<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Genelbilge.com &#124; nedir, tanımı, anlamı,nasıl yapılır &#187; Kpss</title>
	<atom:link href="http://www.genelbilge.com/category/kpss/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.genelbilge.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Sep 2010 20:45:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Dersi Notları</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/vatandaslik-ve-insan-haklari-egitimi-dersi-notlari.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/vatandaslik-ve-insan-haklari-egitimi-dersi-notlari.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 16:38:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/vatandaslik-ve-insan-haklari-egitimi-dersi-notlari.html/</guid>
		<description><![CDATA[Öğretmen, bu derste öğrencilerin özellikle kendi haklarını tanıma, başkalarının haklarına saygı ve hoşgörü gösterme, aynı zamanda kendisinin ve başkalarının haklarını koruma gibi konularda onları bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar yapmalıdır. Ancak, öğrencilerin özelliğinden dolayı öğretmen bu hedefini gerçekleştirmede bazı güçlüklerle karşılaşabilir. Karşılaşılan güçlükleri aşmak amacıyla aileleri insan hakları konusunda bilinçlendirme etkinliklerine de önem vermelidir. Bunu sağlamak amacıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p>Öğretmen, bu derste öğrencilerin özellikle kendi haklarını tanıma, başkalarının haklarına saygı ve hoşgörü gösterme, aynı zamanda kendisinin ve başkalarının haklarını koruma gibi konularda onları bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar yapmalıdır. Ancak, öğrencilerin özelliğinden dolayı öğretmen bu hedefini gerçekleştirmede bazı güçlüklerle karşılaşabilir. Karşılaşılan güçlükleri aşmak amacıyla aileleri insan hakları konusunda bilinçlendirme etkinliklerine de önem vermelidir. Bunu sağlamak amacıyla öğretmen, yeri geldikçe yakın çevresindeki üniversite, vakıf, dernek vb. kuruluşlarla iş birliğine giderek konuyla ilgili kişileri okula davet edip onların öğrenci ve velilerle görüşmelerini sağlayabilir. Ders konularıyla ilgili konferans, sempozyum vb. toplantılara öğrenci ve ailelerin katılımlarını sağlayabilir. Yine öğretmen, resmî ya da sivil kuruluşların engelli bireylere sağladığı sosyal haklardan öğrencileri ve aileleri haberdar edebilmek için toplantılar düzenleyebilir. Toplantılar sayesinde ailelerin birbirleriyle iletişime geçmeleri ve bu konularda kendi aralarında bilgi alışverişi yapmaları sağlanabilir.<span id="more-13620"></span></p>
<p>	Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi dersinin işlenişinde öğretmen, özellikle soyut kavramların öğretiminde yeterli özeni göstermek durumundadır. Bu kavramların tanımlamalar şeklinde öğretilmemesi, ezbere dayandırılmaması, mümkün olduğunca somut örneklerden hareket ederek verilmeye çalışılması gerekmektedir. Konuların işlenişinde önceden bilinmesi gereken ancak programda amaçlar arasında yer almayan bazı kavramlar varsa öğretmen, öncelikle bu kavramları en basit biçimde vererek konuya geçmelidir. Öğretmen, diğer konuların işlenişinde de öğrencinin yakın çevresinden yararlanarak konuları somutlaştırmalı, böylece öğrencinin günlük yaşama uyumunu sağlamalıdır.</p>
<p>	Toplum düzeninin sağlanabilmesi için kendi hak ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiği vurgulanmalı, öğrencilerin iyi birer vatandaş olarak toplum içinde, toplumun diğer üyeleriyle bir arada ve uyumlu yaşamaları sağlanmalıdır. Öğrencilere; sosyal ilişkilerinde adil davranabilmesi, ahlâk kurallarına uygun davranışlar gösterebilmesi ve dürüst olabilmesine yönelik davranışlar kazandırılmaya çalışılmalıdır.</p>
<p>	Öğrencilere sevgi, saygı ve anlayış duyguları ile diğer kişilerle dayanışma içinde bulunması, eleştirilere açık olması, başkalarının iyi davranışları ve başarılarını takdir etmesi gereği, yeri geldikçe vurgulanmalıdır.</p>
<p>	Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi dersi işlenirken mümkün olduğunca diğer derslerle bağlantı kurulmasına dikkat edilmeli, benzer konuların işlenişinde paralellik sağlanmalıdır.</p>
<p>	Atatürkçülük konularıyla ilgili; 04.08.1999 tarih ve 263 sayılı Talim Terbiye Kurulu kararıyla kabul edilen ve Eylül 1999 tarih 2504 sayılı Tebliğler Dergisi’nde yayınlanan ilköğretim kurumlarının öğretim programları ile ders kitaplarında yer alması gereken konular, bütünüyle Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi dersi öğretim programında da işlenecektir.</p>
<p>GENEL AMAÇLAR</p>
<p>  1. Bireyin, toplum içinde yaşaması gereğini bilir.<br />
  2.Toplum hayatında sevgi, saygı, hoşgörünün önemini bilir.<br />
  3. Atatürk’ün temel hak ve özgürlüklere verdiği önemi bilir.<br />
  4. Kendine ve başkasına tanınan hakların farkında olur.<br />
  5.Toplum içinde kendi payına düşen görev ve sorumlulukları yerine getirme alışkanlığı<br />
      kazanır.<br />
  6. Vatandaş olma bilinci kazanır.</p>
<p>ÖZEL AMAÇLAR</p>
<p>  1. İnsan hakları kavramını bilir.<br />
  2. İnsanın temel hak ve özgürlüklerini tanır.<br />
  3. İnsan haklarının korunmasında sevgi, saygı ve hoşgörünün önemini bilir.<br />
  4. İnsan haklarının korunmasına özen gösterir.<br />
  5. “Çocuk Hakları Sözleşmesi”yle kendisine tanınan hakları bilir.<br />
  6. Devletin, temel hak ve özgürlüklerle ilgili görevlerini bilir.<br />
  7. Atatürk’ün  insan hak ve özgürlüklerine önem verdiğini kavrar.<br />
  8. Devlet kavramını bilir.<br />
  9. Devletin vatandaşlarına karşı olan temel görevlerini bilir.<br />
10. Vatandaşın devlete karşı görevlerini bilir.<br />
11. Atatürk’ün, vatandaşlık görevlerine önem verdiğini kavrar.<br />
12. Atatürk’ün, vatanını ve ulusunu çok sevdiğini kavrar.</p>
<p>AMAÇ VE DAVRANIŞLAR<br />
(7. ve 8. Yıllar)</p>
<p>ÜNİTE I: İNSAN HAKLARI</p>
<p>Amaç 1: İnsan hakları kavramını bilir.<br />
Davranışlar:<br />
  1. İnsan haklarının, insanların sadece insan olmalarından dolayı sahip oldukları<br />
      haklar olduğunu söyler.<br />
  2. İnsan haklarının tüm insanlar için geçerli olduğunu söyler.<br />
  3. İnsanların bu haklara, doğuştan sahip olduğunu söyler.<br />
  4. İnsan haklarının vazgeçilmez ve devredilmez haklar olduğunu söyler.<br />
  5. İnsan haklarının sınırlandırılmasının söz konusu olamayacağını söyler.<br />
  6. İnsan haklarını kullanırken, bir başkasının hakkının çiğnenemeyeceğini söyler.<br />
  7. Devletin, insan haklarını korumakla yükümlü olduğunu söyler.</p>
<p>Amaç 2: İnsanın temel hak ve özgürlüklerini tanır.<br />
Davranışlar:<br />
  1. Yaşama hakkının, insanın temel hak ve özgürlüklerinden olduğunu söyler.<br />
  2. Eğitim hakkının, insanın temel hak ve özgürlüklerinden olduğunu söyler.<br />
  3. Kişi dokunulmazlığı hakkının, insanın temel hak ve özgürlüklerinden olduğunu<br />
      söyler.<br />
  4. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının, insanın temel hak ve özgürlüklerinden<br />
      olduğunu söyler.<br />
  5. Özel hayatın gizliliği hakkının, insanın temel hak ve özgürlüklerinden olduğunu<br />
      söyler.<br />
  6. Seçme ve seçilme hakkının, insanın temel hak ve özgürlüklerinden olduğunu<br />
      söyler.<br />
  7. Konut dokunulmazlığı hakkının, insanın temel hak ve özgürlüklerinden olduğunu<br />
      söyler.<br />
  8. Düşünce özgürlüğünün, insanın temel hak ve özgürlüklerinden olduğunu söyler.<br />
  9. Din ve vicdan özgürlüğünün, insanın temel hak ve özgürlüklerinden olduğunu<br />
      söyler.<br />
10. Haberleşme özgürlüğünün, insanın temel hak ve özgürlüklerinden olduğunu<br />
      söyler.<br />
11. Yerleşme ve seyahat etme özgürlüğünün, insanın temel hak ve özgürlüklerinden<br />
      olduğunu söyler.<br />
12. Çalışma hakkının, insanın temel hak ve özgürlüklerinden olduğunu söyler.<br />
13. Toplantı hak ve özgürlüğünün, insanın temel hak ve özgürlüklerinden olduğunu<br />
      söyler.<br />
14. Bilim ve sanat özgürlüğünün, insanın temel hak ve özgürlüklerinden olduğunu<br />
      söyler.</p>
<p>Amaç 3: İnsan haklarının korunmasında sevgi, saygı ve hoşgörünün önemini bilir.<br />
Davranışlar:<br />
  1. Başkalarının düşüncelerine saygı gösterilmesi gerektiğini söyler.<br />
  2. Farklı düşüncelere karşı hoşgörülü davranılması gerektiğini söyler.<br />
  3. Kendi hakları kadar başkalarının haklarının da korunması gerektiğini bilir.</p>
<p>Amaç 4: İnsan haklarının korunmasına özen gösterir.<br />
Davranışlar:<br />
  1. Başkalarının haklarını korur.<br />
  2. Kendi haklarını arar.<br />
  3. Başkalarına kötü söz söylemez.<br />
  4. Başkalarının düşüncelerine saygı gösterir.<br />
  5. Başkalarının sözünü kesmeden dinler.<br />
  6. Başkalarının eşyalarını izinsiz almaz.<br />
  7. Başkalarıyla kavga etmez.<br />
  8. Başkalarıyla alay etmez.<br />
  9. Nedenini  bilmediği bir konuda başkalarını suçlamaz. </p>
<p>Amaç 5: “Çocuk Hakları Sözleşmesi”yle kendisine tanınan hakları bilir.<br />
Davranışlar:<br />
  1. Devletin, her çocuğun bakım ve korunmasını sağlayan önlemleri alması<br />
      gerektiğini söyler.<br />
  2. Her çocuğun, düşünce, din ve vicdan özgürlüğüne sahip olduğunu söyler.<br />
  3. Devletin, çocuğu her türlü saldırı ve insanlık dışı kötü davranışlara karşı<br />
      korumakla görevli olduğunu söyler.<br />
  4. Devletin, engelli çocukların hayatını kolaylaştıran önlemleri almak zorunda<br />
      olduğunu söyler.<br />
  5. Her çocuğun, sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı bulunduğunu söyler.<br />
  6. Her çocuğun, sosyal güvenlikten yararlanma hakkı bulunduğunu söyler.<br />
  7. Her çocuğun, eğitimden yararlanma hakkı bulunduğunu söyler.<br />
  8. Her çocuğun, dinlenme, oynama, çeşitli kültürel faaliyetlerde bulunma hakkı<br />
      olduğunu söyler.<br />
  9. Her çocuğun, gelişimine zarar verecek şekilde çalıştırılmasına karşı korunma<br />
      hakkı olduğunu söyler.<br />
10. Her çocuğun, cinsel amaçlı olarak kendisinden yararlanılmasına karşı korunma<br />
      hakkı olduğunu söyler.<br />
11. Devletin, çocuğu uyuşturucu madde vb. lerinin kullanımına karşı korumakla<br />
      görevli olduğunu söyler.<br />
12. Devletin, özel bakım gerektiren durumlarda çocuğa ya da ailesine parasal destek<br />
      sağlamakla görevli olduğunu söyler.<br />
13. Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni kabul eden devletlerin, bu hakların kullanılmasını<br />
      sağlayacak tüm düzenlemeleri yapmakla görevli olduğunu söyler.</p>
<p>Amaç 6: Devletin temel hak ve özgürlüklerle ilgili görevlerini bilir.<br />
Davranışlar:<br />
  1. Devletin, temel hak ve özgürlükleri korumakla görevli olduğunu söyler.<br />
  2. Devletin, temel hak ve özgürlükleri, anayasa ve yasalarla güvence altına aldığını<br />
      söyler.<br />
  3. Devletin, kişilerin anayasa ve yasalara uygun davranmalarını sağlaması<br />
      gerektiğini söyler.<br />
  4. Devletin, temel hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlayan kurum ve<br />
      kuruluşları oluşturduğunu söyler.</p>
<p>Amaç 7: Atatürk’ün insan hak ve özgürlüklerine önem verdiğini kavrar.<br />
Davranışlar:<br />
  1. Atatürk’ün önderliğinde kurulan cumhuriyet yönetimiyle Türk ulusunun kazandığı<br />
      hak ve özgürlüklerin neler olduğunu açıklar.<br />
  2. Atatürk’ün, insan hak ve özgürlüklerine verdiği önemini belirten sözlerinden<br />
         örnekler verir.</p>
<p>ÜNİTE II: DEVLET VE VATANDAŞ İLİŞKİSİ</p>
<p>Amaç 8: Devlet kavramını bilir.<br />
Davranışlar:<br />
  1. Devletin, toplumu yöneten bir güç olduğunu söyler.<br />
  2. Toplumların yönetiminde devletin daha üstünde başka bir gücün bulunmadığını<br />
      söyler.<br />
  3. Devletin amacının, toplumdaki düzeni, birlik ve beraberliği korumak olduğunu<br />
      söyler.<br />
  4. Devlet yönetiminin yasalarla sağlandığını söyler.<br />
  5. Devletin koyduğu yasalara, vatandaşların uyma zorunluluğu olduğunu söyler.</p>
<p>Amaç 9: Devletin vatandaşlarına karşı olan temel görevlerini bilir.<br />
Davranışlar:<br />
  1. Kişilerin ve toplumun huzur ve mutluluğunu sağlamanın, devletin görevi olduğunu<br />
      söyler.<br />
  2. Ulusun bağımsızlığını ve bütünlüğünü sağlamanın, devletin görevi olduğunu<br />
      söyler.<br />
  3. Kişilerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almanın, devletin görevi<br />
      olduğunu söyler.</p>
<p>Amaç 10: Vatandaşın devlete karşı görevlerini bilir.<br />
Davranışlar:<br />
  1. Seçim hakkının kullanılmasının, bir vatandaşlık görevi olduğunu söyler.<br />
  2. Askerlik yapmanın, bir vatandaşlık görevi olduğunu söyler.<br />
  3. Devlete vergi vermenin, bir vatandaşlık görevi olduğunu söyler.<br />
  4. Devletin çıkardığı yasalara uymanın, bir vatandaşlık görevi olduğunu söyler.
<p>Amaç 11: Atatürk’ün vatandaşlık  görevlerine önem verdiğini kavrar.<br />
Davranışlar:<br />
  1. Cumhuriyetin ilânından sonra vatandaşlık görevleri konusunda yapılan<br />
      düzenlemelerin neler olduğunu açıklar.<br />
  2. Atatürk’ün vatandaşlık görevlerinin önemini vurgulayan sözlerinden örnekler verir.</p><p style="float: left;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p></p>
<p>Amaç 12: Atatürk’ün vatanını ve ulusunu çok sevdiğini kavrar.<br />
Davranışlar:<br />
  1. Atatürk’ün, vatanını ve ulusunu çok sevdiğini örneklerle açıklar.<br />
  2. Atatürk’ün, vatan savunması için yaptığı özverileri açıklar.<br />
  3. Atatürk’ün, Türk ulusunun her alanda kalkınıp gelişmesi için yaptığı çalışmalardan<br />
      örnekler verir.</p>
<p>ÜNİTELER</p>
<p>ÜNİTE I: İNSAN HAKLARI<br />
A. Toplumsal Bir Varlık Olarak İnsan<br />
B. Temel Hak ve Özgürlükler<br />
     1. Temel hak ve özgürlüklerin korunmasında bireylerin görevleri<br />
     2. Temel hak ve özgürlüklerin korunmasında devletin görevleri<br />
C. İnsan Haklarının Korunması<br />
     1. İnsan haklarının korunmasının önemi<br />
     2. İnsan haklarının korunmasında sevgi, saygı ve hoşgörü<br />
Ç. Çocuk Hakları Sözleşmesi</p>
<p>ÜNİTE II: DEVLET VE VATANDAŞ İLİŞKİSİ<br />
A. Devletin Vatandaşa Karşı Görevleri<br />
B. Vatandaşın Devlete Karşı Görevleri</p>
<p>ÖRNEK İŞLENİŞ</p>
<p>Açıklama:<br />
	Öğretilecek konularla ilgili olarak hazırlanan bir çizelgeyle öğrencilerin performansları önceden ölçülür. Bu ölçme sırasında konuyla ilgili olarak öğrencilere, çizelgedeki sorular sorulur. Doğru yanıtlar “+”, yanlış yanıtlar “-” ile gösterilir (Performansın belirlenmesi için yapılan çalışma ve buna ilişkin hazırlanan kayıt tablosu, günlük plân formatının dışındadır.).</p>
<p>PERFORMANS KAYIT TABLOSU KESİTİ</p>
<p>BİLDİRİMLER	ÖLÇÜT	SORULAR	Ali	Ayşe	Sedat<br />
1. Vatandaşın devlete karşı<br />
görevlerinin;<br />
%100	1.Vatandaşın devlete karşı<br />
görevleri nelerdir? Söyle.<br />
  a. Seçimlere katılma,		  a. Seçimlere katılma	-	-	-<br />
  b. Askerlik yapma,		  b. Askerlik yapma	+	-	-<br />
  c. Vergi verme,		  c. Vergi verme	-	+	-<br />
  ç. Yasalara uyma olduğunu söyler.		  ç. Yasalara uyma	-	-	-<br />
		Sonuç	-	-	-</p>
<p>Dersin Adı		: Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi<br />
Ünitenin Adı		: Devlet ve Vatandaş İlişkisi<br />
Konunun Adı		: Vatandaşın Devlete Karşı Görevleri<br />
Süre			: 40 dakika<br />
Yöntem ve Teknikler: Anlatım, soru-yanıt<br />
Öğretim Materyalleri: “İyi Bir Vatandaş Olmak İstiyorum” adlı öykü, resim kartları, fatura,<br />
   çevre ve temizlik vergisi makbuzu, emlâk vergisi makbuzu.<br />
Resim Kartları<br />
		Birinci resim kartı	: Asker resmi.<br />
		İkinci resim kartı	: Oy kullanan insanları ifade eden resim.</p>
<p>Amaç : Vatandaşın devlete karşı görevlerini bilir.<br />
Davranışlar:<br />
  1. Seçim hakkının kullanılmasının, bir vatandaşlık görevi olduğunu söyler.<br />
  2. Askerlik yapmanın, bir vatandaşlık görevi olduğunu söyler.<br />
  3. Devlete vergi vermenin, bir vatandaşlık görevi olduğunu söyler.<br />
  4. Devletin çıkardığı yasalara uymanın, bir vatandaşlık görevi olduğunu söyler.</p>
<p>Performans kayıt tablosu dikkate alınarak davranışlar ad belirtilerek yeniden yazılır.</p>
<p>  1. Ali, Ayşe, Sedat, seçim hakkının kullanılmasının, bir vatandaşlık görevi olduğunu<br />
      söyler.<br />
  2. Ayşe, Sedat, askerlik yapmanın, bir vatandaşlık görevi olduğunu söyler.<br />
  3. Ali, Sedat, devlete vergi vermenin, bir vatandaşlık görevi olduğunu söyler,<br />
  4. Ali, Ayşe, Sedat, devletin çıkardığı yasalara uymanın, bir görev olduğunu söyler.</p>
<p>ÖĞRENME VE ÖĞRETME ETKİNLİKLERİ	</p>
<p>	Öğretmen, bu konunun işleneceği günden önce öğrencilerden, vergi, askerlik, seçim, yasalara uyma gibi vatandaşlık görevleriyle ilgili olarak vergi makbuzu, fatura, fiş, resim vb. materyaller getirmelerini ister.</p>
<p>	Öğretmen, “Çocuklar, geçen derslerimizde devletin vatandaşlarına karşı görevlerinin neler olduğunu öğrenmiştik. Bugün ise vatandaş olarak bizim devlete karşı görevlerimizin neler olduğunu öğreneceğiz. Bununla ilgili olarak size kısa bir öykü okuyacağım. Siz de dikkatlice bu öyküyü dinleyin.” diyerek derse giriş yapar.<br />
İYİ BİR VATANDAŞ OLMAK İSTİYORUM</p>
<p>	Güzel bir pazar günüydü. Annesi Emre’yi uyandırdıktan sonra ailece kahvaltılarını yaptılar. Annesi Emre’ye “Bugün baban ve ben seçimlere katılmak için oy kullanmaya gideceğiz. Senin de bizimle gelmeni istiyoruz. Çünkü sen de büyüdüğün zaman oy kullanacaksın.” der ve birlikte oy kullanacakları yere giderler. Sıra kendilerine geldiğinde Emre’nin annesi ve babası oylarını kullanırlar. Eve dönerken Emre merakla annesine “Anneciğim, siz niçin oy kullandınız?” diye sorar. Annesi de “Emreciğim, biz oy kullanarak bizi yönetecek kişileri seçiyoruz. Aynı zamanda seçim hakkımızı kullanarak bir vatandaşlık görevimizi yerine getirmiş oluyoruz.” diyerek yanıt verir. Emre bu kez babasına dönerek “Baba, oyunuzu kullanmasaydınız ne olurdu?” diye sorar. Babası Emre’ye “Bak oğlum, annenin de söylediği gibi bu, devlete karşı bir vatandaşlık görevimizdir ve bu görevimizi yerine getirmezsek yasalara uymamış oluruz.” der. </p>
<p>	Emre tekrar babasına “O zaman yasalara uymak da bir vatandaşlık görevi midir?” diye sorar. Emre’nin bu sorusu babasını çok şaşırtır ve memnun eder. Bunun üzerine babası Emre’ye “Aferin sana Emre, çok iyi düşündün. Vatandaş olarak devlete karşı görevlerimizden biri de devletin çıkardığı yasalara uymaktır.” der. Emre, vatandaşların başka görevleri olup olmadığını çok merak eder. Hemen babasına “Devlete karşı başka görevlerimiz var mıdır?” diye sorar. Babası da “Evet, oy kullanma ve yasalara uymanın dışında iki önemli görevimiz daha var. Biri askerlik yapmak, diğeri de vergi vermek.” der. Bu arada evlerinin yakınındaki bakkalın önüne gelmişlerdir. Annesi “Bakkaldan süt ve ekmek almamız gerekiyor.” diyerek birlikte bakkala girerler. Alışverişlerini yaptıktan sonra bakkalın verdiği fişi babası Emre’ye göstererek “Bak Emre, bakkala ödediğimiz para karşılığında aldığımız fiş sayesinde yaptığımız alışverişin vergisini devlete karşı ödemiş oluyoruz. Vatandaş olarak yerine getirdiğimiz her görev çok önemlidir. Vergimizi verirsek, devlet bize daha çok hizmet sunar, askerlik görevimizi yaparsak vatanımızı korumuş oluruz, oy kullanırsak kendi yöneticilerimizi kendimiz seçmiş oluruz ve en önemlisi devletin yasalarına uyarsak iyi bir vatandaş oluruz.” der. </p>
<p>	Emre eve dönerken geçirdiği bu günden çok memnun kalmıştır. Annesine ve babasına dönerek “Ben de büyüyünce askere gideceğim, vergi vereceğim, oy kullanacağım ve yasalara uyacağım. Böylece ben de vatandaş olarak görevlerimi yapacağım.” der. Emre’nin bu sözü anne ve babasının çok hoşuna gider, onu öperek evlerine girerler.</p>
<p>	Öğretmen, öykü bittikten sonra “Aferin çocuklar, beni çok iyi dinlediniz. Öykümüzde vatandaşlık görevlerinin neler olduğu anlatıldı. Şimdi ben size vatandaşlık görevlerimizle ilgili bazı resimler göstereceğim.” der ve oy kullanan insanların resmini gösterir. Öğrencilere “Buradaki insanlar ne yapıyor?” sorusunu yöneltir. Öğrencilerden gelen “Oy kullanıyorlar.” doğru yanıtını pekiştirir. Öğretmen öğrencilere “Evet çocuklar, oy kullanmak yani seçim hakkının kullanılması bir vatandaşlık görevidir.” der ve öğrencilere “Vatandaşlık görevlerimizden biri neymiş?” diye soru sorar. Öğrencilerden gelen “Seçim hakkının kullanılması.” doğru yanıtını pekiştirir ve doğru yanıtı tahtaya yazar.</p>
<p>	Sonra her öğrenciye seçim hakkının kullanılmasının vatandaşlık görevlerinden biri olduğunu tekrarlatır. Öğretmen, öğrencilere nöbet tutan bir asker resmi gösterir ve onlara “Resimde ne görüyorsunuz?” sorusunu yöneltir. Öğrencilerden gelen “asker” doğru yanıtını pekiştirir. Performansı “+” olan Ali’ye dönerek “Peki Ali, vatandaşlık görevlerimizden biri de neymiş?” sorusunu yöneltir. Ali’den gelen “Askerlik yapmak” doğru yanıtını pekiştirir ve doğru yanıtı tahtaya yazar. Daha sonra öğretmen “Çocuklar, her Türk erkeğinin askerlik yapması bir vatandaşlık görevidir.” der. Diğer öğrencilere de askerlik yapmanın bir vatandaşlık görevi olduğunu tekrarlatır. Öğretmen, sonra tahtaya yazılanları işaret ederek “Seçim hakkının kullanılması ve askerlik yapmak vatandaşlık görevlerimizdendir.” der. Daha sonra öğrencilerden getirmelerini istediği çevre ve temizlik vergisi makbuzları, taşıt vergisi makbuzları, fiş vb. lerini çıkarmalarını ister. Öğretmen, Ali’nin yanına giderek “Evet çocuklar, Ali bize çevre ve temizlik vergisi makbuzu getirmiş.” der. Ayşe’nin yanına giderek “Evet, Ayşe de bize alışveriş fişi getirmiş.” der. Son olarak Sedat’ın yanına gider ve “Sedat da bize emlâk vergisi makbuzu getirmiş.” der ve “Evet çocuklar, biz vatandaş olarak sahip olduğumuz ev, araba vb. şeyler ile yararlandığımız hizmetler için devlete belli bir miktar parayı vergi olarak ödüyoruz. Ödediğimize dair bu makbuzlar bize veriliyor. Bu getirmiş olduğunuz belgeler ödediğimiz vergilerden bazılarına aittir.” der. Performansı “+” olan Ayşe’ye dönerek “Peki Ayşe, vatandaşlık görevlerimizden biri de neymiş?” sorusunu yöneltir. Ayşe’den gelen “Vergi verme.” doğru yanıtını pekiştirir ve tahtaya yazar. Öğretmen “Çocuklar, vergi vermek bir vatandaşlık görevidir.” der ve öğrencilerin hepsine vergi vermenin bir vatandaşlık görevi olduğunu tekrarlatır. Sonra öğrencilere “Demek ki, seçim hakkının kullanılması, askerlik yapmak ve vergi vermek vatandaşlık görevlerimizdendir.” der. Öğretmen öğrencilere “Çocuklar, seçimlerde oy kullanmak, askerlik yapmak, vergi vermek devletin koymuş olduğu yasalarla belirlenmiştir. Bunların dışında devletin toplumun düzenini ve huzurunu sağlamak için çıkardığı birçok yasa vardır. Devletin çıkardığı yasalara uymak da bir vatandaşlık görevidir.” der ve tahtaya yasalara uymanın bir vatandaşlık görevi olduğunu yazar. Sonra tüm öğrencilere bunu tekrarlatır. Öğretmen, daha sonra öğrencilere, vatandaşın devlete karşı görevlerini tahtada yazılanları işaret ederek tekrarlar. Ali, Ayşe ve Sedat’a da vatandaşın devlete karşı görevlerinin neler olduğunu tekrarlatır. Bu arada öğrencilerden gelen doğru tepkileri pekiştirir, yanlış olanları düzeltir (Gerekirse sözel ipucu vererek doğru yanıt vermelerini sağlar.). Öğrencilerin getirdikleri fiş, makbuz vb. materyaller ile sınıf panosunda vatandaşlık görevleriyle ilgili bir köşe hazırlanır.</p>
<p>ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME:<br />
Örnek Ölçme Soruları<br />
1.Vatandaşın devlete karşı görevleri nelerdir?<br />
2.Aşağıdakilerden hangisi devlete karşı görevlerimizdendir?<br />
  a. Vergi verme<br />
  b. Yasa çıkarma<br />
  c. Okula zamanında gelme</p>
<p>Değerlendirme</p>
<p>Öğretmen, değerlendirme için hazırlanan soruları; Ali, Sedat, Ayşe’ye sorar ve gelen doğru tepkileri pekiştirir. Yanlış tepki verildiğinde, gerekli dönüt ve düzeltmeleri yapar. Öğretmen, ölçme sonuçlarını ve öğrencilerin ders içindeki performanslarını dikkate alarak onların başarıları hakkında sonuca ulaşır.</p>
<p style="text-align: center;"></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/vatandaslik-ve-insan-haklari-egitimi-dersi-notlari.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Londra Konferansı, 1912 ve 1921 Tam Metin</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/londra-konferansi-1912-ve-1921-tam-metin.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/londra-konferansi-1912-ve-1921-tam-metin.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 06:21:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutluk]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir]]></category>
		<category><![CDATA[Bey]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Bunu]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[Ege]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gizli]]></category>
		<category><![CDATA[Hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Italyan]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Olsa]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sami]]></category>
		<category><![CDATA[Tam]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11848</guid>
		<description><![CDATA[Balkan Savaşı sırasında1912 Aralık ayının ortalarında aynı anda başlayan iki ayrı uluslararası konferans. Bunlardan birinde Osmanlı ve Balkan ülkelerinin temsilcileri karşı karşıya geliyordu. Diğeri ise, Avrupalı altı büyük devlet temsilcisinden oluşmaktaydı. Osmanlının ve diğer tarafın koruyucuları vardı. Avusturya-Macaristan ve Almanya İstanbul hükümetini, Rusya ve Üçlü İtilaf devletleri de Balkan ülkelerini destekliyordu. Konferansta, Osmanlı İmparatorluğunun egemenliği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Balkan Savaşı sırasında1912 Aralık ayının ortalarında aynı anda başlayan iki ayrı uluslararası konferans. Bunlardan birinde Osmanlı ve Balkan ülkelerinin temsilcileri karşı karşıya geliyordu. Diğeri ise, Avrupalı altı büyük devlet temsilcisinden oluşmaktaydı. Osmanlının ve diğer tarafın koruyucuları vardı. Avusturya-Macaristan ve Almanya İstanbul hükümetini, Rusya ve Üçlü İtilaf devletleri de Balkan ülkelerini destekliyordu. Konferansta, Osmanlı İmparatorluğunun egemenliği ve altı büyük devletin denetimi altında özerk bir Arnavutluk kurulması kararlaştırılmıştır. Diğer yandan Osmanlı İmparatorluğundan Avrupa&#8217;daki sınırını Midye-Tekirdağ çizgisine çekmesi, Edirne&#8217;nin teslim edilmesi, Ege denizindeki tüm haklarından vazgeçmesi isteniyordu. Bu istemler İstanbul hükümetince kabul edildiği sırada 23 Ocak 1913 günü Jön Türkler darbe ile iktidara geçmişler ve konferans sonuçları uygulanamamıştır.<br />
I. İnönü Savaşı&#8217;nda elde edilen başarı sonucu Batılı devletler bir konferans düzenlemeye karar verdiler. Londra Konferansı 21 Şubat&#8217;tan 12 Mart 1921&#8242;e kadar devam etmiştir. Londra görüşmelerinde Bekir Sami Bey, Ankara ve İstanbul temsilcileri arasında varılan bir anlaşma sonucunda, her iki heyet adına hareket etmiştir. Türk temsilcilerinin Londra temaslarını iki kısma ayırmak gerekir. Birincisi, Türk temsilcilerinin Müttefik devletlerle yaptıkları genel görüşmeler; ikincisi de Ankara heyeti başkanı, Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey ile İngiliz, Fransız, İtalyan <span id="more-11848"></span>temsilcileri arasındaki görüşmelerde hazırlanan andlaşma tasarılarıdır. Ankara hükümeti Bekir Sami Bey&#8217;in yaptığı anlaşmaları kabul etmedi. Bir anlaşma gerçekleşmemiştir. Ama bunu önemi Ankara hükümetinin Avrupa devletleri tarafından gizli bir şekilde de olsa tanınması ve İtilaf devletleri arasındaki görüş ayrılıklarını ortaya çıkarmasıdır.</p>
<p>Londra Konferansları, 1955-1959<br />
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında düzenlenen iki konferans. I. Londra Konferansı&#8217;nda (29 Ağustos-7 Eylül 1955) bir sonuç elde edilmezken, II. Londra Konferansı&#8217;nda (19-23 Şubat 1959) Kıbrıs&#8217;ın bağımsızlığı kabul edilmiştir. Belirli bir süre Kıbrıs sorununun varlığını kabul etmeyen İngiltere, Ada&#8217;daki gelişmeler hızlanınca, Türkiye ve Yunanistan&#8217;ın katılacağı bir konferans toplamaya karar verdi. I. Londra Konferansında İngiltere, egemenlik kendisinde kalmak üzere, Kıbrıs&#8217;a özerklik verilmesini ve Ada&#8217;nın savunmasında Türkiye ve Yunanistan&#8217;ın yeralması tezini savundu. Türkiye, Ada&#8217;nın tarihsel geçmişe göre kendisine verilmesi gerektiğini ileri sürdü. Yunanistan ise Kıbrıs halkına kendi geleceğini belirleme hakkının verilmesinde ısrar etti. Konferans bir sonuca ulaşamadan dağıldı.<br />
II. Konferans, Aralık 1958&#8242;de Paris&#8217;te yapılan NATO Bakanlar Konseyi toplantısı vesilesiyle Türkiye, İngiltere ve Yunanistan Dışişleri Bakanlrı Kıbrıs&#8217;a bağımsızlık verilmesi üzerinde görüşmeler yaptılar. Daha sonra Zürich&#8217;te biraraya gelen Türk ve Yunan tarafları prensip olarak anlaştılar (11 Şubat 1959). Kıbrıs anlaşmazlığına böyle bir çözüm daha önce 1958 yılında Makarios tarafından ortaya atılmıştı. Antlaşmayı Londra&#8217;da Lancester House&#8217;de Türkiye, Yunanistan ve İngiltere başbakanları imzaladılar. Antlaşmaya göre Ada&#8217;da Türklerden ve Rumlardan meydana gelen ikili bir yönetim tarzı uygulanacak ve Kıbrıs devletinin bağımsızlığı Türkiye, Yunanistan ve İngiltere&#8217;nin garantisi altında bulunacaktı. Kıbrıs, hiçbir devlete katılmayacak; Türkler bir azınlık muamelesi görmeyecek, Ada&#8217;nın savunmasına Yunanistan ve Türkiye katılacak, İngiltere buradaki bazı askeri üslerini koruyacaktı.<br />
Ada&#8217;nın Temsilciler Meclisinde her iki cemaat belirli oranlar içerisinde üye bulunduracak; Cumhurbaşkanı Rumlardan, yardımcı Türklerden seçilecekti. Türkler, kurulacak Kıbrıs ordusuna %40, mahalli kolluk kuvvetlerine ve yönetime %30 oranında katılacaklardır. Bakanlar kurulunun 3 üyesi Türk, 7&#8242;si Rum olacaktı. Antlaşmada daha birçok kurumun, &#8220;ikili yönetime&#8221; göre nasıl kurulacağı hakkında ayrıntılı hükümler yer aldı.<br />
Louis, 14.<br />
17. yüzyılda (1638-175) Fransa&#8217;da hüküm süren kral. 1943&#8242;te beş yaşındayken Fransız tahtına çıktı. Bunda önce yönetimde, kral Naibi Kardinal Nazarin vardı. 14. Louis 1661&#8242;de 23 yaşında iken ülkenin yönetimini ele aldı ve 1715&#8242;te ölene kadar tam 72 yıl iktidarda kaldı. Çağdaş tarihin iktidarda en uzun süreyle iktidarda kalan monarkıdır. Kendi döneminde, yönetimde mutlakiyet hakimdi. 16. yüzyılda yaşanan din savaşları ve Westphalia Barışı sırasında 1648 ayaklanmaları, Almanya&#8217;yı küçük devletlere bölmüş, Fransa&#8217;ya da dünya üstünlüğünü ele geçirmesini sağlamıştır. 14. Louis, sınıflara bölünmüş bir Fransa&#8217;nın bütünleştirilmesinde tek gücün ulusal monarşinin olduğuna inanmıştır. Merkeziyetçi otoritesini kurduktan sonra, orduya çekidüzen verdi. Çünkü askerler önceden istedikleri ülkeye hizmet ediyorlardı. Bunlara sürekli oturacak barakalar kurdu, emir komuta zinciri kurdu ve tek bir üniforma giydirdi. 14. Louis bunları içerde yaparken, dış politikada da çeşitli stratejiler uyguladı. Bu stratejinin temelinde genişleme yatıyordu. Doğuya ve Ren bölgesine doğru genişlemek ve İspanya Hollandasını (Belçika) kendi ülkesine ilhak etmek istedi. Bir de İspanya kralı II. Charles&#8217;in kızkardeşi ile evlenmişti). Bu konudaki amacı, Avrupa&#8217;nın öteki devletlerinin bağımsızlıklarına son verecek olan, &#8220;evrensel monarşi&#8221; kurmaktı.<br />
Arkasında büyük bir miras bırakacak olan İspanya Kralı II. Charles&#8217;in ölmesi ile 1700 yılında Avrupa savaş ile karşı karşıya gelmişti. Miras üzerinde en büyük hak sahibi, II. Charles&#8217;in iki kızkardeşi ile evli bulunan Habsburg İmparatoru ve Fransa Kralı&#8217;ydı. II. Charles ölmeden önce mirasın kime kalacağı konusunda vasiyet bırakmıştı. Vasiyete göre İspanya toprakları parçalanmadan bir bütün olarak 14. Louis&#8217;in torununa kalacak ama taht hiç bir zaman birleştirilmeyecekti. 14. Louis kabul etmezse, Habsburg İmparator&#8217;unun oğluna verilecek. 14. Louis bu mirası kabul etti ve savaş başladı. Savaş sonunda Utrecht Barış Antlaşması imzalanacak ve İspanya tahtına 14. Louis&#8217;in torunu II. Philippe geçecektir.</p>
<p>Lozan Antlaşması, 1923<br />
Kurtuluş savaşımızın sonunda, yeni Türk devleti ve diğer imzacı ülkeler arasında yapılan barış antlaşması ile Türkiye tam bağımsızlığını bütün dünyaya kabul ettirmiş oldu. Bugünkü sınırlarımız ile dış ilişkilerimizin bir kısmı da Lozan Barış Antlaşmasına göre saptanmış ve yürütülmektedir.<br />
20 Kasım 1922&#8242;de başlayan ve çok çetin geçen görüşmeler, aradaki bir kesilme döneminden sonra, 24 Temmuz 1923&#8242;de sonuçlanarak bu tarihte Antlaşma imzalanmıştır. Daha sonra da TBMM&#8217;de 23 Ağustos 1923 günü 340, 341, 342 ve 343 sayılı kanunlarla kabul olunmuş ve böylece hazır bulunan 227 üyeden 213&#8242;ünün olumlu oyu ile tasdik olunmuştur. Aynı gün, İstanbul ve Boğazlar bölgesindeki müttefik kuvvetleri ve donanmasının çekilmesi istenmiş ve 6 hafta içinde gitmişlerdir.<br />
Lozan Konferansında Türkiye&#8217;yi baş delege olarak, o sırada Dışişleri Bakanı bulunan İsmet İnönü temsil etmiştir.<br />
Lozan Barışıyla özet olarak şu sonuçlara ulaşılmıştır:<br />
Henüz tespit edilmemiş güney sınırları hariç Türkiye&#8217;nin yeni sınırları Milli Misak ile kabul edilen sınırlardı. Türkiye Müttefiklere hiç bir tazminat ödemeyecekti. Kapitülasyonlar kaldırılmıştı. Türkiye&#8217;de bulunan yabancılar ve yabancı kurum ve okullar Türk kanunlarına tabi olacaklardı. Yunanistan ile ahali mübadelesinden sonra, Türkiye, halkının büyük çoğunluğunu Türklerin teşkil ettiği mütecanis bir devlet haline gelmişti. Boğazlarda, tam kontrol hakkını kulanmamakla beraber egemenliği ve bağımsızlığı üzerine konulan tehditlerin bir çoğunu kaldırmaya muvaffak olmuştu.<br />
Lozan&#8217;da imzalanmış olan belgelerin dökümü ise şöyledir:<br />
1. Türkiye ile İngiltere, Fransa, Japonya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya arasında (Barış Andlaşması).<br />
2. Türkiye ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Rusya, Yugoslavya arasında (Boğazların Usulüne Dair Sözleşme),<br />
3. Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya arasında (Trakya Sınırlarına Dair Sözleme),<br />
4. Türkiye ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya arasında (Ticaret Sözleşmesi),<br />
5. Türkiye ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Romanya, Yunanistan arasında (Genel Af ile İlgili Beyanname ve Protokol).<br />
6. Yunanistan&#8217;daki Müslümanların malları hakkında (Yunan Beyannamesi).<br />
7. Sağlık Sorunlarına Ait Türk Beyannamesi<br />
8. Adalet işlerinin İdaresine ait Türk Beyannamesi<br />
9. Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya arasında Osmanlı İmparatorluğunca verilmiş olan bazı imtiyazlara dair Protokol ve (Türk Beyannamesi),<br />
10. Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya arasında Lozan&#8217;da imza edilen belgelerin bazı hükümetlerine Belçika ve Portekiz&#8217;in katılmasına dair Protokol ve (Belçika Beyannamesi) ile (Portekiz Beyannamesi).<br />
11. Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya arasında İngiltere, Fransa, İtalya tarafından işgal edilen Türk arazisinin boşaltılmasına dair Protokol ve (Türk Beyannamesi).<br />
12. Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya,Yunanistan arasında Karaağaç arazisiyle Bozcaada ve İmroz adalarına dair Protokol.<br />
13. İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan arasında Yunanistan&#8217;daki azınlıkların korunması hakkında başlıca müttefik devletler ile Yunanistan arasında 10.08.1920 gününde yapılmış andlaşması ile Trakya&#8217;ya ait olarak aynı devletler arasında aynı günde yapılan andlaşmaya dair Protokol.<br />
14. Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan arasında, Yugoslavya tarafından Barış Antlaşmasının imzasına dair Protokol.<br />
15. Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Belçika, Portekiz arasında Lozan Konferansının bitimine ait Belge.<br />
Barış Andlaşmasının kapsamı içinde olarak Türkiye ile Yunanistan arasındaki Rum ve Türk ahalinin karşılıklı değiştirilmesine dair Andlaşma 30.1.1923&#8242;de imzalanmıştır.<br />
Atatürk, Nutkunda, Mondros Mütarekesinden sonra Müttefik devletlerce Türkiye&#8217;ye dört defa barış teklii yapıldığını, ilk üçünü Türk milletini tatmin etmekten çok uzak olduklarını, dördüncü ve son teklifin Lozan Antlaşması ile sonuçlanan görüşmeleri başlattığını belirterek ayrıntılarını vermiş ve Lozanı bir zafer olarak nitelemiştir.</p>
<p>Lusaka Konferansı, 1970<br />
Bağlantısızların Zambia&#8217;nın başkenti Lusaka&#8217;da yaptıkları üçüncü bağlantısızlar toplantısı. &#8220;Barış, Bağımsızlık, İşbirliği ve Uluslararası İlişkilerin Demokratikleştirilmesi Üzerine Lusaka Deklarasyonu&#8221; ile bağlantısız bir dış politika izleme özlemi kararlı bir biçimde bir daha ilan edilmiştir.<br />
Lübnan Sorunu<br />
Ortadoğu sorununun önemli bir parçası durumundaki olaylar. Lübnan, 1970&#8242;lerin ortalarında taraflarını Hıristiyan sağcılar, Müslüman solcular, Suriye birlikleri, İsrail ve BM Barış Gücü&#8217;nün oluşturduğu bir iç savaş içine girdi. Bu çatışmanın nedenleri, Lübnan&#8217;ın iç yapısında ve bölgenin özelliklerinde aranmalıdır.<br />
Bir kere Lübnan çeşitli dinsel ve etnik bölüntülere ayrılmış olup bir ulus-devlet görünümünde değildir. Ülkede hiçbir mezhep çoğunluğa sahip olamamıştır. Bunlar arasında Müslüman Sünniler, Şiiler, Düriziler, Hristiyan Maruniler, Yunan Ortodokslar, Katolikler ve Yahudiler en önemlilerini oluşturmaktadır. Bu etnik ve dini mozayiğe bir de 1970&#8242;te Ürdün&#8217;deki iç savaşı kaybederek bir anlamda bölgeden sürülen Filistinliler eklenmiştir. Burada bir yandan Hıristyan, Batı kültürü ile öte yandan İslam ve Doğu kültürü aynı potada erimemektedir. Lübnan toplumunun ailelere bölünmüş yapısı ülkenin siyasal yaşantısına kişisellik özelliği katmıştır. Siyasal iktidarın bozulduğu dönemde iktidarı ele geçirme çabaları büyük çatışmalara yol açmaktadır.<br />
Lübnan 1943 yılında tam bağımsız olduğundan bu yana siyasal istikrarını geleneksel olarak bir Hristiyan başkan ve müslüman bir başbakan seçerek sürdürüyordu. Hristiyanlar mecliste ve hükümette çoğunluğu ellerinde bulunduruyorlardı.<br />
Filistinlilerin de Lübnan&#8217;a gelmesi dengeyi iyice bozdu. 1975 yılında sağcı ve Hristiyanlar, solcu Müslümanlar ve Filistin gerillaları arasında bir savaş çıktı. Bir yıl sonra da Suriye, ABD ve İsrail&#8217;in onayı ile çatışmaları durdurmak için müdahale etti. 1978 yılında İsrail Güney Lübnan sınırından içeri girdiyse de BM Barış gücü gelince geri çekildi. Bu tarihten itibaren Lübnan&#8217;a saldırı için fırsat kollayan İsrail bir harekatı başlatarak Lübnan&#8217;ın güneyini işgal etti. Sonuçta Arafat ve Filistinliler bölgeden çekilirken, Lübnan&#8217;da yeni bir mücadele dönemi başlıyordu. 1980&#8242;li yıllar Lübnan&#8217;a özlediği barışı getiremedi ve 1975&#8242;te başlayan iç savaş hızını artırarak sürdürdü. Özellikle İsrail&#8217;in bölgede çekilişi sırasında ülkede, Devlet Başkanı Emin Cemayel dışında üç güç odağı ortaya çıktı. Hristiyanlar, Düriziler ve Şii Emel Örgütü. Saldırılara hedef olan Uluslararası Barış Gücü 1984 yılında ülkeden çekildiyse de İsrail askeri varlığını sürdürdü. 1986&#8242;dan sonra Suriye birlikleri, Şii Emel milisleri ve Filistinliler arasında yeni çatışmalar çıktı. 1989 yılında ise iç savaşın yeniden alevlenmesi, yeni seçilmiş başkan Rene Moawad&#8217;ın bir suikast ile öldürülmesi ve Batılı rehineler bunalımı sürmekteydi. Ordu komutanı Michel Aoun Hristiyanlar&#8217;ın lideri olarak ortaya çıktı. Auon, Suriye&#8217;nin Lübnan&#8217;dan elini eteğini tümüyle çekmedikçe herhangi bir anlaşmaya varamayacağını açıkladı. Aynı yıl içinde Arap Birliği Örgütü&#8217;nün çeşitli arabuluculuk komitelerinin çabaları sonuç getirmedi. Nihayet, 22 Mayıs 1991 tarihinde Suriye ile Lübnan arasında imzalanan bir antlaşma ile Suriye 1943 yılında bağımsızlığını kazanmasından sonra ilk defa Lübnan&#8217;ı ayrı ve bağımsız bir devlet olarak tanıdı. Bu tarihten sonra Lübnan merkezi hükümetinin en önemli sorunları, etnik dengelerin bozulup yeni çatışmalara yol açmasını engellemek, ülke topraklarının her tarafında denetimi sağlamak ve İsrail&#8217;in zaman zaman saldırıda bulunduğu gerilla kamplarının ne yapılacağı konusunda açıklık kazandırmaktır.</p>
<p>Maastricht Zirvesi (Maastricht Summit), Aralık 1991<br />
Avrupa Topluluğu üyesi oniki ülkenin Hollanda&#8217;daki Maastricht kentinde Aralık 1991&#8242;de, 1992&#8242;de yürürlüğe girmek üzere ortak bir Avrupa pazarına geçiş prosedürünü modernize etmek amacıyla düzenledikleri toplantı. Zirvede kararlaştırılan ana konu, geri dönülmez olarak değerlendirilen birliğin siyasal, ekonomik ve parasal yönü idi. Avrupa Topluluğu, dünyanın en geniş piyasası olarak, malların ve insanların serbest dolaşımı ile global güçlerden birisi olabilecektir.<br />
Macar Ayaklanması, 1956<br />
Macaristan&#8217;daki Sovyetler Birliği karşıtı ayaklanma. Stalin&#8217;in ölümünün ardından SSCB&#8217;de sözkonusu olan değişiklikler Macaristan&#8217;a da yansımıştı. Macaristan&#8217;daki Rakosi yönetimi, öteki Doğu Avrupa ülkelerine göre enyeni, kapalı ve halktan kopuk olanıydı. Böyle bir yöneticiye Sovyet önderliğinin geri görüşleri anlatılmalıydı. Rakosi istenen değişiklikleri yapmayınca Sovyet yöneticileri Rakosi&#8217;nin tek adam yönetimine son vererek, 1953&#8242;te iktidara Liberal görüşlü İmre Nagy&#8217;nin gelmesini sağladılar. Nagy&#8217;nin başbakanlığı sırasında yöneldiği liberal uygulamalar Sovyetler&#8217;i endişelendirdi. Bunun üzerine 1955 Nisan&#8217;ında sağcı sapma ve hizipçilik ile suçlanarak, Moskova&#8217;nın da oluru ile görevinden uzaklaştırıldı. Rakosi bazı serbestlikler tanıdıysa da başarılı olamadı. Ayrıca bu sırada Polonya&#8217;daki Poznan ayaklanmasının olması da onu tedirgin etti. Bu durum karşısında Macar Komünist Partisi 24 Ekim&#8217;de İmre Nagy&#8217;i yeniden başbakanlığa getirdiyse de durumu denetim altına alamadı. Sovyetler Birliği aleyhinde gösteriler ve grevler daha da arttı. Tam bu sırada Komünist Partisi Genel Sekreterliğine getirilen Sanos Kadar&#8217;ın yaptığı çağrılar da olayın hızını kesmedi. Bu arada daha önceden önemli yerleri tutmuş olan Sovyet tanklarının olaylara müdahalede bulunması Macar halkına birleştirdi ve Sovyetler&#8217;e karşı mücadeleyi güçlendirdi. Bu durumda başbakan İmre Nagy ile Sovyetler Birliği&#8217;nin arası iyice açıldı. 4 Kasım sabahından itibaren Sovyet tankları Budapeşte&#8217;yi tamamen işgal ederken Kadar&#8217;da başbakanlığa getirildi. Böylece ayaklanma bastırılmış oldu. Kadar 1960&#8242;lara kadar koyu bir baskı politikası uygulamışsa da bu tarihten sonra kısmi liberalleşme hareketlerine girişmiştir.</p>
<p>Mac Arthur Planı<br />
İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın Pasifikteki başarılı komutanlarından ve savaş sonrasında Japonya&#8217;da A.B.D. yönetiminin başı olan General Mac Arthur, Kore Savaşı sırasında Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Başkomutanlığında bulunduğu sırada, Çinlilerin de Kuzey Koreliler yanında aktif şekilde savaşa katılması üzerine en uygun çare olarak, Kore&#8217;ye Bitişik Çin topraklarına atom bombaları atılmasını planlayıp A.B.D. hükümetine önermiş ve görevinden alınmıştır. Buna rağmen, Generalin Amerika&#8217;ya dönüşü büyük bir olay oldu ve halk kendisini tam bir kahrman gibi karşıladı.<br />
Magna Carta, 1215<br />
Kral &#8220;Yurtsuz&#8221; John ile baronlar arasında Runnymede çayırında imzalanmış olan belge. Kıran kırana bir savaşın sonucunda, kralın baronlara yenilmesiyle kabul edilmiş olan bu &#8220;Büyük Özgürlük Fermanı&#8221;nın olağanüstü önemli, çağcıl demokrasi tarihinde kralın yetkilerini sınırlayan ilk temel belge olmasıdır.<br />
Magna Carta&#8217;yı oluşturan 63 madde İngiliz feodal toplumunun çeşitli sınıf, katman ve kurumlarının geleneksel olarak sahip oldukları hak ve özgürlükleri güvenceye bağlamaktadır. Bu sınıflar içinde en önemlisi baronlardır. Bunun yanısıra özgür köylüler var. Ayrıca fermanda, geleneksel uyruk hakları de resmen anımsatılıp açıkça tanınmaktadır. Kilise&#8217;nin tam özerk olmasını sağlayan temel ayrıcalıklar burada yinelenmiştir.<br />
Magna Carta anımsattığı bu temel hak ve özgürlükleri güvenceye de bağlamıştır. Bu haklar, 1)Adalet satılmaz, reddedilemez, geciktirilemez, 2)Suçsuza ceza verilemez, 3)Ceza suçla orantılı olmalı, 4)Zoralım yasak, 5)Kendilerinin izni olmadan uyrukların araçları kullanılamaz, 6)Ülkeye giriş ve çıkış serbesttir, 7)Tam bir ticaret serbestisi vardır.<br />
Makedonya Sorunu<br />
19. ve 20. yy&#8217;da Makedonya bölgesini ele geçirmek isteyen Balkan devletleri arasında başgösteren anlaşmazlık. Bulgaristan&#8217;ın bölgeyi alma girişimi, 1878&#8242;de İngiltere ve öteki büyük güçler tarafından engellendi. Daha sonra bölge üzerinde hak iddia eden Sırbistan, Yunanistan ve Bulgaristan, I. Balkan Savaşı sonunda Osmanlıların bölgedeki egemenliğine son vererek 1913&#8242;te Makedonya&#8217;yı 3&#8242;e ayırdılar. I. Dünya Savaşı&#8217;nda Bulgaristan, bölgenin Sırbistan&#8217;a ait bölümünü kendi topraklarına kattıysa da 1919&#8242;da kendi topraklarının da bir bölümünü kaybederek bölgeden çekilmek zorunda kaldı. II. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra Makedonya&#8217;nın Sırbistan&#8217;a ait bölümü, Yugoslavya&#8217;yı oluşturan altı Cumhuriyet&#8217;ten biri oldu. </p>
<p>Marshal Planı (Marshall Plan)<br />
İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, ABD tarafından Avrupa ülkelerine yardımda bulunmak ve bu ülkeleri kısa zamanda geliştirip güçlenmelerini sağlamak amacıyla hazırlanan bir program.Savaştan sonra Avrupa ülkeleri, yıkılan ekonomilerini onarmak için yoğun bir çabaya girişmişlerdir. Bunun için gerekli olan makine ve donatım ancak ABD&#8217;den sağlanabilirdi. Dolayısıyla bu ülkelerin tüm döviz ve altın rezervleri ABD&#8217;ye akmış ve büyük bir döviz darboğazı içine sürüklenmişlerdi. Bu koşullar altında zamanın ABD Dışişleri Bakanı George C. Marshall, Avrupa&#8217;ya programlı yardım yapılması önerisinde bulundu. Bunun üzerine bir Avrupa Onarım Programı (European Recovery Program) hazırlandı. Öneri sahibinin isteminden dolayı buna Marshall Programı da denir. Marshall Programı, 1948 yılında Başkan Truman tarafından imzalananbir kanun ile kabul edildi. Program dört yıllık bir süreyi kapsamaktaydı. Program çerçevesinde yapılan yardımlara da Marshall Yardımları denmektedir. ABD, yardımları karşılığında Avrupa ülkelerinden ekonomik ve mali bağımsızlıklarını artıracak yönde çaba göstermelerini, bu amaçla gerekli iç önlemleri almalarını ve aralarında yakın bir işbirliği gerçekleştirmelerini istiyordu. Böylece Avrupa ülkelerinin ABD&#8217;ye bağımlılıkları da azaltılmış olacaktı. Bu ortamda Avrupa ülkeleri aralarında gerekli işbirliğini gerçekleştirmek ve Marshall yardımlarını dağıtmak üzere Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC)&#8217;nü kurdular. 17 BatıAvrupa ülkesinden her biri, 1948-1951 dönemini kapsayan bir plan hazırlayacak, ekonomisini toparlayacak, üretimini artıracak ve dış açığı azaltacak önlemler alacaktı. Bu planlar OEEC tarafından gözden geçirilece ve aralarında uyum sağlanacaktı.Aslında bu koordinasyon, ABD&#8217;ye bir ölçüde üye ülkelerin ekonomik, para ve mali politikaları üzerinde denetim olanağı sağlıyordu. Kısacası, Marshall Programı&#8217;nın başlıca iki amacı vardı. Birisi, sağlanacak dış yardımlarla Avrupa ülkelerinin yıkılan ekonomilerinin onarımına ve kalkınmalarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak, diğeri de Komünizmin Batı Avrupa&#8217;daki yayılışına engel olmaktı. Savaş sonrası dönem dünyada &#8220;soğuk savaş&#8221;ın başlangıç dönemidir. Dolayısıyla ABD, ne pahasına olursa olsun Komünizmin yayılışına set çekmek istiyordu. Diğer yandan, Batı Avrupa, ABD&#8217;nin geleneksel bir piyasası durumundaydı. O bakımdan bu piyasayı yeniden canlandırmakla ihracat olanaklarını artırmayı umuyordu. Avrupa Onarım Programı&#8217;nın uygulandığı dört yıllık süre içerisinde ABD, Avrupa&#8217;ya 11.4 milyar $ yardım yaptı, bunun %90&#8242;ı doğrudanhibe şeklinde idi. En fazla yardım alan ülkeler İngiltere (%24), Fransa (%20), Federal Almanya (%11) ve İtalya (%10) idi. Aza miktardaolmakla birlikte Türkiye de yardım alan ülkeler arasında idi. Marshall Programı, Amerikan yardımının sadece bir yönü idi. 1945&#8242;de başlayan Amerikan yardımı, 1955&#8242;e kadar 51 milyar doları buldu. Bu yardımlar tüm Batı Blokuna yapılan yardımları kapsar.</p>
<p>Mc Mahon Hattı<br />
1914&#8242;de Çin ile Hindistan arasındaki sınırı saptayan İngiliz delegesinin çizdiği hattın ismi. Çin daha sonra bu hattın çizilmesinde kendisine haksızlık edildiği görüşünü savunmuştur. Bugün de aynı görüştedir.</p>
<p>Megali İdea<br />
Yunanca &#8220;Büyük Fikir veya İdeal&#8221; anlamına gelen bu deyim, Yunanistan&#8217;ın yayılma ve büyüme siyaseti ve engellerini açıklayan bir slogandır. Eski İskender imparatorluğu ve Bizans imparatorluğu devrinden esinlenen bu görüşün bütün Yunanlıları bir araya toplayan irredantist bir yönü olduğu gibi, eski toprakların geri alınması ve yenileri de katılmasıyla bir imparatorluk kurma hayaline dayanan emperyalist bir yönü de bulunmaktadır.</p>
<p>Meiji Anayasası (Meiji Constitution)<br />
1889&#8242;da Japon imparatorluğu döneminde, seçilmiş üyelerden oluşacak kanun yapıcı bir organın kurulmasını öngören anayasa. Bu anayasa, daha sonra 1947&#8242;de yerini modern bir anayasaya bırakacaktır. Tokugawa şogunluğunun yıkılmasından ve 1868&#8242;deki İmparator Meiji&#8217;nin restorasyon çalışmasından sonra Japon ulusunun hayatında yeni bir dönem başlamıştır. Modern Japonya&#8217;nın kurucu babalarından birisi, bir devlet adamı daha sonra da başbakan olan Ito Hirobumi&#8217;dir. Hirobumi, 1870&#8242;de iyi bir anayasa bulup incelemek üzere bir yolculuğa çıkmış, ilk kez Amerikan modelini değerlendirmiş ancak pek tatmin edici bulmamıştır. Çünkü Amerikan modeli istikrarlı bir hükümetin kurulması ve korunması konusunda yetersiz kalıyordu. Aranan model Berlin&#8217;de bulunmuştu. Ito, Lorenz von Stein&#8217;in geliştirdiği, kontrolsüz bir bireyselcilikten uzak ve yığınların gereksinimlerini dikkate alan &#8220;sosyal monarşi&#8221; düşüncesini benimsemiştir. Sonuçta, Alman Anayasası&#8217;nın 71 maddesinde 46&#8242;sını hemen hemen harfi harfine alan Meiji Anayasası Japonya&#8217;da 1881&#8242;de kabul edilmiştir. Bu anayasa ile Japonya&#8217;da bürokrasinin resmi sorumluluğunun, disiplinin, ekonominin ve verimliliğin altı çizilmiştir.<br />
Merkantilizm<br />
Devlet gücünü ve güvenliğini artırmak için bir ulusun ekonomik yaşamını düzenleyen hükümet uygulamaları ve ekonomik felsefesidir. Merkantilizm 16. yy.&#8217;da 18. yy.&#8217;a kadar Avrupa devletleri tarafından izlenen bir modeli oluşturdu. Bu dönemde Avrupa&#8217;da feodalizm çöküp yerine devletler kurulmuş ve ticaret kapitalizmi gelişmiştir. Bunun temelinde devletçilik, ulusal ekonomiyi korumacılık ve sanayileşme vardır. Her devlet ihracatın ithalattan fazla olmasını sağlamaya çalıştı. İstenen ticaret dengesi altın ve gümüşün içeriye akışıyla sonuçlandı. Bu yolla dış ticaret bilançosundan fazlalar oluşacak ve devlet zenginleşecekti. Merkantilizmin gelişmesinde coğrafi keşiflerin artması da önemli bir rol oynamıştır. Sistemde içe karşı müdahalecilik, dışa karşı korumacılık sözkonusudur. İçerde mamul maddelere düşük taşıma maliyetleri ve yüksek fiyatlar önerildi. Koloniler ucuz hammaddelerin kaynağı ve phalı ürünlerin pazarı olarak kullanıldı. Merkantilizm, daha çok devleti güçlendirmeye yönelik bir dış ticaret doktrini ve politikasını ifade etmektedir. Komünist devletler politik amaçlarını ekonomik politikanın üstünde tutarak merkantilist fikre en yakın olanlardır.<br />
Merkantilizm sistemi, 18. yy. sonları ve 19.yy.&#8217;ın başlarında bireyci laissez faire&#8217;ci kapitalist teoriler yerini alana kadar uluslararası ekonomiyi yönlendirdi.<br />
Merkantilizmin Fransa&#8217;daki uygulamasına Colbertizm, Almanya ve Avusturya&#8217;daki uygulamasına Kameralizm ve İspanya&#8217;dakine de Bulyonizm denmektedir.</p>
<p>Metternich<br />
Avusturyalı tutucu devlet adamı. Napoleon&#8217;u yenilgiye uğratan ittifakın oluşmasına katkıda bulunmuş ve Viyana Kongresi&#8217;ni (1814-15) toplayarak Avusturya&#8217;yı yeniden Avrupa&#8217;nın önde gelen devletlerinden biri durumuna getirmiştir.<br />
Metternich, Napoleon&#8217;a karşı genel bir Alman ayaklanması başlatma gibi görüşlerinden zamanla vazgeçti. Her türlü halk hareketine karşı duymaya başladığı tepki, çok uluslu devlet yapısını statükocu bir yaklaşımla korumaya yönelmesine yol açtı. Öte yandan dış politikada Avrupa&#8217;da güç dengesi öğretisinin en kararlı savunucusu durumuna geldi.<br />
Metternich&#8217;in Avusturya&#8217;yı eski gücüne kavuşturma çabaları, Viyana Kongresiyle doruğa ulaştı.<br />
Zamanla baskının ve gericiliğin nefred edilen bir simgesi haline geldi.1848&#8242;de yükselen devrimci dalganın ilk kurbanı olarak 13 Mart&#8217;ta istifa etmek zorunda kaldı.<br />
Mihver Devletleri<br />
II. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında müttefik devletlere karşı savaşan devletler. İttifak halindek İngiltere ve Fransa&#8217;ya karşı oluşturulan Mihver&#8217;de Almanya, İtalya ve Japonya yer aldı. Ancak savaş mihver devletlerinin yenilgisiyle sonuçlanınca savaş sırasında gerçekleştirilen üçlü askeri mihver paktı da sona erdi.<br />
1823 yılında Amerikan Başkanı P. Monroe&#8217;nin Kongreye sunduğu birmesajdan doğmuş bir politika anlayışı ve tutumudur. Bunda hakim olan üç görüş bulunmaktadır.<br />
(a) Karışmazlık-non intervention-isteği: Çünkü o sıralarda Güney Amerika&#8217;daki İspanyol kolonilerinde bağımsızlık isyanları olmaktaydı ve Avrupa büyük devletlerinden oluşan Mukaddes İttifak (Sainte Alliance)&#8217;ın buralara müdahale ile koloniyalist çıkarlara hizmet için karışması istenmiyordu;<br />
(b) Anti-koloniyalizm görüşü: O sıralarda Alaska&#8217;ya sahip bulunan Rusya&#8217;nın egemenliğini daha aşağılara doğru genişletmek niyetine-Kaliforniya&#8217;ya kadar-karşı çıkılıyordu;<br />
(c) Kabuğuna çekilme (isolation) ilkesi: Sözkonusu mesajda, Amerika&#8217;nın Avrupa işleriyle ilgilenmeyeceği ve karışmayacağı ilkesi açıklanıyordu.<br />
Yüzyılımızda ve hatta günümüzde bile zaman zaman Monroe Doktrini sözkonusu edilmekte ve bazı politik çevreler bunun tekrar yürürlüğe konmasını savunmaktadırlar.<br />
Mondros Mütarekesi, 30 Ekim 1918<br />
Osmanlı Devleti&#8217;nin I. Dünya Savaşı&#8217;ndaki yenilgisini belgeleyen Mondros Mütarekesi aslında bir silah bırakılması, bir ateşkes sözleşmesi olarak hazırlanmakla birlikte içerdiği hükümler bakımından tam bir teslim antlaşmasıdır.<br />
Osmanlı Devleti ile bağlaşıkları Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan Eylül 1918&#8242;de artık savaşı sürdüremeyeceklerini anlamışlardı. Önce Bulgaristan 29 Eylül&#8217;de ateşkes antlaşması imzalayarak savaştan çekildi. Bunu Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devleti&#8217;nin ateşkes için ABD Başkanı Woodrow Wilson&#8217;a başvuruları izledi. Yenilgiyi kabul eden bu devletler Wilson&#8217;ın 8 Ocak 1918&#8242;de çıkardığı 14 maddelik barış programı çerçevesinde bir antlaşma yapmak istiyorlardı. Ama İngiltere ve Fransa buna karşı çıkınca ABD&#8217;de de onlara uyarak daha sert bir tutum takındı. ABD, Almanya ve Avusturya-Macaristan ile kendibağlaşıklarının istekleri doğrultusunda ateşkes koşullarını görüşmeye başlarken Osmanlı Devleti&#8217;nin başvurusuna yanıt bile vermedi.<br />
Bu arada 1913&#8242;ten beri başta bulunan İttihat ve Terakki hükümeti 8 Ekim&#8217;de istifa etmişti. Yeni hükümeti kuran Ahmed İzzet Paşa ABD&#8217;den bir yanıt alamayınca ateşkes için İngiltere&#8217;ye başvurdu. Bu isteği hemen kabul eden İngiltere, görüşmelerin Ege Deniz&#8217;indeki Limni Adası&#8217;nın Mondros Limanında demirli bir savaş gemisinde yapılmasını istedi. İngiltere&#8217;yi Amiral Arthur G. Calthorpe&#8217;un, Osmanlı Devleti&#8217;ni de Bahriye Nazırı Rauf (Orbay) Bey&#8217;in başkanlığındaki kurulların temsil ettiği görüşmeler 27 Ekim&#8217;de Mondros&#8217;ta başladı. Amiral Calthorpe görüşmeye ateşkes koşullarını içeren bir taslakla gelmişti. Osmanlı kurulunun son derece ağır hükümlerle dolu bir belgeye itiraz edecek gücü yoktu. Bazı hükümleri hafifletme yolundaki çabaları da başarılı olamadı ve 30 Ekim&#8217;de 25 maddelik mütareke metnini imzalamak zorunda kaldı.<br />
Mütareke hükümlerine göre İstanbul ve Çanakkale boğazları silahsızlandırılarak serbest geçişe hazırlanıyor, denetimi de İtilaf Devletleri&#8217;ne bırakılıyordu. Sınırların korunması ve iç güvenlik için gerekli sayının dışındaki askerler tehris ediliyor, yani ordu dağıtılıyordu. Donanma da İtilaf Devletleri&#8217;nin gözetimi altında limanlara çekiliyordu. Bütün ulaştırma ve haberleşme hizmetleri İtilaf Devletleri&#8217;nin denetimi altına giriyordu. En önemli madde ise İtilaf Devletleri&#8217;nin, güvenliklerini tehlikeye düşürdüğünü ileri sürerek istedikleri yeri işgal edebileceklerini öngören yedinci maddeydi. Nitekim kısa bir süre sonra bu madde hükmüne dayanılarak dört bir yanda işgaller başlayacak, İtilaf devletleri 1920&#8242;de Osmanlı Devleti&#8217;ne Sevr Antlaşmasını imzalatarak bu işgalleri resmen kabul ettireceklerdi. Buna karşı çıkanlar ise Anadolu&#8217;da Kurtuluş Savaşı&#8217;nın bayrağını açacaklardı.<br />
Monroe Doktrini<br />
Milletlerarası ilişkilerde ve siyasi tarihte sözü sık edilen Monroe Doktrini, çok kısa şekilde basit ifadesiyle &#8220;Amerika Amerikanlılarındır&#8221; şeklinde tanımlanmakta ise de bu konuda biraz ayrıntı hukuki yönden gereklidir.<br />
Montrö Sözleşmesi (Convention de Montreux)<br />
Gerek milletlerarası bir su yolu olarak devletler hukukunda önemli bir yer tutan, gerekse Türkiye&#8217;nin ve bulunduğu bölgenin jeopolitik durumu açısından büyük anlam ve değeri bulunan Türk Boğazlarının statüsü son olarak, 20 Temmuz 1936&#8242;da İsviçre&#8217;nin Montrö şehrinde imzalanan milletlerarası bir sözleşme ile saptanmıştır.</p>
<p>Montrö Sözleşmesinin esasları şunlardır:<br />
1. Boğazlardan geçiş; barış ve savaş zamanı ile ticaret ve askeri gemiler açısından ve ayrıca Karadeniz&#8217;de kıyısı bulunan devletlerle bulunmayanlara göre değişik biçimlerde saptanmıştır. Aşağıda açıklanacak bazı incelikler dışında, genel kural olarak &#8220;Geçiş serbestliği&#8221; kabul olunmuştur.<br />
2. Boğazların askeri kontrolu ve savunma tedbirleri tamamen Türkiye&#8217;ye aittir. Bundan önceki 1923 Lozan Antlaşması&#8217;ndaki hüküm burayı askersizleştirmişti. Montrö&#8217;de en büyük isteğimiz bu hükmün değişmesiydi ve bu hakkımız tanındı.<br />
3. Boğazlardan geçişi denetleyen Milletlerarası Boğazlar Komisyonu kaldırılmıştır (Montrö&#8217;den evvel yabancı devletler uzmanlarını da kapsayan böyle bir kontrol komisyonu bulunmaktaydı).<br />
Yukarıdaki sonuçlar bakımından Montrö Sözleşmesi Türkiye için bir başarı olmuştur ve Boğazlar üzerindeki genel hakimiyetimizi sağlamıştır.<br />
Sözleşmeye göre, yabancı gemilerin Boğazlardan geçişlerinde şu incelikler hükme bağlanmış bulunmaktadır: </p>
<p>A)Barış Zamanında<br />
a) &#8220;Karadeniz&#8217;de kıyısı olmayan&#8221; (non-riverain) devletlerin ticaret gemileri serbestçe geçerler. Savaş gemileri ise, 8-15 gün önceden Türkiye&#8217;ye haber vereceklerdir. En fazla bir arada 9 gemi geçebilir ve bunların toplamı tonajı 15.020 tonu aşamaz. Denizaltılar, uçak gemiler ve 10.000 tondan büyük savaş gemileri ise hiç geçemezler. Sözleşmeye uyan şekilde geçen yabancı savaş gemileri Karadeniz&#8217;de 21 günden fazla kalamazlar.<br />
Karadeniz&#8217;de kıyısı bulunmayan devletlerin barışta, denizde bulunabilecek savaş gemilerinin toplam tonajı 30.000 tonu aşmayacak şekilde saptanmıştır. Ancak burada kıyısı bulunan en kuvvetli filoya sahip devletin filosunda 10 bin tonu aşan bir artış gerçekleştiğinde, sözkonusu diğer devletler de bulundurabilecekleri toplam tonajı, bu artışa paralel olarak artırabilecekler, fakat en fazla 45.000 tonu aşamayacaklardır.<br />
b) &#8220;Karadeniz&#8217;de kıyısı bulunan&#8221; (riverain) devletler için ise ticaret gemileri yine serbesttir. Savaş gemileri de, 8 gün önceden bize bildirilecek, bu arada geçenlerin toplam tonajı 15.000&#8242;den fazla olmayacaktır. Karadeniz&#8217;de kalışları tabii süreye bağlı değildir.</p>
<p>B)Savaş Zamanında<br />
a) &#8220;Türkiye tarafsız&#8221; ise: Herkesin ticaret gemileri serbestçe geçerler. Fakat, savaşan devletlerin savaş gemileri geçemezler.<br />
b) &#8220;Türkiye savaşa katılmış&#8221; ise: Her tür gemiyi geçirip, geçirmemekte kendisi karar verir. Dilerse Boğazları herkese kapayabilir.<br />
c) Savaş tehlikesinin çk yaklaştığı durumlarda: Türkiye yine karar serbestisine sahiptir. Boğazları kapayabilir.<br />
Bunların yanısıra, sözleşmede daha bir çok teknik husus hükme bağlanmıştır. Türkiye, boğazlardan geçen gemilerin sayı ve tonajlarını düzenli raporlar halinde ilgili devletlere bildirir.<br />
Morgenthau Planı<br />
İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan mağlup çıkan ve işgal olunan Almanya&#8217;nın artık bir sanayi ülkesi olmaktan çıkarılarak, bir tarım ülkesi haline getirilmesini amaçlayan, Amerikalı uzman Morgenthau&#8217;un hazırladığı bir plandır. Bu plan tam bir onay görüp uygulanmadı ise de, işgalci devletler savaş tazminatı yerine Alman sanayiinin zaten zayıflamış bulunan gücünü hiçe indirdiler. Ancak, Almanya 10-15 yıl içinde, &#8220;Alman mucizesi&#8221; denen bir kalkınma ve gayret göstererek yine Avrupa&#8217;nın en güçlü sanayi ülkesi oldu.<br />
Moskova Antlaşması, 16 Mart 1921<br />
TBMM ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan destek antlaşması. Antlaşmaya göre, Sovyetler Birliği Misak-ı Milli sınırlarını tanıyor ve tarafların birine zorla kabul ettirilecek bir barış anlaşmasını tanımama ilkesi karşılıklı olarak kabul ediliyordu. Boğazlardan tüm ülkelerin ticaret gemilerinin serbestçe geçmesi, Türkiye&#8217;nin güvenliğini zedelememek koşulu ile kabul edildi. Karadeniz ve Boğazların hukuki durumu ise daha sonra kıyı devletlerin temsilcilerinden oluşan bir kurul tarafından belirlenmesi öngörülüyordu. Türkiye Çarlık döneminde imzalanmış sözleşmelerden doğan bazı mali yükümlülüklerden kurtuldu.</p>
<p>Moskova Antlaşması, 1970<br />
Federal Almanya ile SSCB arasında 12 Ağustos 1970&#8242;de imzalanan antlaşma. Bu antlaşmya göre Batı Almanya, ABD, Fransa ve İngiltere&#8217;nin Berlin üzerindeki hakları saklı kalmak şartıyla, Avrupa&#8217;daki sınırların dokunulmazlığını kabul ettirme, bu sınırların yalnızca barışçı yollarla değiştirilebileceği ilkesi getirildi.<br />
Moskova Konferansı, 1943: bkz. II. Dünya Savaşı<br />
Moskova Konferansı, 1944: bkz. II. Dünya Savaşı<br />
Musul Sorunu<br />
1920&#8242;lerde Türkiye-İngiltere arasında çekişmelere neden olan bir bölge anlaşmazlığı. Irak&#8217;ın kuzeyinde bulunan bu bölge, zengin petrol yataklarından olayı devletlerin her zaman ilgisini çekmiştir. I. Dünya Savaşı sırasında Ortadoğu&#8217;ya yönelik yapılan gizli antlaşmalardan &#8220;Sykes-Picot Andlaşması&#8221; ile Fransa&#8217;ya bırakılmıştı. Bu bölge 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi imzalandığı zaman Türk kuvvetlerinin elinde bulunuyordu. İngiltere ise, mütarekeye dayanarak, &#8220;Müttefikler, güvneliklerini tehdit eden bir durum ortaya çıkarsa, herhangi bir stratejik yeri işgal hakkına sahip olacaktır&#8221; maddesinden yararlanarak bölgeyi işgal etti ve 1920 San Remo Antlaşması ile kendisine bırakıldı. Lozan Konferansı sırasında Türkiye etnik ve coğrafi nedenlerle Musul&#8217;un kendisine bırakılmasını istemişti. İngiltere statükonun korunmasında diretmiş ve sorun bir çözüme bağlanamamıştı. Lozan Antlaşmasının hükümlerine göre, dokuz ay içerisinde bir sonuca ulaştırmak üzere, Türkiye-İngiltere ikili görüşmelerine bırakılmıştı. 19 Mayıs-5 Haziran 1924 tarihleri arasında yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamayınca, daha önce Lozan Antlaşmasında kararlaştırılmış olduğu gibi, sorun Milletler Cemiyeti&#8217;ne sunuldu. Türkiye bölgede plebisit yapılmasını önerdiyse de İngiltere bunu kabul etmedi. Milletler Cemiyeti tarafından oluşturulan komisyon, yaptığı incelemelerle hazırladığı raporda, bölgenin Irak&#8217;a bırakılmasını, bölgede yaşayan Kürt halkının haklarının garanti altına alınmasını ve İngiltere&#8217;nin tartışma konusu yaptığı Hakkari&#8217;nin Türkiye&#8217;ye bırakılmasını öneriyordu. Milletler Cemiyeti Genel Kurulu 1925 Aralığında bu raporu kabul etti. Türkiye o sıralarda Milletler Cemiyetinin üyesi olmamakla birlikte, ilgili taraflardan biri olarak, Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü (Aras) tarafından temsil edilmiştir. Türkiye, 5 Haziran 1926&#8242;da İngiltere ile bir anlaşma yaparak bunu kabullenmek zorunda kaldı. Çünkü Türkiye&#8217;de bir Şeyh Said ayaklanması çıktı ve olayı İngiltere buna dayandırmıştı. Bunun ardından Türkiye&#8217;nin dış politikasında Sovyetler Birliği ile bir yakınlaşma görüldü.<br />
Daha sonra Türk-Irak sınırında yerel bazı çatışmalar çıktı ve bunun üzerine Brüksel&#8217;de geçici nitelikte bir sınır saptandı ve bu Türk-Irak sınırı olmuş, Musul Irak&#8217;a bırakılmış ve Türkiye&#8217;nin Musul petrollerinden 25 yıl süre ile %10 hisse alması kabul edilmiştir. Türkiye, daha sonra 500.000 İngiliz lirası karşılığında bu hakkından vazgeçecektir. Böylece, yeni Türkiye Cumhuriyeti ile İngiltere arasındaki sorun ortadan kaldırılmış oldu.</p>
<p>Münih Konferansı, 1938<br />
Hitler, Mussolini, Fransa Başbakanı Daladier ve İngiltere adını Chamberlain arasında yapılan ve Çekoslovakya&#8217;nın batısındaki &#8220;Südetler&#8221; bölgesini Almanya&#8217;ya veren andlaşma ile sonuçlanan konferans.<br />
Almanya, Avusturya&#8217;yı ele geçirdikten sonra ve &#8220;bir uluslu bir devlet&#8221; politikasını gerçekleştirmek için gözlerini 3.5 milyon Almanın yaşadığı Südetler (Çekoslavakya&#8217;nın batısında bulunan bölge) bölgesine çevirdi. Bu bölgede Naziler hareketlerini sürdürüyorlardı. Hitler amacını gerçekleştirmek için sürekli olarak bu bölgeden sözediyor ve bu bölgenin anayurt ile birleşmesinden sözediyordu. Bu kışkırtmalardan doğan bölgedeki karışıklığı bahane ederek Hitler Çekoslavakya sınırına asker yığdı. Bunun üzerine Çekoslavakya hükümeti seferberlik ilan etti. Çekoslavakya 1924 yılında Fransa ile bir ittifak anlaşması imzalamıştı. Bu anlaşmaya göre, Fransa, bir işgal durumunda, Çekoslavakya&#8217;ya yardım edecekti. Ancak Fransa, 1938 yılı geldiğinde, İngiltere ile birlikte hareket edeceğini bildirdi. Bu durum üzerine, İngiltere Başbakanı Chamberlain, 15 Eylül 1938 tarihinde Almanya&#8217;da Hitler ile görüştü. Başbakan Chamberlain Südetler bölgesinin Almanya&#8217;ya verilmesi konusunda Fransa ile Çekoslavakya&#8217;yı ikna edeceğine söz verdi. Chamberlain&#8217;in görüşmeden çıkardığı sonuç, Almanya&#8217;nın denetimli bir biçimde hareket etmesi halinde, Avrupa istikrar ve barışının bir iki küçük devletin ortadan kalkması pahasına da olsa kurtarılabileceğiydi. Chamberlain söz verdiyse de bu Hitler&#8217;i tatmin etmedi. Chamberlain ile Hitlerin tekrar bir görüşmesi oldu. Bu arada Almanya&#8217;nın desteklediği Polonya ve Macaristan, Çekoslavakya&#8217;dan toprak talebinde bulundular. Bundan tedirgin olan Hitler derhal Südetler bölgesinin işgal edilmesini istedi. Ancak Fransa 1924 yılında Çekoslavakya ile yaptığı ittifak anlaşmasına sadık kalacağını söyleyince, Chamberlain, bu bunalımın atlatılabilmesi için bir uluslararası konferansın yapılmasını önerdi.<br />
Hitler, Mussolini, Daladier (Fransa Başbakanı) ve Chamberlain&#8217;in (İngiltere Başbakanı) katıldıkları Münih Konferansı 29 Eylül&#8217;de toplantı. Mussolini&#8217;in taraflara sunduğu anlaşma tasarısı kabul edilerek &#8220;Münih Düzenlemesi&#8221; adını aldı (30 Eylül 1938). Daha sonra İtalya tarafından hazırlandığı sanılan bu tasarının Almanlar tarafından hazırlandığı ortaya çıktı. Yapılan düzenlemeye göre, Südetler bölgesi dört aşamada Almanya&#8217;ya verilecekti. Ayrıca, ilerde doğacak anlaşmazlıkların çözülmesi için uluslararası birkomisyon kurulması kararlaştırıldı. Çekoslavakya&#8217;nın sınırlarının (yeni oluşacak sınırlar) uluslararası güvence altına alınacağı ve İngiltere ile Almanya&#8217;nın birbirlerine karşı savaşmayacaklarını, taraflar oybirliği ile kabul ettiler.<br />
Düzenlemeye göre, Almanya 10 Ekim&#8217;e kadar Südetler bölgesini işgal edecekti. Çekoslavakya bu düzenlemeden sonra, Polonya ve Macaristan&#8217;ın isteklerine boyun eğerek, Polonya&#8217;ya &#8220;Teschen&#8221; bölgesini, Macaristan&#8217;a da Slovakya&#8217;dan bir bölgenin verilmesini kabul etti.<br />
Münih Düzenlemesi, dört büyük devletin isteklerini küçük bir devlete kabul ettirdiklerini göstermektedir. Herşeyden önce, Almanya saldırganlığının durdurulamamasıdır. Çekoslavakya, bu büyük devletlere daha sonra duyduğu güvensizlikten dolayı, II. Dünya Savaşından sonra, Sovyetler Birliğine sığındı.</p>
<p>Nasırizm<br />
Mısır&#8217;da krallığın bir darbe ile 1952&#8242;de yıkılmasından bir kaç yıl sonra başa geçen Albay Nasır zamanla bütün Arap dünyasında önemli bir milliyetçi lider oldu. İngiliz kuvvetleri Süveyş Kanalı bölgesinden çıkartıp Kanalı millileştirmesi ve ülkede sosyal reformlar yapması Nasır&#8217;ın prestijini yükseltti. Kendisinin ayrıca Asya-Afrika ülkeleri ve bloksuz ülkeler arasında faal bir rol oynaması da şöhretini arttırdı. Nehru-Tito-Nasır, &#8220;Üçüncü Dünya&#8221; denilen bu blokun liderleri oldular. Arap ülkelerinde Nasır taraftarları çoğaldı ve Nasır Arap milliyetçiliğini uyandırdı. İdeali, Atlantik Okyanusu&#8217;unda Hint Okyanusu&#8217;na uzanan bölgede birleşik bir Arap dünyası meydana getirmekti. Nasır taraftarlığı ve kendisinin bu projesine &#8220;Nasırizm&#8221; adı verildi. Mısır ve Suriye arasında 1958&#8242;de bir birleşme oldu ise de çok sürmedi. Birleşik Arap Cumhuriyeti adı olan bu girişimden sonra başka bir birlik kurma çabaları da sonuç vermedi. 1967 Altıgün Savaşı&#8217;ndan ve 1970&#8242;de ölümünden sonra Nasırizm yavaş yavaş zayıfladı.</p>
<p>Neuilly Andlaşması, 27 Kasım 1919<br />
Birinci Dünya Savaşından sonra ABD Başkanı Wilson, Fransız Başbakanı Georges Clemenceu ve İngiltere Başbakanı Lloyd George&#8217;un eseri olan Paris Barış Konferansında yenik devletlere imzalattırılan barış antlaşmalarından biri. 9 Ağustos 1920&#8242;de yürürlüğe giren bu andlaşma ile, Romanya, Yunanistan ve Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı gibi devletlere toprak veren Bulgaristan&#8217;a askeri kısıtlamalar getirildi ve tamirat borcu ödetildi. Buna göre Bulgaristan, 300.000 kişinin yaşadığı Ege Denizi kıyısındaki Güney Dobruca&#8217;yı Romanya&#8217;ya Batı Trakya&#8217;daki Gümülcine (Komotini) ve Dedeağaç (Aleksandriapolis)&#8217;i Yunanistan&#8217;a ve bir kısım bölgeyi de Sırp-Hırvat-Sloven krallığına bırakıyordu. Asker sayısı 20.000&#8242;e inecek ve %75&#8242;i silinen bir savaş tazminatı ödenecekti.<br />
Nixon Doktrini<br />
1968&#8242;de ABD Başkanı seçilen Richard Nixon 1974 Temmuz&#8217;unda Watergate Skandalı sonucu istifa edinceye kadar, dünya politikası açısından önemli girişimlerde bulunmuştur. Kendisine bu yönden Dışişleri Bakanı Henry Kissinger de çok yardımcı olmuştur.<br />
Nixon&#8217;un ABD dış politikasında ve uluslararası ilişkilerde büyük etkileri olan en önemli girişimleri Vietnam Savaşı&#8217;nın durdurulması, Çin&#8217;i ziyaretle bu büyük ülkeyle temaslara geçilmesi, Sovyet Rusya ile stratejik silahlar ve nükleer savaş konusunda bazı anlaşmalar yapılması, 1973&#8242;te Ortadoğu&#8217;daki Ekim Savaşı sonunda bazı anlaşmalar yapılarak barış görüşmelerinin başlatılması gibi hususlardır ve bu girişimler dünya barışına yararlı olmuşlardır.<br />
Başkan Nixon bu politikayı bazı belirli pratik ilkelere dayandırmaktaydı ve bunların tümüne uzmanlarca Nixon Doktrini denmiştir.<br />
1. Amerika dost ülkelerle bir nevi ortaklık kurmalı barış yükümlülükleriyle yararları bu ortaklıkta adilane paylaşılmalıdır.<br />
2. Amerika olsun, dostları olsun, anlaşmazlıkla sonuçlanabilecek sorunların derin nedenlerine çözüm yolu bulmak için her an müzakereye hazır olmalıdırlar.<br />
Doktrinin özeti şudur: Amerika kuvvetli olmalıdır, fakat, uluslararası sorunların çözümüne elde silah ile değil müzakere ile gitmelidir.<br />
Nixon&#8217;un başkanlıktan istifasından sonra da ABD&#8217;nin dış politikasında değişiklik olmayacağı özellikle belirtilmiştir.</p>
<p>Normandiya Çıkartması, 1944<br />
İkinci dünya savaşında müttefik devletlerin 5 Haziran 1944&#8242;te Avrupa&#8217;nın kuzey kesiminde, Normandiya kıyılarında düzenledikleri bir çıkartma harekatı. Tarihin gelmiş geçmiş en büyük donanması, tarihin en büyük çıkartmasını başlattı (Operation Overlord). Bu donanma 80 km.&#8217;lik bir mesafeyi kapsıyordu. Almanların çok iyi tahkim ettikleri için hiç beklemedikleri Normandiya açığında çıkartma gerçekleşti. Savaşta Batılı müttefikler ve Sovyetler Birliği yetkilileri arasında yapılan görüşmelerde Almanya&#8217;ya karşı bir cephe açılması kararlaştırılmıştır. Bu cepheyi Fransa&#8217;nın Normandiya kıyı şeridinde açmayı kararlaştırdılar. Bu çıkartma bin uçak ve dört bin çıkartma gemisi ile başladı. Önemli kayıplara rağmen çıkartma başarılı oldu ve Fransa&#8217;nın güneyinden gelen birliklerle 26 Ağustos&#8217;ta Paris&#8217;te birleşerek kent kurtarıldı. Müttefikler Amsterdam ve Brüksel&#8217;i ele geçirmişler ve Eylül ayının sonunda Fransa ve Belçika&#8217;da savaşan Alman askeri kalmamıştı. Daha sonra Müttefik kuvvetleri Ren nehrini aşarak Alman topraklarına girdiler. Doğuda ise aynı zamanda Sovyet ordusu Polonya ve Baltık ülkelerine girdi. Eylül&#8217;de Bulgaristan Sovyet tarafından işgal edildi, Romanya ile Finlandiya ise mütareke istediler.<br />
Bütün bu avantajlar, D. Day&#8217;in (Normandiya çıkartması gününün kod adı) başarısı ile oldu.</p>
<p>Nükleer Denemelerin Kısmen Yasaklanması Antlaşması (Test Ban Treaty): bkz. Atmosferde, Dış Uzayda ve Su Altında Nükleer Denemeleri Yasaklayan Antlaşma<br />
Nükleer Savaşın Önlenmesine İlişkin Anlaşma, 1973<br />
Soğuk savaş döneminde, Küba Bunalımı&#8217;ndan sonra ortaya çıkan &#8220;yumuşama&#8221; sürecinde, ABD ve SSCB arasında yapılan ikili anlaşma. Bu anlaşma 22 Haziran 1973 tarihinde Washington&#8217;da imzalandı. Anlaşma nükleer savaşın çıkma riskini azaltmak için karşılıklı işbirliğini, düşünce alışverişini ve davranış ilkelerini içermektedir. Anlaşma, imzalandığı tarihten itibaren yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (Non-Proliferation Treaty), 1968<br />
Soğuk savaş döneminin yumuşama sürecinde, nükleer silahlara ilişkin yapılan çok taraflı antlaşma.<br />
Soğuk savaşın doğruğa ulaştığı dönemlerde, ABD ve SSCB dışındaki ülkeler nükleer silahlara sahip olmaya başlamışlardı. Hindistan, İtalya, Japonya ve İsveç, Brezilya, Federal Almanya, Pakistan, İsrail, Güney Kore, Libya ve İran nükleer bomba yapma yönünde çalışmalar yapıyorlardı. Bunun üzerine, özellikle bağlantısız devletler, Birleşmiş milletler çerçevesi içinde nükleer silahların yayılmasını önlemek için girişimde bulunmuşlardı. Federal Almanya&#8217;yı NATO çerçevesi içinde nükleer tetikte söz sahibi yapacak olan &#8220;Çok Taraflı Nükleer Güç&#8221; (MLF-Multilateral Force) konusu, Sovyetler Birliği veAmerika Birleşik Devletleri arasında tartışma yaratmıştı. Sovyetler Birliği, Almanya&#8217;nın &#8220;nükleer tetikte&#8221; parmağının bulunmasına karşı geliyordu. Bağlantısızlar grubu ise, nükleer silahların hem devletler arasında, hem nükleer devletlerin ellerindeki silah sayısı ve güç artışına karşıydılar ve bu konudaki amaçlarını gerçekleştirmek için, geniş kapsamlı tedbirler üzerinde duruyor, nükleer deneylerin tümden yasaklanmasından yanaydılar.<br />
İki büyük devlet, nükleer silahların yayılmasını önlemek için, 1 Ocak 1967 tarihinde anlaştıkları metin, 14 Mart 1968 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;na sunuldu. Kurul&#8217;a gelen metin yapılan bazı değişikliklerden sonra, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleyen Antlaşmanın (The Non-Proliferation Treaty) imzaya açılmasını öngören tasarı, 95 olumlu oya karşı, 4 olumsuz (Arnavutluk, Küba, Tanzanya ve Zambiya) oyla kabul edilmiş, 21 devlet ise çekimser oy kullanmışlardır. Antlaşma, 1 Temmuz 1968 tarihinde Moskova, Washington ve Londra&#8217;da imzaya açıldı. Yürürlüğe girdiği tarih ise 5 Mart 1970&#8242;tir.<br />
Nürnberg Mahkemeleri (Nüremberg Mahkemesi)<br />
II. Dünya Savaşı sonunda savaş suçlularının cezalandırılmasını sağlamak için Müttefik devletler tarafından kurulan mahkeme. Uluslararası Askeri Mahkeme bu davalara bakma yetkisini 8 Ağustos 1945&#8242;te ABD, İngiltere, SSCB ve Fransa geçici hükümeti temsilciliklerinin imzaladığı Londra Anlaşması&#8217;ndan alıyordu. Yetkisine giren konular ise barışa karşı suçlar, insanlığa karşı işlenen suçlar, savaş yasalarını ihlal eden suçlar ve ilk üç kategoride belirtilen suçları işlemek üzere ortak bir anlaşma içine girmeydi. Nürnberg&#8217;de kurulan bu mahkeme 20 Kasım 1945&#8242;te başlamış ve 1 Ekim 1946&#8242;da sona ermiştir. Mahkemenin aldığı kararlara sanıklardan ve dışardan eleştiriler gelmiştir. Bu eleştiriler: 1)Mahkemenin yetkili olup olmadığı, 2)Kanunsuz suç ve ceza olmaz prensibine aykırılık, 3)Mahkemede tarafsız ve yenik devletlerden yargıç bulunması, 4)Yalnızca yenik devletlerin yargılanmış olması.<br />
Oder Neisse Hattı<br />
II. Dünya savaşından sonra müttefiklerce düzenlenen Polonya-Almanya sınırı. Savaş sonrası dönemin dönüm noktasını oluşturan Yalta Konferansında ele alınan konulardan biri de Polonya sorunuydu. Savaşın galip devletlerinden Sovyetler Birliği, Polanya&#8217;da, Almanya&#8217;nın aleyhine genişlemesini öngören bir sınır öneriyordu. O zaman iki ayrı Polonya Hükümeti vardı. Biri Alman ve Sovyet işgali sırasında Londra&#8217;ya kaçan hükümetti. Öteki ise, Sovyetler Birliğinin işgal bölgesinde kurdurup tanıdığı ve Lüblin kentinde kurulduğu için &#8220;Lüblin Komitesi&#8221; adını alan komünist hükümetti. İşte Stalin bu hükümeti destekliyordu. Sonunda bir koalisyon hükümeti kurulması kararlaştırıldı.<br />
II. Dünya savaşından önce &#8220;Curzon Çizgisi&#8221; Polonya-Sovyet sınırı olarak saptanmıştı. Polonya, Fransa&#8217;nın da desteği ile, bu sınır kabul etmedi. Riga Barış Antlaşması ile, Polonya sınırı Curzon Çizgisi&#8217;nin çok doğusuna doğru genişledi. Böylece, Polonya&#8217;nın içine birçok Ukraynalı ve Beyaz Rus girdi. Daha sonra, Yalta&#8217;da Sovyetler Birliği eski &#8220;Curzon Çizgisi&#8221; üzerinde ısrar edince, öteki devletler bunu doğal karşıladılar ve Sovyet isteklerini yerine getirdiler. Ayrıca Sovyetlere Doğu Prusya&#8217;daki Königsberg kenti, Polonya&#8217;ya da terkettiği topraklara karşılık olarak, Almanya&#8217;dan, yani batısından toprak verildi. Oder-Neisse akarsuyu Alman-Polonya sınırı oldu. Böylece Polonya batıyı kaydırılmış oldu. Güçlü bir Polonya hem Sovyetlerin, hem de Fransa&#8217;nın işine yarıyordu. Federal Almanya 12 Ağustos 1970 tarihinde Sovyetler ile, 7 Aralık 1970 tarihinde Polonya ile yaptığı antlaşmada bu sınır çizgisini tanıdı. Oder-Neisse hattı Batı-Doğu Almanya sınırını da oluşturmaktaydı.<br />
1990 yılında iki Almanya&#8217;nın birleşmesi görüşmelerinde Polonya sınır tekrar gündeme geldi. Polonya, iki Almanya&#8217;dan da güvence istedi. Sonuçta, iki Almanya Polonya sınırını tanıdıklarını açıkladılar. Birleşme Antlaşması 3 Ekim 1990&#8242;da imzaladığında, Demokratik Almanya&#8217;nın Batı&#8217;ya ilhakı kesinleşti. Böylece Birleşik Almanya&#8217;nın sınırları Doğuda Oder-Neisse Hattı&#8217;na kadar uzandı. Polonya-Almanya sınırı, devletler arası bir anlaşma ile de tescil edildi.<br />
Ondört Nokta Programı (Wilson İlkeleri), 1918<br />
Birinci Dünya Savaşı sona ermeden, 1918 yılının Ocak ayının ABD Başkan Woodrow Wilson&#8217;un savaş sonrası dünyası ile ilgili görüşlerini içeren bildiri. Bu görüşler &#8220;14 nokta&#8221;dan oluşmaktaydı. Bunlar: 1)Barış görüşmeleri ve anlaşmaları açıklıkla yürütülecek, gizli diploması yöntemleri kullanılmayacaktır. 2)Barış ve savaş döneminde açık denizlerde seyrüsefer serbestisi sağlanacaktır. 3)Uluslararası ticaretteki engeller kaldırılacaktır. 4)Ulusal silahlanmanın iç güvenliğin gerektirdiği ölçü ve düzeyde tutulacaktır; 5)Tüm sömürge sorunları özgürce ve tarafsız çözüme bağlanacaktır. Bu konuda şu kurallar gözetilecektir. 6)Birincisi, Rusya&#8217;yı diğer ulusların istedikleri takdirde ve ölçüde özgürce yardımda bulunulması garanti edilecektir. İkinci, Rusya&#8217;ya kendi siyasi girişimi ve ulusal politikasında bağımsız olabilme özgürlüğü sağlanacaktır.7)Almanya Belçika&#8217;dan çekilecektir ve Belçika tekrar bağımsız devlet halini alacaktır. 8)Alsace ve Lorraine, Fransa&#8217;ya geri verilecektir. Bunun yanında, Almanya işgal ettiği Fransız topraklarını tekrar Fransa&#8217;ya iade edecek ve verdiği zararı Fransa&#8217;ya ödemeyi yüklenecektir; 9)İtalya sınırları yeniden düzenlenecektir; 10)Avusturya-Macaristan imparatorluğu altında bulunan halklara özerklik verilecektir; 11)Almanya, Romanya, Sırbistan ve Karadağ&#8217;daki askerlerini geri çekecektir, ayrıca Sırbistan&#8217;a denize çıkma hakkı verilecektir. 12)Osmanlı devletinin Türk kesimlerinin egemenliğini güvence altına alınacak, imparatorluk içindeki öteki uluslara can güvenliği ve özerk gelişme olanakları sağlanacak ve Boğazlar&#8217;dan sürekli geçiş özgürlüğü uluslararası güvence altına alınacaktır; 13) Bağımsız bir Polonya&#8217;ya denize çıkma hakkı verilecek ve Polonyalı&#8217;ların oturduğu bütün topraklar bu devlete bağlanacaktır; 14)Büyük ve küçük ülkelerin siyasal bağımsızlıklarını ve ulusal bütünlüklerini karşılıklı olarak garanti altına almak amacı ile özel statüleri olan bir uluslar birliğinin (Milletler Cemiyeti) en kısa zamanda kurulması için çalışmalara hemen başlanacaktır.<br />
Ortaçağ (Middleage)<br />
İ.S. 5-13. yüzyıllar arasını kapsayan dilimin adı. Bu kelime 17. yüzyıldan beri Avrupa tarihi sözkonusu olduğunda, kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavram, genellikle insanların öznel bilincinde biçimlendiği için kesin başlangıç ve bitiş noktalarından söz edilemez. Ancak, bütün bu nedenlere rağmen, tarih kitaplarında Roma imparatorluğunun bölünme tarihi (M.S. 395) yada son Batı Roma imparatorluğunun düşüş tarihi (476) gibi noktalar Ortaçağın başlangıcı olarak alınmaktadır. Bitiş noktaları ise, İstanbul&#8217;un fethi (1453); İtalyan kaşif Kristof Kolomb&#8217;un Yeni Dünya&#8217;yı (Amerika) keşif (1492); Dini savaşlar olarak bilinen 30 Yıl Savaşlarını sona erdiren Westphalia Antlaşması (1648); Fransız Devrimi (1789) gibi siyasi tarihte önemli sonuçlar doğuran tarihler sayılmaktadır.<br />
Ortaçağ kavramı tarihte ilk defa Rönesans düşünürleri tarafından geliştirildi. Bunlar kendi dönemlerini, Roma İmparatorluğunda yaşanan parlaklık ve &#8220;yeniden doğuş&#8221; dönemleri arasında bir geçiş dönemi olarak görmektedirler. Roma&#8217;da yaşanan uygarlığın kendi dönemlerinde yeniden canlandığını görüyorlardı. Roma İmparatorluğu ile, kendi dönemlerine kadar geçen karanlık dönem için bu tabiri kullandılar.<br />
Bu olumsuz değerlendirmelere karşın, Ortaçağ büyük siyasal, ekonomik, kültürel, toplumsal ve sanatsal değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Batı tarihçiler bu dönemi üç başlık altında incelemektedirler: &#8220;Erken Ortaçağ&#8221;, &#8220;Yüksek Ortaçağ&#8221; ve &#8220;Geç Ortaçağ&#8221;.<br />
Ortaçağın ortaya çıkardığı en önemli özellikler, kamu otoritesinin bölünmesi, feodalizmden kaynaklanan ademi-merkeziyetçiliğin güçlenmesi, ideolojik üstyapılara dinin egemen olması, piyasa için üretim yapılmasının yaratılması, burjuvazinin kent ve ülke parlamentolarında temsil edilmesinin sağlanmasıdır.<br />
Orta Menzili Nükleer Silahları Sınırlandırma Antlaşması<br />
Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri arasında nükleer silahların sınırlandırılması konusunda yapılan iki taraflı antlaşma. Bu anlaşmaya göre tarafların ellerinde bulundurdukları orta menzili nükleer silahların (INF) tümünün ortadan kaldıracak ve üretimleri yasaklanacaktı.<br />
1980&#8242;li yıllarla birlikte Avrupa&#8217;daki silah dengesini kendi lehine çevirmek isteyen Sovyetler Birliği, orta menzilli ve Avrupa&#8217;ya yönelik &#8220;55-20&#8243; füzelerinin bir kısmını kendi topraklarında, diğer kısmını ise Doğu Avrupa&#8217;daki müttefiklerine yerleştirmeye başlamıştı. ABD buna karşılık olarak, yine orta menzilli &#8220;Pershing II&#8221; ve &#8220;Cruise&#8221; füzelerini Avrupa&#8217;daki müttefiklerine yerleştirdi. Ancak, 1985 yılı geldiğinde Sovyetler Birliğinin başına Gorbaçov, ABD&#8217;de ise Reagan işbasına geldi. İki başkanın başkanlığının ilk yıllarından sonra silahsızlanma çabalarına olumlu yaklaşmasıyla, iki ülke arasında INF denen orta menzilli füzelerin yasaklanması görüşmeleri başladı. Cenevre&#8217;de yapılan ön görüşmelerden sonra, 18 Eylül&#8217;de iki tarafın görüş birliğine vardıkları açıklandı. 24 Kasım&#8217;da Cenevre&#8217;de buluşan Dışişleri Bakanları Shultz ve Şevarnadze, her iki ülkenin menzilli 500 ile 5499 km arasında olan nükleer füzeleri yasaklayan, yani Avrupa&#8217;da tümünün ortadan kaldırılmasını öngören (O çözüm) bir anlaşmasının şartlarını belirlediler. İki Başkan arasında zirve toplantısı 8-10 Aralık 1987&#8242;de Washington&#8217;da gerçekleşti ve 8 Aralık&#8217;ta &#8220;INF&#8221; Antlaşması imzalandı.<br />
Yapılan antlaşma her iki tarafa, getirilen koşullara uyulup uyulmadığını doğrulama hakkını tanımaktadır. antlaşma, dört ana belgeden oluşmaktadır. Bunlar: 1)ABD ve SSCB&#8217;nin elinde bulundurdukları tüm orta ve daha kısa menzilli nükleer füzeleri üç yıl içinde yok etme yükümlülüğü getiren ve bu süre sonrasında bu tür silahları yasaklayan, ayrıca antlaşmanın koşullarına tam uyulup uyulmadığının etkin biçimde doğrulanmasını sağlayan antlaşma maddeleri; 2)01 Kasım 1987&#8242;den itibaren; silahların yerleri, sayıları ve nitelikleri konusunda antlaşmanın imzalanmasından önce tarafların birbirlerine verdikleri verileri biraraya toplanan &#8220;Veriler Konusunda Anlayış Memorandumu&#8221; (MOU); 3)Üzerinde anlaşmaya varılmış olan yerinde denetleme, ani denetleme ve diğer türlü denetleme yöntemlerinin nasıl yerine getirileceğini belirleyen Denetleme Protokolü, 4)Füzelerin rampalarının, destek sistemlerinin, destek yapılarının ve destek tesislerinin nasıl ortadan kaldırılacağını ayrıntılı biçimde anlatan &#8220;Yoketme Protokolu&#8221;dur.<br />
Andlaşmanın süresi sınırsızdır. Taraflardan herhangi biri anlaşmanın konusu ile ilgili olarak belirlenecek olağanüstü durumların kendi çıkarlarını tehlikeye koyduğu kanısına sahip olduğu takdirde, anlaşmadan çekilecektir.<br />
Otuz Yıl Savaşları, 1618-1648<br />
Katolik ve Protestan davası üzerinde Alman topraklarında sürdürülen bir dizi uluslararası ve iç savaş (1618-1648). Savaşın nedenine bakıldığında, 1555 yılında yapılan Augsburg anlaşmasının uygulamada yürümediğini görüyoruz. Bu anlaşma her devlete vatandaşlarının dinini belirleme yetkisini tanımıştı. Ancak protestanlar anlaşmanın başarısızlığa uğradığını gördüklerinde, haklarını savunmak için aralarında birlik kurdular ve 1618&#8242;de başlattıkları ayaklanma, Otuz Yıl Savaşlarının başlangıcı sayılır. Protestanlar dışarıdan destek sağlamak için İngiltere, Fransa ve Hollanda nezdinde girişimlerde bulundular. Katolik Alman devletleri ise 1609&#8242;da Kutsal Roma İmparatoru&#8217;nun desteği ve Bavyera&#8217;nın önderliğinde birleştiler. Savaş, oluşan bu iki kamp arasında başladı. Bunun sonucu da, savaş karmaşık bir hal aldı. Savaş bir kere Katolik ve Protestanlar arasında bir Alman İç Savaşı, diğer taraftan da Kutsal Roma İmparatoru ile bağımsızlıklarını sağlamak için çabalayan üye devletleri arasında sürdürülen bir savaş niteliğini aldı. Ayrıca işin içine Fransa, Habsburglar, İspanya, Hollanda, Danimarka, İsveç ve Transilvanya&#8217;nın karışması, savaşın uluslararası bir nitelik almasını sağladı. Savaş Protestanlar&#8217;ın zaferi sonucu 1648 tarihli Westphalia (Vestefalya) barışı ile bitmiştir.<br />
Savaş sonunda, Avrupa güç dengesi tamamen değişmişti. İspanya Batı Avrupa&#8217;daki üstünlüğünü yitirmiş, Fransa Avrupa&#8217;da en güçlü hale gelmişti. İsveç, Baltık denizinde üstünlük sağlamış, Flemenk Cumhuriyeti bütün ülkeler tarafından bağımsız bir cumhuriyet olarak tanınmıştı. Kutsal Roma İmparatorluğu&#8217;na bağlı bütün devletler tam bağımsız hale gelmişlerdi. Kilisenin gücü sınırlandırılmış, Augsburg barışının hükümleri yinelenmiş ve Almanya&#8217;da Katolik, Protestanlık ve Calvinizm geçerli dinler haline gelmiştir. Artık Avrupa, kendi yasalarına göre davaranan, kendi ekonomik ve siyasal çıkarlarını izleyen, istediği tarafta yeralan, ittifaklar kuran ve bozan modern bağımsız devletlerden oluşacaktır. Bugün anladığımız anlamda devletlerin oluşturulduğu uluslararası sistem, Westphalia Barışı ile kurulmuştur.<br />
Ödünç Verme-Kiralama Programı (lend and lease), 1941<br />
Amerika Birleşik Devletlerinin, II. Dünya Savaşında, Hitler&#8217;e karşı savaşan devletlere yaptığı yardım programı. Ödünç Verme ve Kiralama Yasası, 1941 yılında Roosevelt tarafından ABD kongresine tasarı olarak sunuldu.<br />
II. Dünya Savaşı başladığından Amerikan, kamuoyu, Almanya&#8217;ya karşıydı. Bunun nedeni, Hitlerin yayılmacı ve saldırı politikası, Yahudilere karşı tutumu, demokrasiye olan karşıtlığı, yapılan antlaşmaları çiğnemesidir. Ancak bu kötü imaj, savaşa girmeyi gerektirecek kadar etkili değildi. ABD I. Dünya Savaşı&#8217;nda aldığı dersten dolayı, çıkardığı tarafsızlık yasaları ile, savaştan uzak kalmayı tercih ediyordu. Ancak, savaş Almanya&#8217;nın lehine bir gelişme göstermeye başlayınca, ABD bu tarafsızlık yasalarında değişiklik yapılmasını gerekli gördü. Tarafsızlık yasalarına göre, ABD&#8217;den savaş malzemesi ihraç edilmesi yasaktı. Almanya ise bu durumdan yararlandı. 4 Kasım 1939&#8242;da yapılan bir değişiklikle, savaş malzemesinin ödenmesi olduğu ancak paranın peşin satışı serbest gerektiği ve mülkiyetinin hemen el değiştirmesinin şart olduğu açıklandı. Ancak yasalarda yapılan değişikliklerin İngiltere&#8217;ye yeterli olmayacağı anlaşıldı. İngiltere, para ve silah yardımı istiyordu. ABD Kasım 1940 yılında, İngiltere&#8217;ye 50 destroyer verdi. Vermesinin nedeni de, ABD&#8217;nin güvenliği, o dönemde İngiliz deniz gücüne bağlıydı. ABD en büyük yardımı, Kongreye sunduğu Ödünç Verme-Kiralama Yasa tasarısı ile gerçekleştirmeye çalıştı. Buna göre, Müttefiklere her türlü silah, hammadde, yedek parça ve yiyecek dahil her türlü yardım sağlanacaktı. Bu yardım 50 milyar dolaklıktı. 6 milyarı yiyecek, 4 milyarı hizmet, geriye kalanı ise savaş malzemesidir. Bu yardımın en büyük payının İngiltere almıştır: 31 milyar. Bunu 11 milyar ile Sovyetler Birliği, 3 milyar ile Fransa ve 1,5 milyar ile Çin izlemektedir. Yasa, tasarısı 11 Mart 1941 tarihinde, Kongre&#8217;den yasa olarak çıktı ve savaşın bitimine kadar yürürlükte kaldı (1941-1945).<br />
Pan-Arabizm<br />
Arapça konuşulan bütün İslam ülkelerini, büyük bir ortak düzen içinde birleştirmeyi amaç edinen siyasi hareket.<br />
Panislamizm hareketinin durakladığı Birinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra gelişen Pan-arabizm XIX. yy.&#8217;da Arap dilinin ve kültürünün yeniden canlanışı olarak Mısır&#8217;da ortaya çıktı. XIX. yy.&#8217;ın başlarında, Avrupa&#8217;da özellikle Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun yönetimi altında bulunan Balkan milletlerinde başlayan milliyetçilik uyanışı, kısa bir süre içinde Mısır&#8217;a sıçradı. XIX. yy. ortalarında Genç Osmanlılar tarafından ortaya atılan Panottomanizm düşüncesine karşılık, Mısır&#8217;da da, Arapça konuşan bütün milletleri bir bayrak altında toplama ülküsünü güden Pan-arabizm akımı doğdu. Arap ülkelerinin, özellikle petrol kaynaklarının bulunduğu bölgelerin, Angloamerikan şirketlerinin eline geçmesi yüzünden, küçük Arap emirlikleri doğduğu için bu düşünce başarılı olamadı. Pan-arabizm ülküsü, bağımsız Arap devletlerin ortaya çıkışı yüzünden bölünmeleri önleyemedi; ancak, Avrupa devletlerinin yardımlarıyla Osmanlı İmparatorluğunun yönetiminde bulunan Arap topraklarının Türklerin elinden çıkmasını kolaylaştırdı. İkinci Dünya Savaşı sonunda bu görüşün niteliği, Kahire&#8217;de kurulan, Mısır, Lübnan, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan, Yemen ve Libya&#8217;nın katıldığı Arap Birliği&#8217;nin doğmasıyla ortaya çıktı (1945). Mısır ile Suriye&#8217;yi biraraya getiren Birleşik Arap Cumhuriyeti denemesi, kısa süreli olmasına rağmen (Şubat 1958-Eylül 1961) Pan-arabizmin bir aşaması sayılabilir.<br />
Pan-İslamizm<br />
19. yüzyılda İslam liderleri tarafından ortaya atılan İslami birlik düşüncesi. Bu düşüncenin temelini, Avrupalı&#8217;ların Müslüman topraklarında hakimiyet kurmaları ve kısmen müslüman dünyasında yaşanan durgunlukta aramak gerekir.<br />
Pan-islamism 19. yüzyılda. müslüman liderlerinin en çok tuttukları bir görüştür. Bu müslüman liderlerin başını çektiği Osmanlı sultanı ve Halifesi II. Abdülhamit (1876-1909 hakimiyet dönemi) müslüman dünyasında bu görüşü bütün müslümanlara yaymak için girişimlerde bulundu. Bu konuda ilk adımı Hicaz demiryolunun yapılmasıydı.<br />
Pan-islamizmin önde gelen ideologlarından biri Cemaluddin Afgani, yaptığı konuşmalar ve yazdığı kitaplar ile, bu görüşün uzak topraklara da yayılmasını sağladı. Bu görüşün diğer bir ideologu ise Abdullah Sahraverdi&#8217;dir. Kendisi 1903 yılında Londra&#8217;da Pan-islamizm derneğini kurdu. Amaç iki islami sekte olan Şii ve Sunni&#8217;leri birleştirmekti.<br />
Abdülhamid&#8217;in ölmesi (1909) Pan-İslamizm hareketinin gerilemesine neden olmuştur. Abdülhamid&#8217;in bütün islam unsurlarını biraraya getirmede başarısız olması, bu hareketin içinde bulunanları yeni bir arayışa sevketmiştir. Fakat yapılan arayışların, islam evrenselliğine uygun olmaması yüzünden, tekrar başarısız olmuştur. Birinci Dünya Savaşından sonra Osmanlının yıkılması ile saltanatın kaldırılmış, ardından da hilafet kurumu feshedilmiştir (1924). İslam dünyasının halifesiz kalması, bundan çok etkilenen Hindistan Müslamanlarını, yeni bir hilafetin kurulması konusunda girişime sevketmiştir. 1926 yılında Mekke ve Kahire&#8217;de hilafet kongreleri yapılmış, fakat hiçbir sonuç çıkmamıştır.<br />
İkinci Dünya savaşından sonra, Pan-islamizm düşüncesi geride kalmış, yerini Neo-Pan-islamizm almıştı. Amaç, tek bir merkezi kurum altında bütün müslümanların birleşmesini amaçlayan Pan-İslamizmden farklı olarak, uluslararası camia çerçevesinde yapılacak faaliyetlerin eşgüdümlenmesidir.<br />
Pan-Slavizm<br />
Orta ve Doğu Avrupa&#8217;da yaşayan Slavlar&#8217;ın ortak etnik geçmişinin kabul edilmesi ve bu slavlar arasında kültürel ve siyasi birlik sağlanmasını amaçlayan hareket. Bu hareket ilk defa 19. yüzyılda ortaya çıktı. Hareket, Batı ve Güney Slav entellektüel, bilimadamları ve şairler arasında ortaya çıktı. Bunlar ilk olarak, Slav halkının şarkılarını, folklörünü ve köylü lehçelerini inceleyerek, aradaki benzerlikleri göstererek, Slav birliği anlayışını geliştirmeye çalışıyorlardı. Prag kenti, Slav tarihinin araştırıldığı bir yer olduğu için, Pan-Slavizmin merkezi oldu.<br />
Avusturya-Macaristan ihtilaller ile sarsıldığı sırada, 1848 yılında Prag&#8217;da bir Slav kongresi toplandı. Amaçları, Avusturya&#8217;nın merkezi monarşik yönetimine son verip, eşit halklardan oluşan bir federasyonun kurulmasını sağlamaktı. Bunun üzerine Pan-Slav hareketi 1860&#8242;larda Rusya&#8217;da yaygınlaştı. Rusya o zaman, Habsburg ve Osmanlı yönetiminden, Slavların tek kurtarıcısı olarak görülüyordu. Rus Pan-Slavistleri, hareketin kurumsal temelini değiştirerek, Slavofil anlayışı savundular. Buna göre, Batı Avrupa manevi ve kültürel açıdan iflas etmiştir ve Rusya&#8217;nın tarihsel misyonun, siyasal egemenlik kurarak Avrupa&#8217;yı gençleştirmek ve Rusya egemenliğinde bir Slav konferasyonu kurmaktır.<br />
Rus yönetimi bu görüşü resmen desteklememesine rağmen, İstanbul ve Belgrad&#8217;ta bulunan Rus elçileri, Pan-Slavizmi ateşli bir biçimde savunarak, Rusya ve Sırbistan&#8217;ı Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı savaşan sokmayı başardılar. (1876-1878)<br />
20. yüzyılın başlarında, Pan-Slav hareketini yeniden canlandırmak için ciddi girişimlerde bulunuldu. Fakat Slav halkları arasındaki gelişmeler bunu engelledi. 20. yüzyılın ikinci yarısında değişik gelişmelerin ortaya çıkması, özellikle 1991 yılında Yugoslavya&#8217;da savaş başlaması bazı Slav liderlerini yeni bir savaşa yöneltti. Sözgelimi, Sırbistan Devlet Başkanı Miloseviç Yunanistan ile işbirliğine gidip, diğer Balkan ülkelerinin de katılacağı bir &#8220;Ortodoks Birliğinin kurulmasını önermiştir.<br />
Paris Barış Antlaşması, 1763<br />
İngiltere ve Fransız arasında sömürge, ticaret ve deniz gücü için yapılan Yedi Yıl Savaşları sonunda imzalanan antlaşmadır. Bu antlaşma ile İngiltere ilk defa bir dünya gücü olarak tanındı ve yüz yıl süren Fransa-İngiltere mücadelesi, İngiltere lehine sonuçlandı. Ayrıca İngiltere Asya ve denizlerinde güç dengesi sağlayacak hale geldi. Hindistan, Afrika ve Amerika&#8217;daki Fransız toprakları, İngiltere&#8217;nin denetimi altına geçti. Fransa Kuzey Amerika&#8217;daki bütün topraklarını yitirdi. Ancak Fransa büyük bir yenilgi almasına rağmen, ekonomik bir felakete sürüklenmedi. Meksika&#8217;nın kuzeyindeki Amerika, İngilizce konuşan dünyanın bir uzantısı haline geldi. Hindistan ise, İngiliz İmparatorluğu&#8217;nun ekonomik sisteminin en önemli parçası haline geldi.<br />
Paris Barış Konferansı, 1919-1920<br />
I. Dünya Savaşı sonunda, barış antlaşmalarının yapıldığı konferans. Bu, yenik devletlerin hatta Sovyetler Birliği&#8217;nin çağrılmadığı, üç büyük devletin düzenledikleri konferanstır. Herşeyden önce, bu üç büyük devlet adanı, Wilson (ABD başkanı), Georges Clemenceu (Fransa Başbakanı) ve Lloyd George (İngiltere Başbakanı)&#8217;un eseridir. Konferansa İtalya Başbakanı Vttorio Orlando katılmıştı. Konferans, 18 Ocak 1919 tarihinde yirmi yedi ülkenin katılımı ile çalışmalarına başladı. Konferansta bir Yüksek Konsey oluşturulmuş, bütün önemli konularda Konsey&#8217;in yetkili olması kararlaştırıldı. Dışişleri Bakanları düzeyinde temsil edilen, bir Beşler Konsey&#8217;i oluşturuldu. Bu Konsey, ikincil önemde olan konuları ele alacaktı. Ekonomik konularda danışmanlık yapmak için bir Yüksek Ekonomik Konsey&#8217;i oluşturuldu.<br />
Konferansta karşılaşılan en önemli sorun, bozulmuş olan Avrupa güç dengesiydi. Avusturya-Macaristan imparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ile Rus Çarlığının yıkılması, Avrupa&#8217;da bir güç boşluğu yaratmıştı. Ancak en büyük sorun Almanya ile Orta ve Doğu Avrupa&#8217;ydı. Avrupa&#8217;da kurulacak olan güç dengesi öyle bir hale getirilmeliydi ki, Almanya&#8217;nın tekrar bir militarist ve yayılmacı bir devlet olarak sivrilmesi önlensin. Ayrıca Orta ve Doğu Avrupa&#8217;nın sınırları öyle çizilmeliydi ki, ekonomi, güvenlik ve milliyet esasına göre çizilecek ve bir daha bozulmayacaktı.<br />
Konferansın sonunda yenik devletlere imzalattıkları antlaşmalar şunlardır:<br />
Almanya ile Versay Antlaşması (28 Haziran 1919), Avusturya ile St. Germain Antlaşması (10 Eylül 1919). Bulgaristan ile Neuilly Antlaşması, (27 Kasım 1919). Konferansta Başkan Wilson&#8217;un ortaya attığı Milletler Cemiyeti fikrine ilişkin sözleşme 28 Nisan&#8217;da onaylandı. Konferans, Milletler Cemiyeti&#8217;nin resmen kurulması ile (20 Ocak 1920) sona erdi.<br />
Sonuç olarak Paris Barış düzenlemesinin en önemli ilkesi, &#8220;Self-determination&#8221; (her ulusun kendi kaderini kendisinin tayin etmesi hakkı)&#8217;nın kabul edilmesidir.<br />
Paris Komünü, 1871<br />
Bismarck&#8217;ın Fransa&#8217;nın Katolik Alman devletleri üzerindeki denetimini kırmak için 1870 yılında Fransa&#8217;ya karşı açtığı savaştan sonra 18 Mart-28 Mayıs 1871 tarihleri arasında Paris&#8217;te başlayan ayaklanma. Ayaklanma ve ondan sonra 21 Mart&#8217;da yapılan yerel yönetim seçimlerinde devrimciler kazandıklarından komün yönetimi kuruldu. Bu yeni oluşturulan yönetim, 1793 Fransız devrim geleneğini sürdüren ve devrimin Paris Komünü denetiminde olmasını savunan Proudhon&#8217;cular ve şiddet yanlısı Bloquiciler&#8217;den oluşmaktaydı.<br />
Paris Komünü bir program yayımladı. Buna göre, Devlet dine verdiği desteği çekecektir. Fransız Cumhuriyet takvimi kullanılacak, iş saati on saat ile sınırlandırılacaktır.<br />
Hükümet birlikleri, Komüncülere karşı 21 Mayıs 1871 tarihinde saldırı başlattı, 20 bin komüncü öldürüldü. Ayrıca 38.000 kişi tutuklandı ve 8.000&#8242;e yakın kişi sınır dışı edildi. Hükümet, bunun ardından elde ettiği güçten, sert yöntemlere başvurdu.<br />
Paris Komünü, Marksistler tarafından tarihin ilk sosyalist devrim denemesi olarak kabul edilir. Kral Marks Paris Komünü&#8217;ne, Proletarya diktatörlüğünün ilk örneği olarak bakmıştır.<br />
Paris Kongresi, 1856<br />
Osmanlı Devleti, Fransa, İngiltere, Avusturya, Prusya, Sardunya-Piyemonte ve Rus çarlığı arasında, 25 Şubat-30 Mart 1856 tarihleri arasında düzenlenen Kongre.<br />
1853 yılında Osmanlı-Rusya arasında Kırım Savaşı başlamıştı. 1854 yılında Rusya&#8217;nın Sinop&#8217;daki Osmanlı donanmasını bir baskın yaparak yakması üzerine, İngiltere ve Fransa Osmanlı&#8217;nın yardımına koştular. Piyemonte&#8217;nin de Osmanlı devletinin yanında katıldığı savaş, 1856 yılında Rusya&#8217;nın barış istemesi üzerine bitti. 19. yüzyılda Osmanlılar&#8217;ın Rusya&#8217;ya karşı kazandıkları tek savaş olan &#8220;Kırım Savaşı&#8221; sonunda, 30 Mart 1856 tarihinde Paris Kongresi&#8217;nde, &#8220;Paris Barış Antlaşması&#8221; imzalandı. Bu antlaşma 34 madde ve bir geçici maddeden oluşuyordu.<br />
Antlaşmaya göre, Rusya işgal ettiği Kars ve diğer Osmanlı topraklarını terkedecekti. Osmanlı Devleti bir Avrupa devleti olarak tanınacak, bütünlük ve bağımsızlığına saygı gösterilecekti. Osmanlı Devleti&#8217;nin içişlerine karışılmayacaktı. Karadeniz tarafsız bir statüde kalacaktı. Karadeniz kıyılarında Rusya ve Osmanlı devleti tersane bulundurmayacaklardı. Rusya Beserabya&#8217;yı Boğdan&#8217;a bırakılacaktı. Eflak ve Boğdan tarafların güvencesi altına alınacak, ancak Osmanlı Devleti&#8217;ne bağlılıkları sürecekti, içişleri ve ticarette ise serbest olacaklardı.<br />
Bu hükümler, Osmanlı devletinin parçalanmasında dönem noktası olarak görülebilir. Eflak ve Boğdan özerkliklerini aldıktan sonra, Fransa ve Rusya&#8217;nın desteği ile, 1869 yılında birleşeceklerdir. Eyaletlerin Romanya adı ile tam bağımsızlıklarını almaları, 1878 yılında ve bir başka Osmanlı-Rus savaşı sonunda gerçekleşecektir.<br />
Paris Şartı: bkz. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı<br />
Pasifik Doktrini<br />
1975&#8242;te ABD Başkanı G. Ford&#8217;un ilan ettiği Pasifik politikası ilkeleri. Buna göre, ABD Güneydoğu Asya&#8217;nın güvenliği ile yakından ilgilidir ve buralarda menfaatleri vardır. ABD&#8217;nin varlığı Pasifik bölgesi için elzemdir. Burada Japonya&#8217;da ortaklık, Çin ile ilişkilerinin normalleşmesi ve güçlendirilmesi, Güney Kore ile sıkı ilişkiler ve orada ABD varlığı, Pasifik bölgesiyle ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi gibi hususlar savunulmuştur.<br />
Pearl Harbor Baskını, 1941<br />
Japonya&#8217;nın II. Dünya Savaşı&#8217;nda (7 Aralık 1941) Oahu adasındaki (Hawaii) Pearl Harbor&#8217;da bulunan ABD&#8217;nin deniz üssüne düzenlediği saldırı. Saldırı savaşta tarafsız kalmak isteyen ABD&#8217;nin savaşa girmesine neden olmuştur.<br />
Japonya&#8217;nın, İkinci Dünya Savaşı başladığında Almanya ve İtalya ile ittifak kurması, ABD&#8217;de tedirginlik yaratmıştı. Bunun üzerine ABD, ülkesinde bulunan Japon varlıklarını dondurdu, ayrıca petrol ve savaş mazemelerinin gönderilmesini yasakladı. 1941 yılının Temmuz ayı geldiğinde, ABD, Japonya ile olan bütün mali ve ticari ilişkilerini kesti. Japonya, buna cevap olarak saldırı hazırlıklarını başlattı.<br />
ABD donanmasına gerçekleştirilecek olan, saldırı, Japonya Birleşik Donanması&#8217;nın Komutanı Amiral Yamamoto İsoroku tarafından titiz bir şekilde planlamıştı. 23 Kasım&#8217;da Komutan yardımcısı Nagumo Çuiçi&#8217;nin yönetiminde 6 uçak gemisi, 2 savaş gemisi, 3 kruvazör ve 11 destroyerden oluşan bir filo, Hawaii&#8217;nin yaklaşık 440 km kuzeyindeki bir noktaya doğru hareket etti. Saldırı bu noktadan 360 uçakla gerçekleştirildi. Yerel saatle 7.55&#8242;te başlayan saldırı, ABD savaş gemilerine ağır darbe vurdu. &#8220;Virginia&#8221;, &#8220;Arizona&#8221; ve &#8220;West Virginia&#8221; adlı gemiler battı. Daha sonra &#8220;Maryland&#8221;, &#8220;Pennsylvania&#8221;, &#8220;Neroda&#8221; ve &#8220;Tennessee&#8221; gemilerine ağır hasar verildi. Ayrıca 140&#8242;tan fazla uçak yok oldu. Askeri kayıpların toplamı ölüler dahil, 3.400&#8242;ün üstündeydi. Japonya&#8217;nın ise sadece 29 uçak ve 5 denizaltısı yok oldu.<br />
Japonya, Pearl Harbor baskınında hava gücünün deniz gücüne üstünlüğünü kanıtlamıştı.<br />
Peel Raporu<br />
İngiltere tarafından Filistinlilerle Yahudiler arasındaki anlaşmazlık ve uyuşmazlıkları araştırmak üzere Robert Peel başkanlığında 1936 yılında kurulan komisyonun hazırladığı rapor. 1920 yılında Filistin&#8217;de başlayan İngiliz manda yönetimi, Filistin&#8217;de bir Yahudi devletini kurmak istiyordu. Diğer taraftan da Filistinlilerin haklarını korumayı amaçlıyordu. Ancak bundan hoşnut olmayan Filistinliler (Araplar) İngiliz mandasına karşı gelerek, 1936 yılında ayaklanma başlattı. Bunun üzerine kurulan komisyon biriktirdiği verileri ve yaptığı incelemeleri, bir rapor halinde 1937 yılında yayımladı. Rapor&#8217;da, Filistinde sükunetin sağlanması için manda yönetiminin yararsız olduğu kabul ediliyor, bir Arap devleti, bir Yahudi devleti ve kutsal yerleri kapsayan bir tarafsız bölgenin kurulması öneriliyordu. İlk önce önerileri kabul eden İngiliz hükümeti, görüş değiştirerek, 1938 yılında Rapor&#8217;u reddetti.<br />
Petrol Ambargosu, 1973<br />
1973 Arap-İsrail Savaşı sonucunda OPEC (The Organization of Petroleum Exporting Countries-Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) ülkelerinin, savaşta İsrail&#8217;e yardım eden ülkelere petrol arzını durdurması.<br />
