgili tüm bilgiler toplanmalı, daha sonra işçinin kafasındaki derme çatma bilgi ve yöntemlerin yerine geçirilmelidir.<br />
b.	İşçilerin seçimi ve geliştirilmeleri de bilimsel olarak ele alınmalıdır. İş görene yeteneklerinin onu ulaştırabileceği en üstün ve verimli iş türünü yapabilecek  gelişme olanakları verilmelidir.<br />
c.	Bilimsel olarak seçilmiş ve eğitilmiş işçilerin birlikte irdelenmesi gerekir. Bilimsellik ve bilimsel seçim ve eğitim, yönetim tarafından uyum içinde kullanılmazsa değişen bir şey olmaz.<br />
d.	Yapılacak işin yönetim ile ilgili sorumluluklarının işçinin üzerinden alınması ve bunların yönetim sorumluluğu haline getirilerek işçi ve yönetim arasında iş ve sorumluluk bölümünün yapılması gereklidir.</p>
<p>Bilimsel yönetimi kısaca Taylor şu şekilde ifade etmiştir: Tecrübe yerine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bilim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bilim">bilim</a>, anlaşmazlık yerine uyum, kısıtlı üretim yerine maksimum üretim, bireycilik yerine işbirliği, iş görenleri ulaşabilecekleri en yüksek verimlilik ve refah yüzeyine ulaşmalarını sağlamaya çalışmak (Frederick Winslow Taylor, The Principles of Scientifie Management New York 1947,s.140).</p>
<p>Taylor’dan önce işe alma, eğitim ve işe son verme faaliyetleri en yakın amirin elinde idi. İlk kez Taylor rutin personel faaliyetlerinin yürütülmesi için personel dairesinin kurulmasını önermiştir. Ona göre, organizasyon içinde çalışan her ferdin uzmanlaşmış yeteneklerinden yararlanılmalı idi. İşgörenin eğitimle beceresi arttırılmalı ve üst kademelere yükselme olanağı tanımalı idi. Böylece ustabaşı personel arasındaki kişisel sürtüşmelerin önüne geçilerek işteki başarı ve becerilerin dikkate alınması hususuna önem vermiştir. (Ö.YÜKSEL, İnsan Kaynakları Yönetimi, İlksan Matbaası, Ankara 1998,s.11).</p>
<p>Şüphesiz ABD endüstrisinde verimliliğin artışında Taylor’un bilimsel yönetiminin etkisi büyüktür. Bu nedenle geliştirdiği metodların tümü kendi adı ile Taylorizm olarak anılmaktadır. Bütün klasikler gibi Taylor’da işgörenlerin davranışlarındaki psikolojik ve sosyolojik faktörleri dikkate almadığından, işgörenlerle yöneticiler arasında çıkar çatışmaları olabileceğinin düşünememiş olması, insanı basit anlamı ile bir üretim etmeni olarak ele almış ve ondan üretim sürecinde bir makinadan beklenen şeylerin aynen umulması, kısacası insanı kötü yapılmış bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/makine/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Makine">makine</a> olarak ele almış olması neden olmuştur.</p>
<p>Bilimsel yönetime katkıları olan diğer bilimciler ise, karı-koca Gilbereth’ler ile Harrington emerson, Moris Cooke, Henry Gantin’dir. Frank Gilbreth hareket etüdlerini ortaya koyarak, yapı endüstrisinde başlattığı calışmasıyla duvar örme tekniklerinde yaptığı buluşunu diğer dallara da uyarlamaya çalışmıştır. Lilian gilbreth ise personel yönetimi konularına yeni boyutlar kazandırmıştır. Her ikisininde sloganı Ên İyi Tek Yol”dur   (H. Can Organizasyon ve Yönetim, Siyasal Kitabevi, İst. 1997, s.35). Cooke ise üniversite ve şehir yönetimi gibi endüstri dışı alanlarda bilimsel yönetim uygulamaya çalışmıştır.</p>
<p>Bilimsel yönetimcilere göre işgören için yegane motivasyon aracı ücrettir. Eğer verimli çalışan işgörene daha fazla ücret ödenmezse o da diğer işgörenler gibi daha düşük verimle çalışmaya başlayacaktır. Oysa işgörenler verimli çalıştıklarında daha yüksek ücret alacaklarını bilirlerse daha fazla çalışırlar. Bu nedenle teşvik edici ücret sistemi ele alınmıştır. Her iş ayrı ayrı ele alınmış ve her işçiye ne kadar iş yapması gerektiği bildirilmiştir. Buna göre tespit edilen standardın üstüne çıkan işgörene yüksek, onun altında bir üretimin gerçekleşmesi halinde düşük ücret ödeniyordu. Amaç yüksek tutulan standarda erişmekti. (T.Kaynak A.g.e.s.,19).</p>
<p>2. Yönetim Süreci</p>
<p>Yönetim sürecinin kurucusu Fransız bir maden mühendisi olan Henry Fayol’dur. Fransa’da yayınlanan “Genel Endüstriyel Yönetim”  adlı eseri ile klasik akımın ABD dışındaki öncülerinden birisidir. Yönetsel teori de bilimsel yönetim gibi aralarında amaç, felsefe bakımından büyük benzerlikler olduğundan klasik yönetim çerçevesi içerisinde yer almışlardır. Zira gerek Taylor gerekse Fayol’un bilimadamı olma özelliğinden çok yönetici pozisyonunda bulunmaları, yine klasik düşüncenin yöneticilerin katkıları ile oluşan bir teori olduğunu göstermektedir.</p>
<p>H. Fayol, Taylor’un üretim hattını incelemesine karşılık organizasyon ve yönetim olgusunu ele almış, yönetim ile ilgili faaliyetlerini bugün de geçerliliğini sürdürdüğü  biçimiyle beş işleve ayırmıştır. Bunlar; planlama (Uzağı görme.),örgütleme (Faaliyet ve ilişkilerin düzenlenmesi, personel tedariki ve eğitimi ile ilgili hususları içerir. ), emir komuta ( İşgörenlerin tamamının örgütün çıkarına maksimum yarar ve hizmet sağlaması.), koordinasyon ( Örgütün işlemesini kolaylaştıracak faaliyetlerin tümünün uyumlaştırılmasıdır.) ve kontroldür. ( Bir örgütte yapılan şeylerin program ve ilkelere uygun olarak yürütülmesini sağlar. ). Bu beş fonksiyona verdiği önemden dolayı Fayol’un yaklaşımı fonksiyonel adı ile belirtilmektedir. (T. DERELİ, A.ge.,s.23).</p>
<p>Fayol gözlemlerine dayanarak ilke belirlemiştir. Bunlar; işbölümü, yetki ve sorumluluk, disiplin, komuta birliği, yönetim birliği, genel çıkarların kişisel çıkarlara üstünlüğü ücretlendirme, merkezileştirme, kademe zinciri, düzen, adalet, personel devamlılığının sürdürülmesi, insiyatif, birlik ve beraberlik ruhu, ona göre yönetimde hiçbir şey tak-i ve mutlak olmadığından yönetimi bir ölçü ve kıyaslama meselesi olarak görmüştür. Bu nedenle ilkeleri esnektir. Uygulamada değişen koşullar göz önüne alınmalı, ilkeler gereksinmeye cevap vermelidir. Zamanla ilkelerde bazı sapmalar olmuştur. Ancak yansıtılarak istenen esas görüş, verimliliğin artırılmasının işçilerin çabaları yanında yönetim anlayışının da geliştirilmesine bağlı olduğudur.</p>
<p>Fayol’un yaklaşımı yönetim fonksiyonlarının tamamını içermesi nedeni ile genel bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım genel yönetim teorisinin geliştirilmesine temel oluşturur. (A.BARANSEL, Çağdaş Yönetim Düşüncesinin Evrimi, Birinci cilt, Fatih Matbaası, İst. – 1979,s.149).</p>
<p>Komuta birliği ilkesi yönünden Taylor’dan ayrılır. Çünkü Fayol, Taylor’un işlevsel uzman fikrini komuta birliğine ters görmektedir. </p>
<p>Yönetsel teoriye General Motor fabrikası yöneticisi olan James Mooney, bir tarih profesörü olan Alan Reiley ile birlikte yazdıkları eserinde yönetimin temel ilkesinin, örgütün biçimselleştirilmesi olduğu, bununda ilkelere dayanmasının gerektiğini ileri sürmektedir. Bir başka ifade ile her iki yazarda eşgüdüm <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> eylem birliği ilkesinin doğurduğu hiyararşi, işlerin uzmanlaşması sonucu işlevsellik, kurmay ve danışmanlık ilkelerini esas ilkeler saymaktadır.</p>
<p>Yine yönetsel teoriye Luther Gulick ile Lydall F. Urwick’in önemli katkıları olmuştur. Özelikle Urwick, Fayol ve Taylor’un fikirlerinin tamlaştırılması bakımından katkıları olduğu söylenebilir.</p>
<p>3. Bürokratik Yaklaşım</p>
<p>Klasik yönetim yaklaşımlarından sonuncusu 1864-1920 yılları arasında yetişmiş Alman bilimadamı Max Weber’in sunduğu bürokrasi teorisidir. Esasen gerek bilimsel gerekse yönetim teorilerinin ilkeleri ve varsayımları arasında bir benzerlik söz konusudur. Bu nedenle klasik yönetim süreci içerisinde değerlendirilmektedir. Weber’e göre örgütler sanayileşen ve gelişen batı toplumları için yetersiz duruma gelmiştir. Bunların yerlerine bürokratik yapıya sahip büyük çaplı örgütler oluşmaya başlamıştır. Bunun Sonucu bürokrasi üzerine yaptığı incelemeler, örgüt teorisine yapılan en önemli katkılarındandır.</p>
<p>Sanayi devrimi ile insanlar kitleler halinde biraraya gelerek çalışmak zorunda bırakılmıştır. Ayrıca emeğin ihtiyaçlarının karşılanması, ihtiyaçların ve üretimin artması sonucu fabrikaların büyümelerini gerekli kılmış, oluşan bu büyüklük ekonomik amaçlı kuruluşlarda (fabrikalarda) bürokratik eğilimler doğurmuştur. Weber esasen bir örgütün temel unsurlarını tespit ederken kamu kesimlerini incelemiştir. Ancak kamu veya özel bir kurumda bürokrasinin doğuşunu gerektiren faktörleri: Teknolojik gelişmeler, çalışma koşullarının rasyonel olması, modern işletme yönetiminin doğması ve yüksek hayat standartlarının oluşması ile örgütlerde çalışanların sayısal olarak çok olması koşuluna bağlamıştır.</p>
<p>Bürokrasi kavramı halk arasında kırtasiyeciliğin yoğun olduğu, sistemin karmaşık ve işlerin yavaş yürüdüğü kısacası sonuca ulaşmakta güçlükler çekilen amaca yönelik olmayan karmaşıklık yumağı olarak tanımlanmaktadır. Oysa Weber bürokrasiyi belli bir yönetim ve örgütlenme şekli olarak yorumlamıştır. Ayrıca bürokrasi geniş bir alana yayılmış davranışların rasyonel ve objektif esaslara uygun olarak düzenlenmesi sürecidir diye tanımlanabileceği gibi hiyerarşik olarak örgütlenmiş, etkinlik ve gayri şahsilik ölçütüne göre yönetilen örgüt tipi olarak da tanımlanmıştır. Kısaca yüzyüze temasın kalktığı örgüt, bürokrasi özellikleri kazanmıştır. (A.BARANSEL,A.g.e.,s.165).</p>
<p>Weber’e göre bürokratik örgüt yetkinin ortaya çıkış biçimidir. Ona göre üç tip yetki vardır: bunlardan ilki kişisel olan doğuştan kazanılmış geleneksel yetkidir ki, bu tür yetkiye emirlere, geleneklere uyulduğu sürece riayet edilmektedir. </p>
<p>İkinci tip yetki ise kişisel olmakla beraber, liderin kutsallık kahramanlık gibi üstün niteliklerine dayanan karizmatik yetkidir. Bu tür yetkide lidere olan inanç ve bağlılık duygusu ile riayet edilir. Sonuncu yetki ise seçimle kazanılmış yetki tipidir. Bu tür yetki kişisel olmaktan çıkmış, emirleri herkesi bağlayıcı nitelikteki kural ve normlara bağlamıştır. (H.Can,A.g.e.,s.38).</p>
<p>Sonuç olarak yukarıdaki ifadelerden sonra Weber’in yansıtmaya çalıştığı bürokrasinin olumlu yanlarını kısaca şu şekilde belirtmek mümkündür:</p>
<p>Bürokrasi belirsizliği azaltır. Rastgele bir biçimde yeralması gereken insan ilişkilerinin rasyonel bir şekilde getirir. Belirsizliği azaltmakla neden olunan rahatsızlıklar giderilmiş, çalışma sistemi daha önceden bilindiğinden pozisyonlardaki karışıklık önlenmiş olur. Ayrıca örgüt içerisinde görevler tanımlanmış olduğundan ve örgütün faaliyetleri arasında bir ilişki sözkonusu olduğundan yöneticiler arası yetki karmaşası oluşmaz. Yine bu karmaşıklığın çözümünde işgörenlerin yeteneklerinde uzmanlaşmanın etkili olduğu söylenebilir. </p>
<p>Bürokrasinin olumlu yanlarından birisi de rasyonel oluşudur. Yönetimde kişilerin duygularına göre davranmaları engellenir, kararlar objektif ve genel kabul görür niteliktedir. Ancak kişisel etkiden uzak bir model, tamamen bir robot model sistemine benzemektedir. Zira insan faktörünü her ne suretle olursa olsun yönetim modeli de kendine özgü yetenek ve davranışlarını hissettireceklerinden kuşku duyulmamalıdır. Bu nedenle kurmuş olduğu teorinin üstün nitelikleri yanında olumsuzluklarının da bulunduğunun dikkate almak gerekecektir.</p>
<p>Açıklanmaya çalışılan bürokratik yaklaşımın bazı olumsuz yanlarına rağmen yönümüzde de büyük ölçüde geçerliliğini sürdürdüğü görülmektedir. </p>
<p>Sonuç olarak; klasik dönem, örgütü kapalı bir sistem olarak tasarlanmış, sadece biçimsel örgütle ilgilenmiş, biçimsel olmayan örgütü dikkate almamıştır. Ayrıca insan davranışlarının örgütün işleyişinde etkisi olmadığı varsayılmıştır. Dolayısıyla örgütü bir makine, insanı da makinanın bir parçası olarak görmüştür. Biçimsel örgüt ve biçimsel insan ilişkileri üzerinde durulması, örgütün görünmeyen yönünün ihmal edilmesi en büyük eksikliktir. (Ö.YÜKSEL, A.g.e., s.12).</p>
<p>B. NEO KLASİK (DAVRANIŞSAL) KURAM</p>
<p>Neoklasik yönetim düşüncesi, klasik yönetim düşüncesinin eksiklikleri üzerine yapılan eleştirilere göre bu düşüncenin yetersiz olduğu kanaatine varılması neticesinde yeni bir akım olarak ortaya çıkmıştır. Neoklasik yönetim düşüncesi, klasik yönetimin dikkate almadığı insan ilişkilerine dayanır. Ancak nasıl ki bilimsel yönetim tek başına klasik düşünceyi ifade etmiyorsa, insan ilişkileri yaklaşımı da tek başına neoklasik yönetimi ifade etmez.</p>
<p>İnsan ilişkileri yaklaşımının temeli ABD’de Westem elektrik Şirketi’nin Hawthorne fabrikalarında uzun yıllar süren araştırmalar sonucu oluşmuştur.</p>
<p>İnsan ilişkileri hareketinin başlangıcı 1930’lu yıllarda Hawthorne araştırmaları olarak kabul edilse bile, insan unsurunun, bilimsel yönetim, çalışma refahının geliştirilmesi ve endüstriyle psikoloji konularında personel yönetimi açısından değerlendirildiğinin bilinmesi gereklidir. 1960’ların başlarına kadar devam eden insan ilişkileri hareketi işçiyi örgütün en önemli unsuru olarak değerlendirmiştir. (A.SELAMOĞLU, A.g.m.s.,577).</p>
<p>1. Hawthorte Araştırmaları</p>
<p>Örgüt içi insan davranışlarının incelenmesi amacı için yapılan deneylerin ilki, işyerinin ışıklandırılması ile işçilerin verimlilikleri arasındaki ilişkileri saptamak ve en yüksek verimlilik sağlayan ışıklandırma sistemini oluşturmaktı. Bir başka ifade ile verimlilik üzerindeki etkileri incelemenin ana amacını oluşturmuştur. (E.EREN, Yönetim Psikolojisi, ist-1989,s.23). Üç ayrı işyerinde yapılan deneylerde her üç işyerlerinde de ışığın azaltılmış olmasına rağmen verimin yüksekliği görülmüştür. Bir başka ifade ile fiziki koşulların kötüleşmesi sonucu üretimdeki çalışanların verimliliği azalmayıp, tersine artmaya devam etmiştir.</p>
<p>Araştırmacılar ışıklandırma deneyinden bir sonuç çıkartamamışlar, ışıklandırma ile üretim verimliliği arasında hiçbir ilişkinin olmadığı sonucuna varmışlardır. Bu durumda işyeri ortamında ışık dışında başka faktörlerin varlığının üretim üzerinde etkili olabileceği düşünülmüştür. Gerçekten de ulaşılan sonuçlara göre fiziki koşullar dışında denek işçilerin işyeri yönetimi tarafından kendilerine değer verdikleri düşüncelerine varmaları ve kendi aralarında kaynaşarak işbirliği ve sosyal ilişkiler kurmaları ile kendilerine nezaret edenlere araştırmacıların gösterdikleri ilgi ve güven duyguları verimliğin artmasına neden olmuştur.</p>
<p>Elton Mayo</p>
<p>Hawthorne araştırmalarının bundan sonraki bölümleri Harvard üniversitesi işletme Profesörlerinden Elton Mayo başkanlığında devam etmiştir. Bu kez Hawthorne etkisi olarak bilenen “Araştırma yapılan deneklerin bunu bilmeleri sonucu farklı davranmaları” ile deneylerdeki başarısızlık, bu etkinin giderilmesi ile yeniden devam etmiştir.</p>
<p>Bunlardan biri iki buçuk yıl devam eden, on üç devreyi kapsayan Röle Montaj Odası deneyidir. Bu deneylerin sonucuna göre dinlenme sürelerinin uygulanmasına son verildiğinde bile verimliliğin düşmesi gerekirken, artışa devam ettiği görülmüştür. Bu nedenle yapılan araştırmanın amacına ulaştığını söylemek mümkün değildir. Bu durumda dinlenme süreleri ve yapılan kısa çalışma gününün etkilerinden daha önemli birtakım koşuların varlığının etkili olduğu görülmektedir. Böylece üretimin artışını, fiziki koşulların değişimine bağlayan görüşlerin de doğru olmadığı ortaya çıkmış bulunmaktadır.</p>
<p>Tahminlere aykırı bir sonuç veren araştırmalar onların düşüncelerini alt üst etmiştir. Bu durum araştırmacıları araştırma sınırlarını genişletmeye yöneltmiştir (C. MIHCIOĞLU, Personel İdaresinin Beşeri Münasebetleri, Ankara 1998, s. 206).</p>
<p>Bir diğer araştırmada ise, on üç erkek işçinin çalıştığı tel bağlama atölyesinde işçiler enformel bir grup oluşturarak işletmenin rıza göstermediği davranışlar içerisine girmişlerdir. Bunlardan en önemlilerinden biri de aralarında anlaşarak işyerinde üretimi daraltacak birtakım kurallar oluşturmalarıdır. Buna göre klasikçilerin iddia ettiği gibi insanlar kendi kazançlarını en üst düzeye çıkartmak istemektedirler. Bu nedenle teşvik edici ücret sisteminin daha faydalı olacağı düşüncesinin aksine aralarında anlaşarak üretimi belli bir noktada durdurmuşlardır.</p>
<p>Daha sonraları verimlilik üzerinde sosyal çevre koşullarındaki değişmelerin etkilerini araştırmak için yapılan çalışmalardan da kesin sonuç alınamamıştır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki ekonomik kaygıların verimlilik üzerinde etkileri şüphesiz mevcuttur. Bununla beraber sosyal çevre koşullarında meydana getirilen değişiklikler kendi başlarına verimliliği etkileyebilecek niteliktedir. Denek işçiler yeni iş ortamlarında daha iyi şartlar altında serbest çalışabildiklerinden, kendilerine önem verilmesi ve güven duyulmalarından gururlandıkları için fert olarak daha fazla üretimde bulunmuşlardır. ( T: DERELİ, A.g.e., s. 58-599 )</p>
<p>Gerçekten de psikolojik ve sosyal çevre değişikliklerinin etkilerinin insan davranışlarına yansıması elbette olacaktır. Ancak insanı uzaktan kumanda edilen cansız bir varlık olarak görmek onun performansında da olumsuz tesir edebileceği gibi, kendisine duyulan güven ve verilen önemle işine olan motivasyonunu arttıracaktır. Bu durum dolayısıyla verimin artmasını sağlamış olacaktır.</p>
<p>2. Araştırma Sonuçları</p>
<p>Hawthorne araştırmaları, insanların (işçilerin) sosyal ihtiyaçlarının büyük bir önem taşıdığını göstermiştir. Zira sosyal insan modelinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sosyal insan modelini ispatlayan araştırmaların en önemlilerinden birisi de Tavistock Beşeri ilişkiler enstitüsü tarafından yapılan, kömür işçileri arasındaki sosyal ilişkilerin güçlü olduğunu gösteren araştırmadır. İşçilerin çevrelerindeki değişikliklere karşı gösterdikleri tepkiler onlar için taşıdığı anlama bağlı bulunmaktadır. Bu duyguların karışımı ile objektif değerlendirmelerden uzak olabilmektedirler. Yani işçilerin çevresindeki değişikliklere karşı gösterdikleri tepkiler, bu değişikliklerden kendilerinin nasıl bir anlam çıkarttıklarına bağlıdır.</p>
<p>Bununla birlikte grup içindeki arkadaşları ile rekabetten hoşlanmadıkları, grup baskısından çekindikleri görülmüştür. (A. BARANSEL, A.g.e., s. 256-257).</p>
<p>Elde ettikleri bu bulguları Pareto, Frued gibi insan ilişkileri yakınlaşmalarının öncüleri durumunda bulunan bilimadamlarından etkilendiği anlaşılan e. Mayo, klasik düşüncenin psikoteknik ilişkilerinin yerine, psikososyal ilişkileri yerleştirmeye çalışmıştır.</p>
<p>Yine insan ilişkilerinin gelişmesinde rol oynayan düşünürlerden Oliver Sheldon, insanı yönetimin temel unsuru olarak ele almış ve diğer üretim faktörlerinden farklı düşünülmesi gerektiğini savunmuştur. Verimliliğin bilimsel yönetim ve beşeri kaynakların geliştirilmesi ile yükseltilebileceğini ifade etmiştir.</p>
<p>Mary Parker Follett ise, grup kavramına önem vermiştir. Yönetimi toplumsal bir süreç olarak tanımlayan Follett güç ile mevkii arasında bir ayırım yapmış; gücün kişinin şahsından kaynaklandığını, yetkinin ise işgal ettiği mevkiden geldiğini belirtmiştir. İnsanların emir almaktan hoşlanmadığını, bu nedenle emirlerin kişisel olmaktan çıkartılması gerektiğini ileri sürmüştür. İşyerlerinde üst ile astın biraraya gelerek olayları birlikte değerlendirmeleri ve gereklerine birlikte uymaları gerekmektedir. Ona göre iyi insan ilişkileri birinin emrinde çalıştığı hissi yerine, birisi ile birlikte çalıştığı izleniminin yaratılması ile oluşmaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak Neoklasik yönetim anlayışı, klasik yönetimde gördüğü birtakım eksiklikleri gidermek maksadı ile ortaya çıkmış olmasına rağmen yeni eleştirilere hedef olmaktan kurtulamamıştır. Bunlardan bazıları; işbölümü üzerinde ayrıntılı olarak durulmuş olmasına rağmen işçiler üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler ihmal edilmiştir. Örgütü kapalı bir sistem olarak ele almış, dış ya da çevre koşulları göz önüne alınmamıştır.</p>
<p>Örgütlerde etkenlik prensibi üzerinde değil, işgörenlerin ve grupların duyguları üzerinde durulmuştur. Bu eleştirilere rağmen klasik yönetimin kimi eksiklerini gidermiştir.</p>
<p>Örneğin; klasik düşüncede insan unsurunu bir araç olarak gören olumsuz bakış açısı yerine insanı üretim faktörünün vazgeçilmez bir amacı olarak düşünmüştür. İnsan kalitesinin makineden daha önemli bir unsur olduğu ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Yine insanın, çevresinden etkilenen sosyal bir insan olarak kabul etmesine karşın klasik düşünce, akılcı iktisadı insan olarak görmüştür. Klasik düşüncede olaylar tecrübelere göre yorumlanır, oysa neoklasik yaklaşımında bilimsel bir deney ve araştırmalara dayalı değişiklikler oluşturmuşlardır.<br />
C. MODERN KURAM</p>
<p>Modern anlamda insan kaynakları yönetimi başlangıcı 1950’li yıllardan itibaren işgörenlere fırsat tanındığında performanslarında gelişmeler olacağı ve yeteneklerini göstermek için çabalayacakları dolayısıyla kendilerine biraz güven duyulmaları halinde endüstriyel verimliliklerinde artışlar olabileceği anlaşılmış bulunmaktadır. Öyle ki iş alanı ne olursa olsun kurumun başarısını belirleyen birinci öğenin çalışanlar ve onların arasındaki ilişkilere dayandığı gerçeği, çalışanlara yönelik politika, ilke ve uygulamaların ve çalışanların yönetiminin başlı başına bir araştırma ve uygulama alanı olmasına yol açmıştır.</p>
<p>İnsan Kaynakları yönetiminin gerçek anlamda öneminin 1980’li yıllardan itibaren arttığı görülmektedir. Nitekim başta ABD olmak üzere gelişmiş olan batı ülkelerinin ekonomik yapılarının bozulmaya başlaması, uluslararası rekabetin artması, endüstriyel verimliliğin azalması, ekonomik ve siyasi gelişmelere bağlı olarak ve özellikle sendikaların kollektif <a href="http://www.genelbilge.com/tag/istihdam/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Istihdam">istihdam</a> ilişkilerinde etkinliklerinin gittikçe azalması, özel sektörlerde sendikal örgütlülüğün gün geçtikçe zayıflaması, sendikaların 1980 öncesi kavgacı politikaları yerine işverenle uzlaşmacı ve diyalogdan yana bir politika izlemeleri, işçi-işveren ilişkilerinde yeni bir anlayışın önem kazanmasına neden olması, teknolojik gelişmeler ve rekabetin artması ile çalışma koşullarındaki değişiklikler işletmeleri yaşamlarını sürdürebilmeleri için insan kaynaklarını daha etkin bir şekilde kullanmaya yöneltmeleri ve özellikle gelişmiş ülkeler arasındaki rekabet yarışında Japonya’nın öne geçmesi, yeni endüstri toplumunun, geleneksel endüstrilerin önüne geçmesi, ayrıca robot sanayiinde yaşanan teknolojik gelişmelerin rekabet ortamının gerginleştirmesi gibi sebepler ilgiyi insan kaynakları alanına doğru yöneltmiş ve gerçek manada insan kaynakları yönetiminin gelişiminde önemli katkıları olmuştur. (A.R. BÜYÜKUSLU, Globalizyon Boyutunda insan Kaynakları Yönetimi, Der Yayınları, İst. 1996 s. 86).</p>
<p>Kavram; modern yönetim sistem yaklaşımı, durumsallık yaklaşımı ve stratejik yönetim olmak üzere üç alt başlık altında incelenecektir.<br />
1.	Sistem Yaklaşımı</p>
<p>Klasik ve neoklasik düşünürlerin örgütleri kapalı bir sistem olarak ele almalarına rağmen, modern yönetim anlayışında örgütler çevresi ile etkileşim içerisinde bulan bir açık sistem olarak ele alınmıştır. Esas itibari ile sistem yaklaşımı yalnızca klasik ve neoklasik düşüncelerin bir uzantıları değildir. Sistem yaklaşımı yönetsel anlayışa getirdiği değişikliklerle katkıda bulanan biçimsel bir yapıdır. Hemen belirtmek gerekir ki örgütlerde davranış konularının modern yönetim aşamasını yalnızca sistem yaklaşımı ile sınırlandırmak doğru değildir. Klasik ve neoklasik düşünürlerin de incelendikleri birçok konular ve ileri sürülen fikir ve araştırma bulguları da sistem yaklaşımı içerisinde değerlendirilmemiş olsalar bile modern yaklaşımın bir başka alanı içerisinde değerlendirilmesi sözkonusu olacaktır. (T. DERELİ, A.g.e., s. 113).</p>
<p>Bir örgüt birbirine bağlı, birbirlerinden kolayca etkilenebilen alt sistemlerden oluşmaktadır. Örneğin; işletmenin üretim departmanları <a href="http://www.genelbilge.com/tag/karar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Karar">karar</a> süreçlerinde pazarlama bölümünden etkilenebilmektedir. Sistem ve alt sistemlerin asıl amaçları işçilerin endüstriyel verimliliği ve performanslarının yükselmelerini sağlamaktır.</p>
<p>ll. Dünya Savaşı nedeniyle ortaya çıkan işgücü arzındaki eksilmeyle başa çıkmak ve insan kaynaklarının üretimdeki verimliliğinin ve etkilerinin arttırılması gayesi ile bazı şirketler endüstriyel psikolojiyi araştırmaya ve uygulamaya başlamışlardır. II. Dünya Savaşı sonrasında düşünülen Sistem Yaklaşımı personel yönetimi açısından ele alındığında iş analizi, işe alma (kadrolama), eğitim ve geliştirme, performans değerlemesi, ücretleme gibi alt sistemler ortaya çıkar (SABUNCUOĞLU, Personel Yönetimi, 8.Baskı, bursa-1997 s.25).</p>
<p>Modern kuramlarda örgütler birer açık sistem olarak ele alındıklarından; örgütün unsurları hem birbirleri ile hem de çevre ile etkileşim içerisine girerler. Buna göre örgütün bir alt sistemi olan personel yönetiminin örgütün diğer fonksiyonlarından ayrı düşünülmeyeceği açıktır.</p>
<p>Personel yönetimi, sistem kuramı içersinde örgütün diğer fonsiyonlarından soyutlanamayacaktır. Bu nedenle yapılan incelemelerin bir bütün olarak ele alınması gerekecektir. Bu nedenle örgütte çalışanların örgüt için yalnızca bir maliyet unsuru değil, örgütün bütün fonksiyonlarını etkileyebilecek durumda olduklarından geliştirilmesi ve yetiştirilmesi gereken örgütün vazgeçilmez en önemli unsuru olduğunu söylemek doğru olacaktır.</p>
<p>2. Durumsallık Yaklaşımı</p>
<p>Durumsallık yaklaşımı, örgütlerin genel yapıları ve fonksiyonlarının başarılı bulunduğu koşullara bağlı olarak değişebilmektedir. Örgütlerin yapıları, işgücünün yapıları, ekonominin içinde bulunduğu genel durum, sendikaların politik anlayışları gibi değişik dış çevre etmenleri ile personelin özellikleri, işin niteliği, kullanılan teknoloji, izlenen politikalar gibi iç etmenlerden etkilenmektedir. Bu durumda örgütlerde klasik ve neoklasikçilerin ileri sürdükleri genel ilkeler her zaman ve her yerde geçerli değildir.</p>
<p>Bu durumda başarıdan söz edilecek ise örgütlerin içinde bulundukları genel duruma bakıp, ona göre değerlendirme yapılması gerekecektir.</p>
<p>Durumsallık yaklaşımın sisteme getirdiği katkılardan en önemlisi araştırma sonuçlarına göre durumun tespitidir. Örneğin; örgütte kullanılan teknoloji örgüt yapısına uygun değilse, o teknolojinin örgüt verimliliğine katkısından sözedilemeyecektir. Örgütün bir fonksiyonunun amaç ihtiyaç veya istekleri, diğer fonksiyonun listeleri ve amaçları ile çatışmayıp uyum içerisinde olurlarsa örgütlerde daha verimli bir davranış sağlanmış olur ( Ö. YÜKSEL, A.g.e.,s.16).</p>
<p>Durumsallık yaklaşımı da sistem kavramının önemli bir yönünü temsil eder. Esasen durumsallık yaklaşımının, sistem yaklaşımının bir tür tamamlayıcısı olduğunu söylemek de mümkündür. Durumsallık; organizasyonlarda davranış konularına mutlak ve basit değişkenler olarak değil, çeşitli durumlara işin, görevin, teknolojinin, kültürel ve sosyo-politik çevrenin bir fonksiyonu, birarada birçok değişkenin sonucu olarak bakmaktadır. ( T. DERELİ, A.g.e.,s.144).</p>
<p>Bu ifadelerden sonra örgütlerde insan kaynakları işlevlerinin (örgütün başarısı için insan unsurunun daha etkin kullanımı gereği mevcut iken), örgütteki diğer unsurlarla uyum içerisinde olması gerekmektedir. Bu durumda personel yönetimi uygulamalarının da örgütün ve alt sistemlerinin içinde bulunduğu duruma bağlı hareket etmesi gerekecektir.</p>
<p>3. Stratejik Yönetim</p>
<p>Stratejik insan kaynakları yönetimi 1980’lerde önem kazanmaya başlamıştır. Örgütlerin stratejileri hazırlanırken yapı ve görevi gereği insan kaynakları yönetimi ile ilişkileri araştırılmıştır. İnsan kaynakları ile ilgili maliyetler ele alındığında, işlem maliyetleri de dikkate alınmalıdır. İşlem maliyetleri ise personeli geliştirmek, yeni yetenekler bulmak,  geliştirilmiş yetenekler ile yeni yetenekleri diğer örgütlere kaptırmamak veya bu yeteneklerin örgüt içinde işlemi yapılamıyorsa dışarıdan satın almak suretiyle harcanan maliyetlerin toplamıdır. (Ö.YÜKSEL, A.g.e., s. 19).</p>
<p>Gürüldüğü gibi örgütlerde planlama süreci içerisine insan kaynaklarını da ilave etmek gerekecektir. Örgüt yöneticilerinin örgütsel stratejik planlarını hazırlarken insan kaynaklarını da dikkate alması gerekecektir. Gerçekten işletmelerin büyüdükçe fonksiyonel yapıları da artmaktadır. Kontrol alanı genişleyen işletmelerin bireysel yetenekleri öne çıkmaktadır. Dolayısıyla işgücünün yaş, cinsiyet, vasıf ve davranışları değişmekte, bireysel yönleri güçlü, eğitimleri yüksek, kişisel çıkarlarını korumayı bilen farklı yapıdaki işgörenlerin yönetilmesinde insan kaynaklarının stratejik önemi artan bir yapı kazanmaktadır. ( A. SELAMOĞLU, A.g.e., s. 581-582).</p>
<p>Stratejik insan kaynakları yönetimi ile personel yönetimi uygulamalarının birbirlerinden çok farklı olmayan, esasen birbirlerinin tamamlayıcı kavramlar olduğu anlaşılmaktadır. Personel yöneticileri politikalarını hazırlarken örgütün diğer işlevlerini de dikkate alarak, onlara ters düşmeyecek (çatışmaya fırsat vermeyecek) şekilde oluşmasına dikkat ederken, stratejik insan kaynakları yöneticileri daha geniş anlamda planların örgütün stratejilerini güçlendirecek şekilde hazırlanmasını sağlayacaklardır. Bu ifadelerden sonra stratejik insan kaynakları yönetimini şu şekilde tanımlamak mümkündür: İşletmede liderliği teşvik eden, örgüt amaç ve stratejileri ile entegre olan kendi içinde tutarlı, değişimi destekleyen mekanizmaları oluşturan, esnek çalışmaya yatkın, bağlılığı ve motivasyonu geliştiren, takdir ve ödüllendirme ile de bu yapılanmayı perçinleyen bir oluşumdur. (A. R. BÜYÜKUSLU, A.g.e., s. 95).</p>
<p>Sonuç olarak; klasikler en iyi örgüt yapısını bulmaya çalışmışlar, etkinlik ve verimliliği bunlarla açıklamak istemişlerdir. İnsan faktörünü bir makine olarak görmüşlerdir. Neoklasik düşünürler ise insan ilişkilerinin olduğu demokratik örgütlere ağırlık vermişlerdir. İnsan davranışlarına önem vermişlerdir. Her iki yönetim düşünürleri de en iyi yolu bulmaya çalışmışlardır. Modern yaklaşım ise başarılı olmanın yolunu değişik teknik ve davranışlarda aramışlardır. Bu yaklaşımda örgütü bir sistem olarak ele almıştır. Örgütler değişik dış çevre koşulları ile kullanılan teknoloji, işgörenlerin özellikleri gibi değişik iç koşullardan da etkilenmişlerdir.</p>
<p>1940&#8242;tan Günümüze İnsan Kaynaklarının Gelişimi</p>
<p>1940&#8242;tan günümüze insan kaynaklarının işveren ilişkileri, ücret/iş, örgütsel gelişim ve kariyer konularındaki tarihsel gelişimi&#8230;<br />
Boyutlar 	1940-1950<br />
Mekanik 	1960-1970<br />
Yasal 	1980<br />
Organik 	1990<br />
Stratejik 	2000<br />
Katalitik<br />
________________________________________<br />
İşveren İlişkileri	İşçi sınıfı-yönetim uyuşmazlığı<br />
Sendikaların güçlenmesi	Çelik sendikaları grevi	Sendikaların güç kaybedişi<br />
Savaş sonrası kuşağın/yuppilerin çocuklarını işe getirmesi	Takımlar, duruma bağlı çalışanlar,<br />
Roller ve iş stresi	Çalışanların iş sadakati, zaman bazlı iş gücü, işte psikiyatri, iş vermede sınırların kalkması, sendikaların yükselişi<br />
________________________________________<br />
Ücret/İş	Adil iş için adil ücret<br />
Bonuslar<br />
Kar paylaşımı<br />
Emeklilik<br />
Sağlık sigortasının başlangıcı	Satış teşvikleri<br />
Hisse senetleri	Ödüllendirme sistemleri<br />
Başarı hırsı 	Takım maaşları<br />
Ödüllendirme ve takdir etme<br />
Yönetici ücretlendirme sistemleri	Yetkinlik bazlı ücretlendirme<br />
Seviyelere göre değişen ücretlendirme<br />
Ek kazançlar<br />
________________________________________<br />
Örgütsel Gelişim	Sınırlı işveren-yönetim gelişimi<br />
Hiyerarşi	Bilimsel yönetimin başlangıcı<br />
Hiyerarşi	Küçülme<br />
Liderliğin ortaya çıkışı<br />
İş süreçlerinin güçlenmesi	Yeniden yapılanma<br />
Öğrenen organizasyon<br />
Sanal kurum<br />
Güçlü liderler	İnternet<br />
Telekomünikasyon<br />
Yeniden yapılanma<br />
Çalışanın kişisel gelişimi<br />
________________________________________<br />
Kariyer	Güçlü sendika ilşkileri<br />
Maaş dışı hakların yönetimi<br />
İşe alma	Devam eden güçlü sendika ilşkileri	Güçlenen İK yöneticileri<br />
İK disiplinlerinde uzmanlaşma	Tam stratejik ortaklık<br />
Outsourcing	Az personelli İK fonksiyonları<br />
İnternetin yaygın kullanımı<br />
Örgütsel gelişimin zirvesi<br />
________________________________________<br />
 Kaynak: Ulrich, D. Losey, M.R. &#038; Lake, G. (1997). Tomorrow&#8217;s HR Managament. NY: John Wiley &#038; Sons, Inc.</p>
<p>TÜRKİYE’DE İNSAN KAYNAKLARI</p>
<p>Türkiye’de insan kaynaklarının gelişimi, sanayinin canlanmaya başlaması ile birlikte yapılan yasal düzenlemelere bağlı olarak gelişmeye başlamıştır.</p>
<p>9 Temmuz 1945 tarihinde kabul edilen 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, sosyal düzenlemelerin başlangıcını oluşturmaktadır. Daha sonra değişik zamanlarda günün ihtiyaçlarına göre kanunlar düzenlenmiş ve yürürlüğe konmuştur.        </p>
<p>Tüm yasal düzenlemelerin dışında, çağdaş anlamda insan kaynakları anlayışı 1980’lerden itibaren ülkemizde yaygınlaşmaya başlamıştır. Bundan sonraki süreçte sanayicilerimiz ve profesyonel yöneticiler dünyadaki gelişmeleri günü gününe izlemişler ve dünyadaki gelişmelere paralel zamanlarda çağdaş yönetim anlayışlarını uygulamaya başlamışlardır. Ancak ülkemizde insan kaynağı yönetimine verilen önemin yetersiz olması sadece kamu kurumlarının ekonomideki ağırlıklı yapısı değildir. Bunun yanında özel sektörde de insan kaynakları yönetimi etkisiz ve zayıftır. Çünkü çoğu özel şirketler aile şirketlerinden oluşmaktadır. Bunun yanında özellikle insan kaynağı yönetim anlayışı ve politikası olmayan kayıt dışı sektörün ağırlığı haksız rekabete yol açmaktadır. Bu durumda firmalar uzun vade gerektiren insan kaynağına yatırıma pek sıcak bakmıyorlar. Bu kaynağı üniversiteden ‘hazır’ almak istiyorlar.  </p>
<p>İnsan Kaynakları Yönetimi</p>
<p>Temel amacı, yapılmakta olan işlerin en etkili ve verimli bir şekilde yapılmasını sağlamak ve iş yaşamının niteliğini yükseltmek  olan insan kaynakları departmanları, ülkemizde son birkaç yıldır oldukça önemini hissettirmeye başlamıştır. Örgütlerde sık sık rastlanılan verimlilik problemleri, maliyet problemleri, işgücünde rastlanan olumsuzluk belirtileri, değişim  vs. konular daima insan kaynakları fonksiyonunun ilgi alanına girmektedir. İnsan kaynakları yönetiminde şirket stratejik planları ile uyumlu ve bu yönde geliştirilen insan kaynakları sistemlerinin kurulması, insan kaynakları yönetiminin başarılı olabilmesi için önkoşuldur.</p>
<p>İnsan Kaynakları Yönetimine Stratejik Yaklaşım</p>
<p>Günümüzün rekabet ortamında, firmaları öne çıkaran, pazarda onları güçlü kılan, sahip oldukları insan kaynaklarının özellikleridir. Bütün firmalar, çalıştıkları sektörün en etkili teknolojilerini rahatlıkla bünyelerine dahil ederek işlerini üstün teknolojiler ile sürdürebilirler ve bu durumları onların rakiplerine karşı üstün olmalarına fazla fırsat vermez. Çünkü rakipleri de rahatlıkla o teknolojiye sahip olarak aynı üretim veya hizmet gücüne ulaşabilirler. Bu noktayı kendisine hareket noktası olarak seçen işletmeler için ürün kalitesinin yükselmesinden, organizasyon dinamiğinin yönetilmesine kadar pekçok konuda insan kaynakları yönetimi giderek önemli bir rol almaya başlamıştır.</p>
<p>İnsan kaynakları stratejileri uzun dönemlidir. Eleman sağlama ve çalışanların gelişimi, yönetim ve çalışanlar üzerine alınan kararlar, değişim yönetimi planları vb. bu stratejilerden yola çıkılarak oluşturulur. stratejik insan kaynakları yaklaşımında insan kaynakları yönetimi, şirket stratejik planları ile bir bütün oluşturmalı ve şirket stratejilerinde tanımlama sürecinde rol oynamalıdır. Bu güce sahip olan insan kaynakları yöneticisinin firma içerisinde otoritesi ve statüsü de o derece güçlü olacaktır. Klasik personel yönetiminde, sadece operasyonel kararlar alan ve genellikle mavi yakalıların özellikle sendikal rollerine ilişkin olarak çalışan insan kaynakları yöneticisi, stratejik insan kaynakları yönetiminde stratejik kararlar alınmasında rol oynadığı gibi, şirketin tüm çalışanları ile de ilgilidir. Stratejik insan kaynakları yönetiminin en büyük farklarından biri de, firmanın diğer fonksiyonları ile bütünleşik bir yapıda olması ve onları destekler, gerekli insan kaynaklarını sağlar nitelikte olmasıdır. Klasik personel yönetiminde tüm fonksiyonlara ilişkin çalışmalara hakim olmayan personel yöneticileri, stratejik insan kaynakları yönetiminde bütünleşik bir yapıda, tüm insan kaynakları yönetim sistemlerinden sorumlu durumdadır.</p>
<p>Gözardı edilmemesi gereken bir husus, insan kaynakları stratejilerinin, firma stratejileri ile ilişkili olması gereğidir. Bu ilişki gerek proaktif, gerekse reaktif bir yapı gösterir. İnsan kaynakları, firma stratejisinin oluşturulmasında, iç kaynakları tanımlayarak ve alternatif stratejilere ışık tutarak proaktif bir rol oynar. Diğer taraftan oluşturulan iş stratejisinin gerçekleştirilebilmesi için insan kaynakları stratejilerinin destekleyici yönde geliştirilmesini sağlayarak reaktif bir rol oynar.</p>
<p>Özellikle ülkemizde insan kaynakları yöneticilerinin firmalarda üstlendikleri rollere baktığımızda, gereken stratejik noktayı ve yaklaşımı gösteremediklerini, çoğu zaman günlük işlerin içinde yoğunlaşarak, firmanın stratejik hedeflerine yönelemediklerini görmekteyiz. Temel olarak bu iki sebepten kaynaklanmaktadır:</p>
<p>1.	Firma tepe yönetiminin, konunun önemini gerektiği kadar kavrayamamış olmaları  ve şirket kültürünün insan kaynakları yönetimi konularına dar kapsamlı bir yaklaşım getirmesi,</p>
<p>2.	İnsan kaynakları yöneticilerinin, iş adamı yaklaşımından, iş dünyası ve firma hedeflerinden uzak olmaları ve sadece insan kaynakları yönetimi konusunda kendilerini geliştirerek, stratejik boyutta çalışmalardan uzak kalmaları, hatta insan kaynakları yönetimini sadece tahakkuk, sicil işlemleri ve endüstriyel ilişkilerden ibaret olarak görmeleridir.</p>
<p>Konunun gereken öneminin anlaşılmasında insan kaynakları yöneticilerinin oynadıkları rol etkili olacaktır. İnsan kaynakları yöneticilerinin strateji geliştirme ve uygulamada doğrudan yer alabilmeleri için sahip olmaları gereken özellikler:</p>
<p>1.	Geleceğin şirket yöneticilerini tanımlayabilme, işe alabilme ve geliştirebilme becerisi<br />
2.	İş stratejilerini anlayabilme ve kullanabilme becerisi, taktik olarak düşünebilme gibi stratejik olarak da yaklaşabilme becerisi,<br />
3.	Gelecekte karşılaşılabilecek problemleri tanımlayabilme ve değişen pazar koşullarına adapte olabilmek için çözüm üretebilme becerisi,<br />
4.	Üst yöneticiler tarafından şirkette proaktif, hayati önemi olan, entegre bir katılımcı olarak tanınma becerisi,<br />
5.	Şirket kültürünü, plan ve politikalarını anlayabilme becerisi,<br />
6.	Global bir pazarda çalışabilme becerisi,<br />
7.	Hertürlü insanla başedebilme becerisi,<br />
8.	Topluluk ile iyi iletişim kurabilme becerisi,</p>
<p>İşletmeler İçin İnsan Kaynakları Yönetiminin Önemi</p>
<p>İşletmeler için büyük bir öneme sahip olan personel yönetimi anlayışında 1975’lerden sonra, özellikle gelişmiş ülkelerde büyük değişiklikler olmuştur. Bu değişikliklerin temelinde bilginin, teknolojinin, rekabetin ve çevresel faktörlerin artması yatmaktadır. </p>
<p>İnsan kaynakları kavramı ilk olarak 1950’li yıllarda ortaya atılmıştır. Günümüzde batıda ve Türkiye’de üniversitelerde İnsan Kaynakları Yönetimi adlı dersler okutulmakta, kürsüler oluşturulmaktadır.</p>
<p>Artık yalnızca batıda değil, Türkiye’deki işletmelerde de personel yönetimi anlayışı yerine insan kaynakları yönetimi anlayışı egemen olmaya başlamıştır. Aşağıda verileri sunulacak olan araştırma sonuçlarından da görüleceği gibi, bu anlayışa sahip işletmelerin sayısı yeterli seviyede değildir. İnsan kaynakları yönetimi uygulamalarına işletmelerimizin biran önce geçmesi gerekmektedir. İşletmeler için, hayatta kalmanın, gelişip büyümenin tek şartı olan insan kaynağına gereken önemi vermeleri kaçınılmaz bir mecburiyettir.</p>
<p>İşletmelerin personel yönetimi anlayışından insan kaynakları yönetimi anlayışına geçmeleri lazımdır. İnsan kaynakları yönetimi, insan gücünü bir yatırım unsuru olarak kabul ederken personel yönetimi ise, insanı bir maliyet unsuru olarak görür. İnsan kaynakları yönetimi, insan kaynaklarına ilişkin politikaların geliştirilmesi ve insan kaynağına ait problemlerin çözülmesinde önceden hazırlanmış bir program çerçevesinde çalışmalarını yürütür. Personel yönetimi böyle bir durum ile ilgilenmez bile. Personel yönetimi anlayışı geçmiş verileri kullanır, kayıtların sağlam olması ve arşivleme çalışmalarını takip ederken, insan kaynakları yönetimi, geleceğe yönelik bir yaklaşım sergiler. </p>
<p>İnsan kaynakları yönetimi, stratejik planlama, ekonomik ve pazar planlama, yatırım ve teçhizat planlama vb. faaliyetlerle uğraşır. Personel yönetimi bu gibi faaliyetlerle uğraşmaz. İnsan kaynakları yönetimi, işe alma, ücretlendirme, eğitim, organizasyonel planlama ve kariyer yönetimi gibi alt fonksiyonları ayrı ayrı düşünmez. Tüm bu fonksiyonları bir bütün içerisinde dinamik bir sistem olarak kabul eder.</p>
<p>İnsan kaynakları yönetimi kavramı, personel teknik ve uygulamalarının yanında, çalışanların işletme ile ilişkilerini ve bunun işletmenin stratejik yönetimindeki rolünü belirleyen ve bu konunun öneminin üst yönetim seviyesinde benimsenmesinde ön planda bir yaklaşım sergiler. İnsan kaynakları yönetimi, işletmelerde çalışanların yönetimi ile ilgili olan işçi-işveren ilişkileri ve personel yönetimi dallarını <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tek-bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tek Bir">tek bir</a> çerçeve altına alarak, tüm düzeylerdeki çalışmaları hedef alan bir insan kaynakları stratejisine dönüştürmeyi amaçlar.</p>
<p>İnsan kaynakları yönetiminin herhangi bir işletmede yer edinebilmesi için tepe yöneticiler tarafından benimsenen genel bir felsefe; yahut stratejik görüş olarak işletmeye empoze edilmesi gerekir. </p>
<p>İnsan kaynakları yönetimi, yalnızca “line” yönetiminin bildirdiği problemlerin çözümüne yardımcı olmak değil, aynı zamanda problemlerin önceden tespiti, önceliklerin belirlenmesi ve politikaların oluşturulmasında da aktif rol oynar. Böylelikle üvey evlat rolünden işletme için önemli bir güç olma konumuna geçecektir.</p>
<p>Geçmişte personel bölümü, hiç kimsenin istemediği zor ya da zevksiz işleri ele alan bir departman görünümünde idi. Bu zor ve zevksiz işlere örnek olarak, çalışanların emeklilik ile ilgili çalışmalarını yürütmek, sendikal işleri takip etmek, işten çıkarmalarla ilgilenmek verilebilir.</p>
<p>Personel yönetimi daha ziyade üst yönetim ile çalışanlar arasında arabuluculuk rolünü üstlenirken, insan kaynakları yönetimi ise, üst yönetimi ile çalışanların ilişkilerini düzenleme rolünü üstlenmiştir.</p>
<p>İnsan kaynakları yönetimi anlayışında, çalışanların yatırım yapılan ve getirisinin hesaplanması gereken bir sermaye olarak düşünüldüğü görülmektedir. Bununla birlikte işin bir de davranışsal yönü insan kaynakları yönetimi anlayışına girerek insanın değerinin bilinmesine yönelik faaliyetler ve uygulamalar katmaktadır. Personel yönetimi, insana gereken önemin verilmediği, rutin özlük ve idari işlerin yürütüldüğü soğuk bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>İnsan kaynakları yönetimi, sorumluluğundaki işlemlerini yerine getirirken dış çevreyi de gözönünde bulundurur. Açık sistem görüşünü temel alır. Problemleri çözerken yalnızca işletmeye bağımlı kalmaz. Personel yönetimi, problemleri işletme bünyesi içinde dar kapsamda çözmeye uğraşır.</p>
<p>İnsan kaynakları yönetimi ile ilgili açıklamalara özet olarak: dünyada rekabetin varlığını sürdürmesi teknolojilerin hızlı bir şekilde değişmesi, üreticiden daha fazla tüketicilerin ön plana çıkması, esnek üretim sisteminin yaygınlaşması, yeni yeni iş alanlarını ortaya çıkması, yeni iş alanlarının ve yeni tekniklerin gerektirdiği nitelikte ve yetenekteki elemanların bulunmasındaki zorluk, insanların eğitim ve kültür seviyelerinin artması, yetişmiş insan gücüne olan ihtiyacın artması, insan kaynakları yönetiminin önemini de artırmıştır. Artık günümüzde personel yönetimi ile ilgili fonksiyonlar sadece bordroları hazırlamak, devam kontrolünü sağlamak ve kayıtları yapmak gibi rutin işler değildir.</p>
<p>İnsan kaynakları bölümünün görevleri arasında, işgören tatmini ile ilgili çalışmaların yapılması, yetiştirilip geliştirilmesi, yönetime katılmaların sağlanması, kariyer planlamasının, stratejik insan kaynakları planlamasının yapılması, işletmede şirket kültürünün oluşturulması ve şirket bağlılığının sağlanmasına katkıda bulunması, örgüt geliştirme konusunda tepe yönetime yardımcı olunması gibi görevler de vardır. İşletmelerimizin bu konuya gereken önemi vermeleri her açıdan kendi avantajlarına olacaktır.</p>
<p>Ücret-Maaş Yönetimi</p>
<p>İşgörenlerin ücretlerinin belirlenmesinde iki çok önemli kriter rol oynamaktadır. Kıdem ve Performans. Kıdem, yani çalışma süresinin dikkate alınarak ücretlemenin yapılması, genellikle kamu kuruluşlarında rastlanılan bir uygulamadır. Performans değerleme çalışmalarının, amaçlarından biri olan ücret maaş yönetimi sisteminde kullanılması ise, genellikle özel sektörün uygulamaları arasında hayat bulan bir tercihtir. Ücret-maaş yönetimi amaçlı yapılan performans değerleme çalışmaları, işletmeler için çok kritik sayılabilecek çalışmalardandır. İşletmelerde yöneticiler, işgörenlerin geçmişteki ve şu andaki çalışmalarına ve verimliliğe katkılarına göre personel hakkında geleceğe yönelik kararlar almaktadırlar. Bu kararlar, personelin gelecekteki maaşı, terfi durumu, eğitim almasının sağlanması vs. anlamına gelmektedir. İşte, işgörenlerin işletmedeki çalışmalarının ve performanslarının büyük ölçüde karşılığı olan ücretleri, yapılan performans değerleme çalışmalarına bağlı olmaktadır. </p>
<p>Sistemin bu amacı, oldukça önemli bir paradoksu içermektedir. Performans değerleme sisteminin kişileri motive edici olabilmesi için performans ile ödül sistemleri arasında sıkı bir bağ kurulması ve kişinin de bu bağı açıkça görebilmesi önerilmektedir. Bu bağı kurabilmenin en iyi yolu da ücret, maaş, prim vs. parasal ödüllerin belirlenmesinde diğer bazı kriterlerin yanısıra, işgörenin performans değerleme sonuçlarını da bir veri olarak kullanmaktadır. </p>
<p>Performans değerleme çalışmalarının sonuçları, parasal ödülleri belirleme amacı ile kullanılmaya başladığı andan itibaren, işgörenlerin gözünde, yapılan değerleme çalışmalarının diğer amaçları değerlerini yitirmekte ve işin para yönü ön plana çıkmaktadır. Bu durum da hem değerlemeyi yapan, hem de değerlemesi yapılan insanlar için değerleme hatalarına sapılmasına yol açmaktadır.</p>
<p>İnsan Kaynakları Yönetimi Sistemine İlişkin Genel Açıklamalar</p>
<p>Öncelikle, şirket bünyesinde gerek insan kaynakları ve gerekse de diğer fonksiyonlara ilişkin yönetim sistemlerinin ihtiyaçlarının tesbiti, tanımlanması ve bu ihtiyaçları karşılamaya yönelik projelendirme ve yürütme çalışmalarının, 	uygulanacak bir toplam kalite yönetimi master planı ve icrası çerçevesine alınmasının daha uygun olacağı ve daha etkin sonuçlar verebileceği düşünülmelidir.<br />
İnsan kaynakları yönetimine ilişkin bu projeler uygulandığında, fonksiyonları ile ilgili olarak insan kaynakları konusundaki gündelik çalışmaları birer sisteme 	bağlayabilme özellikleri, kendi alanlarında daha ileri çalışmalar için güvenilir veri temelleri oluşturmaları, bu sayede Toplam Kalite Yönetimi uygulamaları için de kolaylaştırıcı bir zemin sağlamaları ve kurumun insan kaynakları yönetim sistemleri konusundaki güncel ihtiyaçları doğrultusunda çalışmalar yürütülmelidir.</p>
<p>KAYNAKLAR</p>
<p>	A.Doğan Canman, Çağdaş Personel Yönetimi, Türkiye ve Ortadoğu Amme idaresi Enstitüsü Yayınları, Ankara-1995</p>
<p>	Ahmet Selamoğlu, Küreselleşme Sürecinde İnsan Kaynağı, Tühis, İstanbul-1998</p>
<p>	Ahmet Selamoğlu, İnsan Kaynakları Yönetiminin Gelişimi (S.571-589); Metin Kutal’a Armağan, Ankara-1998</p>
<p>	Ali Rıza Büyükuslu, Globalizasyon Boyutunda İnsan Kaynakları Yönetimi Der Yayınları, İstanbul-1998</p>
<p>	A.Selçuk Yalçın, Personel Yönetimi, 6. Baskı; Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., Temmuz 1999 İstanbul</p>
<p>	Atilla Baransel, Çağdaş Yönetim Düşüncesinin Evrimi, Birinci Cilt, İ.Ü.İşl. Fak. Yayını, İstanbul-1979</p>
<p>	Cemal Mıhcıoğlu, Personel idaresinde Beşeri Münasebetler, Amme İdaresi, Ankara-1958</p>
<p>	Dursun  Bingöl, İnsan Kaynakları Yönetimi, 4. Baskı Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., İstanbul-1998</p>
<p>	Erol Eren, Yönetim Psikoloji, İ.Ü.İşl. Fak. İkt. Enst. Yayın No:105, İstanbul-1989</p>
<p>	Frederick Winslow Taylor, The Principles of Scentific Management, New York-1947</p>
<p>	Gülten Kutal, Ali Rıza Büyükuslu, Der Yayınları, İstanbul-1996</p>
<p>	Haldun Ersen, Toplam Kalite ve İnsan Kaynakları Yönetimi İlişkisi Verimli ve Etkin Olmanın Yolu, Sim Matbaacılık, İstanbul-1997</p>
<p>	Halil Can, Organizasyon ve Yönetim, Siyasal Kitabevi, İstanbul-1999</p>
<p>	İsmail Efil, İşletmelerde Yönetim ve Organizasyon, U.Üniv. Güçlendirme Vakfı, Yayın No:8, Bursa-1996</p>
<p>	İsmet Mucuk, Modern işletmecilik, Türkmen Kitabevi, İstanbul-1999</p>
<p>	Max Weber, Social and Economic Organization, A.M. Henderson and Tllott Parsons; Oxfort University-1947</p>
<p>	Muhsin Hesapçıoğlu, insan Kaynakları Yönetimi ve Ekonomisi Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., İstanbul –1994</p>
<p>	Öznur Yüksel, İnsan Kaynakları Yönetimi, Baskı İlksan Matbaa, Ankara-1998</p>
<p>	Recep Seymen, Personel Yönetiminden insan Kaynakları Yönetimine ( S.589-595); Metin Kutal’a Armağan, Ankara-1998</p>
<p>	Robert H. Rosen, insan Yönetimi, Mess Yayınları, Çeviren Gündüz Bulut, İstanbul-1998</p>
<p>	Toker Dereli, Örgütsel Davranış, Menteş Kitabevi, İstanbul-1986</p>
<p>	Tuğral Kaynak, insan Kaynakları Planlaması, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul-1996</p>
<p>	Tuğray Kaynak, Organizasyonle Davranış ve Yönlendirilmesi alfa Basım Yayım Dağıtım, 2. Baskı, İstanbul-1995</p>
<p>	Zeyyat Sabuncuoğlu, Personel Yönetimi Politika ve Yönetsel Teknikler, Baskı Furkan Ofset, Bursa-1997</p>

<p class="sayac_bilgi">509 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/insan-kaynaklarinin-dogusu-ve-gelisimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Black Holes</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/black-holes.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/black-holes.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Aug 2010 20:27:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Big Bang]]></category>
		<category><![CDATA[Black Hole]]></category>
		<category><![CDATA[Black Holes]]></category>
		<category><![CDATA[Blackholes]]></category>
		<category><![CDATA[Collapses]]></category>
		<category><![CDATA[Contractions]]></category>
		<category><![CDATA[Energy Particle]]></category>
		<category><![CDATA[Energy Particles]]></category>
		<category><![CDATA[Energy Waves]]></category>
		<category><![CDATA[Evidences]]></category>
		<category><![CDATA[Galaxies]]></category>
		<category><![CDATA[Gases]]></category>
		<category><![CDATA[Isaac Newton]]></category>
		<category><![CDATA[Kmph]]></category>
		<category><![CDATA[Massive Holes]]></category>
		<category><![CDATA[Nucleus]]></category>
		<category><![CDATA[Physicists]]></category>
		<category><![CDATA[Quantum Particles]]></category>
		<category><![CDATA[Stars And Planets]]></category>
		<category><![CDATA[Thermonuclear Reactions]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>holes</category>
	<category>black</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=14657</guid>
		<description><![CDATA[Since Isaac Newton, we admit that every matter has a pull force because of its mass. This force is called gravity. Earth pulls us with a huge force. In order to escape from Earth’s gravity we need to accelerate to a velocity of 40000 kmph. There are some strange masses in the universe from which [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Since Isaac Newton, we admit that every matter has a pull force because of its mass. This force is called gravity. Earth pulls us with a huge force. In order to escape from Earth’s gravity we need to accelerate to a velocity of 40000 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kmph/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kmph">kmph</a>.<br />
There are some strange masses in the universe from which light cannot escape. These existences are being called “<a href="http://www.genelbilge.com/tag/black-holes/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Black Holes">black holes</a>” since 1968. The reason of interestingness of the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/black-holes/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Black Holes">black holes</a> is the dreams and theories about them. They are the singularities out of physics. So <a href="http://www.genelbilge.com/tag/physicists/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Physicists">physicists</a> hope to solve the universe’s mystery by investigating these <a href="http://www.genelbilge.com/tag/massive-holes/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Massive Holes">massive holes</a>.<br />
How do they form?<br />
Most of the black holes have formed just after the Big Bang. Conditions of billion C(temperature), infitive mass and very small volume were ideal for black holes. These black holes collected <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gases/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gases">gases</a> around themselves and formes <a href="http://www.genelbilge.com/tag/galaxies/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Galaxies">galaxies</a> after 14 billion years from their birth. Some of the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/blackholes/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Blackholes">blackholes</a> have formed from old stars which have ran out of fuel. All the stars shine by <a href="http://www.genelbilge.com/tag/thermonuclear-reactions/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Thermonuclear Reactions">thermonuclear reactions</a> in their <a href="http://www.genelbilge.com/tag/nucleus/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nucleus">nucleus</a>. If these reactions stop, than huge gravities cause <a href="http://www.genelbilge.com/tag/contractions/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Contractions">contractions</a> and <a href="http://www.genelbilge.com/tag/collapses/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Collapses">collapses</a>.<br />
How can we see them?<br />
Any matter, photon or energy can not escape from black holes, so how can we see them? Black holes do not radiate light but they cause radiation of light from the particles around them. The quantum particles of gravity and <a href="http://www.genelbilge.com/tag/energy-waves/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Energy Waves">energy waves</a> create energy  particles around the black holes. These energy particles multiplate to opposite particles telepathically. İf <span id="more-14657"></span>one of these opposite <a href="http://www.genelbilge.com/tag/energy-particle/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Energy Particle">energy particle</a> falls into the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/black-hole/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Black Hole">black hole</a>, the other one moves into the universe. This is the only way we can see them.(by this radiation black holes get smaller and they disappear by the time)</p>
<p>There are some other <a href="http://www.genelbilge.com/tag/evidences/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Evidences">evidences</a> of black holes, too.For example:  Black holes are very massive but they behave like other <a href="http://www.genelbilge.com/tag/stars-and-planets/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Stars And Planets">stars and planets</a> out of their singularities. By their gravitional force they still attract other planets and may turn around their own partner planet.</p>
<p>And specially the black holes in the centre of the galaxies attract huge amounts of gases. These gases radiate X rays with high energy.</p>
<p>*** Note: These methods are still theories. No black hole has been observed clearly because black holes are very similar to the neutron stars.</p>
<p>Science fiction and theories</p>
<p>Reverse of Einstein’s equations of relativity, shows white holes which spew out everything into different periods of time. White hole theories depend on rotating black holes. The singularities of rotating black holes become eliptical because of movement. If something enters this eliptical singularity it travels through warm holes and comes out of white holes.</p>
<p>Energy of black holes</p>
<p>These bottomless wells accelerate everything towards singularity and create incredible amounts of energy. This energy is both kinetic and matter energy (E= mc²). An object moving towards singularity converts 42 % of its mass to energy.</p>
<p>Big stars convert 0,7 % , and uranium fission 0,1 % of mass. This energy is the reason of X ray and energy particle radiation.</p>
<p>      In conclusion, black holes are not monsters, they behave just like other stars out of their singularities. They are only interesting for their infinitive masses in a couple of kilometers. </p>
<p>       (The theoretical black hole in the centre of NGC galaxy)</p>

<p class="sayac_bilgi">16 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/black-holes.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktisada Giriş</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/iktisada-giris.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/iktisada-giris.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Jun 2010 17:29:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Adam Smith]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[David Ricardo]]></category>
		<category><![CDATA[Etme]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Baptiste]]></category>
		<category><![CDATA[John Maynard Keynes]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Konan]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/iktisada-giris.html/</guid>
		<description><![CDATA[1-) İktisat:Bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak için kıt kaynakları kullanarak maximum fayda sağlamaktır. Nasıl ki günümüz şirketlerinde üretilen mal veya hizmetlerin az giderlerle çok kar elde etme isteği esas amaçtır.Bunu idame için ayrı bireyler görevlendirilip,ayrı birimler kurulur.Hatta yönetim şekli dahi belirlenebilir.Eğer insanların günlük hayatlarına indirgersek,her fert minimum giderle maximum şekide yaşamak ister.Bütün insanların ihtiyaç ve arzularının sonsuz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1-)        İktisat:Bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak için kıt kaynakları kullanarak maximum fayda sağlamaktır.<br />
             Nasıl ki günümüz şirketlerinde üretilen mal veya hizmetlerin az giderlerle çok <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kar">kar</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/elde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Elde">elde</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/etme/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Etme">etme</a> isteği esas amaçtır.Bunu idame için ayrı  bireyler görevlendirilip,ayrı birimler kurulur.Hatta yönetim şekli dahi belirlenebilir.Eğer insanların günlük hayatlarına indirgersek,her fert minimum giderle maximum şekide yaşamak ister.Bütün insanların ihtiyaç ve arzularının sonsuz olduğunu gözönünde bulundurursak;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> ihtyiyaçların karşılanma mitarının da sonsuz  olması gereklidir.Oysa ki dünyamızda ki üretim faktörleri (doğa,emek,sermaye,girişimci) sınırlıdır.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> istek ve arzuların  karşılanması da sınırlı miktarda <span id="more-13577"></span>olacaktır.Dolayısyla kıt kaynakların en iyi şekilde fayda vermesi için de ayrı bireyler görevlendirip,ayrı birimlerin oluşturulması gerekmektedir.Bu birimlerin yaptığı araştıma ve geliştirmeler sonucu kıt kaynaklardan en iyi faydayı sağlayan yönetim şekillerini ortaya İktisat Bilimini ortaya çıkarmıştır.Bu bilimin öncülerinden;  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> 1786 da Adam Smith  ve daha sonra David   Ricardo,Jean Baptiste Say &#8216;ı sayabiliriz.Bu iktisatçılarımız Klasik İktisadın kurucularıdır.Daha sonra 1929 da Klasik iktisat çökmüş ve yerine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/john-maynard-keynes/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with John Maynard Keynes">John Maynard Keynes</a>&#8217;in iktisadi görüşü benimsenmiştir. </p>
<p> 2-)      Bunlardan ilk olarak KLASİK İKTİSADİ GÖRÜŞ hakkında bilgi verelim;</p>
<p>             Yukarıda da ifade edildiği gibi temelini Adam Smith atmıştır.Ekonominin sosyolojik <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> yapı olduğunu ve &#8221;Herşey ekonomide dengededir ,hiçbir müdahele yapılmamalıdır&#8221;der ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> görünmez el tarafından ekonominin idare edildiğini savunur. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bunun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bunun">Bunun</a> ardından Ricardo, Mill ,Malthus  ve Say isimli iktisatçılar Klasik Ekolü ortaya çıkarmışlardır.Ortaya <a href="http://www.genelbilge.com/tag/konan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Konan">konan</a> sistemin temel çizgileri;</p>
<p>           &#8211; &#8221;Ekonomiye hiçbir müdahele yapılmamalıdır,bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler.&#8221;<br />
           &#8211; &#8221;Ekonomiye <a href="http://www.genelbilge.com/tag/devlet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Devlet">devlet</a> müdahele etmemelidir.&#8221;<br />
           &#8211; &#8221;En önemli faaliyet arzdır.Her arz kendi talebini oluşturur.&#8221;<br />
           &#8211; &#8221;Ekonomide dengeyi sağlama aracı faizlerdir.&#8221;<br />
           &#8211; &#8221;Ekonomide arzın miktarı, fiyat mekanizmasına göre belirlenir.&#8221;</p>
<p>                      İkinci olarak KEYNESYEN İKTİSADİ GÖRÜŞ;</p>
<p>         John Maynard KEYNES&#8217;in iktisadi kuramıdır.Wicksell , Bernécer , Kahn&#8217;ın çalışmalarından etkilenmiştir.Ona göre Klasik iktisadi ekol talebe yeterince önem vermemiş.Geçici durumlar dışında ekomominin tam istihdahdam da çalıştığını varsaymışlardır.İktisatçımız  klasiklerin tersine arza değil &#8221;talebe&#8221; dikkatleri çekmiştir.Ortaya koyduğu sisteme göre;</p>
<p>           &#8211; &#8221;Devlet özel girişimciye zarar vermeden ekonomiye etkili bir müdahele yapmalıdır.&#8221;<br />
           &#8211; &#8221;Ekonomide her talep kendi arzını yaratır.&#8221;<br />
           &#8211; &#8221;Ekonomide dengeyi devlet <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kamu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kamu">Kamu</a> Hizmetlerini attırıp vergileri azaltarak ayarlar.&#8221;</p>
<p>  3-)       KAPİTALİS SİSTEM;<br />
          Kapitalizim de temel olarak Adam Smith&#8217;in ekolünü benimsemiş ve serbest ekonominin temelleri atılmıştır.Bu sisteme göre üretim faktörlerinden sermaye ve toprağın  (doğa ) özel mülkiyette olduğunu belitmiştir.Ekonomide teşviklerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/piyasa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Piyasa">piyasa</a> fiyatlarına dayandığı bir sistemdir.Kapitalizmin işleyişi karmaşıktır, bununla birlikte sistemin dört temel unsuru vardır;<br />
            a-)  Serbest girişimcilik ve serbest seçim<br />
            b-) Özel mülkiyet<br />
            c-)  Rekabet<br />
            d-) Piyasa ekonomisine güven ve bireycilik<br />
bu unsurları birkaç cümleyle açıklamak gerekirse;  </p>
<p>         a-) Serbest Girişimcilik ve Serbest Seçim;<br />
    Ekonomik birimlerin temelini oluşturan hanehalkı hem üretici hem de tüketici pozisyonundadır.Her fert istediği ve sevdiği işi yapmakta serbesttir.Böylelikle daha verimli çalışarak üretim kapasitesini arttıracaktır.Girişimcilerde istediği alanda yatırım yapma ve  sermayelerini diledikleri gibi kullanma hürriyetine sahiptirler.<br />
         b-)Özel Mülkiyet ;<br />
     Kişinin üretim araçlarına sahip olma arzu ve isteği iş motivasyonunu arttıracaktır.Kendi yararına en yüksek karı elde etmek için de çalışma seviyesini maximumda tutacaktır.Temelinde kazanma hırsı vardır.Bundan dolayı Kapitalis sistemde bireyler üretim araçlarına sahip olabilirler.Sahip olunan mallar geride kalan aile fertlerine bırakılabilir.<br />
         c-) Rekabet ;<br />
     Her kişi, kuruluş veya özel firma piyasada tutunmak için ve kar elde etmek için çalışır.Bu sistemde her mal,hizmet ve sermayenin belirli bir ücret karşılığı vardır.Piyasada aynı amaç için uğraşan firma ve kuruluşlar bu sermayeyle mallara sahip olabilmek için birbiriyle yarışırlar.Eğer tüketicinin talebine karşılık veremez , ihtiyaçlarını karşılayamakta yetersiz kalırsa karı düşer ve piyasayı başka firmalara kaptırır.Bu sistemde devlet , rekabet piyasasına belirli kurallar koyar.Fakat bu piyasaya karışmaz.<br />
        d-) Piyasa Ekonemisine Güven ve Bireycilik ;<br />
    Fertler , kuruluş ve firmalar kendi çıkarları doğrultusunda  davranmakta serbesttir.Ürettikleri mal ve hizmetlerle üretim kaynaklarını serbest piyasada alıp satarak arz ve talep dengesini oluştururlar.<br />
     Ayrıca Kapitalis sistemde üretim faktörlerine hanahalkı sahiptir.Bunları kullanmada ve yaptığı işlerden elde ettiği kazancını kendi yaptığı tercihler ve seçimlere göre kullanabilir.Mal<br />
ve hizmet miktarını firmalar hanehalkına arz edilecek miktarı seçmekte.Hanehalkıda firmalardan<br />
talep edilecek mal ve hizmet miktarını seçmekte serbesttir.Fiyatların belirlenmesi hanehalkı<br />
ve firmalar arasında mal-hizmet piyasası ve faktör piyasasındaki arz ve talebe göre ayarlanır.  </p>
<p>                 SOSYALİST SİSTEM<br />
       Sosyalizmin temelinde Marxçılık ve Lenincilik vardır.Komünizmin ilk başladığı dönemde gelişmiştir.Bu sistemde girişimciler ve halk Kapitalisler kadar hür ve serbest değildir.Esas amacı burjuvanizme karşı çıkmak , sınıf aryrımına ve sömürücülüğe bir son vermektir.Görünüşte ilk göze çarpan eşitlik ve adalettir.Sistemin başında PLANCI adı verilen devlet yöneticileri vardır.Onların istek ve tercihlerine öncelik verilir.Dolayısıyla adalet ve eşitlik gerçekleşmez.(Ben kapitalizmle karşılaştımak amacıyla birkaç madde halinde sıraladım.)<br />
       a-) Plancılar ve onların tercihlerine öncelik.<br />
       b-) Kamu mülkiyeti<br />
       c-) Piyasada Devlet otoritesi<br />
       d-) Devletçilik*</p>
<p>         a-) Plancılar ve Onların Tercihlerine Öncelik ;<br />
     Devlet başında bulunup halkı yöneten kişilere plancı adı verilir.Bu kişilerin halk için tercih ettiklerine öncelik verilir.Merkezi Plan adında bir ekonomik sistem kitabı belirlenir.Bu kitapta<br />
neyin,nerede,nasıl,ne kadar üretileceği,kimlerin alacağı kararlaştırılıp devlet tarafından uygulamaya konur.Üretim yapacak firmaların faaliyetini ve üretim faktörlerini kontrol altında tutar.<br />
       b-) Kamu Mülkiyeti ;<br />
    Sosyalist sitemde sermaye ve doğal kaynaklar devlete aittir.Hanehalkı hiçbir mülkiyete sahip<br />
değildir.Sadece emeği vardır.Devlet halkını  kendi  iktisadi teşekküllerinde istihdam eder.Mal varlığını da  emegine göre paylaştırır.&#8221;kim çalışmazsa yemek yemez&#8221;tezini savunur.<br />
       c-)Piyasada Devlet Otoritesi ;<br />
   Kapitalis sistemdeki serbest piyasanın aksine ekonomiye devlet otoritesi hakimdir.Bundan dolayı firmalar arası yarış yani rekabet piyasası yoktur.Onun yerine mal ve hizmet üretimi Kamu İktisadi Teşekküllerinde yapılır.Halk kendi tercihlerini yaparak , mal ve hizmet satın alma özgürlüğüne sahip olsalarda devletin ürettikleriyle sınırlıdırlar.<br />
       d-)Devletçilik ;<br />
   Her ferdin kendi ihtiyaçlarını karşılamak amacının üstünde, cemiyetin (millet ve emekçilerin) iyiliğine, ihtiyaçlarının karşılanmasına çalışmasıdır.Kollektif ruh anlayışı içinde &#8221;Birimiz hepimiz,hepimiz birimiz için şuuruyla hareket ederler.<br />
     Fiyatların belirlenmesi ; plancılar tarafından belirlenen <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sosyal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sosyal">sosyal</a> hedeflere ulaşmak için ayarlanır.En fakir kişinin bile rahatça beslenebileceği şekilde düşük tutulur.Böyle bir ortamda teşvik unsuru yasa ve düzenlemelere dayanır. </p>
<p>      KARMA EKONOMİK SİSTEM ;<br />
  Kapitalizm ve sosyalizmin kimi yönlerini alarak işleyen sistemlerdir.Genelde özel mülkiyetle kamu mülkiyetini , teşvik unsuru olarakta fiyatlar ve yasa-düzenlemeleri birleştirir.Arz ve talep yasalarını gözardı etmeden sisteme müdahele ederler.</p>

<p class="sayac_bilgi">53 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/iktisada-giris.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Değer teorisi nedir?</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/deger-teorisi-nedir-2.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/deger-teorisi-nedir-2.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 16:19:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Adam Smith]]></category>
		<category><![CDATA[Adam Smith David Ricardo]]></category>
		<category><![CDATA[Birikim]]></category>
		<category><![CDATA[Carl Menger]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Gelir]]></category>
		<category><![CDATA[Halde]]></category>
		<category><![CDATA[John Stuart Mill]]></category>
		<category><![CDATA[William Stanley Jevons]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>neoklasik</category>
	<category>girdisinden</category>
	<category>iktisattaki</category>
	<category>iktisatta</category>
	<category>emek</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/deger-teorisi-nedir-2.html/</guid>
		<description><![CDATA[Önemli iktisadi düşünce okullarının hepsinde bir değer teorisi vardır.Değer teorisinin bir yanda Marxist öbür yanda Neoklasik ve Klasik iktisatta oynadığı roldeki ayrılıklar şu şekildedir. Klasik iktisattan anladığımız Adam Smith, David Ricardo ve John Stuart Mill geleneğidir. Neoklasik iktisat günümüzde egemen olan ve 1870’lerde William Stanley Jevons, Carl Menger ve Leon Walras’ ın öncülük ettikleri gelenektir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Önemli iktisadi düşünce okullarının hepsinde bir değer teorisi vardır.Değer teorisinin bir yanda Marxist öbür yanda Neoklasik ve Klasik iktisatta oynadığı roldeki ayrılıklar şu şekildedir. Klasik iktisattan anladığımız <a href="http://www.genelbilge.com/tag/adam-smith/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Adam Smith">Adam Smith</a>, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/david-ricardo/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with David Ricardo">David Ricardo</a> ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/john-stuart-mill/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with John Stuart Mill">John Stuart Mill</a> geleneğidir. Neoklasik iktisat günümüzde egemen olan ve 1870’lerde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/william-stanley-jevons/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with William Stanley Jevons">William Stanley Jevons</a>, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/carl-menger/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Carl Menger">Carl Menger</a> ve Leon Walras’ ın öncülük ettikleri gelenektir. Klasik iktisatta değer teorisinin birinci görevi sadece kıymetli madenleri değerli sayan Merkantilist yanıltmacaya karşı çıkmak oldu.Ancak kullanım değeri olan bütün malların mübadele değerine de sahip olduğu söylenemezdi.Harcanan emek nispi değerlerin en iyi belirleyeni olarak görülmekteydi.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/servet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Servet">Servet</a> değerli mallardan ve başka mallarla birlikte elde bulunan emek tarafından yapılabilen mallardan meydana gelmekteydi. O halde servetin birikim haddi , <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelir">gelir</a> sahiplerinin servetlerini <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> çok mal üretmeye mi yoksa başka ve dolayısıyla üretken olmayan kullanımlara mı harcadıklarına bağlı <span id="more-13490"></span>bulunmaktaydı. Klasik emek değer teorisinde bütün malların fiyatlarının şimdiki emek girdisinden ve üretim gereçleri içinde cisimlenmiş emek girdisinden türetilmesine çalışılır. Önemli bir sorun değer ölçüsünün üretim yapısına ve gelir bölüşümüne göre değişmez olmayışıdır. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ekonomi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ekonomi">Ekonomi</a> büyüdükçe teknolojideki üretilen malların miktarları ile çeşitliliğindeki ve tüketim kalıbındaki değişmeler ister gelir artışını ister zevklerdeki değişmelere bağlı olsunlar bir birim emeğin değerini değiştirirler. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> sorundan kaçınmak için ücretlerin kesinlikle en az geçim düzeyinde belirlendiğini ve teknolojinin değişmediğini varsaymak gerekir. Eğer büyüme ve teknik gözönünde tutulacaksa bunların emek değerini değiştirmeden gerçekleştiği belirtilmelidir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> aşamada teori işlemsel bakımdan gerçekçilikten uzak ve totolojiktir. Matematiksel iktisattaki son gelişmeler ve yapılan çalışmalar Klasik emek-değer teorisine ilişkin birçok konuyu açıklığa kavuşturmuştur.<br />
     Neoklasik iktisat teorisinde değer teorisi nispi fiyatlar teorisi sağlamaktadır. Genel dengenin varlığının temel sorunu bütün malların nispi fiyatlarıyla üretilen ve mübadele edilen miktarların eşanlı olarak belirlenmesidir.<br />
     Değer teorisinin Klasik ve Neoklasik iktisattaki rolü gözlemlenen fiyatlar ve miktarların yapısını açıklamaktır.Yaklaşımlardaki ayrılıklar birinin statik kaynak dağılımı sorununu öbürünün büyüme teorisi ile ilgili bir yönelimi vurgulamakta olmasıdır. Ama ikiside kendilerini sırf iktisadi ilişkilerin incelenmesi ile sınırlamaktadır. Emek dahil üretilen ve tüketilen malların miktarları, bunlara biçilen fiyatlar, birikim ve teknik değişme haddi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> gözlemlenmiş iktisadi olguların açıklanmasını amaçlamaktadırlar.  </p>

<p class="sayac_bilgi">33 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/deger-teorisi-nedir-2.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Manipülasyon ve Manipülasyona Karşı Düzenlemeler</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/manipulasyon-ve-manipulasyona-karsi-duzenlemeler.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/manipulasyon-ve-manipulasyona-karsi-duzenlemeler.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2010 18:08:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Mevzuat]]></category>
		<category><![CDATA[Piyasa]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=13051</guid>
