<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nedir, tanımı, anlamı,nasıl yapılır, ne demek, Genelbilge.com &#187; Kimya</title>
	<atom:link href="http://www.genelbilge.com/category/kimya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.genelbilge.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 07 Jan 2012 01:27:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Sert Su Ve Arıtma Yöntemleri</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/sert-su-ve-aritma-yontemleri.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/sert-su-ve-aritma-yontemleri.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Aug 2011 01:26:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Buhar]]></category>
		<category><![CDATA[Ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[Elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hco]]></category>
		<category><![CDATA[Karbonat]]></category>
		<category><![CDATA[Kazan]]></category>
		<category><![CDATA[Mco]]></category>
		<category><![CDATA[Mg 2]]></category>
		<category><![CDATA[Sabun]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=20098</guid>
		<description><![CDATA[Su Sertliği Su, çökelti verebilecek önemli miktarda iyonlar içeriyorsa, suyun sert su olarak tanımlanır. Sert su kalsiyum, magnezyum ve ağır metal iyonları içerir. Sabun ile çökelek oluşturur. Sertlik günümüzde, numunedeki bütün çok yüklü katyonların toplam konsantrasyonuna eşdeğer kalsiyum karbonat konsantrasyonu cinsinden ifade edilir. Sert su ile yapılan buz buğulu bir görünümde olur. İki çeşit sert [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p><strong>Su Sertliği</strong></p>
<p>Su, çökelti verebilecek önemli miktarda iyonlar içeriyorsa, suyun <strong>sert su</strong> olarak tanımlanır. Sert su kalsiyum, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/magnezyum/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Magnezyum">magnezyum</a> ve ağır metal iyonları içerir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sabun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sabun">Sabun</a> ile çökelek oluşturur. Sertlik günümüzde, numunedeki bütün çok yüklü katyonların toplam konsantrasyonuna eşdeğer kalsiyum karbonat konsantrasyonu cinsinden ifade edilir. Sert su ile yapılan buz buğulu bir görünümde olur.</p>
<p>İki çeşit sert su vardır; geçici sert su ve kalıcı sert su.</p>
<p><strong> Geçici sert su :</strong> Bikarbonat iyonu, HCO<sub>3</sub><sup>-</sup> içerir. HCO<sub>3</sub><sup>-</sup><sub>(aq) </sub>içeren su ısıtılırsa, bikarbonat iyonu CO<sub>3</sub><sup>2-</sup> , CO<sub>2</sub> ve su vermek üzere kolayca bozunur. CO<sub>3</sub><sup>2-</sup> sudaki çok değerlikli katyonlarla tepkimeye girerek CaCO<sub>3</sub> – MgCO<sub>3</sub> karışık çökeltisini ve <strong>kazan taşı </strong>adı verilen tortuyu oluşturur.<span id="more-20098"></span></p>
<p>Kazan taşının oluşumu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/buhar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Buhar">buhar</a> üreten <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sanayi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sanayi">sanayi</a> kazanlarında ve buharla çalışan elektrik santralarında oldukça ciddi sorunlara neden olabilir.Kazan taşının oluşumu su ısıtıcılarının etkinliğini azaltır ve kazanın aşırı ısınmasına neden olabilir.</p>
<p>Geçici sert su, su arıtma tesisinde suya sönmüş kireç [Ca(OH)2] katıp metal karbonat çökeltisini süzmekle yumuşatılabilir. Baz, bikarbonat iyonu ile tepkimeye girerek su ve karbonat iyonu oluşturur. Karbonat iyonu Ca<sup>2+</sup> gibi M<sup>2+</sup> iyonları ile tepkimeye girerek metal karbonatları halinde çöker.</p>
<p><strong> HCO<sub>3</sub><sup>- </sup>+ OH<sup>-</sup> H<sub>2</sub>O + CO<sub>3</sub><sup>2-</sup></strong></p>
<p><strong></strong><strong>CO<sub>3</sub><sup>2- </sup>+ M<sup>2+ </sup> MCO<sub>3 (k)</sub></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> Kalıcı sert su :</strong> HCO<sub>3</sub><sup>- </sup> yanıda önemli derişimlerde, SO<sub>4</sub><sup>2-</sup> gibi başka anyonlar da içerir. Kalıcı sert suyu yumuşatmak için, içerisine Na<sub>2</sub>CO<sub>3</sub> (çamaşır sodası) eklenir. Ortamdaki Ca<sup>2+</sup> ve Mg<sup>2+</sup> gibi katyonlar karbonatlar halinde çöktürülür.Geriye kalan su Na<sup>+</sup> iyonu içeren yumuşamış sudur. Ca<sup>2+ </sup>ve Mg<sup>2+</sup> iyonlarını içeren su sabun ile çökelti oluşturur ve köpürmeyi engeller. Banyo teknelerinde görülen tortu, kalsiyum ve magnezyum sabunlarının bir karışımıdır. Bir çökeltinin oluşumu sabunların ve şampuanların köpürmesini güçleştirir.<strong></strong></p>
<p><strong>Suyun sertliğinin çeşitli mahzurları vardır. Bunlar ; </strong></p>
<p>Sert sularda sabun sarfiyatı fazladır, sabun geç köpürür. Suyun içinde bulunan kalsiyum ve magnezyum, sabunların bileşiminde bulunan sodyum ve potasyum ile yer değiştirerek tamamen sarfedildikten sonra sabun köpürür. <strong></strong></p>
<p>Sudaki sertlik zamanla kendiliğinden veya su ısıtıldığında hızla çözünürlüğünü kaybeder ve geçtiği yüzeylere yapışmaya başlar. Su borularının içi hızla dolar, su basıncı ve akışı azalır. Suyun ısıtıldığı yüzeylerde daha da artan kireçlenme, yalıtkanlığa sebep olur ve elektrik tüketimini artırır. Kalorifer tesisatındaki kireçlenme yakıt tüketiminin artmasına sebep olur. <strong></strong></p>
<p>Sert sular ısıtma tekniği bakımından uygun değildir. Bilhassa sıcak su tesisatı, buhar kazanları gibi tertibata ait boruların kısa zamanda kireçtaşı bağlamasıyla kesitlerinin daralmasına sebep olur. <strong></strong></p>
<p>Sert suların kullanıldığı dokuma sanayiinde boyaların dokular içerisine tam olarak nüfuz etmesi güçleşir. <strong></strong></p>
<p>Sert sular mutfak işleri bakımından da elverişli değildir. <strong></strong></p>
<p><strong>Sert Suların Yumuşatılması</strong></p>
<p>Soda-Kireç Metodu</p>
<p>Alüminyum Sülfat ve Şap Metodu</p>
<p>Trisodyum Fosfat Yöntemi</p>
<p>Permutit Yöntemi</p>
<p>İyon Değiştiricileri</p>
<p>Suların yumuşatılması demek suda sertlik yapan mineral maddeleri (katyon ve anyonları) sudan ayırmak demektir. Suların yumuşatılması aşağıda belirtilmiş olan nedenlerden dolayı önemlidir :</p>
<p>Çamaşırların yıkanması için daha az sabun sarfedilir.</p>
<p>Sert sularda mevcut mineraller su boruları içinde birikerek boruların tıkanmasına yol açar.</p>
<p>Bazı endüstri ve imalat kollarında yumuşak su gereklidir.Konservecilik, tekstil, kağıt imalatı, dericilik ve buz, nişasta imalatlarında yumuşak su gereklidir. Fakat çok yumuşak sular korrozif olurlar. Bunlara<strong> korrozif</strong> <strong>su</strong> denir.</p>
<p>Su ürünleri yetiştiriciliğinde önemlidir.</p>
<p>Su sertliğinde rol oynayan en önemli bileşenler kalsiyum ve magnezyumun bikarbonat ve sülfatlarıdır. Az miktarda kalsiyum ve magnezyum klorür ve nitrata rastlanır.</p>
<p>Suların bikarbonatlardan ileri gelen sertlikleri havalandırılmakla kısmen giderilir. Ayrılan CO<sub>2</sub> yüzünden suda çözünmeyen karbonatlar oluşur.</p>
<p>Ca(HCO<sub>3</sub>)<sub>2</sub> CaCO<sub>3</sub> + CO<sub>2</sub> + H<sub>2</sub>O</p>
<p>Sülfatlardan ileri gelen sertlik ise giderilemez.</p>
<p>Suları yumuşatmak için kullanılan başlıca metodlar şunlardır :</p>
<p>Soda – Kireç metodu</p>
<p>Alüminyum sülfat <strong>(Al<sub>2</sub>(SO<sub>4</sub>)<sub>3.</sub>18H<sub>2</sub>O)</strong> ve şap <strong>(K<sub>2</sub>SO<sub>4 </sub>. Al<sub>2</sub>(SO<sub>4</sub>)<sub>3</sub></strong> <strong>12H<sub>2</sub>O)</strong> metodu</p>
<p>Permutit usulü</p>
<p>Trisodyum fosfat yöntemi</p>
<p>İyon değiştiricileri</p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> metodlarda prensip hep aynıdır. Ca ve Mg tuzlarını almak yada Ca<sup>2+</sup> ve Mg<sup>2+</sup> iyonlarını Na<sup>+ </sup>iyonlarıyla değiştirmek gerekir.</p>
<p><strong>Soda – Kireç Metodu :</strong></p>
<p>Bu metoda sönmüş kireç (Ca(OH)<sub>2</sub>) ve soda (Na<sub>2</sub>CO<sub>3</sub>) kullanılır. Bunlardan kireç karbonat sertliği ve geçici sertliği gidermek, soda ise kalıcı sertliği gidermek için kullanılır.</p>
<p>Bu metodda geçen reaksiyonlar şunlardır :</p>
<p>Ca(HCO<sub>3</sub>)<sub>2</sub> + Ca(OH)<sub>2 </sub> 2CaCO<sub>3</sub> + H<sub>2</sub>O</p>
<p>çöker</p>
<p>Mg(HCO<sub>3</sub>)<sub>2</sub> + Ca(OH)<sub>2</sub> MgCO<sub>3</sub> + CaCO<sub>3</sub> + 2H<sub>2</sub>O</p>
<p>MgCO<sub>3 </sub>+ Ca(OH)<sub>2</sub> Mg(OH)<sub>2</sub> + CaCO<sub>3</sub></p>
<p>suda daha zor çözünür</p>
<p>CaSO<sub>4 </sub>+ Na<sub>2</sub>CO<sub>3</sub> CaCO<sub>3 </sub>+ Na<sub>2</sub>SO<sub>4</sub></p>
<p>MgSO<sub>4</sub> + Ca(OH)<sub>2</sub> Mg(OH)<sub>2</sub> + CaSO<sub>4</sub></p>
<p>Ca ve Mg klorür ve nitratları, sülfatları gibi etki ederler.</p>
<p>Kireç ve sodanın miktarını hesaplarken CO<sub>2</sub> ile sularda bulunabilen NaHCO<sub>3</sub>’ı hesaba katmak gerekir.</p>
<p>Bu reaksiyonlar sıcaklığın artmasıyla daha çabuk olur. <strong>Genelde sertliği tamamen gidermek mümkündür. </strong>Bir miktar CaCO<sub>3</sub> ve Mg(OH)<sub>2</sub> suda çözünürler.</p>
<p><strong> . Alüminyum sülfat ve şap metodu :</strong></p>
<p>Gerek doğrudan doğruya <strong>Al<sub>2</sub>(SO<sub>4</sub>)<sub>3 .</sub>18H<sub>2</sub>O </strong>ve gerekse<strong> Al<sub>2</sub>(SO<sub>4</sub>)<sub>3 </sub></strong></p>
<p>suda hidrolize uğrarlar.</p>
<p>Al(SO<sub>4</sub>)<sub>3</sub> + 6H<sub>2</sub>O 2Al(OH)<sub>3</sub> + 3H<sub>2</sub>SO<sub>4</sub></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Oluşan H<sub>2</sub>SO<sub>4 </sub>bikarbonatlara etki ederek</span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ca(HCO<sub>3</sub>)<sub>2</sub> + H<sub>2</sub>SO<sub>4 </sub> CaSO<sub>4</sub> + 2CO<sub>2</sub> + 2H<sub>2</sub>O</p>
<p>Mg(HCO<sub>3</sub>)<sub>2</sub> + H<sub>2</sub>SO<sub>4 </sub> MgSO<sub>4</sub> + 2CO<sub>2</sub>+ 2H<sub>2</sub>O</p>
<p>reaksiyonlarına göre geçici sertlik giderilmiş olur.</p>
<p>Bu metodun diğer bir faydası oluşan Al(OH)<sub>3</sub>’in çökerken, sulardaki bulanıklık veren maddeleri birlikte çöktürmesidir. Yalnız CO<sub>2</sub> suda kalır. Bu da ısıtmak veya gaz emicilerden geçirilmek suretiyle uzaklaştırılır.</p>
<p><strong>3 . Trisodyum fosfat yöntemi :</strong></p>
<p>Eskiden beri uygulanan bir yöntemdir. <strong>Fosfat fiyatlarının yüksekliği bu metodun uygulanmasını geciktirmişse de yüksek basınçlı</strong></p>
<p><strong>kazanların teknikte kullanılmasının artması bu yöntemin tatbikini zorunlu kılmıştır. </strong>Bu yöntemden sertlik giderilmeden önce diğer yöntemlerin uygulanması kalan sertliğin de bu yöntemle uygulanması kalan sertliğin de bu yöntemle giderilmesi daha ekonomiktir.</p>
<p><strong> Bu yöntemle iyi sonuç elde etmek için geçici sertlik önce den giderilmelidir. Bu yüzden bu yöntem diğer yöntemlerle ortaklaşa uygulanır.</strong></p>
<p>Yer alan reaksiyonlardan bazıları aşağıda görüldüğü gibi gerçekleşmektedir :</p>
<p>3Ca(HCO<sub>3</sub>)<sub>2</sub> + 2Na<sub>3</sub>PO<sub>4</sub> Ca<sub>3</sub>(PO<sub>4</sub>)<sub>2</sub> + 6NaHCO<sub>3</sub></p>
<p>3Mg(HCO<sub>3</sub>)<sub>2</sub> + 2Na<sub>3</sub>PO<sub>4</sub> Mg<sub>3</sub>(PO<sub>4</sub>)<sub>2</sub> + 6NaHCO<sub>3</sub></p>
<p>3Ca(SO<sub>4</sub>) + 2Na<sub>3</sub>PO<sub>4</sub> Ca<sub>3</sub>(PO<sub>4</sub>)<sub>2</sub> + 3Na<sub>2</sub>SO<sub>4</sub></p>
<p>3MgCl2 + 2Na<sub>3</sub>PO<sub>4 </sub> Mg<sub>3</sub>(PO<sub>4</sub>)<sub>2 </sub>+ 6NaCl</p>
<p><strong>4 . Permutit yöntemi :</strong></p>
<p>Bu yöntemde kullanılan permutit veya zeolitler kompleks bir sodyum alüminyum silikattan ibaret olup sudaki Ca<sup>2+</sup> ve Mg<sup>2+</sup> iyonları yerine Na<sup>+ </sup>iyonu vererek suyu yumuşatırlar. Sodyum permutitin formülü <strong>XSiO<sub>2</sub>.Al<sub>2</sub>O<sub>3</sub>.Na<sub>2</sub>O</strong>’dur.Sodyum permutit veya zaolit Na<sub>2</sub>Z şeklinde gösterilirse aşağıdaki reaksiyonlara göre suyun sertliği tamamen giderilir.</p>
<p>Ca(HCO<sub>3</sub>)<sub>2</sub> 2NaHCO<sub>3</sub> + CaZ</p>
<p>veya + Na<sub>2</sub>Z</p>
<p>Mg(HCO<sub>3</sub>)<sub>2 </sub> 2NaHCO<sub>3</sub> + MgZ</p>
<p>Ca ve Mg sülfatlarıda Na<sub>2</sub>Z ile benzer tepkime gösterir.</p>
<p><strong> Zeolitle işleyen aletler bir süre sonra Na<sup>+</sup> katyonu bitince çalışmaz olurlar. O zaman zeoliti tazelemek, yeniden kullanılır hale getirmek (rejenere etmek) için kullanılmış zeolit üzerine derişik NaCl çözeltisi gönderilir.</strong></p>
<p>Permutitin bir dezavantajı da çok gözenekli olduğundan yabancı maddelerden kolayca etkilenmesidir. Aynı zamanda büyük yüzeyli olmaları <a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">madde</a> değiştirmesini kolaylaştırır.</p>
<p><strong>. İyon Değiştiricileri </strong></p>
<p>Sertlik giderme metotları içinde en çok kullanılan, iyon değiştirme yöntemidir. İyon değiştirme bir iyonun diğer bir iyonla yer değiştirmesidir. Bu amaçla kullanılan su yumuşatma sistemlerinde, iyon değiştirici reçineler kullanılır.</p>
<p>İyon değiştirici reçineli sistemler genelde sodyum iyonları ile sertlik iyonlarını yer değiştirterek çalışırlar. Proses esnasında su reçine tanecikleri arasından süzülerek geçer. Reçine tanecikleri üzerindeki elektrik yükü sodyum iyonlarını reçine taneciği üzerinde tutar. Ancak, reçine taneciklerinin aynı zamanda sertlik minerallerini tutma kabiliyeti de vardır. Reçine taneciklerinin sertlik minerallerini tutma kabiliyeti sodyum iyonlarını tutma kabiliyetine göre daha fazladır. Bu şekilde iyon değişimi gerçekleşir.</p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/belli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belli">Belli</a> miktarda sert su reçine yatağından geçtikten sonra, reçine tanecikleri tamamıyla, sertlik mineralleriyle kaplanır. Bu durumda sertlik minerallerinin tutulması son bulur. Sertlik iyonlarının tekrar sudan tutulabilmesi için reçine taneciklerinin sertlik minerallerinden kurtarılarak tekrar sodyum taneciklerinin bağlanması gereklidir. Bu işleme <strong>‘rejenerasyon’</strong> adı verilir. Rejenerasyon esnasında tuzlu su reçine tankına verilir ve reçine sodyuma doyurulur. Reçine tankında biriken yüksek konsantrasyondaki sodyum iyonları sertlik iyonlarını reçine taneciklerinden ayırır. Reçine daha sonra temiz su ile durulanarak, fazla tuz ve sertlik mineralleri tanktan atılır. Reçine tankı tekrar sertlik iyonlarını tutmaya hazır durumdadır.</p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/proteinler/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Proteinler">Proteinler</a>, linyin, yapay reçineler, selüloz, karbon, silikat mineralleri, gümüş halojenürler, pamuk ve bazı toprak türleri gibi pek çok doğal ve yapay madde iyon değiştirici özelliğe sahiptir.</p>
<p>İyon değiştiriciler çok çeşitli geometrik biçimlerde ve iç yapıda olabilirler. Levha ve zar biçiminde olanlar çok kullanılır.</p>
<p><strong> İyon Değiştirici Reçineler</strong></p>
<p>İyon Değiştirici Reçineler, iyonlaşmayan yada iyonlaşabilen grupları içeren ağ yapısında yüksek derecede polimerize hidrokarbonlardır.</p>
<p><strong> Reçineler son derece kararlı olup 100<sup>o</sup>C’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> biraz üzerindeki sıcaklıklarda kullanılabilir.Derişik asit ve bazlara, pek çok yükseltgen ve indirgen maddeye karşı dirençlidirler. </strong></p>
<p>Reçine iskeletine, bağlı iyonik grup, iyon değiştiricinin tabiatını belirler. Reçineye bazik fonksiyonel gruplar katıldığında <strong>anyon değiştiriciler</strong> meydana gelir. Reçine pozitif yükle yüklenir.</p>
<p>Aşağıdaki tabloda en çok kullanılan değiştirici gruplar görülmektedir.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td valign="top" width="288"><strong> Katyon Değiştiriciler</strong></td>
<td valign="top" width="288"><strong> Anyon Değiştiriciler</strong></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="288">- SO<sub>3</sub>H</td>
<td valign="top" width="288">- NH<sub>2</sub></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="288">- COOH</td>
<td valign="top" width="288">- NHR</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="288">- OH</td>
<td valign="top" width="288">- NR<sub>2</sub></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="288">- SH</td>
<td valign="top" width="288">- N<sup>+</sup>R<sub>3</sub></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="288">- PO<sub>3</sub>H<sub>2</sub></td>
<td valign="top" width="288"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Anyon değiştiricilerin kimyasal stabiliteleri, katyon değiştiricilerden daha azdır. Yüksek sıcaklıklarda aminler hemen hidrojenlenir ve iyon değiştiricinin kapasitesini azaltır. Çözeltinin çözünebilen organik maddelerle buharlaşmasına neden olur.</p>
<p>İyon değiştiriciler yüksek oranda polar gruplar ihtiva ettiklerinden reçineler kuvvetli hidrofilik olup su çekerler. Şişip büzülürler ve higroskopik jel gibi hareket ederler. Kuru reçinenin bir gramı 0,5-1 gram su absorplar.</p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/hafif/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hafif">Hafif</a> gözenekli katılar olan iyon değiştirici reçineler ; küre, boncuk yada levhalar halinde hazırlanırlar.</p>
<p>Bunlar Endüstride sulardaki Ca<sup>2+</sup>, Mg<sup>2+</sup>, Fe<sup>2+</sup> ve Mn<sup>2+</sup> iyonlarının uzaklaştırılması (suyun yumuşatılması) işleminde kullanılırlar.</p>
<p><strong>İyon değiştiricilerde aranan özellikler :</strong></p>
<p>Yüksek bir değiştirme kapasitesine sahip olmalıdırlar. Bu şekilde daha az hacimli cihazlar kullanılır.<strong></strong></p>
<p>Yumuşatılacak suyun agresif özelliklerine dirençli olmalıdırlar.<strong></strong></p>
<p>Rejenerasyonları, daha az rejenerasyon maddesiyle gerçekleşebilmelidir.<strong></strong></p>
<p>Kolay ve ucuz elde edilmelidir.<strong></strong></p>
<p>Yıkamaya karşı direnç göstermelidirler.<strong></strong></p>
<p>Sulardaki bulanıklık, Fe<sup>2+</sup> ve Mn<sup>2+</sup> gibi iyonlardan etkilenmemelidirler.<strong></strong></p>
<p><strong> İyon Değiştiricilerin Sınıflandırılması</strong></p>
<p>Suların yumuşatılması, genellikle katyonik ve anyonik iyon değiştiricileriyle yapılır.</p>
<p>Katyon iyon değiştiriciler sodyum iyon değiştiriciler ve hidrojen iyon değiştiriciler olmak üzere ikiye ayrılır. Birinciler, sulu çözeltilerdeki katyonları Na<sup>+ </sup>iyonları ile, ikincisi ise H<sup>+ </sup>iyonları ile yer değiştirirler.</p>
<p>Anyonik iyon değiştiriciler de iki grupta incelenir. Kuvvetli bazik anyon değiştiriciler, zayıf bazik anyon değiştiriciler.</p>
<p>İyon değiştiriciler ayrıca kimyasal bileşimlerine göre organik ve anorganik olarak gruplandırılabilir.</p>
<p>Organik kökenli iyon değiştiriciler iki sınıfta toplanır.</p>
<p>Reçine kökenli iyon değiştiriciler.</p>
<p>Sulfone kömür kökenli iyon değiştiriciler.</p>
<p>Anorganik kökenli olanlar da ikiye ayrılırlar</p>
<p>Doğal zeolitler</p>
<p>Sentetik zeolitler</p>
<p>Bunlardan başka zirkonyum ve titan fosfatlar,zirkonyum ve kalay oksit, amonyum fosfomlibdat gibi maddeler anorganik iyon değiştiricilerdir.</p>
<p><strong> Kolonlarda İyon Değiştirme Prosesleri</strong></p>
<p>En çok kullanılan bu yöntemde yumuşatılacak su, reçine ihtiva <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eden/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eden">eden</a> dikey bir kolondan geçirilir. Kolonun altından çıkan suda başlangıçtaki iyonlar değil reçineden alınan iyonlar bulunur.</p>
<p>Kütlelerin etkimesi kanununa göre iki yönlü bir reaksiyonda oluşan ürünler, sistemden alınacak olursa, denge durmadan yer değiştirir. Eğer ürünlerin sistemden alınma hızı, oluşma hızlarından büyükse reaksiyon tamamen sağa doğru yönelir.</p>
<p>A + B C + D</p>
<p>reaksiyona giren ürünler</p>
<p>maddeler</p>
<p><strong>Endüstride Reçine Kolonunun Kullanımı</strong></p>
<p>Suların deminerezalisyonu için reçine kolonu çok kullanılan bir sistemdir. Aşağıdaki şemada genellikle demirden yapılmış belli miktarda iyon değiştirici reçine ihtiva eden dikey bir silindir görülmektedir.</p>
<p>Reçine çakıltaşı yada antrasitten oluşan tabakalardan ibaret bir destek maddesi üzerine yerleştirilir. Drenaj sistemi destek tabakanın içine yerleştirilmiş olup kolonun en hassas kısmıdır. Drenaj sistemi yıkama sularının girişine de yarar. Eğer bu sistem iyi çalışmazsa işlemin randımanı düşer.</p>
<p>Reçine yatağının üstünde rejenerasyon çözeltisinin distribütörü bulunur. Daha üstte <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ham/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ham">ham</a> suyun girişi ve yıkama suyunun çıkışına yarayan ve bir ucu huni biçiminde bir boru vardır.</p>
<p>Kolonun çapı uygulamalara göre farklıdır. Reçine filtresinin yüksekliği 75-150 cm arasında değişir. Reçinenin üstünde yüksekliği reçine yatağının yüksekliğinin yarısından daha fazla olan bir boşluk bulunmalıdır. Bunun nedeni yıkama esnasında reçinenin genişlemesine olanak vermektir.</p>
<p><strong>Demineralizasyon</strong></p>
<p>Pek çok uygulamada suyun sadece Mg<sup>2+</sup> ve Ca<sup>2+ </sup>iyonlarından değil aynı zamanda Na<sup>+</sup> ve SiO<sub>2</sub>’den de kurtarılması istenir ki buna demineralizasyon denir. Sudaki bütün iyonların giderilmesi ise deiyonizasyondur.</p>
<p>Demineralizasyon için su önce hidrojen iyon değiştiricisinden geçirilerek tuzlar, bunlara karşılık gelen asitlere dönüştürülür. Böylece elde edilen su, asit anyonlarını absorplayıp onları OH<sup>-</sup> iyonlarıyla değiştiren anyonik bir reçine kolonundan geçirilir. OH<sup>-</sup> grupları asitlerin H<sup>+</sup> iyonlarıyla birleşerek su oluştururlar.</p>
<p>Aşağıda Na<sub>2</sub>SO<sub>4</sub>’ın uzaklaştırılma reaksiyonu görülüyor.</p>
<p>2RH + Na<sub>2</sub>SO<sub>4</sub> 2RNa + H<sub>2</sub>SO<sub>4</sub></p>
<p>2ROH + H<sub>2</sub>SO<sub>4 </sub> R<sub>2</sub>SO<sub>4</sub> + 2H<sub>2</sub>O</p>
<p>Katyonik reçine bir asitle (tercihen HCl), anyonik reçine isee bir bazla (NaOH) rejenere edilir.</p>
<p>Demineralizasyon için pek çok sistem vardır. Bunlardan en önemlilerinden biri karışık yataklı demineralizasyon işlemidir. Bu işlemde suyu alternatif olarak katyonik reçine ve anyonik reçine geçirmek yerine daha <a href="http://www.genelbilge.com/tag/basit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Basit">basit</a> olarak tek bir kolon, birbirleriyle iyice karıştırılmış anyonik ve katyonik reçinelerle yüklenir ve su bu kolona gönderilir.</p>
<p>Aynı sonuca ulaşmak için farklı teknolojiler kullanılabilir. Her bir teknolojinin kendi içinde de farklı sistemler oluşturulabilir. Bu nedenle ilk olarak ham suyun kalitesi, istenilen çıkış suyu kalitesi, ham suyun debisi, kullanılan kimyasal maddelerin maliyeti, rejenerant tüketimi, rejenerasyon su tüketimi ve sistem dizayn parametreleri incelenerek<strong> <a href="http://www.aritim.com/sistemler/su/demineralizasyon.htm">DEMİNERALİZASYON</a></strong> ve <strong><a href="http://www.aritim.com/sistemler/su/reverse_osmosis.htm">REVERSE OSMOSİS</a></strong> sistemlerinden hangisinin en uygun teknoloji olduğu belirlenir.Bu seçimden sonra seçilen teknolojinin içindeki en uygun sistem dizayn edilir.</p>
<p>Örneğin Reverse Osmosis sistemi çift kademeli veya Reverse Osmosis sonrası karışık yatak şeklinde dizayn edilebilir. Demineralizasyon sistemi ise düz akışlı (Co-current) veya ters akışlı (Counter-current) olarak dizayn edilebilir. Ters akışlı sistemler rejenerasyon suyu ve kimyasal kullanımı olarak ciddi tasarruf sağlar. Ancak ters akışlı sistemler de kendi içinde farklı tiplerde dizayn edilebilir. Ters akışlı sistemlerde su akışının yukarıdan aşağıya, rejenerasyonun aşağıdan yukarıya yapıldığı sistemler ve su akışının aşağıdan yukarıya rejenerasyonun ise yukarıdan aşağıya yapıldığı sistemler dizayn edilebilir.</p>
<p><strong>Modern Enerji Demineralizasyon</strong><strong> Klor Alkali Reverse Osmosis</strong><strong></strong></p>
<p><strong>Sistemi</strong><strong> Sistem</strong></p>
<p><strong> </strong><strong> DEİYONİZASYON</strong><strong></strong></p>
<p>İşlenmemiş su, hidrojen ve oksijen atomları yanında minerallerin bileşimlerini ihtiva eder. Deiyonizasyon metodu ile su önce katyon reçine yatağından geçirilerek pozitif iyonlar hidrojen (H+) iyonları ile, daha sonra anyon reçine yatağından geçirilerek negatif iyonlar hidroksit (OH-) iyonları ile değiştirilip su içindeki tamamen çözünmüş madde miktarı azaltılır.</p>
<p>Bu değişim sonunda hidrojen (H+) ve hidroksit (OH-) iyonlarının birleşmesinde su (H<sub>2</sub>O)ortaya çıkar.</p>
<p><strong> TERS OZMOZ SİSTEMLER</strong></p>
<p>RO sistemler, su içerisinde erimiş halde bulunan organik ve inorganik maddeleri, çeşitli virüs, bakteri ve mikroorganizmaları ve pirojenleri, membran teknolojisi ile %95-98 oranında ayırır. RO sistemler, yüksek kaliteli su üretirler.</p>
<p><strong> FİLTRASYON SİSTEMLERİ</strong><strong></strong></p>
<p>Kum filtreleri, aktif karbon filtreleri, mangan ve demir tutucular, kartuş filtreler, su arıtma amacı ile hazırlanmıştır.</p>
<p><strong> OZONLAMA ve UV SİSTEMLERİ</strong></p>
<p>Dezenfeksiyon sistemleri günümüz dünyasında çok önemli bir ihtiyaçtır. Ultraviyole cihazları, Suda bulunan mikropların öldürülmesi işlemini gerçekleştirir.Cihaz yaydığı ultraviyole ışını sayesinde su geçerken mikropların DNA yapısını bozar.ve yaşamasına izin vermez.Genelde içme suyu elde etmek amaçlı sistemlerde tercih edilen cihazlar herhangi bir yapmaz, sadece yılda bir sefer lambasının değiştirilmesi gerekir.</p>
<p><strong>TAD VE KOKU ARITMASI</strong></p>
<p>Aktif karbon filtreleri; Otomatik veya manueldir. Otomatik cihazlarda çelik gövdenin içinde özel bir karbon bileşimi vardır. Su buradan geçerken içinde bulunan klor, koku, tat gibi istenmeyen özelliklerini yitirir. Genelde içme suyu sistemlerinde su dezenfektan amaçlı olarak önce klorlanır. Klorun rahatsız edici kokusu ve tadı bu cihazla arıtılır. Cihaz kendini otomatik olarak temizler ve tekrar su arıtmaya devam eder.</p>
<p><strong> Tekstil İşletmesinde Kullanılan Su</strong></p>
<p>Boyamanın yumuşak su ile yapılması gerekmektedir.1 kg. pamuğun terbiyesi için 100 litre suya ihtiyaç olduğunu düşünürsek suyun ne derece önemli olduğu ortaya çıkar.</p>
<p>Kalsiyum ve magnezyum gibi metal iyonları, reaktif boyaların migrasyon ve difüzyon öelliklerini etkiler. Bunun birikmesi az boyanmış bölgelere yol açan çökelmeye sebep teşkil edebilir. Bakır ve demir gibi ağır metal iyonları boyaların tonunu etkileyebilir.</p>
<p>Baz değişimi yoluyla yumuşatılan su bikarbonat iyonları içerebilir. Bu da boya verimini ve renk tekrarlanabilirliğini etkiler.</p>
<p>Boyama için toplam sertlik 1-5 Alman setliğinden yukarı olmamalıdır. pH değeri 5-7, Bakır 0,05 mg/l, Demir 0,05 mg/l , Klorür iyonları 300 mg/l’yi aşmamalıdır.</p>
<p><strong> Kullanım Suyunun Kalitesi</strong></p>
<p><strong> Tekstil işletmesinde kullanılan suyun belirli bir standarda sahip olması gerekir :</strong></p>
<p>Renksiz / berrak olmalı</p>
<p>Bitkisel ve mineral kaynaklı pisliklerden arınmış olmalı</p>
<p>Demir ve mangan bileşikleri bulunmamalı</p>
<p>Sertlik verici maddeler içermemeli</p>
<p>pH Değeri 6 – 8</p>
<p>Su sertliği en fazla 5 <sup>o</sup>dH</p>
<p>Süspensiyonlar &<a href="http://www.genelbilge.com/tag/lt/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Lt">lt</a>; 1 mg/l</p>
<p>Organik maddeler &lt; 20 mg/l</p>
<p>Artık katı madde &lt; 50 mg/l</p>
<p>Demir &lt; 0,1 mg/l</p>
<p>Mangan &lt; 0,05 mg/l</p>
<p>Bakır &lt; 0,01 mg/l</p>
<p>Nitrat &lt; 50 mg/l</p>
<p>Nitrit &lt; 5 mg/l</p>
<p>Serbest CO<sub>2 </sub> &lt; mümkünse 0 (Korozyon tehlikesi)</p>
<p><strong>Sert suyun neden olabileceği sorunlar :</strong></p>
<p>Daha düşük bir renk verimi.</p>
<p>Boyamada kötü bir tekrarlanabilirlik.</p>
<p>Kumaşta tozuma</p>
<p>Kötü haslıklar.</p>
<p>Sert bir tuşe.</p>
<p>İşlem görmüş malın emiciliğinde kötüleşme.</p>
<p>Makinaların kirlenmesi.</p>
<p>Leke oluşumu.</p>
<p>Bu sorunları gidermek, aşağıdaki önlemlerle mümkündür :</p>
<p>İyi bir ön terbiye</p>
<p>Boyamada gerekli kimyasalları kullanmak. Suyun demir içermesi durumunda uygun kimyevi maddeyi (Trilon FE) kullanmak.</p>

<p class="sayac_bilgi">100 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/sert-su-ve-aritma-yontemleri.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kimyasalların İpekte Oluşturduğu Hasarlar</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kimyasallarin-ipekte-olusturdugu-hasarlar.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kimyasallarin-ipekte-olusturdugu-hasarlar.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Oct 2010 11:05:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Tekstil]]></category>
		<category><![CDATA[2cb]]></category>
		<category><![CDATA[Alkali]]></category>
		<category><![CDATA[Asit]]></category>
		<category><![CDATA[Elde]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Grover]]></category>
		<category><![CDATA[Ham]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynama]]></category>
		<category><![CDATA[Koza]]></category>
		<category><![CDATA[Mosher]]></category>
		<category><![CDATA[Protein]]></category>
		<category><![CDATA[Proteinler]]></category>
		<category><![CDATA[Sericin]]></category>
		<category><![CDATA[Silk]]></category>
		<category><![CDATA[Suda]]></category>
		<category><![CDATA[Tablo]]></category>
		<category><![CDATA[Tyrosine]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>İpekte</category>
	<category>ipekte</category>
	<category>oluşturduğu</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=15980</guid>
		<description><![CDATA[İPEĞİN KİMYASAL BİLEŞİMİ, KİMYASAL VE MİKROSKOBİK YAPISI İpeğin kimyasal bileşimi: İpek lifi,asıl lifi oluşturan protein olan fibroin ve birkaç ipek telinin birarada tutulmasını sağlayan serisinden oluşur. İpek fibroini ( fibroin ) ve serisini ( sericin )kimyasal olarak benzer bileşiklerdir ve her ikisi de protein grubundandır.Genel olarak proteinler çözünmez ve amfoterdir.Proteinler hem asitlerle hem de bazlarla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İPEĞİN KİMYASAL BİLEŞİMİ, KİMYASAL VE MİKROSKOBİK YAPISI<br />
<strong>İpeğin kimyasal bileşimi:</strong><br />
	İpek lifi,asıl lifi oluşturan protein olan fibroin ve birkaç ipek telinin birarada tutulmasını sağlayan serisinden oluşur.<br />
İpek fibroini ( fibroin )  ve serisini ( sericin )kimyasal olarak benzer bileşiklerdir ve her ikisi de protein grubundandır.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">Genel</a> olarak proteinler çözünmez ve amfoterdir.Proteinler hem asitlerle hem de bazlarla birleşerek <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tuz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tuz">tuz</a> oluştururlar.Ham ipeğin kimyasal bileşiminde %2 oranında parafin (wax) de bulunur.Özellikle koza içerisindeki parafinin su itici madde olarak görev aldığı düşünülmektedir.Ayrıca bir mikltar mineral madde de ( % 1 oranında ) ipek içerisinde bulunmaktadır.Dut ipeğine (mullberry silk ) ait nununelerden elde edilen analizlere ilişkin bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tablo/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tablo">tablo</a> aşağıdadır.<br />