Batılı ülkeler kendi endüstriyel ihtiyaçlarını karşılamak için, Ortadoğu petrollerine yöneldiler. Çok geçmeden Batılı petrol şirketleri, petrol üretiminin her alanında kendilerini göstermeye başladılar. Bu şirketler, petrolun taşınması ve dağıtımını kontrolleri altında tutuyorlardı. Aynı zamanda hem fiyat hem petrol arzını belirliyorlardı.<br />
Petrole sahip ülkeler ise çok az bir pay almaktaydılar. 1946 yılında, şirketler petrol üretiminin %82&#8242;sine, petrol ülkeleri ise sadece %18&#8242;ine sahiptiler. Ancak durum 1960&#8242;larda değişmeye başladı. 1960 yılında OPEC kuruldu ve ilk talep edilen şey, fiyatların artışı ve daha büyük paya sahip olmaydı.<br />
OPEC ülkeleri kendi kaynaklarını kendilerinin kontrol etmelerini egemenlikten gelen bir hak olarak görüyorlardı. Zamanla OPEC ülkelerinin petrol üretimindeki payları artmaya başladı. 1946&#8242;daki %18&#8242;lik pay, 1960 yılında %50&#8242;ye ve 1970&#8242;de, %70&#8242;e yükseldi. Bununla, OPEC ülkeleri petrol üretimini kontrolleri altına almaya başladılar.<br />
1973 yılında Arap-İsrail Ramazan (Yom Kippur) savaşında yaşanan yenilgi, petrolu bir siyasi güç haline getirdi. Savaş, OPEC&#8217;in iki karar almasına neden oldu. İlk olarak, OPEC, İsrail&#8217;e yardım edenlere &#8220;petrol ambargosu&#8221; uygulama kararı aldı. İkincisi de, petrol fiyatların %400 arttırılması kararıydı. Petrol&#8217;ün, OPEC ülkeleri tarafından gelişme, kalkınma ve dış politikada hedeflerin gerçekleştirilmesi amaçlı olarak kullanılması durumu bugün de devam etmektedir.<br />
Polisario Cephesi<br />
Batı Sahra&#8217;nın bağımsızlığı için mücadele veren örgüt. 20. yüzyılın üçüncü çeyreğinde yoğunlaşan sömürgelerin bağımsızlık mücadelelerinden Batı Sahra&#8217;da payını almıştı. Sömürgeciliğe karşı başlayan hareketler, İspanya sömürgeciliğinin sonunu göstermişti. İspanya, kendi sömürgelerinden biri olan Batı Sahra&#8217;dan 1976&#8242;da çekilmişti. İspanya&#8217;nın yerini almak isteyen Fas, işgal girişiminde bulunmuş, bu işgal de Polisario Cephesi tarafından engellenmiştir. Daha sonra 1976 yılında Cezayir&#8217;de sürgün &#8220;Arap Demokratik Cumhuriyeti&#8221;ni kuran örgüt, Libya&#8217;dan destek almıştır. Cephe Moritanya ile yakınlaşarak, &#8220;Afrika Birliği Örgütü&#8221; tarafından destek görmüş ve Fas&#8217;a karşı mücadele etmiştir.<br />
Porter Doktrini<br />
Bir devletin borcunu ödememesi durumunda uygulanması gereken önlemlere ilişkin bir uluslararası hukuk görüşü. Bir devletin vatandaşlarının bir başka devletten alacaklarını tahsil edemedikleri durumlarda, borçlu devlete karşı zorlama tedbirlerine başvurulup vurulamayacağı konusu 20. yy. başlarında en çok tartışılan konulardan biriydi. Dönemin Arjantin Dışişleri Bakanı Louis Drago, 1907 yılında yapılan, II. La Haye Barış konferansında, bu gibi konularda borçlu devlete karşı zorlama önlemlerine başvurulamayacağını savunmuştu. Fakat çoğunluk bunu kabul etmemişti. ABD temsilcisi General Horace Porter bazı öneriler getirmiştir. Verilen önerilere göre, ilke olarak borçlu devlete karşı borcunu ödettirmek için zorlama önlemlerine başvurulamayacaktı. Bununla beraber, borçlu olan devlet konunun hakemliğe götürülmesini kabul edecekti. Eğer sözkonusu olan devlet hakemin kararına uymazsa, o zaman o devlete karşı zorlama önlemleri kullanılacaktır. Bu görüş konferanstaki çoğunluk tarafından kabul edilerek, yeni bir doktrin (Porter) halini aldı.<br />
Potsdam Konferansı, 1945<br />
II. Dünya Savaşı sonlarına doğru Müttefik devletlerin yaptığı son konferans. Konferans, Prusya devletinin kraliyet merkezi olan Potsdam&#8217;da yapıldı. Konferansa ABD&#8217;den Başkan Truman, İngiltere&#8217;den Başbakan Winston Churchill (Konferans sürerken yapılan seçimlerde Churchill iktidardan düştü ve Attlee yeni Başbakan olarak Potsdam konferansına katıldı) ve Sovyetler Birliği&#8217;nden Stalin katılmıştır.<br />
Temmuz 1945&#8242;te başlayan Konferans, tarihin en büyük zaferinden sonra toplanmıştır. Fakat çözülmesi gereken sorun çok önemliydi: Avrupa&#8217;nın yeniden kurulması. Avrupa&#8217;nın savaştan yıkık çıkması, bu ihtiyacı doğurmuştu. Potsdam konferansı, planlandığı tarihten birkaç gün sonra başlamıştı. Tarihçiler bu konuda Truman&#8217;ı sorumlu tutmaktadırlar. Truman, konferansa ilk atom bombası denemesinin sonucunu beklerken gitti. Konferans&#8217;ta, barış antlaşmalarını hazırlayacak bir Dışişleri Bakanları Kurulu kuruldu. Üzerinde durulan en önemli konular: Almanya sorunu, Polonya sorunu, Avusturya&#8217;nın işgali, SSCB&#8217;nin Doğu Avrupa&#8217;daki rolü,savaş tazminatları ve Japonya ile süren savaşın durumuydu. Konferansta en çok tartışılan konu Almanya idi. Müttefikler, Almanya&#8217;nın yenilmesi kesinlik kazanmaya başlayınca, Almanya&#8217;nın parçalanması konusundaki eski görüşlerini değiştirmeye başladılar. Churchill Mart 1945&#8242;te &#8220;Almanya&#8217;yı parçalamayı düşünmüyoruz&#8221; demekteydi. Stalin ise Almanya&#8217;yı parçalamayı istemediğini söyledi. Stalin Ruhr bölgesinden tamirat almak istiyordu. Potsdam&#8217;da, daha çok Almanya&#8217;nın Nazilikten ve askerlikten arındırılması konusu üzerinde duruldu. İlk önce savaş suçlularının cezalandırılmasına karar verildi. Alman askerlerinin elinden silahların alınması, demokratik düzenin kurulması; bunu yapmak için ise, eğitim sisteminin tümüyle değiştirilmesi gerekirdi. Bunun için Almanya&#8217;nın bir süre işgal altında kalması kararlaştırıldı. Buna göre, Almanya, Sovyet, İngiliz, Amerikan ve Fransız işgal kuvvetleri komutanlarınca yönetilecek dört ayrı işgal bölgesine ayrılacaktı. Berlin, Viyana ve Avusturya aynı şekilde bölünecekti. Almanya&#8217;da demokrasiyi kurmak için, tüm ülkeyi kapsayan ve yerel özerkliğe sahip devletlerden oluşan bir federasyon kurulmasına karar verildi. Maliye, dış ticaret ve bunun gibi konular ise federalizm kapsamına alınmayarak &#8220;Denetim Kurulu&#8221; oluşturuldu.<br />
Konferansta üzerinde durulan diğer bir önemli konu, Polonya&#8217;ydı. Yalta Konferansında kurulması kararlaştırılmış olan koalisyon hükümeti, şimdi Potsdam Konferansı süresince kurulmuş ve kabul edilmişti. Polonya&#8217;da seçimler açık olacaktı, gazeteciler de seçimde gözlemci sıfatı ile bulunacaklardı. Sovyetler Birliği, Müttefik devletlerden yönetimleri değişen Romanya, Bulgaristan ve Macaristan&#8217;a karışmamalarını, Türkiye&#8217;den Sovyetlere bir üs verilmesini istedi. Fakat bu istekler kabul edilmedi.<br />
Japonya&#8217;ya, Potsdam Bildirgesi&#8217;ni kabul etmesi içinültimatom gönderildi. Ancak, Japonya bunu reddetti. Bunun üzerine ABD, Hiroşima ve Nagazaki&#8217;ye (6 Ağustos, 9 Ağustos) atom bombası attı. Konferans 1 Ağustos 1945 tarihinde sona erdi.<br />
Prag Darbesi, 1948<br />
Çekoslovakya&#8217;da Şubat 1948&#8242;de komünistler tarafından gerçekleştirilen hükümet darbesi. Çekoslovakya&#8217;nın Bohemya ve Marovya toprakları, 29 Eylül 1938 tarihinde yapılan Münih Konferansı ile Almanya&#8217;ya verilmişti. 1935&#8242;te Masaryk&#8217;ün yerine Cumhurbaşkanı olarak geçen Beneş, Almanya ilhakını onaylamaktansa Cumhurbaşkanlığından ayrılarak, önce Londra&#8217;ya, ardından Chicago&#8217;ya gitti. Çekoslovakya&#8217;nın toprak kayıpları, Münih Düzenlemesi ile bitmedi; ülkenin bir kısmı (Teschen Düklüğü) Polonya&#8217;ya, Slovaklar ile Rutenlerin yaşadığı topraklar Macaristan&#8217;a verildi. Dönemin Prag hükümeti, Tiso&#8217;nun yönetimindeki Slovak Halkçı Partisi ile Karpatlar&#8217;da yaşayan Rutenlerin özerklik taleplerine boyun eğerek, üç özerk birimden oluşacak çapraşık bir yönetim sistemi oluşturuldu. Mayıs 1942&#8242;de, ilk önce buradaProtektora sıfatı ile bulunan Almanya yönetime fiilen el koydu. 1941&#8242;de, Beneş&#8217;in Londra&#8217;da ve Washington&#8217;da yürüttüğü görüşmeler sonucu, Jan Şramek&#8217;in başkanlığında, sürgündeki Çekoslovakya hükümeti kuruldu. Çek ulusal Komitesi&#8217;nin yönettiği yeraltı çalışmalar sonucu, 5 Mayıs&#8217;ta Prag halkı Alman birliklerine karşı ayaklandı. Mayıs 1946&#8242;da yapılan genel seçimlerde, Çekoslovakya komünistlerinin önderi Gottwald&#8217;in başında bulunduğu Komünist Parti seçimleri kazandı. Hükümette bir koalisyon oluşturularak, seçimlerin yapılacağı 1948&#8242;e değin geçici yönetimin sürdürülmesi kararı alındı. Ama partilerarası işbirliği, daha başlangıçta ekonomik kalkınma programı yüzünden, güçlüklerle karşı karşıya geldi. 1947&#8242;de SSCB&#8217;nin baskısıyla ABD&#8217;nin Marshall Planına katılm düşüncesinden vazgeçildi.<br />
20 Şubat 1948&#8242;de komünist olmayan bakanların büyük bölümü Gottwald&#8217;ı istifaya zorlamak umuduyla hükümetten ayrıldı. Ama Gottwald istifa etmedi ve komünistler, boşalan bakanlıkları ve muhalefete geçen partilerin merkezlerini işgal etti. Komünistlerin örgütlediği işçiler Prag&#8217;da yürüyüş yaptılar. Prag ve öteki bölgelerde &#8220;eylem komiteleri&#8221; kurularak, devlet görevlileri de bu kurulan işbirliğine zorlandı. 25 Şubat günü çoğunlukla komünistlerin bulunduğu yeni bir hükümet kuruldu. Geçici Milli Meclis yeni hükümeti ve programı onayladı. Binlerce komünist olmayan politikacı, aydın ve yönetici ülkeden ayrıldı. 10 Mart&#8217;ta eski Cumhurbaşkanı Jan Masaryk ölü olarak bulundu. Böylece ülkenin Komünist Partisi, gerçekleştirdiği hükümet darbesiyle yönetimi eline geçirdi ve ülkenin tek örgütü haline gelerek, halkın çoğunluğunu arkasına almayı başardı. Bu olaylardan sonra Çekoslovakya dış dünyaya kapanarak iç sorunlara yöneldi.<br />
Quebec Konferansları, 14-24 Ağustos 1943 ve 11-16 Eylül 1944<br />
II. Dünya Savaşı sırasında ABD ve İngiltere arasında yapılan, aralıklı iki Konferans. Konferanslara ABD tarafından Devlet Başkanı Roosevelt, İngiltere tarafından ise Başkan Winston Churchill katılmıştır. İki konferanstan ilki 14-24 Ağustos 1943 tarihleri arasında yapıldı. Bu konferansta İtalya ve Fransa kıyılarına yapılacak askeri çıkartmaların planları tartışıldı. Konferansta İtalya&#8217;ya yapılacak çıkartmanın &#8220;Normandiya Çıkartması&#8221; ile aynı anda yapılması konusunda anlaşıldı ve daha sonra konu aynı yıl Moskova, Kahire ve Tahran&#8217;da yapılan konferanslarda da ele alındı. 11-16 Eylül 1944 tarihleri arasında yapılan ikinci konferansta taraflar, Almanya&#8217;ya karşı Batı&#8217;daki iki cepheden çıkartma yapılmasına karar verdi.<br />
Quebec Sorunu (Quebec Question)<br />
Kanada&#8217;nın doğusunda Fransızca konuşanların çoğunlukta olduğu Quebec eyaletinin Kanada&#8217;dan ayrılıp-ayrılmama sorunu.<br />
Quebec 1534 yılında &#8220;yeni Fransa&#8221; adı altında kuruldu. Yeni yıl savaşları sonucunda Fransa burayı İngiltere&#8217;ye kaptırdı. Eyalet İngiliz kolonisi haline geldiğinde İngiliz Ceza Kanunu ve Fransız Medeni Kanunu uygulanmaya konuldu. 1791&#8242;de Kanada Aşağı Kanada (Quebec) ve Yukarı Kanada (Ontorio) olmak üzere ikiye ayrıldı. 19 yüzyıldan sonra Quebec&#8217;te İngiliz nüfus azalmasına rağmen, Fransızca konuşan halk hiçbir zaman bölgenin ekonomik hayatını kontrolü altına almayı başaramadı. 1918 yılında Fransız kökenliler I. Dünya Savaşı&#8217;nda İngiliz ordusuna katılmayı reddederek ayaklanmalar başlattılar. 1968 yılında ayrılıkçı &#8220;Parti Quebecois&#8221; kuruldu. 1970&#8242;lerde şiddet eylemleri arttı, ve finansman ayarlamaları konusunda eyaletler arasında problemler çıkmaya başladı. Kanada&#8217;dan ayrılma konusunda 1980 yılında yapılan ilk referandumda ayrılıkçılar yüzde 40 oyla mağlup oldular. Quebec, 1982&#8242;deki Kanada Anayasası&#8217;nı kendi kimliine aykırı bularak imzalamadı. Qubec&#8217;in şikayetleri doğrultusunda 1987 ve 1992 yıllarındaki iki girişim başarısızlıkla sonuçlandı. 30 Ekim 1995&#8242;te yapılan referandumda ayırılıkçılar yüzde 1.2 gibi küçük bir farkla yenilgiye uğradılar.<br />
Quisling (quisling)<br />
Başka bir devletin politikasına felsefesine ve sempati duyan ve savaş durumunda saldırgan devlete katılarak ve işbirliği yaparak kendi ülkesi aleyhine çalışan kişi. Bu kavram, bir süre Norveç&#8217;teki Faşist Parti&#8217;nin lideri olan ve İkinci Dünya Savaşı&#8217;nda Hitleri&#8217;nin ordularının ülkesini işgal etmesi sırasında Alman çıkarlarına hizmet eden bir hükümet kuran Vidkun Quisling&#8217;in adından türemiştir.<br />
Ramazan Savaşı (Yom Kippur Savaşı), 1973<br />
Ortadoğu&#8217;da, Arap ile İsrail kuvvetleri arasında yapılan savaşlardan en önemlisi 6 Ekim 1973 günü başlayan bu savaş altı gün süren 1967 Savaşının yarattığı kızgınlığın bir sonucuydu. 6 Gün Savaşında İsrail, topraklarını yaklaşık dört kat genişletmişti. Golan Tepeleri Kudüs&#8217;ün tümü, Batı Şeria, Sina Yarımadası ve Gazze İsrail&#8217;in eline geçmişti.<br />
1970 yılında Nasır&#8217;ın ölmesi ile yerine geçen Enver Sedat, 1967 yılında İsrail&#8217;e kaptırılan toprakların geri alınması için, bir Arap karşı saldırısı üzerinde durmaya başladı. 6 Ekim 1973&#8242;te başlayan savaşın, Müslümanların kutsal ayı olan Ramazan ve Yahudilerin kutsal ayı olan Yom Kippur&#8217;a denk gelmesi, bu savaşın aynı zamanda Ramazan Savaşı olarak anılmasına neden oldu. Sözkonusu olan tarihte, Suriye ve Mısır birlikleri bir sürpriz saldırıda bulundular. İsrail birlikleri Sina yarımadasından ve Golan Tepeleri&#8217;nden çekilmeye zorlandı. Bu savaşta ilk kez Araplar İsrail&#8217;e saldırıda bulunacak güç buldular, aynı zamanda güçlerine güvenmeye başladılar. Savaşın Arapların lehinde olduğunu gören öteki Arap devletleri de savaşa katıldılar. İki büyük güç de bu savaşta dolaylı olarak yerlerini almışlar, ABD İsrail&#8217;e Sovyetler Birliği Arap devletlerine silah göndermekteydi. Ancak, savaşın gidişatı böyle olmadı. Savaşın ikinci haftasında, İsrail karşı saldırıda bulunarak, Golan Tepeleri&#8217;ni geri aldı ve Sina Yarımadası&#8217;ndan geri çektiği askerleri, tekrar geriye gönderdi.<br />
Savaşın etkisi iki büyük devlet arasındaki çekişmeye yansıması, Doğu-Batı çatışma olasılığını ortaya çıkardı. Bunun üzerine harekete geçen BM Güvenlik Konseyi bir ateşkesin sağlanmasına karar verdi. Ancak bu karar yürümedi. Sovyetler Birliği&#8217;nin, ABD-Sovyetler Birliği kuvvetlerinin bölgeye gönderilmesini öngören önerisi, ABD tarafından reddedildi. Daha sonra, Sovyetler Birliği, tek başına asker göndereceğine ilişkin açıklama yapınca, iki güç arasındaki gerilim bir hayli arttı. Fakat, araya Bağlantısızlar grubunun girmesi ile, bunların ortaya attıkları BM Barış Gücü askerlerinin çatışanların arasına girmesi önerisi kabul edildi.<br />
Savaş sona erdiğinde, tarafların kayıpları (hiç olmazsa manevi kayıp) çok fazla, aradaki askeri denge değişmiş, bir çok ülke değişik devletler tarafından silahlandırılmıştır. Suriye, Sovyetler Birliği yapımı olan T-62 tanklarına sahip olmuş, uçaklarına uçak filoları eklemiştir. İsrail ordusu da ABD tarafından güçlendirilmiştir.<br />
18 Ocak 1974&#8242;te İsrail-Mısır arasında barış antlaşması imzalandı. Antlaşma gereğince, Mısır Suveyş Kanalı&#8217;nın doğu yakasındaki güçlerini azaltacak, buna karşılık İsrail de Sina&#8217;da Milta ve Gidi geçitlerinin batısına çekilecekti. Bu antlaşma 4 Eylül 1975 tarihinde imzalanan ikinci bir antlaşma ile tamamlandı. 31 Mart 1974 tarihinde ise, Suriye ve İsrail arasında, her iki tarafın kuvvetlerinin bir Birleşmiş Milletler tampon bölgesi ile ayrılması ve savaş tutsaklarının değiştirilmesi kararlarını da içeren bir ateşkes antlaşması imzalandı.<br />
Ramazan Savaşı&#8217;nın en önemli sonucu, petrole sahip Arap ülkelerinin, petrol fiyatlarına yaptıkları müdahale ile üçüncü ülkelere karşı bir tür ambargonun koyulmasıdır.<br />
Rapollo Antlaşması, 1922<br />
I. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra Sovyetler Birliği ve Almanya arasında imzalanan dostluk antlaşması. Savaşın sonunda yapılan antlaşmalar, iki savaş arası dönemin özelliklerine bir ölçüde biçim verdi. Almanya&#8217;ya imzalattırılan Versay Antlaşması, Almanya&#8217;ya ağır yükler verdi. Almanya, yapılan konferans ve toplantılarda hep ikinci sınıf devlet uygulamasını görüyordu. Fransa, Almanya&#8217;dan fizik garantiler peşinde koşuyor tamirat borcunda ısrar ediyor ve en önemlisi, dış politikada Almanya&#8217;yı &#8220;çevreleme politikası&#8221; uyguluyordu. Diğer taraftan da, 1917 sonrasında, Sovyetlerin Fransa ile ilişkileri iyi değildi. İç savaş sırasında Bolşeviklere karşı mücadele eden kesimleri destekleyen Fransa, savaş sonrası da bunun tutumunu değiştirmedi. Buna karşılık olarak da, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa&#8217;nın sömürgelerinde ortaya çıkan başkaldırıları teşvik ediyor ve destekliyordu. 1922 yılında da Cenevre&#8217;de yapılan konferansta, İngiltere ve Fransa&#8217;nın, Çarlık döneminden kalan borçların ödenmesi isteğini Sovyetler reddettiler. Böylece ortak düşmana karşı, Sovyetler ve Almanya arasındabir yakınlaşma başladı. Bunun sonucu olarak da 16 Nisan 1922 tarihinde Cenevre yakınlarında bulunan Rapollo&#8217;da Alman-Sovyetler Birliği Rapollo Dostluk Antlaşması imzalandı. Buna göre, iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kuruluyor, Almanya yeni Sovyet rejimini tanıyordu. Birbirlerine yönelik her türlü iddiadan vazgeçtiklerini ve sıkı bir ekonomik işbirliğine gireceklerini belirtiyorlardı. Bu antlaşma ile birlikte Versay düzenine karşı ilk başkaldırı ortaya çıkmış olmaktaydı. Yani iki devlet, revizyonist bir politika sürdürdüler. Bu yakınlaşma bununla kalmayarak, 1926 yılında yapılan Berlin Antlaşması&#8217;na göre, taraflardan biri saldırıya uğrarsa, öteki devlet tam yansızlık politikası izleyecekti. Bu yakınlaşma, 1939 yılında tekrarlanmak üzere, Hitler&#8217;in 1933 yılında iktidara gelişine kadar sürecektir.<br />
Reformasyon (dini reform)<br />
15. ve 16. yüzyılın Avrupa insanında ortaya çıkan görüş değişikliği sonucu, kilisenin devlet yönetiminden ayrı dinsel bir örgüt olarak faaliyet göstermesine neden olacak olan dini reform.<br />
Dini reform konusunda verilen mücadele, üç yönlü bir nitelik göstermiştir. Mücadelenin değişik niteliklere sahip olması, Katolik kilisesine karşı yapılan muhalefetin üç kaynaktan gelmiş olmasındandır. Bunlar, monarklar ve zenginler, sade vatandaş ve kilise içinde bulunan misyonerler, azizler&#8217;dir.<br />
15. yüzyıla gelindiğinde Kilise, monarklar ve zenginlerde olan saygınlığını yitirmeye başlamıştı. Monarklar ve zenginler, kilisenin manevi sınırlandırmalarına, genel hükümranlığına, koyduğu vergilere karşı çıkmaya başlamış, gücüne itibar etmemeye başlamışlardı. Bunun sonucu olarak da, monark ve zenginlerin reformasyonu, dinin başı olarak Papa&#8217;nın değil monarkın (devletin) geçmesi biçimini aldı, ve bunun üzerine her yerde ulusal kiliseler kurulmaya başlandı. Bohemya, Kuzey Almanya, İngiltere, İskoçya, İsveç, Norveç, Danimarka monarkları, Roma kilisesinden ayrıldılar ve kendi ulusal kiliselerini kurdular. Kilise&#8217;nin etkisi aynı zamanda sade vatandaşta da azalmaya başlamıştı. Ancak sade vatandaşın başkaldırısı monarktan farklı olarak, dini nitelikteydi. Onlar karşılarında güçlü bir kilisenin bulunmasını istiyorlardı, ama bu gücün diniöğretiye uygun olmasını istiyorlardı. Bunun sonucu olarak ta, sade vatandaşın reformasyonu, Roma kilisesi ile olan bağlantının tekrar devam etmesi ile sonuçlandı. Yapmak istedikleri, kilisenin otoritesine karşı, kendi İncil&#8217;lerine sahip olmak, kendi kiliselerini buna uygun olarak yönetmekti. Bu hareketin tipik örneği, Martin Luther&#8217;in Alman Protestanlığıdır. Büyük taraflar toplayan Protestanlık, gitgide yaşlı kıtada yayılmaya başladı. Daha sonra, bir grup Protestan prens ve kent -devletleri biraraya gelerek Katolik Kutsal Roma imparatoruna karşı, 1546 yılında savaş başlattılar. 1555 yılında yapılan Augsburg Barışı ile Protestanlık, devlet tarafından resmen tanındı.<br />
Kilisenin içinde bulunan misyonerler ve azizler&#8217;in başlattıkları reform hareketinin amacı, Kilise&#8217;yi doğru yola çekerek onun gücünü arttırmaktı. Bu hareketin en önemli temsilcisi, İspanyol Loyala&#8217;lı Aziz İngatius&#8217;tur. İngatius, 1538&#8242;de &#8220;İsa&#8217;nın Toplumu&#8221; adıyla bir tarikat kurdu. Ve bunlara halk tarafından &#8220;Cizvitler&#8221; (jesuits) denmeye başlandı. Bunlar daha çok misyonerlik faaliyetleri ile uğraşıyorlardı. Ancak bunların en büyük başarısı eğitim alanındadır. Bunlar Katolik Kilisesi&#8217;nin itibarını yeniden kazandırmak için çalışmışlardır.<br />
Reformasyon&#8217;unun en önemli sonucu, 15 ve 16. yüzyılda Kilisesinin ya da dini otoritenin hemen hemen bugünkü biçimini alması ve laikliğe giden kapının açılmasıdır.<br />
Roma Antlaşmaları, 1957<br />
Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile Avrupa Atom Birliği&#8217;nin (EURATOM) kuran 25 Mart 1957 tarihli Roma antlaşmaları. Bu antlaşmalar, Avrupa&#8217;nın ekonomik ve siyasal birlik kurma çabalarının bir sonucudur. 1945&#8242;i izleyen yıllarda Avrupa devletlerinin çoğu, karşılaştıkları ekonomik ve siyasal sorunların yalnızca ulusal bir çerçevede halledilemeyeceğini, bir tür uluslararası ya da uluslarüstü yetkilerle donatılmış bir kuruluşun kurulmasından yanaydılar. İşte,Avrupa devletleri aralarındaki koordinasyonu sağlamak için, Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü&#8217;nü (Nisan 1948), daha sonra bunu yetersiz görerek, Avrupa Kömür ve Çelik Birliğini kurdular (C.E.C.A). Avrupa&#8217;nın uluslarüstü bir ekonomik bütünleşmeye gitmesi konusunda yeni bir girişim Hollanda Dışişleri Bakanı Johan Willem Beyen&#8217;den geldi. Beyen, bu konuda 1953 yılında bir plan sundu. Buna &#8220;Benelux Memorandumu&#8221; adı verilmektedir. Temmuz 1955&#8242;te Federal Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg&#8217;un katıldığı Messina toplantısı yapıldı. Bu toplantıda, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile Avrupa Atom Birliği&#8217;nin (EURATOM) dayanacağı genel ilkeler saptandı ve Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (CECA) gibi bir ortak pazarı, ekonominin bütün alanlarına yayma kararı aldılar. Kurulacak topluluğun yöntemlerini saptamak için hükümetlerarası bir komite kuruldu. Bu kurulun hazırladığı &#8220;Spaak Raporu&#8221; (Eski Belçika Başkanı Paul Henry Spaak&#8217;ın adıyla anılmaktadır) 1956 yılının Nisan ayında hükümetlere sunuldu. Bütünleşme konusunda atacakları ilk adım gümrük duvarlarının kaldırılmasıydı. Böylece hazırlanan antlaşmalar, 25 Mart 1957 tarihinde Roma&#8217;da imzalanarak, Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak 1 Ocak 1958 tarihinde yürürleğe girdi.<br />
İngiltere, İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwealth) ile özel ilişkilerini dikkate alarak, AET ve girmedi. Ancak daha sonra, İsveç, Norveç, Danimarka, Avusturya, Portekiz ve İsviçre ile kurduğu EFTA (European Free Trade Area) cılız kalınca AET&#8217;ye girme yollarını aramaya başladı ve 1973 yılında üye oldu.<br />
Rönesans<br />
&#8220;Yeniden doğuş&#8221; anlamına gelen bir süreçtir. 15. yüzyılda başlayan bir süreç, aynı yüzyıl içinde bütün Avrupa&#8217;ya yayıldı. Bu yenilikte, Roma ve Grek başarılarının yeniden cezalandırılması istemi vardır. Rönesans şu temel anlayışlara dayanıyordu. 1)Yeryüzü ilgi çekici ve araştırılmaya değer bir yerdir, 2)İnsan güçlüdür ve bu gücüyle büyük başarılar elde edebilir, 3)İnsanın sürekli faal olması şerefli birşeydir ve 4)Gerçek güzeldir. Bu anlayışlara bağlı olarak da yaşadığımız dünya o kadar ilgi çekici bir yerdir ki, başka dünyaları düşünmenin hiçbir anlamı yoktur anlayışı hakimdir.<br />
Rönesans döneminin yaratıcılığının esas yürütücü gücü tüccarlardır. Bunlar en karlı ticaretin hangi alanda olduğunu araştırdılar ve bu yoldan sağladıkları zenginlikleri sanat ve endüstri yeniliklerine yatırdılar. Rönesans; Floransa, Venedik, İngiltere, Portekiz, Hollanda gibi küçük kent-devletlerinde ya da metropollerde doğmuştur.</p>
<p>Ruhr Sorunu<br />
Almanya ile Fransa arasında tartışma konusu olan bir bölge sorunu. I. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra Fransa, Almanya ile fizik garantiler peşinde koşuyor, tamirat borcu konusunda ısrar ediyordu. Kendini daha güvenli bir konuma getirmek için Almanya&#8217;yı &#8220;çevreleme politikası&#8221; uyguluyordu. Almanya ise Alsace-Lorrene bölgesinin Fransa&#8217;ya verilmesi ile demir cevheri ihtiyacını ithalat ile karşılamaya başladı. Endüstri bölgesi olan Ruhr&#8217;da yeni demir ve çelik işletmelerinin kurulmasını sağlamaya ve maden kömürü işletmeciliğini modernleştirmeye girişti. Almanya&#8217;nın Fransa&#8217;ya olan tamirat borcunun ödenmesinde aksaklık çıkmaya başlayınca, Fransa 1921 yılında Düsseldorf, Duisburg ve Ruhrort&#8217;u işgal etti. Ödemedeki aksaklığın devam ettiğini görünce, tamirat borcunu kendisi toplamak için Ocak 1923&#8242;te Ruhr bölgesini işgal etti. Ruhr bölgesini kendisi işletecek ve elde ettiği geliri de tamirat borcundan düşecekti. Daha sonra ortaya çıkacak olan &#8220;Dawes Planı&#8221; ile Almanya&#8217;nın tamirat borcu taksitlere bölündü ve nihayet işgal 1925 yılında sona erdi.<br />
Rus Devrimi<br />
Mart 1917&#8242;de Rusya&#8217;da Çarlık rejimine son verilmesinden sonra Kasım 1917&#8242;de başlayan değişim. 1800&#8242;lerin sonlarında Avrupa&#8217;da toplum içindeki sınıflar arasında siyasal dengenin sağlanması çabaları, uzlaşmalar yoluyla bir ölçüde başarılı olmuşsa da, iki grup bu çaba ve arayışların dışında kalmıştı. Bunlardan birincisi; Batı eğitimi görmüş, bulunduğu ortama yabancılaşan Doğu Avrupa&#8217;nın okumuş kitlesiydi. Toplumdan soyutlanma ve ondan uzak kalma, Rusya gibi imparatorluklarda oluşmakta bulunan devrim potansiyelini artırmaktaydı. İkincisi, orta sınıfın siyasal önderliğini kabul etmeyen fabrika işçileri. Fransız devrimin etkisi ile 1825 Aralık ayında çıkan Dekamberist ayaklanması Rusya&#8217;da büyük yankı uyandırmıştı. Ayaklanma bastırılmıştı. Fakat işçilerin kurtarıcısı olarak gözüken Marksizm teorilerinin yayılmasına engel olunamamıştı. Keza, aydınlarda da bu gibi fikirler yayılmış, varolan otokratik düzenin yıkılması için mücadele veriyorlardı. Rusya&#8217;nın beşte dördünü oluşturan köylüler, toprak sahiplerinin kölesi durumunda idiler. 5 Mart 1861 tarihinde çıkarılan &#8220;Kurtuluş Kanunu&#8221; ile serflik kurumu kaldırılmış ve ortaya bir işçi sınıfı çıkmıştır. Köylüye yapılan toprak dağıtımındaki bozukluk köylü halkını tedirgin etmiş, onların çeşitli hareketlere girişmelerine sebep olmuştur. 1870&#8242;lerde ortaya çıkan bu hareketlerden biri &#8220;Narodnik&#8221; ve &#8220;Narodniçestro&#8221; hareketidir. Bu hareket hükümetin baskısından dolayı başarı kazanamadı ve 1881 yılında Rus Çarı II. Aleksandr&#8217;ın öldürülmesi üzerine, bu &#8220;Halkçı Hareket&#8221; taraftarları ülkeyi terketti. 19. yüzyılda başgösteren yoksulluk, halkın grevler düzenlemesine neden olmuş, bunun sonucu olarak da sendikacılık faaliyetleri artmıştır. Bu ortamda Marksist örgütler arttı. 1895 yılında Vladimir İlyiç Ulyanov (Lenin) tarafından Marksist nitelikte &#8220;İşçi Sınıfının Kurtuluşu için Mücadele Birliği&#8221; ve daha sonra 1898 yılında &#8220;Sosyal Demokrat İşçi Partisi&#8221; kuruldu. Sosyal Demokrat İşçi Partisi&#8217;nin 1903 yılında yaptığı kongresinde Rusya&#8217;da Marksist devrimin gerçekleştirilmesi ve bunun için de partinin nasıl bir nitelik kazanacağı sorunu, partide görüş ayrılığına sebep oldular. Sonraları bu parti Lenin&#8217;in önderliğini yaptığı Bolşevik ve Menşevik olmak üzere ikiye ayrıldı. Bolşevikler, küçük ve devrimci bir elitin denetiminde sıkı bir parti kurmak isterken, Menşevikler daha geniş ve katılmaya açık bir örgüt kurmak istiyorlardı. Menşevikler&#8217;den Trotsky&#8217;nin önderliğinde 1905 yılında Petersburg&#8217;da bir ayaklanma oldu. Moskova ve Peterburg&#8217;da &#8220;İşçi Sovyetleri&#8221; kuruldu. Ayaklanma bastırıldıysa da, Çar II. Nikola bazı haklar vermeyi ve Rus Meclisi Duma&#8217;yı açmayı uygun gördü ve bir seçim yasası çıkartıldı. Bu durumu etkileyen olaylar yanında, Rusya&#8217;nın yenilgisi ile sonuçlanan Rus-Japon savaşı da sayılabilir.<br />
1917 yılına gelindiğinde Rusya&#8217;da vergi sistemi iflas etmiş durumdaydı. Savaş harcamaları, erimekte olan altın rezerveleri ve dış borçlar ile karşılanmaktaydı ve Rus halkının tek seçeneği Çarlık rejimine karşı gelmekti. Ülkenin savaşta da olması durumu gerginleştirdi. Bu ortamda 8 Mart 1917 tarihinde Petersburg&#8217;da başlayan gösteri ve grevler genel ayaklanmaya dönüştü. 12 Mart 1917 tarihinde Petersburg&#8217;da &#8220;İşçilerin ve Askerlerin Sovyet&#8221;i kuruldu. Üç yıldır aç, silahsız ve bıkkın bir biçimde savaşı sürdüren ordu Çar&#8217;ın yanında yer almadı ve devrimci hareketin üzerine yürümedi. Yapılan devrim iki aşamalıydı. Mart 1917&#8242;deki birinci aşamada, Sovyet yetkilileri ile Duma temsilcileri arasında yapılan görüşmeler sonucu Çarlık rejimine son verilmiş ve liberal görüşlü Prens Lvov&#8217;un başkanlığından Bolşevikler hariç hemen hemen bütün siyasal eğilimli partilerin katıldığı bir koolisyon hükümeti kurulmuştur. Kurulan hükümetin beklenen barışı sağlayamaması, toprak reformunu gerçekleştirememesi, işçilerin sorunlarına eğilememesi ve ekmeğe ihtiyacı olan halkın isteklerini gerçekleştirememesi koalisyonun başarısızlığını göstermiştir. Bunun sonucu Bolşeviklerin halktaki desteğinin artmasına oldu.<br />
Devrimin ikinci aşamasında, Lenin&#8217;in önderliğindeki Bolşevikler, hemen hemen tek kurşun bile atmadan 7 Kasım 1917 tarihinde yönetimi ele geçirdiler. Ordu bunların yanında yer aldı. Böylece Rusya&#8217;da Bolşevik Devrimi gerçekleşti.</p>
<p>Rus-Japon Savaşı, 1904-1905<br />
Rusya ve Japonya arasında sürdürülen ve tarihte en önemli ve uzun vadeli sonuçlar yaratmış bir savaştır. 1902 yılına gelindiğinde Japonya İngiltere ile ittifak kurmuş, doğal yayılma alanı olarak gördüğü Mançurya ve Kore üzerinde var olan Rus etkisini ortadan kaldırmak için bölgeye, göz dikmişti. Rusya ile yapmak istediği savaşın hazırlıklarını yapıyordu. 1904 yılında bir bahane ile Port Arthur limanına bir baskın yaparak, Rusya ile savaşa girmiş ve bir buçuk yıl sürecek olan savaşta hem denizde hem karada Rusya&#8217;yı yenilgiye uğramıştır. Savaşın Avrupa&#8217;ya sıçramaması için, işe karışmayan Avrupa devletleri savaşın Uzakdoğu ile sınırlı kalmasını istemişlerdi. Pasifikte sömürgeci durumu gelen ABD Japonya&#8217;nın güçlenmesi karşısında elinde bulundurduğu adaları tehlikeli duruma düşürmemek için, Rusya&#8217;nın yardımına yetişti. O zaman ABD devlet başkanı olan Theodore Roosevelt, arabuluculuğa soyunarak, tarafların Portsmouth Barış Konferansı&#8217;na katılmalarını sağladı. Yapılan antlaşmaya göre, Port Arthur ile Sakhalin adası Japonya&#8217;ya verilecek, Ruslar Mançurya&#8217;dan askerlerini çekecek ve buradaki demir ayrıcalıklarını da Japonya&#8217;ya devredecekti.<br />
Rus-Japon savaşı uzun vadeli sonuçlar yarattı:<br />
a)Savaştan galip çıkan Japonya&#8217;nın tıpkı Batılılar gibi emparyalist bir devlet olarak ortaya çıkması.<br />
b)Rusya&#8217;nın Uzakdoğu&#8217;da başarısız olmasıyla, dikkatlerini Balkanlar&#8217;a yöneltmesi. Bunun sonucu olarak da, I. Dünya Savaşı&#8217;nın başlaması.<br />
c)Çarlık hükümetinin başarısızlığa uğraması, savaşın yarattığı sıkıntılar, halkın tepkisine yol açtı ve 1971 yılında yapılacak olan Rus Devriminin kapısını araladı.<br />
Saar Plebisiti, 1935<br />
Saar bölgesine ilişkin halkoylaması. 28 Haziran 1919 tarihinde Almanya ile yapılan Versailles Barış Antlaşması &#8220;Saar&#8221; bölgesini Fransa&#8217;ya bıraktı. Ancak bu bölgede 15 yıl sonra plebisit yapılacak, ve hangi devlete bağlanacağı kesin olarak o zaman kararlaştırılacaktı. 13 Ocak 1935 tarihinde plebisit yapıldı ve 539.000 Saarlı&#8217;dan 477.000&#8242;i Almanya ile birleşme lehinde oy kullanınca 1 Mart 1935&#8242;de &#8220;Saar&#8221; bölgesi Almanya&#8217;ya teslim edildi.</p>
<p>Saint Germain Barış Antlaşması, 1919<br />
I. Dünya Savaşı sonunda iki dünya savaşı arasındaki dönemin özelliklerini belirleyecek olan Paris Barış Konferansında, bir yenik devlet olarak Avusturya&#8217;ya imzalattırılan antlaşmadır. Antlaşma 10 Eylül 1919 tarihinde imzalanmıştır. Buna göre, Avusturya, Macaristan, Çekoslovakya ile Yugoslavya&#8217;nın bağımsızlıklarını tanıyacaktı. Önemli toprak parçaları olan Galiçya Polonya&#8217;ya; Hırvatistan; Yugoslavya&#8217;ya; Tirol ve Tireste İtalya&#8217;ya ve Bukovina Romanya&#8217;ya bırakılıyordu. Avusturya&#8217;ya, Almanya&#8217;ya olduğu gibi, kısıtlayıcı askeri hükümler getirildi ve tamirat borcu yüklendi. Böylece Avusturya&#8217;dan zorunlu askerlik kaldırılacak ve ordu 30.000 kişiye indirilecekti.</p>
<p>Saint Jean De Maurienne Antlaşması, 1917<br />
I. Dünya Savaşı&#8217;nın sonlarına doğru, itilaf devletlerinin (İngiltere, Fransa ve İtalya) Osmanlı devletinin yıkılması durumunda ortaya çıkacak olan &#8220;toprak mirası&#8221;nı nasıl paylaşacaklarını belirleyen antlaşmalardan biri. Antlaşma Nisan 1917 tarihinde yapıldı. Buna göre, Fransa&#8217;ya Adana; İtalya&#8217;ya ise İzmir-Kayseri-Mersin üçgeni arasında bulunan güneybatı Anadolu bölgesi veriliyordu. Antlaşma, 18 Ağustos-26 Eylül 1917 tarihleri arasında üç devlet tarafından onaylandı.</p>
<p>Salt: bkz. Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri<br />
Samimi Anlaşma (Entente Cordiale), 1904<br />
Fransa ile İngiltere arasında Nisan 1904&#8242;te imzalanan anlaşma. 1900&#8242;lere gelindiğinde denge Fransa&#8217;nın aleyhine döndü. İngiltere sömürge elde etme savaşlarında Fransa&#8217;yı yenilgiye uğrattı. Denizaşırı çatışmalarda Fransa&#8217;nın Avrupa&#8217;daki durumu zayıfladı. Almanya&#8217;nın deniz silahlarında İngiltere ile arayı kapatmaya başladığı anlaşılınca, sömürge yollarının korunmasında rekabete tahammülü olmayan İngiltere, 1902&#8242;de Japonya&#8217;yla imzaladığı İngiliz-Japon ittifakına bağlı olarak Uzakdoğudan çıkması muhtemel bir Rus-Japon savaşında, 1894 ittifakına göre Fransa Rusya&#8217;ya yardım ederse, Fransa&#8217;ya karşıt bir kamp içinde yeralmak istemedi. Avrupa ülkeleri arasında silahlanma yarışı başlamış ve Üçlü İtilaf Devletleri hızla silahlanmaya yönelmişlerdi. Balkanlar&#8217;da barış hızla bozulmaktaydı ve bunun da büyük bir savaşa yolaçabileceği her iki devletce de anlaşılmıştı. Sonuç olarak İngiltere ve Fransa, yakınlaşmaya zemin oluşturması için sömürge konularını bu anlaşmaya çözüme bağladılar.<br />
Bu anlaşmaya göre, Fransa Fas&#8217;ın siyasal statüsünü değiştirmeme sözü veriyor, topraklarına katmama yükümlülüğü altına giriyor; buna karşılık İngiltere Fransa&#8217;yı Fas&#8217;ta ekonomik, mali ve askeri yenilikler yapabilme noktasında serbest bırakıyordu. İngiltere de Mısır&#8217;ın siyasal statüsünü değiştirmeyecek, Fransa da İngiltere&#8217;nin 1882&#8242;de işgal ettiği Mısır&#8217;dan çıkmasını istemekten vazgeçecekti. Bu anlaşmayla aynı zamanda Üçlü İtilaf&#8217;ın ikinci kanadı ortaya çıkmış oldu.</p>
<p>San Fransisco Konferansı, 1945<br />
Birleşmiş Milletler Örgütü&#8217;nün kurulması ile sonuçlanan uluslararası konferans (25-26 Nisan 1945) II. Dünya Savaşı&#8217;nın sonuna doğru Müttefikler uluslararası bir örgütün kurulması çabalarını yoğunlaştırmışlardı. Bu örgütün temel ilkeleri, 1944 yılında toplanan Dumbarton Oaks Konferansında ortaya atılmıştı. San Fransisco Konferansına Müttefiklerin siyasal amaçlarını ele alan Birleşmiş Milletler Bildirisini imzalamış kırk altı ülke ile Mihver devletlerine karşı savaşmış yirmi ülkenin temsilcisi katılmıştır. Konferansta büyük ve küçük devletler arasında çeşitli anlaşmazlıklar çıktı. Dumbarton Oaks ilkelerine göre kurulacak örgüt büyük devletlere geniş yetkiler veriliyordu. Konferans&#8217;ın çoğunluğunu oluşturan küçük devletlerin istekleri şunlardı: örgütün bütün ülkelerin eşitlik ilkesi çevresinde temsil edildiği Genel Kurul&#8217;un yetkilerinin genişletilmesi, uluslararası Adalet Divanı&#8217;nın yetkilerinin genişletilmesi, kurulacak örgüt ile ilgili olarak işleme alınacak anlaşmayı yorumlama yetkisinin Genel Kurul ya da Adalet Divanı&#8217;na verilmesi, büyük devletlerin &#8220;veto&#8221; yetkisinin sınırlandırılması. Küçük devletlerin isteklerinden çok azı gerçekleşmiştir. Konferansın savaşın devam ettiği bir ortamda yapılması ve Mihver Devletlerine karşı yürütülen mücadelede büyük devletlerin önemi, onların isteklerinin kabul edilmesini kolaylaştırmıştır. Konferans 26 Haziran&#8217;da elli ülkenin BM Antlaşmasını imzalanması ile sonuçlanmıştır.</p>
<p>San Remo Konferansı, 1920<br />
I. Dünya savaşından sonra Ortadoğu üzerindeki barış konferansı. 24 Nisan 1920&#8242;de San Remo&#8217;da açıldı ve burada Avrupa devletleri dağıtılacak &#8220;Mandat&#8221;lar üzerinde anlaşmaya vardılar. Suriye&#8217;de Fransız, Irak ile Filistin&#8217;de ise İngiliz &#8220;Mandat&#8221;ını kuran antlaşmaya Balfour Deklarasyonu da dahil edildi. Böylece yapılan anlaşmalar her yönüyle, self determination ilkesine aykırı hale geldi. Konferans, ayrıca Mezopotamya&#8217;nın petrol kaynakları sorununu da çözdü. Musul, Fransız etki alanından İngiliz etki alanına geçirildi ve petrol gelirlerinden Fransa&#8217;ya da pay ayrılacağı kabul edildi. Suriye, Mezopotamya ve Filistinli Araplar, San Remo&#8217;nun kurduğu bu yabancı yönetimine karşı çıktılar ve düzenlemeyi Wilson ilkelerinin açık bir ihlali olarak değerlendirdiler.</p>
<p>Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması (SEİA)<br />
Türkiye Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri arasında 11 Aralık 1980 tarihinde yürürlüğe giren, beş yıllık süreler ile yenilenen antlaşma. Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması&#8217;nın ilki 3 Temmuz 1969 tarihinde gizli olarak imzalandı. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında, A.B.D. sözkonusu antlaşma hükümlerine aykırı olarak Şubat 1975 tarihinde Türkiye&#8217;ye silah ambargosu uygulamaya başladı. Bunun üzerine antlaşma gizliliğini yitirdi ve Türkiye-Amerika&#8217;nın üslerini kapattı. Amerikan ambargosunun Eylül 1978&#8242;de kaldırılması ile başlayan görüşmeler sonucunda 29 Mart 1980&#8242;de Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması imzalandı. Hükümetleri açıklanmayan antlaşmanın süresi dolduğunda, Amerikan yönetiminin antlaşma hükümlerini yerine getirmemesi, silah için verdiği kredilerin faizlerini düşürmemesi, Kıbrıs konusunda lobilerin etkisinde kalması gibi nedenlerle antlaşma yeniden ele alındı. A.B.D. Dışişleri Bakanı George Schultz&#8217;un 16 Mart 1987 tarihli bir mektupla, Türk silahlı kuvvetlerinin güçlenmesine yardım edileceğini, terörizm ile mücadelede Türkiye ile işbirliği yapılacağını, Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyonu için gayret gösterileceğini, Ortak Savunma Sanayi Yürütme Komitesi&#8217;nin düzenli olarak toplanacağını, iki ülke arasında karşılıklı ticaretin teşvik edileceğini bildirmesi üzerine, Türkiye Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu&#8217;nun mutabakat mektubu ile antlaşma 1990 yılı sonuna kadar uzatıldı. Fesih sözkonusu olmadığı için antlaşmanın yürürlüğü devam etmektedir.</p>
<p>Schengen Antlaşması, 1990<br />
Avrupa Topluluğu üyesi beş ülke arasında, sınır kapılarındaki polis ve gümrük kontrollerini 1 Ocak 1992&#8242;de bütünüyle ortadan kaldırmayı amaçlayan antlaşma. Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında Haziran 1990&#8242;da imzalanan antlaşmaya göre, Topluluk üyesi olmayan yabancıların &#8220;Schengen Alanı&#8221; adı verilen bu beş ülkeye girişlerinde çeşitli şartlar aranacaktır. Bu antlaşma, Avrupa&#8217;nın siyasi birliği doğrultusunda önemli bir adımdır. İtalya, sınır kontrollerinin yeterince sağlam olmadığı gerekçesiyle bu alan içine sokulmamıştır. Danimarka bu antlaşmaya siyasal nedenlerle katılmazken, İrlanda, Yunanistan ve İngiltere coğrafi nedenlerle bu antlaşmaya uygun olmayan ülkeler olarak değerlendirildiler. Almanya&#8217;nın birleşmesiyle Doğu Almanya da doğal olarak bu alanın içine girdi. Haziran 1991&#8242;de İspanya, Portekiz ve İtalya bu antlaşmaya katıldılar.</p>
<p>Schuman Planı, 1950<br />
9 Mayıs 1950&#8242;de Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman&#8217;ın Batı Almanya ve Fransa&#8217;da çelik ve kömür üretimini denetleyecek tek bir organ oluşturması ve bu ortaklığın diğer Avrupa ülkelerinin üyeliğine ve Birleşmiş Milletlerin işbirliğine de açık tutulması konusunda önerdiği plan. Robert Schuman, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu&#8217;nu kuran ve &#8220;Avrupa Birleşik Devletleri&#8221;nin kurulması konusunda çaba göstermiş bir kişidir. Robert Schuman&#8217;ın önerisi Fransız hükümeti tarafından &#8220;Avrupa&#8217;nın birleşmesi konusunda atılan ciddi bir adım&#8221; olarak değerlendirildi.<br />
Dokuz ay süren uzun müzakerelerden sonra, &#8220;Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu&#8221; kurulması konusunda ortaya atılan tasarı (Schuman Planı) Batı Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya Dışişleri Bakanlarının katıldığı Paris konferansında kabul edildi (18 Nisan 1951).<br />
Yapılan antlaşmaya göre, üye ülkeler arasında kömür ve çeliğin dolaşımında var olan bütün sınırlamalar kaldırılacak, üretim ve fiyatların kontrol altına alınması için, önlemler alınacaktı.<br />
Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu&#8217;nun ilk başkanı, Fransız ekonomi uzmanı ve diplomat olan Jean Monnet&#8217;ti.<br />
Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu 1958 Roma Antlaşmasıyla, &#8220;Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu&#8221;na (EURATOM) dönüştü.</p>
<p>SEİA: bkz. Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması<br />
Sevres Barış Antlaşması, 1920<br />
I.Dünya Savaşından sonra galip devletlerle İstanbul&#8217;daki Osmanlı hükümeti arasında 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Sevres, galiplerle öteki Avrupa devletleri arasındaki antlaşmalardan çok daha ağırdır. Sevres sadece eski, köhne ve yenilmiş bir imparatorluğu parçalayan bir antllaşma değildir. Sevres, yalnız Türklere bağımsız yaşama hakkını tanımayan bir antlaşma da değildir. Sevrek Türkler&#8217;e &#8220;yaşama hakkını&#8221; tanımayan bir barış antlaşmasıdır.<br />
Sevres Antlaşmasına göre, Osmanlı devletinin Rumeli sınırı bugünkü İstanbul ilinin sınırına getiriliyor ve böylece &#8220;Türklerin Avrupa&#8217;dan atılması&#8221; ile ilgili yüzyıllık Avrupa amacı gerçekleşiyordu. B. Anadolu Yunanistan&#8217;a; güneyde Mardin, Urfa, Antep ve Amonos dağları Fransa&#8217;ya veriliyordu. Doğuda Beyazıt, Van, Muş, Bitlis ve Erzincan&#8217;ı içine alan bir Ermenistan, Irak ve Suriye arasında kalan bölgede Kürdistan kuruluyordu. Irak İngiltere&#8217;ye bırakılıyordu. İstanbul uluslararası bir kent olacak ve Boğazlarda donanması, ordusu ve bütçesi olan bir Boğazlar Komisyonu kurulacaktı. Bütün bunların dışında Osmanlı devletinin askeri gücü de kolluk kuvvetleriyle sınırlandırılıyordu. Kısaca, Osmanlı devleti İtilaf devletlerinin ortak bir sömürgesi haline getiriliyordu.</p>
<p>Silahların Denetimi<br />
Silahların geliştirilmesini, denenmesini, konuşlandırılmasını ya da kullanılmasını denetim altına tutmaya yönelik uluslararası sınırlamalar. Silahların denetiminin iki ana işlevi vardır: Askeri durumun içerdiği belirli riskleri azaltarak topyekün savaş olasılığını azaltmak ve çatışmaların baş göstermesi durumunda serinkanlı politikalar uygulanma olasılığını artırmak. Silahsızlanma ve silahların sınırlandırılmasından farklı bir anlam taşıyan silahların denetimi, mutlaka silah üretiminin yasaklanmasını getirmez. Ama bu alanda kısıtlayıcı bir rol oynayabilir.<br />
Silahların denetimi, askeri politika alanlarındaki karşıt güçler arasında bir tür işbirliğinin sağlanmasıdır. Bu aynı zamanda, bir ülkenin dünya güvenliğini desteklemek için tek taraflı olarak savaş gücünü azaltma kararını da içine alabilir.<br />
1960&#8242;lardan bu yana uluslararası politikada toplu bir silahsızlanmadan çok, silahların denetimine doğru bir eğilim olduğu gözlenmektedir. Bu konuda ABD ve SSCB başı çekmektedir. Bu antlaşmaların en dikkate değer olanı nükleer silahların Atmosferde, Dış Uzayda ve Su Altında Denenmesini Yasaklayan 1963 tarihli Anlaşmadır. Yeraltında Nükleer Denemeleri Sınırlandıran Anlaşma ve Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri bu kapsamda imzalanan anlaşmalardır.<br />
Siyasi Tarih<br />
Devletlerden, devletlerin ortaya çıkışından, değişme, gelişme, yıkılışlarından ve devletler arasındaki siyasal ve bir dereceye kadar ekonomik ilişkilerinden söz eden disiplindir. Bu tanımdan esinlenerek buna uluslararası ilişkiler tarihi de diyebiliriz. Genel olarak baktığımızda &#8220;siyasi tarih&#8221; terimi iki kavramı içermektedir. Bunlar:<br />
1) Devletlerin kuruluşlarını, geçirdikleri gelişmelerini, devlet içindeki bireylerin ya da grupların çatışmalarını ve devletlerin dünya tarihi içindeki yer ve önemini inceleyen siyasi tarih;<br />
2) Uluslararası ilişkilerin temel birimlerinin birbirleriyle olan ilişkilerinin tarihini inceleyen siyasi tarih.</p>
<p>Siyonizm Hareketi<br />
Filistin toprakları üzerinde ulusal bir yahudi devleti kurma amacı taşıyan milliyetçi yahudi hareketi. Yaklaşık iki bin yıl kadar önce bölgeden çıkartılan Yahudilerin tekrar bu topraklara dönmeleri için, XVI ve XVII. yy.&#8217;da bir dizi &#8220;mesih&#8221;, hareketleri ortaya çıktı. Fakat Yahudilerin Filistine dönmesi konusu daha çok XIX. yy. başlarında Hristiyan çevrelerce gündeme getirildi. Batı&#8217;nın laik kültürüne ayak uyduramayan Doğu Avrupalı Yahudiler, Çarlık yönetiminin Yahudi karşıtı &#8220;pogrom (yıkım yada kargaşa) hareketleri üzerine, Filistin&#8217;e yerleştirmeyi özendirmek için Havevei Sion&#8217;u (Sionu Sevenler) kurdular. Bu hareket eski Kudüs tepelerinde, Sion&#8217;da somutlaşan Filistin topraklarına bağlılığın uzantısıydı.<br />
Avrupa&#8217;da anti-semitizm hareketinin yaygınlaşması ve Theodor Herzl&#8217;in savunduğu yurt edinme düşüncesi, siyonizme siyasal bir nitelik kazandırdı. 1897 yılında Herzl ve Weizmann&#8217;ın öncülüğünde İsviçre&#8217;de toplanan Siyonist Kongre Siyonizmin Yahudi halkının Filistin topraklarında bir yurt yaratmayı amaçladığını içeren Basel Programını onayladı. Bu dönemden sonra Filistin&#8217;e Yahudi göçü hızlanmıştır. İngiltere siyonizmi bölgede güçlenen Arap ulusçuluğunu dengeleyecek bir araç olarak görüyordu. I. Dünya Savaşının başlamasıyla siyonizmin siyasal yönü yeniden ön plana çıktı. İngiltere&#8217;de yaşayan Rus yahudilerinden Weizmann ve Sokolow Filistin&#8217;de Yahudi devletinin kurulmasını öngören Balfour Bildirisinin yayınlanmasında önemli rol oynadılar. Milletler Cemiyetinin Filistin&#8217;i İngiliz Manda yönetimine bırakan belgesinde de (Temmuz 1922) bu bildiriye gönderme yapılarak konuya yer verilmiştir. Dünya Siyonist Örgütünün yönlendiriciliği ile bölgede Yahudi göçü hızlanmış ve Filistindeki Yahudi nüfusu 1933&#8242;te 238 bine yükselmiştir. Filistin&#8217;in giderek Yahudi devletine dönüşümü, Arapları siyonizme ve onun destekçisi İngiliz politikasına karşı ayaklandırdı. 1929&#8242;da ve 1936-1939 arasında Arap ayaklanmaları, İngilizleri soruna bir çözüm bulmaya yöneltmiştir. Almanya&#8217;da Nazilerin iktidara gelmesi ile göç hareketi hızlanırken, bir çok ülkedeki Yahudiler de siyonizme daha sıcak bakmaya başladılar. Araplarla Yahudiler arasındaki gerginliğin giderek artması sonucun, İngiltere sorunu 1947 yılında BM&#8217;ye götürdü. Burada yapılan çalışmalarda Filistin topraklarının bölünmesine karar verildi. Bu kararın verilmesinden sonra beliren kargaşa ortamında 14 Mayıs 1948&#8242;de Tel-Aviv&#8217;de toplanan Yahudi Ulusal Konseyi İsrail Devleti&#8217;nin kurulduğunu ilan ederken Siyonizm bölgedeki siyasal amacına ulaşmış oluyordu.</p>
<p>Soğuk Savaş<br />
II. Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği arasında sürdürülen sürekli gerginlik ve sınırlı çatışma biçimidir. Soğuk savaş, 1917&#8242;den başlayan Doğu-Batı çekişmesinin bir ürünüdür. Bu çekişme II. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra daha belirgin hale geldi. Soğuk savaş geriliminin azaldığı ya da çok yoğunlaştığı dönemler olmuştur.<br />
&#8220;Soğuk Savaş&#8221; deyimi ilk kez 1947 yılında ABD&#8217;li Bernard Baruch tarafından kullanılmıştır. II. Dünya Savaşından sonra Orta, Doğu ve Güneydoğu Avrupa&#8217;da SSCB&#8217;nin etkisi artmaya başladı ve bu bölgedeki ülkeleri bir ölçüde kendi şemsiyesi altına aldı. Bundan korkan ABD ve İngiltere, Batı Avrupa&#8217;da ve başka yerlerde ve Sovyet yanlısı komünist partilerin iktidara gelmemesi için çeşitli girişimlerde bulundular. Uyguladıkları Marshall Planı ile Batı Avrupa ülkeleri ABD&#8217;nin nüfuzu altına girerken, Doğu Avrupa ülkelerinde de Sovyet yanlısı komünist hükümetlerin kurulması ile Soğuk Savaş doruğa ulaştı. Bunun yanında ABD, Truman Doktrini çerçevesinde, Batı Avrupa&#8217;nın SSCB&#8217;ye karşı korunması için çaba harcadı. Bunun sonucu olarak da NATO (North Atlantic Treaty Organization-Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) kuruldu. Buna karşı, SSCB&#8217;de Varşova Paktı&#8217;nı kurdu ve Çin&#8217;de Sovyet yanlıları iktidarı ele geçirdiler. Böylece soğuk savaşı daha belirgin hale getiren bloklar oluştu ve çeşitli çatışma konuları ortaya çıktı. Kore ve Vietnam savaşları, Berlin Sorunu, 1956-59 yılları arasında Ortadoğu&#8217;daki çekişme, U-2 casus uçağı olayı, Küba krizi gibi olaylar soğuk savaşın doruğunu oluşturdu. Soğuk savaşta blok liderlerinin kendi blokları içerisinde yer alan ülkelerin içişlerine karıştıklarına rastlanmıştır. 1962&#8242;den sonra (özellikle Küba bunalımından sonra) yavaş yavaş ortaya çıkan &#8220;detant&#8221; (yumuşama) dönemiyle karşıt iki blok, yerini daha karmaşık bir yapıya bıraktı. Yeni bağımsız ülkeler ortaya çıktı. Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda görüşler vurgulamaya başladılar. İki blok arasındaki çekişmeyi sona erdirmek için 1975 yılında iki blok ülkelerinin katıldığı AGİK (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı) çerçevesinde Nihai Senet imzalandı. Fakat Asya ve Afrika&#8217;daki karışıklığın tırmanması bu detente (yumuşama) sürecini sona erdirdi. 1980&#8242;lerin başında yeniden soğuk savaş dönemine girildi. Fakat 1985 yılında SSCB Komünist Parti Genel Sekreterliğine Mikhail Gorbaçov&#8217;un gelmesi ile, iki blok arasındaki buzlar eriremeye başladı. Ve 1989 yılında Doğu Avrupa&#8217;da başlayan rejim değişikliği, ve soğuk savaşı simgeleyen Berlin Duvarı&#8217;nın yıkılması ile II. Dünya Savaşından sonra başlayan süreç sona ermeye başladı.<br />
Sosyalist Enternasyonel<br />
Sosyalist ve sosyal demokrat partilerin aralarında örgütledikleri birlik. Bu, II. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra sosyalist eğilimli partilerin başlattıkları örgütlenme girişimlerinin ürünüdür. 1946&#8242;da kurulan ve daha sonra bir danışma organı olan Uluslararası Sosyalist Konferans Komitesi&#8217;nin (COMISCO) girişimi ile Temmuz 1951&#8242;de Sosyalist Enternasyonel kuruldu. Birlikte her partinin bir oyu vardır ve kararlar oybirliği ile alınır. Birlikte bir hiyerarşik düzen oluşturulmuştur. En yüksek organ &#8220;Kongre&#8221;, onun altında bütünüyle parti temsilcilerinin yeraldığı alt örgütler ve on iki ülkenin temsilcisinin oluşturduğu &#8220;Büro&#8221; bulunmaktadır. Bu birlik Sovyet türü Komünist sisteme karşı çıkarak demokrat sosyalizmi savunmaktadır. Birlik, NATO tarafından da desteklenmektedir. Bundan etkilenerek de insan hakları, demokrasi, genel silahsızlanma, barış içinde yaşamak gibi noktaları savunmaktadır.<br />
Birlik, Avrupa Birliği çalışmalarına da katılmaktadır. Birliğe Dünya çapında altmış dolayında sosyalist eğilimli parti üyedir. Türkiye&#8217;den Sosyal Demokrat Halkçı Parti (şimdiki CHP) Haziran 1989&#8242;da birliğe üye olmuştur.</p>
<p>Sovyet Alman Paktı: bkz. Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı<br />
Sovyet-Çin Çatışması: bkz. Çin-Sovyet Çatışması<br />
Sovyet Devrimi: bkz. Rus Devrimi<br />
Soykırım Sözleşmesi<br />
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nun dünyada soykırım suçunu önlemek amacıyla 9 Aralık 1948&#8242;de kabul ettiği uluslararası sözleşme. Bu sözleşme ve taraf olan devletler gerek savaş, gerekse barış zamanında izlenen &#8220;soykırım&#8221; (genocide) suçunu bir uluslararası suç saymakta ve bu suçu önlemeyi bir yükümlülük olarak kabul etmektedir. Türkiye 29 Mart 1990 tarihinde, 5930 sayılı kanunla bu sözleşmeye taraf olmuştur.<br />
Sömürgecilik<br />