		<description><![CDATA[Manipülasyon en yaygın finansal suçlardan biri olmasına ve tarihi Lale Çılgınlığı (Tulipmania) vakasına dek uzanmasına karşın, ülkelerin mevzuatları incelendiğinde bu kavramla ilgili kesin bir tanımın yapılmadığı, bunun yerine çoğu kez “yapay fiyat”, “serbest arz ve talep güçlerine müdahale” gibi kendileri de tanımlanmaya ihtiyaç duyan ifadelerden yararlanılarak bir takım işlemlerin manipülatif olarak nitelendirildiği ve mevzuattaki bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Manipülasyon en yaygın finansal suçlardan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/biri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Biri">biri</a> olmasına ve tarihi Lale Çılgınlığı (Tulipmania) vakasına dek uzanmasına karşın, ülkelerin mevzuatları incelendiğinde bu kavramla ilgili kesin bir tanımın yapılmadığı, bunun yerine çoğu kez “yapay fiyat”, “serbest arz ve talep güçlerine müdahale” gibi kendileri de tanımlanmaya ihtiyaç duyan ifadelerden yararlanılarak bir takım işlemlerin manipülatif olarak nitelendirildiği ve mevzuattaki bu eksikliğin mahkeme içtihatları ve uzmanların yorumlarıyla aşılmaya çalışıldığı görülmektedir. Suçun tanımlanmasındaki bu belirsizliğin yanısıra, normal piyasa aktivitesinden ayırt edilebilmesinin zorluğu, ispatlanmasında direkt kanıtlardan ziyade dolaylı kanıtlardan yola çıkılarak işlem yapan kişinin niyetine dair çıkarsamalar yapılmasının gerekmesi, sermaye piyasasında internetin kullanımının ve bunun paralelinde internet aracılığıyla işlenen manipülasyon suçlarının artması, internette bilginin çok hızlı değişmesi ve bu durumun kanıtların edinilmesini ve muhafazasını zorlaştırması, buna mukabil kişilerin kimliklerini gizleyebilmesini kolaylaştırması hususları ile birleştiğinde manipülasyon sadece tanımlanması değil, aynı zamanda kanıtlanması da güç bir suç durumuna gelmektedir.Bu çalışmada, bir taraftan manipülasyon suçuyla ilgili farklı tanımlardan yola çıkılarak ortak bir tanıma ulaşılmaya çalışılmakta, diğer taraftan gittikçe globalleşen ve birbiriyle ilişkili hale gelen sermaye piyasalarında yeni teknolojiden beslenerek gelişen manipülasyon yöntemleri, manipülasyonun <span id="more-13051"></span>önlenmesinde, araştırılmasında ve kanıtlanmasında yararlanılan mevzuat ve düzenlemeler örnek olaylardan da yararlanılarak incelenmekte ve bu safhalar boyunca bu düzenlemelerin ne derece etkin olduğuna ve bu etkinliğin ne şekilde arttırılabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapılmaktadır.</p>
<p>Manipülasyonun Tanımı<br />
Sözlükte sıklıkla “dolandırıcılık veya dürüstçe olmayan yöntemlerle <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> da suistimal yoluyla yapay bir şekilde yönetmek <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> da <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kontrol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kontrol">kontrol</a> etmek”; “bir şahsın kendi amaçları veya kazancı için hesapları vs. yanıltıcı bir şekilde, kötü niyetle değiştirmesi” anlamlarında kullanılan manipülasyon bir finansal terim olarak; “muvazaalı işlemler <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> da anlaşmalı emirler gibi yöntemlerle menkul kıymet fiyatlarının düşmesine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> da artmasına neden olmak” şeklinde ifade edilmektedir.</p>
<p>Sözlükte bu şekillerde yer almakla birlikte, gerek Türk Sermaye Piyasası Mevzuatında, gerekse yabancı ülke mevzuatlarında manipülasyona ilişkin kesin bir tanım yapılmadığı, buna mukabil kavramın nelere işaret ettiğine ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hangi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hangi">hangi</a> fiilleri kapsadığına dair birtakım tariflerin verildiği görülmektedir.<br />
1981 yılında yürürlüğe giren 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 47/A maddesinin;<br />
2. Bendinde, “Yapay olarak, sermaye piyasası araçlarının, arz ve talebini etkilemek, aktif bir piyasanın varlığı izlenimini uyandırmak, fiyatlarını aynı seviyede tutmak, arttırmak veya azaltmak amacıyla alım ve satımını yapan gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler,<br />
3. Bendinde, “Sermaye piyasası araçlarının değ erini etkileyebilecek, yalan, yanlış, yanıltıcı, mesnetsiz <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bilgi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bilgi">bilgi</a> veren; haber yayan; yorum yapan ya da açıklamakla yükümlü oldukları bilgileri açıklamayan gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler,<br />
4. Bendinde, “4. maddenin birinci ve üçüncü fıkralarına aykırı hareket edenlerle, sermaye piyasasında izinsiz olarak faaliyette bulunan veya yetki belgeleri iptal olunduğu veya faaliyetleri geçici olarak durdurulduğu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/halde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Halde">halde</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ticaret/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ticaret">ticaret</a> unvanlarında, ilan veya reklamlarında sermaye piyasasında faaliyette bulundukları intibaını yaratacak kelime veya ibare kullanan veya faaliyetlerine devam eden gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri</p>
<p>ile ilgili olarak; “2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 10 milyar liradan 25 milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar. Suçun işlenmesinde, bu bentte yazılı hallerden iki veya daha fazlası birleşirse, hapis cezasının asgari haddi 3, azami haddi 6 yıldır”<br />
denilmektedir.</p>
<p>Görüleceği üzere, yukarıda yer alan maddede manipülasyonun ne olduğuna ilişkin bir tanım yapılmamış olup bunun yerine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">genel</a> olarak;<br />
•	yapay olarak sermaye piyasası araçlarının arz ve talebinin etkilenmesinden,<br />
•	aktif bir piyasanın varlığı izleniminin uyandırılmasından,<br />
•	fiyatların aynı seviyede tutulması, arttırılması veya azaltılması amacıyla alım ve satım yapılmasından,<br />
•	sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyebilecek yalan, yanlış, yanıltıcı, mesnetsiz bilgi verilmesinden, haber yayılmasından, yorum yapılmasından ya da açıklamakla yükümlü olunan bilgilerin açıklanmamasından,<br />
•	doğru olmadığı halde sermaye piyasasında faaliyette bulunulduğu intibaının yaratılmasından<br />
bahsedilmektedir.<br />
Manipülasyonun tanımlanması konusundaki belirsizliğin sermaye piyasalarının uzun bir mazisinin olduğu Amerika’da da geçerli olduğu görülmektedir. Manipülasyon yasal düzenlemelerin hiçbirinde tanımlanmamış, bu sebeple mahkemeler ve uzmanlar değişik formülasyonlar sunmuşlardır. Yaygın olarak benimsenen yaklaşım manipülasyonun insanları bir hisse senedinde işlem yapmaya yönelten veya hisse senedinin fiyatını yapay bir seviyeye yükselten/düşüren işlemler olduğudur. Alternatif olarak, manipülasyon “sermaye piyasalarında arz ve talebin serbestçe eşleşmesine karşı yapılan kasıtlı müdahaleler” olarak da tanımlanabilmektedir.<br />
Buna göre, eğer bir işlem şu üç amaca yönelik olarak yapıldıysa manipülatiftir:<br />
arz ve talebin serbestçe karşılaşmasını engellemek,<br />
diğer şahısları işlem yapmaya yöneltmek,<br />
bir menkul kıymetin fiyatını yapay bir seviyeye yükseltmek.<br />
Bu amaçlar irdelendiğinde, bilinmeyen bir şeyi tanımlamak için bilinmeyen başka bir şeyden yararlanmaya çalışıldığı görülmektedir. Örneğin, birinci formülasyonda manipülatif faaliyetin “engellemeyi”, “müdahaleyi” içerdiğinden bahsedilmekte fakat bu kavramlar tanımlanmamaktadır. Diğer taraftan, “arz ve talebin serbestçe karşılaşmasına yapılan müdahale”den bahsedilirken, işlem yapan herkes arz ve talep güçlerinin bir parçası olduğu halde, bazı işlemcilerin ilgili menkul kıymete ilişkin arz ve talebinin “yasal”, bir kısmının ise “yasalara aykırı” olduğu iddia edilmektedir. Burada da “yasal olan ve olmayan arz ve talebin” tanımlanması sorunu söz konusudur.<br />
İkinci formülasyonda, “diğer şahısları işlem yapmaya yöneltmek”ten bahsedilmektedir. Bu tanımla ilgili problemlerden biri, kavramın son derece geniş olmasıdır. Burada, önemli olan husus, yatırımcıların gerçekte ortada bir amaç yokken işlem yapmaya yönlendirilmesi olup gerçekleştirilen işlemlerden hangilerinin rasyonel bir amaca yönelik olduğunu belirlemek sorunu da ortaya çıkmaktadır.<br />
Üçüncü formülasyonda ise, hangi fiyat seviyesinin “yapay”, hangisinin “gerçek” olduğunu belirleme problemi ile karşılaşılmaktadır. Fiyat değişikliği yaratmak amacıyla gerçekleştirilen işlemler sonucunda oluşan fiyatların yapay olduğu söylenebilirse de, ülkemizde geçerli olmamakla birlikte, Amerika’da ihraççıların stabilizasyon adı altında yaptıkları bazı işlemler manipülatif sayılmamaktadır.<br />
Stabilizasyon işlemleri “sermaye piyasalarında yeni yapılan ihraçla ilgili olarak şirket yöneticisinin piyasaya sürülen senetlerin değerini arttırmak ya da düşüşünü yavaşlatmak amacıyla hisse senetlerini geri satın alması ya da <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilave/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilave">ilave</a> hisse senetleri satması” şeklindeki uygulamadır. Bu işlemlerin yapılmasına gerekçe olarak; ikincil piyasadaki arz ve talep güçlerinin bazen yetersiz olduğunun düşünülmesi, ihraççının şöhretinin zarar görmesini engelleyerek yatırımcıların gelecekte yapılacak ihraçlara da katılmasının sağlanması, yatırımcıların en azından başlangıçta, ihraç edilen hisse senetlerinin bir piyasasının olacağına ilişkin güvenlerinin oluşturulması gösterilmektedir.<br />
Burada ilk olarak sorulması gereken sorular; fiyatı stabilize etme uygulaması çerçevesinde yöneticilere yasalara uydurulmuş olarak bir fiyat manipülasyonu ve kazanç olanağı yaratılıp yaratılmadığı, ihraççının şöhretinin korunmasının ve yöneticilerinin zenginleşmesinin olası etkili piyasa güçleri ve bu güçlerin arkasındaki yatırımcılar pahasına sağlanıp sağlanmadığı, stabilizasyonda taban ve tavan fiyatı belirleme kriterlerinin neler olduğu, bunların ölçülebilir olup olmadığı, stabilizasyona ihtiyaç olduğunu düşündüren piyasa güçlerinin etkinsizliğinin nasıl ve neye göre ölçüldüğü, tutarlı olmak için piyasa güçlerinin etkinsiz göründüğü her durumda stabilizasyona izin verilmesi gerekip gerekmediği, kota alınma öncesinde yönetici tarafından “yaratılan” piyasa güçlerinin neden etkin olmadığının sanıldığı, piyasa güçlerinin etkin olmadığından kotasyon tarihinde nasıl emin olunabileceği ve etkinliğin nasıl ölçülebileceğidir.<br />
Bir menkul kıymetin fiyatını yapay bir seviyeye yükseltmekten bahsedildiğinde, yapay fiyat kavramını da tanımlama ihtiyacı doğmaktadır. Yapılan işlemlerin fiyatı doğru seviyesinden uzaklaştırması durumunda yapay olduğu ileri sürüldüğünde ise, bu kez doğru, gerçek fiyat seviyesinin ne olduğu problemi ile karşılaşılmaktadır. Doğru fiyat seviyesinin uzun dönem arz ve talep koşullarını yansıtan fiyat seviyesi olduğu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kabul/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kabul">kabul</a> edilirse, işlemlerin fiyatı etkilememesi ya da kısa dönem arz ve talep koşullarını yansıtması, işlem yapan kişinin fiyatla ilgili <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belli">belli</a> bir beklentisi sebebiyle işlem yapması fakat inancının yanlış olması sebebiyle fiyatın ters yönde hareket etmesi ve sonucunda fiyatın değişmesi gibi durumlar problem yaratacaktır. Fiyatların doğru seviyesinin “hisse senediyle ilgili bilgilerin tamamının kamuya açıklandığı durumdaki seviye” olarak tarif edilmesi de işlem yapan kişinin vekillik gibi bilgi verme yükümlülüğünü doğuran bir pozisyonunun olmaması durumunda bilgiyi açıklaması gerekmeyeceğinden genel nitelikte olmayacaktır.<br />
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, manipülasyonun objektif bir tanımı bulunmamaktadır. Manipülasyonla ilgili anlam ifade eden tek tanım da subjektiftir ve işlem yapan kişinin niyetine odaklanmaktadır. Manipülatif işlemler kötü niyetle yapılan kazançlı işlemler; diğer bir deyişle, aşağıdaki koşulları sağlayan işlemler olarak da ifade edilebilir:<br />
işlemler fiyatları belli bir yöne hareket ettirmek, yöneltmek niyetiyle yapılmış olmalıdır.<br />
işlem yapan kişinin, kendisi bu işlemleri yapmadığı takdirde fiyatların bu yöne gideceğine dair hiçbir inancı olmamalıdır.<br />
sonuçta elde edilen kar işlem yapan kişinin sahip olduğu fiyata etki edici nitelikteki bir bilgiden değil, tamamen kendisinin fiyatları yönlendirebilme konusundaki becerisinden doğmalıdır.<br />
Yukarıda anlatılanların ışığında manipülasyon; “kar elde etmek veya zarardan kaçınmak amacıyla sermaye piyasası araçlarının fiyatını yapay bir seviyeye getirebilmek için fiyatının ve bu kapsamda piyasasının yapay olarak kontrol edilmesi ve etkilenmesine yönelik çabalar”; manipülatif hareket ise; “bir sermaye piyasası aracının piyasasını ve fiyatını yapay bir şekilde kontrol ederek aksi halde, piyasanın serbest arz ve talep koşulları altında oluşacak fiyatın altında veya üstünde bir fiyatı oluşturma ve menkul kıymeti bu fiyattan işlem görmeye zorlama girişimi” olarak tanımlanabilmektedir.<br />
Manipülasyon kavramına ilişkin olarak Amerika Birleşik Devletlerindeki temyiz mahkemesi içtihatlarında aşağıdaki tanımlara da rastlanmaktadır:<br />
Manipülasyon esas itibariyle, menkul kıymet piyasaları ile ilgili kullanıldığında, bir sanat terimini ifade etmektedir. Dolayısıyla yaratıcılık gerektirmektedir. Yöntem konusunda sınır konamaz. Kavram, piyasa faaliyetlerini yapay şekilde etkileyerek, yatırımcıları yanlış yönlendirmeyi amaçlayan muvazaalı satış, eşleştirilmiş emirler gibi uygulamalara karşılık gelmektedir (Santa Fe Industries Inc. v. Green Davası, 1977).<br />
Manipülasyon “bilerek ve isteyerek, menkul fiyatlarını kontrol etmek veya yapay şekilde etkilemek suretiyle yatırımcıları aldatmayı veya dolandırmayı amaçlayan davranışları” ifade eder (Ernst and Ernst v. Hochfelder Davası, 1976).<br />
Amerika’da yargıya intikal eden değişik manipülasyon vakalarına müdahil olarak katılan kamusal düzenleyici organ SEC’in iddialarında manipülasyon vakaları aşağıdaki şekillerde değerlendirilmektedir:<br />
Esas itibariyle, serbest arz ve talep güçlerine amaçlı/kasıtlı müdahale manipülasyondur (01.08.1995, Pagel Davası).<br />
“Manipülasyon, tüm yatırımcıların dayanakları olan fiyatlama sürecinin kalbine bir darbedir. Serbest piyasanın dürüstlüğünü ve temellerini hedef almaktadır. Bu nedenle, menkul kıymet yasalarının temel amaçlarına karşı gelmektedir” (Pagel Davası, 1985).<br />
Mevcut ve potansiyel yatırımcıların, aktivite gördüklerinde, bunun gerçek bir faaliyet ve/veya işlem olduğunu varsaydıklarını kabul etmek gerekir. Keza ödedikleri veya kabul ettikleri fiyatın, gerçek arz ve talebin, sekte vurulmamış karşılıklı etkileşimi ile belirlendiğini ve pazar mahallinin müşterek yargısını yansıtan bir sinyal olduğunu varsayarlar. Manipülasyon uygulamaları, bu bekleyiş ve varsayımları boşa çıkarır. Gerçeğin yerine görünüşte olanı ikame eder. Kusur, piyasanın çarpıtılması/tahrif edilmesi ve piyasanın sahnede sergilenen bir oyuna çevrilmesidir (Mali tablolarda yer verilmemiş bir dipnot dolayısıyla açılan Edward J. Mawod and Co. davasında, 1977).<br />
Manipülasyon, Muvazaalı Satış (Wash Sale), Eşleştirilmiş Emirler (Matched Orders) ve diğer yapay vasıtalara başvurulmaksızın da gerçekleştirilebilir. Alıcı ve satıcıların kombine bir yansıması olan piyasanın karakterini bozmak üzere aktivite yaratma, fiyat düşüşünü önleme, fiyatı yükseltme veya düşürme ve piyasayı sahnede sergilenen bir oyuna çevirme arzusuna dayalı gerçek alış ve satışlar da manipülasyondur (Holser, Stuart and Co. davası, 1949).</p>
<p>III.1. Manipülasyonun Sınıflandırılması</p>
<p>Manipülatif hareketler; kullanılan metotlara göre, yapılan aktivitenin altında yatan amaca göre ve katılımcılara göre sınıflandırılabilmektedir. </p>
<p>III.1.1. Manipülasyonun Kullanılan Metotlara Göre Sınıflandırılması:<br />
Manipülatif Metodlar</p>
<p>Göz boyamak: (painting the tape); bir menkul kıymette işlem gerçekleştirildiği ya da fiyat hareketi olduğu izlenimini vermek için kamuya açıklanan bir dizi işlem yapmaktır.<br />
Bu kategoriye giren işlemler, emirlerin eşleştirilmesi veya takas maksatlarıyla yapılan işlemler olmayıp manipüle edilmek istenen kıymette hacim yaratarak hisse senedinin işlem hacminin yüksek olduğu görüntüsünü vermek, yanıltıcı bir piyasa görüntüsü yaratarak menkul kıymetin piyasasını olduğundan farklı göstermek veya krediler vb. konularla ilgili amaçlar için menkul kıymetin piyasa fiyatını değiştirmek üzere yapılır.<br />
Muvazaalı işlemler: (wash sales); bir menkul kıymetin ya da türev ürünün sahipliğinde gerçek anlamda değişiklik yaratmayan işlemler yapmaktır.<br />
Karşılıklı işlemler: (improper matched orders); hem alış hem de satış emirlerinin sisteme aynı zamanda, aynı fiyat ve miktarda fakat bu amaçla birlikte hareket eden farklı katılımcılar tarafından girilmesidir.<br />
Fiyat teklifini yükseltmek: (advancing the bid); bir menkul kıymet ya da türev ürünün fiyatını yükseltmek amacıyla, bu kıymet ya da türev ürün için verilen fiyat tekliflerini yükseltmektir.<br />
Pompalayıp boşaltmak: (pumping and dumping); gittikçe artan fiyatlardan alım yapmak, ardından bu kıymetleri piyasaya yeni girenlere daha yüksek fiyatlardan satmaktır.<br />
Kapanışı belirlemeye çalışmak: (marking the close); menkul kıymetleri ya da türev sözleşmeleri kapanış fiyatını etkileme çabasıyla piyasanın kapanışında ya da kapanışa yakın alıp satmaktır.<br />
Köşeye sıkıştırmak: (cornering); gerek menkul kıymetler gerekse türev ürünlerle ilgili piyasalarda kontrolü ellerine geçiren kişilerin, bu pozisyonlarını fiyatları çarpıtmakta kullanarak açığa satış yapan kişilerin yükümlülüklerini kendi yararlarına değiştirdikleri yüksek fiyatlardan yerine getirmelerine sebep olmalarıdır.<br />
Sıkıştırma: (squeeze); bir menkul kıymette yaşanan arz daralmasında, talep tarafını kontrol ederek avantaj elde etmek ve piyasadaki sıkışıklığı istismar ederek yapay fiyatlar oluşturmak için kullanmaktır.<br />
Görüleceği üzere, “cornering”de manipülatörün kendi çabaları sonucunda piyasada bir sıkışıklık yaratması ve bunu kendi yararına kullanması, “squeeze”de ise piyasadaki sıkışıklığı pozisyonunu kullanarak suistimali söz konusudur.<br />
“Kaynar Kazan” teknikleri; (boiler room); çok sayıda satıcı tarafından telefonla ya da mektupla belli bir ihraççıya ilişkin menkul kıymetlerle ilgili olarak yoğun bir şekilde satış kampanyası yapılmasını içerir. Dayanaksız öngörüler, yanıltıcı mektuplar, tecrübesiz ve denetlenmeyen yetkili temsilcilerce bu amaçla yapılan telefon görüşmeleri (“cold calls”) gibi sert satış yöntemleri kullanılır.<br />
Medya, internet veya diğer yollarla yalan/yanlış veya yanıltıcı bilgilerin yayılması: (disseminating false or misleading information) bu tipteki açıklamalar ilgili menkul kıymet, türev ürün ya da bağlı olduğu menkul kıymetin fiyatını, açıklamayı yapan kişinin elinde tuttuğu pozisyon veya yapmayı planladığı iş için uygun seviyeye taşımak maksadıyla yapılırlar.<br />
İnternet aracılığıyla yapılan manipülasyona ilişkin en dikkat çekici vakalardan biri 25 Ağustos 2000 tarihinde gerçekleşen Emulex vakasıdır. Bu olayda 30 dakikadan daha kısa bir süre içerisinde piyasa kapitalizasyonunun yaklaşık %60’ı (2.5 milyar dolar) kaybedilmiştir.<br />
İnternet aracılığıyla piyasayı manipüle etmek için ;<br />
internet’ten tüyolar verilebilir, reklam yapılabilir, yalan bilgiler yayılabilir.<br />
Eski manipülatif şemalar (örneğin “pompala boşalt” gibi) internet teknolojisiyle birleştirilerek kullanılabilir.<br />
chat room”lardan yararlanılabilir.<br />
sahte kimlikler kullanılabilir.<br />
 “pegging”, “capping”, “parking”, yasalar hilafına “stabilizing”, “fixing” işlemleri yapılması: Ülkemiz mevzuatında ihraççıların yapabilecekleri işlemler arasında yer almayan “stabilizing-stabilizasyon işlemleri” yasalarla belirlenen durumlar haricinde yapıldığında uluslararası arenada da manipülatif bir faaliyet olarak adlandırılmaktadır.<br />
Sayılan diğer kavramlar aşağıda kısaca tanımlanmaktadır:<br />
Pegging: bu işlem, manipüle edilmek istenen menkul kıymetin piyasa fiyatını belli bir seviyenin üzerinde tutmak için o menkul kıymetten dikkati çekecek derecede büyük miktarlarda alış yapmak ve/veya piyasaya o kıymetle ilgili olarak büyük alış emirleri girmek anlamına gelmektedir.<br />
Capping: bu işlem, manipüle edilmek istenen menkul kıymetin piyasa fiyatını belli bir seviyenin altında tutmak için o menkul kıymetten dikkati çekecek derecede büyük miktarlarda satış yapmak ya da sisteme (cari piyasa fiyatının üzerindeki bir fiyattan verilip) gerçekleşmeden pasifte bekleyen büyük miktarlı satış emirleri girmek anlamına gelmektedir.<br />
Parking: Üç şekilde tanımlanabilmektedir.<br />
Fiyatın manipülasyonu ile ilgili olarak Parking;<br />
Hisse senetlerini piyasadan uzak tutarak fiyatın düşmesinin önüne geçmek anlamına gelmektedir. Kendisinin veya müşterilerinin hesaplarında bulunan hisse senetlerini elinde tutamayacak duruma gelen bir broker’ın bu hisse senetlerini takas tarihinden önce geri alacağı şeklinde bir anlaşmayla başka bir broker ya da müşteriye satmasıdır.<br />
Net Sermaye ile ilgili olarak Parking;<br />
Sıklıkla bir broker’ın net sermaye pozisyonunu iyileştirmek maksadıyla yapılmaktadır. Menkul kıymetler bir başka broker’a satış adı altında verilmekte ve sonra tekrar geri satın alınmaktadır.<br />
Aracılık yüklenimi ile ilgili olarak Parking;<br />
Bir yüklenicinin dağıtımı tamamlayamayarak aracılık yüklenimini yerine getiremediği durumda, sıklıkla broker’ın bu menkul kıymetleri kendi müşterilerinin hesabında bekletmesi ve daha sonra bu hisse senetlerinin piyasaya satılarak bu hesaplardan çıkartılması şeklinde gerçekleştirilmektedir.<br />
Scalping; yatırım danışmanı benzeri bir pozisyonu olan kişinin o menkul kıymeti başkalarına tavsiye etmeden önce kendisinin satın alması, ardından kendi tavsiyesini takiben artan piyasa fiyatından yararlanarak karlı bir şekilde bu hisseleri satmasıdır.<br />
Cross Trades; bir broker’ın aynı menkul kıymetle ilgili emirleri tutarak, hem alım hem de satım emirlerini aynı anda gerçekleştirdiği işlemlerdir. Büyük miktarlı blok emirlerin sıklıkla çapraza düşmesi durumunda bu çaprazlaşma manipülatif nitelikte ve fiyat hareketlerini etkilemek ya da hacim oluşturmak maksadıyla gerçekleştirilmiş olabilir.<br />
Flips; bir ofisin müşterilerine bir hisse senedini satmasını önerdiği sırada diğer ofisin müşterileri için bu kıymetleri satın almasıyla gerçekleşmektedir. Bu durumda senetler bir ofisteki müşterilerden diğer bir ofisteki müşterilere geçmektedir. Firma alış ve satış fiyatları arasındaki “spread”den; broker’lar da komisyonlardan kazanç sağlamaktadır.<br />
“flips” faaliyeti Türk Sermaye Piyasası Mevzuatında Sermaye Piyasası Kurulu’nun Seri:V, No:46 sayılı “Aracılık Faaliyetleri ve Aracı Kuruluşlara İlişkin Esaslar Hakkında Tebliği” kapsamında yasaklanmış bulunmaktadır.<br />
Free Riding; hisse senetlerini, onlar için bir ödeme yapma niyeti olmadan veya sadece takas tarihinde fiyat yükselirse ödemek niyetiyle satın almayı ve böylece bu senetlerin alış fiyatından daha yukarıda bir fiyata satılarak satıştan edinilenlerle alım yükümlülüğünün karşılanmasını ifade etmektedir.<br />
Front Running; bir menkul kıymette blok halinde yapılacak olan bir işlemi önceden öğrenerek, kamuya açıklanmamış bu bilgiyi kullanıp kar sağlamak anlamına gelmektedir. Bu bağlamda fiil “içeriden öğrenenlerin ticareti” suçuna da yaklaşmaktadır.<br />
Overhang on a market: gerçekleşmeyerek piyasada “asılı kalan”, bekleyen emirler fiyat üzerinde düşüş yönünde bir baskı oluşmasına sebep olabilir. İşlem yapan diğer kişileri ya da borsa spesiyalistlerini büyük miktardaki hisse senedini limit bir fiyattan satmaya maruz bırakmak, diğerlerinin o malı satın almaktan kaçınmalarına sebep <a href="http://www.genelbilge.com/tag/olur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Olur">olur</a>. Çünkü fiyatta küçük bir artışın olduğu her seferde o büyük hisse blokunun kalan kısmının satılması fiyatı aşağıya sürecektir ve daha yüksek fiyattan satın alan kişinin zarara uğramasına sebep olacaktır. Bu sebeple, piyasada bekleyen bu kıymetlere ilişkin emirler iptal edilene ya da gerçekleşene kadar piyasa fiyatı aşağıda kalacaktır.<br />
“Uykudaki” bir halka açık şirketin halka açılmamış bir ihraççıyla birleşmeye gitmesinin manipülatif maksatla kullanılması: (merger of dormant public shell company with non-public issuer); bu yöntemde, hisse senetleri daha önce halka arz edilmiş olmakla birlikte iflas durumunda ya da “uykuda” olan -yani çok az işlem gören- bir şirketin bulunarak piyasaya sokulmak istenen belli bir varlığa sahip asıl şirketle birleştirilmesi, “uykudaki” şirketin hisse senetleri daha önce halka arz edilmiş ve tescil edilmiş olduğundan, destekçilerin ve içeridekilerin tescil muafiyetini kötüye kullanarak hisse senetlerini tekrar tescil ettirmeden aktif bir piyasa yaratmak istemeleri söz konusudur. Bazen menkul kıymetler yasalarla çatışmamak için tescil edilse de paranın kazanıldığı manipülatif aşama devam etmektedir.<br />
Türk Sermaye Piyasası Mevzuatına göre şirket birleşmeleriyle ilgili olarak, taraflardan birinin halka açık olması halindeki birleşmeler çerçevesindeki hisse senedi ihraçlarında da kayda alınma için Sermaye Piyasası Kurulu’na başvurulması gerekmektedir.</p>
<p>Yukarıda bahsedilen yöntemler ülkemizde “piyasa dilinde” şu şekillerde adlandırılmaktadır.<br />
Keriz Silkeleme: Özellikle piyasa değeri düşük olan hisse senetlerinde gerçekleştirilmektedir. İlgili hisse senedi alım gücü yüksek olan bir ya da birkaç kişi tarafından yavaş yavaş satın alınmaya başlanmakta, piyasadaki hisse senetlerinin sayısı azaldıkça değerleri de yükselmektedir. Yükselişi gören diğer küçük yatırımcılar da bu hisse senedini almaya yönelmekte, manipülatör fiyatı istediği yere çekmeyi başardığında elindeki “malları” bir anda boşaltmakta ve “kağıt dibe vurmaktadır”.<br />
Burada arzı daraltmaya ilişkin klasik “cornering” yönteminden bahsedilmektedir. Manipülatörün bu yöntemi “yalan haber yayma” gibi yöntemlerle birleştirmesi ya da hisse senedinin fiyatını gerçekte örneğin 7,000 TL’ye çekmeyi düşündüğü halde piyasaya 10,000 TL’ye çıkartmayı düşündüğü gibi bir haberi yayarak henüz bu harekete dahil olmamış diğer küçük yatırımcıları da “kağıttan çıkma”ya daha çok zaman olduğu ve kazanç imkanının sürdüğüne inandırarak hareketin içine çekmeye çalışması mümkündür.<br />
Doldur Boşalt: Yukarıda bahsedilen “keriz silkeleme” yönteminin kısa vadeli şeklidir. Gelen taleplerle bir anda fiyat artar, ardından aniden gelen satışlarla fiyat dibe vurur.<br />
Yalan Haber Yayma: Herkesin “tüyoya” aç olduğu bu piyasada özellikle “büyük spekülatörler”in söyledikleri herkesin dikkatini çekmektedir. Bu yöntemin uygulanmasında dergilerden de yararlanılabilmektedir. Sermaye Piyasası Kurulu’nun belli hisse senetlerinde alım yaptıktan sonra haftalık bir dergide bu senetlerle ilgili asılsız yorum, haber ve piyasa söylentileri yazan, bu yazının ardından satış işlemleri gerçekleştirerek hazırlanıp yayınlanmasında önemli ölçüde sorumluluk ve pay sahibi oldukları yanlış ve kaynağı olmayan haber ve yorumlardan menfaat sağlama saiki ile işlem yaptıkları belirlenen ilgili derginin Yazı İşleri Müdürü ve Borsa Editörünün bu faaliyetlerinin Sermaye Piyasası Kanunu’nun 47/A-3 maddesi kapsamında incelenmesi neticesinde bir suç duyurusu bulunmaktadır. Burada bahsedilen vaka aynı zamanda “scalping” tabir edilen metot kapsamında da düşünülebilmektedir.<br />
Yabancılar Geliyor Söylentisi: Bu söylenti küçük yatırımcıları “ateşleyecek”, kolayca aldanmalarına sebep olacaktır.<br />
Kol Kesme: Bu yöntem aracı kurumların birbirlerine komplosu şeklinde gerçekleşmektedir. Bu defa “canı yanan” taraf küçük yatırımcı değil, aracı kurumdur. Açığa satış yapan kurumun gün içinde mecburen alım yapacağını düşünen bir diğer aracı kurum fiyatı alımlarıyla bilerek yükseltmekte, açığa satış yapan taraf ise düşmeyen ve hatta yükselen hisse senedini mecburen yüksek fiyattan satın almaktadır. Silahın ters teptiği bu durumda açığa satan aracı kurum bir nevi “kendi kazdığı kuyuya kendisi düşmektedir”.<br />
Çıtır Yapma: Gün içerisinde al sat yaparak kazanç elde etmeye çalışmak, piyasada “çıtır yapmak” olarak tabir edilmektedir. </p>
<p>III.1.2. Manipülasyonun amaçlarına göre sınıflandırılması:</p>
<p>Manipülatif hareketin temel amacı gerçekleştirilen işlemler sonucunda para kazanmaktır. Bu genel amaca ulaşabilmedeki yan amaçlar arasında şunlar sayılabilir:<br />
bir menkul kıymetin veya türev sözleşmenin fiyatını veya değerini etkilemek<br />
(Böylece manipülatör daha düşük fiyattan alım, daha yüksek fiyattan satım yapma, birleşme, devralma gibi işlemleri ve diğer büyük çaplı işlemleri etkileyebilme imkanına kavuşacaktır),<br />
bir endekste yer alan menkul kıymetin fiyatını etkilemek (bu şekilde endeksi manipüle edebilecektir),<br />
halka arzlarda onay fiyatını etkilemek,<br />
şirketlerin birleşmesiyle ilgili olarak fiyat/çevrim oranını etkilemek,<br />
take-over teklifleri ile ilgili olarak bir menkul kıymetin fiyatını etkilemek,<br />
diğer şahısları alım satım yapmaya yöneltmek,<br />
kurumsal yatırımcıların hesaplarını ve bilançosunu etkilemek,<br />
kreditörler tarafından yapılmaya zorlanılan satışların limitini etkilemek,<br />
finansal tavsiyeleri veya yatırım kararlarıyla ilgili izlenimleri etkilemek.</p>
<p>III.1.3. Manipülasyonun katılımcılara göre sınıflandırılması:<br />
menkul kıymetleri ihraç eden kişiler, ihraççılar<br />
piyasa katılımcıları<br />
piyasa aracıları<br />
yukarıdakilerin herhangi bir bileşimi</p>
<p>IV. MANİPÜLASYONUN ARAŞTIRILMASI VE ORTAYA ÇIKARILMASI FAALİYETLERİ</p>
<p>IV.1. Manipülasyonu Ortaya Çıkarmada Yararlanılan Yöntemler</p>
<p>A. Piyasa Gözetimi:<br />
Gözetimin amacı piyasadaki işlemleri takip etmek ve hatalı bir oluşum durumunda engellemeye yönelik faaliyetlerde bulunabilmektir.<br />
Piyasa gözetimi faaliyeti adı altında şirketlerin ortaklık yapısına ve kontrolünü elinde bulunduran kişilere ilişkin bilgilerin dosyalanması ve gözetim sistemleri yer almaktadır.<br />
Şirketlerin ortaklık yapısına ve kontrolünü elinde bulunduran kişilere ilişkin bilgilerin edinilmesi ve saklanması kimlerin hisse senedini manipüle edecek durumda olduğunun ve manipülasyondan kimlerin dikkat çekecek düzeyde kar elde edebileceğinin bulunmasında yardımcı olması sebebiyle önem arz etmektedir.<br />
Gözetim sistemleri ise borsaların dürüst ve düzenli piyasalar olarak faaliyet gösterebilmelerini sağlamak amacıyla gerçekleşen işlemlerin izlenmesini, piyasanın genelinden sapma gösteren ve halihazırdaki bilgiler ve piyasa göstergeleriyle açıklanamayacak gelişmelerin, bunun yanısıra işlem yapan kişilerin pozisyonları ve piyasa katılımcılarının potansiyel birlikte hareketlerinin tespiti ve raporlanması amaçlarına yöneliktir. Gözetim sistemlerinin piyasadaki değişmeler ve teknolojik gelişmelere ayak uyduracak şekilde dizayn edilmesi gereklidir. Bilgiye erişmede en avantajlı pozisyonda olmaları sebebiyle borsalar önemli bir gözetim fonksiyonu görebilmektedir.<br />
İnternet ve Genel Olarak Medyanın Gözetimi<br />
Kamuya ulaştırılan bilgilerin gözetimi medyayı da (gazeteler, dergiler, TV, şirket haberlerine ilişkin diğer yayınlar, analistlerin araştırma raporları vs.) içermelidir. İncelenecek bilgiler bir kıymetin fiyatını etkileyebilecek nitelikteki “tout-tüyo” tabir edilen övücü yazıların yanısıra yalan, yanlış, yanıltıcı bilgiler de olabilir. Buna ek olarak, özellikle menkul kıymetler açısından bakıldığında internet, aynı anda çok büyük bir kitleye ulaşabilme özelliği sebebiyle özel bir ilgi ve gözetim yeteneği gerektirmektedir. İnternette bilgilerin yayılma ve değişme hızı düzenleyicilerin olayın kaynağını ortaya çıkarmasını ve kanıtları muhafaza etmesini güçleştirmektedir.</p>
<p>VI.2. Manipülasyonu Kanıtlamak İçin Gerekli Bilgilerin Toplanması ve Muhafazası</p>
<p>Borsalar, aracı kurumlar ve diğer sermaye piyasası kuruluşları tarafından tutulan kayıtlar</p>
<p>Manipülatif faaliyetlerle ilgili olarak aşağıda sayılan tipteki kanıtların incelenmesi, dikkate alınması gerekmektedir:<br />
•	manipüle edilmek istenen menkul kıymetin, türev ürün ya da türev ürünle ilişkili  kıymetin işlem kayıtları, alış satış ordinoları, konfirmasyonlar, aylık hesap durumu belgeleri, nakit ve hisse senedi transferleri ve diğer ilgili dökümanlar,<br />
•	bunlara ek olarak takas organizasyonlarından ve merkez emanetçilerden alınabilecek datalar (menkul kıymetlerle ya da türev ürünlerle ilgili pozisyon sahiplerinin ve yarar sahiplerinin belirlenmesi, gerçekleştirilen emirlerin hangi müşterilerin yararına yapıldığının tespiti açısından önemlidir),<br />
•	eğer ulaşılabiliyorsa, potansiyel olarak manipülatif faaliyete dahil olmuş olabilecek olan kişilerin telefon kayıtları.<br />
İnternetin dahil olduğu vakalarda araştırmacının ISP’lere (İnternet Service Provider) veya e-mail yollayıcıları ve alıcılarıyla ilgili web sayfalarının “author”larına da başvurma ihtiyacı olabilir.</p>
<p>Şüphelenilen işlemlere ilişkin olarak borsaların tuttuğu kayıtlar da önemli bir bilgi kaynağıdır. Eğer alınabiliyorsa Self-Regulatory Organisations-SRO’ların (kendi içlerinde düzenlemeleri olan kuruluşların) verileri de yararlı olacaktır. Bu datalardan, aşağıdaki raporlara ve analizlere de ulaşılabilmektedir:</p>
<p>piyasa yapıcının fiyat hareketlerine ilişkin rapor (kotasyondaki değişmeleri, geniş “spread”leri, yapılan kapanışları, diğer piyasa yapıcıları yönlendiren piyasa yapıcısı ve sık yapılan kapanış kotalarını görmek için),<br />
yüksek fiyattan alış, düşük fiyattan satış teklifleri,<br />
raporlanan toplam işlem hacmini ve her piyasa yapıcı tarafından raporlanan işlem hacimlerini gösteren raporlar (günlük, haftalık veya üç aylık dönemlerde),<br />
etkilenen her işlemi, işlemin “inside quote” ile (örneğin; en yüksek alış, en düşük satış) gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini belirlemek üzere karşılaştırılan raporlar,<br />
hisse senedi izleme raporları,<br />
“Marking the close” alarmları (eğer bir menkul kıymetin kapanış fiyatı belli bir zaman periyodu için belirlenmiş parametrelerin dışında oluşursa alarm verecek sistem).<br />
Türev ürünlere ilişkin incelemelerde bunlara ek olarak sözleşmelerin fiyatlandırılması, gerçekleşen işlemlerle ilgili bilgiler (işlem tarihi, miktar, vade, taraflar, fiyat gibi), piyasa üyelerinin ve eğer pozisyonları belli bir seviyenin üstündeyse piyasa katılımcılarının pozisyonlarına ilişkin bilgiler, ilk müşteriye varana dek her pozisyon alanın kimliği, pozisyonun büyüklüğü vb. nin yanısıra, ulaşılabilir olduğu takdirde OTC pozisyon bilgileri ve işlem bilgileri de istenebilmektedir.</p>
<p>Banka Kayıtları<br />
Bu kayıtlar manipülatif faaliyete katılanlar arasında başka bir şekilde fark edilemeyecek borç-alacak, kar paylaşımı gibi ilişkileri, rüşvetleri ve karşılıklı finansman olaylarını açığa çıkarabilir. Banka kayıtları aynı zamanda manipülasyonun sonraki safhalarının izini sürmekte, dondurma ve durdurma gibi işlemlerde kolaylık sağlamaktadır.</p>
<p>Telefon Kayıtları<br />
Hesap sahipleri-yarar sahipleri; aracılar-müşterileri arasındaki telefon kayıtlarının <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ele/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ele">ele</a> geçirilmesi de başka şekillerde ortaya çıkarılamayacak “manipülasyon amaçlı birlikte hareketin” ortaya konulmasında önemlidir.</p>
<p>IV.3. Edinilen Bilgi ve Belgeler Kapsamında Araştırmaların Yapılması:</p>
<p>Manipülasyonun Varlığının Kanıtlanması<br />
Manipülasyon suçunun unsurları ve yararlanılan kanıtlar farklı yargı bölgelerinde farklılıklar göstermektedir. Piyasaların düzenli olmasını sağlamak ve manipülasyon karşıtı yasalar ile manipülasyonu önlemek durumunda olan borsaların bir kısmının araştırma yapma ve kuralları ihlal eden üyelere disiplin müeyyideleri uygulama imkanları da vardır.<br />
Manipülasyonun ortaya çıkarılmasında izlenebilecek aşamalar aşağıda anlatılmaktadır:<br />
“Yapay Fiyat”ın veya “Fiyata Etki”nin Araştırılması<br />
Eğer bir menkul kıymetin fiyatı, işlem miktarı veya her ikisi birden aniden artış gösterirse, bu durumda manipülatif aktiviteden şüphelenilecek ve araştırmacının menkul kıymetin piyasasına ve fiyatına ilişkin birtakım analizler yapması ve bu değişimlerin sebebini bulması gerekecektir.<br />
Bu aşamada araştırmacı öncelikle, söz konusu menkul kıymetin yeni ihraç edilmiş ya da uzun zamandır işlem görmekte olan bir menkul kıymet mi olduğunu belirlemeli, eğer daha önceden halka arzedilmiş bir menkul kıymet söz konusuysa ilgili kıymetin daha önceki fiyat ve miktar hareketlerini de incelemeli ve yaşanan hareketlerin söz konusu hisse senedi için normal sayılıp sayılmayacağını ortaya koymalıdır.<br />
Fiyatla ilgili incelemenin bir diğer ayağı ise, fiyatın en yüksek seviyesindeyken kaç olduğu ve bu fiyat seviyesiyle ilgili mantıklı bir açıklamanın olup olmadığıdır. Eğer hareketin incelendiği dönemde şirkete ilişkin olumlu açıklamalar yapıldıysa fiyat hareketinin bununla ilişkili olup olmadığı anlaşılmaya çalışılacaktır. Eğer fiyat ve miktar hareketlerinin yaşandığı dönemde bu tip bir açıklamaya rastlanmıyorsa, bu kez de şirketle ilgili tüm haberlerin kamuya açıklanıp açıklanmadığı yönünde bir araştırma yapılacak ve bu yönde de bir bulguya rastlanmıyorsa, hisse senedindeki fiyat ve miktar hareketlerinin piyasada yoğun işlemleri olan yatırımcıların piyasaya giriş çıkış ve alış satışlarıyla ne derece ilintili olduğu bulunmaya çalışılacaktır. Araştırmacı bu sırada piyasanın ve incelenen şirketin ait olduğu sektörün genelinde yaşanan gelişmeleri de gözden kaçırmamalıdır. Yaşanan fiyat değişikliklerinin yapay olduğu ortaya konulmak istendiğinde ise eğer manipülasyon yaptığından şüphelenilen kişinin işlemleri olmasaydı fiyatın ne yönde olacağını belirleme yönünde bir çalışma yapılması gerekecektir.<br />
Türev ürünlerle ilgili araştırmalarda da benzer bir prosedür izlenmekte olup bu kez türev ürünlerde karşılıklı pozisyonların kimlerin elinde olduğu ve talep ve teslimatla ilgili faktörlerin de dikkate alınması gerekecektir.<br />
Arz ve Talep Yasalarındaki Muhtemel Tahrifatın Araştırılması<br />
Bu aşamada öncelikle potansiyel manipülatörün piyasa fiyatını ve işlem hacmini etkileme gücü olup olmadığı belirlenmelidir.<br />
Bu güç aşağıda sayılan faktörlerden kaynaklanabilir:<br />
manipülatörün bir menkul kıymetin, türev sözleşmenin bağlı olduğu varlığın arzını kontrol edebilmesinden,<br />
türev ürünlerdeki pozisyonlarının büyüklüğünden,<br />
veya basitçe piyasaya ulaşabilme gücünden (direkt olabileceği gibi internet ya da başka aracılar yoluyla da olabilmektedir). </p>
<p>Bu maddeleri ayrıntılı olarak inceleyecek olursak;</p>
<p>Arzın kontrol edildiğinin kanıtlanması:</p>
<p>Bu durumu ortaya koymak için arz miktarını, bu miktarın ne kadarının işlem gördüğünü veya görebilir nitelikte olduğunu veya o menkul kıymetin ya da türev ürünle ilgili varlığın piyasa katılımcılarına ne oranlarda dağıldığını tespit etmek gereklidir. Örneğin bir kıymetin likiditesi azaldıkça, kişilerin arzını kontrol etmeleri kolaylaşacak ve bunun için de ihraç edilmiş olan sermayesinin çok büyük bir kısmına sahip olmaları gerekmeyecektir. Bir menkul kıymet ya da varlık ile ilgili olarak arzı kimin kontrol ettiğini belirlemek için işlem kayıtlarını incelemek ve “nominee” (kullanılan, kontrol edilen, aracı) hesaplardaki isimlerin arkasında kimin olduğunu araştırmak gerekecektir.<br />
Manipülasyon vakaları halka açıklık oranının ve dolaşımdaki senetlerin miktarının yüksek olduğu, fakat manipülasyon şüphelisinin dolaşımdaki bu senetlerin halka akışını sınırlamak maksadıyla birtakım işlemler yaptığı ve piyasadaki bu senetleri gerçekte belli bir gruba ya da gruplara dağıttığı durumlarda da söz konusu olabilir. </p>
<p>Menkul kıymetlerle ilgili olarak arzın kontrol edildiğinin gösterilmesi;<br />
Manipülatörlerin bir hisse senedinin arzını kontrol etmede kullandıkları yöntemler aşağıda kısaca anlatılmaktadır:</p>
<p>•	sıklıkla kullanılan yöntem manipülatörün “uykudaki” bir şirketi (“public shell” veya “dormant company”) ele geçirmesi ve bunu kontrolleri altındaki bir başka şirketle birleştirmesidir.<br />
•	manipülatör halka açık bir şirketin kontrolünü daha birincil halka arzlarda (IPO, Initial Public Offering) da eline geçirebilir. Piyasayı yönetme, kontrol etme ve o kıymeti desteklemek için gerekli materyallerin kullanılması sayesinde, piyasa yapıcı ve destekçi menkul kıymetin fiyatını manipüle edebilecek duruma gelir.<br />
•	Eğer manipülasyon ihraççının yönetimi tarafından gerçekleştiriliyorsa, ya da manipülatör yönetimle çok yakın bir şekilde çalışıyorsa, manipülatörler yönetimin büyük oranlardaki hisse senedini kendilerine ve kullandıkları hesaplara ihraç etmesine sebep olabilirler. Bu şekilde tescilden kaçınılarak tescil muafiyeti de kötüye kullanılır. İhraç edilen hisse senetlerini almak için gereken fonların sıklıkla manipülatör tarafından sağlandığı “nominee” hesap sahiplerinin çoğu manipülatif bir faaliyete katıldıklarını bilmemekte, aksine manipülatörün kendilerine çok önemli bir fırsat sağladıklarını düşünerek o satmalarını söyleyene dek bu senetleri ellerinde tutmaya razı olmaktadırlar.</p>
<p>Türev ürünlerle ilgili olarak arzın kontrol edildiğinin gösterilmesi;</p>
<p>Türev piyasaları da içeren bir corner’ın olması durumunda bir varlığın arzının veya nakit piyasasının kontrolünü ele geçiren piyasa katılımcısı ya da katılımcıları tuttukları bu pozisyonları, aldıkları short pozisyonlardan kaynaklanan yükümlülüklerini ifa etmeleri gereken diğer yatırımcıların pozisyonlarını kendilerinin dikte ettikleri yapay fiyatlardan kapatmalarına sebep olmada kullanacaklardır.<br />
Varlıkla ilgili arzın kontrol edildiğini göstermek için, araştırmacının manipülasyon şüphelisi tarafından elde tutulan ya da kontrol edilen varlık arzını belirlemeye de; manipülatör tarafından borsalarda ve OTC piyasalarda direkt ya da indirekt olarak tutulan uzun pozisyonları araştırmak kadar ihtiyacı vardır.<br />
Bunların yanısıra bir katılımcı bir türev sözleşmenin ya da bağlı olduğu varlığın fiyatını, arzını kontrol etmeden, o varlıkla ilgili doğal bir kıtlıktan kaynaklanan piyasa sıkışıklığını şiddetlendirerek de potansiyel olarak manipüle edebilir. Böyle bir squeeze’de (sıkıştırmada) manipülatörün türev piyasadaki “long pozisyonunu” yükselterek fiyatları etkileyebilmesi söz konusudur. Short pozisyonda olanlar teslim dönemine girdikleri ve teslimatı bekleyen long pozisyondakilerin taleplerini karşılamaya yetecek kadar yeterli arz olmadığını fark ettikleri zaman, türev sözleşmelerin ve/veya varlıkların fiyatlarını, arzı normal ticari kanallardan teslim noktalarına çekebilmek için <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ekonomik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ekonomik">ekonomik</a> açıdan uygulanabilir buldukları noktaya kadar fiyat tekliflerini arttıracaklardır (Bid up the price). </p>
<p>Arz ve talebi kontrol etmeksizin piyasa fiyatını kontrol edebilme gücünün olduğunun kanıtlanması:</p>
<p>Bazı olaylarda manipülatör bir menkul kıymetin veya bir türev sözleşmenin dayandığı varlığın arzını kontrol etmediği halde şirkete ilişkin olarak yalan haber yayarak piyasayı manipüle etmeyi deneyebilir. Bu amaca yönelik açıklamalar, basın bildirileri veya başka aracılardan yararlanarak yapılabilmektedir. İnternet ise çok sayıdaki potansiyel yatırımcıya ulaşmanın çabuk, ucuz ve etkili bir yolu olması sebebiyle, gittikçe araştırmacıların üzerinde daha çok durması gereken bir faktör haline gelmektedir.<br />
İnternet anonim olarak, kendini deşifre etmeden piyasayı manipüle etmek ve bilgi yaymak isteyen kişiler için büyük fırsatlar yaratmaktadır. Bu amaçla şirket sahipleri vb. tarafından yalan finansal bilgilerin veya şirketin ürünlerine ilişkin yalan açıklamaların yer aldığı bir “web page” oluşturulabilir. Daha sonra da, şirkete müşteri bulmak için internet’ten bulunan e-mail adreslerini kullanılabilir. Web’deki yatırımlara ayrılmış tartışma sitelerinden de yararlanılabilir. Menkul kıymetlere ilişkin tavsiyelerin yapıldığı yayınların internette yayımlanması durumunda da yayıncılarına manipülatörler tarafından manipüle edilmek istenen sermaye piyasası aracının övülmesi, reklamının yapılması için para ödenebilmektedir.<br />
Bu şekilde, ihraççıyla bağlantısı olmayan bir kişi de hisseden büyük miktarda satın alıp internetteki yatırım sitelerini o kıymetle ilgili yalan haber yaymak için kullanarak manipülatif faaliyette bulunabilmektedir.<br />
Niyetin / Kastın Ortaya Konulması:<br />
Manipülatif hareketin ortaya konması için niyetin kanıtlanması gereği yargı bölgelerinin tamamında bulunmamaktadır. Niyetin manipülasyonu kanıtlamak için gerekli bir unsur olması durumunda, bazı yargı bölgeleri öncelikle incelenen hareketin dolandırıcılık niyetiyle mi, yoksa yanlış yönlendirme niyetiyle mi yapıldığına odaklanmakta, bazı yargı bölgelerinde ise yapay fiyat oluşturma niyetine ilişkin kanıtların bulunması istenmektedir.<br />
dolandırıcılık niyeti/yanıltma niyeti: bu niyet, tek belirten olmamakla birlikte, manipülatif harekete işaret eden önemli bir husustur.<br />
yapay fiyatlar oluşturma niyeti: tek başına bu unsur dahi dolandırıcılık ya da aldatmaca olmasa bile manipülatif olarak kabul edilebilmektedir. Türev ürünlere ilişkin işlemlerde niyeti ortaya koymak için piyasa katılımcısının basitçe, mevcut piyasa koşullarında elinde tuttuğu avantajlı pozisyondan yarar sağlamasının söz konusu olmadığını, örneğin, piyasadaki arzı kasıtlı olarak daralttığını veya long pozisyonunu yükselterek arz daralmasını şiddetlendirdiğini gösterebilmek önemlidir.</p>
<p>Manipülatörün Davranışının Ekonomik Olmadığının Gösterilmesi:<br />
Burada yapılması gereken, manipülasyon şüphelisinin işlemlerini yasal amaçlar doğrultusunda gerçekleştirmediğinin ortaya konulmasıdır. Bu amaçla, verilen fiyat tekliflerinin diğer yatırımcılarınkinden farklı olup olmadığı, onları yönlendirip yönlendirmediği, yatırımcının piyasada farklı fiyatların oluşmasına sebep olan kendi emirlerini destekleyici, bu hareketi sürdürücü emirler verip vermediği, portföyün ne kadarının bu kıymetten oluştuğu, bu oran çok büyükse bunu açıklayacak rasyonel bir sebebin olup olmadığı gibi hususlar incelenmelidir.</p>
<p>Bir Menkul Kıymetin Piyasa Fiyatını Etkilemek veya Bir Menkul Kıymette Aktif Olarak İşlem Yapıldığı Görüntüsünü Yaratma Motivi (nin olduğunun) nin Gösterilmesi:</p>
<p>Manipülasyonda genel saik manipüle edilen kıymetlerin satışından para kazanmaktır. Bu motivasyonu ortaya koymak için araştırmacı manipülatör ve birlikte hareket ettiği hesaplar tarafından daha sonra şişirilmiş fiyatlardan satılmak üzere büyük bir blok halinde bir kıymetten ya da opsiyon pozisyonundan satın alındığını gösterebilir. Belli yargı bölgelerinde, ihracın fiyatlanacağı piyasa fiyatı manipüle edilerek halka arz safhasında da manipülatif kazanç sağlanmaktadır. Türev ürünler açısından bakıldığında motiv her zaman manipülasyonun önemli bir unsuru olmamasına rağmen, manipülatörün bir fiyat hareketinden yarar getirebilecek büyük bir türev ürün ya da cash (nakit) pozisyonu olabilmektedir.<br />
Bir diğer muhtemel motivasyon birbirleriyle bir anlaşmadan diğerine birlikte çalışan kişilerden birinin bir manipülasyonda yaptığı yardıma karşılık, bir başka manipülasyonda daha önceden yardım ettiği kişinin katılımını sağlamaya çalışmasıdır. Bunun yanısıra bir portföyde ya da fonda yer alan varlıkların değerinin şişirilmesi de bir motivdir. Müşterilere yüksek baskılı satış teknikleri ve satış senaryoları kullanarak manipüle edilmek istenen kıymeti almaya yöneltmeye çalışmaları için verilen rüşvetler de bu görevi üstlenecek broker’lar için motivasyon niteliğindedir.</p>
<p>VI. MANİPÜLASYONU ÖNLEMEYE YÖNELİK DÜZENLEMELER<br />
Sermaye Piyasası Kanunu’nun konusu ve amacı aynı isimli 1. Maddesinde tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak halkın iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamak amacıyla; sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunmasını düzenlemek ve denetlemek olarak tanımlanmaktadır.<br />
Bu kapsamda, Türkiye’de sermaye piyasalarının dürüst, açık ve düzenli bir şekilde faaliyet göstermesini engelleyerek yatırımcıların piyasaya olan güveninin zedelenmesine sebep olan manipülatif faaliyetleri ve bilgi asimetrilerini önlemek kapsamında değerlendirilebilecek düzenlemeler aşağıda özetlenmektedir:<br />
2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda belirtilen hususlar:<br />
•	ihraç ve halka arz edilecek sermaye piyasası araçlarının kurula kaydettirilmesinin zorunluluğu, Kurulun kayıt başvurusunda açıklamaların yeterli olmadığı veya gerçeği dürüstçe yansıtmayarak halkın istismarına yol açacağı düşünülüyorsa kayda almaktan imtina edilebilmesi,<br />
•	halka arza ilişkin olarak yayımlanacak sirküler ve ilanların esaslarının ve izahnamede yer alması gerekli bilgilerin Kurul tarafından belirlenmesi,<br />
•	ilan ve açıklamaların gerçeğe uymayan, abartılı, yanıltıcı bilgileri içerememesi, Kurulun yanıltıcı nitelikte gördüğü reklamları yasaklayabilmesi,<br />
•	izahname ve sirkülerde yer alan bilgilerin gerçeği yansıtması zorunluluğu, ihraççı ve aracıların bu kapsamdaki sorumlulukları,<br />
•	Kurul’un halka arzlarda küçük tasarruf sahibinin haklarının koruyucu tedbirlerin alınmasını isteyebilmesi ve öncelikle satın almalarını sağlayacak düzenlemeler yapabilmesi,<br />
•	Halka arz yoluyla yapılan satışların sonuçlarının Kurula bildirilmesi zorunluluğu,<br />
•	Izahname ile halka açıklanan konulardaki değişikliklerin Kurula bildirilmesi zorunluluğu,<br />
•	Yeni pay alma hakkını kısıtlama yetkisinin pay sahipleri arasında eşitsizliğe yol açacak biçimde kullanılması yasağı,<br />
•	Yönetim kontrolünün el değiştirmesine yol açacak oranda vekalet toplayan ya da pay iktisap edenlerin diğer payları satın alma yükümlülüğü ve azınlıktki ortakların da kontrolü ele geçiren kişi veya gruba paylarını satma hakkına ilişkin düzenlemelerin Kurul tarafından yapılması,<br />
•	Sermaye piyasası araçlarının ödünç alma ve verme işlemleri ile açığa satış işlemlerine ilişkin ilke ve esasların Kurulca belirlenmesi, Hazine Müsteşarlığı ile TCMB’nin görüşü alınmak suretiyle kredili işlemlerle ilgili düzenlemelerin yapılması,<br />
•	Kamuya açıklanması gereken mali tabloların gerçeğe uygun bir biçimde hazırlanıp Kurula gönderilmesine ve kamuya duyurulmasına ilişkin hükümler,<br />
•	Kamuyu aydınlatma babında bilgi verme yükümlülüğüne ilişkin düzenlemeler,<br />
•	Kurulun sermaye piyasasında medya ve elektronik ortam da dahil olmak üzere yatırım tavsiyelerinde bulunacak kişi ve kuruluşların uyacakları ilke ve esasları belirlemesi,<br />
•	Bakanlıkların, resmi ve özel kuruluşların Kurul ile işbirliği yapması gereği,<br />
•	Piyasa üyesi aracı kuruluşların manipülatif faaliyetlerde bulunmasına ilişkin olarak getirilen çeşitli yasaklar, Kurulun aracı kuruluşlar ve yöneticilerine yönelik yaptırımları.<br />
Kanunda sayılan bu hususların yanısıra İMKB Yönetmelikleri ve Kurul tebliğleriyle de manipülatif faaliyetlere ilişkin hususlarda detaylı düzenlemelerin yapıldığı görülmektedir.<br />
İMKB Yönetmeliklerinde belirtilen hususlar:<br />
•	menkul kıymetleri borsa kotuna alınan kuruluşların bilgi verme yükümlülükleri, bu kapsama giren bilgilerin ve özel durumların tanımlanması, bu yükümlülüğün ilgili kişilerce yerine getirilmemesi durumunda kottan çıkarmaya dek varabilen yaptırımlar (Menkul Kıymetler Borsalarının Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik, İMKB Kotasyon Yönetmeliği),<br />
•	üyelerin Borsa tarafından istenen her türlü belge, defter, kaydı usulüne göre tutması, incelenmesine müsaade etmesi ve bilgi verme zorunluluğu ve uyulmamasının yaptırımları (Menkul Kıymetler Borsalarının Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik, İMKB Yönetmeliği)<br />
•	üyelere uygulanabilecek disiplin cezaları ve müeyyideler (İMKB Yönetmeliği),<br />
•	yapay fiyat/piyasa kapsamında değerlendirilen faaliyetlerin varlığı halinde emir ve işlemlerin iptal edilebilmesi, bu kapsamda değerlendirilen faaliyetler (İMKB Yönetmeliği)<br />
•	sağlıklı bir piyasa teşekkül etmesini önleyecek şekilde anormal fiyat ve/veya miktarda alım satım emirlerinin borsaya intikal ettirilmesi, bir menkul kıymete ya da ihraççıya ilişkin yatırımcıların kararlarına etki edebilecek nitelikte ve yatırımcıların öğrenmesi gereken bilgiler olduğunun ve/veya açıklama yapılacağının öğrenilmesi hallerinde bir menkul kıymete ait işlemlerin geçici olarak durdurulması (İMKB Yönetmeliği, İMKB Hisse Senetleri Piyasası Yönetmeliği),<br />
•	olağandışı menfi gelişmelerin meydana gelmesi halinde borsanın geçici olarak kapatılması (Menkul Kıymetler Borsalarının Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik, İMKB Yönetmeliği)<br />
•	depozito şartı,<br />
•	borsa üyelerine ve temsilcilerine uygulanacak müeyyideler ve disiplin cezalarının türleri (İMKB Yönetmeliği)</p>
<p>c) Tebliğlerde belirtilen hususlar:<br />
•	menkul kıymetleri halka arz edilmiş anonim şirketlerle menkul kıymet alım satımıyla uğraşan kuruluşların ilan ve reklamlarının abartılmış, hissi, gerçeğe uymayan, yanıltıcı, istismar edici nitelikte olma yasağı, ilan ve reklamların izahname ve sirkülerler dışındaki bilgileri taşımaması ve halkı yanlış yönlendirmemesi, Kurulun bu yasaklara uymayan ilan ve reklamları durdurabilmesi, yasaklayabilmesi ve ilgili kişilerin sorumluluğu,<br />
•	kamuya açıklanması gereken özel durumlar, olağandışı fiyat ve miktar hareketlerinde, büyük miktarlı hisse senedi satışlarında, hisse senetlerinde belli oranda pay sahibi olan kişilerinin işlemlerinde açıklama yapma yükümlülüğü,<br />
•	doğrulama yükümlülüğü,<br />
•	halka arzda işlem yasağı, hisse senetlerinin kurul kaydına alınmasına ilişkin esaslar, halka açıklanan konulardaki değişikliklerin bildirilmesi,<br />
•	genel olarak aracı kurumların yükümlülükleri.</p>
<p>Bunlara ek olarak, Hisse Senetleri Piyasası Yönetmeliği’nin Borsa Emirlerine ilişkin 19. Maddesinde Yönetim Kuruluna borsa emirlerine ilişkin düzenleme yapabilme yetkisi verilmiş olup bu çerçevede alınan kararlarla bazı hisse senetlerine ilişkin olarak sisteme emir iletilirken müşteri numarası girme zorunluluğu da getirilebilmektedir. İşlem gören hisse senetleri ile ilgili olarak olağandışı durumların ortaya çıkması, şirketlerin kamunun zamanında, tam ve sürekli olarak aydınlatılması konusunda gerekli özeni göstermemesi, yatırımcıların haklarının korunması ve kamu yararı gereği hisse senetlerinin borsa kotundan ve/veya ilgili pazardan geçici veya sürekli çıkarılması sonucunu doğurabilecek hallerde Gözaltı Pazarı’nda işlem görmeye başlaması da bu kapsamda değerlendirilebilecek düzenlemelerdir.<br />
Menkul kıymetler piyasalarında manipülasyonu önlemede kullanılan ve Türk Sermaye Piyasasındaki genel çerçevesi çizilen bu yasakların yanısıra kullanılmakta olan diğer araçlar aşağıda yer almaktadır:<br />
Açığa Satış İşlemlerine İlişkin Yasaklar<br />
Açığa satış, bir kişinin satış esnasında sahip olmadığı veya elinde olup da alıcıya teslim etmediği bir kıymeti satması olarak tanımlanmaktadır. Açığa satış yapan kişi, işlemin karşı tarafındaki alıcıya bu kıymeti teslim edebilmek için genellikle bu kıymeti bir broker’dan veya kurumsal yatırımcıdan ödünç alacak, daha sonra bu pozisyonunu piyasadan satın aldığı hisseleri borç aldığı kişiye geri vererek kapatacaktır.<br />
Bazı yargı bölgelerinde, açığa satış kuralları satıcıların menkul kıymetlerin fiyatlarındaki düşmelerin hızlanmasına sebep olabilecek şekilde aktivitelerde bulunmalarını, açığa satış yapan kişinin niyetine bakmaksızın engelleyebilmektedir. Buna ek olarak, açığa satışlarla ilgili olarak açıklama yapılması zorunluluğunu (düzenleyici kuruma, piyasaya, ya da her ikisine birden) getiren kurallar da pek çok yargı bölgesinde manipülatif açığa satışları caydırmak veya önlemek için kullanılmaktadır.<br />
Türk Sermaye Piyasası Mevzuatına göre açığa satış emirleri, ilgili hissede en son gerçekleşen işlem fiyatı düzeyinden veya bu düzeyin bir adım üzerindeki fiyatlardan, açığa satış tuşu kullanılarak yapılabilmektedir. Henüz fiyat oluşmamış ise emrin fiyatı, kapanış fiyatının en az bir adım üzerinde olmak zorundadır. Baz fiyatı değiştirilmiş veya serbest marjlı hisselerde henüz işlem gerçekleşmeden açığa satış emri verilememektedir. Tüpraş örneğinde de belirtildiği üzere, belli koşullarda bir hisse senedine ilişkin açığa satış işlemi verilmesinin tamamen engellenmesi de mümkündür.</p>
<p>İhraçlar Sırasında Katılımı Kısıtlayan Kurallar<br />
Menkul kıymetlerin halka arzı piyasa manipülasyonu için özel fırsatlar ve güdüler sunmaktadır. Halka arz süresince manipülatif aktiviteler ihracın fiyatlanacağı piyasa fiyatını yükseltmek veya başarısız bir halka arzdan kaçınmak maksadıyla kullanılabilmektedir.<br />
Halka arzlar sırasında piyasa aktivitesini sınırlayan kurallar, menkul kıymetlerin işlem gördüğü piyasaların bağımsız bir fiyatlama mekanizması olarak bütünlüğünün korunmasına ve halka arzdan kazanç sağlayabilecek yüklenicilerin, ihraççıların, satılan hisselerin sahiplerinin ve o kıymetin halka arz sürecine katılan diğer kişilerin potansiyel manipülatif akitivitelerine karşın önlem alınmasına yöneliktir. Bu düzenlemeler olay gerçekleştikten sonra tespit etmek yerine, manipülatif faaliyeti önlemek maksadıyla yapıldığından dağıtıma katılan kişilerin manipülatif bir niyet ya da amaçları olduğunun kanıtlanmasını gerektirmezler. Türk Sermaye piyasasında bu konuya ilişkin düzenlemeler Sermaye Piyasası Araçlarının Halka Arzında Satış Yöntemlerine İlişkin Tebliği ile somutlaştırılmış olup Türk Ticaret Kanunu’nun 329. Maddesine göre şirketin kendi hisse senetlerini temellük etmesi veya rehin almasına da belli durumlar dışında yasaklanmış bulunmaktadır.</p>
<p>Endeksi Hesaplamaya Yönelik Metodlar<br />
Endeksin manipüle edilmesini önlemek için endekse dahil edilecek kıymetlerle (örneğin sermayesi büyük olan, çok sayıda paya bölünmüş ve işlem hacmi yüksek bir hisse senedinin manipüle edilmesi, sermayesi küçük, hisse senedi sayısı az ve piyasası sığ bir hisse senedine göre çok daha zordur. Bu nedenle birinci tipteki hisse senetlerinin hesaplamalar sırasında dikkate alınması endeksin manipüle edilmesini güçleştirecektir) ve hesaplama yöntemi ile ilgili olarak (hisse senetlerinin endekse hangi ağırlıkla dahil edileceğine ve endeksin hangi yönteme göre hesaplanacağına ilişkin) birtakım düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Borsalar bu konuda farklı hesaplama yöntemleri seçebilmekle birlikte, seçilen yöntemlerin yukarıdaki amacı sağlayıcı nitelikte olması gereklidir.<br />
Türev piyasalar söz konusu olduğunda sözleşmenin oluşturulması safhası ve pozisyon limitlerine ilişkin de düzenlemeler yapılmalıdır.</p>
<p>VIII- ETKİNLİK TARTIŞMALARI:</p>
<p>Manipülasyonu Önlemeye Yönelik Düzenlemelerin Etkinliği<br />
Kamunun piyasanın dürüstlüğüne ilişkin inancı, piyasanın likiditesini ve etkinliğini arttırır. Manipülasyon fiyatları çarpıtarak yapay bir görüntünün yaratılmasına sebep olduğu için piyasaların bütünlüğüne zarar vermekte ve halkın piyasaya olan güvenini zedelemektedir. Bu sebeple, düzenleyici otoriteler manipülasyonu tespit etmek, soruşturmak ve yasal yollardan kovuşturmak konularında yeterli sistemlere ihtiyaç duymaktadır.<br />
Manipülasyonunun piyasaya olan zararlı etkileri çok iyi bilinmekle birlikte, ardındaki motivin ve kullanılan yöntemlerin teknolojinin gelişmesi, internetin yaygınlaşması, piyasaların globalleşerek birbirine bağlı, birbiriyle ilişkili hale gelmesiyle değişmekte ve gelişmekte olduğu görülmektedir. Aynı anda çok fazla sayıda insana bilgi yaymanın kolay ve ucuz bir yolu haline gelen internet, bu özelliği sebebiyle bir menkul kıymetin fiyatını etkilemek veya aktif bir piyasanın olduğu izlenimini yaratmak konularında da benzersiz fırsatlar sunmaktadır. Global ve birbiriyle bağlantılı piyasaların varlığı piyasayı manipüle etmek konusunda fırsatları arttırırken, manipülasyonun ortaya çıkarılmasını ve hele hele internetin söz konusu olduğu durumlarda kanıtlanmasını da zorlaştırmaktadır. Manipülasyon bir yargı bölgesinde gerçekleşirken bundan sorumlu kişiler başka bir yargı bölgesinde olabilmektedir. Bu durumda, farklı yargı bölgelerindeki düzenleyicilerin manipülasyonu araştırmak konusundaki yetkilerinin ve bu düzenleyiciler arasındaki bilgi paylaşımının varlığı ve yeterliliği de önem kazanmaktadır.</p>
<p>VIII.1. Manipülasyonla Mücadeleyi Zorlaştıran Unsurlar:<br />
a) Manipülasyona ilişkin kanıtların niteliği<br />
Manipülatif vakalara ilişkin dökümanlar ve beyanlar gibi direkt kanıtlar bulmak sıklıkla hem düzenleyici otorite hem de yargı aşamasında görev alanlar için çok zordur. Manipülasyon vakaları genellikle hal ve koşullara göre, birtakım ayrıntılardan ulaşılabilen kanıtlar, ya da dolaylı kanıtlar ve bu kanıtlar baz alınarak yapılan çıkarsamalar üzerine kurulmaktadır. Bu tip çıkarsamalar hareketin modeline, suçlanan kişinin söz konusu kıymet, türev ürün ya da bağlı kıymetle ilgili olarak parasal bir çıkarının olmasına, suçlanan kişinin o menkul kıymetin fiyatında yükselme etkisi yaratmak için attığı adımlara ve işlem datasının incelenmesi sonucunda ortaya çıkan işlem modeline veya düzensizliklere bakılarak yapılacaktır. Manipülasyonun varlığını kanıtlamanın bu denli zor olmasının nedeni, manipülatif işlemi ayırdetmede en belirgin unsurun subjektif olan “yatırımcının niyeti” olması, fakat insanların beynini okumak mümkün olmadığından bunu ortaya koymanın çok zor olmasıdır.<br />
b) İncelenmesi gereken datanın çok büyük hacimlere ulaşması:<br />
Manipülasyonu ortaya çıkarmak için incelenmesi gereken datanın ve dökümanların (banka kayıtları, şirket dökümanları ve diğer kayıtlar da dahil olmak üzere) hacmi çok büyük olabilir. Bu durumda kanıtları organize edebilmek için grafiklerden yararlanılması ve detaylarda gizlenmiş bilgilerin ortaya çıkartılabilmesi için azami dikkat gösterilmesi gerekecektir. Bazı dataların analizi için ise hem kurum içinden (in-house) hem de akademisyenler dahil olmak üzere bağımsız danışmanlardan ve uzmanlardan yardım alınması gerekebilecektir.<br />
Uzman beyanlarından/tanıklığından yararlanma:<br />
Piyasadaki uzmanların hem yapılan araştırmalarda hem de yargılama süreçlerinde neyin “normal” piyasa davranışı veya “normal iş aktivitesi” olarak adlandırılması gerektiği konusunda araştırmacılara ve hukukçulara yardımı olabilmekle ve araştırmacının da bu konuda yardıma gereksinimi olmakla birlikte bazı yargı bölgelerinde dışarıdan bu şekilde yardım alınmasına izin verilmemektedir.<br />
d) Bazı kurumların, özellikle off-shore bankaların işbirliğine yanaşmaması:<br />
Manipülasyonun sadece ulusal pazarlarda gerçekleştirilen bir suç olmaması ve manipülatif faaliyetlerde off-shore kuruluşların ve mevzuatları finansal suçlar konusunda gelişmemiş olan bölgelerdeki örgütlenmelerin piyasayı manipüle etmekte kullanılması ülkeler ve düzenleyiciler arasındaki işbirliğinin önemini arttırmıştır. Bununla birlikte bazı off-shore kuruluşların, mevzuatlarının müşterilerine ilişkin bilgi ve belgeleri açıklamalarına izin vermediğini ileri sürerek bilgi vermekten kaçınması manipülatif faaliyetlerin izinin sürülmesine ve ilişkilerin ortaya çıkarılmasına engel olmaktadır.<br />
Türkiye açısından bir değerlendirme yapıldığında manipülasyonla mücadeleyi zorlaştıran unsurlar ise aşağıda yer almaktadır:<br />
i) Türkiye’deki yatırımcı profilinden kaynaklanan sorunlar<br />
Sermaye piyasası faaliyeti kapsamında sayılabilecek faaliyetlerin geçmişi Galata Bankerlerine dek uzanmasına karşın, örgütlü ve düzenli bir sermaye piyasası kültürünün oluşumu Sermaye Piyasası Kurulu’nun kurulması ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın faaliyete geçmesi ile başlamıştır. Bir taraftan yatırımcıların sermaye piyasası ve sermaye piyasası araçlarına ilişkin bilgilerinin yetersizliği, diğer taraftan uzun vadeli yatırımlar yapmak yerine günlük alım satımlardan kazanç elde edilmeye çalışılması ve bu amaçla şirketlere ve hisse senetlerine ilişkin olarak kamuya duyurulan gelişmeler, mali tablolar ve analizler yerine “tüyo” tabir edilen söylentilerin dikkate alınması ve bu söylentilerin de genelde asılsız haberler olması ve piyasayı manipüle etmek isteyen kişiler tarafından yayılması küçük yatırımcıların büyük kayıplara uğramasına ve fonların sermaye piyasasından uzaklaşmasına, dolayısıyla, sermaye piyasasının birincil fonksiyonu olan fon arz ve talebinin karşılaşmasına ve sermayenin tabana yayılmasına ilişkin amaçlara ulaşılamamasına neden olmaktadır.<br />
ii) Türkiye’nin siyasi ve ekonomik ortamından kaynaklanan sorunlar<br />
Türkiye’de ekonominin rayına oturmamış olması, diğer taraftan siyasette yaşanan çalkantıların piyasaları ve uygulanmakta olan ekonomik programları olumsuz yönde etkilemesi, ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanamamış olmasının dış piyasalarda Türk Sermaye Piyasalarına olan güveni zedelemesi sebebiyle yurt dışından fon girişinin düşük olması ve yabancı yatırımcıların uzun vadeli pozisyon almak istememeleri, siyaset ve ekonomideki bazı olumsuz gelişmelerde tuttukları büyük portföyleri satarak düşüş trendlerini şiddetlendirmeleri piyasanın manipüle edilmesini kolaylaştırmaktadır.<br />
iii) İhtisas Mahkemelerinin Bulunmaması<br />
Finansal suçlara ilişkin ihtisas mahkemelerinin bulunmaması ve yargı aşamalarında yer alan kişilerin bu konuda yeterli donanıma sahip olmaması manipülasyonun ortaya konulmasını ve cezalandırılmasını zorlaştırmaktadır. Bu güçlük mahkemeler tarafından konunun uzmanlarından bilirkişilik yapmalarının istenmesiyle aşılmaya çalışılmaktadır.<br />
iv) Bazı Hisse Senetlerinde Halka Açıklık Oranının Çok Düşük Olması<br />
İşlem gören şirketlerin bir kısmında halka açıklık oranının çok düşük olması manipülatörlerin dolaşımda bulunan hisselerin çoğunluğunu ellerine geçirerek piyasasını ve fiyatını manipüle etmelerini kolaylaştırmaktadır.</p>
<p>VIII.2. Manipülasyonla Mücadelede Etkinliğin Arttırılması<br />
Yukarıda anlatılanların ışığında, genel olarak manipülasyonla mücadelenin etkinliğinin arttırılması konusunda;<br />
manipülasyonu önlemek ve ortaya çıkarmak konusunda düzenleyici kuruluşların ve borsaların yetki ve sorumluluklarının arttırılmasının,<br />
manipülasyonu araştırmada, soruşturmada ve önlemede gerek yurt içindeki gerekse yurt dışındaki kuruluşlar arasında işbirliğinin geliştirilmesinin,<br />
manipülasyona ilişkin düzenlemelerin yeni manipülasyon yöntemlerinin de incelenmesine ve yasaklanmasına izin verecek açıklık ve esneklikte olmasının,<br />
piyasa gözetiminde teknolojik yeniliklerden yararlanılmasının, piyasa gözetiminin interneti ve genel olarak medyada yayımlanan haberleri de kapsamasının,<br />
yatırımcıların ve hukukçuların finans piyasası ve finansal suçlar konusunda bilgilendirilmesinin bu amaçla ihtisas mahkemelerinin kurulmasının,<br />
piyasa katılımcılarının yükümlülüklerini yerine getirme konusundaki hassasiyetlerinin denetlenmesi ve gerekli yaptırımların etkin bir şekilde uygulanmasının<br />
yararlı olacağı düşünülmektedir. </p>
<p>Kaynakça<br />
Pickholz, Marvin G., Pickholz, Jason R., “Manipulation”, The 18th Cambridge International Symposium, Economic Crime: Financial Markets at Risk, September 14, 2000.<br />
Technical Committee of the International Organization of Securities Commissions, “Investigating and Prosecuting Market Manipulation”, May 2000.<br />
Özbay, Remzi, “Hisse Senetleri Fiyatlarında Yükseliş ve Çöküşler: Borsalarda Spekülasyon ve Manipülasyon”, Sermaye Piyasası Kurulu, Doç. Dr. Yaman Aşıkoğlu’na armağan, Ocak, 1997<br />
Strahota, Robert D., “Investigating and Proving a Market Manipulation Case”, Market Manipulation Seminar, Zagreb, Croatia, March 22-25, 1999.<br />
Bone, Richard, “Work on Better Defining Categories of Manipulation”, International Federation of Stock Exchanges, Investigative Concepts, Sydney, 6-7 October 1998.<br />
Fischel, Daniel R., Ross, David J., “Should the Law Prohibit “Manipulation” in Financial Markets?”, Harward Law Review, Vol. 105:503, 1991.<br />
J. Carrol, Wayne, “Market Manipulation: an International Comparison”, Price Waterhouse Cooper Veltins<br />
Tezcanlı, Meral Varış, “İçeriden Öğrenenlerin Ticareti ve Manipülasyonlar”, İstanbul, 1996.<br />
Haftalık Bülten, Sermaye Piyasası Kurulu, 2000/37, 18/09/2000-22/09/2000.<br />
Sermaye Piyasası Mevzuatı.<br />
Sermaye Piyasası ve Borsa Temel Bilgiler Kılavuzu.<br />
Tüpraş Hisse Senedinin Halka Arzına İlişkin Haberlerin Yer Aldığı İlgili Tarihlere Ait Borsa Günlük Bültenleri.<br />
Türk Ticaret Kanunu.</p>

<p class="sayac_bilgi">231 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/manipulasyon-ve-manipulasyona-karsi-duzenlemeler.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Makro İktisata Giriş</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/makro-iktisata-giris.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/makro-iktisata-giris.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 06:31:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Abd]]></category>
		<category><![CDATA[Arz]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Istatistik]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gsmh]]></category>
		<category><![CDATA[Hane]]></category>
		<category><![CDATA[Kamu]]></category>
		<category><![CDATA[Karar]]></category>
		<category><![CDATA[Makro Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Mali]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[Merkez]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Gelir]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[Vergiler]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11744</guid>
		<description><![CDATA[MAKRO EKONOMİ Kavramlar, Kurumlar, Veriler Birinci Bölüm Mikroiktisat tekil hane ve firmanın karar sürecini ve bunların piyasalarda karşılıklı bağlantılarını inceler. Makroiktisat çok sayıda hane, firma ve piyasayı eşanlı etkileyen ekonominin tümüne ait gelişmeleri inceler. Makroiktisadın temel uğraşı, ekonomik büyüme, işsizlik, enflasyon, faiz haddi, döviz kuru, dış denge ve kamu dengesi arasındaki karşılıklı ilişkilerin saptanmasıdır. Tanımı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MAKRO EKONOMİ<br />
Kavramlar, Kurumlar, Veriler<br />
Birinci Bölüm<br />
Mikroiktisat tekil hane ve firmanın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/karar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Karar">karar</a> sürecini ve bunların piyasalarda karşılıklı bağlantılarını inceler. Makroiktisat çok sayıda hane, firma ve piyasayı eşanlı etkileyen ekonominin tümüne ait gelişmeleri inceler.<br />
Makroiktisadın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> uğraşı, ekonomik büyüme, işsizlik, enflasyon, faiz haddi, döviz kuru, dış denge ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kamu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kamu">kamu</a> dengesi arasındaki karşılıklı ilişkilerin saptanmasıdır.<br />
Tanımı gereği, makroiktisat için iktisat politikalarının tasarlanması ve uygulanması çok önemlidir. Tartışmaların odağında kamunun ekonomiye müdahale biçimler yer alır<br />
Makroiktisadın zorlukları<br />
Makroiktisat aynı anda hem soyut hem de somut olmak zorundadır<br />
Soyut: ekonomilerin davranışını açıklayan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">genel</a> model ve teoriler gereklidir<br />
Somut: teorik çerçeve Türkiye, ABD, AB, vs. fiilen varolan somut <span id="more-11744"></span>ekonomilere uygulanmak zorundadır Halbuki özellikle farklı gelişmişlik düzeyindeki<br />
ekonomiler arasında benzemezlikler çoğu kez benzerliklerden fazladır<br />
Maalesef makroiktisadın temel teorik çerçevesi gelişmiş ülkelerin karşılaştığı sorunlara çözüm ararken oluşmuştur Türkiye&#8217;nin geçmişi ve bugünü ise çok farklıdır</p>
<p>Temel değişkenler<br />
GSMH büyüme hızı: ekonomik faaliyetteki değişimin yön ve hacmi<br />
İşsizlik: iş bulamayanların sayı ve oranı<br />
Ödemeler Bilançosu: ekonominin dış dünya ile ilişkileri<br />
Enflasyon: fiyatlar genel seviyesindeki değişim<br />
Faiz haddi: paranın fiyatı<br />
Döviz kuru: dövizin fiyatı<br />
Kamu maliyesi: <a href="http://www.genelbilge.com/tag/vergiler/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Vergiler">vergiler</a>, kamu harcamaları, bütçe dengesi<br />
Para ve mevduat: para arz ve talebinin değişimi</p>
<p>Temel kurumlar<br />
Maliye Bakanlığı: bütçenin hazırlanması, uygulanması ve vergiler<br />
Hazine: kamu borçlanması, dış ekonomik ilişkiler, mali sektör denetimi<br />
Merkez Bankası: para otoritesi, döviz rezervleri, ödemeler bilançosunun izlenmesi<br />
Devlet İstatistik Enstitüsü: milli gelir, dış ticaret, enflasyon, sanayi üretimi, vs. temel veriler<br />
BDDK: bankacılık sektörü denetiminden sorumlu üst kurul<br />
IFI: Uluslararası mali kuruluşlar (IMF ve Dünya Bankası)</p>
<p>Bazı tanımlar<br />
Boom: GSMH&#8217;da hızlı büyüme<br />
Resesyon: GSMH&#8217;da kısa süreli eksi büyüme<br />
Depresyon: GSMH&#8217;da uzun süreli eksi büyüme<br />
Deflasyon: fiyatlar genel seviyesinde düşüş<br />
Maliye politikası: bütçe tarafından temsil edilen kamunun vergileme ve harcama kararları toplamı<br />
Para politikası: Merkez Bankası tarafından alınan<br />
para arzı miktarı ve faiz haddi kararları<br />
Döviz kuru politikası: döviz kurunda kamu müdahalesi (olmaması dahil)<br />
Dış ticaret politikası: mal ve hizmet ihracatına kamu müdahaleleri</p>
<p>En basit model: çevrisel akım Makroiktisadın çıkış noktası ekonominin bütünü<br />
açısından gelir ve harcama akımlarının analizidir İşin özü aslında çok basittir Ekonomideki her harcama mutlaka bir ekonomik aktöre gelir yaratır Ekonomideki her gelir mutlaka bir ekonomik aktörün harcamasıdır Buna gelir ve harcama çevrisel akımı deriz</p>
<p>Çevrisel akımın düzgün işleyişini <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hangi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hangi">hangi</a> mekanizmalar sağlar?<br />
Çevrisel akım ne zaman bozulur? Bozulduğu takdirde tekrar düzgün işleyişi için<br />
neler yapılabilir?</p>
<p>Çevrisel akım şeması</p>
<p>	Faktör gelirleri (TL)<br />
	l  ı	Üretim faktörleri (emek, sermaye, vs)	i	</p>
<p>Haneler		Firmalar<br />
	t	Mal ve hizmetler	1   1	</p>
<p>	Harcamalar (TL)<br />
•Varsayımlar:</p>
<p>Gayrisafi Yurtiçi Hasıla &#8211; GSYİH<br />
Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) ekonomideki<br />
toplam üretim, gelir ve harcamaları ölçer<br />
Bir ülke içinde belirli bir dönemde üretilen nihai<br />
mal ve hizmetlerin toplam piyasa değerine eşittir<br />
Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) tarafından<br />
üç aylık ve yıllık olarak hesaplanır<br />
GSYİH ekonominin tüm kanuni üretimini kapsar<br />
Piyasaya çıkmadan hane içinde tüketilen (tarım)<br />
ve yasak malları (uyuşturucu) kapsamaz<br />
Üretimde girdi olarak kullanılan mal ve<br />
hizmetlerin birden fazla hesaba girmesine izin<br />
verilmez (katma değeri ölçer)</p>
<p>Gayrisafi Milli Hasıla &#8211; GSMH<br />
• GSYİH ülke içinde belirli bir dönemde üretilen<br />
geliri ölçer<br />
Ancak, ülke içinde üretilen gelirin bir bölümü yurt<br />
dışında mukim kişi ve kurumlara aittir: örneğin<br />
dışarıya yapılan faiz ve temettü ödemeleri<br />
Aynı şekilde, ülkede mukim kişi ve şahısların yurt<br />
dışından gelirleri olabilir: örneğin yurt dışından<br />
gelen faiz, temettü ve işçi dövizleri<br />
• Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH) bir ülkede mukim<br />
kişilerin elde ettikleri toplam gelirdir<br />
• GSYİH&#8217;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> yurt dışından net faktör gelirlerinin<br />
