| KİTABIN ADI | İçimizdeki Güç |
| KİTABIN YAZARI | Laura Day |
| YAYINEVİ VE ADRESİ | |
| BASIM TARİHİ | 1999 |
| KİTABIN YAYIM MAKSADI | İç güdüsel güçlerini keşfetme ve kullanma |
KİTABIN ÖZETİ :
Yazar Hakkında Bilgi :
LAURA DAY, son on yıldır tüm dünyada ALTINCI DUYGUYU GELİŞTİRME VE KULLANMA dersleri veriyor; iş adamlarına, bilim adamlarına ve özel müşterilerine danışmanlık yapıyor.
Altıncı Duyumuzun Gelişmesinde Yedi Aşama; Açılma, Farkına Varma, Oyun Oynama, Güvenme, Kaydetme, Yorumlama, Bütünleme den bahsediyor. Ve
‘’ Altıncı Duyumu Nasıl Geliştirdim?’’ le başlıyor;
Bilimsel bir toplantıda, ufak tefek, çocuksu, yirmi bir yaşında, deniz mavisi ve beyaz giyinmiş, ince dizleri pileli eteğinin altından birleştirilmiş bir genç kadın vardı. Bu genç kadının tedirgin bir hali vardı. Böyle seçkin (psikolog, doktor ve uzman) insanlardan oluşan bir topluluğun karşısına hiç çıkmamıştı. Gazetecilerde olayı görüntülemek ve kaydetmek için oradaydılar.
108 views
Günümüzün gelişmiş ve modern denilebilecek insanı tarafından duyulabilecek özlem ve gereksinmelerin karşılanabilmesi ancak üstün düzeyde işbirliği yoluyla mümkün olabilir. Örneğin, gecekondulara bir şekil verilebilmesi, çevre kirlenmesinin önlenebilmesi, görüş ve inançlarını açıklayabilmeleri konusunda kişilere serbesti tanınması, hayat standardının yükseltilmesi, sosyal ve kişisel yönden daha bir çok amaçların gerçekleştirilebilmesi, insanlar arasında “işbirliği” yoluyla mümkün olabilir.
Yöneticilik işi, çalışanlar arasında böyle bir işbirliği havası yaratabilmektedir. Yöneticilerden beklenen şey, insan, makina ve para gibi değerli, fakat örgütlenmemiş kaynaklardan tam olarak yararlanabilmektedir. Bundan başka yönetici işletme içi ve dışı etkinlikleri kordine eden ve kuruluşa bağlı elemanları ortak bir amacı gerçekleştirebilmeleri yönünden özendiren, onlarda şevk uyandıran kimsedir.
1.1. Tarihsel Gelişme
Yönetim insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır. Ancak bir disiplin olarak, sistemli bir biçimde incelenmesi oldukça yenidir.
Yönetim kuruluşların ve örgütlerin faaliyetlerinin düzenli ve bilinçli bir şekilde yürütülebilmesini ve bu yoldan da bireylerin gereksinmelerinin karşılanmasını sağlar.
Yönetim, bireylerin gereksinimlerini gruplar tarafından yapılan faaliyetler yoluyla karşılamaya çalışması sonucu ortaya çıkar. Bu yolla, hem grubun hem de bireyin amaçlarının gerçekleşmesi kolaylaştırılmış olur. O halde, yönetim, gerek bireylerin, gerekse toplulukların belirli türden amaçlarının gerçekleştirilebilmesini kolaylaştırmaya yönelik bir faaliyettir. Aile, kaln ve kabileler, devletler ve dini kuruluşlar bütün bu ve benzeri örgütlerin tarih boyunca belirli amaçların gerçekleştirilebilmesi için çaba harcadıklarını görürüz. Örgütler, bireyler tarafından kurulur. Bireyler, kendilerini koruyabilmek, yaşamlarını renklendirebilmek ve zenginleştirebilmek ve daha pek çok çeşit gereksinimlerini karşılayabilmek için ögrütler kurarlar.