Bir devletin egemenliğini başka topraklar ve halklar üzerinde kurması ya da genişletmesidir. Sömürgeciliğin tarihi çok eskilere gitmektedir. İlkçağların devletleri de çevrelerindeki güçsüz ülkelerin kaynaklarından yararlanmak için onları sömürgeleştirirlerdi. Daha sonra, XV. yüzyılın sonlarında başlayarak çeşitli Avrupa devletleri dünyanın geniş alanlarını keşif, fetih, ilhak ve iskan etmeye başlamışlardır. Bu, XV. yüzyıldan beri Avrupa tarihinin önemli bir özelliğidir. Sömürgeciliğe çok yakın olan Emperyalizm sömürgeciliğin bir biçimidir. Emperyalizm, Avrupa&#8217;nın büyük devletlerinin XIX. yüzyılın ikinci yarısında öteki kıtalar üzerinde genişlemelerine verilen addır. Bugünkü tanımlanışı ile, Avrupa&#8217;da kuvvet politikasının, devletlerarası sürtüşme ve ekonomik rekabetin denizaşırı bölgelere yayılmasıdır. Sömürgeciliğin tarihi çok geçmişlere dayansa da, Avrupa&#8217;nın XIX. yüzyılda endüstri devrimi sonucu karşılaştığı ekonomik ve toplumsal sorunlara çözüm getiren yöntem olarak yenidir. Sömürgecilik olgusunun temelinde şu unsurlar yatmaktadır: 1) Ekonomik unsur, 2)Demokratik unsur, 3)Güvenlik endişesi, 4)Ulusal itibar ve büyüklük duygusu. 20. yüzyılda ortaya çıkan iki Dünya Savaşı, sömürgeciliğin gerilemesi sonucunu doğurmuştur. 1960&#8242;larda başlayan hızlı uluslaşma süreci, hemen hemen sömürgeciliğin sonunu gösteriyordu. Ve 1989 yılında Doğu Avrupa&#8217;da başlayan rejim değişikliği, ve soğuk savaşı simgeleyen Berlin Duvarı&#8217;nın yıkılması ile II. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra başlayan süreç sona ermeye başladı.</p>
<p>Sputnik Olayı, 1957<br />
Sovyetler Birliği&#8217;nin 4 Ekim 1957&#8242;de yapay bir uyduyu, yani Sputnik&#8217;i uzaya yerleştirmesi. Bu başarı Sovyetler Birliği&#8217;nin 1949 yılında atom gizlerini elde etmesinden sonra, şimdi kıtalararası füze yapımını da gerçekleştirdiğini vurguluyordu. Sovyetler Birliği o ana kadar, atom silahına sahip olmasına rağmen, bu silahı ABD&#8217;nin topraklarına kadar fırlatacak teknikten yoksundu. Şimdi bir yapay uyduyu uzaya yerleştiren Sovyetler Birliği, aynı füzenin ucuna atom silahını da kolaylıkla yerleştirebilirdi. Bu olay ABD ve NATO&#8217;nun stratejilerini temelden değiştirmiştir. Bu olaytan sonra ABD, Sovyetler Birliği&#8217;ne yakın olan müttefiklerinin topraklarında Orta Menzilli Güdümlü Füze (IRBM-Intermediate Range Ballistic Missile) yerleştirmeyi düşünmüştür.<br />
Sri Lanka Konferansı, 1976<br />
Bağlantısız ülkelerin devlet ya da hükümet başkanlarının Sri Lanka&#8217;nın başkenti Colombo&#8217;da (yeni adı Srilanka) yaptıkları toplantı. 1975 yılında Peru&#8217;nun başkenti Lima&#8217;da yapılan Dışişleri Bakanları toplantısında yeni tam üyelik ve gözlemcilik teklifleri ele alınmış, uluslararası para sisteminin yeniden düzenlenmesi konusu görüşülmüştü. Bağlantısızlar Koordinasyon Bürosu&#8217;nun 1976 yılı başlarında yaptığı toplantıda aynı konu önem taşırken, aynı yılın Temmuz ayında Hindistan&#8217;ın başkenti Yeni Delhi&#8217;de yapılan bir başka toplantıda da Bağlantısız ülkelerin kitle iletişim araçları ile ilgili konularda yapabilecekleri işbirliği üzerinde durulmuştur. Zirveden önce Sri Lanka&#8217;nın başkenti Colombo&#8217;da yapılan Dışişleri Bakanları toplantısında konferansa çeşitli statülerde katılacak ülkeler belirlenmiş ve Koordinasyon Bürosu&#8217;nun on yedi olan üye sayısı yirmi beşe çıkarılmıştır. Konferansta, Bağlantısızlar hareketinin genel durumu, bazı sömürgelerin bğımsızlıklarına kavuşmaları, Güney Afrika ve ırk ayrımı sorunu, Ortadoğu ve Filistin sorunu, Hint Okyanusu ve Kore&#8217;nin silahtan arındırılması konuları görüşüldü. Kıbrıs sorununa ilişkin olarak da, Türkiye&#8217;nin tamamen aleyhine bir ifade siyasal bildirgede yer almıştır.</p>
<p>Stalin, Josif<br />
Asıl adı Joseb Vissarionoviç Cugaşvili (Doğumu 21 Aralık 1879; ölümü 5 Mart 1953). Sovyetler Birliği Genel Sekreteri (1922-53) ve SSCB Başkanı (1941-53). Çeyrek yüzyıl boyunca sınırsız bir otoriteyle yönettiği SSCB&#8217;yi dünyanın en güçlü ülkeleri arasına sokmuş, Stalinizm adıyla anılan ekonomik ve siyasal düşünce ve uygulamaları 1980&#8242;lerin sonlarına değin sosyalizm tarihine damgasını vurmuştur. Kurumsal olarak, dünya devrimi olmadan da Sovyetler Birliği&#8217;nin ayakta durabileceği inancıyla &#8220;tek bir ülkede sosyalizm&#8221; fikrini ortaya attı. Bu öğreti, işleri çekip çeviren orta kademe parti kadrolarınca benimsendi.<br />
Stalin, 1928&#8242;de Lenin&#8217;in Yeni Ekonomik Politikasına (NEP) son vererek, birbirini izleyen beş yıllık planlarını sıkı merkezi disiplinli altında hızlandırılmış, sanayileşme programı başlattmıştır. 1937&#8242;de SSCB toplam sanayi üretiminde ABD&#8217;nin ardından dünyada ikinci sıraya yerleşti.<br />
II. Dünya Savaşı&#8217;nda Stalin hiç umut vermeyen bir başlangıcın ardından büyük iradesi, enerjisi ve örgütleyiciliği ile savaşan tarafların üst yöneticilerinin en başarılısı oldu. Bu dönemde Sovyetler Nazizme karşı zikzaklı bir politika izledi. Savaş içindeki ve sonundaki düzenlemelerde başrol oyuncularındandı.<br />
Stalin, resmi açıklamaya göre, bir beyin kanaması geçirerek öldü.<br />
Stoica Planı, 1957<br />
1957 yılında Romanya Başbakanı Chivu Stoica, kendi adı ile anılan ve Balkanlarda işbirliğini savunan bir plan ortaya attı. 17 Eylül 1957 tarihinde açıklanmış bulunan planın önemli noktaları şunlardır: 1-Balkanlardaki ekonomik ve kültürel gelişmenin şu aşamasında, bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin gelişme ve güçlenme imkanları çok büyüktür. 2-Balkanların bazı devletleri arasında çözülmemiş anlaşmazlıklar vardır, ama bunlar işbirliğini engellememelidir. 3-Ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi Balkan ülkelerinin yararına olacaktır ve bu yüzden ortak ekonomik girişimlerde bulunulmalıdır. 4-Balkan halkları arasında kültürel bağlar güçlendirilmelidir. Stoica Planın önemli bir özelliği nükleer silahlardan arındırılmış Balkanlardan söz etmemesidir.<br />
Stoica, 1959 Haziran&#8217;ında işbirliği önerisini tekrarladı. Bu önerinin önceki plandan üç farklı özelliği vardır. 1-Balkanlarda nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge kurulmasını öngörüyordu. Burada amaç ABD&#8217;nin, Türkiye, Yunanistan ve İtalya&#8217;ya yerleştirmiş olduğu füzelerdi, bunların sökülmesini amaç edinmişti. 2-Bu planın arkasında Sovyet desteği birincisinden çok daha açık ve güçlüydü. 3-İşbirliğinin alanı İtalya&#8217;yı da alacak bir şekilde genişletilmişti.<br />
Stratejik Savunma Girişimi (Strategic Defence Initiatives-SDI)<br />
Yıldız savaşları olarak da bilinir. SSCB&#8217;nin olası nükleer saldırısına karşı ABD yönetimince tasarlanan stratejik savunma sistemi.<br />
SSCB&#8217;nin kıtalararası balistik füzelerinin uçuşlarının çeşitli aşamalarında yok etmeye yönelik olan SDI, üzerinde hala çalışılması ve geliştirilmesi öngörülen sistemleri gerektirmektedir. Sistemin esası, uzaya ve yeryüzüne konuşlandırılmış lazer savaş istasyonlarının yok edici ışınlarını, çeşitli yöntemlerle hareketli Sovyet hedeflerine yöneltmesine dayanmaktadır. Sistemin bir başka önemli öğesi, havadan ve yerden fırlatılan füzelere nükleer olmayan öldürücü mekanizmalar ekleyerek, ABD&#8217;ye ait kıtalararası balistik füze siloları gibi ana hedefler çevresinde yoğunlaştırılmış bir geri savunma kademesinin oluşturulmasıdır. Ayrıca Sovyet saldırılarını ortaya çıkarmak için yeryüzüne, gökyüzüne ve uzayayerleştirilecek alıcılarda radar, optik araçlar ve kızılötesi ışın gibi tehdit algılayıcı sistemler kullanılması öngörülmektedir.<br />
ABD Kongresi 1980&#8242;lerin ortalarında konuyla ilgiliçalışmalar için gerekli fonu onayladı. Ama program, doğuracağı askeri ve siyasal sonuçlar ve teknik uygulanabilirlik açısından silah uzmanları ve devlet görevlileri arasında tartışmaya yol açtı. SDI&#8217;yi savunanlar etkili bir savunma sisteminin olası bir Sovyet saldırısını caydıracağını öne sürmektedir. Programa yöneltilen eleştiriler ise, bu sistemin ABD&#8217;yi tümüyle bir nükleer saldırıdan koruyamayacağı, programın her iki süper gücü hem savunma, hem saldırı alanında çok pahalı bir yarışmaya sürükleyeceği, program iki süper gücü de birden fazla antibalistik füze üssünü yasaklayan 1972 tarihli Antibalistik Füze Antlaşması&#8217;na ait 1974 Protokolü&#8217;nü tehlikeye düşürecek ve genelde, silahların sınırlandırılmasına yönelik anlaşmaların gerçekleşme olasılığını zayıflatacaktır.</p>
<p>Stratejik Silahların İndirimi Antlaşması (START)<br />
1980&#8242;de ABD Başkanı olan Ronald Reagan, başlangıçta SALT II antlaşmasına karşı bir tutum takınmasına karşın, büyük ölçüde NATO&#8217;nun Avrupalı müttefiklerinden gelen baskılar karşısında Stratejik Silahların Azaltılması Görüşmeleri (START) adıyla bilinen bir öneride bulundu ve ABD ile Sovyetler Birliği arasında 1982 Haziran&#8217;ında Cenevre&#8217;de görüşmeler başladı. Ancak, NATO&#8217;nun Avrupaya Cruise ve Pershing II gibi orta menzilli füzeler yerleştirmesi ve Reagan&#8217;ın uzayda füze savunması temeline dayananStratejik Savunma irişimi (SDI)çalışmalarını başlatması üzerine Sovyet tarafı görüşmelerden çekildi.<br />
1985 yılında yeniden başlayan START görüşmeleri daha kolay anlaşmaya varmak için üç ayrı bölüme ayrıldı. Stratejik nükleer silahlar, orta menzilli füzeler ve uzay silahları. İki önderin 1986 Ekim&#8217;inde katıldığı Reykjavik zirvesinde görüşmeler, Reagan&#8217;ın SDI&#8217;da ısrarı yüzünden başarıya ulaşamamışsa da, 1987&#8242;de orta menzilli füzeler üzerinde anlaşmaya varılmasıyla START&#8217;ın önündeki engeller kalktı. Sovyetler Birliği, 1989 Eylül&#8217;ünde SDI konusunda yumuşamadı ve ABD&#8217;nin yeni Başkanı George Bush&#8217;a görüşme önerisinde bulunuldu. İlk önder 1990 Haziran&#8217;ında Washington&#8217;da bir araya gelerek START kapsamına giren konularda bir ön anlaşmaya vardılar. ABD ile Sovyetler Birliği&#8217;nin savaş başlıkları sayısının 12.000&#8242;den 9.000 dolayına indirilmesi öngörülmekteydi. 31 Temmuz 1991&#8242;de Moskova&#8217;da Bush ve Gorbaçov START I Antlaşmasını imzaladılar. Anlaşma, ABD ve Sovyet stratejik nükleer güçlerinde yaklaşık %25 ile %30 oranında bir indirime gidilmesini öngörüyordu. Buna ek olarak, anlaşma koşullarına uyulup uyulmadığını izlemek üzere geniş ve önceden izin almayı gerektirmeyen bir yerinde denetim sistemi kurulacaktır.</p>
<p>Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri (SALT)<br />
Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri (Strategic Arms Limitation Talks-SALT) A.B.D. ile Sovyetler Birliği arasında stratejik nükleer silahların, fırlatma sistemlerinin ve bunlarla ilgili saldırı ve savunma silah sistemlerinin denetimi üzerinde anlaşmaya varmak amacına yönelik çabalardır. SALT görüşmeleri ilk olarak 1969 yılında Helsinki&#8217;de başladı. Başlangıçtaki amaç, tarafların o sırada yapmayı tasarladıkları füze-karşıtı silah sistemlerinin (Anti-Ballistic Missiles-ABM) sınırlandırılması ya da tümüyle ortadan kaldırılmasıydı. Daha sonra şu konular da görüşmeler içine alındı: Nükleer denemeleri kapsamlı bir biçimde yasaklama, belirli bölgenin silahlardan arındırılması, belirli tipte nükleer silah fırlatma sistemlerinin sayılarının sınırlandırılması, çok başlıklı nükleer füzelerin (MIRV) sayısına bir tavan konması, füze-karşıtı silah depo alanlarının azaltılması ve sınırlı savaşın genel bir nükleer savaşa doğru tırmanmasından kaçınılması.</p>
<p>Stresa Antlaşmaları, 1935<br />
Almanya&#8217;nın Versay Antlaşmasının en önemli hükümlerini tek taraflı olarak feshetmesi üzerine imzalanan antlaşmalar. Almanya&#8217;nın Versay hükümlerine aykırı bir şekilde silahlanması sonucu Fransa, İtalya ve İngiltere arasında, 14 Nisan 1935&#8242;te Stresa Antlaşmaları imzalandı. Almanya&#8217;ya karşı ortak bir cephe kuran bu antlaşmalar, Almanya&#8217;nın hareketini belirtiyor protesto ediyor, Locarno anlaşmalarına olan bağlılığı ve Avusturya&#8217;nın bağımsızlığını koruma amacını ifade ediyordu.</p>
<p>Süveyş Bunalımı, 1956<br />
Mısır Devlet Başkanı Genel Abdülnasır&#8217;ın 1956 Temmuz ayında Süveyş Kanalını millileştirmesiyle ortaya çıkan bunalım. Bu davranışla, Batı Avrupa&#8217;nın petrol yolu artık Nasır&#8217;ın denetimi altına girmiş ve özellikle Fransa ve İngiltere için çok karlı olan Kanal Şirketi elden çıkmıştır. Sorunu çözmek için toplanan Londra Konferansı (Ağustos 1956) ve B.M.&#8217;den çözüm çıkmadı. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa Kanal bölgesine ortak bir harekat düzenlemeyekarar verdiler. Bu iki devlet Mısır&#8217;a karşı hava saldırısına giriştiler ve 5 Kasım&#8217;da hava saldırısı yerini paraşütçü birliklerinin indirilmesine bıraktı. ABD ve SSCB bu açık saldırıya karşı BM&#8217;de cephe aldılar. Bu baskılar karşısında önce İngiltere, daha sonra da Fransa geri çekildi. Mısır bu olaydan sonra Kanal üzerinde tam denetim sağladı.</p>
<p>Sykes-Picot Antlaşması, 9 Mayıs 1916<br />
I. Dünya Savaşı sırasında, İngiltere ve Fransa arasında yapılan ve Osmanlı Devletinin paylaşılmasını öngören gizli antlaşma. 1915&#8242;te Arabistan yarımadasını ele geçiren İngiltere, Osmanlı devletine karşı ayaklanan Mekke Şerifi Hüseyin&#8217;i destekleyerek Irak ve Filistin toprakları üzerinde kendisine bağımlı bir Arap devleti kuracaktı. Fransa böyle bir plana karşı çıkıp İngiltere&#8217;ye baskı yaparak yeni bir antlaşma yapılmasını istedi. Rusya&#8217;nın onayı ile imzalanan bu antlaşmaya göre; I-Rusya&#8217;ya, Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu&#8217;nun bir kısmı, II-Fransa&#8217;ya, Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Diyarbakır, Musul ile Suriye kıyıları, III-İngiltere&#8217;ye Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Güney Mezopotanya verilecekti ve IV-Fransa ile İngiltere&#8217;nin elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak V-İskenderun serbest liman olacak VI-Filistin&#8217;de, kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktır.<br />
Şam Deklarasyonu, 5 Mart 1991<br />
5 Mart 1991&#8242;de Irak&#8217;ın Kuveyti işgaline karşı oluşturulan Müttefik ülkesi Dışişleri Bakanları Şam&#8217;da biraraya geldiler. Mısır, Suriye ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında yapılan görüşmeler sonunda yer alan bildirgede &#8220;Körfezde güvenliğin sağlanması için bir Arap barış gücü ve entegre savunma sisteminin kurulması&#8221; kararı alındığı belirtilmekteydi.<br />
Şovenizm (Chauvinism)<br />
Aşırı milliyetçilik. Napolyon&#8217;un askerlerinden Nicholas Chauvin, liderine ve ülkesine körü körüne bağlılık göstermiştir. Bu dönemden itibaren de aşırı nitelikte, başkalarına hayat hakkı tanımayan türden bir milliyetçilik anlayışı &#8220;şovenizm&#8221; olarak adlandırılmıştır. II. Dünya Savaşı öncesinde Nazi Almanyası&#8217;ndaki Alman milliyetçiliği şovenizmin belirgin örneklerindendir.</p>
<p>Tahran Konferansı: bkz. İkinci Dünya Savaşı<br />
Tamamlanmamış Nükleer Yayılma Sistemleri<br />
ABD ve Sovyetler Birliği (Rusya) dışında başka ülkelerin de nükleer güce sahip olduğu sistem. ABD ve Sovyetler Birliği&#8217;nin (Rusya) yanı sıra diğer güçlerin de minimum nükleer caydırma kapasitesi vardır. Bu sistemde, küçük güçlerin büyük güçlerle veya birbirleriyle ittifaklar oluşturması olasıdır. Savaşlar sınırlı nitelik taşımakla birlikte, uluslararası sistemdeki gerginlik ile yerel ve diğer ülkelerin içişlerine karışma eğilimi artmakta ve uluslararası hukuk normlarına uyulma eğilimi de azalmaktadır.</p>
<p>Tarafsızlık Kanunu, 1935<br />
ABD&#8217;nin kriz içindeki Avrupa ile diplomatik ilişkilerini belirlemesine ilişkin kanun. 1933&#8242;ten itibaren. Avrupa&#8217;nın kriz içinde olması karşısında ABD, Avrupa diplomasisinin bu krizler içine sürüklenmekten korkmuş ve yalnızcılık politikasına daha fazla bağlanmıştır. Bunun için 1935 Ağustos ayının içinde &#8220;Tarafsızlık Kanunu&#8221; çıkarılmıştır. Bu kanuna göre bir savaş durumunda Başkan, savaşan taraflara silah ve malzeme satılmasını yasaklayabilmekteydi.<br />
Taşkent Bildirisi, 1966<br />
Hindistan ve Pakistan arasında sınır çatışmaları devam ederken Sovyetler Birliği&#8217;nin Pakistan Devlet Başkanı Eyüp Han ile Hindistan Başkanı Lal Bahadur Shastri, 4 Ocak 1966 tarihinde Sovyet Özbekistan&#8217;ının başkenti Taşkent&#8217;te biraraya geldiler. İki önderin anlaşmaya vardıkları bildiride, iki tarafın da anlaşmazlıkların çözümünde kuvvet kullanmayacakları ve birliklerin 5 Ağustos 1965&#8242;teki yani çatışmaların başladığı tarihten önceki yerlere çekileceği açıklanıyordu.<br />
Tayvan Sorunu<br />
Tayvan&#8217;ın (milliyetçi Çin) Birleşmiş Milletler üyeliğinden çıkartılmasıyla sonuçlanan anlaşmazlık. BM Genel Kurulu, Arnavutluk ve diğer yirmi üyenin teklifi üzerine Ekim 1971&#8242;de, otuzbeş aleyhte ve onyedi çekimser oya karşı yetmiş altı oyla aldığı bir kararla Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;ni BM üyeliğine kabul etti ve buna karşılık Milliyetçi Çin&#8217;i (Tayvan) üyelikten çıkardı<br />
Tibet Sorunu<br />
Çin insanından gerek ırk, gerekse kültür bakımından farklı olan Tibet halkı, geleneksel olarak Dalai Lama adı verilen dinsel önder tarafından yönetilmekteydi. Tibet 18. ve 19. yy.&#8217;da Çin&#8217;in etki alanı içinde sayılmaktaydı. Ancak, 1913-1950 yılları arasında zayıf Çin yönetimi Tibetteki askeri varlığını sürdürememiş ve bundan yararlanan Dalai Lama, uzun süre ülkesinin tam bağımsızlığının uluslararası alanda tanınması için çok çaba göstermişse de, başarılı olamamıştır.<br />
Ç.H.C. kurulduktan sonra, Çin&#8217;in bir askeri harekatından endişelenen Dalai Lama hükümeti, 1950 Nisan&#8217;ında Çin ile ilişkilerinin düzenlenmesi için girişimlerde bulunmaya başlamıştır. Bu girişimlere cevap olarak, Pekin hükümeti, Tibet&#8217;in Çin&#8217;in bir parçası olduğunu, coğrafi konumu yüzünden Çin ordusunu engellemeyeceğini ve İngiliz ya da Amerikan yardımına güvenmemelerini açıkladı. 24 Ekim 1950 tarihinde ise, Tibet&#8217;i &#8220;anayurdun büyük ailesi&#8221; içine almak ve Çin &#8220;ulusal savunma çizgisini güçlendirmek&#8221; gerekçesiyle, Tibet&#8217;i doğrudan işgal etmeye başladı. İşgal hareketine en büyük tepki, doğal olarak Tibet hükümetinden ve işgal gerçekleştiği taktirde Çin&#8217;le sınır komşusu olacak Hindastan&#8217;dan geldi. Çin Hükümeti önce Tibet&#8217;in yönetimine hoşgörülü davrandı. Ancak daha sonra isyanlar bitmeyince, baskı politikası başladı. Bu baskı, isyanın tüm Doğu Tibet&#8217;e ve oradan da Başkente sıçramasına yol açtı. Başkaldırı, 1959 Mart&#8217;ında Çin garnizonuna saldırı olayında doruk noktasına ulaşınca, Çin harekete geçti ve kanlı çarpışmalar sonucu tüm Tibet&#8217;e egemen oldu. Dalai Lama ise Hindistan&#8217;a kaçtı. Bu gelişmeler, ilerde ortaya çıkacak olan Çin-Hint çatışmasının temelini oluşturmuştur.</p>
<p>Tonkin Körfezi Olayı, 1965<br />
Kuzey Vietnam&#8217;ın bombalanmasına yol açan Tonkin Körfezinde Turner Joy ve Maddox savaş gemilerinin batırılması. Tonkin Körfezi olayında ABD&#8217;nin Kuzey Vietnama verdiği karşılık çok sert oldu. 5 Şubat 1965 tarihinde Vietkong, Pleikv&#8217;daki Amerikan kampına bir saldırıda bulundu ve sekiz Amerikalı öldü, bu olay, Tonkin Körfezi Olayı ile birlikte, gelecek üç yıl boyunca Kuzey Vietnam&#8217;ı yerle bir edecek korkunç Amerikan bombardımanının da başlangıcı oldu.<br />
Bu bombalama istenen sonucu vermemiştir. Ho Chi Minh, Amerikanın havadan &#8220;tırmanmasına&#8221; yerden güney sızmaları artırarak karşılık verdi. Bunun anlamı artık Vietkong&#8217;u yenmek için kara kuvvetlerinin savaşa girmesiydi. </p>
<p>Treshold Antlaşmaları, 3 Temmuz 1974<br />
Yeraltında Nükleer Denemeleri Sınırlandıran Antlaşma ve Ek Protokol. Yeraltında yüzelli kilo tonu aşan nükleer güç denemelerini yasaklayan antlaşma. 3 Temmuz 1974&#8242;te imzalanan antlaşma ile taraflar, denemeleri en aza indirmeyi de kabul etmişlerdi. Ek protokol ise tarafların nükleer denemeleri ile ilgili verileri birbirlerine aktarmalarını öngörmektedir. Antlaşma, ABD Senatosunca onaylanmadığı için yürürlükte değildir.</p>
<p>Trianon Barış Antlaşması, 4 Haziran 1920<br />
Macaristan ile İtilaf devletlerince I. Dünya Savaşını bitiren antlaşma. Bu antlaşmayla Macaristan komşu ülkeler olan Çekoslavakya, Yugoslavya ile Romanya&#8217;ya toprak bırakmak zorunda kalmıştır.<br />
Truman Doktrini<br />
İkinci Dünya Savaşı sonunda Yunanistan&#8217;da komünistlerle iç savaş başgöstermiş, Türkiye de 1945 ve 1946 döneminde Rusya&#8217;nın Kars ve Ardahan üzerindeki toprak ve Boğazlarda üs elde etme istekleri ile karşılaşmıştı. Savaş sonrası dünyası diğer bazı bölgelerde de sıcak savaşı izleyen bir soğuk savaş durumuna girmekteydi.<br />
Bu atmosfer içinde, 1947 Mart&#8217;ında ABD Başkanı Truman, Kongreden Türkiye ve Yunanistan&#8217;a askeri yardım için 400 milyon dolarlık bir ödenek istedi ve bunu elde etti. Böylece, yeni bir &#8220;AmerikanYardımı&#8221; dönemi başlamıştır. Nitekim birkaç ay sonra da, Dışişleri Bakanı Marshall Avrupa ülkelerinin savaşta tahrip olan ve zayıflayan ekonomilerini güçlendirmek amacıyla &#8220;Marshall Planı&#8221; adıyla anılan yeni yardım kararını açıklamış ve Avrupa Kalkınma Programı (European Recovery Program) olarak da anılan yeni yardım sistemi kurularak Türkiye de dahil birçok Batı Avrupa ülkesine ekonomikyardım başlamıştır.<br />
Truman Doktrini ile yapılan 400 milyon dolarlık yardımdan Türkiye, Yunanistan&#8217;dan daha az bir yardım almıştır (100 Milyon Dolar).</p>
<p>Türk-ABD Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması: bkz. Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması<br />
Türk-Alman İttifakı, 3 Ağustos 1914<br />
Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun I. Dünya Savaşına girmesine neden olan ittifak antlaşması.<br />
Alman-Osmanlı ittifakı I. Dünya Savaşı başladıktan sonra, 2 Ağustos 1914&#8242;te hazırlandı ve birgün sonra imzalandı. İttifaka göre, Almanya ve Osmanlı devleti, Avusturya ile Sırbistan arasındaki çatışmada tarafsız kalacaklardı. Ancak, bu çatışma bir Alman-Russavaşına dönüşürse(ittifak imzalandığında dönüşmüştü bile). Osmanlı devleti Almanya&#8217;nın yanında savaşa katılacaktı. Buna karşılık, Osmanlıdevletinin toprak bütünlüğü Rusya tarafından bozulunca, Almanya Osmanlı devletine yardım edecekti.<br />
Bu ittifak antlaşması Osmanlı Devleti&#8217;nin geleceğini Almanya&#8217;ya bağlamıştır.</p>
<p>Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Paktı, 1925<br />
İngiltere ve Milletler Cemiyeti&#8217;nin Musul sorunundaki tutumları ve İngiltere&#8217;nin 1925&#8242;te Doğu ayaklanmasını kışkırtması Türkiye&#8217;yi Sovyetler Birliği&#8217;nin desteğini arama yoluna itmiştir. Sovyetler Birliği de aynı yıl imzalanmış bulunan Lokarno Antlaşmalarını kendisine yönelik düzenlemeler olarak yorumlamış ve bunların sonucu olarak, iki devlet arasında 17 Aralık 1925&#8242;te bir &#8220;Tarafsızlık ve Saldırmazlık Antlaşması&#8221; imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre, iki devlet birbirine saldırmayacak, taraflardanbiri saldırıya uğradığı takdirde öteki tarafsız kalacak ve taraflar birbirlerine yönelik siyasal düzenlemelere girmeyecekti. Ayrıca, taraflar üçüncü devletlerle siyasal nitelikte antlaşmalar imzalamadan önce birbirlerine danışacaklardı.</p>
<p>Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı<br />
30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı hükümetince imzalattırılan Mondros Silah Bırakışması İtilaf devletlerince yalnız savaş sonrasında yapılan gizli antlaşmalarda belirtilen yerleri işgal hakkını vermemekte, aynı zamanda şu iki önemli hükmü de öngörmekteydi. (i)Boğazlar bölgesi işgal altına alınacak ve (ii)İtilaf devletleri güvenliklerini tehlike altında gördükleri bölgeleri de işgal edebileceklerdi. İşta I. Dünya Savaşı&#8217;nın gaip devletleri, anlaşmalarda sözkonusu edilen &#8220;Mezopotamya&#8221; ve &#8220;Kilikya&#8221; gibi sınırları hiç de belirli olmayan bölge adlarına ve yukardaki maddeye dayanarak, Türklerin içinde yaşayacağı sınırı sürekli kuzeye, Anadolunun içlerine doğru zorlamaya başlamıştı.<br />
Bu kötü koşullar altında, Mustafa Kemal&#8217;ın önderliğinde Anadolu&#8217;da başlayan Ulusal Kurtuluş Hareketi, Temmuz-Eylül 1919 tarihleri arasında Erzurum ve Sivas Kongreleri ile örgütlenmiş ve mücadelenin amaçları bu kongrelerde ana hatları ile belirlenmiştir. Ulusal sınırlar içinde vatan bir bütündür, geçici bir hükümet kurulacaktır ve Mandat ile himaye sistemleri kabul edilemez.<br />
Anadolu&#8217;da bu örgütlenme çabaları olurken, Osmanlı Meclis-i Mebusanı 28 Ocak 1920 tarihinde son toplantılarında, ulusal kurtuluş hareketinin temel ilkelerini &#8220;Misak-ı Milli&#8221; adı altında ilan etmiştir.<br />
Misak-ı Milli ulusal ve bölünmez bir türk ülkesinin sınırlarını çizmiş, bunu Osmanlı yönetim ve gelenekleri ile bağlantının kesildiğini tüm dünyaya açıkça ilan etmiştir. İslam dünyasına öncülük yapmak iddiasında bulunan çok uluslu bir imparatorluk yerine, mütecanis bir ulus-devlet kurulacaktı ve yeni Türkiye&#8217;nin gücü buradan kaynaklanıyordu.<br />
Türk ulusal kurtuluş hareketinin kronojik seyri şöyle olmuştur. 23 Nisan 1920&#8242;de TBMM&#8217;e açıldı. 2 Aralık 1920 tarihli Gümrü Antlaşması ile doğudaki harekat sona erdi. Gümrü&#8217;den sonra Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921&#8242;de Moskova Dostluk Antlaşması imzalandı. Bununla Sovyet Rusya, Misak-ı Milliyi tanıyordu.<br />
10 Ocak 1921 I. İnönü Savaşı,<br />
31 Mart 1921 II. İnönü Savaşı,<br />
23 Ağustos-13 Eylül 1921 Sakarya Meydan Muharebesi,<br />
20 Ekim 1920&#8242;de Fransa ile Türkiye arasında yapılan Ankara Antlaşması. Bu antlaşmayla iki devlet arasındaki savaş durumu sona eriyordu.<br />
30 Ağustos 1922 Büyük Taarruz&#8217;un başarıyla sonuçlanması.<br />
9 Eylül 1922 Mudanya Bırakışması,<br />
24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lausanne Barış Antlaşması ile Türk Ulusal Kurtuluş hareketi başarıyla sonuçlandı. Osmanlı imparatorluğunun küllerinde bir devlet oluşturuldu.</p>
<p>U-2 Uçağı Olayı<br />
U-2 olayı, yalnız Doğu-Batı ilişkileri açısından değil, aynı zamanda Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğurmuş bir soğuk savaş olayıdır. ABD&#8217;nin bazı NATO ülkeleri ve bu arada Türkiye&#8217;deki üslerinden kalkan uçakların faaliyetleri sorunu, U-2 haberalma uçağının düşürülmesi üzerine alevlenmiş ve Sovyet-Amerikan ilişkilerinde önemli bir bunalıma yol açarak, soğuk savaşı şiddetlendirmiştir. U-2 olayı, Amerikan yöneticilerinin, Sovyetler Birliği&#8217;nin 1949 yılında atom tekelini ortadan kaldırmasından sonra duymaya başladıkları derin güvensizliğin doğrudan bir sonucudur. U-2 uçağı bir füze gibi havalanabilmekte, 10 saniye içinde 300 metre yükselmekte, 30.000 metre yükseklikte, güçsüz olarak 300 mil gözükebilmekte ve yakıt almaksızın yedi buçuk saat ve 3.000 mil uçabilmekteydi. Uçak, çok yüksekten net biçimde fotoğraf çekecek son derece güçlü kameralarla donatılmıştı.<br />
Dünya, U-2 olayını, 3 Mayıs 1960&#8242;ta Khrushchev&#8217;in Sovyet hava alanında bir Amerikan casus uçağının 1 Mayıs tarihinde düşürüldüğünü açıklamasıyla öğrendi. ABD bu uçağın casus uçağı olmadığını, açık hava sağanaklarını inceleyen meteorolojik bir uçak olduğunu açıkladı. Khrushchev, 5 Mayıs 1960&#8242;ta verdiği ikinci demeçte, tam doruk toplantısının yapılacağı sırada, Sovyetler Birliği&#8217;ne karşı girişilen bu düşmanca hareketin, doruk toplantısını baltalamak amacını güttüğünü söylemiş ve hükümetin Amerikan uçaklarına üslerinde faaliyet izni veren devletlere de uyarıda bulunacağını belirtmiştir. Ayrıca, herhangi bir saldırıya karşı, Sovyetlerin güdümlü füzelerle karşılık vereceğini ve bu saldırıda kullanılan üslerin de yerle bir edilebileceğini hatırlatmıştır. Açıktır ki, bu sözler Türkiye&#8217;ye doğrudan bir tehdit niteliğini taşıyordu.<br />
Ulusal Kurtuluş Hareketleri<br />
II. Dünya savaşından sonra tanık olunan, emparyalist devletlerin yönetimi altında bulunan sömürgelerin uluslaşması ve bağımsızlıklarını kazanmaları, gerçekte yalnızca savaşın bir ürünü sayılamaz. Bu önemli sürecin kökenleri geçen yüzyılın içinde dal budak salmış bulunmaktaydı. 19. yy. emparyalizmi, sömürgelerle sömürgeciler arasında 1914 yılına kadar, hiç değişmeden süren özel bir ilişkiler bütünü kurmuştu. Kısaca, siyasal bağımlılık, ırksal eşitsizlik, halklarının ulusal benlik ve bütünlük kazanmaları, okuma-yazma oranın artması yaşam düzeylerinde az da olsa bir yükselişin sağlanması ve nüfusun artması sonucunda ortaya çıkan ulusal bilinç, 19. yüzyılın ürünleri olan siyasal bağımlılık, ırksal üstünlük ve ekonomik sömürünün karşısına çıkan temel güçler olmuştur. Bu gücün belirli bir hedefe yönelmesine yardım eden ise, özgürlük, eşitlik ve &#8220;self determinasyon&#8221; gibi liberal ideallerdir. Bu genel akım iki dünya savaşı ile hız kazandı. Çünkü, sömürgeci devletlerin çoğunluğu bu iki savaştan son derece güçsüz çıkmış ve bu yüzden ister istemez, sömürgeleri üzerindeki denetimi gevşetmek zorunda kalmışlardır. Bir başka hızlandırıcı etki ise sömürgeci devletlerin bu savaşlarda rakiplerini yenebilmek için sömürge insanının, savaşken er olarak yardımını istemeleri ve böylece bu askerlerin, belki de ilk defa beyaz insana göre ırksal bir aşağılığının olmadığını anlamaları ve Batı&#8217;nın liberal düşüncelerini açılmalarıdır. Afrika ve Asya&#8217;da Batı&#8217;ya karşı bağımsızlık hareketlerini yürütenlerin büyük çoğunluğunu dünya savaşına katılmış bulunan askerler oluşturmuştur. II. Dünya Savaşı bittiğinde yeryüzünde 600 milyon insan şu yada bu biçimde sömürge sistemi altında yaşamaktaydı. Bugün ise bağımlı bulunan ülke sayısı hemen hemen hiç kalmamıştır. Bu büyük dönüşüm Hindistan ve Pakistan&#8217;ın bağımsızlığı ile başlamıştır. </p>
<p>Utrecht Barışı, 1713<br />
İspanya Veraset Savaşları&#8217;nı sona erdiren barış antlaşması. Utrecht Barışı&#8217;nın maddeleri, siyasi tarihin ana konusu olan 19. yy.&#8217;ın büyük çaplı olayları açısından çok önemlidir ve belki de &#8220;modern dünya&#8221; Westphalia&#8217;dan çok Utrecht ile kurulmuştur. Antlaşmanın asıl konusu İspanya dünyasının paylaşımıdır. İngiltere Cebelitarık ile Minorka adasını, Savua Dükalığı, Sardunya adasını aldı. İspanya&#8217;nın Akdeniz&#8217;deki öteki toprakları, (Milan, Napoli ve Sicilya) ile İspanya Hollandası (Belçika) Avusturya Habsburglarına bırakıldı. Fransa, Amerika&#8217;daki iki kolonisini (Newfondland ve Nova Scotia) İngiltere&#8217;ye devretti.<br />
Utrecht Barışı&#8217;nın önemi şuradadır: Bir kere, daha önce de adı çok az duyulan iki küçük devlet, Savua ve Brandenburg, Avrupa&#8217;nın siyasal ufkunda yükselmeğe başladı. İki ülkenin yöneticisi, galip tarafa katılmış oldukları için, kral kabul edildiler. Bundan sonra birincisine Sardunya ya da Piyemonte, ikincisine Prusya denecektir.<br />
İkinci olarak, Westphalia ile kurulan sistem yeniden doğrulandı. Üçüncü olarak Almanya hala federal bir karmaşa içinde, İtalya hala parçalanmış, İspanya ise Fransa&#8217;nın etkisi altına girmiş olduğu için, Utrecht Barışı&#8217;ndan İngiltere ve Fransa en güçlü iki devlet olarak çıkacaklardır. Ama, savaştan asıl kazançlı çıkan İngiltere&#8217;dir. Savaş sırasında İskoçya ile birleşmiş, Minorka ve Cebelitarık&#8217;ta Akdeniz gücü olmuş, Amerika&#8217;da iki toprak parçası elde etmiştir. Ama, daha da önemlisi, İspanya Amerikasına Afrikalı köleler taşıma ayrıcalığını elde etmiş olmasıdır. Bristol ve Liverpol gibi kentlerin gelecek dönemdeki zenginliklerinin kaynağı bu tutsak ticaretinden elde edilen karlardır.</p>
<p>Üçlü İtilaf, 1907<br />
I. Dünya Savaşı öncesi oluşan komisyonlardan birisi. 1988 yılında II. Wilhelm&#8217;in Alman İmparatoru olmasıyla Şansölye Otto Von Bismarck&#8217;in 1862&#8242;den beri sürdürdüğü Almanya&#8217;nın dış politikasını Avrupa dışına taşımama ve Rusya ile iyi geçinme ilkeleri gözardı edilmeye başlandı. Bu ortam üçlü itilafın doğmasına nesnel zemini hazırlıyordu. II. Wilhelm&#8217;in Sömürgecilik hevesleri İngiltere&#8217;yi endişelendirirken, Rusya&#8217;da giderek Almanya&#8217;nın değişmez düşmanı Fransaya yaklaşıyordu. 1692&#8242;de Fransa ile Rusya arasında bir askeri anlaşma yapıldı. 1894 yılında ise bu iki ülke arasında açıkça Almanya&#8217;yı hedef alan bir ittifak antlaşması imzalandı. Bu üçlü itilafın ilk halkasıydı. İkinci halka, 1904 Fransız-İngiliz antlaşmasıdır. İngiltere ve Fransa XIX. yy. sularında yoğun bir sömürge paylaşımı mücadelesi içersindeydiler. Mısır, Sudan, Güneydoğu Asya gibi bölgelerde İngiltere ile giriştiği bu mücadelelerde başarısızlığa uğrayan Fransa, bu nedenle Avrupa&#8217;da da prestij kaybına uğruyordu. Buna karşılık Almanya&#8217;nın hızla silahlanması Fransa&#8217;ya İngiltere ile ilişkilerini düzeltmeye yöneltti. Üçlü İtilaf&#8217;ın son halkası 1907 İngiliz-Rus Antlaşmasıdır. Bu antlaşmada esas olarak iki ülke arasında sürmekte olan sömürgecilik mücadelelerini sona erdirme niteliğini taşıyordu. XIX. yy. başlarında Boğazlar üzerinde başlayan İngiliz-Rus rekabeti, sonradan Orta Asya ve Uzakdoğuya da sıçradı. Özellikle Rusya&#8217;nın İran, Afganistan ve Tibet ile ilgilenmesi, İngiltere tarafından doğrudan Hindistan&#8217;a yönelik bir tehdit olarak algıladı. Sonuç iki ülkenin Çin&#8217;de sürdürdükleri mücadelede Japonya&#8217;yı Rusya üzerine saldırtarak büyük bir yenilgiye uğramasına neden olan İngiltere başarılı oldu. Bunun üzerine Almanya ile arası bozulan Rusya İngiltere&#8217;ye yaklaşmak zorunda kaldı.</p>
<p>Üçlü İttifak, 1882<br />
I.D.S. öncesinde oluşan koalisyonlardan birisi. 1862 yılından başlamak üzer önce Rusya sonra da Almanya dış politikalarını Fransayı yalnız bırakma stratejisi üzerine kurmuşlardır. Bu amaca yönelik olarak 1872&#8242;de Alman, Avusturya-Macaristan ve Rus imparatorları biraraya gelerek Birinci Üç İmparatorlar Ligi&#8217;ni oluşturdular. Bunun ardından Avusturya ile ilişkilerini daha da geliştiren Otto Von Bismarck, 1879&#8242;da Almanya-Avusturya ittifakını güçlendirdi. Bunun hemen ardından da Rusya&#8217;yı güçlendirmek için 1881 yılında İkinci Üç İmparatorlar Ligi&#8217;ni oluşturdu. Fakat Balkanlar&#8217;kaki Rusya-Avusturya rekabeti nedeni ile ittifak kısa bir süre sonra dağıldı. Bu gelişmelerin ardından, İtalya&#8217;nın Akdeniz bölgesinde Fransa ile giriştiği rekabet, Üçlü İttifak&#8217;ın doğuşunu hazırladı. Özellikle Tunus sorunu yüzünden Fransa ile arası açılan İtalya, Almanya gibi güçlü bir müttefike ihtiyaç duyuyordu. Birmarck ise Fransa ile sorunu olan her ülkeyi desteklediği gibi, İtalya&#8217;yı da destekliyordu. 1879 Almanya-Avusturya ittifakı nedeniyle Almanya ile Rusya&#8217;nın ilişkileri iyi değildi.<br />
Üçüncü Reich (The Third Reich)<br />
1933-1945 yılları arasında Almanya&#8217;da Nazi rejimine Nazilerce verilen ad. Nazi öğretisinde Kutsal-Romo German imparatorluğu (962-1086) Birinci Reich&#8217;tir. 1871&#8242;de Birmarck&#8217;ın önderliğinde Alman birliğinin sağlanması ile ortaya çıkan ve 1918&#8242;de II. Wilhelm&#8217;in tahtan inmesiyle son bulan Alman imparatorluğu II. Reich&#8217;tir.</p>
<p>Vandenberg Kararı, 1948<br />
ABD&#8217;nin güvenliğini ilgilendiren ve karşılıklı yardıma dayanan bölgesel ve diğer ortak anlaşmalara katılabilmesini mümkün kılan karar. ABD, Monroe Doktrininden beri Avrupa ülkeleriyle ittifaka girmiyordu. Yalnızcılık politikası uyguluyordu. Batı Avrupa Birliği&#8217;nin kuruluşunun hemen ardından Sovyetlerin Berlin Sorununa ilişkin çıkarları karşısında Senatör Vandenberg 1948 Nisan&#8217;ında Senatoya bir karar tasarısı sundu. Bu tasarıya göre ABD Başkanına bölgesel ve diğer ortak anlaşmalara katılma yetkisi veriliyordu. Bu teklif, 11 Haziran 1948&#8242;de kabul edildi ve bu karara Vandenberg Kararı denildi. Bu karar ile ABD, 1823&#8242;ten beri esas olarak uyguladığı politikasını resmen terketti.</p>
<p>Varşova Antlaşması, 1970<br />
Almanya Polonya sınırını belirleyen antlaşma. 7Aralık 1970&#8242;te imzalanan antlaşmaya göre Almanya ile Polonya arasındaki sınır, Oder-Neisse nehirlerinin oluşturduğu sınır olarak kabul ediliyordu. Bu sınır bir kısım Alman toprağını Polonya&#8217;ya vermekteydi. Taraflar birbirlerine yönelik olarak kuvvete başvurmamayı taahhüt ediyorlardı. Bu antlaşmanın yürürlüğe girmesi, ABD, İngiltere ve Fransa&#8217;nın isteği üzerine, Berlin konusunda yapılacak dörtlü bir antlaşmaya bağlı tutulmuştur. Antlaşma, ülkelerin Dışişleri Bakanlarının 3 Haziran 1972&#8242;de metni paraf etmelerinden sonra yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Versailles (Versay) Barış Antlaşması, 1919<br />
28 Haziran 1919 tarihinde imzalanmıştır. 440 maddelik antlaşma ile Almanya, Alsace-Loraine ve Saar bölgelerini Fransa&#8217;ya bıraktı. Ancak Saar bölgesinde 15 yıl sonra plebisit yapılacak, hangi devlete bağlanacağı kesin olarak o zaman kararlaştırılacaktı. Polonya&#8217;ya Poznan ve Batı Prusya verildi ve böyle Polonya denize çıkmış oldu. Danzig, Milletler Cemiyeti&#8217;nin himayesi altında serbest bir şehir haline geldi. Belçika&#8217;nın tarafsızlığı kaldırıldı. Almanya, Avusturya, Polonya ve Çekoslovakya&#8217;nın bağımsızlıklarını tanıdı ve Almanya&#8217;nın Avusturya ile birleşmesi yasaklandı. Almanya bütün deniz aşırı topraklarından vazgeçti.Bu sömürgelerde Milletler Cemiyeti&#8217;nin denetimi altında &#8220;Mandat&#8221; sistemi kuruldu ve İngiltere, Fransa, Belçika ve Japonya mandater devlet oldular. Almanya çok sınırlı bir orduya sahip olacaktı ve zorunlu askerlik sistemi kaldırıldı. Bütün savaş gemilerini itilaf devletlerine verdiği gibi, bundan böyle denizaltı ve uçak da yapamayacaktı. Bunun yanında Almanya&#8217;ya &#8220;tamirat borcu&#8221; adı altında savaş tazminatı da yüklendi.<br />
Vesayet Rejimi<br />
Belirli ülkelerin bağımsız bir devlet kurana değin, Birleşmiş Milletler&#8217;in (BM) gözetim ve denetimi altında başka devletlerce yönetilmelerini öngören hukuksal statü. Vesayet rejimi altında bir ülkeyi yöneten devlet, ülkede yaşayanların siyasal, ekonomik ve toplumsal bakımdan gelişmelerini sağlamak, ülkenin özgür koşullarını, ülke halkının özgürce dile getirdiği amaçları ve vesayet rejimi antlaşmasındaki hükümleri göz önünde bulundurarak kendi kendini yönetme ve bağımsızlık yönündeki ilerlemeyi kolaylaştırmak, ırk cinsiyet, dil ve din ayrımı gözetmeksizin herkesin insan haklarından ve temel özgürlüklerden yararlanmasını güvence altına almakla yükümlüdür. Vesayet rejiminin gözetim ve denetimi konusunda BM&#8217;nin bir organı olarak Genel Kurul&#8217;a karşı sorumlu olan Vesayet Meclisi görevli kılınmıştır.<br />
Vesayet rejiminin hangi ülkelerde uygulanacağı konusu Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 77. maddesinde belirlenmiştir. Buna göre vesayet rejimi uygulanabilecek ülkeler 3 kategoriye ayrılmaktadır: a)Manda yönetimine bağlanmış ve bu yönetimin sürdüğü ülkeler, b)II. Dünya Savaşı sonunda düşman devletlerinden ayrılabilecek ülkeler, c)Yönetiminden sorumlu devletlerce isteyerek bu rejime bağlanacak ülkeler.<br />
Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 79. maddesi vesayet antlaşmasının ilgili devletlerce yapılmasını gerektirir. Yapılan vesayet antlaşmalarının yürürlüğe girmesi için BM Genel Kurulu&#8217;nda onaylanması gerekmektedir. Ayrıca vesayet altındaki ülkelerin yönetimi ile görevli olan devletler Genel Kurul&#8217;a her yıl vesayet rejimi uygulanan ülkelerle ilgili raporlar sunmak ve Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi&#8217;nin tavsiyelerini gözönünde bulundurmak zorundadır.<br />
Vesayet Konseyi, Örgüt&#8217;ün altı ana organlarından biridir. Ancak vesayet altında ülke kalmaması nedeniyle Vesayet Konseyi&#8217;nin fiilen hiçbir görevi kalmamıştır.<br />
Vichy Hükümeti<br />
14 Haziran 1940&#8242;da Paris&#8217;in işgal edilmesiyle birlikte, Fransa&#8217;da 3. Cumhuriyet tarihe karıştı ve Petain geçici dönemi başladı. Başlangıçta, Petain bir ambargo hazırladığını ve bunu halkın oyuna sunacağını söylediyse de, böyle yapmayarak Fransa&#8217;yı kanun hükmünde kararnamelerle yönetmeye başladı. 1940 Ağustos&#8217;unda meclisi feshederek Vichy&#8217;yi başkent yaptı.Ve bir cins diktatörlük başladı. Kendini Devlet Başkanı ve Dışişleri Bakanı Pierce Caval&#8217;ın halefi ilan etti. Fransız devriminin özgürlük, eşitlik, kardeşlik ilkeleri yerine iş, aile, vatan ilkelerini koydu. Petain, zaman geçtikçe daha da ileri giderek, Nazi yönetimine benzeyen Yahudi aleyhtarlığı güden bir rejim kurdu ve bir cins Fransız &#8220;Führeri&#8221; haline geldi.</p>
<p>Vietnam Savaşı<br />
Eski Fransız kolonisi olan bir kısım Hindiçini topraklarındaki Vietnam, Vietminh isimli ihtilalcilerin Fransız kuvvetlerini Dien-Bien-Phu Kalesi&#8217;nde mağlup etmelerinden sonra toplanan 1954 Cenevre Konferansı ile, sonradan birleştirici seçimler yapılmak üzere, 17.nci enlem boyunca &#8220;Kuzey ve Güney&#8221; olarak ikiye bölünmüştü. Bu bölünme zamanla yerleşerek kuzeyde Vietnam Halk Cumhuriyeti (Başkent Hanoi) güneyde de Vietnam Cumhuriyeti (Başkent Saygon) şeklinde devam etti. Bu ikinci devletin bazı bölgelerinde, kuzeyle birleşme taraflısı komünist eğilimli (Vietkong) gerillaların başlattıkları bir iç savaş zamanla büyüdü ve ABD Güney Vietnam&#8217;a yardıma başlarken, Kuzey Vietnam da Vietkong&#8217;a yardım ediyordu. 1965&#8242;ten sonra ABD kuvvetleri gittikçe buradaki güçlerini ve faaliyetlerini artırıp, kuzeyden gelen müdahale karşısında bu topraklara karşı da askeri harekata girişti. Öte yandan, Rusya ve Çin de Kuzey Vietnam&#8217;ın ormanlık ve bataklık arazilerde yürüttüğü savaşlarda, iklimin ve muson yağmurlar gibi durumların sağladığı avantajlar büyük ölçüde idi ve bölgede çokbüyük (bir ara 500 binden fazla) ve iyi donatılmış askeribir güç bulunduran ABD ve ayrıca Güney Vietnam kuvvetleri, karşı tarafa ağır kayıplar verdirmelerine rağmen, kendileri da zaman zaman çok zor durumlarda kaldılar, bir çok ABD vatandaşı Vietnam Savaşı&#8217;na katılmamak için askere girmeyi reddetti (sayılarının 30 bin kadar olduğu açıklandı), ayrıca bir kısım askerler de tarafsız ülkelere (İsveç gibi) sığındılar. Öte yandan, kesin bir askeri galibiyete ulaşamayan ABD kuvvetleri, Vietkong&#8217;un kuzeyden gelen yardımı Kamboçya topraklarında &#8220;Ho Şi Minh Yolu&#8221; denen yoldan gizlice alması karşısında, bu ülke topraklarında şiddetli hava bombardımanı uygulamaktaydılar.<br />
Savaşın uzaması ile dünya ve ABD komuoyundaki tepkiler üzerine taraflar Paris&#8217;te ateşkes görüşmelerine giriştiler ve Amerika&#8217;nın bir kısım kuvvetlerini çekmeye başlaması üzerine, 1973 başlarında Paris&#8217;te anlaşma imzalandı ve ateş kesilerek, Birleşmiş Milletler Kuvvetleri durumu denetleme görevi aldılar. Fakat buna rağmen, zaman zaman ve yer yer çatışmalar patlak vererek bir çok kişi ölmeye devam etmiştir. Nitekim Paris antlaşmasından sonra yaklaşık 100 bin kişinin daha hayatını kaybettiği bir çok kaynaklarca ileri sürülmektedir.<br />
Vietnam&#8217;da çeşitli dönemlerde çarpışan ABD askerlerinin toplam sayısı 2,5 milyona yakındır. Bu savaşta ABD uçakları 850 bin ve helikopterleri ise 2 milyon kadar hücum yapmışlardır. Bu hücumlarda atılan bombalar toplamı 6 milyon ton kadardır. (İkinci Dünya Savaşı&#8217;nda ABD uçaklarının attığı bombaların üç katı)<br />
ABD&#8217;nin İkinci Dünya Savaşı&#8217;nda yaptığı masraflar 288 milyar dolar kadardı. Vietnam Savaşı da 150 milyar dolara mal olmuştur. (Bu miktar savaş borçları faizleri, ölenlere tazminat ve yaralılara ödenen maluliyet paraları ile 300 milyar dolardır.) ABD 3700 kadar uçak ve 4800 kadar helikopter kaybetmiştir.<br />
1975&#8242;te Komboçya&#8217;da yoğunlaşan gelişmelere paralel olarak Vietnam&#8217;da da benzeri bir durum ortaya çıkmış, komünist kuvvetler yoğun taarruzlara girişerek bir çok şehri süratle ele geçirmişler ve Nisan sonunda da Başkent Saygon&#8217;a girmişlerdir. Bu durumda mevcut hükümet teslim olarak reji yıkılmış ve 35 yıldır çeşitli biçimlerde süregelen Vietnam&#8217;daki savaşlar sona ermiştir. Daha sonra Kuzey ve Güney Vietnam tek devlet haline gelmiştir.<br />
Vietnam&#8217;daki savaşlar tarihte rekor sayılacak savaşlardan biri olmuştur. Nitekim 1941&#8242;de işgalci Japonlara karşı ilk savaşlar başlamış ve 1945&#8242;de Japonların çekilmesinden sonra eski Fransız koloni idaresi yeniden kurulmuş, buna karşı bağımsızlık hareketleri başgöstermiş ve kuzeyden kurulan devlet ile Fransızlar arasındaki kanlı savaşlar Fransızların mağlubiyetiyle sonuçlanmış, 1954&#8242;de Cenevre Antlaşması&#8217;na rağmen durum tam düzelmeyerek 1961&#8242;de ABD&#8217;nin askeri müdahalesiyle son savaş dönemine girilmiştir.<br />
Bu savaşlar 3,5 milyon kadar insan ölmüştür. Bu rakamdan daha yüksek sayıda da insan yaralanmıştır. ABD askerlerinden 56 bin kadarı ölmüş, 300 bin kadarı yaralanmış, ABD&#8217;nin masrafları ve kayıpları 150 milyar dolar kadar olmuştur. (Daha önceki savaşlarda da Fransa 92 bin kişi kadar ölü ve yaralı vermişti).<br />
Viyana Görüşmeleri (1975-1976): bkz. Kıbrıs Sorunu<br />
Viyana Kongresi, Ekim 1814-Haziran 1815<br />
Fransız Devrimi sonrasında Avrupa&#8217;da ortaya çıkan sorunlara ilişkin görüşmelerin yapıldığı kongre. Fransız Devrimi&#8217;ni izleyen çağ &#8220;ulusçuluk çağı&#8221; olarak nitelenmektedir. Çok uluslu Avusturya İmparatorluğu Başbakanı Franz von Metternich, tehlikeli gördüğü ulusçuluk akımının ortaya çıkarabileceği sorunların çözümlenmesi için, Avrupa&#8217;nın tutucu güçlü devletlerinin ortak hareket etmelerinin ortamını sağlamak amacındaydı. 1 Ekim 1814&#8242;te başlayan kongreye, Rusya, İngiltere, Avusturya, Prusya ve Fransa dışında tüm Avrupa devletleri yüksek düzeyde temsilciler ile katıldılar. Komisyonlar biçiminde çalışmalarını yürüten bir uluslararası kongrenin ilk örneği olması açısından ilginç ve önemlidir.<br />
Osmanlı imparatorluğu Viyana Kongresi&#8217;ne katılmamıştır. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu böyle bir konferansat Balkan sorununun gündeme geleceğinden ve ödün vermek zorunda kalmasından korkuyordu. Ayrıca Avusturya&#8217;nın &#8220;toprak bütünlüğünü garanti etme&#8221; önerisini de iyi karşılamıyordu. Viyana Kongresi kararlarının en önemli maddeler şunlardır: Fransa&#8217;nın 1792 sonrasında ele geçirdiği tüm toprakları geri alınıyordu. İngiltere Malta&#8217;yı ve Yeni adaları, Hollanda&#8217;ya ait olan Cope Colony&#8217;yi, Seylan&#8217;ı Honduras&#8217;ı, Guyan&#8217;ı ve Trinidat&#8217;ı, Danimarka&#8217;dan de Helgoland&#8217;ı alıyordu. Rusya, Finlandiya&#8217;yı, İsveç, Norveç&#8217;i alıyordu. Prusya Posen bölgesini, Saksonya&#8217;nın önemli bir bölümünü, Ren&#8217;in batı kıyılarını alıyordu. Avusturya&#8217;da topraklarını genişletiyordu. Belçika Hollanda&#8217;yla birleşerek Niederland adlı bir devlet oluşturuyordu. Almanya otuz sekiz devletli Germen Konfederasyonundan oluşacaktı.<br />
İtalya parçalanıyordu, esir ticaret yasaklanıyordu, bunun uygulanması taraf devletlere veriliyordu; uluslararası nehirlerde ilke olarak ticaret ve ulaşım serbestisi tanınıyordu.<br />
Viyana Kongresi Avrupalı devletlerin aralarındaki sorunları toplantılar yoluyla çözme girişimlerinin başlangıcı oldu. Ayrıca, Avrupa kökenli klasik uluslararası hukukun geliştirilerek nispeten sistematize edildiği dönemin bşlangıcı olarak da kabul edilir. Diğer yandan, Viyana Kongresi ile ortaya çıkan Avrupa Ahengi Sistemi çerçevesinde belirginleşmeye başlayan uluslararası hukuk sistemi ise, bu &#8220;ahengi&#8221; sağlayan temel aktörler olan büyük devletlerin &#8220;güdümünde&#8221; bir niteik taşımaktadır. Genel Hatları ile I. Dünya Savaşına kadar süren dönemde, uluslararası hukuk kurallarının oluşması, başta Viyana Kongresi olmak üzere devletler arasında yapılan antlaşmalar çerçevesinde gelişmiştir.</p>
<p>Vladivostok Antlaşması, 1974<br />
Amerika Birleşik Devleti Başkanı Gerald Ford ile Sovyetler Birliği lideri Leonid Brejnev arasında 23-24 Kasım 1974&#8242;de gerçekleşen zirvede imzalanan antlaşma. Vladivostok Zirvesi, stratejik silahların sınırlandırılması ve SALT II doğrultusunda yeni ve önemli bir adım oluşturdu. Zirve sonunda yayınlanan &#8220;demeç&#8221; ve &#8220;bildiri&#8221;de bu konudan hiç söz edilmedi. Fakat daha sonra yapılan açıklamalarda belirtildiğine göre taraflar zirvede &#8220;saldırgan&#8221; füzeler konusunda bir sınırlama anlaşmasına varmışlardır. Buna göre, &#8220;taşıyıcı&#8221; (delivery vehicle) denen, kıtalararası (ICBM) ve deniz altından atılan (SLBM) füze sayısı her iki taraf içinde en çok 2400 olarak tesbit edilmiştir. Bunlardan ancak 1320 tanesi çok başlıklı füze (MIRV) olabilecekti. Bu antlaşma 31 Aralık 1985 tarihine kadar geçerli olacaktı.</p>
<p>Washington Deniz Kuvvetleri Sınırlandırma Antlaşması, 6 Şubat 1922<br />
Deniz kuvvetlerini sınırlamaya ilişkin antlaşma. Bu doğrudan doğruya Uzardoğu meselelerinden doğmuş olup Uzakdoğu&#8217;da Japonya ile Birleşik Amerika arasındaki rekabetle yakından ilgilidir. Uzakdoğu meselesini ele almak üzere bu bölge ile ilgili devletler 1921 Kasım&#8217;ında Washington&#8217;da biraraya geldi. Konferans, birçok anlaşma imzalanarak 6 Şubat 1922&#8242;de sona erdi. 6 Şubat 1922&#8242;de Birleşik Amerika, İngiltere, Japonya, Fransa ve İtalya arasında &#8220;Deniz Silahlarının Sınırlanması&#8221; anlaşmazı imzalandı. Bu anlaşma ile 35.000 tonu geçmiyecek olan ve capital ships denen büyük gemiler bakımından her devletin sahip olabileceği deniz gücü sınırlanmıştı. Bu sınırlama ile Birleşik Amerika 525.000, İngiltere 525.000, Japonya 315.000, Fransa 175.000 ve İtalya da 175.000 tonajında büyük gemilere sahip olacaktı. Bunun oran olarak ifadesi sırasıyla, 5, 5, 3, 1,67 ve 1,67 dir.<br />
Uzakdoğu&#8217;daki Japon emperyalizmi bu antlaşma ile bu emperyalizmin vasıtaları bakımından sınırlanmış ve frenlenmiş olmaktaydı. Lakin antlaşmanın en az bunun kadar önemli bir başka tarafı da İngiltere&#8217;nin Trafalgar&#8217;dan beri elinde tuttuğu rakipsiz deniz üstünlüğünü şimdi ilk defa Amerika ile paylaşmasıydı. Şüphesiz bu da Amerikan için başka bir zaferdir.<br />
Bu antlaşmalarla İngiltere de, Japonya ittifakından ayrıldıktan sonra Uzakdoğu&#8217;da Birleşik Amerika&#8217;ya dayanmaya başlayacaktır.</p>
<p>Washington Konferansı, 1943<br />
11 Mayıs 1943&#8242;te Churchill ve Roosevelt arasında yapıldı. Konferansta savaşın genel stratejisi, Japonya&#8217;ya karşı savaşın hızlandırılması, Birmanya&#8217;da Japonya&#8217;ya karşı saldırının başlatılması, havadan Çin&#8217;e yardım ve Almanya&#8217;nın işgali için gereken tedbirler görüşüldü.</p>
<p>Watergate Skandalı<br />
Amerikan iç politikası ve dünya kamuoyunda önemli yankıları ve sonuçları olan siyasal casusluk olayı. 1972 Haziran&#8217;ında, Washington muhalefet partisi olan Demokrat Parti&#8217;nin seçim işlerini yürüttüğü merkez olarak kullanılan Watergate binasına, iktidar partisi ve Başkan Nixon&#8217;un yakın adamlarının tertibiyle gizlice dinleme cihazı yerleştiren 7 kişilik bir grubun yakalanması olayı, önceleri bir basit hırsızlık sanıldı ise de gazetecilerin kurcalaması üzerine daha sonra siyasi amaçlarla yapıldığı, Başkan Nixon&#8217;un bu faaliyetten haberi olduğu ortaya çıktı. Ancak Nixon uzun süre, bu olayla hiçbir ilişiği olmadığını, hiç bir emir vermediğini ve bilgisi bulunmadığını iddia etti. Bu arada, olayı soruşturma işine bakan bir savcı da azledildi. Bir kısım diğer karışık olaylar üzerine, Amerikan Kongresi Başkan&#8217;ın yargılanması için dokunulmazlığını kaldırma eğilimi gösterince, Nixon gizlediği Beyaz Saray&#8217;daki konuşmalara ait bir kısım ses bantlarını mahkemeye tevdi etmek zornda kal ve bazı yerleri silinmiş veya bozulmuş olmasına rağmen, bantlardan Nixon&#8217;un bu işten haberi olduğu ve yalan söylediği anlaşıldı. Bu durum, kamuoyunu ve parlamenterleri daha çok etkiledi, Başkan Nixon ikisene direndikten sonra Ağustos 1974&#8242;de istifa etti, yerine yardımcısı Gerald Ford geçti ve kısa bir süre sonra hastalanan Nixon&#8217;u yargılamaktan affetti.</p>
<p>Weimar Anayasası<br />
Almanya&#8217;da I. Dünya savaşının ardından yapılan meclis seçimlerinden hiçbir parti çoğunluğu sağlayamadıysa da, büyük Sosyal Demokrat Partisi meclisin en güçlü partisi haline geldi. Sosyal Demokratlar, Merkez Partisi ve Liberal Demokratlardan oluşan bir koalisyon, Kurucu Meclise egemen oldu. Meclis&#8217;in Goethe&#8217;nin kenti olan ve liberalizmin simgesi haline gelmiş bulunan Weimar kentinde yaptığı toplantılarda liberal bir avukat olan Hugo Preus&#8217;a son derece liberal bir anayasa hazırlattırıldı. Büyük ölçüde Amerikan, Fransız ve İsviçre anayasalarından esinlenerek hazırlanmış bulunan Weimar Anayasası 31 Temmuz 1919&#8242;da kabul edildi. Ana hatlarıyla 7 yıllık bir süre için seçilen bir Cumhurbaşkanı, iki meclisli parlamento, nisbi temsil ve eyaletlerin Federe yetkilerini öngörüyordu. Ulusal Meclis, 1920 ilkbaharına kadar Weimar&#8217;da kaldı, sonra Berlin&#8217;e taşındı. Böylece Almanya&#8217;da Hitler&#8217;e kadar sürecek olan Weimar dönemi başladı. Bu anayasaya uygun olarak kurulan hükümetlere egemen olan Sosyal Demokratlar, merkez, merkez-sol ve liberal partilerle sürekli koalisyonlar kurdular.<br />
Westphalia Barışı, 1648<br />
Avrupa&#8217;da otuz yıl savaşları bitiren barış antlaşması. Bu savaşları bitirecek olan konferans, Avrupa&#8217;nın ilk en büyük konferansı sayılabilir. En önemli özelliklerinden biri, daha önceki uluslararası toplantılar dini nitelikteyken, Westphalia&#8217;nın devlet, savaş ve iktidar sorunlarının tartışıldığı laik bir konferans olmasıdır. O kadar ki, Papalık temsilcisi dinlenmediği gibi, Papa&#8217;ya da imzalattırılmamıştır. İkinci olarak Kilise&#8217;nin gücü sınırlandırılmış, Augsburg Barışı&#8217;nın hükümleri yenilenmiş ve Almanya&#8217;da Katoliklik, Protestanlık ve Calvinizm geçerli dinler haline gelmiştir. Üçüncü olarak, uluslararası hukuk bakımından da Kutsal Roma İmparatorluğunun parçalanmış olduğu doğrulanmıştır. Hollanda ve İsviçre üzerinde herhangi bir hak iddiası kalmamış, İsviçre bağımsızlığını kazanmıştır.<br />