eklenmesi ile elde edilir</p>
<p>GSMH&#8217;nın bileşkenleri</p>
<p>Tüketim (C) haneler tarafından tüketim amacı ile<br />
satın alınan tüm mal ve hizmetleri kapsar (yeni<br />
konut hariç)<br />
Yatırım (I) firmalar, haneler ve devlet tarafından<br />
sermaye malları, binalar (yeni konut dahil) ve<br />
stoklar için yapılan tüm harcamaları kapsar<br />
Kamu tüketimi (G) yerel ve merkezi idare tarafından<br />
satın alınan tüm mal ve hizmetleri kapsar fakat<br />
transfer harcamaları dahil değildir<br />
Net ihracat (NX) mal ve hizmet ihracatından mal ve<br />
hizmet ithalatının çıkarılması ile bulunur<br />
Temel makro özdeşlik: Y = C + I + G + NX</p>
<p>Milli Mu	hasebe Yöntemleri<br />
ÜRETİM	HARCAMA	GELİR<br />
Ciftcilik	ÖZEL NİHAİ TÜKETİM	ÜCRETLER<br />
Ormancılık	Gida-içki	Özel Sektör<br />
Balikçılık	Dayanıklı Tüketim Malları	Kamu Sektörü<br />
Tarım Toplam	Yarı Dayanıklı ve Dayanıksız Tük. Mal.	MAAŞ<br />
Tasocakcılıgı	Enerji-Ulastırma-Haberleşme	Özel Sektör<br />
İmalat	Hizmetler	Kamu Sektörü<br />
Elektrik, gaz, su	Konut Sahipliği	KENDİ HESABINA ÇALIŞAN<br />
Sanayi Toplam	DEVLETİN NİHAİ TÜKETİM HARCAMALARI	RANT<br />
İnsaat Sanayi	Maaş-Ücret	KAR<br />
Toptan ve Parakende	Diger Cari	Firma-dışı kar<br />
Otel ve Lokanta Hizmetleri	GAYRİSAFİ SABİT SERMAYE OLUŞUMU	Firma karı<br />
Ticaret Toplam	Kamu Sektörü	FAİZ GELİRİ<br />
Ulastirma ve Haberleşme	Makine Techizat<br />
Mali Kuruluşlar	Bina İnşaat<br />
Konut Sahipliği	Bina Dışı İnşaat<br />
Serbest Meslek Hizmetleri	Özel Sektör<br />
İzafi Banka Hizmetleri	Makine Techizat<br />
SEKTÖRLER TOPLAMI	Bina+Konut Insaati<br />
Devlet Hizmetleri	STOK DEĞİŞMELERİ<br />
Kar Amacı Olmayan Özel Hizmetler	Mal ve Hizmet İhracatı<br />
TOPLAM	Mal ve Hizmet İthalatı<br />
Ithalat Vergisi	NET İHRACAT<br />
GSYIH (Alıcı Fiyatlarıyla)	GAYRİSAFİ YURTİÇİ HASILA<br />
Dış Alemden Gelen	statistiki Hata<br />
Dış Aleme Giden	GSYIH (İstatistiki Hata Çık.)<br />
Dis Alem Net Faktör Gelirler Toplamı<br />
GSMH (Alıcı Fiyatlarıyla)		</p>
<p>GSMH: Sektörler itibariyle (1)</p>
<p>( Katrilyon TL)	2000	GSMH % Pay<br />
Ciftcilik	16,6	13,2<br />
Ormancılık	0,4	0,3<br />
Balıkçılık	0,6	0,4<br />
Tarım Toplam	17,5	14,0<br />
Tasocakcılıgı	1,4	1,1<br />
İmalat	23,9	19,0<br />
Elektrik, gaz, su	3,7	3,0<br />
Sanayi Toplam	29,0	23,1<br />
İnsaat Sanayi	6,5	5,2<br />
Toptan ve Parakende	20,5	16,3</p>
<p>	4,4	3,5<br />
Ticaret Toplam	24,9	19,8<br />
Ulastirma ve Haberleşme	17,6	14,0<br />
Mali Kuruluşlar	4,7	3,7<br />
Konut Sahipliği	5,8	4,6<br />
Serbest Meslek Hizmetleri	4,4	3,5<br />
İzafi Banka Hizmetleri	4,1	3,3<br />
SEKTÖRLER TOPLAMI	106,4	84,7<br />
Kaynak : MB</p>
<p>GSMH: Sektörler itibariyle (2)</p>
<p>(Katrilyon TL)	2000	GSMH % Pay<br />
Tarım Toplam	17,5	14,0<br />
Sanayi Toplam	29,0	23,1<br />
Diğer Sektörler Toplam	59,8	47,6<br />
SEKTÖRLER TOPLAMI	106,4	84,7<br />
Devlet Hizmetleri	12,6	10,1<br />
Kar Amacı Olmayan Özel Hizmetler	0,5	0,4<br />
TOPLAM	119,5	95,2<br />
Ithalat Vergisi	5,1	4,0<br />
GSYIH (Alıcı Fiyatlarıyla)	124,6	99,2<br />
Dış Alemden Gelen	5,3	4,2<br />
Dış Aleme Giden	4,3	3,4<br />
Dis Alem Net Faktör Gelirler Toplamı	1,0	0,8<br />
GSMH (Alıcı Fiyatlarıyla)	125,6	100,0<br />
Kaynak : MB</p>
<p>GSYİH: harcama kalemleri (1)</p>
<p>( Katrilyon TL)	2000	GSMH % Pay<br />
ÖZEL NİHAİ TÜKETİM	89,1	71,5<br />
Gida-içki	32,6	26,2<br />
Dayanıklı Tüketim Malları	12,7	10,2<br />
Yarı Dayanıklı ve Dayanıksız Tük. Mal.	12,3	9,9<br />
Enerji-Ulastırma-Haberleşme	15,8	12,7<br />
Hizmetler	9,5	7,7<br />
Konut Sahipliği	6,2	5,0<br />
DEVLETİN NİHAİ TÜKETİM HARCAMALARI	17,5	14,1<br />
Maaş-Ücret	12,6	10,1<br />
Diger Cari	4,9	3,9</p>
<p>GAYRİSAFİ SABİT SERMAYE OLUŞUMU	27,8	22,4<br />
Kamu Sektörü	7,5	6,0<br />
Makine Techizat	2,0	1,6<br />
Bina İnşaat	2,1	1,7<br />
Bina Dışı İnşaat	3,4	2,7<br />
Özel Sektör	20,4	16,4<br />
Makine Techizat	11,8	9,5<br />
Bina+Konut Insaati	8,6	6,9<br />
İÇ TALEP (stok değişmeleri hariç)	134,5	107,9<br />
Kaynak : MB<br />
GSYİH: harcama kalemleri (2)</p>
<p>( Katrilyon TL)	2000	GSMH % Pay<br />
ÖZEL NİHAİ TÜKETİM	89,1	71,5<br />
DEVLETİN NİHAİ TÜKETİM HARCAMALARI	17,5	14,1<br />
GAYRİSAFİ SABİT SERMAYE OLUŞUMU	27,8	22,4<br />
İÇ TALEP (stok değişmeleri hariç)	134,5	107,9<br />
STOK DEĞİŞMELERİ	2,7	2,2<br />
Mal ve Hizmet İhracatı	30,0	24,0<br />
Mal ve Hizmet İthalatı	-39,3	-31,5<br />
NET İHRACAT	-9,3	-7,5<br />
GAYRİSAFİ YURTİÇİ HASILA (GSYİH)	127,8	102,6<br />
Istatistiki Hata	-3,3	-2,6<br />
GSYIH (İstatistiki Hata Çık.)	124,6	100,0</p>
<p>Kaynak :MB</p>
<p>Reel ve nominal GSMH<br />
Milli gelir muhasebesi daima cari fiyatla tutulur<br />
Nominal GSMH mal ve hizmet üretimini o<br />
dönemde fiilen geçerli (cari) fiyatlarla hesaplar<br />
Reel GSMH mal ve hizmet üretimini baz alınan<br />
yılın (sabit) fiyatları ile hesaplar<br />
GSMH deflatörü nominal milli geliri sabit<br />
fiyatlarla milli gelire dönüştüren enflasyon<br />
ölçüsüdür<br />
Halen 1987 yılı baz alınmakta, yani reel milli<br />
gelir 1987 fiyatları ile hesaplanmaktadır<br />
Dönemler arası karşılaştırmalarda reel GSMH<br />
kullanılır</p>
<p>	Nominal	ve reel GSYİH<br />
	Nominal GSYİH	%		GSMH	Reel GSYİH	%<br />
	(Triyon TL)	Değişim	İndeks	Deflatör	(Trilyon TL)   Değişim	İndeks<br />
1987	75		100		75		100<br />
1988	129	72,9	173	69,7	76	2,1	102<br />
1989	227	75,9	304	75,5	76	0,3	102<br />
1990	393	72,9	526	57,6	84	9,3	112<br />
1991	630	60,3	843	59,2	84	0,9	113<br />
1992	1093	73,5	1.463	63,5	89	6,0	120<br />
1993	1982	81,3	2.652	67,4	97	8,0	129<br />
1994	3868	95,2	5.177	107,3	91	-5,5	122<br />
1995	7762	100,7	10.388	87,2	98	7,2	131<br />
1996	14772	90,3	19.769	78,0	105	7,0	140<br />
1997	28836	95,2	38.591	81,2	113	7,5	151<br />
1998	52225	81,1	69.892	75,3	116	3,1	166<br />
1999	77415	48,2	103.604	55,8	111	-4,7	148<br />
2000	124583	60,9	166.729	50,9	119	7,4	159<br />
Kaynak: MB</p>
<p>Uluslararası karşılaştırmalar<br />
Uluslararası karşılaştırmalarda GSYİH&#8217;nın nüfusa<br />
bölünmesi sonucu elde edilen kişi başına GSYİH<br />
kullanılır<br />
Mal ve hizmetlerin fiyatlarında ülkeden ülkeye<br />
görülen farklılıklar uluslararası karşılaştırmalarda<br />
ek sorunlar yaratır<br />
Bir yöntem nominal GSYİH&#8217;nin cari döviz<br />
kuruna bölünerek dolara çevrilmesidir<br />
Daha gerçekçi yöntem ülkelerde aynı mal ve hiz-<br />
metlerden oluşan bir sepetin maliyetine bakmaktır<br />
Satın Alma Gücü Paritesi (Purchasing Power<br />
Parity &#8211; PPP) Dünya Bankası tarafından<br />
hesaplanır</p>
<p>Dünya: kişi başına GSMH</p>
<p>kişi başına	Gayrisafi Milli	GSMG- PPP	Gayri Safi Milli	(1) / (2)<br />
dolar, 2000	Gelir PPP (1)	ABD % &#8216;si	Gelir (2)	%<br />
ABD	34.260	100	34.260	100<br />
Japonya	26.460	77	34.210	77<br />
Almanya	25.010	73	25.050	100<br />
Yunanistan	16.940	49	11.960	142<br />
Arjantin	12.090	35	7.440	163<br />
Meksika	8.810	26	5.080	173<br />
Rusya	8.030	23	1.660	484<br />
Brezilya	7.320	21	3.570	205<br />
Türkiye	7.030	21	3.090	228<br />
Çin	3.940	12	840	469<br />
Mısır	3.690	11	1.490	248<br />
Hindistan	2.390	7	460	520<br />
Pakistan	1.960	6	470	417<br />
Bangladex	1.650	5	380	434<br />
Nijerya	790	2	260	304<br />
Kaynak: World Bank</p>
<p>Fiyat endeksleri<br />
Enflasyon fiyat endeksleri tarafından ölçülür<br />
Çok sayıda bağımsız bölümden oluşan bir<br />
bütündeki değişimi ölçmek için endeksler<br />
kullanılır<br />
Farklı unsurlara belirli ağırlıklar verilerek bir<br />
sepet oluşturulur ve sepetin değeri izlenir<br />
Tüketici Fiyatları Endeksi &#8211; TÜFE &#8211; ve Toptan<br />
Eşya Fiyatları Endeksi &#8211; TEFE &#8211; en önemli<br />
endekslerdir<br />
1994 baz yıldır<br />
Aylık, yıllık (son oniki aylık), yıl sonu ve<br />
ortalama (son oniki ay yıllık ortalaması) şeklinde<br />
izlenir</p>
<p>TÜFE&#8217;nin bileşimi</p>
<p>	AĞIRLIK (%)<br />
TÜFE	100<br />
Gıda İçki	31,1<br />
Giyim	9,7<br />
Konut	25,8<br />
Ev Eşyası	9,3<br />
Sağlık	2,8<br />
Ulaştırma	9,3<br />
Eğlence	2,9<br />
Eğitim	1,6<br />
Lokanta	3,1<br />
Diğer	4,4</p>
<p>TEFE-TÜFE farkı<br />
TEFE firma girdileri düzeyinde enflasyonu ölçer<br />
Dört ana kalemi vardır: Tarım (22.2 %), Maden-<br />
cilik (2.5 %), İmalat Sanayi (71.1 %) and Elektrik-<br />
Gaz-Su (4.2 %)<br />
Diğer ülkelerde Üretici Fiyatları Endeksi kullanılır<br />
TÜFE&#8217;de tüketicinin satın aldığı nihai ürünler,<br />
TEFE&#8217;de ara mal ve girdiler vardır<br />
Gömlek, pantalon TÜFE&#8217;de, kumaş, iplik<br />
TEFE&#8217;dedir<br />
TÜFE&#8217;nin yarısından fazlası hizmetler ve kiradır,<br />
TEFE&#8217;de hizmet ve kira yoktur<br />
TEFE ne ölçtüğü daha belirsiz bir endekstir</p>
<p>Aylık TEFE ve TÜFE</p>
<p>Oca.98  Tem.98  Oca.99   Tem.99  Oca.00  Tem.00  Oca.01   Tem.01   Oca.02<br />
— CPI — WPI</p>
<p>Yıllık TEFE ve TÜFE</p>
<p>Oca.98 Tem.98 Oca.99 Tem.99 Oca.00 Tem.00 Oca.01 Tem.01  Oca.02<br />
CPI -Annual —WPI-Annual</p>
<p>Ölçme sorunları<br />
•	Sepet gerçek durumu temsil etmeyebilir<br />
-1994 kriz yılı idi<br />
TÜFE&#8217;de kira payı çok yüksektir<br />
Tarım ürünleri TEFE&#8217;ye gereksiz volatilite<br />
getiriyor</p>
<p>İkame etkisi: nisbi fiyat değişince daha ucuz mal<br />
tercih edilir<br />
Yeni mallar: cep telefonu, bilgisayar yoktur<br />
Kalite artışı: beraberinde gelen fiyat artışından<br />
ayırdedilmelidir<br />
ABD için uzun dönemde TÜFE&#8217;nin enflasyonu %<br />
0.5-2 arasında yüksek gösterdiği hesaplanmıştır</p>
<p>25<br />
TÜFE, TEFE ve GSMH deflatörü<br />
1987    1989    1991    1993    1995    1997    1999</p>
<p>	TÜFE-ort	TEFE-ort. &#8211; GSYİH DEFLATÖR</p>
<p>REEL EKONOMİ<br />
Büyüme, Yatırım, İstihdam İkinci Bölüm</p>
<p>Üretim ve büyüme<br />
Ülkeler arasında hayat standardında çok büyük<br />
farklar olduğunu kolayca gözlemliyoruz<br />
Keza, aynı ülkenin de zaman içinde hayat<br />
standardında büyük değişmeler olabilmektedir<br />
Zenginliğin kökeninde ekonomik büyüme ve<br />
verimlilik artışları yatmaktadır<br />
Bugün fakir ülkeler arasında kişi başına geliri<br />
zengin ülkelerin 19uncu yüzyıl sonundaki düzeyine<br />
ulaşamayanlar mevcuttur<br />
Bazı ülkeler hızla zenginleşmiş (Japonya), diğerleri<br />
ise zaman içinde gerilemiştir<br />
Dünya deneyimi öğreticidir</p>
<p>Türkiye&#8217;de ekonomik büyüme<br />
1923 öncesi için güvenilir ve anlamlı veri yoktur<br />
1923-2000 arası (78 yıl) Türkiye&#8217;nin ortalama<br />
GSMH büyüme hızı % 4.5&#8242;tur<br />
Ancak nüfus da yıllık ortalama % 2.3 artmıştır<br />
Kişi başına reel milli gelirin uzun dönem ortalama<br />
büyüme hızı % 2.1 &#8216;dir<br />
Türkiye, Japonya, Kore, Tayvan gibi &#8220;ekonomik<br />
mucize&#8221; yaratmamıştır<br />
Arjantin, İngiltere gibi nisbi gerileme yaşamamıştır<br />
Pakistan, Bangladeş gibi ekonomisi durağan<br />
kalmamıştır</p>
<p>Türkiye: kişi başına reel GSMH</p>
<p>8.000 7.000 6.000 5.000 4.000 3.000 2.000 1.000<br />
1927 1937 1947 1957 1967 1977 1987 1997<br />
Sabit 2000 fiyatları (PPP USDollars)</p>
<p>Verimlilik ve zenginlik<br />
Zenginliği belirleyen verimliliktir<br />
Verimlilik bir işçinin bir zaman biriminde (saat,<br />
hafta, vs.) ürettiği fiziki mal ve hizmet miktarını<br />
ölçer<br />
Kişi başına yüksek milli gelire sahip ülkeler tanım<br />
icabı yüksek verimliliğe de sahiptir<br />
GSMH&#8217;nın hızlı büyümesi verimliliğin hızlı<br />
büyümesi ile özdeştir<br />
Verimlilik ne üretildiğine değil, ne kadar etkin<br />
üretildiğine bağlıdır çünkü mühim olan kişi<br />
başına yüksek katma değer üretebilmektir<br />
İsviçre, Danimarka örneklerini hatırlayı</p>
<p>Üretim fonksiyonu<br />
•	Üretimde kullanılan girdiler ile ürün miktarı<br />
arasındaki ilişkiyi üretim fonksiyonu tasvir eder<br />
Y = A F ( L, K, H, N ) Y = ürün miktarı A = üretim teknolojisi L = emek miktarı K = fiziki sermaye miktarı H = <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> sermayesi N = doğal kaynak miktarı<br />
F girdilerin nasıl birleştiğini gösteren üretim<br />
fonksiyonudur<br />
Makroiktisatta ölçeğe göre sabit getiri varsayılır<br />
Devlet ve büyüme<br />
Uzun dönem büyüme hızları kamu politikaları ile<br />
çok yakından ilgilidir<br />
Bazı önemli politikalar şunlardır:</p>
<p>Tasarruf ve yatırımın teşvik edilmesi (K)<br />
Eğitim ve insan sermayesinin teşviki (H)<br />
Mülkiyet hakları ve siyasi istikrar (A, F)<br />
Yabancı sermayenin cezbedilmesi (K, A)<br />
Nüfus artışının denetlenmesi (L)<br />
İhracata yönelik büyüme (A)<br />
Araştırma ve teknolojinin teşviki (A)<br />
Fiyat istikrarı (hepsi)</p>
<p>Tasarruf ve büyüme</p>
<p>	Kişi Başına GSYİH	Yatırımların GSYİH<br />
	ortalama büyüme oranı	içindeki payı<br />
(%)	1960-91 ( % )	1960-91 ( % )<br />
Güney Kore	7,0	24,0<br />
Singapur	6,7	32,0<br />
Japonya	5,4	34,0<br />
İsrail	3,3	26,0<br />
Kanada	2,7	24,0<br />
Brezilya	2,6	19,0<br />
Batı Almanya	2,6	27,0<br />
Meksika	2,4	16,0<br />
Türkiye	2,3	20,6<br />
İngiltere	2,1	18,0<br />
Nijerya	2,0	13,0<br />
ABD	1,9	22,0<br />
Hindistan	1,5	14,0<br />
Bangladeş	1,4	4,0<br />
Şili	1,3	20,0<br />
Ruvanda	1,2	4,0</p>
<p>Sermaye birikimi ve mali sistem<br />
Büyüme için sermaye birikimi, sermaye birikimi<br />
için yatırım, yatırım için tasarrufları yatırıma<br />
kanalize edecek olan mali sistem gereklidir<br />
Makroekonominin özü, bir ekonomide tasarruf<br />
yapanlarla yatırım yapanların aynı kişiler<br />
olmaması yatar<br />
Mali sistem, ekonomideki tasarruf ve yatırım<br />
kararlarının eşgüdümünü sağlar<br />
Mali sistemi üç bölümde ele alabiliriz::</p>
<p>Mali piyasalar<br />
Mali aracı kurumlar<br />
Denetleyen kamu kurumları</p>
<p>Mali sistemin bölümleri<br />
Mali piyasalar: tahvil ve hisse senedi piyasalarıdır<br />
Piyasada alınıp satılan menkul değerlerle çalışır<br />
Mali aracı kurumlar: <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bankalar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bankalar">bankalar</a> ve yatırım fonlarıdır<br />
Tasarruf yapanla yatırım yapan arasında aracılık<br />
yaparlar<br />
Para gibi çok hassas bir ürün söz konusu<br />
olduğundan, dünyanın her yerinde mali sistem sıkı<br />
düzenlemelere tabidir<br />
Kamu kurumları: Merkez Bankası, Hazine, Sermaye<br />
Piyasası Kurulu, Bankacılık Denetleme ve<br />
Düzenleme Kurulu<br />
Kamu kurumları mali sistemin düzgün işleyişi<br />
gözetler</p>
<p>Nüfus ve istihdam<br />
Nüfusun çalışabilir yaştaki bölümüne (15-65 yaş<br />
arası) yetişkin nüfus denir<br />
Emek gücü, issizler de dahil olmak üzere mal ve<br />
hizmet üretimi için emeklerini arzeden insanlardan<br />
oluşur<br />
İstihdam artı işsizlik emek gücünü verir<br />
Emek gücüne katılma oranı emek gücünün yetişkin<br />
nüfusa oranıdır<br />
Gelişmiş ülkelerde emek gücüne katılma oranı daha<br />
yüksektir<br />
Daha çok kadının çalışması temel nedendir<br />
Nüfus artışı düşük ülkelerde yetişkin nüfusun<br />
toplam nüfusa oranı daha yüksektir</p>
<p>İstihdamın yapısı<br />
Gelişmiş ülkelerin bir diğer özelliği emek<br />
gücünde ücret ve maaşla çalışanların oranının %<br />
90&#8242;lara varmasıdır<br />
ABD, Almanya, vs. sanayi ülkelerinde nüfusun %<br />
10&#8242;undan az kısmı kendi işinde çalışan yada<br />
işveren statüsündedir<br />
Türkiye&#8217;de istihdamın yapısı çok farklıdır<br />
Ücret ve maaşla çalışanlar, geçici işçiler de dahil,<br />
istihdamın sadece % 45&#8242;ini oluşturur<br />
Kendi işinde çalışan, aile işletmesinde ücretsiz<br />
çalışan ve işverenler ise istihdamın % 55&#8242;idir<br />
İşsizlik kavramının Türkiye&#8217;de gelişmiş<br />
ülkelerden farklı algılanmasının geri planı budur</p>
<p>Emek gücü (22 milyon)<br />
yetişkin nüfus (41 milyon)</p>
<p>Türkiye: nüfusun dağılımı<br />
İstihdam (20.4 milyon)<br />
İşsizler (1.6 milyon)<br />
Emek gücü dışında (19 milyon=</p>
<p>Türkiye&#8217;de sivil istihdam</p>
<p>	millions	%<br />
Ücretsiz Aile İşçisi Kendi Hesabına Çalışan Ücretli Yevmiyeli İşveren Toplam Sivil İşgücü	5,1 5,1 7,3 1,8 1,1 20,4	25% 25% 36% 9% 5% 100%<br />
Sektörel	millions	%<br />
Tarım, Ormancılık, Avcılık ve Balıkçılık Madencilik ve Taşocaklığı İmalat Sanayi Elektrik, Gaz ve Su İnşaat ve Bayındırlık İşleri Toptan ve Perakende Ticaret, Lokanta ve Oteller Ulaştırma, Haberleşme ve Depolama Mali Kurumlar Toplum hizmetleri	8,3 0,2 3,4 0,1 1,3 2,8 0,9 0,5 2,9	41% 1% 17% 0% 6% 14% 4% 2% 14%</p>
<p>İşsizlik türleri<br />
•	İktisatçılar dört işsizlik türünü ayırdederler<br />
Yapısal işsizlik<br />
Gizli işsizlik<br />
Konjonktürel işsizlik<br />
Geçici işsizlik</p>
<p>İlki sermaye yada insan sermayesi yetersizliğinden<br />
kaynaklanır<br />
Kısa dönemde sadece makro politikalarla çözülmez<br />
İkincisi çok düşük verimli istihdamdır<br />
Makroiktisatta önemli olan konjonktürel işsizliktir<br />
Büyüme ile birebir ilişkisi vardır<br />
Tam istihdamı sağlamış ekonomilerde bile bir<br />
miktar geçici işsizlik mutlaka olur</p>
<p>Neden işsizlik olur?<br />
Piyasa sisteminde işsizliğin neden ve nasıl<br />
oluştuğu çok tartışmaya yol açmıştır<br />
Teorik olarak, işsizlik halinde ücretlerin düşmesi<br />
ve emek piyasasının dengeye gelmesi gerekir<br />
Ama gerçek hayatta böyle olmaz<br />
Reel ücretin düşmesine rağmen iş bulamayanlar<br />
kalır<br />
Makroiktisat emek piyasası için &#8220;esneklik&#8221; ve<br />
&#8220;rijidite&#8221; kavramlarını kullanır<br />
Yapışkan ücretler (tersi esnek ücretler) yada<br />
yapışkan fiyatlar (tersi esnek fiyatlar) makroeko-<br />
nomik dalgalanmaların açıklanmasında önemli<br />
rol oynayan kavramlardır</p>
<p>GELİR VE HARCAMA TEORİSİ<br />
İlk model: Klasikler ve Keynes Üçüncü Bölüm</p>
<p>Model ve gerçek<br />
İktisadi olayların karmaşıklığı teoriyi soyut<br />
modeller üstünde çalışmaya mecbur eder<br />
Böylece nisbeten basit kavramsal yapılar aracılığı<br />
ile temel ilişkiler açığa çıkartılır<br />
Gerçeğe yaklaşmak için kısıtlayıcı varsayımlar<br />
adım adım gevşetilir<br />
İlk modelimizde şu varsayımları yapacağız:</p>
<p>Enflasyon yoktur ve olması söz konusu<br />
değildir; yani reel ve nominal ayırımı<br />
gereksizdir<br />
Ekonomi dışa kapalıdır: dış ticaret, sermaye<br />
hareketi, döviz kuru yoktur<br />
-Hatta, devlet yoktur</p>
<p>Milli gelir özdeşliği<br />
•	GSYİH&#8217;nın aynı anda ekonominin toplam gelirini<br />
ve toplam harcamaları yansıttığını hatırlayalım<br />
= C + I + G + NX<br />
= C + S + T + NX<br />
•	Kapalı ekonomide Net İhracat kalemi düşer<br />
= C + I + G<br />
= C + S + T<br />
•	Devleti de soyutlayınca işler iyice basitleşir<br />
= C + I<br />
= C + S<br />
•	<a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> basit ilişkiden yola çıkacağız</p>
<p>Tasarruf = Yatırım<br />
Çevrisel akımın düzgün işleyici için kazanılan<br />
gelirin tümünün harcanması gerekir<br />
Tüketim her iki denklemde varolduğuna göre,<br />
tanım icabı bu eşitlik yatırım harcamalarının tam<br />
tasarruf kadar olması ile mümkündür<br />
S = I<br />
Halbuki, tasarruf ve yatırım kararları farklı<br />
ekonomik aktörler tarafından alınmaktadır<br />
Makroiktisat teorisinin ilk ama en önemli sorusu<br />
budur: bir ekonomide yatırım harcamaların<br />
tasarruflara eşit olmasına ne ve nasıl temin eder?<br />
İki zıt hipotez vardır: Klasik ve Keynesyen</p>
<p>50<br />
Ölçme sorunları<br />
•	Sepet gerçek durumu temsil etmeyebilir<br />
-1994 kriz yılı idi<br />
TÜFE&#8217;de kira payı çok yüksektir<br />
Tarım ürünleri TEFE&#8217;ye gereksiz volatilite<br />
getiriyor</p>
<p>İkame etkisi: nisbi fiyat değişince daha ucuz mal<br />
tercih edilir<br />
Yeni mallar: cep telefonu, bilgisayar yoktur</p>
<p>Kalite artışı: beraberinde gelen fiyat artışından</p>
<p>ayırdedilmelidir<br />
ABD için uzun dönemde TÜFE&#8217;nin enflasyonu %<br />
0.5-2 arasında yüksek gösterdiği hesaplanmıştır</p>
<p>25</p>
<p>TÜFE, TEFE ve GSMH deflatörü<br />
1987    1989    1991    1993    1995    1997    1999<br />
	TÜFE-ort	TEFE-ort. &#8211; GSYİH DEFLATÖR</p>
<p>REEL EKONOMİ<br />
Büyüme, Yatırım, İstihdam İkinci Bölüm</p>
<p>Üretim ve büyüme<br />
Ülkeler arasında hayat standardında çok büyük<br />
farklar olduğunu kolayca gözlemliyoruz<br />
Keza, aynı ülkenin de zaman içinde hayat<br />
standardında büyük değişmeler olabilmektedir<br />
Zenginliğin kökeninde ekonomik büyüme ve<br />
verimlilik artışları yatmaktadır<br />
Bugün fakir ülkeler arasında kişi başına geliri<br />
zengin ülkelerin 19uncu yüzyıl sonundaki düzeyine<br />
ulaşamayanlar mevcuttur<br />
Bazı ülkeler hızla zenginleşmiş (Japonya), diğerleri<br />
ise zaman içinde gerilemiştir<br />
Dünya deneyimi öğreticidir</p>
<p>Kişi başına GSMH: eğilimler</p>
<p>1927   1937   1947   1957   1967   1977   1987   1997<br />
—Japan —Turkey —Germany —Argentina —US —UK</p>
<p>26000<br />
1000<br />
Dünyada büyüme</p>
<p>		Kişi Başına	1900	Kişi Başına	1997	Büyüme<br />
		Reel GSYİH	yılı	Reel GSYİH	yılı	hızı<br />
ÜLKE	DÖNEM	(başlangıç)	sıralama	(son)	sıralama	(%)<br />
Japonya	1890 &#8211; 1997	1.196	6	23.400	2	2,82<br />
Brezilya	1900 &#8211; 1997	619	10	6.240	9	2,41<br />
Meksika	1900 &#8211; 1997	922	7	8.120	7	2,27<br />
Türkiye	1927 &#8211; 1997	1.287	8	6.430	8	2,11<br />
Almanya	1870 &#8211; 1997	1.738	5	21.300	4	1,99<br />
Kanada	1870 &#8211; 1997	1.890	3	21.860	3	1,95<br />
Çin	1900 &#8211; 1997	570	12	3.570	10	1,91<br />
Arjantin	1900 &#8211; 1997	1.824	4	9.950	6	1,76<br />
Amerika	1870 &#8211; 1997	3.188	2	28.740	1	1,75<br />
İndonezya	1900 &#8211; 1997	708	9	3.450	11	1,65<br />
Hindistan	1900 &#8211; 1997	537	13	1.950	12	1,34<br />
İngiltere	1870 &#8211; 1997	3.826	1	20.520	5	1,33<br />
Pakistan	1900 &#8211; 1997	587	11	1.590	13	1,03<br />
Bangladeş	1900 &#8211; 1997	495	14	1.050	14	0,78<br />
1997 US$ Fiyatlarıyla (Satın alma gücü paritesi)</p>
<p>Türkiye&#8217;de ekonomik büyüme<br />
1923 öncesi için güvenilir ve anlamlı veri yoktur<br />
1923-2000 arası (78 yıl) Türkiye&#8217;nin ortalama<br />
GSMH büyüme hızı % 4.5&#8242;tur<br />
Ancak nüfus da yıllık ortalama % 2.3 artmıştır<br />
Kişi başına reel milli gelirin uzun dönem ortalama<br />
büyüme hızı % 2.1 &#8216;dir<br />
Türkiye, Japonya, Kore, Tayvan gibi &#8220;ekonomik<br />
mucize&#8221; yaratmamıştır<br />
Arjantin, İngiltere gibi nisbi gerileme yaşamamıştır<br />
Pakistan, Bangladeş gibi ekonomisi durağan<br />
kalmamıştır<br />
Ayrıntılar bir sonraki tablodadır</p>
<p>Türkiye: büyüme performansı</p>
<p>Dönem	GSMH	Nüfus	Kişi Başına GSMH	Yorum<br />
1923-2000	4,5%	NA	NA	Nüfus verileri 1927&#8242;de başlıyor<br />
1927-2000	4,5%	2,3%	2,1%	Savaş yılları dahildir<br />
1927-1950	2,6%	1,8%	0,8%	Savaş yılları dahil<br />
1927-1939	6,5%	2,1%	4,3%	Yeniden inşa ve devletçilir<br />
1939-1945	-6,0%	1,2%	-7,2%	Savaşın ekonomik faturası<br />
1945-1950	6,3%	2,1%	4,0%	Savaş sonrası toparlanma<br />
1950-2000	4,8%	2,4%	2,3%	Demokrasi, darbe, kriz, vs.<br />
1950-1960	5,8%	2,8%	2,9%	DP ekonomiyi dönüştürüyor<br />
1960-1970	6,0%	2,5%	3,4%	Demirel ve planlı ekonomi<br />
1970-1980	4,4%	2,3%	2,0%	Popülizm ve kriz<br />
1980-1990	5,3%	2,4%	2,8%	Özal ekonomiyi dışa açıyor<br />
1990-2001	3,2%	2,2%	1,0%	İsraf edilen onyıl</p>
<p>Türkiye: kişi başına reel GSMH</p>
<p>8.000 7.000 6.000 5.000 4.000 3.000 2.000 1.000<br />
1927 1937 1947 1957 1967 1977 1987 1997<br />
Sabit 2000 fiyatları (PPP USDollars)</p>
<p>Verimlilik ve zenginlik<br />
Zenginliği belirleyen verimliliktir<br />
Verimlilik bir işçinin bir zaman biriminde (saat,<br />
hafta, vs.) ürettiği fiziki mal ve hizmet miktarını<br />
ölçer<br />
Kişi başına yüksek milli gelire sahip ülkeler tanım<br />
icabı yüksek verimliliğe de sahiptir<br />
GSMH&#8217;nın hızlı büyümesi verimliliğin hızlı<br />
büyümesi ile özdeştir<br />
Verimlilik ne üretildiğine değil, ne kadar etkin<br />
üretildiğine bağlıdır çünkü mühim olan kişi<br />
başına yüksek katma değer üretebilmektir<br />
İsviçre, Danimarka örneklerini hatırlayı</p>
<p>Üretim fonksiyonu<br />
•	Üretimde kullanılan girdiler ile ürün miktarı<br />
arasındaki ilişkiyi üretim fonksiyonu tasvir eder<br />
Y = A F ( L, K, H, N ) Y = ürün miktarı A = üretim teknolojisi L = emek miktarı K = fiziki sermaye miktarı H = insan sermayesi N = doğal kaynak miktarı<br />
F girdilerin nasıl birleştiğini gösteren üretim<br />
fonksiyonudur<br />
Makroiktisatta ölçeğe göre sabit getiri varsayılır</p>
<p>Devlet ve büyüme<br />
Uzun dönem büyüme hızları kamu politikaları ile<br />
çok yakından ilgilidir<br />
Bazı önemli politikalar şunlardır:</p>
<p>Tasarruf ve yatırımın teşvik edilmesi (K)<br />
Eğitim ve insan sermayesinin teşviki (H)<br />
Mülkiyet hakları ve siyasi istikrar (A, F)<br />
Yabancı sermayenin cezbedilmesi (K, A)<br />
Nüfus artışının denetlenmesi (L)<br />
İhracata yönelik büyüme (A)<br />
Araştırma ve teknolojinin teşviki (A)<br />
Fiyat istikrarı (hepsi)</p>
<p>Tasarruf ve büyüme</p>
<p>	Kişi Başına GSYİH	Yatırımların GSYİH<br />
	ortalama büyüme oranı	içindeki payı<br />
(%)	1960-91 ( % )	1960-91 ( % )<br />
Güney Kore	7,0	24,0<br />
Singapur	6,7	32,0<br />
Japonya	5,4	34,0<br />
İsrail	3,3	26,0<br />
Kanada	2,7	24,0<br />
Brezilya	2,6	19,0<br />
Batı Almanya	2,6	27,0<br />
Meksika	2,4	16,0<br />
Türkiye	2,3	20,6<br />
İngiltere	2,1	18,0<br />
Nijerya	2,0	13,0<br />
ABD	1,9	22,0<br />
Hindistan	1,5	14,0<br />
Bangladeş	1,4	4,0<br />
Şili	1,3	20,0<br />
Ruvanda	1,2	4,0</p>
<p>Sermaye birikimi ve mali sistem<br />
Büyüme için sermaye birikimi, sermaye birikimi<br />
için yatırım, yatırım için tasarrufları yatırıma<br />
kanalize edecek olan mali sistem gereklidir<br />
Makroekonominin özü, bir ekonomide tasarruf<br />
yapanlarla yatırım yapanların aynı kişiler<br />
olmaması yatar<br />
Mali sistem, ekonomideki tasarruf ve yatırım<br />
kararlarının eşgüdümünü sağlar<br />
Mali sistemi üç bölümde ele alabiliriz::</p>
<p>Mali piyasalar<br />
Mali aracı kurumlar<br />
Denetleyen kamu kurumları</p>
<p>Mali sistemin bölümleri<br />
Mali piyasalar: tahvil ve hisse senedi piyasalarıdır<br />
Piyasada alınıp satılan menkul değerlerle çalışır<br />
Mali aracı kurumlar: bankalar ve yatırım fonlarıdır<br />
Tasarruf yapanla yatırım yapan arasında aracılık<br />
yaparlar<br />
Para gibi çok hassas bir ürün söz konusu<br />
olduğundan, dünyanın her yerinde mali sistem sıkı<br />
düzenlemelere tabidir<br />
Kamu kurumları: Merkez Bankası, Hazine, Sermaye<br />
Piyasası Kurulu, Bankacılık Denetleme ve<br />
Düzenleme Kurulu<br />
Kamu kurumları mali sistemin düzgün işleyişi<br />
gözetler</p>
<p>Nüfus ve istihdam<br />
Nüfusun çalışabilir yaştaki bölümüne (15-65 yaş<br />
arası) yetişkin nüfus denir<br />
Emek gücü, issizler de dahil olmak üzere mal ve<br />
hizmet üretimi için emeklerini arzeden insanlardan<br />
oluşur<br />
İstihdam artı işsizlik emek gücünü verir<br />
Emek gücüne katılma oranı emek gücünün yetişkin<br />
nüfusa oranıdır<br />
Gelişmiş ülkelerde emek gücüne katılma oranı daha<br />
yüksektir<br />
Daha çok kadının çalışması temel nedendir<br />
Nüfus artışı düşük ülkelerde yetişkin nüfusun<br />
toplam nüfusa oranı daha yüksektir<br />
Uluslararası karşılaştırmalar</p>
<p>(Milyon)	Türkiye	ABD	Almanya	Japonya	Hindistan	Turkey*<br />
Toplam Nüfus	64	268	82	126	961	64<br />
Erişkin Nüfus	41	175	56	87	587	41<br />
Erişkin Nüfus/Toplam Nüfus	64%	65%	68%	69%	61%	64%<br />
İşgiicii	29	136	41	67	416	22<br />
İşgücü/Toplam Nüfus	45%	51%	50%	53%	43%	34%<br />
Katılım Oranı	71%	78%	73%	77%	71%	54%<br />
Kadın İşgücü Oranı	36%	46%	42%	41%	32%	■<br />
Bütün sayılar World Bank 1997; son sütun (*işaretli) DIE</p>
<p>İstihdamın yapısı<br />
Gelişmiş ülkelerin bir diğer özelliği emek<br />
gücünde ücret ve maaşla çalışanların oranının %<br />
90&#8242;lara varmasıdır<br />
ABD, Almanya, vs. sanayi ülkelerinde nüfusun %<br />
10&#8242;undan az kısmı kendi işinde çalışan yada<br />
işveren statüsündedir<br />
Türkiye&#8217;de istihdamın yapısı çok farklıdır<br />
Ücret ve maaşla çalışanlar, geçici işçiler de dahil,<br />
istihdamın sadece % 45&#8242;ini oluşturur<br />
Kendi işinde çalışan, aile işletmesinde ücretsiz<br />
çalışan ve işverenler ise istihdamın % 55&#8242;idir<br />
İşsizlik kavramının Türkiye&#8217;de gelişmiş<br />
ülkelerden farklı algılanmasının geri planı budur</p>
<p>Türkiye: nüfusun dağılımı<br />
İstihdam (20.4 milyon)<br />
İşsizler (1.6 milyon)<br />
Emek gücü dışında (19 milyon= Emek gücü (22 milyon)<br />
yetişkin nüfus (41 milyon)</p>
<p>Türkiye&#8217;de sivil istihdam</p>
<p>	millions	%<br />
Ücretsiz Aile İşçisi Kendi Hesabına Çalışan Ücretli Yevmiyeli İşveren Toplam Sivil İşgücü	5,1 5,1 7,3 1,8 1,1 20,4	25% 25% 36% 9% 5% 100%<br />
Sektörel	millions	%<br />
Tarım, Ormancılık, Avcılık ve Balıkçılık Madencilik ve Taşocaklığı İmalat Sanayi Elektrik, Gaz ve Su İnşaat ve Bayındırlık İşleri Toptan ve Perakende Ticaret, Lokanta ve Oteller Ulaştırma, Haberleşme ve Depolama Mali Kurumlar Toplum hizmetleri	8,3 0,2 3,4 0,1 1,3 2,8 0,9 0,5 2,9	41% 1% 17% 0% 6% 14% 4% 2% 14%</p>
<p>İşsizlik türleri<br />
•	İktisatçılar dört işsizlik türünü ayırdederler<br />
Yapısal işsizlik<br />
Gizli işsizlik<br />
Konjonktürel işsizlik<br />
Geçici işsizlik</p>
<p>İlki sermaye yada insan sermayesi yetersizliğinden<br />
kaynaklanır<br />
Kısa dönemde sadece makro politikalarla çözülmez<br />
İkincisi çok düşük verimli istihdamdır<br />
Makroiktisatta önemli olan konjonktürel işsizliktir<br />
Büyüme ile birebir ilişkisi vardır<br />
Tam istihdamı sağlamış ekonomilerde bile bir<br />
miktar geçici işsizlik mutlaka olur</p>
<p>Neden işsizlik olur?<br />
Piyasa sisteminde işsizliğin neden ve nasıl<br />
oluştuğu çok tartışmaya yol açmıştır<br />
Teorik olarak, işsizlik halinde ücretlerin düşmesi<br />
ve emek piyasasının dengeye gelmesi gerekir<br />
Ama gerçek hayatta böyle olmaz<br />
Reel ücretin düşmesine rağmen iş bulamayanlar<br />
kalır<br />
Makroiktisat emek piyasası için &#8220;esneklik&#8221; ve<br />
&#8220;rijidite&#8221; kavramlarını kullanır<br />
Yapışkan ücretler (tersi esnek ücretler) yada<br />
yapışkan fiyatlar (tersi esnek fiyatlar) makroeko-<br />
nomik dalgalanmaların açıklanmasında önemli<br />
rol oynayan kavramlardır</p>
<p>GELİR VE HARCAMA TEORİSİ<br />
İlk model: Klasikler ve Keynes Üçüncü Bölüm</p>
<p>Model ve gerçek<br />
İktisadi olayların karmaşıklığı teoriyi soyut<br />
modeller üstünde çalışmaya mecbur eder<br />
Böylece nisbeten basit kavramsal yapılar aracılığı<br />
ile temel ilişkiler açığa çıkartılır<br />
Gerçeğe yaklaşmak için kısıtlayıcı varsayımlar<br />
adım adım gevşetilir<br />
İlk modelimizde şu varsayımları yapacağız:</p>
<p>Enflasyon yoktur ve olması söz konusu<br />
değildir; yani reel ve nominal ayırımı<br />
gereksizdir<br />
Ekonomi dışa kapalıdır: dış ticaret, sermaye<br />
hareketi, döviz kuru yoktur<br />
-Hatta, devlet yoktur</p>
<p>Milli gelir özdeşliği<br />
•	GSYİH&#8217;nın aynı anda ekonominin toplam gelirini<br />
ve toplam harcamaları yansıttığını hatırlayalım<br />
= C + I + G + NX<br />
= C + S + T + NX<br />
•	Kapalı ekonomide Net İhracat kalemi düşer<br />
= C + I + G<br />
= C + S + T<br />
•	Devleti de soyutlayınca işler iyice basitleşir<br />
= C + I<br />
= C + S<br />
•	Bu basit ilişkiden yola çıkacağız</p>
<p>Tasarruf = Yatırım<br />
Çevrisel akımın düzgün işleyici için kazanılan<br />
gelirin tümünün harcanması gerekir<br />
Tüketim her iki denklemde varolduğuna göre,<br />
tanım icabı bu eşitlik yatırım harcamalarının tam<br />
tasarruf kadar olması ile mümkündür<br />
S = I<br />
Halbuki, tasarruf ve yatırım kararları farklı<br />
ekonomik aktörler tarafından alınmaktadır<br />
Makroiktisat teorisinin ilk ama en önemli sorusu<br />
budur: bir ekonomide yatırım harcamaların<br />
tasarruflara eşit olmasına ne ve nasıl temin eder?<br />
İki zıt hipotez vardır: Klasik ve Keynesyen</p>
<p>Faiz haddi<br />
Klasikler: faiz haddi<br />
Klasik yaklaşım milli gelirin (Y) harcama kararla-<br />
ından bağımsız şekilde sabit olduğunu kabul eder<br />
Üretimi sermaye, emek, teknoloji, vs. (üretim fonk-<br />
siyonu) belirler<br />
Yatırımlar faiz haddinin (i) azalan bir fonksiyonu-<br />
dur: faizler düşünce yatırım harcamaları yükselir<br />
•	Tasarruflar faiz haddinin artan bir fonksiyonudur:<br />
faiz yükselince tasarruflar artar<br />
S = S( i )<br />
Tasarruf arzı ve yatırım talebi borçverilebilir fonlar<br />
piyasasında biraraya gelir<br />
Faiz haddindeki değişmeler ekonomiyi dengeye<br />
getirir</p>
<p>Borçverilebilir fonlar piyasasında<br />
Tasarruf<br />
TL 1,200 trl.<br />
denge<br />
Borçverilebilir Fonlar (trilyon TL)</p>
<p>Tam istihdam kuraldır<br />
Modelin anlamı çok açıktır<br />
Çevrisel akım daima düzgün işler çünkü<br />
tasarruflardaki bir artış yada yatırımlardaki bir<br />
azalış halinde faiz haddi düşecek ve tasarruf-<br />
yatırım eşitliği sağlanacaktır<br />
Bu durumda çevrisel akımda bir düzensizlik<br />
nedeni ile üretilebilecek milli gelirin talep<br />
yetersizliği yüzünden üretilememesi diye bir<br />
durum söz konusu değilidir<br />
Ekonomi daima emek dahil tüm kaynaklarının tam<br />
kullanıldığı bir dengededir<br />
Eksi büyüme yada yaygın işsizlik gibi durumlar<br />
varsa nedenleri başka yerlerde aranmalıdır</p>
<p>Keynes: eksik istihdam<br />
Keynes için üretim fonksiyonu sadece ekonominin<br />
üretim kapasitesini sınırlar; her hangi bir anda<br />
üretilen miktar ise talebe bağlıdır<br />
Keynesyen modelde Y sabit değil değişkendir<br />
Yatırım harcamaları müteşebbislerin yırtıcılığı,<br />
teknolojik değişim gibi dışsal nedenlerin etkisinde<br />
dışsal bir veri kabul edilir<br />
I = I<br />
•	Tasarruflar milli gelirin artan bir fonksiyonudur<br />
(Y &#8211; C) = S = S ( Y )<br />
Her yatırım harcaması düzeyine, ona eşit tasarrufu<br />
sağlayacak milli gelir düzeyi tekabül eder<br />
Denge noktasında pekala işsizlik olabilir</p>
<p>Gelir-harcama modeli<br />
Tasarruf gelirin tüketilmeyen kısmıdır<br />
Dolayısı ile tüketim fonksiyonu aslında tasarrufu<br />
belirler<br />
•	Dengede, ekonomideki toplam harcama (H)<br />
toplam gelire eşit olmak zorundadır<br />
H = (a + PY) + I = Y<br />
•	Bu denklemi açınca<br />
Y = (cc + I) x 1 / (1 &#8211; P )<br />
Milli gelir otonom harcamalara ve tüketim eğilimi<br />
tarafından belirlenir<br />
1 / (1 &#8211; (3 ) = Çarpan Katsayısıdır</p>
<p>Sayısal örnek<br />
•	Tüketim fonksiyonunun iki parametresi<br />
oc= 10 TLve (3 = 0.6<br />
•	Çarpan katsayısı<br />
1 /( 1 -0.6 ) = 2.5<br />
I = 20 TL ise, Y = 75 TL; C = 55 TL; S = 20 TL<br />
Tersinden gidip Y = 100 TL haline bakalım: bu<br />
durumda C = 70 TL ve S = 30 TL buluruz<br />
Yani 100 TL gelir üretildiğinde sadece 90 TL<br />
harcama yapılmaktadır: ürettiklerini satamayan<br />
üreticiler mutlaka üretimi düşüreceklerdir<br />
Y = 50 TL olsa, C = 40 TL ve S = 10 TL çıkar<br />
Yani 50 TL gelir üretildiğinde 60 TL harcama<br />
gelmektedir; üretim artışı kaçınılmazdır</p>
<p>Harcanan gelir H<br />
75 TL<br />
Gelir-harcama dengesi</p>
<p>			1  daraltıcı açık<br />
	1—&#8221; H = C + 20<br />
genişletici açık        A^^		C = 10 + 0.6 Y</p>
<p>100 TL<br />
75 TL<br />
50 TL<br />
Uretilen gelir Y</p>
<p>Kim haklı?<br />
Uzun dönemde milli gelir verimlilik ve onu<br />
belirleyen üretim faktörleri tarafından kısıtlanır<br />
Bunlar değişmeden sadece toplam talepte artış<br />
olması ekonominin daha fazla üretim yapmasına<br />
sağlayamaz<br />
Kısa dönemde durum farklıdır; toplam talep<br />
yetersiz kalırsa ekonomi kapasitesinin altında<br />
üretim yapabilir<br />
Bu takdirde talep artışı geliri de yükseltecektir<br />
Klasik model uzun döneme ve genel duruma,<br />
Keynesyen analiz ise şu yada bu şekilde çevrisel<br />
akımın kırıldığı resesyon ve depresyon dönem-<br />
lerine tekabül etmektedir</p>
<p>Modele devlet giriyor<br />
Şimdi modeli gerçekliğe doğru bir adım daha<br />
yaklaştırmak için devleti ekleyebiliriz<br />
Devlet milli gelir özdeşliğine vergiler (T) ve kamu<br />
harcamaları (G) ile dahil olur</p>
<p>= C + I + G<br />
= C + S + T<br />
•	Tasarruf-yatırım eşitliğini kullanarak<br />
I = Y -C -G<br />
I = S<br />
S = ( Y -T -C ) + ( T -G )<br />
•	Kamu ve özel tasarrufları ayıredebiliriz<br />
Sp = ( Y — T — C ) = özel tasarruf Sg = ( T — G ) = kamu tasarrufu</p>
<p>Tasarruf: özel ve kamu<br />
•	Özel tasarruf: gelirden vergiler ve tüketim<br />
çıktıktan sonra kalan bölümdür<br />
Sp = ( Y -T -C )<br />
•	Kamu tasarrufu ikamu harcamaları yapıldıktan<br />
sonra kamuya kalan vergi gelirleridir<br />
Sg = ( T -G )<br />
( T &#8211; G ) kamu bütçesi dengesidir: eğer bütçe açığı<br />
varsa Sg negatif olacaktır<br />
Tasarruf daima yatırıma eşittir ama bütçenin<br />
dengesine göre özel tasarruf yatırıma eşit, küçük<br />
yada büyük olabilir<br />
S = I + ( G -T )<br />
•	Tanım icabı, kapalı ekonomide kamu açığı özel<br />
tasarruflarla karşılanır</p>
<p>•Gelişmiş ülkeler vatandaşları daha çok vergi ödüyor •ABD&#8217;de vergi AB&#8217;den daha düşüktür •Türkiye&#8217;de vergi gelirleri gelişme düzeyine göre düşüktür</p>
<p>Dünyada vergi gelirleri<br />
Vergi gelirleri GSMH oranı %<br />
Fransa<br />
38,8<br />
İngiltere	33,7<br />
İsrail	33,4<br />
Almanya	29,4<br />
Bulgaristan	25,1<br />
Mısır	22,6<br />
Brazilya	19,7<br />
Yunanistan	19,7<br />
ABD	19,3<br />
Kanada	18,5<br />
Rusya	17,4<br />
Pakistan	15,3<br />
Türkiye	15,2<br />
Endonezya	14,7<br />
Meksika	12,8<br />
Hindistan	10,3</p>
<p>Türkiye: kamu maliyesi<br />
Konsolide bütçe: merkezi hükümet, yerel idareler<br />
ve ek bütçeye tabi kurumlar (üniversiteler, fonlar,<br />
vs)<br />
Maalesef Türkiye&#8217;de hükümetlerin bütçe dışında<br />
önemli miktarda harcama yapma geleneği vardır<br />
(görev zararları, kamu işletme zararları, vs.)<br />
Devletin ekonomideki payını ölçmenin bir yolu<br />
milli gelir serilerinde kamu tüketimi kalemine<br />
bakmaktır<br />
Kamu tüketimi devletin tüm mal ve hizmet<br />
satınalmalarını kapsamaktadır<br />
Fakat faiz, sosyal güvenlik kurumlarına ödemeler,<br />
teşvikler, vs. şeklindeki transfer harcamaları<br />
hariçtir</p>
<p>Bütçe kalemleri<br />
•	Faiz dışı denge:<br />
Gelirler &#8211; Faiz dışı harcamalar<br />
•	Toplam harcama:<br />
Faiz dışı harcama + faiz ödemeleri<br />
•	Genel bütçe dengesi:<br />
Gelirler &#8211; Toplam harcama<br />
Türkiye&#8217;de çok uzun süredir konsolide kamu<br />
bütçesi açık vermektedir<br />
Buna karşılık, faiz dışı denge her zaman ekside<br />
değildir<br />
Önce kamu gelir ve harcamalarının GSMH&#8217;ya<br />
oranına bakacağız<br />
Sonra her iki kalemin dağılımını göreceğiz</p>
<p>Bütçe gelirlerinin dağılımı</p>
<p>%	1995	2000<br />
Toplam Bütçe Gelirleri	100,0	100,0<br />
Gelirden alınan vergiler	30,7	31,4<br />
Gelir vergisi	23,4	18,9<br />
Kurumlar vergisi	7,3	12,5<br />
Servetten alınan vergiler	0,6	1,0<br />
Mal ve hizmet. alınan vergiler	30,5	34,0<br />
KDV	16,3	15,0<br />
Petrol tüketim vergisi	7,3	9,8<br />
Diger vergiler	6,9	9,2<br />
Dış ticaretten alınan vergiler	13,8	12,8<br />
Diğer vergiler ve gelirler	24,4	20,7</p>
<p>&#8211;</p>
<p>Bütçe giderlerinin dağılımı</p>
<p>%	1995	2000	Sept.01<br />
Toplam harcamalar	100,0	100,0	100,0<br />
Personel	29,4	21,4	19,1<br />
Diğer cari	8,3	7,7	4,3<br />
Yatırım	5,4	5,3	3,8<br />
Faiz ödemeleri	33,7	43,9	53,9<br />
Dış borc	5,9	3,5	3,9<br />
İç (TL) borç	27,8	40,3	50,0<br />
KİT&#8217;lere transferler	2,7	1,9	1,6<br />
Diğer Transferler	20,6	19,8	17,3<br />
Faiz dışı denge<br />
15,2	16,3	20,2<br />
Bütçe dengesi	-18,5	-27,6	-33,6</p>
<p>Bütçe giderlerinin dağılımı</p>
<p>(%)	1995	2000	Oct.01<br />
Gelirler	100,0	100,0	100,0<br />
Faiz dışı harcamalar	81,4	77,5	70,6<br />
Faiz dışı denge	18,6	22,5	29,4<br />
Personel	36,1	29,6	28,9<br />
Diğer cari	10,2	10,7	7,2<br />
Yatırımlar	6,6	7,3	6,2<br />
KİT&#8217;lere transferler	3,3	2,6	2,2<br />
Diğer transferler	25,3	27,3	26,1<br />
Faiz dışı harcamalar	100,0	100,0	100,0<br />
Personel	44,3	38,2	41,0<br />
Diğer cari	12,5	13,8	10,2<br />
Yatırımlar	8,1	9,4	8,7<br />
KİT&#8217;lere transferler	4,0	3,4	3,2<br />
Diğer transferler	31,1	35,2	36,9</p>
<p>Kamu açığının hesaplanması<br />
TL faiz ödemelerini enflasyon etkisinden<br />
arındırmak gerekir (enflasyon muhasebesi)<br />
Nominal faiz haddine ve enflasyona bağlı olarak<br />
reel faiz ödemeleri daha düşüktür<br />
Dolayısı ile reel (operasyonel) bütçe açığı daha<br />
küçüktür<br />
İlk tabloda sadece konsolide bütçeye bakıyoruz<br />
İkinci tablo bütçe dışı harcamaları ele alıyor<br />
Üçüncü tablo toplam kamu kesimini gösteriyor<br />
Dördüncü tablo kamu borcunu veriyor<br />
GSMH yıllık ortalama enflasyonu, borç stoğu ise<br />
Aralık sonu fiyat düzeyini verdiğinden kamu<br />
borcu için de enflasyon düzeltmesi gereklidir</p>
<p>Konsolide bütçe dengesi</p>
<p>									ortalama<br />
GSMH&#8217;nin %&#8217;si olarak	1993	1994	1995	1996	1997	1998	1999	2000	19994-2000<br />
Faiz dışı denge	-2,5	3,5	3,4	1,3	-0,2	4,1	1,5	4,6	2,6<br />
Net faiz ödemeleri	4,4	7,8	7,8	11,1	8,9	12,6	13,1	15,8	11,0<br />
Bütçe dengesi	-6,9	4,3	4,4	-9,8	■9,1	-8,5	-11,6	-11,2	-8,4<br />
Enflasyon düzeltmesi					7,7			9,2<br />
Reel faiz ödemeleri	1,6	3,3	3,9	6,1	1,2	4,2	5,5	6,6	4,4<br />
Operasyonel bütçe dengesi	4,1	0,2	-0,5	4,8	-1,4	-0,1	4,0	-2,0	-1,8<br />
Net kamu borcu (center GNP)	27,1	31,0	30,2	34,8	31,8	33,7	48,6	50,6	</p>
<p>Bütçe-dışı denge</p>
<p>									average for<br />
GSMH&#8217;nin %&#8217;si olarak	1993	1994	1995	1996	1997	1998	1999	2000	19994-2000<br />
Faiz dışı denge	-3,1	-2,5	0,4	-2,6	-1,8	-2,6	-3,5	-1,8	-2,1<br />
&#8220;görev zararları&#8221;	-1,4	-1,4-1	-0,8	-1,9	-1,4	-1,2	-1,6	-1,2	-1,3<br />
Net faiz ödemeleri	2,6	2,3	1,3	0,8	2,1	3,8	9,0	6,1	3,6<br />
Bütçe-dışı dengesi	4,8	4,8	-0,8	-3,3	4,0	-6,3	-12,5	-7,9	-5,7<br />
Enflasyon düzeltmesi	-0,2		1,0	1,0	2,5	3,1	2,1	3,3	1,9<br />
Reel faiz ödemeleri	2,8	2,0	0,3	6,92	4,4	0,7	6,9	2,8	1,7<br />
Operasyonel denge	-5,0	4,4	0,2	-2,3	-1,5	-3,2	-8,4	4,6	-3,5<br />
Net kamu borcu (centerGNP	27,1	31,0	30,2	34,8	31,8	33,7	48,6	50,6	</p>
<p>Toplam kamu kesimi dengesi</p>
<p>									ortalama<br />
GSMH&#8217;nın%&#8217;si olarak	1993	1994	1995	1996	1997	1998	1999	2000	19994-2000<br />
Faiz dışı denge<br />
Konsolide bütçe	-2,5	3,5	3,4	1,3	-0,2	4,1	1,5	4,6	2,6<br />
Bütçe-dışı harcamalar	-3,1	-2,5	0,4	-2,6	-1,8	-2,6	-3,5	-1,8	-2,1<br />
Toplam kamu kesimi	-5,6	1,0	3,9	-1,3	-2,0	1,6	-2,0	2,8	0,6<br />
Faiz ödemeleri<br />
Net faiz ödemeleri	6,0	10,1	9,1	11,9	11,0	16,4	22,1	21,9	14,6<br />
Enflasyon düzeltmesi	2,6	4,8	4,9	6,0	10,2	11,5	9,7	12,5	8,5<br />
Reel faiz ödemeleri	3,4	5,3	4,2	5,9	0,8	4,9	12,4	9,4	6,1<br />
Toplam kamu kesimi<br />
Nominal denge	-11,7	19,1	-5,2	-13,1	-13,1	-14,8	■24,1	-19,1	-14,1<br />
Operasyonel denge	-9,1	4,2	-0,3	-7,1	-2,9	-3,3	-12,4	-6,6	-5,3<br />
Kamu borcu<br />
İçerilen reel faiz haddi	12,5	17,1	13,9	17,0	2,5	14,5	25,5	18,6	■<br />
Net kamu borcu (center-GNP)	27,1	31,0	30,2	34,8	31,8	33,7	48,6	50,6	-</p>
<p>Kamu borcu</p>
<p>% of GNP	1993	1994	1995	1996	1997	1998	1999	2000	2001<br />
Merkezi Hükümet + TCMB	30,7	37,8	34,5	39,5	37,5	38,9	52,2	49,8	71,4<br />
TCMB net varlıkları	1,1	-0,9	1,3	3,0	7,7	8,0	9,0	7,8	4,4<br />
Merkezi hükümet	38,8	45,3	42,8	48,0	48,4	48,5	62,4	58,8	83,0<br />
Dış borç	20,5	22,8	23,6	23,62	21,9	19,0	22,2	18,8	22,8<br />
İç borç	18,3	22,5	19,2	24,8	26,5	29,5	40,2	40,0	60,2<br />
Ödenmemiş görev zararlar	0,7	1,9	2,1	4,2	5,2	7,5	na	na	na<br />
Nakit borç	6,9	8,7	9,3	12,8	15,8	17,9	na	na	na<br />
Nakit-dışı ve TCMB&#8217;ya	12,0	11,9	8,0	8,2	5,5	4,0	na	na	na<br />
TCMB elindeki devlet borcu	7,0	8,5	7,0	5,5	3,2	1,6	1,2	1,2	7,1<br />
Geri kalan kamu sektörü	4,4	6,9	6,7	7,0	5,4	5,5	8,7	8,6	7,1<br />
Dış borç	5,7	6,8	6,9	6,5	5,9	6,0	6,6	5,5	7,0<br />
Net iç borç	-1,3	0,1	,0,2	0,5	20,5	-0,5	2,1	3,1	0,1<br />
Brüt kamu kesimi borcu	41,9	52,3	52,3	55,5	53,3	53,5	70,1	67,4	90,1<br />
Net kamu kesimi borcu	35,1	44,7	41,3	46,5	42,9	44,5	61,0	58,4	78,5<br />
Net kamu borcu (center-GNP)	27,1	31,0	30,2	34,8	31,8	33,7	48,6	50,6	67,9</p>
<p>Kamu borcunun seyri<br />
80 ı /0</p>
<p>70 60 50 40 30<br />
1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001<br />
— NetDebt/GNP</p>
<p>Klasikler ve devlet<br />
Klasik model borçverilebilir fonlar piyasası ve faiz<br />
haddi üstüne inşa edilmiştir<br />
Şimdi tasarruf arzı kamu tasarrufunu da kapsar<br />
S = ( Y -T -C ) + ( T -G ) Tasarruf gene faiz haddinin artan fonksiyonudur Yatırım gene faiz haddinin azalan fonksiyonudur Faiz haddi tasarruf ve yatırım miktarları arasın-daki eşitliği sağlayarak çevrisel akımın düzenli akışını temin eder<br />
Örneğin yatırımlarda bir artış faiz haddinin yükselmesi ile sonuçlanır Bir yandan yüksek faiz özel tasarrufları arttırır Diğer yandan bazı yatırımlardan vazgeçilir Böylece tasarruf ve yatırım birbirine eşitlenir</p>
<p>Kamu açığı ve &#8220;crowding out&#8221;<br />
Klasik modelin kamu dengesi ile ilgili çok önemli<br />
bir sonucu vardır<br />
Kamu açığında ani bir artış varsayalım: toplam<br />
tasarruflar azalacaktır (tasarruf eğrisi sola kayar)<br />
Bu durumda faiz yükselir<br />
Yüksek faiz yatırımların düşmesine neden olur ve<br />
piyasa dengeye gelir<br />
Kamu açığı özel yatırımları piyasadan kovmak-<br />
tadır (crowding out)<br />
Dikkat: yatırımlardaki düşüş kamu açığındaki<br />
artıştan daha küçük olacaktır<br />
Çünkü yüksek faiz özel tasarrufu arttıracaktır<br />
Klasik yaklaşım , yatırımları ve oradan büyümeyi<br />
engellediği için kamu açıklarına karşıdır</p>
<p>2. &#8230;denge faiz haddi yükseliyor&#8230;</p>
<p>Faiz<br />
S1<br />
Hadd<br />
 1.500 TL bütçe<br />
 borçlanabilir  fon arzını azaltıyor&#8230;<br />
Kamu açığı ve crowding out<br />
 TL 1,200      Borçverilebilir Fonlar  (TL trilyon)<br />
3. &#8230;ve özel yatırımda kullanılabilecek kaynaklar azalıyor</p>
<p>Keynes ve devlet<br />
Devlet Keynesyen modele kamu harcamaları G ve<br />
vergiler T yolu ile girer<br />
Kamu harcamaları milli gelir düzeyinden bağımsız<br />
kabul edilir (otonom harcama)<br />
Bu durumda toplam harcama şöyledir:<br />
H = C + I + G<br />
•	Tüketim fonksiyonunun değişmediği kabul<br />
edilince, çarpan katsayısı ve üç bağımsız (otonom)<br />
harcama (oc, I, G) dengemilli gelirini belirler<br />
Y=(a+I + G)x1/(1-P)<br />
Modelin mantığı devletin eklenmesi ile<br />
değişmemektedir<br />
Ekonomi talep kadar üretim yaparak dengeye<br />
gelmektedir</p>
<p>Keynes ve kamu açığı<br />
Keynesyen analiz için kamu açığının etkisi<br />
klasiklerin tam zıttıdır<br />
Ekonomide tasarruf fazlası nedeni ile kaynakları<br />
tam kullanılmadığını kabul edelim<br />
Bu durumda kamu harcamalarındaki bir artış<br />
toplam harcamada (H) bir yükselmeye tekabül<br />
ettiğinden milli gelir (Y) artacaktır<br />
Ek harcama çarpan katsayısı ile ek gelir yaratmak-<br />
ta, yani ek harcamayı finanse edecek olan ek<br />
tasarruf bizzat ek harcama sayesinde oluşmaktadır<br />
Talep yetersizliği durumlarında Keynes&#8217;in bütçe<br />
açığı tavsiye etmesi bu analize dayanmaktadır<br />
Modelde &#8220;crowding out&#8221; yoktur</p>
<p>Harcanan gelir H<br />
Gelir-harcama dengesi<br />
C + I<br />
C + I + G<br />
o<br />
Uretilen gelir Y</p>
<p>İlk değerlendirme<br />
Basit bir model aracılığı ile makroiktisatın bazı<br />
temel kavramlarını açıkladık<br />
İki farklı yaklaşım birbirine zıt sonuçlara ulaşıyor<br />
İktisatçıların büyük çoğunluğu her ikisini de kabul<br />
etme eğilimindedir<br />
Klasik öğreti uzun dönemde ve ekonominin<br />
kapasite sınırında olduğu durumlarda geçerlidir<br />
Keynesyen öğreti kısa dönemde ve ekonomide<br />
kullanılmayan kapasitenin varlığında anlamlıdır<br />
Dikkat: gerçek ekonomiler çok daha karmaşıktır<br />
Para ve enflasyon, dış denge, mali piyasalarda<br />
sorunlar, vs. daha gidilecek çok yol vardır<br />
Artık paranın analizine geçebiliriz</p>
<p>PARA<br />
Nereden gelir? Nereye gider? Dördüncü Bölüm</p>
<p>Para nedir?<br />
Ekonomik aktörlerin mal ve hizmet alım-satımında<br />
düzenli şekilde kullandıkları varlıklara &#8220;para&#8221; denir<br />
Mal ve hizmet satanların ödeme aracı olarak kabul<br />
ettikleri her şey paradır<br />
Tarih boyunca, işbölümü ve mübadele daima paranı<br />
keşfedilmesi ile sonuçlanmaşdır<br />
Paranın üç ana işlevi vardır:</p>
<p>Mübadele aracıdır<br />
Hesap birimidir<br />
Servet saklama aracıdır<br />
•	20.inci yüzyıl başlarına kadar bu işlevleri bizzat<br />
kendilerinin değerli olan madenler ifa etmiştir (bakır,<br />
gümüş, altın)</p>
<p>Kanuni para<br />
Bugün para olarak kullanılan banknot ve bozukluk-<br />
ların kendi değerleri yok kadar azdır<br />
Kanuni para (fiat money) devletin çıkardığı kanunlar<br />
sonucu mübadele aracı olarak kullanılır<br />
Bütün dünya ekonomilerinin (ABD, AB, Japonya,<br />
vs.) paraları &#8220;kanuni para&#8221; statüsündedir<br />
Bir ülke içinde yapılan ödemelerde o ülke parasını<br />
kabul etmek hukuki bir zorunluluktur (legal tender)<br />
Türkiye&#8217;de Merkez Bankasının çıkardığı banknot-<br />
ları tüm ödemelerde kabul etmek zorundayız<br />
Fiyatları başka herhangi bir şeye bağlayabiliriz<br />
(döviz, altın, mal, enflasyon, vs.) ama TL dışında bir<br />
ödeme aracı talep edemeyiz</p>
<p>Likidite<br />
Likidite kavramı paranın anlaşılmasını kolaylaştırır<br />
Likidite, herhangi bir varlığın ekonominin mübadele<br />
aracına dönüşme kolaylığıdır<br />
Tanım icabı, para en likit varlıktır: cebimizdeki<br />
banknotlar başka bir şeye dönüştürme gerekmeden<br />
ödeme aracıdır<br />
Vadesiz mevduat ve likit fonlar da likit varlıklardır<br />
Vadeli mevduat, borsada kote edilmiş hisse senetleri,<br />
yatırım fonları daha az likit varlıklardır<br />
Gayrimenkul, borsada kote olmayan şirketlerde<br />
hisseler, hayat sigortası poliçeleri likit varlık<br />
değildirler</p>
<p>Türkiye ekonomisinde para<br />
Likit varlıkların somut biçimi mevzuata bağlı olarak<br />
ülkeden ülkeye değişir<br />
Türkiye&#8217;de beş farklı para tanımı yapabiliriz</p>
<p>Dolaşımdaki para (banknotlar ve bozukluklar)<br />
Vadesiz mevduat hesapları (ticari ve tasarruf)<br />
Vadeli mevduat hesapları<br />
Döviz mevduat hesapları<br />
REPO anlaşmaları (gecelik, haftalık, vs)</p>
<p>Yüksek ve dalgalı enflasyon sonucunda TL paranı<br />
üç işlevinden sadece ilkini ve kısmen yerine<br />
getirebilmektedir<br />
TL&#8217;nin &#8220;dandik para&#8221; haline dönüşmesi ekonomik<br />
aktörleri dövizi para olarak kullanmaya itmiştir</p>
<p>Para arzı tanımları<br />
Para arzı ekonomideki toplam kullanılabilir para<br />
miktadır<br />
Hangi kategorinin içine dahil edildiğine bağlı olarak<br />
farklı ölçüler vardır</p>
<p>M0 = Dolaşımdaki para<br />
Para tabanı (BM) = M0 + bankaların MB&#8217;deki<br />
mevduatı<br />
M1 = BM + vadesiz mevduat<br />
M2 = M1 + vadeli mevduat<br />
M2Y = M2 + döviz tevdiat hesapları<br />
M2Y+R = M2Y + Repo<br />
•	En yaygın kullanılan Para Tabanı ve M2Y+R&#8217;dır</p>
<p>Türkiye&#8217;de para arzı</p>
<p>	2001	(yıl sonu)<br />
	(Katrilyon TL)   (Milyar USD)<br />
M = Dolaşımdaki para	4,9	3,4<br />
BM = M + banka rezervleri	6,1	4,2<br />
M1 = BM + vadesiz mevduat	11,1	7,7<br />
M2 = M1 + vadeli mevduat	46,3	32,1<br />
M2Y = M2 + döviz mevduatı	104,7	72,6<br />
M2+R = M2 + Repo	50,3	34,9<br />
M2Y+R =M2Y + Repo	108,7	75,4</p>
<p>Merkez Bankası<br />
Kanuni para, para basma tekelini elinde tutan kamu<br />
kuruluşları olan Merkez Bankalarını doğurmuştur<br />
Kamu tekeli: para basmak dünyanın en karlı işidir<br />
Cumhuriyet öncesinde, özel bir banka olan Osmanlı<br />
Bankası para basma tekeline sahipti<br />
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 1930<br />
yılında kuruldu ve 1932&#8242;de açıldı<br />
Federal Reserve Board 1913&#8242;de kurulmuştur; ondan<br />
önce parayı ABD Hazinesi basıyordu<br />
Buna karşılık Bank of England, Banque de France<br />
geçmişleri 18&#8242;inci yüzyıla giden kuruluşlardır<br />
Merkez Bankaları para politikasını yapar, bankacı-<br />
lık sistemini denetler, döviz rezervini tutar</p>
<p>TCMB<br />
Genel Kurul yılda bir kez toplanır (Hazine ağırlıklı)<br />
Banka Meclisi Genel Kurul tarafından seçilir<br />
Guvernör yada Başkan Hükümet tarafından beş yıl<br />
için seçilen bankanın tepe yöneticisidir<br />
Para Politikası Kurulu yakın geçmişte para politika-<br />
sını belirlemek üzere tesis edilmiştir<br />
TCMB hukuken para politikasını belirlemekte<br />
hükümetten bağımsızdır<br />
TCMB Bilançosu parasal gelişmeleri özetler<br />
Varlık ve yükümlülükleri TL yada döviz cinsinden<br />
olabilir<br />
Dolaşımdaki para TCMB&#8217;nın yükümlülüğüdür<br />
(borcudur)</p>
<p>MB bilançosu: kalemler</p>
<p>A.VARLIKLAR	P.YUKUMLULUKLER<br />
A.1-DIS VARLIKLAR	P.1-TOPLAM DOVIZ YUKUMLULUKLERI<br />
A.2-IC VARLIKLAR	P.1-a-Dis Yukumlulukler P.1-b-Ic Yukumlulukler<br />
A.2-a-Nakit Islemler	P.1-ba-Doviz Olarak Takip Olunan Mevduat<br />
A.2-aa-Hazine Borclari	P.1-bb-Bankalarin Doviz Mevduati<br />
A.2-aa-i-Bankamiz Portfoyu	P.2-MERKEZ BANKASI PARASI<br />
A.2-aa-i-a-5 Kasim 2001 Oncesi DIBS	P.2-A-REZERV PARA<br />
A.2-aa-i-b-Ikincil Piyasadan Alinan DIBS	P.2-Aa-Emisyon P.2-Ab-Bankalar Mevduati<br />
A.2-aa-ii-Diger	P.2-Aba-Bankalar Zorunlu Karsiliklari<br />
A.2-ab-Bankacilik Sektorune Acilan Nakit Krediler	P.2-Abb-Bankalar serbest Imkani<br />
A.2-ac-TMSF&#8217;na Kullandirilan Krediler	P.2-Ac-Fon hesaplari<br />
A.2-ad-Diger Kalemler A.2-b-Degerleme Hesabi	P.2-Ad-Banka Disi Kesimin Mevduati P.2-B-DIGER MERKEZ BANKASI PARASI P.2-Ba-Acik Piyasa Islemleri<br />
A.2-c-IMF Acil Yardim Takip Hesabi(Hazine)	P.2-Bb-Kamunun TL Mevduati</p>
<p>TCMB: varlıklar</p>
<p>(Katrilyon TL)	Mar.01		Şub.01	%Değişim<br />
A.VARLIKLAR	54,0	%100	54,6	-1,2<br />
A.1-DIŞ VARLIKLAR	33,7	%62	33,7	-0,2<br />
A.2-İÇ VARLIKLAR	20,3	%38	20,9	-2,8<br />
A.2-a-Nakit İşlemler	20,5	%38	21,1	-3,0<br />
A.2-aa-Hazine Borçları	28,5	%53	29,4	-3,2<br />
A.2-ac-TSMF&#8217;ye Kullandırılan Krediler	0,8	%1	0,8	0,0<br />
A.2-aa-i-MB Portföyü	28,6	%53	29,5	-3,2<br />
A.2-aa-i-1- 5 Kasım 2001 öncesi DİBS	28,5	%53	29,4	-3,0<br />
A.2-aa-i-2-İkincil Piyasadan alınan DİBS	0,5	%1	1,0	-52,6<br />
A.2-aa-ii-Diğer	-0,5	-%1	-0,5	-<br />
A.2-ab-Bankacılık Sekt. Açılan  Nalit Krediler	0,1	%0	0,1	10,0<br />
A.2-ac-Diğer Kalemler	-8,8	-%16	-9,1	-3,3<br />
A.2-b-Değerleme Hesabı	-0,4	-%1	-4,3	-91,5<br />
A.2-c-IMF Acil Yardım Takip Hesabı	0,2	%0	0,2	0,0</p>
<p>TCMB: yükümlülükler</p>
<p>(Katrilyon TL)	Mar.02		Sub.02	% Değişim<br />
P.YÜKÜMLÜLÜKLER	54,0	% 100	54,6	-1,2<br />
P.1-TOPLAM DIŞ YÜKÜMLÜLÜKLER	38,1	%71	40,5	-6,0<br />
P.1-a-Dış Yükümlülükler	26,5	%49	28,0	-5,4<br />
P.1-b-İç Yükümlülükler	11,5	%21	12,4	-7,3<br />
P.1-ba-Döviz olarak Takip Olunan Mevduat	2,7	%5	3,6	-26,0<br />
P.1-bb-Bankaların Döviz Mevduatı	8,9	% 16	8,8	0,3<br />
P.2-MERKEZ BANKASI PARASI	15,9	%29	14,1	12,6<br />
P.2-A-REZERV PARA	8,5	% 16	8,7	-1,9<br />
P. 2-A a-Emisyon	5,6	% 10	5,7	-3,1<br />
P.2-Ab-Bankalar Mevduatı	2,8	%5	2,7	0,8<br />
P.2-Aba-Bankalar Zorunlu Karşılıkları	1,8	%3	1,7	3,3<br />
P.2-Abb-Bankalar Serbest İmkanı	1,0	%2	1,0	-3,4<br />
P.2-Ac-Fon Hesaplar	1,7	%3	0,2	913,1<br />
P.2-Ad-Banka Dışı Kesimin Mevduatı	0,0	%0	0,0	-23,1<br />
P.2-B-DİĞER MERKEZ BANKASI PARASI	7,4	% 14	5,4	35,6<br />
P.2-Ba-Açık Piyasa İşlemleri	6,2	% 11	4,7	30,9<br />
P.2-Bb-Kamunun TL Mevduatı	1,2	%2	0,7	66,2</p>
<p>TCM	VIE	;	: uzun dönem<br />
(MİLYAR USD)	1989		1994	1995	1996	1997	1998	1999	2000	2001<br />
VARLIKLAR	21,2		18,1	23,3	24,9	22,9	22,0	24,0	22,5	41,6<br />
Dış Varlıklar	7,8		9,6	15,5	19,0	21,1	22,9	26,8	24,2	23,8<br />
İç Varlıklar	13,5		8,5	7,8	6,0	1,8	-0,9	-2,8	-1,7	17,9<br />
TOPLAM DÖVİZ YÜKÜMLÜLÜKLERİ	13,2		13,0	17,6	18,4	19,7	20,3	21,1	21,1	34,8<br />
Diş Yükümlülükler	9,0		10,2	12,9	13,1	12,4	13,7	12,4	12,9	25,5<br />
İç Yükümlülükler	4,2		2,8	4,7	5,3	7,3	6,5	8,7	8,2	9,3<br />
MERKEZ BANKASI PARASI	8,0		5,1	5,7	6,6	3,2	1,7	2,9	1,5	6,8<br />
İç Varlıklar / Toplam Varlıklar	6-7,4		46,9	33,3	24,0	7,7	4,2	-11,6	-7,4	42,9<br />
Yabancı Varlıklar / Toplam Varlıklar	36,6		53,1	66,7	76,0	92,3	104,2	111,6	107,4	57,1<br />
Net İç Varlıklar / MBP	16,0		30,7	13,4	4,0	-0,3	■0/4	0/4	-0,5	10,9<br />
Kaynak : MB</p>
<p>Dünya: MB bilançoları</p>
<p>	ABD	Bank	Euro	Germany<br />
	Federal	of	area	Bundes	TCMB<br />
MİLYAR USD	Rezerv	Japan	ECB	Bank<br />
Varlıklar	614	919	835	257	42<br />
Döviz Varlıkları (altın dahil &#038; SDR)	27	30	397	94	24<br />
İç Varlıklar	587	889	438	163	18<br />
Yükümlülükler	614	919	835	257	42<br />
Döviz Yükümlülükleri	0	0	13	0	35<br />
İç Yükümlülükler	614	919	822	257	7<br />
Dolaşımdaki Para	563	468	371	134	3,7<br />
Karşılaştırma<br />
GSMH (2000 yılı)	9646	4.337	6780	2058	202<br />
Varlıklar / GSMH (%)	6,4%	21,2%	12,3%	12,5%	20,8%<br />
Dolaşımdaki Para / GSMH (%)	5,8%	10,8%	5,5%	6,5%	1,8%<br />
FX Liabilities/Yükümlülükler (%)	0,0%	0,0%	1,6%	0,0%	83,3%<br />
Dolaşımdaki Para/Yükümlülükler (%)	91,7%	50,9%	44,4%	52,1%	8,8%<br />
2000 yılı sonu itibarıyla</p>
<p>Bankalar da para yaratır<br />
Banka sistemi de mevduat-para yaratabilir<br />
Bankalar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kredi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kredi">kredi</a> açtıkça para arzı artar<br />
Bu süreci anlamak için banka bilançolarına bakılır<br />
Mevduat hem varlık hem de yükümlülük oluşturur<br />
Krediler varlık oluşturur<br />
Bir bankanın verdiği kredi kendinde yada bir başka<br />
bankada mevduat halini alır<br />
Basılan bir birim TL için bankacılık sisteminde<br />
yaratılan paranın miktarını bize para çarpanı verir<br />
Geri planda bankaların mevduata % 100&#8242;ün altında<br />
nakit karşılık tutmaları yatar</p>
<p>Yükümlülük<br />
Mevduat<br />
TL 90.00<br />
Top.Yükümlülük TL 90.00<br />
İki bankanın bilançoları<br />
A Bankası	B Bankası<br />
Varlık<br />
Rezerv<br />
TL 9.00<br />
Kredi<br />
TL 81.00<br />
Toplam Varlık TL 90.00<br />
Varlık	Yükümlülük</p>
<p>Rezerv	Mevduat<br />
TL 10.00	TL 100.00<br />
Kredi	_^—	■<br />
TL 90.00 ■<br />
Toplam Varlık	Top.Yükümlülük<br />
TL 100.00	TL 100.00</p>
<p>Para çarpanı<br />
100 TL ek para basılan bir ekonomide sonunda<br />
ne kadar para yaratılır?<br />
Bankaların rezerv tutma oranının tersi kadar<br />
M = 1 /R<br />
•	Bankaların rezerv tutma oranı M = % 10 ise,<br />
para çarpanı M = 10 olacaktır<br />
İlk mevduat	= TL	100.00<br />
A Bankası kredisi	= TL	90.00 [=0.9 x $100.00]<br />
B Bankası kredisi	= TL	81.00 [=0.9 x $90.00]<br />
C Bankası kredisi	= TL	72.90 [=0.9 x $81.00]<br />
Vs.	vs.<br />
Vs.	vs.<br />
= TL 1,000.00<br />
Toplam para arzı</p>
<p>Para arzı ve para politikası<br />
MB&#8217;nın ekonomideki para miktarını (para arzını)<br />
kontrol etmesine para politikası denir<br />
MB&#8217;nin elinde dört ana araç vardır<br />
-Açık piyasa işlemleri &#8211; APİ &#8211; tahvil piyasasında bono-tahvil alım-satımı ile likiditeyi ayarlar<br />
- Döviz (FX) işlemleri &#8211; döviz alım satımı<br />
-Banka karşılık oranlarının değiştirilmesi: para çarpanı büyük yada küçülür<br />
-İskonto haddinin (fonlama <a href="http://www.genelbilge.com/tag/faizi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Faizi">faizi</a>) değiştirilmesi: Mali sistem &#8211; MB borç kararlarını etkiler<br />
•	Dikkat: para arzındaki değişim MB&#8217;nin TL<br />
yükümlülüklerindeki değişimdir; yükümlülük artışı<br />
para arzı artışına eşittir</p>
<p>Para ve mevduat</p>
<p>(Milyar USD)	1998	1999	2000	2001<br />
M1	7,5	9,1	12,2	7,5<br />
Dolaşımdaki Para	3,7	3,7	4,8	3,3<br />
Vadesiz Ticari Mevduat	2,0	2,6	3,1	1,9<br />
Toplam Vadesiz Mevduat	1,8	2,9	4,4	2,2<br />
Vadesiz Tasarruf Mevduatı	0,8	1,2	1,4	1,0<br />
Diğer Vadesiz Mevduat	1,0	1,7	3,0	1,2<br />
MB Mevduat	0,00	0,00	0,00	0,00<br />
D1 (M1-Dolaşımdaki Para)	3,8	5,4	7,4	4,2<br />
M2	34,7	41,9	48,7	31,3<br />
Toplam Vadeli Mevduat	24,0	29,0	31,2	21,0<br />
Vadeli Tasarruf Mevduatı	19,3	23,6	25,4	17,3<br />
Vadeli Diğer Mevduat	4,8	5,4	5,8	3,7<br />
Vadeli Ticari Mevduat	3,2	3,8	5,3	2,9<br />
Mevduat Sertifikası	0,00	0,00	0,00	0,00<br />
D2 (M2-M1)	27,2	32,7	36,5	23,8<br />
M2Y (M2+(Döviz Mevduat (TL))	62,3	74,4	84,9	70,9<br />
Döviz Mevduat (TL)	27,6	32,5	36,2	39,5<br />
M2Y+Repo	69,7	81,9	93,8	73,0</p>
<p>Para tabanı</p>
<p>	1998	1999	2000	2001<br />
(Katrilyon TL, Milyar USD)	TL	$	TL	$	TL	$	TL	$<br />
1. PARASAL TABAN (a+b+c)	2,1	6,7	3,9	7,2	5,8	8,6	7,8	5,4<br />
a.Emisyon	1,3	4,2	2,4	4,4	3,8	5,6	5,3	3,7<br />
b.Bankalar Zorunlu Karşılıkları(TL)	0,7	2,2	1,0	1,9	1,4	2,1	1,6	1,1<br />
c.Serbest Rezerv	0,1	0,3	0,5	0,9	0,6	0,9	0,9	0,6<br />
2. REZERV PARA (1+d+e)	2,1	6,8	3,9	7,3	5,9	8,8	8,0	5,5<br />
d.Fon Hesapları	0,02	0,1	0,03	0,1	0,1	0,2	0,1	0,1<br />
e.Banka Dışı Kesimin Mevduatı	0,02	0,1	0,02	0,04	0,05	0,1	0,1	0,05<br />
3.MERKEZ BANKASI PARASI (2+f+g)	0,5	1,7	1,6	2,9	1,0	1,5	9,9	6,8<br />
f. Açık Piyasa İşlemleri	-1,8	-5,8	-2,4	-4,4	-5,2	-7,7	1,2	0,9<br />
g.Kamu Mevduatı	0,2	0,7	0,1	0,1	0,2	0,4	0,6	0,4</p>
<p>Diğer parasal göstergeler<br />
Para politikasının başka göstergeleri vardır<br />
Net İç Varlıklar MB&#8217;nın likidite yaratmasının ve<br />
para basmasının iyi bir göstergesidir<br />
İç varlıklardan bazı kalemlerin çıkartılması ile<br />
bulunur<br />
Net Dış Varlıklar MB&#8217;nın döviz ihtiyacını gösterir<br />
Dış varlıklardan dış dünyaya yükümlülükler ve iç<br />
bankalara döviz yükümlülükleri çıkartılarak bulunur<br />
Net Döviz Pozisyonu MB&#8217;nın toplam döviz kuru<br />
riskini ifade eder<br />
Döviz varlıklarından döviz yükümlülükleri<br />
çıkartılarak bulunur<br />
IMF ile yapılan programlarda bunların hepsi farklı<br />
aşamalarda performans kriteri olarak kullanılmıştır</p>
<p>Parasal göstergeler</p>
<p>	1998	1999	2000	2001<br />
(Trilyon TL , Milyar USD)	TL	$	TL	$	TL	$	TL	$<br />
PARASAL TABAN	2,1	6,7	3,9	7,2	5,8	8,6	7,8	5,4<br />
+ Emisyon	1,3	4,2	2,4	4,4	3,8	5,6	5,3	3,7<br />
+ Bankalar Zorunlu karşılıkları	0,7	2,2	1,0	1,9	1,4	2,1	1,6	1,1<br />
+ Bankalar Serbest İmkanı	0,1	0,3	0,5	0,9	0,6	0,9	0,9	0,6<br />
NET İÇ VARLIKLAR	0,6	-0,4	-0,9	-0,4	2,5	0,8	20,6	12,5<br />
+İç Varlıklar	-0,3	-0,9	-1,5	-2,8	-1,1	-1,7	25,8	17,9<br />
- Döviz Olarak Takip Olunan Mevduat	0,7	2,1	1,7	3,2	1,2	1,8	3,1	2,2<br />
- Fon Hesapları	0,0	0,1	0,0	0,1	0,1	0,2	0,1	0,1<br />
- Banka Dışı Kesim Mevduatı	0,0	2,5	0,0	2,7	0,0	3,0	0,1	1,7<br />
- Açık Piyasa İşlemleri	-1,8	-5,8	-2,4	-4,4	-5,2	-7,7	1,2	0,9<br />
- Kamu Mevduatı	0,2	0,7	0,1	0,1	0,2	0,4	0,6	0,4<br />
NET DIŞ VARLIKLAR	1,5	4,7	4,8	8,9	3,3	4,9	-12,8	-8,8<br />
+ Dış Varlıklar	7,2	22,9	14,5	26,8	16,3	24,2	34,3	23,8<br />
- Dış Yükümlülükler	4,3	13,7	6,7	12,4	8,7	12,9	36,7	25,5<br />
- BANKALAR Döviz Mevduatı	1,4	4,4	3,0	5,6	4,3	6,4	10,4	7,2<br />
NET DÖVİZ POZİSYONU	0,8	2,6	3,1	5,7	3,1	3,1	-15,9	-11,0<br />
+ Dış Varlıklar	7,2	22,9	14,5	26,8	16,3	24,2	34,3	23,8<br />
- Toplam Döviz Yükümlülükleri	6,4	20,3	11,4	21,1	14,2	21,1	50,2	34,8</p>
<p>Dolaşım hızı ve mali derinleşme<br />
Paranın dolaşım hızı para arzının cari fiyatlarla<br />
(nominal) GSMH&#8217;ya bölünmesi ile elde edilir<br />
Kısa dönemde oynak olabilir fakat uzun dönemde<br />
belirli bir eğilimi izler<br />
Türkiye&#8217;de M2Y+R bölü nominal GSMH yakı<br />
geçmişte sürekli yükselmektedir<br />
Bu olgu mali piyasaların derinlik kazanması<br />
işaretidir<br />
Para çarpanı da aynı olayın iyi bir ölçüsüdür<br />
Mali sistemin büyümesi, aynı miktar dolaşımdaki<br />
para ile daha büyük bir para arzının elde edilmesi<br />
anlamına gelir<br />
Para çarpanı da yakın geçmişte sürekli artmıştır</p>
<p>Para ikamesi<br />
Paranın değer saklama işlevi bizi Türkiye için çok<br />
önemli bir olaya getirir: para ikamesi (dolarizasyon)<br />
Yüksek ve dalgalı enflasyon yüzünden TL&#8217;nin değer<br />
saklama işlevini kalmamıştır<br />
Vatandaşlar nakit varlıklarını beklenmeyen enflas-<br />
yon ve kur değişmelerine karşı korumak için döviz<br />
halinde tutmaktadırlar<br />
Döviz mevduatı hem TL mevduatından hem de<br />
GSMH&#8217;dan daha hızlı büyümüştür<br />
Dolaşımdaki nakit döviz miktarını bilmiyoruz ama<br />
15-20 milyar dolara kadar çıkabilir<br />
Nakit döviz dolaşımı ve döviz mevduatının yüksek-<br />
liği para politikasını ciddi şekilde kısıtlamaktadır</p>
<p>Para ikamesi</p>
<p>Milyar USD	1989	1993	1998	1999	2000	2001<br />
Dolaşımdaki Para	3,7	3,6	3,7	3,7	4,8	3,2<br />
M2Y + Repo (1)	27,8	41,8	69,7	81,9	93,8	73,7<br />
Döviz Mevduatı (2)	4,7	16,7	27,6	32,5	36,2	39,8<br />
MB Döviz Rezervleri	4,8	6,3	19,7	23,2	25,1	18,9<br />
MB Net Döviz Pozisyonu	-2,0	-5,4	2,6	5,7	3,1	-10,7<br />
GSMH	108,4	181,4	204,6	185,9	201,5	153,0<br />
GSMH % PAY<br />
Dolaşımdaki Para	3,4	2,0	1,8	2,0	2,4	2,1<br />
M2Y + Repo	25,6	23,0	34,1	44,1	46,5	48,2<br />
Döviz Mevduatı	4,3	9,2	13,5	17,5	18,0	26,0<br />
MB Döviz Rezervleri	4,5	3,5	9,6	12,5	12,5	12,4<br />
MB Net Döviz Pozisyonu	-1,9	-3,0	1,3	3,1	1,5	-7,0<br />
Para İkamesi ( 2 ) / ( 1 )	16,8	39,9	39,7	39,6	38,6	54,0</p>
<p>Paranın değeri ve para talebi<br />
Paranın değerini nasıl ölçeriz?<br />
Bir birim paranın farklı dönemlerde satın aldığı mal<br />
ve hizmet sepetini karşılaştırarak<br />
Başka türlü söylersek, paranın değeri Vm fiyatlar<br />
genel seviyesi P&#8217;nin tersidir<br />
V   = 1 / P<br />
Vm        =  1   ı<br />
Dikkat: bu hali ile paranın değeri sadece aynı ülke<br />
parasının iki ayrı dönemdeki satın alma gücünü<br />
karşılaştırmak için kullanılabilir<br />
Para talebi paranın değerinin azalan bir fonksiyonu-<br />
dur: paranın değeri arttıkça daha az para talep edilir.<br />
Yani para talebi eğrisi azalan eğimlidir</p>
<p>Para talebi</p>
<p>Paranın Değeri<br />
(Yüksek)<br />
Fiyat Düzeyi<br />
(Yüksek)<br />
Para miktarı</p>
<p>Para arz ve talebi dengesi</p>
<p>Paranın Değeri (yüksek) 1  ¾  ½ ¼  (düşük)   0<br />
A A Para arzı Paranın Denge değeri MB&#8217;nın saptadığı Para miktarı<br />
Denge fiyat &#8221;   düzeyi Para talebi   Para miktarı<br />
Fiyat Düzeyi   1   (düşük)   2  2  4  4   1.33   (yüksek)</p>
<p>Parayı ne değerli kılar?<br />
Bir para ne zaman &#8220;sağlam ” olur?<br />
Bu konuda çok illüzyon mevcuttur<br />
-Nüfus, büyüklük, askeri güç önemsizdir: İsviçre, Danimarka, Singapur<br />
Kişi başına gelirle bir ilişkisi yoktur: Mısır,<br />
Hindistan, Çin<br />
Dış açıkla bağlantılı değildir: ABD<br />
Kanuni (fiat) paranın değeri insanların ve piya-<br />
saların o paraya ne kadar güvendiklerine bağlıdır</p>
<p>Güveni ekonomik politikaların ciddiyeti ve<br />
yönetimlerin sorumluluk duygusu tesis eder<br />
Geçmişinde enflasyon ve kriz olmayan ülkenin<br />
parası sağlam olur çünkü güvenilir (İsviçre)</p>
<p>Enflasyonun tarihi<br />
Dünya ekonomik tarihinin bize gösterdiği, uzun<br />
dönemde enflasyonun kural değil istisna olduğudur<br />
Bazı ülkeler bazen enflasyon yaşar; piyasa ekono-<br />
milerinde barış döneminde enflasyon olmaz<br />
1970&#8242;ler ve 1980&#8242;ler dünya enflasyonunun iki-haneli<br />
sayılara yükseldiği tek dönemdir<br />
Bunda petrol fiyatlarındaki büyük artışın önemli<br />
payı vardır<br />
Türkiye gibi bazı ülkeler ise üç-haneli ve yakının-<br />
daki enflasyonla onyıllar yaşamıştır<br />
Yüksek enflasyon ülkeleri genellikle hiperenflas-<br />
yona düşerler: Türkiye bir istisnadır<br />
Dünyada enflasyon: uzun dönem</p>
<p>	TÜFE	TÜFE	Ortalama	TÜFE<br />
(%)	1960	1998	Enflasyon	2001<br />
Almanya	100	327	3.2	1.7<br />
İsviçre	100	370	3.5	0.7<br />
Hollanda	100	469	4.1	3.8<br />
Belçika	100	495	4.3	2.6<br />
ABD	100	545	4.6	1.1<br />
Japonya	100	563	4.7	-1.4<br />
Kanada	100	604	4.8	1.3<br />
Tayland	100	739	5.4	0.3<br />
Fransa	100	797	5.6	2.0<br />
İngiltere	100	1,277	6.9	1.3<br />
Hindistan	100	1,960	8.1	4.9<br />
Mısır	100	3,594	9.9	2.5<br />
Kuzey Kore (*)	100	2,057	9.9	-1.1<br />
Yunanistan	100	6,006	11.4	3.4<br />
Meksika	100	386,831	24.3	4.8<br />
Türkiye	100	10,671,487	35.6	68.5<br />
Arjantin	100	147,354,786,447,214	109.0	4.0<br />
(*) Seri 1966 yılından başlamaktadır</p>
<p>Dünyada enflasyon: onyıllar</p>
<p>		Ortalama	Enflasyon (%)		</p>
<p>	1960-98	1960s	1970s	1980s	1990s<br />
Almanya	3.2	2.6	5.0	2.0	2.8<br />
İsviçre	3.5	3.3	5.1	2.8	2.3<br />
Hollanda	4.1	4.5	7.5	1.9	2.6<br />
Belçika	4.3	3.2	7.9	4.3	2.1<br />
ABD	4.6	2.5	7.7	4.2	3.0<br />
Japonya	4.7	5.6	9.8	1.8	1.1<br />
Kanada	4.8	2.9	8.6	5.3	1.9<br />
Tayland	5.4	1.9	9.8	3.5	5.0<br />
Fransa	5.6	3.9	9.9	5.8	2.0<br />
İngiltere	6.9	3.8	14.3	5.8	2.9<br />
Hindistan	8.1	7.3	7.8	8.6	9.5<br />
Mısır	9.9	3.9	9.4	17.4	11.5<br />
Kuzey Kore (*)	9.9	4.2	15.8	4.8	5.6<br />
Yunanistan	11.4	2.2	14.6	18.6	11.7<br />
Meksika	24.3	2.7	17.2	73.9	19.7<br />
Türkiye	35.6	4.1	26.9	44.9	81.2<br />
Arjantin	109.0	23.1	134.4	390.5	15.9<br />
(*) Seri 1966 yılından başlamaktadır</p>
<p>Enflasyon parasal bir olaydır<br />
Enflasyon dünyanın her yerinde ve her zaman esas<br />
itibariyle parasal bir olaydır<br />
Başka deyişle, öncelikle ekonominin mübadele<br />
aracının (para) değeri ile ilgilidir<br />
Enflasyon Merkez Bankasının para talebinin<br />
üzerinde para basması sonucu oluşur<br />
Basılan para mal ve hizmet piyasalarında talep<br />
fazlası yaratarak fiyatları yükseltir<br />
Fiyatlardaki artış para talebini arttırdığından basılan<br />
paraya tekrar talep oluşturur<br />
Para miktarındaki değişmenin fiyatları hangi<br />
mekanizmalarla ve nasıl bir zaman profili içinde<br />
değiştirdiği makroiktisadın önemli bir konusudur</p>
<p>Miktar Teorisi<br />
Para miktarı ile fiyat düzeyi arasındaki birebir ilişki<br />
iktisadın en eski teorilerinden birini oluşturur<br />
Paranın miktar teorisi (Quantity Theory of Money)<br />
ekonomide para miktarının paranın değerini<br />
belirlediğini ifade eder<br />
Para arzı ile paranın dolaşım hızının çarpımı bize<br />
fiyat düzeyi çarpı reel geliri verir<br />
M x V = P x Y<br />
Denklemin sağ tarafı nominal GSMH&#8217;dır<br />
Eğer V ve Y&#8217;nin sabit olduğunu düşünürsek, fiyat<br />
düzeyi P&#8217;deki değişme para arzı M&#8217;deki değişmeye<br />
eşit olacaktır<br />
Örneğin M iki katına çıkarsa, P de iki katı olur</p>
<p>Miktar teorisi: değerlendirme<br />
•	Miktar teorisinin iki hayati varsayımı vardır<br />
Dolaşım hızı istikrarlı olmalıdır<br />
Gelir esas itibariyle üretim fonksiyonu tarafından<br />
belirlenmelidir</p>
<p>İkisi de uzun dönem için makul kabul edilebilir<br />
Kısa dönemde ise ikisi de değişebilir<br />
En az birkaç yılı kapsayan uzun dönemde miktar</p>
<p>teorisinin geçerli olduğu genellikle iktisatçılar<br />
arasında kabul görür<br />
Daha kısa sürelerde ise para politikası (para miktarı)<br />
ile gelir düzeyi arasında bir ilişki mevcuttur<br />
Türkiye&#8217;de TÜFE ile M2Y+R arasındaki yakın ilişki<br />
miktar teorisini doğruluyor (1985-2001)</p>
<p>10000<br />
Türkiye&#8217;de para ve enflasyon</p>
<p>1985       1987       1989       1991       1993       1995       1997       1999       2001<br />
—M2Y+R Index (GNP growth adjusted) —CPIINDEX</p>
<p>Paranın tarafsızlığı<br />
Klasik iktisatçılar reel büyüklüklerin para arzından<br />
etkilenmediğini önermişlerdir<br />
Klasik &#8220;dichotomy&#8221; ekonomide reel ve nominal<br />
değişkenlerin ayrışmasına denir<br />
Büyüme, istiham, yatırım, reel ücret, nisbi fiyatlar,<br />
vs. gibi reel değişkenler fiziki yada sabit ölçülerle<br />
hesaplanır<br />
Nominal değişkenler ise nominal ücret, nominal<br />
GSMH gibi parasal büyüklüklerdir<br />
Paranın tarafsızlığı para miktarındaki değişmenin<br />
reel değişkenleri etkilememesidir<br />
Klasik &#8220;dichotomy&#8221; ve paranın tarafsızlığı miktar<br />
teorisinin mantiki sonuçlarıdır</p>
<p>Hiperenflasyon ve &#8220;seignorage&#8221;<br />
Hiperenflasyon aylık % 10 ve üstü fiyat artışlarıdır<br />
Nedeni tekdir: kamu harcamalarını vergilerle<br />
karşılayamayan hükümet giderek artan oranda para<br />
basma yoluna gider<br />
Yani hükümet harcamalarını &#8220;enflasyon vergisi&#8221; ile<br />
karşılar<br />
Enflasyon vergisini para tutan herkes öder<br />
MB&#8217;nın para basması karşılığında elde edilen gelire<br />
&#8220;seignorage&#8221; (beylik hakkı) denir<br />
Enflasyon yükseldikçe toplum paradan kaçar ve aynı<br />
beylik hakkını toplamak için basılması gereken para<br />
miktarı artar</p>
<p>Enflasyonun maliyeti<br />
Enflasyon kaynak israfına ve böylece ortalama<br />
büyüme hızının düşmesine neden olur<br />
Enflasyon ekonomik aktörlerin gelirlerini azaltmaz:<br />
bir malın fiyatı aynı zamanda onu üretenin geliridir<br />
İktisatçılar % 2-3&#8242;ün üstünde enflasyonun ekonomi<br />
için kötü olduğu kanısındadır<br />
Enflasyonun maliyetleri</p>
<p>Kösele maliyeti<br />
Menü maliyeti<br />
Nisbi fiyat sorunları<br />
Vergi çarpıklıkları<br />
Para ikamesi ve dolarizasyon<br />
Servet dağılımda keyfi bozulmalar</p>
<p>MİLLİ GELİR, FAİZ VE FİYATLAR LM-IS ve AD-AS Modelleri<br />
Beşinci Bölüm</p>
<p>Varsayımlar<br />
Üçüncü Bölümdeki modelimizi parayı da dahil<br />
ederek yeniden ele alacağız<br />
Kapalı ekonomi varsayımını sürdürüyoruz: ekonomi<br />
dış dünyaya bir sonraki bölümde açılacak<br />
Amacımız, enflasyonun da olabildiği bir kapalı<br />
ekonomide çevrisel akımın kısa ve uzun dönemde<br />
düzgün işleyişini anlamaktır<br />
Neleri arıyoruz?<br />
Reel değişken: milli gelir düzeyi Y , faiz haddi r,<br />
tasarruf S, yatırım I, reel para talebi M/P<br />
Nominal değişken: fiyatlar genel düzeyi P, nominal<br />
gelir P x Y, nominal faiz haddi i, vs.<br />
Politika değişkeni: para arzı Ms, kamu dengesi (T-G)</p>
<p>İki model<br />
Bütün değişkenleri aynı modelde görmek işleri<br />
karıştırcaktır<br />
İki ayrı model kuracağız<br />
LM-IS (Liquidity Money &#8211; Investment Saving)<br />
modelinde fiyat düzeyi P model dışından veriler<br />
Reel gelir Y ve reel faiz r model içinde belirlenir<br />
Toplam talep &#8211; toplam arz (AD-AS: Aggregate<br />
Demand &#8211; Aggregate Supply) modelinde reel faiz<br />
haddi r dışarıdan verilir<br />
Reel gelir Y ve fiyat düzeyi P model içinde<br />
belirlenir<br />
Önce LM-IS modelini, sonra AD-AS modelini<br />
inceleyeceğiz</p>
<p>LM-IS: piyasalar<br />
Model üç piyasanın karşılıklı ilişkilerini özetler ve<br />
nasıl aynı anda dengeye geldiklerini araştırır<br />
Mal ve hizmet piyasası: toplam harcama ve gelir<br />
denklemi ifade eder<br />
Y = C + I + G = H<br />
Reel milli gelirin büyüklüğü bu piyasada belirlenir<br />
Borçverilebilir fonlar piyasası: tasarruf-yatırım<br />
eşitliği özetler<br />
S = I + ( G -T )<br />
Reel faiz haddi bu piyasada belirlenir<br />
Para piyasası: para arz ve talebinin eşitlenmesidir<br />
Ms = Md<br />
•	Reel faiz haddi bu piyasada da belirlenir</p>
<p>Yatırım ve tasarruf<br />
Klasikler için yatırım ve tasarruf reel faiz haddinin<br />
fonksiyonu idi<br />
Keynes tasarrufu milli gelirin fonksiyonu yaparken<br />
yatırımı dışarıdan belirliyordu<br />
Her iki modeli birleştirebiliriz<br />
Tasarruf: reel faiz ve gelirin fonksiyonudur<br />
S = S( r, Y )<br />
•	Yatırım: reel faizin fonksiyonudur<br />
•	Borçverilebilir fonlar piyasası denge koşulu aynıdır:<br />
S = I<br />
•	Dikkat: her gelir Y düzeyine farklı bir tasarruf arzı<br />
eğrisi tekabül edecektir</p>
<p>Faiz haddi<br />
0<br />
0<br />
Tasarruf-yatırım dengesi<br />
S=I<br />
S2=I2<br />
0=I0<br />
S1=I 1    Borçverilebilir Fonlar (trilyon TL)</p>
<p>IS eğrisi<br />
• Üç farklı gelir düzeyi aldı<br />
 Y2<br />
Daha yüksek gelir daha fazla tasarruf anlamına<br />
geldiğinden tasarruf eğrisini yukarı kaydırdı<br />
Böylece her gelir düzeyinde borçlanabilir fonlar<br />
piyasasında farklı bir denge oluştu<br />
Buna göre artık Y ile r arasında bir ilişki kurabiliriz<br />
Ceteris <a href="http://www.genelbilge.com/tag/paribus/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Paribus">paribus</a>, Y arttıkça r düşmektedir<br />
IS eğrisi farklı gelir düzeylerinde borçlanabilir<br />