Sericin :serisinsoğuk suda çözünmeyen albuminoid bir proteindir.Diğer bütün proteinler gibi serisin de çeşitli aminoasitlere parçalanabilir.Bunlar arasından 12 tanesi ayrıştırılabilmiştir ve <span id="more-15980"></span>alanine,tyrosine,glycocoll,leucine bunlar içerisinde en bol bulunanlardır.Serisin için <a href="http://www.genelbilge.com/tag/grover/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Grover">Grover</a> tarafından verilen ampirik formül C15H25N5O8 ‘dir.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/mosher/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Mosher">Mosher</a>’e göre 2.5’den düşük pH’ı olan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/asit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Asit">asit</a> çözeltilerinde ve 9.5 ‘dan yüksek pH’ı olan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/alkali/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Alkali">alkali</a> çözeltilerinde tamamen çözünebilir.Shelton ve johnson SerisinA ve SerisinB adını verdikleri iki tür serisin proteini olduğunu keşfettiler.SerisinA nem çeken,çözünebilir ve plastikimsi bir maddedir.SerisinB ise daha sert,bükülmez,boynuzumsu bir maddedir.SerisinB yağlar ve parafinle (wax ) boyama için mükemmel bir tampon çözelti oluşturur.SerisinB normal kaynama noktasının üzerinde bir sıcaklıkta suda devamlı ısıtılarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yada">yada</a> güçlü bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/alkali/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Alkali">alkali</a> etkisiyle serisinA ya dönüştürülebilir.<br />
	Ham ipekte bulunan serisin miktarı ipeğin cinsine,orijinine veya yetiştirildiği ülkeye göre yaklaşık % 15 ve 25 arasında değişir.<br />
	İpeğe sert ve dayanıklı özellikleri bu madde kazandırır.Yumuşak bir lif olan ipek lifinin birçok üretim aşaması esnasında koruyucusu serisindir.Serisini yumuşatmak için farklı tip <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sabun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sabun">sabun</a> ve yağlar emdirme çözeltilerine ilave edilir.Böylece ipeğin büküm işlemi sırasında büküm alan yumuşak bir iplik oluşturması sağlanır.<br />
Fibroin :Fibroin yün gibi amino asitlerden oluşmuştur.Yün ile karşılaştırıldığında;yün keratininde,kükürt içeren amino asitlerin varlığı özel karakteristiğini belirler.İpek fibroinin ana bileşenin glisin olduğu çeşitli amino asitlerden oluşmuştur.Ana bileşenler aşağıdaki gibidir ( örnek olarak ) :<br />
Glisin     % 43.8<br />
Alanin    % 26.4<br />
Serin      % 12.6<br />
Tirosin   % 10.6<br />
Diğer amino asitler   % 6.6<br />
Toplam   % 100</p>
<p>İpek lifinin yapısı ve moleküler analizi:İpek lifinde meydana gelen hasar ancak ipeğin kimyasal ve mikroskobik yapısı incelendiğinde detaylı olarak anlaşılabilir.<br />
Yün gibi ipek de protein yapıdadır. Bununla birlikte, yünden farklı olarak sadece sülfürsüz amino asitleri içerir. Doğal ipek çeşide ayrılır:<br />
a)	Bombyx mori<br />
b)	Yabani ipek<br />
Mulberry cinsi ipek böcekleri dut ağacının yapraklarıyla beslenir.<br />
Ham ipek ipliğinin örneğin koza ipliğinin dışında ipek zamkı vardır. İçinde de<br />
tekstilde kullanılan fibroin vardır. Serisin  fibroinden daha kırılgan ve daha az elastiktir. Fibroinin parlaklığını çevreler.<br />
Ham ipek ipliği (koza ipliği) mikroskop altında incelendiğinde zamkla kaplanmış ikili flamanların oluşturduğu bir yapı görülür. Zamk ayrılır ve fibroin flamanlarına düzensizce yapışır. Koza ipliği birçok yerinden bölünür.<br />
Zamksız ipek, zamklının tersine bağımsız, tekli flamanlardan oluşur. Uzunlamasına görünümleri düzgündür ve belirgin bir yapıları yoktur. Liflerin kalınlıkları farklıdır.<br />
sız ipeğin kesitleri üçgenseldir. Köşeler <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hafif/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hafif">hafif</a> yuvarlaktır.<br />
	Bazen ipek lifleri, ipeğin fibrilar yapısı hakkında fikir veren uzunlamasına düzenli çizgiler sergiler.  Mulberry ipeğinde ipek zamkının oranı % 20-25tir. Bazı istisnai durumlarda örneğin Thai ipeğinde bu oran % 38 gibi büyük bir değer olabilir. Zamk, kaynağına bağlı olarak altın sarısı, sarımsı, sarımsı kahverengi veya sarımsı yeşil gibi renklerde olabilir. Bazen beyaz da olabilir.<br />
	Yabani ipeğin en iyi bilinen türü, Tussah ipek böcekleri, örneğin meşe yapraklarıyla beslenen Antheraea cinsi ipek böcekleri tarafından üretilen Tussah ipeğidir. Zamk çıkarıldıktan sonra bile kahverengidir. Bu yüzden boyanmadan önce <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hidrojen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hidrojen">hidrojen</a> peroksitle ağartılması gerekmektedir. Bu kahverengi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/renk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Renk">renk</a>, fibroin flamanlarının içerdiği serisin miktarından kaynaklanıyor olabilir. Tussah ipeğinden çıkartılan zamk miktarı % 14-17 arasındadır.<br />
	Mikroskop altında incelendiğinde Tussah ipeğinin farklı kalınlıklarda bantlı bir yapısının olduğu görülür. Liflerin fibrilar yapısında görülen dik çizgiler vardır. Mulberry ipeğiyle karşılaştırıldığında, Tussah ipek ipliklerinin daha yassı ve daha geniş olduğu görülür.<br />
	Tipik Tussah ipeğinde yassı  benekler vardır bu yüzden sıkıştırılmış benekli (squeezed spots ) olarak adlandırılır. Kozada üst üste  gelen iki ipek ipliğinin kesiştiği yerlerde oluşurlar.<br />
 	Tussah ipeğinin lif kesiti kama görünüşlü ve köşelidir. Uzunlamasına görünüşüne benzer olarak düz ve bantlı bir yapı gösterir. İkili liflerin bantlı yapısı Tussah ipeğine parlak bir görünüm kazandırır.<br />
Zamk çıkarma ( degumming ):</p>
<p>	İpek dokusunu daha yumuşak ve parlak hale getirmek için serisinin ( yada yapışkan maddenin ) boşaltım (discharging),soyma (stripping ),yada degumming denilen özel bir işlemden geçirilmesi gerekmektedir.Bu işlem esnasında ipek bir sabun çözeltisinde yaklaşık 205 F sıcaklıkta işlem görür ve bu bakımdan bu işlem temizleyici nitelik taşır.Başarılı bir temizleme işleminde sabun çözeltisi serisin ile şiddetli bir biçimde yüklenir ve bu solüsyon sonradan boya banyosunda tampon ajanı (ara ajan ) olarak “boil-off liquor” ( boil-off sıvısı ) adı altında kullanılır.Bükülmüş ve ibrişim yapılmış ipeğin boil-off miktarı emdirme banyosunda sabunların ve yağların absorpsiyonundan dolayı ham ipeğe oranla daha fazladır.Boil-off miktarı ipeğin tipine göre %18 ve 36 arasında değişir.Aşağıdaki tablolar United States Testing Co.Inc. tarafından 1932 ve 1941 yılları boyunca yapılan testlerden alınmış ,ham ve bükülmüş ipeğe ait ortalama boil-off datalarını içermektedir.<br />
Serisinin  ipekten sıcak alkali banyosu ile ayrılması sonucunda,solüsyonun aktif alkali miktarı, alkalinin bileşimi belirsiz bir alkali-serisin bileşiği oluşturması nedeniyle,düşer.Bazı bilim adamları ( Wolf ve Haugen ) ipeğin degumming edilmesini kimyasal bir reaksiyon olarak nitelerler. Bunun nedeni sıcaklıktaki 10Clik bir artışla,aktif alkalinin azalmasıyla,sabunla reaksiyon sonucu serbest oleik asit oluşumuyla ve sodyum karbonatla reaksiyona giren karbonik asidin serbest kalmasıyla, boil-off miktarının iki katından fazlasına çıkmasıdır.Serisin partikülünün solüsyona girdikten sonra sürekli olarak bozunması nedeniyle kimyasal reaksiyon oldukça komplikedir.<br />
	Genel olarak, birçok araştırmalar sonucunda boil-off çözeltisinin pH değerinin 9.5 ve 10.5 arasında olması gerektiği ve 180F’ın altındaki sıcaklıklarda çok az miktarda degumming işleminin gerçekleştiği görüldü.Bu bileşimdeki bir çözelti fibroin proteinine zarar vermeden ve bozundurmadan yapışkan maddeyi süratle uzaklaştırmak için yeterince etkili olacaktır.<br />
	Wolf ve Haugen’in belittiğine göre degumming katsayısı ( coefficient of degumming ) sıcaklığa,su-ipek oranına,alkalinin özelliklerine ve karıştırılma derecesine bağlıdır.Normal kaynama noktasında ve sabit ağırlıkta 140 denye tüp şeklinde dokunmuş kumaş üzerinde,su-ipek oranı 100 e 1 iken yapılan küçük laboratuar  testlerinde çeşitli alkaliler için aşağıdaki katsayılar bulunmuştur.Bu değerlerin konsantrasyondan neredeyse bağımsız olduğu görülmüştür.</p>
<p>	Sabun çözeltileri için katsayının değeri sabunun normalitesi arttıkça azalır.</p>
<p>Mulberry  ipeğiyle karşılaştırıldığında Tussah ipeği alkalilere ve asitlere karşı daha dayanıklıdır. Bu yüzden zamk çıkarma ( degumming )  sırasında daha yüksek pH değerleri kullanılabilir.<br />
	Zamk çıkarma ( degumming ) iyi bir boyama ve baskı yapabilmek için gerekli bir aşamadır. Zamk çıkarma işlemi geçmişte de günümüzde de pahalı bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Eskiden sabun ve enzimler kullanılırdı. Sabunla zamk çıkarma işlemi kaynama noktası civarında, 3.5-4 saatlik az alkalinli sabun banyolarında uygulanır. Böylece serisinin ayrılması sağlanır. pH değeri 9-10u aşmamalıdır. Yüksek pH değerleri zamk çıkarma işlemini hızlandırır fakat alkalinin fibroine zarar vermesine neden olabilir. Sentetik  bir zamk çıkarma aracı (ajanı ) olan Miltopan SE (Henkel)’le  zamk çıkarma işlemi 40-60 dakika sürmektedir. Ürün, fibroin için lif koruyucu madde içermektedir. Bu yüzden sabunla zamk çıkarma işlemleri sırasında yüksek pH değerleri kullanılabilir. Miltopan SE zamk çıkarma işleminde kullanılırken lif koruyucu madde pH değerinin, alkalinin fibroine zarar vermesini engelleyerek 11-11.5 a çıkmasını sağlar. Bu avantıjlıdır çünkü sodyum karbonat yerine sabunla zamk çıkarmada kullanılması gereken sodyum hidroksitle pH değerleri ayarlanabilir. Eğer zamk çıkarma esnasında pH değerleri önceden belirlenen değerin üstüne çıkarsa, ipek kolayca zarar görebilir, çünkü eriyik çok alkalinlidir. Alkalinin verdiği zarar, ipekte sık görülen kimyasal hasarlardan biridir. </p>
<p>EMDİRME BANYOLARI VE HAFİF RENK VERİCİLER (TINT ):<br />
	Ham ipek daha esnek, yumuşak,nem çeken ve kaygan bir malzeme elde etmek için iplik haline getirilmeden önce ıslatılır.Bunun yanında,bu emdirme işlemi sırasında ham ipeğin doğal asitliğinin nötralize edilmesi ve ipeğe farklı bir ton veya renk verilmesi söz konusudur.Ayrıca küf oluşumunu engellemek için mantar öldürücü madde de içermelidir.<br />
	Modern bir ipek büküm verme tesisinde çeşitli büküm ve yapıdaki ipeklerin birbirinden ayrılması için emdirme banyosuna renk verici özelliği olan ve tamamen geçici nitelik taşıyan “tint” ilave edilmesi söz konusudur.Bu madde üretimin birçok safhasında (bükümün buharla sabitlenmesi de dahil ) rengini muhafaza etmeli ve degumming banyosunda tamamen ipekten ayrıştırılmalıdır.</p>
<p>PAULY AYIRACI İLE İPEĞİN KİMYASAL HASARININ TESPİTİ</p>
<p>Yünde olduğu gibi, ipeğin kimyasal hasarının bulunmasında Pauly ayıracı kullanılabilir. Fakat hasarın ortaya çıkarılma işlemi zordur çünkü Pauly ayıracı ipekle birlikte ipek zamkını da oranj-kırmızıya boyar. Bu yüzden bu ayıraç sayesinde ipeğin zamksız olup olmadığı da anlaşılabilir. Eğer ipek ayıraç tarafından sarıya boyanmışsa bu ipeğin zamksız olduğu ve hasar görmediği anlamına gelir.  Eğer ipek oranj-kırmızıya dönerse ipeğin zamksız olup olmadığı mikroskop altında incelenmelidir. Eğer ipekte zamk yoksa oranj-kırmızı renk ipeğin kimyasal hasarını gösterir. Zamklı Tussah ipeği Pauly ayıracı tarafından sarımsı kahverengi bir renge boyanır. Tussah ipeği ağartma işlemi sırasında hafif hasar görmüşse, ağartılmış ipek hafif oranja döner. Pauly ayıracı mekanik hasar görmüş ipeği kırmızıya boyar.<br />
Bu nedenlerden dolayı, ayıracın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/pratik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Pratik">pratik</a> bir uygulaması muhakkak bir deneyimi önceden varsayar, özellikle diazonbenzensulfonik asit kolayca ayrışır. Açığa çıkan ayrışma ürünleri zarar  görmemiş ipek liflerini tamamen boyayabilir.<br />
Yanlış sonuçlar elde etmemek için, reaksiyon hızlı bir şekilde gerçekleştirilmeli, solüsyon buzla serin tutulmalı ve test edilecek numuneler reaksiyonun gerçekleşeceği solüsyon içerisinde 1-2 dakikadan fazla tutulmamalıdır çünkü yünün aksine ipekte kabuk tabakası bulunmaz, yalnızca bir fibroin tabakası bulunur. Eğer reaksiyon süresi uzun olursa, özellikle sıcaklık çok yüksekse, ayıraç sağlam ipeğin tabakalarına nüfuz eder ve fibril tabakasına girer. Elde edilen sonuç yetersizse, sağlam veya hasarlı olduğu bilinen ipek numunelerine paralel testlerin uygulanması tavsiye edilir. Bir değerlendirmeyi garantilemek için 10 nun üzerindeki pH değerlerinde sabunla zamksızlaştırma gibi karşılaştırmalı testler için hasarlı materyal üretilebilir.</p>
<p>Aşağıdaki şekil  cocoon ipliğinin enine kesitini ve ipek tabakalarının pauly ayıracıyla nasıl boyandıklarını gösteriyor.<br />
Alkalilerin hasarı sonucunda ham ve zamklı mulberry ipeğinin uygun boyanması aşağıdaki şekilde gösterilmiştir.<br />
SERİSİN UZAKLAŞTIRMA PROSESİNİN KONTROLÜ ( DEGUMMING PROSESİNİN KONTROLÜ) :</p>
<p>İpekte serisin uzaklaştırma prosesinin en güvenli yöntemi, artık zamk miktarının analitik kararlılğını kontrol etmektir.  Bu amaçla, 10 gr civarında bir ipek örneği standar atmoferik koşullarda (20 C’de ve %65 bağıl nemde) kondisyonlandırılır ve bir terazide tartılır.  Daha sonra örneğimiz 1:40 – 1:60 oranındaki likör solusyonunda aşağıda belirtildiği üzere optimum şartlarda  serisin uzaklaştırması yapılır.  </p>
<p>12 g/<a href="http://www.genelbilge.com/tag/lt/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Lt">lt</a> Miltopan SE maddesi ile 40 dakika 94 C’de işlem görür.<br />
Daha sonra örneğimiz sırasıyla sıcak ve soğuk suyla tatbik edilir, sentrefüjlenir,<br />
105 C’de kurutulur ve tekrar standart atmoferik koşullarda tartılır.  Ağırlık kaybının ağırlığa oranın yüzdesel ifadesi zamk içeriğini verir.<br />
Serisin uzaklaştırmayı kontrol etmenin hızlı bir yöntemide Neocarmin W ile lekeleme testidir.Ancak bu yöntem maalesef çok güvenilir değildir. Üreticinin verdiği özelliklere göre serisin uzaklaştırılması yapılmış dut ipeği altın sarısı renge bu boya ile boyanır. Ancak tecrübelerimiz gösterdiki zamk, dut ipeğinin orijinine bağlı olarak maviye, kahverengine, menekşe rengine, kırmızımsı menekşe rengine dönüşür.  Serisini uzaklaştırılmış ipek mavi menekşeye boyanır, ancak leklenme derinliği ham ipeğinki kadar olmaz.<br />
Substantiv kırmızı F3B boyarmaddesi ile lekeleme testi daha iyi sonuçlar verir. İpek % 1’lik boya solusyonuna 1 dakikalığına daldırılır ve sonra durulanır.<br />
Zamklı ipek: kırmızı<br />
Zamksız ipek : Boyasız<br />
Tussah ipeğininde fibroin filamentler serisin ihtiva ettiklerinden beri, Neocarmin W ile  lekelenme testindeki lekelenme etkisi güçlükle ölçülebilir. Bundan dolayı ham ipek siyaha boyanmış Tussah ipeği kadar iyi serisini uzaklaştırılır. Mikroskop altında serisini uzaklaştırılmış ipek ile ham ipek kolaylıkla ayırt edilebilir. İpek lifi Cuaxam çözeltisinin içerisine batırıldıktan sonra serisin hala çözünmez dururken, fibroinin yavaş yavaş çözündüğü görülür.<br />
Mikroskobik serisin uzaklaştırma kontrolü için diğer bir yöntemde yüzey baskılarının preprasyonudur.</p>
<p>İPEK LİFLERİNİN KİMYASAL ÖZELLİKLERİ:</p>
<p>İpek salgı ürünü bir protein olup,peptid bağları ile bağlanmış amino karboksilli asitlerin kompleks bileşiklerinden oluşmuştur.Fibroin makromoleküllerinde bulunan diaminomonokarboksilli asitlerin ve monoamino-dikarboksilli asitlerin varlığı yüzünden,ipek lifleri serbest bazik amino gruplar kadar,karboksilli asit grupları da içerir.Bunun sonucu olarak,ipek lifleri daha önce de belirtildiği gibi amfoterik karaktere sahip olup,asit ve bazların her ikisi ile de birleşebilir.<br />
Dissosiye olmuş bir durumda,ipek fibroininde negatif yüklü karboksil iyonları ve pozitif yüklü amonyum iyonları mevcuttur.İsoiyonik nokta ( pH 5 ) ya da isoiyonik bölgede    ( pH 4.1-5 ) her iki grup da aynı miktarda bulunur.Bu bölgede,çift iç tuz yapısı nedeniyle maksimum stabilitededir.Şişme kabiliyeti ve kimyasal reaktivite minimumdur.<br />
Suyun ipek liflerine etkisi:<br />
	İpek lifleri oldukça hidrofil bir yapıya sahiptir.Kolayca ıslanır.Yüksek absorbe yeteneği nedeniyle sert sularla yapılan işlemlerde  çok çabuk sertleşir.Serisini uzaklaştırılmış ipek lifleri,%100 relatif nem içeren ortamda %30-35, %65 relatif nem içeren ortamda %11 nem içerir.Yaş kopma dayanımı,kuru kopma dayanımından daha düşüktür.<br />
Asitlerin ipek liflerine etkisi:<br />
	Genel olarak ipek lifleri asitlere karşı nispeten yüksek bir dayanıklılığa sahiptir.Ancak bu dayanım yüne nazaran çok kısıtlıdır.Sülfürik asit,hidroklorik asit gibi anorganik asitlerin derişik çözeltileri,ipek liflerinin hidrolize olarak çözünmesine yol açmaktadır.Organik asitler çok derişik olmadıkları takdirde,soğukta ipek liflerine zarar vermemektedir.</p>
<p>Bazların ipek liflerine etkisi:<br />
	İpek lifleri yün lifleri kadar fazla olmasa da ,bazlara karşı hassas ve oldukça dayanıksız liflerdir.Seyreltik ve soğuk baz çözeltilerinde ipek zarar görmez.Derişik kuvvetli bazlarla uzun süre muamele edildiğinde ve seyreltik bazlarla yüksek sıcaklıklarda işlem gördüğünde,peptid bağlarının kopması nedeniyle hızla zara görür.<br />
Tuzların ipek liflerine etkisi:<br />
	İpek tuz çözeltilerinde,tuzları kolaylıkla absorbe eder ve şişer.Metalik tuzları absorbe etmesi ipeğin ağırlaştırılması (şarjı ) açısından önemlidir.Alüminyum,demir,kalay tuzları ipeğin sağlamlığını azaltır.Sodyum klorür gibi diğer birçok tuz,çözelti halinde ipek liflerine etki etmezler.Fakat,lif üzerinde kurudukları zaman,uzun süre depolanması halinde life zarar verirler.</p>
<p>Yükseltgen maddelerin ipek liflerine etkisi:<br />
	Sodyum hipokloritin ipeğe önemli ölçüde zarar vermesi nedeniyle,ipek liflerinin ağartılmasında hidrojen peroksit daha yaygındır.</p>
<p>Isının ipek liflerine etkisi:<br />
	İpek lifleri,ısıya karşı kimyasal davranış bakımından yüne benzemekle birlikte,yüksek sıcaklıklarda,yapısı bozulmadan,yünden daha fazla dayanır.140C’ye kadar ısıtıldığında etkilenmez.Bu sıcaklığın üzerinde kısa sürelerle durması ipeğe pek zarar vermezken,süre uzadıkça renk bozulur ve liflerin dayanımı düşer.170-175 C’de ipek çok çabuk dekompoze olur.</p>
<p>Işığın ipek liflerine etkisi:<br />
	Güneş ışınlarının ipek liflerine uzun süreli etkisi dayanımının büyük ölçüde düşmesine yol açar.Bu düşme bakır,demir iyonları ve anorganik asitlerin ( özellikle hidroklorik asit ) varlığında çok hızlıdır.</p>

<p class="sayac_bilgi">220 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kimyasallarin-ipekte-olusturdugu-hasarlar.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Element Yüklemeleri</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/element-yuklemeleri.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/element-yuklemeleri.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Sep 2010 14:40:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Benzer]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Element]]></category>
		<category><![CDATA[Elementler]]></category>
		<category><![CDATA[Flags]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kbc]]></category>
		<category><![CDATA[Kuvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Maxwell]]></category>
		<category><![CDATA[Node]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>otomatik</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=15427</guid>
		<description><![CDATA[Yükler iki çeşittir : NODAL ve ELEMENT. Nodal yükler nodesta tanımlanır ve elementlerle doğrudan ilişkisi yoktur. Bonodal yükler node’deki serbestlik derecesiyle ilişkilidir. Tipik olarak D ve F komutlarıyla girilir. (Nodal yer değiştirme contstraints ve nodal kuvvet yükleri gibi) Element yükleri yüzey yükleri, gövde yükleri ve eylemsizlik yükleridir. Element yükleri, daima belirli elementlerle birleşiktir. (girdi node’de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yükler iki çeşittir : NODAL ve ELEMENT. Nodal yükler nodesta tanımlanır ve elementlerle doğrudan ilişkisi yoktur. Bonodal yükler node’deki serbestlik derecesiyle ilişkilidir. Tipik olarak D ve F komutlarıyla girilir. (Nodal yer değiştirme contstraints ve nodal <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kuvvet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kuvvet">kuvvet</a> yükleri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a>) Element yükleri yüzey yükleri, gövde yükleri ve eylemsizlik yükleridir. Element yükleri, daima belirli elementlerle birleşiktir. (girdi node’de olsa bile) Belirli elementler “flags”a sahip olabilirler. Flags aslında yük değildir. Fakat belirli hesapların yapıldığını göstermek için kullanılır. Örneğin FSI (akışkan yapı etkileşimi) flag’ı açıldığı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> akustik elementin belirlenmiş yüzü modelin yapısal bölümü ile akışkan bölümü arasındaki ara yüzey gibi davranır. Benzer olarak MXWF ve MVDI manyetik kuvvet (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/maxwell/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Maxwell">Maxwell</a> yüzeyi) ve Jacobian kuvveti (sanal yer değiştirme) hesapları, sırası ile belirli manyetik elementler için kullanılan flags’lardır. Bu flags’ların ayrıntıları ünite 4’ün altındaki uygulanabilir elementlerin altında tartışılmıştır. <span id="more-15427"></span><br />
Flag’lar hem yüzeyle (FSI ve MXWF)  birlikte ve yüzey yükleri olarak kullanılır. (aşağıda) hem de element ile (MVDI) ve gövde yükleri olarak uygulanır. (aşağıda) FSI ve MXWF flagları için (değerlerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> anlamı yoktur) bu flaglar uygun komutun üstünde etiketleri belirlenerek açılır. MVDI flag için değeri belirlenmiştir. (0’dan 1’e kadar) Flags’lar daima basamak uygulamalıdır. (örneğin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kbc/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kbc">KBC</a> komutu bunları etkilemez)<br />
Yüzey yükleri (yapısal elementler için basınçlar termal elementler için yayılım gibi) Nodal formatta <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> element formatta girilebilir. Örneğin yüzey yükleri element yüzeyine uygulanabilir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> uygunluk açısından elementin 100 node’sine uygulanabilir. (daha sonra yüzey girdisi gibi işlenir) Yüzey yüklerinin  nodal girdisi taperet değerlerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">genel</a> girdisine izin verir. Yüzey yükleri tipik olarak SF ve SFE komutlarıyla girilir. Bazı elementler yüzey yüklerinin çoklu çeşitlerine izin verir. (Her bir element tipi için girdi tablosundaki “yüzey yükleri” altında listeden yük etiketleri ile gösterildiği gibi) Ayrıca bazı elementler tekli element yüzeyi üzerinde çoklu elementlerle mücadele ederler. (yükleme etiketlerinden sonraki yükleme sayılarıyla belirtildiği gibi) Yükleme sayıları element figürlerinde gösterilir. (daire içinde) ve pozitif yükün yönünden yükü etkilediği yüzeye doğru<br />
(G) 51’in devamı<br />
Yüzey yükleri etiket ve anahtarlarla belirtilir. Etiket yüzey yükünün çeşidini belirtir. Anahtar yükün etkilediği elementin nerede olduğunu belirtir. Örneğin FLANE 42 element çeşidi için “pressure face 1 (J-L), face 2 (K-J), face 3 (L-K), face 4 (I-L)” ‘<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> yüzey yükünün listesi &#8230;. NOT: Bu cümlenin devamı çift sayılı sayfada olduğu için kesildi.<br />
(H) sayfa 53<br />
&#8230;. Köşe nokta sayıları uygun element figürlerinde gösterilmiştir. Hem Nodal hem element yükleme formatı element formatı öncelik olarak element için kullanılır. Nodal gövde yükleri içsel olarak element gövde yüklerine dönüştürülür. Gövde yükleri BF, BFE ve BFUNIF komutlarıyla tipik olarak girilir. Ayrıca ek detaylar için bölüm 21’e bakınız.<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/tablo/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tablo">Tablo</a> 2.6-2 her disiplinde uygun gövde yükleri ve ANSYS etiketleri gösterilir.<br />
İnertial yükler (gravity, spinning gibi) Apual dofs ve kütlesi olan [yoğunluğu olan (DENS) malzeme özelliği veya gerçek sabit girdisi gibi kütlesi olan elementler] İnertial yükleri ACEL ve OMEGA komutları ile tipik olarak girilir.<br />
S.2.22 sayfa sonundaki paragraf 23’e taşıyor son cümleler 23’ün başından..<br />
(cümle bir önceki sayfadan başlıyor)<br />
Eğer sıcaklığa bağlı özellikler için birden fazla stress- strain eğrisi tanımlarsanız, her bir eğri aynı sayıda nokta içermeli (her bir eğri maksimum 20 nokta içerir) Varsayıma göre, farklı stress- strain eğrilerinde olmak üzere komşu noktalar belirli alt tabaka için sıcaklığa bağımlı yield davranışını temsil eder. Aşağıdaki örnek 2 sıcaklık için üç-layer KINH modelini açıklar.<br />
Bkz doküman<br />
Yukarıdaki örnekte, iki stress- strain eğrisindeki 3. Nokta, 3. Sublayer’in sıcaklığa bağlı yield davranışını tanımlar.<br />
Not: TB, KINH opsiyonunun mekanik davranışı TBOPT=2 ile TB, MKIN ile aynıdar.<br />
Multilinear Isotropic Hardening:<br />
(MISO) opsiyonu izotropik work hardering assumption ile birlikte olan von Mises yield cretreria’yı kullanır. Ayrıca non-cyclic load histories için veya multinear kinematic hardening opsiyonunu (MKIN) ‘i desteklemeyen elementler için kullanılır. Bu opsiyon kinematic hardening’in Bauchinger effect’i arttırdığı yerdeki büyük orijinden başlayan ve pozitif stress- strain değerleri alan piece wise doğrusal toplam stress- strain eğrileriyle tanımlanır. Eğri orijinden 100’e kadar (maksimum) noktalarla devam eder. Eğrinin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> bölümünün eğimi malzemenin elastik modülüdür ve hiçbir bölüm eğimi büyük olmamalıdır. Hiçbir bölüm sıfırdan düşük eğime sahip olamaz.<br />
20’ye kadar sıcaklığa bağlı stress- strain eğrileri belirtilebilir. Eğrileri TB, MISSO ile başlatılır. İlk eğri için sıcaklık [TBTEMP] girilir. 100 stress- strain noktasına kadar devam edilir. (orijin  stress- strain noktası girdi değildir) [TBPT] Bu bağlamlar 20’ye kadar sıcaklığa bağlı stress- strain eğrileri tanımlanır.  (NTEMP=20 maksimum TB komutunda) TBPT komutunda (her komutta 2) (XY sabitleri su şekilde girilir)<br />
Bilinear Isotropic Hardening<br />
(BİSD) opsiyonu MISSO’ya benzer ancak multinear eğri yerine bilinear eğri kullanılır. Malzeme davranışı pozitif stress- strain değerleri alıp orijinden başlayan bilinear stress- strain eğrileriyle tanımlanır. Eğrinin ilk eğimi malzemenin elastik modülü olarak alınır. Belirlenmiş yield stress’te (C1), Tanjant modülü C2 (elastik modülle aynı birime sahip) Tarafından tanımlanan ikinci eğim boyunca eğri devam eder. Tanjant modülü sıfırdan küçük olamaz ve de elastik modülünden büyük olamaz.<br />
S.2-25’in devamı<br />
(Hiper 84 ve 86 elementleri yalnızca C1 ve C2 sabitleri için geçerlidir. Bu iki element tipi sıkıştırılmayan hiperelastik materiyallerin modellenmesi için diğer elementlere göre daha az istenir) TB, MOONEY ile sabit tablosunu başlatın. TBTEMP ile sıcaklığı tanımlayın. Ve TBDATA veya MOONEY komutlarında maksimum 9 sabit tanımlayın. TBTEMP komutlarıyla maksimum 6 sıcaklığa bağımlı sabit seti tanımlayabilirsiniz. (NTEMP=TB komutundaki maksimum 6)<br />
C1= Birinci strain enerji sabiti (a 10)<br />
C2= İkinci strain enerji sabiti (a 01)<br />
&#8230;S.(2-27)&#8230;.<br />
Not: (Bu sayfadaki 10 maddelik açıklama atlandı. Fakat sayfanın yarısından devam ediliyor.<br />
2.5.4 Manyetik Materiyaller; Manyetik kapasiteli elementler B-H eğrilerini karakterize eden noktaları girmek için TB tablosunu kullanır. Detaylar için bölüm 5.1 ANSYS teorisine bakınız. Bu eğriler SOLID 5, PLANE 13, PLANE 53, SOLID 62-96 ve 98 elementlerinde uygundur. Sıcaklığa bağımlı eğriler girdi olamaz. TB, B-H ile eğrileri başlatın. Maksimum 100 nokta (H,B) tanımlamak için TBPT komutlarını kullanın. TBPT komutlarına girilmiş X ve Y sabitleri;<br />
X= Manyetik alan şiddeti (H) [Magneto motive ( güç/uzunluk)]<br />
Y= Manyetik akış yoğunluğu çakışması (3) [( akış/alan)]<br />
Boş alanın geçirgenliğinin değerini belirleyen (MKS, CGS veya tanımlanmış kullanıcı) ünite sistemini EMUNIT ile belirleyin, boş alan geçirgenliği SOLID 5, INFIN 9, PLANE 13, INFIN 47, PLANE 53, SOLID 62, 96,97,98 ,INFIN 110 ve 111 elementlerinde uygundur. Bu değer mutlak değişkenlik değerlerini oluşturmak için göreli geçirgenlik özellik değerleri (MP) ile kullanılır. geçerli olanlar (ayrıca Lab= MKS için bulunur) MKS üniteleri ve ***  Henries/meter’in boş alan geçirgenliğidir.<br />
S(2-29) Not: Sayfanın başındaki 2.5.6’ya kadar olan küçük bölüm atlandı. Fakat sayfa devam ediyor.<br />
2.5.6 Fizyoelektrik Materyaller: Fizyoelektrik kapasite SOLID 5, PLANE 13 ve SOLID 98 ceubled field elementleri için yapısı ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/elektrik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Elektrik">elektrik</a> alanlar arasında, ceupling’i sağlar. Materiyal özellikler dielektric sabitler, elastik coefficient matrix ( C ) ve fizyoelektrik matrix ( E )’i içeren fizyoelektrik efektler için ihtiyaç duyulur. Lineer materiyal özellikleri olarak (PERX, PERY, PERZ) MP komutu üzerindeki dielektrik sabitleri giriniz.<br />
MP komutları ile stiffness sabitleri özelleştirilerek <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yada">yada</a> TB komutları ile matrix’in maddelerini özelleştirerek elastik coefficient matrix ( C )’yi giriniz. Bkz bölüm 2.5.4<br />
2-D problemler için 4&#215;2 matrix’i X,Y,Z,XY terimlerini 8 sabit yoluyla düzenler (E11, E12, E21, E22, E31, E32, E42) Vektörü düzeni [X,Y,Z,XY,YZ,XZ] olması beklenir, halbuki bazı materiyallerde düzen [X,Y,Z,YZ,XZ,XY] şeklindedir. Bu fark “e” matrix’i terimlerinin beklenen formata dönüştürülmesini gerektirir.<br />
(2-24)<br />
DRUCKER- PRAGER: (DP) opsiyonu granular (sürtünmeli) toprak, kaya ve beton gibi malzemeler için uygulanabilir ve Mohr Coulomb kanunu için outer cone yaklaşımını kullanır. (ANSYS teori referansının 3.1 bölümüne bakınız.)Girdi sadece 3 sabit içerir: cohesion değeri (bu değer büyüktür sıfır olmalı) iç sürtünmenin açısı ve dilatancy açısı. Dilatancy’nin miktarı (yielding nedeniyle malzeme hacmindeki artış) dilatancy açısı ile kontrol edilir. Eğer dilatancy açısı sürtünme açısına eşitse akış kuralı ilgilidir. Eğer dilatancy açısı sıfır ise (veya sürtünme açısından az) yielding ve akış kuralı ilgili olmadığı zaman malzeme hacminde yükseme olmaz. Sıcaklığa bağlı eğrilere izin verilmez. TB, DP ile sabit tablosunu başlat. TB DATA komutları ile 3’e kadar sabit tanımlanabilir. (C1-C3 sabitleri TB DATA’ya şu şekilde girilir.<br />
Anand’s Model- (Anand’s) opsiyonu 9 sabit içeren girdi içerir. Anand modeli viscoplastic elementler VISCO 106, VISCO 107 ve VISCO 108 için uygulanabilir. Ayrıntılar için ANSYS teori referansının 4.2. bölümüne bakınız. TB DATA komutlarıyla birlikte ( her komut için 6) 9 sabite kadar (C1- C9) tanımlanabilir.<br />
(2-26)<br />
2.5.3. VİSCOLASTİK MATERİAL CONSTANTS (Viscolastik Malzeme Sabitleri)<br />
VISCO 88 ve VISCO 89 elementleri TB komutları ile DATA  tablosu içindeki takip eden DATA’ların girilmesiyle tanımlanan viscolastik malzeme modelini kullanır. Girdi olmayan DATA’lar sıfır kabul edilir. Viscolastik hesapları yapmak için data tablosu girilmelidir. Genelleştirilmiş Makswell modeli malzeme karakteristiklerini temsil etmek için kullanılır. Terimlerin açıklaması için ANSYS teori referansına bakınız. TB, EVISO ile sabit tablosunu başlat. TB DATA komutları (her komut için 6) ile 95’e kadar sabitler (C1-C95) tanımlanabilir.<br />