Westphalia Barışı ile 300 kadar Alman devleti hemen hemen hükümran siyasal birimler oldular. Üye devletlerin rızası olmadıkça imparatorluğun vergi ve asker toplamayacağı, kanun koyamayacağı, savaş ilan edemeyeceği ve barış antlaşması imzalayamayacağı hükme bağlandı. Böylece, Avrupa&#8217;nın öteki devletleri mutlakiyetçi monarşi altında birleşir ve güçlenirken, Almanya ömrü çoktan tükenmiş olan feodal bir karışıklık içine itilmiş oldu. Bundan sonra Avrupa, kendi yasalarına göre hareket eden, kendi siyasal ve ekonomik çıkarlarını izleyen, serbestlik içinde ittifaklar kuran ve bozan, savaş ile barış arasında, güç dengesi kurallarına göre durum değiştiren, elçi gönderip kabul eden bağımsız ve özgür devletlerden oluşacaktır.<br />
Belirli kurallara göre hareket edenve aralarında düzenli ilişkiler bulunan parçaların (devletlerin) oluşturduğu bütün, uluslararası sistem, bugün anladığımız anlamda Westphalia ile doğmuş sayılabilir.</p>
<p>White Planı: bkz. Amerikan Planı<br />
Wilhelm II (1859-1941)<br />
Prusya Kralı ve Alman İmparatoru, Almanya&#8217;nın yayılmacı dış siyasetine önderlik ederek, I. Dünya Savaşı&#8217;nın başlamasında önemli rol oynamıştır. Almanya&#8217;nın bir dünya gücü olmasını isteyen II. Wilhelm yayılmacı ve militarist bir politika benimseyerek Birmarck&#8217;ın güttüğü dengeci politikaya son verdi. 1890&#8242;da Bismarck&#8217;ın büyük önem verdiği Alman-Rus Teminat Antlaşmasını yenilemeyerek ilk öneli değişikliği yaptı. II. Wilhelm&#8217;in izlediği yayılmacı siyaset İngiltere ve öteki sömürgeci devletlerle kaçınılmaz bir çatışmayı beraberinde getirdi.<br />
Haziran 1919&#8242;da imzalanan Versailles Antlaşması uyarınca, savaşın sorumlusu olarak ilan edilen, ancak Hollanda hükümetince geri verilmeyen II. Wilhelm, ölümüne değin arada yaşadı.</p>
<p>Wilson İlkeleri: bkz. Ondört Nokta Programı<br />
Yarım Savaş Doktrini (Half War Doctrine)<br />
ABD askeri otoritelerine göre, Soğuk Savaş döneminde ABD bir buçuk savaş için hazırlanmalıdır. Bu tam savaş Sovyetler ile çıkabilecek bir savaş olup, diğer &#8220;yarım savaş&#8221; ise dünyanın hassas bölgelerindeki çatışmalara katıma durumudur. Bu bakımdan en çok Ortadoğu, Basra Körfezi, Kuzeybatı Pasifik (Kore ve civarı) hassas ve kritik gözükmekte, ABD&#8217;nin dikkatini çevirerek önem verdiği yerlere acele sevk edilmek üzere özel iklim ve arazi şartlarına göre yetiştirilmiş, 100 binden fazla askerden ve araçlarından oluşan bir Acil Hareket Kuvveti (Rapid Deployment Force=RDF) hazırlanmış ve buna Çöl Ordusu da denmiştir.</p>
<p>Yedi Yıl Savaşları, 1856-1763<br />
Fransa ve İngiltere arasında sömürgeler ve dünya hegemonyası için 1756&#8242;da başlayan ve yedi yıl devam eden savaşlar. Bu savaşlar sonucunda Hindistan, Afrika ve Amerika&#8217;daki Fransız toprakları İngiltere&#8217;nin denetimine girdi. Fransa&#8217;nın ekonomisinin dayandığı denizaşırı topraklarının hemen hemen tümünü elinden çıktı. 1763&#8242;te Paris&#8217;te barış antlaşması imzalandı, sonuçta Avrupa&#8217;da 18. yy güç dengesi korunmuş ve İngiltere denizlere egemen olmuştur.</p>
<p>Yeni Delhi Konferansı, 1984<br />
Bağlantısız ülkelerin yedinci zirve toplantısı. 1979 yılında yapılan Havana konferansında yedinci zirvenin 1982 yılında Irak&#8217;ın başkenti Bağdat&#8217;ta toplanması kararlaştırılmıştı. İran-Irak Savaşı, toplantının Bağdat&#8217;ta yapılmasını engelledi. Yedinci zirve, doksan dört ülkenin katılımıyla 1984 yılının Mart ayında Hindistan&#8217;ın başkenti Yeni Delhi&#8217;de yapıldı. Dönem başkanlığını Küba lideri Fidel Castro&#8217;dan devralan İndra Gandhi&#8217;nin kişisel girişimleri, ülkeler arasında sözkonusu olan görüş ayrılıklarının bazılarını giderdiyse de, genelde çeşitli ülke grupları arasındaki siyasi ayrılıklar konferansa damgasını vurdu. Bunun böyle olduğu sonuç bildirisinde siyasal konuların çok az bir yer tutmalarıyla anlaşılabilir. Sonuç bildirisinde yer alan ve dolayısıyla bütün ülkelerin üzerinde anlaştığı konular şunlardır: Zengin ve fakir ülkeler arasındaki eşitsizliğin azaltılabilmesi için yeni bir uluslararası ekonomik düzenin oluşturulması gerektiği, Ortadoğu&#8217;da Arap Birliği&#8217;nin Fez zirvesinde benimsediği planın uygulanması, İsrail&#8217;in, işlediği savaş suçları dolayısıyla Uluslararası Savaş Mahkemesi&#8217;nde yargılanması, nükleer silahlanmanın durdurulması ve Afganistan&#8217;daki yabancı askerlerin geri çekilmesi.<br />
Yeraltı Nükleer Denemeleri Sınırlandıran Antlaşma, 1974<br />
Amerika ile Sovyet Rusya arasında imzalanan ve yeraltında 150 kiloton&#8217;dan daha güçlü nükleer silah denemesi yapılmasını yasaklayan ve&#8221;Eşit&#8221; (Treshold) Antlaşması adını alan 3 Temmuz 1974 tarihli antlaşma. Bu antlaşmaya göre taraflar, bütün yeraltı denemelerinin durdurulması hususunda bir anlaşmaya varmak için görüşmelerini sürdüreceklerdir. Anlaşma, Amerika Birleşik Devletleri Senatosu&#8217;nca onaylanmadığı için yürürlükte değildir.<br />
Yıldırım Savaşı: bkz. Blitzkrieg<br />
Yom Kippur Savaşı: bkz. Ramazan Savaşı<br />
Young Planı, 1929<br />
I. Dünya Savaşı sonrasında Almanya&#8217;nın ödeyeceği tamirat borçlarına ilişkin plan. Owan D. Young tarafından Ocak 1930&#8242;da hazırlanan plana göre Almanya yılda 391 milyon olmak üzere yirmi iki taksit ödeyecekti. Borçların toplam tutarı 26 milyar dolardı. 1929-1930 dünya ekonomik bunalımı dolayısıyla Almanya borcunu ödeyemeyeceğini gördü. Böylece planın yürütülmesi mümkün olmadı.</p>
<p>Yüzdeler Antlaşması, Ekim 1944<br />
Churchill ve Stalin arasında 1944 Ekim&#8217;inde gerçekleşen ve amacı Doğu Avrupa&#8217;da etki alanlarının kesin olarak saptanması olan anlaşmayla İngiltere ve Rusya Doğu Avrupa&#8217;da sahip olacakları üstünlüğü yüzdelerle belirlemişlerdir. Macaristan&#8217;da İngiltere %50, Sovyetler %50, Bulgaristan&#8217;da %25, %75; Romanya %10, %90; Yugoslavya&#8217;da %50, %50; Yunanistan&#8217;da %90, %10, Churchill&#8217;in anılarından yazdıklarında anlaşıldığına göre, bu anlaşma o andaki savaş durumu düzenlemesiydi ve imzalanacak olan barış antlaşmalarında değişikliklere açıktı. Gerçek ne olursa olsun, böyle bir düzenlemenin savaş sonrası gelişmelerini etkileyeceği açıktı ve öyle de oldu. Sovyetler Birliği Doğu Avrupa ülkelerinde askeri üstünlüğünü sonuna kadar kullanırken, Yunanistan&#8217;a karışmadı ve İngiltere, Yunan iç savaşında kralcı hükümete tam destek verirken, Yunan komünistlerine doğrudan yardım yapmadı.</p>
<p>Yüzyıl Savaşları<br />
XIV ve XV. yy.&#8217;da Valoisler Fransasını önce Plantagenetler sonra Lancesterler İngilteresi ile karşı karşıya getiren savaşlara verilen ad. Geleneksel olarak Fransa tahtı için bir veraset savaşı şeklinde yorumlanan ve 1337-1433 yıllarıyla sınırlandırılan bu savaşlar aslında gerek bu yorumu, gerek bu zaman çerçevesini büyük ölçüde aşar. Aslında bu savaşlar, birbirinden uzun barış dönemleriyle ayrılan ve bu sebeple hedefleri bu dönem sırasında değişen bir askeri harekat dizisidir.<br />
XIV. yy. ortasında XV.yy. ortasına kadar devam eden şekliyle Yüzyıl Savaşları&#8217;nın orjinalliği, bu savaşlar sırasında modern milletlerin oluşması, kadrolarının hazırlanması ve güç kazanmalarından gelir. Klasik bir feodal savaş gibi başlayan Yüzyıl Savaşları, milletle millet arasında bir savaş olarak sona erdi Tamamıyla Orta Çağa bağlı Batı Avrupa&#8217;da başladı, büyük keşiflerin, Rönesans&#8217;ın ve Reform&#8217;un arifesinde son buldu.<br />
Yüzyıl Savaşları hem Fransa&#8217;da hem de İngiltere&#8217;de milli bilinci uyanmasını sağladı.</p>
<p>Zürih Antlaşması, 11 Şubat 1959<br />
Yunanistan ve Türkiye başbakanlarının Kıbrıs&#8217;ta bağımsız bir devlet kurulması konusundan yaptıkları antlaşma. Yapılan antlaşmada, kurulacak bağımsız Kıbrıs devletinin uluslararası konumunun ve anayasasının dayandırılacağı temel ilkeler kararlaştırıldı. Alınan ilke kararları İngiltere&#8217;ye bildirilmeden açıklanmadı. İngiltere&#8217;nin antlaşmaya bazı hükümler eklemesi sonucu Ada&#8217;nın statüsü belirlenirken, 19 Şubat 1959&#8242;da yapılan londra antlaşması ile alınan kararlar geçerlik kazandı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/londra-konferansi-1912-ve-1921-tam-metin.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uluslararası İlişkiler Sözlüğü Bolüm 1</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/uluslararasi-iliskiler-sozlugu-bolum-1.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/uluslararasi-iliskiler-sozlugu-bolum-1.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 06:17:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Adaya]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Dean Acheson]]></category>
		<category><![CDATA[Destek]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Enver]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Gizli]]></category>
		<category><![CDATA[Hemen]]></category>
		<category><![CDATA[Ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Sedat]]></category>
		<category><![CDATA[Sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Winston Churchill]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11844</guid>
		<description><![CDATA[Acheson Planı Kıbrıs sorununun tırmandığı 1963-1964 döneminde A.B.D.&#8217;nin özel temsilcisi Dean Acheson tarafından önerilen çözüm yolu. Buna göre Kıbrıs adası her ikisi de NATO üyesi olan Türkiye ve Yunanistan arasında ikiye bölünerek paylaştırılacak, böylece iki müttefik ülkeyi savaşın eşiğine getiren bir sorun çözülmüş olacak ve NATO dışındaki güçlerin adaya müdahalesi engellenecekti. Plan adanın iki ülke [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Acheson Planı<br />
Kıbrıs sorununun tırmandığı 1963-1964 döneminde A.B.D.&#8217;nin özel temsilcisi Dean Acheson tarafından önerilen çözüm yolu. Buna göre Kıbrıs adası her ikisi de NATO üyesi olan Türkiye ve Yunanistan arasında ikiye bölünerek paylaştırılacak, böylece iki müttefik ülkeyi savaşın eşiğine getiren bir sorun çözülmüş olacak ve NATO dışındaki güçlerin adaya müdahalesi engellenecekti. Plan adanın iki ülke arasında nasıl bölüştürüleceğini açıklığa kavuşturmuyordu. Hem Türkiye hem de Yunanistan&#8217;dan destek görmeyen bu plan bir sonuç getirmedi.<br />
Açılma Politikası (infitah policy)<br />
Mısır&#8217;da Nasır&#8217;dan hemen sonra iktidara gelen Enver Sedat tarafından 1974&#8242;te uygulamaya konulan devlet politikası. Nasır&#8217;ın daha önceki sosyalist devletçi deneyimi başarılı olmamıştı ve dünya da yumuşama (détente) dönemine girmişti. Mısır&#8217;a dış yardım sağlayabilmek, komşu Arap sermayesinin ve yabancı yatırımların Mısır&#8217;a gelmesini kolaylaştırmak amacıyla bu yeni açık kapı ekonomi politikası uygulandı.<span id="more-11844"></span><br />
Adana Görüşmesi, 30 Ocak 1943<br />
Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile İngiltere Başkanı Winston Churchill arasında 30 Ocak 1943 tarihinde Adana&#8217;da yapılan gizli görüşme.<br />
Adana Görüşmesi, II. Dünya Savaşı&#8217;nın Almanya&#8217;nın aleyhine döndüğü bir sırada gerçekleşti. O zamana kadar Müttefikler, Türkiye&#8217;yi Almanya&#8217;nın Ortadoğu&#8217;ya inmesine bir engel olarak kabul ediyor ve savaşın dışında kalmasını yeterli görüyorlardı. Ancak 1942 sonlarında Avrupa&#8217;da ikinci bir cephenin açılması gündeme gelince bu cephenin Balkanlar&#8217;da açılmasını isteyen Churchill, Türkiye&#8217;nin de Müttefikler tarafından savaşa katılmasını düşünüyordu. Sovyet yayılmasından çekinen Türkiye ise zaten güçsüz olan ordusunun yıpranmaması için savaşa girmek istemiyordu.<br />
Görüşme sonrasında Türk-İngiliz ilişkilerinde gelişme sağlanmasına rağmen, Churchill Türkiye&#8217;yi savaşa girmeye ikna edemedi. Churchill&#8217;in çabaları ile Türk-Sovyet ilişkilerinde bir düzelme sağlanırken bu gizli görüşmeyi öğrenen Almanya ile ilişkiler bozuldu.<br />
Addis Ababa Konferansı 22-25 Mayıs 1963<br />
Afrika Birliği Örgütü (OAU)&#8217;nün kurulduğu uluslararası konferans. Etiyopya İmparatoru Haile Selassie&#8217;nin çağrısı üzerine 1963 Mayısında bu ülkenin başkentinde toplanan konferansa o zamanki bağımsız yirmi Afrika ülkesinin devlet veya hükümet başkanı düzeyindeki temsilcileri katılmıştı. Sömürgeciliğe ve ırkçılığı karşı mücadele konularının ağırlıklı olarak ele alındığı konferansta Güney Afrika Birliği (Güney Afrika Cumhuriyeti) ve Mozambik&#8217;e yönelik boykot uygulanması da kararlaştırılmıştı. </p>
<p>Afganistan Sorunu<br />
Afganistan&#8217;da komünist hükümet ile anti-komünist Müslüman gerillalar arasında başlayan iç savaşa, Sovyetler Birliği&#8217;nin hükümet kuvvetlerine yardım adı altında bu ülkeye asker gönderip müdahele etmesi ile uluslararası boyut kazanan bunalım. Savaşın kökeni 1978 Nisanında merkeziyetçi Afgan hükümetinin bir sol darbeyle devrilmesinde yatar. Askerlerin daha sonra iktidarı devrettiği iki Marxist-Leninist parti, ülkenin adını değiştirdi (Afganistan Demokratik Halk Cumhuriyeti) ve Sovyetler Birliği ile yakın ilişkiler kurdu. Yeni hükümetin başlattığı sosyal ve ekonomik reformlar ise büyük ölçüde Müslüman ve anti-komünist olan halkta tepkiyle karşılandı ve 1978 yazında ilk başkaldırı Nuristan eyaletinde başladı. Kendilerine &#8220;Mücahid&#8221; diyen Müslüman gerillalar ülkenin her yanında yönetime karşı silahlı mücadeleye giriştiler. Hükümet-içi anlaşmazlıklar ve başlayan iç savaş komünist hükümeti zor durumda bırakıyordu ve 1979 Aralık ayının sonunda Sovyetler Birliği, 1978 yılında iki ülke arasında imzalanan andlaşmayı ve hükümetin davetini öne sürerek Afganistan&#8217;a askeri birlik gönderip bu ülkeyi işgal etti. Bir iki ay içinde ülkede Sovyet askeri sayısı 100.000&#8242;i buldu. Sovyet müdahalesi Batılı devletler ve İslam ülkeleri tarafından büyük tepkiyle karşılandı, birçok ülke bu işgali protesto etmek için 1980 Moskova Olimpiyatları&#8217;nı boykot etti.<br />
Sovyet birlikleri şehirlerde kontrolü elde tutarken kırsal kesimdeki Mücahitlerle baş edemediler. Mücahitlere karşı pek çok savaş taktiği uyguladılar ama Mücahitlerin sivil halktan aldıkları destek sonucu bu girişimlerin hepsi başarısızlığa uğradı. Bunun üzerine Sovyet birlikleri bu halk desteğinin yoğun olduğu bölgelerde sivil halka karşı da operasyona giriştiler. Sonuçta 2.8 milyon Afganlı Pakistan&#8217;a, 1.5 milyon Afganlı&#8217;da İran&#8217;a kaçmak zorunda kaldı. Bu arada ABD Pakistan aracılığıyla mücahitlere silah yardımında bulunmaya başladı.<br />
Yaklaşık 9 yıl süren savaş sonucu Sovyetler mücahitleri yenilgiye uğratamadılar, savaş deneyimi kazanan mücahitler ise Sovyet birliklerine ağır kayıplar verdirdiler. 1988 yılına gelindiğinde Sovyetlerin asker kaybı 15.000&#8242;den fazlaydı. Sovyetler Birliği 1988 sonunda Afganistan&#8217;dan çekileceğini açıkladı. Birleşmiş Milletler&#8217;in arabuluculuğu ile varılan bu anlaşma ile başlayan geri çekilme 1989 Şubatında tamamlandı. Sovyet çekilmesinden sonra hemen devredileceği sanılan komünist Necibullah hükümeti üç yıl daha ayakta kalmayı başardı ama 28 Nisan 1992&#8242;de Kabil&#8217;e giren mücahitler yönetimi devraldılar. Ama bu sefer de farklı görüş ve isteklere sahip, farklı etnik ve mezhepsel temellere dayanan mücahit gruplar arasında silahlı mücadele başladı. </p>
<p>Afyon Savaşları<br />
XIX yüzyıl ortalarında yapılan ve Batılı devletlerin Çin&#8217;de bizim tarihimizdeki kapitülasyonlar benzeri ticari ve hukuki ayrıcalıklar kazanmaları ile sonuçlanan iki savaş.<br />
1939 yılında Çin hükümetinin, İngiliz tüccarların gerçekleştirdiği yasadışı afyon ticaretini durdurma girişimi ve bir İngiliz denizcinin yargılanması konusunda doğan hukuki anlaşmazlığın doğurduğu gerginlik sonucu I. Afyon Savaşı patlak verdi. Küçük ama güçlü İngiliz kuvvetleri kısa sürede zafer kazandılar. 1842&#8242;de imzalanan Nanjing ve 1843&#8242;te imzalanan Bogue Ek Antlaşmaları ve Çin&#8217;in önemli bir miktarda tazminat ödemesi, ticaret ve yerleşim amacıyla beş limanın ve İngilizlere bırakılması ve İngiliz yurttaşlarının İngiliz mahkemelerinde yargılanmaları konuları karara bağlandı. Öteki Batılı devletler de hemen Çin hükümetine istekte bulunup benzer ayrıcalıklar elde ettiler.<br />
&#8220;Ok Savaşı&#8221; olarak da bilinen II. Afyon Savaşı, ticari ayrıcılıklarını arttırmak isteyen İngilizlerin Ok adlı gemideki İngiliz bayrağının indirilmesini bahane ederek 1856 yılında başlattıkları savaştır. Bir Fransız misyonerinin öldürülmesini bahane eden Fransa da İngiltere yanında savaşa girdi. Savaş sonucunda İngiltere ve Fransa 1858 yılında Çin hükümetini Tianjin Andlaşması&#8217;nı imzalamaya zorladır, ancak Çin andlaşmayı onaylamayı reddedince savaş yeniden başladı ve 1860 Pekin Sözleşmesi&#8217;yle Çin, Tianjin Andlaşması&#8217;na uyması kabul etti. Bu andlaşmaya göre yabancı elçiler Pekin&#8217;de yerleşebilecek, birçok yeni liman ticaret ve yerleşim için Batılılara açılacak, yabancılar Çin&#8217;in iç bölgelerine seyahat edebilecek ve Hıristiyan misyonerlere hareket serbestisi tanınacaktı. Ayrıca 1858&#8242;de Shang-hai da yapılan görüşmelerle Çin&#8217;e yapılan afyon ihracatı yasallaştı.<br />
Çin&#8217;in XIX. yy.&#8217;da ve XX. yy&#8217;ın başında Batılı devletlerle yaptığı Tianjin benzeri egemenlik ve toprak bütünlüğünden büyük ödünler verdiği andlaşmalar &#8220;Eşitsiz Andlaşmalar&#8221; olarak da alınır.<br />
Ahali Mübadelesi Sorunu<br />
30 Ocak 1923 tarihinde Lozan&#8217;da imzalanan Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol&#8217;e göre Türkiye&#8217;deki Rum-Ortodokslar ile Yunanistan&#8217;daki müslümanların (Türk olmayanlar dahil) büyük bölümünün karşılıklı olarak yer değiştirmesi. Buna göre Batı Trakya&#8217;da yaşayan müslüman ahali ile İstanbul&#8217;da yaşayan Rumlar dışında nüfus yer değiştirecekti. Daha sonra Lozan Barış Andlaşması ile Gökçeada ve Bozcaada&#8217;daki Rumlar da değişim dışında tutuldu. Değişim konusu olan ahali bir daha geri dönemeycek, yanında götürebildiği kadar taşınır mal götürecek, taşınmaz malları ise oluşturulmuş karma komisyon gözetiminde altın değerine göre tasfiye edebilecekti. Karma Komisyon Ekim 1923&#8242;te çalışmalarına başladı. İlk yıl karşılıklı olarak belli bir sayıda yer değiştirme olduktan sonra sorunlar ortaya çıkmaya başladı. En önemli sorun &#8220;Etabli&#8221; (yerleşmiş) deyiminin kimleri kapsadığı sorunu oldu. Yunanistan İstanbul&#8217;da oturan bütün Rumlar&#8217;ın &#8220;etabli&#8221; sayılmasını isterken, Türkiye bunun Türk yasalarına göre belirlenmesi gerektiğini savundu. Milletler Cemiyeti&#8217;ne oradan da Uluslararası Sürekli Adalet Divanı&#8217;na sevkedilen sorun, Türkiye&#8217;nin görüşüne yakın bir şekilde karara bağlandıysa da, Yunanistan buna uymadı ve Batı Trakya&#8217;daki Türklerin mallarına el koyarak bunları Rum göçmenlere dağıtmaya başladı. Türkiye de buna karşılık İstanbul&#8217;daki Rumların mallarına el koydu. Bu biçimde tırmanan anlaşmazlık ilişkilerde bir gerginliğe dönüşünce taraflar bunu 1 Aralık 1926&#8242;da imzaladıkları bir andlaşma ile çözmeye çabaladılar. Ancak bu andlaşma uygulanamadı ve Türk Yunan ilişkileri bir kez daha gerginleşti. Daha sonra ise Yunanistan Başkanı Venizelos&#8217;un girişimi ile 10 Haziran 1930&#8242;da imzalanan andlaşma ile sorun çözüldü ve iki ülke arasındaki ahali mübadelesi resmen sona erdi. Bu son andlaşma ile yerleşme tarihleri ve doğum yerlerine bakılmaksızın İstanbul&#8217;daki Rum-Ortodokslar ve Batı Trakya&#8217;daki Müslüman ahalinin tamamı &#8220;etabli&#8221; sayıldı ve mübadele dışı tutuldu.</p>
<p>Akdeniz Paktı (Akdeniz İttifakı)<br />
II. Dünya Savaşı öncesi dönemde İtalya&#8217;nın Akdeniz&#8217;de oluşturduğu tehdit karşısında İngiltere ile Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan arasında herhangi bir saldırı durumunda karşılıklı askeri yardımlaşma sözlerine dayalı güvenceler sistemi.<br />
1935 Ekiminde İtalya Habeşistan (bugünkü Etiyopya)&#8217;a saldırınca, Milletler Cemiyeti Konseyi aldığı bir kararla bu ülkeyi saldırgan olarak ilan etti ve İtalya&#8217;ya karşı üye devletlerin zorlama tedbirleri-bütün ticari ve parasal ilişkilerin kesilmesi gibi -almalarını kabul etti. Bu ortamda İngiltere, İtalya&#8217;nın Habeşistan&#8217;a yerleşmesinin, imparatorluk yolu açısından taşıdığı tehlikeli dikkate alarak, İtalya&#8217;nın 1935 Kasımında zorlama tedbirlerine katılan devletleri tehdit etmesi üzerine, Aralık ayında İspanya, Yugoslavya, Yunanistan ve Türkiye&#8217;ye askeri güvence verdi. İspanya dışındaki devletler 1936 Ocağında bu güvenceye kabul ettiklerini açıkladılar. İngiltere&#8217;nin verdiği güvenceye göre, zorlama tedbirlerine katılmalarından dolayı bu devletler İtalya&#8217;nın saldırısına uğrarlarsa, İngiltere kendilerine askeri yardımda bulunacaktı. Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan da buna karşılık olarak İngiltere&#8217;ye aynı güvenceyi verdiler. İtalya&#8217;nın Akdeniz&#8217;de yarattığı tehdit karşısında ortaya çıkan bu güvenceler sistemine siyasi tarihte &#8220;Akdeniz Paktı&#8221; (Akdeniz İttifakı) adı verilir.<br />
Akdeniz Paktı ile Türkiye, İtalya tehdidi karşısında güvenliğini sağlama açısından İngiltere&#8217;ye dayanmaya başlamıştır. Bu, Türkiye&#8217;nin İngiltere ile ilişkilerinde bir dönem noktası sayılabilir. İki devlet arasındaki bu yakınlaşma, üç yıl sonra, II Dünya Savaşı&#8217;nın hemen öncesinde bir ittifaka kadar varacaktır.</p>
<p>AKKA (AKKUM), 19 Kasım 1990<br />
Avrupa&#8217;da konvansiyonel kuvvetlerin sınırlandırılması görüşmeleri. Görüşmeler ilk olarak Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı&#8217;nın Viyana&#8217;daki izleme toplantısında 1989 yılında gündeme geldi. 1987 Aralık ayında ABD ile SSCB arasında imzalanan orta menzilli nükleer füzelerin karşılıklı olarak imha edilmesini öngörüne INF Antlaşması (Orta Menzilli Nükleer Silahların Sınırlandırılması Antlaşması) gündeme konvansiyonel silahların indirimini de getirdi. Bu alandaki çalışmaların iki ülke yerine pakt arasında yapılması öngörüldü. Bu çalışma için 1975&#8242;ten bu yana konvansiyonel silahsızlanma görüşmelerinin merkezi olan Viyana seçildi. Görev yönergesinin 1989 Ocak ayında kabul edilmesi ile 9 Mart 1989&#8242;da &#8220;AKKUM&#8221; diye adlandırılan görüşmeler başladı.<br />
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü&#8217;nün (NATO) onaltı ve Varşova Paktı&#8217;nın Demokratik Almanya&#8217;yı da kapsayan yedi ülkesinin Viyana&#8217;da biraraya geldikleri AKKUM&#8217;un 3 temel amacı vardı. a)Konvansiyonel silahlarda daha alt düzeylerde güvenli ve istikrarlı bir dengenin sağlanması, b)İstikrarı ve güvenliği tehdit eden eşitsizliklerin ortadan kaldırılması, c)Sürpriz taarruza geçme ve geniş kapsamlı saldırı başlatma yeteneğinin öncelikli olarak ortadan kaldırılması.<br />
Bu görüşmeler sonucunda Avrupa Konvansiyonel Kuvvet Antlaşması (AKKA) 19 Kasım 1990 tarihinde yirmi iki ülkenin lideri tarafından imzalandı. Antlaşma Avrupa bazında ve merkezi Avrupa&#8217;dan birbirinin içine geçecek dışarı doğru açılan 4. bölgeye uyarlanarak yapıldı. Türkiye, Yunanistan, Norveç, Bulgaristan, Romanya, Sovyetler Birliği&#8217;nin altı askeri bölgesi aynı kapsamda ele alındı.<br />
Antlaşma her dört bölgedeki ülkeler için öngörülen sayısal sınırların bölge içerisinde yeniden pay edilmesi ile taraf ülkeler açısından hukuki yükümlülükler belirlendi. Buna göre global tavanlar NATO ve Varşova Paktı için tank ve toplarda 20.000 olarak saptanırken, zırhlı savaş araçlarında 30.000, savaş uçaklarında 6800, saldırı helikopterlerinde 2000 rakamında anlaşıldı. Bu çerçevede Türkiye&#8217;nin elinde Güneydoğu Anadoluyu kapsayan uygulama içinde 279 tank, 3120 zırhlı savaş aracı, 3523 top 750 savaş uçağı bulunacaktır. Bu tavanların dışında eldeki silahlar ise antlaşmaya göre imha edilecektir. Öngörülen indirimler iki pakta da &#8220;asimetrik&#8221; biçimde uygulanacağı için Varşova Paktı saptanan tavanlar çerçevesinde silah düzeyini NATO&#8217;ya eşitlemek amacı ile daha çok imha işlemi gerçekleştirecektir.<br />
Antlaşmanın getirdiği en önemli unsur, iki pakta birbirlerinin silah miktar ve yerlerini etkin biçimde denetleme olanağını vermesidir.<br />
AKKUM: bkz. AKKA<br />
Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı, 24 Ağustos 1939<br />
Sovyetler ve Batılılar arasında yapılmaya çalışılan ortak cephe ya da &#8220;barış cephesi&#8221; görüşmelerinden olumsuz sonuç çıkması üzerine, Stalin zaman ve alan kazanmanın Hitler&#8217;le doğrudan anlaşarak gerçekleşebileceğine karar verdi. 10 Mart 1939&#8242;da Stalin Batılıları bir Alman-Sovyet çatışmasının gerçekleştirmeye çalışmakla suçladı. Hitler de bir Batı-Sovyet yakınlaşmasından endişeleniyor ve bunu bozmak istiyordu. Hitler, 20 Ağustosta Stalin&#8217;den Alman Dışişleri Bakanı Ribbentrop&#8217;u kabul etmesini istedi ve 23 Ağustos&#8217;da Moskova&#8217;da Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı imzalandı. Tipik bir saldırmazlık paktı olan bu anlaşmanın gizli maddesinde Doğu Avrupa&#8217;da ve özellikle Polonya ile Baltık bölgelerinde Almanve Sovyet etki alanları belirlendi. Bunu izleyecek Polonyanın işgali ile birlikte 2. Dünya Savaşı başlayacaktır.</p>
<p>Alman Ulusal Birliği, 1871<br />
XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar bugünkü Almanya sınırlarında onlarca bağımsız prenslik yer alıyordu. Bu prensliklerin sayıları Viyana Kongresi&#8217;nden sonra azaltılmıştı ve bir Germen Konfederasyonu kurulmuştu. Bugün Almanya&#8217;nın doğusu ve Polonya toprakları üzerinde kurulu olan Prusya güçlenerek bu prenslikleri birleştirip Almanya Ulusal Birliği&#8217;ni oluşturmaya çalışıyordu. Bu yolda Prusya&#8217;nın en önemli rakibi Avusturya&#8217;ydı. Prusya&#8217;nın Alman Ulusal Birliği&#8217;ni kurabilmesi için Danimarka ve Fransa ile de savaşması gerekliydi. 1964 yılında iki Alman dükalığı olan Schlezwig ve Hollestein&#8217;i ele geçirmek amacıyla German Konfederasyonu adına Prusya ve Avusturya Danimarka&#8217;ya savaş açtı. Savaştan sonra bu iki dükalığın yönetimi konusunda Prusya ve Avusturya arasında anlaşmazlık çıktı. Prusya Başbakanı Bismarck, Fransa ve Rusya&#8217;nın tarafsızlığını sağladıktan sonra Avusturya&#8217;ya savaş açtı ve 1866&#8242;da bu ülkeyi Sadowa&#8217;da yenilgiye uğrattı. Bundan sonra 1867&#8242;de Prusya&#8217;nın denetiminde Kuzey Germen Konferedasyonun kuruldu. Bismarck Avusturya&#8217;dan sonra Fransa&#8217;nın da gücünü kırmak istiyordu. Be sefer Avusturya ve Rusya&#8217;nın tarafsızlığını sağladıktan sonra Fransa&#8217;ya savaş açtı.<br />
1870&#8242;te Sedan Savaşı&#8217;nda yenilen Fransa&#8217;nın böylece Katolik Alman prenslikleri üzerindeki denetimi kırılmış oldu. Prusya 1871 Frankfurt Barışı ile Alsace-Lorraine&#8217;i de ilhak etti. Bundan sonra Mein akarsuyunun güneyindeki Katolik Alman devletçikleri Prusya&#8217;ya katıldılar ve böylece Alman Ulusal Birliği kurulmuş oldu. Prusya Kralı Alman İmparatoru, Bismarck da Alman Şansölyesi ünvanını aldılar.</p>
<p>Almanya&#8217;nın Birleşmesi, 3 Ekim 1990<br />
Demokratik Alman Cumhuriyeti&#8217;nin siyasi varlığını sona erdirerek II. Dünya Savaşı sonrası ikiye bölünmüş Almanya&#8217;nın Federal Almanya Cumhuriyeti çatısı altında birleşmesi olayı. Birleşme, &#8220;Birleşme Antlaşması&#8221;nın imzalanarak yürürlüğe girdiği 3 Ekim 1990 tarihinde gerçekleşmiştir.<br />
Soğuk Savaş&#8217;ın sona ermesi ile yumuşayan uluslararası ortamda Soğuk Savaş&#8217;ın simgesi olan Almanya&#8217;nın bölünmüşlüğünün de sona ermesi yönünde sesler sınırın her iki tarafında da yükselmeye başladı. Özellikle Doğu Alman kentlerinde yoğun sokak gösterileri oldu. Kamuoyu baskısına dayanamayan Demokratik Alman hükümeti birleşme için Federal Almanya ile görüşmelere başlamayı kabul etti. İki Alman devleti arasında ilk olarak 18 Mayıs 1990&#8242;da &#8220;Birinci Devlet Anlaşması&#8221; imzalandı. Bu anlaşma ekonomik, parasal ve sosyal birliği içeriyordu, Federal Alman Markı Doğu&#8217;da da geçerli para birimi oluyor ve Demokratik Almanya pazar ekonomisine geçişi sağlayan yasalarını hazırlamayı kabul ediyordu.<br />
Daha sonra II. Dünya Savaşı&#8217;nın galibi dört müttefik ülke İngiltere, Fransa, A.B.D., S.S.C.B. ile iki Almanya arasında &#8220;2+4&#8243; görüşmeleri yapıldı ve 3 Ekim 1990&#8242;da imzalanan &#8220;Birleşme Andlaşması&#8221; ile iki Almanya resmen birleşti. 2 Aralık 1990&#8242;da yapılan ilk ortak seçimlerle de Birleşik Alman Parlamentosu oluştu. Parlamento daha sonra aldığı bir kararla birleşik Almanya&#8217;nın başkentinin Berlin olmasına karar verdi.</p>
<p>Altı Gün Savaşı: bkz. Arap İsrail Savaşları<br />
Amerikan Ambargosu, 1975-1978<br />
A.B.D.&#8217;nin Kıbrıs Barış Harekatı sonrası Şubat 1975&#8242;ten itibaren Türkiye&#8217;ye uyguladığı silah ambargosu.<br />
Amerikan yöntemi, 1971&#8242;de Nihat Erim tarafından konulan haşhaş ekim yasağını kaldıran Ecevit hükümetine karşı bir soğukluk duyuyordu ve A.B.D.&#8217;nin bütün engelleme çabalarına rağmen gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekatı da Türkiye&#8217;nin bu ülke ile ilişkilerini iyice gerginleştirdi. Harekat sonrası Kongre&#8217;de bir grup üye Türkiye&#8217;ye karşı silah ambargosu uygulanması yönünde girişime başladılar. Bunun için de A.B.D.&#8217;nin Türkiye&#8217;ye savunma amacıyla verdiği silahları Kıbrıs&#8217;ta kullanmış olmasına sebep olarak gösterdiler. Bu arada Kongre&#8217;de çıkacak herhangi bir ambargo kararını veto edeceğini ifade etmiş olan Başkan Nixon ise Watergate Skandalı yüzünden istifa etmişti. Sonuçta Amerikan Kongresi 5 Şubat 1975&#8242;te Türkiye&#8217;ye yönelik silah ambargosu kararını aldı. Türkiye&#8217;nin buna ilk yanıtı bir hafta sonra Kıbrıs Türk Federe Devleti&#8217;nin kurulduğunu ilan etmek oldu. Daha sonra 25 Temmuz 1975&#8242;te Türkiye A.B.D.&#8217;ye verdiği bir nota ile 1969 tarihli Türkiye-A.B.D. Savunma İşbirliği Anlaşması&#8217;nı (Defence Cooperation Agreement) askıya aldığını ve ülkedeki bütün Amerikan üs ve tesislerinin Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin &#8220;kontrol ve gözetimi&#8221; altına girdiğini açıkladı. Bu gelişme sonucu başlayan görüşmelerde iki ülke arasında yeni bir uzlaşmaya varıldı ve 26 Mart 1976&#8242;da yeni bir Savunma İşbirliği Anlaşması imzalandı, ama bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi silah ambargosunun kalkması şartına ve Kongre&#8217;nin onayına bağlanmıştı. Temmuz 1978&#8242;de KTFD Başkanı Rauf Denktaş&#8217;ın Maraş bölgesine 35.000 Rum göçmenin kabul edileceğini açıklamasıyla yumuşayan hava ve Başkan Jimmy Carter&#8217;in girişimleri sonucu ambargo 26 Eylül 1978&#8242;de kaldırıldı.</p>
<p>Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi<br />
(American Declaration of Independence), 4 Temmuz 1776<br />
Kuzey Amerika&#8217;daki 13 İngiliz sömürgesinin bağımsızlıklarını ilan edip Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ni kurduklarını bütün dünyaya duyuran belge. Bildirinin hazırlanması görevi Philadelphia&#8217;da toplanan Kongre tarafından 7 Haziran 1776&#8242;da John Ademo, Benjamin Franklin ve Thomas Jefferson&#8217;un denetimindeki bir kurula verilmişti. Kurulun hazırlayıp Jefferson&#8217;un kaleme aldığı belge 4 Temmuz 1776&#8242;da Kongre&#8217;de kabul edildi. Bildirgenin özü işi idi: Bütün insanlar özgür doğarlar ve özgür yaşarlar; devlet ancak bu özgürlükleri korumak ve bunlardan herkesi eşit derecede yararlanmasını sağlamak için vardır; bu özgürlüklere dokunan devlet, kendi varlık nedenini yitirir; böyle bir devlete karşı ayaklanmak hem hak hem de ödevdir; İngiltere Hükümeti, Amerikalıların özgürlüklerini çiğneyerek onları kendisine bağlayan temel sözleşmeyi bozmuştur; bu suretle serbest kalan Amerikan halkı, yeni bir hükümet kurmaya karar vermiştir.<br />
Amerikan Devrimi (American Revolution)<br />
1774&#8242;te başlayan Amerika&#8217;daki İngiliz kolonilerinin İngiltere&#8217;ye karşı yürüttükleri bağımsızlık hareketi. Kuzey Amerika&#8217;ya XVII. yüzyıldan itibaren Britanya Adaları&#8217;ndan göçler başlamıştı. İlk göç edenler üzerindeki dini baskıdan kaçan Prütenlerdi. Onları daha sonra pekçok sebepten birçok grup izledi. Burada yeteri kadar nüfus birikince, bazı birimler özerk devletler haline gelmeyi, bir anayasa hazırlamayı ve eşit haklara dayalı bir birlik kurmayı kararlaştırdılar. Kolonilerde bu yönde bir gelişme olurken Fransa ile yaptığı Yedi Yıl Savaşları&#8217;ndan dünyanın en büyük sömürge imparatorluğu ve denizlere hakim devleti olarak çıkan İngiltere, artık çok genişlemiş olan bu imparatorluğa bir çekidüzen vermek ve sömürgeler ile bağlarını güçlendirmeyi istiyordu. Ayrıca Yedi Yıl Savaşları&#8217;nın masraflarını da bu sömürgelerden çıkartmak niyetindeydi. İngiltere&#8217;nin yeni vergiler koyması Kuzey Amerika&#8217;daki kolonilerde tepkiye yol açtı. Özellikle çay vergisi bardağı taşıran son damla oldu ve Boston limanında İngiltere&#8217;ye ait çayların denize dökülmesiyle bağımsızlık hareketi başladı. İngiltere&#8217;nin rakibi Fransa&#8217;nın desteği ile 4 Temmuz 1776&#8242;da Amerikan bağımsızlık mücadelesi resmen ilan edildi. İngiltere ile başlayan askeri çatışma sonucu 1782&#8242;de İngiltere Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ni tanımak zorunda kaldı.</p>
<p>Amerikan İç Savaşı (American Civil War), 1861-1865<br />
Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde 1861-1865 yılları arasında Kuzey ve Güney eyaletleri arasında yapılan savaş. Savaş köleliğin kaldırılmasını isteyen Kuzey eyaletleri ile köleliğin sürmesini savunan Güney eyaletleri arasında olmuştur. Görünüşte insancıl bir sebep olmasına rağmen savaşın bir de ekonomik boyutu vardı. Kuzey eyaletleri zenci kölelerin bağımsızlık kazandıktan sonra Kuzey&#8217;e gelip oradaki sanayi kuruluşlarında ucuz emek olarak çalışacaklarını umuyorlardı. Ayrıca Kuzey, Güney ile İngiltere arasındaki ticari ilişkilerden de rahatsızdı. İngiltere Güney eyaletlerine Afrika&#8217;dan zenci köle sağlıyor, karşılığında pamuk alıyordu. Kuzey eyaletleri pamuğu hem kendi endüstrileri için istiyorlardı, hem de pamuğun ucuza dışarı satılmasına karşıydılar. Sonuçta köleliği kaldırmak istemeyen 13 Güney eyaleti Amerika Konfedere Devletleri adı altında A.B.D.&#8217;den ayrılmaya karar verdiler. Bunun üzerine 1861&#8242;de başlayan savaşı 1865&#8242;te Kuzey kazandı ve o tarihten sonra A.B.D.&#8217;de kölelik yasaklandı.</p>
<p>Amerikan Planı (White Plan), 1944<br />
Bretton Woods uluslararası para sisteminin kuruluş çalışmalarında A.B.D.&#8217;nin görüşlerinin toplandığı plan. Plan 1944&#8242;teki Bretton Woods Konferansı&#8217;nda Harry D. White tarafından hazırlanmış ve bazı değişiklikler dışında aynen kabul edilmiştir. Bretton Woods görüşmelerinde White&#8217;in planının yanında İngiltere&#8217;nin görüşlerini yansıtan Keynes Planı da tartışılmıştır. Görüşmelerde, II. Dünya Savaşı sonrasında uluslararası değer taşıyan paralara istikrar kazandırmanın yolları aranmış, ortak bir para biriminin oluşturması konusu tartışılmıştı. White Planı bu iki sorunu Birleşmiş Milletler İstikrar Fonu ve Dünya Bankası&#8217;nın kurulması şeklinde çözümlenmiştir.<br />
A.B.D. ve İngiltere arasındaki görüşmelerde Keynes Planı ile birlikte ele alınan White Planı, Nisan 1944&#8242;te Uluslararası Para Fonu&#8217;nun (IMF) kuruluşuna ilişkin Ortak Bildiri&#8217;de önemli yer tutmuştur.<br />
Ankara Andlaşması, 1964<br />
Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında ortak üyelik statüsü kuran andlaşma.<br />
Türkiye, Topluluğa ilk kez 31 Ağustos 1959&#8242;da başvurmuş, sözkonusu andlaşma 12 Eylül 1963&#8242;de imzalanarak ilgili ülkelerin parlamentolarında onaylandıktan sonra 1 Aralık 1964&#8242;te yürürlüğe girmiştir. Ankara Andlaşması&#8217;nın temel amacı, Türkiye ile Topluluk arasında aşamalı bir biçimde gümrük birliğinin kurulmasıdır. Nihai amacın ise, Batı Avrupa ile hem ekonomik, hem de siyasal yönden bütünleşme olduğu ileri sürülebilir.<br />
Andlaşma uyarınca, gümrük birliği birbirini izleyen üç dönemde gerçekleştirilecektir. Bunlar a)Hazırlık Dönemi b)Geçiş Dönemi, c)Son Dönem (ya da tam üyelik dönemi)&#8217;dir. Hazırlık döneminde Türk ekonomisinin güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amacın gerçekleştirilmesi için Topluluğun Türkiye&#8217;ye bazı gümrük kolaylıkları tanıması ve finansal yardımlarda bulunması öngörülmüştür. Geçiş Dönemi fiilen 1 Eylül 1971 tarihinde başlamıştır. Bu dönemde Topluluk ile Türkiye arasında sanayi malları alanında gümrük birliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Tarımsal ürünler arasında bu dönemde gümrük birliği sözkonusu değildir; ancak Topluluğun tarım ürünleri alanında Türkiye&#8217;ye bazı gümrük kolaylıkları tanıması öngörülmüştür. Üretim faktörlerinin serbest dolaşımı ise andlaşmaya göre 1976-1986 arasında gerçekleştirilmiş olacaktır. Ayrıca, Topluluk, Türkiye&#8217;nin tam üyeliğini kolaylaştırmak için finansal yardımlar sağlayacaktır. Türkiye&#8217;deki yasal mevzuatın ve iktisat politikalarının Toplulukla uyumlulaştırılması da geçiş döneminde gerçekleştirilmesi öngörülen konulardandır. Son (yani tam üyelik) döneminin ise 1995&#8242;ten itibaren başlaması öngörülmüştür. Ankara andlaşmasına göre, geçiş döneminde bu son dönemde tarım ürünlerinin de serbest dolaşımı sağlanmış olacak; diğer yandan Türkiye&#8217;de izlenen iktisat politikaları da Toplulukla uyumlu duruma getirilmiş bulunacaktır.</p>
<p>Ankara İtilafnamesi, 20 Ekim 1921<br />
TBMM ile Fransa arasında imzalanan antlaşma (20 Ekim 1921). Mondros Mütarekesi&#8217;nden sonra Fransa, Ermeniler ile işbirliği yaparak güney bölgelerimize hakim olmaya çalıştıysa da ummadığı bir dirençle karşılaştı. Fransa 1921 ortalarında TBMM hükümeti ile temas girişimlerinde bulundu. Bunda Yunanlılara karşı kazanılan askeri başarılar, Sovyetlerle imzalanan antlaşmalar, İtalyanların Anadoluyu terke başlaması, Ren bölgesinin geleceği konusunda İngiltere&#8217;nin Fransayı desteklememesi gibi nedenler de rol oynadı. Fransa Franklin Bouillon&#8217;u 9 Haziran 1921&#8242;de TBMM hükümeti ile gayri resmi bir temas kurmak üzere Ankara&#8217;ya gönderdi. Görüşmeleri M. Kemal Paşa yönetti. Sakarya Meydan Savaşının kazanılması Fransa&#8217;nın tereddütlerini giderdi. Türk temsilcisi Yusuf Kamil Bey (Tergirşenk) ile Fransız temsilcisi Franklin Bouillon arasında Ankara İtilafnamesi imzalandı. Antlaşmayla Türkiye ile Fransa arasındaki savaş durumu sona erdi. Türkiye Suriye sınırını çizdi. İskenderun ve Antakya Türk özerkliği kabul edilmek şartıyla ve korunmak şartıyla Fransa&#8217;ya bırakıldı. Böylece Fransa Anadolu&#8217;nun işbirliği yaptığı dostlarından ayrıldı. Güney cephesinin tasfiyesi ile batı cephesinin güçlendirilmesi sağlandı. Daha sonra Lozan&#8217;da bu anlaşma koşulları kesinlik kazanacaktır.<br />
Anschluss, 12 Mart 1938<br />
Almanca &#8220;Birlik&#8221;. Avusturya ile Almanya&#8217;nın siyasi birleşmesini öngören ve 1938 Martında Hitler Almanyasının Avusturya&#8217;yı ilhakı ile gerçekleşen siyasi düşünce.<br />
İlk kez 1919&#8242;da ortaya atılan &#8220;Anschluss&#8221; fikri, 1933&#8242;e kadar Avusturyalı sosyal demokratlarca desteklenmiş, 1933&#8242;te Almanya Nazilerinin iktidara gelmesi ile çekiciliğini kaybetmiştir. Hitler &#8220;bir ulus-bir devlet&#8221; ideali doğrultusunda &#8220;Anschluss&#8221;u gerçekleştirmek için 1934 Temmuz&#8217;unda Avusturya&#8217;da Nazilerin iktidarı ele geçirme çabasını desteklemiş, ama bu başarısızlıkla sonuçlanınca bunu bir süre ertelenmiştir. 1937&#8242;de Almanya İtalya ile anlaştıktan sonra Avusturya üzerindeki baskılarını yoğunlaştırmış ve Almanya&#8217;ya davet ettiği Avusturya Şansölyesi Schuschnigg&#8217;e bağımsız bir devletin kabul edemeyeceği isteklerde bulundu. Schuschnigg bu isteklerin çoğunu yerine getirdi ama Anschluss&#8217;u halk oyuna sunmak istedi. 13 Mart 1938 olarak tespit edilen plebisit tarihinden bir gün önce 12 Mart&#8217;ta Alman birlikleri Avusturya&#8217;ya girdi ve iki ülkenin birleşmesi bir oldu bitti ile gerçekleşti.<br />
Versailles Andlaşması&#8217;nın açık bir şekilde ihlali olan Anschluss, Avrupa&#8217;nın II. Dünya Savaşı&#8217;na doğru ilerlemesinin ilk sinyallerinden biriydi. </p>
<p>Antarktik Andlaşması, 1959<br />
1 Aralık 1959 tarihinde Washington&#8217;da imzalanan ve Antartika kıtasının silahlandırılmasını önlemeyi amaçlayan andlaşma. Aralarında ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa&#8217;nın da bulunduğu on iki devlet tarafından imzalanan andlaşma Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği tarafından imzalanan ilk silahsızlanma andlaşması olması bakımından önemlidir. Ayrıca nükleer silahlarla ilgili olarak imzalanan ilk andlaşma olma özelliğini de taşır. AndlaşmaAntartika&#8217;da askeri üslerin kurulmasını, silahların denenmesini, askeri tatbikatların yapılmasını bölgede radyoaktif atıkların bulundurulması ve nükleer patlamalara yol açılmasını yasaklamıştır. 23 Haziran 1961&#8242;de yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Anti-Balistik Füze Sistemlerinin Sınırlandırılması Andlaşması ve Ek Protokol (Treaty on The Limitation of The Deployment of Anti-Ballistic Missile Systems and Protocol), 3 Ekim 1972<br />
Stratejik silahların sınırlandırılması görüşmeleri çerçevesinde (SALT) A.B.D. ve Sovyetler birliği arasında 26 Mayıs 1972&#8242;de Moskova&#8217;da imzalanan anti-balistik füze sistemlerini sınırlandıran andlaşma. 3 Ekim 1972&#8242;de yürürlüğe girmiştir.<br />
Onaltı maddelik bu andlaşma ile her iki tarafın anti-balistik füze (ABM) sistemleri nicelik, nitelik ve coğrafi bakımdan geniş sınırlamalara tabi tutulmakta, böylece her iki taraf için &#8220;ilk darbe&#8221; girişimi rasyonel bir politika olmaktan çıkarılmaya çalışılmaktaydı. Ayrıca, andlaşma ile bir sürekli Danışma Komitesi kurulmakta, bu komite ile Andlaşma hükümlerinin uygulanmasının kolaylaştırılması hedeflenmekteydi. Andlaşma doğrultusunda A.B.D. ve Sovyetler Birliği topraklarında sadece ikişer tane ABM savunma sistemi kurabileceklerdi. Bu sistemlerden biri ülkelerin başkentleri çevresinde ötekisi de bir kıtalararası balistik füze (ICBM) koruganı çevresinde olacaktı. Alan savunmasını önlemek amacıyla da her iki sistem arasında en az 1300 km uzaklık olması kararlaştırılmıştı. Her ABM sisteminin en az 1300 km uzaklık olması kararlaştırılmıştı. Her ABM sisteminin en fazla 100&#8242;er rampa ve füzeden ve gerekli radar ağından oluşacağı hükme bağlanmıştı. Ayrıca taraflar kendi ülke toprakları dışında başka ülkelerde ABM sistemi kuramayacaklardı.<br />
Moskova&#8217;da 3 Temmuz 1974&#8242;te imzalanan bu andlaşmaya ek protokol ile tarafların sahip olabileceği ABM sistemi sayısı ikiden bire indirilmişti. Bu protokol 24 Mayıs 1976&#8242;da yürürlüğe girdi. </p>
<p>Anti-Komintern Paktı, 25 Kasım 1936<br />
Görünüşte Komünist Enternasyonal&#8217;i ama asıl Sovyetler Birliği&#8217;ni hedef alan andlaşma. 25 Kasım 1936&#8242;da Almanya ile Japonya arasında imzalandı. Daha sonra 6 Kasım 1937 tarihinde Pakt&#8217;a İtalya da katıldı. Pakt&#8217;ın hazırlanmasına Hitler önderlik etmiştir. Hitler kendi kurmak istediği Büyük Almanya&#8217;ya Avrupa&#8217;da en büyük engel olarak Sovyetleri görüyordu. Japonya ise Çin&#8217;e karşı giriştiği savaşta Sovyetlerin tutumundan ve Çin&#8217;e savaş açacağı ve askeri malzeme satmasından rahatsızdı. Pakt biri açık diğeri gizli olmak üzere iki bölümden oluşmaktaydı. Açık bölüm Komintern (Komünist Enternasyonal)&#8217;in faaliyetlerini hedefleyen bir siyasi anlaşma görünümündeydi. Gizli bölümde ise askeri içerikli maddeler ağırlıktaydı ve Sovyetler Birliği ile gerçekleşebilecek bir çatışmada tarafların nasıl tutum alacakları ele alınıyordu.</p>
<p>Anti-Semitizm<br />
Musevilere karşı düşmanca duygular besleme. Musevi düşmanlığı tarihin derinliklerinden gelmektedir. Hz. İsa&#8217;yı Çarmıha Musevilerin gerdirdiğine inanan Hristiyan gruplar tarih boyunca Musevilere karşı şiddet eylemlerinde bulunmuş, onlara karşı ayrımcılık yapmışlardır. Bunun Orta Çağ&#8217;daki en uç örneği İspanyol Engizisyon&#8217;unun Musevilere karşı tutumu olmuş, bu dini terk etmeyenler zorla İspanya&#8217;dan çıkarılmıştır. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren özellikle Orta Avrupa&#8217;da yükselen milliyetçilikle beraber anti-semitizme ırkçı bir nitelik de eklendi, özellikle Almanya ve Avusturya&#8217;da zengin Musevi kesim milliyetçi akımların hedefi haline geldi. Sonunda 1933&#8242;te Almanya&#8217;da Nasyonel Sosyalistlerin işbaşına gelmesi ile anti-semitizm doruğa çıktı. Önce Museviler ayrı gettolarda yaşamaya zorlandı, daha sonra II. Dünya Savaşı&#8217;na kadar pekçok Musevi ülkeden ya sınırdışı edildi ya da göçe zorlandı. Savaş sırasında ise Almanya&#8217;nın çeşitli yerlerinde ve Alman işgalindeki ülkelerde -özellikle Polonya&#8217;da- kurulan toplama kamplarında milyonlarca Musevi soykırıma tabi tutuldu. Savaş sonrasında ise Musevilere bir ulusal yurt kurmak amacıyla 1948&#8242;te İsrail devleti kuruldu ve anti-semitizm daha başka bir biçim kazandı.</p>
<p>Arap-İsrail Savaşları<br />
İsrail ile çeşitli Arap devletleri arasında meydana gelen çatışmalar. Bunların en önemlileri 1948-1949, 1956, 1967, 1973 ve 1982 savaşlarıdır.<br />
Balfour Bildirisi ile Filistin&#8217;de bir &#8220;ulusal yurt&#8221; sözü alan Yahudiler bölgenin I. Dünya Savaşı sonunda İngiltere&#8217;nin eline geçmesi ile bu ülke üzerindeki baskıyı artırdılar. Manda yönetimi sırasında bölgeye olan Yahudi göçü sonucu da Filistin&#8217;deki Yahudi nüfusu arttı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kasım 1947&#8242;de Filistin&#8217;de biri Arap diğeri Yahudi iki devletin kurulması yönündeki karar doğrultusunda 14 Mayıs 1948&#8242;de İsrail Devleti&#8217;nin ilanı ile ilk Arap-İsrail savaşı başladı. Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Irak güçleri bu ülkeye saldırdı. Yaklaşık bir yıl süren savaş sonucu İsrail, sınırlarını ikiye katlayarak uluslararası tanınan sınırlarına ulaştı.<br />
İkinci savaş Mısır Devlet Başkanı Abdulnasır&#8217;ın Temmuz 1956&#8242;da Süveyş Kanalı&#8217;nı millileştirdiğini açıklaması sonucu doğan bunalım sonrasında başladı. İngiltere ve Fransa Mısır&#8217;ın bu kararını tanımadıklarını bildirdiler. Ekim ayında Londra&#8217;da toplanan konferanstan da bir sonuç çıkmayınca İngiltere ve Fransa İsrail ile anlaştı ve Ekim ayının sonunda İsrail kuvvetleri Sina Yarımadasına girmeye başladı. Ama A.B.D. ve Sovyetler Birliği&#8217;nin baskısı ile ateşkes ilan etmek zorunda kaldı ve kuvvetlerini 6 Kasım&#8217;da geri çekmeye başladı. Bu arada İngiliz ve Fransız paraşütçü birlikleri çatışmalar bittikten sonra bölgeye indirildi. Savaş sonucunda Mısır-İsrail sınırına Birleşmiş Milletler Gücü yerleştirildi ve İsrail Akabe Körfezi&#8217;ne bir çıkış kazanmış oldu.<br />
1967 yılında Abdulnasır BM Gücünün artık çekilmesini istedi ve İsrail gemilerinin Akabe Körfezi&#8217;ne girmesini önlemeye başladı. Daha önce ise İsrail-Suriye sınırında çeşitli çatışmalar oluyordu. İsrail kendisinden daha fazla kuvvete sahip olduğunu anladığı Arap devletlerinin ani bir saldırısını önlemek amacıyla ilk saldırıyı gerçekleştirmeye karar verdi. 5 Haziran&#8217;da İsrail Hava Kuvvetleri&#8217;nin Mısır Hava Kuvvetleri&#8217;nin bulunduğu üslere saldırısı ile başlayan savaş altı gün sürdü ve &#8220;Altı Gün Savaşı&#8221; olarak anıldı. Bu savaş sonunda İsrail Mısır&#8217;dan Gazze Şeridi ve Sina Yarımadası&#8217;nı Ürdün&#8217;den Şeria Nehrinin batı yakasını ve Suriye&#8217;den Golan Tepeleri&#8217;ni aldı.<br />
Altı Gün Savaşı Arap devletlerinde büyük bir kızgınlığa yol açtı. Diplomatik çabalar İsrail&#8217;in işgal ettiği toprakları geri vermeyi reddetmesi ile sonuçlandı. Bunun üzerine Ekim 1973&#8242;te Yahudilerin kutsal ayı olanYom Kippur&#8217;da Mısır ve Suriye birlikleri eşgüdümlü bir sürpriz saldırı gerçekleştirdiler. İsrail, Golan ve Sina&#8217;da ilk başta gerilemek zorunda kaldı ama ikinci haftanın sonunda Galon Tepelerini geri aldı ve Mısır birliklerini Sina&#8217;dan püskürttü. Bu savaş ile İsrail&#8217;in yenilmezlik miti sarsıldı.<br />
5 Haziran 1982&#8242;de İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasında tırmanan gerginlik sonucu İsrail F.K.Ö kamplarının bulunduğu Beyrut ve Güney Lübnan&#8217;ı bombaladı. İsrail birlikleri Lübnan&#8217;ın güneyini işgal etti ve Beyrut&#8217;un kenar mahallelerine kadar ilerledi. Kentteki Filistinli mülteciler kenti terk ederek mülteci kamplarına gönderildi. İsrail kentten çekildikten sonra 14 Eylül&#8217;de tekrar Beyrut&#8217;a girdi. 16 Eylül günü İsrail destekli Falanjist gerillalar Beyrut&#8217;taki Sabra ve Şatilla kamplarına girerek yüzlerce Filistinli mülteciyi öldürdüler.<br />
Arap Zirveleri<br />
Arap ülkelerinin liderlerinin bir araya geldikleri, sorunları tartıştıkları zirve toplantıları. Bu toplantıların büyük çoğunluğu Arap Birliği çerçevesinde olmuştu.<br />
Bu zirve toplantılarından ilki 5-11 Eylül 1964 tarihleri arasında 13 Arap devletinin katılımı ile Kahire&#8217;de yapıldı. Yemen sorununun tartışıldığı bu toplantı herhangi bir sonuç elde edilemeden sona erdi. Ağustos 1967&#8242;deki Hartum Zirvesi&#8217;nde 1967 Arap İsrail Savaşı&#8217;nın sonuçları ile Yemen&#8217;deki Mısır askerlerinin geri çekilmesi konuları ele alındı. Zirve sonunda Mısır ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Hartum Andlaşması&#8217;yla Mısır askerlerinin 1967 sonuna kadar Yemen&#8217;den ayrılması kararlaştırıldı. Zirvede ayrıca İsrail ile hiçbir şekilde antlaşma yapılmamasına ve Filistinlilerin haklarının sonuna kadar savunulmasına karar verildi. Üçüncü Arap zirvesi 25 Kasım 1978 tarihleri arasında yapılan Bağdat zirvesi oldu. Zirvenin toplanması için girişimi Mısır&#8217;ın İsrail ile Camp David Antlaşmaları&#8217;nı imzalamasına tepki gösteren Arap devletleri yaptı. Zirvede Mısır Camp David Andlaşması&#8217;nı iptal ederek diğer Arap devletleriyle ortak hareket etmeye davet edildi.<br />
1990 Haziran&#8217;ında yine Bağdat&#8217;ta Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat&#8217;ın çağrısıyla yapılan dördüncü Arap zirvesinde İsrail işgali altındaki topraklara yapılan Yahudi göçü konusu ele alındı. Zirvede ayrıca Türkiye&#8217;nin GAP çerçevesinde Fırat&#8217;ın sularını bir süre tutması ve bu projenin geleceğinden duyulan kaygılar, İsrail, Ürdün ve Suriye arasındaki Ürdün nehrinin durumu, Mısır&#8217;a akan Nil sularının azalması ve bundaki &#8220;İsrail etkisi&#8221; de görüşüldü. Zirvede Sovyetler Birliği&#8217;nden İsrail&#8217;e, ayda yaklaşık 10.000 kişiyi bulan Yahudi göçü kınandı ve bu göçe yardımcı olan ülkelerle olan ilişkilerin gözden geçirilmesi çağrısında bulunuldu. Sonuç bildirgesinde bu göç için &#8220;insan haklarının köklü bir ihlali ve Arap ulusuna yönelik bir tehdit&#8221; ifadeleri yer alıyordu. Zirvede ayrıca Mısır&#8217;ın Camp David Andlaşması&#8217;nın imzalanmasından sonra Tunus&#8217;a taşınan Arap Birliği örgütünün merkezinin tekrar Kahire&#8217;ye alınmasına ve zirvenin her sene olağan bir şekilde Kahire&#8217;de toplanmasına karar verildi. Ama Irak&#8217;ın Kuveyt&#8217;i işgali üzerine Beşinci Arap Zirvesi olağanüstü bir şekilde 10-12 Ağustos 1990&#8242;da Kahire&#8217;de toplandı. Zirvede bir araya gelen 21 Arap ülkesi lideri Irak&#8217;ın Kuveyt&#8217;i işgali sonucu doğan bunalımı görüştüler. Suudi Arabistan&#8217;ın olası bir Irak saldırısına karşı bir Birleşik Arap Gücü kurulması önerisi sert tartışmalara yol açtı. Sonuçta 12 leyhte oy ile bu gücün kurulmasına karar verildi. Bu olay Arap Birliği&#8217;nin tam bir parçalanmanın eşiğine geldiğini göstermiştir.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün Dış Politikası<br />
Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün izlediği dış politika. Üç döneme bölünerek incelenebilir: i. Kurtuluş Savaşı ve sonrasındaki Türk Dış Politikası, ii. Lozan Andlaşması&#8217;ndan 1930&#8242;a kadar olan dönem, iii. 1930&#8242;dan Atatürk&#8217;ün ölümüne kadar ki dönem.<br />
Birinci dönemde Atatürk&#8217;ün amacı en kısa sürede ve tam bir şekilde ülkenin düşman işgalinden kurtarılmasıydı. Bu işgalin sona ereceği sınır ise son Osmanlı Mebusan Meclisince belirlenen Misak-ı Milli sınırları idi. Ayrıca Misak-ı Milli ilkeleri bu dönem dış politikasını temelini oluşturuyordu. Bu dönemde Türkiye yeni kurulmuş Sovyetler Birliği ile iyi ilişkiler kurarak bu devletten yardım almış ve gerek bu devleti Batılı devletlere gerekse de Batılı devletleri Sovyetlere karşı kullanarak kendi hedeflerine ulaşmaya çalışmıştır. Ayrıca Atatürk Müttefik devletler arasındaki menfaat çatışmalarından doğan ayrılıkları da kullanmasını iyi bilmiştir.<br />
Lozan&#8217;dan sonra Türkiye&#8217;nin gerçekçi bir dış politika izlediği söylenebilir. Her ne kadar Lozan&#8217;dan arta kalan sorunlar çözülmek isteniyorsa da-Hatay, Musul, Boğazlar gibi- bu dönemde Türkiye Lozan&#8217;la elde ettiği statükoyu koruma çabasındadır. Sovyetler Birliği ile dostça ilişkiler sürmekle beraber bu ülke artık Türkiye&#8217;nin dayandığı tek devlet olmaktan çıkmaktaydı. Bu arada 1925&#8242;te Musul sorununun Türkiye&#8217;nin aleyhine bir şekilde çözülmesi ile Türk-İngiliz ilişkilerinde bir soğukluk yaşanmıştır.<br />