fonlar piyasasını dengeye getiren reel faiz haddi r&#8217;yi<br />
göstermektedir<br />
Bütçe dengesi (T &#8211; G) ve tüketim ve yatırım<br />
fonksiyonları veridir</p>
<p>Faiz haddi<br />
IS eğrisi</p>
<p>Y1	Milli gelir Y</p>
<p>IS eğrisinde kayma<br />
•	Tasarruf-yatırım denkliğine geri dönelim<br />
S = ( Y -C -T ) + ( T -G )<br />
Tüketim fonksiyonunda, vergilerde yada kamu har-<br />
camalarında bir değişiklik IS eğrisini kaydıracaktır<br />
Aynı şekilde, yatırım fonksiyonunda bir değişme de<br />
IS eğrisini kaydıracaktır<br />
IS eğrisi, tüketim ve yatırım fonksiyonları ve kamu<br />
dengesi sabit iken faiz haddi ile gelir arasındaki<br />
ilişkiyi vermektedir<br />
r=/S(Y|C,/,T,G)<br />
•	Örneğin kamu açığının büyümesi halinde IS yukarı<br />
(IS1), tüketim eğiliminin düşmesi halinde aşağı (IS2)<br />
kayacaktır</p>
<p>r<br />
Faiz haddi	IS eğrisinde kayma<br />
r<br />
r0		\	\<br />
\ IS2<br />
Y1       Milli gelir Y</p>
<p>Likidite talebi<br />
Bir önceki bölümde para talebi Md ile fiyatlar genel<br />
seviyesi P arasında ilişki kurduk<br />
&#8220;İşlem saiki ile para talebi&#8221; reel gelirin ve fiyat<br />
düzeyinin artan fonksiyonudur (miktar teorisi)<br />
Mdt = (1 /V) x (P x Y) = Md( Y , P )<br />
Ancak, paranın fırsat maliyeti kaybedilen faizdir<br />
&#8220;Likidite talebi” nominal faiz haddinin azalan bir<br />
fonksiyonudur<br />
Mdl = Md ( i)<br />
Nominal faiz haddi = reel faiz haddi + enflasyon<br />
Bu durumda toplam reel para talebini gelirin ve reel<br />
faizin fonksiyonu olarak yazabiliriz<br />
(M / P)d = Md ( r , Y )</p>
<p>Para piyasasında denge<br />
Faiz haddi</p>
<p>Para piyasasında denge<br />
•	Reel para talebi, reel faiz haddi, reel gelir ve fiyatlar<br />
arasındaki ilişkiyi açalım<br />
P ve r sabit iken, gelirdeki artış reel ve nominal<br />
para talebinin arttırır<br />
Y ve r sabit iken fiyatlardaki artış nominal para<br />
talebini arttırır<br />
Y ve P sabit iken faizlerdeki bir artış nominal ve<br />
reel para talebini düşürür<br />
•	Para piyasası MB&#8217;nın kontrolündeki para arzı ile<br />
para talebi eşitlenince dengededir<br />
Md = Ms<br />
•	Farklı gelir düzeylerine (Y2> Y0 > Y1) tekabül eden<br />
para piyasası dengelerini saptayarak LM eğrisine<br />
ulaşırız</p>
<p>Y2<br />
Faiz haddi<br />
LM eğrisiL=M<br />
Y1	Milli gelir Y</p>
<p>LM eğrisinde kayma<br />
Para piyasasında iki faktör çok önemlidir<br />
Para arzındaki her değişme LM eğrisini kaydırır<br />
Likidite talebi çok sayıda değişkenden etkilenir<br />
Örneğin enflasyon beklentilerine, siyasi<br />
istikrarsızlığa, savaş haline, vs. göre likit olma<br />
arzusu değişecektir<br />
LM eğrisi para piyasasında faiz haddi ile gelir<br />
arasındaki ilişkiyi vermektedir (p = beklentiler)<br />
r = /_M(Y|v, Ms,(3 )<br />
•	Örneğin para arzı artınca LM aşağı (LM2),<br />
beklentilerin kötüleşmesi halinde ise yukarı (LM1)<br />
kayacaktır</p>
<p>Faiz haddi<br />
LM0         LM2<br />
v<br />
Milli gelir<br />
LM eğrisinde kayma</p>
<p>LM-IS dengesi<br />
İki eğri aynı eksenlere sahiptir: aynı şekil üstünde<br />
bir araya getirebiliriz<br />
İki eğrinin kesiştiği noktadaki reel gelir Y ve reel<br />
faiz haddi r hem borçverilebilir fonlar hem de para<br />
piyasasında aynı anda dengeyi sağlamaktadır<br />
Denge gelir ve faiz düzeylerinde (Y0, r0)</p>
<p>Mal-hizmet piyasasında harcama ve gelir eşittir<br />
Borçlanabilir fonlar piyasasında tasarruf ve<br />
yatırım+kamu açığı eşittir<br />
Para piyasasında para arzı ve likidite talebi eşittir</p>
<p>Tüm diğer gelir ve faiz düzeylerinde bir yada birkaç<br />
piyasa denge dışında olacaktır<br />
Model faizi ve gelir düzeyini eşanlı belirlemektedir</p>
<p>LM-IS dengesi</p>
<p>							Milli gelir</p>
<p>Para ve maliye politikası<br />
Maliye polikasının gevşediğini kabul edelim: kamu<br />
açığı büyüyecektir<br />
IS eğrisi yukarı doğru kayar<br />
MB para arzını sabit tutarsa, faizler yükselirken gelir<br />
artar<br />
Eğer aynı anda MB para politikasını gevşetirse LM<br />
eğrisi de aşağı kayacağından gelir artışı daha da<br />
yüksek olur ama faiz değişmez<br />
MB para politikasını sıkarsa gelir sabit kalır ama<br />
faizler daha da yükselir<br />
Siyasi istikrarsızlık sonucu beklentilerde bir<br />
kötüleşme ve tüketim eğiliminin düşmesi aynı anda<br />
olursa IS aşağı LM yukarı kayacağından gelir<br />
mutlaka düşer</p>
<p>Gevşek maliye ve para politikası<br />
Y1	Milli gelir Y</p>
<p>LM-IS: değerlendirme<br />
Model Klasikler-Keynes zıtlığını bir arayol bularak<br />
çözmeye çalışıyor<br />
Klasik ekolün bir yandan kısa dönemde geliri sabit<br />
tutmaktan vazgeçmesi diğer yandan Keynes&#8217;in<br />
likidite talebini kavramını kabul etmesi demektir<br />
Kısa dönemde gelir dalgalanmaları ve faiz haddinin<br />
para piyasalarından etkilenmesi gerçek yaşamla<br />
uyumludur<br />
O nedenle makroiktisadın temel ilişkilerini<br />
açıklamakta yararlıdır<br />
Büyük zafiyeti fiyat düzeyini dışarıdan almasıdır<br />
Keynesyen iktisatçılar IS-LM yerine fiyat düzeyini<br />
kullanan toplam talep-toplam arz analizini<br />
geliştirmişlerdir</p>
<p>Toplam talep &#8211; toplam arz<br />
Model, gelir düzeyi-enflasyon ilişkisini arz-talep<br />
dengesi aracılığı ile açıklamaktadır<br />
Şekil üstünde düşünelim: y eksenine fiyatlar genel<br />
seviyesi P, x eksenine ise milli gelir Y konur<br />
Toplam talep eğrisi P&#8217;nin azalan bir fonksiyonudur<br />
Toplam arz eğrisi P&#8217;nin artan bir fonksiyonudur<br />
Toplam arz ve toplam talep eğrilerinin kesiştiği<br />
noktada hem milli gelir düzeyi hem de fiyatlar genel<br />
seviyesi belirlenmektedir<br />
Toplam arz eğrisinde uzun ve kısa dönemi<br />
ayırdederek uzun dönemde hem üretim fonksiyonu<br />
tahdidini hem de kısa dönemdeki dalgalanmaları bir<br />
arada açıklamak mümkün olabilecektir</p>
<p>Toplam talep &#8211; AD<br />
Toplam talep eğrisi hanelerin, firmaları ve devletin<br />
her fiyatta mal ve hizmet talebini göstermektedir<br />
Kapalı ekonomide toplam talep tüketim, yatırım<br />
ve devlet harcamaları toplamıdır (açık ekonomide<br />
net ihracat NX eklenir)<br />
Y = C + I + G<br />
•	Tüketim ve yatırım fonksiyonları ve maliye<br />
politikası sabit iken, toplam talep, fiyat düzeyinin<br />
fonksiyonudur<br />
Y = F ( P |C, I, G , T )<br />
P&#8217;nin gerilemesi, serveti arttırarak ve faizi<br />
düşürerek reel talebi arttırır (negatif eğimli eğri)<br />
Sabitler değişince AD eğrisi kayar</p>
<p>Fiyat Düzeyi<br />
Gevşek iktisat politikası<br />
Toplam talepte kayma<br />
Tüketim fonksiyonun değişmesi: tüketim<br />
eğilimindeki artış eğriyi sağa, düşüş sola kaydırır<br />
Yatırım eğiliminin değişmesi: yatırım arzusunda<br />
artış eğriyi sağa, azalış ise sola kaydırır<br />
Maliye politikası: gevşemesi halinde (daha büyük<br />
G yada daha küçük T) eğri sağa, sıkılması halinde<br />
sola kayar<br />
Her üçünde çarpan katsayısı işler; sağa kayışta reel<br />
faiz yükselir sola kayışta düşer<br />
Para politikası: gevşemesi halinde eğri sağa,<br />
sıkılması halinde sola kayar<br />
Para politikası gevşeyince reel faiz düşer, sıkılınca<br />
yükselir</p>
<p>AD<br />
Toplam talep eğrisi<br />
v<br />
Y        Milli gelir Y</p>
<p>P<br />
Fiyat Düzeyi<br />
Toplam arz &#8211; AS<br />
Toplam arz eğrisi firmaların her fiyatta mal ve<br />
hizmet üretim ve arzını göstermektedir<br />
Uzun dönemde üretim fonksiyonu tarafından<br />
belirlenir: LRAS dikeydir (klasikler)<br />
Kısa dönemde toplam arz fiyat düzeyindeki<br />
değişmeden etkilenir: SRAS pozitif eğimlidir<br />
Yatay SRAS eğrisi basit Keynesyen modeli verir<br />
SRAS ekonominin maliyet yapısını yansıtır: daha<br />
fazla üretim maliyeti yükselterek mümkündür<br />
Maliyet yapısını değiştiren faktörler kısa dönem arz<br />
eğrisinde kaymaya neden olur<br />
Ücretlerde, vergilerde, kamu ve doğal kaynak fiyat-<br />
larında değişim, verimlilik artışı ve fiyat beklenti-<br />
lerindeki değişme halinde toplam arz eğrisi kayar</p>
<p>Kısa dönem toplam arz &#8211; SRAS<br />
Maliyet artıyor	        SRAS1<br />
Maliyet düşüyor<br />
Milli gelir</p>
<p>SRAS2<br />
      SRAS3</p>
<p>LRAS2 Ekonomik büyüme<br />
Fiyat Düzeyi<br />
Milli gelir<br />
Uzun dönem toplam arz &#8211; LRAS p</p>
<p>Uzun dönem dengesi<br />
Toplam talep eğrisinin kısa ve uzun dönem toplam<br />
arz ile aynı noktada kesişmesi ekonominin uzun<br />
dönem dengesidir<br />
Milli gelir tam istihdam düzeyindedir<br />
Fiyatlar üstünde artış yada azalış baskısı yoktur<br />
Uzun dönem denge makroekonomik istikrar<br />
anlamına gelmektedir<br />
Eğer her üç eğri (AD, SRAS, LRAS) aynı noktada<br />
kesişmiyorsa çevrisel akımın düzgün işleyişi<br />
bozulmuştur<br />
Eğer milli gelir tam istihdam dengesinin altında<br />
ise ekonomi resesyona girmiştir<br />
Eğer milli gelir tam istihdam dengesinin üstünde<br />
ise enflasyon gündeme gelmiştir</p>
<p>    Uzun dönem dengesi</p>
<p>sras<br />
AD Milli gelir<br />
P Fiyat Düzeyi</p>
<p>Resesyonun iki nedeni<br />
Uzun dönem dengeden sapma ya toplam talebin<br />
(talep şoku) yada kısa dönem toplam arzın (arz<br />
şoku) doğru yerde olmamasından kaynaklanacaktır<br />
Her iki durumda iktisat politikasının tepkisi büyük<br />
önem taşır<br />
Hükümet, bir resesyonun ortaya çıkması halinde<br />
para ve maliye politikalarını kullanarak müdahale<br />
edebilir<br />
Yada hiç bir şey yapmadan piyasaların ekonomiyi<br />
tekrar dengeye getirmesini bekleyebilir<br />
Şokun talepten yada arzdan gelmesine göre farklı<br />
sonuçlar ortaya çıkacaktır<br />
Örneklere bakalım</p>
<p>Toplam talepte düşüş<br />
Toplam talep eğrisinin sola kayması ile başlayalım<br />
Siyasi istikrarsızlık, tüketici-yatırımcın<br />
karamsarlığı, vs. neden olabilir<br />
Hem milli gelir Y hem de fiyat düzeyi P düşer<br />
Hükümetin resesyona para ve maliye politikası ile<br />
müdahale etmediğini kabul edelim<br />
İşsizlik ücretleri düşürecek ve zaman içinde kısa<br />
dönem toplam arz eğrisi de sola kayacaktır<br />
Bu şekilde ekonomi yeni uzun dönem dengesine<br />
aynı milli gelir fakat daha düşük fiyat düzeyi ile<br />
ulaşacaktır<br />
AD&#8217;de sola kayma ile oluşan resesyon SRAS&#8217;ı<br />
sola kaymasına yol açarak dengeyi sağlamaktadır</p>
<p>LRAS<br />
SRAS0<br />
SRAS1<br />
Talep kökenli resesyon<br />
v</p>
<p>Milli gelir</p>
<p>Olumsuz toplam arz şoku<br />
Toplam arzda olumsuz şok maliyet yapısında artış<br />
yani SRAS eğrisinin sola kaymasıdır<br />
Açık ekonomide devalüasyon, doğal kaynak<br />
fiyatlarında ani bir artış, enflasyon beklentilerinde<br />
kötümserlik neden olabilir<br />
Yeni dengede milli gelir düşerken fiyatlar<br />
yükselecektir: stagflasyon<br />
Resesyona karşı için devletin iktisat politikasının<br />
gevşettiğini varsayalım (accomodating policy)<br />
Toplam talep sağa kayar: yeni uzun dönem<br />
dengesinde milli gelir aynı ama fiyatlar daha<br />
yüksektir<br />
Resesyonu engellemenin bedeli enflasyondur</p>
<p>		Olumsuz arz	şoku<br />
p<br />
Fiyat Düzeyi	N,	LR		/	SRAS1<br />
P2			/		/   SRAS0</p>
<p>	t		</p>
<p>P0	t	/ z	<	\<br />
N  AD0	\  AD^<br />
Milli gelir</p>
<p>Resesyon ve iktisat politikası<br />
Ekonomiden kaynaklanan iki resesyon durumunda<br />
iktisat politikasının farklı iki şeklini gördük<br />
Birşey yapmadan beklemek: resesyon SRAS<br />
eğrisine sola kaydırarak kendi kendini tedavi<br />
etmektedir<br />
Maliye ve para politikasını kullanmak: toplam<br />
talepteki artışla resesyondan çıkılır ama fiyatlar<br />
yükselir<br />
İlki daha iyi bir yol gibi duruyor ama bir sorun var<br />
Kısa dönem toplam arz eğrisinde aşağı (sağa)<br />
kayış uzun zaman ister, hızlı olmaz<br />
Talebin canlandırılması ise çabuk sonuç verir<br />
Resesyon-enflasyon açmazı çok önemlidir<br />
AD-AS: değerlendirme<br />
Keynesyenler tarafından en yaygın kullanılan<br />
modeldir<br />
Ekonomide esas sorun enflasyon yada enflasyon<br />
tehdidi ise, LM-IS'e kıyasla daha anlamlıdır<br />
LM-IS modeli ile çelişmez, tam tersine onu<br />
tamamlar<br />
Toplam talep eğrisinin negatif, kısa dönem toplam<br />
arz eğrisinin pozitif eğilimi teoride bazı sorunlar<br />
çıkartmaktadır ama sağduyu ile tutarlıdır<br />
Önemli bir sorun, fiyatların artış hızı (enflasyon)<br />
yerine mutlak düzeyi ile çalışmasıdır<br />
Resesyonla mücadele ile enflasyon arasındaki<br />
çelişkiyi net göstermektedir</p>
<p>AÇIK EKONOMİ<br />
Kavramlar ve modeller<br />
Altıncı Bölüm</p>
<p>Açık ekonomi<br />
Artık kapalı ekonomi varsayımını terkederek açık<br />
ekonominin işleyişine bakabiliriz<br />
Bir ekonominin açık yada kapalı olması iki ayrı<br />
sürece tekabül eder<br />
Dış ticaret akımları: ülke dışına mal ve hizmet<br />
satılması ve ülke dışından mal ve hizmet satı<br />
alınmasıdır<br />
Sermaye akımları: ülke dışında varlık satı<br />
alınması ve ülke dışına varlık satılmasıdır<br />
Açık ekonomiler dünya mal-hizmet piyasalarında<br />
ve dünya sermaye piyasalarında yer alırlar<br />
Bu husus çok önemlidir: açık ekonomi, hem mal<br />
ve hizmet hem de sermaye akımlarını kapsar</p>
<p>Açık ekonomi olarak Türkiye<br />
Dünyada mutlak olarak kapalı ekonomi yoktur<br />
Her ekonomide ihracat ve ithalat vardır<br />
Mal ve hizmet ihracatının GSMH'daki payı bir<br />
ekonominde açıklık derecesini ölçer<br />
Sermaye hareketlerinin serbest olması (konverti-<br />
bilite) bir başka makul açık ekonomi ölçüsüdür<br />
Türkiye ekonomisi 1980'e kadar nisbeten kapalı<br />
bir ekonomi idi<br />
1980'lerde mal-hizmet ithalatını serbest bıraktı<br />
1989'da TL'ye konvertibilite sağlandı<br />
1996'da AB ile Gümrük Birliği Anlaşması ile<br />
açık ekonomiye geçiş tamamlandı</p>
<p>Türkiye dışa açılıyor: 1979-99</p>
<p>	1979	1989	1999<br />
( MİLYON USD)<br />
GSYİH	92.774	107.012	183.755<br />
İhracat	2.261	11.780	29.326<br />
Döviz Geliri	4.798	22.472	53.249<br />
İthalat	5.069	40.692	40.692<br />
Döviz Gideri	6.271	21.511	54.613<br />
Endüstriyel İhracat/Toplam İhrac	34,7	78,9	90,0<br />
İşçi Gelirleri / Döviz Gelirleri	13,5	8,5	8,5<br />
Döviz Geliri / GSYİH	5,2	29,0	29,0<br />
Döviz Gideri / GSYİH	6,8	29,7	29,7</p>
<p>GSMH'da dış dünyanın payı 1975-2001<br />
1975  1980  1985  1990  1995  2000<br />
— Döviz geliri/GSMH   — Döviz gideri/GSMH</p>
<p>Ödemeler Dengesi (Bilançosu)<br />
Ekonominin dış dünya ile tüm işlemleri Ödemeler<br />
Dengesinde (yada bilançosunda) yeralır<br />
TCMB aylık olarak ÖD'ni hesaplar ve yayınlar<br />
Ödemeler Dengesi dört ana kalemden oluşur</p>
<p>Cari işlemler hesabı<br />
Sermaye hesabı<br />
Net hata ve noksan<br />
Rezerv değişiklikleri</p>
<p>ÖD daima dengededir: tanım icabı açık yada fazla<br />
veremez<br />
Ana kalemlerin her birinde açık yada fazla olabilir<br />
ama hepsinin toplamı daima sıfırdır</p>
<p>İhracat, ithalat, net ihracat<br />
İhracat (X) içeride üretilip dışarı satılan mal ve<br />
hizmetlerdir<br />
Ithalat (M) dışarıda üretilip içeride satılan mal ve<br />
hizmetlerdir<br />
Net İhracat (NX) = Dış Ticaret Açığı ihracatla<br />
ithalat arasındaki farkdır<br />
Dikkat: iktisatçılar için ihracat ve ithalat<br />
hizmetleri ve faktör gelirlerini de kapsar<br />
DİE tarafından her ay mal ihracatı (Free On<br />
Board- FOB), mal ithalatı (Cost Insurance<br />
Freight - CIF) ve dış ticaret dengesi açıklanır<br />
Bunlar iktisatçıların kullandığı anlamda ihracat,<br />
ithalat ve net ihracat değildir</p>
<p>Cari işlemler hesabı<br />
ÖD'nin Cari İşlemler Hesabı ekonominin her tür<br />
döviz gelir ve giderini kapsar<br />
Dış ticaret açığından daha kapsamlı bir ölçüdür<br />
Cari işlemler dengesi Net İhracat (NX) anlamına<br />
gelir<br />
Cari işlemler hesabının alt kalemleri:<br />
-Mal ticareti: ihracat, bavul ticareti, ithalat, altın, transit, vs.<br />
Görünmeyenler: turizm, faiz, navlun, kar<br />
transferi, diğer görünmeyenler<br />
Transferler: işçi dövizleri, resmi transferler<br />
•	Dış ticaret açığı (fazlası) ve cari işlemler açığı<br />
(fazlası) çok farklı şeylerdir</p>
<p>Dış ticaret açığı ve dış denge</p>
<p>(Milyar USD)	Ticaret Dengesi	Görünmeyenler	Cari İşlemler Dengesi<br />
ABD	454	20	434<br />
EU - 11	-10	-15	-25<br />
Almanya	52	-76	-24<br />
Brezilya	-1	-25	-26<br />
Rusya	61	-15	46<br />
Türkiye	-27	17	-10<br />
İspnya	40	22	-18<br />
2000 yılı verileri</p>
<p>Sermaye hesabı<br />
ÖD'de, döviz geliri yada gideri olmayan döviz giriş<br />
ve çıkışları Sermaye Hesabına kaydedilir<br />
Sermaye hesabı mali işlemleri kapsar:</p>
<p>Yabancı doğrudan sermaye yatırımları (FDI)<br />
Portföy yatırımları<br />
Uzun dönemli borçlanmalar (1 yıldan uzun)<br />
Kısa dönemli borçlanmalar (1 yıldan kısa)</p>
<p>Net sermaye hareketi NFI (Net Foreign Investment)<br />
ekonominin dış dünya ile varlık alış verişini özetler<br />
ve sermaye hesabı dengesi ile özdeştir<br />
Net hata ve noksan kalemi kaynağı bilinmeyen<br />
döviz hareketlerini yakalar<br />
TCMB döviz rezerv değişmeleri ÖD'de yer alır</p>
<p>Ödemeler dengesi: özet sunum<br />
A. CARİ İŞLEMLER DENGESİ	B. SERMAYE HAREKETLERİ (REZERV HARİÇ)<br />
İHRACAT FOB İHRACAT BAVUL TİCARETİ TRANSIT TICARET İTHALAT FOB İTHALAT CIF ALTIN İTHALATI TRANSİT TİCARET NAVLUN VE SİGORTA DIŞ TİCARET DENGESİ DİĞER MAL VE HİZMET GELİRLERİ TURİZM FAİZ DİĞER DİĞER MAL VE HİZMET GİDERLERİ TURİZM FAİZ DİĞER TOPLAM MAL VE HİZMET DENGESİ	doğrudan yatırımlar (net) portföy yatırımları (net) uzun vadeli sermaye hareketleri kullanımlar ödemeler mevduat (kmdth-net) kısa vadeli sermaye hareketleri varlıklar (net) verilen krediler bankalar döviz mevcutları diğer varlıklar yÜkÜmlÜlÜkler (net) sağlanan krediler mevduatlar</p>
<p>	C. NET HATA VE NOKSAN<br />
KARŞILIKSIZ TRANSFERLER (ÖZEL) : NET	GENEL DENGE<br />
İŞÇİ GELİRLERİ DİĞER KARŞILIKSIZ TRANSFERLER (RESMİ): NET İŞÇİ GELİRLERİ DİĞER	D. REZERV HAREKETLERİ</p>
<p>	ULUS. PARA FONU NEZD. VARLIKLAR ULUSLARARASI PARA FONU KREDİLERİ RESMİ REZERVLER</p>
<p>Ödemeler dengesi özeti: 1994-2001)<br />
(MİLYARUSD)	TOPLAM 1994-2001	GSMH % Pay<br />
İHRACAT İTHALAT	232,8 -328,0	16,5 -23,2<br />
TİCARET DENGESİ	-95,2	-6,7<br />
GÖRÜNMEYENLER ve TRANSFER GELİRLERİ GÖRÜNMEYENLER ve TRANSFER GHARCAMALARI	185,5 -101,0	13,1 -7,1<br />
GÖRÜNMEYENLER VE TRANFER DENGESİ	84,5	6,0<br />
A. CARİ İŞLEMLER DENGESİ	-10,7	-0,8<br />
TOPLAM DÖVİZ GELİRLERİ TOPLAM DÖVİZ GİDERLERİ	418,3 -428,9	29,6 -30,3<br />
B. SERMAYE HAREKETLERİ (REZERV HARİÇ)	12,6	0,9<br />
DOĞRUDAN YATIRIMLAR (NET) PORTFÖY YATIRIMLARI (NET) TOPLAM BORÇLANMA (NET)	6,1 -3,2 9,7	0,4 -0,2 0,7<br />
C. NET HATA VE NOKSAN	0,6	0,0<br />
TOPLAM DÖVİZ ARZI (NET) (A+B+C)	2,5	0,2<br />
F. TOPLAM REZERV DEĞİŞİMİ (+ düşüş)	-2,5	-0,2</p>
<p>Açık ekonomide tasarruf-yatırım<br />
•	Milli gelir denklemini hatırlayalım<br />
Y	= C + I + G + NX<br />
ÖD'den NX = NFI<br />
Buna göre açık ekonomide tasarruf<br />
Y	-C -G = I + NX<br />
_ S = I + NX = I + NFI<br />
Tasarruf = İç yatırım + Net sermaye hareketi<br />
Artı NFI (cari denge fazlası) yurt dışına net sermaye<br />
çıkışıdır ve tasarrufun iç yatırımdan daha yüksek<br />
olmasıdır<br />
Eksi NFI (cari denge açığı) yurt dışından sermaye<br />
girişidir tasarrufun iç yatırımdan daha küçük<br />
olmasıdır</p>
<p>İç ve dış tasarruf<br />
Yukarıdaki sonuç çok önemlidir<br />
Açık ekonomide tasarruf-yatırım ilişkisini yeniden<br />
ifade edebiliriz<br />
Açık ekonomi, iç tasarrufun iç yatırımdan farklı<br />
olabilmesine olanak tanır<br />
Açık ekonomide toplam tasarruf iç ve dış tasarruf<br />
toplamıdır<br />
St = SD + SF Toplam Tasarruf = İç Tasarruf + Dış Tasarruf<br />
•	Dolayısı ile yatırım toplam tasarrufa eşitlenir<br />
ST = SD + SF = I<br />
+ SF = - NFI = - NX (yani cari denge açığı)<br />
Dış tasarruf yüksek yatırımı finanse eder</p>
<p>Döviz kurları<br />
Döviz kurları açık ekonominin en önemli<br />
fiyatlar arasında yer alır<br />
Biri gözlenen diğeri hesaplanan üç farklı kur</p>
<p>Nominal döviz kuru (fiilen varolan)<br />
Reel döviz kuru (enflasyondan arındırılmış)<br />
-Satın alma gücü paritesi döviz kuru (nisbi fiyat<br />
farklılıklarından arındırılmış)<br />
Nominal döviz kuru bir birim ülke parasının satı<br />
aldığı yabancı para miktarıdır<br />
Örnek: 1 $ = 1.300.000 TL Amerikalılar kurdur;<br />
1.000.000 TL = 0.769 $ Türkler için kurdur<br />
Yüksek enflasyon nedeni ile Türkiye'de döviz<br />
kuru ters kullanılmaktadır</p>
<p>Döviz kurunda değişim<br />
Aynı miktar TL ile daha çok döviz alabiliyorsak,<br />
TL nominal olarak değer kazanmıştır<br />
Aynı miktar TL ile daha az döviz alabiliyorsak<br />
TL nominal olarak değer kaybetmiştir<br />
Devalüasyon ve revalüasyon aynı anlama gelir<br />
fakat sadece sabit kur rejimleri için kullanılır<br />
Nominal değişimi iki ülke arasındaki enflasyon<br />
farkları ile karşılaştırarak reel döviz kuru bulunur<br />
Türkiye'de bu hesabı TCMB yaparak (Tartılı<br />
Efektif Reel Kur - TERK) yayınlamaktadır<br />
Nominal değişime ve enflasyon farklarına göre<br />
bir ülke parasının reel olarak aşırı-değerli yada<br />
düşük-değerli olduğu söylenebilir</p>
<p>Satın alma gücü paritesi<br />
Reel döviz kurlarını ne belirler?<br />
Uzun dönem için en eski ve yaygın hipotez reel<br />
kurların satın alma gücü paritesine göre<br />
belirlendiğidir<br />
Mantığı basittir: uzun dönemde dış ticarete konu<br />
olan bir ürün (tradeables) her yerde aynı fiyata<br />
satılmalıdır<br />
Reel kurlar, heryerde fiyatları eşitleyecek şekilde<br />
belirlenir; aksi halde ticaret karlı olacaktır<br />
Ancak hizmetler için bu mümkün değildir<br />
Dünya bankası ülke fiyat yapılarını karşılaştırarak<br />
Satın Alma Gücü Paritesi kurları (PPP) hesaplar<br />
ve yayınlar</p>
<p>Nominal kur ve enflasyon<br />
Nominal kurların seyrini izlediğimiz zaman, uzun<br />
dönemde ülkeler arasındaki enflasyon farkların<br />
bire bir nominal kurlara yansıdığını görürüz<br />
Yüksek enflasyonlu ülkelerde nominal kurlar<br />
sürekli değer kaybeder<br />
Düşük enflasyonlu ülkelerde nominal kurlar<br />
sürekli değer kazanır<br />
Türkiye'de uzun dönemde nominal kurdaki<br />
değişimin tümü enflasyon farkı tarafından<br />
açıklanmaktadır<br />
Ancak satın alma gücü paritesi hipotezi cari<br />
denge ağırlıklıdır<br />
Kısa dönemde sermaye hareketleri nominal<br />
kurun belirlenmesinde çok etkilidir</p>
<p>Açık ekonomide denge: klasik model<br />
Önce basit bir model üstünde tasarruf, yatırım, dış<br />
açık, reel faiz ve reel kur ilişkisine bakalım<br />
Modelde klasik varsayımı kullanacağız: milli gelir<br />
üretim fonksiyonu tarafından belirlenir<br />
Bu durumda, iki piyasa (borçverilebilir fonlar<br />
piyasası ve döviz piyasası) ve iki değişken (reel faiz<br />
ve reel kur) olacaktır<br />
Değişkenler iki piyasada birden belirlenecektir<br />
Borçverilebilir fonlar piyasasını ve döviz piyasasını<br />
tek tek ele aldıktan sonra ekonominin dengesini<br />
saptayacağız<br />
Dikkat: döviz kuru piyasada oluşuyor (serbest kur<br />
rejimi); sabit kur rejimine sonra bakacağız</p>
<p>Borçverilebilir fonlar piyasası<br />
•	Açık ekonomide tasarruf özel ve kamu<br />
tasarrufudur<br />
S = Y -C -G = ( Y -T -C) + ( T -G )<br />
Tasarruf borçverilebilir fonlar piyasasında arzdır<br />
Yatırım borçverilebilir fonlar piyasasında taleptir<br />
Açık ekonomide tasarruf iç ve dış yatırım<br />
toplamına eşit olmalıdır<br />
S = I + NFI<br />
Bu eşitliği denge reel faiz haddi temin eder<br />
Reel faiz haddi tasarrufla iç ve dış yatırımları<br />
eşit hale gelmesini sağlayacak düzeyde oluşur</p>
<p>Faiz haddi<br />
Borçverilebilir fonlar piyasasında<br />
denge<br />
5%<br />
Tasarruf ( S )<br />
Yatırım ( I + NFI)<br />
TL 1,200 trl.<br />
0<br />
0<br />
Borçverilebilir Fonlar (trilyon TL)</p>
<p>Döviz piyasasında arz ve talep<br />
Döviz piyasasında arz ve talep Net İhracat NX ve<br />
Net Sermaye Hareketi NFI kökenlidir (NX = NFI)<br />
NX (cari işlemler dengesi) döviz piyasasında TL<br />
talebini temsil eder (net ihracattan gelen döviz<br />
bozduruluyor)<br />
TL'nin reel değer kaybı TL talebini arttırır: NX<br />
eğrisi negatif eğimlidir<br />
NFI (sermaye hesabı dengesi) döviz piyasasında TL<br />
arzını temsil eder (dış yatırım için döviz alınıyor)<br />
NFI borçverilebilir fonlar piyasasında belirlenir;<br />
kurdan bağımsızdır: NFI eğrisi dikeydir<br />
Dikkat: NX ve NFI eksi yada artı olabilir (cari<br />
işlemler dengesi açık yada fazla verebilir)</p>
<p>Döviz piyasasında denge<br />
Reel döviz kuru döviz piyasasında TL talep ve<br />
arzının eşitlenmesini temin eder<br />
Denge kurunda, net ihracattan gelen TL talebi net<br />
sermaye hareketinden gelen TL arzına eşittir<br />
Eğer dengede net ihracat eksi ise (cari dengede<br />
açık), TL talebi negatiftir dolayısı ile TL arzı da<br />
negatiftir (yani sermaye hesabında fazla vardır)<br />
Eğer dengede net ihracat artı ise (cari dengede<br />
fazla), TL arzı pozitiftir dolayısı ile TL arzı da<br />
pozitiftir (yani sermaye hesabında açık vardır)<br />
Denge dışında, talep arzdan yüksek ise (döviz<br />
bolluğu) TL değer kazanır; arz talepten yüksek<br />
ise (TL bolluğu) TL değer kaybeder</p>
<p>Rer Reel döviz kuru rer0</p>
<p>Döviz piyasasında denge NFI<br />
NX Döviz piyasında TL miktarı</p>
<p>Cari işlemler        NFI = 0     Cari işlemler	Döviz<br />
dengesi açığı	dengesi fazlası      TL miktarı</p>
<p>Klasik açık ekonomi: değerlendirme<br />
Model basit şekilde kur-faiz ilişkisini anlamaya<br />
yardımcıdır<br />
Milli gelirin sabit tutulması analizi kısıtlamaktadır<br />
Kur ve faiz reeldir; enflasyon, nominal faiz ve kur<br />
yoktur<br />
Para politikası yoktur (klasik "dichotomy")<br />
Açık ekonomide kurun esas itibariyle tasarruf-<br />
yatırım ilişkisi ve iç para-döviz tercihleri ile<br />
belirlenmesi önemli bir sonuçtur<br />
Modele likidite tercihi ve para politikası eklenince<br />
açık ekonomi için LM-IS modeline geçilir<br />
Böylece milli gelir Y de modelin içsel değişkeni<br />
halini alır</p>
<p>Açık ekonomide LM-IS<br />
Hatırlayalım: LM-IS modeli borçlanabilir fonlar ve<br />
para piyasasından oluşuyordu<br />
Açık ekonomide NFI (net sermaye hareketi) ve<br />
döviz piyasası ekleniyor<br />
Kapalı ekonomi IS eğrisinde sadece iç yatırım<br />
vardı: şimdi iç yatırım + net sermaye hareketi var<br />
LM eğrisi uygulanan kur rejiminden etkilenir: açık<br />
ekonomide kur rejimi (sabit versus serbest kur)<br />
para arzının kontrolünde çok farklı etki yapar<br />
Serbest kur rejiminde LM eğrisi kapalı ekonomi ile<br />
aynı özellikleri gösterir<br />
Dengede, milli gelir, reel faiz ve reel döviz kuru<br />
eşanlı belirlenir</p>
<p>Açık ekonomide denge<br />
(c) Döviz piyasası<br />
(b) Net sermaye hareketi</p>
<p>(a) LM-IS dengesi<br />
Talep (NX)<br />
Açık ekonomide LM-IS dengesi<br />
Denge büyüklükleri: Y1, r1, E1<br />
Klasik açık ekonomi modeli ile aradaki önemli<br />
fark, reel faizin döviz kuru üstünden net ihracatı<br />
yani gelir düzeyini etkilemesidir<br />
Örneğin reel faizin dengenin altında olduğunu<br />
varsayalım<br />
Bir yandan düşük faiz yatırımları arttırdığından<br />
harcama ve milil gelir artacaktır<br />
Öte yandan TL değer kaybedeceğinden net ihracat<br />
artışı da milli geliri olumlu etkileyecektir<br />
Tüketim, yatırım ve maliye politikasının etkisi<br />
klasik modele benzer ancak şimdi milli gelir de<br />
aynı yönde hareket edecektir</p>
<p>TL miktarı</p>
<p>Para politikası ve mali kriz<br />
Para politikasının dengeye etkisine bakalım<br />
Gevşek para politikası reel faizi düşürür ve buradan<br />
TL'nin değer kaybına yol açarken aynı anda milli<br />
gelir artacaktır<br />
Düşük faiz ve kur, bir yandan yatırımı diğer yandan<br />
net ihracatı arttırarak geliri olumlu etkiler<br />
Güven bunalımı yada benzer nedenle likidite ve<br />
döviz talebinde eşanlı ani artışlar düşünelim<br />
Likidite talebi LM eğrisinde, NFI artışı ise IS<br />
eğrisinde ciddi yukarı kayışa neden olur<br />
Üçlü etkisi vardır: r artar, E ve Y düşer<br />
Eşanlı ekonomik daralma, yüksek faiz ve devalü-<br />
asyon bir “mali krize" işaret eder</p>
<p>Sabit kur rejimi<br />
Döviz kurunun piyasada belirlenmesi varsayımını<br />
bugün için gerçekçidir ama geçmişte çok sayıda<br />
ülke sabit kur rejimini seçmişti<br />
Sabit kur rejiminde döviz piyasasında arz ve talep<br />
dengesizliği halinde piyasa kurun değişmesi ile<br />
dengeye gelemez<br />
Bu durumda arz-talep farkı MB rezervleri<br />
tarafından karşılanacaktır<br />
TL talebi fazla ise rezervler artacak, TL arzı fazla<br />
ise azalacaktır<br />
Rezerv değişmesi MB'nın para arzını denetlemesini<br />
zorlaştıracaktır (FX işlemleri)<br />
Sabit kur rejiminde para politikası etkili değildir</p>
<p>rer<br />
Reel<br />
döviz<br />
kuru<br />
rer1<br />
rer2<br />
Sabit kurda döviz piyasası</p>
<p>>v           Rezerv >v     kaybı	NFI</p>
<p>		Rezerv artışı	^\   NX<br />
NX1     NFI<br />
NX2     Döviz piyasında TL miktarı</p>
<p>Şubat krizi ve dalgalı kur<br />
Şubat krizi öncesinde döviz kuru MB tarafından<br />
belirleniyordu (sabit kur)<br />
Güven bunalımı sonucu NFI eğrisinde ciddi bir<br />
yukarı kayış olduğunu kabul edelim<br />
Kur değişemeyeceğine göre döviz piyasasına TL<br />
arzındaki (döviz talebindeki) artış olduğu gibi MB<br />
rezervlerinden karşılanacaktır<br />
Rezerv düştükçe NFI eğrisi tekrar yukarı kayar<br />
Faizdeki tırmanma bu akışı değiştiremez<br />
Döviz kurunu serbest bırakmaktan başka çare<br />
yoktur<br />
Dikkat: dövize yönelen TL tanım icabı para arzını<br />
kısıtlamakta ve faizi yükseltmektedir</p>
<p>Küçük açık ülkede denge<br />
Bir başka özel hale bakabiliriz: küçük açık ülke<br />
(SOE) yada tam sermaye seyyaliyeti (perfect capital<br />
mobility)<br />
Kanada-ABD, Hollanda-Almanya gibi, büyük bir<br />
ekonomi ile bütünleşmiş küçük ülkeler örneği<br />
Konvertibilite, küçük ülkede faizin büyük ülke<br />
faizine eşit olmasını sağlayacaktır<br />
Bu durumda küçük ülkede faiz LM-IS eğrileri<br />
tarafından belirlenmez, dışarıdan verilir<br />
Onun yerine, LM-IS analizini reel döviz kuru ile<br />
yapmak olanağı oluşur<br />
Yani y eksenine reel faiz yerine reel döviz kuru<br />
konur, x ekseni gene milli geliri temsil eder</p>
<p>Küçük açık ülkede IS-LM<br />
Aşağıdaki analize Mundell-Fleming modeli denir<br />
Mal ve finans piyasasını özetleyen IS eğrisi döviz<br />
kurunun azalan bir fonksiyonu olacaktır<br />
Bir: reel faiz dışarıdan verilmiştir dolayısı ile kur<br />
oynamaları harcamaları etkilemez<br />
İki: kur yükseldikçe net ihracat azalır, kur düştükçe<br />
net ihracat artar; yani kurun düşmesi toplam<br />
harcamayı arttırır<br />
Para piyasasını özetleyen LM eğrisi dikeydir<br />
Faiz dışarından verilince, para arz ve talebi<br />
sabitlenir; yani para talebi kurdan bağımsızdır<br />
Dikkat: faiz sabit olduğuna göre, her para arzı<br />
miktarına bir tek milli gelir düzeyi tekabül eder</p>
<p>Gevşek<br />
maliye<br />
politisası<br />
rer2<br />
LM1<br />
Gevşek<br />
para<br />
politikası<br />
Küçük açık ülkede LM-IS dengesi<br />
Y2	Milli gelir Y</p>
<p>Politikaların etkinliği<br />
Küçük açık ülkede dalgalı kur rejiminde maliye<br />
politikası etkin değildir<br />
Kamu açıkları sadece döviz kurunu etkiler<br />
Buna karşılık para politikası etkilidir: gevşek para<br />
politikası (LM sağa kayıyor) kurun düşmesi ile<br />
birlikte net ihracat üstünden milli geliri arttırır<br />
Sabit kur rejiminde durum tam tersidir<br />
Gevşek maliye politikası faizi yukarı itince, dış<br />
kaynak (sıcak para) MB rezervine girer ve para<br />
arzı artar (LM sağa kayar)<br />
Gevşek para politikasında para rezervi eriterek<br />
MB&#8217;na geri döner (LM değişmez)</p>
<p>Açık ekonomide LM-IS: değerlendirme<br />
Faiz haddi, döviz kuru ve milli gelir düzeyi<br />
arasındaki ilişki makroiktisat için çok önemlidir<br />
İlişkinin kur rejimine ve sermayenin akışkanlık<br />
derecesine bağlı olduğu anlaşılmaktadır<br />
Kur rejimi ve sermaye akışkanlığı özellikle maliye<br />
ve para politikalarının etkinliğini belirlemektedir<br />
Güven sorununu ve ülke parasına ani bir saldırıyı<br />
kavramsallaştırma olanağını vermektedir<br />
Modelin sadece reel büyüklüklerle çalışması, yani<br />
enflasyon olgusunu kapsayamaması en büyük<br />
eksikliğidir<br />
O açıdan toplam talep-toplam arz analizi ile<br />
birlikte götürülmesi daha yararlıdır</p>
<p>Açık ekonomide AD-AS<br />
Son olarak toplam talep-toplam arz modelinin açık<br />
ekonomide işleyişine bakalım<br />
Döviz kurunda değişme hem toplam talebi hem de<br />
toplam arzı etkileyecektir<br />
Para ve maliye politikası aynı iken döviz kurunun<br />
düşmesi haline bakalım<br />
Düşük kur NX üstünden toplam talebi arttırır (AD<br />
sağa kayıyor)<br />
Düşük kur ithal girdi maliyetleri üstünden toplam<br />
arzı azaltır (SRAS sola kayıyor)<br />
Her ikisi enflasyonisttir: fiyatlar artar<br />
Gelire etkisi belirsizdir: hangi eğrinin daha çok<br />
kaydığına bağlı olarak gelir artabilir, azalabilir,<br />
sabit kalabilir</p>
<p>Fiyat Düzeyi<br />
Açık ekonomide olumsuz arz şoku<br />
Petrol ithalatçısı ülke için petrol fiyatlarındaki ani<br />
bir artışın etkisini izleyelim<br />
Toplam arz azalır (SRAS sola kayar) ve kısa<br />
dönemde stagflasyon görülür<br />
Petrole ödenen ek döviz resesyonun diğer ithalatı<br />
azaltması ile bulunduğundan kur değişmez<br />
Para (maliye) politikasının gevşemesi toplam<br />
talebi yukarı kaydırır ama enflasyondaki artışla<br />
birlikte dış açığı da büyütür<br />
Döviz talebindeki artış kuru düşürür ve SRAS<br />
tekrar sola kayar (enflasyon hızlanır)<br />
Açık ekonomide olumsuz arz şoku, devreye<br />
enflasyonun girmesi ile kapalı ekonomiye kıyasla<br />
daha da ciddi sorunlara yol açmaktadır</p>
<p>SRAS2<br />
Açık ekonomide olumsuz arz şoku p<br />
v</p>
<p>Milli gelir</p>
<p>Açık ekonomi: değerlendirme<br />
Açık ekonomi hem mal-hizmet piyasasını (ihracat<br />
ve ithalat) hem de sermaye piyasasını (sermaye<br />
hareketleri) kapsamaktadır<br />
Döviz piyasası hem cari işlemler dengesinden hem<br />
sermaye dengesinden gelen döviz arz-talebi<br />
tarafından belirlenir<br />
Açık ekonomide maliye ve para politikaların<br />
etkinliği ve işleyişi kapalı ekonomiden farklı ve<br />
daha karmaşıktır<br />
Açık ekonomide klasik analizle Keynesyenler<br />
arasındaki farklılık azalır<br />
Döviz kurundaki dalgalanmalar enflasyon-büyüme<br />
arasındaki gerginliği arttırıcı yönde etki yapar</p>
<p>MAKRO POLİTİKALAR<br />
İstikrar, kriz ve politika ikilemleri<br />
Yedinci Bölüm</p>
<p>Büyüme-enflasyon açmazı<br />
Toplam talebin toplam arzdan daha hızlı artması<br />
halinde fiyat düzeyinin yükseldiğini, aksi halde ise<br />
fiyat düzeyinin düştüğünü gördük<br />
Genel kural, toplam arzı zorlayan (LRAS&#8217;nı<br />
sağındaki) talep düzeyinin enflasyona yol açmasıdır<br />
Buna karşılık Türkiye dahil pek çok ekonomide hızlı<br />
büyüme ile enflasyonun gerilediği dönemler kadar<br />
stagflasyon dönemlerine raslanmaktadır<br />
Enflasyonla büyüme arasındaki kısa dönemli<br />
karmaşık ilişkinin ortaya çıkartılması o bakıma çok<br />
önemlidir<br />
Her büyüme enflasyonist midir? Her küçülme<br />
enflasyonu düşürür mü?<br />
Bu sorulara cevap arayarak başlayalım</p>
<p>Phillips eğrisi<br />
Enflasyon-büyüme ilişkisini gösteren önemli bir<br />
analitik ve ampirik araç Phillips eğrisidir<br />
Phillips, İngiltere&#8217;de yüksek işsizlik oranlarında<br />
daha düşük enflasyon, düşük işsizlik oranlarında ise<br />
daha yüksek enflasyon gözlemlemişti<br />
İşsizlik oranının ekonominin büyüme hızının iyi bir<br />
göstergesi olduğunu kabul edebiliriz<br />
Bu durumda, iktisat politikası sorumluları için<br />
enflasyonla büyüme arasında bir tercih zorunluluğu<br />
ortaya çıkmaktadır<br />
Enflasyonda bir yükselmeyi kabul ederek maliye ve<br />
para politikaları aracılığı ile büyüme hızlandırılabilir<br />
Enflasyonu düşürmek ancak büyümeden fedakarlık<br />
ederek mümkündür</p>
<p>Enflasyon %		Phillips eğrisi		İşsizlik oranı %</p>
<p>ABD&#8217;de Phillips eğrisi<br />
10 Enflasyon oranı %<br />
8<br />
6	1973<br />
4 2	* 1970 1968&#8243;          #1972<br />
19671966<br />
19651962 1964          1961<br />
I        I        I        I        I       ıl       I        I        I        I<br />
00    123456789   10     İşsizlik oranı %</p>
<p>ABD&#8217;de makro politika<br />
1960&#8242;lı yıllarda, Keynesyen iktisatçıların önerileri<br />
çerçevesinde ABD yönetimleri Phillips eğrisini<br />
makro politikalarda kullandılar<br />
İşsizliği düşürmek için enflasyonda küçük artışlar<br />
göze alınıp toplam talep canlı tutuldu<br />
1961 -1969 arasında ekonomi aynen Phillips<br />
eğrisinin öngördüğü gibi davrandı<br />
Enflasyondaki küçük artışlar (sekiz yılda % 1.5&#8242;dan<br />
yüzde 5&#8242;e) işsizlik oranının % 7&#8242;den % 4&#8242;ün altına<br />
indirilmesine olanak verdi<br />
Ancak, 1970&#8242;den itibaren bu ilişki bozuldu<br />
Enflasyondaki artış sürerken işsizlik tekrar<br />
yükselmeye başladı</p>
<p>Phillips eğrisinde kayma<br />
Basit bir soru: Phillips eğrisi nasıl kayar?<br />
Cevap enflasyon dinamiğini anlamayı sağlar<br />
Üç unsuru ayırdedelim</p>
<p>Beklenen enflasyon (πe)<br />
Beklenen satışların gerçekleşme oranı (u &#8211; un)<br />
Arz kökenli şoklar (v)<br />
•	Fiili enflasyonu şu formül verecektir<br />
n = πe &#8211; (3 (u &#8211; un) + v<br />
İlk kalem beklentiyi, ikincisi talep enflasyonunu,<br />
üçüncüsü ise maliyet enflasyonunu ifade etmektedir<br />
Maliyet enflasyonunu soyutlayalım<br />
Aynı konjonktürde farklı beklentilere farklı Phillips<br />
eğrileri ve enflasyon oranları tekabül edecektir</p>
<p>Beklentiler ve Phillips eğrisi<br />
Enflasyon %	e</p>
<p>&#8220;&#8221;1<br />
π0		X	\	</p>
<p>			İşsizlik	oranı %</p>
<p>Enflasyonda &#8220;inertia&#8221;<br />
Basit bir varsayım yapalım: beklentiler bir önceki<br />
dönem enflasyona göre oluşsun: πe = %A<br />
Ekonomi uzun dönem dengesinde olsun: u &#8211; un = 0<br />
Arz şoku olması<br />
Formülden enflasyonun değişmeden süreceğini<br />
buluruz: π = π-1<br />
Bu durumda enflasyonun nedeni talep fazlası<br />
olamaz çünkü yoktur<br />
Enflasyon, bir önceki dönemdeki enflasyon bu<br />
dönem de beklendiği için süregelmektedir<br />
Enflasyonun nedeni geçmiş enflasyondur<br />
Demek ki enflasyonu düşürmek uzun ve zahmetli bir<br />
süreç olacaktır</p>
<p>Dezenflasyon ve fedakarlık oranı<br />
% 60 enflasyonla ortalama büyüme hızını tuturmuş<br />
bir ekonomi düşünelim<br />
Bu ekonomide enflasyon nasıl tek haneye indirilir?<br />
Dezenflasyon: enflasyonla mücadele süreci<br />
Bir yöntem, yıllarca ekonomiyi resesyonda tutarak<br />
beklentilerin % 6&#8242;ya gerilemesini sağlamaktır<br />
Ekonomi dezenflasyon boyunca potansiyelinin<br />
altında büyümek zorundadır<br />
Dezenflasyon nedeni ile kaybedilen milli gelir<br />
fedakarlık oranını verir<br />
İkinci yöntem, tek seferde beklentilerin tek haneye<br />
indirilmesidir<br />
Bu yapılabilirse, fedakarlık oranı sıfır olacaktır:<br />
maliyetsiz dezenflasyon</p>
<p>Rasyonel beklentiler<br />
Makro politikanın amaçlanan sonuçları sağlaması<br />
beklentileri nasıl etkilediğine bağlıdır<br />
Ekonomik aktörler beklentilerini nasıl oluşturur?<br />
Rasyonel beklentiler ekolü, piyasaların hükümetin<br />
uyguladığı politikaların mantiki sonuçlarını<br />
beklentilerine dahil edeceklerini önerir<br />
Bu durumda genişleyici politikalar enflasyon<br />
beklentisini değiştirerek Phillips eğrisinin<br />
kaymasına yol açar<br />
Yani enflasyon yükselirken işsizlik azalmaz<br />
Aynı şekilde, hükümetin dezenflasyon kararlılığı<br />
varsa piyasalar bunu algılayacağından<br />
dezenflasyonun fedakarlık oranı düşük olacaktır</p>
<p>2000 programında kur çapası<br />
1999&#8242;dan 2000&#8242;e Türkiye&#8217;de TÜFE % 68.8&#8242;den %<br />
39&#8242;a gerilerken GSMH büyüme hızı % &#8211; 6.3&#8242;den %<br />
6.4&#8242;e yükseldi<br />
2000 programı ile devreye giren kur çapası enflas-<br />
yon beklentileri düşürdü<br />
Phillips eğrisi ciddi şekilde aşağı kaydı<br />
Hızlı büyümeye rağmen enflasyon düştü<br />
2000 programında fedakarlık oranı negatifti: yani<br />
enflasyonu düşerken milli gelir arttı<br />
&#8220;Döviz kuru bazlı dezenflasyon programlarını&#8221;<br />
cazip kılan, çok düşük hatta eksi fedakarlık oranına<br />
olanak sağlamalarıdır<br />
Maalesef Türkiye&#8217;de bu gerçek kavranmadı ve<br />
programın çökmesine izin verildi</p>
<p>10,0       8,0        6,0       4,0        2,0        0,0</p>
<p>Enflasyon</p>
<p>-2,0       -4,0       -6,0       -8,0      -10,0 Büyüme</p>
<p>Kur çapası ve Phillips eğrileri</p>
<p>Çoklu denge<br />
&#8220;Çoklu denge&#8221; makroiktisatta beklentilerin önemini<br />
gösteren bir başka çok önemli kavramdır<br />
Aynı reel politikalar ve büyüklüklerle, beklentilere<br />
bağlı olarak ekonomi biri kötü diğeri iyi iki ayrı<br />
noktada dengeye gelebilir<br />
2000 programının ilk dokuz ayı ile daha sonraki beş<br />
ayı reel politikalar ve büyüklükler açısından aynıdır<br />
İlk dokuz ayda olumlu beklentiler büyüme ve<br />
dezenflasyon getirmiştir (iyi denge)<br />
Kasım sonrasında kötüleşen beklentiler ise Şubat<br />
krizi ile sonuçlanmıştır (kötü denge)<br />
2001 yazında döviz kurunda oluşan &#8220;köpük-balon&#8221;<br />
kötümser beklentilerden kaynaklanmıştır (kötü<br />
denge)</p>
<p>Popülizm<br />
Popülizm kavramı yüksek enflasyonlu ülkelerdeki<br />
makro sorunlarının anlaşılmasını kolaylaştırır<br />
Popülizm, bütçe açığının her zaman ekonomiye<br />
zarar vermeyeceği varsayımı üstüne inşa edilir<br />
İki variyantı vardır:</p>
<p>Enflasyon ekonomiye zarar vermez<br />
Keynesyen çarpan açığın finansmanını sağlar<br />
Popülist politikalar ya transferdir (memura zam,<br />
çiftçiye destek, erken emeklilik, vs) yada sosyal<br />
içerikli kamu yatırımlarıdır (okul, hastane, vs)<br />
Popülist politikalar kısa dönemde toplam talebi<br />
arttırarak enflasyonu ve büyüme hızını yükseltirler<br />
Uzun dönemde dış dengesizliklere yol açarak<br />
ekonomik krizle sonuçlanırlar</p>
<p>Konvertibilite ve kriz<br />
Popülist çevrim (cycle) sermaye hesabının serbest<br />
olup olmadığına bağlı olarak farklı çalışır<br />
Konvertibilite yoksa, genel kural sabit kur rejimidir<br />
İç talep patlaması başlangıç koşullarına bağlı olarak<br />
birkaç yıl hızlı büyümeden sonra büyük dış açıklar,<br />
döviz kıtlığı ve üretimin durması ile sonuçlanır<br />
(1955-58; 1978-79)<br />
Konvertibilite varsa bir süre dış açık yüksek faizle<br />
cezbedilen kısa vadeli sermaye (sıcak para) ile<br />
finanse edilir sonunda büyük bir devalüasyon ve ağır<br />
bir resesyon yaşanır (1994)<br />
2001 krizi böyle bir popülist çevrime tekabül<br />
etmemektedir<br />
Krizi tetikleyen &#8220;bilanço sorunları” olmuştur<br />
Cari denge ve bilanço krizleri<br />
Türkiye&#8217;nin savaş sonrası dönemdeki üç büyük<br />
ekonomik krizi (1958, 1979 ve 1994) popülist<br />
politikalar sonucu oluşan cari işlemler dengesindeki<br />
açıklardan kaynaklanan krizlerdir<br />
2001 krizi farklıdır<br />
Geri planda, başta kamu bankaları (Ziraat ve Halk),<br />
bankacılık kesiminde aşırı vade ve kur riski alınması<br />
sonucu bilançoların bozulması yatmaktadır<br />
Cari denge krizlerinde paranın devalüasyonu kısa<br />
sürede ekonomik dengelerin yeniden tesisini sağlar<br />
ve ekonomi hızla resesyondan çıkar<br />
Bilanço krizlerinde devalüasyon krizi derinleştirir ve<br />
bankacılık kesimi sorunları resesyonu uzatır ve<br />
derinleştirir<br />
Sabit kur ve serbest kur<br />
Sabit kurun avantajı tüm ekonomik aktörler için<br />
belirsizliği azaltmasıdır<br />
Döviz kazanan kesimlerin uzun dönemli plan<br />
yapmalarını kolaylaştırır<br />
Buna mukabil, döviz kurunu koruyabilmek için iç<br />
talebi ve büyüme hızını düşürme pahasına sıkı para<br />
politikaları uygulamak zorunluluğu doğabilir<br />
Reel kurdaki değişmeler ani ve büyük oranda olur;<br />
ekonomide hasar yapar<br />
Dalgalı kur döviz kazanan ve kullanan kesimler için<br />
belirsizliği arttırır<br />
Para politikasının iç talebin makul düzeyde<br />
tutulması amaçlı kullanılması olanağını verir<br />
Ani büyük kur hareketleri yaşanmaz</p>
<p>Küreselleşme üçlemi<br />
Açık ekonomi ve küreselleşme ülkelerin iktisat<br />
politikası opsiyonlarını sınırlandırmaktadır<br />
Üç politika aracı:</p>
<p>Sermaye akımları (konvertibilite)<br />
Faizler (para politikası)<br />
Döviz kuru (kur rejimi)</p>
<p>Üçlem: bir devlet bu üçünden sadece ikisine<br />
hükmedebilir; üçüncüsü piyasaya kalacaktır<br />
Konvertibilite varsa, ya faizi yada kuru denetler<br />
Hem faizi hem de kuru denetlemek istiyorsa mutlaka<br />
konvertibiliteden vazgeçmelidir<br />
Gelişmiş ülkeler konjonktüre karşı para politikasını<br />
ellerinde tutarlar; kur serbesttir<br />
1990-2000 arasında Türkiye kuru denetlemiştir</p>
<p>GSMH Büyüme Hızı ( 1988-2001)<br />
&#8220;Dandik Para&#8221; ve dalgalı büyüme<br />
Para ikamesi TL&#8217;ye sürekli içeriden saldırı riskini<br />
getirmektedir<br />
Kuru korumanın yolu yüksek reel TL faizidir<br />
Olumsuz iç yada dış şok halinde para politikasını<br />
gevşetme opsiyonu mevcut değildir<br />
Resesyonda genişleyici para politikası uygulana-<br />
mayınca daralma derinleşmektedir<br />
Bu durumda küçük şokların bile büyüme hızında<br />
büyük dalgalanmalar yaratması kaçınılmazdır<br />
Serbest kurla reel faizler ve büyüme hızı<br />
istikrarlıdır, döviz kuru ise dalgalanır<br />
Denetimli kurla kur istikrarlıdır, reel faizler ve<br />
büyüme dalgalanır<br />
Çalkantılı büyüme: 1988-2001<br />
- &#8211;   Ort.Büyüme Hızı (1988-2001)</p>
<p>Reel GSMH 1987-2001<br />
Milyar TL<br />
130.000<br />
120.000<br />
110.000<br />
100.000<br />
90.000<br />
80.000<br />
70.000<br />
60.000<br />
1987Q4   1989Q4   1991Q4   1993Q4    1995Q4   1997Q4   1999Q4   2001Q4<br />
— GSMH (Alıcı Fiyatlarıyla)</p>
<p>Para talebinde istikrarsızlık<br />
Teknolojik yenilikler, sermaye hareketleri, para<br />
ikamesi, kayıt-dışı ekonomi gibi etkenler para<br />
talebinin istikrarını olumsuz etkiler<br />
Yeni mali enstrümanlar açık ekonomilerde MB<br />
denetimi dışındaki para-benzeri varlıkları arttırmıştır<br />
Düşük enflasyonlu ülkelerde bile kısa dönemde<br />
paranın dolaşım hızında ve para talebinde büyük<br />
oynamalar izlenmektedir<br />
Para talebinin ve dolaşım hızının çabuk ve<br />
beklenmedik yönde değişmesi MB ve para politikası<br />
için önemli sorunlar yaratır<br />
Para arzı, para talebi ve faiz arasındaki ilişkiyi<br />
gözden geçirmek gerekir</p>
<p>Para arzının denetimi<br />
MB&#8217;nın para arzı miktarı üstündeki fiili denetimi<br />
herzaman yeterince hassas değildir<br />
İki önemli sorunun altını çizelim<br />
Hanelerin ve firmaların arzuladıkları mevduat/nakit<br />
oranı hızla yükselebilir yada düşebilir<br />
Aynı şekilde bankaların kredi/mevduat oranı da<br />
piyasa koşullarına bağlı olarak hızla değişebilir<br />
Bu durumda para tabanı sabit iken ekonomideki para<br />
arzının artması yada azalması mümkündür<br />
Para miktarını denetleme sorunlarının anlaşılması<br />
sonucu MB&#8217;ları para politikasında ağırlığı faiz<br />
oranlarına vermişlerdir<br />
Yani faiz haddi para arzını belirler<br />
&#8220;Discretion versus rules&#8221;<br />
Para politikası fiilen nasıl yapılmalı?<br />
&#8220;Discretionary&#8221; politika sorumluluk ve yetkinin<br />
MB&#8217;da olmasını ve MB&#8217;nın istediği araçları<br />
ekonominin ihtiyaçlarına göre kullanmasını önerir<br />
&#8220;Rules-based&#8221; politika ise MB&#8217;nın önceden</p>
<p> açıkladığı bir para politikası kuralını konjonktüre<br />
göre değiştirmeden aynen uygulamasını önerir<br />
2000 yılındaki kur çapası kurallı politika örneğidir;<br />
şu anda ise MB para politikasında istediği araçları<br />
ihtiyaca göre devreye sokma yetkisini haizdir<br />
Kurallara bağlı politika anlayışına &#8220;monetarizm&#8221; adı<br />
da verilir<br />
Keynesyenler MB&#8217;nın yetkilendirilmesini savunur</p>
<p>John Taylor&#8217;un kuralı<br />
John Taylor Stanford Üniversitesi eski öğretim<br />
üyesi ve halen ABD Hazine Bakan yardımcısıdır<br />
ABD için önerdiği basit para politikası kuralı ile<br />
ünlüdür; Fed Başkanı Greenspan&#8217;ın bu kuralı<br />
uyguladığı söylenir<br />
Kural MB iskonto haddini enflasyonun ve milli<br />
gelirin hedef büyüklüklerden sapmasına bağlar<br />
id = π + 2.0 + 0.5 (π &#8211; 2.0 ) &#8211; 0.5 [ ( Y - Y ) / Y ]<br />
Eğer enflasyon % 2 ve büyüme potansiyele eşit ise<br />
iskonto haddi % 4 olacaktır<br />
Enflasyondaki artış ve büyümedeki hızlanma<br />
iskonto haddini arttıracak, büyümenin yavaşlaması<br />
ve enflasyondaki düşüş ise düşürecektir</p>
<p>Genel değerlendirme<br />
Yüksek enflasyon, para ikamesi, belirsizlik ve güven<br />
(credibility) sorunları istikrarlı ortamlar için üretilen<br />
teorik araçları geçersiz hale getirir<br />
LM-IS ve AD-AS analizleri istikrarlı ekonomilerde<br />
anlamlı şekilde kullanılabilir</p>

<p class="sayac_bilgi">325 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/makro-iktisata-giris.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kpss İstihdam Ve Para Döngüsü Konu Anlatımı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kpss-istihdam-ve-para-dongusu-konu-anlatimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kpss-istihdam-ve-para-dongusu-konu-anlatimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 06:24:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Daima]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gurup]]></category>
		<category><![CDATA[Istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[Kronik]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Gelir]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Saati]]></category>
		<category><![CDATA[sabit]]></category>
		<category><![CDATA[Tam]]></category>
		<category><![CDATA[Verimli]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11740</guid>
		<description><![CDATA[1.Giriş Bir ekonomi düzeninin yeterli bir biçimde işleyip işlemediği cari ücret karşılığı çalışmak isteyen herkese iş sağlayıp sağlayamaması ile ölçülür. İstihdam Düzeyi &#8216;nin (İş hacminin) çalışmak isteyen herkese iş sağlayamayacak kadar düşük olması, başlıca iki biçimde karşımıza çıkar. 1. Devrevi (Konjoktürel) Düşük İstihdam: Devrevi düşük istihdamın nedeni talep yetersizliğidir. Değişen ekonomik nedenlerle oluşan bir işsizlik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1.Giriş<br />
Bir ekonomi düzeninin yeterli bir biçimde işleyip işlemediği cari ücret karşılığı çalışmak isteyen herkese iş sağlayıp sağlayamaması ile ölçülür.<br />
İstihdam Düzeyi &#8216;nin (İş hacminin) çalışmak isteyen herkese iş sağlayamayacak kadar düşük olması, başlıca iki biçimde karşımıza çıkar.<br />
1.	Devrevi (Konjoktürel) Düşük İstihdam:<br />
Devrevi düşük istihdamın nedeni talep yetersizliğidir. Değişen ekonomik nedenlerle oluşan bir işsizlik şeklidir. Ekonomik faaliyet hacmindeki daralmalarla oluşur.<br />
2.	<a href="http://www.genelbilge.com/tag/kronik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kronik">Kronik</a> Düşük İstihdam:<br />
Daha çok az gelişmiş ülkelerde rastlanılan işsizlik türüdür. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> gurup ülkelerde, işsizlik ; insanların tamamıyla işsiz kalmalarından çok az çalışmaları biçiminde dışa vurur. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> tür işsizliğe gizli işsizlik denir.<br />
Gizli İşsizlik: Üretim teknolojisi sabit iken, herhangi bir üretim kolunda çalışmakta olan insanların bir kısmı buradan alındıklarında üretim hacminde bir azalma olmayacaksa o faaliyet kolunda gizli işsizlik var demektir.<span id="more-11740"></span><br />
Gizli işsizliğin nedeni sadece talep yetersizlikleri değildir. Buna ek olarak sermaye donanımının yetersizliğini de ekleyebiliriz.</p>
<p>2.Bazı Tanım ve Açıklamalar:<br />
2.1İstihdam Düzeyi (İş Hacmi)<br />
Bir ülkede belli bir dönemde, genel olarak 1 yılda, çalışılan basit iş saati toplamıdır.<br />
2.2 İstihdam Düzeyi ve Milli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelir">Gelir</a> Arasındaki İlişki<br />
İstihdam düzeyi ile <a href="http://www.genelbilge.com/tag/milli-gelir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Milli Gelir">milli gelir</a> arasında doğru orantılı bir ilişki vardır. Fakat <a href="http://www.genelbilge.com/tag/istihdam/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Istihdam">istihdam</a> düzeyindeki değişiklik, reel milli gelire <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daima/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daima">daima</a> aynı oranda yansımaz. Örneğin tam istihdam düzeyine yaklaşırken, istihdam düzeyindeki artışlar reel milli gelirde daha düşük oranda artışlara neden olurlar. Bunun nedeni azalan verimler yasasıdır. Ekonomi bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bilim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bilim">bilim</a> olarak genişlerken önce en verimli kaynaklar kullanılır. Fakat genişleme devam ettikçe daha az verimli kaynaklara da el atılır.</p>
<p>2.3Tam İstihdam<br />
Tam istihdam cari ücret düzeyinde çalışmak isteyen herkesin iş bulabileceği istihdam düzeyidir.<br />
Bir ülkede her an çeşitli nedenlerle işlerinden ayrılmış ve başka bir iş arayan ya da daha ilk defa bir işe girmek üzere harekete geçmiş olan pek çok <a href="http://www.genelbilge.com/tag/insan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with insan">insan</a> bulunur. Arızi (frictional) işsizlik denilen bu hali gerçek işsizlikten ayırmak gerekir.<br />
2.4Gayri İradi İşsizlik<br />
Cari ücret düzeyinde çalışmaya razı olduğu halde iş bulamayan insana gayri iradi işsiz denir.<br />
Az gelişmiş ülkelerdeki gizli işsizlik, devrevi bunalımların neden olduğu konjoktrel işsizlik, mevsimlik işsizlik ve teknolojik işsizlik gayri iradi işsizliğin nedenleridir.<br />
Buna karşılık İRADİ İŞSİZLİK cari olandan daha yüksek bir ücret istendiği ya da varolandan daha iyi koşullar arandığı için iş bulunamaması halidir. Klasik iktisatçılar gayri iradi işsizliğin var olabileceğini kabul etmemişlerdir. Bütün işsizlerin ihtiyari (iradi işsizlik) olduğunu öne sürmüşlerdir.<br />
 3.İSTİHDAM TEORİLERİ<br />
 3.1 KLASİK İSTİHDAM TEORİSİ<br />
Klasik iktisatçılar, ekonomik düzenin yapısında daima Tam-İstihdamı sağlayan bir mekanizmanın bulunduğuna inandıkları için istihdam sorunu ile uğraşmamışlardır. Bu nedenle klasik iktisatçılar araştırmalarını esas olarak Tam İstihdam düzeyindeki milli gelirin oluşumuna ve bunun nasıl bölündüğüne yöneltmişlerdir.<br />
Bu anlayışın mantıklı bir sonucu olarak ekonomi bilimi uzun süre aşağıdaki 4 bahis içersinde incelenmiştir.<br />
•	Üretim<br />
•	Dolaşım<br />
•	Bölüşüm<br />
•	Tüketim<br />
Otomatik denge mekanizması ekonomik faaliyet hacminde hiçbir aksama olmayacağını değil fakat bu aksamaların dışarıdan hiçbir müdahaleye gerek olmaksızın kısa zamanda giderileceğini garanti eder.<br />
Klasiklerin istihdamla doğrudan doğruya ilgili açık bir görüşleri yoktur. Onlara atfedilen tam istihdam varsayımı, arz talep, faiz haddi ve ücret düzeyinin belirlenmesi ile ilgili görüş ve düşüncelerinden çıkarılan bir sonuçtur. Klasiklerin bu temel görüş ve düşüncelerini 3 başlık altında toplayabiliriz.<br />
1) Mahreçler Yasası 2) Faiz Teorisi 3) Ücret Teorisi<br />
 3.1.1MAHREÇLER YASASI: (JEAN BAPTİST SAY YASASI 1767-1832)<br />
Mahreçler (Say Yasası’ da denir) yasasına göre, esas, olan mallarla malların mübadele edilmesidir. Para sadece bir araçtır. Şu halde gerçek satın alma gücü, para değil mallar tarafından temsil edilir. Bir mal üretildiği zaman yalnız bir arz yapmış olmaz, fakat aynı anda ve aynı miktarda bir talep de yaratmış <a href="http://www.genelbilge.com/tag/olur/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Olur">olur</a>. Örneğin bir çift ayakkabı üretmiş olan bir kimse , yalnız bu ayakkabıyı satmak (arz etmek) istemeyecek, fakat aynı zamanda ayakkabıya eş değerde diğer bir mal ya da mallar satın almak ( talep etmek) isteyecektir. Demek oluyor ki piyasaya mal arz eden herkes bir taraftan malını satmaya çalışırken diğer taraftan da eş değerde başka mallar almaya uğraşacak ve böylece piyasadaki arz ve talep birbirine daima eşit olacaktır.<br />
Say yasası genel talep yetersizliklerinin olanaksız olduğunu iddia etmekle beraber özel talep yetersizliklerinin olabileceğini kabul eder. Çünkü tek tek bazı malların taleplerinden fazla üretilmeleri elbette ki olanaklıdır. Ancak Say’ a göre böyle bir durum uzun süre devam edemez. Talepten fazla üretilen malların fiyatları derhal düşeceğinden üreticileri zarar etmeye başlar ve üretimlerini mevcut talebe göre ayarlarlar.<br />
Önemli olan sorun fiyat mekanizmasının yeterli bir biçimde işlediğini varsaysak bile , mahreçler yasasının genel talep yetersizliğinin olmayacağını açıklamaya yeterli olup olmadığı hususudur.<br />
Say Yasası kazanılan gelirlerin derhal ve tamamen harcandıkları varsayımına dayanmaktadır. Bu nokta önemlidir çünkü insanlar elde ettikleri gelirleri derhal ve tamamıyla harcamazlar tersine insanlar çok defa gelirlerinin bir kısmını para biçiminde tasarruf ederler. Bütün insanların bu davranışı Say Yasasını geçersiz kılar. Çünkü bu durumda herkes piyasadan satmak istediğinden daha az mal satın almak isteyecektir. Bu da her malın kendi değerinden daha az bir talep oluşturması demektir. Bu durumda piyasada toplam talep toplam arzdan az olacak yani genel bir talep yetersizliği ortaya çıkacaktır. Talep yetersizliği mallarını satamayan üreticileri üretimlerini kısmaya zorlayacaktır. Toplam üretim miktarının bu suretle daralması mahreçler yasasının işlememesi yani ekonomik faaliyet hacminin tam istihdam düzeyi altına düşmesi demektir.<br />
3.1.2KLASİK FAİZ TEORİSİ<br />
Mahreçler yasasının yukarıda sözünü ettiğimiz yetersizliğini ancak para biçiminde yapılan tasarrufların girişimciler tarafından borç alınarak tekrar yatırım harcamaları biçiminde piyasaya döndürdüklerini kanıtlamak suretiyle gidermek mümkündür.<br />
Klasik Faiz Teorisine göre faiz tasarrufun yani tüketimi kısmanın karşılığıdır. Bu nedenle faiz haddi ile tasarruf miktarı arasında doğru orantılı fonksiyonel bir ilişki vardır.<br />
Piyasa faiz haddi tasarrufla yatırımın eşit olduğu E noktasında oluşur. Faiz haddi AE kadarken tasarruf miktarının uzun süre 0A dan fazla ya da eksik olması olanaksızdır. Örneğin bir an için tasarruf miktarının 0C kadar olduğunu farz edelim. Bu durumda tasarruf miktarı yatırım miktarından AC kadar fazla olacak yani bu miktarda tasarruf sahiplerinin elinde faiz getirmeden kalacaktır. Klasik teoriye göre hiç kimse faiz biçiminde bir karşılık almadıkça tasarrufta bulunmayacağından fazla olan tasarruflar derhal tüketim için harcanmaya başlayacak ve böylece tasarruf miktarı yatırım miktarına (0A) eşit oluncaya kadar azalacaktır.</p>
<p>Aynı biçimde faiz hadi AE iken tasarruf miktarının uzun süre 0A dan küçük olması da imkansızdır. Çünkü bu takdirde yatırım talebi tasarruftan çok olacak ve bir çok kimseler faiz fırsatını kaçırmamak için tasarruflarını artırmaya başlayacaktır.<br />
Eğer bireyler AE faiz düzeyinde sürekli olarak OC kadar tasarruf yapmaya başlarlarsa bu onların tasarruf eğilimlerinin artmış olduğunu gösterir. Tasarruf eğiliminin artması; aynı faiz düzeyinde daha fazla tasarruf yapılması ve eğrinin bütün olarak sağa kayması demektir.</p>
<p>Bu eğri (S1 eğrisi) her faiz düzeyinde artık eskisinden daha fazla tasarruf yapıldığını yani tasarruf eğilimini artmış olduğunu ifade etmektedir. Yatırım eğrisi sabit iken tasarruf eğilimini artması şekilde görüldüğü üzere faiz haddinin AE den CE1 noktasına düşmesine neden olur.<br />
Demek oluyor ki faiz haddi tasarrufla yatırımı birbirine eşitleyen düzenleyici bir işlev görmektedir. Hal böyle olunca yatırımlardan daha fazla tasarruf yapılabilmesinin yani elde bir miktar gelirin harcanmadan kalması olanaksızdır.<br />
Mahreçler yasasının yetersiz kaldığı nokta mallarını satan kimselerin elde ettikleri paraların hepsini harcamayıp bir kısmını da tasarruf etmek istemeleri halinde genel bir talep yetersizliğinin ortaya çıkması idi. İşte bu noktada FAİZ TEORİSİ imdada yetişmekte ve tasarruf edilen paraların faiz mekanizması sayesinde son kuruşuna kadar tekrar piyasaya çıkıp yatırım harcamaları biçiminde sarf edildiğini iddia etmektedir.<br />
3.1.3KLASİK ÜCRET TEORİSİ<br />
Klasiklere göre ücret iş verenler bakımından işin marjinal verimine işçiler bakımından da işin marjinal zahmetine eşittir. İşin marjinal verimi tam istihdam düzeyine yaklaştıkça , azalan verimler yasası dolayısı ile azalır. İşin marjinal zahmeti de bunun tersine istihdam düzeyi yükseldikçe artar.<br />
 .<br />
Klasiklerin düşünce biçimlerine göre çalışmak isteyen herkes cari ücret razı olmak koşulu ile iş bulabilmektedir. Şekilde AE ücret düzeyinde çalışmak isteyen herkes cari ücrete razı olmak koşulu ile iş bulabilmektedir. Şayet A noktasının sağ tarafında bazı kimseler işsiz bulunuyorsa bunun nedeni bunların verimlerinden daha yüksek bir ücret talep etmeleridir.<br />
Klasik ücret teorisine göre eğer ülkede gayri iradi işsiz varsa bundan sorumlu olan ekonomi düzeni değil fakat onun serbestçe işlemesine engel olan işçi örgütleri, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sosyal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sosyal">sosyal</a> sigorta mevzuatı, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/devlet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Devlet">devlet</a> müdahaleleridir.<br />
3.1.4Klasik Faiz Teorisinin Eleştirisi<br />
Faiz tüketimi kısmanın yani salt tasarrufun karşılığı değil fakat tasarruf edilen meblağların başkalarına ödünç verilmesinin yani paradan ayrılmanın karşılığıdır. Gerçekten tüketimi kısarak tasarruf ettiği paraları cebinde, evinde ya da bankadaki mevduat (vadesiz) hesabında muhafaza eden bir kimse , henüz gerçekten bir özveride bulunmuş sayılmaz. Bu kişi parasını istediği an kullanabileceğinden henüz tüketimini kesin olarak kısmış değildir.<br />
3.1.4.1Keynezin Faiz Teorisi<br />
Keynezin faiz teorisi likidite tercihi ne dayanır. Likidite tercihi, insanları elinde para tutmak arzusuna verilen isimdir. Elde para tutmanın başka bir şey tutmaya göre bazı avantajları vardır. Para istenildiği zaman derhal diğer mal ve hizmetlerin alımında kullanılabilinir. (paranın mutlak likiditesi)<br />
İnsanlar ellerindeki parayı başkalarına ödünç verdikleri zaman servetlerinde hiçbir değişiklik olmamakla birlikte likiditelerinin azalması biçiminde bir özveride bulunmuş olurlar. Bu özveri için ödenen tazminat faizdir.<br />
Faiz haddi insanların ellerinde para tutma arzularının , likidite tercihlerinin ölçüsüdür. Likidite tercihi artarsa faiz haddi artar, likidite tercihi azalırsa likidite tercihi azalır.<br />
Faiz haddi insanların elde tutmak istedikleri para ile memleketteki para stokunu eşitleyen bir mekanizmadır.<br />
İnsanlar servetlerinin ellerinde para biçiminde tutacakları kısmını tayin ederlerken sadece likiditelerinin faydasını fakat aynı zamanda zararını da hesaba katacaklardır. Likidite tercihi sabit iken elde para tutmanın neden olacağı kayıp artarsa (yani faiz haddi yükselirse) insanlar ellerinde daha az para tutmak isteyeceklerdir.<br />
Ülkedeki para miktarı arttırıldığı zaman inanların bu parayı ellerinde tutmak istemeleri için faiz haddinin düşmesi gerekecektir. Ya da memlekette para miktarı azaldığında bu azalmış para stokunun insanların para tutma arzularını doyurmaya yetebilmesi için faiz haddinin yükselmesi gerekecektir. </p>
<p>L(r)=Ms Likidite tercihi eğrisi ;faiz haddiyle para miktarı arasında bir bağlantı kurmakta yani çeşitli faiz düzeylerinde insanların ellerinde ne kadar para tutmak isteyeceklerini göstermektedir.<br />
3.1.4.1.1Likidite Tercihi<br />
Elde para tutma arzusu (para talebi) diye bir şeyin var olma nedenini inceleyelim. Keyneze göre insanların 3 sebepten para talebi vardır.<br />
1.	Muamele Motifi: İnsanlar gelir olarak veya satış hasılası olarak ellerine geçen paralarını bir kısmını gerek tüketim gereksinimlerini karşılamak gerekse işlerini yürütebilmek için gerekli masraflarını karşılamak üzere para biçiminde tutmak zorundadırlar.<br />
Elde tutulan paranın miktarı esas olarak bir taraftan gelirin ele geçtiği an ile sarf edildiği an arasındaki zaman mesafesine bağlıdır. Diğer taraftan da gelirin miktarına.<br />
Memur kimse ayda bir kez maaş alırsa daha fazla para taşır. Ücretini haftalık alırsa daha az para taşır.<br />
Muamele amacı ile elde tutulan para miktarı faiz haddine karşı duyarlı (esnek) değildir.<br />
2.	İhtiyat Motifi: Kişiler ileride çıkabilecek olağan üstü bir masrafı ya da ileride ödenecek bir para borcu içim ihtiyat motifiyle ellerinde para tutabilir. Gelir miktarına bağlıdır ama faizlere karşı duyarsızdır. Gelir miktarı artıkça ihtiyat motifi ile elde tutulan para miktarı da artar.<br />
3.	Spekülasyon Motifi: İnsanlar faiz hadlerindeki değişmelerden yararlanmak amacıyla servetlerinin bir kısmını ellerinde tutarlar.<br />
Keynezin likidite tercihi eğrisi bu maksatla elde para tutma arzusunu yansıtır. ( faiz haddinin belirlenmesinde asıl spekülasyon motifi ile para tutma arzusu rol oynar.)<br />
Faiz oranı yükseldikçe spekülasyon amaçlı para talebi düşer. Faiz haddi azaldıkça spekülasyon amaçlı para talebi artar.</p>
<p>Likidite Tercihi Eğrisi&#8217;nin Biçimi<br />
Şekilde likidite terciği eğrisi soldan sağa doğru azalan bir eğri ile gösterilmiştir. Bunun anlamı para miktarı artıkça faiz haddinin azalmakta olmasıdır. Likidite terciği sabit iken faiz haddi düşürülürse para talebi iki nedenle artar. 1. olarak düşük faiz haddi yatırımları teşvik ederek genel faaliyet hacmi ve milli geliri artıracaktır. Bu durum da para talebini artırır. Diğer taraftan faiz haddinin düşmesi spekülasyon motifi ile para tutma arzusunu tahrik edebilir. Eğer likidite tercihinde bir artış olursa eğri tümüyle sağa doğru paralel şekilde kayar. Yani aynı faiz haddinde elde daha fazla para tutulur.<br />
3.1.4.1.2 Keynezin Faiz Teorisi&#8217;nin Önemi<br />
•	Faiz haddinin yatırımlarla tasarrufu eşitleyen ve tan istihdamı sağlayan rol oynamadığını kanıtlamıştır.<br />
•	Paranın ekonomi sahnesine nereden ve nasıl çıktığını ve oynadığı rolü ortaya koyar. </p>
<p>4.Para<br />
Para en basit bir biçimde bir toplumun değer ölçüsü ve mübadele aracı olarak kullanmayı kabul ettiği nesnedir.<br />
4.1Paranın Fonksiyonları<br />
4.1.1Değer Ölçme Fonksiyonu<br />
4.1.2Mübadele Aracı Olma Fonksiyonu<br />
4.1.3Değer Biriktirici Olma Fonksiyonu<br />
Paranın 1 ve 2 nolu özellikleri asli fonksiyonlarıdır. 3. özellik ise tali fonksiyondur.<br />
Para sayesinde yalnızca trampanın güçlükleri ortadan kaldırılmamış aynı zamanda gelirlerin harcanmasında yer ve zaman özgürlüğü sağlanmıştır. Mal-Mal biçimindeki mübadeleyi Mal-Para ve Para-Mal olarak 2&#8242;ye ayırarak elde edilen paranın istenildiği zaman ve istenildiği yerde kullanılmasını sağlamıştır.<br />
Para olmasa idi tasarruflarımızı somut bir biçimde yapmak zorunda kalacaktık.<br />
4.2Paranın Açmış Olduğu Sorunlar<br />
4.2.1Toplam Talep Hacminin Kontrolü: Bireyler ellerinde fazla para bulundurduklarında efektif talep düşmekte bu da istikrarsız bir durum yaratmaktadır.<br />
4.2.2Para Biriminin Değerini Koruması: Paranın fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için değerini koruması gerekmektedir. Paranın değeri para biriminin satın alabileceği mal sepeti ile ölçülür.<br />
4.3Türkiye&#8217;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/deki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deki">deki</a> Para Çeşitleri<br />
4.3.1Banknot (Asıl Para): Sınırsız yerel tedavül zorunluluğuna sahip olan para çeşididir. Banknot hacminin belirlenmesinde merkez bankası sorumludur. Merkez bankası esas olarak aşağıdaki 3 halde emisyon yapabilir.<br />
4.3.1.1Altın ve döviz Karşılığı: Altın ve döviz yabancı ülkelerden ithalat yapma olanağı sağlayan araçlardır. Bunların ülkeye girmesi ülkedeki mal ve hizmetlerin artması ile sağlanabilir.<br />
4.3.1.2Piyasa Senetleri Karşılığı Emisyon: Bir piyasa senedinin varlığı ülkede para miktarının mübadele edilecek mal ve hizmet miktarına göre az olduğunu gösteren en güçlü kanıttır. Merkez bankasına senetler bankalar tarafından getirildiğinde emisyon yapılır.<br />
4.3.1.3Hazine Gereksinmeleri Karşılığı: Kamu hizmetleri üretiminin parasızlık yüzünden azalmasını önlemek için geçerlidir. Yapılan emisyonun aynı bütçe yılı içersinde ödeme zorunluluğu olduğundan basılan para karşılıksı9z değildir.<br />
4.3.2Vadesiz Mevduat ( Banka Parası- Kaydi Para): Bu çeşit para çek vasıtası ile mevduatın bir hesaptan diğerine geçmesi ile tedavül eder. Mevduat bankaların bireylere borcu demektir.<br />
Bankalar mevduatları karşılığında belli oranda (rezerv) karşılık bulundurmak zorundadırlar.<br />
Banka parası miktarını karşılık oranı ile karşılık miktarı belirler.<br />
4.3.3Madeni Ufak Para: Ufak paranın fonksiyonu asıl paraya yardımcı olmak günlük alışverişte kolaylık sağlamaktır. Yasal tedavül zorunluluğu sınırlıdır. Ufak paranın toplam para stoku içersinde oransal önemi de çok azdır.<br />
4.4Paranın Tedavül Hızı: Para hacminin önemi temsil ettiği satın alma gücünden dolayıdır. Ancak belli bir para stokunun temsil ettiği satın alma gücü paranın miktarına olduğu kadar her bir ünitesinin belli bir süre içersinde ortalama olarak kaç defa mal ve hizmet satın almasında kullanıldığına da bağlıdır.<br />
Para ünitesinin bir sene içersinde ortalama olarak el değiştirme sayısına paranın tedavül hızı denir.<br />
Para stokunun satın alma gücü= M*V<br />
Tedavül hızı kişilerin ellerinde para tutmaları ile ilgilidir.<br />
4.5Mübadele Denklemi:<br />
Toplam alışlarla toplam satışların birbirine eşit olduğunu gösteren bir ifadedir.<br />
MV=PT<br />
M=Para miktarı, money<br />
V=Paranın Tedavül Hızı , velocity of money<br />
P=Fiyatlar genel düzeyi, price<br />
T=İşlem Hacmi, transactions<br />
4.6Para Teorileri<br />
4.6.1Miktar Teorisi: Genel olarak para miktarındaki değişmelerin doğrudan doğruya ve aynı oranda olarak fiyat değişmelerine neden olduğunu ifade eder.<br />
Miktar teorisi 2 temel varsayıma dayanır. Varsayımlardan biri paranın sadece mübadelede kullanılmak üzere talep edilmekte olması diğer varsayım ise para miktarındaki değişmelerin üretim ve istihdam düzeyine etki yapmaması yani ekonomini daima tam istihdam düzeyinde bulunmasıdır.<br />
4.6.1.1Miktar Teorisinin Muamele Tipi<br />
MV=PT<br />
Teoriye göre P diğer 3 kaleme (M,V,T) ye bağlıdır. V ya da T deki bir değişiklik M deki bir değişiklik gibi P ye etki yapar. Ancak bu teoriye göre bu 2 kalemdeki değişikliklerin nedenleri tamamıyla birbirinden farklı ve bağımsızdır.<br />
M=Merkez bankasının emisyonuna bağlıdır.<br />
V=İnsanların likidite tercihlerine bağlıdır.<br />
T=Ülkedeki iş gücünün miktar ve kalitesine, doğal kaynaklara ve teknoloji seviyesine bağlıdır.<br />
Bu nedenle M deki değişmelerin V ve T ye etki yapmasına olanak yoktur. O halde M deki değişmeler doğrudan doğruya ve aynı oranda P ye yansır.</p>
<p>Miktar teorisinin itiraz edeceği düşünce biçimi M deki bir değişmenin P den önce V ya da T ye etki yapmasıdır.<br />
4.6.1.2Miktar Teorisinin Para Tutumu Tipi<br />
Miktar teorisinin yukarıda incelediğimiz tipi insanların ellerinde atıl para stokları tuttukları gerçeğini ihmal etmiştir. Çünkü bu teoride para sadece mübadele aracı olarak görülmüştür.<br />
Miktar teorisinin para tutumu tipi sorunu bilinen arz ve talep çerçevesi içinde ortaya koymaktadır. Paranın değeri arz veya talebe bağlıdır. Para talebi sabit iken arz artarsa paranın değeri düşer.<br />
Para arzı nakit ve vadesiz mevduatlardan ibarettir.<br />
Para talebi bireyler ve şirketler servetlerinin bir kısmını ellerinde tutarlar bu para talebini oluşturur.</p>
<p>Gelirin elde para olarak tutulan kısmı paranın gelir hızının tersidir.<br />
k=1/V   k gelirin elde para olarak tutulan kısmını temsil eder.<br />
k=1/V    V=Y/M  ise  k=1/(Y/M)      (V yerine Y/M koyduk) kY=M çıkar.</p>
<p>Y=P.T (milli gelir= para stokunun satın alma gücü) ise ve kY=M ise</p>
<p>M/k=Y ise Y=P.T denkleminde Y yerine M/k yazarız ve k.P.T=M eşitliğini elde deriz. Son denklemde k yerine 1/V yazarsak (PT)/V=M ordanda P.T=MV eşitliğini elde ederiz.<br />
Teorinin bu biçimde ifadesinin önemi k&#8217;ya atfedilen özel önemdir. Bu teori taraftarları fiyatlara etki yapmak bakımından halkın para tutma arzusundaki (k) daki değişmelere önem vermektedirler.<br />
Bu görüş m deki (para miktarındaki) değişmelerin k&#8217;ya etki yapmayacağı böyle lunca da m&#8217;deki (para miktarındaki) değişmelerin sadece Y=P.T ye etki yapacağını ve burda da sadece P ye teki yapacağı inancına sahiptir.<br />
Para miktarının değişmesi fiyatlara şu şekilde yansıyacaktır.<br />
1.	Para miktarının artırılması ile<br />
2.	Birey ve şirketlerin elindeki para miktarı artacaktır.<br />
3.	Oysa para talebinde bir artış olmayacaktır.<br />
4.	Bu nedenle bireyler para stoklarını eski düzeyine indirmek için harcamalarını artırılar.<br />
5.	Harcamalar artınca teorinin temel varsayımı gereği mal ve hizmet (Y) değil fiyatlar genel düzeyi (P) artar.<br />
Kısaca para miktarındaki değişmeler bir geçiş döneminden sonra doğrudan doğruya ve aynı oranda fiyatlara yansır.<br />
4.6.2Gelir Teorisi: Bu teoriye göre fiyat düzeyi para miktarına değil gelir ya da aynı şey demek olan harcama miktarına bağlıdır. Çeşitli nedenlerle gelir düzeyi yükseldiği ya da düştüğü zaman fiyatlar da artar ya da azalır. VE para miktarı kendisini bu durumlara uydurur. Gelir düzeyi yükselirken fiyatların artması azalan verimler yasası dolayısı ile maliyetlerin yükselmesinden dolayıdır. Bu hale göre para miktarındaki değişmeler neden değil sonuçtur.<br />
Gelir teorisi para miktarındaki değişmelerin fiyat düzeyine eki yapabileceğini yadsımaz. Ancak bu etki teoriye göre doğrudan doğruya değil fakat faiz haddi kanlıyla olur. Para miktarındaki artış faiz haddini düşürerek harcamaları artırırsa fiyat düzeyine etki yapmış olur.<br />
4.6.3Keynezin Para Teorisi: Keynezin para teorisi bu iki teorinin ortasında bir yer işkal eder. Ona göre para miktarındaki değişmeler önemlidir. Ancak bu değişmelerin . harcama düzeyi dolayısı ile fiyatlar üzerinde etki yapabilmesi için aynı zamanda<br />
•	Faiz haddinin<br />
•	Sermayenin marjinal verimliliğinin<br />
•	Tüketim eğiliminin değişmesi gerekmektedir.<br />
Çünkü para miktarındaki değişmeler ancak harcamalara yansıdığında etkin bir faktör olur. Bunların biri değişmedikçe fiyatlar genel düzeyi yerinden oynamaz.<br />
Keyneze göre para miktarındaki değişmenin (örn artışın) fiyatlara ne biçimde yansıdığını görelim.<br />
1.Sorun= Para miktarındaki artışın ne kadarının toplam talebe (harcamalara ) intikal edeceği sorunudur. Buna toplam talebin para miktarına karşıesnekliği diyecek ve De ile göstereceğiz. Örneğin para miktarı 100 birim artırıldığı zaman bunu 75 ini harcıyor ve 25 birimini atıl stoklar halinde elde tutuyorsak De=3/4dür.</p>
<p>2.Sorun= Para miktarındaki artışın harcanan miktarının fiyatlar ve üretim üzerine etkisi. Örneğimizde 75 birimin)<br />
3 durum söz konusudur.<br />
•	Talepteki artış tamamen üretim in artmasına neden olur: Bu hal ekonomi tam istihdam düzeyinin altında iken ve üretimin genişlemesi azalan verimler yasasını harekete geçirmediği sürece söz konusudur.<br />
•	Talepteki artış tamamen fiyatların yükselmesine neden olur: Bu hal ekonomi tam istihdam düzeyinde iken görülür. Talep ne kadar artarsa artsın artık üretim artmayacağından her harcama doğrudan doğruya fiyatları artırır.<br />