2-28<br />
2.5.5 Anisotrepic Elastik Materials<br />
Anisotrepic Elastik kabiliyeti SOLID64 yapısal element ve SOLID5 plane 13 ve SOLID98 coupled-field elementleriyle mevcuttur. Nonlineer anisotrepic malzemeleri için bölüm 2.5.1’e bakınız. Elastik coefisient matrix [D]’nin ya MP komutu ile stiffness sabitlerini (EX, EY gibi) belirleyerek veya aşağıda tanımlanmış DATA tablo komutlarıyla Matrix’in terimlerini belirleyerek giriniz. Matrix simetrik ve pozitif olmalıdır. (determinantların pozitif olması gerektirir.)<br />
Full 6&#215;6 elastik coefisient matrix [D] terimleri 21 sabitle X,Y,Z, XY, YZ, XZ sırasında belirler.<br />
2-D problemleri için 4&#215;4 matrix’i 10 sabit yoluyla (D11, D21, D22, D31, D32, D33, D41, D42, D43, D44) X,Y,Z, YZ terimleri gösterir. Vektörün düzeni {X,Y,Z, XY, YZ, XZ} olarak beklenir. Fakat bazı yayınlanmış malzemeler için bu sıra {X,Y,Z, YZ, XY, XZ} olarak verilir.<br />
S.2-30<br />
Veri tablosundaki piezoelektiric [e] matrix’nin sabitlerini TB komutu kullanarak gir TB, PIEZ ile sabit tablosunu başlat. TBDATA komutu ile 18 sabite (C1-C18) kadar tanımlayabilirsiniz;<br />
C1-6: e11, e12, e13, e21, e22, e23 terimleri<br />
C7-C12: e31, e32, e33, e41, e42, e43<br />
C13-18: e51, e52, e53, e61, e62, e63<br />
2.5.7 Creep Denklemleri<br />
Eğer Tablo 4.n-1 “creep” i “Special feature” olarak listelerse, element creep davranışı modelleyebilir. Creep strain oranı, Ecr; stress, strain, sıcaklık ve neutron flux seviyesinin fonksiyonu olabilir. Tablo 2.5-1’den 2.5-13’e kadar creep strain oran denklemlerini gösterir. Bu denklemlerde görülen sabitleri aşağıda anlatıldığı şekilde veri tablosuna gir. Bu denklemler creep design applications da kullanılan materyallerin karakteristikleridir. Kullanıcı programlanabilir. Özellik yoluyla programa diğer creep ifadeleri birleştirebilirsiniz. Bakınız ANSYS gelişmiş analiz teknikleri rehberi.<br />
3 farklı creep denklemi tipi vardır. 1) İlkil creep 2) İkinci creep 3) İrradiation İnduced creep. Eğer birden fazla creep tipi seçerseniz birleştirilmiş efektler kullanılır. (belirtilenin dışında)<br />
doğrulsal adımlama fonksiyonu bir zaman aralığında creep strain’deki değişimi hesaplamak için kullanılır. Creep strain oranı zaman aralığının başlangıcı ile ilgili durumu göz önüne alarak değerlendirilir ve zaman aralığında sabit kaldığı kabul edilir. İlkil denklem stress ve strain’leri creep strain oranını değerlendirmek için kullanılır. Yüksek doğrusal olmayan creep strain’leri ve zaman eğrileri için küçük zaman adımı kullanılır. Creep zaman adımı optimizasyon prosedürü uygun zamanlarda otomatik olarak artan zaman adımları için uygundur. Doğrusal olmayan adımlama fonksiyonu da mevcuttur. (C11=1). Fakat ilkil stress’lerin üstün olduğu yerlerde toplam creep strain’i tahminin altında olabildiğinden dikkatle kullanılmalıdır. Bu fonksiyon yalnızca C6=0, 1 ve 2 creep denklemleri için mevcuttur. Creep denklemlerinde kullanılan sıcaklık mutlak ölçüye dayanmalıdır. [TOFFST]<br />
C6 sabitiyle ilkil creep’in belirleyin. Tablo 2.5-1’den 2.5-11’e kadar mevcut denklemleri gösterir. Denklem C6’nın uygun değeri (0-15) ile seçilir. Eğer C1 ***0 veya T+TOFFST ***0 ise ilkil creep hesaplanamaz.<br />
C12 sabitiyle ikincil creep’i belirleyin. Tablo 2.5-1’den 2.5-11’e kadar mevcut denklemleri gösterir. Denklem C6’nın uygun değeri (0-15) ile seçilir. Eğer C1 *** 0 veya T+TOFFST *** 0 ise ikincil creep hesaplanmaz. Ayrıca ilkil creep denklemleri C6=9,10,11,13,14,15 herhangi bir ikincil creep denklemini pas geçer çünkü ikincil etkiler ilk bölüme eklenmiştir.<br />
2-28’in devamı<br />
Bu farklılık gerektirir ki “D” matrix terimleri beklenen formata çevrilmelidir. “D” matrix’i ya “stifness” formunda (strain vektörü üzerinde kuvvet/alan’nın birimiyle birlikte) yada “compliance” formunda (stress vektör üzerindeki kuvvet/alan’nın tersi birimiyle tanımlanır) hangisi uygunsa tanımlanır. Uygun element KEYOPT kullanarak biçimi seç. Tüm formlar aşağıda tanımlandığı gibi aynı Data tablo girdisini kullanır. TB komutlarıyla DATA tablosunu içine elastic coeffisient’in sabitlerini giriniz. TB, ANEL ile sabit tablosunu başlatın. Sıcaklığı TBTEMP ile tanımlayınız. TB DATA komutlarıyla 21 sabitler girdisine kadar takip eder. Couplet-field elementleriyle sıcaklığa bağlı matrix terimlerine izin verilmez. SDLID64 elementi için 6’ya kadar sıcaklığa bağlı sabit setleri (TB komutunda  NTEMP=6 maksimum) tanımlanabilir. Matrix terimleri doğrulsal olarak sıcaklık noktaları arasında interpolated edilir.<br />
2-32<br />
Double Exponential Creep Eguation (C4=0.0)<br />
Ec’yi hesaplamak için, double  Esponential creep denkleminde C4=0.0 olarak girilir.<br />
Bu doubled exponential denklem, 800 L 1100 F aralığı üzerindeki sıcaklıklardaki Anneoled 304 stainless steel için geçerlidir. C1=1 olduğu zaman bu denklem Blackburn creep denklemi olarak bilinir ve Nuclear Systems Material Handberk’ta tam olarak tanımlanır. İlk iki terim ilk creep strain’i ve son terim ikinci creep strain’i tanımlar.<br />
Bu denklemi kullanmak için;  C1,C6=9,0 ve C7=0.0 için sıfır olmayan değerler girilir. Sıcaklıklar R de olmalı (veya TOFFST=4600’e F). Yerleşmiş özellik tabloları için K’ya dönüşüm içsel olarak yapılır. Eğer sıcaklık gerekli aralığın altında ise, creep hesaplanmaz. Zaman saat olmalı ve stress psi olmalıdır. Geçerli stress aralığı 6000-25000 psi’dir.<br />
Rational Polynomial Creep Eguation With Matrix Units (C4=1,0)<br />
Ec’yi hesaplamak için, Standart Rational Polynomial Creep denkleminde C4=1.0 girilir.(matrix birimde)<br />
Bu standart rational polynomial creep denklemi, 427ºC’den 704ºC’e kadar Annexed 304 SS için geçerlidir. Bu denklem tam olarak Nuclear Systems Material Handbook ta tanımlanmıştır. İlk terim, birinci creep strain’i tanılar. Son terim, ikinci creep strain’i  tanımlar. Ref1’den avarege “lot constant”, Em’yi hesaplamak için kullanılır.<br />
S(2-31)<br />
C66 sabiti ile teşvik edilen creep irrediation’u belirten tablo. 2.5-14 uygun olan tek bilinmeyenli denklemi gösterir; C66=5 ile seçiniz. Bu tek bilinmeyenli denklem C6=0’dan 11’e kadar denklemler ile kullanılır. Bu sabitler imgeleri tarafından belirtilen veri tablolarına girilmelidir. Eğer C55 ***0 ve C61 ***0 veya T+TOFFST  ***0 ise artan irradiation creep hesaplanamaz.<br />
Etki ve sıcaklık değerlerine girmek için BF veya BFE komutlarını kullan. Etki girdiği zamanın bütünleşmiş etkisini içerir ve zaman etki hesaplamasında girdi olarak kesinlikli kullanılamaz. Ayrıca flux sabitinin genel durumu için etki doğrusal olarak değişmiş olmalı.<br />
TB, creep ile tablosunu başlat. Sıcaklığa bağımlı creep coefficients’leri kabul edilmez. (TBTEMP creep için geçerli değildir.) TBDATA komutları üzerine giren sabitler;<br />
C1-CN<br />
C1-C2-C3 vb. sabitleri (tablo 2.5-1-2.5-14’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/daki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daki">daki</a> gibi.) Bunlar materiyaliniz için seçtiğiniz denkleme eğri uyum test sonuçları tarafından kapsanmıştır. Bunun haricindekiler aşağıda belirtildiği gibidir.<br />
S(2.33)<br />
Bu denklemi kullanmak için girdiler;<br />
C1=1.0    C4=1.0    C6=9.0   C7=0.0<br />
Sıcaklık santigrat derece (Cº) cinsinden olmalı TOFFST 273 olmalı. Eğer sıcaklık geçerli alanın altındaysa hiçbir creep hesaplanamaz. Ayrıca zaman saat cinsinden olmalı ve gerilim Megapascal (MPa) olmalı. Revarsal yükleme sırasında creep’in değişim oranını içeren çeşitli katılaşma kuralları C5 değeri ile seçilmiş olabilir; 0.0-zaman hardening 1.0-toplam creep strain hardening 2.0-ilkil creep strain hardening . Bu opsiyonlar yalnızca standart rasyonel polynomial creep denklemleri ile geçerlidir.<br />
Rasyonel Polynomial Creep Denklemi (C4=2.0)<br />
Standart rasyonel polynomial creep denklemini kullanabilmek için C4=2.0 giriniz. Bu denklem yukarıda belirtilenin aynısıdır. Ancak sıcaklık ºF cinsinden olmalıdır. TOFFST 460 ve gerilim PSI cinsinden olmalıdır. Geçerli sıcaklık alanı 800-1300 ºF olmalıdır.<br />
S(2-33)’ün devamı<br />
Double Exponential Creep Denklemi (C4=0.0) (İngiliz birimleriyle)<br />
Bu denklemi kullanmak için tablo 2.5-4’deki Annealed 304 SS (C6=9.0, C4=0.0) aynı formu kullanırız. Ec’yi hesaplamak için C4=0.0 giriniz bu denklemde geçerli gerilim alanı 4000-30000 Psi, C2=4000 Psi’de geçerli, C3=30000 Psi ve denklem C6=9.0 yerine C6=10.0 olarak düzenlenir.<br />
Rasyonel Polynomial Creep Denklemi (C4=1.0) (Metre birimleriyle)<br />
Bu denklemi kullanmak için tablo 2.5-4’deki Annealed 304 SS (C6=9.0, C4=1.0) aynı formu kullanırız. Ec’yi hesaplamak için C4=1.0 giriniz. Bu denklemde geçerli sıcaklık alanı 482-704 ºC ve denklem C6=9.0 yerine C6=10.0  olarak düzenlenir. C6=9.0 standart rasyonel polynomial creep denklemi için tasarlanan revarsal yükleme için hardening kuralları ayrıca mevcuttur. Ref 1’deki “lotconstant” Em hesaplamasında kullanılır.<br />
S(2-35)<br />
C=İlkil creep strain’in değer sınırlaması.<br />
P=İlkil creep zaman faktörü.<br />
Em=İkincil (minimum) creep strain oranı.<br />
Bu standart rasyonel polynomial creep denklemi Annealed 2 114 Cr-I Mo Low Allay Steel için geçerli ve sıcaklık alanı 371 ºC- 593 ºC arasıdır. Denklem nükleer sistemler materyali kitabında bütünüyle açıklanmıştır. İlk terim ilkil creep strain’i  ve son terim ikincil creep strain’i açıklar. Tertiary creep strain hesaplanması yalnızca type1 creep desteklenir. Plastik strain’ler için modifikasyon yoktur.<br />
Bu denklemi kullanmak için  C1=1.0, C4=1.0, C6=11.0 ve C7=0.0 giriniz. Sıcaklık ºC olmalı ve TOFFST 273 olmalı. (yerleşmiş özellik tablosu nedeniyle) Eğer sıcaklık geçerli alanın altındaysa hiçbir creep hesaplanmaz. Ayrıca zaman saat cinsinden olmalı ve gerilim Megapascal (MPa) olmalı. C6=9.0 standart rasyonel polynomial creep denklemi için tasvir edilen reversal yükleme için hardening kuralları ayrıca uygundur.<br />
2-34	34-36<br />
Rational Polynomial Creep Equation With English Units (C4=2.0)<br />
Öncki standart Rational Polynomial Creep denklemi İngiliz birimle kullanmak için C4=2.0 giriniz. Bu standart rational polynomial  equation yukarıda tanınlanan ile sıcaklığın ºF olması, TOFFST 460 olmalı ve stress Psi olmalı. (geçerli aralık ile 0.0’dan 24220 Psi’º) aynıdır. Eşdeğer geçerli sıcaklık aralığı 900 ile 1300 ºF arasıdır.<br />
Modified Rational Polynomial Creep Equation (C4=0.0)<br />
Modified Rational Polynomial Creep denkleminde Ec’yi hesaplamak için C4=0.0 girilir.<br />
A, B ve Em sıcaklık ve stress fonksiyonudur. Bu referansta tanımlanmıştır.<br />
Bu modified rational polynomial denklemi, 700-1100 ºF sıcaklık aralığındaki Annealed R¼ Cr-1 Mo düşük alaşımlı çelikler için geçerlidir. Bu denklem, tümüyle Nuclear Systems Material Handbook’ta tanımlanmıştır. İlk terim, birincil creep strain’i, son terim ikincil creep strain’i tanımlar. Plastik strain’ler için modifikasyona gerek yoktur.<br />
Bu denklemi kullanmak için, C1=1.10, C6=11.0 ve C7=0.0 girilir. Sıcaklıklar ºR’de olmalıdır. ( veya TOFFST=460,0 ile ºF) built-in özellikler tabloları için ºK dönüşümü içsel olarak yapılır. Eğer sıcaklık geçerli aralığın altında ise 1000-65000 Psi’dir.<br />
Rational Polynomial Creep Equation With Metric Units (C4=1.0)<br />
Ec’yi hesaplamak için aşağıda standart Rational Polynomial Creep denkleminde (metric birim ile), C4=1.0 girilir.<br />
2-36<br />
Sıcaklığa bağlı katsayılar içeren bu güç fonksiyonu creep yasası, C1=F1 (*), C2=F2 (*), C3=F3 (*) ve C4=0 dışında C6=1.0 denklemine benzer. Sıckalıklar azalan düzende girilmemelidir.<br />
Table 2,5-9 Primary Creep Equation For C6=14 ¬<br />
Bu creep yasası, 800F-1300ºF sıcaklık aralığındaki Annealed 316 SS için geçerlidir. Bu denklem C6=10 için verilen denkleme benzer ve ayrıca Ref1’de tanımlanmıştır.<br />
Table 2.5-8 Primary Creep Equation For C6=13<br />
***= Creep strain bu zamana toplanmıştır. (program tarafından hesaplanan) 0 (sıfır)’a bölünmeyi önlemek için, içsel olarak sıfır olmayan ilk alt basamakta 1.10-5’e ayarlanır.<br />
Bu denklem sterling power fonksiyonu creep denklemine sıklıkla özdeşleşir. C7 sabiti 0.0 olmalı. C1 sabiti creep hesaplanmadıkça 0.0 olamaz.<br />
S(2-35)’in devamı<br />
Rasyonel Polinomial Creep Denklemi (C4=2.0) İngiliz üniteleri ile<br />
Bu denklemi kullanmak için C4=2.0 gir. Bu denklem yukarıda açıklanan aynısıdır. Fakat sıcaklık ºF cinsinden ve TOFFST 460 ve gerilim PSİ olmalı. Geçerli sıcaklık alanı 700-1100 ºF’dir.<br />
Tablo 2.5-7 C6=12  için ilkil Creep  Denklemi<br />
C1= Oranlama sabiti<br />
M,N,K=Sıcaklık fonksiyonu<br />
C5=M,N,K fonksiyonunu açıklamak için sıcaklık değeri sayısı (2 minimum, 6 maksimum)<br />
C49=İlk mutlak sıcaklık değeri<br />
C50=İkinci mutlak sıcaklık değeri<br />
.<br />
.<br />
.<br />
.<br />
C48+C5=C5’inci mutlak sıcaklık değeri<br />
C48+C5+1=İlk M değeri<br />
S(2-37)<br />
Bu denklemi kullanmak için C1=1.0 ve C6=14.0 gir. Sıcaklık ºR olmalı (veya TOFFST ile ºF=460) zaman saat cinsinden olmalı. Sabitler yalnızca İngiliz birimleri (pount ve inch) için geçerlidir. Geçerli sıcaklık alanı 800-1300 ºF olmalı. Ec hesabı için izin verilen maksimum gerilim 45000 PSİ minimum gerilim 0.0 PSİ’dir. Eğer T+TOFFST<1160=> hiçbir creep hesaplanmaz.<br />
Tablo 2.5-10<br />
C6=15 için İlkil Creep Denklemi (Not:C2 negatif olmamalı)<br />
Bu denklem C6=9.0, 10.0, 11.0 (C4=1.0 ve 2.0) olarak verilen standart rasyonel polynomial denklemlerin genelleştirilmiş bir formudur. Bu denklem izotermal olaylar için standart denklemlere indirgenir. C6=9.0 standart rasyonel polynomial creep denklemi için açıklanan reversal yükleme için hardening kuralı ayrıca uygundur.<br />
Tablo 2.5-11<br />
C6=100 için İlkil Creep Denklemi<br />
Kullanıca tanımlı creep denklemi kullanılmıştır. Daha fazla bilgi için bakınız. ANSYS geliştirilmiş analiz teknikleri rehberi.<br />
Tablo 2.5-12<br />
C12=0 için İkincil Creep Denklemi<br />
G=Gerilim denklemi<br />
T=Mutlak sıcaklık TOFFST  uygunluk için bütün sıcaklıklara eklenmiştir.<br />
t=Zaman<br />
e=Doğal logaritma tabanı<br />
                                                   -A-<br />
Fluence eğrisinin yüksek doğrusal olmayan swelling strain için küçük etki adını kullanılmalıdır. Eğer zaman değişiyorsa sabit akı doğrusal değişen etkinin girdi olmasını gerektirir. Çünkü etki bir girdidir akı değildir. Swelling denklemlerinde kullanılan sıcaklık K (Kelvin) cinsinden olmalıdır. Sıcaklık ve etki değerleri BF ve BFE komutlarıyla girilmelidir. Geçerli alt basamakları için swelling hesapları önceki alt basamak sonuçlarını temel alır.<br />
TB, swelling ile swelling tablosunu başlat. TBDATA komutlarına girilen sabitler:<br />
C1-CN<br />
C1,C2,C3&#8230;&#8230;. sabitleri (kullanıcı swelling denklemleri tarafından gerekir.) C72=10 olmalı.<br />
2.5.9<br />
Explicit Dynamics Materials<br />
Takip eden malzeme seçenekleri Explicit dynamics analizleri içindir. “Load curve ID” ne zaman  zorunlu girdi olarak belirtilirse aslında  malzeme eğri ID’si girilir. Malzeme bilgi eğrileri EDCURVE komutu ile tanımlanır.<br />
Elastic- Elastic malzeme modeli. Gerekli değerleri girmek için MP komutunu kullan.<br />
MP, DENS-yoğunluk<br />
MP,EX      -Elastik modülü (default=(30000)<br />
MP,NUXY-Poisson oranı (default=(0,3)<br />
Orthotropic Elastic-Orthotropic malzeme modeli. Gerekli değerleri girmek için MP komutunu kullan.<br />
MP, DENS-Yoğunluk<br />
MP,EX      -Elastic modülü (ayrıca EY, EZ) 1 değer gerekli.<br />
MP, NUXY-Küçük poisson oranı (1 değer gerekli) (ayrıca NUYZ, NUXZ)<br />
MP, PRXY-Büyük poisson oranı (ayrıca PRXZ, PRYZ)  1 değer gerekli<br />
MP, GXY  -Shear modülü (ayrıca GXZ) 1 değer gerekli<br />
Not:Eğer bir değer verilmiş malzeme özelliği için belirtilmiş ve (örneğin EX) diğer değerler otomatik olarak tanımlanır. (örneğin EY=EZ=EX)<br />
Blatz- Ko Rubber- Hiperelastic sürekli lastik modeli Blatz- Ko olarak tanımlanır. Bu model ikinci Piola- Kirchoff otresi kullanılır.<br />
2-38<br />
700 ºF ile 1300 ºF arası sıcaklıkta %20 cold worked 316 SS için irradiation induced creep denklemi geçerlidir. 56,57,58 ve 62 sabitleri eğer B değeri dahilse pozitif olmalıdır.<br />
2.5.8 Swelling Denklemleri<br />
Eğer 4.n-1 tablosu “Special Feature”sini “Swelling” olarak listelerse element Swelling davranışı gösterir. Swelling nötron bombardımanı ve diğer etkilerden dolayı oluşan materyal büyümedir. (bakınız bölüm 4.8) Swelling strain oranı: Sıcaklık, zaman, nötron, flux level ve stress’in fonksiyonu olabilir.<br />
Fluence (flux x zamanı) BF veya BFE komutları üzerindeki girdidir. Doğrusal adımlama fonksiyonu load step içindeki swelling strain’deki değişimi hesaplamak için kullanılır.<br />
Dt’nin fluence olduğu yerde ve swelling strain rate denkleminin subroutine USERSW deki gibi tanımlandığı yerde.<br />
Birçok emprik swelling denklemi mevcut olduğu için güncel swelling denkleminin programlanmasının kullanıcıya bırakılmıştır.<br />
2-40 (en son cümle 41’e taşıyor 41’in ilk paragrafı da dahil)<br />
G Shear modülü, V göreceli hacim * posions oranı, C*  doğru Couchy-Green strain tensörü ve * de Kronecker deltadır. Bu opsiyon shear modülün yalnızca malzeme özelliği olarak tanımlandığı zaman kullanılabilir. MP, GXY değerini kullanarak shear modülünü giriniz.<br />
Mooney-Rıvlin Rubber: sıkıştırılamaz lastik malzeme modeli, yaklışık olarak 2 parametre olarak bulunan ANSYS mooney-rıvlin modelidir. Strain enerji yoğunluk fonksiyonu C10, C01 ve * girdi parametreleri kullanarak tanımlanır.<br />
Poisson-oranı *, MP ile uygunluk ve TB-TBDAT ile mooney-rıvlin sabitlerini giriniz.<br />
Sadece bir sıcaklıkta data kabul edilir ve data, data tablosu için 1 ve 2’inci bölgelerde belirlenmek zorundadır.<br />
Viscoelastic- Linear vicoelastic malzeme modeli, Hermann ve Peterson tarafından sunulmuştur. Bu model deviatone davranışı kabul eder:<br />
***<br />
Stear relaxation modülün verildiği yerde<br />
***<br />
Bu modelde hacimden V, tümleşik basınç hesaplanırken, elastikbull davranışı, K, kabul edilir.<br />
•	doğrusal visco elektirik modelini tanımlamak için * parametreleri gereklidir.<br />
2-40’ın devamı<br />
Bu değerleri TB, EVISC ile giriniz. TBDAT komutunun 46,47,48 ve 61 bölgeleri:<br />
TB, EVISC<br />
TBDAT, 46<br />
Not: Bu malzeme opsiyonu için, yoğunluk [MP, DENS, volve] belirtilmelidir.<br />
Isotropic Elastic Plastic<br />
            İki eğim kullanan (elastic ve plastic) klasik biliniar isotropic tordeny modeli, malzemenin stress-strain davranışını temsil eder. Stress-strain davranışı sadece bir sıcaklıkta belirtilir. MP komutu ile elastic modülü (*), poisson oranı (NUXY), yoğunluk (DENS) ve shear modülü (*) girilir. Girdiğiniz EX ve NUXY değerleriyle program bulk modülünü (K)’yı hesaplar.<br />
TB, BISO ile yield strenght ve longent slopu griniz TBDAT komutunun 1 ve 2’inci bölgesi:<br />
2-42<br />
Power Law Plasticity<br />
Tipik olarak strain rote’e bağlı plasticity modeli metal ve plastik biçimlendirme analizleri için kullanılır. İsotropic hardening ile elastoplastic davranış bu model ile sağlanır. Malzeme modeli strain oranını açıklamak için Cowper-Symonds çarpımını içeren power low constitive ilişkisine sahiptir. Bu formülde E strain oranı, C ve P Covper-Symonds strain oranı parametreleri, * yield için elastik strain * efektif plastik strain, * strength oefficient ve n hardening oefficient’tir. Stress-strain davranışı sadece bir sıcaklıkta belirtilebilir. MP komutu ile birlikte elastic modülü * yoğunluk (DENS) ve Poison’s oranı (NUXY)’yi giriniz. TP, PLAW ını 2 ile strenght coefficient, hardening coefficient ve strain oranı parametrelerini (P ve C) yi giriniz. TBDAT komutunun 1-4 bölgeleri:<br />
3-Parameter Barlot- Plane stress şartları altındaki sheetleri modellemek için ve Barlot ve Lion tarafından geliştirilen Anisotropic plasticity modeli kullanılır. Exponential ve linear hardening kuralları <a href="http://www.genelbilge.com/tag/elde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Elde">elde</a> edilebilir. Plane stress için anisotropic yield kriteri şu şekilde tanımlanmıştır:<br />
***<br />
Burada Gy yield stress, a ve c anistropic malzeme sabitleri, m barlat exponenti’dir.<br />
***<br />
Burada h ve p ek anistropic malzeme sabitleridir. Esponential hardening opsiyonu için, malzeme yield strengh * tarafından verilir.<br />
Burada k strengh coeficiend, * yield’deki instial strain, * plastic strain ve n hardening coeficiend’dir. Implicity tarafından belirlenen p dışındaki tüm anistopic malzeme sabitleri aşağıda gösterilen Barlat ve Lion genişliğin kalınlığa oranı (R) değerleri tarafından belirlenir.<br />
***<br />
2-48<br />
Viscous Foam- Çarpışma similasyonu modelleri için, Enerji obserbe eden köpük malzemeler kullanılır. Bu model, viscous dampere paralel olan nonlineer elastic steffness içerir. Elastic steffness akışkanlığın enerjiyi emdiği sırada toplam çarpışmayı sınırlandırmak içindir. Elastic steffness, * ve ilk akışkan kat sayısı, göreceli hacmin * doğrusal olmayan fonksiyonlarıdır.<br />
***<br />
Burada * ilk elastic steffness, * ilk akışkan kat sayısı ve * elastic steffness ve akışkan kat sayısı için power lows’dır. Stress-strain davranışı yalnız bir sıcaklıkta belirtilebilir. MP komutu ile elastic steffness * poissons oranı (NVXY) ve yoğunluk (DENS)’yi girin. TB, FOAM&#8230;. 3 ile elastic steffness için power low’ı ilk akışkan coefficienti akışkanlık için elastic steffness’i (zaman adımı problemlerini önlemek için) ve power low için akışkanlığı giriniz.<br />
TBDAT komutunun 1-4 bölgeleri:<br />
TB, FOAM&#8230; ]<br />
.<br />
.<br />
                                                          -B-<br />
Strees strain davranışı yalnızca bir sıcaklıkta belirtilebilir. MP komutu ile elastic modül (EXX) poisson rasyosu (NUXY) yoğunluk (DENS) ve shear modülü (GXY) giriniz. Program girdiğiniz EX ve NUXY değerlerini kullanarak bulk modülünü (K) hesaplar TB, BISD ve TBDAT’ın bir  ve ikinci alanlarındaki komutlar ile ürün kuvvetini ve teyet eğitimini giriniz.<br />
TB, BISD<br />
TBDAT, 1, OY (ürün gerilimi)<br />
TBDAT,2, Etan (teyet modülü)<br />
Plastic Kinematic-(Strain Oranı Bağımsız Opsiyonu)<br />
Strain oranı bağımlılığı ve saşarısızlığı ile izotropik kinematik veya izotropik ve kinemetik kombinasyonu hardening modelleri. İzotropik ve kinematik contribution’lar hardening parametrelerini * ile sıfır (kinematik hardening) ve 1 (izotropik hardening) arasında ayarlayarak çeşitlendirilebilir. Strain oranı strain oranı bağımlı faktörü ile ürün gerilimini ölçen Cowper- Symonds modelini kullanmak için hesaplanır.<br />
 * initial ürün gerilimi, * strain oranı, C ve P Cowper-Symond strain oranı parametreleri * geçerli plastik strain ve Ep plastik hardening modelidir ve Etan E/ (E-Etan) tarafından sağlanır. Stress strain davranışı yalnızca bir sıcaklıkta belirtilebilir. MP komutu ile elastik modül (EXX) yoğunluk (DENS) ve poisson rasyosu (NUXY) giriniz. Ürün gerilimi teğet eğimi hardening parametresi P ve C strain oranı parametreleri ve failure strain giriniz. TB,PLAW ile TBDAT komutunun 1-6 alanı:<br />
TB, PLAW&#8230;.1<br />
TBDAT,1, Etan (teğet modülü)<br />
TBDAT,2, 2 oy(ürün gerilimi)<br />
TBDAT,3,* (hardening parametre)<br />
TBDAT,4,C (strain oranı parametresi)<br />
TBDAT, 5, *( strain oranı parametresi)<br />
TBDAT, 6, (failure strain)</p>
<p>                                                    -C-<br />
Herhangi bir * açısı için genişlik/ kalınlık oranı aşağıdaki formülden hesaplanabilir.<br />
Yukarıdaki formülde * yönünde uniaxial gerilimi temsil eder. Stress strain davranışı sadece bir sıcaklıkta belirtilir. Elastik modülünü (EXX) yoğunluk (DENS)ve poissons oranını (NUXY), MP komutu ile giriniz. Hardening parametresi HR giriniz. Doğrusal için 1’e, logaritmik için 2’ye eşittir. HR=1 için tanjant modülü veya HR=2 için mukavement katsayısı, HR=1 için yield stress veya HR=2 için hardening katsayısı, the Barlat exponent M’dir., genişlik/kalınlık değerleri TB,PLAW&#8230;3 ile R00, R45 ve R90’dır. TBDAT komutunun 1-7 bölgeleri:<br />
Rate Sensitive Powerlaw Plasticity-<br />
kullanılır. Malzeme Strain oranına bağlı plastik model tipik olarak süper plastik oluyum analizleri için modeli *-Osgood ilişkisini takip eder.<br />
Burada * straindir. Bu işaret strain oranıdır. K malzeme sabitidir. M hardening katsayıdır. N strain oranı hassasiyet katsayısıdır. Stress strain davranışı sadece bir sıcaklıkta belirtilir. MP komutuyla birlikte elastik modülü (EXX), yoğunluk (DENS) ve possion oranı sayısı strain oranı hassa sabiti ve ilk strain adını giriniz. TBDAT komutunun 1-4 bölgeleri<br />
Strain Oranına Bağlı Plasticity-<br />
Strain oranına bağlı izotropik plastik modeli temel olarak metal ve plastik oluşum analizleri için kullanılır.<br />
                                         -D-<br />
Yukarıdaki formülde K mukavemet sabitidir. Bu işaret yield noktasındaki ilk strain’dir ve A’da hardening katsayısıdır. Stress strain davranışı sadece bir sıcaklıkta belirtilir. MP komutuyla birlikteelastik modülü (EXX), yoğunluk (DENS), ve possion oranı (NUXY) girilir. TB, PLAW&#8230;.. 6 ile mukavemet katsayısı yiel’deki ilk strain hardening katsayısı flow potential exponent  ve * Barlat Anisotropic sabiti A-h giriniz TBDAT komutunun 1-10 bölgesi.<br />
Transversely Anisotropic Elastic Plastic-<br />
Tamamen iterative anisotropic plastic model sadece kabuk elemanları içi uygundur. Bu modelde yield fonksiyonu hill tarafından verilmiştir. Aşağıdaki gibi tanımlanmıştır. (BKZ formül)<br />
Plane plastic strain derecesinin  *inplane plastic strain  derecesi *’ye oranı Anisotropik  * parametresi olan R’dir.<br />
2-46 (45’in son pragrafından başladı)<br />
Stress strain davranışı yalnız bir sıcaklıkta belirlenebilir. MP komutuyla elastik modül (EXX), yoğunluk (DENS) ve poisson plastik strain için strength coefficient, yield’daki ilkil strain yield stress, teğet modülü, anisotropic hardening parametresi ve load curse ID’yi giriniz.<br />
Piecewise Doğrusal Plasticity-Failure (başarısızlık), plastic strain’e dayanan malzeme ile modellenebilir. Görüldüğü gibi yield stress ölçeklerinden cocuper-symonds modelini kullanmak için strain oranı tarafından açıklanabilir.<br />
•	sabit oranda yyield iken, * effective strain oranı, C ve P de strain oranı parametreleridir.<br />
MP komutu ile elastik modülü (EXX), yoğunluk (DENS) ve Poisson oranını (NUXY) griniz. TB, PLAW,,,,, 8 ile strain oranı ölçeği tanımlaması için load curve ID ve yield stress, teğet modülü, failune strain, strain oranı parametresi C, strain oranı parametresi P ve load curve ID giriniz.<br />
Clısed Cell Foam- (kapalı hücre köpüğü)-<br />
Homojen (rigid) kapalı hücre, düşük yoğunluklu polyürethen köpük malzeme modeli sıklıkla otomobil tasarımlarındaki darbe sınırlayıcıların modellenmesi için kullanılır.<br />
Volumetric compaction’a ulaşana kadar stress tensor’un parçaları uncoupled’tir. Bu bağlamda model bal peteklerine benzer. Fakat bal peteğinden farklı olarak ve gizlenmiş hava basıncının etkilerini içerir. Malzeme modeli stress’i şu şekilde tanımlar.<br />
Burada *  skeletal  stress, Pº ilkil köpük basancı *’da köpüğün polimer yoğunluğuna oranı, *Kronedcer delta, ve Y hacimsel strain’dir.<br />
                                              -D-<br />
D Sayfasının Son Paragrafı-<br />
Stress strain davranışı sadece bir sıcaklıkta belirtilir. Elastic modülü (EXX), yoğunluk (DENS), poissons oranı (NUXY) MP komutu ile giriniz.<br />
                                                -E-<br />
Bu formülde V göreceli hacimdir. * buda ilk hacimsel strain’dir. Yield şartı temel trial stress’lere uygulanır ve aşağıdaki gibi tanımlanmıştır.<br />
Bu formülde a, b, ve c kullacı tanımlı girdi sabitleridir. Stress strain davranışı yallnızca bir sıcaklıkta belirtilir. MP komutuyla birlikte elastic modülü (EXX), yoğunluk (DENS) girilir. Bu model için poisons oranı (0) kabul edilmiştir. Yield stress sabitleri a, b, c, ‘yi ilk köpük basıncını köpük/polimer yoğunluğu oranının ilk hacimsel strain giriniz. (TB, FOAM&#8230;.1 komutu ile) * parantez içi cümle başına gelecek TBDAT komutunun 1-6 bölgeleri aşağıdaki gibidir.<br />
Düşük Yoğunluklu Köpük<br />
Yüksek sıkıştırılabilir (uredhane) köpük malzeme modeli. Sıklıkla koltuk yastıkları gibi yastık malzemelerde kullanılır. Sıkıştırmada model hysteresis unloading davranışı ile  olası enerji kaybolmasını kabul eder. Gerilimde malzeme modeli yırtılma oluşuncaya kadar. Doğrusal davranın. Uniaxsial yükleme için model ters yönde eşleşme olmadığını kabul eder. (hysteresis unloading facter (HM), decay konstant * unloading için şekil faktörü girdi olarak kullanılırsa gözlemlenen köpüğün geri yükleme davranışı yaklaşıktır. Stress strain davranışı yalnızca bir sıcaklıkta belirtilir. MP komutu ile birlikte elastic modülü (EXX) yoğunluk (DENS) giriniz. TB, FOAM&#8230;..2 komutuyla stress strain için load curve ID, tansiyon yırtılma gerilimi, hysteresis unloading faktörü, decay constant, unloading için shape faktörü.<br />
-	F-<br />
V=Göreceli hacim (geçerli olan hacmin orijina hacme oranı olarak tanımlanır)<br />
Yük eğrileri göreceli hacim değişirken averaj stress’in büyüklüğünü girmek için kullanılır. Her eğri aynı abscissa değerler almalı. Eğriler fonksiyon göreceli hacim veya hacimsel strain olarak tanımlanabilir. MP komutu birlikte elastic modülü (EXX) yoğunluk (DENS), poissons oranı (NUXY) giriniz. Tüm değerleri aşağıda da belirtilen TB, HONEY komutuyla giriniz. TBDAT komutun 1-17 bölgeleri:<br />
2-50’nin devamı<br />
TB, COMPOSİTE ile compressive başarısızlıktaki bulk modülünü, shear strenght’i longitudiral tensilestres’i, transverse * strenght’i transverse compressive strenght’i ve nonlinear shear stress’i parametrelerine giriniz. TBDAT komutunun 1-6 bölgeleri:<br />
TB, COMPOSİTE<br />
TBDAT<br />
.<br />
.<br />
2.57<br />
2.8 Axisymmetric Elements With Monoxisymmetric Gods<br />
Axisymmetric yapı (global y ekseni boyunca * yön ve global x eksenine paralel radyosyon ile tanımlanır.), plane (X,Y) finite element modeli ile temsil edilir. Axisymmetric modelin kullanımı, buna eşdeğer 3 boyutlu model ile karşılaştırıldığında büyük ölçüde modelleme ve analiz zamanını azaltır. ANSYS axisymmetric elementlerin özel sınıfı (hormonic elementler olarak bilinir), nonaxisymmetric yüke izin verir. Bu elementler için (PLANE 25, SHELL 61, PLANE 75, PLANE 78, FLUİD 81 ve PLANE 88), yük , harmonik fonksiyonların serisi (fourier series) olarak tanımlanır. Örneğin, F yükü şu şekilde verilir:<br />
***<br />
Yukarıdaki serinin her terimi ayrı yük adımları olarak belirtilmek zorundadır. Terim load  * hormonik dalgaların sayısı (*) ve simetrik şart * tarafından belirlenir. MODE komutu ile hormonik dalgaların sayısı veya mode sayısı girilir. * axisymmetric terimi * temsil eder. Bu modelde * çevresel kordinatı belirtir. Yük kat sayısı (load coefficiend), standart ANSYS şartlı sınır girdilerinden (yer değiştirme, kuvvetler, basınçlar gibi) belirlenir. Sıcaklık, yer değiştirme ve basınç ve girdi değerleri için bu girdilerin tepe değerleri alınmalıdır. Kuvvet ve ısı akışı için girdi değeri her birim uzunluk zamanlarının çevresinin tepe değerine eşit olmalıdır.<br />