Son olarak 1930-1938 döneminde Türkiye bütün devletlerle iyi ilişkiler kurmaya çalışmış ve Türk dış politikasının temelini belirleyen &#8220;Yurtta Sulh, Cihanda Sulh&#8221; sözü bu dönemde söylenmiştir. 1932&#8242;de Milletler Cemiyeti&#8217;ne giren Türkiye, Yunanistan ve diğer Balkan devletleri ile kurulan sıcak ilişkiler doğrultusunda bu devletlerle Balkan Antantını imzalamıştır. 1937 yılında da aynı barışçı politika doğrultusunda Türkiye İran, Irak ve Afganistan ile Sadabat Paktı&#8217;nı kurmuştur. Türkiye bu dönemde de statükocu bir politika izlemiştir. Montreux Sözleşmesi ve Hatay&#8217;ın Türkiye&#8217;ye katılması bu statükoculuktan kayış gibi değerlendirilse de bu gelişmelerin barışçı ve meşru yollardan sağlanması Türkiye&#8217;nin statükocu dış politikasının sürdüğünün göstergesidir.<br />
Atlantik Bildirisi (Atlantic Charter), 14 Ağustos 1941<br />
II. Dünya Savaşı sırasında, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ile o sırada henüz savaşa girmemiş olan ABD&#8217;nin Başkanı Franklin Roosevelt arasında Kanada açıklarında bir savaş gemisinde yapılan ve beş gün süren görüşmeler sonucunda 14 Ağustos 1941&#8242;de yayınlanan ortak bildiri. 8 maddelik bu bildiri bir bakıma Wilson&#8217;un 14 noktası&#8217;na benzemektedir. Bu bildiri ile A.B.D.&#8217;nin tarafsızlık politikasını terk ettiği açıkça ortaya çıkmıştır. Bildirinin maddeleri özetle şöyledir: i.Savaştan sonra toprak kazanılmayacak ii.ilgili halkın onayı anılmadan toprak değişikliği yapılmayacak, iii.Uluslar kendi geleceklerini kendileri saptayacaklar (self-determination), iv.Uluslararası işbirliği gerçekleştirilip geliştirilecek, v.Temel hammaddelerden eşit biçimde faydalanılacak, vi.İnsanlar korku ve açlıktan kurtarılacak vii.Açık denizlerde ticaret serbestliği gerçekleştirilecek, viii.Mihver devletleri silahtan arındırılacak ve savaştan sonra topyekün silahsızlanmaya gidilecek. Bu maddeler daha sonra Birleşmiş Milletler Andlaşması&#8217;nın içine de alındı.</p>
<p>Atmosferde, Dış Uzayda ve Su Altında Nükleer Denemeleri Yasaklayan Andlaşma, 5 Ağustos 1963<br />
Atmosferde, uzayda ve su altında nükleer denemelerini barışçı ya da askeri-yapılmasını yasaklayan andlaşma. 5 Ağustos 1963&#8242;te Moskova&#8217;da imzalanan andlaşma 10 Ekim 1963&#8242;te yürürlüğe girdi. Toprak altında nükleer deneme yapılmasını yasaklamadığı için &#8220;Sınırlı Deneme Yasağı Andlaşması&#8221; olarak da bilinir. Andlaşma metninde nükleer silah denemelerinin yanısıra &#8220;herhangi başka nükleer patlama&#8221; şeklinde barışçıl denemelerin de yasaklandığı belirtilmektedir.</p>
<p>Augsburg Barışı, 1555<br />
Almanya&#8217;da Lutherciliğin varlığını kabul eden ilk kalıcı yasal düzenleme. Augsburg&#8217;da toplanan Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu Dieti tarafından 25 Eylül 1555&#8242;te ilan edilmiştir. Buna göre imparatorluğun üyesi hiçbir devlet dinsel gerekçelerle bir başka üye devlet ile savaşa giremeyecek ve mezhepler silaha başvurmadan yeniden birleşene dek barış geçerli olacaktı. Ayrıca imparatorluğun her topluluk diliminde sadece bir mezhep tanınıyor -Katolik veya Luthercilik- böylece prenslerin seçtiği mezhep uyruklarını da bağlıyordu. Öteki mezhepten olanlar mülklerini satarak, bağlı oldukları mezhebin tanındığı prensliklere göç edebilirlerdi. Augsburg Barışı, eksikliklerine rağmen yarım yüzyılı aşkın bir süre Kutsal Roma-German İmparatorluğu&#8217;nu ciddi bir iç çatışmadan korudu.<br />
Avrupa Ahengi: bkz. Avrupa Uyumu<br />
Avrupa İmar Programı (European Recovery Programme)<br />
İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra Avrupa ekonomileri büyük bir yıkıma uğramıştı. Savaştan sonra bu ülkeler yoğun bir ekonomik anırıma giriştiler. Onarım için gerekli araç ve gereçlerin sağlanabileceği tek kaynak ABD idi. Fakat bu da o ülkelerin kapasitelerini aşan altın ve döviz rezervi gerektiriyordu. 1947 yılında ABD Dışişleri Bakanı George C. Marshall önderliğide, Batı Avrupa ülkelerinin onarımı amacıyla hazırlanan bir Avrupa İmar Programı ortaya çıktı. Bu programın finansmanı için ABD&#8217;nin yaptığı yardımlar Marshall Yardımları diye bilinir. 1947&#8242;de bir miktar yardım dağıtılmakla birlikte, programın asıl uygulanışı 1948&#8242;de olmuştur. Programın başlatılmasından sonraki dört yıl içerisinde 17 Avrupa ülkesine toplam 12 milyar dolar tutarında hibe veya kredi şeklinde kaynak transferi yapılmıştır. Türkiye de az da olsa bu yardımlardan yararlanmıştır.<br />
Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması: bkz. AKKA<br />
Avrupa Uyumu (Concert of Europe)<br />
XIX. yüzyılda Avrupa&#8217;da barışı tehdit eden önemli olaylar karşısında büyük güçlerin kurduğu ad hoc bir karşılıklı danışma sistemi. Avusturya, İngiltere, Fransa ve Prusya&#8217;ya daha sonra Almanya ve İtalya katılmış, geri kalan küçük devletler ise kendileriyle doğrudan ilgili bir olay durumunda sisteme dahil olmuşlardır. Uyum sistemi genellikle büyük devletlerin barışın tehdit edildiğine inandıkları anda topladıkları konferanslar şeklinde yürüyordu. Sonuçta büyük güçlerin hegemonyası egemen oluyordu. Sistem büyük güçlerin Üçlü İttifak ve Üçlü İtilaf şeklinde iki kutupta kamplaşmasına kadar sürmüştür.<br />
Avrupa Uyumu Sistemi Avrupa&#8217;da siyasi istikrara büyük katkıda bulunmuştur. Büyük güçlerin birliğinin bozulması Avrupa&#8217;yı doğrudan I. Dünya Savaşı&#8217;na sürükledi.</p>
<p>Baas Partisi (Hizb el Ba&#8217;s el-Arabi el-İştiraki)<br />
Tam adı Arap Sosyalist Baas Partisi ve Arap Sosyalist Yeniden Doğuş Partisi. Tek bir sosyalist Arap toplumu oluşturmayı hedefleyen radikal siyasi hareket. Pekçok Arap ülkesinde kolları vardır.<br />
Baas Partisi 1943 yılında Mişel Eflak ve Salah el-Bitar tarafından Şam&#8217;da kuruldu. 1953&#8242;de Suriye Sosyalist Partisi ile birleşen parti Arap Sosyalist Baas Partisi adını aldı. Bağlantısızlık politikasını, emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı çıkmayı benimseyen Baas Partisi, İslam&#8217;ın bazı unsurlarından faydalanarak sınıfsal farklılıkları ortadan kaldırmayı amaçlayan bir hareket gerçekleştirmeye çalışmıştır. Katı disipline dayalı aşırı merkeziyetçi bir yapıya sahiptir.<br />
1963&#8242;te Suriye&#8217;de iktidarı ele geçiren Baas, &#8220;milliyetçi&#8221; ve &#8220;ilerici&#8221; diye anılan iki gruba bölündü ve 1970&#8242;te Hafız Esad&#8217;ın başa geçmesiyle iki grup arasındaki çekişmeyi milliyetçiler kazanmış oldu. Irak&#8217;ta 1963 yılında kısa bir süre Baasçılar iktidara geldiyse de 1968&#8242;de yeniden iktidarı ele geçirdiler. Irak ve Suriye&#8217;deki Baas Partileri arasındaki anlaşmazlık iki ülkenin siyasi birliğine engel oldu ve daha sonra iki ülke birbirine karşı pek dostça olmayan siyaset yürütmeye başladı. Suriye&#8217;de Baas hükümetine en önemli tehdit Müslüman Kardeşler Örgütü olmuştu. Ama Hafız Esat 1982 yılında Hama&#8217;da kanlı bir müdahale ile örgüte ağır bir darbe indirdi. Irak&#8217;ta ise kuzeydeki Kürt ve güneydeki Şii gruplar Baas için en önemli tehlikelerdi.<br />
Suriye Baas Partisi yıllardır Batı&#8217;ya karşı sert olan tutumunu Orta Doğu Barış Süreci doğrultusunda yumuşatırken Irak&#8217;ta Baas, Körfez Savaşı ve sonrası Batı ve özellikle Amerika karşıtı bir siyaset izlemektedir.<br />
Bağdat Paktı, 1955<br />
Ortadoğu&#8217;da barış ve güvenliğin korunması için kurulan ittifak. 1955 yılında Türkiye ve Irak arasında kurulan Pakt&#8217;a aynı yıl Pakistan, İran ve İngiltere katılmıştır. Bütün Arap Birliği üyesi ülkeler ve büyük Batılı devletlerden bazıları da Pakt&#8217;a davet edilmiş ama hiçbiri buna ilgi göstermemiştir. 1959&#8242;da rejim değişikliği ile Irak&#8217;ın üyelikten ayrılmasıyla Pakt, Merkezi Andlaşma Örgütü (CENTO) adını almıştır.<br />
Bakü Kongresi, 1920<br />
III. Komünist Enternasyonal (Komintern) tarafından Bakü&#8217;de düzenlenen toplantı. 1920 yılında Bolşevikler artık Batı&#8217;da umdukları büyük devrimin pek de yakın olmadığına inanmaya başlamışlardı. Bu ortamda Doğu halklarına doğru yönelen Sovyetler Birliği onlarla Batı&#8217;ya karşı bir ittifak kurmaya çalışıyor ve Batılı emperyalist güçlerin egemenliği altındaki Doğulu halkları bu güçlere karşı ayaklandırmayı düşünüyorlardı. Eylül 1920&#8242;de Bakü&#8217;de çoğunluğu sömürge rejimi altındaki Doğu ülkelerinden gelen komünist partilerin temsilcilerinin katıldığı bir Kongre düzenlendi. Kongrede iki ana konu üzerinde yoğunlukla duruldu. i)Doğu halklarının ulusal kurtuluş mücadeleleri beklenen dünya devrimi açısından nasıl değerlendirilecek. ii)Komintern bu konuda nasıl bir strateji izleyecek. Kongre&#8217;de komünist nitelikli olmayan -bu sırada Anadolu&#8217;daki kurtuluş mücadelesi dahil- ulusal kurtuluş hareketlerine karşı nasıl bir tutum takınılacağı da tartışıldı.<br />
Balfour Bildirisi, 1917<br />
İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Arthur J. Balfour&#8217;un 2 Kasım 1917&#8242;de, Uluslararası Siyonist hareketin önderlerinden Lord Rotschild&#8217;e gönderdiği, Filistin&#8217;de Yahudilere bir &#8220;ulusal yurt&#8221; kurulması çabasının İngiliz hükümetince destekleneceğinin belirtildiği mektup. Ancak yine mektuba göre, Yahudiler için kurulacak böyle bir yurt, bölgenin Yahudi olmayan kesiminin haklarını ihlal etmeyecekti. İngiliz Dışişleri Bakanını böyle bir mektup yazmaya iten en önemli sebep, toprakları üzerinde çok sayıda ve önemli etkiye sahip Yahudi&#8217;nin yaşamakta olduğu A.B.D.&#8217;nin sempatisini ve Almanya&#8217;ya karşı yürütülen savaşta katkısını sağlamaktı. Mektubun zamanlaması da iyi yapılmıştı. Çünkü kısa bir süre sonra Almanya ve Osmanlı Devleti deYahudi desteğini sağlayabilmek için özellikle Almanya Siyonistlerine savaş sonrası ödünleri vermeye başlamışlardı.<br />
Siyonist liderlerden H. Weizman ve N. Skolov&#8217;un ısrarlı çabaları ile yayımlanan Bildiri, Filistin&#8217;de yalnızca Yahudilere ait bir devletin kurulmasını isteyen Siyonistlerin isteklerini tam anlamıyla karşılamıyordu ama ilerde İsrail&#8217;in kuruluşu için bir dayanak oldu.<br />
Balkan Antantı, 1934<br />
9 Şubat 1934&#8242;te Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan ittifak andlaşması.Avrupa&#8217;nın revizyonist ve anti-revizyonist iki kamp etrafında toplanmaya başlaması Balkan devletlerini bir grup kurmaya yönlendiriyordu. İlk kez 1929&#8242;da Yunanistan Başbakanı Papanastasio&#8217;nun ortaya attığı bir Balkan birliği kurulması fikri çeşitli devletlerden destek görmüş ve arka arkaya Balkan devletleri arasında gayriresmi nitelikli konferanslar toplanmaya başlamıştı. Konferanslar sonucu verilen uzlaşma doğrultusunda 9 Şubat 1934&#8242;te Atina&#8217;da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Atlantı imzalandı. Üç maddeden oluşan Antant Balkan ülkelerinin kendi aralarında olan sınırları koruyor ve bu ülkeler arası işbirliğini geliştirmeyi amaçlıyordu. Antant bölgede revizyonist politika izleyen Bulgaristan&#8217;ı hedeflemekteydi. II. Dünya Savaşı&#8217;nda Türkiye dışındaki üyelerin Alman işgaline uğraması ile Antant geçerliliğini kaybetmiştir.</p>
<p>Balkan Paktı<br />
Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya&#8217;nın taraf olduğu siyasal nitelikli bölgesel örgüt. Pek uzun ömürlü olamamıştır.<br />
A.B.D. 1950&#8242;lerin başında Sovyetlerle gergin ilişkileri olan Yugoslavya ile ilgilenmeye başlamıştı ve NATO&#8217;ya girmeleri kesinleşmiş olan Türkiye ve Yunanistan ile bu ülkeler arasında bir pakt yapılması yönünde çabalıyordu. 1951 yılı sonuna doğru ve üç ülke arasında başlayan yakınlaşma 1952 boyunca da devam etmiş ve 28 Şubat 1953&#8242;te Ankara&#8217;da üç ülkenin Dışişleri Bakanları tarafından bir &#8220;Dostluk ve İşbirliği Andlaşması&#8221; imzalanmıştır. Bu andlaşmaya göre üç devlet ortak çıkarlarıyla ilgili konularda birbirlerine danışacaklar ve üye devletlerin Dışişleri Bakanları yılda en az bir defa toplanacaktı. Dışişleri Bakanları arasında süren toplantılar sonucu yeni ilerlemeler sağlanmış, 9 Ağustos 1954&#8242;te üç ülke arasında Bled Andlaşması imzalanmıştır. Bu andlaşmaya göre taraflar, aralarından herhangi birine ya da birkaçına yönelen bir saldırıyı kendilerine de yapılmış sayarak askeri güç de dahil her türlü önlemi alacaklardı.<br />
Ama daha paktın ilk günlerinden itibaren Türkiye ve Yugoslavya arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkmış ve 1955&#8242;ten itibaren Sovyetlerle ilişkilerini düzeltmeye başlayan bu ülkenin pakta ilgisi azalmıştır. Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorununun ortaya çıkmasıyla da Paktın doğurduğu olumlu hava silinmeye başlamıştı. Pakt 1960 yılına kadar devam etmiş 1960 Haziranında da resmen sona erdiği açıklanmıştır.</p>
<p>Balkan Savaşları, Ekim 1912-Haziran 1913<br />
Birincisi Balkan devletleri ile Osmanlı Devleti, ikincisi Balkan devletlerinin kendi aralarında yaptıkları iki savaş. I. Balkan Savaşı Osmanlı Devleti&#8217;nin Rumeli&#8217;de kalan son topraklarını da kaybetmesi ile sonuçlanmıştır.<br />
1912 yılı boyunca Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan ve Yunanistan kendi aralarında yaptıkları ittifak andlaşmaları ile Osmanlı Devletine karşı bir birlik kurdular. 1912 Eylül&#8217;ünde seferberliklerini tamamlayan Balkan devletleri Osmanlı&#8217;nın Trablusgarp Savaşı ile uğraşması ve iç siyasi çekişmelerinden faydalanarak hazırlıklarını pekiştirdiler. 8 Ekim 1912&#8242;de Karadağ&#8217;ın savaş ilanı ile I. Balkan Savaşı başladı ve bunu öteki devletlerin savaş ilanları izledi. Hazırlıksız yakalanan Osmanlı orduları hemen hemen her cephede yenildi ve Midye-Enez hattının gerisine çekilmek zorunda kaldı. Bu arada Arnavutluk da bağımsızlığını ilan etti. 17 Aralık&#8217;ta Londra&#8217;da toplanan bir konferans sonunda 30 Mayıs 1913&#8242;te bir barış andlaşması imzalandı.<br />
Londra barışından umduğunu bulamayan Bulgaristan&#8217;ın 30 Haziran&#8217;da Yunanistan&#8217;a saldırması ile II. Balkan Savaşı başladı. Bulgaristan savaşta pek bir başarı sağlayamadı ve Romanya&#8217;nın savaşa girmesi ile yenilgiye uğratıldı. Bulgaristan&#8217;ın zayıf durumundan yararlanan Osmanlı Devleti de Edirne&#8217;yi aldı. 10 Ağustos 1913&#8242;te Bükreş&#8217;te imzalana barış andlaşması ile II. Balkan Savaşı sona erdi. Osmanlı Devleti de Yunanistan&#8217;la Atina, Bulgaristan ve Sırbistan ile İstanbul Andlaşmalarını yaptı. Böylece bugünkü Türk-Bulgar ve Türk-Yunan sınırları birkaç istisna dışında çizilmiş oldu ve yapılan andlaşmalarda Balkan devletleri sınırları içinde kalan Türk azınlıklarla ilgili maddeler yer aldı.</p>
<p>Bandung Konferansı, 1955<br />
18-24 Nisan 1955 tarihlerinde Endonezya&#8217;nın Bandung kentinde toplanan ve Bağlantısızlar Hareketi&#8217;nin temellerinin atıldığı toplantı. Endonezya, Pakistan, Hindistan, Seylan (Sri Lanka) ve Birmanya&#8217;nın düzenlediği toplantıya o zamanki dünya nüfusunun yarasından fazlasını oluşturan 20 Asya ve Afrika ülkesi katılmıştı.<br />
Konferansı düzenleyen ülkeler, Batılı devletlerin Asya&#8217;ya ilişkin aldıkları kararlarda kendilerine danışılmamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdiler. Tartışmalar temel olarak Sovyetler Birliği&#8217;nin Doğu Avrupa ve Orta Asya&#8217;daki tutumunun Batılı devletlerin sömürgeciliği ile eş biçimde eleştirilip eleştirilmemesinde yoğunlaştı. Sonunda &#8220;tüm görünümleri ile sömürgeciliğin&#8221; mahkum edilmesi üzerinde uzlaşıldı. Birleşmiş Milletler Bildirisi&#8217;ndeki ilkelerle Hindistan başbakanı Nehru&#8217;nu beş ilkesini kapsayan on maddelik bir &#8220;dünya barış ve işbirliğini geliştirme bildirisi&#8221; oybirliği ile kabul edildi.<br />
Konferansa katılan Türkiye&#8217;nin toplantılar boyunca izlediği Batı yanlısı tutum, bağlantısızlık politikası izleyen diğer üçüncü dünya ülkeleri ile ilişkilerinin soğumasına neden oldu.</p>
<p>Baruch Planı, 1946<br />
1946&#8242;da A.B.D. tarafından Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Komisyonu&#8217;na sunulan atom silahının yayılması ve atom enerjisinin kontrolü ile ilgili teklif. Plan hazırlaycısı Bernard Baruch&#8217;un adıyla anılır. Plan önce atom enerjisi üzerinde etkili bir denetimin kurulmasını, sonra da nükleer stokların tümünün yok edilmesini öngörüyordu. Ayrıca bir Uluslararası Atomu Geliştirme Örgütü (International Atomic Development Agency) kurulacak, dünyanın güvenliği için tehlike teşkil eden tüm atom enerjisine bu örgüt sahip olacaktı. Eğer Sovyetler Birliği bu örgütün kurulmasını kabul ederse, A.B.D. elindeki tüm atom silahlarını ve bunların yapılması için gerekli bilgiyi bu örgüte devredecekti. Örgütün çalışmasıyla ilgili olarak Güvenlik Konseyi&#8217;nde hiçbir devlet veto yetkisini kullanamayacaktı. Ancak, Sovyetler Birliği bu öneriyi kabul etmedi, veto yetkisinin devamında direnerek, etkili bir tedbir için önce nükleer silah stokunun yok edilmesi, denetimin bunun izlemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Taraflar görüşlerinde ısrar edince, Atom Enerjisi Komisyonu&#8217;nda bu konuda yapılan uzun tartışmalardan hiçbir sonuç çıkmamıştır.</p>
<p>Bask Ulusal Bağımsızlık Hareketi (Euzkadr Ta Azcatasuna-ETA)<br />
İspanya&#8217;da Bask azınlığının yoğun olarak yaşadığı bölgenin bağımsızlığı için mücadele eden silahı örgüt. ETA, Franco döneminde bütün baskılara rağmen 1950&#8242;lerden sonra belirli bir örgütlenme düzeyine ulaştı ve yönetime karşı silahlı mücadeleye başladı. Düzenlediği birçok bombalı saldırı ve suikastten en önemlisi 1973 yılında İspanya Başbakanı Blanco&#8217;nun öldürülmesidir. Franco döneminin sona ermesinden sonra Bask bölgesine özerklik tanınmasına rağmen ETA mücadeleye devam etti.</p>
<p>Belgrad Konferansı, 1-6 Eylül 1961<br />
1-6 Eylül 1961 tarihleri arasında Yugoslavya&#8217;nın başkenti Belgrad&#8217;ta yapılan ilk Bağlantısızlar zirvesi. Konferansa yirmibeş ülkenin devlet veya hükümet başkanı katılmıştır. Konferans Soğuk Savaş&#8217;ın en yoğun olduğu dönemlerden birinde, Berlin ablukasının sürdüğü ve Sovyetlerin nükleer denemelere yeniden başladığını açıkladığı sırada toplanmış ve uluslararası ortamın gerginliği konferansa da yansımıştır. Tito, Abdulnasır, Sukarno ve Nkrumah&#8217;ın en faal liderler olarak göze çarptıkları konferans sonunda kabul edilen yirmiyedi maddelik deklerasyonda çeşitli uluslararası sorunlara değinilmiştir.</p>
<p>Berlin Ablukası, 1948-1949<br />
1948-1949&#8242;da Sovyetler Birliği&#8217;nin, Batılı işgal devletlerini Batı Berlin&#8217;deki egemenlik haklarından vazgeçmeye zorlama girişiminin yol açtığı uluslararası bunalım. Mart 1948&#8242;de İngiltere,Fransa ve A.B.D.&#8217;nin Almanya&#8217;daki işgal bölgelerini tek bir ekonomik birim halinde birleştirme kararı Sovyetlerin tepkisine yol açtı ve Sovyetler Birliği Müttefikler Kontrol Konseyi&#8217;nden çekildi. Batı&#8217;da yeni bir Alman Markı&#8217;nın piyasaya çıkmasını Doğu Alman parasına karşı rekabet olarak gören sovyetler Batı ile Berlin arasındaki demir, kara ve su yollarını kapatarak kenti ablukaya aldı. 26 Haziran 1948&#8242;de ABD ve İngiltere kente acil gereksinimleri havayoluyla sağlamaya başladılar ve Berlin&#8217;den dışarı yapılan sanayi ihracatının hava yoluyla gerçekleşmesi için bir &#8220;hava köprüsü&#8221; kurdular. Artan gerginlik karşılıklı askeri güç tırmanmasına yol açtı. Gerginlik sovyetler Birliği&#8217;nin 12 Mayıs 1949&#8242;da ablukayı kaldırmasına değin sürdü.</p>
<p>Berlin Andlaşması, 3 Haziran 1972<br />
Berlin kentinin A.B.D., Sovyetler Birliği, Fransa ve İngiltere&#8217;nin yükümlülüğü altına konduğuna ilişkin andlaşma. 3 Eylül 1971&#8242;de hazırlanıp parafe edilen andlaşma, 3 Haziran 1972&#8242;de imzalandı. Bu andlaşmayla Batı Berlin&#8217;de A.B.D., Fransa ve İngiltere&#8217;nin sorumluluğu devam ediyor ama Batı Berlin&#8217;i temsil yetkisi Federal Almanya&#8217;ya geçiyordu. Sovyetler Birliği ise Doğu Berlin üzerindeki haklarını Demokratik Alman hükümetine devretmeyecekti.<br />
Bu andlaşma sonucunda 12 Ağustos 1970 tarihli Federal Almanya ile Sovyetler Birliği arasında imzalanmış olan Moskova Andlaşması ve 7 Aralık 1970&#8242;de yine Federal Almanya ile Polonya arasında imzalanmış olan Varşova Andlaşması da yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Berlin Batı Afrika Konferansı, 1884-1885<br />
Afrika&#8217;nın kıyılarında ve büyük nehirlerde ticaret serbestliğinin sürekliliğini sağlamak ve bu kıyılardaki yeni yerlerin işgal koşullarını belirlemek amacıyla Bismarck&#8217;ın girişimi ile 15 Kasım 1884-26 Şubat 1885 tarihleri arasında Berlin&#8217;de toplanan uluslararası konferans.<br />
O tarihe kadar sömürge işletmelerine pek rağbet etmeyen Alman başbakanı, Alman egemenliğine konan toprakları değerlendirecek imtiyazlı şirketlerin kurulmasını göz önüne alarak tavrını değiştirdi. Bismarck, öteki Avrupa devletleri arasındaki sömürge rekabetini kızıştırıyor ve Fransa&#8217;yı yeni sömürge hayalleri ile kışkırtarak bu ülkenin Almanya&#8217;ya karşı bir öç alma siyaseti gütmesini önlemeyi umuyordu. Jules Ferry&#8217;nin ve sonra İngiltere Dışişleri Bakanlığının onayını alan Bismarck, Viyana Antlaşması&#8217;nı imzalayan devletler ile Belçika, İtalya, ABD ve Türkiye&#8217;yi konferansa çağırdı.<br />
Antlaşmanın sonuç belgesi Nijer ırmağında ulaşım özgürlüğünü ve Atlas okyanusundan Hint okyanusuna kadar uzanan Kongo havzasında ticaret serbestliğini güvence altına alıyordu. Bu, Fransa ile Portekiz&#8217;in toprak ilhakları ve 1884 İngiliz-Portekiz anlaşması ile bir süre için tehlikeye düşen liberalizmin zaferi demekti.<br />
Konferans Afrika&#8217;nın paylaştırılmasını gerçekleştirmedi ama bunu kuşkusuz hızlandırdı. Konferansta, imzacı devletlerden birinin gerçekleştireceği toprak ihlallerinin, ancak öteki imzacı devletlere bildirilmesi koşuluyla geçerlik kazanabileceği ilkesi kabuledildi.<br />
Bir bildirge de köle ticaretiyle ilgiliydi (md. 9). Genel olarak, imzacı devletler, yerlileri, gezginleri ve din özgürlüğünü korumayı yükümlüyorlardı. Ancak Afrikalılara alkollü içki satışı, Almanya ile Hollanda&#8217;nın itirazı üzerine yasaklanmadı. 1885 sonunda Fransa ile Almanya arasında Togo-Kamerun sınırını belirleyen özel bir antlaşma imzalanmasıyla Berlin Antlaşması tamamlandı.<br />
Berlin Deklerasyonu, 1955<br />
II. Dünya Savaşı sonrasına İngiltere, A.B.D.,Fransa ve S.S.C.B.&#8217;nin işgali altındaki Berlin üzerinde bu devletlerin haklarını belirleyen belge. Bu deklerasyona göre kentin güvenliği, kentte bulunan askeri birliklerin gözetimi ve sivil havacılığın denetimi işgal birliklerinin sorumluluğu altındaydı. Hukuki açıdan Batı Berlin Federal Almanya&#8217;nın bir parçası değildi ve kentin bu kesiminde 12 bin Müttefik devletlere bağlı asker bulunmaktaydı. Bu yüzden Federal Alman Parlamentosu ve Anayasa Mahkemesi&#8217;nin kararlarının Batı Berlin&#8217;de uygulanabilmesi için Batı Berlin Parlamentosu&#8217;nun bunları onaylaması gerekiyordu. Müttefiklerin parlamentodan geçen yasalara itiraz ve bu yasaları geçersiz kılma hakları vardı. Bu nedenle Federal Alman Parlamentosu&#8217;ndan çıkan yasalar Berlin&#8217;e gelmeden önce Bonn&#8217;daki Müttefik devletlerin büyükelçileri tarafından gözden geçirilmekteydi. Ayrıca Batı Berlin&#8217;in silahlanması yasaklandığı için Batı Berlinliler&#8217;in askerlik yapmaları da yasaktı. Deklerasyona göre, Müttefik devletler gerekli durumlarda Batı Berlin polisi üzerinde de yetkili olabilmekteydiler.<br />
Berlin Kongresi, 13 Haziran-13 Temmuz 1878<br />
Osmanlı Devleti, Rusya, Almanya, İngiltere, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Fransa&#8217;nın katılımı ile gerçekleşen kongre. Kongre sonunda 1887-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası imzalanan Ayastefanos Andlaşması&#8217;nın yerine geçmek üzere bir andlaşma yapıldı. Ayastefanos ile kurulan &#8220;Büyük Bulgaristan&#8221; oldukça küçülerek Osmanlı&#8217;ya bağlı bir prenslik haline geldi. Doğu Rumeli eyaleti kuruldu ve Ayastefanos&#8217;ta Bulgaristan&#8217;a bırakılan Makedonya reform yapılması şartıyla Osmanlı Devleti&#8217;ne iade ediliyordu. Osmanlı Devleti açısından daha olumlu görülen bu andlaşma, bu kazançları Bosna-Hersek ve Kıbrıs&#8217;ta geçici yönetimler adı altında Avusturya-Macaristan ve İngiltere&#8217;nin yönetimine vermesi ile geri alıyordu.<br />
Berlin Kongresi her ne kadar Rumeli&#8217;nin Osmanlı Devleti&#8217;nin elinde kalmasını sağlamışsa da ilerde ortaya çıkacak bunalımlara da ortam yaratmış oldu.<br />
Berlin Senedi, 1885<br />
Berlin Batı Afrika Konferansı olarak adlandırılan ve Kasım 1884 ile Şubat 1885 arasında Berlin&#8217;de yapılan bir dizi görüşme sonucunda kabul edilen belge. Konferans Orta Afrika&#8217;daki Kongo Havzası ile ilgili anlaşmazlıkları çözmek amacıyla toplanmıştı. Berlin Senedi ile Kongo Havzası Alman Doğu Afrikasını da kapsayacak şekilde tarafsız bölge ilan edildi. Burada bütün devletlere serbest ticaret ve taşımacılık hakkı tarafında ve Portekiz&#8217;in Atlas Okyanusu&#8217;ndaki hak iddiaları reddedildi. Bu senet ile sömürgeleştirmede &#8220;fiili işgal&#8221; ilkesinin benimsenmesi sonucu olarak Avrupalı devletler Afrika&#8217;da mümkün olduğu kadar geniş toprak parçalarını hızla işgal etme yarışına girdiler. Böylece Afrika&#8217;nın sömürgeleştirilmesi süreci hızlanmış oldu.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı, 1914-1918<br />
1914 yılı yazında Avrupa&#8217;da başlayıp sonradan dünyanın geri kalan bölgelerine yayılan ve 1918 yılının sonuna kadar süren topyekün savaş. 1914 Haziranında Saraybosna&#8217;da Avusturya Macaristan veliahtının bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi sonucunda Avusturya-Macaristan önce Sırbistan&#8217;a bir nota vermiş ardından bu ülkeye savaş açmıştı. Bu olaydan sonra Rusya&#8217;nın Sırbistan&#8217;ı savunması, bu ülkenin seferberliğini ilan etmesiyle daha önce bu durumu savaş sebebi sayacağını ilan eden Almanya&#8217;nın Rusya&#8217;ya savaş ilan etmesi sonucunda I. Dünya Savaşı başlamış, Rusya&#8217;nın müttefikleri İngiltere ve Fransa&#8217;nın da Almanya&#8217;ya karşı savaşa girmeleriyle savaş diğer kıtalara da yayılmıştır. Savaşın nedenleri üzerinde tarihçiler arasında hala görüş birliğine varılamamıştır. Ama savaşın en temel nedeni olarak Avrupa devletleri arasındaki emperyalizm mücadelesini gösterebiliriz. 1870&#8242;lerin son çeyreğinde ulusal bütünlüğünü sağlayan Almanya sanayiini geliştirmesine rağmen bu sanayii destekleyecek sömürgelere sahip değildi. Almanya sömürge elde etmeye karar verdiğinde ise dünyanın hemen hemen tamamının komşusu Fransa ve İngiltere arasında paylaşılmış olduğunu gördü. İngiltere de Almanya&#8217;nın sömürgecilik yönündeki faaliyetinden rahatsız oluyordu. Öte yandan benzer bir mücadele de Balkanlar üzerinde Rusya ve Avusturya-Macaristan arasında yaşanıyordu. 1878 Berlin Kongresi&#8217;nden sonra Bosna-Hersek&#8217;in yönetimini ele geçiren ve daha sonra burayı ilhak eden Avusturya Macaristan&#8217;ın sınırları dahilinde pekçok Slav asıllı ulus yaşamaktaydı. Bu ülke küçük Sırbistan&#8217;ı kendisi için tehlike görmekteydi. Rusya da Avusturya&#8217;nın Balkanlar&#8217;daki etkisinden rahatsızdı ve Sırbistan&#8217;ı Avusturya&#8217;ya ezdirmeye kararlıydı.<br />
Yukarıdaki gelişmeler Avrupa&#8217;yı bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya, diğer yanda, İngiltere, Fransa ve Rusya&#8217;nın bulunduğu bir üçlü ittifak ve üçlü itilaf kamplaşmasına götürdü ve böylece Avrupa&#8217;da Viyana Kongresi&#8217;nden bu yana süren Avrupa Uyumu bozulmuş oldu.<br />
27 Temmuz 1914&#8242;te Avusturya&#8217;nın Sırbistan&#8217;a savaş açması ile başlayan savaş Almanya&#8217;nın 31 Temmuz&#8217;da Rusya&#8217;ya, 3 Ağustos&#8217;da Fransa&#8217;ya savaş açmasıyla genişledi. 4 Ağustos&#8217;ta Belçika&#8217;nın Alman kuvvetlerince işgali sonunda İngiltere&#8217;de Almanya&#8217;ya karşı ilan etti. Bu arada Osmanlı Devleti 2 Ağustos&#8217;ta Almanya ile Rusya&#8217;ya karşı bu ülkenin yanında yer almayı öngören bir İttifak imzaladı.<br />
Akdeniz&#8217;deki İngiliz donanmasından kaçan iki Alman gemisi 10 Ağustos&#8217;ta Osmanlı Devleti&#8217;ne sığındı. İngiltere&#8217;nin protestosu üzerine Osmanlı devleti bu iki gemiyi satın aldığını söyleyerek bunlara Yavuz ve Midilli adalarını verdi. Bu iki geminin 1914 Ekimi sonunda Karadeniz&#8217;deki Rus limanlarını bombalaması ile Osmanlı Devleti de Almanya yanında savaşa girmiş oldu. Osmanlı Devleti savaşta dört ana cephede çatışmaya girdi. i)Çanakkale, ii)Kafkas, iii)Kanal-Filistin, iv)Mezopotamya. Bunlardan sadece Çanakkale cephesinde başarılı oldu. 1917 yılı sonunda Rusya&#8217;da meydana gelen Bolşevik devriminin sonucunda yeni kurulan Sovyetler Birliği ittifak devletleri ile Brest-Litovsk Andlaşmaları&#8217;nı imzalayarak savaştan çekildi. Ama 1917 Nisan&#8217;ında itilaf devletleri yanında savaşa giren ABD Rusya&#8217;nın boşluğunu fazlasıyla doldurdu. ABD&#8217;nin savaşa girme nedeni ticaret gemilerinin Alman denizaltıları tarafından batırılması idi. Sonuçta savaş ittifak devletlerinin yenilgisi ile noktalandı. Savaş sonunda itilaf devletleri Almanya ile Versailles, Avusturya ile St. Germain, Macaristan ile Trianon, Bulgaristan ile Neuilly ve Osmanlı Devleti ile Sevres Antlaşmalarını imzaladı. Bu andlaşmalarla yukarıda anılan devletler önemli oranda toprak kaybına uğradılar ve yüklü miktarda savaş tazminatı ödemek durumunda kaldılar. Bu antlaşmalardan Serves Andlaşması sadece yukarıdaki özellikleri göstermekle kalmayıp Osmanlı Devleti&#8217;ne yaşam hakkı dahi tanımayacak bir özelliğe sahiptir. Anadolu Hareketi ve Kurtuluş Savaşı sonucunda imzalanan Lozan Andlaşması ile yürürlüğe giremeden hükmünü kaybetti. Bu andlaşmalar doğrultusunda kurulan savaş sonrası düzen mağlup devleti tatmin etmedi ve revizyonist diye adlandırılacak mevcut statüko karşıtı politikaların bu devletlerce izlenmesine neden oldu. Özellikle Versailles Andlaşması ile Almanya&#8217;ya getirilen kısıtlamaların II. Dünya Savaşının tohumlarını atmış olduğu söylenebilir.</p>
<p>Bir Millet, Bir Devlet İlkesi (Ein Volk, Ein Reich)<br />
Hitler&#8217;in bütün Almanca konuşan toplulukları tek bir Alman devleti (Reich) altında toplamayı amaçlayan ülküsünün sloganı ve Nazi Almanya&#8217;sının dış politikasının temellerinden biri. Hitler 1933&#8242;te iktidara gelmesinden sonra bu amacı adım adım gerçekleştirmeye başladı. 1934&#8242;te Almanya ile Avusturya&#8217;nın birleşmesi için yaptığı ilk girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Ama bunun ardından Versailles Andlaşması&#8217;na göre Saar bölgesinde yapılan plebisit sonucu, bölge Fransa&#8217;dan ayrılarak Almanya&#8217;ya katıldı. 1938&#8242;deki ikinci Anschluss denemesi ise başarıyla sonuçlandı ve Mart 1938&#8242;de Avusturya Almanya&#8217;ya katıldı. Aynı yıl Hitler Çekoslavakya&#8217;nın Südetler bölgesinin Almanya&#8217;ya katılması için bu ülkeye baskı uygulamaya başladı. Eylül 1938&#8242;deki Münih Konferansı ile de önce Südetler bölgesi sonra da Çekoslovakya&#8217;nın geri kalanı Almanya tarafından ilhak edildi. Hitler &#8220;bir millet, bir devlet ilkesi&#8221;ni büyük ölçüde gerçekleştirdikten sonra dış politikasının ikinci aşaması olan &#8220;hayat sahası&#8221; (Lebensraum) için çalışmaya başladı.<br />
Bismarck, Otto Von<br />
Alman devlet adamı ve şansölyesi. Alman ulusal birliğinin kurulmasında, belkide en önemli rolü oynamış kişi.<br />
Bismarck, Kral Wilhelm I ile birlikte, Alman ulusal birliğini kurmak için Danimarka, Avusturya ve Fransa ile savaştı. Her seferinde, ince diplomatik girişimlerle, diğerlerini dışarda bırakmayı başararak, her üç savaştan da zaferle çıktı. 18 Ocak 1871 tarihinde II. Reich&#8217;ın kurulduğu ilan edildi.<br />
Bismarck, Berlin Kongresi (1878)&#8217;ni izleyen barışçı dönemin kurucusu oldu. Bismarck&#8217;ın diplomasisinin iki temel karakteri vardır: i)gerçekçilik, ii)çok yönlü etkinlik. Ayrıca, Avrupa&#8217;ya egemen olma özleminden kaçındı ve savaşı yalnızca diplomasiyi destekleyen bir araç olarak gördü.<br />
Wilhelm II&#8217;nin genişlemeci ve ihtiraslı politikalarını benimsemeyen Alman şansölyesi Bismarck, bu görevini bırakmak zorunda kalmıştır.</p>
<p>Blitzkrieg (yıldırım savaşı)<br />
II. Dünya Savaşı&#8217;nda Alman ordularının uyguladığı savaş taktiği. Blitzkrieg zırhlı birliklerin yoğun ve seri bir şekilde düşman hatların belirli noktalarına saldırarak onları arkadan kuşatmalarına dayanmaktaydı. Bu taktik Hitler&#8217;in gerek Polonya&#8217;da gerekse Batı cephesinde kısa zamanda büyük zaferler kazanmasını sağladı. Ama coğrafi, topografik ve iklimsel şartların zırhlı araç harekatına elvermediği durumlarda bu taktik işlemiyordu. Bu yüzden Alman orduları -başka şartların etkisiyle beraber- Rusya&#8217;da kısa sürede hedefe ulaşamadılar.</p>
<p>Boğazlar Komisyonu<br />
Lozan Boğazlar Sözleşmesi&#8217;nin 10. maddesine göre İstanbul ve Çanakkale Boğazları&#8217;ndan geçişi denetlemek amacıyla kurulan komisyon. Karada herhangi bir yetkiye sahip olmayan Komisyon, bir Türk temsilcinin başkanlığında sözleşmeye taraf olan devletlerin temsilcilerinden oluşacaktı. Eğer ABD ve Karadeniz&#8217;e kıyıdaş öteki devletler sözleşmeye katılırlarsa Komisyon&#8217;a birer temsilci gönderebileceklerdi. Sözleşmenin 14. maddesine göre Boğazlardan geçen savaş gemileri ve Boğazlar&#8217;ın üstündeki hava sahasını kullanan askeri uçakların geçişi ile ilgili kuralların gereğince uygulanıp uygulanmadığı Komisyon&#8217;un denetimine tabi olacaktır. Komisyon, Milletler Cemiyeti&#8217;nin koruması altında olacak ve Cemiyet&#8217;e faaliyetlerini gösteren bir yıllık rapor sunacaktır. Ayrıca Komisyon kendi çalışması ile ilgili gerekli yasal düzenlemeleri yapmakta serbest kılınmıştı. 1936 yılında imzalanan Montreux Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar komisyonu kaldırılmıştır.</p>
<p>Boğazlar Sorunu<br />
Türk Boğazları&#8217;nda (İstanbul ve Çanakkale Boğazları) yabancı devletlere ait deniz araçlarının geçişine ilişkin olarak çeşitli dönemlerde ortaya çıkan anlaşmazlık. XVIII. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı Devletinin boğazlar üzerinde kayıtsız şartsız bir egemenliği söz konusuydu. Bu tarihte Rusya Karadeniz&#8217;in kuzey kıyılarını ele geçirmeye başlamıştı. 1774&#8242;te iki ülke arasında yapılan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya ticaret gemilerine boğazlardan serbest geçiş hakkı tanındı. 1798 ve 1805 Osmanlı-Rus ittifak andlaşmalarıyla da boğazlar bütün üçüncü devletlerin savaş gemilerine kapatılırken Rus savaş gemilerine serbest geçiş hakkı tanındı. Ancak 1807&#8242;de iki ülke arasında çıkan savaş sonucunda bu andlaşma yürürlükten kalktı. Bu arada Osmanlı Devleti 1809&#8242;da İngiltere ile imzaladığı Kala-i Sultaniye Andlaşması ile Boğazları kapalı tutmayı taahhüt etti. Daha sonra 1829&#8242;da Rusya ile yapılan Edirne Antlaşması sonucunda Boğazlar tekrar Rus ticaret gemilerinin serbest geçişine açıldı. 1833&#8242;te Osmanlı Devleti&#8217;ni iyice zor duruma sokan Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı sırasında Rusya Osmanlı Devleti&#8217;ne yapacağı askeri yardım karşılığında bu devletten boğazları üçüncü devletlerin savaş gemilerine kapalı tutma sözünü aldı. Hünkar İskelesi Andlaşması, 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi ile iptal edilmişti. Bu sözleşme barış zamanında boğazların Osmanlı dışındaki bütün savaş gemilerine kapalı tutulmasını öngörüyordu. londra Sözleşmesi 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi&#8217;nin imzalanmasına kadar yürürlükte kalmıştır. I. Dünya Savaşı sonundaki Mondros Ateşkes Andlaşması ile boğazlar itilaf devletlerince işgal edilmişti. Bu devletlerin Ağustos 1920&#8242;de İstanbul hükümetiyle imzaladıkları Serves Andlaşması, Boğazların denetimini bir uluslararası Boğazlar Komisyonuna devrediyordu. Bu komisyon çeşitli devletlerin gönderecekleri üyelerden oluşacak ve adeta bir devlet niteliğine bürünecekti. Serves&#8217;in hiçbir zaman yürürlüğe girememesi ile bu Komisyon da hiç bir zaman kurulamadı.<br />
1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar bölgesi Türkiye&#8217;nin egemenliğine bırakılıyordu ama Türkiye bu bölgeyi silahlandıramazdı. Her ne kadar Türkiye&#8217;nin başkanlığında bir Boğazlar Komisyonu öngörüyorsa da bu komisyonun statüsü Serves&#8217;dekinden çok daha farklıydı. Sözleşme ile bütün savaş gemilerine boğazlardan geçiş serbestisi tanınmıştı. 1933 Londra Silahsızlanma Konferansı sırasında Türkiye bu sözleşmenin değiştirilmesi yönündeki talebini imzacı devletlere sundu. İtalya dışındaki bütün imzacı devletlerin katılımıyla 1936&#8242;da Montreux&#8217;de toplanan Konferans sonucuna 20 Temmuz 1936 tarihli Montreux Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Sözleşmeye göre Türkiye Boğazlar bölgesini silahlandırabilecek, savaşta, barışta ve savaşa yakın hissettiği durumlarda Boğazlardan gemi ve diğer deniz araçlarının geçişi hakkında çeşitli kararlar verebilecektir. Boğazlar Komisyonu da kaldırıldı.<br />
Sovyetler Birliği 1945 yılındaki Yalta ve Potsdam Konferanslarında Montreux düzeninin değiştirilmesi ile ilgili öneriler ileri sürdü ama bu konuda ABD ve İngiltere ile uzlaşamadı. Savaş sırasında Türkiye&#8217;nin Montreux Sözleşmesi&#8217;ni ihlal ettiğini öne sürecek boğazların Karadeniz&#8217;e kıyıdaş devletlere açık, geri kalan devletlere ise kapalı tutulmasını istedi. Ayrıca boğazları, Türkiye ile ortaklaşa savunma talebinde bulundu. Batılı devletler ise sorunun bir uluslararası konferans çerçevesinde çözülmesini savundular. Türkiye de Sovyetlere verdiği notalarla sorunun uluslararası görüşmelerle çözülmesi gerektiğini ileri sürdü ve Sovyetlerin ortak savunma talebini reddetti. Bir uluslararası konferans toplanması girişimleri de bir sonuç getirmedi ve Boğazlar rejiminde bugüne kadar bir değişiklik olmadı.<br />
Bolşevik Devrimi: bkz. Rus Devrimi<br />
Boxer Ayaklanması, 1900<br />
Çin&#8217;de bütün yabancıları ülkeden atmayı amaçlayan ve devletten destek gören köylü ayaklanması. XIX. yüzyılın sonlarına doğru yoksullaşmanın artması, karşılaşılan doğal afetler ve şiddetlenen yabancı saldırıları sonucu Çin&#8217;in kuzey eyaletlerinde Boxer&#8217;ler güç kazanmaya başladı. Boxer&#8217;lerin kışkırtmalarıyla başlayan köylü ayaklanması Alman elçisinin öldürülmesi ile doruğa ulaştı. Bunun üzerine Ağustos 1900&#8242;de bir uluslararası birlik Pekin&#8217;i işgal etti. Mahsur kalan diğer elçilik görevlileri ile öteki yabancıları kurtardı. Yapılan görüşmeler sonunda imzalanan bir protokol ile çatışmalar sona erdi ve Çin&#8217;in yabancı devletlere ödeyeceği tazminat belirlendi.<br />
Brandt Raporu, 1980<br />
Azgelişmiş ülkelerin sorunlarına yönelik olarak Almanya eski başbakanı Willy Brandt tarafından hazırlanan rapor. Dünya Bankası, Willy Brandt&#8217;in başkanlığında bir komisyonun kurulmasını önermişti. Kurulan bu komisyonda hazırlanan ve azgelişmiş ülkelerin sorunlarını ele alan rapor, 1980&#8242;de &#8220;Kuzey-Güney: Yaşam Savaşı İçin Bir Program&#8221; başlığı ile yayınlandı. Rapora göre Kuzey ve Güney ülkeleri arasında giderek artanoranda bir gelişmişlik farkı vardır. Zengin Kuzey ülkeleri fakir Güney ülkelerine yardım etmeli ve bu şekilde aradaki açık kapatılmalıyda. Rapor, azgelişmiş ülkelerin kalkınma çabalarının başarıya ulaşması, bu ülkelerdeki açlık ve yoksulluğun giderilmesi amacıyla azgelişmiş Güney ile kalkınmış Kuzey arasında işbirliği oluşturmaya çalışmıştır.<br />
Brejnev Doktrini<br />
Sovyetler Birliği&#8217;nin herhangi bir sosyalist ülkede rejim karşıtı bir gelişmeye karşı o ülke ve diğer sosyalist ülkelerdeki düzeni korumak amacıyla &#8220;büyük ağabey&#8221; olarak müdahalesini öngören siyasi görüş. 1968 Prag Baharı döneminde Çekoslovakya&#8217;da gerçekleşen liberalleşme hareketine Sovyetler Birliği&#8217;nin kanlı bir şekilde müdahalesini meşru göstermek amacıyla Sovyet Devlet Başkanı Leonid Brejnev tarafından ortaya atılmış ve onun adıyla anılmıştır. Brejnev, 12 Kasım 1968&#8242;de Polonya Komünist Partisi 5. Kongresi&#8217;nde yaptığı konuşmada sosyalist ülkeler arasında Çekoslovakya benzeri müdahalelerin normal olduğunu savunuyordu; bir sosyalist ülkedeki gelişmeler diğer sosyalist ülkeleri de ilgilendirirdi ve sosyalist bir ülkenin egemenliği dünya sosyalizminin çıkarlarıyla ters düşemezdi.Eğer böyle bir durum ortaya çıkarsa sosyalist ülkeler topluluğu adına yapılacak bir müdahale meşru bir hareket olacaktı.Brejnev Doktrini&#8217;ne karşı en önemli tepkiler İspanyol ve İtalyan Komünistleri başta olmak üzere Avrupalı komünistlerden geldi ve bu gelişme Avrupa Komünizmi için önemli bir uyarıcı durum oldu.</p>
<p>Brest-Litovsk Barış Andlaşmaları, 1918<br />
I. Dünya Savaşı sırasında Üçlü İttifak devletlerinin Sovyetler Birliği ve Ukrayna ile imzaladıkları barış andlaşmaları.<br />
Bolşevik Devriminden sonra kurulan Sovyetler Birliği savaştan çekilmek istiyordu ve Sovyet hükümetinin 1917 Kasım&#8217;ındaki barış talebinden sonra Aralık sonuna doğru barış görüşmeleri başladı. Zorlu geçen ve kimi zaman kesilen görüşmeler sonunda 3 Mart 1918&#8242;de Brest-Litovsk&#8217;ta barış andlaşmaları imzalandı. Sovyetler Polonya, Litvanya, Letonya, ve Estonya&#8217;dan çekilirken Osmanlı Devleti&#8217;ne de 1877-1878 savaşında kaybedilen Kars, Ardahan ve Batum&#8217;u geri veriyordu.<br />
Bu andlaşmalarla ittifak devletleri önemli toprak kazançları elde etmekle beraber doğu cephelerinde de savaşa son veriyorlardı, ama 1918 sonunda savaşı yenilgiyle bitirdiler ve Brest-Litovsk&#8217;un hükümleri müttefik devletlerce tanınmadı.</p>
<p>Briand-Kellog Paktı, 1928<br />
Savaşı ulusal politikanın bir aracı olmaktan çıkarmayı amaçlayan, 1928&#8242;de tamamlanıp daha sonra hemen hemen bütün ülkelerce imzalanan genel andlaşma. Resmi adı Savaşın Terk Edilmesi İçin Genel Andlaşma&#8217;dır. Paris Paktı olarak da bilinir, ayrıca Amerika metinlerinde Kellog-Briand Paktı olarak da geçer. ABD Dışişleri Bakanı Frank B.Kellog ileFransa Dışişleri Bakanı Aristide Briand&#8217;ın girişimleri sonucu hazırlanan Pakt 1928 Ağustos&#8217;unda ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya, İtalya, Polonya, Belçika ve Çekoslovakya tarafından imzalandı. Türkiye daha sonra bu Pakta katılacaktır. Andlaşmanın iki ana maddesine göre taraflar: i.Uluslararası anlaşmazlıkların çözümünde savaşa başvurmayı kınıyor ve savaşı ulusal politikalarının aracı olarak kullanmayacaklarını açıkca ilan ediyorlardı. ii.Hangi şart ve kökene sahip olursa olsun hiçbir anlaşmazlık ve çatışmanın çözümü için barışçı yollar dışındaki yollara başvurulmayacaktı. Yine de Paktı imzalayan pek çok ülke andlaşmaya kendilerine yönelik &#8220;saldırı&#8221; olması durumuyla ilgili olarak çekince koydular.<br />
Briand-Kellog Paktı Birleşmiş Milletler öncesi dönemde barışı koruma konusundaki en önemli girişimlerden biridir. Paktın tarafları andlaşmayı çiğnemiş olsa da II. Dünya Savaşı&#8217;na kadar Pakt güvenilir bir belge olma özelliğini korumuştur ve savaş sonrası oluşturulan savaş suçları kavramına hukuksal temel olmuştur. Ayrıca Nürnberg ve Tokyo Mahkemeleri&#8217;nde Briand-Kellog Paktı&#8217;nı ihlal eden suçlardan dolayı da yargılamalar olmuştur.</p>
<p>Brüksel Andlaşması, 17 Mart 1948<br />
17 Mart 1948 tarihinde Brüksel&#8217;de imzalanan savunma ve işbirliği andlaşması. İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg II. Dünya Savaşı sırasında Londra&#8217;da bir gümrük andlaşması imzalamışlardı ve 1948 yılı başından itibaren bu ülkeler arasında gümrük oranları büyük ölçüde azalmıştı. Bu Benelux Ekonomik Birliği&#8217;ne temel oluyordu. Öte taraftan İngiltere ve Fransa Mart 1947&#8242;de Dunkirk Andlaşması&#8217;nı imzalayarak askeri ve ekonomik işbirliği yolunda önemli bir adım atmışlardı. Sovyetlerin Doğu Avrupa&#8217;da etkinliğini arttırarak Şubat 1948&#8242;de Çekoslovakya&#8217;da komünistleri iktidara getirmesi Batı Avrupa Birliği&#8217;nin kurulması doğrultusundaki çabaları hızlandırdı. Brüksel Andlaşması ile taraflar ortak bir savunma sistemi kurmaya, ekonomik ve kültürel bağları kuvvetlendirmeye karar vermişlerdi. Andlamanın 4. maddesine göre taraflardan herhangi biri &#8220;Avrupa&#8217;da silahlı bir saldırıya uğrarsa andlaşmaya taraf diğer devletler bu devlete mevcut askeri ve diğer bütün olanaklarla yardım edeceklerdi. Andlaşma ile &#8220;Batı Birliği&#8221;nin en üst organı olarak, beş ülkenin Dışişleri Bakanlarının katılımıyla oluşan Danışma Konseyi ve bu Konsey&#8217;e bağlı Savunma Bakanlarından kurulu Batı Savunma Komitesi kuruluyordu.<br />
Brüksel Andlaşması 1949&#8242;da kurulan NATO ile 1955&#8242;te kurulan Batı Avrupa Birliği&#8217;ne öncülük etmiştir.</p>
<p>Bükreş Barış Andlaşması, 10 Ağustos 1913<br />
II. Balkan Savaşı&#8217;nı sona erdiren andlaşma. I. Balkan Savaşı&#8217;nda Osmanlı Devleti&#8217;ni ağır bir yenilgiye uğratan müttefik Balkan devletleri arasında, ele geçirilen toprak konusunda anlaşmazlık çıktı. Bulgaristan&#8217;ın Yunanistan&#8217;a saldırması sonucu tekrar ama bu sefer eski müttefikler arasında başlayan savaş Bulgaristan&#8217;ın yenilgisiyle sonuçlandı. I. Balkan Savaşı&#8217;na katılmamış olan Romanya da Bulgaristan karşısında savaşa girdi. Bükreş&#8217;te 10 Ağustos 1913&#8242;te imzalanan barış andlaşmasıyla Bulgaristan&#8217;a Makedonya&#8217;nın küçük bir bölümü ve Batı Trakya bırakılırken Bulgaristan Güney Dobruca&#8217;yı Romanya&#8217;ya vermek zorunda kaldı. Sırbistan Makedonya&#8217;nın orta ve kuzey, Yunanistan ise güney bölümünü aldı.</p>
<p>Camp David Andlaşmaları, 1979<br />
17 Eylül 1978 tarihinde Mısır ile İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmalar. Bu anlaşmalar temelinde ve A.B.D.&#8217;nin çabaları sonucunda iki ülke 26 Mart 1979&#8242;da yine Washington&#8217;da bir Barış Antlaşması yaparak aralarındaki 30 yıllık savaş durumuna son verdiler.<br />
Mısır ve İsrail, İsrail devletinin 1948&#8242;deki kuruluşundan beri birbirlerine düşman durumundaydılar. A.B.D. Başkanı Jimmy Carter bu iki devleti antlaşma masasına oturtarak sürmekte olan Arap-İsrail sorununa bir çözüm bulmayı amaçlıyordu. 1977 Kasım&#8217;ında Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat&#8217;ın sürpriz Kudüs ziyareti bu yolda önemli bir adım oldu. Sonuçta A.B.D.&#8217;nin sürekli çabası ve her iki devlete görülmemiş miktarda ekonomik yardım sözü karşılığında Mısır Cumhurbaşkanı Sedat ile İsrail Başbakanı Begin 1978 Eylül&#8217;ünde Camp David&#8217;de biraraya geldiler ve 17 Eylül&#8217;de Camp David Antlaşmalarına imza koydular. Antlaşmalar Batı Şeria, Gazze, Filistin ve Sina Yarımadası konularını kapsayan ve iki devlet arasında gerçekleşecek barışın esaslarını belirliyordu. Buna göre İsrail ile Mısır ve Ürdün arasında yapılacak görüşmelerle Batı Şeria ve Gazze&#8217;de yaşayan Filistinliler&#8217;e özerklik tanınacaktır. Sina Yarımadası bu antlaşmalardan sonraki üç ay içinde imzalanacak barış antlaşmasından sonraki üç ay zarfında İsrail tarafından boşaltılacaktı. Öngörülen Barış Antlaşması 26 Mart 1979&#8242;da Washington&#8217;da imzalandı. Bu antlaşma, Filistin Kurtuluş Örgütü ile hemen hemen bütün Arap dünyasında tepki ile karşılanmış, Mısır&#8217;a karşı geniş bir siyasi ve ekonomik boykota girişilmiştir. Mısır belirli bir süre Arap dünyasında yalnızlığa itilmiştir.Öte yandan İsrail, 1979 Eylül&#8217;ünde Sina Yarımadası&#8217;ndan tamamen çekilmiştir.<br />
Carter Doktrini<br />
1979 sonlarında Sovyetler&#8217;in Afganistan&#8217;a askeri müdahalede bulunarak ülkeyi kontrol altına alması üzerine, ABD bu hareketin Basra Körfezi ve petrol bölgesine yayılmasından kuşkulandığından, Başkan Carter bir açıklama yaparak, herhangi bir yabancı devletin bu Körfezin kontrolünü ele geçirmeye çalışılmasının ABD&#8217;nin hayati menfaatlerine saldırı sayılacağından, askeri kuvvet kullanılması da dahil her türlü tedbiri alacaklarını ilan etti. Bu açıklama ve politik tutum Carter Doktrini olarak anılmaktadır.</p>
<p>Casablanca Konferansı, 15-24 Ocak 1943<br />
II. Dünya Savaşı sırasında A.B.D. Başkanı Roosevelt ile İngiltere Başbakanı Churchill arasında Fas&#8217;ın Casablanca kentinde yapılan görüşme. Konferansa daha sonra sürgündeki Fransız hükümeti adına da Gaulle de katılmışsa da pek bir ilgi görmemiştir. Konferans, 15-24 Ocak 1943 tarihleri arasında müttefiklerin Kuzey Afrika harekatından önce yapılmıştı. Görüşmelerde bu harekatle beraber Sicilya ve Güney İtalya&#8217;ya yapılacak çıkarma da ele alındı. Konferans sonunda alınan karara göre Mihver Devletleri kayıtsız şartsız teslim olacaklardı. Bu kararın sebebi I. Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi Wilson&#8217;un 14 noktasına göre teslim olduğunu ileri sürmüş olan Almanya&#8217;nın Versailles düzenine bunu göstererek karşı çıkmış olmasıdır. Savaş sonrasında Almanya&#8217;nın bu gibi gerekçelere dayanarak sorun çıkarması istenmiyordu.</p>
<p>Castlereagh, Robert Stewart<br />
1818-1822 yılları arası İngiltere Dışişleri Bakanı. Napoleon&#8217;a karşı kurulan Büyük İttifak&#8217;ın oluşturulmasına katkıda bulunmuş, ayrıca 1815&#8242;te Avrupa haritasını yeniden çizen Viyana Kongresi&#8217;nde önemli rol oynamıştır. Avusturya Şansölyesi Metternich ile beraber 1815 sonrası Avrupa düzenin mimarlarından sayılır.</p>
<p>Cenevre Anlaşmaları, 1954<br />
Nisan-Temmuz 1954 arasında Cenevre&#8217;de yapılan, Çin Halk Cumhuriyeti, İngiltere, Fransa, S.S.C.B., A.B.D., Kamboçya, Laos, Kuzey ve Güney Vietnam&#8217;ın katıldığı konferansta kabul edilen, fakat bağlayıcı niteliğe sahip olmayan belgeler. İmzalanan on belgeden, üçü askeri anlaşma, altısı tek taraflı bildiri ve sonuncusu da Sonuç Bildirgesiydi.<br />
Fransa, Kuzey-Güney Vietnam, Laos ve Kamboçya arasında başlayan görüşmeler 21 Temmuz&#8217;da bu ülkeler arasında imzalanan anlaşmalar ile sonuçlandı. Buna göre Vietnam&#8217;ı ikiye bölen 17. enlem boyunca ateşkes ilan ediliyor, karşılıklı olarak askeri birliklerin çekilmesi için taraflara 300 gün tanınıyordu. Ayrıca komünist gerillaların Kamboçya ve Laos&#8217;tan çekilerek bu ülkelerde serbest seçimlerin yapılması ve bu ülkelerin rızası doğrultusunda Fransız birliklerinin bu ülkelere yerleştirilmesi öngörülüyordu. Anlaşmalar ile bölünme çizgisi olarak ileri sürülen sınırları da ortadan kaldırıyorlardı. Anlaşmaların uygulanması, Polonya, Hindistan ve Kanadalı temsilcilerden oluşacak bir kurul tarafından denetlenecekti. Konferans&#8217;ın Sonuç Bildirgesi ise Vietnam&#8217;ın yeniden birleştirmesi ve 1956 Temmuz&#8217;unda bu ülkede seçimlerin yapılması çağrısında bulundu.<br />
Konferansa katılan ülkeler anlaşma hükümlerine uymayı taahhüt ettiler, ama A.B.D. anlaşmaların kendisini bağlamadığını ileri sürdü. Güney Vietnam da anlaşmayı imzalamayı geciktirince Sonuç Bildirgesi imzalanamadı.<br />
Cenevre Bildirgesi, 30 Temmuz 1974<br />
I. Kıbrıs Barış Harekatı (20 Temmuz 1974) sonrasında Birleşmiş Milletlerin çağrısı ile Cenevre&#8217;de bir araya gelen Türk, Yunan ve İngiliz Dışişleri Bakanlarının imzaladıkları bildiri. Buna göre i-Adada 1960 Anayasası ile kurulmuş düzene dönülmesi için gerekli önlemler alınacak ii-Adada taraflar 30 Temmuz 1974 günü denetimleri altında bulundurdukları alanları genişletmeyecekler iii-30 Temmuz ateşkes çizgisinde sadece Birleşmiş Milletler kuvvetleri denetimi altında olacak bir güvenlik bölgesi oluşturulacak iv-Kıbrıs Rum ve Yunan kuvvetlerinin kuşatması altındaki bütün Türk bölgeleri bu kuvvetlerce boşaltılacak ve bu bölgeler Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin koruması altına girecek v-Adada anayasal düzenin yeniden kurulması için, üç Dışişleri Bakanı, Kıbrıs&#8217;daki iki toplumun liderlerinin de katılımıyla 8 Ağustos&#8217;ta Cenevre&#8217;de yeniden bir araya gelecekti.</p>
<p>Cenevre Konferansları, 25-30 Temmuz 1974, 8-14 Ağustos 1974<br />
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi&#8217;nin çağrısı ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında Cenevre&#8217;de yapılan Kıbrıs Sorununun çözümüne yönelik iki konferans, 15 Temmuz 1974&#8242;te Kıbrıs&#8217;ta Enosis amaçlı EOKA&#8217;cı Nikos Sampson tarafından yapılan darbe üzerine Türkiye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi&#8217;ni harekete geçirmeye çabaladı. Bir sonuç alınamaması sonucu Türkiye I. Kıbrıs Barış Harekatını gerçekleştirdi (20 Temmuz 1974). Bunun üzerine Güvenlik Konseyi aldığı 353 sayılı kararla, tarafları ateşkes yapmaya, yabancı güçleri Kıbrıs&#8217;tan çekilmeye ve üç garantör devlet olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere&#8217;yi görüşmeler yapmaya çağırdı. 25 Temmuz&#8217;da Cenevre&#8217;de biraraya gelen üç ülke Dışişleri Bakanları 30 Temmuz&#8217;da Cenevre Deklarasyonu&#8217;nu imzaladılar. Deklarasyona göre 8 Ağustos&#8217;ta üç ülke Dışişleri Bakanları Cenevre&#8217;de bir kez daha biraraya geldiler. Görüşmelerde bir sonuç alınamaması üzerine Türkiye, 14 Ağustos&#8217;ta II. Kıbrıs Barış Harekatı&#8217;na başladı.<br />
Cenevre Sözleşmeleri, 1949<br />