•	Talepteki artış kısmen üretimi kısmen de fiyatları artırır: Bu halde ekonomi tam istihdamın altındadır. Ancak üretimin artırılması azalan verimler yasasını harekete geçirir.<br />
Talebe karşı fiyatların esnekliği Pe ve üretimin esnekliğine Te dersek Pe+Te=1 yazılabilinir. Örneğimizde 75 liralık talep artışı, reel olarak 50 liralık üterim artışına neden olmuşsa bu demektir ki geri kalan 25 lira fiyatlardaki yükselmeler tarafından emilmiştir. Bu taktirde Pe=1/3 ve Te=2/3 tür. Bunların toplamı ise 1 e eşittir.<br />
Son olarak fiyatların para miktarındaki değişmeye karşı olan esnekliğinin hesaplanması söz konusudur. Eğer bunu e ile gösterirsek.<br />
e=De.Pe dir örneğimizde De=3/4 ve Pe=1/3 olduğuna göre e=1/4 tür. Yani yatırılan paranın 1/4 ü fiyatların artmasına neden olmuştur. Bu son cümlenin ; fiyatların 1/4 oranında artmış olduğu anlamına gelmediğine dikkat edilmelidir.</p>

<p class="sayac_bilgi">153 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kpss-istihdam-ve-para-dongusu-konu-anlatimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kpss Para ve Banka İlişkisi Konu Anlatımı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kpss-para-ve-banka-iliskisi-konu-anlatimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kpss-para-ve-banka-iliskisi-konu-anlatimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 06:19:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Asli]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Bankalar]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Etme]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Halde]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11737</guid>
		<description><![CDATA[1. PARANIN TANIMI VE FONKSİYONLARI Bir devlet tarafından tedavüle çıkarılmış, üzerinde nominal değeri yazılı kağıt veya madenden yapılmış ödeme aracıdır. Para; - - Ödeme aracı, - - Kıymet ölçüsü, - - Tasarruf aracı vs. diye de tanımlanabilir. Tanımlardan da anlaşılacağı üzere paranın 3 fonksiyonu vardır. - - Para bir değiştirme aracıdır. - - Para bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> 1. PARANIN TANIMI VE FONKSİYONLARI<br />
 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">Bir</a> devlet tarafından tedavüle çıkarılmış, üzerinde nominal değeri yazılı kağıt veya madenden yapılmış ödeme aracıdır. Para;<br />
-	-          Ödeme aracı,<br />
-	-          Kıymet ölçüsü,<br />
-	-          Tasarruf aracı  vs. diye de tanımlanabilir.<br />
Tanımlardan da anlaşılacağı üzere paranın 3 fonksiyonu vardır.<br />
-	-          Para bir değiştirme aracıdır.<br />
-	-          Para bir değer ölçüsüdür.<br />
-	-          Para serveti biriktirme ve tasarruf etme aracıdır.<br />
Paranın tanımı asıl fonksiyonu olan değişim fonksiyonuna dayanılarak da yapılabilir. O halde, para için herkesin kabul ettiği bir değişim aracıdır diyebiliriz. Paranın doğuşu da yine değişim fonksiyonu ile ilgilidir. Trampa güçlükleri paranın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Paranın değişim aracı olma fonksiyonunun yanında başka işlevleri de vardır. Bunlar değer ölçüsü, gelecek ödemelerin ifadesi ve değer koruması ( tasarruf aracı ) fonksiyonlarıdır. Modern ekonomilerde, değişim fonksiyonu ile birlikte tasarruf fonksiyonu da paranın asli fonksiyonu olarak kabul edilmektedir. Değişim fonksiyonu paranın iş görme güdüsüyle, tasarruf fonksiyonu ise spekülasyon güdüsüyle talep edilmesini açıklar.<span id="more-11737"></span></p>
<p>Paranın değer koruması ve gelecek ödemelerin ifadesi fonksiyonları zaman içinde gerçekleşir. Bu nedenle, paranın zaman içinde gerçekleşen işlevlerinde “ süre “ ve “ devamlılık “ düşüncesi egemendir.</p>
<p>2. BANKACILIKTA MEYDANA GELEN GELİŞMELER</p>
<p>2.1 Dünya Ekonomisinde Meydana Gelen Gelişmeler</p>
<p>II.Dünya Savaşı öncesine kadar Uluslararası Bankacılık, esas itibarıyla Dış Ticaret işlemlerinin yerine getirilmesi ve finansmanından öteye geçemiyordu. Bankalar, bu fonksiyonu, diğer ülkelerdeki muhabir bankalar aracılığıyla yerine getirmekteydiler.</p>
<p>II.Dünya Savaşını takip eden dönemde, dünya ekonomisini etkileyen önemli gelişmeler olmuştur. Savaştan zarar gören Avrupa’nın yeniden yapılanması için uygulanan Amerikan yardımı programlarının da katkısıyla Avrupa ülkelerinin sınai ve tarımsal üretimlerinde hızlı artışlar görülmüş bu arada tüm dünyada sanayi , ulaşım, haberleşme ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bilgi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bilgi">bilgi</a> işlem teknolojisinde ilerlemeler kaydedilmiştir. Azgelişmiş ülkelerde uygulanan kalkınma programları, en azından bir kısım ülkelerde üretim ve refah artışı sağlamıştır. Tüm bu gelişmelere paralel olarak, Doğu Bloku ülkeleri dışındaki ülkelerde uluslararası mal ve sermaye hareketleri üzerindeki kısıtlamaların giderek azaltılması ve daha liberal ekonomik politikalar uygulanması yönündeki eğilimler kuvvetlenmiş, sonuç olarak uluslararası ticaretin ve uluslararası para hareketlerinin hacmi büyük ölçüde artmıştır.</p>
<p>Fonların ülkeler arasında daha serbestçe bir akışkanlığa kavuşmasına paralel olarak uluslararası ticaretin finansmanında uygulanan teknikler ve finansal araçlar da çeşitlenmiştir. Eskiden esas itibarıyla mal alış-verişinin finansmanı amacıyla kullanılan bir takım finansal araçlar zamanla ticari işlemlerden bağımsız olarak alım-satımları yapılan araç ve kıymetler haline gelmişlerdir. Bütün bu gelişmeler, ulusal para ve sermaye piyasalarının uluslararası piyasalarla giderek bütünleşmesi sonucunu doğurmuş, özellikle haberleşme ve bilgi olanaklarının da katkısıyla fonların ülke içinde ve ülkeler arasında transferi sürat ve kolaylık kazanmış, coğrafi uzaklık ve zaman farkından doğan sorunlar hemen hemen ortadan kalkmıştır.</p>
<p>2.1.1 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/parasal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Parasal">Parasal</a> Sistemde Meydana Gelen Değişiklikler</p>
<p>1931 yılına kadar ülkelerin milli paralarının değerini tespit etmekte kullandıkları ortak ölçüt ALTIN’dı ve bu sisteme “ALTIN STANDARDI” denilmekteydi. Bu sistemde bir ülkenin milli para biriminin değeri, belirli ağırlıktaki Altın’ın değerine göre belirleniyordu. Altının sistem içindeki fonksiyonu, ulusal ve uluslararası düzeyde ödeme aracı olarak kabul edilmesiydi. Fakat sistemde sadece altın değil çoğunlukla da kağıt para değişim aracı olarak kullanılıyordu. Kağıt parayı bir satın alama gücü olarak kabul ettirebilmek için, talep edildiğnde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/merkez/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Merkez">Merkez</a> Bankalarının altın karşılığında bu banknotları geri almayı taahüt etmesi gerekiyordu. Bu sistemde her para birimi için diğer paralar karşısında bir değişim oranı belirleniyor, paraların değerlerinin de belirlenen bu oranın %1altına veya üstüne çıkmasına izin veriliyordu.</p>
<p>I.Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan enflasyonist baskı sebebiyle altın standartı büyük darbe aldı. Ayrıca ülkelerin ithalat taleplerini kısmaları Dünya ticaret hacmini de daraltmıştı. 1931’de ilk kez İngiltere, Altın Standartı Sistemi’ni terk etti ve bir kısım ülkeler paralarını Sterlin ‘e göre belirlemeye başladılar. </p>
<p>1944 yılında Bretton Woods anlaşmasıyla, Sterlin dışında başlıca paraların değeri Dolar’a göre belirlenmeye başlandı. Bundan sonra Sterlin’in uluslararası ödeme aracı ve rezerv para olma özelliği giderek azaldı ve Sterlin’in yerini Dolar almaya başladı. Bu anlaşmada Dolar’ın değeri de altına endekslendi. Buna göre 1 ons Altın = 35 USD olarak belirlendi.</p>
<p>60’lı yılların başında USD ve GBP’in dış ticaret açıklarının büyümesi uluslararası ödemeler sisteminde dengesizlikler doğurmaya başladı. Bretton Woods Anlaşmasına göre belirlenen sabit parite sisteminin yetersiz kalması sonucu, birbirini takip eden parasal krizler yaşandı. 1960-1970 yılları arasında pek çok para önemli oranlarda devalüe ya da revalüe edildi.</p>
<p>1971 yılı sonunda Uluslararası Para Fonu’nun öderliğinde Smithsonian Anlaşması diye bilinen yeni bir parasal düzenleme yapıldı. Bu düzenleme ile Dolar’ın Altın’a karşı değeri yeniden belirlendi. Ayrıca, Avrupa Ortak Pazarı’na üye ülkeler, paralarının birbirlerine karşı hangi oranlarda serbestçe değer kazanıp kaybedebileceği hususunda anlaşarak, belirli alt ve üst sınırlar getirdiler. Buna göre daha önce %1 olan band %2,25 çıkarılıyordu.</p>
<p>Smithsonian Anlaşması ile belirlenen sistem de uzun ömürlü olamadı ve 1972 Temmuz’unda İngiltere, 1973 Şubat’ında da Amerika paralarını tamamen serbest dalgalanmaya bıraktılar. Böylece Dolar’ın değeri de Altın’a bağlı olmaktan çıktı. Dünyadaki belli başlı para birimleri de bu sisteme göre dalgalanmaya bırakıldı. Para birimlerinin birbirlerine karşı değerleri piyasa koşullarına göre değişkenlik gösteren bir mekanizma içinde piyasada serbestçe belirlenmeye başladı. Bu sisteme, “Değişken Kur Sistemi”denilmektedir.</p>
<p>2.1.2 Eurodolar Piyasasının Ortaya Çıkışı</p>
<p>II.Dünya Savaşı sonrasında Amerikan ekonomik yardımları ve Amerikalı yatırımcıların getirdikleri sermayeler kanalıyla Avrupa’ya büyük miktarda Dolar girişi olmuştur. Ayrıca, Amerika’da dahili faiz oranlarına üst sınır konulması ve munzam karşılık, vergi v.b gibi kısıtlamaların uygulanması sonucunda yatırımcılar bu kısıtlamalarından kurtulmak için yatırımlarını Amerika dışında değerlendirmek istemişlerdir. Öte yandan yine II.Dünya Savaşı sonrasında soğuk savaş yıllarında Rusya ve diğer Doğu Bloku ülkelerinin Amerika’da tuttukları Dolar rezervlerini, Amerika’nın siyasi nedenlerle bloke etmek istemesi üzerine çeşitli Avrupa para merkezlerine kaydırdılar. Sonuçta, Amerika dışında Avrupa’da işlem gören Dolar hacmi büyük boyutlara ulaştı. Avrupa’da işlem gören bu Dolar’lara “Eurodolar” ve bu piyasaya da “Eurodolar Market” adı verildi. Daha sonra, ulusal ekonomideki resmi kısıtlamalara tabi olmadan kendi milli sınırları dışında işlem gören diğer paralar da “Eurocurrency” olarak adlandırıldı.</p>
<p>2.1.2.1 Euro-Market : Değişik para birimlerinin kendi ülkelerinde mevcut resmi kısıtlamalara ve kurallara bağlı olmaksızın döviz piyasaları aracılığıyla biribirlerine dönüştürülebildikleri ve para piyasaları aracılığıyla da kredi veya mevduat olarak değerlendirildikleri piyasalardır. Bu piyasaların mevcudiyeti, uluslararası ve dahili faiz oranları ve döviz paritelerinin istikrar kazanmalarında önemli rol oynamaktadır. Bu piyasaların gelişmesiyle, daha önce daha çok devletlerin, Merkez Bankaları’nın veya özel kurumların yürüttüğü uluslararası kredi ve diğer sermaye hareketleri de hız kazanmış ve haberleşme teknolojisinin sağladığı olanakların da yardımıyla başta uzakdoğu ve Amerika olmak üzere Avrupa ve Ortadoğu’da yeni parasal merkezler ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Bu gelişmelere ayak uydurmak ve bu piyasalarda bulunmanın avantajlarında yararlanmak için büyük bankaların yanısıra, eskiden sadece ülke içi bankacılık hizmeti yapan bir çok bölge ve şehir bankaları da dış şubeler açma veya yabancı bankalarla ortaklık kurma yoluna gitmişlerdir. Bazı büyük uluslararası bankalar ise, munzam karşılık, vergi vb. gibi ülke içi kısıtlamalardan kurtulmak için Jersey ve Cayman Adaları, Bahreyn, Luksemburg gibi merkezlerde “Offshore” bankalar kurmuşlardır. Böylece gerek yabancı para cinsinden fonlama ihtiyacının karşılanması ve gerekse fazla fonların değerlendirilmesi ve hacmi giderek büyüyen sendikasyon kredileri piyasasına girilebilmesi konularında avantaj  sağlamaya çalışmışlardır.</p>
<p>2.1.3 Avrupa Para Sistemi</p>
<p>Dünya ekonomilerinde yaşanan sıkıntı Avrupa orjinli ekonomileri yeni bir arayışa yöneltti. 1972 yılında Avrupa Topluluğu ülkeleri milli para birimlerinden oluşan “currency snake” adı verilen bir porasal sistem geliştirdiler. Sistemin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> amacı, Ortak Pazar’a üye ülkeler arasında parasal istikrarı geliştirmekti. Buna göre, sisteme üye ülkelerin para birimlerinin kendi aralarındaki değişim oranı +/- 2,25’lik bir band içinde değişebilecekti. Bu sistemin ardından Dolar merkezli bir sistem yerine daha çok Alman Markı merkezli bir sistem ortaya çıkıyordu. Ancak Almanya’nın bu sistem içerisinde etkinleşmesi diğer ülkeler tarafından kabul edilmedi ve yeni bir arayışa girildi.</p>
<p>1979 yılında Avrupa Para Sistemi (EMS) hayata geçirildi. EMS’in ilk üyeleri; Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Lüksemburg, Hollanda, İrlanda ve Danimarka’ydı. Daha sonra sisteme 1989 yılında İspanya, 1990’da İngiltere, 1992’de Portekiz katıldı. Bu sistem içinde önemli kararlar ve değişiklikler üye ülkeler Maliye Bakanları ve Merkez Bankası başkanlarının katıldığı ortak toplantılarda <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ele/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ele">ele</a> alınmaktaydı. Ayrıca üye ülke Merkez Bankaları sürekli olarak birbirleriyle görüş alış-verişinde bulunup, periyodik toplantılar yapmaktaydılar.</p>
<p>EMS, üye ülkelerin para birimleri arasındaki parite değişikliklerine  alt ve üst sınırlar koymak suretiyle döviz kurlarını belirli dengeler içinde tutabilmeyi amaçlamaktadır. Böylece, ülkelerin ekonomik yapıları da gözöünde tutularak, ticari ve finansal hareketlerin aşırı değerlenmiş veya aşırı değer kaybetmiş döviz kurları nedeniyle kontrol dışı dalgalanmalara maruz kalması önlenmiş olmaktadır. </p>
<p>EMS, bu amaçlara ulaşabilmek için başlıca üç sistem geliştirmiştir.</p>
<p>2.1.3.1 Döviz Kuru Sistemi (ERM/Exchange Rate Mechanism)<br />
ERM’nin amacı, üye ülkeler paraları arasındaki kur dalgalanmalarını belirli sınırlar içinde tutmaktır. Bunu sağlamak için sistem içindeki paraların biribirlerine karşı değerlerini sınırlayan sabit Merkezi pariteler tespit edilmiştir. Band +/- 2,25 olup parite bunun dışına çıktığında ilgili ülke Merkez Bankaları’nın döviz piyasasına müdahale ederek kuru öngörülen sınırlar içine çekmeleri gerekmektedir. </p>
<p>2.1.3.2 Avrupa Parasal İşbirliği Fonu (EMCF)<br />
Üye devletlerin ödeme bilançolarında ortaya çıkan güçlüklerin finansman yoluyla giderilmesi amacıyla oluşturulan merkezi bir kredi mekanizmasıdır. Üye ülkeler kendi USD ve Altın rezervlerininin  %20’sini ECU’ye karşılık üç aylık swaplar biçiminde, EMCF’da tutuyorlardı. Bu fondan üye ülkeler çeşitli vadelerde finansman ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlardı.</p>
<p>2.1.3.3 Avrupa Para Birimi (ECU)<br />
ECU, Avrupa Topluluğuna  üye ülkelerin milli paralarının belirli ağırlıkta temsil edildiği ortak bir para sepeti şeklinde tanımlanabilir. ECU, EMS’nin bir aracı olarak 1979 yılında ortaya çıkarılmıştır. Sepet içinde yeralan dövizlerin ağırlığı, ilgili ülkelerin topluluk içindeki ekonomik büyüklüğüne ve gücüne  göre belirlenmekteydi.</p>
<p>2.1.4 Avrupa Birliği</p>
<p>1991 yılında gerçekleştirilen Maastrich zirvesi doğrultusunda 7 Şubat 1992’de imzalanan Maastrich Anlaşması yeni bir dönemi ilan etti. Artık Avrupa Topluluğu yerine Avrupa Birliği sözkonusu oldu.</p>
<p>Maastrich kriterleri üye ülkeleri parasal birliğe doğru yaklaştırdı. Bu kriterler ;</p>
<p>Enflasyon : Üye ülkeler arasında en düşük 3 enflasyon oranının ortalaması + max %1,5<br />
Bütçe açıkları : En fazla Gayrı Safi Yurt İçi Hasıla’nın %3’ü kadar,<br />
Kamu Borçlanması : En fazla iç ve dış toplam olmak üzere GSYİH’nın %60’ı<br />
Faiz Oranları : Uzun vadeli devlet tahvili faiz oranları, enflasyonu en düşük 3 ülkedeki faiz oranları ortalamasının en fazla %2 fazlası,</p>
<p>Maastrich Anlaşması ile birlikte EMS ve EMU yeni bir takvime bağlandı. Buna göre, ülkelerin 1997 yılı performanslarına göre 1998’de parasal birliğin başlatılması kararlaştırıldı.  Bu tarihe kadar ülkeler istenilen kriterlere ulaşamazlarsa takvim 1 yıl uzatılacaktı. 1 Ocak 1999 tarihinde parasal birliğe geçilmesi karara bağlandı ve gerçekten de 1998 yılının son günü üye ülkelerin paralarının arasındaki paritelerin sabitlenmesiyle birlikte 1 Ocak 1999 tarihinde itibaren EURO kaydi olarak hayata geçirildi. 1 Ocak 2002’den itibaren diğer parasal tedavülden kalkacak ve sadece EURO fiziki olarak hayata geçirilecektir. Bu işlem Avrupa Merkez Bankası (ECB)  tarafından yürütülecektir. </p>
<p>Şimdilik EMU’ya Almanya, Fransa, İtalya, İrlanda, İspanya, Portekiz, Belçika, Lüksemburg, Avusturya, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/finlandiya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Finlandiya">Finlandiya</a> ve Hollanda olmak üzere 11 ülke üye olmuştur. İngiltere ve Danimarka henüz EMU’ya katılmama kararı alırken, İsveç daha uzun süre EMU’ya katılmayacağını belirtirken , Yunanistan ise ilgili kriterleri tutturamadığı için EMU’ya katılamadı.</p>
<p>2.2 Türkiye’de Yaşanan Gelişmeler</p>
<p>Türkiye’de Bankacılığı 1980 öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırmak faydalı olacaktır. 1980 öncesinde Türk ekonomisi daha içe dönük, gümrük duvarları ile korunmuş ve ithal ikamesine dayanan bir sınai yapıya sahiptir. Bu sistemin doğal aracı olarak ta Sabit Kur Sistemi geçerliydi.Bankacılık ise, çoğunlukla çok sayıda açılmış şubeler yoluyla toplanan ucuz kaynağın kredi olarak plase edilmesine dayanıyordu.Dış işlemlerde bankalar müşterileri ile Merkez Bankası arasında aracılık yapmak ve girift kambiyo mevzuatını uygulamak zorundaydılar. Fakat 1980’den sonra bankacılığı etkileyen önemli gelişmeler olmuştur. Burda da karşımıza 24 Ocak 1980 tarihi çıkmaktadır. 24 Ocak kararları olarak bilinen kararlar Türk ekonomisi ve piyasalarında önemli değişiklikler yaratmıştır.</p>
<p>-	-          IMF’le bir stand-by anlaşması imzalandı ve TL %48,62 oranında devalüe edilerek USD/TRL kuru 70.- olarak belirlendi. Hedef esnek ve  gerçekçi kur politikasıydı. 1 Mayıs 1981’den itibaren Merkez Bankası kurları günlük olarak belirlemeye başladı.<br />
-	-          Fiyat Saptama-Kontrol Komitesi kaldırıldı ve fiyatlar serbestçe belirlenmeye başladı.<br />
-	-          Temmuz 1980’de faiz oranları serbest bırakıldı. </p>
<p>24 Ocak kararları ile başlayan serbestleşme süreci boyunca ;</p>
<p>-	-          Türkiye, ekonomik olarak daha dışa dönük ve liberal politikalar izlemeye başladı,<br />
-	-          Kambiyo rejiminde mevcut kısıtlamalar kaldırılarak büyük ölçüde serbesti getirildi,<br />
-	-          İhracat ve sermaye girişleri teşvik edilerek döviz rezervleri arttırıldı,<br />
-	-          Yabancı bankaların Türkiye’de şube açmaları ve ortaklık kurmaları ve pek çok yeni bankanın faaliyete geçmesi rekabeti arttırırken yeni bankacılık teknolojilerinin de uygulanmasına katkıda bulundu.<br />
-	-          Haberleşme ve bilgi işlem teknolojisindeki gelişmelerin Türkiye’ye yansıması gelişmeyi hızlandırdı,<br />
-	-          Para’nın maliyeti ve getirisi konusunda bilinçlenme arttı,<br />
-	-          Merkez Bankası’nın önderliğinde kurulan piyasalar sisteme önemli akışkanlık sağladı,<br />
-	-          Menkul Kıymetler Borsa’nın giderek gelişmesi şirketlerin halka açılmaya başlaması yatırım fonlarının kurulması alternatifleri arttırdı,</p>
<p>Tüm bu gelişmeler dünyada ve Türkiye’de piyasa kavramının oluşmasına katkıda bulunmuş ve o dönemde yaşanan sürecin sonuçları oalrak bugün dünya çapında piyaslar oluşmuş ve Türkiye’de bu pazarlar da kendine yer bulmaya başlamıştır.</p>
<p>3. PİYASA KAVRAMI VE PİYASALAR</p>
<p>Piyasa kavramı ;  alıcı ve satıcının  biraraya  geldiği  ve karşılıklı  değişimin yapıldığı  ortamı  ifade  eder. Piyasa  kavramı  genellikle  teorik  ve  mekandan soyutlanmış  bir  kavramdır.Somut  olarak  düşünüldüğünde piyasayı  borsa  olarak  tanımlamak mümkündür.<br />
Piyasa  kavramının üç temel  unsuru;<br />
-	-          alıcı<br />
-	-          satıcı<br />
-	-          alım / satım konusu olan mal  olarak  özetlenebilir.</p>
<p>Alıcılar  piyasanın talep, satıcılar ise  arz  yönünü  oluştururlar.Piyasadaki  alım  gücü  ile  desteklenmiş alış  isteğine talep, satış isteğine de  arz  denir.Piyasanın en önemli  fonksiyonu  arz /  talep  isteğini  biraraya  getirerek  arz  ve  talebin  karşılaşmasını  sağlamak  ve  karşılıklı  değişim ortamını  hazırlamaktır.<br />
3.1 Piyasa Çeşitleri<br />
Ekonomideki  alım  satıma konu  olan malların niteliğine göre  piyasalar ikiye  ayrılır<br />
-	-          Gerçek  piyasa<br />
-	-          <a href="http://www.genelbilge.com/tag/mali/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Mali">Mali</a>  piyasa </p>
<p>3.1.1 Gerçek Piyasa</p>
<p>Gerçek  piyasalarda  bir  taraftan nihai mal ve  hizmetlerin , diğer  taraftan da bu  nihai  mal  ve  hizmetlerin  üretiminde  kullanılan üretim  faktörlerinin alım  satımı  sözkonusudur.Bu  piyasaların birincisine mal ve  hizmet  piyasaları, ikincisine  faktör  piyasası denir.<br />
Mali sistemin   temel  fonksiyonu, ekonomide fon arz  ve  talebini  dengeleyerek  kaynakların kesimler  arasında  zaman ve  miktar  açısından optimal  dağılımını  sağlamaktır.Mali  sistem bu  fonksiyonunu  mali  piyasalar  aracılığı  ile yerine  getirir.</p>
<p>3.1.2 Mali Piyasa</p>
<p>Bir  ülkede fon  kullananlar ile fon arz  edenler  arasında  fon akımlarını  düzenleyen kurumlar, akımı  sağlayan araç  ve   gereçler  ile bunları  düzenleyen hukuksal  ve yönetsel kurallardan  oluşan  piyasadır.</p>
<p>Fon fazlası olan ekonomik birimlerle, fon ihtiyacı  olan ekonomik birimlerin karşılaşmalarını  sağlamak, bu  birimler  arasında  fon akışını  gerçekleştirmek  amacıyla  kurulan kurumlara  finansal kurumlar bu kurumların oluşturduğu  kesime de finans kesimi adı  verilir.</p>
<p>Ekonomideki   tasarruf   yapan  ve yatırım yapan birimlerin farklı  olması mali  piyasaların  temel  nedenidir. Mali  piyasalarda  yer  alan  aracıların fonksiyonu, zaman , miktar  ve vade  ayarlaması  yaparak,  vade  getiri  ve   risk  konusundaki  istek  ve  beklentileri  farklı  olan  kesimler  arasında  fon  aktarımını  gerçekleştirerek, fonları  alternatif   yatırım alanları  arasında  dağıtmaktır.</p>
<p>MALİ SİSTEM ŞEMASI</p>
<p>3.1.3 Para ve Sermaye Piyasaları<br />
Mali  piyasalar  yapılan  işlemlerin  vadesine  göre ; kısa  vadeli  fonların  alınıp satıldığı  , işletmelerin  ve  devletin   likidite  ihtiyaçlarını  karşıladığı   para  piyasaları  ile  uzun  vadeli  fonların  alınıp  satıldığı sermaye  piyasaları  olarak  ikiye  ayrılmaktadır.</p>
<p>Ders Notu 2: PARA PİYASASI  </p>
<p>1. Para Piyasasına Giriş</p>
<p>Ticari  bankaların  ve  diğer  işletmelerin  likidite  durumlarını  ayarladıkları, Merkez  Bankası’nın  para  politikasının  gereklerini  yerine  getirdiği   ve  hükümetin   günlük işlemlerini finanse  ettiği  piyasa  olarak  tanımlanmaktadır. </p>
<p>Kısa  vadeli para  piyasası  araçlarının alınıp  satıldığı  para  piyasaları,kısa  vadeli fon  fazlası  olan    kurumlarla, geçici   nakit  ihtiyacı duyan  kurumları karşı  karşıya  getiren bir  mekanizma  oluşturmaktadırlar. Ekonomik  birimlerin   geçici  nakit  ihtiyaçlarını   karşılamak,  fon  fazlası olan  kurumların ve  bireylerin  bu  fonlarını  en  uygun   vade  ve  getirilerle  yatırıma  dönüştürmelerini  kolaylaştırmaktır.Bankaların  ve  diğer  mali  kurumlarla   ticari işletmeler  ve devletlerin çeşitli dönemlerdeki  nakit  giriş  ve  çıkışları  arasında  tam  bir  uyum  sağlamaları  her zaman  sözkonusu  olmayabilir.Bu  durumlarda tüm  ekonomik  birimler  bu  piyasaya bazı  durumlarda alacaklı  bazen de borçlu  olarak  girerek  fon  fazlalarını  yatırıma  dönüştürerek nakit  ihtiyaçlarını  gidererek  yatırımlarını  sürdürebilirler.</p>
<p>Para  piyasası, paraya  çevrilebilir  kaynakların  kısa  vadeli ihtiyaç  duyulan alanlara aktarılmasını  garanti  edecek  bir  mekanızmanın  oluşmasını  sağlar.Bunun  yanısıra  para  piyasası   nakit  fazlası üzerinden en yüksek gelirin  sağlanmasını yada  en düşük oranla kısa  vadeli kredi  alınmasını  güvence  altına  alan bir  sistem oluşturarak firmaların nakit  fazla  veya  açıklarının  daha iyi  yönetilmesini  teşvik  etmekte  ve kredi  piyasalarında rekabeti  arttırmaktadır. </p>
<p>Para piyasasının başlıca araçları, başta Hazine Bonoları olmak üzere her türlü kısa vadeli kamu ve özel kesim tahvilleri, kambiyo senetleri, alınıp satılmaya elverişli her türlü ticari kağıtlar, vadeli ve vadesiz banka mevduat hesapları, kredi kartları ve para piyasası müşterek yatırım fonları katılma hesaplarıdır.</p>
<p>2. FAİZ ORANLARINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER<br />
3. ÖDÜNÇ VERİLEBİLİR FONLAR KURAMI<br />
Ödünç verilebilir Fonlar Piyasasında Denge </p>
<p>Borç verilebilir fonlar piyasasında yalnızca özel kesimin talepte bulunduğu, bir başka deyişle Hazine’nin piyasadan borç talep etmediği durumu gösteren yukarıdaki şekilde borç arzı (A) ile borç <a href="http://www.genelbilge.com/tag/talebi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Talebi">talebi</a> (T), iki eğrinin kesiştiği (X) noktasında dengeye gelecektir. Bu noktanın dışında arz ile talep kesişmediği için denge  gerçekleşememektedir. X noktasında M1 miktarındaki fon, F1 faiz oranından borç olarak verilmiş olmaktadır.</p>
<p>Şimdi de Hazine’nin, ortaya çıkan bütçe açığını finanse etmek amacıyla özel kesimin talebine ek bir taleple borç verilebilir fon talebinde bulunarak piyasaya girdiğini varsayalım.</p>
<p>Yukarıdaki şekilde (T) özel kesimin talebini, (X) noktası yalnızca özel kesimin piyasada bulunduğu durumun dengesini ifade etmektedir. </p>
<p>Hazine’nin piyasaya ek bir taleple girmesi halinde yalnızca özel kesimin telebini temsil eden (T) talep eğrisi sola kayacaktır. (T’ eğrisi). T’ eğrisi özel kesim ve Hazine’nin borç verilebilir fonlara olan talep toplamını temsil etmektedir. Bu durumda yeni denge noktası, diğer koşullar değişmediği sürece, T’ talep eğrisinin, arz eğrisi (A) ile kesiştiği Y noktası olacaktır. Bu yeni denge noktasında borç verilebilir fonların kullanım miktarı M1-M2 kadar artarak M1 den M2 ye kaymış, buna karşılık arzda bir değişiklik olmadığı için faiz oranları talep artışına F2-F1 kadar artışla karşılık vererek F1 den F2 ye yükselmiştir.</p>
<p>Hazine ile özel kesimin borç verilebilir fonlar piyasasından talepte bulunma nedenleri farklıdır. Hazine bu piyasadan bütçenin finansman gereksinimini karşılamak için borç talep ettiği için faiz artışına özel kesim kadar duyarlı değildir. Buna karşılık özel kesim, piyasadan ileride sağlayacağı yatırım projelerini finanse etmek amacıyla borçlandığı için faiz artışlarına karşı son derece duyarlıdır. Faizlerde ortaya çıkacak artışlar özel kesimin yatırım maliyetlerini ve dolayısıyla ilerideki karlılığını etkileyeceği için, böyle bir durumda özel kesimin yatırım projelerinden bir bölümünü ertelemesi ve dolayısıyla piyasadaki borçlanma talebini düşürmesi normaldir.</p>
<p>Amaçlardaki bu farklılık nedeniyle faizlerde, Hazine’nin piyasaya girişi nedeniyle ortaya çıkan F1-F2 artışı, özel kesimin, borç verilebilir fonlar piyasasındaki talebinde düşmeye neden olur. Bu nedenle özel kesim T’ eğrisi üzerine geçmez ve T eğrisi üzerinde sola doğru kayarak borçlanma talebini azaltır. Bu durumda özel kesim için yeni denge noktası Z olur. Z noktasında özel kesim, yeni faiz oranı olan F2 oranında eskiden olduğu gibi M1 kadar değil fakat bundan M1-M3 kadar daha düşük olan M3 miktarı kadar borçlanabilmektedir.</p>
<p>Hazine’nin yarattığı ek taleple, faizlerin yükselmesine ve özel kesimin borçlanma miktarını düşürmesine “özel kesimin piyasa dışına itilmesi olgusu” ya da “crowding out effect” adı verilmektedir.</p>
<p>4. PARA POLİTİKALARI</p>
<p>Para arzını ve faiz oranlarını değiştirerek ekonomiyi etkileme teşebbüsü olan para politikaları MB tarafından yürütülmektedir.Temel fonksiyonu para arzı ve faiz oranını etkilemek olan para politikalarının amacı, tam istihdamın, fiyat istikrarının, ekonomik büyüme ve ödemeler dengesinin sağlanması olarak açıklanmaktadır.</p>
<p>4.1 Para Politikası araçları</p>
<p>-	-          Zorunlu karşılık oranları<br />
-	-          Açık Piyasa İşlemleri<br />
-	-          Reeskont Politikası<br />
-	-          Döviz Pozisyon Uygulaması</p>
<p>4.1.1 Zorunlu Karşılık Oranları</p>
<p>4.1.1.1  Mevduat Munzam Karşılıkları</p>
<p>Bankaların ödünç verilebilir fonların, kredi hacimlerini etkilemek için kullanılan araçlardan biri yasal karşılık veya zorunlu rezerv oranının MB tarafından saptanmasıdır. Bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/oran/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Oran">oran</a> bankaların kaydi para yaratma güçlerini belirleyen en önemli araçlardan birisidir. </p>
<p>4.1.1.2 Disponibilite Oranı</p>
<p>Bankaların ödeme güçlerini koruyabilmek için MB nezdindeki serbest depo ve hesaplarında bulundurmak zorunda oldukları yasal karşılıklara disponibilite denir.</p>
<p>4.1.2  Açık Piyasa İşlemleri</p>
<p>MB’nin Devlet iç borçlanma senetlerini satmak ya da satın almak yolu ile bankaların likiditelerini, dolayısıyla ödünç verebilecekleri fonların miktarını etkilemeyi amaçlayan işlemlerdir. MB’nin devlet iç borçlanma senetlerini satması, doğrudan ya da dolaylı olarak bankaların likiditelerini ve ödünç verebilecekleri fonların miktarını azaltır. Likiditeleri ve ödünç verebilecekleri fonalrın miktarı azalan bankalar kullandırdıkları kredilerin miktarını daraltmak zorunda kalırlar. Aksine MB’nin devlet iç borçlanma senetlerini satınalması, bankaların likiditelerini ve ödünç verebilecekleri fonların miktarını arttırır. Likiditeleri ve ödünç verebilecekleri fonların miktarı artan bankalar kredilerini arttırabilirler.</p>
<p>Tahvil piyasasının gelişmiş olduğu ülkelerde açık piyasa işlemleri etkin bir kredi kontrol aracıdır. Açık piyasa işlemlerinin etkinliği piyasada işlem gören devlet iç borçlanma senetlerinin hacmine, MB’nin portföy hacmine ve uyguladığı para politikası hedeflerine bağlıdır.</p>
<p>4.1.3  Reeskont Politikası </p>
<p>MB bankalarca iskonto edilmiş olan ticari senetleri yeniden iskonto ederek veya bankalarca teminat olarak verilen senetler karşılığında banlara avans vererek kaynak sağlayabilir. MB reeskont ve avans faiz oranlarını yükselterek bankaların fon talebini kısabileceği gibi faiz dışı önlemlerle de (Bankalara limit koyarak, reekont ve avansa kabul edilecek senetlerde koşulları ağırlaştırarak) bankaların reeskont ve avans taleplerini kısıtlayabilir. MB reeskont faiz oranlarıyla oynayarak banların ödünç verilebilir fonlarını, rezervlerini ve kaydi para yaratma olanaklarını etkilerler. </p>
<p>4.1.4  Döviz Pozisyon Uygulaması </p>
<p>Döviz piyasalarını incelerken göreceğimiz üzere MB bankaların tutabilecekleri döviz pozisyon miktarını da belirleyerek bir döviz kuru politikası yürütmektedir. Burada amaç, hem bankaların risklerini kontrol altına almak hem de piyasayı ekonominin gerekleri doğrultusunda düzenlemektir.</p>
<p>MB’nin para politikaları dışında, Hazine’nin maliye politikaları, Sermaye hareketleri, enflasyon faiz oranları üzerinde etkin rol oynamaktadır.</p>
<p>Ders Notu 3: DÖVİZ PİYASALARI</p>
<p>1. TEMEL KAVRAMLAR</p>
<p>1.1 Döviz ve Efektif</p>
<p>Günlük hayatta döviz ve efektif kavramları sürekli biribirine karıştırılmaktadır. Bu sebeple gerçekte aralarında önemli farklar olan bu kavramları açıklamakta fayda görmekteyiz. </p>
<p>Yabancı paralar cinsinden ve yabancı ülkelerde ödenebilir kaydi paraya döviz denilmektedir.  Yabancı ülke banknotları ve madeni paralarına ise efektif denilmektedir. </p>
<p>Buna göre döviz çoğunlukla banka hesaplarına geçmiş yabancı para olarak değerlendirilirken, efektif ise cepte taşınan kağıt ve madeni para olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p>Bankalar açısından döviz efektifden daha kıymetlidir. Bunun başlıca sebepleri aşağıdaki gibi sıralanabilir;</p>
<p>1 – Dövizin mobilitesi ( hareket kabiliyeti ) vardır.<br />
2 – Dövizin saklanması emniyetlidir.<br />
3 – Dövizin neması vardır.</p>
<p>1.2 Döviz Kuru </p>
<p>Her ülkenin kendine özgü bağımsız bir para sistemi vardır. Oysa uluslararası ödemeler, daima bu ulusal paraların birbirleriyle değiştirilmesini gerektirmektedir. Örneğin bir Alman ihracatçı, Fransa’ya yapmış olduğu  ihracat karşılığında, kazandığı Fransız Frank’larını Alman Markı’na çevirerek  Almanya’da hammadde satın alacaktır. </p>
<p>İşte çeşitli milli paraların birbirlerine çevrilmesi zorunluluğu, bu çevrilme işleminin hangi oran üzerinden yapılması gerektiğini belirlemek gibi çok önemli bir sorun ortaya çıkarmaktadır. Milli paraların bu değişim oranına Döviz Kuru ya da Parite denmektedir. Yani ;</p>
<p>Bir ülkenin döviz kuru, o ülkenin milli para biriminin yabancı paralar cinsinden değerini ifade etmektedir.</p>
<p>1.3 Çapraz Kur</p>
<p>Uluslararası döviz piyasalarında her bir dövizin diğerlerine karşı paritesi yerine başka paraların Amerikan Doları’na karşı pariteleri baz alınmaktadır. Böylece, günlük alım-satım işlemlerinde hız ve kolaylık sağlanmaktadır. Ayrıca USD, halen uluslararası ödemelerde en yaygın kullanılan para birimi özelliğine sahiptir. Bunun yanında tabii ki çapraz kurlar da gerektiğinde kullanılmaktadır. Buna göre uluslararası uygulamada kotasyonlar 1 Ocak 1999’dan önce yani EURO hayata geçirilmeden önce aşağıdaki gibi verilmekteydi.</p>
<p>1 USD = 1.9500	     /    1.9505   DEM<br />
1 USD = 1.6000	     /	1.6005    SFR<br />
1 USD = 5.8500     /	5.8525    FRF<br />
1 GBP = 1.6500	     /	1.6505   USD</p>
<p>Yukarıda verilen tarihten itibaren Belçika, Almanya, İspanya, Fransa, İrlanda, İtalya, Luksemburg, Hollanda, Avusturya ve Portekiz EURO’ya dahil oldular ve daha önce kullandıkları para birimleri cinsinden işlemler 2002 yılına kadar devam edecek olsa da uluslararası sistemde artık bu ülkelerin para birimleri yerine EURO kote edilmeye başlandı.</p>
<p>PARA BİRİMİ	1 EURO</p>
<p>BELÇİKA FRANGI	40,33990<br />
ALMAN MARKI	1,95583<br />
İSPANYOL PEZETASI	166,38600<br />
FRANSIZ FRANGI	6,55957<br />
İRLANDA PUNTU	0,78756<br />
İTALYAN LİRETİ	1936,27000<br />
LUXSEMBURG FRANGI	40,33990<br />
HOLLANDA FLORİNİ	2,20371<br />
AVUSTURYA ŞİLİNİ	13,76030<br />
PORTEKİZ ESKÜDOSU	200,48200</p>
<p>1.4 KOTASYON</p>
<p>Herhangi bir varlık için verilen alım ve satım taraflı fiyat teklifi kotasyon olarak adlandırılır. Para piyasalarında kotasyon faiz cinsinden verilir.</p>
<p>Örnek : </p>
<p>1 WK TL    %40 / %45</p>
<p>Bu kotasyonu açarsak daha önceden piyasa teamülleri ile belirlenen bir meblağ, sözgelimi  1 trilyon TL için XYZ bankasının 1 hafta boyunca 40% ile borç alabileceğini 45% ile borç verebileceğini anlamak mümkündür.</p>
<p>Döviz piyasalarında ise kotasyon satın alma, ya da satma değeri olarak verilir.</p>
<p>Örnek :</p>
<p>USD/TRL  565.000 / 565.500 </p>
<p>Bu kotasyonu açarsak, yine piyasa teamülleri gereği daha önceden belirlenen bir meblağ için sözgelimi 1 milyon USD için XYZ bankasının aynı gün 1 milyon USD’nı 580.000 TL alabileceğini, aynı miktarda USD’ı ise 580.500 TL’dan satabileceğini anlamak mümkündür. </p>
<p>Tanımdan ve örneklerden de anlaşılacağı üzere kotasyon çift taraflı verilmektedir. </p>
<p>	          5 / 7     gibi verilen bir kotasyonda</p>
<p>Döviz kotasyonlarda bir para “baz döviz” olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Genelde ABD Doları baz döviz olarak kabul edilse de EURO’dan sonra, EURO cinsinden kotasyonlarda baz döviz EURO olmuştur. Ayrıca USD’nın İngiliz Sterlini cinsinden çapraz kurunda baz döviz İngiliz Sterlini’dir. </p>
<p>Buradan hareketle, eğer tüm para birimlerinin USD cinsinden karşılığı biliniyorsa diğer para birimlerinin de birbirleri cinsinden ifadesi kolaylaşmaktadır.</p>
<p>Örnek :</p>
<p>USD/JPY  = 110,85/95<br />
USD/TRL = 565,000 / 565,500</p>
<p>JPY/TRL = ?</p>
<p>Bağlı döviz (TRL) = 565,000 / 565,500</p>
<p>Baz döviz   (JPY) =  110,85  / 110,95</p>
<p> BID RATE  = 565,000 / 110,95 = 5092,38<br />
 ASK RATE = 565,500 / 110,85 = 5101,48</p>
<p>Örnek :</p>
<p>EURO/USD = 1,0110 / 1,0115<br />
GBP / USD  = 1,5860 / 1,5865</p>
<p>GBP / EURO = ?</p>
<p>Bağlı döviz (EURO) = 1,0110  /  1,0115</p>
<p>Baz döviz   (GBP)    =  1,5860  / 1,5865</p>
<p>BID RATE  = 1,5860 / 1,0115 = 1,5679<br />
ASK RATE = 1,5865 / 1,0110 = 1,5692</p>
<p>2. Döviz Alım Satımında Valör ve Ödemeler</p>
<p>2.1 Nostro Hesaplar</p>
<p>Bankaların bir başka bankada yabancı para mevduatlarını tuttukları hesaplardır. Bankaların hesaplarına dövizler nostro hesapları vasıtasıyla girer  ve çıkar. Genel bir uygulama olarak her bankanın tututuğu nostro hesabı o yabancı paranın ait olduğu ülkedeki bankadadır.Türkiye’deki bir bankanın FRF (Fransız frangı ) nostrosu Fransa’daki bir bankadadır. Fransa’daki bu bankanın Fransız bankası olma koşulu yoktur sadece Fransa’da olması yeterlidir.</p>
<p>Değişik para cinslerinden mevcutların tutulduğu nostro hesaplar, cari hesap şeklinde çalıştığı için, bu hesapların “hesap tutma masrafı” ve “işlem başına masraf” şeklinde bir maliyeti bulunmakta, bu maliyet, ya hesapta faizsiz minimum bir bakiye bulundurulması veya her işlem için muhabir bankaya masraf ödenmesi şeklinde karşılanmaktadır.</p>
<p>2.2 Valör Uygulaması</p>
<p>Ülkeler arasındaki saat farklılıklarının yanısıra, her ülkedeki takas (clearing) sistemlerinin değişik özellikleri nedeniyle uluslararası ödemelerde valör çok önem kazanmaktadır. İlke olarak, uluslararası ödemeler işlemi takip eden ikinci iş günü valörüyle yapılmaktadır. Bu tip işlemler spot işlemler olarak adlandırılmaktadır.</p>
<p>Örnek olarak herhangi bir A bankası B bankasından 1 Mart 2000 tarihinde 1,1010 çapraz kurdan 1,101,000 USD karşılığında 1,000,000 EURO almıştır. Bu işlemin takası, 3 Mart 2000 tarihinde A bankasının,  B bankasının muhabirine USD’nı, B bankasınında A bankasının muhabirine EURO’u geçmesiyle gerçekleşecektir.</p>
<p>Eğer işlemin takası 2 işgününden daha ileri bir vade olarak belirlenmişse, bu tip işlemlere forward işlemler denilmektedir. </p>
<p>Uluslararası ödemelerde, ödemenin yapılacağı dövizin ülkesindeki iş günleri baz alınacaktır. Örneğin, 1 Mart tarihinde 3 Mart valörlü olarak USD ödemesi yapabilmemiz için 3 Mart tarihinde Amerika’da resmi tatil olup olmadığını bilmemiz gerekecektir. Başka ülkelerde 3 Mart işgünü olsa bile eğer o gün Amerika’da tatil ise ödemenin Amerika’da ki bir iş günü yapılması gerekecektir.</p>
<p>Ülkemizde, TL karşılığı USD ya da USD borç alıp verme işlemlerinde valör aynı gün olarak uygulanmaktadır. Örneğin A bankası 1 Mart tarihinde 565,000 çapraz kur üzerinden B bankasından 1,000,000 USD almışsa, B bankası A bankasının Amerika’da ki muhabirine 1 Mart valörü ile 1 milyon USD geçmek durumundadır. Buna karşılık A bankası da B bankasının Merkez Bankası’nda ki hesaplarına USD karşılığı olan 565 milyar TL ödemek zorundadır.</p>
<p>Yukarıdaki açıklamalardan sonra işlemin yapıldığı, anlaşmanın  sağlandığı tarihe işlem tarihi (transaction date), teslimat tarihine veya işlemin gerçekleşeceği tarihe de valör tarihi (value date) adının verildiğini söyleyebiliriz. </p>
<p>2.3 Swift </p>
<p>( Society For Worldwide Interbank Financial Telecommunication )Uluslararası elektronik ödeme sistemidir. Bankalar yabancı para ödeme ve tahsilatlarını swift aracılığıyla gerçekleştiriler. Örnek verirsek ; Türkiye’de yerleşik ABC firması Avusturya’daki XYZ firmasından mal ithal etmekte ve ithalat bedeli olarak DEM 100.000.- ödemesi gerekmektedir. ABC firması Türkiye’deki bankasına giderek DEM 100.000.- transfer yaptırmak ister. Bu durumda Türkiye’deki banka Almanya’da DEM nostrosu olan bankaya swift ile ödeme talimatı verir.  Bu talimat ile Almanya’daki banka DEM 100.000.-‘ıı Avusturya’daki XYZ firmasının bankasının Almanya’da bulunan nostro hesabına gönderir. Avusturya’daki banka da DEM 100.000.- nostrosuna girince bu meblağı müşterisinin hesabına alacak kaydeder ve ödeme yerine getirilmiş olur.</p>
<p>3. Döviz Alım Satım Piyasaları</p>
<p>Bu piyasalarda alım satıma konu olan met’a dövizdir. Yani bir döviz cinsine karşılık başka bir döviz cinsinin alım-satımı sözkonusudur. Örneğin Dolar’a karşı TL ya da , İngiliz Sterlini’ne karşı Japon Yeni alınıp satılmaktadır. </p>
<p>Döviz piyasaları işlem hacmi bakımından dünyanın en geniş hacimli piyasalarıdır. Çünkü bu piyasalarda çoğunlukla diğer piyasalarda olduğu gibi alıcı ve satıcıların belirli bir binada ve belirli bir zamanda biraraya gelip alım-satım yapmaları zorunluluğu yoktur. (Buna rağmen döviz borsaları mevcuttur.) Döviz piyasası, bankaların ve işletmelerin bu işe ayrılmış bölümlerindeki elemanların ülke içinde veya ülke dışındaki başka bankaların ilgili bölümleriyle telefon, Reuters ekranları ve teleks aracığıyla bağlantı kurarak karşılıklı alış-veriş yaptıkları, ülkeler arasındaki saat farklılıkları nedeniyle de 24 saat açık olan bir piyasadır.</p>
<p>İşlem hacminin çok büyük bir kısmını spekülatif alım-satımlar oluşturmaktadır.</p>
<p>Aynı anda çok sayıda alıcı ve satıcının bulunması ve çok büyük bankaların makul ölçülerde alım-satım yapmak üzere piyasaya devamlı fiyat verebilmeleri nedeniyle döviz piyasaları derinliği olan piyasalardır.</p>
<p>Bankalarda, banka adına veya müşterilerin talimatı üzerine Döviz Alım-Satımı yapan elemanlara “DEALER” bu işlemlerin yapıldığı bölümlere de “DEALING ROOM” denir.</p>
<p>Hemen hemen tüm dünyada döviz pariteleri, faiz oranları,parasal haber ve yorumlar, Dealing Room’larda bulunan Reuters ekranlarından anında izlenebilmekte, yine özel bir Reuters ekranı ( Dealing ) aracılığıyla ülke içinde veya başka bir ülkedeki bir banka ile döviz alım-satımı ve diğer döviz işlemleri on-line sisteme benzer bir sistemle yapılmaktadır.</p>
<p>Dünyadaki belli başlı döviz piyasaları Londra, New York, Tokyo, Frankfurt, Zürih ve Singapur’dur. Saat farkları dikkate alındığında, Londra ve Avrupa piyasaları kapanırken New York açılmakta, New York kapanışında ise Tokyo piyasası açılmaktadır. Bu nedenle fonların dünyanın çevresinde 24 saat süreyle dolaşımı sağlanmaktadır.</p>
<p>Türkiye coğrafi konumu nedeniyle sabah erken saatlerde Uzakdoğu, saat 10,00-15,00 arasında Avrupa, saat 16,00 dan sonra New York piyasasında işlem yapabilme olanağına sahiptir.</p>
<p>4. Döviz Piyasası Katılımcıları</p>
<p>Bu piyasayı oluşturan başlıca katılımcılar şöyledir;</p>
<p>-	-          Bankalar<br />
-	-          Hazine<br />
-	-          Merkez Bankaları<br />
-	-          İşletmeler<br />
-	-          Aracılar<br />
-	-          Bireyler</p>
<p>Ticari bankaların bu piyasada olma sebepleri ;</p>
<p>-	-          Müşterilerine en iyi hizmeti sunmak,<br />
-	-          Kendi döviz pozisyonlarını hedefleri doğrultusunda tutmak ve yönetmek,<br />
-	-          Çeşitli enstrümalardan yararlanarak kar etmek,<br />
olarak sıralanabilir.</p>
<p>Merkez Bankaları ;</p>
<p>-	-          Uyguladıkları para politikaları ile paralel döviz kuru politikasını oluşturmak,<br />
-	-          Döviz rezervlerini yönetmek,<br />
-	-          Yerel paranın değerini korumak,<br />
gibi amaçlar doğrultusunda döviz piyasasında aktif işlemci olarak yer alırlar.</p>
<p>Hazine ;</p>
<p>-	-          Bütçe açıklarının finansmanı amacıyla finansal varlık ihraç etmek,<br />
-	-          Dış borç stokunu yönetmek<br />
Hazine’nin bu piyasadayeralma nedenleri olarak sıralanabilir.</p>
<p>İşletmeler ise ;</p>
<p>-	-          Dış ticaret işlemlerinin finansmanını sağlamak ve döviz pozisyonlarını yönetmek,<br />
-	-          Döviz risk ve maliyetlerinin minimize etmek,<br />
-	-          Uluslararası yatırım,<br />
gibi konular için döviz piyasalarını katılımcı olurlar.</p>
<p>5. Döviz Piyasasının Fonksiyonları </p>
<p>5.1 Satınalma gücünün transferi </p>
<p>Döviz piyasaları, ulusal paraların herhangi bir yabancı ülke parasına dönüştürülmesine olanak sağlayarak yabancı mal ve hizmetlerin satın alınmasını mümkün kılar. </p>
<p>5.2 Finansman sağlama </p>
<p>Dış ticaret işlemlerinde genellikle, malların sevkedilmesi ile ithalatçıya ödenmesi arasında bir zaman farkı sözkonusudur. Bu süre içerisinde dış ticaretin finansmanı döviz piyasası, daha açık bir deyişle dış ticarete aracılık eden bankalar tarafından karşılanabilir.</p>
<p>5.3 Kur değişmesi riskine karşı korunma </p>
<p>Bu riskler vadeli döviz piyasalarında yapılacak alım satım işlemleri ile giderilebilir.</p>
<p>6. Döviz Pozisyonu ve Kur Riski</p>
<p>Uluslararası döviz kurları, 1973’lü yıllardan itibaren serbest dalgalanma sistemi içinde oluşmakta ve değişik faktörlerin etkisi altında çok hareketli ve büyük iniş-çıkışlar gösteren bir seyir izlemektedir. Öte yandan, Türkiye’de de 1980’li yıllardan itibaren döviz kurlarında günlük ayarlama yöntemi başlatılmış, günümüzde ise, serbest kur mekanizması ile kurların her an değiştirilebildiği bir sisteme geçilmiştir.</p>
<p>Uluslararası mal ve hizmet ticareti yapan işletmelerin yanısıra, dış ticaret işlemlerine aracılıkları nedeniyle bankalar ve diğer finansal işletmeler, alacak ve borçlarından ötürü yabancı paraların diğer yabancı paralar karşısında değer değişikline uğraması ihtimalinden doğan bir kur riski ile karşı karşıyadırlar.</p>
<p>Amerika’lı bir ihracatçı bedeli 1 ay sonra ödenmek üzere Almanya’ya EURO 500,000,-‘luk bir mal sattığında, ihracat anlaşmasının yapıldığı gün EURO/USD paritesi 1,0110 iken 1 ayın sonunda paritenin 0,9700 olduğunu varsayarsak, ihracatçı anlaşma yaptığı gün EURO 500,000,- karşılığında 505,500.-USD elde etmeyi planlarken 1 ay sonra paritede meydana gelen değişmeyle birlikte 485,000,- USD elde edebilecek,  yani 20,500,-USD zarar edecektir. </p>
<p>Örneğimizde, Amerikalı ihracatçı başka bir döviz işlemi yoksa 1 ay vadeli EURO alacağı nedeniyle + döviz pozisyonu  taşıkamkta, Alman ithalatçı ise – döviz pozisyonu taşımaktadır. Gerek + ve gerekse – döviz pozisyonu taşıyan bu kişiler aynı şekilde kur riskine maruz kalmaktadır.</p>
<p>Bankaların da , müşterileri ile yaptıkları işlemler ve kendi adlarına yaptıkları işlemler nedeniyle döviz borçları ya da döviz alacakları yani döviz pozisyonları bulunmaktadır.</p>
<p>Bir bankanın aktfindeki döviz kalemleri ile pasifindeki döviz kalemleri bir bütün olarak o bankanın döviz pozisyonunu verir.Bankanın aktifindeki döviz hesaplarını döviz mevcutları ve döviz alacakları, pasifteki döviz hesaplarını ise döviz taahütleri ve döviz borçları olarak sınıflandırmak mümkündür. </p>
<p>Bankalar üstlendikleri döviz taahütlerini ve döviz borçlarını karşılayabilecek yeterli döviz kaynağına sahip olmalıdır. Her nekadar aktifteki döviz mevcutları ve döviz alacaklarının, pasifte yeralan döviz taahütleri ve döviz borçları toplamını karşılaması gerekirse de denge isteyerek, bazen de elde olamadan aktif ya da pasif lehine bozulabilir. </p>
<p>Bu alternatiflere göre 3 çeşit döviz poziyonu sözkonusudur;</p>
<p>6.1  Başabaş  Pozisyon (  Square )</p>
<p>Aktif toplamının pasif toplamına eşit olması durumudur. Bunun gerçek yaşamda ortaya çıkması olağan değilse de bir an için böyle bir eşitliği varsayarsak bunun anlamı, döviz pozisyonunun tam dengede olamsı yani mevcut ve alacakların taahütleri birebir karşılaması demektir.</p>
<p>6.2  Uzun pozisyon ( Long / Overbougt )</p>
<p>Döviz mevcutları ve döviz alacakları toplamının döviz taahhütleri ve borçlarından büyük olması durumudur. Uzun pozisyonda banka ihtiyacından fazla döviz tutuyor demektir.</p>
<p>6.3  Kısa pozisyon ( Short / Oversold )</p>
<p>Bankanın döviz mevcutları ve alacakları  toplamının döviz taahütleri ve döviz borçları toplamını karşılayamadığı durumdur.	</p>
<p>Örnek :</p>
<p>Dönem          = 1 yıl 		Spot USD     = 565,000.-TL<br />
Devalüasyon = 20%		USD faizi      = 7%<br />
TL Faizi        = 30%</p>
<p>A &#8211; ) </p>
<p>AKTİF  ( USD )				PASİF ( USD )<br />
Kasa			100.000		DTH			600.000<br />
TCMB			300.000		Alınan Döviz Kred.	400.000<br />
Döviz Kredisi		600.000<br />
			&#8212;&#8212;&#8212;-					&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
	TOPLAM         1.000.000			    	           1.000.000</p>
<p>Bankanın döviz vaziyeti sıfırdır. Banka başabaş pozisyon taşımaktadır. Kur değişimlerinden etlilenmeyecektir.</p>
<p>B &#8211; )</p>
<p>AKTİF  ( USD )				PASİF ( USD )</p>
<p>Kasa			100.000		DTH			600.000<br />
TCMB			300.000		Alınan Döviz Kred.	500.000<br />
Döviz Kredisi		600.000<br />
			&#8212;&#8212;&#8212;-					&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
	TOPLAM     	1.000.000		<		          1.100.000</p>
<p>Bankanın döviz pasif toplamı aktif toplamından USD 100.000.- fazladır. Banka sağladığı döviz kaynaklarının USD 100.000.- kısmını TL’na dönüştürmüştür.</p>
<p>USD 100.000 * 565.000  =  56.500.000.000.-TL  yaratmış ve TL faizine yatırmıştır. </p>
<p>Yılsonunda   56.500.000.000.-TL * 30% = 16.950.000.000.-TL  faiz getirisi elde etmiştir.</p>
<p>Yılsonu kuru = 565.000 * (1+ 20%) = 678.000.- </p>
<p> ( USD 100.000 * 678.000 = 67.800.000.000.-TL  ) + ( 100.000 * 7% = 7.000 USD ) </p>
<p>kur artışı ve döviz faiz zararına uğramıştır.</p>
<p>Konsolide edersek<br />
				  16.950.000.000.-TL       faiz getirisi<br />
				- 11.300.000.000.- TL       kur artış zararı<br />
USD  7.000 * 678.000    =     -   4.746.000.000.- TL       döviz faiz zararı<br />
				---------------------------<br />
TOPLAM        		                 904.000.000.-TL        kazanç sağlamıştır.</p>
<p>C - )</p>
<p>AKTİF  ( USD )				PASİF ( USD )<br />
Kasa			100.000		DTH			600.000<br />
TCMB			300.000		Alınan Döviz Kred.	300.000<br />
Döviz Kredisi		600.000<br />
			----------					----------</p>
<p>      TOPLAM     1.000.000			>	            1.100.000</p>
<p>Banka ihtiyacı olduğundan USD 100.000.- daha fazla döviz sahibidir.</p>
<p>Yukarıdaki çözümü bu örnek için yaparsak ulaşacağımız sonuç banka böyle bir pozisyon taşımaktan dolayı  904.000.000.-TL zarar etmiştir.</p>
<p>7. DÖVİZ KURLARINI ETKİLEYEN BAŞLICA FAKTÖRLER</p>
<p>Döviz kurlarının ileride ne olacağına ilişkin çalışmalar, bilimsel bir takım verilere dayansalar bile nihayet bir “tahmin”çalışması niteliğindedirler. Çünkü döviz kuruları büyük ölçüde bazı temel  ekonomik göstergelere göre oluşmekta ancak aynı zamanda pek çok doğal, politik, teknik ve psikolojik nedenle iniş-çıkışlar gösterebilmektedir. Dolayısıyla, döviz kurlarının nasıl hareket edeceğine ilişkin matematiksel kesin sonuçlar veren tahminler yapmak çoğu zaman mümkün olamamaktadır.</p>
<p>Döviz kurlarını etkileyen faktörlerle ilgili başlıca yaklaşımlar özet olarak aşağıda sıralanmştır.</p>
<p>7.1  Ödemeler Dengesi Yaklaşımı</p>
<p>Ödemeler dengesi döviz kurunu elirlemede büyük öneme sahiptir. Ödemeler dengesinin önemli bir kalemi olan dış ticaret dengesi olarak ifade edilen ve ülkenin sattığı ve aldığı mal tutarı arasındaki olumlu ya da olumsuz fark döviz uzmanlarınca büyük bir titizlikle incelenmektedir. Buna göre, dış ödemeler dengesi fazla veren ülkenin parası diğer ülke paralarına karşı değer kazanacak, böylece bu ülkenin malları diğer ülkelere  daha pahalı geleceği için bir süre sonra ödemeler dengesindeki fazla eriyecek ve denge sağlanacaktır.<br />
	Yine ödemeler dengesinin önemli bir kalemi olan cari işlemler dengesinin açık vermesi, dış borçların artış göstermesive sermaye girişinde azalma eğilimi gibi gelişmelerin de ülke parasını olumsuz etkileyecektir.</p>
<p>7.2 Satınalma Gücü Paritesi</p>
<p>1920’li yıllarda İsveç’li ekonomist Gustav Casse tarafından ortaya atılmıştır.Bir bütün olarak Satınalma Gücü Paritesi, “tüm ülkelerin enflasyon oranlarının aynı olduğu durumda çalışmayacak, fakat bir ülkedeki enflasyon oranının diğerine oranla yükselmesi halinde bu ülkenin milli parasının diğerine karşı enflasyon farkı oranında değer kaybedecektir” varsayımına dayanmaktadır.</p>
<p>7.3 Piyasa Beklentileri</p>
<p>7.3.1  Forward Döviz Kurları 	</p>
<p>Bir kısım ekonomistler, forward döviz kurlarının, iki döviz arasındaki faiz farkını yansıtması nedeniyle ileride kurların ne olacağına ilişkin en iyi tahmin olduğu görüşündedirler. Tabii ki bu görüş, başka faktörleri dikkate almadığı için yeterli olmamaktadır.</p>
<p>7.3.2  Teknik ve Psikolojik Faktörler</p>
<p>Ekonomik nedenler uzun dönemde döviz kurlarını belirli bir yöne doğru etkilerken, çok kısa dönemde bu temel göstergelere ters düşen dalgalanmalar sıkça görülmekte, bu iniş-çıkışlar daha çok teknik ve psikolojik faktörlere dayanmaktadır.</p>
<p>Örneğin, Mart ayına ait Amerikan Dış Ticaret Açığının bir önceki aya göre %3 azalması beklenirken, azalış %1 seviyesinde kalırsa, açığın azalması normalde USD’ın değer kazanması yönünde etki yapması gerekirken piyasanın ilk tepkisi tam tersine USD’ın kısa vadede değer kaybetmesi şeklinde olabilecektir.Çünkü pek çok spekülatör, beklenen ticaret açığı rakamına göre önceden USD satınalmış ise, açığın beklenenden az çıkması üzerine birden USD’larını satmaya başlayabililer, bu da kısa vadede USD’ın değer kabetmesine yol açar.</p>
<p>Piyasayı etkileyecek büyük alıcı ve satıcıların alım satımları da kısa vadede fiyatları etkilemektedir.</p>
<p>Çeşitli nedenlerle byük bir piyasa oyuncusu olan Merkez Bankaları’nın tek tek veya birlikte yaptıkları müdahaleler hatta müdahale söylentileri de piyasayı kısa vadede etkilemektedir. Aynı şekilde MB’lerin faiz oranları ile ilgili değişiklik yapmaları, para otoritelerinin bu konudaki beyanları ve dedikodular piyasada önemli dalgalanmalara yol açabilmektedir. </p>
<p>Ekonomik göstergeler ve beklentilerin yanında teknik analiz göstergeleride döviz kurlarını etkileyebilmektedir. Bilindiği üzere teknik analiz, geçmiş dönemde meydana gelen fiyat hareketlerindeki seyrin gelecek dönemde de devam edeceği varsayımıyla oluşturulan bir analiz yöntemidir. </p>
<p>Ayrıca siyasi arenada ortaya çıkan gelişmeler de gelecek dönemde döviz kurlarının seyri açısından çok önemlidir.</p>
<p>8. TÜRKİYE’DE DÖVİZ PİYASALARI</p>
<p>Türkiye’de, döviz işlemleri ile ilgili olarak 1930 yılında yayınlanan 17 sayılı karar, 29 Aralık 1983 tarihinde 28 sayılı kararın yürürlüğe girmesi ile birlikte, yürürlülükten kaldırıldı. 28 sayılı karara göre MB’nin bütün dövizler için günlük kur yayınlamasından vaçgeçilmekte ve sadece USD için günlük kur belirleyip ilan etme kuralı getirilmekteydi. Ayrıca yurtiçinde yerleşiklerin belirli birtakım şartlara uymak kaydıyla yurtiçi ve yurtrdışından döviz kredisi sağlama imkanı getirilmekteydi.</p>
<p>28 sayılı kararın ardından, 7 Temmuz 1984’de 30 sayılı karar çıkartıldı. Bu kararın en önemli maddesi, yurtiçinde yerleşiklerin ceplerinde döviz bulundurmalarının serbest bırakılması ve kaynaklarının sorulmamasıydı. Bu uygulama ile döviz tevdiat hesapları ve döviz üzerinden faiz verilmesi olanaklı hale geldi. Bunun dışında, bankaların vadeli döviz alım satımı serbest hale getirilmekte ve Türkiye’ye her yoldan döviz girişi serbest bırakılmaktaydı.</p>
<p>30 sayılı karar’ın yayımıyla başlayan liberalleşme, 32 sayılı karar ile bir adım daha ileri gitmiş ve dövizin alım-satımı ve yurtdışına transferi gibi konularda büyük ölçüde serbesti getirmiştir. Aynı zamanda TL’nin konvertibilitesi için gerekli yasal düzenlemeler de bu kararname ile yapılmış bulunmaktadır. (1990 yılında IMF ile yapılan anlaşmanın 8.maddesi gereğince Türk parasının konvertibilitesi sağlandı.)</p>
<p>Öte yandan aynı yıllarda MB, dahili piyasaların gelişimi için önemli adımlar atmaktaydı.<br />
-	-          2 Nisan 1986 Bankalararası Para Piyasası ( Interbank )<br />
-	-          4 Şubat 1987 Açık Piyasa İşlemleri uygulama alındı,<br />
-	-          14 Eylül 1988 Bankalararası Döviz ve Efektif Piyasası,<br />
-	-           Nisan 1989 Altın Piyasası,</p>
<p>Ayrıca 3 Ocak 1986 yılında  İMKB bünyesinde Hisse Senedi alım-satım piyasasının hayata geçirilmesi ve devam eden yıllarda İMKB yardımıyla diğer organize piyasaların oluşturulması da Türkiye’deki Para , Döviz ve Sermaye Piyasalarının oluşmasına büyük katkıda bulunmuştur.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler, Bankacılık teknolojisindeki bir takım araçların kullanılmaya başlanması ve döviz rezervlerinin yeterli düzeyde seyretmesinin de yardımıyla bir Türkiye’de bir döviz piyasasının ortaya çıkmasına olanak tanımıştır.</p>
<p>8.1 Döviz Pozisyonu İle İlgili <a href="http://www.genelbilge.com/tag/mevzuat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Mevzuat">Mevzuat</a></p>
<p>8.1.1 Kur Uygulaması</p>
<p>Ülkemizde kurların belirlenmesinde herhangi bir kısıtlama yoktur. Ticari ve gayrıticari işlemlere ilişkin olarak yapılan döviz ve efektif alım-satım işlemlerinde uygulanacak döviz kurları serbestçe belirlenir.</p>
<p>8.1.2 Zorunlu Döviz Devirleri</p>
<p>1998 yılı ortasına kadar Türkiye’de,  Bankalar ve yetkili kurumlar ihracat ve görünmeyen işlemler kalemlerinden bir ay içinde alışını yapmış oldukları, yani TL vererek satın aldıkları döviz ve efektiflerin belirli bir kısmını (en son oran %14 olmak üzere), en geç takip eden ayın son iş gününe kadar Merkez Bankası’nın ilan ettiği kurlar üzerinden Merkez Bankası’na satmak zorundaydılar. </p>
<p>1998 yılının ikinci yarısında hızını arttıran Asya ve ardından gelen Rusya krizinin etkilerinden kurtulmak ve bankalara bir soluk aldırmak alınan kararlardan birisi de zorunlu döviz devirlerinin belirli bir süre ertelenmesiydi.  Merkez Bankası 2 aylık dilimler halinde gelcecek dönemde zorunlu döviz devri kabul etmeyeceğini açıklamaktaydı. Zorunlu döviz devri halen yürürlülükte olmasına rağmen Merkez Bankası döviz devri kabul etmemeyi sürdürmektedir.</p>
<p>8.1.3 Likidite Oranı</p>
<p>Likidite riski yönetimine yönelik bu oran, bankaların yüklenmiş oldukları kısa vadeli yükümlülüklerini yerine getirebilmek için bulundurmaları gereken asgari likiditeyi belirlemek amacıyla haftalık olarak izlenmektedir. Likidite oranı, bankların döviz ve altın mevcutlarının , döviz ve altın taahütlerine bölünmesiyle bulunur ve bu oran %10’dan aşağı olamaz.</p>
<p>		Döviz ve Altın Mevcutları<br />
Likidite Oranı = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;  > = %10<br />
		Döviz ve Altın Taahütleri</p>
<p>Merkez Bankası genelgesine göre döviz ve altın mevcutları aşağıdadır.</p>
<p>-	-          Yurtdışı muhabirleri nezdinde cari ve depo hesaplarında bulunan döviz mevcutları ile döviz cinsinden kıymetli evrak portföyleri,<br />
-	-          32 sayılı Karar’la öngörülen standartlardaki işlenmiş ya da işlenmemiş altın mevcutları,<br />
-	-          Yurtiçi muhabirleri nezdinde cari hesap, döviz tevdiat hesabı ya da depo hesaplarında bulunan döviz mevcutları ile altın depo hesaplarında bulunan altın mevcutları,<br />
-	-          T.C.Merkez Bankası nezdindeki döviz ve altın mevcutları (döviz tevdiat ve altın depo munzam karşılıkları dışında) olarak belirlenmiştir,<br />
-	-          Kasalarında bulunan efektif mevcutları,<br />
-	-          Bankaların Merkez Bankası içinde kurulan Döviz ve Efektif Piyasalarında ve Bankalararası Para Piyasalarında işlem yapabilmek için Merkez Bankası’na teminat olarak verdikleri döviz depoları, uluslararası standarttaki altın, yabancı devlet  ya da hazinelerce çıkarılan bono ve tahvil,<br />
-	-          Hazine Müsteşarlığı’nca doğrudan ya da garantisi ile ya da ÖİB tarafından yurt içinde çıkarılmış ve çıkarılacak döviz veya değeri döviz karşılığı Türk Lirası olarak belirlenmiş menkul kıymetlerden bankaların döviz mevcut ve alacaklarının %15’ine kadar olanlar,</p>
<p>Döviz taahütleri ise aşağıdaki kalemleri içerir ;</p>
<p>-	-          Vadesine 3 ay kalan akreditif taahütleri,<br />
-	-          Vadesine 3 ay kalan ve vadesi geldiğinde ödenmesi bankalarca taahüt edilen kabul poliçeleri,<br />
-	-          Vadesine 3  ay kalan ihracatın gerçekleşmemesi halinde geri ödenmesine bankalarca garanti verilen prefinansman kredi taahütleri,<br />
-	-          Bankaların yurtiçi ve yurtdışından doğrudan sağladıkları ve ödenmesini garanti ettikleri vadesine 3 ay kalan diğer krediler ile aldıkları döviz depoları,<br />
-	-          Vadesiz döviz tevdiat hesapları ve döviz üzerinden açılan cari hesaplar,<br />
-	-          Vadesiz altın depo hesapları,<br />
-	-          Bankaların Merkez Bankası içinde kurulan Döviz Efektif Piyasalarında yaptıkları işlemlerden dolayı ödeme yükümlülüğü altına girdikleri vadesine 3 ay kalan döviz depoları, döviz kredileri ve diğer döviz taahütleri,</p>
<p>8.1.4 Kur Riski Oranı  </p>
<p>Döviz mevcutları ile döviz alacaklarının toplamının döviz borçlarına bölünmesi suretiyle bulunacak bu oranın USD, DEM ve diğer dövizlerin USD karşılığı ve bunların tümünün toplamının USD karşılığı üzerinden hangi sınırlar içinde olacağı Merkez Bankası’nca belirlenmektedir.</p>
<p>Tüm döviz cinslerinin toplam USD karşılığı üzerinden yapılacak hesaplamada bir bankanın her hafta Cuma günü itibarıyla döviz mevcutları ve döviz alacakları toplamının, döviz taahütleri toplamına oranının en az %80, en çok %110 olması; herbir döviz cinsinden bu oranın en az %75 ve en çok %115 olması öngörülmekte, bu oranlara uymayan bankalar reeskont faiz oranının 2 katı tutarında haftalık ceza ödemek durumunda kalmaktadır. Bu sınırlamanın amacı bankaların döviz taahütlerine karşılık bulundurmaları gereken asgari ve azami döviz mevcudu tutarını belirlemek, böylece bankaların taahütlerine karşılık yeterli düzeyde döviz mevcudu tutmalarını sağlamak ve taahütlerine göre çok fazla döviz stoku tutmalarını da önlemektir.</p>
<p>		   Döviz Mevcutları + Döviz Alacakları<br />
Kur Riski Oranı = &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
			        Döviz Borçları</p>
<p>Kur riski oranının payında yer alan kalemlerin likidite oranına göre farklılıkları aşağıdadır.</p>
<p>-	-          Yurtdışı muhabirleri nezdinde cari hesap ve depo hesaplarında bulunan döviz mevcutları ile altın depo hesaplarında bulunan altın mevcutları ve döviz üzerinden düzenlenmiş kıymetli evrak portföyleri,<br />
-	-          Yurtiçi muhabirleri nezdinde cari hesap ve döviz tevdiat hesabı, veya depo hesaplarında bulunan döviz mevcutları ile altın depo hesaplarında bulunan altın mevcutları,<br />
-	-          Kasalarında bulunan altın ve efektif mevcutları,<br />
-	-          Döviz ve Efektif piyaslarında ve Bankalararası Para Piayasası’nda işlem yapabilmek için Merkez Bankası’na teminat olarak tevdi edilen döviz depoları, efektif depoları,uluslararası standarttaki altın,yabancı devlet veya hazinelerce çıkarılan bono ve tahviller,<br />
-	-          Hazine Müsteşarlığı’nca doğrudan ya da garantisi ile ya da ÖİB tarafından yurt içinde çıkarılmış ve çıkarılacak döviz veya değeri döviz karşılığı Türk Lirası olarak belirlenmiş menkul kıymetlerden bankaların döviz mevcut ve alacaklarının %15’ine kadar olanlar,<br />
-	-          Merkez Bankası nezdindeki döviz ve altın mevcutları (döviz tevdiat ve altın depo munzam karşılıkları ile birlikte),<br />
-	-          Yurtiçi ve yurtdışına açılan altın ve döviz kredileri toplamı,<br />
-	-          Döviz ve Efektif Piyasalarında  yaptıkları işlemden dolayı adlarına diğer bankalar ve özel finans kurumlarında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tesis/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tesis">tesis</a> ettikleri döviz depoları ve verdikleri döviz kredileri,<br />
-	-          Vadeli döviz alımları,<br />
-	-          Bankaları kendi döviz pozisyonlarından yurtdışına transfer edilmek suretiyle edindikleri yurtdışı iştirakleri,<br />
-	-          Satın alınan çekler,</p>
<p>Kur riski oranının paydasında ise aşağıdaki kalemler yer almaktadır.</p>
<p>-	-          Bankalar nezdinde açılmış bulunan döviz tevdiat ve altın depo hesapları toplamı (Bankalararası döviz tevdiat ve altın depo hesapları ile birlikte),<br />
-	-          Yurtiçi ve yurtdışından ödemesi döviz olarak yapılmak üzere borçlu sıfatıyla sağlanan krediler,<br />
-	-          Bankalarca yurtdışından depo hesabı olarak sağlanmış fonlar,<br />
-	-          MB içindeki Döviz ve Efektif Piyasalarında yapılan işlemlerden dolayı ödeme yükümlülüğü altına girilen döviz depoları,döviz kredileri ve diğer döviz taahütleri,<br />
-	-          Vadeli döviz satımları,<br />
-	-          Ödenecek çekler,<br />
-	-          Ödenecek havaleler,</p>
<p>8.1.5 Yabancı Para Genel Konsolide Pozisyon / Sermaye Tabanı<br />
Bankaların döviz pozisyonu açısından uyması gereken diğer bir ölçüt de Yabancı Para Net Genel Pozisyonu  / Sermaye Tabanı oranıdır. Bu rasyonun hesaplanmasındaki amaç , ana ortaklık niteliğine sahip bankaların konsolide döviz varlık ve yükümlülükleri arasındaki ilgi ve dengelerin kurulmasını ve bunların konsolide sermaye tabanları ile uyumlu bir seviyede döviz pozisyonu tutmalarını temin etmek üzere,döviz yönetimlerinde uygulayacakları “Yabancı Para Genel Konsolide Pozisyon /  Sermaye Tabanı” esasları belirlemektir. </p>
<p>29.8.1998 tarih ve 23448 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Yabancı Para Net Genel Pozisyonu / Sermaye Tabanı” rasyosu olarak belirtilip detayları verilen rasyo, 21.12.1999 ve 23913 sayılı mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yukaıdaki biçimde revize edilmiştir. Yapılan bu değişiklikteki temel amaç ortaklık yapısı aynı olan tüm mali kuruluşların bilançolarını bir bütün olarak ele alıp bu temele göre bir risk ölçümü yapmaktır.</p>
<p>Bu rasyoya göre ;</p>
<p>Yabancı Para Genel Konsolide Pozisyon : ( Konsolide Döviz Varlıkları – Konsolide Döviz Yükümlülükleri ) toplamının TL karşılıkları arasındaki farkı ifade eder.</p>
<p>Konsolide Döviz Varlıkları : Finansal kurumlar topluluğuna dahil tüm ortaklıkların konsolide edilmiş tüm yabancı para aktif hesaplarını, dövize endeksli varlıklarını, yabancı para repo alacakları ile vadeli döviz alım taahütlerini ifade eder.</p>
<p>Konsolide Döviz Yükümlülükleri : Finansal kurumlar topluluğuna dahil tüm ortaklıkların konsolide adilmiş tüm yabancı para pasif hesaplarını, dövize endeksli yükümlülüklerini, yabancı para repo borçları ile döviz satım taahütlerini ifade eder.</p>
<p>Sermaye Tabanı :  ( 30 Haziran 1998 tarih ve 23388 sayılı mükerrer Resmi Gazete )</p>
<p>&#8220;Sermaye&#8221;, ana sermaye ve katkı sermayeden meydana gelir.</p>
<p>8.1.5.1  Ana Sermaye:<br />
&#8220;Ana Sermaye&#8221;yi, ödenmiş sermaye, kanuni yedek akçeler, ihtiyari ve fevkalade yedek akçeler, muhtemel zararlar karşılığı ve bankaların üç aylık hesap özetlerinde yer alan vergi provizyonundan sonraki dönem karı ve geçmiş yıllar karı oluşturur. Ana sermayenin hesaplanmasında bankaların üç aylık hesap özetlerinde yer alan dönem zararı ile geçmiş yıllar zararı toplamı indirim kalemi olarak dikkate alınır.</p>
<p>8.1.5.2  Katkı Sermaye:<br />
&#8220;Katkı Sermaye&#8221;, genel kredi karşılığı, banka sabit kıymet yeniden değerleme fonu, iştirakler ve bağlı ortaklıklar ile sermayelerine katılınan diğer ortaklıklar sabit kıymet yeniden değerleme karşılığı, alınan sermaye benzeri krediler, muhtemel riskler için ayrılan serbest karşılıklar ve menkul değerler değer artış fonundan oluşur.</p>
<p>Yabancı Para Genel Konsolide Pozisyon / Sermaye Tabanı = 20% (Haziran 2000 itibarıyla)<br />
8.1.6 DAHİLİ PARA VE DÖVİZ PİYASALARI<br />
8.1.6.1 Merkez Bankası Döviz ve Efektif Piyasası<br />
14 Eylül 1988 tarihinde Türk Lirası karşılığı döviz alım-satım ve Türk Lirası karşılığı efektif alım-satım piyasalarının kurulması ile oluşturulan bu müdürlüğün amacı, bankalararası döviz ve efektif hareketlerini düzenlemek ve bankacılık sistemindeki döviz ve efektif kaynaklarının daha <a href="http://www.genelbilge.com/tag/verimli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Verimli">verimli</a> kullanılmasını sağlamaktır. TCMB, aracılık rolü dışında piyasayı yönlendirmek amacı ile zaman zaman piyasaya döviz müdahalelerinde bulunmaktadır. Bu müdahalelerin amacı, iç ve dış piyasadaki gelişmelere göre kurlardaki değişimleri yönlendirmek, döviz fiyatlarındaki aşırı dalgalanmaları önlemektir. Bu piyasalara bankalar dışında yetkili müesseseler ve özel finans kurumları da katılmaktadır. Böylece, yurtiçi döviz piyasalarında önemi ihmal edilemeyecek boyutlarda olan Kapalıçarşı piyasası da (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/serbest-piyasa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Serbest Piyasa">serbest piyasa</a> da denir) kontrol altına alınmıştır.</p>
<p>Bu piyasalarda, 28 Temmuz 1995 tarihinde Istanbul Altın Borsası’nın açılmasına kadar altın işlemleri de yapılmaktaydı. Bu tarihten önce Türkiye’de altın ithal etme yetkisi sadece Merkez Bankası’na ait idi. Merkez Baakası ilk önce TL karşılığı altın işlemlerine başlamış, ancak bu yöntem piyasa tarafından ilgi görmeyince, döviz ve efektif karşılığı altın işlemlerine dönülmüştür. </p>
<p>Döviz ve Efektif Piyasaları Müdürlüğü’nün bir diğer görevi ise Merkez Bankası’nın gişe kurlarını belirlemektir. Gösterge Kuru veya Denge Kuru da denen bu kurları Merkez Bankası saat 15:00’teki 20 bankanın  $/TL alış ve satış kotasyonlarının ortalamalarının ortalamasını alarak hesaplamaktadır.</p>
<p>8.1.6.2 Bankalararası Serbest Döviz Piyasası</p>
<p>Türkiye’de Bankalar MB Döviz ve Efektif piyasası dışında kendi aralarında da döviz alım &#8211; satım işlemi yapmaktadırlar.Bu tür işlemler çoğunlukla telefon ve Reuters Dealing ekranı aracılığıyla yapılmaktadır. Reuters tarafından elektronik ortamda oluşturulan ve TRL1 ismi verilen sayfada, tüm bankalar USD 1.000.000.- için alım-satım kotasyonu vermektedirler. </p>
<p>Mevcut durumda Bankalararası serbest piyasada yapılan işlem hacmi Merkez Bankası nezdindeki piyasada yapılan işlem hacminin çok çok üstündedir. Bu piyasada ki işlem hacminin daha yüksek olmasının sebebi, işlemlerin daha kolay gerçekleştirilmesi, herhangi bir maliyet ve teminat unsurunun bulunmaması olarak gösterilebilir.</p>
<p>8.1.6.3 Interbank Para Piyasası </p>
<p>2 Nisan 1986  tarihinde  kurulan  piyasanın amacı, bankalararası  rezerv  hareketlerini  teşvik  etmek, bankacılık  sisteminde  kaynakların  daha  verimli  kullanılmasını  sağlamak   ve  likiditenin  bankalararasında  dengeli  dağılımına  yardımcı  olmaktır.Böylece  kısa  bir  dönem  için nakit  fazlası  olan bir  banka, kısa  bir  dönem  için nakit  fazlası  olup  bunu   plase  edemeyen  bankadan borç  alabilmekte, bu  şekilde  kısa  dönemde  nakit  fazlası   olan banka  bunu  nakdi  gelir  sağlayan bir  varlık  haline  getirirken , kısa  dönem  nakit  ihtiyacı  olan banka bu  ihtiyacını  uzun dönemli  varlıklarını elden çıkartmadan  karşılayabilmektedir.</p>
<p>Ayrıca  bu  piyasa  gerektiğinde, uygulanmakta  olan para  politikası  hedeflerine  ulaşabilmek  için   MB tarafından   açık  piyasa  gibi  çalıştırılabilmekte , piyasadan  para  çekilebilmekte  veya  piyasaya  para  verilebilmektedir.Böylece  bankacılık  sisteminde  yaşanan kısa vadeli  likidite  sıkıntısı  ve likidite  fazlalığı  koşulları  ortadan  kaldırılabilmekte, piyasadaki  arz  talep  sürekliliği  sağlanabilmektedir.</p>
<p>8.1.6.4 Bankalararası Serbest Para Piyasası</p>
<p>Bankalar Interbank Para Piyasasının yanında TL gereksinimlerini ya da TL fazlalarını kendi aralarında oluşturdukları serbest para piyasasını kullanarak değerlendirebilmektedirler. Bu piyasada işlem maliyetleri sıfıra yakındır ve Bankalar diğer bankalara tanıdıkları işlem limitleri tutarında teminat almadan işlem yaparlar. </p>
<p>Bankalar yine pazar kuraları çerçevesinde kendi aralarında belirledikleri miktar üzerinden 1 yıl vadeye kadar alım ve satım kotasyonu verirler. Bu piyasa Reuters (TRLDEPO) aracılığıyla bütün pazara dahil bankalar tarafından görüntülenir.</p>

<p class="sayac_bilgi">252 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kpss-para-ve-banka-iliskisi-konu-anlatimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kpss Enflasyon Hedeflemesi Nasıl Yapılır</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kpss-enflasyon-hedeflemesi-nasil-yapilir.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kpss-enflasyon-hedeflemesi-nasil-yapilir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 06:15:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Avantaj]]></category>
		<category><![CDATA[Avustralya]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Brezilya]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Enflasyon Hedeflemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Finlandiya]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Inflation Targeting]]></category>
		<category><![CDATA[Ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Ispanya]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kanada]]></category>
		<category><![CDATA[Meksika]]></category>
		<category><![CDATA[Parasal]]></category>
		<category><![CDATA[Polit]]></category>
		<category><![CDATA[Rejim]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Zelanda]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11734</guid>
		<description><![CDATA[ENFLASYONUN HEDEFLENMESİ I. Giriş Merkez bankalarının esas amacının fiyat istikrarının sağlanmasını olduğunu kabul eden merkez bankaları ve diğer para otoriteleri bu amacı gerçekleştirebilmek için farklı para politikası rejimleri benimsemekte ve uygulayabilmektedir. Ekonomik birimlerin geleceğe yönelik olarak daha sağlıklı kararlar almalarını sağlamak, düşük ve sürdürülebilir bir enflasyon düzeyi yaratmak amacıyla aralarında Yeni Zelanda, Kanada, İngiltere, İsveç, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ENFLASYONUN HEDEFLENMESİ<br />
I. Giriş<br />
Merkez bankalarının esas amacının fiyat istikrarının sağlanmasını olduğunu kabul eden merkez bankaları ve diğer para otoriteleri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">bu</a> amacı gerçekleştirebilmek için farklı para politikası rejimleri benimsemekte ve uygulayabilmektedir. Ekonomik birimlerin geleceğe yönelik olarak daha sağlıklı kararlar almalarını sağlamak, düşük ve sürdürülebilir bir enflasyon düzeyi yaratmak amacıyla aralarında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">Yeni</a> Zelanda, Kanada, İngiltere, İsveç, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/finlandiya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Finlandiya">Finlandiya</a>, Avustralya ve İspanya’nın bulunduğu gelişmiş ülkeler 1990’lı yılların başından itibaren enflasyon hedeflemesi (inflation targeting) olarak adlandırılan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni-bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni Bir">yeni bir</a> rejim uygulamaya başlamışlardır. Gelişmiş ülkelerdeki uygulamaları takiben  Şili, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/meksika/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Meksika">Meksika</a>, Brezilya gibi gelişmekte olan ülkeler de <a href="http://www.genelbilge.com/tag/parasal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Parasal">parasal</a> politikalarında enflasyon hedeflemesi uygulamasına geçmiş ya da geçmeye çalışmaktadırlar. Akademik çevrelerce, enflasyonun doğrudan hedeflenmesi rejimine dayalı bir para politikasının yapabilecekleri ve yapamayacakları konusunda farlıklı görüşler  bulunmaktadır.<span id="more-11734"></span> Diğer yandan rejimin gelişmekte olan ülkelerdeki uygulanabilirliği de ayrı bir tartışma konusudur. Ancak aşağıda sunulan çalışmada enflasyon hedeflemesi rejiminin tanımı, ön koşulları, uygulanmasına yönelik stratejik ve teknik  özellikleri, genel kabul gören avantaj ve dezavantajları ile bu rejimi uygulayan gelişmiş ve gelişmekte olan ülke deneyimleri hakkında genel bir bilgi verilmek suretiyle konunun ana hatları çizilmeye çalışılmış, söz konusu farklı görüşler tartışılmamıştır. Çalışmanın son bölümünde ise enflasyon hedeflemesi politikasının Türkiye’de uygulanabilirliği üzerine bir değerlendirme yapılmıştır.</p>
<p>1. Tanım</p>
<p>Enflasyon hedeflemesi rejimi; merkez bankasının nihai hedefi olan fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi amacına yönelik olarak para politikasının makul bir dönem için belirlenen sayısal bir enflasyon hedefi ya da hedef aralığına dayandırılması ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bunun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bunun">bunun</a> kamuoyuna açıklanması şeklinde tanımlanabilen para politikası uygulamasıdır. </p>