ISYM değerinden belirlenen simetri şartı aynı zamanda MODE komutunu girdidir. Bölüm 4’teki elementin tanımı ve ANSYS Theory referansın uygun bölümleri hangi deformasyon şeklinin simetri şartlarını ilgilendirdiğini görmek için gözden geçirilmelidir.<br />
Analizlerin sonuçları, sonuçlar tablosuna yazılır. *fonksiyonun tepe değerindeki çıktılar * ve streslerdir. Sonuçlar,  POST1 ile çeşitli çevresel * bölgelerde toplanabilir ve ölçeklenebilir. Bu SET komutunun  ANGLE argumentini kullanarak arzulanan * bölgesinde sonuç dataları stoklayarak yapılabilir. Daha sonra  (CWRITE) ile yük durumu tanımlanır.<br />
Her sonuç seti için tekrarlanır daha sonra LCOPER ile arzulanan yük durumları kombine edilir veya ölçeklenir.<br />
2-48’in devamı<br />
Crushable froam<br />
Döngüsel davranışın önemli olmadığı uygulamalarda ve yarı darbede (side impact) ki kırılabilir köpükler için (crushable froams) malzeme modeli kullanılır. Köpük modeli strain oranına bağlıdır  ve gerekli olarak sıfır olan poisons oranı ile bir boyutlu olarak kırılır. formüle edişte elastic modülü sabit olarak alınır ve stress elastic davranış  olarak kabul edilerek yükseltilir. (upgrade)<br />
***<br />
Burada * strain rote elastic modülü ve t’de zamandır. Bu model tensile yükler altındaki başarısızlığı (failure) tanımlayan stress kesme değerini içerir tensile stress kesme değeri altındaki stressler için bu model tensile ve compressive yükleme arasındaki benzer cevamı tahmin eder.<br />
Küçük tensile yükler altında malzemenin bozulmasını önlemek için kesme stress’i için sıfır olmayan değerlere sahip olması önemlidir. MP komutu ile birlikte elastic  modülü * yoğunluk (DENS) ve poisons oranını (NUXY) giriniz. TB, FOAM&#8230;..4 ile vıscous damping coefficient’i    tension cut off volve ve stress’e karşı hacimsel strain’i tanımlamak için load curve ID’yi giriniz TBDAT komutunun 1-3 bölgeleri:<br />
TB, FOAM&#8230;.4<br />
.<br />
.<br />
Honeycomb- Balpeteği (Honeycomb) malzemeleri için orthotropic malzeler kullanılır.<br />
Compaction’dan önceki modelin davranışı orthotropic’tir. [burada stress tensörün bileşenleri eşleşmemiştir] Elastic modülün aşağıda gösterildiği gibi göreceli hacim ile doğrusal olarak çeşitlendiği göz önünde bulundurulur.<br />
***<br />
2-50<br />
Composite Damage- Kompozit malzemelerin başarısızlığı için Chang and Chang tarafından malzeme modeli geliştirilmiştir. Takip eden beş parametre bu modelde kullanılır.<br />
S1=Uzunlamasına tensile stress<br />
S2=Transverse tensile<br />
.<br />
.<br />
Tüm parametreler deneysel olarak belirlenir MP komutu ile elastik modülü (*) Shear  modülü (*) Yoğunluk (DENS) ve poissons oranı (NUXY, NUYZ, NUXZ)’yi giriniz.<br />
                                          -G-<br />
NODE AND ELEMENT LOADS ( element yüklemeleri)<br />
Yükler iki çeşittir. NODAL ve ELEMENT. Nodal yükler nodesta tanımlanır ve elementlerle doğrudan ilişkisi yoktur. Bo nodal yükler  nodedeki serbestlik derecesiyle ilişkilidir. Tipik Conststraints  ve nodal kuvvet yükleri gibi ) Element yükleri yüzey yükleri, gövde yükleri ve eylemsizlik yükleridir. Element yükleri daima belirli elementlerle birleşiktir. (girdi node’de olsa bile) Belirli elementler “flags”a sahip olabilir flags aslında yük değildir. Fakat belirli hesapların yapıldığını göstermek için kullanılır. Örneğin FSI (akışkan yapı etkileşimi) flag’ı açıldığı zaman akustik elementin belirlenmiş yüzü modelin yapısal bölümü ile akışkan bölümü arasındaki ara yüzey gibi davranır. Benzer olarak MXWF ve MVDI manyetik kuvvet (Maxwell yüzeyi) ve Jacobian kuvveti (sanal yer değiştirme) hesapları, sırasıyla belirli manyetik elemetler için kullanılan flagslardır. Bu flagların ayrıntıları ünite 4’ün altındaki uygulanabilir elemetlerin altında tartışılmıştır.<br />
Flaglar hem yüzeyle (FSI ve MXWF )birlikte ve yüzey yükleri olarak kullanılır. (aşağıda ) hem de element ile (MVDI)ve gövde yükleri olarak uygulanır. (aşağıda)FSI ve MXWF flagları için (değerlerin bir anlamı yoktur.) bu flaglar uygun komutun üstünde etiketleri belirlenerek açılır. MVDI flag için değeri belirlenmiştir. (0’dan 1’e kadar) Flagslar daima basamak uygulamalıdır. (örneğin KBC komutu bunları etkilemez.)<br />
Yüzey yükleri (yapısal elemetler için basınçlar termal elemetler için yayılım gibi) Nodal formatta veya element formatta girilebilir. Örneğin yüzey yükleri element yüzeyime uygulanabilir. (daha sonra yüzey girdisi gibi işlenir.) Yüzey yüklerinin nodal girdisi taperet değerlerin genel girdisine izin verir. Yüzey yükleri tipik olarak SF ve SFE komutlarıyla girilir. Bazı elemetler yüzey yüklerinin çoklu çeşitlerine izin verir. Her bir element tipi için girdi tablosundaki “yüzey yükleri” altında listelenen yük etiketleri ile gösterildiği gibi. Ayrıca bazı elemetler tekli element yüzeyi üzerinde çoklu yüklemelere müsaade ederler. (yükleme etiketlerinden sonraki yükleme sayılarıyla belirtildiği gibi) Yükleme sayıları element figürlerinde gösterilir. (daire  içinde ) ve pozitif yükün yününden yükü etkidiği yüzeye doğru.<br />
2-52’nin devamı (52’den devam)<br />
Bazı yapısal elementler için sıcaklık, element yük vektörüne katkı sağlamaz. Fakat sadece malzeme özellik değerlendirilmesi için kullanılır. Transient analizlerinde teşhis edilerek belirlenmiş ısı matrix opsiyonunu kullanan trmal elemetler için, çeşitlilik gösteren ısı jenerasyon oranı, element üzerine ortalanır. (avaraged)<br />
2-55<br />
2.7 Triangle, * and Tetrahedran Elements<br />
Dejenere elementler (degenerated elemets), karakteristik yüz şekli * olan elementlerdir. Fakat en azından triangular yüz ile modellenirler, örneğin , PLANE42 üçgenleri, SOLID45 wedges ve SOLID45 tetrahedra, dejenere şekillere örneklerdir.<br />
Düzensiz ve eski ve benzeri yüzeylerin modellenmesi, ince ve kaba meşlerin (*) arasındaki geçiş bölgesinin modellenmesi için dejenere elementler sıklıkla kullanılır. Midside notları olmayan brick şekillendirilmiş olanlardan daha az keskinliğe sahiptir ve yüksek stressli bölgelerde kullanılmamalıdır. Eğer başka yerde kullanılacak ise dikkatli kullanılmalıdır.<br />
Triongular shell elementlerinin tercih edildiği yerdeki istisna ise ciddi olarak skewed veya eğilmiş (warped)elementlerdir. Quodrilaterol shaped elemetler skewed edilmelelidir ki iki komşu yüz arasındaki iç açı, midside-node elementler için 90º*60º, nonmidside elementler için * nin dışında olmalıdır. Warping, ya girdi veya büyük sapma sırasında quadrilaterol. Shell elementin (veya solid elemet yüzeyi) dört nodu aynı düzlemde olmadığı zaman, meydana gelir. Warping, nodlardaki yüzey ile normallerin arasındaki göreceli açı tarafından ölçülür. Düz yüz (warping yok) tüm paralel normallere (göreceli sıfır açı) sahiptir. Eğer warping küçüğün ötesinde fakat tolere edilebilir değerde ise, uyarı mesajı çıktı olarak belirir. Eğer warping aşırı ise problem bitirilecektir.( abort) Diğer element checking ayrıntıları ve element warping ayrıntıları için ANSYS Theory Referans’a bakınız. Triangular (veya prizma) elementleri, büyük warping ile quadrilaterol (veya brick) elementin yerine kullanılmalıdır. Nodların dikdörtgen sırasındaki üçgen elementlerin kullanıldığı zaman, en iyi sonuçlar, değişen diyagonal yönlere sahip olan elementler yollarından elde edilir. Ayrıca, shell elementleri için<br />
                                         -G-nin devamı<br />
Yüzey yükleri etiket ve anahtarla belirtilir. Etiket yüzey yükünün çeşidini belirtir. Anahtar yükün etkilediği elementin nerde olduğunu belirtir. Örneğin FLANE 42 element çeşidi için “pressure face 1 (J-L), face 2 (K-J), face 3 (L-K), face 4(I-L)” nin yüzey yükünün listesi&#8230;..<br />
Not: Bu cümlenin devamı çift sayılı sayfada olduğu için kesildi.<br />
                                            -H- sayfa 53<br />
&#8230;.. Köşe nokta sayıları uygun element figürlerinde gösterilmiştir. Nodal hem element yükleme formatı, element formatı öncelik alarak element için kullanılır. Nodal gövde yükleri içsel olarak element gövde yüklerine dönüştürülür. Gövde yükleri BF, BFE ve BFUNIF komutlarıyla tipik olarak girilir. Ayrıca ek detaylar için bölüm 2.1’e bakınız.<br />
Tablo 2.6-2 her disiplinde uygun gövde yükleri ve ANSYS etiketleri gösterilir:<br />
İnertial yükler(gravity, spinning gibi) * ve kütlesi olan, yoğunluğu olan (DENS) malzeme özelliği veya gerçek sabit girdisi gibi kütlesi olan elementler inertial yüklerin ACEL ve OMEGA komutları ile tipik olarak girilir.<br />
“Element Çıktı Tanımlamaları” Tablosu<br />
Birinci tablo element çıktı tanımlamaları elementin olabilir çıktılarını tanımlar. Sonuçta bu tablo sonuca ulaşabilen * çizer. Ve verileri sonuç dosyalarına ulaşabilir. Sadece dilediğimiz veriyi çözüm commandlarıyla OUTPR ve OUTRES baskılarda içeriğini ve sonuç dosyalarındaki sırasını hatırlamak önemlidir. Ek olarak, ETABLE commandlarının nesnelerinin tablodaki ulaşılabilir olan parça ismi metodu özel * gösterme yöntemi uygunluğu tanımlanmıştır ve bunu çıktı etiketleri içerir.<br />
2.57’nin devamı<br />
Ayrıca kombine olmuş sonuçların distorled şekil göstergeleri ve stress (ve sıcaklık) sayım göstergeleri yapılabilir.<br />
Axisymmetric harmonic elementler, “axiharmonic” opsiyonu ile FLVİD, PLANE ve SHELL grup isimleri altında tablo 3.1-3’de listelenmiştir. Eğer harmonic elementler diğer elementler ile, harmonic olmayanlar karıştırılır ise caution kullanılmalıdır. Büyük deflection analizleri gibi nonlinear analizlerde, hormonic elementler kullanılmamalıdır.<br />
2.58<br />
Hormonic elementler için element matixleri, hormonic dalgaların (MODE) sayısı ve simetri şartına (*) bağlıdır. Bu sebepten dolayı, eğer MODE ve ISYM parametreleri değişecek ise ne element matrixleri ne de triongulorized matrix, diğer alt adımlarda (substeps) yeniden kullanılamaz. Buna ek olarak belirli MODE ve ISYM değerleri ile oluşturulmuş süperelement  “use” geçişindeki değerler ile aynı değerlere sahip olmalıdır.<br />
Stress shiffened (prestressed) yapılar için, MODE’un şu andaki değerini dikkate almadan ANSYS programın sadece hemen önceki MODE=0 yük durumunun stress durumunu kullanır.<br />
Loading- Coses- Takip eden durumlar kullanıcıya simetrik ( ISYM=1) ve antisimetrik (ISYM=-1) yükleme şartlarının ve MODE parametresinin fiziksel anlamını elde etmeye yardım için sağlanmıştır. Yükleme durumları, yapısal elementler bakımında tanıtılmıştır. Nodal koordinat sisteminde yapısal elementler için kuvvetler (FX, FY, gibi) ve yer değiştirmeler (UX,UY, gibi) girdi ve çıktıdır. Gösterilen tüm durumlar için, Nodal koordinatı sistemin global kartezyen koordinat sistemine paralel olduğu varsayılmıştır. Yükleme tanımlamaları, nodların herhangi sayısına genişletilebilir. Harmonic thermal elementler (PLANE 75 ve PLANE 78) takip eden alt durumlar ile, PLANE 25 ve PLANE 83 ile aynı davranır. UY’den TEMP’e ve FY’den HENT’e. Thermal elementler içinde UX,UZ,ROTZ,FX,FX ve MZ’nin efektleri gözardı edilir.<br />
(MODE=0, ISYM kullanılmaz)-* efeğin dışında bu durum axisymmetric yüklemedir. ( PLANE 42’nin axisymmetric opsiyonuna benzer gibi) Figür 2.8-1 çeşitli axisymmetric yüklemeleri gösterir. Basınç ve sıcaklık doğrudan uygulanabilir. İvme,  eğer varsa, genellikle aksiye (y) yönünde girilir. Benzer olarak açısal hız (eğer varsa )genellikle sadece Y ekseni girdidir.<br />
Case C: ( MODE=1, ISYM=-1)= Bu durum  (Figure 2.8-4’de gösterilen) durum B’de tanımlanan ve 90º yönündeki boru eğilmesini temsil eder.<br />
2-62	(ayrıca durum C’ye de uygulanır)<br />
B durumuna uygulanan aynı tanımlama, VZ-FZ üzerinde ve cosine yönündeki negatif işaretlerin pozitif işaretlere dönüşmesi dışında ayrıca durum C’ye de uygulanır.<br />
Case D: (MODE=2, ISYM=1) Bu  durumla ilgili yer değiştirme ve kuvvet yükleri figüre 2.8-5’de gösterilmiştir. Tüm fonksiyonlar * tabanlıdır.<br />
2-52<br />
Node J den node I ya kadar olan çizgi, elementlerin face 1(key=1 ile yüzey yük komutlarıyla tanımlanır) ve K-J (key=2), L-K (key=3) ve I-L (key=4) tanımlar. Benzer olarak PLANE 55 thermal element tipi için yüzey yük listesi gösterilir ki, yüzey yük komutları kullanılarak konveksiyonlar ve ısı akıları (*) elementin dört yüzüne uygulanabilir.(yüzey yükü) yük değeri (load volue), yük etiketi (load lobel) ve anahtar (örneğin LKEY) kullanarak, SFE komutu ile element yüzeylerinde tanımlanabilir. SF komutu, *<br />
Elementin nodelarında tanımlanan farklı değerlere izin veren tapared yüzey yükü SFE komutu ile girilebilir. Tapared yükler, yüzey notlarının listelendiği sırada girilir. Örneğin yük etiketi ile PLANE 42 element tipi için, PRES ve key=1, basınçlar, nod’da J’den I’ya kadar sıralı olarak girdidir. “ basınçlar : face1( J-I-L-K) gibi” nin yüzey yük listesine sahip olan SOLİD45  element tipi için uygun olan basınçlar, nod’da J,I,L,K sırasında girdilerdir. CONV yük etiketi iki değer gerektirir. İlk değer Film katsayısı, ikinci değer ise bulk sıcaklığıdır.<br />
Tablo 2.6-1 her disiplindeki kullanılabilir yüzey yüklerini ve onların uygun ANSYS etiketlerini gösterir.<br />
Gövde yükleri (yapısal elementler için sıcaklıklar, termal elementler için ısı jenerasyon oranları gibi) nodal formatta veya element formatta girdi olabilir.<br />
2-60’ın devamı<br />
Burada * 360º tabanlı olarak FX veFZ tepe kuvvetlerdir. Ayrıca * 360º tabanında hesaplanmış reaksiyon kuvvetleri de tepe değerlerdir. Aynı net efekti için bu net kuvvetlerin herhangi bir yarı çapa (X=00’ı içerir.) uygulanabilmesi için bu net kuvvetler yarıçaptan bağımsızdır.<br />
Bu durum için axiol girdi kuvveti (FY) nedeni ile uygulanan moment (M) şu şekilde hesaplanabilir.<br />
*<br />
Ek uygulanan moment (M), girdi tabanlı olarak meydana gelir. (MZ)<br />
*<br />
2-61<br />
Eğer global X yönünde silindirik yapının kesiti üzerine uniform loterol yer değiştirme (veya kuvvet) zorla yaptırılmak istenirse, UX ve UZ (veya FX ve FZ) nin eş büyüklükleri, şekilde görüldüğü gibi kombine edilebilir. (*)<br />
Bu bağlamda, UX ve UZ girdi olduğu zaman, nodal çember, uniform olarak hareket eder. Bu bağlamda FX ve FZ’nin girdi olduğu zaman uniform yük çevre etrafına uygulanır fakat UX ve UZ sonucu genel olarak aynı değeri almaz. Eğer sert (*) yolunda nodal çember harekete sahip olması isteniyorsa UX=-UZ olması için costraint denklemler (CE) kullanılarak yapılabilir.<br />
Merkez doğru (X=00) üzerindeki node noktaları 0 olarak belirlenen UY’ye sahip olmalıdır. Daha fazlası merkez doğrusu boyunca tüm noktalarda UX-UZ’ye eşit olmalıdır. Bu zorlama denklemleriyle zorlanabilir. Pratikte fakat bunu yapmak sadece harmonic fluid element içindir. (FLUID81) Çünkü bu element statik shear stiffness’e sahip değildir.<br />
Sıkı (rigid) gövde hareketlerini önlemek için en azından UX veya UZ’nin bir değeri buna ek olarak UY (merkez doğruda olmayan) bir değeri veya ROTZ, belirlenmeli veya zorlanmalıdır.<br />
SHELL 61 için eğer PLANE kesiti (Y=sabit) PLANE olarak kalacak ise ROTZ, yüklenmiş notlardaki zorlama denklemleriyle UY’ye ilişkilenmelidir.<br />
2-20<br />
DP, ANAND ve USER dışındaki tüm opsiyonlar uniaxial stress strain eğrisinin girdi olarak girilmesini gerektirir. ANİSO ve USER dışındaki tüm opsiyonlar elastikli izotropik malzemelere sahip olmalıdır.(EX=EY=EZ) DATA tablosunda olmayan gerekli değerler sıfır kabul edilecektir. DATA tablosu tanımlanmamışsa (veya tüm sıfır değerleri içeriyorsa) malzeme doğrusal kabul edilir. Malzeme davranış * aşağıda kısaca tanımlanmıştır. Daha fazla ayrıntı için ünite 4’ün ANSYS Theory Referance kısmına bakınız.<br />
Bilinear Kinematic Hardening<br />
(BKIN) opsiyonu kabul eder ki; Bauschinger etkisinin dahil olması için toplam stress aralığı yield stressin iki katına eşittir. BKIN aynı zamanda von Mises yield kriterine (birçok metal buna uyar) uyan malzemeler için kullanılır. Malzeme davranışı (orijinden başlayan ve pozitif stress strain değerleri alan) toplam bilinear stress- toplam strain eğrisiyle tanımlanır. Eğrinin ilk eğimi malzemenin elastik modülü olarak alınır. Belirlenen yield stresste (C1) eğri tangent modülü ile belirlenen ikinci eğim boyunca devam eder. C2 (elastik modül ile aynı birimlere sahip). Tangent modülü 0(sıfır)dan küçük ve elastik modülden büyük olamaz.<br />
TB, BKIN ile stress- strain table’ı başlat. Her bir stress strain curve için sıcaklığı (TBTEMP) belirle, sonra C1 ve C2 (TBDATA)’yı belirle. Bu bağlamda 6 sıcaklığa bağlı stress strain eğrisi belirleyebilirsiniz.<br />
(NTEMP=6 TB komutunda max) C1ve C2 sabitleri:<br />
C1: Yield stress(güç/alan)<br />
C2: Tangent (teğet) modül (güç/alan)<br />
BKIN;TBOPT opsiyonu ile kullanılabilir. Bu durumda, TBOPT 2 argument alır. TB, BKIN&#8230;0 için sıcaklık ortamında stress bırakımı (relaxation) yoktur. Bu opsiyon nonisothermal problemler için önerilmez. TB, BKIN &#8230;.1 için RICE’nin hardening kuralı geçerlidir. (sıcaklık artışıyla stress bırakımı olur.)<br />
Multilinear Kinematic Hardening:<br />
TB, MKIN ve TB, KINH olmak üzere iki opsiyon vardır, cyclic loading altında metal plasticity davranış modeline uygundur. Bu iki opsiyon Besselling modeli kullanılır.(bkz 4.1 bölüm, ANSYS Theory Referance ), ayrıca alt tabaka veya üst tabaka modeli diye adlandırılır. Materyal cevabı (material response) plastic materyalin çoklu tabakaları tarafından temsil edilir; toplam response tüm tabakaların ortalama davranış ağırlığına uygundur. </p>

<p class="sayac_bilgi">395 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/element-yuklemeleri.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalsiyum İçeren Mineraller Ve Ayrışmalar</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kalsiyum-iceren-mineraller-ve-ayrismalar.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kalsiyum-iceren-mineraller-ve-ayrismalar.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2010 17:43:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Artar]]></category>
		<category><![CDATA[Asit]]></category>
		<category><![CDATA[Bikarbonat]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Ca Co]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hco]]></category>
		<category><![CDATA[Mineraller]]></category>
		<category><![CDATA[Nemli]]></category>
		<category><![CDATA[Verimli]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>mineraller</category>
	<category>kalsİyum</category>
	<category>kalsiyum</category>
	<category>içeren</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=15185</guid>
		<description><![CDATA[Yer kabuğunun ortalama Ca konsantrasyonu yaklaşık %3.64’ tür.Topraklarda Ca oluşumunda çeşitli primer mineraller etkilidir. Toprakların Ca kapsamları geniş ölçüde toprak tiplerine ve yıkanma derecesine bağlıdır.Yaşlı topraklarda, yüksek ayrışma ve yıkanma koşullarında, genellikle Ca düşüktür. Buna tipik olarak iki örnek verilebilir. Bunlar; ılıman bölgelerin podzol toprakları ve yağışlı tropik bölgelerin laterit topraklarıdır. Kalsiyum içeren mineraller toprak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yer kabuğunun ortalama Ca konsantrasyonu yaklaşık  %3.64’ tür.Topraklarda Ca oluşumunda çeşitli primer mineraller etkilidir. Toprakların Ca kapsamları  geniş ölçüde toprak tiplerine  ve  yıkanma derecesine  bağlıdır.Yaşlı topraklarda, yüksek ayrışma ve yıkanma koşullarında, genellikle Ca düşüktür. Buna tipik olarak iki örnek verilebilir. Bunlar; ılıman bölgelerin podzol toprakları ve yağışlı tropik bölgelerin laterit topraklarıdır.<br />
        Kalsiyum içeren mineraller toprak oluşumunda önemli rol oynarlar. Kalsiyum içeren minerallerin ayrışmaları büyük ölçüde toprakta H⁺ iyonlarının bulunuşuna bağlıdır. Kalsiyum yıkanma oranı, yıllık yağış ve toprakta Ca içeren minerallerin miktarları artar. Karbonatların ayrışması büyük çoğunlukla toprakta CO₂ oluşumuna bağlıdır.<span id="more-15185"></span><br />
                Kalsiyumun yıkanması olayında önemli olan topraktaki Ca(HCO₃)₂’ ın yapısındaki serbest Ca CO₃’tir. Son yıllarda asit yağmurları yüzünden global olarak toprak asitliği artmıştır. Fosil yakıtların kullanılmasıyla asitlerin atmosferden tekrar geri dönerek yer yüzüne yağışlarla ulaşması başta gelmektedir. Nemli iklim koşulları altında toprak oluşumu sürecinde nitrat bikarbonat <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> Ca’un yıkanması da toprak asitliğine önemli ölçüde katkıda bulunmaktadır. Bu olumsuz prosesler günümüzde de dünyanın büyük <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> kısmında verimli toprakların zamanla verimsiz hale dönüşmesine neden olmaktadır.<br />
              Toprakların bozulmasını önlemek amacıyla topraklara alkalin özellikteki maddeler uygulanabilmektedir. Kireç taşı uygulaması son yüzyılda çoğu tarım topraklarında verimliliğin sürdürülmesinde önemli ve bilinen bir materyaldir. Alkalin materyallerin toprağa uygulanmasında temel neden toprak pH’ sının optimum düzeyde tutulmasıdır. Bu amaç için en önemli materyal kireç taşıdır.<br />
          1-2-Kalsiyum adsorpsiyonu ve toprak çözeltisi :<br />
                 Kalsiyumun toprak çözeltisindeki miktarına Ca içeren minerallerin yanında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/organik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Organik">organik</a> ve inorganik toprak kolloitlerince adsorbe edilmiş Ca miktarları da etkiler. Kalsiyum toprak kolloidlerinin bağlanmasını sağlayarak toprak partiküllerinin stabilitesi ve toprak strüktürünün iyileşmesini teşvik eder. Kalsiyumun <a href="http://www.genelbilge.com/tag/organik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Organik">organik</a> kolloidleri ve özellikle de humik asitlere adsorpsiyonu daha belirgindir. Toprak kolloidleri ne adsobe edilmiş Ca, toprak çözeltisindeki Ca dengeleme eğilimi gösterir. Çoğunlukla bahçe tarımında kullanılan asit peat topraklarda, doğal Ca konsantrasyonları bitkilerin gereksinmelerinden düşük olabileceğinden Ca noksanlığı görülebilir. Böyle yerlere Ca içeren gübrelerin uygulanması önerilmektedir.<br />
                1-3- Kalsiyumun ekolojik davranışları:<br />
             Toprakların kireç kapsamları ve pH’larının büyük farklılıklar göstermesi bitki türlerinin de gelişmeleri süresince bu koşullara adapte olmasını sağlamıştır. Bu nedenle kirece tolerans bakımından bitki türleri ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hatta/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hatta">hatta</a> bir türün değişik çeşitleri arasında önemli farlılıklar olabilmektedir. Bu bakımda kireç seven ( kalsikol) ve kireç sevmeyen (kalsifuj) olarak iki gruba bölmek mümkündür.<br />
1-4-Kalsiyum adsorpsiyonu ve toprak çözeltisi<br />
Kalsiyumun toprak çözeltisindeki miktarını Ca içeren minerallerin yanında organik ve inorganik toprak kolloidlerince adsorbe edilmiş Ca miktarları da etkiler. Toprak strüktürü için değişebilir Ca önem taşımaktadır. Kalsiyum toprak kolloidlerinin bağlanmasını sağlayarak toprak partiküllerinin stabilitesi ve toprak strüktürünün iyileşmesini teşyik eder. 2:1 tipi kil minerallerinin fazla olduğu topraklarda iyi bir toprak strüktürünün devamı için toprakların değişim kapasitelerinin yaklaşık % 80&#8242; i Ca2 ile doygun olmalıdır. İnorganik toprak kolloidlerinin adsorpsiyon yüzeyleri Ca için çok seçici değildir. Kalsiyumun organik kolioidlere ve özellikle de humik asitlere adsorpsiyonu daha belirgindir Nitekim çernozyem ve kalkerli peat topraklarda, her iki toprakta CaCO3 içermektedir, humik asitler Ca humat formunda bulunurlar. Toprak kolloidlerine adsorbe edilmiş Ca, toprak çözeltisindeki Ca ile dengelenme eğilimi gösterir Nemeth vd., (1970)&#8217; <a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> bulgularına göre çok sayıda toprak tipinde, denge koşulları altında toprak çözeltisindeki Ca ile değişebilir Ca arasında oldukça doğrusal bir ilişkt vardır. Çoğu inorganik toprak değişim yüzeyleri bitkilere yeterli miktarda sature Ca+2 ile toprak çözeltisinde yeterli düzeyde Ca+2 içerirler. Çoğunlukla bahçe tarımında kullanılan asit peat topraklarda, doğal Ca konsantrasyonları bitkilerin -gereksinmelerinden düşük olabileceğinden Ca noksanlığı görülebilir. Böyle yerlere Ca içeren gübrelerin uygulanması önerilmektedir.<br />
1-5-Kalsiyumun ekolojik davranışları<br />
Toprakların kireç kapsamları ve pH&#8217; larının büyük farklılıklar göstermesi bitki türlerinin de gelişmeleri süresince bu koşullara adapte olmasını sağlamıştır. Bu nedenle kirece tolerans bakımından bitki türleri ve hatta bir türün değişik çeşitleri arasında önemli farklılıklar olabilmektedir Bu bakımdan bitkileri kireç seven (kalsikol) ve kireç sevmeyen (kalsifüj) olarak iki gruba bölmek mümkündür. Kalsikol <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bitkiler/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bitkiler">bitkiler</a> kireçli topraklar üzerinde, buna karşılık kalsifüj <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bitkiler/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bitkiler">bitkiler</a> ise Ca bakımından fakir, asit topraklarda yetişen bitkilerdir. Bu iki grup bitkilerin Ca metabolizmalarında dikkate değer farklılıklar vardır. Kalsikol bitkilerin hücrelerinde yüksek düzeylerde Ca ve malat iyonları bulunmasına karşılık, kalsifüj bitkilerin Ca kapsamları normal olarak düşüktür (Aktaş 1995). Clarkson (1965) Agrostis (tavusotu) türlerinin kalsikol ve kalsifüj çeşitlerini kalsiyuma responsları bakımından karşılaştırmıştır. Her iki çeşit te Ca konsantrasyonu artan besin çözeltisinde 4.5 pH1 da yetiştirilmiştir. Genellikle Ca&#8217; u düşük asit topraklarda bulunan Agrostis setacea&#8217; nm büyümesi Ca ilavesinden az etkilenirken, kireçli bölgelerde bulunan Agrostis stolonifera yüksek Ca uygulamalarına <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ciddi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ciddi">ciddi</a> tepkiler göstermiştir. Aynı durum Ca alımında da gözlenmiştir<br />
Kireçli toprakların pH&#8217; lan ve Ca içerikleri yüksektir, besin maddelerince daha zengindirler, çözünebilir ağır metal düzeyleri genellikle düşüktür ve ayrıca nitrifikasyonu gerçekleştiren ve azot fikse <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eden/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eden">eden</a> bakteri populasyonu da yüksektir.<br />
Kalsikol-kalsifüj ayrımında bir diğer önemli husus da bu bitkilerin Fe&#8217; den yararlanma yeteneklerinin de farklı olmasıdır. Hutchinson (1967) kireç kökenli klorozu 135 farklı bitki türünde test etmiştir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/demir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Demir">Demir</a> noksanlığına, asit topraklarda yetişen bitki türlerinin, kireçli topraklarda yetişenlere göre daha hassas oldukları gözlenmiştir.<br />
1-6-Türkiye topraklarının kalsiyum durumları<br />
Topraklarımızın kireç kapsamlarının genelde yüksek oluşu nedeniyle Ca içerikleri de yüksek değerler göstermektedir. Bunun nedenleri olarak sedimenter kökenli ana materyal ve yetersiz yağış gösterilebilir, Güneş vd., (1999) Beypazarı yöresinde havuç yetiştirilen toprakların % 4&#8242; ünün yeterli, % 96&#8242; sının fazla düzeyde Ca içerdiklerini belirlemişlerdir. Alpaslan vd. (2001) Akdeniz Bölgesi sera topraklarının Ca kapsamları bakımından % 16&#8242; sının yeterli, % 84&#8242; ünün ise fazla sınıfında yer aldığını saptamışlardır.<br />
2-BİTİDE KALSİYUM<br />
2-1-Kalsiyum alımı ve taşınımı<br />
Kalsiyum, bitkilerde % 0.1-5 gibi oldukça yüksek düzeylerde bulunmaktadır. Bitkilerin kalsiyum içeriklerinin yüksek oluşu, kalsiyumun bitkiler tarafından kolay alınmasından kaynaklanmayıp genel olarak kalsiyumun toprak çözeltisindeki miktarının yüksek oluşundan kaynaklanmaktadır. Bitkilerin kalsiyum alımı oldukça düşüktür. Kalsiyum genç köklerin henüz mantarlaşmamış uçlarından absorbe edilmektedir. Kalsiyum alımı, kökler tarafından daha hızlı alınabilen NH4+ ve K* gibi katyonlar tarafından engellenebilmektedir. Monokotiledon bitkilerin kalsiyum alımları dolayısıyla da içerikleri dikotiledon bitkilere göre düşüktür<br />
Bitkilerin Ca alımı ortamdaki Ca konsantrasyonu, diğer katyonların konsantrasyonu ve ortam pH&#8217; sına bağlıdır. Kalsiyum bitkiler tarafından iyonik (Ca*2) formda absorbe edilir ve bitkinin üst kısımlarına taşımmı ksilem borularında transpirasyon aracılığıyla gerçekleşir. Kalsiyumun bitkide taşmımmın su ile ilgisi olmasına rağmen, alımmının suyla bir ilgisi yoktur. Kalsiyum alınımı aktif olarak gerçekleşmektedir. Kalsiyuma göre K ve Mg daha kolay taşınabildiğinden bu besin maddelerinin fazlalığında kalsiyumun aleyhine bir durum söz konusu olmaktadır. Çilek, domates ve asma gibi bitkilerde Mg ve Ca&#8217; un dağılımı benzerlik gösterir. Her iki iyon da temelde vejetatif kısımda bulunurken meyvedeki miktarları oldukça düşüktür. Bununla birlikte Mg’ un mobilitesi yüksek olduğundan dolayı meyvelerde Mg/Ca oranı yüksektir. Kalsiyumun meyveye geçişi yüksek konsantrasyonda olan Mg tarafından engellenmektedir. Buna ilave olarak yapraklardaki asimilasyon ürünlerinin floem dokuları aracılığıyla meyveye taşınımı yoğun olduğunda elma, domates ve biber gibi meyvelerde Ca konsantrasyonları düşebilmektedir.<br />
Transpirasyon oranının azalması meyvelerin Ga içeriklerinin azalmasına sebep olur. Bu koşullarda yapraklar ve meyve arasında su ve kalsiyum rekabeti ortaya çıkar ve genellikle meyveler aleyhine Ca düzeni bozulur. Bitkilerin ksilem dokularının organik asit içeriğini artırıcı beslenme koşulları kalsiyumun mobilitesini artırmaktadır Örneğin azotlu gübrelemeden sonra organik asit içeriğindeki artışla köklerde şelatlanarak ksileme taşınan kalsiyum miktarı artmaktadır. Bununla birlikte yine beslenme koşullarına bağlı olarak oluşan okzalik asit, Ca taşımınım inhibe edici etkiye sahiptir Bradfield, 1976).<br />
Bitki hücrelerinde kalsiyumun bir kısmı apoplazmın strüktürüne sıkı bir şekilde bağlanmış olarak ve diğer bir kısmı da hücre duvarlarında değişebilir olarak bulunmaktadır. Vakuollerde kalsiyumun konsantrasyonu sitoplazmaya göre oldukça yüksektir. Hücreler arasında kalsiyumun mobilitesi çok düşüktür. Diğer makroelementlerin aksine, bitki dokularında toplam kalsiyumun büyük bir kısmı hücre duvarlarında yer almaktadır Kalsiyumun bitki dokularında homojen olmayan bir şekilde dağılımı, hücre duvarlarında Ca bağlayan kısımların yoğun olması ve bu besin maddesinin taşınımının sınırlı olmasının bir sonucudur.<br />
Kalsiyum düzeyi arttığında okzalata bağlı olan Ca formu dominant hale gelmektedir. Kalsiyum okzalat formunda bağlı kalsiyum, hücrelerin vakuoilerinde bulunmaktadır. Örneğin gelişmesini tamamlamış şekerpancarı yapraklarında okzalat formunda bağlı olan kalsiyum oldukça yüksek düzeylerdedir. Kalsiyum pektat formunda kalsiyumu hücre duvarlarına bağlama gücü zayıf olan bitkilerde, Ca apoplazmda Ca-okzalat formunda çökelmektedir. Bitki çeşitlerine bağlı olarak vakuollerde kalsiyum, pektin formunda poli anyonlar şeklinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> apoplazmda kalsiyum karbonat formunda çökelmektedir (Kinzel, 1989). Kalsiyumun yüksek KDK&#8217; ne sahip iki hücre arasındaki dağılımı şematik olarak Şekil 15.3&#8242; de ifade edilmiştir. Şekilden de görüldüğü gibi hücreler içerisinde kalsiyum homojen olmayan bir şekilde dağ il ı m göstermektedir.<br />