1.2. Son Yıllardaki Gelişmeler
202 views
Soğuk savaş;’’ikinci dünya savaşından sonra savaştan galip çıkmış iki büyük devlet ve bu devletlerin çevresinde kümelenmiş küçük devletler arasında anlaşmazlık, ve çatışmaların doğrudan birbirlerine karşı silah kullanılmadan sürdürüldüğü belli bir tarihsel döneme verilen addır’’.1
Soğuk savaş, aynı zaman da ülkeler arasında anlaşma kuralları yaratılmasına ve ilişkilerin bir düzen içinde gücün sınırlanılarak yürütülmesine olanak sağlayacak temel yöntem olan diplomasinin, iki blok arasında hemen ortadan kaçtığı bir dönemdi. Kuralları oluşturacak , ve işletecek diplomasi, yerini güç ilişkilerine bırakmıştı. Gerçi karşıt blok ülkeleri arasında diplomatik ilişkiler vardı ve her iki blok üyelerinin karşı tarafta diplomatları bulunuyordu, ama diplomasi bir yöntem olarak gerçek işlevini yitirmişti. Soğuk savaş henüz düzeni kurulamamış savaş sonrası Avrupa’sının karışıklık ortamının bir ürünü durumundaydı. İşte bloklar arasında ki bu güç ilişkisi ve karışıklı ortamı, ikinci dünya savası sonrası döneminin ilk yirmi yılının temel özelliği dır. 2
İkinci dünya savası tarihin gördüğü en kötü savaşlardan biri olmuştur ülkeler yanmış, yıkılmış. Ve milyonlarca insan ölmüştür. Savaşın etkilerini hissetmeyen hiçbir ülke ve toplum kalmamıştır . fakat nevam ki altı yıllık bu dönemden sonra dünyanın ve insanlığın barışa hemen kavuşması mümkün olmamıştır. Milletler arası mücadeleler, büyük devletlerin çatışması ve yerel savaşlar insanlığı zaman zaman üçüncü bir dünya savaşının eşiğine getirmiştir. böyle bir sıcak savaş patlak vermemiştir, ama barış ta olmamıştır. Dünya bir soğuk savaş atmosferi içinde heyecanlı bir on beş yıl geçirmek zorunda kalmıştır.
292 views
Herkes “Riski neden bilmeli ve hesaplamak için zaman harcamalıyız? Hesaplarsak durum değişmeyecek ki!” diyebilir. Evet, riski tanımak ve ölçmek mevcut durumu değiştirmez fakat bizim yatırım ile ilgili alacağımız kararları etkiler.
Bir yatırımın riski hesaplandıktan sonra yatırımın başarısız olabilme riski ortadan kalkmaz. Fakat yöneticiler riski tanıyıp ve bildikleri halde yatırım konusunda daha bilinçli kararlar vereceklerdir. Risk mevcut durumu bulanık hale getirip yöneticileri yanlış kararlar vermeye sürükleyen bir tuzaktır. Riski tanıyarak ve hesaplayarak bu bulanıklığı ve belirsizliği ortadan kaldırabiliriz. Bunun daha net anlaşılması için küçük bir örnek verebiliriz.
Tehlikeli bir patikada yürümekte olan bir dağcı olduğunu düşünelim. Dağcının görüş alanını daraltan çok yoğun bir sis kütlesi de var. Tabi ki dağcı görüşünü engelleyen bu sis kütlesinin olmamasını tercih eder. Sisin olmaması durumu değiştirir mi ? Hayır, patika tehlikeli olmaya devam edecektir fakat sisin yokluğu patikanın gerçek görüntüsünü dağcının gözleri önüne sererek, dağcının artık bilinçli bir şekilde hareket etmesini sağlayacaktır. Yöneticiler de yatırım alternatiflerini risk ve belirsizliğin oluşturduğu “sisi” kaldırarak bakarak daha bilinçli ve tutarlı hareket edecekleri şüphesizdir.
859 views
Ülkemiz Internet ile tanıştığından beri gündemde olan temel konu Internet’in yaygınlaştırılması idi. Henüz bu aşama, çeşitli sebeplerle, tam sağlıklı olarak aşılamadan, şimdi karşımızda yeni bir meydan okuyucu faktör var : Devlet’in (ve dolayısıyla da ülkenin) e-‘leşmesi !
e-Europe+ kapsamında Türkiye’nin gerçekleştirme taahhütü verdiği e-Türkiye süreci bu açıdan bakıldığında ne denli başarılı olacak ? A la turca bir model ile yukarıdan aşağıya doğru gerçekleştirilmeye çalışılan bu “proje” de diğerleri gibi verim açısından başarısızlığı gözardı edilerek tamamlanınca ne değişecek ? Bakanlarımızın ve hatta bürokratlarımızın bile şikayet ettiği bürokrasi nasıl olacak da e-leşerek, yerini verimin ön planda olduğu bir anlayışa terk edecek ?