<p>Para politikasını, bir ara hedef ya da hedefler seçme zorunluluğu olmadan doğrudan nihai hedefe dayandıran enflasyon hedeflemesi rejiminin, enflasyonu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kontrol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kontrol">kontrol</a> eden diğer yöntemlerden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> farkı para politikası araçlarının geçmiş ya da cari enflasyon yerine gelecek enflasyona dayanması ve gelecekteki enflasyon hakkında rastlantısal varsayımların yapılmamasıdır. Merkez bankası enflasyon hedefini gerçekleştirmek için enflasyon tahminleri yaparak enflasyon hedefinden muhtemel sapmalara karşı parasal araçları nasıl kullanacağını ve politikasını belirler. </p>
<p>Uygulamada enflasyonun doğrudan hedeflenmesi rejimi genellikle merkez bankaları ile hükümetler arasındaki anlaşmalar çerçevesinde oluşturulmuştur. Söz konusu rejim ülke koşullarına bağlı olarak farklılıklar göstermektedir. </p>
<p>2. Enflasyon hedeflemesi Rejiminin Önkoşulları</p>
<p>Enflasyon hedeflemesi rejiminin üç temel önkoşulu bulunmaktadır. Bunlar; 1) Para politikasının fiyat istikrarı hedefine odaklanması, 2) Merkez bankasının bağımsız olması, 3) Gelişmiş mali piyasaların olmasıdır. </p>
<p>1) Para politikasının nihai hedefi fiyat istikrarı olmalıdır: Para otoritesi sadece belirlediği enflasyon hedefini gerçekleştirmeyi amaçlamalı, büyüme, istihdam seviyesi veya döviz kuru istikrarı gibi başka hedefler seçmemelidir. Örneğin, sabit kur sistemi altında enflasyon hedeflemesi sisteminin işlemesi mümkün değildir. Bu nedenle, doğrudan enflasyon hedeflemesi rejimini seçen ülkeler sabit kur sistemini terk etmek durumundadır.  </p>
<p>Diğer yandan doğrudan enflasyon hedeflemesi rejimini başarıyla uygulayan ülkelerde fiyat istikrarıyla dolaylı ilişkisi bulunan başka hedeflere de ulaşıldığı görülmüştür. Ancak bu başarının sağlanmasındaki en önemli etken fiyat istikrarı hedeflerinin yeterli güvenirliliğinin (kredibilitesinin) olmasıdır. </p>
<p>Tam istihdam hedefinin enflasyon hedefi ile uyumsuz olması gerekli değildir. Uzun dönemde enflasyon hedefinin gerçekleştirilmesi, para politikasının tam istihdam amacının gerçekleştirmesinde en önemli katkıyı yapacaktır. Kısa dönemde ise iki amaç arasında bir ödünleşme mevcuttur. Para politikasının talep şoku karşısındaki tepkisi,  tam istihdam ve enflasyon hedefleri bağlamında da aynıdır. </p>
<p>Merkez bankalarının hedeflerinden birisi de mali piyasalarda istikrarın sağlanmasıdır. Bu amacın enflasyon hedeflemesi ile uyumlu olması gerekmemektedir. Krizde olan bankacılık sektöründen <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> deflasyon baskıları uzun dönemde enflasyon hedefinden sapmaya yol açabilmektedir. Merkez bankası kısa dönemde enflasyon hedefinin gerçekleştirilmesi için kısıtlayıcı para politikasını uygulamak ile bu uygulamanın bazı mali kurumların varlığını tehlikeye sokması çelişkisiyle karşı karşıya kalabilmektedir. </p>
<p>Enflasyon hedeflemesi rejimlerinde para ve mali politikalar arasında dolaylı da olsa bir etkileşim bulunmaktadır. Para politikası operasyonel olarak mali politikanın enflasyon üzerindeki etkilerini göz önünde bulundurmak durumundadır. Mali politika genel olarak enflasyon hedefini destekleyici niteliktedir. Örneğin büyük kamu borcu stoku, merkez bankasının en azından kısa dönemde enflasyon hedefini gerçekleştiremeyeceği beklentilerini güçlendirmektedir. Bunun sonucunda kamu borcu nedeniyle faizler yükselmekte ve hükümetin borç yükünün, dolayısıyla da borç stokunun artmasına neden olabilmektedir. Enflasyon hedeflemesi uygulamasına geçen ülkelerin çoğunda hükümetin enflasyonu kamu borçlanmasının finansmanında bir araç olarak kullanma girişimlerinin önlenmesi amacıyla enflasyona endeksli borçlanma kağıtları ihraç edilmiştir.</p>
<p>2) Merkez bankası bağımsız olmalıdır: Merkez bankasının bağımsızlığı en temel anlamıyla fiyat istikrarını korurken uygulayacağı para politikası rejimini ve kullanacağı parasal araçları kendi kararları ile seçmesi ve uygulaması olarak  tanımlanabilir. Kurumsal anlamda bağımsız bir merkez bankası politik müdahalelere maruz kalmaksızın para politikasını uygulayabilmelidir. Diğer yandan mali ve idari özerkliğinin olması merkez bankası bağımsızlığının ölçüsü olan diğer önemli unsurlarıdır. Ayrıca, merkez bankası bağımsızlığının resmi olarak tanınması için nihai hedefi olan fiyat istikrarının sağlanmasından sorumlu tek otorite olarak yasal bir görevlendirmenin yapılmış olması gerekmektedir. Merkez bankasının asgari koşullarda bağımsız olması koşuluyla enflasyon hedeflemesi rejimini benimseyen bir ülkede  mali politikaların para politikası uygulamaları karşısında bir üstünlüğü olmamalıdır. Bu durum hükümetin merkez bankasından borçlanmasının ya çok düşük bir düzeyde tutulması ya da hiç olmaması anlamına gelmektedir. Aksi hale merkez bankasının hükümetin taleplerini yerine getirmeye zorlanması nedeniyle ortaya çıkan enflasyonist baskılar para politikasının etkinliğini azaltmaktadır. </p>
<p>3) Gelişmiş mali piyasalar olmalıdır: Enflasyon hedeflemesi rejiminin başarıyla uygulanması ve enflasyonun hedeflenen düzeyde tutulması amacıyla para otoriteleri tarafından kullanılacak parasal araçların etkinliği gelişmiş para, sermaye ve döviz piyasalarının olmasına bağlıdır. Mali piyasaların kullanılan parasal araçlara yeterli çabuklukta tepki verememesi enflasyon hedeflerinden sapmalara yol açabilecektir. Ayrıca mali piyasaların <a href="http://www.genelbilge.com/tag/devlet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Devlet">devlet</a> tahvili gibi enstrümanlarla kamu borçlanmasını karşılayacak derinlikte olması merkez bankasının kamu borçlanmasında taşıyacağı yükün azaltılması ya da hiç olmaması açısından da önem taşımaktadır.  </p>
<p>Teorik olarak yukarıda bahsedilen önkoşulları sağlayan ülkeler enflasyon hedeflemesi rejimine dayalı bir para politikası uygulayabilmektedir. Pratikte ise  otoritelerin belli ön hazırlıkları yapmaları gerekmektedir. Uygulamaya yönelik bu  hazırlıklar stratejik özellikler ve uygulamaya yönelik teknik özellikler başlıkları altında ele alınmaktadır.</p>
<p>3. Stratejik Özellikler</p>
<p>a)	Hesap verebilirlik (accountablity) ve Şeffaflık (tranparency)</p>
<p>Enflasyonun doğrudan hedeflenmesi rejiminde önem taşıyan iki temel kavram merkez bankasının sorumluluk alanının belirlenmesi ve şeffaf olması gereğidir. Teoride ve uygulamada bu iki kavram birbiriyle doğrudan bağlantılıdır. </p>
<p>Enflasyon hedeflemesi rejiminde merkez bankası ya tek başına ya da hükümet ile birlikte sorumluluk almaktadır. Dolayısıyla, kamuoyuna açıklama genel olarak merkez bankası tarafından yapılmakla birlikte hükümet ile merkez bankası arasında yapılan yazılı mutabakatlarla da kamuoyuna duyurulabilmektedir. Uygulamada, yazılı mutabakatlarda merkez bankasının görev ve sorumluluk alanları açıkça ifade edilerek, başarısızlık durumunda cezai yaptırımların neler olacağı hususu da belirlenebilmektedir (Örneğin Yeni Zelanda’da  görüldüğü gibi). Merkez bankası ile hükümet arasında yazılı bir mutabakat yapılmaması durumunda ise merkez bankası nihai hedefi olan fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını kamuoyuna açıklamak ve bilgilendirme yapmak durumundadır. Uygulamada farklılıklar görülebilmekle birlikte çoğu zaman merkez bankası hedeflenen enflasyon oranından  (düzeyinden) sorumlu olmaktadır. </p>
<p>Doğrudan enflasyonu hedefleyen merkez bankalarının enflasyon hedeflerini, planlanan uygulamaları ve gelişmeleri içeren raporlarını belli aralıklarla yayımlaması suretiyle şeffaf bir politika izlemeleri gerekmektedir. Dolayısıyla, enflasyon hedeflemesi politikasını uygulayan ülkelerde merkez bankaları belirlenen hedeflerin gerçekleştirilmesinde kaydedilen ilerlemeler ve yapılması düşünülenlere dair kamuoyuna bilgi sunma ve raporlama işlevlerini geliştirmişlerdir. Çünkü merkez bankaları programın başarılı olması için şeffaf ve tarafsız olunması, hedeflerin anlaşılır olmasının sağlanması ve düzenli olarak kamuoyuna bilgilendirme yapılması gerektiğini savunmaktadır. Ele alınan ülkelerde yılda iki kez (Kanada, İspanya) ya da dört kez (Yeni Zelanda, İsveç, İngiltere) olmak üzere merkez bankaları enflasyon tahmin raporları hazırlamaktadır. </p>
<p>b) Güvenirlilik (kredibilite)</p>
<p>Merkez bankasının  hesap verebilirlik ve şeffaflık özellikleri aynı zamanda merkez bankasının ve para politikasının güvenirliliğinin artmasını sağlamaktadır.  </p>
<p>Bir çok ülke deneyimi enflasyon hedeflemesi uygulamalarının güvenirliliğinin sağlanmasının kolay olmadığını ve bir geçiş sürecine ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Söz konusu uygulamaların kamuoyuna açıklandığı anda güvenirliliğinin olacağını düşünmek doğru olmayacaktır. Ancak fiyat istikrarına yönelik olumlu bir ilerlemenin kaydedilmesi  ve gerekli kurumsal düzenlemelerin yapılması ile para politikasının güvenirliliğinin oluşması ve artırılması mümkün olabilmiştir. </p>
<p>c) Esneklik (flexibility)</p>
<p>Esneklik kavramıyla ifade edilmek istenilen merkez bankasının kısa dönem makroekonomik gelişmeler karşısında enflasyon hedeflerinin sağlayacağı bir esneklikle dengeleyici tepkiler verebilmesi şeklinde tanımlanabilir. Merkez bankasının sorumluluk alanlarının genişletilmesi ya da daraltılması ile şeffaflığının artması ya da azalması merkez bankasının esnekliğini kısıtlayıcı ya da artırıcı etki yapabilmektedir. Bu nedenle şeffaflık ile esneklik arasında uygun bir dengenin kurulması enflasyon hedeflemesi rejiminin en önemli stratejilerinden birini oluşturmaktadır. Merkez bankasına fazla esneklik tanıyan bir rejim kamuoyu güveninin sarsılmasına yol açabilirken, daha sıkı bir rejimin uygulanması reel ekonomide önemli bir  istikrarsızlığı beraberinde getirebilecektir. </p>
<p>d) İleriye yönelik bir yaklaşım benimsenmesi </p>
<p>Merkez bankası belirsizlikleri azaltmak amacı ile enflasyon hedeflerini ve politikalarını ileriye dönük olarak belirlemektedir. Belirsizliğin istikrarı bozucu en önemli unsur olması nedeniyle ileriye yönelik bekleyişleri belirli hale getirmek merkez bankasının temel stratejilerinden birini oluşturmaktadır.</p>
<p>Enflasyon hedeflemesi politikasını uygulayan ülkeler enflasyon hedeflerinin gerçekleştirilmesi ve fiyat istikrarının sağlanması için belli bir zaman sürecini hedeflemişlerdir. Bu yaklaşım sadece para politikasının yavaş ilerlemesi anlamında değil aynı zamanda enflasyonist beklentiler ve ekonomik davranışların ayarlanmasına yönelik olarak uzun vadeli sözleşmelerin ve düzenlemelerin yapılması için de bir zaman diliminin öngörülmesi gerekli görülmektedir. </p>
<p>4. Uygulamaya Yönelik Teknik Özellikler </p>
<p>a)	Enflasyon hedefinin ve ölçüm şeklinin tanımlanması</p>
<p>	Enflasyonun hedefi tanımlanırken hedeflenen enflasyonun uygun bir ölçüm yönteminin saptanması gerekmektedir. Enflasyon ölçümünde en yaygın olarak kullanılan uygulama tüketici fiyat endeksini (TÜFE) baz alan genel ya da çekirdek enflasyonun hesaplanmasıdır. </p>
<p>	Merkez bankaları fiyat istikrarının sağlanması yönünde fiyat seviyesi hedefleri yerine doğrudan enflasyon hedefleri belirlemeyi tercih etmişlerdir. Bu iki uygulama arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır: Fiyatlardaki beklenmedik bir artış; fiyat seviyesinin hedeflenmesi halinde fiyatlarda deflasyonist bir ayarlamanın yapılmasını gerektirirken enflasyon hedeflemesi yapılması halinde ise sadece artışın durdurulmasını gerekli kılmaktadır. Bu farklılık önemli yorumlamalara yol açmaktadır. Enflasyon hedeflemesi, fiyatlarda deflasyonist bir ayarlama gerektirmediğinden arz kaynaklı şoklar karşısında daha esnek bir politika uygulanmasına elverişli olduğu düşünülmektedir. Söz konusu esnekliğin olması enflasyon hedeflemesini gerçekçi ve güvenilir bir para politikası yapmaktadır. Diğer yandan fiyat seviyeleri üzerindeki etkilerin ortadan kaldırılması hedeflenmediğinden uzun dönemde fiyat seviyesinde değişmelere yol açtığı ve fiyatlardaki belirsizliği artırdığı düşünülmektedir.</p>
<p>	Enflasyon hedeflemesi politikasını uygulayan ülkeler TÜFE’nin hesaplanmasında ölçüm hataları olabileceğinin farkında olmakla birlikte söz konusu ölçüm hatalarının TÜFE’nin kullanılmasının avantajları karşısında nispeten daha az önemli olduğunu düşünerek TÜFE’yi tercih etmişlerdir. TÜFE’nin enflasyon hedefinin tanımlanmasında kullanılmasına neden olan bu avantajların en önemlileri arasında  kamuoyunun bu kavrama aşina olması ve  kolay elde edilebilir oluşu gibi özellikler  belirtilmektedir.</p>
<p>	Bazı ülkelerde (Yeni Zelanda, Finlandiya, Avusturalya) enflasyon parasal olmayan belirleyicilerden arındırılarak çekirdek enflasyon hesaplanmıştır. Ülke uygulamalarının çoğunda TÜFE ile çekirdek enflasyonun hesaplanmasındaki farkın genel olarak ipotek faiz ödemelerinin enflasyon oranına dahil edilmemesi şeklinde uygulandığı görülmektedir. Bunun nedeni ise beklenen enflasyonun hedeflenen enflasyon üzerinden bir artış göstermesi karşısında kısa vadeli faiz oranlarının artırılarak fonlama maliyeti dolayısıyla enflasyon oranında (TÜFE) <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha-fazla/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha Fazla">daha fazla</a> bir artışın önlenmek istenmesidir. Diğer yandan Kanada ve Finlandiya’da çekirdek enflasyon hesaplanırken dolaylı vergiler de TÜFE hesaplamasına dahil edilmemiştir.</p>
<p>	Enflasyon hedeflemesi politikasını uygulayan çoğu ülkede enflasyon oranına ilişkin bant aralıkları belirlenmiştir. Söz konusu bantlar ölçüm hataları ve bazı fiyatlardaki beklenmedik şoklar karşısında esneklik kazınılması amacını taşımaktadır. Bant aralıkları bazı ülkelerde dar tutulmuşken bazılarında ise daha geniştir. Enflasyon hedeflemesi rejimini seçen gelişmiş ülkelerin enflasyon hedeflerindeki değişmede genel olarak yüzde iki puanlık bir tolerans tanınmaktadır. </p>
<p>b)	Enflasyon tahmin model ve yöntemlerinin geliştirilmesi</p>
<p>	Teknik açıdan, uygulamada enflasyon hedeflemesi yapılması için sağlam ve güvenilir enflasyon modelleri geliştirilmelidir. Bunun için yeterli tarihsel verinin olması ve çok değişkenli veri setinin kullanılması gerekmektedir. Uygulamada en yaygın olarak kullanılan modeller aylık enflasyon tahmin modelleridir (Vector Autoregression Models-VAR). İstatistiksel çalışmalar bu modellerin gerçek enflasyon yönelimlerinin rasyonel olarak belirlenebildiğini göstermektedir. Ancak geleceğe yönelik (uzun dönemli) enflasyon tahminleri yapmak için kullanılan modellerde para politikasının enflasyon seviyesi üzerindeki etkisinin görülmesi için yavaş bir uyum sürecine gereksinim duyulmaktadır. </p>
<p>c)	Kamuoyu tarafından anlaşılmasının sağlanması</p>
<p>	Merkez bankalarının uyguladığı enflasyon hedeflemesi programın başarılı olması için kamuoyu tarafından hedeflerin anlaşılır olmasının sağlanması gereklidir. Enflasyon hedeflemesi rejiminin temel ilkeleri olan merkez bankasının hesap verebilirlik ve şeffaflık prensiplerine bağlı olarak düzenli olarak enflasyon raporlarının hazırlanması ve kamuoyuna bilgilendirme yapılması bu amaca hizmet etmektedir. Kamuoyu tarafından uygulanan rejimin anlaşılması aynı zamanda merkez bankasının güvenirliliğinin artmasını sağlayacaktır.</p>
<p>d)	Mali sektör reformlarının uygulanması </p>
<p>Enflasyon hedeflemesi rejiminin başarıyla uygulanması diğer para politikası uygulamalarında olduğu gibi etkin işleyen mali piyasaların olmasını gerektirmektedir. Mali sistemin etkinliğinin artırılması yönünde alınacak başlıca tedbirler faiz oranlarının deregülasyonu, bankacılık sistemi ve yabancı para işlemlerin liberalizasyonu ve bankacılık sisteminin etkin gözetim ve denetim mekanizmasının oluşturulması yönündeki reformlar olarak sıralanabilir.   </p>
<p>5. Enflasyon hedeflemesinin avantaj ve dezavantajları</p>
<p>Avantajları:</p>
<p>Enflasyon hedeflemesinin orta dönemli bir para politikası olarak sahip olduğu temel avantajlar aşağıdaki gibi sıralanabilir: Enflasyon hedeflemesi rejimi; </p>
<p>•	Para politikasının uygulanmasında şeffaflığı artırmaktadır.</p>
<p>•	Alternatif politikalara göre daha anlaşılır bir politikadır.</p>
<p>•	Merkez bankalarının belirlenen enflasyon hedefine ulaşmaları için güvenirliliklerini ve hesap verilebilirliğini artırmaktadır.</p>
<p>•	Para otoritelerinin fiyat istikrarı hedefine ulaşmaları için gerekli tüm bilgiyi kullanmalarını sağlamaktadır. </p>
<p>•	Para politikasının ulusal ekonomideki şoklara ağırlık vermesini sağlamaktadır. </p>
<p>•	Merkez bankalarının para politikası araçlarını kullanmalarında ve kontrol etmelerinde bağımsız olmalarını sağlamaktadır.</p>
<p>•	Para politikasının operasyonel olarak uygulanmasına yardımcı olmaktadır. </p>
<p>•	Politika tartışmalarının merkez bankasının para politikası ile gerçekleştirebileceği hususlar üzerinde odaklanmasını sağlamaktadır. </p>
<p>Enflasyonun doğrudan hedeflendiği rejimlerde para politikasının şeffaf olması ve kamuoyuna düzenli olarak bilgilendirme yapılması esastır. Aslında söz konusu özellikler gelişmiş ülkelerde bu rejimin başarısı için çok önemlidir. Bu çerçevede enflasyonu doğrudan hedefleyen merkez bankaları enflasyon ve para politikasının geçmiş ve gelecek performansını açık bir şekilde ortaya koymak amacıyla &#8220;Enflasyon Raporu&#8221;  yayımlamaktadır. </p>
<p>Dezavantajları:</p>
<p>Enflasyon hedeflemesi rejiminin avantajları yanında bir takım dezavantajları da bulunmaktadır. Enflasyon hedeflemesi rejimi,</p>
<p>•	Çok katı ve tavizsiz olarak uygulanması gerekli bir politikadır.</p>
<p>•	Diğer para politikası rejimleriyle karşılaştırıldığında etkin olmayan bir üretim dengesine (inefficient output stabilization) yol açmaktadır. Bu durum özellikle önemli arz şoklarında (petrol fiyatındaki ani değişiklikler gibi) kendini göstermektedir. </p>
<p>•	Kısa dönemde ekonomik büyümeyi sınırlandırabilir. </p>
<p>•	Mali politikalarının para politikalarına göre üstünlük sağlamasını engelleyemez. </p>
<p>•	Rejimin uygulanması için gerekli olan esnek döviz kuru rejimi mali istikrarsızlığa sebep olabilir.</p>
<p>II. Gelişmiş  Ülkelerde Enflasyon Hedeflemesi</p>
<p>1.	Genel Değerlendirme</p>
<p>Fiyat istikrarını nihai hedef alan para politikası birçok ülkede başarıyla uygulanmıştır. Enflasyonun doğrudan hedeflendiği para politikasının uygulandığı gelişmiş ülkeler arasında Yeni Zelanda, Kanada, İngiltere, İsveç, Finlandiya, Avustralya ve İspanya bulunmaktadır. Enflasyon hedeflemesi politikasını uygulayan söz konusu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sanayi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sanayi">sanayi</a> ülkelerinde benzer deneyimler yaşanmıştır.</p>
<p>Yeni Zelanda ve Kanada enflasyon hedeflemesi politikasını uygulayan ilk ülkelerdir. Söz konusu ülkelerin enflasyon hedeflerinin gerçekleştirilmesinde gösterdikleri başarı diğer beş ülkenin de benzer uygulamalara geçmelerine cesaret vermiştir. Almanya, Japonya, İsviçre ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/abd/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Abd">ABD</a> ile karşılaştırıldığında söz konusu yedi ülke yaklaşık otuz yıllık bir geçmişte enflasyonla mücadelede başarısız deneyimler yaşamıştır. Bu ülkeler enflasyon hedeflemesi politikasını genel makroekonomik politikalarına güvenirlilik kazandırmak için bir araç olarak kullanmışlardır. Diğer yandan enflasyon hedefleri için para politikası ile mali politikalardan sorumlu otoriteler arasında karşılıklı bir anlaşmanın olması kamuoyunun güveninin kazanılmasında önemli bir rol oynamıştır.</p>
<p>Dikkat çeken önemli bir diğer husus ise bu ülkelerin hepsinde enflasyon hedeflemesi politikasının uygulamaya geçirilmesi öncesinde enflasyon oranının nispeten düşük seviyelerde (yüzde 10’un altında) bulunmasıdır. Dolayısıyla, enflasyon oranında çok büyük düşüşler için söz verilmesi gerekmediğinden  programın güvenirliliğinin sağlanması nispeten daha kolay olmuştur. </p>
<p>Enflasyon hedeflemesi politikasını uygulayan bu ülkelerde tamamen olmasa bile para politikası enstrümanlarının büyük ölçüde serbestçe belirlenebilmesi ve kamu bütçesinin finansmanında mümkün olan en az yükün üstlenilmesi gibi merkez bankasının bağımsızlığının ölçüsü olabilecek koşullar mevcuttur. Uygulamada tüm bu ülkelerde kısa vadeli faiz oranları temel operasyonel enstrüman olarak kullanılmakta,   uzun vadeli faiz oranlarının değişmesi ve bu değişimin toplam talep ve enflasyon üzerindeki etkileri açısından gelişmiş mali piyasaların varlığı ise önem taşımaktadır.</p>
<p>Bu ülkelerde enflasyon hedefleri ileriye dönük amaçlar için belirlenmiştir; öyle ki bir ya da iki yıllık bir dönem için belirlenen hedefler ile gerçekleşecek enflasyon oranları arasındaki tahmin edilebilir sapmaların dengeleneceği sözü verilmiştir.</p>
<p>Fiyat istikrarının amaçlandığı ülkelerin enflasyon performanslarında önemli bir iyileşme olmuştur. Bu ülkelerin çoğu enflasyon hedeflerini belirlenen  programdan daha önce gerçekleştirmeyi başarmışlar, enflasyon oranları hedeflenen düzeye ya da bunun da aşağısında bir seviyeye gerilemiştir.</p>
<p>Ülke deneyimlerinden çıkarılan benzer sonuçlar aşağıda özetlenmiştir. Bunlar aynı zamanda enflasyon hedeflemesi politikasının gelişmekte olan ülkelerde uygulanabilirliğinin değerlendirilmesinde de belirleyici kriterler olarak kabul görmektedir. </p>
<p>•	Fiyat istikrarı hedefleri fiyat seviyesinin hedeflenmesinden ziyade enflasyonun doğrudan  hedeflenmesi şeklinde uygulanmaktadır. </p>
<p>•	Enflasyon hedefinin belirlenmesinde Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) kullanılmıştır:</p>
<p>•	Enflasyon hedefleri rakamsal değerler yerine bir bant aralığını göstermektedir:</p>
<p>•	Fiyat istikrarını hedefleyen para politikasının güvenirliliği zaman içinde artmıştır.</p>
<p>•	Merkez bankaları para politikası hakkında daha açık ve şeffaf raporlama yapmaktadır.</p>
<p>Tablo 1’de sunulduğu üzere enflasyon hedeflemesi politikasının söz konusu yedi ülkedeki uygulamalarına ilişkin özellikler kısaca özetlenmiştir :</p>
<p>Tablo 1: Gelişmiş Ülkelerde Enflasyon Hedeflemesi Uygulamaları</p>
<p>Yeni Zelanda</p>
<p>Kanada<br />
İngiltere<br />
İsveç<br />
Finlandiya<br />
Avustralya<br />
İspanya</p>
<p>Programın<br />
Başlangıcı<br />
	Mart 1990	Şubat 1991	Ekim 1992	Ocak 1993	Şubat  1993	Nisan 1993	1994 yazı<br />
Hedef<br />
	% 0-3*	% 1-3	% 1-4	% 2	% 2	% 2-3	% 3’ün altında<br />
Süre<br />
	5 yıl	1998 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sonu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sonu">sonu</a>	1997 ilkbahar, daha sonrasında % 2.5	1996 sonrası	1996 sonrası	Ortalama olarak aynı seviyede kalmak	1997 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sonu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sonu">sonu</a>, daha sonra % 2’nin altında<br />
Enflasyon ölçüm birimi<br />
	TÜFE (CPI)**	TÜFE (CPI)	İpotek faiz ödemeleri hariç tutulan Perakende Fiyat Endeksi<br />
	TÜFE (CPI)	TÜFE (CPI)**	TÜFE<br />
(CPI)**	TÜFE (CPI)<br />
TÜFE’den çıkarılan kalemler 	Faiz maliyeti unsurları, dolaylı vergiler, kamu kesintileri, dış ticaret hadlerindeki önemli fiyat değişiklikleri<br />
	Yok	İpotek faiz ödemeleri	Yok	İpotek faiz ödemeleri, dolaylı vergiler, devlet yardımları, konut fiyatları	İpotek faiz ödemeleri, dolaylı vergiler, diğer  değişken<br />
(volatile) kalemler	Yok<br />
Hedefin duyurulması<br />
	Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı arasında anlaşma sağlanan metinde tanımlandı.<br />
(Policy Target Agreement)<br />
	Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı arasında<br />
ortak mutabakat	Başbakan	Merkez Bankası (Bank of Sweden) 	Merkez Bankası (Bank of Finland) 	Merkez Bankası<br />
(Reserve Bank of Australia) 	Merkez Bankası<br />
(Bank of Spain)<br />
Enflasyon raporu<br />
	Mart 1990 sonrasında<br />
 yılda 4 kez	Mayıs 1995 sonrasında  yılda 2 kez<br />
	Şubat 1993 sonrasında  yılda 4 kez<br />
	Ekim 1993 sonrasında  yılda 4 kez<br />
-	Mayıs  1997 sonrasında yılda 2 kez	Altı ayda bir<br />
Enflasyon tahminlerini yayımlanıyor	Evet	Hayır	Evet	Hayır	Hayır	Hayır	Hayır</p>
<p>II. Gelişmiş Ülkelerde Enflasyon Hedefi Uygulamaları</p>
<p>Yeni Zelanda</p>
<p>•	1980’li yılarda yüzde 18 düzeyinde bulunan enflasyon oranı önce tek haneli düzeye çekilmiş, ardından 1990 yılında çıkarılan yasayla Merkez Bankası’na fiyat istikrarını sağlama ve gerekli para politikasını uygulama görevi verilmesi ile dünyada ilk kez enflasyonun doğrudan hedeflenmesi rejimi uygulanmaya başlanmıştır. </p>
<p>•	Program, Maliye Bakanı ile Merkez Bankası arasında yapılan anlaşma ile kamuoyuna duyurulmuştur. </p>
<p>•	Enflasyon hedeflemesi politikası enflasyon hedefinin belirlenmesinde TÜFE çekirdek enflasyonu kullanılmış olup, hedef yüzde 0-3 aralığında açıklanmıştır. TÜFE&#8217;nin hesaplanmasında faiz maliyeti unsurları, dolaylı vergiler, kamu kesintileri, dış ticaretteki önemli fiyat değişiklikleri çıkarılmıştır.</p>
<p>•	Enflasyon hedefi dışında başka bir ara hedef seçilmemiştir.</p>
<p>•	Enflasyonu hedefleme politikası yasal anlaşmalar çerçevesinde yürütülmüştür.</p>
<p>•	Merkez Bankası hedeflerin gerçekleştirilmesinden tek başına hükümete karşı sorumludur, hükümetin müdahalesi söz konusu değildir. Ancak başarısız olunması durumunda hükümetin Merkez Bankası Başkanını görevden alma yetkisi bulunmaktadır.</p>
<p>•	Politika kısa dönemli şokların etkilerini azaltacak esnekliğe sahiptir.</p>
<p>•	Enflasyon raporu yılda dört kez yayımlanmakta olup, enflasyon tahminleri de açıklanmaktadır.</p>
<p>Kanada</p>
<p>•	Kanada Yeni Zelanda&#8217;dan bir yıl sonra Şubat 1991 yılında enflasyon hedeflemesi politikasını uygulamaya başlamıştır. Merkez bankası üç yıl süreyle uzun vadedeki amaçlarının fiyat istikrarını sağlamak olduğu konusunda kamuoyunu ikna  etme çalışmaları yapmışlardır. </p>
<p>•	Yeni uygulama Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı arasında varılan ortak mutabakatla kamuoyuna duyurulmuştur. </p>
<p>•	Hükümet bu politikaya verdiği desteği güçlendirmek için aynı gün hükümet bütçesini de yayımlamıştır. Maliye Bakanı ve Merkez Bankası başkanı bir program dahilinde olmamakla birlikte hemen hemen her hafta toplantı yapmaktadır. </p>
<p>Merkez Bankası yeni enflasyon hedefi uygulamasında:</p>
<p>•	Parasal Koşullar Endeksi&#8221; olarak tanımlanan bir göstergeyi operasyonel hedef olarak kabul etmiştir. Endeks bir nominal çıpa olarak değerlendirilmemekle birlikte faiz oranları belirlenirken kurlardaki değişimler çok yakından takip edilmektedir.</p>
<p>•	Gecelik faiz oranlarında 1994 yılının ikinci yarısından itibaren binde 5&#8242;lik bir aralık hedeflenmiştir.</p>
<p>•	İşgücü ve mal piyasalarındaki talep ve arz fazlasının öngörüleri temel girdi olarak alınmakta, geniş tanımlı para arzlarında, kredi arzında, tüketimdeki ve ücret sözleşmelerindeki gelişmeleler izlenmektedir. </p>
<p>•	Enflasyonist bekleyişler &#8220;Conference Board of Canada&#8221; tarafından yapılan anketlerden ve 30 yıl vadeli devlet tahvilleri ve reel tahvillerin getirilerinin farkı gözetilerek izlenmektedir.   </p>
<p>•	Şeffaflık politikası çerçevesinde Mayıs 1995&#8242;ten sonra yılda iki kez enflasyon raporu yayımlanmaya başlamıştır. Kanada&#8217;da enflasyon hedeflemesi politikası için kurumsal bir yapının olmamasına ve olumsuz arz yönlü şoklara rağmen, söz konusu uygulama başarıyla sonuçlanmıştır. Bunda Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı arasındaki uyumlu ilişki, merkez bankasının politika esnekliği ve şeffaf bir politika izlemesi etkili olmuştur. </p>
<p>İngiltere </p>
<p>•	İngiltere&#8217;de Ekim 1992&#8242;de yüzde 1-4 aralığında açıklanan enflasyon hedefinin belirlenmesinde ipotek faiz ödemeleri hariç tutulan perakende fiyat endeksi kullanılmıştır. </p>
<p>•	Başbakan tarafından duyurulan enflasyon hedefi 1997 sonbahar sonrasında yüzde 2.5 olarak belirlenmiştir. </p>
<p>•	İlk defa İngiltere Merkez Bankası tarafından yayımlanmakta olan enflasyon raporu Şubat 1993 sonrasında yılda dört kez yayımlanmaya başlamıştır. Enflasyon tahmin rakamları da yayımlanmaktadır. </p>
<p>İsveç</p>
<p>•	İsveç Merkez Bankası Ocak 1993&#8242;de enflasyonist bekleyişleri yönlendirmek amacıyla enflasyon hedefine yönelik politikalarını uygulanmaya başlamıştır. </p>
<p>•	Enflasyon hedefi TÜFE kullanılarak yüzde 2 olarak belirlenmiştir. Şeffaflık ilkesi çerçevesinde yılda dört kez enflasyon raporu yayımlanmaktadır. </p>
<p>•	Politik güvenirliliğin olmasına büyük önem verilmiştir.</p>
<p>•	Para politikası dışsal şoklardan dolayı (petrol fiyatları, dış ticaret hadlerindeki değişiklikler, maliye politikasındaki değişiklikler, vergi politikasındaki değişikler gibi) enflasyonda meydana gelebilecek ani değişikliklerin olumsuz etkisini giderecek şekilde düzenlenmiştir. </p>
<p>•	Merkez bankası kısa vadede üretim açığı, kapasite kullanım oranı, işsizlik oranı, ücretler, ithalat fiyatları, kurlar, hammadde ve ara malı fiyatları gibi temel göstergeleri izlemektedir. </p>
<p>•	Orta-vadeli faiz oranları ve enflasyon beklentilerinin ölçüldüğü anketler yapılmakta, iki yıldan daha uzun vade için ise forward faizler ve ekonometrik tahminler önem kazanmaktadır. </p>
<p>Finlandiya </p>
<p>•	Finlandiya&#8217;da Şubat 1993&#8242;te uygulanmaya başlanan enflasyon hedeflemesi politikası 1996 sonrasına kadar devam ettirilmesi planlanmıştır. </p>
<p>•	Program kamu harcamalarının kısılması programı ile birlikte uygulamaya konulmuştur. </p>
<p>•	Yüzde 2 olarak açıklanan enflasyon hedefinin hesaplanmasında çekirdek enflasyon kullanılmıştır. TÜFE hesaplanırken ipotek faiz ödemeleri, dolaylı vergiler, devlet yardımları, konut fiyatları hariç tutulmuştur. </p>
<p>•	Enflasyon hedefi Finlandiya Merkez Bankası tarafından açıklanmakta, ancak enflasyon raporu ve tahminleri yayımlamamaktadır.</p>
<p>Avustralya</p>
<p>•	1980’li yıllarda yüksek seyreden enflasyon önce yüzde 8’lere çekilmiş, 1993 yılından itibaren söz konusu politika uygulanmaya başlanmış, enflasyon hedefi yüzde 2-3 aralığında belirlenmiştir.</p>
<p>•	Enflasyon hedefinin belirlenmesinde çekirdek enflasyon kullanılmış, hesaplama yapılırken ipotek faiz ödemeleri, dolaylı vergiler, diğer değişken kalemler hariç tutulmuştur.</p>
<p>•	Merkez Bankası enflasyonu her koşulda bu aralıkta tutmak için yükümlülük altına girmemiş, beklenmeyen şoklar nedeniyle geçici olarak bu hedefin dışına çıkılabileceğini açıklamıştır.</p>
<p>•	Kısa dönem faiz oranları politika aracı olarak kullanılmıştır.</p>
<p>•	Enflasyon hedeflemesi uygulamasının herhangi bir yasal çerçevesi bulunmamaktadır, hükümet ile Merkez Bankası arasında bir anlaşma yapılmamıştır.</p>
<p>•	Enflasyon hedefi yanında kısa dönemde işsizliğe ve büyümeye önem verilmiş, bu veriler yakından takip edilmiştir.</p>
<p>•	Hedefin açıklanması Avustralya Merkez Bankası tarafından yapılmakta olup, enflasyon raporu Mayıs 1997&#8242;den itibaren yılda 2 kere yayımlamaya başlamıştır. Enflasyon tahminleri ise açıklanmamaktadır. </p>
<p>İspanya</p>
<p>•	İspanya 1994 yaz döneminden itibaren enflasyonu doğrudan hedefleyen bir para politikası uygulamaya başlamıştır. Merkez Bankası üç yıllık bir süre içerisinde enflasyonun yüzde 3&#8242;ün altına çekilmesini hedefini duyurarak yeni para politikasını uygulamaya başlamıştır. Enflasyonun bu süreden sonra yüzde 2&#8242;nin altında kalması kararlaştırmıştır. </p>
<p>•	Enflasyon hedefinin belirlenmesinde TÜFE kullanılmaktadır. </p>
<p>•	Enflasyon raporu altı ayda bir yayımlanmaktadır. Enflasyon tahminleri ise yayımlanmamaktadır. </p>
<p>•	Enflasyon tahminleri ara hedefler belirtilmeden yapılmaktadır.</p>
<p>•	Enflasyon beklentileri izlenmektedir.</p>
<p>•	Para ve kredi istatistiklerindeki gelişmeler izlenmektedir.</p>
<p>•	Tüketici ve diğer fiyat endeksleri, ücret maliyetleri ve kar gibi fiyat ve maliyet unsurlarındaki gelişmeler takip edilmektedir. </p>
<p>•	Para politikası merkez bankasının kredibilitesini artırmaya ve bu çerçevede şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini ön plana çıkarmaya dayanmaktadır. </p>
<p>III. Gelişmekte olan ülkelerde enflasyon hedeflemesi </p>
<p>1. Genel değerlendirme</p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerin 1990’ların başından itibaren gelişmiş ülkelerde başarıyla uygulanan enflasyon hedeflemesi politikası için gerekli teknik ve kurumsal alt yapıyı kurmaları daha güç olmaktadır. Karmaşık bir yapıya sahip bu ülkelerin dolaylı para politikası araçlarını daha fazla kullanmaya başlamaları, uluslararası sermaye piyasalarına açılmaları ve mali sektör reformlarını gerçekleştirmelerine rağmen, para politikalarının uygulanması açısından her birinin farklı deneyimleri bulunmakta ve her ülke farklı finansal gelişme süreçlerinden geçmektedir. Bu nedenle gelişmekte olan ülkeler için enflasyon hedeflemesi uygulamaları konusunda genel bir değerlendirme yapılması güçleşmektedir. Söz konusu ülkeler incelendiğinde enflasyon hedeflemesi konusunda öngörülen koşulları açık bir şekilde yerine getiremedikleri görülmektedir.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerde enflasyon hedeflemesinin uygulanabilirliği açısından enflasyon hedeflemesinin yapısal koşullarının ve mali üstünlük düzeyinin değerlendirilmesi yerinde olacaktır.</p>
<p>i) Enflasyon hedefinin öncelikli hedef olarak belirlenmesi:</p>
<p>Çalışmanın ilk bölümünde de ele alındığı üzere enflasyon hedeflemesi rejimine geçmek için gerekli altyapının hazırlanmasından sonra merkez bankası nihai hedefi olan fiyat istikrarının sağlanmasına yönelik olarak bir enflasyon hedefi belirlenmeli ve bu hedefe ulaşılması amaçlanmalı, başka ek hedefler seçilmemelidir. Ancak gelişmekte olan ülkelerde fiyat istikrarının para politikasının nihai hedefi olarak görülmesi konusunda bir uzlaşma sağlanmış durumda değildir. Belli bir büyüme oranının <a href="http://www.genelbilge.com/tag/garanti/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Garanti">garanti</a> altına alınması ve belli bir döviz kurunun tutturulması, istihdam düzeyi, ücretlerin genel seviyesi, finansal piyasaların istikrarı ya da uluslararası ticarette rekabetin artırılması gibi birden fazla hedef bulunabilmektedir. Bu durumda hükümetler ile merkez bankası arasında nihai hedefi fiyat istikrarı olan bir para politikasının uygulanmasında  mutabakat sağlanması güçleşmektedir.</p>
<p>ii) Merkez bankasının bağımsızlığı </p>
<p>Enflasyon hedeflemesi politikalarında başarılı olunması için gerekli en önemli koşullardan birisi belirlenen hedeflere uygun para politikasının uygulanmasında merkez bankasına müdahalede bulunulmamamsı ve uygulamada gerekli para politikası araçlarının kullanılmasında inisiyatifin merkez bankasına bırakılmasıdır. </p>
<p>Ancak gelişmekte olan ülkelerde merkez bankalarının para politikalarını bağımsız olarak uygulamalarını sınırlandırıcı dört önemli etken bulunmaktadır. Bunlar, hükümetlerin aşırı kamu borçlanmaları, önemli ölçüde senyoraj gelirlerine bağlı olmaları, sermaye piyasalarının yeterli derinliğe sahip olmaması ve bankacılık sistemlerinin kırılganlığıdır.</p>
<p>Para politikası üzerinde baskı yaratan en önemli etkenlerden birisi  hükümetlerin yüksek miktardaki iç borç stoklarıdır. Yüksek harcama gereksinimi olan hükümetler  piyasadan borçlanma gereklerini karşılamak için alternatif bir gelir aracı olarak senyorajı kullanmaktadırlar. </p>
<p>Mali üstünlüğün (fiscal dominance) göstergelerinden biri olan senyoraj gelirlerine, gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere göre daha yaygın olarak    başvurulmaktadır. Özellikle merkez bankasından borçlanma hususunda sınırlayıcı kuralların olmadığı ülkelerde hükümetlerin senyoraj yoluyla gelirlerini artırma politikaları daha kolay olarak uygulamaya dönüşmektedir. Senyorajın tercih edilmesinde, vergi toplama prosedürlerinin zayıflığı nedeniyle vergilerin düzenli toplanamaması yanında gelir dağılımının çarpıklığı, siyasi istikrarsızlık önemli rol oynamaktadır. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde kriz zamanlarında bu tür gelir kaynaklarının kötüye kullanılması yönünde bir eğilim olduğu kabul edilmektedir.</p>
<p>Mali üstünlüğün diğer bir göstergesi ise sermaye piyasalarının derin olmamasıdır. Bazı düşük gelirli ülkelerde bu hususta iki yönlü bir ilişki mevcuttur. Bazen gelişmemiş sermaye piyasaları mali üstünlüğün sebebi olabilirken, bazen de mali üstünlük sermaye piyasalarının gelişimini engelleyici bir unsur olabilmektedir. Zorunlu karşılık oranlarının yüksek olması, sektörel kredilere ilişkin politikalar, kamu borcu gereksinimleri ve faiz oranlarıyla mali sistemden gelir elde etmek için yapılan mali baskılar sermaye piyasalarının gelişmesini önleyici ve/veya sınırlandırıcı başlıca engellerdir.</p>
<p>Kırılgan bankacılık sistemleri uzun süredir devam eden mali baskı dönemlerinin en önemli sonucudur. Fakat gelişmekte olan ülkelerde mali sektör reformlarını takiben kırılgan bankacılık sistemleri para politikası uygulamaları üzerindeki bağımsız etkilerini beyan etmişlerdir. Bu çerçevede gelişmekte olan ülkelerde fiyat istikrarının sağlanması ile bankacılık sektörünün karlılığı ve korunmasının aynı anda sağlanması çok nadiren gerçekleşmektedir. (Masson ve Savastano,1997,s.23-24) </p>
<p>Bu değerlendirmeler altında gelişmekte olan ülkelerde enflasyon hedeflemesi politikasının uygulanması ile ilgili karşılaşılabilecek güçlükler ve önem arz eden temel hususlar aşağıdaki gibi özetlenebilir: </p>
<p>•	Gelişmekte olan ülkelerin büyük bir kısmında mali üstünlük ve zayıf mali altyapı bağımsız bir para politikasının uygulanmasını zorlaştırmaktadır. Bu ülkelerin çoğunda merkez bankasının araç bağımsızlığının sağlanması, vergi gelirlerini artıran ve senyoraj gelirlerine olan bağımlılığı azaltan geniş tabanlı bir kamu kesimi reformu ile bankacılık ve mali sistemin yeniden yapılandırılması gerekmektedir.</p>
<p>•	Gelişmiş ülkelerde fiyat istikrarının sağlanması para politikasının giderek önem kazanan bir hedefi haline gelirken, gelişmekte olan ülkelerde henüz bu konuda bir görüş birliği oluşmamıştır. Çünkü bu ülkelerde büyüme ve istihdam yaratma, uluslararası ticarette rekabet edebilme gücü ve mali piyasalarda istikrarın sağlanması gibi çeşitli hedef ve koşulların gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu durum devletin ve merkez bankasının fiyat istikrarını para politikasının tek amacı olarak belirlenmesi yönünde ortak bir karara ulaşmalarını güçleştirmektedir. </p>
<p>•	Mali piyasaları iyi işleyen, enflasyonu çok yüksek olmayan, mali üstünlük ölçütü fazla olmayan gelişmekte olan ülkelerde dahi bağımsız bir para politikasının uygulanabilmesi, döviz kuru rejimine ve sermayenin hareketliliğine bağlıdır. Örneğin kısa vadeli sermaye hareketlerinin yoğun olduğu koşullarda sabit döviz kuru uygulaması enflasyon hedeflemesinin başarısız olmasına neden olurken, hareketli döviz kuru uygulaması enflasyon hedefleriyle çelişmese bile parasal yetki uygulamalarının kamuoyu tarafından şeffaf olarak izlenememesine  yol açabilmektedir (Malatyalı, 1997, s.57).</p>
<p>•	Enflasyon hedeflemesi ve para politikasının etkilerinin değerlendirilmesi ile ilgili genel kabul görmüş analitik bir çerçevenin olmaması, gelişmekte olan ülkelerde para politikasının uygulanmasını güçleştirmektedir. Ayrıca enflasyon hedeflemesi rejiminin uygulanması enflasyon hedefi seviyesi ve enflasyon göstergesi olacak endeksin seçimine ilişkin sorunları gündeme getirmektedir. Çünkü, gelişmekte olan ülkeler enflasyon ve fiyat endeksini etkileyen çeşitli arz şoklarıyla karşılaşabilmektedir. </p>
<p>•	Gelişmekte olan çoğu ülkede idari ya da kontrollü fiyatlar fiyat endekslerinin en önemli bileşenleri olup, enflasyonun kısa dönemli yönünün belirlenmesinde etkili olmaktadır. Bu durumda iyi bir enflasyon tahmini, bu fiyatlarda görülen  değişimlerin zamanı ve ne ölçüde değişim gösterdiğini göz önünde bulundurmalıdır. Gelişmekte olan ülkelerde bu durum fiyatların büyük oranda piyasa tarafından belirlendiği gelişmiş ülkelere oranla gelişmekte olan ülkelerde para ve mali otoriteleri arasında sıkı bir işbirliğinin olmasını gerektirmektedir. </p>
<p>•	Gelişmekte olan çoğu ülkede, optimum enflasyon oranı hakkında bir görüş birliği bulunmamaktadır. Sonuç olarak, enflasyon hedefiyle ilgili yapılacak her tercih &#8220;keyfi&#8221; olarak nitelendirilebilir. Bununla birlikte gelişmekte olan ülkelerde enflasyon hedefinin gelişmiş ülkeler için kabul edilebilecek orandan daha yüksek bir aralık için belirlenmesi gerektiği düşünülmektedir.</p>
<p>•	Gelişmekte olan çoğu ülkede enflasyon oranı hala çok yüksek seviyelerde olup, genelde açık ya da zımni olarak geriye yönelik endeksleme yapılmaktadır. Sonuç olarak enflasyonun hedeflemesi politikasını seçen merkez bankalarının güvenirliliği ve hesap verebilirliği belirlenen enflasyon hedeflerinin gerçekleştirilememesi durumunda zarar görebilmektedir.  </p>
<p>•	Enflasyon hedeflemesinin en önemli koşullarından birisi enflasyon dışında başka bir hedefin belirlenmemesidir. Ancak gelişmekte olan ülkelerde yabancı para cinsinden aktif ve pasiflerin oranının büyük olmasına bağlı olarak merkez bankası döviz kurlarındaki dalgalanmalara karşı çok dayanıklı değildir. Özellikle ulusal parası dolara endekslenmiş ülkelerde, döviz kuru şoklarına karşı ihtiyatlı düzenlemeler bulunmadığı sürece enflasyon hedeflemesi politikasının uygulanması mümkün görülmemektedir. Gelişmekte olan ülkelerde döviz kuru dışında nominal ücret ve kamu fiyatları para politikası çıpası olarak görülmektedir. </p>
<p>•	Enflasyon hedeflemesinin başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için para aktarma mekanizmasının çok iyi anlaşılması gerekmektedir. Fakat bu tür bir mekanizma çoğu ülkede ya hiç mevcut değildir ya da istikrarsız bir şekilde işlemektedir. Bu istikrarsızlık ile tutarlı ve doğru verilerin olmayışı nedeniyle para politikasının etkilerinin belirlenmesi ve enflasyonun tahmin edilmesi güç olmaktadır. </p>
<p>•	Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde  parasal ortam mali liberilizasyondan ve sermaye hareketlerinden kaynaklanan yapısal sorunlarla karşılaşmaktadır. Enflasyon hedeflemesi politikasıyla geriye dönük endekslemeden ileriye dönük endekslemeye geçilmesi ve  piyasa yapısındaki değişiklikler nedeniyle aslında bu politikanın kendisinin yapısal bir sorun oluşturduğu düşünülmektedir.  </p>
<p>Gelişmekte olan ülkeler arasında halen enflasyon hedeflemesi politikasını uygulamaya geçirmiş ülkeler bulunmaktadır. Ancak söz konusu ülkelerde enflasyon hedeflemesi politikası enflasyon makul seviyelere indirildikten, ihtiyatlı düzenleme ve gözetim güçlendirildikten ve yapısal reformlar gerçekleştirildikten  sonra uygulamaya geçirilmiştir. </p>
<p>2. Gelişmekte Olan Ülkelerde Enflasyon Hedeflemesi Uygulamaları </p>
<p>İsrail</p>
<p>İsrail’de 1985 yılından itibaren uygulanan anti-enflasyonist politikaların bir ölçüde başarılı olmasına karşılık sermaye hareketlerinin serbestleşmesiyle yeni politikaların uygulanması kaçınılmaz olmuştur. 1992&#8242;de uygulanmaya başlanan enflasyon hedeflemesi programının amacı döviz kuru hedeflerine yardımcı olmaktı.</p>
<p>İsrail&#8217;de enflasyon oranının yüzde 450&#8242;lere çıkmasıyla hiperenflasyon tehlikesi baş göstermiş, Temmuz 1985&#8242;de anti-enflasyonist programın uygulanmasına geçilmiştir. Döviz kuruna dayalı bu programa İsrail para birimi şekelin ABD dolarına ve G5 ülkelerinin kur sepetine karşı sabit bir kurda kalmasının sağlanması ve döviz kurunun çıpa olarak kullanılması esasına dayanmaktadır. </p>
<p>1985-1991 yılları arasında uygulanan bu programla enflasyon oranı yüzde 16-20 düzeylerine inmiştir. Ancak döviz kurunun çıpa olarak kullanılması programın ilk yıllarında enflasyonun düşük düzeylere çekilmesinde olumlu etki yaparken, reel kurun değer kazanması İsrail&#8217;in dış ticaretini olumsuz yönde etkilemiştir. Bu nedenle 1987 başında ve 1998&#8242;in sonunda yapılan devalüasyonun ardından kurun yüzde 3&#8242;lük bant içinde  hareket etmesi kararlaştırılmıştır. Daha sonra 1989 Haziran, Mart 1990&#8242;da yapılan devalüasyonlarla kurun hareket bandı yüzde 5&#8242;e çıkarılmış, ancak anti-enflasyonist programa olan güven de sarsılmıştır. </p>
<p>Bu gelişmelerin sonucunda İsrail sabit kur sisteminden kaygan kur sistemine (crawling peg rate system) geçmiştir. Enflasyon hedefi ilk olarak Aralık 1991&#8242;de 1992 yılı için yüzde 14-15 olarak ilan edilirken, kaygan kur yüzde 9 olarak ilan edilmiştir. Mali piyasaların ve kamuoyunun verilen aralığın en yüksek değerini göz önünde bulunduracakları düşünülerek enflasyon için dar bir aralık ve sayısal bir hedef belirlenmiştir. </p>
<p>İsrail Merkez Bankasının resmi bir enflasyon hedefi olmamıştır. Bunun yerine nominal ve endeksli tahvillerdeki faiz oranı farklılıklarıyla belirlenen piyasa bazlı enflasyonist beklentiler kullanılmıştır. Söz konusu enflasyonist beklentiler 1992&#8242;de hedefin ilk olarak açıklanmasından bir ay sonra önemli ölçüde azalmıştır. Yıl sonunda yıllık enflasyon oranı, hedefin de altına olmak üzere yüzde 9,4&#8242;e gerilemiştir. Bu durum Merkez Bankasının güvenirliliğini artırmıştır. Enflasyon oranının düşmesindeki en önemli etkenler, daraltıcı bir maliye politikasının izlenmesi, (bütçe açığı GSYİH&#8217;in yüzde 7&#8242;sinden yüzde 3,5&#8242;ine düşürülmüştür) işgücü maliyetlerindeki düşüşler, göç nedeniyle iş gücü arzının artması (üretimin büyümesi), ithal fiyatlarının ucuzlaması dolayısıyla ithalatın artması ve 1991 yılı sonlarında daraltıcı para politikasının uygulanmasıdır. </p>
<p>1993 yılı için enflasyon hedefi yüzde 10, kaygan kur ise yüzde 8 olarak   belirlenmiştir.1993 yılında enflasyon oranı belirlenen bu oranın biraz üstünde yüzde 11,2 olarak gerçekleşmiştir. Aslında 1993’ün Mayıs-Haziran döneminde enflasyon oranı yüzde 17’den yüzde 3’e düşmüştür. Bu düşüş otoritelerin 1994 yılı için yüzde 8’lik bir enflasyon hedefi, yüzde 6’lık da döviz kuru oranı belirlemelerine neden olmuştur. Ancak enflasyon oranı 1993’ün ikinci yarısında onlu rakamlara yükselmiş, 1994 yılında da enflasyon hedefinde yüzde 6,5’luk bir sapma olmuştur. </p>
<p>1995 yılında enflasyon hedefi yüzde 8-11 aralığında, kaygan kur oranı ise merkez bankası ve devlet tarafından yüzde 14 olarak belirlenmiştir. Mali açığın GSYİH’e oranı yüzde 2,75 olarak hedeflenmiş, ancak yüzde 3,2 olarak gerçekleşmiştir. 1996 yılı için belirlenen yüzde 8-10 aralığında yüzde 0,6’lık bir sapma olmuştur. </p>
<p>Para otoritesi, 1997 yılında düşük enflasyon oranının mali politika için bir tehdit oluşturacağını düşünerek enflasyon hedefini yüzde 7-10 aralığında belirlemiştir. Döviz kuru bandının yüzde 18 olarak belirlenmesi, artık bu bandın etkisini kaybettiğini göstermektedir. </p>
<p>Dezenflasyon sonucunda meydana gelen durgunluk dönemi nedeniyle işsizlik yükseldiğinden 1998 yılı için enflasyon hedefi değiştirilmemiştir. Eylül 1998’e kadar enflasyon oranı yüzde 4,8 oranında kalmış, fakat uluslararası piyasalarda yaşanan gelişmeler ve bu gelişmelerin İsrail&#8217;in para biriminin değer kaybetmesinin üzerindeki etkileri nedeniyle yıllık enflasyon oranı yüzde 8,6’ya yükselmiştir. Enflasyon raporu Mart 1998’de yayımlanmaya başlamıştır. Bundan önce İsrail Merkez Bankası her üç ayda bir 10 sayfalık “Son Ekonomik Gelişmeler” başlığıyla bir rapor yayımlamıştır. </p>
<p>İsrail’in enflasyonun  hedeflemesi rejimi, hedeften sapmaların yaşandığı yıllar olan 1994, 1996’nın ilk ve 1998’in üçüncü yarısı dışında başarılı olmuştur. 1994 ve 1996 yıllarında hedeflenen enflasyonun gerçekleştirilememesinin en önemli sebebi ise reel ücretlerin artırılması suretiyle meydana gelen mali genişleme ve kamu harcamalarıdır.</p>
<p>İsrail, enflasyon hedeflemesi rejimini başarıyla uygulayan gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında enflasyon oranlarının hala yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca İsrail diğer ülkelerden farklı olarak çok yüksek olan enflasyon oranını düşürmek için sadece para politikası araçlarını değil, daraltıcı maliye politikası araçlarını kullanmıştır. </p>
<p>İsrail yine diğer ülkelerden farklı olarak liberilizasyon süreci sonunda kısa vadeli sermaye hareketlerinden önemli oranda etkilenmiş bir ülkedir. Bu nedenle ulusal para birimi şekelin döviz sepetine karşı değerinin belli bir düzeyde tutulması hedefinin öncelikli olduğu görülmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi enflasyon hedeflemesi rejiminin başarıya ulaşabilmesi için enflasyon hedefine öncelik verilmesi gerekmektedir.  </p>
<p>Şili</p>
<p>Şili, 1990 sonrasında gelişmiş ülkelerle birlikte enflasyon hedeflemesi rejimine geçen gelişmekte olan ekonomilerden bir tanesidir. Şili’de de para politikasının işleyişinin anlaşılması açısından finansal sistemin özelliklerine dikkat çekilmesinde yarar vardır. Diğer gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırıldığında Şili daha liberal ve gelişmiş bir finansal sisteme sahip bulunmaktadır.  Enflasyon hedeflemesi rejimine geçilmeden önce enflasyon makul bir düzeye çekilmiştir. Enflasyon hedefi ilk olarak 1990 yılında, Merkez Bankası’nın bağımsızlığının sağlanması yönünde yeni Kanun’un yayımlanmasının ardından Eylül ayında ilan edilmiştir.   </p>
<p>Şili Merkez Bankası enflasyonu düşürmek için kademeli bir yol izlemiştir. Şöyle ki 1991 yılı için yüzde 20&#8242;nin üzerinde bir hedef belirlenmiş, bu hedef 1999 yılı sonunda yüzde 3,5&#8242;e düşürülmüştür. Merkez Bankası belirlediği hedefini gerçekleştirerek, enflasyon oranını 1990’lardaki yüzde 27.3’lük seviyesinden 1999’da 2,3’e çekmeyi başarmış ve programın güvenirliliğini de ispatlamıştır. </p>
<p>Şili&#8217;nin enflasyon hedeflemesi rejimi ile ilgili deneyimi oldukça başarılı sayılmaktadır. 1991-1997 yılında üretimdeki büyüme ortalama yüzde 8 civarında seyretmiştir. Sadece 1998 yılında üretimdeki büyüme yüzde 3,4&#8242;e, Asya ve Rusya Krizlerinin etkisiyle de 1999&#8242;un ilk yarısında da -2,9&#8242;a düşmüştür. 2000 yılında ise büyüme hızı yüzde 5,5-6 aralığında tahmin edilmektedir.</p>
<p>1998 yılında Şili Merkez Bankası gevşek bir para politikasının uygulanmasını istememiştir. Merkez Bankası döviz kurunun, ticaretle ilgili şokların olumsuz etkisinden kurtarmak için değer kaybetmesine göz yummuştur. Bunun yerine Şili Merkez Bankası faiz oranlarını artırmış, hatta döviz kuru bandı daraltılmıştır. Aslında sonradan bu kararların bir hata olduğu anlaşılmıştır. Enflasyon hedefi belirlenenin altında kalmış ve ekonomi 15 yıldan beri ilk kez durgunluk dönemine girmiştir. Bunun üzerine Merkez Bankasına yöneltilen eleştiriler artmıştır. Ancak 1999&#8242;da bu durum faiz oranlarının düşmesine ve ulusal para birimi pezonun değer kaybetmesine izin verilerek tersine dönüşmüştür. 2000 yılı için enflasyon oranının yüzde 3 civarında gerçekleşmesi beklenmektedir.  </p>
<p>Şili&#8217;nin enflasyon hedeflemesi rejimi ile ilgili deneyimi genel olarak başarılıdır. Bu başarıda sadece Merkez Bankasının tutarlı politikası değil, aynı zamanda büyük mali açıkların olmaması ve mali sektörün sıkı denetim ve düzenlemelere tabi tutulması büyük rol oynamıştır. Diğer önemli bir unsur ise enflasyon hedeflerinin zaman içinde kademeli olarak sıkılaştırılmış olmasıdır. </p>
<p>Brezilya</p>
<p>Brezilya enflasyon hedeflemesi politikasına 1 Temmuz 1999&#8242; da geçmiştir. Brezilya Cumhurbaşkanı&#8217;nın 21 Temmuz 1999&#8242;da yayımlandığı 3088 nolu Kararname şu  hususları içermektedir.</p>
<p>•	Merkez bankasına belirlenen hedefleri gerçekleştirmek için gerekli sorumluluk verilmiştir.<br />
•	Enflasyon hedeflemesi tüketici fiyat endeksindeki değişimlere dayanacaktır.<br />
•	Hedefler 2 yıllık dönemler itibariyle açıklanacaktır.<br />
•	Enflasyon hedefi için uygun olan fiyat endeksi, enflasyon hedefleri ve tolerans aralıkları maliye bakanı tarafından verilen teklifle Ulusal Para Konseyi tarafından seçilmektedir.<br />
•	Merkez bankası enflasyon hedeflemesi rejimi ile ilgili gelişmeleri içeren üç aylık raporlar yayımlayacaktır.</p>
<p>Ulusal Para Konseyi 30 Haziran 1999&#8242;da fiyat endeksinin tanımını enflasyon hedeflerini içeren bir önerge yayımlamıştır. Enflasyon hedefi 1999 yılı için yüzde 8, 2000 yılı için yüzde 6 ve 2001 yılı için yüzde 4 olarak belirlenmiştir. Tolerans aralığı ise her yıl için yüzde +/- 2 olarak belirlenmiştir. </p>
<p>1999 ve 2001 yılları için enflasyon hedeflerinin azalarak tespit edilmesinin temelinde Brezilya&#8217;daki son enflasyon yapısı yatmaktadır. Enflasyonist süreç ile şoklardan kaynaklanan geçici enflasyon artışları arasında bir ayrım yapılmalıdır. Enflasyonist süreçte fiyat seviyesinde sürekli bir artış olurken, geçici enflasyon artışlarında bir kereye özgü artışlar meydana gelirken daha fazla yukarı yönlü bir hareket beklenmemektedir. Brezilya&#8217;nın durumu daha çok bu ikinci kategoriye girmektedir. 1999&#8242;un ortalarında başlayan devalüasyon bütün göreli fiyatların değişmesine neden olan tam bir şoktu. Bundan önce Brezilya&#8217;da fiyat istikrarı vardı ve TÜFE 1998 yılında yüzde 1,7 olarak gerçekleşmişti.</p>
<p>Brezilya&#8217;da enflasyonist bir süreç olmadığı için kademeli bir dezenflasyon süreci tavsiye edilmemektedir. Göreli fiyatlarda ayarlama tamamlandıktan sonra TÜFE 1998&#8242;deki seviyesine düşmek durumundadır  Bu nedenle Brezilya&#8217;da azalan bir enflasyon hedefi yönteminin uygulanması mümkün görünmemektedir. </p>
<p>Brezilya&#8217;da enflasyon hedeflemesi ile ilgili yapılan uygulamalara ilişkin temel hususlar şöyle özetlenebilir:</p>
<p>•	Brezilya&#8217;da enflasyon hedeflemesine geçildiği ilk dönemde güvenilirlik açısından TÜFE&#8217;nin seçilmesi uygun olmuştur. </p>
<p>•	Kurumsal düzenleme ilgili diğer bir husus vazgeçme imkanının (escape clauses) olmamasıdır. Belirlenen hedeflerin gerçekleşmemesi durumunda Merkez Bankası Başkanı Maliye Bakanlığına hedeflerin gerçekleşmemesinin altında yatan sebepleri açıklaması zorunluluğu getirilmiştir.</p>
<p>•	TÜFE&#8217;nin kullanılması ve vazgeçme imkanın olmaması, hedefte +/- 2 puanlık değişimin kabul edilmesine yol açmıştır. </p>
<p>•	Brezilya&#8217;da enflasyon hedeflemesi rejimi ile ilgili son bir husus şeffaflıkla ilgilidir.  Bu rejimin uygulanmaya başlanmasının ilk safhalarında kamuoyunun merkez bankasının kararlarını anlamaları, izlemeleri ve tahmin edilen ve gerçekleşen enflasyon arasındaki farklılıkları bilmeleri için etkin bir iletişim ağı kurulmuştur. Enflasyon hedeflemesi rejimi ile ilgili gelişmeleri ve performansı içeren üç aylık bir &#8220;enflasyon raporu&#8221; yayımlanmaktadır.   </p>
<p>Brezilya Merkez Bankası Araştırma Bölümü para politikası karar alma sürecini desteklemek amacıyla bir takım araçlar geliştirmiştir. Bunlar arasında para politika aktarma mekanizmasının küçük ölçekli modelleri, kısa dönemli enflasyon tahmin modelleri, önemli enflasyon göstergeleri, ve çekirdek enflasyonun ölçülmesi yer almaktadır.  </p>
<p>Merkez Bankası küçük yapısal makroekonomik modellerin oluşturulması için para politikası aktarma mekanizmasının çeşitli kanallarını çalıştırmıştır. Bu çalışmalar, faiz oranı (politika aracı), döviz kuru, toplam talep, aktif fiyatları, beklentiler, kredi ve para büyüklükleri, ücretler ve refah unsurlarını içermektedir. Brezilya ekonomisinin makroekonomik koşullarını incelediğimizde şu sonuçlara ulaşılmıştır:</p>
<p>•	Faiz oranları dayanaklı tüketim mallarını ve yatırımları 3- 6 ay arası bir dönem süresinde etkilemektedir. Ayrıca üretim boşluğunun (output gap) enflasyon üzerinde etki yapması için 3 aylık bir sürenin geçmesi gerekmektedir. Özetle, para politikası aktarım mekanizmasının toplam talep aracılığıyla tam olarak faaliyete geçmesi için 6-9 aylık bir süre almaktadır. </p>
<p>•	Doğrudan bir kanalla: nominal faiz oranlarındaki değişiklikler nominal kuru etkilemekte, daha sonra da enflasyonu etkilemektedir. </p>
<p>•	Brezilyanın düşük kaldıraçlı kurumsal sektörü göz önüne alındığında, kredi mekanizmasının işlemediği ve enflasyon üzerinde faiz oranı aracılığı ile olan etkisi önemsizdir.</p>
<p>Son olarak enflasyon hedeflemesine geçildiği yıl olan 1999 ve 2000&#8242;nin ilk üç aylık dönemindeki makroekonomik gelişmelerden bahsedilmesinin yararlı olduğu düşünülmektedir. </p>
<p>Brezilya&#8217;da 1999 yılında meydana gelen makroekonomik gelişmeler şöyle özetlenebilir:</p>
<p>•	Brezilya parasında meydana gelen nominal değer kaybı yüzde 50 olarak gerçekleşmiştir. Bu durum ekonomide büyük bir şok yaratmıştır.<br />
•	Negatif yönlü arz şokları (uluslararası petrol fiyatlarının ikiye katlanması) meydana gelmiştir.<br />
•	KİT fiyatlarında (elektrik, telefon, su, gaz, petrole dayalı fiyatları) büyük artışlar olmuştur. </p>
<p>Ancak bütün bu gelişmelere rağmen 1999 ekonomik performansın iyi olduğu söylenebilir. Şöyle ki:</p>
<p>•	Seçilen fiyat endeksi -IPCA- yüzde 8,94&#8242;e ulaşmıştır.<br />
•	GSYİH &#8216;deki büyüme yüzde 0,8 olarak gerçekleşmiştir.<br />
•	1998 yılında 6,6 milyar dolar olan dış ticaret açığı1,2 milyar dolara düşmüştür.<br />
•	Faiz oranları yüzde 19 seviyelerine düşmüştür.<br />
•	Faiz dışı fazla yüzde 3,1 olarak gerçekleşmiştir.</p>
<p>2000 yılında gerçekleştirilen makroekonomik performans ise şöyle özetlenebilir:</p>
<p>•	GSYİH 2000 yılının ilk üç ayında ekonomi yüzde 3,84 oranında büyümüştür.<br />
•	Ocak-Eylül döneminde enflasyon yüzde 4,87 olarak gerçekleşmiştir.<br />
•	Faiz dışı fazla yüzde 3,25 olarak gerçekleşmiştir.<br />
•	Faiz oranları yüzde 16,5&#8242;e düşmüştür . </p>
<p>Brezilya enflasyon hedeflemesi rejimine çok kısa bir zaman önce geçtiğinden,  rejimin başarısını tartışmak için çok erkendir. Ancak rejim için gerekli altyapı hazırlanmış, özellikle şeffaflığa ve merkez bankasının hesap verebilirlik özelliğine büyük önem verilmiştir. Enflasyon raporunun yayımlanması bu çabanın bir parçasıdır. Böylelikle kamuoyunun para politikası kararlarını anlama ve değerlendirme imkanı sağlanmaktadır.  </p>
<p>Meksika</p>
<p>Meksika ekonomisinde 1990’ların başında yaşanan kırılganlıklar ve 1994’deki negatif şoklar ülkede ödemeler dengesi probleminin ve mali krizin oluşmasına neden olmuştur. Mali kriz üç boyutluydu: </p>
<p>	Cari açığın büyük boyutlarda olması ve kısa dönemli sermaye girişleriyle finanse edilmesi,<br />
	Hem kamu hem özel sektörün dış yükümlülüklerinin çok fazla olması,<br />
	Mali krizle birlikte meydana gelen bankacılık krizinin meydana gelmesi. </p>
<p>1995 yılında bu üç sorunu çözümlemek üzere aşağıda belirtilen bir takım önlemler alınmıştır. Buna göre:</p>
<p>	Daraltıcı para ve maliye politikaları kullanılmıştır.<br />
	Hükümet 52 milyar dolar tutarında uluslararası destek paketi imzalamıştır.<br />
	Kamu otoritesi bankacılık sistemindeki sistemik krizleri azaltmak, ahlaki riski önlemek, mali sektörle ilgili düzenleme ve gözetimi güçlendirmek amacıyla bir seri program hazırlamıştır. </p>
<p>Meksika’nın krizden sonra istikrarı hemen sağlamasındaki en önemli etken uygun bir makroekonomik programı uygulamaya koymuş olmasıdır. Özellikle mali otorite bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasındaki maliyetleri göz önünde bulundurarak ve mali kaynakları kullanarak sorunun çözümündeki kararlılığını göstermesi, temel amacı fiyat istikrarının sağlamak olan para politikasının serbestleşmesine olanak tanımıştır.</p>
<p>1995 yılında Meksika para birimi pezonun değer kaybetmesi ve yüksek enflasyon Meksika Merkez Bankasının güvenirliliğini zedelemiştir. Enflasyonun düşürmek amacıyla Merkez Bankası para tabanın büyümesine tavan getirerek bir hedef belirlemiştir. Ancak kısa zamanda bu basit para politikası programının enflasyonist beklentilerde, döviz kurunda ve enflasyonda istikrar sağlayamayacağı görülmüş ve aşağıda belirtilmiş nedenlerden dolayı da para politikası başarısızlığa uğramıştır. </p>
<p>	Kriz durumunda paranın dolaşım hızı çok istikrarsız bir hale gelmiştir.<br />
	Para tabanının artışına konulan kural, pezonun ani değer kaybının enflasyonist beklentileri ve fiyat seviyesini etkilemesinin önüne geçilememiştir.<br />
	Merkez bankası kısa dönemde para tabanını kontrol edememiştir.</p>
<p>Meksika otoriteleri bu nedenle sayısal hedefli para politikasını değiştirerek hem para tabanı hareketlerini etkileyen kuralları hem de faiz oranlarını etkileyen ihtiyari politikalar kullanmışlardır. </p>
<p>1996 yılında merkez bankasının uyguladığı para politikası üç unsurdan oluşmaktaydı:</p>
<p>1.	Yıllık enflasyon hedefinin belirlenmesi,<br />
2.	Net uluslararası rezervler  ve net iç varlıklarla ilgili sayısal hedefler belirlenmesi,<br />
3.	Merkez bankasının beklenmedik durumlara karşı para politikası üzerine ayarlaması için imkan tanınması.</p>
<p>Meksika kademeli bir enflasyon hedeflemesi rejimi benimsemiştir. 1996 yılında enflasyonun 1995 yılındaki yüzde 52 seviyelerinden, yüzde 20,5’a düşürülmesi hedeflenmiştir. Gerçekleşen enflasyon ise yüzde 27,7 olmuştur. Yani enflasyon hedefinde 7,2 puanlık bir sapma olmuştur. Bunun en önemli nedenleri ise, 1995 yılının son aylarında meydana gelen devalüasyon, asgari ücretlerde yüzde 12 oranında artış olması ( bu oran önceden belirlenen orandan 2 puan daha fazlaydı) tarımsal ürün fiyatlarında meydana gelen önemli artışlardır. </p>
<p>1997 yılında enflasyon oranı yüzde 15,07 ile hedeflenen yüzde 15 oranının çok az üzerinde gerçekleşmiştir.  1998 yılında Meksika ekonomisi iyi bir performans göstermiştir. 1998 yılında enflasyon yüzde 18,6 olarak gerçekleşmiştir. 1999 yılında enflasyon hedeflenen oran olan yüzde 13’ün de altında, yüzde 12,3 olarak gerçekleşmiştir. 2000 yılı için ise enflasyon hedefi yüzde 10 olarak belirlenmiştir. Yıl sonuna kadar yüzde 8,9 olarak gerçekleşmesi beklenmektedir. Enflasyon 2001 yılı içinde yüzde 6,5’un altında hedeflenmektedir. </p>
<p>Meksika’nın şu anki makroekonomik durumunda esnek döviz kurunun önemi büyük olmuştur. Ülkenin dış şoklara karşı korunmasında ve kısa dönemli sermaye girişlerinin engellenmesinde bu kur sisteminin katkısı büyük olmuştur. </p>
<p>Enflasyon hedeflerinin gerçekleştirilmesi için para tabanının değil sadece enflasyon hedeflemesi gerekmektedir. Meksika’da 1997 ve 1999 yılında hedeflenen enflasyonun aşağı yukarı hafif sapmalarla gerçekleştirilmesinde bu etken önemli rol oynamıştır.  </p>
<p>Tablo 2. Gelişmekte Olan Ülkelerde Para Politikası Uygulamaları</p>
<p>	Şili	Meksika	Brezilya</p>
<p>Para Politikası Hedefleri	Cari denge, enflasyon hedefi ve döviz kuru bandı	Fiyat istikrarının sağlanması, uluslararası rezervler, enflasyon hedeflemesi	Fiyat istikrarının sağlanması, enflasyon ve döviz kuru<br />
Para Politikalarının Değerlendirilmesi	Merkez Bankası (MB) Yönetim Kurulu&#8217;nun düzenlediği haftalık toplantılarla 	Düzenli olarak yapılan toplantılarla	   Para Politikası<br />
Komitesi&#8217;nin düzenlediği<br />
   toplantılarla<br />
(<br />
Para Politikasının Kamuoyuna Duyurulması	Yönetim Kurulu kararlarından önemli görülen hususlar duyurulmaktadır.	Haftalık ve aylık basın bültenleriyle duyurulmaktadır.	  Aylık basın  bültenleriyle<br />
duyurulmaktadır.<br />
Para Politikası Araçları	1.	Kısa dönem faiz oranları<br />
2.	Haftada iki kez MB kağıdının ihracı	1.	Değişik vadelerdeki Hazine  kağıtlarıyla APİ yapılması<br />
2.	Mart 95&#8242;den beri aylık hedefler	Kısa dönem faiz<br />
oranları</p>
<p>Sayısal Hedefin Açıklanması	Merkez Bankası Kanununun yürürlüğe girdiği tarih olan 1990&#8242;dan beri	1980&#8242;lerin ortasından beri	Temmuz 1999&#8242;dan beri.<br />
Son Enflasyon Hedefi (2001)	% 5,7	%6,5	% 4<br />
Hedefin yerine<br />
Getirilmemesi durumunda yapılan yaptırımlar</p>
<p>	Resmi bir yaptırım yok. Politik maliyetleri ise küçük	Resmi bir yaptırım yok. Hedeften hafif sapmaların olması halinde Politik maliyetleri küçük	Resmi bir yaptırım yok.<br />
Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı hedefin gerçekleşmemesi nedenlerini açıklamak zorundadır.<br />
Hedefin gerçekleştirilmesi	Hedeften sadece 1993 ve 1995&#8242;te hafif sapmalar olmuştur.	Göreli olarak iyi.	1999  yılında hedeften hafif sapma olmuştur.<br />
Hedefin Gerçekleştirilememesinin Sebepleri	Aktarma sürecinde gecikmeler ve arz şokları	Arz şokları (kamu sektörü fiyatları) ve  kısa dönemli mali bunalım	 Arz şokları ve KİT<br />
 fiyatlarında büyük artış  olması<br />
Enflasyon Raporu  	Para politikası raporu yayımlanmaktadır.	 2000 yılından itibaren üç aylık enflasyon raporu yayımlanmaktadır. 	1999&#8242;dan beri üç aylık enflasyon raporu<br />
yayımlanıyor.</p>
<p>Kaynak: IMF Working Paper (1997) ve Brezilya Merkez Bankası verileri kullanılarak hazırlanmıştır.</p>
<p>IV. Enflasyon Hedeflemesi Rejimin Türkiye&#8217;de Uygulanabilirliğinin<br />
      Değerlendirilmesi </p>
<p>Türkiye&#8217;de enflasyon hedeflemesi rejimine geçilmesi için mevcut koşullar yeterli görünmemektedir. Bunda uzun yıllardır yaşanmakta olan yüksek ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kronik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kronik">kronik</a> enflasyonun beraberinde getirdiği yapısal sorunlara ek olarak kamu kesiminin kaynak-harcama dengesizliği nedeniyle senyoraj yapma ve yüksek iç borçlanma eğilimi ve dolayısıyla mali üstünlüğün düzeyi önemli rol oynamaktadır. Türkiye’de enflasyon hedeflemesi rejimine geçilmesi için öncelikle gerekli yapısal altyapının oluşturulması yönünde hazırlıkların tamamlanması gerekmektedir. </p>
<p>Enflasyon hedeflemesi rejimini benimseyen ülke deneyimlerinde görüldüğü gibi resmi bir enflasyon hedeflemesi rejimine geçilebilmesi için öncelikle enflasyonun makul seviyelere indirilmesi öngörülmektedir. Gelişmiş ülkelerin başarılı  deneyimlerine bakılarak enflasyon hedeflemesine geçiş için başlangıçta enflasyon düzeyinin yüzde 10’un altında olması gerektiği savunulmaktadır.  </p>
<p>Nitekim 1999 yılı sonunda uygulamaya konulan enflasyonu düşürme programının başarılı biçimde yürütülmesinin ardından Türkiye’de enflasyon hedeflemesi rejimine geçilmesi gündeme gelebilecektir. Programla birlikte uygulamaya konulan yeni para politikası, maliye politikası ve yapısal reformlar doğrudan enflasyon hedeflemesi rejimine geçiş için gerekli ön süreci  oluşturmaktadır.  </p>
<p>1. Enflasyon Hedeflemesinin Önkoşulları Açısından</p>
<p>Mali Üstünlük Düzeyi: </p>
<p>Türkiye&#8217;de enflasyon hedeflemesine geçilmesi yönünde gerekli kararlılığın gösterilmesi için en önemli koşul olarak mali piyasalar üzerindeki mali üstünlüğün düzeyinin azaltılması gerekmektedir. (Malatyalı, 1998s.58-60). </p>
<p>Uygulanmakta olan enflasyonu düşürme programı çerçevesinde yürütülen para politikasında yeni bir unsur olarak merkez bankası bilançosunda kurala bağlı net iç varlıklar görülmektedir. Net iç varlıklar için katı kurallar bulunmaktadır. Buna göre net iç varlıklar net dış varlıklarla birlikte değişmeye zorlanmaktadır. Buradaki amaç Merkez Bankası tarafından finanse edilen kamu açığını azaltmaktadır. Programın diğer önemli bir unsuru olan özelleştirmede de başarı sağlanırsa Merkez Bankasının mali yükünün azalması sağlanacaktır. (Şişli, 2000, s.14)</p>
<p>Enflasyonu düşürme programı çerçevesinde mali ve para politikalarının taviz verilmeden uygulanması halinde mali üstünlük konusundaki olumsuzlukların giderilmesi beklenmektedir. </p>
<p>Enflasyonun Hedeflenmesi Rejimini Uygulayan Ülkelerde<br />
Mali Derinlik ve Mali Üstünlük Rasyoları</p>
<p>M2/ GSYİH*<br />
Bütçe Dengesi / GSYİH**<br />
Kanada	  61,4	-3,5<br />
Yeni Zelanda	  91,9	 0,5<br />
İngiltere	105,8	 0,6<br />
İsveç	  42,9	 0,3<br />
Finlandiya	  48,3	-2,5<br />
İspanya	  73,5	-1,2<br />
Avustralya	 70,5	 0,3<br />
İsrail	 98,7	-1,3<br />
Meksika 	 25,9	-1,4<br />
Brezilya	31,2	 -6,0<br />
Şili	51,4	  0,4<br />
Türkiye	39,7	-8,3</p>
<p>* M2/GSYİH oranı için  Brezilya&#8217;da Finlandiya, İspanya, Türkiye, Yeni Zelanda&#8217;da 1998, kalan ülkeler için 1999 yılı verileri alınmıştır.</p>
<p>**  Kamu Açığı/GSYİH oranı için Brezilya&#8217;da 1994, Kanada 1995, Finlandiya, Avustralya&#8217;da 1997,  İspanya, Şili, İsrail, Meksika, Yeni Zelanda ,İngiltere&#8217;de 1998,  kalan ülkelerde1999 yılı  verileri alınmıştır. </p>
<p>Kaynak: IFC, 2000, Year Book.</p>
<p>Merkez Bankasının Bağımsızlığı:</p>
<p>T.C. Merkez Bankası Kanunu’nun  4. maddesinin son fıkrasında Banka’nın bağımsızlığı  “Banka, Kanun ile kendisine verilen yetkileri kendi sorumluluğu altında müstakil (bağımsız) olarak kullanır.” şeklinde ifade edilmek suretiyle yasal olarak güvence altına alınmıştır. Bankanın hükümetle olan ilişkisi ise Kanun’un 41. maddesinde “Banka, Hükümetin mali ve ekonomik istişare organıdır. Bu sıfatla Banka, para ve kredi politikası konusunda Hükümetçe incelenmesi istenilecek hususlar hakkında mütalaa beyan eder” şeklinde tanımlanmıştır. </p>
<p>Merkez bankalarının görevleri açısından bir karşılaştırma yapıldığında temel işlevleri yanında üretim, işsizliğin düşürülmesi, sermaye yatırımlarının hızlandırılması gibi görevler bakımından İsrail Merkez Bankasına göre T.C. Merkez Bankasının görev tanımının daha açık ve sınırlarının belli olduğu görülmektedir (Malatyalı,1998, s.61). </p>
<p>Ayrıca T.C. Merkez Bankasının Hazine ile olan ilişkilerinin siyasi otoritenin senyoraj yapma eğilimini sınırlandırmak yönünde 1994 yılında yeniden düzenlendiği görülmektedir (TCMB Kanunu, Madde 51). Buna göre Hazinenin Merkez Bankasından kullanabileceği avans miktarı &#8220;cari yıl bütçe ödenekleri toplamının bir önceki yıl mali yıl genel bütçe ödeneklerini aşan kısmın&#8221; belli bir yüzdesi ile sınırlandırılmıştır. Buna göre, T.C. Merkez Bankası’nın Hazine’ye açtığı kısa vadeli avanslar için 1994 yılına kadar olan yüzde 15 oranındaki azami sınırın Nisan 1994’de getirilen değişiklikle kademeli olarak indirilmesi öngörülmüştür. Buna göre, söz konusu oran 1996 yılı için yüzde 10, 1997 yılı için yüzde 6, 1998 yılı ve mütakip yıllar için yüzde 3 olarak belirlenmiştir (TCMB Kanunu Madde 50) . </p>
<p>Ayrıca, Hazine ve T.C. Merkez Bankası arasında 1997 yılında Merkez Bankası para politikasının etkinliğinin artırılmasını ve bekleyişlerin olumlu yönde etkilenmesini sağlamak amacıyla bir Protokol imzalamışlardır. Protokol’e göre, Merkez Bankası’nca para programının etkinlikle uygulanmasını sağlamak üzere Hazine, kısa vadeli avans da dahil olmak üzere her türlü parasal ilişkisini Merkez Bankası’yla uyumlu olarak ve para programını bozmayacak şekilde, Merkez Bankası’nı önceden bilgilendirmek suretiyle kullanacaktır.</p>
<p>Hukuki açıdan bakıldığında Merkez Bankasının para politikasının yürütülmesi için gerekli yetki ve görev tanımı ile operasyonel bağımsızlığa sahip olduğu görülmektedir. Diğer yandan, Hazine ile Merkez Bankası ilişkileri 1994 yılından itibaren sınırlandırılmıştır. Ancak, her ek bütçe yapılması durumunda kullanılabilecek avans miktarının önlenmesi yönünde bir düzenleme yapılması mümkün görülmektedir. Ayrıca, Protokol ile düzenlenen Hazine ve T.C. Merkez Bankası ilişkisinin yasal dayanağa kavuşturulması ve  Yeni Zelanda uygulamasında olduğu gibi siyasi karar alıcıların enflasyona ilişkin taahhütlerinin merkez bankasına aktarılmasını teminen Merkez Bankası Kanunu’nda yapılan düzenlemelerin Türkiye’de de yapılması   gibi öneriler de getirilmektedir.</p>
<p>2. Stratejik ve  Operasyonel Özellikler Açısından</p>
<p>Merkez Bankasının esas amacı fiyat istikrarını sağlamaktır ve bu amaç uygulanmakta olan enflasyonu düşürme programında da açıkça belirtilmiştir. Programın kredibilitesi açısından 2000 yılı  sonunda çıkacak enflasyon rakamı ve belirlenen hedeflerin ne ölçüde tutturulduğu önem taşımaktadır. T.C. Merkez Bankası ilk enflasyon raporunu Haziran 2000&#8242;de yayımlamıştır. Bazı enflasyon hedeflemesi rejimini uygulayan ülkelerin hala enflasyon raporu yayımlanmadığı göz önünde bulundurulduğunda bu durum T.C. Merkez Bankasının şeffaflığı ve hesap verebilirliği açısından çok olumlu bir gelişmedir.</p>
<p>Enflasyon hedefinin seçimi daha çok para otoritelerinin şeffaflık ve esneklik arasındaki optimum karışımına bağlıdır. Azami ölçüde şeffaflık için enflasyon hedefinin kamuoyu tarafından zamanında, doğru ve kolayca anlaşılabilen bir endeks ile ölçülmesi gerekmektedir. TÜFE bu çerçevede uygun bir endeks olarak kabul edilmektedir. Azami esneklik için ise hedef endeksine yiyecek, enerji gibi işletme fiyatları ile vergi gibi bir kerelik fiyat sıçramaları dahil edilmeyebilir.  Enflasyon hedeflemesini seçen ülkelerin merkez bankaları arasında esneklik kazanmak amacıyla kontrol edilemeyen fiyatlardan arındırılmış olan çekirdek enflasyonu tercih edenler de bulunmaktadır. </p>
<p>Türkiye’de TÜFE ve bileşenleri, TEFE (toptan eşya fiyat endeksi) ve bileşenleri, özel imalat sanayi fiyat endeksi ile ilgili uzun dönemli bir veri bulunmaktadır. Ayrıca özel imalat sanayi fiyat endeksi “çekirdek enflasyon” olarak tanımlanmıştır. Kamuoyu enflasyon endekslerine aşina durumdadır. Dolayısıyla, şeffaflık yönünden hedef enflasyonun  seçiminde bir problem yaşanması beklenmemektedir. Ancak, esneklik açısından ise TÜFE ile özel imalat sanayi endeksi arasından en uygun seçimin yapılması şeffaflık ile esneklik arasında yapılacak optimizasyona bağlı olacaktır. Özel imalat sanayi fiyat endeksi TÜFE üzerinde de açıklayıcı bir güce sahiptir ve azami esnekliği sağlamsı yönünden seçilebilir. (Şişli, 2000).</p>
<p>Türkiye’de enflasyon hedeflemesi rejimine geçilmesine karar verilmesinde enflasyonun mevcut seviyesi çok önemlidir. Programın kredibilitesi açısından, para otoritesinin çok kesin hedefler belirlemekten kaçınması ve enflasyonun mevcut değerinin, ileride kademeli olarak düşürülmek üzere ilk hedef olarak belirlenmesi uygun görülmektedir. </p>
<p>Doğrudan enflasyon hedeflemesi rejimine geçiş öncesindeki süreçte Merkez Bankasına önemli bir görev ve sorumluluk düşmektedir. Böyle bir geçiş için enflasyon veya çekirdek enflasyon tahminlerinin yapılması için gerekli modelin kurulmasına ilişkin teknik ve kurumsal yeterlilik, hedeflenen enflasyonla ilgili olarak kullanılacak araçlardaki değişikliklerin etkilerinin değerlendirilmesi, hangi parasal büyüklüklerin reel kesime aktarılacağı ve makroekonomik değerlerin nasıl etkileyeceğinin saptanması yönünde çalışmalar yapılması gerekmektedir. Hedef enflasyonun seçimi ile ilgili operasyonel konular (enflasyon değeri olarak çekirdek ya da genel enflasyon endeksinin belirlenmesi, sayısal ya da aralık olarak belirlenebilen enflasyon seviyesinin tespiti gibi) ayrıca önem taşımaktadır. </p>
<p>V. Sonuç </p>
<p>1990’lı yıllardan itibaren  uygulanmaya başlanılan enflasyon hedeflemesi rejiminin Yeni Zellanda, İngiltere, Kanada gibi gelişmiş ülkelerde başarıyla uygulanmasına rağmen, bu rejimi benimseyen ülke sayısı oldukça sınırlı kalmaktadır. Bunda en önemli etken ise gelişmekte olan ülkelerde enflasyon hedeflemesi politikasının uygulanabilirliğinin halen tartışılmakta olmasıdır. </p>
<p>Enflasyon hedeflemesinin önkoşulları, i) Para politikasının bağımsız olarak uygulanması, ii) Mali üstünlüğün olmaması, iii) Enflasyon hedefinden başka ek hedeflerin belirlenmemesi olarak belirlenmektedir. Ülke deneyimleri enflasyon hedeflemesi için gerekli kurumsal ön koşulların ve teknik özelliklerin gelişmiş ülkelerde oldukça sıkı biçimde varolduğunu gösterirken gelişmekte olan ülkelerde söz konusu koşulların sağlanmasının kolay olmadığı görülmektedir.  </p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerde enflasyon hedeflemesi rejiminin başarıyla uygulanabilmesi mali üstünlüğün son derece yoğun, mali piyasaların ise yeterince derin olmamasından dolayı oldukça güçleşmektedir. Bu rejime geçilmeden önce kurumsal, operasyonel ve teknik alt yapının hazırlanması önem taşımaktadır. Nitekim enflasyon hedeflemesini seçen ülkelerde fiyatlar dondurularak, döviz çıpası kullanılarak enflasyon bir dereceye kadar düşürülmüş, ancak teknolojik gelişmelere ağırlık verilerek yüksek büyüme hızları ile enflasyon düşük seviyelere çekilebilmiştir. Yapısal reformlarla, teknolojik atılım gerçekleştirilmeden, üretim ve verimlilik artırılmadan enflasyonun düşürülmesi ve uzun süre bu düşük seviyelerini koruması mümkün görülmemektedir. Nitekim, bazı  gelişmekte olan ülkelerde doğrudan enflasyon hedeflemesine, enflasyonun belli bir düzeye çekilmesi, makro ekonomik koşulların iyileştirilmesi, yapısal reformlar ile ihtiyati gözetim ve denetimim güçlendirilmesinde belli bir başarı elde edilen bir geçiş sürecinden sonra geçilmiştir. </p>