Kalsiyum konsantrasyonu hücre duvarlarının orta lamellerinde, plazma membranınm dış kısmında, vakuoller ve endoplazmik retikulum (ER) da oldukça yüksektir. Suda çözünebilir Ca1 un büyük kısmı malat, nitrat veya klor gibi anyonlar ile beraber vakuollerde bulunmaktadır. Hücre duvarları, ER ve vakuollere göre sitoplazmik kalsiyumun konsantrasyonu düşüktür (Felle, 1988, Evans vd., 1991). Bu durum Pi1 un sitoplazmada çökelmesini önleme bakımından ve bağlanma yörelerinde Ca+2&#8242; un Mg+2 ile rekabeti açısından oldukça önemlidir. Plazma membram ve ER’ a Ca taşımınım Ca pompalayan ATPaz&#8217; lar ve Ca+2/H+ iyon çiftinin karşılıklı taşımmı ile sağlanır (Kasai ve Muto, 1990). Bu taşınım mekanizması proton motivasyonludur. Taşınım için sitoplazma ve vakuol arasında konsantrasyon farkı yaratılmaktadır. Kloroplastlarda da yüksek miktarlarda kalsiyum bulunmaktadır. Buna karşılık stromalann serbest Ca içeriği düşüktür Elektropotansiyel gradiente zıt olarak sitoplazmadan kloroplastlarm stromalarma kalsiyum taşınmaktadır<br />
2-2-Kalsiyumun hücre duvarlarının stabilitesine etkisi<br />
Hücre duvarlarının güçlenmesi için hücreler arasında yer alan orta lamellere pektat formunda bağlanmış kalsiyuma mutlaka ihtiyaç duyulur. Kalsiyumun bu özelliği optimum bitki gelişimi için ihtiyaç duyulan kalsiyum miktarı ile hücre duvarlarının katyon değişim kapasitesi arasında pozitif korelasyon ile doğrulanmaktadır. Pektatlar poligalakturanozlar tarafından parçalanmaktadır. Kalsiyum noksanlığı plan dokularda poligalakturanoz aktivitesi artış gösterir (Konno vd., 1984) ve kalsiyum noksanlığının tipik belirtisi olan hücre duvarlarında bozulma ve erime görülür. Bu belirtiler bitkilerin özellikle petiolleri ve gövdenin üst kısımlarında kendini gösterir.<br />
Gelişme döneminde yeterli kalsiyum alan ve yüksek ışık intensitesinde büyüyen bitkilerde kalsiyum pektat şeklinde pektik maddeler büyük oranda bulunurlar. Bu bitkiler poligalakturanozlara dayanıklılık kazanırlar (Cassells ve Barlass, 1976). Hücre duvarlarındaki Ca-pektatlarm miktarı aynı zamanda bitkileri mantari ve bakteriye! infeksiyonlara karşı korumada (Bkz. Bölüm 26) ve meyvelerin olgunlaşmasında önemlidirler,<br />
Rigney ve VVills (1981) domates meyvesinin gelişimi esnasında meyve kabuğunun Ca içeriğini belirlemiş oldukları çalışmada; olgunlaşma döneminden önce hücre duvarlarının Ca içeriğinin arttığını ve olgunlaşma dönemine doğru ise bağlı Ca&#8217; un hızla düştüğünü belirlemişlerdir. Buradan meyve gelişimi esnasında bağlı Ca içeriğinin ve poligalakturanoz aktivitesinin yüksek olduğu ve daha sonra düşme gösterdiği anlaşılmaktadır. Meyvejere hasat öncesi veya sonrası Ca uygulamasının meyve eti sertliğini artırma sebebi yukarıda anlatıldığı şekilde açıklanabilmektedir.<br />
2-3-Kalsiyumun hücre büyümesi ve salgısı proseslerine etkisi<br />
Yetersiz Ca beslenmesi durumunda kök gelişimi hızlı bir şekilde durmaktadır.Kalsiyum, plazma membranlarmda bulunan diğer katyonların olumsuz etkisini dengeleyici özelliğe sahiptir. Kalsiyum yetersizliğinde kök gelişiminin durması hücre bölünmesinin durmasından kaynaklanır. Kalsiyum hücre duvarlarının orta lamellerini pektik zincirler ile çevrelediğinden hücrelerin dirençli olmalarını sağlar. Bununla birlikte hücrelerin büyümeleri için hücre duvarlarının kaybolması gereklidir. Bu durum oksinler tarafından apoplazmın asitleştirilerek pektik zincirdeki Ca1 un uzaklaşması ile sağlanır. Oksinler plazma membranlarmdaki Ca kanallarını da aktive ederler ve böylece sitoplazmadaki Ca daha sonra tekrar apoplazma gönderilerek yeni oluşan hücrelerin duvarlarının stabilizasyonunu sağlar.<br />
Polen tüplerinin gelişimi de Ca ile ilişkilidir. Polen tüplerinin uçlarında yer alan apoplazma sitoplazmadan hücre duvarı materyali salgılanarak polen tüplerinin gelişimine olanak sağlanmış olur.<br />
Kök başlığından müsilaj salgılanması ortamdaki kalsiyuma bağlıdır. Kök başlığı topraklardaki sinyali algılayan merkezdir. Olumsuz bir koşul ile karşılaşıldığında apoplazmda bulunan kalsiyum aşağı doğru kök başlığına gönderilir ve bu bölgede müsilaj salgısı artar. Müsilaj salgılaması ABA gibi büyüme engelleyicilerinin konsantrasyonunun artışına sebep olmaktadır (Bennet vd., 1990).<br />
2-4-Kalsiyumun membran stabilitesindeki rolü<br />
Membran stabilitesi düşük olan hücrelerden, küçük molekül ağırlıklı bileşiklerin hücre dışına geçişi kolaylaşmaktadır. Bu durumda bitkilerin olumsuz toprak ve çevre şartlarına (tuzluluk, ağır metal .toksisitesi, düşük sıcaklık vb.) dirençleri azalmaktadır Kalsiyum fosfolipidlerin karboksilat grupları, proteinler ve fosfat arasında köprü görevi görerek membranlarm stabilitesini sağlamaktadır (Caldvvell ve Haug, 1981) Plazma membranlarına bağlı olan Ca diğer katyonlar ile (Na+, K+ ve H+ ) yer değiştirebilmektedir Örneğin tuzluluk stresinde plazma membranlarına bağlı Ca, Na ile veya Al toksisitesinin görüldüğü asit topraklarda H ile yer değiştirmekte ve membran stabilitesi bozulmaktadır.<br />
Özellikle olumsuz toprak koşullarında kalsiyumun plazma membran stabilitesini sağlayabilmesi için dış ortamdan bitkiler tarafından mutlaka yeterli miktarda alınması gereklidir, kalsiyum noksan olan dokularda membran bütünlüğünün bozulması ve respirasyon oranının artmasına da sebep olmakta ve respirasyon ürünlerinin hücrelerin vakuollerinden sitoplazmaya geçişleri söz konusu olmaktadır.<br />
2-5-Kalsiyumun     katyon-anyon     dengesi     ve     ozmotik regülasyondaki etkisi<br />
Özellikle yaprakların vakuollerinde büyük miktarlarda Ca bulunur. Kalsiyum burada, inorganik ve organik anyonları dengeleyerek katyon-anyon dengesini sağlamaktadır (Kinzel, 1989). Kimi bitki çeşitlerinde nitrat indirgenmesinin bir sonucu olarak okzalik asit sentezlenir. Vakuollerde Ca-okzalat oluşumu serbest Ca*2&#8242; u düşük düzeylerde tutmak için önemlidir. Yavaş çözünebilen Ca-okzalat aynı zamanda hücrelerde ozmotik düzenleme için önemlidir. Kalsiyum-okzalat, nitrat ile beslenen bitkilerde ozmotik basıncı artırmaksızın vakuollerde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tuz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tuz">tuz</a> akümülasyonu sağlamaktadır. Olgunlaşmış şeker pancarı yapraklarında toplam Ca&#8217; un % 90&#8242; ı Ca-okzalat formunda bağlı bulunmaktadır Egmond ve Breteler, 1972).<br />
Dolaylı olsa da kalsiyum, ozmotik regülasyon fonksiyonuna sahiptir. Her nekadar stomalarm açılıp kapanmasında temelde Kile malat ve Cl anyonları etkiliyse de, stomalarm kapanmasında ABA1 in etkisi yaprak epidermisindeki Ca konsantrasyonuna da bağlıdır.<br />
3-KALSİYUM NOKSANLIĞI<br />
Gübre olarak N, P ve K tüketiminin giderek artmasına karşın, kalsiyumlu gübreler pratikte gübreleme pratiği içinde yer almamaktadır. Toprak pH1 sı çok düşük olmadıkça bitkiler için yeterli kalsiyum topraklarda bulunmaktadır. Bununla birlikte aşırı N, P, K&#8217; lu gübre tüketimine bağlı olarak üründe artış, kalsiyuma olan ihtiyacı artırmaktadır. Ayrıca artan miktarlarda azotlu gübre kullanımına bağlı olarak toprakların asitleşmeleri sonucu toprakların kalsiyum adsorbe etme potansiyeli zayıflamaktadır. Gerçek kalsiyum noksanlığı ile toprakların kireç kapsamındaki düşüklüğe bağlı olarak ortaya çıkan kalsiyum eksikliğini birbirinden ayırmak önemlidir. İkinci koşul yanı toprağın Ca içeriğinin düşüklüğü daha önce de bahsedildiği gibi toprağın asitleşmesine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte asit topraklarda bile bitkilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde kalsiyum bulunmaktadır. Topraklarda 1 meq l&#8221;1 düzeyindeki kalsiyum bitkiler için yeterli bir düzeydir. Fried ve Shaprio (1961)&#8217; e göre asit toprakların kalsiyum içeriği 1.0-7.5 meq l düzeyindedir.<br />
Asit topraklarda bitki gelişmesinin zayıf olmasının nedenleri; P ve Mo m immobilizasyonu ile Mg ve K&#8217; un alınabildiğinin azalması, bunlara ilâve olarak B, Zn, Cu, Fe, Ni ve diğer mutlak gerekli olmayan metalik iyonların elverişliliğinin artması ve asit topraklarda özellikle Mn+ ve Af iyonlarının aşırı miktarlarının toksisiteye sebep olmasıdır.<br />
Kalsiyum noksanlığı, toprakların asit koşullarda bile yeterli kalsiyum içerdiği dikkate alınırsa, ancak ekstrem koşullarda ortaya çıkabilmektedir. Sulama suyunun veya gübrelerin aşırı N, K ve Mg içermesi kalsiyum noksanlıklarına sebep olabilmektedir. Sebzelerde yaprağın kritik kalsiyum konsantrasyonu % 0.8 olarak kabul edilmektedir Şekerpancarı kalsiyuma oldukça hassas bir bitki olup, kalsiyum eksikliğinde üründe önemli azalmalar olmakta ve özellikle K fazlalığında kalsiyumun olumsuz etkisi daha da artmaktadır, kalsiyum eksikliğinin en önemli sebepleri düzensiz sulama, dengesiz gübreleme, yüksek nisbi nem gibi faktörlerdir. Kalsiyum noksanlığına ait belirtiler domateste çiçek dibi çürüklüğü (blossom end rot), kereviz, şekerpancarı ve turpta öz çürüklüğü (black heart), elmada acı benek (bitter pit), marul ve lahanada yaprak kenarı yanıklığı (tipburn), havuçda oyuk gövde (cavity spot) olarak adlandırılmaktadır. Kalsiyum noksanlığının belirtilen ilk önce genç yapraklarda veya büyüme uçlarında ortaya çıkmaktadır. Noksanlık durumunda bitki büyümesi gerilemekte ve çalımsı bir hal almakta, genç yapraklar küçülmekte, yaprak uçları ve kenarları yukarı doğru kıvrılmakta, yaprak kenarlarında klorozlu benekler ve nekrotik lekeler belirmektedir.<br />
Kalsiyum noksanlığının marul, lahana gibi bitkilerde tipik belirtisi olan yaprak kenarı yanıklığı (tip burn) na aşağıdaki faktörler sebep olmaktadır.<br />
•      Aşırı N&#8217; lu, özellikle NH4&#8242; lu gübreleme<br />
•     Toprakta aşırı tuzluluk<br />
•     Bor ve K fazlalığı<br />
•     Yüksek sıcaklık ve nisbi nem<br />
•     Düzensiz sulama ve uzun süreli kurak periyotlar<br />
•     Drenajın kötü olmasına bağlı olarak toprağın ıslak olması<br />
•     Bitkilerin hızlı büyümesi<br />
Yukarıda sayılan nedenlerden dolayı Ca+2 iyonlarının alınması ve bitkide dağılımı olumsuz etkilenir.<br />
Acı benek (Bitter pit) de; özellikle meyvelerde çok sık rastlanılan bir fizyolojik kalsiyum noksanlığıdır. Kireçli ve yüksek pH’ lı topraklarda bile ortaya çıkabilen bu beslenme sorunu kimi zaman ağaç üzerindeki meyvelerde kendini gösterir, bazende meyvelerin depolanmaları esnasında ortaya çıkar.<br />
Acı benek belirtilerinin ortaya çıkmasında bitkinin yetersiz kalsiyum almasına sebep olan faktörlerin yanında, K/Ca, K+Mg/Ca veya N/Ca oranının yüksek olmasının etkisi de büyüktür. K+Mg/Ca oranının 20-25, N/Ca oranının 10-14 den yüksek olması durumunda acı benek belirtilerinin ortaya çıkması kuvvetle muhtemeldir.<br />
Elmalarda acı benek görülmemesi için meyvenin kritik kalsiyum konsantrasyonunun en az % 0.025 (kuru ağırlık) olması gereklidir. Acı benek belirtilerinde genel olarak yaprakların kalsiyum içeriği bir kriter değildir. Bu sorunun bulunduğu bitkilerde çoğu zaman yaprakların Ca içerikleri yeterli düzeylerde olabilmektedir.<br />
Acı beneği önlemede % 0.65-0.80&#8242; lik kalsiyum nitrat veya % 0.50&#8242; tik kalsiyum klorürün bir kaç defa yapraktan, meyvelere de isabet edecek şekilde uygulanmasının etkili olduğu bildirilmiştir.</p>

<p class="sayac_bilgi">168 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kalsiyum-iceren-mineraller-ve-ayrismalar.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mürekkep</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/murekkep.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/murekkep.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Aug 2010 18:44:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Bronz]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Elde]]></category>
		<category><![CDATA[Erguvan]]></category>
		<category><![CDATA[Hatta]]></category>
		<category><![CDATA[Kalma]]></category>
		<category><![CDATA[Litografi]]></category>
		<category><![CDATA[Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Plinius]]></category>
		<category><![CDATA[Polio]]></category>
		<category><![CDATA[Renk]]></category>
		<category><![CDATA[Sepi]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>
		<category><![CDATA[Yana]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>mÜrekkep</category>
	<category>mürekkep</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=14883</guid>
		<description><![CDATA[Mürekkep`in kullanışı çok eskidir. M.Ö 2500 yıllarında bulunan Çin mürekkebi bir yana, Mısırlılar da aşağı yukarı aynı çağlarda mürekkep kullanıyorlardı. Asurlular, Mısırlılar, hatta Yunanlar`dan kalma,pişirilmiş toprak levhalar veya taş üzerine yazılmış pek çok yazıt günümüze kadar ulaştığı gibi, Mısırlıların yer altı mezarlarında da, mürekkeple (siyah ve kırmızı)yazılmış papirüsler bulundu; bu elyazmalarında Calamus,hatta tüy kalem kullanıldığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mürekkep`in kullanışı çok eskidir. M.Ö 2500  yıllarında bulunan Çin mürekkebi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yana/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yana">yana</a>, Mısırlılar da aşağı yukarı aynı çağlarda  mürekkep kullanıyorlardı. Asurlular, Mısırlılar, hatta Yunanlar`dan kalma,pişirilmiş toprak levhalar veya taş üzerine yazılmış pek çok yazıt günümüze kadar ulaştığı gibi, Mısırlıların yer altı mezarlarında da, mürekkeple (siyah ve kırmızı)yazılmış papirüsler bulundu; bu elyazmalarında Calamus,hatta tüy kalem kullanıldığı sanılmaktadır. Balmumu  tabletler ve kazı kalemi Yunanlar ile Romalılar için düşüncelerini yazı halinde ifade etmeğe yarayan tek araç değildi; ayrıca mürekkep  de kullandılar; zaten <a href="http://www.genelbilge.com/tag/plinius/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Plinius">Plinius</a>, Marcus Vitrunius Polio ve Dicskorides`in eserlerinde mürekkep formülleri yer alır. Eskiçağda sepi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ali/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ali">ali</a> ve demir tannanlı mürekkepler biliniyordu; bu mürekkeplerin elyazmalarını kopya eden sanatçılar tarafından kullanıldığı sanılmaktadır. Bazı parşömenlerde  baş harflerin  erguvan rengi (temel maddesi zencefre, cıva sülfür ve kantaşı) mürekkeple yazıldığı  görülür. Bizanslarda, kırmızı mürekkep (kutsal mürekkep) imparatorluk yazışmalarında kullanılırdı ve 470 Fermanıyla bu mürekkebin  özel yazışmalarında kullanılması yasaklandı. Ortaçağ elyazmalarında, altın ve gümüş yıldızlı çeşitli  mürekkepler rastlanılır. Bu çağda siyah mürekkep yapımında ,özellikle  mazı urundan yararlanılırdı. Fakat bu yapım uslu çok ilkeldi ve mürekkep kalitesiz olduğu için, bu gün elde bulunan yazmalar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> soluk, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a>  tamamen renksizdir.18.yy`da mürekkep yapımında bir gelişme görüldü ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> bilimsel usullere başvuruldu.Yeniçağda  çok çeşitli ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/renk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Renk">renk</a> renk  mürekkepler ortaya çıktı.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">Daha</a> sonra dolmakalem mürekkebi, kopya mürekkebi ,marka mürekkebi tipografi,litografi baskılarda kullanılan yağlı ,altın,gümüş,bronz yıldızlı matbaa mürekkepleri yapıldı. Türkler, 20.yy.a kadar genellikle bezit yığının yakılmasından elde <span id="more-14883"></span>edilen işten yapılan bezir mürekkebini kullandılar. Siyah mürekkep ise,Musul mazısı,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/sirke/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sirke">sirke</a>,göztaşı,ve temiz suyun kaynatılıp  süzülmesinden sonra,içine biraz Arap zamkı  katılmasıyla hazırlanılırdı.<br />
Matbaa mürekkepleri: Uzun süre mürekkep yapım usulleri gizli tutuldu. Her matbaacı  mürekkebin kendi yapıyordu. Ancak 1818 yılında  Fransız matbaacısı Pierre Lorilleux <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> mürekkep fabrikasını kurdu ve yaptığı mürekkepler diğer matbaalara satmaya başladı. Bugün,baskı usullerine göre değişen, birbirinden çok farklı mürekkep türleri vardır; fakat hepsinin temel maddesi, renk veren katı bir madde veya pigment ile bu pigmentin karıştırıldığı bağlayıcı veya eritici bir akışkandır. Pigmentler, siyah, Prusya mavisi, krom sarısı vb. renklerde, çok ince toz halinde madensel boyarmaddeler veya anilin esaslı boyar maddelerden elde edilen lakalardır.Klasik <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eski/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eski">eski</a> mürekkeplere yağlar ve yağlı vernikler katılırdı; bugün kısmen sentetik verniklerden faydalanılır. Yeni baskı usulleriyle birlikte eritici hidrokarbonlar, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/alkol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Alkol">alkol</a>, hatta su katılan mürekkepler kullanılmaya başlandı.<br />
 Tipoğrafi mürekkepleri, boyarmaddeleri yapışkan bir vernik  içinde  asıltı halinde olan, oldukça kıvamlı bir macundur; adi siyah olanları adi kağıt baskılarında kullanılır ayrıca kuşe  kağıt  üzerine yapılan lüks baskılar için kuşe mürekkebi vardı.Çok yüksek tirajlı rotatif makinelerde kullanılan ve daha akışkan olan gazete mürekkeplerinin temel maddesi madensel yağlar ve reçinedir.Litoğrafi  ve ofset  mürekkepleri tipoğrafi mürekkeplerine benzer  fakat daha koyu  kıvamlıdır.<br />
Helyo mürekkepleri,yağ kıvamındadır ve pigment ile verniğin bir hidrokarbon karışımında eritilmesiyle elde edilir.Maden  ve plastik üzerine yapılan baskılarda, mürekkeplerin bileşimine, baskı yapılacak yüzeye yapışmasını sağlayan maddeler katılır. Özel baskı usulleri  için hazırlanan mürekkeplerde klasik pigmentler kullanılmaz. Alkollü mürekkepler, anilin boyarmaddeleri alkol asıltılarıdır; karbon kağıdı (veya daktilo şeridi) mürekkepleri`in temel maddesi mumdur. Öbür mürekkeplerde boyar madde  olarak çok ince maden parçacıkları kullanılır. Bazı mürekkeplerde  de ancak belirli bir etken karşısında  renk veren bir madde bulunur(gizli mürekkep) Mürekkepler değişik şekillerde kurutulur baskı kağıdı tarafından emilerek(gazete mürekkebi); eritici tarafından buharlaştırılarak (helyo,anilin mürekkepler); yağ ve vernik oksitlenerek (oksit mürekkebi ), kurutucu madde eklenirse oksitlenme hızlanır;verniğin polimerileşmesi için ısıtılarak.(ısı ile sertleşen mürekkepler)denir.<br />
GÖRÜNMEZ MÜREKKEP<br />
 Savaş dönemlerinde ajanların haber iletimi pek güvenli değildi. Açık yazılmış mektuplar okunabilir, şifreler çözülebilir, telefonlar dinlenebilir. Bu yüzden gizli bilgi aktarmak isteyenler her zaman görünmez mürekkeplere başvurmuşlardır. Yazı mürekkebi günümüzden 6000 yıl kadar önce Mısır’da bulunduğuna göre gelişigüzel kimselerin okuyamadığı mürekkep de bu tarihlerde bulunmuş olabilir. Bizanslı Philomenes meşe yazısından elde edilen bir gizli  mürekkepten söz etmiştir. George Washington ile Kont Rumford yazışmalarda bu mürekkebi kullanmışlardır.<br />
 Gizli mürekkeplerin  formülleri  onları kullananlar kadar çok çeşidi vardır. Yine de bunları açığa çıkarılış yöntemleri bakımından üçe ayırabiliriz. Birinci sınıf organik sıvılardır Süt; portakal ve limon suyu sirke sabunlu su, idrar gibi örneklerdir. İkinci grup kimyasal maddelerin çözeltileridir. Kuru iken renksiz olan bu maddeler bir ya da birkaç ayıraçla görünür hale geçirirler. Her çözelti kendine özgü ayıraçlar gerektirdiğinden bunlara sempatik mürekkep denir. Bildiğimiz normal mürekkeplerin çoğu da renksiz sıvıların karıştırılmasıyla elde edilir. Örneğin; demir sülfat çözeltisiyle gallattannik asit kepleri tipik olanlarını şöyle sıralayabiliriz.<br />
Kobalt Klorür, Nitrat, Sülfat ve Asetat tuzlarının sulu çözeltileri hafif pembe renklidir. Seyreltik çözelti ile kaba kağıtlara yada kumaşlar yazılan yazılar kolay görünmezler. Ancak 100 ile 120 arası sıcaklığa kadar ısıtılırsa bu tuzlar bağladıkları su moleküllerini bırakırlar ve güzel mavi renkli yazılar ortaya çıkar. Renksiz demir üç sülfat çözeltisi ile yazılmış yazılar potasyum ferro siyanüre batırılmış bir bezle hafif silinirse ünlü prusya mavisi rengi gözlenir. İşlem sodyum <a href="http://www.genelbilge.com/tag/karbonat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Karbonat">karbonat</a> ile yapılırsa yazı kahverengi olur. Kurşun asetat çözeltisiyle yazılan görünmez yazılar çok kötü kokan (çürük yumurta kokusu) kükürtlü <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hidrojen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hidrojen">hidrojen</a> ağzına tutulursa simsiyah harfleri rahatça okuyabilirsiniz. Fenolfttalein ile yazılmış yazı amonyak buharı ile açığa çıkar. Sempatik mürekkeplerin en ilginç örneklerinden biri derişik potasyum nitrat çözeltisidir. Bu çözelti ile yazılan yazıların bir özelliği vardır. Yazı kağıdın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belli">belli</a> bir noktasından çekilen çizgi ile başlar ve harflerle kelimeler arasında hiçbir kesiklik yapılmadan mesajın sonuna kadar sürdürülür. Yazı kuruduktan sonra çizginin başlangıç noktasına akkor sıcaklığına kadar kızdırılmış bir toplu iğne dokundurulursa tüm yazı bir anda yanıp kömürleşerek çok yanık bir mesaj ortaya çıkarır. Dostlarına  yazdıkları çeklerin ucunu hafifçe yakan hayalici babalara şiddetle önerilir. Böylesi mürekkepler çok dikkatle denetlenen koşullarda kullanılacak ayıraçlar gerektirir. Kimi yazılar ise ancak birkaç arar işlemden sonra okunabilir.<br />
 Üçüncü grubu “Işıyan Mürekkepler” olarak adlandırabiliriz. Bir radyum tuzunun asetondaki çözeltisini bir mendile fırça ile yazabilirsiniz. Sonra mendili x ışınları fotoğraf plakası üzerinde yazınızın fotoğrafını çekebilirsiniz. Mor ötesi ışınlara tutulunca kuvvetli flüoresans ışıldama gösteren maddelerde vardır. Eosin, flöresin , ezorsin, rodamin’in sudaki, antresan’in alkoldeki çözeltileri bunlara örnek olabilir. Hiç başka kimyasal madde kullanmadan yalnız su ile gizli mesajlar yazılabilir. Su, kağıdın liflerini ve dolgu maddelerini bozar. Kağıt iyot buharına tutulursa yazıların bulunduğu bölgeler iyodun toplandığı yerler olarak belirir<br />
 Görünmez mürekkepli mesajlarla haber iletimi I. Dünya Savaşında doruk noktasına erişmiştir.</p>

<p class="sayac_bilgi">156 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/murekkep.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnorganik Bileşikler</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/inorganik-bilesikler.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/inorganik-bilesikler.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Aug 2010 07:19:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hidrojen]]></category>
		<category><![CDATA[Lt]]></category>
		<category><![CDATA[Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Plazma]]></category>
		<category><![CDATA[Susuz]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=14579</guid>
		<description><![CDATA[Canlıların kendi vücutlarında sentezleyemeyip,dışarıdan hazır aldıkları bileşiklerdir.Hem canlı vücutunda hem de cansız ortamda bulunurlar.Küçük moleküllü olup,devamlı ve yeterince bulunması gerekir.Canlılar bu bileşiklere gereksinim duyar.Besin olarak kullanılan inorganik maddeler “mineraller ve su” sindirilemezler.Enerji vermezler.Bunlar düzenleyici maddelerdir.Karbon elementine sahip olmayan tüm moleküller İnorganik Bileşikler olarak adlandırılr. 1) SU Dünya üzerindeki yaşamın tamamı suya bağlıdır.Tüm yaşayan dokuların %70-90’ı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Canlıların kendi vücutlarında sentezleyemeyip,dışarıdan hazır aldıkları bileşiklerdir.Hem canlı vücutunda hem de cansız ortamda bulunurlar.Küçük moleküllü olup,devamlı ve yeterince bulunması gerekir.Canlılar bu bileşiklere gereksinim duyar.Besin olarak kullanılan inorganik maddeler “mineraller ve su” sindirilemezler.Enerji vermezler.Bunlar düzenleyici maddelerdir.Karbon elementine  sahip olmayan tüm moleküller İnorganik Bileşikler olarak adlandırılr.<br />
1) SU<br />
     Dünya üzerindeki yaşamın tamamı suya bağlıdır.Tüm yaşayan dokuların %70-90’ı  sudur.Yaşamı karakterize <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eden/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eden">eden</a> tüm tepkimeler su içeren ortamlarda yer alırlar.Su hayat için gerekli olan en önemli moleküldür.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">Bir</a> insan,yiyeceksiz haftalarca yaşayabilir.Ancak,susuz sadece birkaç gün yaşayabilir.Vücut için gerekli olan su miktarı günlük çalışma durumumuza göre değişir.Günde ort.1.5-2.5 lt su almamamız gerekir.Yaşa göre vücut ağırlığının  %40-%75’i sudur.Yaşlandıkça vücuttaki su oranı azalır.Bu su dışardan alındığı gibi,vücutta ara ürün olarak oluşur. Canlı organizmanın büyük <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> kısmı su moleküllerinden oluşmuştur.Organizmaların yapısındaki su oranı %65-95 arasındadır.Bu oran,su bitkilerinde %98’e kadar yükselmektedir.Tohumlarda ise su oranı %15’den %5’e düşer.Bütün hücreler <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sulu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sulu">sulu</a> çözeltide bulunur.Her türlü <a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">madde</a> değişimin “doku sıvısı”denilen çözeltiyle sağlarlar.<br />
•	Su kimyasal tepkimelerde rol alan çok iyi bir çözücüdür.Bu sayede sindirime büyük ölçüde yardımcı olur.Su molekülünün belirgin bir polaritesi ve hidrojen bağı oluşturmak için büyük bir eğiliminin olması nedeniyle su,hem iyonik hem de iyonik olmayan maddelere karşı çok iyi bir çözücüdür.<span id="more-14579"></span><br />
•	Su pek çok organizmanın vücudunda taşıyıcı ortam olarak görev yapar.Maddelerin vücutta bir bölgeden diğer bölgeye taşınması suyla sağlanır.Ayrıca,su besin maddelerini kan plazması olarak taşır.<br />
•	Su, metabolizma olaylarını hızlandırır.Enzimler ancak sulu bir ortamda çalışır.<br />
•	Idrardaki su boşaltıma,terleme olayı ile de dolaşıma yardımcıdır.Terleme olayında vücut ısısının fazlası dışarıya suyla atılır.Böylece vücut ısısı dengelenir.<br />
•	 Su ,bitkilerde  ‘fotosentez’ ana elemanı olarak bu canlılar için de çok büyük önem taşır.<br />
•	Ayrıca su, absorbe ettiği fazla ısı ile  Dünya’mızın çevresel ısısını düzenler.Böylece hem çevresel ısı çok yükselmez ve saklandığı için ısı kaybolmaz.</p>
<p>2)    MİNERALLER</p>
<p>•	Sindirilmeden direk olarak kana alınırlar.Enzimlerin yapısına katılırlar.Vitaminlerle birlikte düzenleştirici olarak görev yaparlar.Vücudumuzda  Cl ,P, S ve N elementlerinin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/asit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Asit">asit</a> bileşikleriyle Na, K, Ca, Mg, Fe, Mn ve  Cu metallerinin baz özelliğindeki bileşiklerine rastlanmaktadır.<br />
•	Mineraller hücrede <a href="http://www.genelbilge.com/tag/protein/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Protein">protein</a>,karbonhidrat,yağ gibi,organik maddelere bağlı olarak bulundukları gibi hücrede <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tuz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tuz">tuz</a> halinde de bulunabilirler.<br />
•	Minareller,  vitamin-hormon-enzim v.b. moleküllerin yapısına katılır.70kg ağırlığındaki bir insanda ortalama 3 kg mineral tuzları vardır.<br />
•	Organizmanın yapısında az da olsa minerallere ihtiyaç vardır.<br />
  Mineraller kanın kanın osmotik basıncının ayarlanmasında ,kas kasılmasında,kanın pıhtılaşmasında, ve sinirlere uyarının iletilmesinde önemli role sahiptir.<br />
•	Minareller bazı enzimlerin yapılarına katılarak katalizör görevi yapar.<br />
•	İdrar,ter ve dışkı ile dışarı atıldığından mineral içeren besinlerin düzenli olarak vücüda alınması gereklidir.Yiyeceklerde bulunan ve mineral olarak adlandırılan bütün maddeler aslında tuzdur.Yeterli mineral içermeyen besin maddeleri ile beslenilirse,tuz atılması devam edeceğinden kas krampı gibi bazı bozukluklar görülür.Sıcak ortamlara maruz kalan insanlar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> fazla terledikleri için dışarıdan yeterince tuz almalıdır.<br />
Sodyum  ve klor bütün vücut sıvıları içinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/iyon/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Iyon">iyon</a> olarak bulunur.Ancak kan gibi hücre dışı sıvılar içindeki bu iyonların miktarı daha fazladır.Sodyum ve klor dokularda suyu tutarak vücudu su dengesini sağlar.Sodyum ve klor kas ve sinir sistemi işlevleri için gereklidir.Ancak bazı böbrek hastalıklarında,yüksek</p>

<p class="sayac_bilgi">116 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/inorganik-bilesikler.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deterjanın Yapısı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/deterjanin-yapisi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/deterjanin-yapisi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 17:24:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Benzen]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Ch Ch]]></category>
		<category><![CDATA[Coo]]></category>
		<category><![CDATA[Deterjan]]></category>
		<category><![CDATA[Etkin]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hafif]]></category>
		<category><![CDATA[Iyon]]></category>
		<category><![CDATA[Oso]]></category>
		<category><![CDATA[Sulu]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/deterjanin-yapisi.html/</guid>
		<description><![CDATA[Deterjanlar kompleks yapılı sentetik yapılı maddelerdir. Sabun ve deterjanların kimyasal yapısı çok farklı olduğundan temizleme işlevindeki etkileri de farklıdır. Sabun asidik ve sert sularda etkili değildir (Sert sudaki Ca ve Mg ile (C H COO) Ca oluşur ve çöker) Bir çökelti oluşturur. Buna karşılık deterjanlar bu tip sularda etkilidir. Yüzey aktif madde (sürfaktan) ismi sabun, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Deterjanlar kompleks yapılı sentetik yapılı maddelerdir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sabun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sabun">Sabun</a> ve deterjanların kimyasal yapısı çok farklı olduğundan temizleme işlevindeki etkileri de farklıdır. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sabun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sabun">Sabun</a> asidik ve sert sularda etkili değildir  (Sert sudaki Ca ve Mg ile (C H COO) Ca oluşur ve çöker) Bir çökelti oluşturur. Buna karşılık deterjanlar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">bu</a> tip sularda etkilidir. Yüzey aktif madde (sürfaktan) ismi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sabun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sabun">sabun</a>, deterjan, emülsiyon oluşturan maddeler, ıslatıcı maddeler için kullanılan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">genel</a> bir isimdir. Deterjanlar, her <a href="http://www.genelbilge.com/tag/biri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Biri">biri</a> temizlemede ayrı bir görev yapan, pek çok maddenin çok kompleks bir karışımıdır. Yüzey aktif maddeler veya sürfaktanlarla ilgili modern kavram, sabunları, deterjanları, emülsifiyanları, ıslatıcı maddeleri ve girme (penetrasyon) maddelerini kapsamaktadır. Bütün bunlar, birbirleriyle temasta olan iki faz arasındaki yüzey tabakasının özelliklerini değiştirerek, aktifliklerini sürdürürler. Yüzey aktif maddelerin pek çoğu, molekülün bir ucunda suyu çeken (hidrofilik) ve diğer ucunda suyu iten (hidrofobik) bir grup bulundururlar. Deterjanlar, kirleri uzaklaştırmada <a href="http://www.genelbilge.com/tag/etkin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Etkin">etkin</a> olan bu özelliklere, fazlasıyla sahiptirler. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hafif/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hafif">Hafif</a> ve ağır iç deterjanları olarak sınıflandırılırlar. Yüzey Aktif Maddelerin Sınıflandırılması: Yüzey aktif maddelerinin hidrofobik kısmı genelde 8-18 karbon içeren düz veya az dallanmış zincirdir, bazı hallerde zincirdeki bazı karbon atomlarının yerine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/benzen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Benzen">benzen</a> halkası geçmiştir. Örnek olarak C H    (dodesil) ve      C H C H     (dodesil) <a href="http://www.genelbilge.com/tag/benzen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Benzen">benzen</a> verilebilir. Yüzey aktif maddenin içerdiği hidrofilik grup çok farklı olabilir. Hidrofilik grubun yapısına göre yüzey aktif maddeler;<span id="more-13420"></span></p>