12 Nisan-12 Ağustos 1949 tarihleri arasında Cenevre&#8217;de toplanan uluslararası konferansta imzalanan ve Uluslararası İnsancıl Hukuk&#8217;un temelini oluşturan dört sözleşme. Bu sözleşmeler şunlardır: 1)Kara savaşında yaralıların ve hastaların durumlarını iyileştirme hakkında sözleşme 2)Deniz savaşında yaralıların ve hastaların durumlarını iyileştirme sözleşmesi 3)Savaş tutsaklarına yapılacak işlemlere ilişkin sözleşme 4)Savaş zamanında sivil halkın korunmasına ilişkin sözleşme.</p>
<p>Cezayir Anlaşması, 1975<br />
6 Mart 1975&#8242;te Irak ile İran arasında Cezayir&#8217;de imzalanan iki ülke arasındaki sınır anlaşmazlığı ve bazı diğer sorunları çözüme bağlayan anlaşma. 1969 Nisan&#8217;ında, A.B.D.&#8217;nin desteğine sahip ve askeri gücü yüksek olan İran Şahı, önemli bir suyolu olan Şatt-ül Arab&#8217;ın Irak&#8217;a ait bulunduğu 1937 tarihli Irak-İran Sınır Antlaşması&#8217;nı ortadan kaldırmak istedi. Bu amaçla İran gemilerini bir güç gösterisi olarak bölgeye gönderdiğinde, iki ülke kuvvetleri arasında silahlı çatışma çıktı ve 1970&#8242;te de diplomatik ilişkiler kesildi. Ancak çok geçmeden 1973 yılında Irak ile İran arasında diplomatik ilişkiler yeniden kuruldu. 1975 yılında Cezayir&#8217;deki Petrol İhraç Eden Ülkeler toplantısında, Cezayir Devlet Başkanı Bumedyan&#8217;ın arabuluculuğu ile iki ülke arasında Cezayir Anlaşması imzalandı. Buna göre, iki ülke arasındaki sınır Şatt-ül Arab suyolunun en derin noktasından geçecek ve İran, Irak&#8217;taki Kürtleri merkezi hükümete karşı desteklemekten vazgeçip onlara yaptığı yardımı kesecekti. Ancak 1979&#8242;da İran&#8217;da Şah&#8217;ın devrilip İslam Cumhuriyeti&#8217;nin kurulmasıyla iki ülke arasındaki ilişkiler kötüleşti ve 1980 Eylül&#8217;ünde İran-Irak savaşı başladı.<br />
Cezayir Konferansı, 1973<br />
Bağlantısız ülkeler dördüncü zirve toplantısı. Cezayir&#8217;in başkenti Cezayir&#8217;de toplanan zirveye 77 ülkenin devlet veya hükümet başkanları katılmıştır. Konferans 5-9 Eylül 1973 tarihleri arasında yapılmış, 1970&#8242;teki Lusaka Konferansı&#8217;nda olduğu gibi bu konferansta da ekonomik sorunlar ağırlıklı ele alınmıştır. Bunun sebebi uluslararası ortamdaki &#8220;yumuşama&#8221; ile beraber artık bu ülkeleri ilgilendiren pekçok siyasi bağımsızlık mücadelelerinin başarıya ulaşmış olmasıydı. Bunun sonucu bazı Latin Amerika ülkelerinin konferansa ilgi duyması olmuştur. Konferans sonunda yayınlanan &#8220;Ekonomik Bildiri&#8221;de &#8220;Siyasal Bildiri&#8221;den daha geniş yer almıştır.</p>
<p>Chaumont Andlaşması, 1814<br />
1 Mart 1814&#8242;te İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya arasında imzalanan ve bu devletler arasında sürekli bir diplomatik işbirliğinin temellerini atan antlaşma. 1822 yılına kadar yürürlükte kalan antlaşma bu tarihte İngiltere tarafından geçersiz sayılarak sona ermiştir.<br />
Chester Projesi<br />
Amerikalı emekli Amiral Colby Chester&#8217;in aracılığı ile bir ABD-Kanada ortaklık grubu şirketi tarafından hazırlanan, inşa bölgesinin çevresindeki madenleri işletme imtiyazı karşılığında bazı bölgelerde demiryolu ve liman yapımını içeren proje. Projeye göre şirket Adana-Yumurtalık, Musul-Kerkük ve Samsun bölgelerinde yaklaşık 4400 km&#8217;lik bir demiryolu; Yumurtalık ve Trabzon&#8217;a birer liman inşa edecek, buna karşılık olarak da bu bölgelerin çevresindeki 40 km&#8217;lik bir kuşak çevresinde bilinen ve sonradan bulunabilecek petrol ve diğer bütün madenlerin 99 yıllığına işletecekti. Şirket gerek demiryolları ve limanlardan gerekse madenlerin işletiminden elde ettiği kardan Türk hükümetine belirli bir pay verecekti.<br />
Chester Projesi ile verilen imtiyaz, Cumhuriyet döneminin ilk yabancı sermaye yatırım girişimi olması bakımından önemlidir. Nisan 1923&#8242;te Meclis tarafından onaylandıysa da Musul ve Kerkük&#8217;ün Lozan Antlaşması ile alınamaması nedeniyle proje uygulamaya konamadı ve Meclis Aralık 1923&#8242;te sözleşmeleri feshetti.<br />
Chicago Sözleşmesi, 1944<br />
Aralık 1944&#8242;te Chicago&#8217;da toplanan konferansta kabul edilen Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi. Daha önce imzalanmış Paris ve Havana Sözleşmeleri&#8217;nin yerini almıştır. Sözleşme ile her devlete kendi üzerindeki hava sahasında &#8220;kısıtlamasız ve tekelci bir egemenlik&#8221; tanınmıştır. Fakat bu egemenliğin kullanımının yanında herhangi bir tarifeye bağlı olmayan uçaklar önceden izin almadan -sözleşmeye taraf devletin ülkesine veya ticari amaçlı inişler hariç- transit olarak sözleşmeye taraf ülkenin hava sahasından geçebileceklerdir. Tarifeli uçuşlar veya charter seferlerinde ise o ülkenin izni gerekmektedir. Sözleşme kabotaj hakkını ülke devletine tanımış ve güvenlik nedeniyle uçuşa yasak bölgeler kurulabilmesine izin vermiştir. Ayrıca Sözleşme ile uçakların uyruğunun belirlenmesi için kullanılabilecek kurallara da açıklık getirilmiş, her uçağın, tescil edildiği devletin uyruğunda olduğu kararlaştırılmıştır.<br />
Sözleşme ile ilgili bir nokta da Birleşmiş Milletler uzmanlık kuruluşlarından biri olan ve merkezi Montreal&#8217;da bulunan Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü&#8217;nün (ICAO) kurulmasıdır. Bu örgüt, sivil havacılıkla ilgili kural ve yöntemlerin geliştirilmesi için çalışır ve bazı önlemler önerir.<br />
Chicago Konferansı sonunda Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi&#8217;yle beraber Uluslararası Hava Servisleri Transit Sözleşmesi ve Uluslararası Hava Nakliyatı Sözleşmesi de imzalanmıştır. Bu sözleşmeler, ülke-devletinin geçiş ile ilgili olarak diğer devletlere tanıyacağı hakları ve geçiş ile beraber nakliyet ve ticaret ile ilgili birtakım hak ve kolaylıkları içermektedir.<br />
Churchill, Sir Winston<br />
İngiliz devlet adamı, başbakan ve yazar. 1940-1945 ve 1951-1955 yılları arasında Muhafazakar Parti&#8217;nin lideri olarak Başbakanlık yapmıştır. II. Dünya Savaşı&#8217;nda ülkesini yenilginin eşiğinden döndürmüş, Roosevelt ve Stalin ile beraber müttefiklerin savaş stratejisini belirlemiştir. Kraliyet Askeri Okulu&#8217;nu bitirdi ve 1895&#8242;te orduya katıldı. 1900&#8242;da ordudan ayrılarak siyasete girdi. 1911&#8242;de önce İçişleri sonra Deniz Kuvvetleri Bakanı oldu. Çanakkale Savaşı&#8217;nda donanmanın başarısızlığı sonucu bakanlıktan ayrılarak orduya döndü. 1921&#8242;de ise Sömürgeler Bakanlığı&#8217;na getirildi. Bir ara Maliye Bakanlığı yaptıysa da 1935 seçimlerinden sonra kabineye alınamadı. Savaşın başlaması ile tekrar Deniz Kuvvetleri Bakanlığı&#8217;na getirilen Churchill Nisan 1940&#8242;ta Chamberlain&#8217;in istifası ile onun yerine geçerek Başbakan oldu. Churchill acı sonuçlara ve tartışmalara yol açan bazı kararlar almak durumunda kaldı ama kendine özgü mizah anlayışını bırakmadan halka gerçekçi açıklamalar yapıyordu. Ağzındaki puro ve eliyle yaptığı zafer işareti Churchill&#8217;in simgesi olmuştu. A.B.D.&#8217;nin de savaşa girmesiyle bu ülke ile her cephede komuta birliği ve ortak strateji kurdu. Başbakan Roosevelt&#8217;ten aldığı destekle Sovyetlerden gelen bütün &#8220;ikinci cephe&#8221; kurulması isteklerini erteledi.<br />
Savaş sırasında toplanan Kazablanka, Quebec, Tahran ve Yalta konferanslarında Roosevelt ve Stalin ile biraraya gelerek savaşın devamı ve savaş sonrası düzenle ilgili kararlara katkıda bulundu. Savaş sonrasında Potsdam Konferansı&#8217;na da katıldıysa da önemli bir rol oynayamadı. Partisinin seçimleri kaybetmesiyle konferans bitmeden ülkesine döndü.<br />
Colbertçilik<br />
Fransa Maliye Bakanı J.Baptiste Colbert (1619-1683)&#8217;in Fransa&#8217;da izlediği, sıkı bir devlet himayesi, sanayileşme ve ekonominin devlet eliyle düzenlenmesi yoluyla bir devletçilik öngören ekonomi politikası. Colbert&#8217;in Fransız Sanayisini geliştirecek ihracatı arttırma yönündeki bu politikası &#8220;Colbertçilik&#8221; diye anılmaktadır. Colbertçiliğe &#8220;Fransız Merkantilizmi&#8221; veya &#8220;Sanayi Merkantilizmi&#8221; de denmektedir. Colbert, sanayinin gelişmesi için gerekli mali reformları yapmış ve bundan elde edilen geliri yine sanayie aktarıp devlet eliyle fabrikalar kurmuş ve imalat yöntemleri ile kalite kontrolü hakkında kararnameler yayınlamıştır. Sanayiin ihtiyaç duyduğu hammaddelerin ithalatı kolaylaştırılırken bunun dışındaki ithalat yüksek vergilerle önlenmeye çalışılmış, ihracat ise teşvik edilmiştir. Bu dönemde ekonomiye devletin müdahalesinin artması ile Colbertçilik gerek sanayiciler gerekse ihmal edilen tarım kesimi tarafından eleştirilmiş ama Colbertçilik Fransa&#8217;nın alt-yapı ve imalat sanayiin gelişmesinden önemli bir rol oynamıştır.<br />
Colombo Konferansı, 1954<br />
Mayıs 1954&#8242;te Seylan (Sri Lanka)&#8217;ın başkenti Colombo&#8217;da yapılan beş güney Asya devleti temsilcisinin katıldığı konferans. Endonezya Devlet Başkanı Sastroamidi Jojo&#8217;nun çağrısı ile toplanan Konferansa Hindistan, Pakistan, Seylan, Endonezya ve Birmanya katılmıştır. Konferansın esas amacı Çinhindi&#8217;deki gelişmeleri izlemek olmakla beraber daha büyük bir Asya-Afrika devletleri Konferansı toplanması konusu tartışılmıştır. Konferans 1955&#8242;te toplanan Bandung Konferansı&#8217;na öncülük etmiştir.</p>
<p>Colombo Konferansı, 1976<br />
Sri Lanka&#8217;nın başkenti Colombo&#8217;da toplanan Bağlantısız ülkeler zirve toplantısı. 11-14 Ağustos 1976 tarihleri arasında toplanan Konferansa aralarında Filistin Kurtuluş Örgütü&#8217;nün de yer aldığı 86 ülkenin devlet veya hükümet başkanları katılmıştı. Konferans&#8217;ta Bağlantısızlar hareketinin genel durumu, sömürge ülkelerinden bazılarının bağımsızlıklarına kavuşmaları, Güney Afrika Cumhuriyeti&#8217;ndeki ırk ayrımı politikası, Filistin ve Kamboçya sorunları, Hint Okyanusu ve Kore yarımadasının silahtan arındırılması gibi konularda görüşmeler yapılmıştı. Konferans&#8217;ta ekonomik konulara ilişkin olarak aynı yılın Mayıs ayında Nairobi&#8217;de yapılan Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı&#8217;nda &#8220;77&#8242;ler Grubu&#8221; tarafından önerilen görüşler tekrarlanmıştır. Ayrıca Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) model alınarak diğer hammaddeler için de benzer uluslararası örgütlenmelerin gerçekleştirilmesi konusu da tartışılmıştır.</p>
<p>Colombo Planı<br />
Üyeleri arasında karşılıklı yardımlaşmayı geliştirmeyi ve çok taraflı bir danışma mekanizmasını amaçlayan bölgesel ekonomik yardım programı. Colombo Planı 1950&#8242;deki Colombo İngiliz Uluslar Topluluğu Konferansı&#8217;nda kabul edildi. Plan ilk önce gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere altı yıllık bir kalkınma programı dahilinde 5 milyar dolarlık bir yardımda bulunmasını öngörüyordu. Pakistan, Hindistan, Seylan (Sri Lanka), Yeni Zelanda, Avusturya ve İngiltere arasında gelişen bu örgütlenme daha sonra başka Asya ülkelerinin de katılmasıyla genişledi. Sovyetler Birliği&#8217;ne karşı çevreleme politikası izleyen A.B.D.de Asya&#8217;daki komünist olmayan ülkeleri desteklemek amacıyla plana katılmıştır. 1950&#8242;den bu yana kalkınmaları amacıyla Asya ülkelerine 25 milyar dolarlık borç ve yardım bu plan çerçevesinde sağlanmış ve binlerce kişi bu plan sayesinde teknik eğitim edinmiştir.</p>
<p>Curzon Hattı<br />
1919-1920 Sovyetler Birliği -Polonya Savaşı&#8217;nda Sovyetler ile Polonya arasında ateşkes hattı olarak önerilen sınır çizgisi I. Dünya Savaşı sonrasında Polonya&#8217;nın doğu sınırı olarak Lord Curzon tarafından önerilmişse de kabul edilmemiştir. II. Dünya Savaşı&#8217;nın başlangıcında Almanya Eylül 1919&#8242;da bu hatta kadar olan Polonya topraklarını işgal etmiş ve bu hattın doğusundaki Polonya toprakları ise Molotov-Ribbentrop Antlaşması&#8217;na göre Sovyetlerin işgali altına girmiştir. Şubat 1945&#8242;teki Yalta Konferansı&#8217;nda Sovyetler Birliği, A.B.D. ve İngiltere&#8217;ye Curzon Hattı&#8217;nı Sovyet-Polonya sınırı olarak kabul ettirdi. 1951&#8242;de yapılan ufak bir iki değişiklikle beraber hat, Sovyet-Polonya sınırını oluşturdu.</p>
<p>Çanakkale Savaşları, Şubat 1915-Ocak 1916<br />
Müttefik devletlerin 1915 Şubat&#8217;ında başlattıkları Çanakkale Boğazı ve İstanbul&#8217;u ele geçirmeye yönelik askeri harekat başarısızlıkla sonuçlanmıştır. İngiliz, Fransız, Avustralya ve Yeni Zelanda (Anzak) kuvvetlerinin katıldığı harekatın amaçları şunlardı i-Boğazları açarak Rusya&#8217;ya savaş malzemesi ve yardım göndermek ii-İstanbul&#8217;u işgal ederek Osmanlı Devleti&#8217;ni savaş dışında bırakmak ii-Balkanlarda üstünlük sağlayıp henüz savaşa girmemiş İtalya ve Romanya&#8217;nın İtilaf Devletleri yanında savaşa girmelerini sağlamak.<br />
Yaklaşık her iki taraftan da 300.000&#8242;er askerin ölmesi ile sonuçlanan Çanakkale Savaşları İtilaf Devletleri için büyük bir başarısızlık oldu. Boğazların açılamaması sonucu yardım alamayan Rusya&#8217;da rejim çöktü ve işbaşına gelen Bolşevikler Brest-Litovsk Antlaşmaları ile savaştan çekildiler. İngiltere&#8217;de ise Asquith liderliğindeki Liberal hükümet istifa etmek zorunda kalarak yerini koalisyon hükümetine bıraktı. Böylece o sırada Deniz Kuvvetleri Bakanı ve harekatın mimarlarından Churchill kabineden ayrılmak zorunda kaldı. Tarihçiler tarafından savunulan genelkanı, Çanakkale Savaşları&#8217;nın başarısızlıkla sonuçlanmasının I. Dünya Savaşı&#8217;nın en az iki yıl uzamasına yol açtığı yönündedir.<br />
Çekiç Güç (Combined Task Force-Poised Hammer)<br />
Temmuz 1991 tarihinde kurulan ve amacı Saddam Hüseyin&#8217;in olası saldırılarına karşı Kuzey Irak Kürtlerine güvence sağlamak olan &#8220;Huzur Operasyonu-2&#8243;nin (Operation Provide Comfort-2) uygulama birliği olan hava kuvveti ile küçük fakat etkili bir yer unsurunun adı. Türkiye&#8217;de İncirlik ve Pirinçlik&#8217;te konuşlanmış 77 uçak ve helikopterden ve Amerikan-İngiliz-Fransız-Türk 1862 kişilik personelden oluşmaktadır. Kuzey Irak&#8217;taki Zaho&#8217;da da bir irtibat merkezi (Military Coordination Center-MCC) bulunmaktadır.</p>
<p>Çekoslovakya Bunalımı, 1968<br />
Çekoslovakya&#8217;da Prag Baharı ile görülen katı Marksist rejim uygulamalarından daha liberal politikalara kayma eğilimine karşı Sovyetler Birliği liderliğindeki Varşova Paktı ülkelerinin bu ülkeye yaptıkları askeri müdahale sonrası ortaya çıkan bunalım. 1968 Ocak&#8217;ında Çekoslovakya Komünist Partisi Genel Sekreterliğine Aleksander Dubçek&#8217;in atanmasıyla birlikte ülkede liberalleşme politikaları gözlenmeye başladı. Üst düzey görevlere Dubçek gibi liberalleşme yanlısı kişilerin getirilmesi Moskova&#8217;yı tedirgin etti ve Sovyetler Birliği Dubçek&#8217;i, tutumunu değiştirmesi yönünde uyardı. Buna Dubçek&#8217;in uymaması üzerine Sovyetler Birliği önderliğindeki Macaristan, Polonya ve Demokratik Almanya birliklerinden oluşan bir Varşova Pakto gücü Çekoslovakya&#8217;yı işgal etti. Sovyetler bu olayı bir Pakt içi mesele olarak görürken uluslararası platformda bu olay bir ülkenin egemenliğinin ihlali olarak algılanıyordu. Bu olay, uluslararası komünist hareketler arasında da tartışmaya yol açtı ve bir tarafta Brejnev Doktrini öte yanda ise Avrupa Komünizmi görüşleri ortaya çıktı.<br />
Çelik Pakt (Pacto d&#8217;Acciaio), 1939<br />
Nazi Almanyası ile faşist İtalya arasında 22 Mayıs 1939&#8242;da imzalanan ittifak antlaşması. Her iki devlet kendileri için öngörmüş oldukları &#8220;hayat sahası&#8221;nı gerçekleştirmeyi hedefleyen bu ittifak antlaşmasına göre taraflar birbirlerini ilgilendiren bütün sorunlarda karşılıklı olarak yardımlaşacaklardı ve taraflardan biri, bir veya daha fazla devlet ile savaşa girer ise, öteki devlet bütün gücü ile ona yardım edecekti. Çelik Paktı, İngiltere ve Fransa&#8217;nın doğu ve güney Avrupa&#8217;daki bazı küçük devletlerle -Türkiye dahil- yaptıkları ikili antlaşmalara bir tepki niteliğindedir.</p>
<p>Çevreleme Politikası (Containment Policy)<br />
II. Dünya Savaşı sonrası A.B.D.&#8217;nin Sovyetler Birliği&#8217;ne karşı olarak onun etrafındaki devletlerle oluşturduğu veya oluşmalarında katkıda bulunduğu ittifaklar zinciri. Savaş sonrasında iki farklı dünya görüşüne sahip devlet dünya egemenliği konusunda sıkı bir mücadeleye girdiler. Doğu Avrupa&#8217;da Sovyetlerin kendisine bağlı uydu sosyalist devletler kurmasından ürken A.B.D. bu Sovyet yayılmasını önlemek amacıyla çeşitli tarihi ve politik nedenlerle bu ülkeden çekinen devletlerle bir ittifaklar zinciri oluşturarak onu &#8220;çevrelemek&#8221; istiyordu. Bu doğrultuda kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Balkan Paktı, Bağdat Paktı, Güney Asya Antlaşması Örgütü (SEATO), Anzus Paktı bu politikanın ürünleridir.</p>
<p>Çifte Çevreleme Politikası (Dual-Double Containment Policy)<br />
Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin 1990-1991 Körfez Savaşı&#8217;ndan sonra İran ve Irak&#8217;a yönelik olarak uyguladığı politika. ABD, 1979&#8242;daki İslami nitelikli rejim değişikliği nedeniyle İran&#8217;a yönelik olarak uygulamaya koyduğu siyasal ve ekonomik kuşatmaya Körfez Savaşı&#8217;ndan sonra Irak&#8217;ı da dahil etmiş, yani her ikisini birden karşısına alarak dünya politikasından tecrit etmeye çalışmıştır ve buna da çifte çevreleme denmiştir.<br />
Çin-Sovyet Uyuşmazlığı<br />
II. Dünya Savaşı sonrasında 1949&#8242;da Çin&#8217;de kurulan komünist rejim ile Sovyetler Birliği arasında 1950&#8242;lerin sonlarında başlayıp 1980&#8242;lerin ikinci yarısına kadar süren soğuk ilişkiler. Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;nin kurulmasından sonra Sovyetler Birliği ile bu ülke arasında sıcak ilişkiler kurulmuştu. Fakat Sovyetler Birliği Komünist Partisi&#8217;nin 20. Kongresi&#8217;nden sonra iki ülke arasındaki ilişkiler giderek bozulmaya başladı. En başta iki ülke arasında yüzyıllardan beri süren bir tarihi mücadele vardı. Çin Rusya&#8217;ya XIX. yüzyılda kendisini sömüren bir devlet gözüyle bakıyordu. Bununla beraber iki ülke önderliği Marksist-Lenininst ideolojiyi farklı şekillerde yorumlamaktaydılar. Mao&#8217;ya göre Stalin&#8217;in kötülenmesi kampanyası çok ileri gitmişti ve Sovyetlerin &#8220;barış içinde birarada yaşama&#8221; tezini beğenmiyordu. Ayrıca 1960&#8242;lardan itibaren Çin, Çin İmparatorluğu&#8217;nun zayıf olduğu ve bu yüzden Çarlık Rusyasına toprak bıraktığı &#8220;haksız&#8221; sınır antlaşmalarının değiştirilmesi gerektiğini ileri sürmeye başladı. Bu sınır anlaşmazlığı 1969 yılında iki devletin silahlı kuvvetleri arasında ciddi çatışmalara varacak kadar büyüdü. Bu arada Çin, 1968&#8242;de Çekoslovakya&#8217;ya yapılan Sovyet müdahalesini kınadı. 1970&#8242;lerde sınır görüşmelerinin başlamasına rağmen bunlar ancak belli aralıklarla sürmüş, 1978&#8242;de yine ciddi çatışmalar yaşanmıştır. Bütün bu gelişmeler yaşanırken Çin, kendisine karşı Sovyetler kadar büyük bir tehlike olarak görmediği A.B.D. ilişkileri normalleştirmeye çalışmaktaydı. 1972&#8242;de A.B.D. Başkanı Nixon Çin&#8217;i ziyaret etti ve 1976&#8242;da iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kuruldu.<br />
1976&#8242;da Mao&#8217;nun ölümü ve muhalif önderlerin iktidara gelmesiyle ilişkilerin normalleşmesi yolunda bir engel kalktıysa da bu hemen gerçekleşmedi. 1979&#8242;da Çin, Kampoçya ile savaşan Vietnam&#8217;a girdi ve Nisan ayında Sovyetler ile 1950 tarihli Dostluk, İttifak ve Karşılıklı Yardım Antlaşması&#8217;nı iptal etti. Sovyetler ise Vietnam&#8217;ın yanında yer aldı. 1979&#8242;un sonunda Sovyetlerin Afganistan&#8217;a girmesi de ilişkilerin daha da bozulmasına yol açtı. 1982&#8242;de Sovyet Devlet Başkanı Brejnev&#8217;in ölümünden sonra iki ülke Dışişleri Bakanları görüşmelere başladılar ve 1983&#8242;te Moskova&#8217;da yapılan görüşmeler sonucunda ticari konularda anlaşmaya varıldı. 1983 Kasım&#8217;ında Çin-Sovyet sınırı ticarete açıldı.<br />
Yine de ilişkilerin normalleştirilmesi için Gorbaçov iktidarını beklemek gerekecekti. Çin&#8217;de ekonomik reformla birlikte Sovyetler Birliği, Çin&#8217;in dış ticaretine önemli ülkeler arasına girdi ve Çin&#8217;in Gorbaçov&#8217;un reformlarına ilgisi arttı. 1987 Ağustos&#8217;unda iki ülke arasında görüşmelerin başlamasıyla sınırın doğu kesiminde toprak iddialarından doğan sorunların çözülmesi yolunda adımlar atılmaya başladı. Sovyetler Birliği bir yıl sonra Moğolistan&#8217;ın kuzeyinden önemli sayıda asker çekti. Nihayet 1989 Mayıs&#8217;ında Gorbaçov&#8217;un Pekin&#8217;i ziyareti sırasında Sovyet ve Çin liderleri karşılıklı olarak dostluk, egemenlik ve birbirlerinin içişlerine karışmama sözü verdiler ve &#8220;ilişkilerin normalleştiğini&#8221; açıkladılar.</p>
<p>Çok Taraflı Nükleer Güç (Multilateral Force-MLF)<br />
1960&#8242;ların başında A.B.D. tarafından öne sürülen Batı bloku çerçevesinde nükleer gücün kullanımının paylaşılması önerisi. 1960&#8242;ların ilk yarısında A.B.D., Sovyetler Birliği ve İngiltere&#8217;den sonra Fransa ve Çin de nükleer denemeler yapmışlardı. Hindistan, Federal Almanya, İtalya, Japonya, Brezilya, İsrail, Pakistan, İsveç, İran ve Libya&#8217;nın da nükleer silah yapmak için çalıştıkları veya bunu arzuladıkları biliniyordu. Bunun üzerine özellikle bağlantısız devletler, Birleşmiş Milletler çerçevesinde nükleer silahların yayılmasını önleme çabalarına girişmişlerdi. Bu ortamda A.B.D. çok taraflı nükleer güç düşüncesini ortaya atmış, bu yolla Avrupalı müttefiklerini nükleer silah yapımı yerine, nükleer silah paylaşımına ikna etmeye çalışmıştı. Buna göre bu projeye katılacak ülkeler, bu amaç için ayırdıkları bütün güçlerini NATO&#8217;nun emrine verecek, masrafları da ortaklaşa paylaşacaklardı. Bu şekilde oluşturulacak nükleer güç bazı ülkelere yerleştirilmek yerine denizaltı ve gemilerde bulundurulacaktı. Bu silahlar da ancak ortaklaşa alınacak bir karar ile kullanabilecekti. Bu proje çeşitli tartışmalara yol açtı. Nükleer silahların bu silahlara sahip olmayan devletlerle paylaşılması nükleer gücün yayılması demek değil miydi? Sovyetler Birliği her ne şekilde olursa olsun Almanya&#8217;nın &#8220;nükleer tetikte&#8221; parmağının bulunmasına karşıydı. Sonuçta bu proje 1968 yılında A.B.D. ve Sovyetler Birliği&#8217;nin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (The Non-Proliferation Treaty)&#8217;nı imzalanması ile gündemden kalkmıştır.</p>
<p>Danzig Sorunu<br />
Nazi Almanyası&#8217;nın Versailles Antlaşması ile &#8220;serbest kent&#8221; ilan edilmiş olan Danzig (Gdansk)&#8217;i Almanya&#8217;ya katma çabaları ve buna karşı Polonya&#8217;nın gösterdiği tepki sonucu doğan uluslararası bunalım. Serbest kent olan Danzig 1922 yılında Polonya&#8217;nın gümrük sınırları içine alınmıştı. Doğuya doğru genişleme politikası izlemeyi amaçlayan Hitler, İngiltere ve Fransa&#8217;nın herhangi bir Alman saldırısına karşı Polanya&#8217;ya verdikleri askeri güvencenin boş olduğunu göstermek ve bu iki devletin niyetlerinin ciddi olup olmadığını denetlemek istiyordu. Bunun sonucu 1 Eylül 1939 sabahı Alman birlikleri Polonya&#8217;yı işgale başladılar. Almanya çekilmesi için verilen ultimatomu reddedince 3 Eylül günü önce İngiltere sonra da Fransa Almanya&#8217;ya savaş ilan ettiler ve böylece II. Dünya Savaşı başlamış oldu.</p>
<p>Dawes Planı, 1924<br />
I. Dünya Savaşından sonra Almanya&#8217;nın ödeyeceği savaş tazminatı sorununu çözen Amerikalı maliyeci Charles G.Dawes başkanlığındaki bir kurul tarafından hazırlanan rapor.<br />
Versailles Antlaşması ile Almanya&#8217;nın müttefik devletlere ödeyeceği savaş tazminatı -veya diğer deyişle tamirat borcu- 56 milyar dolar olarak hesaplanmıştı. Daha sonra Almanya&#8217;nın itirazları üzerine bu miktar 33 milyar dolara indirildi. Almanya&#8217;nın bu miktarı da ödemeyeceğini bildirmesi üzerine bir komisyon kuruldu ve bu komisyon tarafından Dawes Planı diye adlandırılan plan hazırlandı. Bu plana göre Almanya&#8217;nın tazminat borcu taksitlere bölünüyor ve bu borç için belirli bir tavan da saptanmıyordu. Rapor Ağustos 1924&#8242;te müttefik devletler ve Almanya tarafından kabul edildi. Rapor Almanya&#8217;nın 250 milyon dolardan borçlanmak üzere giderek artan oranlarda yıllık ödemeler yapmasını öngörmüştü. Ayrıca Almanya&#8217;ya 200 milyon dolarlık bir kredi açılacaktı.<br />
Planın olumlu sonuç vermesi üzerine 1929 yılında Almanya üzerindeki sıkı denetimin kaldırılmasına ve toplam tazminat borcu miktarının belirlenmesine karar verildi. Bu da 1929 Young Planı ile gerçekleşti. Dawes Planı tazminat borcu sorunu nedeniyle bozulan Alman-Fransız ilişkilerini düzelmesine yardımcı olmuş ve Lokarno Antlaşmaları&#8217;na giden yolu açmıştır.</p>
<p>Dayanışma Hareketi<br />
Polonya&#8217;da Eylül 1980&#8242;de Gdansk kentinde kurulan bağımsız Dayanışma Sendikası&#8217;nın önderliğinde başlayan komünist rejimin yumuşaması yönündeki hareket. Aralık 1981&#8242;de ilan edilen sıkı yönetimle sendikanın faaliyetleri durduruldu ve Ekim 1982&#8242;de Polonya Ulusal Meclisi&#8217;nin kararıyla resmen kapatıldı. Bu &#8220;kapatılmışlık&#8221; dönemi boyunca sendika başkanı Lech Walesa liderliğinde komünist yönetimen karşı pasif bir direnişte bulundu. Bu mücadele sonucunda 80&#8242;lerin sonlarına doğru Jaruselwski hükümeti Dayanışma ile temaslara başladı. Yönetim ile Sendika arasında yapılan &#8220;yuvarlak masa&#8221; toplantılarından sonra yasallaştı ve bir siyasi parti niteliğini de kazandı. 4 Haziran 1989&#8242;da yapılan yarı serbest seçimlerle birlikte Dayanışma Hareketi parlamentonun seçimle belirlenen %35&#8242;inin tamamını kazanarak 460 üyeli Ulusal Meclis&#8217;te 151 sandalya kazandı. Tamamı seçimle belirlenen Senato&#8217;da ise 100 üyeliğin 99&#8242;unu kazanarak büyük bir başarı elde etti. Seçim sonrası Dayanışma Hareketi ile Komünist Parti geniş kapsamlı bir koalisyona gitti ve başbakanlığa Mazowiecki getirilirken Cumhurbaşkanı Jaruselwski görevine devam etti.<br />
Demir perde<br />
II. Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği ve diğer Doğu Avrupa&#8217;daki sosyalist rejimlerin komünist olmayan ülkelerle ilişkilerindeki kapalılık ve gizlilik siyasetini belirten terim. Demir perde terimi ilk kez Winston Churchill tarafından 5 Mart 1946 tarihli ünlü Fulton konuşması sırasında kullanılmıştır. Terim Soğuk Savaş dönemi boyunca Batılı ülkelerce komünist ülkelerin kapalılık, gizlilik yönündeki tutumlarını eleştiri amacıyla sık bir şekilde kullanılmıştır.</p>
<p>Deniz Egemenliği Teorisi<br />
XX. yüzyılın başlarında Amerikalı Amiral Alfred T. Mahan tarafından ortaya atılan jeopolitik egemenlik teorisi. Bu teoriye göre denizlere egemen olan devlet, bütün dünyanın egemenliğine sahip olacaktır. Nitekim Avrupalı devletlerin denizaşırı sömürgeciliğinin en ileri noktaya ulaştığı dönemde yazdığı &#8220;Deniz Gücünün Tarih Üzerindeki Etkisi&#8221; adlı kitabında Mahan esas olarak dönemin en büyük deniz gücü ve &#8220;üzerinde güneşin batmadığı&#8221; bir sömürge imparatorluğuna sahip İngiliz imparatorluğunu incelemiştir.<br />
Denktaş-Kyprianu Anlaşması, 1979<br />
Kıbrıs sorunun çözümü konusunda toplumlararası görüşmeleri yönlendirecek ana ilkeleri saptamak amacıyla 19 Mayıs 1979 da Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Rauf Denktaş ile Kıbrıs Rum Kesimi lideri Spiras Kayprianu arasında varılan anlaşma.On maddeden oluşan bu anlaşmaya göre toplumlararası görüşmeler Birleşmiş Milletler gözetiminde 15 Haziran 1979&#8242;da başlayacak ve 1977 tarihli Denktaş-Makarios Anlaşması ile Birleşmiş Milletler&#8217;in Kıbrıs ile ilgili olarak almış olduğu kararlar çerçevesinde yürütülecekti. Toprak ve anayasa sorunları temel olarak görüşülecek ama Maraş bölgesinin durumu öncelikle ele alınacaktı. Maraş konusunda bir anlaşmaya varılır varılmaz bu anlaşma öncelikle yürürlüğe geçirilecekti. Anlaşmaya rağmen taraflar ortak noktalarda uzlaşmaya varamadılar.</p>
<p>Denktaş-Makarios Anlaşması, 1977<br />
12 Şubat 1977&#8242;de Denktaş ile Makarios arasında imzalanan anlaşma. Dört maddeden oluşan bu anlaşmaya göre taraflar &#8220;federal bir cumhuriyet&#8221; esasını kabul etmiş ve devlet yapısı ve anayasal sistemi bu esasa dayandırmayı kararlaştırmışlardır. Buna ek olarak toprak düzenlemesi konusunun ekonomik yeterlik ve toprak mülkiyeti ilkelerine göre yapılması kararına da varılmıştır.<br />
Derebeylik: bkz. feodalizm<br />
Doğrudan Haberleşme Hattı Antlaşması, 1963<br />
Kırmızı Telefon Antlaşması olarak da bilinir. A.B.D. ile Sovyetler Birliği arasında, herhangi bir yanlışlık çıkması veya kaza sonucu bir nükleer savaş çıkması tehlikesini önlemek amacıyla imzalanan antlaşma. 1962 Ekim Füzeleri Bunalımı (Küba)&#8217;ndan sonra, iki ülke lideri arasında doğrudan devreye girecek ve diyaloğu kolaylaştıracak bir iletişim sisteminin kurulması gündeme gelmişti. Bu amaçla iki ülke arasında 20 Haziran 1963&#8242;te Cenevre&#8217;de söz konusu antlaşma imzalandı.</p>
<p>Doğu Politikası (Ostpolitik)<br />
Doğu-Batı ilişkilerinde yeni bir bakışın sonucu olarak Federal Almanya&#8217;nın 1967 yılından itibaren izlemeye başladığı, Varşova Paktı ülkeleri ve Demokratik Almanya ile ilişkilerini normalleştirmeyi amaçladığı Doğu Avrupa politikası. Bu politikanın üç ana unsuru vardı. i-Moskova ile doğrudan diyaloğun açılması ii-Doğu Avrupa ülkeleri ile ilişkilerin tam olarak normalleştirilmesi için yolların aranması iii-Demokratik Almanya&#8217;yı ayrı bir birim olarak tanımaksızın bu devletle &#8220;geçici bir anlaşmaya&#8221; (modus vivendi) varılması.<br />
Diyaloğun ilk adımı, 12 Ağustos 1979&#8242;te Sovyetler Birliği ile Federal Almanya arasında yapılan andlaşmadır. Bu andlaşmayla iki devlet yumuşamayı en önemli siyasal amaçları arasında tanımlamakta ve ilişkilerinde başlangıç noktası olarak Avrupa gerçeklerini kabul edeceklerini belirtmekteydiler. Ayrıca iki devlet, ilişkilerinde kuvvet kullanmayı ve Avrupa&#8217;daki ülkelerin oluşmuş sınırlar içinde bütünlüklerine saygı göstereceklerini taahhüt etmekteydiler. Andlaşmada ayrıca taraflar Oder-Neisse akarsularının Doğu Almanya-Polanya sınırını oluşturduğu kabul ettiklerini de açıklıyorlardı.<br />
Ostpolitik&#8217;in ikinci unsuru 7 Aralık 1970 Federal Almanya-Polonya Andlaşmasıdır. Bu andlaşma ile iki ülke Potsdam Konferansı ile belirlenen Oder-Neisse sınırını tanımayı ve gelecekte de sınırların dokunulmazlığını kabul ve birbirlerine karşı kuvvet kullanmamayı taahhüt ettiler.<br />
Ostpolitik&#8217;in en önemli unsuru ise Federal Almanya ile Demokratik Almanya arasında Soğuk Savaş&#8217;ın temelini oluşturan ilişkileri idi. İki Alman devleti arasındaki andlaşma 21 Aralık 1972&#8242;de imzalandı. Böylece Federal Almanya&#8217;nın Doğu Politikasının en önemli ve anlamlı uygulaması gerçekleştirildi. Bu andlaşmaya göre, taraflar birbirlerine karşı kuvvet tehdit kullanmayacaklar, birbirlerinin sınırlarının dokunulmazlığını ve toprak bütünlüğünü kabul edecekler, birbirlerini uluslararası alanda temsil etmeyecekler, öteki adına davranışta bulunmayacaklar ve aralarında daimi temsilcilikler kuracaklardı. Federal Almanya, andlaşmanın imzalandığı gün Demokratik Alman hükümetine bir nota vererek, imzalanan andlaşmanın Almanya&#8217;nın birleşmesi amacıyla çelişmediği görüşünde olduğunu açıklamıştır.<br />
Federal Almanya&#8217;nın Doğu Politikasındaki son engel 11 Aralık 1973 tarihli Federal Almanya-Çekoslovakya Andlaşmasıyla ortadan kaldırıldı. Bu andlaşma ile, 1938 Münih Düzenlemesinin geçersiz olduğu kabul edilmiş, iki ülke sınırlarının dokunulmazlığı yükümlülük altına alınmıştır. Ayrıca iki devlet arasında diplomatik ilişki kurulmuştur.<br />
Böylece, Willy Brandt&#8217;in 1967 yılında ortaya attığı Doğu Politikası, bu politikanın özüne uygun olarak imzalanan andlaşmalarla yürürlüğe girmiş ve Federal Almanya&#8217;nın bu tutumu, Soğuk Savaş&#8217;tan yumuşama dönemine geçişte en önemli basamak taşı olmuştur. </p>
<p>Doğu Sorunu (Eastern Question)<br />
Osmanlı Devleti&#8217;nin dağılmaya başlamasından sonra büyük devletlerin Osmanlı üzerindeki rekabetlerini açıklayan terim (Eski dilde Şark Meselesi). İlk kez 1813 Viyana Kongresi&#8217;nde kullanılmıştır.<br />
1699 Karlofça Andlaşması ile Osmanlı ilk kez büyük toprak kayıplarına uğramıştı. Kuzeyde Rusya&#8217;nın büyük bir güç olarak ortaya çıkması ile de XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti&#8217;nin hem Karadeniz&#8217;de hem de Balkanlar&#8217;da nüfuzu sarsılmaya başladı. Bu arada Rusya I. Petro zamanında itibaren Kafkasya&#8217;ya da inmeyi başlamış, bu da Osmanlı Devleti için başka bir sorun olmuştur. XIX yüzyılda sömürgeci Avrupa devletleri de Osmanlı Devleti&#8217;nin Afrika ve Ortadoğu&#8217;daki topraklarına göz dikmeye ve buraları ele geçirmeye başladılar.<br />
Bu parçalama süreciyle beraber tek bir devletin Osmanlı Devleti üzerindeki etkisini artırılmasından korkan büyük devletler, mevcut dengeye korumak amacıyla Osmanlı Devleti&#8217;nin toprak bütünlüğünü Batılı devletlere dayanarak koruması ve bunun karşılığında çeşitli ödünler verme yolunda bir politika izlediler. Ama XIX. yüzyılın sonunda Osmanlı&#8217;nın artık yaşamayacağına karar veren bu devletler, başta İngiltere olmak üzere, artık Osmanlı Devleti&#8217;ni paylaşma çabasına girdiler. Bu durum Osmanlı Devleti&#8217;ni Almanya&#8217;ya yaklaştırdı. 1912-1913 Balkan Savaşları&#8217;nda Avrupa&#8217;daki son topraklarını da kaybeden Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşının hemen öncesinde Almanya ile bir ittifak andlaşması imzalandı. Savaş sırasında Sykes-Picot andlaşması ile Osmanlı&#8217;yı paylaşma konusunda anlaşan Batılı devletler, savaş sonrasında Rusya&#8217;da Bolşevik Devrimi&#8217;nin olması sonucu doğan yeni ortam doğrultusunda San Remo Konferansı&#8217;nda yeni bir paylaşıma gittiler. Bunun sonucunda Ortadoğu&#8217;daki Osmanlı toprakları İngiltere ve Fransa arasında paylaşıldı. Büyük devletlerin Boğazlar ve Anadolu için öngördükleri paylaşım ise Kurtuluş Savaşı ile başarısızlığa uğratıldı. Sonuçta Batılı devletler 1923 Lozan Andlaşması ile Türkiye&#8217;yi tanımak zorunda kaldılar.</p>
<p>Domuzlar Körfezi Olayı, 1961<br />
1961 Nisan&#8217;ında Küba&#8217;daki Castro rejimini devirmek aacıyla A.B.D.&#8217;nin desteklediği Kübalı mültecilerin ülkenin güneybatısındaki Domuzlar Körfezinde giriştikleri başarısız askeri hareket. 1959 başında Küba&#8217;daki Amerikan yanlısı diktatör Batista&#8217;yı devirerek iktidara geçen Fidel Castro Sovyet yanlısı bir politika izliyordu. A.B.D. Castro&#8217;yu devirebilmek için çeşitli yollar aradı. Amerikan Devletleri Örgütü (OAS)&#8217;ndaki diğer Latin Amerikan devletlerini Küba aleyhinde girişme zorladı ve bu ülkeye karşı bir şekel boykotu uygulamaya başladı. Castro bu harekete, Küba&#8217;daki Amerikalıların mülklerini millileştirerek cevap verdi ve Havana&#8217;daki Amerikalı diplomatların ülkeyi terk etmesini istedi. Bunun üzerine Başkan Eisenhower Küba ile diplomatik ilişkileri kesti. Bundan sonraki Başkan Kennedy de CIA&#8217;nın hazırlanmış olduğu planı uygulamaya koyarak Domuzlar Körfezi Çıkartmasını gerçekleştirdi, ama plan başarısızlıkla sonuçlandı. Kübalı yetkililerin harekata katılmış mültecileri yargılamaları sonucu harekattaki A.B.D. rolü ortaya çıktı. Bu olaydan sonra iki ülke arasındaki gerginlik Sovyetler Birliği&#8217;nin Küba&#8217;ya nükleer başlıklı Ekim Füzelerini yerleştirmeye başlaması ile daha da arttı.</p>
<p>Dörtlü İttifak, 1815<br />
Viyana Kongresi düzenlemeleri çerçevesinde, 20 Kasım 1815&#8242;te Avusturya, Rusya, Prusya ve İngiltere arasında imzalanan ittifak. Rus Çarı Aleksander&#8217;in girişimleri sonucu imzalanan Kutsal İttifak&#8217;a rağmen Rusya&#8217;ya güvenmeyen Avusturya, daha geniş kapsamlı bir ittifak istemekteydi. Yeni ittifak çağrısına daha sonra İngiltere de katıldı. Bu ittifak, Fransa&#8217;ya karşı imzalanmış olmasına karşın Avrupa&#8217;da yeni oluşturulan statükoyu korumayı amaçlamaktaydı. Her türlü liberalist eyleme karşı tarafların ortak faaliyeti öngörülmekteydi. Aynı şekilde milliyetçilik akımlarına da cephe alınacaktı. Bu ittifaka daha sonra 1818&#8242;de Fransa da katıldı. 1848 devrimlerine kadar bir şekilde başarılı olduğu söylenebilecek ittifak, Viyana Düzeni&#8217;nin kurucularından Avusturya şansölyesi Metternich&#8217;in adıyla da anılır.</p>
<p>Drago Doktrini<br />
Ülkelerin dış borçlarının askeri müdahalelerle ödetilmesine karşı çıkan doktrin. Bu doktrin 1902&#8242;de Arjantin&#8217;in Dışişleri Bakanı tarafından ortaya atılmıştır. Louis M. Drago, borçlu devletin borcunu ödeyemediği durumlarda zorlama tedbirleri uygulamanın veya borçlu devletin topraklarını işgal etme hakkının olmadığını ve bunun uluslararası hukuğa aykırı olduğunu ilan etmiştir.<br />
Drago doktrinine göre, bir yabancı devlete borç veren sermaye sahipleri, söz konusu ülkenin kaynaklarını, ödeme kabiliyetini durumunda karşılayabilecekleri olası zararları gayet iyi bilirler. Bu yüzden de borcun şartlarını o derece ağır tutarlar. Ayrıca sermaye sahipleri borç verdikleri devletin egemen bir birim olduğunun ve borcunu ödemeye zorlanamayacağının da bilincinde olmak durumundadırlar. Buna karşılık borçlu devlet de mutlaka borcunu tanımak ve ödeme yollarını aramak zorundadır. Ancak, varolan borcu zorla ödetmeye kalkmak zayıfların kuvvetlilerin etkisi altına girmesine yol açacaktır. Drago&#8217;nun bu görüşleri 1907&#8242;de La Haye İkinci Barış Konferansı&#8217;nda yeniden ele alınmıştır. ABD temsilcileri Genel Horace Portes&#8217;in bazı önerileriyle birlikte biraz değişikliğe uğrayarak kabul edilmiştir.<br />
Drago Doktrini 1902&#8242;de İngiltere, Almanya ve İtalya tarafından Venezuela borçlarını ödemeyince kurulan deniz ablukasıyla gündeme gelmiştir. Drago doktrini Monroe doktrini çerçevesinde Avrupa&#8217;nın yarımküreye müdahale etmemesi prensibini desteklemek için ABD tarafından savunulmuştur. Bununla beraber borçlu devlet yargısal ve idari çareler bulamazsa uluslararası hukuk standartlarında hakkın reddi davasına konu olabilir. Böyle bir durumda bir dış devlet kendi vatandaşları adına diplomatik olarak müdahale edebilir.</p>
<p>Dumbarton Oaks Konferansı, 21 Ağustos-7 Ekim 1944<br />
Birleşmiş Milletler&#8217;in kuruluş ve faaliyetleri hakkındaki ön çalışmaların yapıldığı konferans. İki ayrı safhadan oluşan konferansın ilk ve önemli olan safhasına A.B.D., İngiltere ve Sovyetler Birliği katılmış, ikinci safhada Çin de yer almıştır. Konferansta Milletler Cemiyeti yerine kurulacak yeni uluslararası örgütle ilgili görüş alışverişinde bulunulup önerilerle ilgili taslak planlar hazırlanmıştır.<br />
Konferansta büyük güçlerin kurulmasını amaçladıkları dünya örgütünün yapısı konusunda büyük oranda anlaşmaya varılmış. Anlaşılamayan konuların çözümü (veto hakkının kullanımı, üyelik, bunalımların çözüm şekli) Yalta Konferansı&#8217;na bırakılmıştır. Dumbarton Oaks Konferansı&#8217;nda hazırlanan öneriler taslağı 1945 yılında düzenlenen San Fransisco Konferansı sonunda yayınlanan Birleşmiş Milletler Andlaşmasına birkaç değişiklik dışında temel olmuştur.</p>
<p>Dunkirk Andlaşması, 4 Mart 1947<br />
İngiltere ve Fransa arasında 50 yıllığına imzalan ve yeni bir Alman saldırganlığına karşı karşılıklı danışma ve ortak hareketi öngören andlaşma. Tam adı Dunkirk İttifak ve Karşılıklı Yardımlaşma Andlaşması&#8217;dır. Andlaşma askeri konularda olduğu kadar ekonomik konularda da karşılıklı danışmayı içeriyordu.<br />
Dunkirk Andlaşması, II. Dünya Savaşı&#8217;nda yaşanan felaketten sonra Fransa&#8217;nın yeniden bir büyük güç olarak doğuşunu simgeler. Andlaşma bir yıl sonra imzalanacak olan Brüksel Andlaşması&#8217;na öncülük etmiştir.</p>
<p>Düyun-ı Umumiye<br />
Osmanlı Devleti&#8217;nin 1854 Kırım Savaşı&#8217;ndan sonra almaya başladığı dış borçları ödemeyecek duruma gelmesi üzerine kurulan kurum.<br />
Osmanlı Devleti 1854&#8242;ten sonraki yirmi yıl içinde on beş defa dış borç aldı. 5.297.676.000 altın Franka ulaşan borcun yıllık faizi de 300 milyon Franka varıyordu. Osmanlı Devleti bu borcun faizini bile ödemeyecek duruma gelince Ekim 1875&#8242;te Ramazan Kararnamesi yayınlandı. Bu kararname ile vadesi gelen taksitlerin ancak yarısının ödeneceği açıklandı. Ancak Mart 1876&#8242;da ödemeler tamamen durdu. Bunu, Osmanlı hükümetinin Galata bankerlerinden aldığı ve toplam 8.725.000 Osmanlı lirası iç borcun ödenmesinin durdurulması izledi.<br />
1881 Eylül&#8217;ünde alacaklı temsilcileri İstanbul&#8217;da biraraya geldi. Toplantı sonucunda, borçları, alacaklıların seçeceği üyelerden meydana gelen bir meclisin yönetmesine karar verildi. 20 Aralık 1881&#8242;de yayınlanan Muharrem Kararnamesi ile de hükümetle anlaşmaya varıldı. Kararname, 1858-1874 arasında alınan 5.5 milyon Franklık borcu içermekteydi. Aynı yıl içinde, göreve borçlara ayrılan devlet gelirlerinin, alacaklıların çıkarlarına uygun biçimde yönetilmesi olan &#8220;Düyun-ı Umumiye-i Osmaniye Meclis-i İdaresi&#8221; kuruldu. Düyun-ı Umumiye&#8217;nin yönetim kurulu, İngiltere ve Hollanda&#8217;yı temsilen bir, Almanya, Fransa, İtalya, Avusturya ve Osmanlı Devleti ile Osmanlı Bankası ve Galata bankerlerini temsilen yine birer olmak üzere sekiz üyeleden oluşuyordu. Düyun-ı Umumiye&#8217;ye tuz, pul, ipek, tütün, balık avı ve alkolden alınan vergiler ile damga resmi gibi gelirler bırakılmıştı. Avrupa sermaye çevrelerinin baskısı ile tütünden alınan vergiden elde edilen gelirin artırılması amacıyla bu ürünün üretimi denetim altına alındı ve 1884 yılında Tütün Rejisi adında bir şirket kuruldu.<br />
Osmanlı Devleti, Duyun-ı Umumiye&#8217;nin kurulmasından sonra da borç almaktan kurtulamadı. I. Dünya Savaşı sonrası İstanbul hükümetiyle itilaf devletleri arasında imzalanan Sevres Andlaşması ile Düyun-ı Umumiye&#8217;nin devamı öngörülüyordu, ama Lozan Andlaşması ile bu kurum tarihe karışmıştır. Lozan Andlaşması ile Osmanlı borçları ondan bağımsızlığını kazanan devletler arasında paylaştırılmış ve Türkiye 1954&#8242;e kadar taksitler halinde kendisine düşen payı ödemiştir.<br />
Edirne Andlaşması, 1829<br />
Osmanlı devleti ve Rusya arasında 14 Eylül 1829 tarihinde Edirne&#8217;de imzalanan ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşını sona erdiren andlaşma. Andlaşma ile Rusya&#8217;nın Doğu Avrupa ve Balkanlardaki konumu güç kazanırken Osmanlı devleti zayıflama ve Avrupa&#8217;daki güç dengesine bağımlı bir hale gelmiştir. Bu andlaşma Osmanlı&#8217;nın Balkanlarda geri kalan son toprakların da kaybetmesi yolunda bir başlangıç olarak kabul edilir.</p>
<p>Ege Sorunları<br />
Türkiye ile Yunanistan arasında varolan ve karasuları, kıta sahanlığı, FIR hattı-hava sahası ve adaların silahlanması olmak üzere dörde ayrılabilecek sorunlar.</p>
<p>Karasuları sorunu<br />
Lozan Andlaşması Ege&#8217;deki karasuları 3 mil olarak kabul edilmiştir. 17 Eylül 1936 tarihinde Yunanistan bir yasa ile karasularını 6 mile çıkarmıştır. O dönemde iyi olan Türk-Yunan ilişkileri nedeniyle, Türkiye buna ses çıkartmamıştır. Böylece Yunanistan&#8217;ın Ege&#8217;deki payı %35&#8242;e çıkmıştır. 6 mili ancak 1964&#8242;te uygulamaya başlayan Türkiye ise, %8,8&#8242;lik bir paya ulaşmıştır. Eğer Ege&#8217;deki karasuları 12 mile çıkarsa bu oranlar sırasıyla %63,9 ve %10&#8242;a yükselecektir. Bunun nedeni Ege&#8217;deki 12 mil olayının aslında bir adalar sorunu olmasıdır. Yunanistan&#8217;ın Ege&#8217;de, bir kısmı da Türkiye&#8217;ye çok yakın yerlerde bulunan 2383 adası bu ülkeye böyle bir avantaj sağlamaktadır.<br />
12 mil sorunu, sadece Türkiye&#8217;yi değil, Ege denizinin açık denizini bir uluslararası su yolu olarak kullanan her devleti ilgilendirmektedir. Çünkü 12 mil durumunda Ege&#8217;deki açık deniz oranı %56&#8242;dan, %26.1&#8242;e inecektir.<br />
Yunanistan, Ege karasuları sorununda karasularının azami sınırının 12 mil olabileceğini kabul eden 1982 BM Sözleşmesine atıfta bulunmaktadır. Türkiye ise, bu sözleşmeye taraf olmadığını vurgulamakta, Ege denizinin bir yarı-kapalı deniz olduğunun altını çizmekte ve Ege&#8217;de sınır saptaması yapılırken hakkaniyet ilkesine göre hareket edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Türkiye, ayrıca Yunanistan&#8217;ın karasularını 6 milin üstüne çıkarmasının casus belli (savaş sebebi) sayılacağını ifade etmektedir.</p>
<p>Kıta sahanlığı sorunu<br />
Yunanistan, Türkiye ile herhangi bir anlaşma yapmadan kıta sahanlığını &#8220;eşit uzaklık&#8221; ilkesine göre tek taraflı bir biçimde saptayarak, bölgede yabancı şirketlere petrol arama izni vermeye başlamıştır. Böylece Yunanistan Ege denizi kıta sahanlığının tamamını kendisinin sayma eğilimine girmiştir. Türkiye&#8217;de, kıta sahanlığının Ege Denizi&#8217;nin en derin noktalarından geçen hatta göre sınırlandırılabileceği görüşünden hareket ederek 1 Kasım 1973&#8242;te, TPAO&#8217;ya, Anadolu&#8217;nun doğal uzantısı, yani kendi kıta sahanlığı saydığı yerlerde (ki bazı Yunan adalarının batısına düşüyorsa) petrol arama ruhsatı vermiştir. Yunanistan bunu 7 Şubat notasıyla protesto etmiş ve böylece sorun tırmanmıştır.<br />
Yunanistan, Ağustos 1976&#8242;da sorunu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Adalet Divanı&#8217;na götürdü. Güvenlik Konseyi, taraflarla görüşmelere başlama ve Adalet Divanı&#8217;na başvurma önerisinde bulundu. Divan, Yunanistan&#8217;ın &#8220;ihtiyatı tedbir&#8221; istemini 11 Eylül 1976&#8242;da reddetti. Ayrıca divan, üç yıl sonra, 1979 Ocağında, Ege Denizi Kıta Sahanlığı konusunda yetkisiz olduğuna karar verdi.<br />
Taraflar arasında Kasım 1976&#8242;da, Bern&#8217;de yapılan toplantıda, kıta sahanlığı konusunda yapılacak olan görüşmelerde nasıl davranılacağını belirleyen birtakım kurallar saptandı. Ancak görüşmeler kesildikten sonra, Yunanistan Bern Bildirisi&#8217;ni tanımadığını açıkladı. Mart 1987&#8242;den sonra kendi kıta sahanlığı olduğunu iddia ettiği bölgede petrol arama izni verdi. Bunun üzerine Türkiye 25 Mart 1987&#8242;de Yunan adalarının çevresinde petrol arayacağını belirtti. Silahlı çatışma olasılığının çok yaklaştığı bir bunalım doğduysa da 27 Mart&#8217;da her iki taraf şimdiki karasuları dışına çıkmayacaklarını açıkladılar.<br />
Kıta sahanlığı konusunda Yunanistan&#8217;ın görüşleri şunlardır. a)Türk kıyısı boyunca dizilmiş olan Yunan adaları, Yunan ülkesinin ayrılmaz parçalarıdır. Bu adaların takımada oluşturanlarında en uç noktalar birleştirilerek bu çizginin içi &#8220;takımada suyu&#8221; kabul edilmektedir. Böylece, Türk kıyılarındaki Yunan adalarının batısında Türkiye&#8217;ye kıta sahanlığı kalmamaktadır. b)Adalar kıta sahanlığına sahiptir ve bu kıta sahanlığının sınıflandırılması, kıta ülkeleri ile eşit koşullarda yapılır. c)Kıta sahanlığı konusunda andlaşma yapılmamışsa, Türkiye ile adalar arasında eşit uzaklık ilkesi uygulanmaktadır. Türkiye ise hakkaniyet ilkesi gereğince bir tesbit yapılması gerektiğini belirtmektedir. Ayrıca, kıta sahanlığının sınırlandırılmasında doğal uzantı esastır. Ülkesini savunmakta, bir bölgede adaların bulunmasının kıta sahanlığı açısından &#8220;özel durumlar&#8221; oluşturduğunu, Ege Denizi&#8217;nin bir &#8220;yarı kapalı&#8221; deniz olduğunu iddia etmektedir. Kıta sahanlığı sorununu çözmek amacıyla, konuyu sürekli olarak uluslararası forumlara götürmek eğiliminde olan Yunanistan karşısında Türkiye gene sürekli olarak, karşılıklı görüşme ve anlaşmanın esas olmasını ileri sürmektedir.</p>
<p>Fır hattı-hava sahası sorunu<br />
Yunanistan, 1931&#8242;de bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile hava kontrol sahasını 3 milden 10 mile çıkarmış ve Türkiye o dönemdeki iyi ilişkiler nedeni ile herhangi bir itirazda bulunmamıştır. 1952 tarihli bir ICAO (International Civil Aviation Organization-Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü) toplantısında, Türk-Yunan karasuları çizgisinin batısında kalan hava trafiğinin Atina FIR&#8217;ının yetki alanına girmesi kabul edilmiştir.<br />
Bu hattın doğusunda ise İstanbul FIR&#8217;ı geçerli olacaktır. Bu hat 1974&#8242;e kadar bir sorun çıkarmamış, fakat 4 Ağustos&#8217;ta Türkiye NOTAM 714&#8242;ü ilan etmiştir. (Notice to Airmen-Havacılara Duyuru). Buna göre, Türkiye yönünde uçarken kuzey-güney orta çizgisine varan her uçak durumunu ve uçuş planını Türk yetkilerine bildirecektir. Amaç, Türk radarlarının Kıbrıs bulanımında zararsız uçaklarla potansiyel saldırgan uçaklar arasındaki farkı daha iyi saptamalarını sağlamaktır. Böylece Türkiye, FIR hattını fiilen batıya kaydırmış olmaktadır. Yunanistan bunu, Türk kıta sahanlığı iddialarının batı sınırı olarak yorumlayarak reddetti ve 13 Eylül 1974&#8242;de NOTAM 1157&#8242;yi ilan etti. Yunanistan Ege hava sahasının tehlikeli duruma geldiğini açıklayarak, Ege Denizini uçuş trafiğine kapattığını açıkladı.<br />
Haziran 1979&#8242;da NATO başkomutanı William Rogers&#8217;in hazırladığı plan çerçevesinde taraflar, 1980 yılında NOTAM&#8217;ları kaldırdılar. Böylece Ege Denizi yeniden sivil havacılığa açılmış oldu. Ancak Yunanistan&#8217;ın hava sahasını 10 mil olarak kabul etmesini yarattığı sorunlar halen devam etmektedir.<br />
Adaların silahlandırılması sorunu<br />
1960 sonrasında Ege Denizi üzerindeki adalarda taraflar arasında egemenlik, denetim ve güvenliği sağlamaya yönelik anlaşmazlık başlamıştır. Yunanistan, askeri amaçlarla da kullanılabilecek havaalanı ve diğer tesislerin ilkini 1952&#8242;de Leros adasında kurmuştur. Ancak, Yunan adalarının, 1974&#8242;ten daha doğrusu Türk Ege Ordusu&#8217;nun kurulduğu 1975&#8242;ten sonra hızlanarak silahlandırıldığını kabul etmek uygun olacaktır.<br />
Uluslararası andlaşmalar, bu adaları üç katogoriye ayırmaktadır.<br />
1-Yunan adaları Limni ve Semadirek ile Türk adaları İmroz ve Bozcaada. Bu &#8220;Boğaz önü&#8221; adaları Boğazlarla birlikte, Boğazlar Rejimine ilişkin Lozan Sözleşmesinin 4. maddesiyle askerden arındırılmıştır.<br />
2-Limmi, Sakız, Sisam ve Nikarya adlı Yunan adaları. Bunlar Lozan Barış Andlaşması&#8217;nın 13. maddesi gereğince ülkelerinde ancak polis ve Jandarma kuvveti bulunabilecek, deniz üssü ve istihdam kurmanın yasak olduğu adalardır.<br />
3-Oniki ada, sayıları aslında 14 olan bu adalar da 1947 Paris Andlaşması&#8217;yla İtalya&#8217;dan alınıp Yunanistan&#8217;a verilmiş adalar olup, aynı andlaşmanın 14. maddesine göre üzerlerinde ancak asayişi sağlayacak kadar kuvvet bulundurulabilir.<br />
Yunanistan&#8217;a göre, andlaşmalar yapıldığı sıradaki koşullar köklü biçimde değişmiştir (rebus sic stantibus), dolayısıyla adalar üzerindeki sınırlama ortadan kalkmıştır. (Ayrıca Boğazları silahtan arındıran Boğazlar rejimini düzenleyen Lozan Sözleşmesi&#8217;nin yerine 1936 Montreux Andlaşması geçmiş ve Boğazlar tekrar silahlandırılmıştır. 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi tamamen sona ermiştir. Boğazlar tekrar silahlandırıldığı için, bu sistemin bir parçası olan adalar da silahlandırılabilir. Türkiye&#8217;ye göre ise Montreux&#8217;den Boğaz-önü adalarının silahlandırılabileceği şeklinde bir anlam çıkarılamayacağı, çıkarılsa bile, Lozan Barış Andlaşması&#8217;nın 12. maddesi vardır. Bu madde, anılan adaların 1914&#8242;te silahsızlandırıldığını doğrulamaktadır. Yunanistan, ayrıca, Türkiye&#8217;nin 1947&#8242;nin Paris Andlaşması&#8217;na taraf olmadığını, bu nedenle de hak ve yükümlülükler doğurmadığını iddia etmektedir. Türkiye ise, her ne kadar taraf olmasa da, Paris Andlaşması&#8217;nın bir &#8220;objektif statü&#8221; yarattığını, bu nedenle de kendisini ilgilendirdiğini belirtmektedir.<br />
Eisenhower Doktrini, 1957<br />
A.B.D. Başkan Eisenhower&#8217;in 1957 yılı başında Kongre&#8217;ye sunduğu bir raporla açıkladığı ve uluslararası komünizm tehdidine karşı direnmek için Amerikan yardımına ihtiyaç duyacak Ortadoğu ülkelerine askeri ve ekonomik yardımı içeren politika. Doktrinin temelinde A.B.D.&#8217;nin Sovyetler Birliği&#8217;nin Süveyş Bunalımı&#8217;ndan sonra Ortadoğu&#8217;da kazandığı prestije karşı, bölgede bir karşı grup örgütleme çabası ve bölgedeki olayları uluslararası komünizmin bir parçası olarak kabul etmesidir. Kongre&#8217;nin 9 Mart 1957&#8242;de kabul ettiği yukarda anılan rapor Eisenhower Doktrini&#8217;nin temeli oluyordu ve şu noktaları içeriyordu. i-A.B.D. Ortadoğu ülkelerinin bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü, kendi ulusal çıkarları ve dünya barışı açısından hayati olarak kabul etmekteydi. ii-Uluslararası komünizm tarafından desteklenen herhangi bir devletten gelecek açık bir saldırıya karşı yardım isteyen bir devletin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığını korumak amacıyla, Amerikan askeri kuvvetinin kullanılması da dahil olmak üzere, gerekli yardım ve işbirliğinin sağlanması için Kongre A.B.D. Başkan&#8217;ının bu amaçla serbestçe kullanabileceği 200 milyon dolarlık bir ödenek ayrılmaktaydı.<br />
Eisenhower Doktrini A.B.D. açısından beklenen sonucu vermemiştir. Sovyetler Birliği Mısır ve Suriye doktrini, Ortadoğu ülkelerin içişlerine doğrudan bir müdahale, siyonizm tarafından beslenen emperyalist bir manevra olarak görmüşlerdi. Doktrin İsrail&#8217;de bile soğuk karşılanmıştır. Doktrini kabul eden Lübnan ve Libya ile hararetle destekleyen Türkiye, İran ve Irak dışında Batı yanlısı Arap devletleri bile Doktrine katılmaktan endişe duymuşlardır.</p>
<p>Ekim Füzeleri Bunalımı: bkz. Küba Bunalımı<br />
Emperyalizm (imperialism)<br />
Bir devletin kendi sınırları dışındaki başka halklar ve onların toprakları üzerinde onların rızası olmadan egemenlik kurma yönündeki politikası. Dar anlamda emperyalizm ise Avrupalı büyük devletlerin XIX. yüzyılın ikinci yarısında öteki kıtalar üzerinde genişlemelerine verilen addır.<br />