<p>Karar alıcıların enflasyonun düşürülmesi yönündeki kararlılıkları, 1999 yılı sonunda uygulanmaya başlanan programın başarıyla tamamlanmasının ardından Türkiye’de enflasyon hedeflemesine geçilebileceği görüşünü kuvvetlendirmektedir. Kurumsal anlamda Merkez Bankasının bağımsızlığı yönünde bir problemin olmaması, para politikasında şeffaflığın sağlanması yönündeki gelişmeler ve uygulanmakta olan para programıyla mali üstünlük düzeyinin azaltılması yönünde alınan önlemler olumlu karşılanmakta ve enflasyon düzeyinin yüzde 10’un altına çekilmesi ve yapısal reformların tamamlanmasının ardından enflasyon hedeflemesine geçilebileceği yönündeki görüşleri desteklemektedir. olumlu bulunmaktadır. Ancak, doğrudan enflasyon hedeflemesinin para politikası olarak uygulanmaya başlanmasından önce Merkez Bankası ve siyasi otorite arasında tam bir mutabakatın sağlanması zorunludur. Enflasyon hedeflemesine geçilmesi yönünde gerekli kararlılığın gösterilmesinden önce uluslararası gelişmeler ve fiyat istikrarının sağlanmasında etkili makroekonomik büyüklükler üzerindeki etkilerin dikkatlice analiz edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Dipnotlar</p>

<p class="sayac_bilgi">130 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kpss-enflasyon-hedeflemesi-nasil-yapilir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Para Teorisi ve Politikası Nedir</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/para-teorisi-ve-politikasi-nedir.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/para-teorisi-ve-politikasi-nedir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 15:43:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Basar]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Gelir]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Geni]]></category>
		<category><![CDATA[Herkes]]></category>
		<category><![CDATA[Hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Inin]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Kolay]]></category>
		<category><![CDATA[Olma]]></category>
		<category><![CDATA[Padi]]></category>
		<category><![CDATA[Servet]]></category>
		<category><![CDATA[Standardizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11732</guid>
		<description><![CDATA[Para:iktisatçılara göre mal ve hizmet bedellerinin ve borçların geri ödenmesinde kullanılan herkes tarafından kabul görmü ödeme aracıdır. Servet:kiinin parası yanında sahip olduu tüm aktifleri ve mal varlıına denir. Gelir: kiinin belirli bir zaman diliminde elinde bulundurduu deerleri ifade eder. Paranın fonksiyonları : 1. deiim aracıdır. 2. hesap birimi olma özellii. 3. deer biriktirme aracı olma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Para:iktisatçılara göre mal ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hizmet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hizmet">hizmet</a> bedellerinin ve borçların geri ödenmesinde kullanılan herkes<br />
tarafından kabul görmü ödeme aracıdır.<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/servet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Servet">Servet</a>:ki<a href="http://www.genelbilge.com/tag/inin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Inin">inin</a> parası yanında sahip olduu tüm aktifleri ve mal varlıına denir.<br />
Gelir: kiinin belirli bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> diliminde elinde bulundurduu deerleri ifade eder.<br />
Paranın fonksiyonları :<br />
1. deiim aracıdır.<br />
2. hesap birimi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/olma/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Olma">olma</a> özellii.<br />
3. deer biriktirme aracı olma özellii.<br />
 para bir ekonominin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> yapı taraflarından biridir<span id="more-11732"></span><br />
PARANIN ÖZELLKLER · <a href="http://www.genelbilge.com/tag/geni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Geni">geni</a>   ölçüde kabul görmelidir<br />
· bölünebilir olmalıdır<br />
· <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kolay/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kolay">kolay</a> taınabilir olmalıdır<br />
· çabuk deforme olmamalıdır<br />
· paranın üretimde standardizasyon olmalıdır<br />
PARANIN TARHÇES<br />
Balangıçta takas ekonomisi mal deiim aracı olarak kullanılmı. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">Daha</a> sonraları önemli<br />
deerleri madenleri para olarak kullanılmıtır. Kullanılan ilk kaıt paralar altın ve gümü madenleri<br />
karılıında alınan kaıtlardır.<br />
Para sistemi: bir ülkedeki para sistemi paranın nicelik ve niteliklerinin belirlenmesinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yada">yada</a><br />
kullanımına yönelik yapılan düzenlemeleri ifade eder . sistemin adı asıl olarak kullanılan paradan alır.</p>
<p>balangıçta mal para, sonra altın ve gümü para.<br />
tibari para:<a href="http://www.genelbilge.com/tag/devlet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Devlet">devlet</a> tarafından <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">genel</a> olarak kullanılması uygun görülen para. Merkez bankaları basar.<br />
lk kez itibari para basan ülke ngiltere bankası 1964te kurulmu.<br />
Osmanlı imparatorluunda;<br />
1840 da ilk para kaime-i nakdiye-i mutebere <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sultan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sultan">Sultan</a> Abdülhamit tarafından çıkarılıyor. Daha<br />
çok bir borç senedi nitelii taıyor. Elle yazılıp <a href="http://www.genelbilge.com/tag/padi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Padi">padi</a>ahın mührünü taıyor. Vadesi 8 yıl faiz oranı<br />
%8dir.<br />
1842de matbaada basılıyor. Piyasadaki yazılı olanlarla deitiriliyor. 50,100,200, kuruluk kupürlerle<br />
piyasaya sürülmü. Sadece imparatorluk topraklarında geçerli. Dıarıda da deerini koruması için 2<br />
bankerle anlaıyor ve Türkiye’deki ilk banka kuruluyor. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/biri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Biri">Biri</a> Fransız <a href="http://www.genelbilge.com/tag/biri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Biri">biri</a> talyan. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> banka 1847de</p>

<p class="sayac_bilgi">38 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/para-teorisi-ve-politikasi-nedir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hazine Bonusu ve Tahvil Nedir</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/hazine-bonusu-ve-tahvil-nedir.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/hazine-bonusu-ve-tahvil-nedir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 15:39:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Birim Fiyat]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Burada]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Direk]]></category>
		<category><![CDATA[Elde]]></category>
		<category><![CDATA[Faizi]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hazine Bonosu]]></category>
		<category><![CDATA[Kar]]></category>
		<category><![CDATA[Kesir]]></category>
		<category><![CDATA[Kredi]]></category>
		<category><![CDATA[Lu]]></category>
		<category><![CDATA[Maturity]]></category>
		<category><![CDATA[Rakam]]></category>
		<category><![CDATA[Sonu]]></category>
		<category><![CDATA[Tam]]></category>
		<category><![CDATA[Tl1]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>
		<category><![CDATA[Vkg]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11729</guid>
		<description><![CDATA[Hazine Bonosu Devlet’in (Hazine Müsteşarlığı’nın) borçlu sıfatıyla ihraç ettiği, vadesi bir yıldan kısa olan, dönem sonu fiyatı 100,000 olacak olan, iskonto ile satılan menkul kıymettir. Bu menkul kıymetler Hazine garantili olduğundan kredi riski yoktur (risk-free). Vade sonu değeri yani nominal değeri 100,000’dir. Bugün işlem gördüğü değere de işlem fiyatı veya parasal değer denir. Hazine Bonosu’nun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hazine Bonosu Devlet’in (Hazine Müsteşarlığı’nın) borçlu sıfatıyla ihraç ettiği, vadesi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> yıldan kısa olan, dönem sonu fiyatı 100,000 olacak olan, iskonto ile satılan menkul kıymettir. Bu menkul kıymetler Hazine garantili olduğundan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kredi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kredi">kredi</a> riski yoktur (risk-free). Vade sonu değeri yani nominal değeri 100,000’dir. Bugün işlem gördüğü değere de işlem fiyatı veya parasal değer denir. Hazine Bonosu’nun (HB) <a href="http://www.genelbilge.com/tag/birim-fiyat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Birim Fiyat">birim fiyat</a> formülü:<br />
 <span id="more-11729"></span></p>
<p>	ND<br />
	BF	=	¾¾¾¾¾¾¾¾¾	(1)<br />
	1  +  (r * vkg/365)</p>
<p>	BF	:	Birim Fiyat<br />
	ND	:	Nominal Değer (100,000)<br />
	r	:	Getiri oranı (basit, yıllık)<br />
	vkg	:	Vadeye Kalan Gün Sayısı (dtm &#8211; day to maturity)</p>
<p>ÖRNEK &#8211; 1<br />
Vadesine 128 gün kalmış bir HB’nun faiz oranı 35% ise birim fiyatı kaçtır?</p>
<p>	100,000<br />
	BF	=	¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾	=	89,067<br />
	1  +  (35% * 128/365)</p>
<p>Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu eşitlik sonucunda çıkan sayı tamsayıya yuvarlanmaz, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kesir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kesir">kesir</a> kısmı atılarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tam/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tam">tam</a> sayı kısmı kullanılır. Örnekte olduğu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a>; sonuç aslında 89,067.84’tür. Bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/rakam/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Rakam">rakam</a> 89,068’e yuvarlanmaz, kesir kısmı direk atılır ve sonuç 89,067 olur.</p>
<p>ÖRNEK – 2<br />
Birim fiyatı 82,311 olan vadesine 212 gün kalan HB’nun sahip olduğu basit faiz ile bileşik <a href="http://www.genelbilge.com/tag/faizi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Faizi">faizi</a> hesaplayınız.</p>
<p>(1) no’lu eşitliği yeniden düzenleyip, r’yi hesaplayabiliriz</p>
<p>	ND	365<br />
	r	=	¾¾¾  &#8211;  1    *  ¾¾¾	(2)<br />
	BF	vkg</p>
<p>	r	=	[(100,000/82,311)  -  1]  * (365/212)</p>
<p>	r	=	37% basit, yıllık</p>
<p>	37%<br />
	r	=	[(1 + ¾¾¾¾)365/212 - 1]	=	39.82% bileşik, yıllık<br />
	365/212</p>
<p>ÖRNEK &#8211; 3<br />
Vadesine 154 gün kalmış olan bir HB’ndan nominal <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tl1/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tl1">TL1</a>0bio’luk 38% yıllık basit faiz ile satın alıp aynı gün içersinde 33% yıllık basit faiz ile satarsanız ne kadar kar/zarar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/elde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Elde">elde</a> edersiniz?</p>
<p>	100,000<br />
	Alış Fiyatı	=	¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾	=	86,182<br />
	1  +  (38% * 154/365)</p>
<p>	100,000<br />
	Satış Fiyatı	=	¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾	=	87,778<br />
	1  +  (33% * 154/365)</p>
<p>	Kar (Birim Başına)	=	87,778  &#8211;  86,182	=	1,596</p>
<p>Her 100,000 liralık birim için TL1,596 kar elde edilir. Toplam nominal TL10bio olduğuna göre, toplam işlem karı;</p>
<p>	Toplam Kar	=	TL1,596  *  (10bio / 100,000)</p>
<p>		=	TL159,600,000.-</p>
<p>TAHVİL FİYATLAMASI</p>
<p>Tahvil de HB gibi bir borçlanma senedidir. Bu menkul kıymetin vadesi bir yıldan uzundur, üzerinde kuponları vardır, iskonto ile satılmaz faizi vardır. Tahvilin üzerindeki kuponlar tahvilin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hangi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hangi">hangi</a> periyotlarla ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hangi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hangi">hangi</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/oran/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Oran">oran</a> ile faiz ödeyeceğini gösterirler. Tahvilin sahibi kupon vadelerinde ilgili kuponu keser, borçlanıcıya verir ve tahakkuk etmiş faizi tahsil eder.</p>
<p>Tahvillerin de üç tür değer tanımlaması vardır. Bunlar;<br />
a- 	a-  Nominal Değer:	Tahvilin üzerinde yazan değerdir. Yani, vade sonunda tahvilin varacağı değerdir. Bu değer hiç bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> değişmez. Tahvili satın alan kişinin vade sonunda eline geçecek olan anaparadır.<br />
b- 	b-  İhraç Değeri:	Tahvilin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> satıldığı fiyattır, yani, birincil piyasa fiyatıdır.<br />
c- 	c-  Piyasa Değeri:	Tahvilin işlem gördüğü fiyattır, yani, ikincil piyasa fiyatıdır.</p>
<p>Tahvil alım satımında iki yönlü bir nakit akışı söz konusudur.<br />
1- 	1-  Tahvili satın alandan ihraç edene doğru<br />
2- 	2-  Tahvil ihraç edenden de tahvili satın alana doğru (dönemsel faizler ve vade sonu anapara ödemesi) </p>
<p>Bu nakit akımları tahvilin cari piyasa fiyatını belirler. Bu fiyat, tahvil anapara ve faizlerinin bugünkü değerlerini de ifade etmektedir.</p>
<p>Tahvilin fiyatını hesaplamamızı iki farklı piyasa için (birincil ve ikincil piyasalar) ayrı ayrı yapacağız. Birincil piyasa, yani tahvilin ilk ihraç edildiği piyasa olup ilk kuponun vadesine kalan gün sayısı bozulmamış yani kuponlar arası vade aynı kalmıştır. İkincil piyasada ise işlem tarihi ile ilk kuponun vadesine kalan gün sayısı önem kazanır. Çünkü son kupon ödeme tarihinden itibaren bir sonraki kupon üzerinde faiz birikmeye başlamıştır. İkincil piyasada tahvili fiyatlandırırken bu birikmiş faizi de hesaba katmamız gerekir.<br />
A- Birincil Piyasada Tahvil Fiyatının Hesaplanması:<br />
	C1	C2	Cn + ND<br />
PB	=	¾¾¾¾	+	¾¾¾¾	+	…	+	¾¾¾¾	(3)<br />
	(1 + r)	(1 + r)2	(1 + r)n</p>
<p>PB	:	Tahvilin işlem gördüğü fiyat (PV)<br />
Cn	:	Tahvil üzerindeki kuponlar<br />
ND	:	Nominal değer<br />
r	:	Dönemsel faiz oranı (örn. Kupon ödemeleri 6 ayda bir ise ve 			piyasadaki 6 aylık faiz oranı yıllık 40% ise r = 20% olarak 			kullanılır.)<br />
n	:	Tahvil vadesi boyunca olan dönem sayısı (örn. beş yıl vadeli altı 		ayda bir kupon ödemeli tahvil için n = 10’dur)</p>
<p>ÖRNEK 32<br />
İki yıl vadeli, altı ayda bir faiz ödemeli, 40% faizli, nominal değeri TL100,000 olan bir tahvilin, 6 aylık piyasa faizinin 38% olduğu durumda ihraç fiyatı kaç olur? (yani, kupon ödemelerinin ve iki yıl sonraki anaparanın bugünkü değerleri toplamı kaçtır?)</p>
<p>	20,000	20,000	20,000	20,000 + 100,000<br />
	PB	=	¾¾¾¾	+	¾¾¾¾	+	¾¾¾¾	+	¾¾¾¾¾¾¾¾<br />
	(1 + 19%)	(1 + 19%)2	(1 + 19%)3	(1 + 19%)4</p>
<p>	PB	=	TL102,639.-</p>
<p>B- İkincil Piyasada Tahvil Fiyatının Hesaplanması:</p>
<p>İkincil piyasadan tahvil alırken, tahvilin kalan vadesinden elde edilecek faizler dikkate alınmalıdır.<br />
	C	1	C	C + ND<br />
	PB	=	¾¾¾¾¾	+	¾¾¾¾	*	¾¾¾¾	+ … +	¾¾¾¾	(4)<br />
	(1 + r)kgs/365	(1 + r)kgs/365	(1 + r)	(1 + r)n-1</p>
<p>	PB	:	Tahvil fiyatı<br />
	C	:	Kupon ödemeleri<br />
	ND	:	Nominal değer<br />
	kgs	:	İlk kupona kalan gün sayısı<br />
	r	:	Beklenen getiri oranı (iskonto oranı)<br />
	n	:	Geriye kalan kupon sayısı</p>
<p>ÖRNEK 33<br />
19.03.1999 tarihinde ihraç edilen TL100,000 nominal değerli üç yıl vadeli, yılda bir kez kupon ödemeli, 80% sabit faizli bir tahviliniz olsun. Kupon ödemeleri 19 Mart tarihlerinde yapılan bu tahvili 1 Eylül 1999 tarihinde 90% getiri sağlayacak şekilde satmak istrseniz tahvilin satış fiyatı ne olmalıdır?</p>
<p>	C	:	80,000<br />
	ND	:	100,000<br />
	kgs	:	200gün<br />
	r	:	90%<br />
	n	:	3</p>
<p>	80,000	1	80,000	80,000 + 100,000<br />
	PB	=	¾¾¾¾¾¾	+	¾¾¾¾¾	*	¾¾¾¾	+	¾¾¾¾¾¾¾<br />
	(1 + 90%)200/365	(1 + 90%)200/365	(1 + 90%)	(1 + 90%)2</p>
<p>	PB	=	TL120,977.-</p>

<p class="sayac_bilgi">292 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/hazine-bonusu-ve-tahvil-nedir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekonomi Sözlüğü</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/ekonomi-sozlugu.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/ekonomi-sozlugu.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 15:35:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Auction]]></category>
		<category><![CDATA[Blank Bill]]></category>
		<category><![CDATA[Deficit Financing]]></category>
		<category><![CDATA[Halde]]></category>
		<category><![CDATA[Insolvency]]></category>
		<category><![CDATA[Open Economy]]></category>
		<category><![CDATA[Open Market Operations]]></category>
		<category><![CDATA[Open Unemployment]]></category>
		<category><![CDATA[Piyasa]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11727</guid>
		<description><![CDATA[Aciz (insolvency) : Vadesi gelmiş borçlarını ödeyememe durumudur. Alacaklı borçlunun borcunu ödeyemeyecek durumda olduğunu belirterek mahkemeye başvurabilir. Borçlu da, acz içinde olduğunu ileri sürerek mahkemeden iflasını isteyebilir. Bu durumda, alacaklının borçlunun iflas istemine karşı çıkması geçersizdir. Açık Artırma (open binding) :Alıcılar arasında rekabet yaratmak suretiyle, satın alınacak nesneye en yüksek fiyatı verecek alıcıyı bulmak için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aciz (insolvency) : Vadesi gelmiş borçlarını ödeyememe durumudur. Alacaklı borçlunun borcunu ödeyemeyecek durumda olduğunu belirterek mahkemeye başvurabilir. Borçlu da, acz içinde olduğunu ileri sürerek mahkemeden iflasını isteyebilir. Bu durumda, alacaklının borçlunun iflas istemine karşı çıkması geçersizdir.<br />
Açık Artırma (open binding) :Alıcılar arasında rekabet yaratmak suretiyle, satın alınacak nesneye en yüksek fiyatı verecek alıcıyı bulmak için uygulanan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> satış yöntemidir. Açık artırma ile elde edilecek hasılat, yaşanan ekonomik koşullar ile doğru orantılı olup, ekonomik genişleme dönemlerinde yüksek fiyatlara alıcılar bulunurken, ekonomik daralma dönemlerinde bunun tersi olmaktadır.<br />
Açık Bono (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/blank-bill/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Blank Bill">blank bill</a>) :Tutarı ve hamili belirtilmeden, sadece açığa imza atmak suretiyle düzenlenmiş bonodur.<br />
Açık Ekonomi (open economy) :İthalat ve ihracat üzerinde hiçbir <span id="more-11727"></span>sınırlanmanın bulunmadığı veya faktör hareketlerinin karşılıklı olarak serbest olduğu ekonomidir.</p>
<p>Açık Eksiltme (auction by underbidding) :Satıcılar arasında rekabet yaratmak suretiyle, satın alınacak nesneye en düşük fiyatı verecek satıcıyı bulmak için uygulanan bir yöntemdir.</p>
<p>Açık Finansman (deficit financing) :Açık finansman, devletin kasıtlı olarak harcamaları gelirlerden daha yüksek bir düzeyde tutma durumudur. Bütçe açığının yapılan borçlanmalarla kapatılması biçiminde ortaya çıkan bu yöntem, istihdamı artırmak ve ekonomik hayatı canlandırmak için uygulanır.</p>
<p>Açık İşsizlik (open unemployment) :Kişilerin çalışma arzusu ve iktidarında olduğu halde, kendi idareleri dışında işsiz kalma durumudur.</p>
<p>Açık Pazar (open market) :Tekelleşmenin ve alım satım işlemlerinde piyasa dışı müdahalelerin olmadığı piyasalardır.</p>
<p>Açık Piyasa İşlemleri (APİ) (Open Market Operations): Para politikası uygulaması çerçevesinde, merkez bankaları bünyesinde para miktarının artırılıp azaltılması amacıyla, Hazine kağıtlarının alım ve satımının (kesin alım, kesin satım, geri satım vaadiyle alım -repurchase agreements-, geri alım vaadiyle satım -reverse repurchase aggrement-) yapılması işlemleridir. Bankalararası Para Piyasası işlemleri de “Açık Piyasa İşlemleri” kapsamı içerisindedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde bu tür işlemler, Açık Piyasa İşlemleri ve Para Piyasası Müdürlükleri tarafından yürütülmektedir.Bu işlemler aracılığıyla para arzının, faiz haddinin, yatırımların denetim altına alınmasına ve toplam harcama hacminin daraltılmasına veya genişletilmesine çalışılır.</p>
<p>Açık Pozisyon (short position) :Vadeli işlem piyasalarında alınmış ve henüz kapatılmamış pozisyonara denir.</p>
<p>Adam Smith: Kapitalizmin dayanağı sayılan Klasik Okul&#8217;un temsilcilerindendir. Fizyokrasinin tersine, toprak yerine insan emeğini servetin kaynağı olarak gördü. İşbölümünün sağladığı teknik olanaklar emeğin üretimini, dolayısıyla da milli gelirin artacağını savundu. Devletin ekonomiye müdahalesine karşı çıktı. Serbest ticareti ve vergide adaleti savundu. Adam Smith&#8217;in Değer Fiyat Teorisi&#8217;ne göre, üretimin maliyetinin emek tarafından belirlenir. Malın maliyet ve piyasada oluşan iki değeri vardır. Fiyat piyasada belirlenir. Gelir Teorisi&#8217;ne göre de emek (ücret), sermaye (kapital) ve topraktan (rant) oluşur ve ekonomi içinde bölüşümü kendiliğinden olur. </p>
<p>Adi Hisse (ordinary share) :Yasa ve esas sözleşmede belirtilen normal haklardan başka hakları elde etmeye imkan tanımayan hissedir. Imtiyazlı hisse senetleri, değiştirilebilir hisse senetleri, itibari değersiz hisse senetleri ve kabili itfa hisse senetleri dışında kalan tüm senetler, adi hisse hükmündedir.</p>
<p>Adi Senet (note) :Bir borç ve hak doğurmak veya bir borcu ya da hakkı kanıtlamak amacıyla oluşturulan borçlunun imzasnı içeren belgedir. Resmi senetler, yarı resmi senetler ve özel senetler olarak düzenlenirler. Düzenlenmekteki amaçları bakımından da, bir hak veya borcu yaratan senetler ve bir hak veya borcu yaratmamakla beraber, böyle bir unsurun varlığını kanıtlayan senetler olarak sınıflandırılırlar.</p>
<p>Adi Şirket (partnership) :İki veya daha fazla kişinin, ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, belirli bir ortaklık sözleşmesiyle kurdukları şirkettir. Adi şirketlerin hükmi kişilikleri, ünvanı ve ikametgahı bulunmamaktadır. İflasa da tâbi değildirler. Ayrıca, adi tirketlerin ticaret siciline kaydedilmelerine gerek yoktur.</p>
<p>Ağırlıklı Ortalama (weighted average) :Dizi içindeki her bir terimin, belirli bir ağırlıkla ayrı ayrı çarpıldıktan sonra alınan toplamın, ağırlık toplamına bölünmesi ile elde edilen ortalamadır. Ağırlıklı ortalamalar, deskriptif istatistik analizlerde, özellikle indeks hesaplamalarında yaygın bir biçimde kullanılırlar.</p>
<p>Akreditasyon (Accreditation): Akreditasyon, laboratuvarların, belgelendirme ve muayene kuruluşlarının üçüncü bir tarafça belirlenen teknik kriterlere göre çalıştığının bağımsız ve tarafsız bir kuruluş tarafından onaylanması ve düzenli aralıklarla denetlenmesidir. Üçüncü taraf değerlendirme tekniği olarak akreditasyon, söz konusu kuruluşlarda güvenilirliğin sağlanması ve sürekliliği için önemli bir araçtır. Bir test kuruluşunun yaptığı testlere veya bir belgelendirme kuruluşunun düzenlediği belgelere güvenilebilmesi için, bu kuruluşların belirlenen uluslararası kriterlere göre çalışıyor olduğunun belgelenmesi gerekmektedir. Dünyadaki uygulamalara paralel olarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/avrupa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avrupa">Avrupa</a> Birliği&#8217;nde de bu kriterler EN 45000 standartlar serisinde açıklanmıştır. </p>
<p>Akreditif (letter of credit) :Bir bankanın belirli bir miktar ve belirli bir süre için, üçünçü bir kişi lehine, nezninde kredi açması için yabancı ülkelerdeki muhabir bankaya gönderdiği bir tür mektuptur.</p>
<p>Aktifler : Bir şirketin sahip olduğu bütün varlıkları ifade eder. Bilançolardaki aktifler tablosu de bu varlıkların parasal değerini gösterir ve bu tabloda şirketin mevcut değerlerinin yanı sıra , alacakları ve varsa zararları bulunur. Bilançolarda aktifler iki ana kalemden oluşur: Dönen Varlıklar ve Duran Varlıklar.</p>
<p>Alacak Devir Hızı : Şirketin satışlardan doğan alacaklarını tahsil ettiği hızı gösterir. Genelde devir hızının yüksek olması ve artması iyi bir gösterge olarak yorumlanabilir. Şu şekilde hesaplanır: Net Satışlar / Kısa Vadeli Ticari Alacaklar</p>
<p>Alıcı Piyasası (buyer&#8217;s market) :Arzın talebi aştığı ve tüketicilerin fiyatı belirleyebildiği piyasa biçimidir. Eğer tüketiciler, düşük olan bir fiyat üzerinden almaya hazırlarsa, piyasa aniden satıcıların fiyatı belirlediği bir piyasa durumuna gelebilir.</p>
<p>Alıcı Tekeli (buyer&#8217;s monopoly) :Endüstride çok sayıda üretici veya satıcı bulunmasına karşılık tek bir tüketici veya alıcının varolması durumudur. Bu tip piyasalarda, alıcı firma marjinal hasılasını marjinal kaynak maliyetine eşitleyen miktarda kaynak kullanarak kârını maksimuma çıkarabilir.</p>
<p>Alım Vergisi(purchase tax) :Perakende satışlarda ya da bundan önceki bir aşamada tahakkuk ettirilen vasıtalı vergidir.</p>
<p>Alış Kuru (buying rate) :Dövizin para otoriteleri tarafından saptanan alış fiyatıdır. Türkiye&#8217;de efektif ve efektif olmayan dövizler için farklı alış kurları uygulanmaktadır.</p>
<p>Alonj (alonge) :Bono, çek ve poliçenin arka yüzünde işlem yapmak için yer kalmadığı zaman, yapılacak işlemler için bono, çek veya poliçeye eklenen kağıt parçasıdır. Alonj üstüne yapılacak işlemler hukuksal açıdan senet üzerinde yapılanlar ile aynı hükümlere tâbidir.</p>
<p>Alternatif Maliyet(alternative cost) :Alternatif maliyet, bir projenin gerçeklettirilmesinde kullanılan faktörün başka alanda kullanılma fırsatından vazgeçilerek katlanılan maliyetttir. Firma dışından sağlanan bir üretim faktörünün alternatif maliyeti, bu faktörün fiyatıyla ölçülür. Eğer faktör firmanın kendi bünyesinde ise, bu durumda alternatif maliyet o faktörün satılabilme veya kiraya verilebilme fiyatı olacaktır.</p>
<p>Altın Ankesi (gold encaisse) :Merkez bankalarının ihtiyat amacıyla kasalarında bulundurdukları altın stokuna verilen addır. Genellikle, ulusal paranın değerini desteklemek ve dış ödemelerde kullanılmak için bulundurulur.</p>
<p>Altın Havuzu (gold pool) :Altın fiyatındaki yükselmeyi belirli bir tavan seviyede sınırlamayı amaçlayan ülkelerin ( ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda, İsviçre) 1961&#8242;de kurmuş olduğu bir organizasyon olup, 1967&#8242;de Fransa&#8217;nın ayrılmasından sonra dağılmıştır.</p>
<p>Altın Piyasası (gold market) :Değerli bir maden olan altının, alıcıların ve satıcıların bir araya geldiği, alım-satım işleminin yapıldığı, fiziki ve fiziki olmayan mekandır. Altın piyasası, uluslararası parasal sistemde altının rezerv statüsünde olmasından dolayı kabul edilir bir öneme sahiptir. Uluslararası bir parasal krize girildiğinde, altına olan talebin arttığı ve altın fiyatlarının yükseldiği görülür.</p>
<p>Altın Standartı: Ulusal para biriminin satınalma gücünün belirli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sabit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sabit">sabit</a> miktar bir altın cinsindinden tanımlandığı para sistemidir.1821&#8242;de İngiltere&#8217;de başlayan uygulama 1850&#8242;lerde Fransa ve ABD, 1870&#8242;lerde de Almanya, İtalya ve Belçika&#8217;da uygulanmaya başladı. 19. yüzyılın sonlarında da diğer ülkelerde yaygınlaştı. 1. Dünya Savaşı yıllarında da uygulama sona erdi. Altın Standartı uygulamasında; ödemeler dengesi açık veren ülkelerde fiyatların düşmek yerine artırdığı, yabancı sermayenin spekülatif rol oynadığı gerekçeleriyle eleştiriliyordu.</p>
<p>Altyapı: Bir ülkedeki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kamu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kamu">kamu</a> yararına kullanılan ulaştırma, enerji, iletişim gibi sermaye varlıkların tümüdür.</p>
<p>Ambargo (embargo) :Belirli bir mal veya hizmetin ihraç ve ithaline getirilen yasaklamadır.</p>
<p>Amortisman (depreciation amortisation) :Bir firmada, bir yıldan daha fazla süre kullanılacağı düşünülen ve herhangi bir biçimde değerden düşmesi söz konusu olan ekonomik değerlerde( taşınmazlar, makine, teçhizat, vb.), oluşacak değerlerin bir yıl içinde uğradıkları değer kayıplarının üretilen malların maliyet tutarlarına ya da söz konusu kayıpların o yılın giderlerine yazılması amortismanı oluşturur. Şirketler amortismanı ürünlerinin maliyetlerinin üzerine ekleyerek ya da ilgili yılın giderleri arasına koyarak realize eder.</p>
<p>Amortisman Fonu (sinking fund) :Düzenli ödemeleri gerçekleştirmek (bir borcun ödenmesi, bir makinenin yenilenebilmesi, vb.) amacıyla oluşturulan fondur.</p>
<p>Amortisman Karşılıkları (capital consumption allowances) :Sermaye mallarının zaman içinde aşınma, eskime yıkıma uğrama gibi nedenlerle elden çıkmasına karşılık olarak ayırılan paylardır.</p>
<p>Ana Para (principal capital) :Üzerinden faiz hesaplanacak olan esas para veya ödünç olarak verilen paranın aslı (Re&#8217;sül-mal) anlamlarına gelmektedir.</p>
<p>Ankes (encaisse) :Taahhütleri yerine getirmek için hazır bulundurulan paradır. Ayrıca emisyon yapmaya yetkili bankaların çıkardıkları banknotlara karşılık kasalarında hazır bulundurdukları gümüş ve altın paraların toplam mevcuttur.</p>
<p>Ankes Oranı (encaisse rate) :Bir bankanın mevduatı ile her an ödemeye hazır bulunduğu likit aktif arasındaki orandır. Bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/oran/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Oran">oran</a> genellikle, ilgili ülkedeki yasal mevzuat ile düzenlenir. Bu düzenleme ekonominin genel gelişimi doğrultusunda yapılır.</p>
<p>Anti-Damping Vergisi (antidumping duty): Dış ticarette bazı ülkelerin ihraç ürünlerinde damping yaparak haksız rekabeti engellemek, ithalatçı ülkenin yerli ürün fiyat dengesini korumak amacıyla uygulanan gümrük vergisi türüdür.</p>
<p>Antitröst Kanunlar :Kartel, tekel, tröst oluşturmayı yasaklayan kanunlara denir. İlk olarak 1890 yılında ABD&#8217;de uygulandı. ABD&#8217;de oluşan ve çok büyük güç kazanan bazı şirketler bu kanunlar sonucu küçük parçalara ayrılmak zorunda kaldı.</p>
<p>Antrepo (warehouse) :Gümrük vergisine konu olup, henüz vergi ve resimleri ödenmemiş malların korunduğu, gerekiyorsa küçük tamamlayıcı işlemlerin yapıldığı gümrük binalarına yakın olan bir tür depodur.</p>
<p>Apel: Sermaya şirketlerinde ortakların ödenmemiş sermayeyi tamamlamaya davet edilmesidir. </p>
<p>Ara Bilanço : Yıl sonundan başka zamanlarda düzenlenmiş hesap durumlarıdır.</p>
<p>Ara Finansman: İşletme faaliyeti esnasında beliren ve daha önce kaynak tahsis edilmemiş ihtiyaçlara gerekli fonların ayrılmasıdır. </p>
<p>Aracı Kurum (brokerage house) :Sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunmak üzere, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından aracılık yetkisi verilmiş anonim ortaklıklardır.</p>
<p>Aramal (intermediate goods) :Bir malın üretiminde, ne <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> aşamada kullanılan, ne de son ürün olan maldır. Aramal, başka bir malın üretiminde girdi olarak kullanılmak üzere üretilir. Bir malın hem aramal, hem de son ürün olması da mümkündür.</p>
<p>Arbitraj (arbitrage) :Döviz piyasasındaki ya da ülkeler arasındaki faiz oranlarındaki farktan yararlanmak üzere fonların kısa vadeli ve hızlı hareketlerini ifade <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eden/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eden">eden</a> bir terimdir. Örneğin New York’ta 1 Euro 1.50 Dolar’dan işlem görürken, Londra’da 1 Euro 1.75 Dolar’dan görüyorsa, arbitraj getirisi sağlamak isteyen kurumlar New York’ta dolar karşılığında Euro satın alır ve bu Euroları Londra’da satarlar Değişik piyasalarda oluşan fiyat farklılıklarından yararlanmak sebebiyle yapılan hisse senedi, değerli maden ve evrak işleri de arbitraj kapsamına girer.</p>
<p>Arz yönlü ekonomi yaklaşımı:Ekonominin gelişimini üretim tarafında görerek üretimin artırılması için vergi indirimleri, deregülasyon, liberalizasyonu savunan yaklaşım.</p>
<p>Asit Test Oranı(acid-test ratio) :Cari likit aktiflerinin (nakitler, hemen satılabilir tahviller, vb.) cari borçlara oranıdır. Nakte en hızlı dönüşen kalemler ile yapılan bu likidite ölçüsü aşağıdaki formülle heseplanabilir: Hazır Değerler + Menkul Değerler Cüzdanı + Tic. Alacaklar + Diğer Alacaklar / KV Borçlar.</p>
<p>Asli Para(base money) :Bir ülkede, o ülkenin banknot emisyonunda yetkili bankası, genellikle merkez bankası tarafından çıkarılan kağıt paralar ile hazine tarafından çıkarılan bozukluk paraların toplamıdır.</p>
<p>Atık (Waste): Atık, çıktıların bir parçası haline gelmeyen girdilerdir. İlk maddedeki buharlaşma, çekme vb. nedenlerle oluşan veya kalıntı biçiminde oluşan üretim kayıpları örnek gösterilebilir. </p>
<p>Atıl Kapasite(excess capacity) :Bir üretim biriminde mevcut olup kullanılmayan kapasitedir. Ayrıca üretim miktarının üretim biriminin kapasitesinin altında olması durumunda, iki miktar arasındaki fark anlamına da gelmektedir. Atıl kapasitenin oluşmasındaki başlıca nedenler arasında, hatalı piyasa araştırmaları sonucu kurulmuş yüksek kapasiteleri, konjonktürel talep yetersizliklerini, hammadde teminindeki güçlükleri sayabiliriz.</p>
<p>Atıl Para (idle money) :Kişi ve kuruluşların ellerinde fiilen bulunan para miktarının, belirli bir dönemde para piyasasının dışına çıkan veya alışverişlerde kullanılmayan bölümüdür.</p>
<p>Avans (advance) :Miktarı saptanarak ödemesi ileriki bir tarihte yapılacak olan bir borcun, söz konusu tarihten önce ödenen kısmı veya belirli bir sürenin geçmesinden sonra geri alınacak parayı ifade eder.</p>
<p>Bağlı Krediler (TRED CREDITS) :Uluslararası kredilendirme işlemlerinde bazı kredilerin nerelerde kullanılacağını krediyi veren ülke belirler. Bu tip kredilere bağlı krediler adı verilir.</p>
<p>Bağlı Talep (JOINT DEMAND) :Birbirlerinden tamamen farklı olmalarına rağmen, belirli bir ihtiyacın giderilmesi için her ikisinin de birlikte kullanımının zorunlu olduğu mallara olan taleptir. Örneğin, otomobil ile gitme ihtiyacının karşılanmasında benzin-otomobil; mürekkeple yazma ihtiyacında domakalem-mürekkep gibi.</p>
<p>Bağlı Ürünler (Joint Products) :Aynı üretim sürecinin işleyiş biçiminin özelliğinden dolayı, sürecin sonunda ayrı ayrı elde edilen ürünlerdir. Örneğin, et üretimi süresinde et üretilirken hamda olsa deride elde edilmektedir. Burada et ve deri bağlı ürünler olmaktadırlar.</p>
<p>Banka (BANK) :Sermaye, para, kredi, yatırım, hizmet sunma gibi alanlarda her türlü işlemi yapan kuruluştur. Günümüzde işlevleri çok çeşitli olan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bankalar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bankalar">bankalar</a> emisyon bankaları, ticaret bankaları, sanayi bankaları, ipotek bankaları, tarım bankaları gibi çeşitlidirler. Türkiye&#8217;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/deki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deki">deki</a> başlıca banka türleri ise; özel yasayla kurulan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bankalar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bankalar">bankalar</a>, ulusal <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bankalar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bankalar">bankalar</a> ve yabancı bankalardır.</p>
<p>Banka İhtiyatları (Bank Reserves) :Gelecekte olabilecek zararları temin etmek amacıyla her yıl bankanın kârından ayrılan bir tür güvenlik fonudur. Yasa gereği anonim şirket olarak kurulan bankalar, her yıl safi kârının %5&#8242;ini ihtiyat olarak ayırmak zorundadır. Bu işlem, fon bankanın ödenmiş sermayesinin %20&#8242;sine ulaşıncaya kadar devam eder. Ayrıca, safi kârın %5&#8242;ide muhtemel zararlara karşı ayrılır. Bu işlem ise, ayrılan kısım ödenmiş sermayenin %100&#8242;üne ulaşana kadar devam eder. İhtiyatların tümünün devlet tahvillerine yatırılması zorunludur. Banka bu tahviller üzerinde istediği tasarrufu yapmakta serbesttir.</p>
<p>Banka İşlemleri(BANK TRANSACTIONS) :Bankaların sermaye sağlama, sermaye yatırımı ve hizmet sunma gibi işlemlerinin tümüne verilen addır. Tahvil çıkarma, mevduat kabulü, reeskont işlemleri, iskonto, kredi sağlama, senet tahsili, müşteri adına dış ticari işlemler yapma, nakil, emanet alma banka işlemlerinin başlıcalarıdır.</p>
<p>Banka Kredisi (BANK CREDIT) :Belirli bir süre sonunda bankaya geri ödenmek tartıyla belirli bir faiz karşılığında bankadan ödünç alınan tutardır. Genellikle ticari, tarımsal, sanayi faaliyetlerinde bulunan kişi veya kurumlara verilen krediler, özel amaçlar çerçevesinde bu faaliyetlerde bulunmayanlara da verilmektedir.</p>
<p>Banka Parası(BANK MONEY) :Çek ile kullanılabilen vadesiz mevduatta bir para türüdür ve banka parası veya kaydî para olarak adlandırılır. Burada ödeme aracı olarak görev yapan çek değil, &#8220;mevduat&#8221;tır. Ödemelerde para değil, bankadaki mevduatı temsilen çek kullanılır.</p>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK):Bankalara ilişkin mevzuat düzenlemelerini yapmak ve onları denetlemektle sorumlu bağımsız kurul. </p>
<p>Bankalararası Mevduat (INTERBANK DEPOSITS) :Bankaların kendi aralarında gerçekleştirdikleri mevduata verilen addır. Diğer mevduattan ayırmak için bankalar mevduatı ayrı bir hesapta izlenir. Bankalar mevduatında T.C.Merkez Bankası, dahildeki bankalar, hariçteki bankalar, bankaların alacak durumuna geçen borçlu cari hesapları, bankaların dövize çevirilebilir TL hesapları bulunur. Bir bankanın kendi kendi şubeleri arasındaki mevduatı, bankalar mevduatına dahil edilemez.</p>
<p>Bankalararası Para Piyasası: Bankalar arasında kısa vadeli fonların alınıp satıldığı piyasalardır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde aynı adla işlem gören piyasada bankalar kendilerine tanınan limitler çerçevesinde, önceden belirlenen vadelerde TL alım-satım işlemi gerçekleştirmektedirler. Bu piyasada, Merkez Bankası aracı konumu üstlenmekte olup (blind broker) alım-satımı gerçekleştiren taraflar birbirlerini bilmeden Merkez Bankası üzerinden (Merkez Bankasını taraf kabul ederek) işlemlerini gerçekleştirmektedirler. Para politikası uygulamasında önemli bir fonksiyona sahip olan bu piyasada Merkez Bankası doğrudan faiz belirleyerek kısa vadeli faizleri yönlendirebilmekte ve son kredi mercii fonksiyonunu yerine getirmektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dışında, bankaların kendi aralarında bu tür işlemleri gerçekleştirdikleri ikincil piyasalar da mevcuttur.</p>
<p>Banknot (BANK-NOTE): Taşıyana, üzerinde yazan miktarın ödenmesinin, çıkaran kuruluş tarafından <a href="http://www.genelbilge.com/tag/garanti/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Garanti">garanti</a> edildiği faiz taşımayan kıymetlerdir. Yasal ödeme aracıdır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası TL Banknot basmaya tek yetkili kurumdur.</p>
<p>Basit Faiz (SIMPLE INTEREST) :Belirli bir dönem için, belirli bir sermaye üzerinden hesaplanan faizdir. Yıllık, aylık ve günlük olarak hesaplanabilir. </p>
<p>Baz Dönem (BASE PERIOD) :Endeks veya büyüme oranının dayandırıldığı zaman dönemidir. Örneğin, toptan eşya fiyatalrı 1986 yılı için &#8220;150(1985=100)&#8221; şeklinde ifade edilmişse, 1985&#8242;te 100 olan toptan eşya fiyatalrı, 1986&#8242;da 150&#8242;ye çıkmış demektir. Buradaki baz dönem 1985&#8242;tir.</p>
<p>Baz Fiyat : Bir hisse senedinin bir seans süresince işlem görebileceği en alt ve en üst fiyat limitlerinin yani taban ve tavan fiyatlarının belirlenmesinde kullanılır. Bir hissenin bir önceki seansta oluşan ağırlıklı ortalama fiyatının en yakın fiyat adımına yuvarlanması ile hesaplanır.</p>
<p>Baz Yıl(BASE YEAR) :Endekslerde başlangıç alınan yıldır. Baz alınan yıla genellikle 100 değeri verilir. Bundan sonra gelen yıllarda bu 100 değerine göre yüzde olarak kolaylıkla hesaplanır.</p>
<p>Bedelli Sermaye Artırımı: Şirketlerin dış kaynaklardan temin ettiği yeni kaynaklar karşılığında (bir bedel karşılığında) dağıttıkları hisse senedidir. Bir sermaye artırım türüdür. Ortakların bedelli sermaye artırımı&#8217;na katılma hakları da rüçhan hakkı olarak adlandırılır. </p>
<p>Bedelsiz Sermaye Artırımı : Anonim ortaklıkların, iç kaynaklarından yaptıkları sermaye artırımı ifade eder. Bu tip ortaklıkların artırdıkları sermaye karşılığı çıkardıkları hisse senetlerini bir bedel almaksızın ortaklarına dağıtarak gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarıdır.</p>
<p>Beş Yıllık Plan (FIVE YEAR PLAN) :Ülkede orta vadede uygulanacak ekonomi politikalarının genel gelişme yönünü, amaçlarını, kaynakalrını ve şartlarını öngören karardır.</p>
<p>BETA Katsayısı: Hisse senedinin hareketliliğini gösteren bir katsayıdır. Bir hissenin betası, hisse senedi fiyatındaki yüzdesel değişimin, piyasa endeksindeki yüzdesel değişime bölünmesiyle hesaplanır. Çıkan sayınının 1’den büyük ise hissenin hareketliliğinin yüksek olduğu söylenebilir. Ayrıca bu katsayı hissenin borsadaki genel bir düşüş ya da yükseliş trendinde nasıl tepki vereceğini ortaya koyabilir.</p>
<p>Bilanço (BALANCE SHEET) :Bir kuruluşun belirli bir tarihteki ekonomik değerlerinin kaynaklarını ve bu değerlerin hangi alanlara yatırıldıklarını gösterne tablodur. Aktif ve pasiften oluşur. Bilançonun aktifinde kuruluşun mevcut değerleri, alacakları ve varsa zarar miktarı bulunur. Pasif tarafında ise, tablonun toplamından kuruluşun borçları düşüldükten sonra kalan meblağ yâni özsermaye bulunur. Böylece, bilançonun aktif ve pasif tarafları daima birbirlerine eşit olmuş olur.</p>
<p>Bileşik Endeks :İMKB&#8217;de işlem gören şirketlerin genelindeki fiyat değişimlerine ölçmeye yarayan endekse verilen addır. İşlem gören tüm hisse senetleri endeks hesabına dahil edilmez. İMKB 100 endeksi ve İMKB 30 endeksi bileşik endekse örnektir.</p>
<p>Bileşik Faiz (COMPOUND INTEREST) :Faize yatırılan sermayeden dönem sonunda elde edilen faiz tutarının, sermayenin üzerine eklenip bir sonraki faiz hesabının bu yeni tutar üzerinden hesaplanmasıdır. Bileşik faiz C=a (1+t)n formülü ile hesaplanır. Formülde yer alan C:sermayenin dönem sonunda ulaşacağı miktarı; a: sermayeyi; t: faiz oranını; n: süreyi göstermektedir.</p>
<p>Birincil Piyasa (Primary Market): İlk ihraçların yapıldığı piyasadır. Bir yatırım aracının örneğin bir menkul kıymetin ilk defa piyasaya sürülmesi (satılması) birincil piyasa işlemidir. Benzer şekilde, devlet iç borçlanma senetlerinin, T.C. Hazine Müsteşarlığı tarafından ihale yöntemi ile satımı da bir birincil piyasa işlemidir. Bu senetlerin daha sonra yatırımcılar arasındaki alım-satımları ise ikincil piyasa olarak adlandırılan piyasalarda gerçekleşmektedir.</p>
<p>Blok Satış :Bir firmanın sermayesinin yüzde 10’undan daha fazla hisse satışını ifade eder.</p>
<p>Blokaj : Bir varlığın kullanımına yetkililer tarafından getirilen kısıtlamadır. Böyle bir durumda Varlığın gerçek sahibi kendisine ait olan varlığı istediği gibi kullanamaz.</p>
<p>Bloke Çek: Ödemenin keşideci tarafından durdurulduğu durumlarda kullanılır. Ödemenin durdurulmasından anlaşmazlığın çözelmesine kadar çek bloke edilir.</p>
<p>Borcun Konversiyonu(CONVERSION OF PUBLIC DEBT) :Faiz oranı yüksek olan bir kamu borcunu, faiz oranı düşük diğer tahvillerle değiştirme sürecidir.</p>
<p>Borcun Reddi: Devlet&#8217;in tek taraflı bir kararla borcunun tamamını veya bir kısmını ortadan kaldırdığını ilan etmesidir. </p>
<p>Borç (Debt) :Bir kişi veya kuruluşun, bir diğerine karşı, genellikle daha önce alınmış belirli bir paranın, ana para, faiz ve öteki ödentilerle beraber geri verilmesi şeklinde yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülüktür. Tarafların anlaşma şekline göre, bu yükümlülüğün yerine getirilmesi veya karşılığında bir hizmetin görülmesi şeklinde olabilir.</p>
<p>BORÇ / ÖZERMAYE ORANI :Şirket, işletme sermayesi ve yatırımlarının finansman ihtiyacını dış kaynaklardan mı (borç) yoksa iç kaynaklardan mı (özsermaye) karşıladığını gösterir. Ülkemizde dış kaynak finansmanı genelde içsel kaynaklardan daha yüksek maliyetli olduğu düşünülürse bu oranın düşük olması tercih edilir.</p>
<p>BORÇ DEVİR HIZI : Borçların satışların maliyetine oranlanması; şirketin borçlarını ne hızda ödediğini gösterir. Bu oranın düşük olması şirket için o kadar iyidir.</p>
<p>Borç verilebilir fonlar piyasası:Finansman fazlası olup da bunu piayasaya arz edenlerle finansman açığını borçlanarak karşılamak isteyenlerin buluştuğu piyasa.</p>
<p>Borç Yönetimi (DEBT MANAGEMENT) :Kamu borcu bakımından, borcun sağlanmasından geri ödemenin yapılmasına kadar geçen süredeki ödeme ve buna ilişkin falliyetlerin tümüne verilen addır. Borç yönetimi, ekonominin genel özellikleri ve yapısına uygun biçimde, alınacak borcun miktarının, ödeme şartlarının, ekonomiye getireceği yükün, borç servis yükünün ağırlaşması durumunda alınabilecek önlemlerin hesaplanmasını kapsar.</p>
<p>Borç Yükü (DEBT BURDEN) :Kamusal nitelik taşıyan hizmetlerin finansmanında borçlanma yoluna başvurulması nedeniyle katlanılan yüktür.</p>
<p>Borçlanma Oranı :İşletmenin borçlanarak sağladığı yabancı kaynaklar ile, ortakların sağladığı ve faaliyet sonucu yaratılan özsermaye arasındaki ilişkiyi göstermektedir.</p>
<p>Borçlar Hukuku: Medeni hukukun borç ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır. </p>
<p>Borsa (BOURSE) :Belirli ticaret merkezlerinde, belirli tarihlerde alıcı ve satıcıların biraraya gelerek menkul değerlerin fiyatlarını saptadıkları yerlerdir. Borsalarda sözkonusu malların hazır bulundurulmaları gerekli değildir. Borsaların başlıca türleri şunlardır: a) Menkul değerler ve kambiyo borsaları: Hisse senedi, tahvil, çek, poliçe, altın ve yasaların izin verdiği ölçüde yabancı paraların satıldığı borsalardır. b) Ticaret ve emtia borsaları: Tahıl ve benzeri ürünlerin örnek üzerinden alınıp satıldığı borsalardır. c) Hizmet borsaları: Nakliye ve sigorta gibi hizmetlerin fiyatlarının saptandığı borsalardır.</p>
<p>Borsaya Kote Olmak: Borsanın izniyle halka arz edilecek hisse senetlerinin, borsaya kaydedilmesidir. Kote ettirilmemiş senetlerin ticareti olanaklı değildir. Kote olmuş senet, ilgili borsada tanındığını ve alım/satımının yapılmasına izin verildiği anlamına gelir. Hisse senetlerinin ticaretinin yapıldığı bir piyasa olan her borsanın kendine özgü kuralları vardır. </p>
<p>Büyüme: Ülke ekonomisinde işgücünün çoğalması, üretim araçları ve GSMH’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> artması vb. genel verilerin yükselmesidir. Büyüme’de ekonominin fiziksel olarak gövdesel genişliğe uğramasıdır.</p>
<p>Broker (BROKER) :Borsalarda başkası adına alım satım ile ilgili şartları görüşen, malın mülkiyeti ile ilgisi olmayan ve yaptığı hizmetten belirli bir komisyon alan aracıdır.</p>
<p>Bütçe (BUDGET) :Gelecekte belirli bir dönemde gerçekletmesi öngörülen gelir ve giderlerin karşılıklı tahminlerini içeren cetveldir. Bütçe, kuruluşların finansal planlama ve denetimlerinde son derece önemli bir unsurdur. Kamusal anlamda bütçe, kamu kesiminin gelecek dönem içinde elde edeceği gelirlerle, yapacağı giderleri bir arada gösteren bir belgedir.</p>
<p>Bütçe Açığı (BUDGET DEFICIT) :Bütçe giderlerinin bütçe gelirlerinden daha fazla olmasıyla ortaya çıkan farktır.</p>
<p>Bütçe avansı:Bir kamu giderinin yapılabilmesi için bütçeye gider yazılmaksızın verilen nakit tutar. Örneğin bir müteahhidin kazandığı ihaleye başlayabilmesi için kendisine avans verilir. Bu avansın karşılığı olan iş yapılıp da harcama belgeleri getirildiğinde bütçeye gider yazılarak avans kapatılır.</p>
<p>Bütçe Çoğaltan (BUDGET MULTIPLIER) :Kamu gelirleri ile kamu giderlerinin gerçek gelir düzeyi üzerinde yarattıkları etkiye verilen addır. Bütçe çoğaltanı, kamu giderlerinin borçlanma ve emisyon yoluyla karşılanmasına göre farklı etkiler yapar.</p>
<p>Bütçe Denetimi(BUDGET CONTROL) : Yasama organının yürütme organından aldığı yetkiye dayanarak yaptığı gelir toplama ve harcama faaliyetlerinin alınan yetki çerçevesinde yapılıp yapılmadığının denetimidir. Bu denetim sırasında en öenm verilen konu harcamaların ne şekilde yapıldığıdır. Konuya yasal ve ekonomik denetim bakımından yaklaşılır. yasalara uygunluğu, etkinlik sağlanıp sağlanmadığı kontrol edilir. Bütçenin denetimi ise, Sayıştay tarafından yapılır.</p>
<p>Bütçe Denkliği(BLANCED BUDGET) :Bütçenin gelir ve gider kalemlerinin birbirlerine denk olmaları durumudur. Geleneksel görüşler, ülkenin ekonomik yapısına bakılmaksızın bütçenin denk olması gerektiğini savunurlarken; modern görüşler ise ekonomide <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> dengelerin sağlanamaması durumunda bütçenin denkliğinin sağlanmasının bir anlam taşımadığını savunmaktadırlar.</p>
<p>Bütçe dengesi:Bütçenin gelirleriyle giderlari arasındaki denge.<br />
Bütçe dengesi tanımları:<br />
Denk bütçe: Bütçe gelirleri = Bütçe giderleri<br />
Bütçe açığı: Bütçe gelirleri < Bütçe giderleri<br />
Bütçe fazlası: Bütçe gelirleri > Bütçe giderleri</p>
<p>Bütçe kanunu:Bir devletin belirli bir dönem (genellikle bir yıl) gelir ve gider tahminlerini gösteren, gelirlerin toplanmasına ve giderlerin yapılmasına izin ve yetki veren kanun.</p>
<p>Büyüme (GROWTH) : İktisadi bir sistemin, ekonomik ve toplumsal yapısında nitelik ve nicelik bakımından yoğun bir süreç içerisinde gerçekleşen değişim ve gelişmelerin tümüdür.</p>
<p>Büyüme Oranı(GROWTH RATE) :Bir ekonomide sayısal olarak ifadesi mümkün olan bir büyüklüğün yüzde olarak artışıdır. Bu büyüklük <a href="http://www.genelbilge.com/tag/milli-gelir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Milli Gelir">milli gelir</a>, üretim hacmi, vb. gibi çeşitli olabilir.</p>
<p>C, Ç Camel analizi :Özellikle kredi değerlendirme kuruluşlarının bir bankaya kredi notu verirken kullandıkları analiz yöntemidir. Yöntemin adı analizde en önemli faktör olarak kullanılan göstergelerin baş harflerinden oluşur. C harfi Capital Adequacy (Sermaye yeterliliği), A harfi Asset Quality (Aktif kalitesi), M harfi Management (Yönetim), E harfi Earnings (Karlılık), L harfi de Likidite&#8217;yi ifade eder.</p>
<p>Cari Hesap(CURRENT ACCOUNT) :İki kişinin para, mal veya hizmetten doğan, birbirlerinden olan alacaklarından vazgeçerek, bunları her biri ayrı bir kalem oluşturacak biçimde borç ve alacak şekline sokarak aradaki farkı isteyebileceklerine dair yaptıkları sözleşmedir&#8230;</p>
<p>Cari işlemler dengesi:Bir ülkenin toplam mal ve hizmet ihracatı ve transferlerinin bunların toplam ithalatıyla olan farkı. Cari işlemler dengesi hesaplamasında finansal varlık ve yükümlülükler hesaba katılmaz.</p>
<p>Cari Kur (CURRENT EXCHANGE RATE) :Döviz piyasalarında günlük döviz alım-satımıyla oluşan kur anlamına gelmektedir. Gerçek kur olarak da ifade edilir.</p>
<p>Cari Oran (CURRENT RATE) :Paraya çevrilebilir değerlerin, kısa süreli borçlara bölünmesi ile ortaya çıkan orandır. Cari oranın yükselmesi, ödeme gücünün arttığını gösterir. Bu oran, işletmenin kısa vadeli borçları ile ödeme kapasitesini ölçmek ve net işletme sermayesinin yeterlilik düzeyini saptamak için kullanılır.</p>
<p>Cari Varlıklar: Satılabilir pay senedi ve tahviller, alacaklar, stoklar, kasa ve öteki döner varlıklardın oluşan bütün.</p>
<p>CCI Göstergesi (Commodity Channel Index: Mal Kanal İndeksi) :CCI hissenin kapanış fiyatının, o hissenin fiyatının istatistiki ortalamasından nasıl bir farklılık gösterdiğini ortaya koyar.</p>
<p>Cebri Tasarruf: Fertlerin arzulamaksızın iradeleri dışında etkenler yüzünden üketimden fedakarlığa mecbur kaldıkları durumları kapsayan bir terimdir.</p>
<p>Cebri Tedavül: Kağıt para rejimlerinde rastlanan ve hükümetlerin zorunlu saydıkları bir durumdur. </p>
<p>CF (COST AND FREIGHT) :Satıcının malı belirli bir noktaya kadar taşımayı taahhüt ettiği ve taşıma giderlerinin mal fiyatına dahil olduğu bir alım-satım şeklidir. Bu tip satışlarda, satıcı sigorta giderlerini ödemekle yükümlü değildir.</p>
<p>CIF (COST, INSURANCE, FREIGHT) :İthalatta, mal fiyatının üzerine sigorta ve navlun giderlerinin de eklendiği bir alım-satım şeklidir. Bu tip satışlarda, satıcı sigorta ve navlun maliyetlerine katlanmak zorundadır. Ayrıca satıcı, malı ithalatçının istediği yere kadar götürmekle yükümlüdür.</p>
<p>Ciro (ENDORSEMENT) :Hak sahibi tarafından değerli evrakın arkasına atılan bir imza veya yazılan bir ifade ile sözkonusu evraktan doğan hakların başkasına devredilmesini sağlayan işleme verilen addır. Ayrıca iş hacmi (turnover) anlamınada gelmektedir. Döner sermaye miktarı x devir sayısı olarak formüle edilmiştir.</p>
<p>Codex Alimentarius (Gıda Kodu): Latince bir terim olup, &#8220;Gıda Kodu&#8221; anlamındadır. Günümüzdeki anlamı ise Codex Alimentarius Komisyonu&#8217;nun onayından geçen bütün standartları ve üye ülkelerce derlenmiş tabloları kapsar. Codex Sistemi, dünya ticaretinin geliştirilmesi açısından, ticaretin kolaylaştırılmasının ve uluslararası geçerliliği olan standartların harmonizasyonunun gerekliliğinin anlaşılması üzerine oluşturuldu. Codex Alimentarius Komisyonu: 1962 yılında düzenlenen ortak bir FAO/WHO ortak gıda standardı programını uygulamak için kuruldu. CAC (Codex Alimentarius Commission), FAO ve WHO&#8217;nun yardımcı bir kuruluşudur. Programın amaçları : </p>
<p>Corweb Teoremi: Arz, talebin azalıp çoğalmasını anında izleyemez, ancak gecikme ile uyum sağlayacağı savına dayanır. Bu gecikme 3 tür (düzenli, küçülen ve büyüyen) dalgalanmaya neden olabilir&#8230; Corweb Teoremi&#8217;nin eleştirileri arasında, arzın bir devre önceki fiyatların belirlediği savına dayanması yer alıyor. Eleştirilere göre; arz-talep ilişkisinin teoremin öne sürdüğü kadar sıkı değildir. Fiyatların yüksek olmasına karşın uzun dönemde yatırım tercih edilebilir</p>
<p>Çapa (Nominal Anchor): Ekonomik <a href="http://www.genelbilge.com/tag/karar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Karar">karar</a> alma süreçlerinde referans olarak alınan büyüklükleri ifade etmek için kullanılır. Örneğin kur çapası kavramı, Merkez Bankasının kur için <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belli">belli</a> öngörüleri sonrasında, diğer ekonomik birimlerin de bu öngörüye güven duyması ile birlikte, alınan ekonomik kararlarda kurun, kurdaki artışın esas alınması ve fiyat, ücret artışı, yatırım gibi kararlarının kur politikası çerçevesinde şekillenmesini ifade eder. Bu tür bir çapaya (politikaya) güvenin olmaması halinde, seçilen büyüklükler bu özelliklerini kaybederler. Parasal büyüklükler, faiz oranları, enflasyon, büyüme oranları “çapa” olarak kullanılan büyüklüklerdir. Özellikle son yıllarda, kur ve faiz oranı gibi büyüklüklerin çapa olarak kullanımında ortaya çıkan güçlükler, enflasyonun bu amaçla kullanımını yaygınlaştırmıştır. </p>
<p>Çapraz Kur (CROSS RATE) :İki döviz arasındaki ve her birinin bir üçüncü döviz ile (genellikle ABD Doları) olan paritesiyle tanımlanan kambiyo kurudur.</p>
<p>Çek (CHEQUE) :Görüldüğü zaman ödemesi zorunlu olan ödeme emridir. Çeki imzalayan kişiye &#8220;keşideci&#8221;, tahsil eden kişiye &#8220;lehdar&#8221;, ödeyecek olan kişiye de &#8220;muhatap&#8221; denir.</p>
<p>Çekirdek Enflasyon (Core Inflation): Tüketici ve Toptan Eşya Fiyat Endeksleri gibi genel kullanıma açık mal ve hizmet sepetlerinden oluşan enflasyon endekslerinin temel enflasyonist eğilimleri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tam/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tam">tam</a> olarak yansıtmadığı varsayımı ile, bazı mal grupları ile fiyat değişmelerine yol açan bir takım unsurların enflasyon endeksinden çıkarılması sonucu ulaşılan bir enflasyon tanımıdır. Bu amaçla, dışsal etkilere (enerji fiyatlarında artış, mevsimsel koşullar, maliye politikası vs) daha açık olan ve geçici nitelikler taşıyabilen, enerji, temel gıda maddeleri fiyatları ve dolaylı vergiler bu tür enflasyon hesaplamaları içerisine katılmamaktadır. Amaç, fiyatlar genel seviyesindeki değişimi sürekli kılan unsurları tespit etmek ve bunlara yönelik daha gerçekçi politika kararları alabilmektir. Özellikle, enflasyon hedeflemesine yönelen ülkelerde bu türden alternatif endeks oluşumları değişik formları ile kullanılmaktadır. Türkiye’de Özel İmalat Sanayi Fiyat Endeksi “çekirdek enflasyon” olarak adlandırılmaktadır.</p>
<p>Çifte Vergileme(DOUBLE TAXATION) :Bir vergi matrahının aynı ülkede ya da ayrı ayrı iki ülkede iki kez vergilendirilmesidir.</p>
<p>Çıkarımış Sermaye(ISSUED CAPİTAL) :Kayıtlı sermaye sistemine tabi ortaklıkların satışı yapılmış (ihraç edilmiş) hisse senetlerini temsil eden sermayelerdir. </p>
<p>Çoğaltan (MULTIPLIER) :Belirli miktardaki gerçek sermaye yatırımının toplam gelir veya toplam istihdam üzerindeki etkisini gösteren katsayıdır. Yatırım miktarındaki değişmeler, toplam gelir ve toplam istihdamda kendisinden daha fazla değişiklik oluşturur.</p>
<p>D Dalgalı (Serbest) Kur Sistemi (Free Floating): Kurun hiçbir müdahale olmadan tamamen piyasada oluşan arz ve talep koşullarında belirlendiği sistemleri ifade eder.</p>
<p>Dalgalı Borçlar: Bir bütçe dönemindeki gelir ve giderlerin zaman içindeki uyuşmazlığını bertaraf edebilmek için Hazine&#8217;nin genellikle para piyasasından sağladığ kredilerdir.</p>
<p>Damping: Bir malın dış piyasadaki fiyatının, iç pazardan daha düşük tutulmasıdır.</p>
<p>Darboğaz: Herhangi bir üretim faktörünün teminindeki geçici sıkıntı nedeniyle ekonominin tıkanmasıdır. Yol kazası adı da verilir. Söz konusu sıkıntı, döviz yokluğu nedeniyle üretimde kullanılan hammadde ve ara mallarının ithalatının durması şeklinde olabileceği gibi faizlerin yükselmesi nedeniyle işletme sermayesi temininin zorlaşması şeklinde de ortaya çıkabilir. Darboğaz teşhisi, ekonominin büyüme hızının sadece bir çeyrek dönemde yüzde 2&#8242;nin altında kalması, izleyen dönemde yeniden yükselmesi halinde konulur.</p>
<p>Dayanıklı tüketim malı:Göreli olarak uzun ömürlü olan mallar (buzdolabı, çamaşır makinası gibi beyaz eşya ya da televizyon ve video gibi kahverengi eşya).</p>
<p>Deflasyon:Fiyatlar genel düzeyinde düşüş.</p>
<p>Değişim denklemi:<br />
M V = P Q<br />
M: Para arzı<br />
V: Paranın dolanım hızı<br />
P: Fiyatlar genel düzeyi<br />
Q: Ekonomide belirli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin miktarı</p>
<p>Değişim Ekonomisi (EXCHANGE ECONOMY) :Tarafların, mal ve hizmet değişimlerini serbestçe gerçekleştirebildikleri piyasa şeklidir.</p>
<p>Değişken faiz:Bir borcun faizinin, borcun ömrü süresince piyasadaki değişimlere paralel olarak değişme göstermesi hali.</p>
<p>Değişken Maliyet(VARIABLE COST) :Toplam üretim hacmindeki artış veya azalmaya göre değişen maliyettir. Hammadde ve işçilik maliyetleri değişken maliyetlere örnektir.</p>
<p>Demografi: İnsan topluluğunun belirli niteliklerini ölçen bilim dalıdır.</p>
<p>Denge (EQUILIBRIUM) :Etkileyici güçler toplamının sıfıra eşit olduğu, bu eşitliğin değişmesi halinde hiçbir eğilimin olmaması durumudur. Bir mala olan arz ve talep eşit ise, o mal piyasada denge halindedir.</p>
<p>Denge Döviz Kuru(EQUILIBRIUM EXCHANGE RATE) :Toplam döviz talebinin toplam döviz arzına eşit olduğu noktada oluşan kurdur.</p>
<p>Denge Fiyatı(EQUILIBRIUM PRICE) :Piyasalarda arz ve talebin birbirlerine eşitlendiği fiyat düzeyidir.</p>
<p>Dengesizlik(DISEQUILIBRIUM) :Birbirlerini ters yönde etkileyebilen güçlerin, birbirlerini karşılıklı olarak etkisizleştiremedikleri durumdur. Tüketicilerin cari fiyattan satın almayı düşündükleri mal miktarı, üreticilerin satmayı düşündüklerinden yüksek ise, bu piyasadaki dengesizliği gösterir.</p>
<p>Denk Bütçe Çarpanı(BALANCED BUDGET MULTIPLIER) :Kamu giderlerinin vergilerle finanse edilmesi durumunda gayri safi milli hasılada oluşacak değişmenin büyüklüğünü belirleyen katsayıdır.</p>
<p>Denkleştirici Kalemler (BALANCING ITEMS) :Otonom işlemler sonucunda ortaya çıkan ödemeler dengesi açık veya fazlalarını dengeleyen kalemlerdir. Denkleştirici işlemler konusunda ortak ölçü, kalemin oluşma amacına göre farklılık gösterir.</p>
<p>Depresyon:GSMH&#8217;nın önemli oranda küçülmesine yol açan ekonomik faaliyetlerde gerileme yaratan ekonomik denge bozukluğu hali.</p>
<p>Destek Noktası :Fiyatların düşerken yoğun alımlar ile karşılaştığı ve daha aşağıya düşmekte zorlandığı seviyedir.</p>
<p>Destek Seviyesi :Dolayısıyla fiyatların düşerken yoğun alımlar ile karşılaştığı ve daha aşağıya düşmekte zorlandığı seviyedir.</p>
<p>Devalüasyon (DEVALUATION) :Hükümetin aldığı bir kararla, ulusal paranın yabancı para birimlerine karşı satınalma gücünün düşürülmesidir. Devalüasyon ile ithalat kısılıp döviz tasarrufu sağlanmaya çalışırken, diğer yandan da ihraç gelirlerinin artmasıyla döviz gelirlerinin çoğaltılmasına çalışılır. Devalüasyon finansal bakımdan dış açıkların giderilmesinde etkili bir yöntemdir.</p>
<p>Devlet Borçları (STATE DEBTS; NATIONAL DEBTS) :Devletin yurtiçi ve yurtdışı kaynaklardan sağladığı borçlardır.</p>
<p>Devlet Planlama Teşkilatı: Türkiye&#8217;de planlı ekonomiye geçildikten sonra yıllık ve beş yıllık planları hazırlayıp izlemekle görevli olmak üzere kurulan Başbakanlığa bağlı Müsteşarlık.</p>
<p>Devlet Tahvili(GOVERNMENT BOND) :Devletin ödünç fon sağlamak amacıyla piyasaya çıkardığı borç senedidir. Devlet tahvilleri genellikle üç şekilde çıkartılır</p>
<p>Deflasyon: Enflasyonun tersi. Genel fiyat düzeyleri düşerken ulusal gelir, üretim ve istihdamın da düşmesidir.</p>
<p>Destek seviyesi: Fiyatların düşerken yoğun alımlar ile karşılaştığı ve daha aşağıya düşmekte zorlandığı seviyedir.</p>
<p>Dezenflasyon: Sert olmayan deflasyonist önlemlerle enflasyonun sınırlandırılmaya çalışılmasıdır. </p>
<p>Dış Borçlanma: Ülkenin kaynaklarına ek bir kaynak sağlamak, döviz olarak yeni ödeme gücü elde etmek gibi amaçlarla ülke dışındaki yabancı hükümet ya da finans kuruluşlarından karşılıklı ya da karşılıksız geri ödemeli kaynak bulunmasıdır. Türkiye’de dış borç kavramı içinde kamu sektörünün yanısıra, özel kesimin dış borçları da birlikte anılır. </p>
<p>Dış Denge: Bir ekonominin ödemeler bilançosunun açık verip vermemesidir. Dış denge, milli gelir, döviz kuru ve döviz sınırları değişkenlerine bağlıdır. </p>
<p>Dış ticaret dengesi :Ödemeler dengesinin mal ve hizmet ihracat ve ithalatını parasal değer cinsinden gösteren bölümü. İhracat = İthalat ise dışticaret denkliği; İhracat > İthalat ise dışticaret fazlası; İhracat < İthalat ise dışticaret açığı söz konusu demektir.</p>
<p>Dış Ticaret Oranı (Hadleri): Bir ülkenin dış ticaretinde gerçek kaybı ile gerçek kazancının birbirine olan oranıdır. İhracat fiyat endeksinin, ithalat fiyat endeksine bölünmesiyle hesaplanır. Ülkelerin dış ticarette kazanç ve kayıpları dış ticaret oranıyla saptanır.</p>
<p>Direnç noktası: Borsada, belli bir süreç içinde sürekli bir fiyat artışının yoğun satışlar sonucu durdurulduğu fiyat seviyesini ifade eder. </p>
<p>Disponibilite (STOCK) :Hesap sahiplerinin istedikleri zaman paralarını çekebilmeleri için, bankaların hemen paraya çevrilebilecek değerler bulundurma zorunluluğudur. Mevduat ve hemen paraya çevrilebilir değerler arasındaki ilişkiyi gösteren bu oranı merkez bankası belirler. Disponibilte oranı, piyasanın likiditesini etkileyen bir para politikası aracı olarak kullanılır.</p>
<p>Doğrudan finansman :Finansman açığı olan (borçlanıcı) ile finansman fazlası olanın (borç veren) herhangibir aracı kullanmaksızın karşılıklı olarak bor &#8211; alacak ilişkisini kurması hali.</p>
<p>Dolar Açığı (DOLLAR GAP) :İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan dolar kıtlığıdır. Avrupa ülkeleri, savaş sonrası ekonomilerini düzeltmek için gerekli mal ve hizmetleri ABD&#8217;den karşılıyorlardı. Bu dönemde, Avrupa&#8217;nın elinde bulunan tüm altın ve dolar rezervlerinin ABD&#8217;ye akması, 1950 oratalarına dek Avrupa&#8217;da dolar açığı yaşanmasına yol açmıştır.</p>
<p>Dolar Paritesi (DOLLAR PARITY) :Herhangi bir ulusal paranın resmi dolar fiyatıdır.</p>
<p>Dolaylı finansman:Finansman açığı olan (borçlanıcı) ile finansman fazlası olanın (borç veren) birbirlerini tanımadan bir aracı krum aracılığıyla borç alacak ilişkisinin kurulması hali.</p>
<p>Dolaylı Vergi (INDIRECT TAX) :Yasama organı tarafından fiyatlara eklenmesi istenerek, tüketicilerden alınan vergidir. Satış vergileri, bu tip vergilere bir örnektir.</p>
<p>Dolaysız Kontroller: Devletin siyasi gücünü kullanarak ekonomiyi düzenlemek amacıyla fiyat ve ücret kontrolü gibi doğrudan yaptığı uygulamalar bütünüdür. </p>
<p>Dolaysız Vergi (DIRECT TAX) :Yasama organı tarafından çıkartılan ve verginin doğrudan doğruya yükülüsünden alınmasını istediği vergidir. Gelir ve mülkiyet vergileri dolaysız vergiye örnektirler.</p>
<p>Dönemsel Faiz: Bir yatırımın fiilen elde tutulma süresince getireceği faizi ifade eder.</p>
<p>Dönen Varlıklar(CURRENT ASSETS) :Üretim sürecinde yer alıp, belrli bir dönem içerisinde sağladığı yarar yine o dönem içerisinde sona eren varlıklardır. Değişen varlıklar olarakta adlandırılırlar.</p>
<p>Döner Akreditif (REVOLVING CREDIT) :Akreditifin, sözleşme uyarınca bir kısmının veya tamamının kullanılması durumunda otomatik olarak yenilenen akreditiftir.</p>
<p>Döner sermayeli kuruluşlar :Genel ya da katma bütçelerden tahsis edilen bir başlangıç ödeneğini sermaye olarak kullanmak suretiyle her yıl elde ettiğiğ karın bir bölümünü sermayesine ekleyerek iktisadi işletme mantığıyla çalışan kuruluşlar. En yaygın olanları üniversite hastanelerinin döner sermayeleridir.</p>
<p>Döviz (FOREIGN EXCHANGE) :Yabancı bir ülkede ödeme sırasında geçerli olan her türlü bono, çek, kredi mektubu, poliçe, havale gibi her türlü değerli kağıda verilen addır. Nakit olan yabancı paralara &#8220;efektif döviz&#8221; de denmektedir.</p>
<p>Döviz Borsası: Döviz arz edenlerle döviz talep edenlerin karşılaştıkları, ulusal paraların birbirlerine çevrildikleri standartlaştırılmış piyasalar.</p>
<p>Döviz çapası (nominal anchor):Sabit döviz kuru uygulamasında belirlenen parite. </p>
<p>Döviz kuru:<br />
Bir ülkenin ulusal parasının fiyatının bir başka ülkenin ulusal parası cinsinden ifadesi. İki tür döviz kuru vardır: (1) Nominal döviz kuru, iki ülkenin paralarının karşılıklı göreli fiyatıdır. (2) Reel döviz kuru, iki ülkenin mallarının karşılıklı göreli fiyatıdır.<br />
E = e (P/P*)<br />
Burada E reel döviz kurunu; e nominal döviz kurunu; P yerli malın fiyatını; P* yabancı malın fiyatını gösterir.</p>
<p>Döviz Kuru Rejimleri: Döviz kurları günümüzde özellikle küçük ve açık ekonomiler için taşıdıkları önem ve reel ekonomiyi doğrudan etkileme potansiyelleri nedeniyle, uygulanan para politikası çerçevesinde doğrudan hedef, gösterge veya araç olarak kullanılmaktadırlar. Döviz kuruna yönelik uygulamalar, bir uçta tamamen sabit kur sistemi, diğer uçta ise tam serbesti olmak üzere, iki rejim arasında şekillenmektedir. Tamamen sabit kur sisteminde, ulusal para yabancı bir para veya paralardan oluşan bir sepet karşısında sabitlenmekte ve bu değerin sürmesi para otoritesi tarafından bazen açık bazen de dolaylı olarak garanti edilmektedir. Para Kurulu (Currency Board) türü uygulamalarda, bir taraftan kur sabitlenirken diğer taraftan ulusal para arzı tamamen bu kur üzerinden gerçekleştirilen döviz alış-satışlarına bağlanmaktadır. Tamamen serbest kur sisteminde ise, döviz kurunun fiyatı doğrudan piyasada oluşan arz ve talebe göre belirlenmektedir. Ara rejim olarak adlandırılan, Avrupa Para Sistemine geçiş aşamasında da uygulanan kurun bir band içerisinde hareketine müsaade eden yapı ile kontrollü dalgalanma (managed float), sürünen kur (crawling peg) adı altındaki sistemlerde ise, kur belli bir takım kriterlere göre yönlendirilmekte ve para otoritesi tarafından gerektiğinde müdahale edilmektedir. Kura yönelik bu tür rejimlerin seçimi, ülkelerin içinde bulunduğu şartlara göre değişmektedir.</p>
<p>Döviz tevdiat hesabı :Yurtiçi ve yurtdışında yerleşik kişilerin, ticari bankalarda açmış oldukları yabancı para cinsinden mevduata verilen isimdir.</p>
<p>Döviz Tevdiat Hesabı: Yurtiçi ve yurtdışında yerlesik kişilerin, ticari bankalarda açmış oldukları yabancı para cinsinden mevduata verilen isimdir.</p>
<p>Duran Varlıklar : Şirketin likit olmayan aktiflerini gösterir, yani uzun vadeli alacaklar, iştirakler ve maddi duran varlıklar.</p>
<p>Dünya Bankası (World Bank): 1944 yılı sonrası, Avrupa’nın yeniden imarına yönelik olarak “International Bank for Reconstruction and Development” adı altında kurulan uluslararası bir örgüttür. Daha çok, gelişmekte olan ülkelere uzun vadeli proje kredileri sağlamaktadır. Son yıllarda görev tanımları içerisine, gelişmekte olan ülkelerin dış borçları ve yoksullukla mücadele kavramları da girmiştir. 2002 itibariyle 183 üyesi olan Dünya Bankası ABD&#8217;nin başkenti Washington D.C.&#8217;de bulunmaktadır.</p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü (WTO):Ülkeler arası ticaret akımlarının mümkün olduğunca öngörülebilir, serbest ve olağan olabilmesi için gereken çetçeveyi oluşturmak ve kuralları koymak ve uygulamak amacıyla kurulmuş uluslararsı bir kurum.</p>
<p>DÜOPOL (DUOPOLY) :İki üretici ve çok sayıda tüketicinin bulunduğu piyasadır. Tüketiciler bakımından, tam rekabet piyasasına çok benzer. Ürticilerin arzı kontrol edememeleri satış fiyatını etkiler. Bu da, fiyatın tekel piyasasındaki fiyata yaklaşmasına yol açar. Bu tip piyasalara, kısmi tekel piyasası da denilmektedir.</p>
<p>DÜOPSON (DUOPSONY) :Birbirlerine benzer ürünlerin çok sayıda üreticisinin fakat sadece iki tüketicisinin bulunduğu piyasalara verilen addır.</p>
<p>E Efektif döviz : Merkez Bankası’nca alım ve satımı yapılan ve Türk lirası olarak kurları belirlenen yabancı ülkelere ait kağıt paradır. </p>
<p>Efektif talep (EFFECTIVE DEMAND) :Ekonomide, çeşitli mal ve hizmetleri satınalmak amacıyla harcanmış paradır. Ayrıca satınalma gücü ile mevcut olan talep anlamına da gelmektedir.</p>
<p>Efektif: Kaydi forma dönüşmemiş, ekonomik birimlerin fiilen banknot ve bozuk para olarak ellerinde tuttukları parayı ifade etmek için kullanılan bir terimdir.</p>
<p>Ekonomi (ECONOMY, ECONOMICS) :Genel olarak ekonomi, sonsuz ihtiyaçları olan insan ile bu ihtiyaçları sağlamaya elverişli doğa arasındaki geçerli ilişkileri araştıran bilimdir.</p>
<p>Ekonomi politikasının alt politikaları:<br />
Ortodoks politikalar:<br />
Maliye politikası<br />
Bütçe politikası (Vergi politikası; giderler politikası; borçlanma politikası)<br />
Teşvik politikası<br />
Para politikası (Açık piyasa işlemleri; iskonto oranlarının değiştirilmesi; munzam karşılık oranlarının değiştirilmesi)<br />
Dışticaret politikası (Tarifeler; kotalar; tarife dışı engeller)<br />
Kur politikası<br />
Faiz politikası<br />
Heterodoks politikalar:<br />
Gelirler politikası (incomes policy) </p>
<p>Ekonomik (ECONOMIC) :Kaynakların en düşük maliyet ve en yüksek fayda sağlayacak biçimde kullanılmasıdır.</p>
<p>Ekonomik büyüme (ECONOMIC GROWTH):Bir ülkenin mal ve/veya hizmet üretim kapasitesindeki artış.</p>
<p>Ekonomik Gelişme: Ekonominin fiziksel büyümesinin ötesinde yetenek, bilgi ve anlayışın olumlu değişimidir. </p>
<p>Ekonomik rant (ECONOMIC RENT) :Üretim faktörünün üretime sağladığı yararın üzerinde gerçekleşen ödemedir. Iki çeşit rant mevcuttur. Tüketici rantı, tüketicinin malı satın alma sürecinde, almayı düşündüğü fiyatın altında almasıdır. Üretici rantı ise, üreticinin malını istediği fiyattan yukarıya satması ile gerçekletir.</p>
<p>Ekonominin genel dengesi:Bir ülke ekonomisinin toplam arzla toplam talebin kesiştiği noktada içinde bulunduğu denge durumu.<br />
Y = C + I + G + (X &#8211; M)</p>
<p>Eksik rekabet (INCOMPLETE COMPETITION) :Firmaların fiyatları bir dereceye kadar etkileyebildikleri rekabet durumudur. Bu durumda, piyasa tam rekabet yapısından çıkar. Eksik rekabet, tam rekabet ve monopol yapı arasındaki tüm durumlarda geçerlidir.</p>
<p>Elektonik Fon Transferi (EFT): Fonların elektronik ortamda hesaplar arası aktarımının yapıldığı sistemdir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde ilk olarak Nisan 1992&#8242; de işletime açılmış, Nisan 2000&#8242;de ise ikinci nesil adı altında günün ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde güncelleştirilmiştir. Şu anda sadece TL üzerinden işlem yapılmaktadır. Sistemin açılış saati 8:00 olup, katılımcıların en geç saat 9:00’da kendi sistemlerini açması gerekmektedir. Resmi kapanış saati 17:30 olup, bu saat Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından gerek görülmesi haline uzatılabilir.</p>
<p>Elektronik Menkul Kıymet Transferi (EMKT) : Menkul kıymetlerin elektronik ortamda hesaplararası aktarımının yapıldığı sistemdir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde bu tür bir sistem Ekim 2000&#8242; de faaliyete geçmiştir. Sistemin açılış saati 8:00 olup, katılımcıların en geç saat 9:00&#8242; da kendi sistemlerini açması gerekmektedir. Resmi kapanış saati 17:30 olup, bu saat Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından gerek görülmesi haline uzatılabilir.</p>
<p>Emek arzı (LABOR SUPPLY) :Toplam nüfus içerisinden, ekonomik faaliyetlere katılmak isteyenlerin sayısıdır. Emek arzı, nüfusa, bu nüfus içerisinde çalışmak isteyenlerin sayısına ve bu kişilerin çalıştıkları saat sayısına göre farklılık gösterir.</p>
<p>Emek piyasası (LABOR MARKET) :Çalışma koşulları ile ücretlerin belirlendiği piyasadır.</p>
<p>Emisyon (ISSUE -OF BANK-NOTES, SECURITIES, BILLS, ETC.-) :Hisse senedi, kağıt para, tahvil gibi değerlerin ilk kez piyasaya sürülmesidir. Tek başına kullanıldığında ise, genellikle devletin yetki verdiği bankaların piyasaya kağıt çıkarması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Emisyon hacmi (BANK-NOTES ISSUED) :Devletin yetkili kıldığı banka tarafından piyasaya sürülmüş toplam kağıt para miktarıdır.</p>
<p>Emtia Borsaları (Commodity Exchange): Ticarete konu olabilen malların alım ve satımının gerçekleştirildiği standartlaştırılmış piyasalar. </p>
<p>Endeks sayıları (INDEX NUMBERS) :Belirli bir yıl ile baz alınan yıl arasında geçen süre içinde fiyat, maliyet gibi konularda gerçekleşen değişimleri gösteren sayılardır. Tüketici fiyat endeksi, toptan eşya fiyat endeksi, sanayi üretim endeksi bunlara örnektir.</p>
<p>Endeksli tahvil (INDEX-LINKED BONDS) :Enflasyonun tahvillerde yazılı değeri aşındırmasını önleyerek, tahvil sahiplerinin zarara uğramamaları için çıkartılan bir tahvil türüdür. Bu tip tahvillerde, ana para ve faizi altın, döviz gibi bir değer ölçüsüne bağlanarak, ödeme günü geldiğinde tahvilin değeri bu ölçülere göre saptanarak ödeme yapılır. Böylece tahvil sahibi enflasyondan etkilenmemit olur.</p>
<p>Endojen ve egzojen değişkenler (ENDOGENEOUS AND EXOGENEOUS VARIABLES) :Endojen değişken, değeri modelin içerisinde belirlenip açıklanan; egzojen değişken ise değeri modele dışarıdan verilen değişkendir. &#8220;İçsel ve dışsal değişkenler&#8221; olarakta ifade ifade edilirler.</p>
<p>Enflasyon (INFLATION) :Bir ülkede fiyatlar genel seviyesinin sürekli yükselmesi, paranın satınalma gücünün sürekli azalması durumudur. Sürekli enflasyon ülkenin ekonomik, toplumsal olmak üzere bütün kesimini etkileyebilir.</p>
<p>Enflasyon çeşitleri:<br />
Talep enflasyonu: Bir ekonomide toplam talebin toplam arzı aşarak sürekli fiyat artışına neden olması halinde talep enflasyonu ortaya çıkar.<br />
Arz (maliyet) enflasyonu: Üretimde girdi olarak kullanılan üretim faktörleri ya da malların fiyatlarının sürekli artış içine girmesi sonucu maliyetlerdeki artışların satış fiyatlarını da artırmaya başlaması hali.<br />
Sürünen enflasyon: Talep ya da arz enflasyonunun yıllık % 2 -3 düzeyinde<br />
istikrarlı bir görünüm sergilemesi hali.<br />
Hiper enflasyon: Talep ve/veya arz enflasyonunun aylık % 50 ve daha fazla artışlar içine girmesi hali.<br />
Basamaklı enflasyon: Talep ve/veya arz enflasyonunun iki haneli ve genellikle artan, fakat hiper enflasyona dönüşmeyen hali.</p>