<p>Anyonik :   OSO   veya   SO<br />
Katyonik :   N (CH )   veya C H N<br />
İç tuz :   N (CH )  (CH ) COO<br />
Yarı polar :  N(CH ) O<br />
İyonik olmayan :    (OCH CH ) OH<br />
Yüzey aktif madde olmak üzere sınıflandırılabilir.</p>
<p>Anyonik deterjanlar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sulu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sulu">sulu</a> çözeltide – iyon içeren yüzey aktif maddelerdir.<br />
C H OH   +   SO     C H OSO H        C H OSO  Na </p>
<p>Katyonik deterjanlar, çözeltide pozitif yüklü iyon veren yüzey aktif maddelerdir.</p>
<p>      C H Cl   +   N(CH )           C H N(CH )  Cl </p>
<p>Yarı polar deterjanların yapısı:<br />
                                                                                CH<br />
                                                                                  |<br />
     C H N(CH )    +   H O        C H    N   0   +   H O<br />
                                                                                  |<br />
                                                                                CH </p>
<p>İç tuz yapısındaki deterjanların yapısı:</p>
<p>                                                      O                                                                O<br />
                                                      ||                                                                ||<br />
C H N(CH )    +   Cl   CH    C   Ona       C H N(CH )    CH    C   O   +   NaCl </p>
<p>İyonik olmayan deterjanların yapısı:</p>
<p>          C H OH   +   nCH    CH        C H  (OCH CH ) OH</p>
<p>DETERJANIN HAM MADDELERİ<br />
      Büyük hacimlerde yüzey aktif organik bileşikler sabun ve deterjan üretiminde kullanılırlar. Lineer alkilbenzen sülfonat (LAS) ve yağ alkolü sülfatı, bunlara örnek oluştururlar ve yüz milyonlarca kilo üretilirler. Aynı durum, sabunların ana maddesi olan yağ asitleri için de doğrudur. Bu amaçla oleum, sud kostik, çeşitli sodyum fosfatlar ve ürün ağırlığının %3 veya daha azını oluşturan, çok sayıdaki katkı maddelerin büyük bölümü satın alınır.</p>
<p>Köpük Ayarlayıcı Maddeler : Bu maddeler ya köpüğün sabit kalmasını yada köpüğün azalmasını sağlarlar. Genellikle yüzey aktif madde ile birlikte kullanılırlar. Bu maddelerin ortak bir kimyasal yapısı yoktur. Genellikle her bir yüzey aktif madde için özel bir köpük ayarlayıcı kullanılır. Köpüğün kalıcı olmasını sağlayan maddelere örnek olarak, laurik etanolamit, alkilbenzen sülfonat ve laurik <a href="http://www.genelbilge.com/tag/alkol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Alkol">alkol</a>-alkilsülfat verilebilir. Köpük azaltan maddeler genellikle hidrofobik maddelerdir. Bunlara örnek olarak da uzun zincirli yağ asitleri, silikonlar ve hidrofobik iyonik olmayan yüzey aktif maddeler verilebilir.</p>
<p>Deterjanın Etkisini Artıran Maddeler : Bu amaçla daha ziyade sodyumtripolifosfat <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> kompleks fosfatlar kullanılır. Bu maddeler suda bulunan ve sertlik veren Ca ve Mg  iyonlarını kompleks oluşturarak başladıklarından çökmeleri önlenmiş olur. Ayrıca suya geçmiş olan kirlerin çamaşır üzerine tekrar çökmesine mani olurlar. Kompleks polifosfatlar kullanılarak hazırlanmış bir deterjanla, karışım oranlarının iyi olması halinde iyi bir temizleme sağlanır. Deterjan etkisini artırdıklarından, deterjan maliyetini düşürürler. Deterjanların bileşiminde, yüzey aktif madde, köpük ayarlayıcı ve yüzey aktif maddenin etkisini artıran maddeler yanında %3 oranında katkı maddeleri de bulunur.</p>
<p>Deterjan Katkı Maddeleri : Korozyon inhibitörü olarak kullanılan sodyum silikat (Na SiO ), çamaşır makinesinin metal kısmını ve tabakları korur. Benzotriazol, Alman gümüşü gibi metalleri korur. Korozyon inhibitörlerinin etkisini artırır. Karboksimetil selüloz, tekrar çökmeyi önlemek için kullanılır. Kumaşın parlak olmasını sağlamak için UV ışığı görünür ışığa çevrilebilen florsan maddeler kullanılır: Mavileştiren maddeler, kumaşın sararma yatkınlığını önler. Ultramarin mavisi (çivit) gibi maddelerdir. Peroksijen yapılı ağartıcılar, yüksek sıcaklıkta etkili bileşiklerdir.<br />
Parfüm: Sabun ve deterjan endüstrisi en fazla parfüm kullanılan endüstrilerdir.</p>
<p>Deterjanların Çevreye Etkisi :<br />
      1960 ve 1970’lerde deterjanların bileşimleri, çevreyi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/koruma/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Koruma">koruma</a> düşüncesiyle hızlı değişimlere uğramışlardır. Deterjanlardan kaynaklanan (sularda sürüklenen) fosfatlar, göl sularında ötrifikasyona neden olmakta ve bu nedenle deterjanlara fosfatların katılması, bazı ülkelerde yasaklanmış bulunmaktadır. Deterjan endüstrileri tarafından takınılan tavır, atık su işlem ünitelerinde özel işlemlerle atık sulardan fosfatların uzaklaştırılabileceği şeklindedir; ayrıca fosfatların zehirli olduğu konusu da yeterince ispatlanmamıştır ve bunların yerine başka maddelerin konulması da pek istenen bir çözüm yolu değildir. Sabun ve deterjan endüstrileri ve bunları donatanların karşı karşıya geldikleri muazzam bir görev, yeni malzemelerin çevre üzerindeki etkilerinin araştırılmasıdır. Bu karmaşık problemin çözülmesinden önce, çok sayıda araştırmanın yapılması gerekmektedir.<br />
      Su kirlenmesini kontrol ve önleme konusunun önem kazanması nedeniyle, ürün-geliştirme işiyle görevli kimyager ve kimya mühendisleri son yıllarda atık su işleme ünitelerinde ve yüzey sularında (akarsular) yer alan mikrobik etki tarafından, ev ve endüstri deterjanlarının, kolaylıkla bozundurulabilen türde olmaları üzerinde durmaktadırlar. Bu yeni parametre, deterjan endüstrisinin yeni ürünler geliştirmede göz önünde bulundurduğu işlerlik, yeterlik ve fiyat faktörlerine katılmıştır. Tetrapropilenden türetilmiş alkilbenzen sulfonat gibi bir kısım surfaktanlar, yavaş yavaş parçalanırlar ve geride kalıcı bir atık bırakırlar. Mikrobik etki tarafından surfaktanların kolay bozunabilirlikleri, biyolojik parçalanabilirlikleri olarak adlandırılır. Bu konuda testler ve standartlar ortaya konulmuştur. Bunun gibi standartlar, geniş bir uygulama alanı bulabilmek için, çevre koşullarında değişim genişliğine sahip olmalıdır. Yetersiz atık işlem prosesleri ile, yalnız kısmen parçalanabilen malzemeler, daha yapay biyolojik işlem sistemleri tarafından tamamıyla bozundurulabilirler. Nehir suyunun da yavaş yavaş yok olma ölçütü veya atık su işleme ünitelerinde kullanılan biyolojik proseslerin tekrarı, biyolojik parçalanabilirliğin ölçülmesinde kullanılan, yaygın testlerden sadece bir kısmıdır.<br />
      Birkaç yıldan bu yana yürütülen araştırma esas alınarak, deterjan endüstrilerinin daha kolay parçalanabilen deterjanlar kullanmaları için belirli bir tarih, 31 Kasım 1965 seçilmiştir. Tam bir dönüş herkesin amacıdır ve bu konuda atılan en önemli adım, tetrapropilen benzensülfonatın (TPBS) diğerlerinin yerini almasıdır. Bu deterjan malzemesi, deterjan endüstrisinin ham maddesidir. Bulaşık ve çamaşır yıkama deterjanlarında kullanılan yüzey aktif maddeler pazarında, ağırlık olarak %70’lik paya sahiptir. Yılda yaklaşık 250 milyon kg civarında bir tüketim gücüne erişmiştir. TPBS, benzenin önce bir propilen tetramer ile alkillendirilmesi ve sonra, benzen halkasının sulfonasyonu ile üretilir. Propilen tetramer, dallanmış izomerlerin bir karışımından ibarettir ve pek azı, düz zincirli alkil gruplarına sahiptir. Daha kolay parçalanabilen yüzey aktif bir maddenin bulunabilmesi konusunda yapılan çalışma, alkil benzen oluşturmak için, düz zincirli bir hidrokarbon geliştirilmiştir. Düz zincirli maddeler, daha kolay parçalanabilen deterjanlar verir ve deterjan formülasyonuna kolaylıkla uyar.</p>
<p>YIKAMA ENDÜSTRİSİNİN TARİHÇESİ<br />
      Sabun endüstrisi olarak bilinen, yıkama endüstrisinin kökleri geçmişte 2000 yıl öncesine kadar uzanır. Pompeii kazılarında bir sabun fabrikasına rastlanmıştır. Bunlarla birlikte, pek çok sayıdaki kimyasal ham maddelerinde temelden bir değişme olmamıştır. 1940 ve 1965 yılları arasında, sabun gereksinmesinin %80’ini deterjanlar karşılamışlardır. 1975’lerde bu gereksinme %80’in üzerinde yeni deterjanlar tarafından sağlanmış bulunmaktadır. Bu deterjanlar, üretimleri için tamamıyla farklı yeni ham maddelere ve reaksiyonlara gereksinme duymaktadırlar.<br />
      Sabunun kendisi hiçbir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> gerçekten bulunmamıştır. Fakat yağsı maddeler ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/alkali/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Alkali">alkali</a> karışımlarından yavaş yavaş geliştirilmişlerdir. Pliny the Elder, birincin yüzyılda sert ve yumuşak sabunun her ikisinin de üretildiğine değinmektedir; fakat on üçüncü yüzyıla gelinceye kadar sabun, bir endüstri olarak adlandırılacak miktarda üretilmemiştir. 1800 öncesine kadar sabunun, yağ ve alkalinin mekanik bir karışımı olduğu sanılmaktaydı; bundan sonra bir Fransız kimyacısı olan Chevreul, sabun oluşumunun gerçek bir kimyasal reaksiyon olduğunu göstermiştir. Domeier aynı süre içerisinde, sabunlaştırma karışımından gliserinin kurtarılması konusundaki araştırmasını tamamlaştırmıştır. Leblanc’ın sodyum klorürden ucuz sodyum <a href="http://www.genelbilge.com/tag/karbonat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Karbonat">karbonat</a> üreten önemli buluşuna kadar, sabun üretimi için gerekli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/alkali/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Alkali">alkali</a>, odun külünün kaba bir şekilde ekstraksiyonu veya doğal kalevi sulardan, örneğin Nil nehri gibi, evaporasyonla üretilmekteydi.</p>
<p>      Sabun yapımında uygulanan temel proses 2000 yıldan bu yana değişmemiştir. Bu yöntemde, katı yada sıvı yağlar parti parti (süreksiz) olmak üzere bir alkali ile sabunlaştırılmakta ve sonra, karışıma tuz katılarak, sabun karışımından ayrılmaktadır. Fabrika işletilmesinde karşılaşılan başlıca değişmeler, katı ve sıvı yağların ön işlemlere sokulmaları ve hazırlanmış sabunun, örneğin püskürtme ile, kurutulması olmuştur. Hidroliz, hidrojenasyon, sıvı-sıvı ekstraksiyonu ve çeşitli katı ve sıvı yağların solventten kristalizasyonu, daha yeni ve daha iyi kalitede ham maddeler sağlamıştır. Sürekli sabun üretim prosesi 1937’de, Procter and Gamble kuruluşunun yüksek basınçta hidroliz ve sürekli nötralizasyon prosesini Quincy (Mass – ABD)’de kurmasıyla başlamıştır. Bunu izleyen gelişme, sürekli sabunlaştırma prosesi, Sharples and Lever Brothers kuruluşlarının müşterek çalışması sonucu ortaya çıkmış ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> fabrika 1945’te Baltimore’da kurulmuştur. Sürekli sabun üretim prosesi, önemli bir teknolojik gelişme olmasına karşın, sentetik deterjanların piyasaya çıkarılmasıyla, kısmen de olsa önemini yitirmektedir.</p>
<p>Deterjanın Kullanım Alanları ve Ekonomisi : </p>
<p>      Deterjan satışları 1970’lerde 2 milyon dolara erişmiş, sabun satışı ise aynı süre içerisinde, yaklaşık 400-500 milyon dolar arasında sabit kalmıştır.<br />
Sabun ve deterjan üretim ve Satışı<br />
 	Sabun	Deterjanlar	Toplam<br />
 	Milyon dolar	Milyon kg	Milyon dolar	Milyon kg	Milyon dolar	Milyon kg<br />
1940	313	1452	7	14	320	1466<br />
1945	527	1713	35	68	562	1781<br />
1950	540	1306	294	654	834	1959<br />
1955	379	720	649	1260	1028	1980<br />
1960	376	557	953	1785	1329	2342<br />
1965	389	503	1154	2206	1543	2709<br />
1970	427	476	1379	2560	1806	3035<br />
1980	500	498	2000	3670	2500	4169<br />
Kaynaklar: Soap and Synthetic Detergents – Domestic Sales, Imports, Exports and Per Capita Consumption, Chemical Economics Handbook, Standard Research Institute.</p>

<p class="sayac_bilgi">165 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/deterjanin-yapisi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Petrol Ve Petrol Enerjisi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/petrol-ve-petrol-enerjisi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/petrol-ve-petrol-enerjisi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 19:21:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Basit]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Birmanya]]></category>
		<category><![CDATA[Buhar]]></category>
		<category><![CDATA[Eski]]></category>
		<category><![CDATA[Fueloil]]></category>
		<category><![CDATA[Gaz]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Gres]]></category>
		<category><![CDATA[Ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Italya]]></category>
		<category><![CDATA[Kamyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey]]></category>
		<category><![CDATA[Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Parafin]]></category>
		<category><![CDATA[Seramik]]></category>
		<category><![CDATA[Sicilya]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/petrol-ve-petrol-enerjisi.html/</guid>
		<description><![CDATA[PETROL sözcüğü, Latince&#8217;de &#8220;kaya&#8221; anlamına gelen petra ve &#8220;yağ&#8221; anlamına gelen oleum sözcüklerinden türetilmiştir. Günümüzde petrol ve petrol ürünleri büyük önem taşır. Benzin, gazyağı, mazot, fueloil (yağyakıt), makine yağı, bitüm ve parafin mumu çok bilinen petrol ürünleridir. Benzin otomobillerde; gazyağı gaz lambalarında, bazı ısıtma aygıtlarında ve jet uçaklarının motorlarında; mazot (dizel yakıtı da denir) otobüs, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>PETROL sözcüğü, Latince&#8217;de &#8220;kaya&#8221; anlamına gelen petra ve &#8220;yağ&#8221; anlamına gelen oleum sözcüklerinden türetilmiştir. Günümüzde petrol ve petrol ürünleri büyük önem taşır. Benzin, gazyağı, mazot, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/fueloil/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fueloil">fueloil</a> (yağyakıt), makine yağı, bitüm ve parafin mumu çok bilinen petrol ürünleridir. Benzin otomobillerde; gazyağı gaz lambalarında, bazı ısıtma aygıtlarında ve jet uçaklarının motorlarında; mazot (dizel yakıtı da denir) otobüs, kamyon ve gemilerdeki dizel motorlarında kullanılır. Buharlı gemilerin kazanlarında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/buhar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Buhar">buhar</a> üretilmesinde; çelik, cam, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/seramik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Seramik">seramik</a> gibi maddelerin üretiminde kullanılan bazı sanayi fırınlarında ve bazı binaların ısıtma sistemlerinde fueloil yakılır. Makinelerin düzgün ve rahat çalışabilmesi için ince <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> da kalın makine yağlarına (en kalınlarına gres denir) gereksinim vardır. Bitümden, asfalt ve yalıtım malzemesi üretiminde yararlanılır.<br />
	Petrol binlerce yıl boyunca <a href="http://www.genelbilge.com/tag/basit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Basit">basit</a> bir biçimde kullanıldı. Babilliler yol döşerken ve bağlayıcı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/madde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Madde">madde</a> olarak bitümden, Romalılar yolları için <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sicilya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sicilya">Sicilya</a>&#8217;dan getirttikleri asfalttan yararlanırlardı. Eski Çinliler, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tuz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tuz">tuz</a> üretmek için tuzlu suyun ısıtılmasında doğal gaz kullandılar. İtalya, Almanya, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kuzey/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kuzey">Kuzey</a> Amerika ve Birmanya&#8217;da ham petrolün tedavi edici özellikleri olduğuna inanılırdı.<span id="more-13301"></span><br />
	Gazyağı ve Parafin<br />
	1850&#8242;de İskoçyalı bilim adamı James Young, şeyl denen bir kayaçtan gazyağı elde etmenin yöntemini buldu. Young, gazyağının lambalarda bitkisel yağ ya da balina yağı yerine kullanılabileceğini gösterdi. Kimyadaki adı kerozen olan gazyağının başlıca iki türü vardır. Bunlardan birincisi gaz lambalarında, gaz sobalarında ve ısıtıcılarda; daha uçucu olan ikinci türü ise, bazı traktörlerin ve küçük balıkçı teknelerinin motorlarında yakıt olarak kullanılır. Jet uçaklarının motorlarında kullanılan gazyağı ikinci türdendir.<br />
	Gazyağına İngiltere&#8217;de parafin denir. Ama parafin aslında petrolden elde edilen, mum, cila, su geçirmez karton ve kağıt yapımında kullanılan yarı saydam, sert bir mumdur. Açık renkli, kalın bir yağ olan ve ilaç olarak kullanılan vazelin (kimyadaki adı petrolatum) de bir başka petrol ürünüdür.<br />
	Ham Petrolün Keşfi<br />
	19. yüzyılın ortalarına kadar ham petrol, doğal olarak yüzeye sızdığı yerlerde oluşturduğu birikintilerden toplanırdı. Hayvanların su içtiği kaynaklara ya da tuzlu su çıkarmak için açılan kuyulara sızdığı için de çoğu zaman can sıkıcı, istenmeyen bir madde olarak görülürdü. 1850 dolaylarında ABD&#8217;de A.C.Ferris ve onun ardından S.M.Kier, petrolün lamba yağı olarak kullanılmasına yönelik <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> çalışmaları başlattılar. Daha sonra New York&#8217;lu iki avukat, George Bissell ve Jonathan Eveleth, Pennsylvania&#8217;da bir petrol arama şirketi kurdular ve emekli bir demiryolu müteahhiti olan Edwin L. Drake&#8217;i, Pennsylvania&#8217;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/daki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daki">daki</a> küçük Titusville kasabası yakınlarında petrol kuyusu açmakla görevlendirdiler.<br />
	Drake 27 Ağustos 1859&#8242;da 21 metre derinde petrole rastladı. Çok geçmeden günde sekiz varil, sonra da 20 varil petrol çıkarmaya başladı. Petrol, balina avlamak gibi riskli bir işten daha güvenilir ve daha ucuz bir lamba yağı kaynağı olduğu için hazır bir pazar buldu. Artık petrole hücum ve petrol çağı başlamıştı.<br />
	Petrolün Oluşumu ve Bulunması<br />
	Petrol denizlerdeki bitki ve hayvanların öldükten sonraki kalıntılardan oluşmuştur. Bu kalıntılar deniz yatağında milyonlarca yıl boyunca çürümüş ve geriye yalnızca yağlı maddeler kalmıştır. Yağlı maddeler çamur altında kalmış ve zamanla çamur sıkışıp kayaç katmanlarına, alttaki yağlı maddelerde de petrol ve gaza dönüşmüştür. Yerkabuğundaki altüst oluşlar bazen denizlerin kara parçaları haline gelmesine ve petrol içeren kayaçların da binlerce metre derine gömülmesine yol açmıştır.<br />
	Çoğunlukla petrol oluştuğu yerden başka yerlere taşınmıştır. Bazen kayaçlardaki gözeneklerden sızıp kilometrelerce derinden yüzeye çıkmış ve burada buharlaşmış (gaz haline dönüşmüş), geriye bir bitüm ya da zift birikintisi kalmıştır. Çoğu kez de gözeneksiz, sert kayaçlarla karşılaşmış ve buralarda toplanmıştır. Bulunan petrol yatakları bu tür kayaçların petrolü tutmasıyla oluşmuştur. Bu yataklarda, süngerin su emmesi gibi, gözenekli kayaçların emdiği petrolün üstü kubbe biçimli, sert ve gözeneksiz kayaçlarla örtülmüştür. Ama bu kayaçlar ile petrol arasında genellikle bir doğal gaz katmanı, petrolün altında da çoğu kez eski denizden arta kalan tuzlu su bulunur.<br />
	Belirli bir yerde petrol bulunup bulunmadığı ancak sondajla (delmeyle) anlaşılabilir; ama jeologlar yerkabuğuna ilişkin bilgilerden yararlanarak petrol bulunma olasılığı olan yerleri önceden belirleyebilirler. Çoğu zaman hava fotoğraflarından çıkarılan haritaları inceleyen jeologlar, petrol açısından umut verici olan alanları seçerler ve daha sonra bu alanlar karadan taranır. Kayaç ve bitki örtüsü incelenir, sondaj yoluyla sağlanan yer altı kayaç örnekleri getirilip laboratuarda çözümlenir. Jeologlar yeraltı kayaçlarının konum, derinlik, sertlik gibi özelliklerini ve hatta türünü belirleyebilmek için özel aygıtlardan ve bu aygıtlara dayalı olarak geliştirilmiş bilimsel arama yöntemlerinden yararlanırlar. Ama bütün bu çalışmalar yapılmış olsa da, açılacak kuyudan petrol çıkacağı gene de kesin değildir.<br />
	Petrol Kuyuları, Boru hatları ve Tankerler<br />
	Günümüzde pek çok petrol kuyusu, marangozların delik delmek için kullandıkları döner matkap uçlarına benzeyen uçlarla delinip açılır; aradaki fark, petrol için kullanılanların çok daha büyük olmasıdır. Matkap ucu, sondaj kulesi ya da delme kulesi denen yüksek bir kuleden, tel halatlara bağlanarak sarkıtılan delme borusunun ucuna takılır. Delme borusu kule tabanındaki döner tabladan geçer. Bu boru makine gücüyle, çoğu zaman bir dizel motoruyla döndürülür; ama son olarak geliştirilen türbo sondaj tekniğinde elektrik motorlarından yararlanılmaktadır. Delik derinleştikçe, delme borularına yenileri takılır. Delme borusundan aşağı yapay bir çamur pompalanır; bu çamur sürekli olarak matkap ucunun deliklerinden dışarı püskürür ve delinen deliğin yanlarından yukarıya geri döner. Bu çamur yalnızca matkap ucuna sıvanan kayaç parçacıklarını temizlemekle kalmaz, ucun yağlanmasını ve soğumasını da sağlar; ayrıca, taşıdığı basınç açılan deliğin duvarlarının içe doğru çökmesini önler. Daha sonra deliğe çelik borudan bir koruyucu kılıf geçirilir ve çimentolanır. Çok derin deliklerde, kılıf çapı tepede yaklaşık 45 santimetreyken dipte yaklaşık 10 santimetreye düşer.<br />
	Gerekli dikkat gösterilmezse, matkap ucu petrole ulaştığında petrol şiddetle dışarı fışkırabilir, böylece boşa akabilir ve yangın tehlikesi doğurabilir. Bunu önlemek ve petrolü aşağı doğru bastırabilmek için ağır sondaj çamuru kullanılır; ayrıca bir valf ve boru sisteminin yardımıyla da basıncın yavaş serbest bırakılması sağlanabilir. Eğer doğal basınç petrolü yüzeye çıkaracak kadar güçlü değilse, petrol ya pompalanarak ya da yüksek basınçlı gaz basılarak dışarı çıkarılır. İkinci yönteme &#8220;gazla yükseltme&#8221; denir.<br />
	Büyük miktarlarda petrolü karadan taşımak için boru hatlarından yararlanılır. Çelikten yapılan boruların çapları 15 cm ile 2 metre arasında olabilir. Boru hatları vadileri aşabilir, dağlara tırmanabilir ve ırmak yataklarının altından geçebilir.<br />
	Petrolü denizden taşımak için tanker denen gemiler kullanılır. Bunlar özel olarak tasarımlanmış teknelerdir; tankerlerin makineleri kıçta (geminin arka ucunda) bulunur. Teknenin çok büyük bir bölümü petrol bölmelerine ayrılmıştır. Büyük tankerler petrolü küçüklerden daha ucuza taşır. Günümüzde 550.000 tonluk tankerler yapılınca bunların yanaşabileceği uygun iskele bulmak bir sorun olmuştur. Bu tür tankerler limanı kullanmak yerine, derin sulardaki yüzer şamandıraların yanına demir atar; yükleme ve boşaltmayı da şamandıralardan başlayıp deniz yatağından kıyıdaki depolama tanklarına giden boru hatları aracılığıyla<br />
	Petrolün Arıtılması<br />
	Ham petrol, rafineri denen arıtma tesislerinde benzin ve gazyağı gibi petrol ürünlerine ayrılır. Bu değişik ürünler farklı sıcaklıklarda kaynayıp buharlaşır; bu özellikten yararlanılarak, ayrımsal damıtma denen yöntemle bu ürünler ham petrolden ayrılabilir. Ham petrol ısıtılır, bir sıvı ve buhar (gaz) karışımı halinde, ayırma kulesi denen çelik bir kuleye pompalanır. Sıvı bölüm kulenin dibinde toplanır, fueloil ve bitüm gibi ürünler haline gelir. Buharlar kulede yükselir ve yükseldikçe de soğur. Önce mazot gibi daha ağır ürünler sıvılaşır ve bunlar kulenin değişik düzeylerindeki tepsilerden çekilip alınır. Benzin buharları kulenin tepesine kadar yükselir ve buradan alınarak sıvılaştırılır.<br />
	Damıtma, arıtmanın birinci aşamasıdır. Ham petrol rafineride, değişik ürünlerin istenen miktarlarda elde edilebilmesine olanak verecek biçimde işlenebilmelidir. Yüksek sıcaklıklarda gerçekleştirilen bir işlem olan &#8220;kraking&#8221; (parçalama), ağır ürünleri daha <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hafif/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hafif">hafif</a> bileşenlerine ayırır ve böylece elde edilen benzin miktarı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/artar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Artar">artar</a>. Bütün maddeler moleküllerden, moleküller de atomlardan oluşur. Petrol hidrokarbon moleküllerinden, yani <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hidrojen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hidrojen">hidrojen</a> ve karbon elementlerinin atomlarından oluşur; ama bütün petrol moleküllerinde aynı sayıda atom bulunmaz. Örneğin, fueloil moleküllerinde gazyağı moleküllerinden daha çok <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hidrojen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hidrojen">hidrojen</a> ve karbon atomu vardır ve bu yüzden fueloil molekülleri gazyağı moleküllerinden daha ağırdır. Kraking işleminde, büyük taşların parçalanıp çakıl haline getirilmesi gibi moleküllerin bazıları da ısı ve basıncın etkisiyle parçalanır ve daha <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hafif/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hafif">hafif</a> moleküller elde edilir.<br />
	&#8220;Reforming&#8221; (düzeltim) işlemi ise arıtma sürecinin en önemli aşamasıdır. Bu, yüksek sıcaklık ve basınçta gerçekleştirilen, moleküllerin büyüklüklerinden çok biçimlerini değiştirmeye yönelik bir işlemdir. Bu işlemle hidrokarbon zincirlerinin biçimi değiştirilir ve bunlar &#8220;aroma tik&#8221; bileşikler denen benzen halkalı bileşiklere dönüştürülür. Üstün nitelikli benzin bu aşamada elde edilir.<br />
	Örneğin, ABD&#8217;de bir varil ham petrolden 63 litre benzin, 22 litre ağır fueloil elde edilir; oysa Ortadoğu&#8217;da bir varil petrol ancak 31 litre benzin, buna karşılık 63 litre fueloil verir. Petrol ya 159 litre eşdeğerindeki &#8220;varil&#8221; ya da özellikle deniz yoluyla taşındığında &#8220;artık ton&#8221; (1.016 kg) ve &#8220;metrik ton&#8221; la (1.000 kg) ölçülür.<br />
	Daha az bilinen petrol ürünlerinin şaşırtıcı kullanım alanları vardır. Mumlarda ve cilalarda petrol mumu (parafin mumu) bulunur; parfümler, kozmetikler ve hatta peynirin bozulmasını önleyen bazı maddeler petrol yağlarından hazırlanır. Böceklere karşı kullanılan ilaçlarda başka petrol yağları vardır. Etilen (domatesleri yapay olarak olgunlaştırmak için de bu madde kullanılır) ve yapay ipek ya da tırnak cilası yapımında kullanılan aseton gibi ürünler arıtma işleminden elde edilen gazlardan üretilir. Yapay kauçuk, plastikler ve sıvı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deterjan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deterjan">deterjan</a> yapımında kullanılan başlıca kimyasal maddeler de gene petrol ürünüdür. Pek çok ilaç ve boya, hatta sakız ve güçlü patlayıcılar gibi maddeler de petrol ürünleri içerebilir. Petrol gazları soğutularak ve sıkıştırılarak sıvılaştırılabilir; tüplere doldurularak pazarlanan bu tür propan ve bütan gibi gazlar çoğunlukla mutfaklarda ve aydınlatma amacıyla kullanılır.<br />
	Doğal Gaz<br />
	Pek çok ülkede karada ya da deniz yatağında açılmış petrol kuyularından elde edilen doğal gaz boru hatlarıyla kentlere taşınır; fabrikalarda, evlerde, ısıtma ve aydınlatma amacıyla kullanılır. Ham petrolden ayrılan gaz, işlenerek çok kolay alev alan buharlardan arıtılır. Doğal gazın çoğu bataklık gazı olarak da adlandırılan metandır. Metan, petrol ve kömürle birlikte bulunur; ama bazen tek başına da oluşur. 19. yüzyılın başlarında ABD&#8217;de keşfedilen doğal gaz kuyularına &#8220;yanar kaynak&#8221; denirdi. Petrol arayıcıları önceleri, basıncın etkisiyle petrolün yüzeye çıkmasını sağlayan doğal gaza önem vermediler. Yüzeyde petrolden ayrılan gaz bir boruya alınarak borunun ucunda dev bir meşale gibi yakılırdı. Yalnızca gaz çıkan kuyular ise tutuşturulur ve yıllarca kendi kendine yanmaya bırakırdı. Ama 1870&#8242;lerde ABD&#8217;de bu gazdan yararlanmaya yönelik çalışmalar başlatıldı ve doğal gazın boru şebekesiyle evlere dağıtılması sağlandı.<br />
	Doğal gaz genellikle yüzeyden binlerce metre derinde, kumtaşı gibi gözenekli bir kayaç katmanınca tutulmuş olarak bulunur; bu katman, gaz geçirmeyen ve bu özelliğiyle de doğal gazın kaçmasını önleyen bir başka kayaç katmanıyla örtülüdür. Doğal gaz aramaları petrol aramalarına benzer biçimde yürütülür. İngiltere’de doğal gaz aramaları 1930&#8242;larda başladı. 1950&#8242;lerde İskoçya&#8217;da Edinburgh yakınlarında ve Yorkshire&#8217;da küçük yataklar bulundu.<br />
	Kuzey Denizi&#8217;nde doğal gaz aranmasına 1964&#8242;te izin verildi. Petrol şirketleri bölgeye dev sondaj platformları gönderdiler ve sonuçta İngiltere&#8217;nin doğu kıyısı açıklarında zengin gaz yatakları keşfedildi. Bulunan yataklar İngiltere&#8217;nin gaz talebini karşılayacak kadar büyüktü. Doğal gaz, deniz yatağına döşenen boru hatlarıyla kuyulardan kıyıya taşındı ve oradan da yeni bir boru şebekesiyle bütün ülkeye dağıtıldı. Kuzey Denizi&#8217;nde yürütülen çalışmalarda kötü hava koşullarının etkisiyle sık sık büyük tehlikelerle karşılaşıldığı ve sondaj aygıtlarının yitirildiği oldu.<br />
	En büyük doğal gaz üreticileri ABD ve SSCB&#8217;dir. Yapımına 1967&#8242;de başlanan bir boru hattı doğal gazı günümüzde Sibirya&#8217;dan Urallar&#8217;a ve SSCB&#8217;nin batı kesimlerine, oradan da Türkiye&#8217;ye taşımaktadır. Hollanda, Kuzey Denizi&#8217;ndeki yataklardan Almanya Federal Cumhuriyeti, Belçika ve Fransa&#8217;ya gaz satmaktadır.<br />
	1980&#8242;lerin sonlarında çeşitli ülkelerdeki şirketler çürüyen çöp yığınlarından çıkan metan gazından elde ettikleri enerjiden yararlanarak elektrik üretmeye başladılar ve bunda başarılı da oldular.<br />
	Petrol Kaynakları<br />
	Büyük petrol yatakları birkaç ülkede toplanmıştır. En büyük petrol üreticisi SSCB&#8217;dir; dünya üretiminin neredeyse beşte biri bu ülkede gerçekleştirilir. ABD (dünyanın en çok petrol satın alan ülkesi) ve Suudi Arabistan (dünyanın en çok petrol satan ülkesi) petrol üreticisi ülkeler arasında ikinci ve üçüncü sırada yer alırlar.<br />
	Dünyanın bilinen en büyük petrol rezervleri Ortadoğu&#8217;dadır. Suudi Arabistan, İran, Irak, Kuveyt, Katar ve Abu Dabi büyük petrol üreticileridir. Bu ülkelerle birlikte Nijerya, Libya, Cezayir, Endonezya, Ekvator, Gabon ve Venezuella, petrol satış fiyatlarını ortaklaşa belirleyebilmek için Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü&#8217;nü (OPEC) kurmuşlardır.<br />