Bu bildiride bu ve buna benzer soruların cevaplarının, temel bazı parametreler değişmediği sürece, neden başarısız olmaya mahkum olduğu, ülkemizin sosyal yapısı ve sokaktaki yaşamı da dikkate alınarak irdelenmektedir.
20. yüzyılın son yılı olan 2000 yılının Mart ayında Avrupa Konseyi’nin Lizbon’da yaptığı toplantıdan çıkan önemli sonuçlardan bir tanesi de Avrupa Birliği ülkeleri ve halklarının bilgi çağına ayak uydurmasını sağlamak üzere geliştirilmiş olan eEurope girişimi idi.
Bu girişimin üç temel hedefi vardı :
36 views
1-C-1 SANAYİİ ÇAĞININ KLASİK DEVLET ANLAYIŞI
20. yüzyıl içerisinde kurulan mega devlet anlayışı hem ahlaken hemde finansal açıdan iflas etti. Kendinden bekleneni yerine getiremedi. Günümüzde ise hem ulusal hem de uluslararası bazda etkin bir devlete ihtiyaç duyulmaktadır.
Yeni ekonomide hükümetler temel oyunculardan birisini oluşturmaktadır. Zenginliğin oluşturulması için gerekli şartları hükümetler oluşturmaktadır. Değişimin önünü kesen bir tavır içerisinde de olabilir, yaratıcılık için katalizör görevi de yapabilir. Dünüşümün savurduğu tehditleri görmezden gelebilir.
Tüm dünyada kamu sektörü kuşatma altındadır. Her yerde vergi mükellefleri daha iyi, daha şeffaf ve daha etkin hükümet istemektedir. Tüm hükümetlerde gözlenen en büyük özellik büyük bir israfın varlığıdır. Etkin olmayan eğitim ve öğretim programları rekabetçi bir kuşak yetiştiremediği zaman gelecek için tehlike çanları çalmakta, etkin olmayan kalkınma ve yatırım programları ise aile ve şehir hayatının temelini çürütmektedir.
Dünya yüzündeki hükümetler gittikçe daha fazla hissedilir biçimde çağdışı kalmaktadır. Hükümet hizmetlerinden yararlanan birçok tüketicinin anlamsız ve aptalca uygulanan bürokrasiye gösterdikleri sabır artık tükenmiş durumdadır.
19 views
A. Nitelikleri ve Tarafsızlığı
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış kendi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk Vatandaşları arasından yedi yıllık bir süre için seçilir.
Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri dışından aday gösterilebilmesi, Meclis üye tamsayısının en az beşte birinin yazılı önerisiyle mümkündür. Bir kimse, iki defa Cumhurbaşkanı seçilemez.Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.
B. Seçimi
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değilse hemen toplantıya çağrılır. Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından otuz gün önce veya Cumhurbaşkanlığı makamının boşalmasından on gün sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine başlanır ve seçime başlama tarihinden itibaren otuz gün içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin ilk on günü içinde adayların Meclis Başkanlık Divanına bildirilmesi ve kalan yirmi gün içinde de seçimin tamamlanması gerekir.
En az üçer gün ara ile yapılacak oylamaların ilk ikisinde üye tamsayısının üçte iki çoğunluk oyu sağlanamazsa üçüncü oylamaya geçilir, üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğunu sağlayan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. bu oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde üçüncü oylamada en çok oy almış bulunan iki aday arasında dördüncü oylama yapılır, bu oylamada da üye tam sayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilemediği takdirde derhal Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenilenir.