<p>Enflasyon Hedeflemesi (Inflation Targeting): Merkez bankalarının genellikle hükümetlerle birlikte, para politikası amacı olarak belli bir enflasyon rakamını hedeflemeleridir. Bu tür bir uygulamada hedeflenen enflasyonun, beklentileri etkileyebildiği ölçüde, nominal çapa görevini üstlenmesi öngörülür. Diğer politikalardan farkı, enflasyon hedefinin net bir şekilde kamuoyuna duyurulması ve bu konu ile ilgili doğrudan sorumluluk alınmasıdır. Uygulamada, uygulayıcı kurum olarak merkez bankaları amaca yönelik bir araç bağımsızlığına kavuşmaktadırlar. Diğer bir deyişle, merkez bankaları, kur ve faiz politikalarını enflasyonu kontrol altına almak amacı ile istedikleri biçimde kullanabilmektedirler. Bu tür uygulamalar, bir ekonomideki tüm büyüklüklerin nominal çapa özelliğini kaybetmesi sonucu bir zorunluluk olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bu tür bir politikanın başarısı için, güçlü ve sağlıklı bir mali yapı, enflasyon ile para politikası araçları arasında gözlenebilir ve istikrarlı bir ilişki, kredibilite, bağımsızlık ve açıklık gibi unsurlar ön koşul olarak sayılmaktadır.</p>
<p>Enflasyon İthali: Bir başka ülke enflasyonunun dış ticaret yaptığı diğer ülkelere fiyat artışı olarak yansımasıdır. </p>
<p>Enflasyon riski : Enflasyon nedeniyle yatırımcı tarafından arzulanmayan bir reel getiri oranının gerçekleşme olasılığını ifade eder.</p>
<p>Enflasyon sarmalı (INFLATION SPRIAL) :Bir kez başladığında kendi kendini büyüterek gelişen enflasyondur. Bu gelişim şöyle gerçekleşmektedir: fiyatların artması maliyetlerin artmasına, bu da fiyat seviyesinin daha da artarak sürecin bu şeklide gelişmesine yol açar.</p>
<p>Enflasyon Vergisi: Para, tedavüle çıkaran kurum açısından yükümlülük, talep eden, elde tutan kurum ve kişi açısından ise bir varlık olarak düşünüldüğünde, enflasyon, parayı ihraç eden kurumun yükümlülüğünü, parayı elde tutan kurumun ise varlığını reel olarak azaltır. Bu anlamı ile enflasyon, gelir elde eden açısından vergi özelliği taşımakta, dolayısıyla vergi gibi satın alma gücünün transferine neden olmaktadır.</p>
<p>Enflasyon: Fiyatlar genel seviyesindeki değişimdir. Bugün için, parasal bir olgu olduğu ve uzun dönemde parasal bir büyüme olmadığı sürece enflasyonun artmayacağı genel olarak kabul görmektedir. Toptan Eşya Fiyat Endeksleri, Tüketici Fiyat Endeksleri ve İmalat Sanayii Fiyat Endeksleri gibi çeşitli endeksler aracılığı ile ölçülmektedir.</p>
<p>Enflasyonist açık (INFLATIONARY GAP) :Ekonomide mevcut toplam talebin toplam arzdan daha fazla olmasından dolayı ortaya çıkan açıktır. Böyle durumlarda, eğer toplam talep arz seviyesine indirilemezse veya toplam arz talebi karşılayacak kadar yükseltilemezse, fiyatlar yükselir.</p>
<p>Envantör (INVENTORY) :Belirli bir tarihe ilişkin borç, alacak ve varlıkların miktarlarının ve değerlerinin, sayım, kontrol ve düzeltme yaparak saptanmasıdır.</p>
<p>Ergonomi (ERGONOMICS) :İnsanın fiziksel gücünün üretimde kullanılması için gerekli koşulları inceleyen bilim dalıdır. Amacı, maksimum işgücü ve sermaye üretmek için en elverişli fiziksel ortamı sağlamaktır.</p>
<p>Esnek arz (ELASTIC SUPPLY) :Esnek arz, arzın fiyatta meydana gelen değişmelere rağmen, daha büyük oranda değişmemesi şeklinde tanımlanmaktadır.</p>
<p>Esnek talep (ELASTIC DEMAND) :Esnek talep, talebin fiyatta meydana gelen artış veya azalış neticesinde, fiyattan daha büyük oranda artması veya azalması şeklinde tanımlanmaktadır.</p>
<p>Esneklik (ELASTICITY) :Bir değişkenin diğer bir değişkendeki artma veya azalma karşısında gösterdiği duyarlıktır. Örneğin, bir malın fiyatı % 10 artarsa, o malın talebi de % 10 azalır. Fakat piyasa şartları her zaman böylesine normal bir esneklik göstermez.</p>
<p>ESOP (Employee Stock Ownership Plan): Şirketlerin çıkardığı hisse senetleriyle çalışanları ortak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/etme/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Etme">etme</a> yöntemidir. ABD&#8217;deki ESOP Uzmanları Derneği&#8217;nce (ESOP Professional) yürütülmektedir. ESOP uygulayan bazı şirketler şöyle: Microsoft, Coca Cola, Colgate, RC Reyhold, IBM, Compaq, General Motors, General Electric&#8230; </p>
<p>Eşel Mobil: Ücretli ve maaşlıları, hayat pahalılığı karşısında korumak amacıyla fiyat artışlarıyla doğru orantılı olarak artmasının sağlanmasıdır.</p>
<p>Eşya Hukuku: Hukuk dalıdır. Şahısların bir eşya üzerindeki egemenlik ve tasarruflarının nitelik ve türlerini saptar. Eşya üzerindeki egemenliğin diğer şahıslarla olan ilişkilerini belirler. </p>
<p>E-ticaret: Elektronik ticaretin kısaltılmışıdır. İnternet üzerinden mal ve/veya hizmet alış verişidir. </p>
<p>Etkin Piyasa (Efficient Market): Bu hipotez, bir piyasada işlem gören kıymetlerin mevcut fiyatlarının, o kıymetlere ilişkin elde edilebilir bilgilerin tümünü yansıttığını öngörür. Teori, fiyatı belirleyenin alıcı ve satıcılar olduğu varsayımı ile, işlemcilerin tüm ulaşılabilir bilgilere aynı anda ve simetrik olarak ulaşabildiğini varsayar. Bu durumda oluşan fiyatın da denge fiyatı olduğu öngörülür.</p>
<p>EURO : Maastricht anlaşması uyarınca, gerekli kriterleri yerine getiren Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin 1999 yılı itibariyle kaydi olarak kullanmaya başladığı para birimi. Daha sonraki dönemde dolaşıma da sürülmesi planlanan bu para birimi Avrupa Birliği’ne üye tüm ülkelerin ortak para birimi haline gelecek.</p>
<p>Euro Bonolar (Eurobonds): Çıkaran ülkenin veya kuruluşun, kendi ulusal para birimi dışındaki bir para birimi üzerinden ihraç ettiği menkul kıymetlerdir.</p>
<p>Euro tahvil (EURO-BOND) :Uzun vadeli ve sabit faizli olup, uluslararası piyasalarda alım satımı yapılabilen uluslararası bir menkul değerdir. Bu tip tahvillerin ulusal piyasada mevcut menkul kıymetler borsasında kote edilme gibi bir zorunluluğu yoktur. Euro-tahvillerin işlem gördüğü yâni alım-satımının yapıldığı piyasaya euro-tahvil piyasaı denilmektedir.</p>
<p>Eurodolar:ABD dışındaki banka veya diğer aracı kurumlarda açılmış dolar hesapları. Dünyanın her yerinde dolar üzerinden açılmış hesaplar bulunmakla birlikte bunların tümüne eurodolar adı verilmektedir.</p>
<p>Evalüasyon : Bankaların kayıtlarında sabit kur üzerinden geçirilen dövizlerin her ay sonunda geçerli cari kura göre düzenlenmesi işlemediri.</p>
<p>Eximbank (EXPORT-IMPORT BANK) :İhracatta kredi kolaylıkları sağlayan, ithalat ve ihracatta uzmanlaşmış finansal bir kurumdur.</p>
<p>F Faiz (INTEREST) :Belirli bir paranın, belirli bir süre için iade şartı ile kullanılmasına karşılık verilen tutara verilen addır.</p>
<p>Faiz oranı (RATE OF INTEREST) :Faiz miktarını shesaplayabilmek amacıyla, paranın çarpının % cinsinden değerdir.</p>
<p>Faiz Ödemeleri: Bu veriler Hazine, Kamu İktisadi Teşebbüsleri, döviz pozisyonu tutan bankalar ve yurtdışından kredi alan diğer kuruluşlara ait borçların faiz ödemelerini kapsar. Bütçede eksi kalemdir. </p>
<p>Faktoring (FACTORING) :Faktoring, alacak hakkı başka bir kuruluşa likit fon karşılığında devredilmek suretiyle gerçekleşen işlemdir. Bunun yanısıra, firmalara vadeli satış bedellerini vadesinden önce thsil etme imkanı sağlayan finans kuruluşlarına da &#8220;faktoring&#8221; denilmektedir. Bu firmalar, vadeli satış yapmış şirketlerin fatura edilmiş alacaklarını peşin fakat iskontolu olarak satın alırlar ve vadesi geldiğinde alacağı kendileri tahsil ederler.</p>
<p>Faktör (FACTOR) :Bütünü oluşturan unsurların her biri; üretim unsurları ve acenta, komisyoncu şeklinde çeşitli anlamlara gelmektedir.</p>
<p>Fayda (UTILITY) :Mal veya hizmetelerin ihtiyaçları giderme özelliğidir. Kullanma değeri olan birşeye faydalı, kullanma değeri olmayan bir şeye is efaydasız denilmektedir.</p>
<p>Fayda-maliyet analizi (COST-BENEFIT ANALYSIS) :Bu analiz, yatırım projelerinin net cari değerini iskontolamak suretiyle, projenin maliyet ve faydasını değerlendirmeye yarayan bir tekniktir. Fayda-maliyet analizi ile, bir yatırım yapılıp yapılmayacağına karar verilir.</p>
<p>FED :ABD Merkez Bankası. Tek bir kurum olmayıp Merkez Bankası görevlerini yapan çeşitli bankaların oluşturdukları bir federal sistemdir. 12 adet bölgesel federal rezerv bankasından oluşur.</p>
<p>Fırsat maliyeti (OPPORTUNITY COST) :Üretim unsurlarının bazı işlerde kullanılmasından dolayı, kaçırılan fırsatların oluşturacağı maliyettir.</p>
<p>Fiat para:Üzerinde yazılı değerin çok altında bir mal değerine sahip olan para. Kağıt para bu tür bir paradır.</p>
<p>Finansal kiralama -LEASING- (FINANCIAL LEASING) :Bir yatırımcı ile bir leasing şirketi arasında yapılan sözleşme gereğince, yatırımcının seçmiş olduğu yatırım malının leasing şirketince kiralanarak, belirli bir kira karşılığında yatırımcının kullanımına sunumunu sağlayan finans metodudur. Kiralanan malın mülkiyeti sözleşme müddetince, leasing şirketindedir.</p>
<p>Finansal Risk:Hisse senedi veya tahvil gibi bir yatırım aracını aldığınız şirketin vadesi geldiğinde tahvil kuponlarını ya da üçüncü şahıslara olan borçlarını ödemeyip yatırımcıyı dolaylı olarak zarara sokması riskidir.</p>
<p>Finanslama (FINANCING) :Üretim, yatırım ve satış faaliyetlerinin yapılması için gerekli parasal değerlaerin sağlanması, ödenmesi gibi para bulma ve kullanma etkinliklerinin tümüdür. Özel sektör bu faaliyetleri, bankalar ve finans kuruluşlarından sağladığı fonlar yardımıyla gerçekleştirirken; kamu sektöründe ise dış borçlanma, emisyon, menkul kıymet ihracı gibi kaynaklardan sağlanan fonlardan yararlanılmaktadır.</p>
<p>Finansman bonosu (COMMERCIAL PAPERS) : Şirketlerin kısa vadeli işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılamak için çıkardıkları teminatsız senetlere verilen isimdir.</p>
<p>Fisher endeksi (FISHER&#8217;S IDEAL INDEX) :Paranın değerinin ölçülmesinde kullanılması öngörülen I. Fisher tarafından geliştirilmiş olan fiyat endeksidir.</p>
<p>Fiyat (PRICE) :Bir mal veya hizmet elde etmek için verilen belirli miktar para veya maldır.</p>
<p>Fiyat endeksleri (PRICE INDECES) :Malların belirli bir dönemdeki fiyatlarını baz alarak daha sonraki dönemlerde bu fiyatları baz alınan fiyatlara göre oranlayarak, fiyatların ne denli azalıp arttığını gösteren endekstir. Toptan eşya ve tüketici fiyat endeksleri olarak ikiye ayrılır.</p>
<p>Fiyat etkisi (PRICE EFFECT) :Fiyatta meydana gelen değişmeden dolayı satın alınan mal miktarında meydana gelen toplam değişmedir. Fiyat etkisi ikame ve gelir etkisi olarak incelenir. Fiyat yükseldiği zaman satın alınan mal miktarı azalır; fiyat azaldığı zaman ise miktar artar.</p>
<p>Fiyat istikrarı (PRICE STABILITY) :Enflasyonist fiyat değişikliklerine fırsat tanımayarak,paranın satın alma gücünün, üretim, yatırım ve istihdam seviyelerinin korunmasıdır. Tam istihdamın ve ödemeler dengesinin sağlanması fiyat istikrarının başlıca amaçlarından biridir.</p>
<p>Fiyat marjı (PRICE RANGE) : Bir hisse senedinin seans içinde önerilebilecek en düşük (taban) ve en yüksek (tavan) fiyat aralığını oluşturur. Fiyat marjı her hisse için baz fiyatın %10 altı ve üstü şeklinde otomatik olarak hesaplanır.</p>
<p>Fiyat politikası (PRICE POLICY) :Bir firma veya ekonomiyi yöneten kişilerin fiyatları istenilen seviyede tutmak için sergiledikleri genel tutumdur.</p>
<p>Fizibilite (FEASABILITY) :Herhangi bir yatırımın sağlayacağı kazanca değer olup olmadığının saptanması için yapılan çalışmalardır.</p>
<p>FON (FUND) :Belirli bir alanda gerçekleştirilecek faaliyet için ayrılmış para veya yerine geçebilecek değerlerin tümüdür.</p>
<p>Fonlama: Özkaynaklarını kullanarak kaynak sağlama yöntemidir.<br />
Forfaiting: Latincede alacak hakkının kayıtsız ve şartsız olarak teslim edilmesi anlamındadır. Vadeli mal ve hizmet ihracatından doğan ve belirli bir ödeme planına bağlı olarak tahsil edilecek olan alacakların daha önce bu hakkı elinde bulunduranlara rücu edilmeksizin (kayıtsız şartsız ve vazgeçilmez olarak), bir banka veya bu alanda uzmanlaşmış bir finans kuruluşu (forfaiter) tarafından satın alınarak iskonto edilmesidir. Uygulamada forfaiting işlemi yatırım mallarını kapsamaktadır. 1950’li yıllarda ABD ve Avrupalı ülkelerin SSCB ile dış ticaretlerinde doğdu. Uzak Doğu ve Latin Amerika ülkelerinde yaygınlaştı. </p>
<p>Forward işlemleri (FORWARD TRANSACTIONS): Döviz piyasalarında gerçekleştirilen vadeli işlemlerdir. Para birimlerini gelecekteki bir tarihte değiştirilmek üzere yapılan kontrata dayanır.</p>
<p>Fonksiyonel Bütçe (FUNCTIONAL BUDGET) :Devlet gelirlerinin, devletin eğitim, sağlık gibi gerçekleştirdiği işlevlere göre dağıtılacak miktarları öngören bütçeye verilen addır.<br />
Franchising: Sözleşmeye dayalı, direkt bütünleşmiş bir pazarlama sistemidir. Bu sistemde know-how ve markanın imtiyaz hakkı sahibi, belirli süre, koşul ve sınırları kapsayan anlaşmayla bağımsız yatırımcılara sistemini ve markasını kullandırır. Franchise vermek için öncelikle tanınmış bir marka ve başarılı bir organizasyon olması gerekir. </p>
<p>G Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH): Bir ulusal ekonomide belirli bir dönem içinde (genellikle bir takvim yılında), üretilen mal ve hizmet değerlerinin toplamıdır.<br />
Gayrısafi milli hasıla kavramları:</p>
<p>Gayrısafi milli Hasıla (GSMH): Bir ekonomideki üretici birimlerin belirli bir dönemde ürettikleri çıktılardan bunların içine giren girdilerin düşülmesiyle bulunan üretim miktarının parasal ifadesi </p>
<p>Gayrısafi yurtiçi hasıla (GSYİH): GSMH &#8211; Net dış alem faktör gelirleri (işçi dövizleri + yurtdışından elde edilen müteşebbis gelirleri + yurtdışından elde edilen kar transferleri + yurtdışı mali yatırımlardan elde edilen temettü gelirleri)</p>
<p>Safi (net) milli hasıla (NMH): GSYİH &#8211; Amortismanlar </p>
<p>Milli gelir (MG):<br />
NMH &#8211; yurtiçi ve yurtdışı işlemlerden doğan dolaylı vergiler (KDV gibi + subvansiyonlar</p>
<p>Kişisel gelir (KG):<br />
MG &#8211; kurumlar vergisi &#8211; dağıtılmamış kurum kazançları &#8211; sosyal güvenlik primleri + transferler<br />
Kullanılabilir (harcanabilir) gelir (HG):KG &#8211; dolaysız vergiler</p>
<p>Gelir elastikliği :Gelirlerde meydana gelen değişmelerin talep üzerindeki etkisini ölçer. </p>
<p>Gelir Ortaklığı Senedi :Baraj, köprü gibi kamuya ait alt yapı kuruluşlarının gelirlerinden pay almayı sağlayan sertifikalardır. Bu belgeler kuruluşların mülkiyeti üzerinde hak kazandırmaz.</p>
<p>Gelirler politikası (incomes policy) :Fiyatların, ücretlerin, kiraların, faizlerin bir süre için dondurulması yoluyla enflasyonu düşürmeye yönelik bir politika.<br />
Genel bütçe :Yalnızca bakanlıklara ilişkin gelir ve giderleri kapsayan bütçe</p>
<p>Gini katsayısı :Bir ülkede milli gelirin dağılımının adil olup olmadığını ölçmeye yarayan bir katsayı. 0 ile 1 arasında değişir. 0&#8242;a ne kadar yakınsa mutlak eşitliğe o kadar yaklaşılmış; 1&#8242;e ne kadar yakınsa mutlak eşitlikten o kadar uzaklaşılmış demektir. Türkiye&#8217;de Gini katsayısı en son ölçümlere göre % 0.49 dolayında olup dünyanın en gayrı adil gelir dağılımlarından birisine işaret etmektedir. </p>
<p>Görünmeyen kalemler dengesi :Yurtiçinde yerleşik kişilerle yurtdışında yerleşik kişiler arasında ihracat ve ithalat işlemleri dışında kalan ilişkileri kapsayan dengedir.</p>
<p>Grev: İşçilerin toplu iş sözleşmesi sürecinde anlaşma sağlanamaması durumunda, toplu olarak üretimi ve yürüttükleri hizmetleri durdurma eylemidir. </p>
<p>GSMH zımni deflatörü :Cari fiyatlarla hesaplanmış GSMH&#8217;yı reel, yani fiyat hareketlerinden arındırılmış GSMH&#8217;ya böldüğümüz zaman GSMH zımni defdlatörünü hesaplamış oluruz. </p>
<p>Guvernör (Governor) :Yönetici anlamına gelen ve genellikle Merkez Bankası Başkanları için kullanılan bir terim. IMF ve Dünya Bankası grubunda üye ülkeleri temsil etmek üzere görevlendirilen Bakan, Merkez Bankası Başkanı gibi görevlilere verilen isim. </p>
<p>H Halka Arz: Şirketlerin kaynak ihtiyacını karşılamak amacıyla özkaynak yoluyla senet ihraç ederek (fonlama) kaynak sağlamasıdır. Şirketler kaynak ihtiyaçlarlarını faiz karşılığı yabancı kaynaklardan (borç) ya da özkaynaktan (ortaklardan sermaye yoluyla veya faaliyetler sonucu kazanç yoluyla) sağlar. Özkaynak için ödenmesi gereken ve ortaklar tarafından belli bir taban limitte beklenen temettü geliridir. Özkaynak yoluyla fonlama yani senet ihraç ederek toplanacak fonların maliyeti, borçlanmadan daha ucuz ise, şirketler halka arza başvurma yolunu tercih edecektir. </p>
<p>Hayali ihracat: Dış satımda bir malın bedelinin üstünde fiyatla yurtdışına mal satmış gibi işlem yapılmasıdır.</p>
<p>Hazine: Devletin tasarruflarını ve mali işlemlerini idare eden kurumdur.</p>
<p>Hazine Açığı: Hazine, devletin harcama ve gelirlerinin gerçekleştiği soyut bir kasa olan kurumdur. Belli bir dönemde Hazine’nin kamusal giderlerinin finansmanı için yapılan ödemeler, toplanan kamu gelirlerini aşması durumunda Hazine açığı ortaya çıkar. </p>
<p>Hazine Bonosu: Hazine tarafindan vadesi 1 yıldan kısa süreli olarak çıkarılan ve iskontolu olarak işlem gören borçlanma senetleridir.</p>
<p>Hazine iç borçlanması:Yurtiçindeki kaynaklardan (kişiler, özel kurumlar, kamu kurumları) genellikle gönüllü yöntemlerle belirli bir vade ile ve belirli bir sabit ya da değişken faiz karşılığında borçlanılması işlemi.</p>
<p>Hiper Enflasyon: Dörtnala enflasyon olarak adlandırılır. Paranın değerinin yitirdiği en şiddetli enflasyon biçimidir. İktisat tarihinde çoğunlukla savaş ya da sonrasında ortaya çıkmış ve yeni bir para biriminin kurulmasını zorunlu hale getirmiştir. </p>
<p>Hipotez :Bir neden &#8211; sonuç ilişkisinin deney ya da yeteri kadar gözlemle kanıtlanmamış ifadesidir. Aksi ortaya konuluncaya kadar doğru kabul edilir.</p>
<p>Hisse senedi: Anonim ortaklıklar tarafından çıkarılan ve anonim ortaklığın sermayesine belirli bir katılma payını temsil eden kıymetli evraktır.</p>
<p>Hisse senedine çevrilebilir tahvil: Halka açık ortaklıklıkların faydalanabilecekleri bir finansman aletidir. </p>
<p>Hissedar: Bir anonim şirketin hisse senedine sahip olan şahıstır.</p>
<p>Hiyerarşi: Sosyal bir toplulukta iktidarın kademelelendirilmesini ifade eder. </p>
<p>Holding: Bir şirket aracılığıyla diğer şirketlerin bir araya getirilerek yönetilmesidir. Holding şirketleri, üretim ve satış türü faaliyetlerde bulunmayan ve belli bir faaliyet alanları olan şirketlere iştirak eden ve genellikle böyle şirketlerin büyük ortağı durumunda olan anonim şirketlerdir. Holding şirketlerinin kuruluş ve varoluş nedenleri birden çok şirkete iştirak etmek ve bu şirketleri yönlendirmek/kontrol etmek olduğundan sermaye şirketleri sınıfında bulunur. Holding şirketlerin sahipleri genellikle birçok şirketin sahipleri olup, bu paylarını holdinglere devrederler ve bu yolla o şirketlerin yönetimlerini tek elde toplarlar. Şirketler grubu ise holdingten farklı olarak bir başka şirket aracılığı olmaksızın bütün şirketleri bir araya getirerek yönetilmesidir. Holdinglerde yasal olarak en az yedi şirketin biraraya gelmesi zorunlu olmasına karşın şirketler grubunda sayı aranmaz.</p>
<p> İç Borçlar: Hükümetin ülke sınırları içinde kişi ve kurumlara ulusal para cinsinden borçlanmasıdır. Bu borçlanmanın iktisadi niteliği, satın alma gücünün özel ve kamusal kesimler arasında el değiştirmesidir. İç borçlanmada ülkenin kullanabileceği kaynaklara bir ek söz konusu değildir. Devlet, en yaygın yöntemle halka ve kurumlara sattığı kağıda +bağlı bono, tahvil ve kağıda bağlı olmayan yöntemlerle borçlanabilir. İç Borçlanma; kısa-uzun vadeli, teminatlı-teminatsız ve zorunlu-gönüllü olarak üç gruba ayrılabilir. </p>

<p class="sayac_bilgi">210 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/ekonomi-sozlugu.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1923&#8242;den Günümüze Türkiye Ekonomisi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/1923den-gunumuze-turkiye-ekonomisi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/1923den-gunumuze-turkiye-ekonomisi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 15:31:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata]]></category>
		<category><![CDATA[Kamu]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[Tesis]]></category>
		<category><![CDATA[Yere]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11725</guid>
		<description><![CDATA[1923-1980 Yılları Arasında Türkiye Ekonomisi: 1920&#8242;lerden günümüze kadar Türkiye ekonomisi tarihini incelerken üç iktisat kongresinin de ekonomi politikalarında önemli değişimlerin yaşandığı dönemlerin başlarına rastladığı gözlenmektedir. Bu açıdan iktisat kongrelerinin ekonomik hayata yön verme işlevleri olmuştur. Birinci İktisat Kongresinin düzenlendiği 17 Şubat 1923 tarihinde, Kurtuluş Savaşından galip olarak çıkan Türkiye, iktisadi açıdan Osmanlı İmparatorluğundan devraldığı &#8220;Duyunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1923-1980 Yılları Arasında Türkiye Ekonomisi:<br />
1920&#8242;lerden günümüze kadar Türkiye ekonomisi tarihini incelerken üç iktisat kongresinin de ekonomi politikalarında önemli değişimlerin yaşandığı dönemlerin başlarına rastladığı gözlenmektedir. Bu açıdan iktisat kongrelerinin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ekonomik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ekonomik">ekonomik</a> hayata yön verme işlevleri olmuştur.<br />
Birinci İktisat Kongresinin düzenlendiği 17 Şubat 1923 tarihinde, Kurtuluş Savaşından galip olarak çıkan Türkiye, iktisadi açıdan Osmanlı İmparatorluğundan devraldığı &#8220;Duyunu Umumiye&#8221; ile karşı karşıya kalan, halkın büyük çoğunluğu fakir ve eğitimsiz, sanayi kuruluşları yok denecek kadar az ve sermaye birikiminden yoksun, geri kalmış bir ülke konumundaydı. Bu Kongrenin ortaya konulan fikirler açısından o dönemin Türkiye ekonomisini yeniden inşa etmede büyük katkıları olmuştur.<br />
1981 yılında düzenlenen İkinci İzmir İktisat Kongresi ise, iktisadi ve siyasi bunalımların gözlendiği, iktisadi olarak içe dönük sanayileşmenin yarattığı bunalımların biriktiği ve hemen ardından bu alanlarda büyük <span id="more-11725"></span>değişimlerin gözlendiği bir dönemde düzenlenmiştir.<br />
21. yüzyıla girmekte olan dünyada gözlenen siyasi ve teknolojik değişim rüzgarları içerisinde, 1992 yılında düzenlenen Üçüncü İzmir İktisat Kongresi, bu değişim ortasında olan ve coğrafi açıdan etrafında siyasi çalkalanmaların gözlendiği Türkiye için, iktisadi açıdan gelecek yüzyıla hazırlanmada, hedefleri belirlemede, kamu ve özel kesimin fikirlerini ortaya koymada önemli bir yere önemli bir yere sahiptir.<br />
Birinci Dünya Savaşından 5 yıl sonra, dünyanın kendine bir düzen vermeye çalıştığı uluslararası konjonktürde toplanan Birinci İktisat Kongresi, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> çok içerdeki dengeleri tesis etmeye ve iktisadi yapıyı oluşturmaya yönelikti.<br />
Kongrede sanayici, tüccar, çiftçi, işçi &#8220;murahhaslarının&#8221; oldukça çekişmeli ve kulisli bir çalışma ortamından sonra, ana sektörler itibariyle belirlenen &#8220;Misak-ı İktisadi Esasları&#8221; başlığı altında bütünleşmeleri, bir ittifak arayışının kanıtı olarak sayılabilir. Bu çerçevede, Kongre kapsamı içinde siyasi bağımsızlığın iktisadi bağımsızlıkla birleştirilmesi ve Türk girişimcisinin güçlendirilmesi en <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> hedeflerdi.<br />
Kongrede milliyetçi ve liberal politikaların temelleri benimsenmişti. Gerçekten, 1923-29 dönemi tüm dünyada görüldüğü <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> liberal politikaların uygulandığı bir dönem olmuştur. Bunun nedeni, uygulanan politikaların, özel girişim öncülüğünde ve dışa açık bir ekonomik yapı içinde gelişmesiydi. Dışa açık politikaların benimsenmesinin bir diğer nedeni ise Lozan Antlaşmasının iktisadi hükümleriydi. Antlaşmanın eki olan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ticaret/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ticaret">ticaret</a> sözleşmesi, 1916 yılında Osmanlı gümrük tarifelerinin beş yıl daha yürürlükte kalmasını ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> yasaklar getirilmemesini öngörüyordu. Bu nedenle, 1929 yılına kadar gümrük tarifelerinde artışlar gerçekleştirilememiştir.<br />
1923-29 yılları arasında devlet özel girişimi teşvik etmek için yoğun çaba harcamıştır. Bu amaçla yapılanların başında, devlet tekelleri kurularak daha sonra bunların işletmesini özel sektöre devretmek gelmektedir.<br />
Ayrıca, bu dönemde, milli sanayii geliştirmek için Teşvik-i Sanayi Kanunu ile birlikte çeşitli hammaddelerin ithalatını kolaylaştıran gümrük tedbirleri alınmıştır. Milli bankalar kurularak (İş Bankası, Tütüncüler Bankası ve Sanayi ve Maadin Bankası), İstanbul ticaret ve tahıl borsası açılmıştır. Bu dönemde anonim şirketlerin kurulmaları da kolaylaştırılmıştır. Madenler ve sigara üretimi devletleştirilerek milli üretime dönük bir biçimde işletilmeye başlanmış, şeker fabrikaları için teşvik kanunu çıkartılmıştır. Ancak, bu dönemde, devletin en az düzeydeki müdahaleci tutumuna rağmen, özel sektör istenilen gelişmeyi sağlayamamıştır.<br />
Tüm dünyayı iktisadi açıdan büyük bir çıkmaza sokan 1929 dünya iktisat bunalımı ise liberal iktisat politikalarını izleyen ülkemizi de etkilemiştir. Bu dönemde, Türk parasının değerinin düşmesi sonucu, tarım ürünlerimizin dünya piyasalarında fiyatları düşmüştür. 1924-1929 döneminde GSMH yılda ortalama yüzde 10,9, sınai üretim ise yüzde 8,5 oranında artış kaydetmiştir. Bu sonuç, üretim kapasitesine yapılan ilavelerden çok, geçmişte meydana <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> kapasite boşluklarının kullanılmasının bir sonucudur. Bu dönemde tarımsal üretimde görülen hızlı artış ise, aktif nüfusun savaş sonrasında toprağına geri dönmesinden kaynaklanmıştır.<br />
1930 yılından sonra tüm dünyada, devletçi, müdahaleci ve korumacı politikalara yönelinmeye başlanmıştır. Türkiye de bu doğrultuda hareket ederek, bunalımdan çıkmak ve iktisadi genişlemeyi sağlamak amacıyla çeşitli tedbirler almıştır. Öncelikle, 1930 yılında Merkez Bankası kurulmuş ve Türk Parasını Koruma Kanunu TBMM&#8217;de kabul edilmiştir. 1931 yılında ise ithalata kota konulması ve ihracatın denetlenmesi hakkında çıkan kanunla korumacılığın ilk adımları atılmıştır. Yine aynı yıl, Sanayi Kongresi düzenlenmiş, bunu takiben, 1932 yılında iktisadi hayatta devletin denetimini artıran bir dizi kanun çıkarılmıştır. 1933 yılında ise, Sümerbank&#8217;ın kurulması ve Mevduatı Koruma Kanunu ile Ödünç Para Verme İşleri Kanunlarının kabul edilmeleri başlıca iktisadi olaylardır. Devlet bu tarihte ilk defa faiz oranlarını belirlemeye başlamıştır.<br />
Devletin iktisadi hayata girişi, doğrudan doğruya devlet işletmeciliğine başlaması, 1934-1938 yılları arasında uygulanan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı ile başlamaktadır. Bu plan döneminde, öncelikle, büyük kısmı yabancıların elinde bulunan demiryolları, Tramvay, Tünel Şirketi, Zonguldak Kömür Şirketi, İzmir Telefon Şirketi millileştirilmiş ve kamulaştırılmıştır.<br />
Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı döneminde toprak reformu yapılarak tarıma teşvik sağlanmış ayrıca hammaddesi yurtiçinde bulunan malları işleyecek sanayi kuruluşları ile devletçe finanse edilmesi mümkün olan kuruluşların kurulmasına öncelik verilmiştir.<br />
Birinci Beş Yıllık Sanayi Planının başarılı uygulaması ve hedeflere ulaşılması üzerine 1938 yılında İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlanmıştır. Bu planın uygulanacağı yıllarda II. Dünya Savaşının başlamış olması devletin savaş ekonomisine uygun bazı tedbirler almasına yol açmıştır.<br />
II. Dünya Savaşı dönemine, olası bir tehlikeye karşı savaş ekonomisi uygulanmıştır. Bu çerçevede, hükümete, olağanüstü koşullarda fiyat saptama, özel işletmelere el koyma, zorunlu çalıştırma gibi araçlarla, ekonomiye doğrudan müdahele yetkisi veren 1940 Milli Koruma Kanunu ile, devlet gelirlerini artırmak için Varlık Vergisi Kanunu çıkarılmıştır. Varlık Vergisi Kanunu 1942 yılında gördüğü yoğun tepkiler nedeniyle yürürlükten kaldırılmıştır.<br />
Savaşın bitmesi ve tüm dünyada liberal politikaların etkin olmaya başlamasıyla birlikte Türkiye&#8217;de de bazı değişiklikler olmaya başlamıştır. Çok partili sisteme geçişle birlikte başlayan liberal akım, 1945-1950 yılları arasında, Türk ekonomisinde devlet müdahaleciliğinin belirli sınırlar içinde tutulması ve daha liberal bir ekonomi uygulanması yolundaki girişimleri ön plana çıkarmıştır.<br />
1946 yılında yapılan devalüasyon ile TL&#8217;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> değeri yüzde 53,6 oranında düşürülerek 1 Amerikan Dolar karşılığı 2,80 TL olarak kur sabitlenmiştir. Bu dönemde yapılan devalüasyonun nedeni, savaş sonrası uluslararası fiyat düzeylerine ve yeni ekonomi politikalarına uyum sağlayarak ihracatı artırmaktır. Ancak, bu devalüasyon istenilen sonuçları vermemiş, ithalattaki aşırı artışlar, birikmiş olan döviz rezervleri ve daha sonra dış yardımlarla finanse edilerek 1953 yılına kadar sürmüştür.<br />
Türk ekonomisini dar kalıplardan ve kısır kaynaklardan kurtarmak için 1947 yılında liberal karakterde bir Kalkınma Planı (1948-1952) hazırlanmıştır. Bu planda özel kesime büyük önem verilmiştir. Planın 1948-1952 dönemi için öngördüğü toplam harcama miktarında en büyük payı yüzde 44 ile ulaştırma almıştır. Bu dönemde ulaştırma sektöründe ağırlık verilen kesim demiryollarından ziyade karayolları olmuştur.<br />
Tarım ve tüketim malları sanayine önem veren, özel girişimin öncülüğünü savunan ve dış ticaret ile kambiyo rejimlerinde serbestleşmeyi öngören bu stratejiler, 1947 yılında üye olunan IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların görüşleriyle de uyumlu idi. Yine de, 1947 yılından itibaren askeri ve 1948 yılından itibaren ekonomik yardımlar alan Türkiye&#8217;nin 1945-1950 yılları arasında reel GSMH&#8217;sinde istenilen büyüme sağlanamamıştır.<br />
1950-1953 döneminde gerek tarımda gerekse sanayileşmede önemli gelişmeler sağlanmıştır. Tarımın makineleşmesi, kredi imkanları ve tarım için belirlenen yüksek fiyat politikası ile birlikte iklimin elverişli olması, bu dönemde tarım üretimini artırmıştır. Aynı zamanda, yabancı sermaye girişini kolaylaştırıcı uygulamalar, para arzının artırılması, ithalatın sınırlandırılması ve dış krediler ile yardımlar sayesinde de hızlı bir gelişme gözlenmiştir. Bu dönemde, büyük kamu yatırımlarına ağırlık verilmiştir.<br />
1954&#8242;den sonra plansız yatırımların yapılması nedeniyle artan ithalatın finansmanında, dış yardımlara paralel olarak döviz rezervlerinin kullanılması sonucu zorluklarla karşılaşılmıştır. Dış ticaret hadleri aleyhimize gelişirken, fiyatların hızla artması ile birlikte ekonomik büyüme geçen dört yıla göre aynı oranda olmamıştır.<br />
Bankaların tarım ve sanayi sektörüne açtığı kredilerin yükseltilmesi yanında plansız yatırımların yapılması ve 1956 yılında Milli Koruma Kanunu&#8217;nun yeniden yürürlüğe konulması sonucunda, fiyatlar üzerinde suni bir baskı yaratılmış, enflasyon körüklenmiştir.<br />
1958 yılında tekrar ekonomik istikrarı sağlamak için sıkı para ve maliye politikaları ve ihracatı teşvik tedbirleri gibi bir takım ekonomik tedbirler alındıysa da enflasyonist gidiş önlenememiştir.<br />
Bu ekonomik koşullarda, siyasi bunalımla birlikte 1960 yılında yeni bir Anayasa hazırlanarak, uzun vadeli bir ekonomik planın yapılması çalışmalarına yeniden başlanmıştır. Bunun için ilk önce 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur. Ayrıca, 1958 yılında alınan istikrar önlemleri, 27 Mayıs 1960&#8242;dan sonra eskisinden daha sıkı bir biçimde uygulanmaya devam etmiştir. 1962 yılında ise, bir yıl süreli bir plan hazırlanmış ve planın başarılı olması üzerine, bundan sonra, beş yıllık planlar hazırlanmaya başlanmıştır.<br />
1963-1967 yılları arasındaki Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile 1968-1972 yıllarını kapsayan İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ekonomik ve siyasi bunalımların sonunda istikrarlı bir büyüme hızı ve kalkınma sağlanması amacıyla 15 yıllık bir perspektif içinde hazırlanmıştır. Bu iki dönem içinde 10 adet yıllık program da uygulanmıştır. Bu 15 yıllık perspektif içinde başlıca hedefler şöyle sıralanabilir:<br />
- Yılda yüzde 7&#8242;lik bir büyüme sağlanması,<br />
- İstihdam sorunun çözümlenmesi,<br />
- Dış ödemeler dengesinin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması,<br />
- Her alanda yeterli sayıda ve üstün nitelikli bilim adamı ve teknik eleman yetiştirilmesi,<br />
- Bu hedeflerin sosyal adalet ilkesiyle uyumlu bir biçimde sağlanması.<br />
Bu hedefler çerçevesinde ele alınan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planının yürürlüğe konulmasıyla, ithal ikameci sanayileşme de yeni bir evreye girmiştir. Sıkı maliye ve para politikaları, kaynakların tam olarak kullanılmasına ve en iyi biçimde tahsisine engel olan enflasyonist ve deflasyonist eğilimlerin gelişmesini önleyecek biçimde tespit edilmiştir. Kamu yatırımlarının, vergiler, kamu teşebbüslerinin yaratacağı fonlar ve dış alemden sağlanacak kaynaklar gibi gerçek tasarruflarla finanse edilmesi öngörülmüştür. Ayrıca, para ve kredi politikaları, özel sektör yatırımlarının gerçek kişi ve kurum tasarrufları ile finansmanını mümkün kılacak biçimde tespit edilmiştir.<br />
Bu planın öngördüğü dönem sonunda Türk ekonomisinde şu gelişmeler olmuştur: Sanayi için yıllık yüzde 12,3 gelişme hızı öngörülmüş, bu oran yüzde 10,6 olarak gerçekleşmiştir. Dış finansman kaynaklarının hedeflenen ölçüde sağlanamamış olması ve tarım kesiminin gelişiminin büyük ölçüde hava şartlarına bağlı bulunması nedeniyle yüzde 7&#8242;lik büyüme hızına ulaşılamamış, yılda ortalama yüzde 6,5 oranında büyüme gerçekleştirilmiştir.<br />
Toplam yatırımların GSMH içindeki payı başlangıç yılı olan 1963&#8242;te yüzde 18&#8242;e yükselmiştir. Kamu gelirleri artmış olmakla birlikte öngörülen seviyeye ulaşılamamış; bu da kamu harcamalarının kısılması sonucunu doğurmuştur. Ödemeler dengesi açığı ise, ihracatın düşünülen seviyenin üstünde gerçekleşmesi nedeniyle plan hedefinin altında kalmıştır.<br />
Bu plan döneminde yatırımları ve ihracatı teşvik amacıyla bazı kanunlar çıkarılmıştır. Yatırımları teşvik amacıyla Gelir Vergisi Kanununa eklenen bazı maddelerle kalkınmada öncelikli yörelerde daha yüksek oranlarda yatırım indirimi uygulamasına başlanmış ve Vergi Usul Kanununa eklenen bir madde ile hızlandırılmış amortisman yöntemine geçilmiştir. Yatırımlarda kullanılacak hammadelerin ithalatını kolaylaştırıcı gümrük indirimleri gibi kolaylıklar sağlanmıştır. İhracatı teşvik için ise, ihracatta vergi iadesi uygulaması başlatılmıştır.<br />
1968-1972 yılları arasında uygulaması gerçekleştirilen İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planını birinci plandan farkı çok kesimli olmasıdır. Tarım, madencilik, imalat sanayi, inşaat, hizmetler ve kamu kesimi tek tek ele alınırken, plan ulusal ve uluslararası kesim olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bu planın amacı, Türk ekonomisinde hızlı bir gelişme sağlamak ve bu gelişmeyi sürekli hale getirmektir. Ayrıca, bu planın birinci plandan farklı olarak sanayi sektörüne özel bir önem verdiği görülmektedir. İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planında sanayi sektörü, ekonomik büyüme için &#8220;sürükleyici sektör&#8221; konumuna geçmektedir.<br />
Bu plan döneminde, bir taraftan &#8220;ithalat&#8221; yerine &#8220;yerli üretim&#8221; ikame edilirken, diğer taraftan &#8220;ara mallar&#8221; üretimi önem kazanmıştır. Ayrıca, vergi iadesi, döviz tahsislerine öncelik tanınması gibi ihracat teşviklerine önem verilmiş, ihracatçı birlikleri kurulmuştur.<br />
Birinci ve ikinci planda öngörülen kalkınma hızları eşit olmakla birlikte, Birinci Planda hizmetler kesimi için öngörülen kalkınma hızı yüzde 7,2&#8242;den yüzde 6,8&#8242;e indirilmiştir. Her iki planda temel sektörlerin payları öngörülen yönde gelişmekle birlikte beklenenden daha düşük seviyede olmuştur. Yatırımların sektörlere dağılımına baktığımızda, ikinci planın imalat sanayi, ulaştırma ve turizm yatırımlarına ağırlık verdiği görülmektedir.<br />
Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı 1973-1977 yıllarını kapsamakta ve onbeş yıllık uzun dönemli bir perspektifin üçüncü kısmını oluşturmaktadır. Türkiye ile AT arasında 1963 yılında imzalanan Ortaklık Anlaşmasının 1 Ocak 1973 yılında kanuni olarak yürürlüğe girmesi ile birlikte gümrük indirimlerinin gerçekleşmesi ve geçen on yıllık dönem içinde ulaşılan sonuçlar ve karşılaşılan sorunlar, özellikle sanayide hedeflenen artış hızının gerçekleştirilememesi, belirli bir yapısal değişikliği zorunlu kılmıştır. Bu yüzden plan onbeş yıllık bir perspektif içerisinde değil, yeniden hazırlanan ve 22 yılı kapsayan yeni bir stratejinin ilk dilimi olarak hazırlanmıştır. 1973-1995 yıllarını kapsayan bu yeni stratejiyle ulaşılmak istenen başlıca hedefler şunlardır:<br />
-GSMH&#8217;nin yılda ortalama yüzde 9 dolayında artması,<br />
- Sanayinin milli gelir içindeki payının yüzde 23&#8242;ten yüzde 40&#8242;a çıkarılması, buna karşılık tarım kesiminin payının yüzde 28&#8242;den yüzde 10&#8242;a indirilmesi,<br />
- Toplam çalışanlar içinde sanayi kesiminin payının yüzde 11&#8242;den yüzde 22&#8242;ye yükseltilmesi, tarım kesiminin payının ise yüzde 60&#8242;tan yüzde 20&#8242;ye düşürülmesi.<br />
Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Plan döneminin belirgin niteliklerinden birisi, başta altyapı olmak üzere, ekonominin darboğazlara girmesidir. Bunun temelinde 1960-1973 döneminde kesintisiz büyümeyi sağlayan ithal ikameci stratejilerin bulunduğu görülmektedir. İthal ikameci politikalar dayanıksız tüketim mallarına (işlenmiş gıda ürünleri, tekstil gibi) yönelik olduğu sürece büyüme devam etmiş, fakat 1960&#8242;ların ortalarından itibaren ithal ikameci politikalar dayanıklı tüketim malları (taşıtlar, beyaz eşya&#8230;) ve ara mallar (çelik, rafine edilmiş ürünler, petrokimya ürünleri&#8230;) hedef alındığında elde edilen sonuçlar tatmin edici olmaktan uzak kalmıştır. Sınırlı iç piyasa ve ihracata yönelmedeki yetersizlik, sermaye yoğunluğu daha yüksek yatırımlardaki artış ve sınırlı kapasite kullanımları, büyüme hızının sürdürülmesini gittikçe daha yüksek maliyetli hale getirmiştir. 1973-1974 yılları arasında dört katına çıkan petrol fiyatları Türkiye&#8217;yi derinden etkilemiştir. Ardarda gelen hükümetler, birinci petrol şokundan önce yavaşlama eğilimine giren ekonomik büyüme hızını artırmak için, en azından başlangıçta, genişletici politikalar izlemişlerdir. Kamu sektörü yatırımları hızla büyümüştür. Ancak, aynı dönemde tüketim sınırlanamadığından, bu politika, reel olarak yüzde 8 gibi bir büyüme sağlanmasına rağmen istikrarsızlığa sebep olmuştur.<br />
1970&#8242;lerin sonuna doğru ulusal tasarruflar ve yatırımlar arasındaki uçurum genişlemiştir. İthalat, durgun ihracat karşısında hızla büyümüştür. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin dengesi çarpıcı bir şekilde bozulmuştur. Bunun sonucunda bütçe açığı büyümüş ve enflasyonda hızlı bir artış olmuştur. Cari işlemler dengesi önemli ölçüde açık vermiştir. Bu açık, 1977&#8242;de GSMH&#8217;nin yüzde 8&#8242;ine ve döviz gelirlerinin yüzde 92&#8242;sine ulaşmıştır. Bu açıklar özel yabancı sermaye ve rezervlerle finanse edilmiştir. Fakat bu finansman şekli, dış borçların artması, borçlanma yapısının bozulması ve konvertibl döviz rezervlerinin azalması şeklinde üç alanda kötüleşmeye neden olmuştur. Bu ekonomik dengesizlikler sonucunda 24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Kararları alınmıştır.<br />
1980-1982 Yılları Arasında Türkiye Ekonomisi:<br />
Sözkonusu istikrar programı ile, ihracatın ve döviz gelirlerinin artırılması, enflasyonun <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kontrol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kontrol">kontrol</a> altına alınması ve ekonominin dışa açılarak uluslararası rekabet ortamına uygun dinamik bir yapıya kavuşturulması amaçlanmıştır.<br />
İstikrar Programı ile öngörülen başlıca tedbirler şunlardır.<br />
- Döviz gelirlerini artırıcı tedbirler,<br />
- İthalatın libere edilmesine yönelik tedbirler,<br />
- Fiyat oluşumu ile ilgili tedbirler,<br />
- Yabancı sermaye ile ilgili tedbirler,<br />
- İdari tedbirler,<br />
- Para politikası ile ilgili tedbirler.<br />
Döviz Gelirlerini Artırıcı Tedbirler<br />
24 Ocak 1980 tarihinde, Türk Lirası dolar karşısında yaklaşık yüzde 49 oranında devalüe edilerek dolar kuru 47 TL&#8217;den 70 TL&#8217;ye çıkarılmıştır. 1 Temmuz 1981&#8242;den sonra ise günlük kur ayarlamalarına başlanmıştır.<br />
İhraç ürünlerimize dış pazarlarda rekabet gücü kazandırılması ve ihracatta sanayi mamüllerinin payının artırılması amacıyla, yeni teşvikler uygulamaya konmuştur. Bu çerçevede ihracatta vergi iadesi sistemi yeniden gözden geçirilmiştir. İhracatçıların döviz tutma yetkisi (kazandıkları dövizin yüzde 50&#8242;sini kendileri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> da diğer üreticilerin girdi ithalatında kullanma olanağı) kapsamı genişletilmiştir. İhracata yönelik üretimde kullanılacak girdilerin ithalatı gümrük vergisinden muaf tutulmuştur. T.C. Merkez Bankası nezdinde &#8220;İhracatı Teşvik Fonu&#8221; kurulmuş, teşvik belgesi alan ihracatçılara bu fondan kredi sağlanmıştır. Ticari bankaların kredilerinin yüzde 15&#8242;ini sınai ürün ihracatında kullanmaları zorunluluğu getirilmiştir. İhracatta kullanılmak üzere yurtdışından getirilen prefinansman dövizlerine, döviz cinslerine göre &#8220;Libor&#8221; faiz oranları ve azami yüzde 1,25&#8242;e kadar &#8220;faiz farkı (spread)&#8221; verilebilmesine olanak sağlanmıştır. Ayrıca ihracatın artırılması amacıyla serbest bölge, gümrüksüz antrepo kurulması ve işlemlerin kolaylaştırılması yönünde önlemler alınmıştır.<br />
Bu uygulamalar sonucunda ihracat gerek döviz getirisi açısından gerekse miktar açısından üç yılda iki katına yakın artmış, ihracatın GSMH içindeki payı 1979&#8242;da yüzde 4,1&#8242;den 1982&#8242;de yüzde 10,5&#8242;e yükselmiştir.<br />
İthalatın Libere Edilmesine Yönelik Tedbirler<br />
İthalatta alınan damga vergisinin oranı yüzde 25&#8242;den yüzde 1&#8242;e indirilmiştir. 1981 yılında &#8220;Tahsisli İthal Malları Listesi&#8221; uygulamadan kaldırılmış, I ve II sayılı Liberasyon Listelerinin kapsamı genişletilmiştir. İthalatta alınan teminat oranları düşürülmüş ve tahsili konusunda bazı kolaylıklar sağlanmıştır. Liberasyon listelerinden ithalatçıların 20 bin dolara, sanayicilerin 40 bin dolara, imalatçı-ihracatçıların ise 10 bin dolara kadar olan taleplerinin, ithal müsadesi düzenlenmeksizin, doğrudan yetkili bankalara yapılmasına ve transferlerin de bu bankalarca yerine getirilmesine imkan sağlanmıştır.<br />
Fiyat Oluşumuna İlişkin Tedbirler<br />
24 Ocak kararlarının en önemli ve belirleyici ögelerinden biri fiyat politikalarının piyasa koşullarında belirlenmesidir. Bu çerçevede fiyat denetimi ile ilgili komisyonun görevine son verilmiştir. Kamu kesiminin ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatı yüzde 100-400 arasında artırılarak, temel malların kapsamı sınırlanmıştır. Gübre, kömür, elektrik, demir ve denizyolu &#8220;yük&#8221; taşımacılığı dışında kalan tüm mal ve hizmetlerin fiyatının ilgili kamu kuruluşu tarafından serbestçe saptanabilmesine imkan tanınmıştır.<br />
İstikrar programında iç pazarın rekabete açılmasının gerekliliği belirtilmiştir. Programın belirleyici özelliklerinden biri de işgücü ve sermaye gibi temel üretim faktörlerinin fiyatının piyasa koşullarına göre belirlenmesidir. Ücretler, istikrar programının uygulandığı ilk iki yılda gerilemiştir.<br />
Yabancı Sermaye ile İlgili Tedbirler<br />
Yabancı sermaye girişini özendirmek amacıyla ise yönetimsel ve yasal düzenlemelere gidilmiştir. Yabancı Sermayeyi Teşvik Kararı (6224 sayılı) ve Çerçeve Kararnamesi doğrultusunda daha sonra çıkarılan kararlarla yabancı sermaye teşvik edilmiştir. 1980&#8242;de 97 milyon dolar olan yabancı sermaye girişi izni, 1981 yılında 337 milyon dolara yükselmiştir.<br />
Para Politikası ile İlgili Tedbirler<br />
Faiz oranlarının piyasa koşullarına bırakılması ile faiz oranları hızla artmış, 1 Temmuz 1980 tarihinden sonra kredi faizleri ile vadeli tasarruf mevduatı faizleri tümüyle serbest bırakılmıştır.<br />
24 Ocak İstikrar programında hedeflendiği gibi para arzı artış oranı ilk üç yılda giderek azaltılmıştır. Bunda Merkez Bankası kredilerinin önceki yıllara oranla daha az kullanılması etkili olmuştur. Bankalar sistemi aracılığı ile kaynak yaratılmaya başlanmasıyla kamu kesimi yerini özel sektöre bırakmaya başlamıştır.<br />
GSMH içerisinde kamu harcamalarının oranı yüzde 27-28&#8242;den, yüzde 20-21 dolayına inmiş, kamu gelirlerinin GSMH&#8217;ya oranı da vergi düzenlemeleri sonucu yüzde 18 dolayına yükselmiştir. 1 Ocak 1981&#8242;de yürürlüğe giren yeni vergi düzenlemeleriyle gelir dilimleri yeniden düzenlenerek ücretli kesim üzerindeki vergi yükü azaltılmıştır. Sermaye ortaklıkları, kooperatifler ve vakıf gibi kuruluşlardan alınan vergilerde de yeni düzenlemeler yapılarak ortaklıkların pay sahiplerine dağıttıkları karlar üzerinden alınan vergi oranları azaltılmıştır. İhracata yönelik mal ve hizmetleri üretenler ve ihracatçılar için özel istisna ve bağışıklıklar getirilmiştir. Ek olarak, taşınmaz mal alım-satımıyla, dayanıklı tüketim mallarının alım-satım vergisi ve yıllık vergiler artırılmıştır.<br />
1983-1987 Yılları Arasında TürkiyeEkonomisi:<br />
1984 yılında, kur politikalarında esneklik sağlanmıştır. Bankaların, alış ve satış kurlarının, T.C. Merkez Bankası&#8217;nca günlük olarak belirlenen esas kurun dövizlerde yüzde 6, efektiflerde ise yüzde 8 altında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> üstünde belirlenmesine izin verilmiş, ancak döviz alış ve satış kurları arasındaki farkın yüzde 2&#8242;yi aşmaması şart koşulmuştur. 1985 yılı Haziran ayında ise, bankalar kur tespiti konusunda tamamen serbest bırakılmıştır. Ancak, 1986 yılı başlarında bu serbesti daraltılmış ve bankalar tarafından belirlenecek kurların T.C Merkez Bankası kurlarının yüzde 1 altında ya da üstünde olması öngörülmüştür. 1986 yılının sonlarına doğru kur belirleme sistemi yeniden gözden geçirilmiş ve bankaların, döviz satış kurunda T.C. Merkez Bankası kurunu aşmamak koşuluyla, döviz alış kurlarını sebestçe belirleyebilecekleri açıklanmıştır.<br />
Türkiye, 1985 yılında GATT&#8217;ın Sübvansiyon Kodu Anlaşmasını imzalamış ve bu anlaşma gereğince de ihracatta doğrudan teşviklerin azaltılmasına başlanmıştır. İhracatta vergi iadesi oranları kademeli olarak indirilmeye başlanmış ve 1989 yılında vergi iadesi sistemine son verilmiştir. 1984 yılında &#8220;Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu&#8221; kurulmuş, 1986 yılı sonunda ise bu uygulamaya son verilmiştir. 1980 yılında T.C Merkez Bankası nezdinde kurulan &#8220;Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu&#8221; ihracatın doğrudan teşvikinde en önemli araç olmuştur. 1992 yılı başlarında bu uygulama da son bulmuştur. 1986 yılında yürürlüğe giren &#8220;İhracat Reeskont Kredisi&#8221;nden dış pazar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bilgi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bilgi">bilgi</a> ve deneyimine sahip ihracatçı veya imalatçı-ihracatçılar yararlandırılmıştır. Sözkonusu kredi 1989 yılında yürürlükten kaldırılmıştır. &#8220;İhracatta Vergi, Resim ve Harç İstisnası&#8221; ile &#8220;İhracat Karşılığı Dövizlerden Mahsup&#8221; şeklindeki teşvik tedbirlerinin uygulaması bu dönemde de devam etmiştir. 1987 yılında tüzel kişiliği aynen devam etmek üzere, Devlet Yatırım Bankasının, özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirket haline dönüştürülerek &#8220;Türkiye İhracat Kredi Bankası&#8221; ünvanını taşıması hükme bağlanmıştır.<br />
Bu dönemde ithalat rejiminde önemli değişiklikler yapılmıştır. 1984 yılında I ve II sayılı Liberasyon Listeleri yürürlükten kaldırılmış ve tamamen yeni bir sisteme geçilmiştir. Yeni sistemde ithali yasak olan mallara &#8220;İthaline Müsaade Edilmeyen Mallar Listesi&#8221;nde yer verilirken, ithali izne tabi mallar &#8220;Müsaadeye Tabi Mallar Listesi&#8221;nde gösterilmiştir. Söz konusu listelerin dışında kalan malların ithali ise serbest bırakılmıştır. Ayrıca &#8220;Fona Tabi Mallar Listesi&#8221; açıklanmış ve bu listede yer alan malların ithali sırasında alınan fon tutarlarının Toplu Konut Fonu&#8217;na yatırılması öngörülmüştür. Daha sonraki dönemlerde ithali yasak mallar, uyuşturucu maddeler başta olmak üzere bir kaç kalemle sınırlandırılmıştır. Benzer şekilde Müsaadeye Tabi Mallar Listesi&#8217;nin kapsamı daraltılmış, 1990 yılında ise uygulamadan kaldırılmıştır. 1983 yılından sonra kambiyo rejiminin serbestleştirilmesi konusunda önemli gelişmeler sağlanmış, kısıtlama ve yasakların büyük bir bölümü kaldırılmıştır. Bu konuda ilk adımı 7.7.1984 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu (TPKK) hakkında 30 sayılı Karar oluşturmuş; ikinci ve en önemli adım ise 11.8.1989 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan 32 sayılı Karar olmuştur. 30 sayılı Kararı yürürlükten kaldıran 32 sayılı Kararın bazı maddelerinde de daha sonra bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu dönemde kambiyo rejiminde yapılan başlıca değişiklikler şunlardır: Türkiye&#8217;ye döviz ithali tümüyle serbest bırakılmıştır. Türkiye&#8217;de yerleşik kişilerin döviz bulundurmaları, hesap açmaları, döviz satın almaları serbest bırakılmıştır. Kıymetli maden, taş ve eşyaların, dış ticaret rejimi esasları dahilinde, Türkiye&#8217;ye ithali ve ihracatı serbest bırakılmıştır.<br />
Ekonominin tümünü kapsayan bu İstikrar Programı başarıyla uygulanmış ve 1980-1987 döneminde olumlu gelişmeler kaydedilmiştir. Bu gelişmeleri şu şekilde özetleyebiliriz;<br />
1980 yılında reel GSMH büyüme oranı negatif yüzde 2,3 (yeni seri) iken, 1982 yılında yüzde 3,1, 1984 yılında yüzde 7,1, 1985 yılında yüzde 4,3 olarak gerçekleşmiştir. 1986 yılında iç talepteki artış ve petrol fiyatlarındaki düşmenin yarattığı uygun koşulların da katkısıyla büyüme hızı hedefin üzerinde gerçekleşmiştir. Bu süreç 1987 yılında da devam etmiş, 1986 yılında yüzde 6,8&#8242;i bulan büyüme hızı izleyen yıl yüzde 9,8 olmuştur. Ekonomik büyüme oranlarında görülen bu artış kamu kesimi yatırım-tasarruf farkının artmasına neden olmuştur. Kamu kesiminin borçlanma gereği ise 1980 yılında GSMH&#8217;nın yüzde 8,8&#8242;i (yeni seri) iken 1983 yılında GSMH&#8217;nın yüzde 6&#8242;sı, 1986 yılında GSMH&#8217;nın yüzde 3,7&#8242;si 1987 yılında ise GSMH&#8217;nın yüzde 6,1&#8242;i olarak gerçekleşmiştir. Bu dalgalanma, piyasalarda arz-talep dengesizlikleri yaratarak enflasyon haddlerinin yükselmesine neden olmuş ve 1981-1987 yılları arasında deflatör ortalama olarak yüzde 38 artarken, 1988 yılında yüzde 69,7 seviyesine çıkmıştır. Kişi başına milli gelir ise 1980 yılında 1.539 dolar iken 1987 yılında 1.636 dolara yükselmiştir.<br />
1980 yılında yüzde 17,2 (yeni seri) olan kamu gelirlerinin GSMH içindeki payı 1983 yılında yüzde 16,5, 1985 yılında yüzde 13,0 ve 1987 yılında yüzde 13,9 olarak gerçekleşmiştir. 1980 yılında yüzde 20,3 (yeni seri) olan kamu harcamalarının GSMH içindeki payı 1983 yılında yüzde 18,8, 1985 yılında yüzde 15,3 ve 1987 yılında yüzde 17,4 olarak gerçekleşmiştir.<br />
1980&#8242;li yıllarda uygulanan liberal politikalar sonucunda dış ticaret hacmimiz hızla genişlemiştir. 1980 yılında 2.9 milyar dolar olan ihracatımız 1987 yılında 10.2 milyar dolara ulaşarak yaklaşık 4 kat artmıştır. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 1980 yılında yüzde 30 seviyesinden 1987 yılında yüzde 72&#8242;ler seviyesine yükselmiştir. İharacatımızdaki kompozisyonda da hızlı bir değişim meydana gelmiş ve sanayi ürünleri ihracatı hızla artarak toplam ihracatımız içerisindeki payı yüzde 70&#8242;ler seviyesine yükselmiştir. İhracatın pazar açısından analizi yapıldığında ise en büyük pazarın Avrupa Birliği ülkeleri olduğu görülmektedir. Türkiye&#8217;nin ithalatı ise 1980-1987 döneminde, 1982 ve 1986 yılları dışında devamlı artmıştır. 1986 yılında ise petrol fiyatlarında meydana gelen düşüşten dolayı azalmıştır. 1980 yılında 7.9 milyar dolar olan ithalat 1987 yılında 14.2 milyar dolara yükselmiştir. İthalatın içerisinde en büyük paya hammadde ithalatı sahip olup, AB ülkelerinden yapılan ithalat toplam ithalat içerisinde ilk sırayı almaktadır.<br />
1978, 1979 ve 1980 yıllarında Paris&#8217;te OECD üyesi ülkeler ve Japonya ile imzalanan ertelemeler dış borç stokumuza ek yük getirmiş, bunun sonucunda 1982 yılında dış borç stoku 17.6 milyar dolara yükselmiştir. 1982 yılından itibaren dış borçlar devamlı artmış ve 1987 yılında 40.3 milyar dolara yükselmiştir. 1980 sonrası dönemde, kamu açıklarının Merkez Bankası kaynaklarıyla finanse edilmesinin enflasyon üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle, genelde iç borçlanma yolu tercih edilmiştir. Özellikle 1984 yılından sonra iç borçlar giderek artış göstermiştir. 1980 yılında 721 milyar TL olan iç borç stoku 1987 yılında 17.2 trilyon TL olarak gerçekleşmiştir.<br />
1971-1980 döneminde Türkiye&#8217;ye gelen toplam yabancı sermaye tutarı 100 milyon dolar civarında iken, 1980 yılından itibaren hızla artmıştır. 1981 yılında izin verilen yabancı sermaye tutarı 337 milyon dolar iken bu tutar 1987 yılında 655.2 milyon dolara yükselmiştir. 1980 yılında yüzde 8,5 olan hizmetler sektörünün toplam yabancı sermaye izinleri içerisindeki payı, 1987 yılında yüzde 52,9&#8242;a yükselmiştir. Fiili yabancı sermaye girişi ise 1980 yılında 35 milyon dolar iken 1987 yılında 239 milyon dolara yükselmiştir.Yabancı sermayeli kuruluşların sayısı ise 1980 yılında 78 iken 1987 yılında 836&#8242;ya yükselmiştir.<br />
1980 sonrasında sermaye piyasasında da önemli gelişmeler yaşanmıştır. 1981 yılında 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu yürürlüğe konulmuştur. 1982 yılında Sermaye Piyasası Kurulu oluşturulmuş, 1986 yılı başlarında ise İstanbul Menkul Kıymetler Borsası faaliyete geçmiştir.<br />
1987-1993 Yılları Arasında Türkiye Ekonomisi:<br />
1986-1989 döneminin ilk yarısında ekonomide canlılık, ikinci yarısında ise durgunluk görülmüştür. 1986 yılında iç talepteki artış, petrol fiyatlarındaki düşmenin yarattığı uygun uluslararası koşulların da katkısıyla, ekonominin hedeflenen uzun dönem büyüme hızının üzerinde büyümesine yol açmıştır. Bu süreç 1987 yılında da devam etmiş ve büyüme hızı yüzde 9,8 olarak gerçekleşmiştir. Ekonomik büyüme oranlarında görülen bu yükselme, özellikle kamu kesimi yatırım-tasarruf farkının artmasına neden olmuş ve sonuçta kamu kesiminin borçlanma gereği 1986 yılında GSMH&#8217;nın yüzde 3,6&#8242;sı iken, 1987 yılında yüzde 6,1&#8242;ine ulaşmıştır. Bu durum, piyasalarda arz-talep dengesizliklerine yol açarak enflasyon oranının yükselmesine neden olmuş ve 1981-1987 yılları arasında deflatör ortalama olarak yüzde 38 artarken, 1988 yılında yüzde 72,3 seviyesine çıkmıştır. Yine aynı şekilde, toptan eşya fiyat endeksi bu dönemde ortalama yüzde 35,6 artarken 1988 yılında yüzde 68,3 düzeyine yükselmiştir. İç borç stoku 1988 yılında 28.4 trilyon TL, dış borç stoku ise 41 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.<br />
1987 yılında Türkiye&#8217;nin ihracatı 10 milyar dolar, ithalatı ise 14 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve dış ticaret açığı 4 milyar dolara ulaşmıştır. Bu yıl cari işlemler dengesindeki açık 1986 yılına göre bir düşüş kaydederek 806 milyon dolara inmiştir.<br />
Ekonomideki dengesizlikleri gidermek amacıyla 1987 yılı sonunda kamu tarafından üretilen mal ve hizmetlerin fiyatları önemli ölçüde yükseltilmiş ve piyasalardaki dengenin yeniden kurulabilmesini sağlamak üzere Şubat 1988&#8242;de bir dizi önlemler alınmıştır. Bu önlemlerin amacı, Türk Lirası cinsinden tutulan tasarrufların çekiciliğini ve dolayısıyla Türk Lirasına olan talebi artırmak, ithalatı frenlemek, ihracatı tekrar canlandırmak ve kamu harcamalarını kısarak ekonomideki aşırı ısınmayı gidermek şeklinde özetlenebilir. Kamu açıklarını kısmak için kamu yatırımlarının azaltılması, özel kesimin üretim ve yatırım kararlarını da olumsuz etkilemiştir. Faizlerin yükselmesi ise finansman maliyetlerini artırıcı ve üretimi yavaşlatıcı bir etken olmuştur. 1988 yılında reel GSMH büyüme hızı yüzde 1,5 olarak gerçekleşmiştir. Reel GSMH büyüme hızının 1987 yılına göre bu denli düşüşünün en önemli nedeni; sanayi sektörü ve hizmetler sektörünün büyüme hızlarındaki gerilemedir.<br />
Ayrıca KİT ürünlerindeki fiyat ayarlamalarının büyük ölçülerde ve şok biçiminde olması, ekonomideki enflasyonist beklentileri artırmıştır. Böylece ekonomi, 1988 yılının ikinci yarısından itibaren, özellikle imalat sanayiinde belirginleşen bir durgunluğa girmiş ve daralan iç talebin etkisi ile ortaya çıkan tasarruf fazlası 1.6 milyar dolar cari işlemler fazlasına dönüşmüştür. 1988 yılında Türkiye&#8217;nin dış ticaretine bakıldığında; ihracatın 11.6 milyar dolar, ithalatın ise 14.3 milyar dolar düzeyinde gerçekleştiği görülmektedir. 1988 yılında cari işlemler dengesinin fazla vermesinde, bir önceki yıla kıyasla dış ticaret açığının önemli ölçüde azalması ve turizm gelirleri ile diğer mal ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hizmet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hizmet">hizmet</a> gelirlerinin (yurtdışı müteahhitlik hizmetleri, navlun gelirleri gibi) önemli ölçüde artış göstermesi etken olmuştur. Kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH&#8217;ya oranı 1988 yılında yüzde 4,8 oranında gerçekleşmiştir.<br />
1988 yılına kadar bu politikaları başarıyla uygulayan Türkiye, mevcut kurulu kapasitesini artıramaması ve kısa ömürlü sermaye stokunu yenileyememesi nedeniyle dur-kalk diye tanımlanabilecek istikrarsız bir büyüme ortamına girmiştir. 1988 ve sonrasında, ödemeler dengesindeki olumlu gelişmeler dışında, işsizlik yüksek seviyesini korumuş, bütçe açıkları artmış ve buna paralel olarak fiyat artışları hızlanmıştır. 1989 yılında bu gelişmeler paralelinde toptan eşya fiyatları endeksi yüzde 63,9 oranında artarken, reel GSMH büyüme hızı yüzde 1,6 oranında gerçekleşmiştir.<br />
Plan döneminin son yılında, kamunun, alt yapı yatırımlarında belli hedeflere ulaştıktan sonra bu alana yönelik kaynak tahsislerini azaltması, cari işlemler dengesinde elde edilen fazla, yeni bir ekonomik döneme geçişe imkan vermiştir. 1989 yılı bu durumu itibariyle bir geçiş yılı olma özelliğini taşımaktadır. Bu yılda kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH&#8217;ya oranı yüzde 5,3&#8242;e yükselmiştir. Kamu kesimi borçlanma gereğinin artışının en önemli nedeni KİT&#8217;lerin borçlanma gereğindeki artıştır. Ücretlerin yükselmesi, tarım ürünleri stoklarının artması, bütçeden yapılan transferlerin azalması ve bunun yanında artan faiz yükü, KİT&#8217;lerin borçlanma ihtiyacını artırmıştır. 1989 yılında iç borç stokunda 1988 yılına göre önemli bir artış olmuş ve iç borç stoku 42 tilyon TL&#8217;na ulaşmıştır. Dış borç stoku ise 42 milyar dolar olmuştur.<br />
1989 yılında ihracat bir önceki yıla göre aynı seviyesini koruyarak 11.6 milyar dolar olarak gerçekleşmiş, ithalat ise yükselme eğilimini sürdürerek 15.8 milyar dolar olmuştur. Bu durum dış ticaret açığımızın artmasına neden olmuştur. Dış ticaret açığındaki önemli artışa karşın, görünmeyen işlem gelirlerinde sağlanan olumlu gelişmeler sonucunda cari işlemler dengesi, 1989 yılında da 961milyon dolar fazla vermiştir.<br />
1989 yılında büyüme hızının konjonktürel olarak düşük olması ile birlikte, tarım sektöründen elde edilen gelirdeki artış ve uygulanan bazı tedbirler sonucunda 1990 yılında reel GSMH artış hızı, yüzde 9,4 olarak gerçekleşmiştir. Bu denli yüksek büyüme hızının yanısıra, aynı yıl Körfez Krizi&#8217;nin de etkisiyle Ekim 1990&#8242;da petrolün varilinin 15 dolardan 31 dolara çıkması, ithalatı önemli ölçüde artırmıştır. Bu gelişmeler sonucunda, 1990 yılında toptan eşya fiyatları endeksi bir önceki yıla göre düşüş kaydederek yüzde 48,6 düzeyinde gerçekleşmiştir. İç talepteki canlılık, 1990 yılında tüketici fiyatlarının, toptan eşya fiyatlarından daha hızlı artmasına neden olmuştur. Bu yıl tüketici fiyatları endeksi yüzde 60,4 oranında artmıştır. Diğer önemli bir özellik ise, bütçe açıklarının finansmanının dış borçlanmanın yanısıra yüksek düzeylerdeki iç borçlanma ile sağlanmış olmasıdır. 1990 yılında iç borç stoku 57 trilyon TL&#8217;na, dış borç stoku ise 49 milyar dolara yükselmiştir. Kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH&#8217;ya oranı yüzde 7,6 olarak gerçekleşmiştir.<br />
1990 yılı sonunda ihracat 12.9 milyar dolar, ithalat ise 22.3 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve dış ticaret açığı 9.3 milyar dolara ulaşmıştır. Dış ticaret açığındaki bu büyük artış nedeniyle cari işlemler dengesi 2.6 milyar dolarlık açık vermiştir. Ayrıca, petrolünü büyük ölçüde Irak&#8217;tan alan Türkiye, boru hattının kapatılmasıyla öncelikle Irak&#8217;ın üçüncü ülkelere sattığı petrolden sağladığı navlun gelirlerinden mahrum kalmıştır.<br />
Körfez savaşının olumsuz etkileri sonucunda 1991 yılında büyüme hızında bir yavaşlama görülmüştür. Bu yıl reel GSMH büyüme hızı 1990 yılına göre çok büyük bir düşme kaydederek yüzde 0,3 oranında gerçekleşmiştir. Körfez krizi Ortadoğu ülkelerine yapılan nakliye faaliyetlerini olumsuz etkilemiştir. Yoğun rezervasyon iptalleri sonucunda turizm sektörü durgunluğa itmiştir. Bu dönemde, bankaların kredi faiz oranlarını yükseltmeleri sonucunda kredi talebi ve kullandırılabilir miktarlar azalmıştır.<br />
Yüksek düzeydeki para talebi ve para çekilmeleri de bankalardaki mevduat düzeyinde reel olarak yüzde 9&#8242;luk bir düşüşe yol açmıştır. Bu dönemde iç borç stoku 94 tilyon TL, dış borç stoku ise 50 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH&#8217;ya oranı da yüzde 10,3&#8242;e yükselmiştir. Enflasyon, 1991 yılında da yükselmeye devam etmiş, toptan eşya fiyat endeksi yüzde 59,2, tüketici fiyat endeksi yüzde 71,1 oranında artmıştır.<br />
Körfez Krizi nedeniyle sağlanan hibelerden 1990 yılında 745 milyon dolar, 1991 yılında ise 1.785 milyar dolarlık giriş olmasına rağmen Merkez Bankası rezervleri önemli kayba uğramış, kısa vadeli dış borçların ödenmesinde zorluklar olmuştur. 1990 yılında dış ticarette görülen olumsuz gelişmeler 1991&#8242;de tersine dönmüştür. Yıl içinde ekonomideki durgunluk nedeniyle iç piyasanın daralması ve döviz kurlarının bir önceki yıla göre daha hızlı yükselmesi, ihracatı sürekli uyarırken, aynı nedenlerle ithalatta önemli bir yavaşlama meydana gelmiştir. 1991 yılında ihracatımız 1990 yılına göre yüzde 4,9&#8242;luk bir artışla 13.6 milyar dolara yükselirken ithalatımız ise yüzde 5,6&#8242;lık bir azalışla 21 milyar dolara gerilemiştir. Cari işlemler dengesi ise 258 milyon dolar fazla vermiştir.<br />
Bu gelişmelerden sonra 1992 yılında ekonomide iyileşme belirtileri görülmeye başlanmıştır. 1992 yılında reel GSMH&#8217;da elde edilen yüzde 6,4&#8242;lük artış hızı, Türkiye ekonomisinin uzun dönemli ortalama kalkınma hızının üzerinde bir orandır. Haziran 1992&#8242;de toplanan Üçüncü İzmir İktisat Kongresi&#8217;nde de bu gelişmeler paralelinde Türkiye&#8217;nin 21. yüzyıla gelişmiş ilk onbeş ülke içinde girme hedefi ortaya konulmuştur. Bu hedefe ulaşmanın temelinin, demokrasiyle birlikte gelişen bir serbest pazar ekonomisi olduğu vurgulanarak dışa açılma politikasından hiçbir taviz vermeden, devletin ekonomiye müdahalesini asgariye indirmenin şart olduğu belirtilmiştir. 1992 yılında Türkiye&#8217;nin ihracatı 14.7 milyar dolar, ithalatı ise 22.9 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. 1992 yılında cari işlemler dengesi 942 milyon dolar açık vermiştir. Bu yıl toplam dış borç stokumuz 55 milyar dolara, iç borç stokumuz ise 194 trilyon TL&#8217;na yükselmiştir. Kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH&#8217;ya oranı da yüzde 10,6 olarak gerçekleşmiştir.<br />
1992&#8242;de enflasyon artış eğilimini sürdürmüş ve toptan eşya fiyatları endeksi yüzde 61,4, tüketici fiyatları endeksi ise yüzde 66,0 düzeyinde gerçekleşmiştir.<br />
Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı&#8217;nın dördüncü dilimi olan 1993 yılında, reel GSMH büyüme hızı yüzde 8,1 olarak gerçekleşmiş ve böylece program hedefi aşılmıştır. 1992 yılında 2.708 dolar olan kişi başına ulusal gelir reel olarak önemli ölçüde artmış ve 1993 yılında 3.004 dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Buna karşılık kamu kesimi finansman açığının GSMH&#8217;ya oranı yükselmiş, dış ticaret ve cari işlemler açıkları büyük boyutlara ulaşmıştır. Bu yıl kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH&#8217;ya oranı yüzde 11,2 olmuştur. 1993 yılında ihracatımızda büyük bir artış gözlenmezken ithalatımızda önemli bir artış gerçekleşmiştir. Bu dönemde ihracatımız 15.3 milyar dolar, ithalatımız ise 29.4 milyar dolar olmuştur. İthalatımızdaki bu artışın başlıca nedeni iç talepteki canlanmadır. Ayrıca, 1993 yılında cari işlemler dengesi 6.4 milyar dolarlık açık vermiştir.<br />
İç tasarruflar reel olarak azalmış, önemli boyutta dış açığa karşı yatırımların GSMH&#8217;ya oranı sabit fiyatlarla gerilemiştir. Bu dönemde dış borç stoku 67 milyar dolara yükselmiş, iç borç stoku ise 356 trilyon TL olarak gerçekleşmiştir.<br />
1993 yılında tüketici fiyatları endeksi bir önceki yıla göre yüzde 71,1 oranında artarken toptan eşya fiyatları endeksindeki artış yüzde 62,5 oranında gerçekleşmiştir. Yine aynı yılda konsolide bütçe gelirlerinin GSMH&#8217;ya oranı yüzde 17,6, konsolide bütçe giderlerinin GSMH&#8217;ya oranı ise yüzde 24,3 olarak gerçekleşmiştir.<br />
1993 yılında TL mevduatlarında bir gerileme gözlenmiştir. Buna karşın, ekonomik faaliyetteki hızlanmaya paralel olarak kredilerde kayda değer bir hızlanma gerçekleşmiş, bu hızlanmada mevduat banka kredilerindeki artış ana etken olmuştur.<br />
TURKIYE, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/abd/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Abd">ABD</a> YONETIMINDEKI KORFEZ SAVASI KOALISYONUNUN ARDINA AGIRLIGINI KOYMANIN BEDELINI EKONOMIK OLARAK ODUYOR. 1991 YILI ONCESINDE IRAK TURKIYE&#8217;NIN BASLICA TICARI ORTAGIYDI. ANA MADDELER, KERKUK-YUMURTALIK BORUHATTI ARACILIGIYLA IRAK PETROLUNUN TURKIYE&#8217;NIN AKDENIZ SAHILLERINE TASINMASIYLA, PETROL VE PETROL URUNLERIYDI. ANCAK, BM YAPTIRIMLARININ UYGULANMASIYLA BU TICARET BUYUK OLCUDE DURDU. BORUHATTI, HALIHAZIRDA IRAK&#8217;IN YIYECEK ICIN PETROL TICARETININ BIR PARCASI OLARAK SAVAS ONCESINDEKI KAPASITESININ KUCUK BIR KISMINI KARSILIYOR.<br />
ANKARA AYRICA, SIYASI VE ASKERI BIR BEDEL ODEDIGINI ILERI SURUYOR. KORFEZ SAVASININ SONUNA DOGRU, KUZEY IRAK KURTLERI BAGDAT HUKUMETI ALEYHINE TALIHSIZ BIR AYAKLANMA BASLATTILAR. ABD, INGILTERE VE BASLARDA FRANSA, KURTLERE KORUNMA SAGLAMAK AMACIYLA BOLGEDE &#8220;UCUS YASAGI&#8221; UYGULAMASI BASLATTILAR VE BU BOLGE UZERINDE HALEN TURKIYE&#8217;DE ADANA YAKINLARINDA BULUNAN INCIRLIK HAVA USSU&#8217;NDEN HAVALANAN ABD VE INGILIZ SAVAS UCAKLARI DEVRIYE UCUSLARI YAPIYORLAR.<br />
ANKARA BUNUN, KUZEY IRAK&#8217;TA ZAMAN ZAMAN, KURDISTAN ISCI PARTISI PKK&#8217;YA BAGLI AYRILIKCI TURKIYELI KURTLERIN SINIR OTESINDE FAALIYET GOSTERMELERINE IZIN VEREN BIR OTORITE BOSLUGUNA NEDEN OLDUGUNU ILERI SURUYOR. ANKARA AYNI ZAMANDA, WASHINGTON VE LONDRA HUKUMETLERININ, KUZEYDE AYRI BIR KURT DEVLETI KURARAK IRAK&#8217;I PARCALAMAYA DONUK PLANLAR YAPTIKLARINDAN KUSKULANIYOR.<br />
1991&#8242;in Ocak ayında uluslararası gücün, Saddam Hüseyin&#8217;i ve kuvvetlerini Kuveyt&#8217;ten çıkarmak için güç kullanacakları kesinleşmişti. Artık savaşın başlaması an nmeselesi idi. Saddam&#8217;a tanınan süre 15 Ocak&#8217;ta doluyordu. </p>
<p>Bu atmosferde verilen süreden 10 gün kadar önce dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Perez de Cuellar, Saddam&#8217;ı kararından vazgeçirmek için son kez uyarmak amaçlı bir görüşme yaptı. Ancak bu görüşme sadece Saddam Hüseyin&#8217;in kararından döndüremedi. </p>
<p>9 Ocak&#8217;ta ise ABD Sözcüsü James Baker ile Irak Dışişleri Bakanı Tarık Aziz arasındaki görüşmede başarısızlıkla sonuçlandı. </p>
<p>12 Ocak&#8217;ta Washington&#8217;da ABD Senatosu &#8220;Savaş kararını&#8221; onayladı. Ve süreç başladı.<br />
1987-1993 Yıllarında Türkiye Ekonomisi</p>
<p>1986-1989 döneminin ilk yarısında ekonomide canlılık, ikinci yarısında ise durgunluk görülmüştür. 1986 yılında iç talepteki artış, petrol fiyatlarındaki düşmenin yarattığı uygun uluslararası koşulların da katkısıyla, ekonominin hedeflenen uzun dönem büyüme hızının üzerinde büyümesine yol açmıştır. Bu süreç, 1987 yılında da devam etmiş ve büyüme hızı %9,8 olarak gerçekleşmiştir.<br />
Ekonomik büyüme oranlarında görülen bu yükselme, özellikle kamu kesimi yatırım-tasarruf farkının artmasına neden olmuş ve sonuçta kamu kesiminin borçlanma gereği 1986 yılında GSMH&#8217;nın %3,6&#8242;sı iken, 1987 yılında %6,1&#8242;ine ulaşmıştır. Bu durum, piyasalarda arz-talep dengesizliklerine yol açarak enflasyon oranının yükselmesine neden olmuş ve 1981-1987 yılları arasında deflatör ortalama olarak %38 artarken, 1988 yılında %72,3 seviyesine çıkmıştır. Yine aynı şekilde, toptan eşya fiyat endeksi bu dönemde ortalama %35,6 artarken 1988 yılında %68,3 düzeyine yükselmiştir.<br />
İç borç stoku 1988 yılında 28.4 trilyon TL, dış borç stoku ise 41 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. 1987 yılında Türkiye&#8217;nin ihracatı 10 milyar dolar, ithalatı ise 14 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve dış ticaret açığı 4 milyar dolara ulaşmıştır. Bu yıl cari işlemler dengesindeki açık 1986 yılına göre bir düşüş kaydederek 806 milyon dolara inmiştir.<br />
Ekonomideki dengesizlikleri gidermek amacıyla 1987 yılı sonunda kamu tarafından üretilen mal ve hizmetlerin fiyatları önemli ölçüde yükseltilmiş ve piyasalardaki dengenin yeniden kurulabilmesini sağlamak üzere Şubat 1988&#8242;de bir dizi önlemler alınmıştır. Bu önlemlerin amacı, Türk Lirası cinsinden tutulan tasarrufların çekiciliğini ve dolayısıyla Türk Lirası&#8217;na olan talebi artırmak, ithalatı frenlemek, ihracatı tekrar canlandırmak ve kamu harcamalarını kısarak ekonomideki aşırı ısınmayı gidermek şeklinde özetlenebilir.<br />
Kamu açıklarını kısmak için kamu yatırımlarının azaltılması, özel kesimin üretim ve yatırım kararlarını da olumsuz etkilemiştir. Faizlerin yükselmesi ise finansman maliyetlerini artırıcı ve üretimi yavaşlatıcı bir etken olmuştur.<br />
1988 yılında reel GSMH büyüme hızı %1,5 olarak gerçekleşmiştir. Reel GSMH büyüme hızının 1987 yılına göre bu denli düşüşünün en önemli nedeni; sanayi sektörü ve hizmetler sektörünün büyüme hızlarındaki gerilemedir. Ayrıca KİT ürünlerindeki fiyat ayarlamalarının büyük ölçülerde ve şok biçiminde olması, ekonomideki enflasyonist beklentileri artırmıştır. Böylece ekonomi, 1988 yılının ikinci yarısından itibaren, özellikle imalat sanayiinde belirginleşen bir durgunluğa girmiş ve daralan iç talebin etkisi ile ortaya çıkan tasarruf fazlası 1.6 milyar dolar cari işlemler fazlasına dönüşmüştür.<br />
1988 yılında Türkiye&#8217;nin dış ticaretine bakıldığında; ihracatın 11.6 milyar dolar, ithalatın ise 14.3 milyar dolar düzeyinde gerçekleştiği görülmektedir. 1988 yılında cari işlemler dengesinin fazla vermesinde, bir önceki yıla kıyasla dış ticaret açığının önemli ölçüde azalması ve turizm gelirleri ile diğer mal ve hizmet gelirlerinin (yurtdışı müteahhitlik hizmetleri, navlun gelirleri gibi) önemli ölçüde artış göstermesi etken olmuştur. Kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH&#8217;ye oranı 1988 yılında %4,8 oranında gerçekleşmiştir.<br />
1988 yılına kadar bu politikaları başarıyla uygulayan Türkiye, mevcut kurulu kapasitesini artıramaması ve kısa ömürlü sermaye stokunu yenileyememesi nedeniyle dur-kalk diye tanımlanabilecek istikrarsız bir büyüme ortamına girmiştir.<br />
1988 ve sonrasında, ödemeler dengesindeki olumlu gelişmeler dışında, işsizlik yüksek seviyesini korumuş, bütçe açıkları artmış ve buna paralel olarak fiyat artışları hızlanmıştır. 1989 yılında bu gelişmeler paralelinde toptan eşya fiyatları endeksi %63,9 oranında artarken, reel GSMH büyüme hızı %1,6 oranında gerçekleşmiştir.<br />
Plan döneminin son yılında, kamunun, alt yapı yatırımlarında belli hedeflere ulaştıktan sonra bu alana yönelik kaynak tahsislerini azaltması, cari işlemler dengesinde elde edilen fazla, yeni bir ekonomik döneme geçişe imkan vermiştir. 1989 yılı bu durumu itibariyle bir geçiş yılı olma özelliğini taşımaktadır. Bu yılda kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH&#8217;ye oranı %5,3&#8242;e yükselmiştir.<br />
Kamu kesimi borçlanma gereğinin artışının en önemli nedeni KİT&#8217;lerin borçlanma gereğindeki artıştır. Ücretlerin yükselmesi, tarım ürünleri stoklarının artması, bütçeden yapılan transferlerin azalması ve bunun yanında artan faiz yükü, KİT&#8217;lerin borçlanma ihtiyacını artırmıştır. 1989 yılında iç borç stokunda 1988 yılına göre önemli bir artış olmuş ve iç borç stoku 42 tilyon TL&#8217;na ulaşmıştır. Dış borç stoku ise 42 milyar dolar olmuştur.<br />
1989 yılında ihracat bir önceki yıla göre aynı seviyesini koruyarak 11.6 milyar dolar olarak gerçekleşmiş, ithalat ise yükselme eğilimini sürdürerek 15.8 milyar dolar olmuştur. Bu durum, dış ticaret açığımızın artmasına neden olmuştur. Dış ticaret açığındaki önemli artışa karşın, görünmeyen işlem gelirlerinde sağlanan olumlu gelişmeler sonucunda cari işlemler dengesi, 1989 yılında da 961milyon dolar fazla vermiştir.<br />
1989 yılında büyüme hızının konjonktürel olarak düşük olması ile birlikte, tarım sektöründen elde edilen gelirdeki artış ve uygulanan bazı tedbirler sonucunda 1990 yılında reel GSMH artış hızı, %9,4 olarak gerçekleşmiştir. Bu denli yüksek büyüme hızının yanı sıra, aynı yıl Körfez Krizi&#8217;nin de etkisiyle Ekim 1990&#8242;da petrolün varilinin 15 dolardan 31 dolara çıkması, ithalatı önemli ölçüde artırmıştır. Bu gelişmeler sonucunda, 1990 yılında toptan eşya fiyatları endeksi bir önceki yıla göre düşüş kaydederek %48,6 düzeyinde gerçekleşmiştir.<br />
İç talepteki canlılık, 1990 yılında tüketici fiyatlarının, toptan eşya fiyatlarından daha hızlı artmasına neden olmuştur. Bu yıl. tüketici fiyatları endeksi %60,4 oranında artmıştır. Diğer önemli bir özellik ise, bütçe açıklarının finansmanının dış borçlanmanın yanı sıra yüksek düzeylerdeki iç borçlanma ile sağlanmış olmasıdır. 1990 yılında iç borç stoku 57 trilyon TL&#8217;na, dış borç stoku ise 49 milyar dolara yükselmiştir. Kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH&#8217;ye oranı %7,6 olarak gerçekleşmiştir.<br />
1990 yılı sonunda ihracat 12.9 milyar dolar, ithalat ise 22.3 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve dış ticaret açığı 9.3 milyar dolara ulaşmıştır. Dış ticaret açığındaki bu büyük artış nedeniyle cari işlemler dengesi 2.6 milyar dolarlık açık vermiştir. Ayrıca, petrolünü büyük ölçüde Irak&#8217;tan alan Türkiye, boru hattının kapatılmasıyla öncelikle Irak&#8217;ın üçüncü ülkelere sattığı petrolden sağladığı navlun gelirlerinden mahrum kalmıştır.<br />
Körfez Savaşı&#8217;nın olumsuz etkileri sonucunda 1991 yılında büyüme hızında bir yavaşlama görülmüştür. Bu yıl, reel GSMH büyüme hızı, 1990 yılına göre çok büyük bir düşme kaydederek %0,3 oranında gerçekleşmiştir. Körfez Krizi, Ortadoğu ülkelerine yapılan nakliye faaliyetlerini olumsuz etkilemiştir. Yoğun rezervasyon iptalleri sonucunda turizm sektörü durgunluğa itmiştir.</p>

<p class="sayac_bilgi">65 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/1923den-gunumuze-turkiye-ekonomisi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