	Ülkeleri çevreleyen kıta sahanlıklarında da, örneğin Kuzey Denizi&#8217;nin İngiltere ve Norveç&#8217;e ait kesimlerinde petrol sondajları yapılmaktadır.<br />
	Dünyanın görünür petrol rezervi yaklaşık 666 milyar varil kadardır; bunun yarıdan çoğu Ortadoğu&#8217;dadır. Bu, yerin altından çıkarılabileceği bilinen petrol miktarıdır. Çoğu petrol yatağı keşfedilmeyi beklemektedir. Teknoloji ilerledikçe, çok derin sular altındaki petrolü çıkarmanın, ABD&#8217;deki şeyl çökellerinde ve Kanada&#8217;daki bitümlü kumlarda hap solmuş petrolü elde etmenin ve belki de bugünkü petrol alanlarından daha çok petrol çıkarmanın yolu bulunabilecektir. Günümüzde uygulanan yöntemler, petrolün çoğunun yeraltında bırakılmasını zorunlu kılmaktadır.<br />
	Türkiye&#8217;de Petrol ve Doğal Gaz<br />
	19. yüzyılda Osmanlı Devleti&#8217;nin sınırları içinde yer alan Musul ve Bağdat vilayetlerinde ham petrol sızıntısına rastlanan bazı alanlar olduğu biliniyordu. Bu yüzyıl sonlarında bir yabancı şirket Türkiye&#8217;de ilk kez petrol arama sondajı yaptı. İskenderun çevresinde yapılan sondajlarda doğal gaza rastlandı. Bir başka yabancı şirketin 1900&#8242;de Trakya&#8217;daki Mürefte yöresinde yaptığı sondajda petrol bulundu. Ama çıkan petrol miktarı çok az olduğundan bir süre sonra kuyular kapatıldı.<br />
	Doğu Anadolu Bölgesi&#8217;ni uzun yıllar işgalleri altında tutan Ruslar, I. Dünya Savaşı sırasında Erzurum ve Erzincan yörelerinde yapılan bazı sondajlarda petrole rastladılar. I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti Irak&#8217;taki geniş ham petrol alanlarını yitirdi. Türkiye bu zengin petrol alanlarında hakkı olduğunu ileri sürdü. 1926&#8242;da imzalanan bir antlaşmayla Türkiye, Irak&#8217;ın elde edeceği petrol gelirinin yüzde 10&#8242;unun 25 yıl süreyle kendisine verilmesi karşılığında bu topraklardan vazgeçti.<br />
Türkiye&#8217;deki cevher yataklarının araştırılması ve saptanması amacıyla kurulan Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA), 1940&#8242;ta Siirt ilinin Raman Dağı yöresinde ve 1945&#8242;te Garzan yöresinde verimli ham petrol yatakları buldu. Daha sonra MTA&#8217;nın görevini devralan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Siirt ilinde birçok kuyu açarak üretim yaptı. Arama ve üretim izni alan bazı yabancı petrol şirketleri de Adana, Adıyaman, Diyarbakır ve Siirt&#8217;te verimli yataklar buldular. Türkiye&#8217;nin ham petrol üretimi 1950&#8242;de 18.000 ton, 1960&#8242;ta da 375.000 tondu. Bu yıllardan önce Türkiye, benzin ve gaz gibi petrol ürünleri gereksinmesini yurtdışından satın alarak karşılıyordu. 1955&#8242;te Siirt ilinde Batman (bugün Batman ilinde), 1961&#8242;de Kocaeli ilinde İPRAŞ, 1962&#8242;de İçel ilinde ATAŞ, 1972&#8242;de İzmir ilinde Aliağa ve 1987&#8242;de de Ankara ilinde Orta Anadolu (bugün Kırıkkale ilinde) rafinerilerinin yapılması, Türkiye&#8217;yi önemli miktarda ham petrol satın alan ve gereksinmesi olan petrol ürünlerini kendi rafinerilerinde işleyerek elde eden bir ülke durumuna getirdi. Rafinerilerinin yıllık ham petrol işleme kapasitesi 30 milyon tondan çok olan Türkiye, 2.5 milyon ton kadar ham petrol üretmektedir ve 20 milyon tondan çok ham petrol satın almaktadır.<br />
	1986&#8242;da açıklanan bilgilere göre Türkiye&#8217;de saptanan üretilebilir durumdaki ham petrol rezervlerinin kalan miktarı yaklaşık 21 milyon tondur. Bu üretilebilir rezervin yüzde 59&#8242;u yabancı petrol şirketlerinin elindedir. Yabancı petrol şirketlerinden başlıcalar Mobil ve Shell&#8217;dir. Irak, Kerkük&#8217;te ürettiği ham petrolün bir bölümünü boru hattıyla Adana ilindeki Yumurtalık limanına pompalar. Bu ham petrolün bir bölümü Türkiye&#8217;deki rafinerilerde işlenir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi&#8217;nde üretilen ham petrolün bir bölümünü İskenderun Körfezi&#8217;ne, Batman Rafinerisi&#8217;nde işlenemeyen petrolü öteki rafinerilere taşımak ve Irak&#8217;tan gelen petrolü değerlendirmek amacıyla bazı başka boru hatları da yapılmıştır. Bunlar Batman-Dörtyol, Şelmo-Batman ve Yumurtalık-Kırıkkale boru hatlarıdır. 1987&#8242;de Türkiye&#8217;deki rafinerilerde işlenerek elde edilen başlıca petrol ürünlerinin yaklaşık miktarları şöyleydi: 2.5 milyon ton benzin, 760 bin ton jet yakıtı, 6.5 milyon ton mazot, 8 milyon ton fueloil ve 390 bin ton gazyağı.<br />
	Türkiye&#8217;de petrol ürünlerinin kullanıldığı bazı termik santraller da vardır. Bunlar Aliağa, Ambarlı, Bornova, Hopa, ve Seydişehir santralılarıdır.<br />
	Türkiye&#8217;nin başlıca doğal gaz kaynakları Marmara Bölgesi&#8217;nin Trakya kesimi ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi&#8217;ndedir. Çevre kirlenmesine yol açmayan temiz bir yakıt olan doğalgaz yataklarının araştırılması çalışmalarına Türkiye&#8217;de 1960&#8242;larda başlandı. 1974&#8242;te TPAO&#8217;nun yaptığı sondajlar sırasında Hamitabat&#8217;ta verimli doğal gaz yataklarına rastlandı. Dünya doğal gaz rezervlerinin çok küçük bir bölümü ülkemizdedir. Bu rezervlerin en büyük bölümü Hamitabat&#8217;tadır. Burada yapılan üretim sonucunda elde edilen doğal gaz, bir termik santral ile bazı fabrikalarda yakıt olarak kullanılmaktadır. Hamitabat&#8217;tan geçen SSCB-Türkiye Doğal Gaz Boru hattı, Bulgaristan sınırından Ankara&#8217;ya kadar uzanır. Doğal gazın boru hattıyla ulaştığı yörelerdeki konutlar ile sanayi kuruluşlarında çevreyi sürekli kirleten öteki yakıtların yerini alması tasarlanmıştır. Ankara kentindeki konutlara ulaştırılan doğal gazın İstanbul&#8217;da da kullanıma sunulması için çalışmalar sürdürülmektedir.</p>
<p>Petrolün yol açacağı zararlar<br />
	Petrol enerjisi yerine güneş enerjisini savunanların &#8220;romantik çevreciler&#8221; değil &#8220;gerçek çevreciler&#8221; olduğunu söyleyen Keskin şu uyarıda bulundu:</p>
<p>* Petrol şirketlerinin Dünya Bankası ve İhracat Kredi Ajansları aracılığıyla hükümetlerce desteklenen yatırım planlarının tümü, Kazakistan ve Azerbaycan&#8217;da gerçekleştirilirse, atmosfere karbondioksit yayılımı büyük ölçüde artacak ve küresel ısınma daha tehlikeli bir boyuta gelecek.</p>
<p>* İstanbul Boğazı dünyanın en tehlikeli su yollarından birisi. Buna rağmen, Hazar Bölgesi&#8217;nden batı ülkelerinin tüketici pazarlarına giden ağır petrol tankeri trafiğini taşıyor. Bu nedenle burası süregelen petrol bağımlılığımızı sorgulamak için çok uygun bir nokta.</p>
<p>* Hükümetler yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarını ihmal ederken, fosil yakıtlar ve nükleer enerji, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi hükümetlerden hala her yıl 250-300 milyar sübvansiyon alıyor.</p>

<p class="sayac_bilgi">64 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/petrol-ve-petrol-enerjisi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıvı deterjanın üretimi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/sivi-deterjanin-uretimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/sivi-deterjanin-uretimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 19:18:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Alkol]]></category>
		<category><![CDATA[Amin]]></category>
		<category><![CDATA[Ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Ilave]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Imalat]]></category>
		<category><![CDATA[Koruma]]></category>
		<category><![CDATA[Labsa]]></category>
		<category><![CDATA[Naclo]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>labsa</category>
	<category>çözeltisi</category>
	<category>sodyumhipoklorit</category>
	<category>naclo</category>
	<category>bidonlara</category>
	<category>sodyum</category>
	<category>lauryl</category>
	<category>hipoklorit</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/sivi-deterjanin-uretimi.html/</guid>
		<description><![CDATA[Gerekli maddeler LABSA (Lineer Alkil Benzen Sülfonit Asit), Lauryl Alkol(C12H25OH),diethanolamin, triethanolamin, sodyum sülfat, Su(H2O), Sodyum hipoklorit (%10&#8242;luk çözeltisi), Caustic sodyum hidroksit (%45&#8242;lik sodyum hidroksit çözeltisi) Yapılışı Önce %83,7 oranındaki suyun içerisinde %10&#8242;luk LABSA yavaş yavaş yedirilerek karıştırılır.LABSA &#8216;nın karışımı tamamlanınca %1&#8242;lik diethanol amin ve %2&#8242;lik triethanol amin ilave edilir. Daha sonra %1,7&#8242;lik Lauryl alkol ilave [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gerekli maddeler</strong><br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/labsa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Labsa">LABSA</a> (Lineer Alkil Benzen Sülfonit <a href="http://www.genelbilge.com/tag/asit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Asit">Asit</a>), Lauryl <a href="http://www.genelbilge.com/tag/alkol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Alkol">Alkol</a>(C12H25OH),diethanolamin, triethanolamin, sodyum sülfat, Su(H2O), Sodyum hipoklorit (%10&#8242;luk çözeltisi),  Caustic sodyum hidroksit (%45&#8242;lik sodyum hidroksit çözeltisi)<br />
<strong>Yapılışı</strong><br />
Önce %83,7 oranındaki suyun içerisinde %10&#8242;luk LABSA yavaş yavaş yedirilerek karıştırılır.LABSA &#8216;nın karışımı tamamlanınca %1&#8242;lik diethanol <a href="http://www.genelbilge.com/tag/amin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Amin">amin</a> ve %2&#8242;lik triethanol <a href="http://www.genelbilge.com/tag/amin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Amin">amin</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilave/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilave">ilave</a> edilir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">Daha</a> sonra %1,7&#8242;lik Lauryl alkol <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilave/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilave">ilave</a> edilir.Viskositesi (akışkanlığı) ayarlanır. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> işlem bitince %1&#8242;lik sodyumsülfat eklenir.En son %0.6 oranında sodyumhipoklorit katılır. Böylece gerekli maddelerin hepsi kazanlara katılmış olur. Karışma işlemi bittikten sonra dolum varillerinden bidonlara aktarılır. Ve sıvı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deterjan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deterjan">deterjan</a> piyasaya sürülmek için hazır <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> duruma getirilir.	 <span id="more-13299"></span></p>
<p><strong>Üretim Yapan Firmalar:</strong><br />
Türkiye&#8217;de sıvı deterjan üretimi çeşitli ufak atolyelerde yaygın şekilde yapılmaktadır. Ancak işin biraz daha derinine inersek deterjan üretimi Lever, Benckiser <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> bazı büyük firmalar tarafından <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ciddi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ciddi">ciddi</a> şekilde yapılmaktadır<br />
Çamaşır suyunun üretimi<br />
Gerekli Maddeler<br />
Sodyumhipoklorit (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/naclo/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Naclo">NaClO</a>) &#8216;in %5&#8242;lik çözeltisi, Su(H2O)<br />
Yapılışı<br />
İlk önce Tarım <a href="http://www.genelbilge.com/tag/koruma/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Koruma">Koruma</a>&#8217;dan %30&#8242;luk Konsantre Sodyum hipoklorit (NaClO) çözeltisi alınır. .Sonra <a href="http://www.genelbilge.com/tag/imalat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Imalat">imalat</a> yerinde %5&#8242;e seyrelttirilir. Daha sonra kazanlarda yapılan karıştırma işlemi bitince bidonlara doldurulur.En sonunda ambalajlanarak piyasaya sevk edilir. Çamaşır suyuna bazen esans katılarak kokulandırılır. 	 </p>
<p>KAYNAKLAR:<br />
*Tempak San. Ltd. Şti.</p>

<p class="sayac_bilgi">132 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/sivi-deterjanin-uretimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asit &amp; Bazların Endüstride Ve Günlk Hayatta Kullanımı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/asit-bazlarin-endustride-ve-gunlk-hayatta-kullanimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/asit-bazlarin-endustride-ve-gunlk-hayatta-kullanimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 16:44:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Asetik Asit]]></category>
		<category><![CDATA[Bazlar]]></category>
		<category><![CDATA[Engel]]></category>
		<category><![CDATA[Folik Asit]]></category>
		<category><![CDATA[Gazoz]]></category>
		<category><![CDATA[Hatta]]></category>
		<category><![CDATA[Hcooh]]></category>
		<category><![CDATA[Petro]]></category>
		<category><![CDATA[Sebze]]></category>
		<category><![CDATA[Sirke]]></category>
		<category><![CDATA[Yada]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=13128</guid>
		<description><![CDATA[Günlük hayatta kullandığımız sabun,çamaşır suyu,tuz ruhu,bazı ilaçlar,gazoz,sirke,tıraş köpüğü,cilt bakım kremi,ketçap gibi maddelerin yapısında asit yada baz bulunmaktadır. Bazı asit ve bazlar ise yediğimiz sebze ve meyvelerde doğal olarak vardır. Hatta bazı asit ve bazların eksikliğinde canlı vücudunda birtakım hastalıklar meydana gelir. Folik asit eksikliğinde aneminin oluşması gibi. Şimdi önemli asit ve bazların özelliklerini ve kullanıldığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük hayatta kullandığımız sabun,çamaşır suyu,tuz ruhu,bazı ilaçlar,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/gazoz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gazoz">gazoz</a>,sirke,tıraş köpüğü,cilt bakım kremi,ketçap gibi maddelerin yapısında asit <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yada">yada</a> baz bulunmaktadır.<br />
Bazı asit ve bazlar ise yediğimiz sebze ve meyvelerde doğal olarak vardır. Hatta bazı asit ve bazların eksikliğinde canlı vücudunda birtakım hastalıklar meydana gelir. Folik asit eksikliğinde aneminin oluşması gibi. Şimdi önemli asit ve bazların özelliklerini ve kullanıldığı alanları inceleyelim.<br />
Formik asit(HCOOH):</p>
<p>Bakterilere küf ve mayalara etki eder. Mikrobik bozunmayı önlemek için gıdalarda koruyucu olarak kullanılır. Karınca salgısında bol miktarda bulunur.</p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/asetik-asit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Asetik Asit">Asetik asit</a>(CH3COOH):</p>
<p>Sirke asidi olarak bilinir asetik asidin %5-8 lik çözeltisi sirke olarak kullanılır. Asetik asit bir çok ilaç ve endüstri maddesinin hazırlanmasında kullanılır. Tahriş edici kokuya sahip bir sıvıdır. Alüminyum asetat tuzu,taze kesilmiş yaralarda kan dindirici olarak kullanılır.<br />
<span id="more-13128"></span><br />
Sorbik asit(HC6H7O2):</p>
<p>Küf ve mayaların gelişmesine engel olur.Bu özelliğinden dolayı yiyeceklerde antimikrobik koruyucu olarak kullanılır. Kokusu,lezzeti yoktur.</p>
<p>Sülfürik asit(H2SO4):</p>
<p>Endüstride kullanılan en önemli asit ve dünyada en çok üretilen kimyasallardan biridir. SO2 kullanılarak Kontak Metodu denilen bir metotla üretilir. Endüstride bir çok alanda kullanılan bu asit,özellikle gübre üretiminde,amonyum sülfat üretiminde,patlayıcı yapımında,boya sanayiinde,petro kimya sanayiinde kullanılmaktadır.</p>
<p>Benzoik asit(C6H5COOH):</p>
<p>Beyaz renkli iğne ve yaprakçık görünümünde bir maddedir. Gıdalarda mikrobik bozunmayı önlemek için kullanılır. En çok kullanıldığı alanlar,meyve suyu,marmelat,reçel,gazlı içecekler,turşular,ketçap ve benzeri ürünlerdir. Benzoik asit,bir çok bitkinin yaprak,kabuk ve meyvelerinde bulunur. Benzoik asit,genellikle sodyum tuzu olarak kullanılır. İlave edildiği gıdanın tadını etkiler.</p>
<p>Folik asit:</p>
<p>Folik asit,yaşayan tüm hayvan ve bitki dokularında az da olsa bulunur. Folik asit en çok koyu yeşil yapraklı sebzeler ve gıda olarak kullanılan hayvanların böbrek ve karaciğerlerinde<br />
   1</p>
<p>bulunur. Biftek,hububat,sebzeler,domates,peynir ve sütte az miktarda bulunur. Folik asit eksikliğinde vücutta anemi (kansızlık) ortaya çıkar.</p>
<p>Hidrojen sülfür(H2S):</p>
<p>Renksiz bir gazdır. Kokmuş yumurtayı andıran bir kokusu vardır.Çok zehirlidir. Uzun <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> solunduğunda insanı öldüre bilir. Havada seyrektik olarak bulunduğunda yorgunluk ve baş ağrısı yapar.</p>
<p>Nitrik asit(HNO3):</p>
<p>Nitrik asit,dinamit yapımında kullanılır. Nitrik asidin gliserin ile reaksiyonundan nitrogliserin meydana gelir. Ayrıca nitrik asit NH4NO3 içeren gübrelerin üretiminde kullanılır.</p>
<p>Fosforik asit(H3PO4):</p>
<p>Saf fosforik asit,renksiz kristaller halinde bir katıdır. Fosforik asit, en çok, fosfatlı gübrelerin yapımında ve ilaç endüstrisinde kullanılır.</p>
<p>Hidroflorik asit(HF):</p>
<p>Hidroflorik asit yüksek oktanlı benzin yapımında,sentetik kriyolit(Na3AlF6) imalatında kullanılır. Ayrıca hidroflorik asit, camların üzerine şekil yapmak için kullanılır. Bu iş için, önce cam eşya yüzeyi bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/parafin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Parafin">parafin</a> tabakası ile kaplanır. Sonra parafinin üzerine bir çelik kalem ile istenen şekil çizilir. Bu çizgilere hidrojen flüorür gazı veya çözeltisi tatbik edilir. Camdaki parafinin temizlendikten sonra camda yalnız sabit şekiller kalır.</p>
<p>Sodyum hidroksit(NaOH):</p>
<p>Beyaz renkte nem çekici bir maddedir. Su da kolaylıkla çözünür ve yumuşak kaygan ve sabun hissi veren bir çözelti oluşturur. İnsan dokusuna kaşındırıcı bir etkisi vardır. Sodyum hidroksit, lâboratuvarda <a href="http://www.genelbilge.com/tag/co2/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Co2">CO2</a> gibi asidik gazları yakalamak için kullanılır. Endüstride bir çok kimyasal maddenin yapımında, yapay ipek, sabun, kâğıt,boya, deterjan endüstrisinde ve petrol rafinelerinde kullanılır.</p>
<p>Potasyum hidroksit(KOH):</p>
<p>Endüstride arap sabunu üretiminde, pillerde elektrolit olarak ve gübre yapımında kullanılır.</p>
<p>Kalsiyum hidroksit(Ca(OH)2):</p>
<p>Beyaz bir toz olup, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/suda/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Suda">suda</a> hamurumsu bir görünüş alır. Sönmemiş kirece su ilave edilmesiyle elde edilir. Kalsiyum hidroksit asidik gazların uzaklaştırılması, kireç ve çimento yapımı alanlarında kullanılır.</p>
<p>						2<br />
Amonyak(NH3):</p>
<p>Renksiz, kendine özgü keskin kokusu olan bir gazdır. Sıvı amonyak özellikleri bakımından suya benzer, polar yapıdadır, hidrojen bağı yapar ve su gibi iyonlarına ayrışır. Amonyak,endüstride en çok azotlu gübrelerin ve nitrik asidin üretiminde başlangıç maddesi<br />
olarak kullanılır. Lâboratuvarlarda ise amonyak , zayıf baz olarak ve bir çok kimyasal maddenin elde edilmesinde kullanılır. Amonyak, bilhassa nitrik asit ve amonyum tuzları imalatında, üre, boya, ilaç ve plastik gibi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/organik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Organik">organik</a> madde imalatında kullanılır. Amonyak gazı, normal sıcaklıkta basınç uygulandığında kolaylıkla sıvılaşır. Oluşan bu sıvının buharlaşma ısısı yüksektir (327kkal/g). Bundan dolayı amonyak endüstride soğutucu olarak kullanılır.</p>
<p>Hidrosiyanik asit(HCN):</p>
<p>Tabiatta bulunan zehirlerin en kuvvetlisidir. HCN’ nin kokusu şeftali çekirdeği içi kokusuna benzer. Metreküpte 34 miligram HCN varlığında kokusu hissedilebilir. Öldürücü tesir hızı yaklaşık 16 dakikadır. Öldürücü dozu konsantrasyonuna bağlıdır.</p>
<p>Laktik asit:</p>
<p>Zeytine lezzet ve bileşenlerinin salamuraya geçişini sağlıyor.</p>
<p>Probiyonik asit:</p>
<p>Peynirde,ekmek ve unlu mamullerinde rop hastalığına karşı, küflere karşı etkili bir asittir.</p>
<p>Malik asit:</p>
<p>Hafif ekşimsidir. Asitliği düzenlemek için kullanılır. suda çözünürlüğü yüksektir.</p>
<p>Tartarik asit:</p>
<p>Çözünürlüğü yüksek bir asittir. Asitlik ve tat için kullanılır. Üzümde bulunur.</p>
<p>Günlük hayatta karşılaştığımız maddelerden bir kısmı asit ve baz içerir. Asit ve bazlar her zaman evimizde bulundurduğumuz bazı mamullerin içinde bulunur. Şimdi bu mamullerin içinde bulunan asit ve bazları sırasıyla aşağıda gösterelim.</p>
<p>Şampuan:</p>
<p>Ammonium laureth sulfate.					Sodyum citrate.</p>
<p>Sodium chloride.						Ammonium lauryl sulfate.</p>
<p>Ammonium xylenesulfanete.</p>
<p>             3</p>
<p>Sitrik asit.</p>
<p>Hydrogenated polydecene.					Disodium EDTA.</p>
<p>Terasodium EDTA.</p>
<p>Diş macunu:</p>
<p>Kalsiyum karbonat.				Sodium monofluorophosphate.</p>
<p>Sodium lauryl sulfate.			Sodium carrageenan.</p>
<p>Sodium silicate.</p>
<p>Saç spreyi:</p>
<p>Cetrimonium chloride.					 Laktik asit.</p>
<p>Stearalkonium chloride. 					Palmitik asit.</p>
<p>Salicylic asit.</p>
<p>Sabun:</p>
<p>Sodium cocoly ısethionate.  						Coconut asit.</p>
<p>Stearic asit.								Sodium ısethionate.</p>
<p>Sodium tallowate.							Sodium stearete.</p>
<p>Sodium polm kernelate.						Sodium chloride.</p>
<p>Trisodium EDTA</p>
<p>Cilt bakım kremi:</p>
<p>Sodium cetearyl sulfate.						Sodium carbomer.</p>
<p>Tıraş köpüğü:</p>
<p>Palmitik asit.		 Vitamin hapı:Sorbik asit. 		Sitrik asit anhidr. </p>
<p>Potasyum klorür. 		Sodyum silikat. 		Folik asit. 		Stearic asit.</p>
<p>Ketçap:</p>
<p>Askorbik asit.							Potasyum sorbat.</p>
<p>          	Sodyum benzoat.</p>
<p>Mayonez:</p>
<p>Sorbik asit.</p>
<p>Kola:</p>
<p>İnorganik asitliği düzenleyici H3PO4				Fosforik asit</p>
<p>Margarin:</p>
<p>Sitrik asit.								Potasyum sorbat.</p>
<p>Limon sosu:</p>
<p>Sitrik asit.								Askorbik asit.</p>
<p>Kabartma tozu:</p>
<p>Stabilizor(sodyum asit pirofosfat E450) .</p>
<p>Yiyecek ve içeceklerimize bulunan asitlerin yenilip içilmesinde bir mahsur yokken suni olarak elde edilen asitlerin yenilip içilmesi tehlike arz eder. Simdi sağlığımız için zararlı olan asitleri inceleyelim.</p>
<p>E-230 Sorbik asit: Vitamin B12’yi yok ediyor.</p>
<p>E-250 sodyum nirit, E251 Sodyum nitrat : Kalp damar hastalıkları.(tüm sosis ve salamlarda.)</p>
<p>E-120 Karminik asit: nörolojik hastalıklar.</p>
<p>E-330 sitrik asit: En tehlikeli kanserojen etki maddesi olup ne yazık ki bir çok hazır gıdada bulunuyor.(gofret, meyve suları, bazı hazır çorbalar,teneke konserve turşular, bazı hazır yaprak sarmaları,bazı şekerlemeler.)</p>
<p>E-300 Askorbik asit : Kanserojen etki maddesi. (bazı portakal sulu içeceklerde.)</p>
<p>Yurt dışında yasaklanan bizde hâlâ kullanılan katkılar:</p>
<p>E-211 sodyum benzoat: ketçaplarda bulunur.</p>
<p>E-210 Benzoik asit,</p>
<p>E-211 Sodyum benzoat,</p>
<p>E-213 Kalsiyum benzoat,</p>
<p>E-214 Etil-p-hidroksibenzoat,</p>
<p>E-215 Sodyum etil-p-hidroksibenzoat,</p>
<p>E-216 Propil-p-hidroksibenzoat,</p>
<p>E-217 Sodyum propil-p-hidroksibenzoat</p>
<p>Bunlar renkli draje çikolatalarda ve kaymaklı bisküvilerde kullanılır. Kalp hastalıkları, damar sertlikleri ve tıkanıklıklara yol açan katkı maddeleridir.</p>
<p>Mide ve bağırsak hastalıklarına yol açan katkılar:</p>
<p>E-338 Ortofosforik asit.</p>
<p>E-339 Sodyum fosfat.</p>
<p>E-340 Monopotasyum fosfat.</p>
<p>E-341 Monokalsiyum fosfat.</p>
<p>Sofradaki zeytin doğal zeytin mi:</p>
<p>Sofralarımızı süsleyen siyah zeytinlerin asıl renginin siyah olmadığını biliyor muydunuz? Zeytinlerin ağaçlarda toplanmasının ardından zeytinlerin işlenmesi arasında boyanması da yer alıyor. Zeytin üreten bölgelerde “zeytin boyası” olarak bilinen kimyasal olarak da demir oksit içeren boyayla zeytinlerin doğal renkleri kaybediliyor.(9 Nisan 2000 tarihli Zaman gazetesinden alınmıştır)</p>
<p>			***********************************</p>
<p>Kaynaklar:</p>
<p>sürat yayınları kimya 1 kitabı</p>
<p>Marmara üniversitesi gıda mühendisliği gıda katkı maddeleri dersi ders notları,</p>
<p>Gıda kimyası kitabı</p>

<p class="sayac_bilgi">259 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/asit-bazlarin-endustride-ve-gunlk-hayatta-kullanimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyon Değiştiriciler</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/iyon-degistiriciler.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/iyon-degistiriciler.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 18:28:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Henneberg]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Iyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Magnezyum]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik]]></category>
		<category><![CDATA[Protein]]></category>
		<category><![CDATA[Spence]]></category>
		<category><![CDATA[Thompson]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>değiştiriciler</category>
	<category>İyon</category>
	<category>iyon</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=12938</guid>
		<description><![CDATA[1.1. Tarihçe Doğadaki sürekli değişimin önemli nedenlerinden biri iyon değişimidir.toprak, kum ve kayalar gibi cansız varlıklarda ve canlı organizmalardaki yaşamsal fonksiyonlarda iyon değişimine ait bir çok örnek mevcuttur. Bir çok organik inorganik madde iyon değiştirici olarak kullanılmaktadır.Örneğin; protein, selüloz, karbon, basit balçık ve birçok mineral gibi doğal ürünler ile çevrelenmiş bir ortamdaki diğer iyonları değiştiren [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1.1.	Tarihçe<br />
 	Doğadaki sürekli değişimin önemli nedenlerinden biri <a href="http://www.genelbilge.com/tag/iyon/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Iyon">iyon</a> değişimidir.toprak, kum ve kayalar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> cansız varlıklarda ve canlı organizmalardaki yaşamsal fonksiyonlarda <a href="http://www.genelbilge.com/tag/iyon/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Iyon">iyon</a> değişimine ait <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> çok örnek mevcuttur.<br />
	Bir çok organik inorganik madde iyon değiştirici olarak kullanılmaktadır.Örneğin; protein, selüloz, karbon, basit balçık ve birçok mineral gibi doğal ürünler ile çevrelenmiş bir ortamdaki diğer iyonları değiştiren taşınabilir iyon içerirler. Bu doğal maddeler düşük bir değiştirme kapasitesine sahiptir.Bu özelliklerde pek tercih edilmeyen fiziksel ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kimyasal/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kimyasal">kimyasal</a> özelliklerdir ki iyon değiştirici maddelerin pratik kullanımı sınırlandırırlar.sonuç olarak,1935 yılından önce iyon değiştirme tekniğine laboatuvarlarda ne de endüstiriyel alanlarda geniş bir birim düzeni kullanılmıyordu.<br />
1850’de  Thompson ve Way işlenmiş toprakta amonyum gibi çeşitli iyonların,kalsiyum ve magnezyum iyonlarıyla yerdeğiştirebildikleri şeklindeki gözlemlerini yayınladılar.Thompson’unçalışmasından yararlanarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/spence/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Spence">Spence</a> bir cam kolonda amonyum sülfatla işleme tabi tutulmuş kumlu kil yatak hazırlayıp yataktan suyu geçirdiği zaman,yatakta amonyum sülfat yerine alçı bulunduğunu <span id="more-12938"></span>görmüştür.laboratuvarda gerçekleşen bu ilk iyon değişimi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/henneberg/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Henneberg">Henneberg</a> ve Stohmann kimyasal süreç olarak yorumlamış ve bu süreçlerin tersinin olduğunu öne sürmüşlerdir.bu olayları killer ve zeolitlerde de meydana geldiğini önce Lenberg daha sonra ise Wiegner göstermiştir.<br />
Bu keşifler,suyun sertliğinin giderilmesi ve diğer amaçlara hizmet edebilen malzemelerin kullanımı ve bu özelliklerin gösteren ürünlerin sentezlenmesi çabalarına ışık tutmuştur.ilk sentetik iyon değiştiriciler 1903’te Harm ve Rümpler ile 1905’te Gans tarafından hazırlanmıştır.böylece örneğin  deniz suyundan altın tuulması gibi uygulamalar gerçekleşebilecekti.<br />
Modern iyon değiştirici teknolojisi 1935 yılında Adams ve Holmes’in şimdiki klasik araştırmalarıyla başladı.adam ve holmes genel olarak reçine diy bilinen iyonları değiştirme özeliğine sahip olan sentetik polimerleri keşfeden kişilerdir.bu keşfin patenti I.G. Farbenindüstrie şirketi tarafından 1936’da alınarak istenen özllikte iyon değiştirici reçinelerin sistematik üretimine başlanmıştır. Polycondensation yöntemiyle elde edilen ilk iyon değiştiricileri yerini 1945’ten sonra d’Alelionun sülfonik asit gruplarının çapraz bağlanmış polistiren reçineye girdirilmesinde, izlediği yöntem kullanılarak elde edilen polimerizasyon ürünleri alınmıştır. 1945’lerden günümüze değin, iyon değiştiricilerle ilgili araştırmalar, çevresel sorunların önem kazanmasıyla, giderek artan ilgiyle sürmektedir.</p>
<p>1.2.	İyon Değiştirici Reçineler<br />
İyon değiştiriciler , degişebilir  katyon  ve  anyonları  taşıyan, çözünür  olmayan katı maddelerdir. Bu sentetik reçineler, yapı olarak iki kısımdan oluşur. İyon değiştirici maddelerin yapısını üç boyutlu hidrokarbon  ağı ya da  (matrix) elastik oluşturur. Diğer kısmını ise hidrokarbona kimyasal bağlarla bağlanmış asidik ya da bazik, iyonlaşabilen gruplar oluşturur. Organik ağ sabittir ve genel olarak laboratuvarda kullanılan çözücülerde çözünmezler. Ayrıca tüm pratik amaçlar için kimyasal inerttir. Fakat matrixe bağlı iyonlaşabilen ya da tepkimye girebilen aktif iyonlara sahiptir. Bu nedenle eğer bir değiştirici parçası, iyon içeren <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sulu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sulu">sulu</a> eriyik ile temasa sokulursa, sonuncusu kolayca reçine ya da baştan bağlı olan iyonlarla değiştirilebilir.<br />
Bir iyon değiştirici reçinenin kimyasal tepkileri , hidrokarbon iskeletine bağlı olan fonksiyonel grupların dağasıyla belirlenir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belli">Belli</a> başlı iki iyon değştirici grup vardır. Bunlar fonksiyonrl grupları sulu ortamların katyonlarıyla  reaksiyona girebilen katyon değiştiriciler ve fonkiyonel grupları sulu ortamların anyonlarıyla  reaksiyona girebilen anyon değiştiricilerdir. Bazı maddeler de hem anyon hem katyon değişimi yeteneğine sahip olup amfotrik iyon değiştiriciler adını alır.<br />
Tipik bir katyon değiştirici reçinesi olan, sitirendivinil benzen polimeri  stiren (1) ve divinil benzenin (2) kopolimerizasyonuyla hazırlanır. Polimeri kopolimerizasyon tepkimesi sırasında polistirenin çapraz bağlarıyla belli aralıklarla dönüşümlü olarak kovalent bağla bağlanırlar. Sonuçta, üç boyutlu, çözünmeyen bir hidrokarbon ağı oluşur. Eğer daha sonra sülfirik asit, polimerle birlikte reaksiyona sokulursa, sülfirik asit grupları (-SO3-H+), stiren  divinil benzen polimerinin, benzen zincir çemberlerine girerler ve son madde olarak yapısı şekil 1.1’de gösterilen katyon iyon değiştirici reçine meydana gelir.</p>
<p>    CH=CH2 		  		CH=CH2<br />
|				       |</p>
<p>    (1)				 CH=CH2<br />
     (2)	</p>
<p>-	CH     &#8211;       CH2      –     CH      &#8211; CH2     – CH     &#8211;   CH2 –<br />
        |   	    	                 |  		                | 	</p>
<p>SO3H			       |		            SO3H<br />
-	CH &#8211; CH2 – CH &#8211; CH2 – CH  &#8211; CH2 – CH &#8211; CH2  –  CH &#8211; CH2 –<br />
|		        |	                                       |     	           |</p>