154 views
I– İDARİ İŞLEMLERİN DENETİMİ VE HUKUK DEVLETİ
1) Genel Olarak
Bu hususta 1961 Anayasasının 114. maddesi karşılığı olarak 1982 Anayasasının 125. maddesi yer almaktadır. Bu hüküm doğrudan doğruya “hukuk devleti” kavramı ile ilgilidir. Nitekim bu maddenin gerekçesinde şöyle denilmektedir: “İdarenin denetim yolları arasında hukuka uygunluğu sağlamada en etkin olanı yargısal denetimdir. Dolayısıyla, idarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu ilkesi getirilmek suretiyle Hukuk Devleti anlayışının zorunlu unsuru vurgulanmaktadır.1” Keza, yasama ve yargının da hukuka bağlı olması Hukuk Devletinin gereğidir. Yasaların Anayasaya uygunluğu ve genel olması bu ilkenin kapsamındadır. Tabii ki, temel hakların güvenceye bağlanması da hukuk devletinde güvence altında bulunmalıdır.
Anayasanın 2. maddesinde “Cumhuriyetin nitelikleri” arasında sayılan hukuk devleti ilkesi, bütün uygar demokratik rejimlerin temel özelliklerinden biridir. Bu kavram en kısa tanımıyla, vatandaşların hukukî güvenlik içinde bulundukları, Devletin eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu bir sistemi anlatır. Anayasa Mahkemesi de hukuk devletini “İnsan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran, bunu devam ettirmekle kendisini yükümlü sayan, bütün davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasa’ya uygun, bütün eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı olan devlet” şeklinde tanımlamıştır2. Anayasa Mahkemesi daha sonraki bazı kararlarında da şu yaklaşımda bulunuyor: “Hukuk Devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
50 views
YÖNETİCİ ÖZETİ
Menkul sermaye gelirlerinin vergilendirilmesinde, bireysel yatırımcıların karakteristik davranış biçimlerinin dikkate alınması, bugün gelişmiş ekonomilerin bile kabul etmek zorunda kaldıkları bir gerçektir.
Vergi politikamızın, ülkemizde yeterince gelişmemiş para ve sermaye piyasalarının gelişmesine katkıda bulunacak şekilde oluşturulması, iç tasarruflara önemli ölçüde ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde bir zorunluluk olarak görülmektedir. Vergi politikamız yatırımcı tercihlerinin hızlı bir şekilde piyasalara yansıtıldığı etkin bir para ve sermaye piyasasının oluşmasına katkı sağladığı ölçüde Hazine’nin borçlanma maliyetlerini azaltıcı yönde etki yapacaktır.
Menkul sermaye gelirlerinin vergilenmesi bugün en gelişmiş ekonomilerde bile sorun olmaya devam etmektedir. Özellikle açık kambiyo rejimine sahip ülkelerde, teknolojinin sağladığı olanaklardan da yararlanmak suretiyle, menkul sermaye çok kolaylıkla vergi yükünden kaçınabilmekte veya vergi yükünü en aza indirebilmektedir.
Bugün OECD bünyesinde yapılan çalışmalar, menkul sermaye gelirlerinin vergilendirilmesindeki zorluğa işaret etmekte ve uygulanabildiği durumlarda kaynakta kesinti (stopaj) yöntemini tasarrufların ülke dışına çıkmasına yol açmayacak en uygun yöntem olarak belirlemektedir.
170 views
BİRİNCİ BÖLÜM
I.KISIM
AMAÇ-KAPSAM
1-AMAÇ:
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kurumların temizlik ve düzenini sağlık kuruluşlarına uygun olarak sağlamak, yapılacak hizmetleri uygulama planlarını zaman ve enerjiden tasarruf sağlayacak şekilde gerçekleştirmek.
Eğitim kurumlarında laboratuar, dershane, atelye, kantin, yemekhane, konferans salonu vb. diğer bölümlerdeki araç,gereç ve sabit bölümleri, bakımlı ve kullanmaya hazır durumda bulundurmak.
2-KAPSAM:
Bu rehber M.E.B.’na bağlı kurumların bahçe ve binasındaki tüm bölümlerin temiz düzenli ve sağlıklı bir durumda olmasını sağlayacak hizmetler ile bu hizmetlerin yönetici, öğretmen, hizmetli ve öğrenciler tarafından bir plan dahilinde eksiksiz olarak yerine getirilmesine ilişkin esasları kapsar.
İKİNCİ BÖLÜM
405 views