<p>      |		    SO3H 			    SO3H	      	 |<br />
 -CH &#8211;  CH2 –  CH &#8211; CH2 – CH  &#8211; CH2 –  CH &#8211; CH2  –  CH &#8211;<br />
		       |		       |			|		</p>
<p>	       |		  SO3H	     	|<br />
	-  CH  -			     &#8211; CH -		</p>
<p>Şekil  1.1</p>
<p>Reçinenin birim hacmindeki fonksiyonel grupların toplam sayısı onun teorik iyon değiştirme kapasitesini belirler .<br />
Tipik bir zayıf asidik katyon iyon değiştiricisi divinil benzenin ve metokril asidin veya resorsilik asit ve formaldehitin kopolimerizasyonu ile hazırlanır.<br />
Tipik bir anyon değiştirici reçinesine, çapraz bağlı poli stirenin klorometillendirilmesi ve sonra da ürünün trimetil <a href="http://www.genelbilge.com/tag/amin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Amin">amin</a> bigi tersiyer bir aminle muamelisiyle hazırlanır. Bu da yapısı şekil –1.2’de gösterilen bir değiştiricinin klorit tuzunu verir.<br />
Klorometillendirilmiş polistren tersiyer amin yerine, sekonder aminle muamele edilirse, oluşan ürün zayıf bir anyon değiştiricisidir.</p>
<p>               -CH  &#8211;  CH2   –     CH      &#8211; CH2     –  CH     &#8211;<br />
                    |   	                 |  		      	      |       	</p>
<p>-Cl(CH3)N+CH2		       |		            CH2N+(CH3)3Cl-<br />
				       |<br />
-	CH &#8211; CH2 – CH &#8211; CH2 – CH  &#8211; CH2 – CH &#8211;      CH2  –      CH &#8211; CH2 –<br />
|		        |	                                       |     	                  |</p>
<p>      |		       CH2N+(CH3)3Cl-	       CH2N+(CH3)3Cl-    |<br />
     |									        |<br />
 -CH &#8211;  CH2 –  CH &#8211; CH2 – CH  &#8211; CH2 –    CH  &#8211;    CH2  –    CH &#8211;<br />
		       |		       |			|		</p>
<p>	       |		       |	    	     	|<br />
	-  CH  -	       |		     &#8211; CH -<br />
			     CH2N+(CH3)3Cl-  	</p>
<p>Şekil  1.2</p>
<p>Anyon değiştiricilerinin kimyasal stabiliteleri, katyon değiştiricilerden daha azdır. Yüksek sıcaklıkta aminler hemen hidrojenlenir ve iyon değiştiricinin kapasitesini azaltır ve çözeltinin çözünebilen organik madde ile bulaşmasına neden olur.<br />
Bu çapraz bağlı vinilbenzen reçineleri önemli fiziksel ve kimyasal özelliklere sahiptir. Örneğin konsantrasyon asitlerde, bazlarda ve tuzlarda çözünmezler ve oksidasyon, rediksiyon ve radyasyona karşı rezistanttırlar. Reçineler mükemmel bir termal yatkınlığa ve büyük bir “değiştirme kapasitesi”ne sahiptir. Bu stiren-divnil benzen matrixinin benzen zincirlerinin büyük orandaki eklenmiş iyonik fonksiyonel grupları içermesi gerektiği anlamına gelir. Reçine matrix’ine kovalent bağla bağlanmış olan iyonik gruplar sulu eriyiklerde gösterdikleri özelliklerin aynısını gösterirler ve sanki serbert monomerik formlarındaymış gibi davranırlar. Sonuç olarak, polimere bağlı olan iyonik grup, iyon değiştirici materyalin yapısını belirler. Bu nedenle zayıf ve güçlü iyonlu asit ve bazlarda olduğu gibi iyon değiştirici reçinelerinde bu tür sınıflandırılmaları olabilir. Birçok iyon değiştirici çeşidi olması hemen “iyon değiştirici materyoller en iyi şekilde sınıflandırırız ? “ sorusunu akıllara getirir.<br />
Şimdiye kadar modern iyon değiştirici çeşitlerinin reçinesel bir yapıda olduğu anlatıldı. Tüm protik amaçlar için bu sentetik polimerleri materyali yalnızca iki çeşittir.şekil 1.1 ve 1.2’de gösterilen ve polistiren reçineler olarak adlandırılanlar birinci çeşittir. İkincisi ise şekil 1.3’de gösterilen metokrilik asitin (III) ve divinil benzenin polimerizasyonu ile hazırlanırlar.  Bu tepkimenin sonucunda ise iyon değiştiricinin okrilik çeşiti olan zayıf asittir.</p>
<p>CH3<br />
  |<br />
C=CH2<br />
  |<br />
COOH<br />
(III)</p>
<p>2 çeşit çapraz bağlı vinil benzen polimerlerie ek olarak; selüloz ,jel, poliakrilamit veya dextransların, fonksiyonel grupların içerisine girmesiyle hazırlanan, değişim matetyalleri ve organik iyon değişim kristalleri gibi yüksek kapasitede diğer tipte iyon değişim maddelerini verebiliriz.</p>
<p>      CH3            	CH3					    CH3<br />
 |			  |					     |<br />
-	C  &#8211;     CH2  –   C   &#8211;  CH2  –    CH   &#8211;    CH2    –    C     -<br />
      |			 |		     |			     |<br />
COOH		COOH				 COOH	</p>
<p>      |<br />
CH3            	          CH3		      |			    CH3<br />
 |			  |		      |			     |<br />
-	C  &#8211;     CH2  –   C   &#8211;  CH2  –    CH   &#8211;    CH2    –    C     -<br />
      |			 |		     |			     |<br />
COOH		COOH				   COOH	</p>
<p>					Şekil  1.3</p>
<p>Örneğin belli iyonlar için yüksek seçici ya da serum proteinler, nüklerik asit ve enzimleri gibi makro moleküllerin froksiyonlarında kullanılırlar.<br />
Çapraz bağlı vinilbenzen reçineleri çok yönlüdür ve diğer iyon değiştirici maddelerden daha çok kullanılırlar. Bu nedenle, diğer değiştirici reçine çeşitlerinden çok, bu tip üzerinde durulacaktır. Yine de çapraz bağlı reçinelerin prensipleri ve kavramları diğer iyon değiştirici maddelere kolayca uygulanabilir.<br />
****************************************************<br />
İyon değiştiriciler yüksek oranda polar gruplar ihtiva ettiklerinden reçineler kuvvetli hidrofilik olup su çekerler. Şişip büzülürler, hidroskopik jel gibi hareket ederler. Kuru reçinenin bir gramı 0,5-1g su absorblar.<br />
Reçinenin değiştirme tarzı ihtiva ettiği fonksiyonel gruplara bağlıdır. Kuvvetli bir asidik reçine (sülfonik asit tipi) bütün şartlarda az çok hidroliz olur. Karboksilik asit ve fenolik reçineler zayıf elektrolit gibi davranırlar. Bunların teorik kapasitesine sadece bazik çözeltilerde varılır. Zayıf bazik reçineler iyi iyonlaşmadıklarından zayıf asitlerin absorbsiyonunda kullanılmazlar. Fakat kuvvetli bazik reçiniler (quarterner aminler gibi ) H2SiO3 ve H2CO3’le yer değiştirme reaksiyonları verirler. Kuvvetli reçinelerin tuzları yıkamayla hidroliz olmazlar. Zayıf reçinelerin tuzları ise zayıfça hidroliz olurlar. Eğer reçine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tuz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tuz">tuz</a> formundaysa değiştirme hızı büyüktür.<br />
Hafif ve gözenekli katılar olan iyon değiştirici reçineler küre, boncuk ya da levhalar halinde hazırlanır.<br />
Bunların başlıca kullanım alanları şunlardır.<br />
a)	endüstride sulardaki  Ca2+, Mg2+, Fe2+ ve Mn2+ iyonlarının uzaklaştırılması (suyn yumuşatılması)<br />
b)	şekerin saflaştırılması<br />
c)	minerallerden altın, gümüş ve uranyum gibi değerli elementlerin ayrılması<br />
d)	esterleşme ve hidroliz reaksiyonlarında katalizör olarak kullanılması<br />
*************************************************<br />
1. 5 (9-7) İyon Değiştiricilerin Sınıflandırılması<br />
Suların yumuşatılması, genellikle katyonik ve anyonik iyon değiştiricileriyle apılır. Katyon iyon değiştiriciler sodyum iyon değiştiriciler ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hidrojen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hidrojen">hidrojen</a> iyon değiştiriciler olmak üzere ikiye ayrılır. Birinciler, sulu çözeltilerdeki katyonlerı Na+ iyonları ile, ikincisi ise H+ iyonları ile değiştirirler.<br />
Anyonik iyon değiştiriciler ise iki grupta incelenir. Kuvvetli bazik anyon değiştiriciler, zayıf bazik anyon değiştiriciler.<br />
İyon değiştiriciler bundan başka kimyasal birleşimlerine göre organik ve anorganik olarak gruplandırılabilir. Organik kökenli iyon değiştiriciler iki sınıfta toplanır.<br />
A) Reçine kökenli iyon değiştiriciler .<br />
B) Sulfone kömür kökenli iyon değiştiriciler.<br />
	Anorganik kökenli olanlar ise başlıca ikiye ayrılırlar.<br />
Doğal zeolitler, sentetik zeolitler. Bunlardan başka zirkonyum ve titan fosfatlar zirkonyum ve kalay oksit , amonyum, fosfomolibdat gibi maddeler anorganik iyon değiştiricilerdir.<br />
 9.8 Katyon İyon Değiştiriciler<br />
a)	Sodyum iyon değiştiriciler<br />
Bunlar başlıca slikat, sülfone  kömür ve reçine kökenli olabilirler. Yumuşatılacak su, iyon değiştirici kolonundan geçerken sudaki Ca2+ ve Mg2+ iyonları Na+ iyonları ile yer değiştirir. Yer değiştirme reaksiyonları şunlardır.</p>
<p>2RNa+Ca(<a href="http://www.genelbilge.com/tag/hco/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hco">HCO</a>3)2  R2Ca+ 2NaHCO3<br />
2RNa+CaSO4  R2Ca+ Na2SO4<br />
2RNa+CaCl2  R2Ca+ 2NaCl<br />
Buradaki R, reçine ve sülfone kömür esaslı reçinelerde organik kök zeolit tipi reçinelerde ise  -O-Xal2O3  YSiO2  ZH2O dur.<br />
b)	Hidrojen iyon değiştiriciler<br />
Sülfone kömür ve reçine kökenli olan bu sistemlerde sudaki Ca2+ Mg2+ iyonları ve ayrıca Na+ iyonlarıda H+ iyonları ile değiştirilirler. Bu tip iyon değiştiriciden çıkan su düşük pH a sahip olup H2SO4, HCl, H2CO3  gibi asitler ihtiva eder.<br />
Hidrojen iyon değiştiricisi kısaca H2R olarak gösterilirse suyun yumuşutulması sırasında şu reaksiyonlar oluşur.</p>
<p>	MgSO4 + H2R  H2SO4 + MgR</p>
<p>	2NaCl + H2R  2HCl + Na2R</p>
<p> 	MgCl2 + H2R  2HCl + MgR</p>
<p>Ca(HCO3)2 + H2R  2H2CO4 + CaR</p>
<p>Rejenerasyon % 5-10 HCl veya H2SO4 ile gerçekleştirilir. Asitin stökiometrik miktarının % 150-300 ü kullanılır. Rejenerasyon reaksiyonları şunlardır.<br />
	CaR + H2SO4  H2R + CaSO4<br />
	MgR + H2SO4  H2R + MgSO4<br />
	Na2R + H2SO4  H2R + Na2SO4<br />
	Bu yöntemde oluşan H2CO3  suyun havalandırılması veya vakumla giderilir. Sularda kalan HCl ve H2SO4 ise NaOH ile nötralleştirilir veya bu asitli su Na+ iyon değiştiriciden gelen ve Na2CO3 içeren suyla karıştırılarak istenilen pH elde edilir.<br />
	Baz hallerde eğer baziklik belirli bir değere ayarlanmak istenirse o zaman hidrojen iyon değiştiricisiyle sodyum iyon değiştiricisi birlikte kullanılır.<br />
9.9 Sodyum Ve Hidrojen İyon Değiştiricilerinin Birlikte Kullanılması<br />
Bazı iyon değiştirme işlemleri sonucu ortaya çıkan alkalinite izin verilemez düzeydedir. Bu durumda biri Na+ formunda reçineyle öteki H+ formunda reçineyle yüklenmiş iki kolon kullanılır. Yumuşatılacak su önce birinci kolondan (Na formundaki reçineyle dolu olan) sonrada ikinci kolondan geçirilir. Sonuç olarak sodyum ve hidrojen iyon değiştiricilerde vukubulan reaksiyonlar ortaya çıkar.<br />
	Ca(HCO3)2  + H2R  2H2O + 2<a href="http://www.genelbilge.com/tag/co2/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Co2">CO2</a> +CaR<br />
Reaksiyonduda oluşan CO2 , gaz gidericileriyle uzaklaştırılırlar.<br />
	Bu arada H2SO4 ve HCl oluşur. İki kolondan çıkan su uygun oranlarda karıştırılarak, ikinvi kolonda oluşan asitler  ilk kolondan çıkan sudaki sodyum bikarbonat ile nötralleştirilirler.<br />
2NaHCO3 + H2SO4   Na2SO4  + 2H2O + CO2<br />
NaHCO3 + HCl   NaCl + H2O + CO2<br />
	İlk kolonun rejenerasyonu NaCl, ikinci kolonunki ise %1* luk HCl ile yapılır. İki kolonsan çıkan su aşağıdaki denkleme uyularak karıştırılır.</p>
<p>X=N  &#8211;  m<br />
	M + N<br />
X  : Hidrojen iyon değiştiricisinden geçirilmesi gereken su yüzdesi<br />
m : iki kolondan çıkan suların karıştırılması sonucu toplanan suyun istenilen<br />
       toplam alkalinitesi<br />
M : Yumuşatılacak suyun toplam alkalinitesi<br />
N : Yumuşatılacak sudaki nötr tuzlarının (Cl- + SO42-) yüzdesi<br />
       9.10 Ayon İyon Değiştiriciler<br />
a)	kuvvetli bazik anyon değiştiriciler<br />
      Bunların eldesi için önce stiren-divinilbenzen reçinesi klorometillerdirme reaksiyonuna sokulur.<br />
 Daha sonra tersiyer aminle muamele edilerek quaterner amonyum tuzları oluşur. Bu polimer reçineler NH4OH gibi hareket ederler ve -CH2N+R3Cl- grupları ihtiva edrler. Sulu çözeltilerdeki SO42- , Cl- ,NO-3 gibi kuvvetli asit anyonlarını ve HCO-3 ve SiO2-3 gibi zayıf asit anyonlarını bünyelerinde tutarlar. Hidroksil grupları içeren bu reçineler aşağıdaki reaksiyonlarda görüldüğü gibi zayıf ve kuvvetli asitleri nötralleştirirler.<br />
2R4NOH + H2SO4  (R4N)2SO4 + 2H2O<br />
2R4NOH + H2SiO3  (R4N)2SiO3 + 2H2O                                                                                                                                         Bunların rejenerasyonları için NaOH çözeltilerinden yararlanılır.<br />
(R4N)2 SiO3  + 2NaOH  2R4NOH + Na2SiO3<br />
Pahalı reçinelerdir. Genellikle NO-3 iyonlarının uzaklaştırılmasında kullanılırlar. Kanalizasyon sularının tasfiyesinde kullanıldıklarında, NO-3 ve PO3-4 iyonlarının %95’i uzaklaştırılır.<br />
b)	zayıf bazik anyon değiştiriciler </p>

<p class="sayac_bilgi">342 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/iyon-degistiriciler.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karbon 14 Metodu Ve Soru İşaretleri</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/karbon-14-metodu-ve-soru-isaretleri.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/karbon-14-metodu-ve-soru-isaretleri.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2009 16:05:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Co2]]></category>
		<category><![CDATA[Daki]]></category>
		<category><![CDATA[Eriha]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Karbon 14]]></category>
		<category><![CDATA[Kemik]]></category>
		<category><![CDATA[Kozmik]]></category>
		<category><![CDATA[Neolitik]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Organik]]></category>
		<category><![CDATA[Peki]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>
		<category><![CDATA[Willard Libby]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=10928</guid>
		<description><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı’nı tâkip eden yıllarda (1949) Amerikalı kimyacı Willard Libby kendisine Nobel ödülü kazandıran bir buluş yaptı. Bu, tarih öncesi zamanla ilgili çalışmalarda dönüm noktası teşkil eden, fakat esas olarak Dünya’nın yaşı konusundaki bilgileri alt–üst eden bir gelişmeydi. Libby’nin keşfi, bugün “Karbon 14” (veya radyokarbon) tekniği olarak ünlenmiş olan, organik kalıntıların yaşını belirleme metoduydu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İkinci Dünya Savaşı’nı tâkip eden yıllarda (1949) Amerikalı kimyacı Willard Libby kendisine Nobel ödülü kazandıran bir buluş yaptı. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a>, tarih öncesi zamanla ilgili çalışmalarda dönüm noktası teşkil eden, fakat esas olarak Dünya’nın yaşı konusundaki bilgileri alt–üst eden bir gelişmeydi. Libby’nin keşfi, bugün “Karbon 14” (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/veya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Veya">veya</a> radyokarbon) tekniği olarak ünlenmiş olan, organik kalıntıların yaşını belirleme metoduydu. Arkeologlar 1950’lerde bu yeni metodu kullanarak ilk tarih öncesi yerleşimlere mutlak yaşlar verdiler.<span id="more-10928"></span> Rusya ve Afrika’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/daki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daki">daki</a> Neolitik yerlerin yaşı 50 bin yıl civarında belirlenirken, Filistin’deki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eriha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eriha">Eriha</a> şehrinin 11 bin yıl önce kurulmuş ilk insan yerleşimi olduğu ortaya kondu. Hâlen arkeologlar, paleontologlar ve paleoantrepologlar 50 bin yıldan daha genç olan organik malzemelerin (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/kemik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kemik">kemik</a>, diş, odun kömürü vs) yaşını belirlemek için karbon 14 tekniğine başvuruyorlar. Peki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ama">ama</a> karbon 14 ile yapılan yaş tayinleri ne kadar güvenilirdir? Bu ve diğer yaş tayin metodları bize geçmişle ilgili ne ölçüde sıhhatli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bilgi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bilgi">bilgi</a> vermektedir?<br />
Karbon 14 metodu<br />
Prensip basittir. Uzaydan gelen <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kozmik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kozmik">kozmik</a> tanecikler yukarı atmosferde bulunan karbondioksit (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/co2/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Co2">CO2</a>) gazı moleküllerinden bazılarıyla karşılaşırlar ve bunlardaki yaygın, olağan ve kararlı (radyoaktif olmayan) karbon 12 atomlarını sürekli olarak bombardıman ederler. Karbon 12 atomu yapısına iki nötron alarak radyoaktif özellikteki karbon 14 hâline gelir. Bu sonuncusu hemen bozulmaya (desintegration) başlar ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belli">belli</a> bir süre sonra azot 14 gazına dönüşür. Bu arada karbon 14 ve karbon 12 önce <a href="http://www.genelbilge.com/tag/co2/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Co2">CO2</a> yoluyla <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bitkiler/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bitkiler">bitkiler</a> (fotosentez), ardından da hayvanlar tarafından asimile edilir ve beslenme zincirine girer. Herhangi bir bitki veya <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hayvan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hayvan">hayvan</a> için, karbon 14 atomunun dünya üstünde tabiî olarak bulunan yaygın ve olağan karbondan (karbon 12) farkı yoktur; canlı her iki atomu da sürekli olarak bünyesine alır ve bunların birbirlerine nisbeti bellidir. Bitki ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hayvan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hayvan">hayvan</a> öldüğünde dışarıdan karbon alışı durur. O anda organizmada ölünceye kadar almış olduğu karbon 12 ve radyoaktif karbon 14 bulunmaktadır. Organizmadaki karbon 12 miktarı sabit kalırken, radyoaktif karbon 14 bozulmaya devam ettiğinden karbon 12’ye göre oranı azalır. Yaş tayini için alınan örnekteki karbon 14 miktarını belirlemek için, bir gram karbonda dakikadaki bozulma sayısını hesaplamak gerekir. Karbon 14’ün yarı ömrü 5.700 yıl olarak kabul edildiğinden (yani karbon 14 atomlarının yarısının bozulması için 5.700 yıl geçmesi gerektiğinden) analiz edilen organizmanın ölüm tarihi buradan bulunur. Radyokarbon nisbeten nâdir bulunur; bir bitki veya hayvanın yapısındaki toplam karbon miktarının sadece çok küçük bir kesri radyokarbondur. Yaş tayini için kullanışlı olan bu küçücük kesrin önemi Libby’nin iddiasına göre şuydu: radyokarbonun olağan karbona oranı dünyadaki bütün canlılar için daima aynıydı ve bu kolayca ölçülebilen birşeydi. </p>
<p>Radyokarbon oluşur oluşmaz bozulmaya başlar. Atmosferde bir miktar radyokarbon oluştuğunda, bu miktarın yarısı 5.700 yıl kadar sonra bozulmuş olur (ve azot gazına dönüşür). Geri kalan miktarın yarısı da daha sonraki 5.700 yılda bozulur ve ölçülemeyecek kadar küçük bir kalıntı kalıncaya kadar bu böyle devam eder. Bir ağaç, ölümünden 5.700 yıl sonra, canlıyken bünyesinde bulunan radyokarbon / olağan karbon oranının sadece yarısını ihtiva eder. 11.400 yıl (veya iki yarı–ömür) sonra, tabiattaki oranın sadece dörtte birini içerir. Yaklaşık beş yarı–ömür, veya kabaca 30 bin yıl sonra ise, çok zor ölçülen bir kalıntı kalır, bu yüzden radyokarbon testi sadece 30 bin yıldan daha genç kalıntıların yaş tayininde sağlıklı şekilde kullanılabilir. </p>
<p>Radyokarbon testi, bir zamanlar canlı olan varlıkların kalıntıları üstünde çalışır; meselâ binlerce yıl öncesine ait bir mezardaki kemikler veya ağaçtan yapılmış direkler <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a>. Böyle organik bir maddenin yaşını tayin etmek için kalan radyokarbon miktarını saymak, buradan da canlının ne zaman radyokarbon almayı durdurduğu –yani ne zaman öldüğü– sonucunu çıkarmak gerekmektedir. </p>
<p>Testin değeri, bir papirüs parçasının veya seyrek karşılaşılan bir kafatasının ne kadar zaman öncesine ait olduğunu öğrenmek gerektiğinde ortaya çıkmaktadır. Netice itibariyle bu teknik yeryüzünde radyokarbonun (karbon 14) yaygın, olağan ve kararlı karbona (karbon 12) oranını, ve daha da önemlisi bu oranın zaman içinde sabit kalıp kalmadığını doğrulukla bilmeye dayanmaktadır. Yani testin sağlıklı işlemesi için yeryüzündeki radyokarbon / olağan karbon oranı, teste konu olan varlık hem hayatta iken, hem de öldükten sonra aynı kalmış olmalıdır, ve metodun ilk geliştirildiği günden beri de aynı kabul edilmiştir (son gelişmeler ışığında böyle bir ön kabulün doğru olmadığı anlaşılmıştır). Arkeologlar mezarını buldukları bir insanının yaşını belirlemek istediklerinde, eğer bu insan hayattayken yeryüzünde daha fazla karbon 14 mevcut idiyse, kemiklerden elde edilen yaş hatalı olacak, o insan gerçek yaşından daha genç gözükecektir. Eğer yaşarken yeryüzünde daha az radyokarbon mevcut idiyse bu durumda daha yaşlı gözükecektir. </p>
<p>Libby ve ekibi 1940’larda bu tekniği geliştirirken, Dünya’daki karbon 14 miktarının insanın yeryüzündeki varoluş zamanı boyunca değişmediğine inanıyorlardı; çünkü bu varoluş zamanı, Dünya’nın 4,6 milyar yıl olarak kabul edilen yaşı yanında çok küçük kalıyordu. Libby de radyokarbon oranını “denge değeri” ifadesiyle sabit kabul ediyordu. </p>
<p>Dünya oluştuktan ve bir atmosfere sahip olduktan sonra, karbon 14’ün inşa edileceği 30 bin yıllık bir geçiş periyodu olacaktı. Bu periyodun sonunda, kozmik radyasyon etkisiyle meydana gelen karbon 14 miktarı sıfıra doğru bozulan karbon 14 miktarıyla dengelenecekti. Libby’nin terminolojisiyle, 30 bin yıl sonunda yeryüzündeki radyokarbon rezervuarı sabit duruma ulaşmış olacaktı. </p>
<p>Problemler başlıyor<br />
Üniformitaryen jeolojiye (jeolojik zamanlar boyunca tabiattaki şartların değişmediğini kabul eden görüşe) göre, Dünya, rezervuarın dolması için gereken 30 bin yıldan binlerce defa daha yaşlı olduğundan, radyokarbon miktarı milyarlarca yıl önce dengeyi yakalamış ve insanın yaratıldığı günden bugüne kadar da bu sabit değeri korumuş olmalıdır. Teorinin bu kısmını test etmek için Libby, radyokarbonun hem oluşma hem de bozulma oranlarıyla ilgili ölçümler yaptı ve önemli bir çelişki belirledi. Buna göre, radyokarbon atmosferde bozulup ortadan kalkma hızına göre % 25 daha hızlı oluşuyordu. Libby, bu sonucu deney hatası olarak kabul etti. </p>
<p>Libby’nin deneyleri 1960’larda, daha gelişmiş tekniklerle çalışan kimyacılar tarafından da tekrarlandı. Sözkonusu radyasyon miktarı çok küçük olduğundan (saniyede birkaç atomun bozulması) ve sonuçları bozabilecek diğer bütün radyasyon kaynaklarını seçip elemek gerektiğinden, deneyler çok hassas ölçümleri gerektiriyordu. Yeni deneyler, Libby’nin tesbit ettiği çelişkinin sadece deney hatası olmadığını gösterdi; bu mevcuttu. Büyük hatalara rağmen, bugünkü tabiî oluşum oranının tabiî bozulma oranını % 25 kadar aştığını gösteren güçlü belirtiler olduğu, karbon 14’ün oluşma ve bozulmasındaki dengenin korunmadığı belirlendi. </p>
<p>Bunu, Southern California Üniversitesi’nden Hans Suess; Journal of Geophysical Research’de ve V.R. Switzer Science’da yazarak diğer bazı araştırmacılarla birlikte teyid ettiler. Verileri gözden geçiren Utah Üniversitesi’nden metalürji profesörü Melvin Cook, karbon 14’ün bugünkü oluşum oranının bir dakikada bir gramda 18,4 atom, bozulma oranının ise bir dakikada bir gramda 13,3 atom olduğu sonucuna ulaştı; yani aynı zaman aralığında oluşma oranı bozulmadan % 38 kadar fazlaydı. Bu keşif Cook tarafından şu şekilde izah edildi: “Bu sonucun iki anlamı olabilir: <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a>, karbon 14’le ilgili olarak atmosfer şu veya bu sebepten dolayı geçici bir inşa aşamasındadır&#8230; veya radyokarbon yaş tayin metodunun temel kabullerinden herhangi birinde bir yanlışlık vardır.” </p>
<p>Cook, radyokarbon oluşması ve bozulmasıyla ilgili eldeki en son rakamları aldı ve buradan sıfır radyokarbona ulaşacak şekilde geriye doğru hesaplamalar yaptı. Aslında bunu yaparken, radyokarbon tekniğini kullanarak Dünya atmosferinin yaşını hesaplamaya çalışıyordu. Sonuçta, Dünya atmosferinin yaşı 10.000 yıl civarında çıktı. Üniformitaryen jeoloji ve Darwinci teori diyetiyle beslenip yetiştirilmiş birisi için, veya standard bir jeoloji ders kitabını açan lise veya üniversite öğrencisi için, hayatın Dünya üzerinde 10.000 yıl gibi kısa bir geçmişi olabileceği fikri, kaçınılmaz olarak mantıksız gözükür. Acaba radyokarbon metodu yaşı bilinen nesneler için test edilip doğruluğu tamamen gösterildi mi? Acaba bu teknik, mükemmel sonuçlarla arkeolojide geniş bir kabul gördü mü? Acaba kullanılan metodda yıllar önce herhangi bir kusur bulunmuş muydu? </p>
<p>Radyokarbon metodu, yaşını bağımsız olarak, meselâ arkeolojik kaynaklardan bildiğimiz nesneler üzerinde denenmişti ve etkileyici erken başarılar elde etmişti. Test edilen ilk eşyalardan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/biri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Biri">biri</a>, Mısır’da bir firavun mezarından çıkarılmış olan ve bağımsız olarak 3.750 yıl öncesine ait olduğu bilinen ağaç bir kayıktı. Radyokarbon denemesi 3.441 ile 3.801 yıl arasında bir tarih verdi; bu sadece 51 yıl gibi bir hata demekti. Fakat bu umut verici başlangıçtan hemen sonra, metod için zorluklar başladı ve sonraki denemeler anormal yaşlar verdi. </p>
<p>Anormal yaşlarla ilgili son örneklerden birisi şuydu: 1991’de Güney Afrika’da açık arazide bulunan kaya resimleri Oxford Üniversitesi tarafından analiz edilmiş ve yaklaşık 1.200 yıl yaşlı olduğu hesaplanmıştı. Bu önemliydi, çünkü bunlar bölgede bulunan ilk açık arazi resimleriydi. Fakat, bu konuda çıkan haberler Capetown’da oturan bir bayanın, Joan Ahrens’in dikkatini çekti. Ahrens resimleri tanıdı; bunlar kendisinin resim dersinde yaptığı ve daha sonra bahçesinden çalınan resimlerdi. Bu gibi olayların anlamı şuydu ki, yanlışlıklar, yaş tayin tekniklerini bazı dış metodlarla kontrol etme şansına sahip olduğumuz böyle seyrek durumlarda ortaya çıkarılabilirdi sadece. Böyle dışarıdan araştırma imkânları mevcut değilse, karbon tekniğinin verdiği hükmü kabul etmek zorunda kalıyorduk. </p>
<p>Bu anormal keşiflerle ortaya çıkan durum Introduction to Prehistoric Archaeology adlı eserde şöyle özetleniyor: “Yıllardan beri, muhtemel hataların&#8230;nisbeten küçük etkileri olabileceği düşünüldü, fakat radyokarbon yaşlarıyla ilgili yakın zamanda yapılan araştırmalar, karbon 14’ün atmosferdeki tabiî konsantrasyonunun hesaplanan yaşları belli dönemlerde önemli ölçüde etkileyecek kadar değişmiş olduğunu gösteriyor. Değişim miktarı teorik olarak tahmin edilemediğinden, karbon 14 ile gerçek takvim arasında korelasyon yapabilecek mutlak kesinlikte paralel bir yaş tayin metodu bulmak artık zorunlu olmuştur.” </p>
<p>Ağaçların büyüme halkaları<br />
Radyokarbon yaş tayinini teyid etmek için başvurulan paralel tayin metodu, California ve Nevada dağlarının yüksek kesimlerinde yetişen ve Yeryüzü’ndeki en yaşlı canlı varlık olan ilginç bir ağaç, bristlecone çamı üzerinde test edilmiştir. </p>
<p>Bristlecone çamı, Arizona Üniversitesi’nden Charles Ferguson tarafından dendrokronoloji (ağaç halkalarıyla yaş tayini) bilimini geliştirmek için kullanılmıştır. Bu yararlı bir ağaçtır, çünkü çok uzun yaşamaktadır ve halkalarındaki ardışıklıkların geçmişteki belli yılları temsil ettiği söylenmektedir. Bu durum, genç bir ağacı daha yaşlı ağaçlarla (ölmüş ağaçlar da dahil) mukayese etme imkânı vermekte ve sonuçta ağaç halkası kronolojisi giderek daha geri tarihlere çekilmektedir. Alınan ağaç örneklerindeki belli diziler incelenerek yapılan yaş tayinleri Ferguson’a günümüzden 8.200 yıl öncesine uzanan bir ana kronoloji inşa etme imkânı vermiş ve bu da radyokarbon yaşlarındaki değişimlerin doğruluğunu test etmekte kullanılmıştır. Hans Suess, üzerine ana kronolojinin bina edildiği bristlecone çam örneklerinin yaşını bir de radyokarbon yöntemiyle tayin ederek bir sapma cetveli hazırlamıştır. Bu cetvel teoride radyokarbon metodunun yanlışlıklarını 10.000 yıl öncesine kadar düzeltme imkânı vermektedir. Fakat cetveller için bir kalibrasyon metodu henüz geliştirilmiş değildir. Yani geçmişten bugüne çok iyi bildiğimiz sabit bir kriter bulunmamaktadır. </p>
<p>Radyokarbon tekniğinin mucidi Libby, önemli sapmaların olabileceğini başlangıçta düşünmemişti. “Bu tekniği geliştirdiğimizde” diyordu Libby, “elimizde en küçük bir delil olmamasına rağmen, kozmik ışınların sabit kaldığını varsaydık. Fakat şimdi değişim olduğunu biliyoruz.” </p>
<p>Yakın zamanda tartışmaya yeni bir zorluk daha girmiş bulunuyor. Dendrokronolojinin dayandığı temel prensip –her yıl bir ağaç halkası oluşur– sorgulanıyor. Encyclopaedia Britannica’da Holosen dönemiyle ilgili olarak dendrokronoloji çalışmalarını yazan R. W. Fairbridge şunları söylüyor: “Ağaç–halkası analizlerinde bazı tuzaklar keşfedildi. Zaman zaman, çok şiddetli geçen bir mevsimde, büyüme halkası oluşmayabilir. Bazı enlemlerde, ağaç halkasının büyümesi nem ile, bazılarında sıcaklıkla doğru orantı göstermektedir. İklim açısından bu iki faktör farklı bölgelerde genellikle ters orantılı bir ilişki içindedir.” Aynı şekilde, eğer büyüme baharda başlar, sonra vakitsiz soğuklardan dolayı durur ve tekrar başlarsa, bir yıl içinde iki halka da gelişebilir ve bu yanıltıcı olur. Sonuçta, iklim değişiklikleri, düzeltme cetvellerinde bristlecone çam yaşlarıyla ilgili değişiklik yapmayı gerektirmektedir. Burada anahtar soru, karbon 14’ün oluşma ve bozulma oranı arasındaki uyuşmazlığın nasıl açıklanacağıdır. </p>
<p>2001 yılında Bahama adalarındaki bir mağarada 45 bin yıl önce oluşmaya başlamış bir dikit üzerinde analiz yapan Arizona Üniversitesi’nden Warren Beck ve arkadaşları, karbon 14’ün atmosferik konsantrasyonunda 45 bin ile 33 bin yıl öncesi arasında çok büyük değişimler belirlediler ve bunun sebebinin, yeryüzünü anormal derecede yüksek kozmik ışın akılarıyla radyasyona mâruz bırakmış bir süpernova patlaması olabileceğini ileri sürdüler. </p>
<p>Problem şuydu: eğer karbon 14 konsantrasyonu önemli ölçüde değiştiyse, bu dönemin fosillerinin yaşlarını tayin etmek imkânsız hâle gelmektedir. Lyon Radyokarbon Yaş Tayin Merkezi müdürü Jacques Evin, “atmosferdeki karbon 14 oranının zaman içinde sabit kalmadığı uzun zamandan beri biliniyor. Dolayısıyla ölçüm yaşları sıklıkla değişiyor” diyor. Üçbin yıl önce gözlenen en büyük karbon 14 değişimi bu metodun ve dolayısıyla ağaç halkaları, mercanların büyüme çizgileri ve göl tortullarının çökelme sınırları gibi kalibrasyon yöntemlerinin kullanılmasını imkânsız hâle getiriyor. </p>
<p>Sonuçta, bilimde bugün “doğru” olarak bilinen bir bilginin yarın daha sağlıklı ve soğukkanlı değerlendirmelerle çürütülebileceği gerçeğini bir defa daha görmüş bulunuyoruz. Buna, jeolojik geçmişte meydana gelmiş ve bir daha tekrar edilmesi mümkün olmayan hâdiseleri çözmeye çalışırken bilhassa dikkat etmeliyiz. Bilimin sınırları var, fakat bilimle iştigal edenlerin bunu anlaması da en az onun kadar önemli. Evrim teorisi ise, Uranyum–Kurşun yaş tayininde olduğu gibi Karbon 14 metodundaki problemlerden dolayı da, dayanmaya çalıştığı destekleri bir bir kaybediyor. Böylece, bir teori olmak için gereken şartları sağlamaması bir yana, sadece ideolojik bir dayatma hüviyeti taşıdığı da giderek daha açık gözüküyor. </p>
<p>Kaynaklar &#8211;<br />
-Milton, R. 1997 – Shattering the Mythes of Darwinism. Park Street Press, Vermont.<br />
- Bourdial, I. 2001 – Une faille dans le carbone 14. Science &#038; Vie. No: 1007, Août, Paris. </p>

<p class="sayac_bilgi">33 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/karbon-14-metodu-ve-soru-isaretleri.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