Emperyalizmin nedenleri ve ne anlama geldiği konusunda çok çeşitli tartışmalar vardır. Bunları esas olarak dört grupta toplayabiliriz. Birinci grup görüşler emperyalizmin ekonomik yanını ön plana çıkartır. Biriken sermayeye yatırım olanak ve alanları bulma, makineleşme sonucu ortaya çıkan üretim fazlası için pazar yaratma, nüfus fazlası için yerleşim alanı bulma zorunluluğu ve üretim için gerekli hammaddeleri elde etme isteklerinin devletleri emperyalist politikalara zorladığı iddia edilir. Bu tezlere karşı çıkan Adam Smith, Rickardo, Hobson gibi ekonomistler emperyalizmden sadece ufak bir grubun yarar sağladığına işaret ederler. Marksist kuramcılara göre kapitalizmin en son aşaması olan emperyalizm, ekonomi tekelci bir durum aldığı ve diğer kapitalizmin en son aşaması olan emperyalizm, ekonomi tekelci bir durum aldığı ve diğer kapitalist devletler ile rekabet halinde yeni pazarlar bulmaya çalıştığı zaman ortaya çıkar. Bu görüşe karşı çıkanlar, bu görüşün tarihsel kanıtlarca yeterince desteklenmediği ve kapitalizmden önceki emperyalizme açıklama getiremediğini öne sürerler.<br />
Emperyalizmle ilgili ikinci grup görüşler ise emperyalizm ile insanın ve devlet gibi insan topluluklarının doğası arasında bir ilişki kurarlar. Farklı bakış açılarına sahip, Machiavelli, Bacon ve Hitler gibi kişiler bu yolla benzer sonuçlara varmışlardır. Bunlara göre emperyalizm var olabilmek için sürdürülen doğal mücadelenin bir parçasıdır. Güçlü olanların diğerlerine egemen olmaları doğanın kanunudur.<br />
Üçüncü grup görüşler strateji ve güvenlik üzerinedir. Bu görüşe göre devletler güvenliklerini sağlamak amacıyla stratejik noktalar, önemli kaynaklar tampon devletler ve &#8220;doğal&#8221; sınırlar ile ulaşım ve haberleşme yollarının denetimini ele geçirmek veya buraları başka devletlerin ele geçirmelerini önlemek zorundadırlar.<br />
Son grup görüşler ise ahlakla ilgilidir. Buna göre emperyalizm halkları zorba yönetimlerden kurtaran ya da daha üstün bir uygarlığın nimetlerini sağlayan bir araçtır.<br />
Emperyalizmin zor bir şekilde ortadan kaldırabilmesi, kendilerini emperyalizmin etkisi altında hisseden devletlerin emperyalist amaç taşımayan politikalardan bile kuşku duymalarına sebep olmuştur. Eski sömürgeci ve yeni gelişmiş bazı ülkeleri yeni-sömürgecilik (neo-colonialism) ile suçlayan Üçüncü Dünya ülkelerine göre azgelişmiş ülkelere verilen yardımların arkasında emperyalist amaçlar yatmaktadır.</p>
<p>Endüstri Devrimi<br />
XVIII. yüzyılın ortalarından başlayıp XIX. yüzyılın sonları ve XX. yüzyılın başlarına kadar süren, Batı&#8217;da özellikle Avrupa da bilimsel ve teknolojik gelişme doğrultusunda buhar gücüyle çalışan makinaların yapılması ve makinalaşmış endüstrinin doğması süreci. İki ayrı endüstri devriminden söz edilebilir XVIII. yüzyılda başlayıp XIX. yüzyılın ortalarına kadar süren birinci endüstrileşme sürecine &#8220;makinalaşma çağı&#8221; denebilir. Bu dönedeki gelişme bir &#8220;makina devrimi&#8221;dir. Makina kullanımının yaygınlaşması sonucu, büyük fabrikaların ortaya çıkmasıdır. Böylece, Avrupa&#8217;da temelde tarım işçilerinin toplumundan, fabrikalarda eşya üreten nüfusa doğru düzenli bir değişim olmuştur.<br />
1870&#8242;lerle birlikte endüstri devrimi nitelik değiştirdi. Artık bilimsel buluşlar ve bunların üretime uygulanması, pratik zekalı tek tek bireylerin birbirinden ayrı çalışmalarına bağlı olmaktan kurtulmuş, devletlerin tüm olanaklarıyla destekledikleri ve gerektiğinde de örgütledikleri büyük ve zengin kuruluşların eline geçmiştir. Bu dönemle birlikte başlayan gelişme &#8220;teknolojik devrim&#8221; olarak da anılır. Bu dönemde doğal kaynaklar ve bilim elele vererek yeni ve kitle halinde mal üretimine yönelmiştir. Endüstrileşme sürecinin bu ikinci aşaması, birincisine göre, toplumsal etkilerinde daha şiddetli, sonuçlarında daha şaşırtıcı ve halkın yaşamını değiştirmede daha etkilidir.<br />
Enosis (birleşme)<br />
XIX. yüzyılda Girit, XIX. yüzyılda da Kıbrıs&#8217;ın Yunanistan&#8217;la birleşmelerini amaçlayan siyasi hareketlere verilen ad. Yunanca &#8220;birleşme&#8221; anlamına gelir. 1830&#8242;da Yunanistan bağımsızlığa kavuşurken Girit ve doğu Ege adaları bu ülke sınırları dışında kalmıştı. Pan-Helenizm tarafları Yunan milliyetçileri Yunan-Rum asıllı halkların yaşadıkları bu adaları Yunanistan&#8217;a katılması ile bu amaçlarına ulaştılar. Enosis&#8217;in ikinci halkası olan Kıbrıs&#8217;ın ilhakı için de Georgias Grivas liderliğinde EOKA örgütü kuruldu. Bu örgüt 1950&#8242;lerin ortalarından itibaren Kıbrıs&#8217;ta Enosis için faaliyetlere başladı. 15 Temmuz 1974&#8242;te EOKA Kıbrıs&#8217;ta Makarios&#8217;u devirerek Nikos Sampson&#8217;u başa geçirdi. Bunun üzerine Türkiye Kıbrıs&#8217;taki garantörlük haklarını kullanarak adaya askeri müdahalede bulundu (I ve II. Barış Harekatları). Sonuçta Enosis hayata geçirilemedi.<br />
Entente Cordiale: bkz. Samimi Anlaşma<br />
Enternasyoneller<br />
1.Enternasyonel: 28 Eylül 1864&#8242;te Londra&#8217;da kurulan Uluslararası İşçi Birliği (UİB)&#8217;ne daha sonradan verilen isim. Birliğin kuruluş bildirgesi yürütme organının en önemli kişisi olacak olan Karl Marx tarafından ele alındı. (UİB)&#8217;nin amacı: &#8220;İşçi sınıfının karşılıklı yardımlaşmasını, ilerlemesini ve tam bir özgürlüğe kavuşması&#8221;nı gerçekleştirmekti. Bu özgürlük işçilerin kendisinin olacaktır.<br />
2.Enternasyonel: Alman Sosyal Demokrat Partisi&#8217;nin girişimi üzerine 23 ülkenin sosyalistlerinin biraraya gelmesi. Bu enternasyonal 2 buçukuncu Enternasyonel kuruluncu 1923&#8242;e kadar sadece adı olan bir kuruluş olarak kaldı. Sosyalist İşçi Enternasyoneli kurulunca ortadan kalktı.<br />
2 Buçukuncu Enternasyonel: Şubat 1921&#8242;de Viyana&#8217;da toplanan Sosyalist partiler çalışma topluluğuna verilen isimdir. 2 buçukuncu Enternasyonel çok geçmeden İkinci Enternasyonele yaklaştı ve bu örgüt Mayıs 1923&#8242;de Hamburg Kongresinde Sosyalist İşçi Enternasyoneli ile birleşti.<br />
3.Enternasyonel: 4 Mart 1915&#8242;de Moskova&#8217;da kurulan siyasal örgüt. Komünist Enternasyonel olarak da bilinen bu enternasyonelin temelinde Rus Bolşevikleri ve 1915&#8242;ten başlayarak &#8220;2.Enternasyonelin iflasını ilan eden Lenin vardır. Mart 1919&#8242;da Kurucu Kongresi 21 ülkeden 54 delegeyle toplandı.<br />
Ağustos 1935&#8242;de Alman-Sovyet Paktı imzaladıktan sonra Enternasyonel Yürütme Komitesi savaşta her iki taraf için de &#8220;haksız, gerici ve emperyalist olarak niteledi. Ama bu eğilim Haziran 1941&#8242;de Hitler&#8217;in SSCB&#8217;ye saldırması üzerine yeniden gözden geçirildi. Bundan sonra, Nazilere karşı direnişe ve ulusal cephelerin kuruluşuna ağırlık verildi. Bazı komünist partiler daha önceden bunu yapmaya başlamıştı. Bu cephelerin kuruluşunu kolaylaştırmak için Komünist Enternasyonel 15 Mayıs 1943&#8242;te feshedildi.<br />
4. Enternasyonel: 11 ülkenin Troçkici hareket ve parti delegelerin Paris Bölgesinde Eylül 1938&#8242;de kurdukları siyasal örgüt.<br />
Ermeni Sorunu<br />
1877 yılındaki Türk-Rus savaşlarından sonra Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun güçsüzlüğünden cesaret alan Ermenilerin ortaya çıkardığı sorun. Ermeniler eğitim düzeyleri yüksek ve dış bağlantılara sahip olmalarına rağmen Ermeni milliyetçiliği ancak 19. yy.&#8217;ın ikinci yarasında doğmuştur. Ermeni cemaatinin bir tür anayasası olarak kabul edilen Ermeni Tüzüğü Osmanlı padişahı tarafından 28 Mart 1862&#8242;te onaylanmıştır. Bu tarihe kadar Ermenilerin büyük bir çoğunluğu &#8220;ayrılık&#8221; düşüncesine fazla eğilimli olmamışlardır. XIX. yüzyılın son çeyreğinde dışarıdan tahrik edilen Ermeni ayaklanmaları hızlandı. 1877 savaşını (tarihimizde 1293 savaşı olarak anılır) Osmanlı İmparatorluğu kaybedince Ermeniler Aya Stefones&#8217;a gelen Rus Çarına giderek koruyuculuk istediler. Çarlık Rusyası,Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan Hristiyan azınlıklar, özellikle Ortodoks Rum ve ermeniler için&#8221;koruyucu patron&#8221; rolünü benimsemişti. Bu durumdan ve Osmanlı Devleti&#8217;nin güçsüzlüğünden cesaret alan Ermeniler, II. Abdülhamid döneminde Anadolu&#8217;nun doğusunda zaman zaman başkaldırarak kanlı olaylara neden oldular. Çarlık Rusyası 1877&#8242;de ele geçirdiği Kars, Artvin ve Ardahan&#8217;da Ermeni nüfusunu çoğaltmaya çalışmakta idi. I. Dünya Savaşı&#8217;nda Ruslar yeniden Türkiye&#8217;ye saldırdılar. Ermeni subay ve erler Rus ordularının ön saflarında yer aldılar. Diğer yandan Bogos Nubar Paşa adlı bir Ermeni, bağımsız birErmenistan kurmak için Çarlık ile ilişkilerde bulunuyordu. Kendi sınırları içindeki Ermenilere karşı sert önlemler alan Çarlık, Osmanlı ermenilerini koruyarak Avrupa merkelerinde Osmanlı Devleti aleyhine propaganda yapmaya yöneltmekteydi. XIX. yüzyılın ikinci çeyreğinde Avrupa&#8217;da Ermeni tehdiş hareketleri arttı. Çarlık Rusya&#8217;nın Anadolu&#8217;yu işgal planına karşı Osmanlı Hükümeti, savunma hattının gerisini güvence altına almak amacı ile 14 Mayıs 1915 tarihli Tehcir Yasası ile Ermenileri toplu olarak Osmanlı İmparatarluğu&#8217;nun bir ili olan Suriye&#8217;ye göndermeye başladı. Ayrıca 24 Nisan 1915&#8242;te İstanbul&#8217;da Ermeni cemaatinin bazı üyeleri tutuklandı. Ermeni Taşnak ve Hınçak komitelerinin I. Dünya Savaşı sırasında Doğu Anadolu&#8217;da giriştikleri katliamların ve ayaklanmaların yarattığı karışıklık böyle bir zorunluluğa yol açmıştı. Çarlık Rusyası&#8217;nın yanısıra Fransa ve İngiltere de Ermenileri kendi politikalarının aracı olarak kullanmaya çalışmaktaydılar. Fransa&#8217;nın Ermenilere olan ilgisinin temelleri Napolyon dönemine dayanmaktaydı. Napolyon, Rus Ermenistanı Tiflis&#8217;te Ermeni ağırlıklı bir ordu oluşturarak, Hindistan&#8217;daki İngilizlerle savaşmayı amaçlamıştı. Bu düşünce yaşama geçmedi fakat, Paris&#8217;te Doğu Dilleri Enstitüsü bünyesinde Ermeni Enstitüsü kuruldu. Enstitünün amacı, Ermeni ayrıkçılığının bilimsel temellerini oluşturmaktı. Daha sonra Fransa&#8217;nın Ermeniler ile ilişkisi I. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra yoğunluk kazandı. Osmanlı Devleti&#8217;nin paylaşımı sırasında Fransa, Kilikya bölgesinde (Antep, Urfa, Maraş, Adana) Ermeni devleti kurmaya çalıştı. Bu hareket bölge halkı tarafından bastırıldı. Fransa daha sonra Ermenileri Beyrut&#8217;a yerleştirerek oradan Marsilya&#8217;ya taşıdı. Ermenilerin bir kısmı Fransa&#8217;da kalırken, bir kısmı da Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ne gitti. Orly katliamına kadar Fransa ASALA dahil tüm Ermeni örgütlerine göz yumdu.<br />
İngiltere ise 1877 savaşına kadar Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun toprak bütünlüğünü savundu. Bu savaştan sonra politikasını iki nedenle değiştirdi. Birincisi, Doğu Akdeniz&#8217;de çıkarlarını koruyacağı bir üs olarak Kıbrıs&#8217;ı ele geçirmişti; ikincisi 1877 savaşındaki performasından dolayı Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun bütünlüğünü savunmaktan vazgeçerek, kendi kontrolunda küçük devletler oluşturma yoluna seçti. Rusya&#8217;nın Akdeniz&#8217;e ve Ortadoğu&#8217;ya yayılmasını önlemek amacı ile İngiltere&#8217;nin kurmaya çalıştığı tampon Ermenistan oluşturma çabaları kısa dönemde sonuç getirmedi. Diğer yandan İngiliz misyonerler, Ermeniler arasında &#8220;protestanlık&#8221; propagandasına girişerek Ermeni hareketini, Ermeni Patrikhanesinin kontrolu dışına çıkarmaya çalıştı. Ancak artan Alman tehlikesi Rusya ile İngiltere&#8217;yi birbirine yaklaştırılınca, İngiltere dikkatini bu bölgeden ayırarak, Alman donanmasının denizlerde yaratacağı sorunlara yöneltti.<br />
Dışarıdan yöneltilen Ermeni hareketi beraberinde tehdiş eylemlerini doğurdu. İttihat ve Terakki Partisi&#8217;nin başında bulunanlardan Talat Paşa, Cemal Paşa ve Bahattin Şakir Bey&#8217;in öldürülmesi ile başlayan terör, son on yıllarda ABD&#8217;de ve Avrupa&#8217;nın çeşitli ülkelerinde Türk diplomatlarının öldürülmesi ile tırmandırılmıştır.<br />
Eski rejim (Ancient regime)<br />
Avrupa&#8217;da rönesans, reformasyon hareketleri ve coğrafi keşifler ile yıkılmış bulunan Ortaçağ düzeninden Büyük Fransız Devrimi&#8217;ne kadar olan dönem. Otokrasi, monarşi ve kilise unsurlarını içeren eski rejim, 18. yüzyılın sonlarına doğru milliyetçilik, demokrasisi ve liberalizmin etkisiyle ortadan kalkmış, yerini çağdaş dünyaya bırakmıştır.</p>
<p>Eşik Antlaşmaları: bkz. Treshold Antlaşmaları<br />
ETA: bkz. Bask Ulusal Bağımsızlık Hareketi<br />
Etabli Sorunu: bkz. Lozan Andlaşması<br />
Evrensel Bildirge<br />
Bütün halklar ve uluslar için temel siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel hakların sağlanmasını amaçlayan bildirge. BM İnsan Hakları Komisyonu ve Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından hazırlanmıştır. 10 Aralık 1948 tarihinden de Genel Kurul tarafından kabul edilmiştir. Otuz maddeden oluşan bildirge, hak ve özgürlükler, doğrudan insanın kişiliğini ilgilendiren haklar, vatandaşlık hakları ve sosyo-ekonomik haklar konularında hükümler içerir. Bildirge, devletler için bağlayıcılık ve yaptırım gücüne sahip olmadığından aykırı uygulamalara karşı bir denetim sistemi oluşturmamış ve sadece insan hakları konusunda bir ideali simgeleyen bir belge olarak kalmıştır.<br />
Bildirge&#8217;nin BM Genel Kurulu tarafından kabul edildiği 10 Aralık tarihi İnsan Hakları Günü olarak kutlanmaktadır.<br />
Fachoda Bunalımı, 10 Temmuz 1898<br />
Fransız yüzbaşısı Manahand&#8217;ın Mısır kalesi Fachoda&#8217;yı ele geçirmesiyle başlayan İngiltere ve Fransa arasındaki bunalım.</p>
<p>Falkland Savaşı (Falkland Bunalımı), 2 Nisan 1982<br />
2 Nisan 1982&#8242;de Arjantin&#8217;in Falkland ve Güney Georgia Adalarını işgal etmesi ile başlayan savaş. Altı hafta sürdü. Falkland Adaları üzerindeki egemenlik sorunu 1964&#8242;de Birleşmiş Milletler&#8217;de Sömürge Sorunları Komisyonu&#8217;nun gündemine geldi. Arjantinlilere göre, Malvinas olarak bildikleri adalar Arjantin&#8217;in bir parçasıydı. Adaların Güney Amerika&#8217;ya coğrafi yakınlığı vardı. Arjantin İspanya&#8217;nın halefi olduğunu ileri sürüyordu. İngiltere, adalar üzerindeki hükümranlığı Arjantin&#8217;e devretmeli, yönetimi belirli bir anlaşmaya uygun olarak sürdürmeliydi. İngiltere ise adada yaşayan İngiliz asıllıların isteklerine aykırı olarak, böyle bir düzenlemeye gidemiyordu. İngiltere 1833&#8242;den beri adalar üzerinde &#8220;işgal ve yönetimi&#8221; sürdürdüğünü ve Birleşmiş Milletler Antlaşması&#8217;nın 1. maddesine göre Falklandlılara self-determinasyon ilkesinin uygulanması gerektiğini ileri sürüyordu. İngiltere&#8217;ye göre Falkland Adaları, Arjantin&#8217;in yönetim ve denetimine geçerse sömürge durumu sona ermeyecek, tam tersine başlayacaktı.<br />
Yıllarca süren müzakereler bir sonuç vermeyince Arjantin Falkland ve Güney Georgia Adalarını işgal etti. İngiltere Güney Amerika&#8217;ya hemen bir görev kuvveti gönderdi. İngiltere, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Ekonomik Topluluğu&#8217;nda büyük diplomatik destek gördü; Arjantin&#8217;e otomatik zorlama tedbirleri uygulandı. 25-26 Nisan 1982 tarihlerinde İngiliz birlikleri Güney Georgia Adasını ele geçirince, Falkland Adalarındaki Arjantin birlikleri komutanı teslim oldu. Arjantin Devlet Başkanı Galtieri&#8217;nin ayrılmasından sonra da İngiltere adalardan çekilme niyetinde olmadığını gösterince iki ülke arasındaki sorun kesin bir çözüme bağlanamadı.<br />
Feodalizm (feudalism)<br />
Toprağı ve üzerinde yaşayan köylüleri tek bir kimsenin malı sayan ortaçağ rejimi. Bir diğer adı derebeylik.<br />
Derebeyliğin özü, orgütlenmiş devletin bulunmadığı yerel düzeyde, bir hükümet görevinin yürütülmesidir. 500-600 km2&#8242;lik bir toprak parçası üzerinde en önemli bir güçlü kişi, daha az toprağa sahip olanların koruyuculuğunu üstlenmiş ve onlar da bu kişiye bağlılık sözü vermişlerdir. Böylece, feodal &#8220;lord&#8221;, &#8220;vassal&#8221; ve toprağa bağlı (serf) köylüleriyle, derebeylik ortaya çıkmıştır.<br />
Derebeyliğin önemli özelliği, lord ile vassal arasındaki &#8220;karşılıklılık esası&#8221;dır. Derebeylikte hiç kimse tam anlamı ile hükümran değildir. Kral ile halk ve lord ile vassal, bir cins &#8220;mukavele&#8221; ile birbirlerine bağlıdırlar. Bu mukaveleye aykırı hareket edilirse, karşılıklı hak ve görevler sona ermektedir. Bu durum, sık sık karışıklıklara, siyasal istikrarsızlıklara ve hatta savaşlara yol açmışsa da, gelecek çağların &#8220;anayasal hükümet&#8221; anlayışı, derebeyliğin bu mukaveleye dayanan niteliğinden doğacaktır.<br />
Filistin Sorunu (Palestinian Question)<br />
Üç büyük dince (Musevilik-Hristiyanlık-İslam) kutsal sayılan Filistin toprakları ile ilgili sorun. Günümüzün en karmaşık uluslararası sorunlarından birisi olan Filistin sorununun çok eski bir geçmişi vardır.<br />
Sorunun günümüzdeki mevcut biçiminin, XIX. yüzyıl sonlarında başlayarak XX yüzyıl başlarında yoğunlaşan Yahudi göçü sonucunda, 1948 yılında bu toprak üzerinde İsrail Devlet&#8217;inin oluşturulması ile ilgili olduğu söylenebilir. Bu tarihten başlayarak meydana gelen Arap-İsrail çatışmaları veya İsrail&#8217;in giriştiği tek yanlı eylemler sonucunda, hemen tüm Filistin toprakları İsrail&#8217;in işgali altına girmiş, bu topraklarda yaşayan insanların büyük çoğunluğu diğer Arap ülkelerindeki mülteci kamplarına göçmüşlerdir. 1948 yılında Arap ülkelerinin muhalefetine rağmen, İsrail&#8217;in kuruluşu Birleşmiş Milletler tarafından onaylanmıştır. Birleşmiş Milletler, bunu izleyen yıllarda, İsrail&#8217;in kuruluş aşamasındaki sınırlarının dışında işgal ettiği toprakları terketmesi yolunda ve de özellikle Filistin mültecilerinin durumlarının iyileştirilmesi doğrultusunda sayısız karar almışsa da, bu konularda pek önemli bir gelişme sağlanamamıştır. Soruna bir çözüm bulunamamasında, anlaşmazlığın oldukça karmaşık bir nitelik taşımasının yanı sıra Arap ülkelerinin kendi aralarındaki anlaşmazlıklarının sürmesinin, süper güçlerin bölgedeki çıkarları ile ilgilenmelerinin ve İsrail&#8217;in askeri gücünün önemli rolü vardır.<br />
1987&#8242;de Ortadoğu&#8217;da etkinliğini artıran Sovyetler Birliği, Filistin Kurtuluş Örgütünün Yaser Arafat liderliğinde yeniden birleşmesinde önemli rol oynamaya başladı. 20 Nisan 1987&#8242;de Cezayir&#8217;de yapılan Filistin Ulusal Konseyi toplantısında Arafat&#8217;ın Ürdün Kralı Hüseyin ile 1985 yılında İsrail karşısında barış girişimlerini ortaklaşa sürdürme konusunda vardıkları anlaşmayı feshetmesi üzerine örgüt içinde yeniden birlik sağlandı.Yıl sonuna doğru Amman&#8217;da toplanan Arap Birliği zirvesinde, barışın ön koşulunun &#8220;işgal altındaki tüm Arap topraklarının, özellikle Kudüs&#8217;ün kurtarılması&#8221; olduğu vurgulandı. Diğer yandan, işgal altındaki topraklarda FKÖ&#8217;nün genel yönlendirilmesi ile Aralık 1987 başlayan &#8220;intifada&#8221; (ayaklanma) hareketi karşısında İsrail ordusunun kullandığı dayak ve işkence yöntemleri, Filistin halkı ile geniş bir uluslararası dayanışma yolu açtı. İsrail hükümeti ile kamuoyunda da ciddi görüş ayrılıkları doğurdu.<br />
13 Eylül 1993&#8242;te FKÖ ve israil arasında imzalanan &#8220;İlkeler Andlaşmasının&#8221; ardından başlayan &#8220;Ortadoğu Barış Süreci&#8221; içinde Mayıs 1994&#8242;te Kahire&#8217;de yapılan anlaşma ile İsrail Gazze ve Batı Şeria&#8217;yı Filistin Özerk Yönetimi İdaresi altına bırakmayı kabul etmiştir. Bugün Gazze ve Batı Şeria&#8217;da Filistin Özerk Yönetimi İdareyi sağlamakta, Filistin polis gücü asayiş hizmetlerini yürütmektedir.<br />
Filistin özerk yönetimi idaresi altındaki bu bölgede bugün ciddi bir işsizlik, altyapı, konut, gıda ve sağlıklı içme suyu bulamama sorunları vardır. Özellikle Gazze&#8217;de altyapı yetersizdir ve içebilecek su kaynakları hızla bozulmaktadır. Bölgede ciddi yatırımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Yeni yönetimin deneyimsizliği ve maddi imkansızlıklar sebebiyle kamu hizmetleri aksatmaktadır. Bu bölgelerde hala olaylar çıkmakta, İsrail güvenlik güçleri ile halk zaman zaman karşı karşıya gelmektedir.</p>
<p>Ford Doktrini<br />
ABD Başkanlarından Gerald Ford&#8217;un Kongrede yüksek miktardaki savunma bütçesini geçirmek için yaptığı konuşmada ilan ettiği görüş olup, ABD&#8217;nin barışçı yollarla ve müzakere masasında başarı sağlamasının, askeri alanda çok kuvvetli bulunmasına bağlı olduğu ve bunun gerçekleştirileceğini savunmuştur. Yeni ve güçlü silahların geliştirilmesi, bazı bölgelerde yeni üsler kurulup kuvvet bulundurulması gereği bu doktrinin uygulanması için öngörülmüştür.</p>
<p>Frankfurt Barışı, 1871<br />
Fransa ile Almanya arasında imzalanan ve 1870-71 savaşına son veren barış antlaşması. Bismark ile Thiers arasında Versailles&#8217;de imzalanan ön anlaşmalar (26 Şubat 1871) Almanların Paris&#8217;e girmesini önlemek amacıyla 1 Mart&#8217;ta; Bordeaux&#8217;da Ulusal Meclis tarafından kabul edilmiş, Brüksel&#8217;de yeniden başlayan (28 Mart-24 Nisan) görüşmeler, Frankfurt&#8217;ta Dışişleri Bakanı Jules Fanre ve Maliye Bakanı Pouyer-Quertier tarafından sürdürülmüştü. 10 Mayıs 1871&#8242;de imzalanan barış, ön antlaşmaları onaylıyordu. Birey (Bismarck buradaki demir yatağının değerini çok geç öğrenmişti) Chaleau-Salins ve Belfort bölgesi dışında (kat çevresinde 10 km&#8217;lik bir yarı çap). Alsace ve Moselk vadisi de içinde olmak üzere (Thionville ve Metz) Lorraine yaylasının kuzeydoğusu Almanya&#8217;ya bırakılıyordu. Anlaşmanın mali hükümleri ağırdı. %5 faizli 5 milyar frank tazminat (1,5 milyarı 1871&#8242;de, 0,5 milyarı 1872&#8242;de ve 3 milyarı da Mart 1874&#8242;den önce ödenmek üzere), 266 milyarın üzerinde savaş borcu. Fransız ordusu Lorraine&#8217;ın güneyine çekilerek, ancak Paris garnizonu bırakılmayacaktı. Thiers, borçlanma yoluyla son borç taksidini Eylül 1873&#8242;te ödemeyi ve ülkeyi 6 ay önce kurtarmayı başardı.</p>
<p>Fransız Devrimi, 1789<br />
1789 Devrimi olarak da bilinir. 1787&#8242;den başlayarak Fransa&#8217;yı sarsan, ilk doruk noktasına 1789&#8242;da ulaşan ve değişik aşamalardan geçerek 1799&#8242;a değin süren devrimci hareket. Fransa&#8217;da ancien regime&#8217;e (eski rejim) son vermiş ve Avrupa tarihinde yeni bir çağ açmıştır.<br />
Devrime yol açan nedenler konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte, genel olarak üzerinde durulan başlıca etkenler şunlardır: 1)Avrupa&#8217;nın en kalabalık ülkesi olan Fransa&#8217;da yaşam koşullarının giderek kötüleşmesi, 2)Gelişmekte olan varlıklı burjuvazinin başka ülkelerdekinden daha sistemli bir biçimde siyasal iktidarın dışında tutulması, 3)Köylülerin, üzerlerinde ağır bir yük oluşturan çağdışı feodal sisteme duyduğu tepkinin güçlenmesi, 4)toplumsal ve siyasal reformu savunan düşünürlerin Fransa&#8217;da başka yerlere göre daha yaygın bir etki uyandırması, 5)Fransa&#8217;nın Amerikan Bağımsızlık Savaşı&#8217;na sağladığı yoğun mali ve askeri destek yüzünden devletin iflasın eşiğine gelmesi.<br />
Fransız maliyesini düzene sokmakla görevlendirilen Charles-Alexandre de Calonne, Şubat 1787&#8242;de üst düzey din adamları, büyük soylular ve yüksek yargıçlardan oluşan İleri Gelenler Meclisi&#8217;ni toplantıya çağırarak bütçe açığının kapatılması için ayrıcalıklı kesimlerin vergi yükümlülüğünü artıracak reformlar önerdiğinde, Fransa&#8217;da devrimin ilk kıpırdamaları başladı. Meclis, reformları reddederek ruhban sınıfı, soylular ve halkın temsilcilerinden oluşan ve 1614&#8242;ten beri toplanmamış olan Etats-Genaraux&#8217;un toplantıya çağrılmasını talep etti. Calonne&#8217;dan sonra Fransız maliyesini yönetenlerin, direnişe karşın reformları uygulama yolundaki çabaları, aristokratik kurumların, özellikle de Mayıs 1788&#8242;de çıkarılan yasa ile yetkileri kısıtlanmış olan Parlement&#8217;lerin başkaldırısına yol açtı. 1788&#8242;in bahar ve yaz aylarında Paris, Grenoble, Dijon, Toulouse, Pau ve Rennes&#8217;de huzursuzluklar baş gösterdi. Ödün vermek zorunda kalan Kral XVI. Louis, Jacques Necker&#8217;in maliyenin yönetimine getirdi ve Etats Generaux&#8217;yu 5 Mayıs 1789&#8242;da toplayacağını açıkladı. Kralın basın özgürlüğüne de göz yummasıyla Fransa bir anda devlet yapısının yeniden düzenlenmesine ilişkin tasarıları içeren kitapçıklarla dolup taştı. Ocak-Nisan 1789 arasında yapılan Etats-Generaux seçimleri kötü geçen 1788 hasadının neden olduğu karışıklıklarla aynı zamana rastladı. Temsilcilerini belirlemekte herhangi bir kısıtlamayla karşılaşmayan üç toplumsal zümre de kendi sorunlarını ve isteklerini dile getiren dilek listeleri ya da &#8220;şikayet defterleri&#8221; (cahiers de doleances) hazırladılar. Tiers Etat (Halk Meclisi) için 600, soylular ve ruhban kesimlerinin her biri için de 300 temsilci seçildi. Kırsal alanlarda iki, kentlerde ise üç dereceli seçimler sonunda belirlenen Tiers Etat temsilcileri bütünüyle burjuvalardan oluşuyordu.<br />
5 Mayıs 1789&#8242;da Versailles&#8217;de toplanan Etats-Generaux, daha başlangıçta, oylamaların toplam temsilci sayısına mı yoksa etat esasına göre mi yapılacağı konusunda ikiye bölündü. Bu yöntem sorunu üzerindeki şiddetli mücadelede Tiers Etat temsilcileri çok geçmeden çoğu halk kökenli küçük papazların da desteğini kazandı. Ardından krala da meydan okuyarak Jeu de Paume salonunda toplantı (20 Haziran) ve Fransa&#8217;ya yeni bir anayasa getirilinceye değin kesinlikle dağılmayacağına ant içti. XVI. Louis bu duruma istemeyerek boğun eğdi ve ruhban kesimiyle soyluları Kurucu Meclis&#8217;i oluşturmak üzere Tiers Etat&#8217;ya katılmaya çağırdı; bir yandan da meclisi dağıtmak üzere asker toplamaya girişti.<br />
Askeri birliklerin kralın emriyle Kurucu Meclis&#8217;in çevresini sarması ve Necker&#8217;in görevinden alınması meclisin tepkisine, kralın buna kayıtsız kalması da Paris halkının ayaklanmasına yol açtı. Silahlanan Paris halkı 14 Temmuz 1789&#8242;da krallık baskısının simgesi olarak gördüğü Bastille&#8217;i ele geçirdi. Bu hareketle ayaklanma devrime dönüştü. Yeniden boyun eğer Kral, kentte dolaşırken krallığın beyaz renginin yanı sıra Paris&#8217;in renkleri olan mavi ve kırmızıyı da içeren üç renkli kokart takarak halkın egemenliğini tanıdığını gösterdi.<br />
Taşrada büyük korku köylülerin de feodal beylere karşı ayaklanmalarına ve şatoları hedef alan saldırılara girişmelerine yol açtı. Soylular ve burjavazi dehşete kapıldı. Kurucu Meclis, köylüleri denetim altına almak için 4 Ağustos&#8217;ta feodal vergi ve ayrıcalıkları ortadan kaldırdı. Ardından İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ile edilerek (26 Ağustos) özgürlük, eşitlik, mülkiyet dokunulmazlığı ve baskıya karşı direnme hakları tanındı.<br />
Kral, toplumsal yapıyı altüst eden 4 Ağustos kararları ile İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi&#8217;ni onaylamayı reddetti. Bunun üzerine Paris&#8217;te halk kitleleri yeniden ayaklanarak 5 Ekim&#8217;de Versailles&#8217;a yürüdü. Ertesi gün,kralliyet ailesi Paris&#8217;e getirilerek Tuileries Sarayı&#8217;nda oturmak zorunda bırakıldı. Kurucu meclis de Paris&#8217;te yeni anayasa üzerinde çalışmalarını sürdürdü.<br />
Kurucu Meclis, feodalizmin tasfiyesini sürdürerek eski zümreleri (ordre) kaldırdı, sömürgelerde köleliğe son vermekle birlikte en azından Fransa&#8217;da yurttaşlar arasında eşitliği sağladı ve kamu görevlerine girişteki eşitsizliklere son verdi. Kamu borçlarının ödenmesi amacıyla kilise topraklarının devletleştirilmesi kararını mülklerin yaygın bir biçimde yeniden dağıtılması izledi. Bundan çok yararlanan burjuvaziyle toprak sahibi köylüler oldu; ama bazı topraksız köylüler de arazi satın alabildi. Kiliseyi mal varlığından yoksun bırakan Kurucu Meclis, ardından yeni bir düzenlemeye girişerek Fransız Kilisesi Temel Yasası&#8217;nı çıkardı. Yasa, papa ve Fransız ruhban sınıfının çoğunluğu tarafından reddedildi. Ortaya çıkan ayrılık, çekişmelerin şiddetini artırdı.<br />
Kurucu Meclis, ancien rengime&#8217;in karmaşık yönetsel sistemini yıkarak yerine seçilmiş meclislere yöneltilen il (departement), ilçe (arrondissement), kanton (canton) ve bucak (commune) bölünmesine dayalı akılcı bir sistem getirdi. Adalet mekanizmasının temelini oluşturan ilkeler de köklü bir biçimde değiştirildi ve sistem yeni yönetsel birimlere uyarlandı; yargıçların da seçilerek göreve gelmesi ilkesi kabul edildi.<br />
Kurucu Meclis&#8217;in çerçevesini çizdiği yeni düzen, yasama ve yürütme güçlerinin kralla meclis arasında paylaşıldığı bir monarşiyi öngörüyordu. Ama bütünüyle aristokrat danışmalarının etkisi altında olan XVI. Louis ülkeyi yeni güçlerle birlikte yönetme yolunu seçmeli. 20-21 Haziran 1791&#8242;de ülkesinden kaçma girişiminde bulunduysa da Varennes&#8217;de yakalanarak Paris&#8217;e geri getirildi.</p>
<p>Kırım Savaşı, 12 Mart 1854-10 Eylül 1855<br />
Abdülmecid devrinde Osmanlı, Fransız ve İngiliz devletlerin Rusya&#8217;ya karşı yaptıkları savaş. Sultan Abdülmecid&#8217;in Osmanlı İmparatorluğunu diriltmek amacıyla giriştiği reformlar, kendini &#8220;hasta adam&#8221;ın varisi sayan Rus çarı Nikolay I&#8217;i memnun etmemişti. Bu yüzden, Türkiye&#8217;deki bütün ortadoksların himayesine verilmesini istedi ve padişahın ret cevabı üzerine Enflak-Boğdan eyaletlerini işgal etti ve bir Rus donanması Sinop şehrini bombalayarak Osman Paşa kumandasındaki Türk donanmasını batırdı. (30 Kasım 1853). Bunun üzerine Fransa ve İngiltere, İstanbul&#8217;un ve Boğazlar&#8217;ın Rus tehdidi altına girdiğini anladılar. Türk Rus anlaşmazlığı bu olaydan sonra bir defa daha meselesi durumuna geldi. İngiltere ve Fransa&#8217;da basın, savaş lehine yazılar yazmağa başladı; Fransa ve ingiltere hükümetleri Ekim ayında çar anlaşmaya yanaşmazsa, Türklere yardım edeceklerini bildirmişlerdi. Nitekim bir süre sonra da İngiliz ve Fransızlara ait donanmalar Çanakkale boğazını geçerek İstanbul önlerine geldi. Durumu haber alan Rus Çarı, İngiliz ve Fransız donanmalarının Çanakkale boğazını geçmesini protesto etti. Avusturya ve Prusya, Boğazlar Antlaşmasını (3 Temmuz 1841) imzaladığı halde olaylarla ilgilenmediler. Sinop bombardımanından sonra İngiltere kraliçesi Victoria ve Napoleon III, Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki anlaşmazlığı çözmek için arabuluculuk teklif ettiler. Çar Nikolay&#8217;ın bunu kabul etmemesi üzerine, Londra ve Paris kabineleri Rusya&#8217;ya birer ültimatom verdi. Bu ültimatomda, Eflak ve Boğdan&#8217;ın hemen boşaltılmasını, Osmanlı imparatorluğunun mülki bütünlüğünün tanınmasını, ortadoks tebaa üstünde himaye fikrinde vazgeçilmesini istediler. Böylece Eflak ve Boğdan&#8217;ın boşaltılması, savaş için yeterli bir sebep olacaktı. Çar bu ültimatomu reddetti, sonra da Rus ordularına Tuna&#8217;yı geçme emrini verdi (9 Şubat 1854). İngiltere ve Fransa, bunun üzerine Rusya&#8217;ya savaş açılmasını kararlaştırdılar. (12 Mart 1854). Osmanlılar, Fransızlar ve İngilizler arasında üç antlaşma yapıldı, ilki İstanbul Antlaşmasıydı. Bu antlaşma ile İngiltere ve Fransa Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünü garanti ediyor ve yenileşme hareketlerini destekliyorlardı (12 Mart 1854). İkincisi Londra Antlaşmasıydı. Bunda, iki devlet Osmanlı İmparatorluğundan özel çıkarlar sağlamak düşüncesinde olmadıklarını açıkladılar. 28 Ocak 1854&#8242;te Ruslar genel bir saldırıya geçtiler. Tuna&#8217;yı, Kalas&#8217;ı, İbrail&#8217;i ve İsmail&#8217;i de alarak Dobruca&#8217;ya girdiler. Bu arada bir Osmanlı ordusunu yenerek Silistre&#8217;yi kuşattılar. Kaledeki Osmanlı kuvvetleri, Ruslara karşı kaleyi şiddetle savundu; Mayıs&#8217;ta yapılan altı saldırıyı püskürttüler. Bu arada İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Osmanlılara yardım etmek üzere Gelibolu&#8217;dan Varna&#8217;ya geldiler. Avusturya da Rusya&#8217;yı zorlamağa başladı. Osmanlılar Avusturya ile bir antlaşma yaparak Tuna bölgesindeki cepheyi ortadan kaldırdılar. Bu antlaşmadan sonra müttefikler Rusya&#8217;yı barışa zorlamak için Kırım üzerine yürümeyi uygun buldular. Kırım Savaşının daha fazla uzamayacağını ve kesin bir zafer kazanacaklarını umuyorlardı. Fakat Fransız ve İngiliz orduları Avrupa&#8217;daki üslerinden çok uzakta dövüşmek zorunda kaldı; ayrıca böyle bir sefer için her bakımdan hazır değillerdi. Üç devletin deniz ve kara kuvvetleri arasında işbirliği, kumanda birliği de yoktu. Türk kuvvetlerinin başında Ömer Paşa, Fransız kuvvetlerinin başında Saint Arnaud, İngilizlerin başında Lord Ralgan bulunuyordu. 89 savaş gemisinin yanında 267 taşıt gemisi, Kırım&#8217;da Veupatoria&#8217;ya 30.000 Fransız, 21.000 İngiliz ve 6.000 Türk askeri çıkardı (29 Eylül 1854). Bu kuvvetlerin karşısında 51.000 Rus askeri vardı. Müttefiklerin başlıca amacı Sivastopol&#8217;u almaktı. Sivastopol yolunu kapayan Mençikov kuvvetlerini Alma&#8217;da yendiler. Fakat Ruslar savaş gemilerinin bir kısmını batırarak limanın deniz tarafından güvenliğini sağladılar. Albay Totloben&#8217;in yaptığı tabyalar da karadan gelen taaruzu önledi. Bunun üzerine şehrin sürekli kuşatılmasına karar verildi. Bu arada Rusların müttefik çemberini yarmak için yaptığı çıkış hareketleri de sonuç vermedi (25 Ekim-5 Aralık 1854). Kış gelince, savaşlar durdu. Bu sırada Küçük Piyemonte hükümeti Rusya&#8217;ya karşı savaşa girerek 15.000 kişilik bir kuvvet gönderdi. 1855 Baharında müttefikler 14.000 kişilik bir kuvvetle tekrar savaşa başladılar. Malakov tabyasının Yeşiltepe mevkii ve Beyaz tabya, 7 Haziran&#8217;da alındı. Yardıma gelen kuvvetler Traktik köprüsünde ezildi (16 Ağustos 1854), Sivastopol sürekli topa tutuldu, Ruslar günde 1.000 kayıp verdiler. Müttefikler 4-7 Eylül&#8217;de genel bir saldırı ile Sivastopol&#8217;u savunan Malakov tabyalarını teslim aldılar, 10 Eylül&#8217;de bir harebe durumuna gelen şehre girdiler. Limanı, dokları, tersaneyi tahrip ettiler. Harekat, Kangil çarpışması ve Kinbun ile Orçakov&#8217;un işgaliyle sona erdi Bu arada Ömer Paşa da Rusları Yevpatoria&#8217;da kesin bir yenilgiye uğrattı. B savaşlarda iki tarafın kayıpları 240.000&#8242;e yükseldi. Müttefiklerin başarılı, Nikolay&#8217;ın ölümü ve yerine Aleksandr II&#8217;nin geçmesi, Ruslar&#8217;da, savaşı kazanma ümidini yok etti. Yeni çar şerefli bir barış yapmağa hazır olduğunu bildirdi. Barış şartlarının görüşülmesi için Paris&#8217;te bir kongrenin toplanması kararlaştırıldı.</p>
<p>Kırmızı Telefon (Hot Line)<br />
Washington ile Moskova arasındaki özel telefon. Nükleer silahların gelişmesi ve çoğalmasından sonra milletlerarası politikada büyük devletler arasında varolan dehşet dengesinin sonucu olarak, nükleer savaştan kaçınma tedbirleri aranmaya başlanmıştır. Özellikle ABD ile Rusya en güçlü silahlara sahip iki devlet olarak, gerek önemli bunalımlarda, gerekse bir yanlışlık neticesi böyle bir savaştan kaçınmaya özel bir önem vermişler, Washington&#8217;da Başkanlık evi olan Beyaz Saray ile Sovyet yöneticilerinin Moskova&#8217;daki Kremlin Sarayı arasında bu amaçla özel bir telefon bağlantısı kurmuşlardır. Böylece tehlike anında, nükleer silahları harekete geçirmek için, aynı zamanda bölgesel çatışmaların (Ortadoğu devletleri arasındaki çatışmalar gibi) doğrudan temas ile çözümlenebilmesi amacıyla iki devlet yöneticileri derhal özel hatla konuşma olanağına kavuşmuşlardır ve bu telefon bağlantısına kırmızı telefon denmektedir.<br />
Bu bağlantı, 1962 Ekim&#8217;inde, Sovyetlerin Küba&#8217;da Amerika&#8217;ya çevrik füzeler yerleştirmeleri ve ABD&#8217;nin yeni füzeler getirmekte olan Sovyet gemilerine karşı deniz kuvvetlerini harekete geçirerek Küba&#8217;yı ablukaya almasıyla ortaya çıkan Küba Krizi&#8217;ni takiben gerçekleştirilmiştir. Bu krizin şiddetlenmesi iki ülkeyi nükleer bir savaşın eşiğine getirmiştir.</p>
<p>Kıta sahanlığı sorunu<br />
Devletlerin karasuları ve karasularının dışında kalan bölgelerden faydalanmaları ile ilgili ortaya çıkan sorun. Kıta sahanlığı kavramı 1945&#8242;te ABD başkanı Truman&#8217;ın bir bildirisi ile ortaya çıkmıştır. Bunun önemi kıta sahanlığında maden yumrularının, sahanlığının toprak altında petrol ve doğal gaz yataklarının bulunması ve bunların işletilmeye başlamasıdır. Kıta sahanlığı alanının nereye kadar uzanacağı önemli bir sorun olmuştur. Kıyıları doğrudan açık denizlere, okyanuslara açılan ülkelerin (örneğin, Latin Amerika ülkelerinin) büyük çoğunluğu, bu bölgeleri mümkün olduğunca geniş tutmaya çalışmışlardır. Amaç ekonomik değeri olan balık avlanma hakkını artırmaktır. Bu konuda uygulanacak kurallar 1958 Cenevre Deniz Hukuku Konferansında yapılan Kıta Sahanlığı Sözleşmesi ile belirlenmiştir. Kıta sahanlığı kuramının açıklığa çıkmasında Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Davaları (1969) ve III. Deniz Hukuku Konferansı ve bunun sonunda ortaya çıkan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (1982) son aşamayı oluşturmaktadır.<br />
Kolonicilik: bkz. sömürgecilik<br />
Kore savaşı<br />
Kore yarımadası 1945 Ağustos&#8217;unda, Rusya&#8217;nın Japonya&#8217;ya harp ilan etmesiyle kuzeyde Rus istilasına uğramış ve 38&#8242;inci paralelden itibaren Rusya ile ABD tarafından geçici olarak ikiye bölünerek Kuzey Kore yaratılmıştır. Ruslar kuzeyde komünist bir idare kurup çekilmişler ve 1948&#8242;de Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti adını alan devlet ortaya çıkmıştır. Böylece, ilerde iki ülkenin birleştirilmesi kararı da askıda kalmıştır. İki ülke arasında 38. paralel boyunca çeşitli sınır çatışmaları başlamış ve 25 Haziran 1950 tarihinde Kuzey Kore Güney Kore&#8217;ye saldırıya geçmiştir.<br />
Bu durumda, Birleşmiş Milletler bir karar alarak çok büyük kısmı ABD Kuvvetlerinden oluşan bir B.M. Kuvvetini Güney Kore&#8217;nin yardımına göndermiş, bu kuvvetler kuzeye doğru ilerleyerek Mançura&#8217;daki Çin sınırına yaklaşmışlardı. Çinliler de gönüllü kendi kuvvetleriyle Kuzey Kore&#8217;ye yardıma girişmişler, böylece savaş genişlemiş ve uzamıştır. B.M. Başkumandanı olan General Mac Arthur savaşın durması için bir ara Mançurya&#8217;ya atom bombası atılmasını önermiş ve bu yüzden görevinden alınmıştır. Daha sonra Temmuz 1953&#8242;de iki taraf arasında 38. paralel civarında mütareke imzalanmıştır.<br />
Kore savaşı çok sayıda insan hayatına mal olmuş, dünya ekonomisine birçok maddenin fiyatını yükselterek önemli etkiler yapmıştır.<br />
Türkiye&#8217;de 17 Ekim 1950 tarihinde Kore&#8217;ye General Tahsin Yazıcı komutasında 5090 kişilik bir Tugay çıkarmıştır. Çeşitli görevler alan Türk Tugayı Kore&#8217;de büyük başarı göstererek, dünyanın takdirini kazanmıştır (Kunuri savaşı). Türk Tugayı Kore&#8217;de 900&#8242;den fazla şehit vermiş, 200 kişi de yara almıştır. Zamanla Türk Tugayının mevcudu indirilmiştir. Kore&#8217;de önemli bir Türk şehitliği vardır ve Ankara&#8217;da da 1973&#8242;de şehitlerin hatırasına bir anıt yapılmıştır.<br />
Kore savaşından tarafların kayıplarının durumu ise şöyledir: Güney Kore ordusu 141 bin ölü ve 43 bin kayıp, Birleşmiş Milletler kuvvetleri 36 bin ölü vermiş, karşı taraftan Kuzey Kore ordusu 295 bin ölü, komünist Çin ordusu da 184 bin ölü vermiştir. (Kore&#8217;de sivil halktan da her iki kesimde 3 milyon kişi kadar ölmüştür.)</p>
<p>Körfez Savaşı, (1980-1988): bkz. İran-Irak Savaşı<br />
Körfez Savaşı (Gulf War)<br />
Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak&#8217;ın silahlı kuvvetleri 1 Ağustos 1990&#8242;da Kuveyt Krallığını, Kuveyt ülkesinin Osmanlı Devleti döneminde Basra eyaletine bağlı olduğu, Basra&#8217;nın da Irak&#8217;a ait olduğu gerekçesiyle işgal etmiştir. Pekçok ülke Irak&#8217;a geri çekilmesi konusunda uyarıda bulunmuş, ancak Irak bunları dikkate almamıştır. Birleşmiş Milletler 15 Ocak 1991&#8242;de, Irak&#8217;ın geri çekilmesi konusunda ültimatomu içeren bir karar almıştır.Ayrıca, ABD, 7 Ağustos 1990&#8242;da Suudi Arabistan&#8217;a askeri birlikler göndermiştir. 12 Ocak 1991&#8242;de ise ABD Kongresi, Başkan George Bush&#8217;un, Irak&#8217;a ABD kuvvetleri sevk etme planını onaylamıştır. Ardından, 430.000&#8242;i Amerikalı olmak üzere 28 koalisyon ülkesi kuvvetlerinden oluşan 700.000 kişilik askeri birlik Irak&#8217;a karşı koymuştur. Irak&#8217;ın müttefikleri sadece Filistin Kurtuluşu Örgütü (FKÖ) ve Ürdün olmuştur. Saldırının Hazırlanması sırasında Iraklılar, ülkedeki yabancı işçileri rehin almıştır. Bu rehinler arasında 1.200 İngiliz, 900 Amerikalı, 200 Japon, ayrıca daha az sayıda olmak üzere Polonyalılar ve Almanlar bulunmaktaydı. Irak kuvvetlerine karşı saldırı 17 Ocak 1991&#8242;de başlamış ve Iraklılar Kuveyt&#8217;ten geri çekilmişlerdir. Saldırı sırasında müttefikler tarafından 200 kişi ölmüş ya da yaralanmış buna karşılık 100,000 den fazla Irak&#8217;lı yaşamını yitirmiştir. Bunlar arasında siviller azımsanmayacak sayıdaydı. 180.000 Iraklı asker ise koalisyon güçlerine teslim olmuştur. Savaş sırasında Irak hava gücünün büyük kısmı, tahribattan korunmak için İran&#8217;a geçmiştir. ABD Başkanı Bush&#8217;un Iraklı liderleri ve özellikle de, kendi yönetiminden kaçan Kürtlere baskı uygulayan ve kimyasal ve nükleer silah materyallerini gelecekte kullanmak üzere saklayan Saddam Hüseyin&#8217;i yeterince takip edip uğraşmama kararı oldukça eleştirilmiştir. ABD gelecekteki muhtemel bir kullanım için bölgede 25.000 askerden oluşan bir kuvveti ve 200 hava gücünü bölgede bırakmıştır. Amerikan Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan bir istatistiğe göre savaşın maliyeti 61.1 milyar dolar olmuştur. Savaşın açıklanan sebebi Kuveyt&#8217;in, Irak&#8217;ın saldırısından kurtarılmasıdır. Ancak bu savaşı soğuk savaş ertesi dönemde Amerikan&#8217;ın Pax-Amerikana&#8217;yı oluşturmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirenler de vardır. ABD bu savaşta, soğuk savaşta rastlanmayan bir askeri stratejiyi (orta yoğunlukta çatışma-mid-intensity conflict) uygulamıştır. ABD Irak&#8217;a yönelik bu stratejinin hazırlıklarına Körfez Savaşı&#8217;ndan birkaç yıl önce başlamıştır. Irak yönetimi, ateşkes antlaşmasından sonra, savaş sırasında ayaklanan Kürt ve Şiilere karşı askeri bir harekat düzenlenmiştir. Baskı karşısında Türkiye&#8217;ye sığınan Kürt, Şii ve Azeriler için Irak&#8217;ın kuzeyinde ve Türkiye&#8217;de sığınma kampları oluşturulmuştur. Irak&#8217;ta Zaho kenti çevresi koalisyon güçlerince denetim altına alınarak sığınmacılar için güvenlik bölgesi oluşturulmuştur. Kurulan yerleşim yerlerinin aşamalı olarak Birleşmiş Milletler denetimine bırakılması kararlaştırılmıştır.<br />
Türkiye, Körfez savaşı sırasında Birleşmiş Milletler&#8217;in ambargo kararına uyarak, Kerkük-Yumurtalık Petrol boru hattının kapatmış, ayrıca güneyde bulunan İncirlik ve Pirinçlik üslerini koalisyon güçlerinin kullanımına açmıştır.<br />
Kudüs Sorunu.<br />
Bir çok dinin inançlarına göre kutsal kabul edilen Kudüs&#8217;ü İsrail&#8217;in başkenti ilan etmesiyle başlayan sorun. Kudüs 1948 yılında İngilizler çekilince İsrail ve Ürdün arasında paylaşıldı. 1967&#8242;deki Altı Gün Savaşının ardından İsrail doğu Kudüs&#8217;ü işgal ederek kenti eli geçirdi. Ancak Birleşmiş Milletler&#8217;in daha önceki Filistin&#8217;in paylaşılması planında Kudüs&#8217;ün statüsü (corpus-separatum) uluslararası statüde -ayrılmış- kent olarak belirlenmişti. Kudüs sorununun çözümü 1991&#8242;de FKÖ ve israil arasında imzalanan &#8220;İlkeler Açıklaması&#8221;nda 1996&#8242;ya ertelendi. 1996&#8242;daki ABD başkanlık seçimi, İsrail Knesset seçimleri, soğuk savaşın bitmesiyle diasporadan gelen yahudi göçlerinin artması ve Kudüs&#8217;ün kuruluşunun 3.000 yıldönümü kutlamaları sorunun çözümünü zorlaştıracak faktörler olarak görülüyor.</p>
<p>Kutsal İttifak.<br />
Rus çarı I. Aleksandr, Avusturya imparatoru I. Franz ve Prusya kralı III. Friedrich Wilhelm&#8217;in, Napoleon&#8217;un yenilgisinin ardından başlayan II. Paris Antlaşması görüşmeleri sırasında kurdukları ittifak (26 Eylül 1815). Siyasal ve toplumsal yaşamda Hristiyan ilkelere bağlılığı güçlendirmeyi amaçladığını ilan edilen Kutsal İttifak&#8217;ın kuruluşuna Çar Aleksandr önderlik etti. Sonradan İngiltere veliaht prensi, Osmanlı padişahı ve papa dışında bütün Avrupa hükümdarlarının katıldıkları ittifak, fazla etkili olmamakla birlikte, liberaller ve sonraki tarihçiler tarafından Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki tutucu ve baskıcı yönetimlerin aracı ve simgesi olarak kabul edildi. Napoleon sonrası dönemin önde gelen diplomatlarından Avusturya Dışişleri Bakanı Prens Klemens von Metternich ve İngiltere Dışişleri Bakanı Vikont Castlereagh ise Kutsal İttifak&#8217;ı önemsiz ve geçici bir birlik olarak değerlendirmişlerdir.</p>
<p>Kuveyt Krizi: bkz. Körfez Savaşı, 1991.<br />
Küba Bunalımı, 1962<br />
Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ni doğrudan savaşın eşiğine getiren uluslararası siyasal bunalım.<br />
Küba&#8217;da Fidel Castro, 1959&#8242;da Amerikan yanlısı diktatör Batista&#8217;yı devirerek iktidarı ele geçirmişti. Bu tarihten itibaren Küba&#8217;nın ABD ile ilişkileri bozulurken, SSCB ile gelişmiştir. Özellikle 1961 yılının Nisan ayında, ABD tarafından Küba&#8217;ya karşı düzenlenen başarısız Domuzlar Körfezi çıkartması ABD-Küba gerginliğini iyice artırmıştır. Bu arada 1962 Ocağında OAS (Amerikan Devletleri Örgütü) devletleri Küba&#8217;nın OAS&#8217;tan atılmasını kararlaştırmışlardır. 1962 Ağustos&#8217;unda ABD istihbaratı Küba&#8217;ya bazı Sovyet füzelerinin yerleştirilmiş olduğunu saptamıştır. Bunun üzerine Küba&#8217;daki Sovyet füzelerinin sökülmesini isteyen ABD, 22 Ekim 1962 tarihinden başlayarak adayı denizden ablukaya almıştır. Bu sırada bazı Sovyet gemilerinin de Küba limanlarına doğru Atlantik&#8217;te seyretmekte olması, daha önce 1948 tarihli Berlin ablukasında karşı karşıya gelen iki &#8220;süper devlet&#8221; arasında doğrudan bir çatışma olasılığını ortaya çıkarmıştır. Tüm dünyada bir nükleer savaş korkusu yaşatan bir kaç kritik gün içerisinde, kısmen Khruchchev liderliğindeki SSCB yönetiminin biraz geri adım atması, kısmen de taraflar arasında sürdürülen pazarlıklarda bir anlaşmaya varılması, krizin sıcak bir çatışmaya dönüşmesini önlemiştir. Sovyetler Birliği, Türkiye&#8217;de bulunan Jüpiter füzelerinin de sökülmesi kaydıyla Küba&#8217;daki füzelerin sökülmesini kabul etmiştir. Küba (Ekim füzeleri) bunalımının en önemli sonucu, soğuk savaşın doruk noktasına vardığı bir dönemde, &#8220;yumuşama&#8221; ve &#8220;görüşme&#8221; havası yaratmış olmasıdır. Bunalımın ikinci sonucu, NATO&#8217;nun Avrupalı ortaklarının, böylesine büyük bir bunalımda, yanı kendilerini de son derece tehlikede bırakan durumlarda, kendi görüşlerinin alınmayacağını açıkça görmüş olmalarıdır. Küba Bunalımı, her iki ittifak grubunda da üyelerin, stratejik değişikliklerle başlayan yeni uluslararası ortama uyum gösterme özlemlerine hız kazandırdı. Bunalım,ayrıca geleneksel (klasik) silahların önemini artırmıştır. Son olarak, ABD ile Sovyetler Birliği arasında, iki devlet başkanının gizli, çabuk ve doğrudan haberleşmeleri ile birçok yanlış anlamanın giderilmesi amacıyla bir doğrudan telefon hattı (hotline) kurulmuştur.<br />
Küçük Antant (Petite Entente)<br />
Birinci Dünya Savaşını izleyen devrede Avrupa&#8217;da oluşan yeni bloklaşmalardan biridir. Çekoslovakya, Yugoslavya ve Romanya&#8217;nın aralarında kurdukları bir işbirliği ve ittifak sistemidir.<br />
Küçük Antant; 1920&#8242;de Çekoslovakya-Yugoslavya, 1921&#8242;de Çekoslovakya-Romanya ve Yugoslavya-Romanya arasındaki ikili anlaşmalardan oluşmuştur. Amacı, bu savaş ertesi yeni devletlerin Orta Avrupa&#8217;daki güvenliklerini korumak (Alman, Macar ve Bulgar tehlikesine karşı) ve status quo&#8217;yu devam getirmekti. Fransa bu sistemin koruyucusu rolünü oynamış, bu ülkelerin dış siyasetini hayli etkilemiştir.</p>
<p>La Haye Konferansları<br />
Devletler hukuku alanında sık sık değinilen Lahey Konferansları, başlıca 1899&#8242;da ve 1907&#8242;de olmak üzere iki defa toplanmıştır. Genel olarak milletlerarası anlaşmazlıkların barışçı yollarla çözümlenmesi ile savaş hukuku konularında bazı kurallar koyarak devletler hukukunun düzenlenmesi (codification) konusunda yararlı çalışmalar yapmıştır. Daha sonra 1930 yılında da bir diğer konferans daha yapılmışsa da, önceki ikisi kadar önemli sayılmaz.<br />
Birinci Konferansta 26 ülke bulunmuş, hemen bütün Avrupa devletleri ile ABD de katılmıştır. İkinci Konferans ise 44 ülke arasında yapılmıştır.<br />
Lahey Konferanslarında saptanan kurallar bazı sözleşmeler meydana getirmiştir. Bunlara Lahey Sözleşmeleri denmektedir. Örneğin, &#8220;Milletlerarası Uyuşmazlıkların Barışçı Yollarla Çözümlenmesine Dair Lahey Sözleşmesi&#8221; veya &#8220;Savaş Açılmasına Dair Lahey Sözleşmesi&#8221; bunlardandır.</p>
<p>Laval-Mussolini Anlaşması, 7 Ocak 1935<br />
Fransız Pierre Laval ile İtalya Devlet Başkanı Benito Mussolini arasında yapılan anlaşma. Nazi Almanyası ortaya çıktıktan sonra ve özellikle 1934 Ekim&#8217;inde Dışişleri Bakanlığına gelen Pierre Laval ile birlikte, Fransa-İtalya münasebetleri hızla gelişti. Fransa İtalya&#8217;ya daha fazla kaydı ve anlaşma imzalandı.Anlaşma, Tuna ülkeleri konusunda bir pakt öngörmekteydi. Avusturya&#8217;nın bağımsızlığı garanti altına alınıyordu. Bu Avrupa&#8217;da barışın korunması için bir şart olarak kabul ediliyordu. Anlaşmada yer almayan fakat gizli görüşmelerde Habeşistan (Etyopya) bahis konusu olmuş ve Laval Fransa&#8217;nın bu konudaki ilgisizliğini açıklamıştır. Bu da Etyopya&#8217;nın İtalyanlar tarafından işgalini kabul ettiğini gösteriyor.</p>
<p>Lenin, Vladimir İ.<br />
Asıl adı Vlamidir İliç Ulyanov&#8217;dur. 1917 Sovyet Devrimi&#8217;nin esin kaynağı ve önderi olan Marksist düşün, siyaset ve eylem adamı. İlk başkanlığını yaptığı (1917-1924) yeni Sovyet devletinin temellerini atmış, dünya işçi hareketinin yeni öncü örgütü olarak III. Enternasyoneli (Komintern) kurmuştur. Tarihinin en büyük devrimcilerinden biri ve Marx sonrası dönemin en etkili sosyalist düşünürü olarak kabul edilir. Marx&#8217;ın kuramlarına yaptığı katkılardan dolayı komünist hareketler genellikle Marsizm-Leninizm olarak anılmıştır.<br />
Litvinov Protokolu, 9 Şubat 1929<br />
Sovyetler Birliği&#8217;nin Briand-Kellog Paktının güttüğü aynı amacı kapsayan bir protokolü kendi komşuları arasında da en kısa zamanda yürürlüğe koymak için hazırladığı özel bir protokol. Kellog Paktı&#8217;nı Sovyetler, Batılıların Sovyet Rusya&#8217;yı izole etmek, çember içine almak ve Sovyet Rusya&#8217;ya karşı mücadele etmek ve kurdukları bir kombinezon olarak karşılamışlardı. Fakat Fransız hükümetinin daveti üzerine 1928 Ekim&#8217;inde Sovyet Rusya da bu pakta katılmıştır. Sovyetler, paktın silahsızlanmaya gereken önemi vermemiş olduğunu belirtmekle beraber paktın en kısa zamanda yürürlüğe girmesini sağlamak için Polonya ve Litvanya&#8217;ya özel bir protokol önerdi. Polonya bu protokole katılmak için Romanya ve diğer Baltık devletlerinin de katılmasını şart koşmuştur. Protokol 9 Şubat 1929&#8242;da SSCB, Letonya, Estonya, Romanya ve Polonya tarafından imzalanmıştır. Türkiye, Litvanya, İran ve Danzig de kısa bir süre sonra bu protokolü imzalamışlardır. Protokol ve pakt, tarafsızlık ve saldırmazlık antlaşmaları imzalamamış olan devletler ile SSCB arasında bu çeşit anlaşmaların yerini almıştır.</p>
<p>Locarno Antlaşmaları, 1 Aralık 1929<br />
I. Dünya Savaşı sonrası Batı Avrupa&#8217;da barışı korumak amacıyla Almanya, Fransa, Belçika, İngiltere ve İtalya arasında imzalanan bir dizi antlaşma. 16 Ekim&#8217;de İsviçre&#8217;nin Locarno kentinde kaleme alınan antlaşmalar, 1 Aralık&#8217;ta Londra&#8217;da imzalanmıştır.<br />
Locarno Paktı Almanya, Belçika, Fransa, İngiltere ve İtalya arasındaki karşılıklı güvence antlaşmasını, Almanya ile Belçika ve Almanya ile Fransa arasındaki hakem antlaşmalarını, eskiden itilaf devletleri tarafından Almanya&#8217;ya verilen ve Milletler Cemiyeti sözleşmesinin 16. md.&#8217;ne göre sözleşmeyi çiğneyen bir devlete karşı uygulanacak yaptırımları açıklayan notayı, Fransa ile Polonya ve Fransa ile Çekoslavakya arasındaki güvence antlaşmalarını içeriyordu.<br />
Güvence antlaşmasına göre Versailles Antlaşmasıyla (1919) belirlenen Almanya-Belçika ve Almanya-Fransa sınırları da değiştirilemezdi. Almanya, Belçika ve Fransa &#8220;meşru savunma&#8221; ya da Milletler Cemiyeti&#8217;nin koyduğu yükümlülüklerden biri nedeniyle doğacak durumlar dışında birbirlerine asla saldırmayacaklar, anlaşmazlıklarını barışçı yollarla çözümleyeeklerdi. Bu antlaşmanın ihlali durumunda, antlaşmaya imza koyan devletler, Milletler Cemiyeti&#8217;nin saldırıya uğradığına karar verdiği tarafın yardımına koşacaktı. Fransa&#8217;nın Polonya ve Çekoslavakya arasındaki anlaşmalar ise tahrik unsuru olmaksızın başlayan herhangi bir saldırı karşısında, tarafların birbirlerini desteklemelerini öngörüyordu. Pakta ayrıca Ren Bölgesinin kararlaştırılmış tarihten beş yıl önce 1930&#8242;da boşaltılması öngörülüyordu.<br />
Locarno&#8217;nun açık anlamı, Almanya&#8217;nın batı sınırlarını değiştirmek için zor kullanmaktan vazgeçip doğu sınırları konusunda hakem kararına uymayı kabul etmesi, İngiltere&#8217;nin ise Belçika ve Fransa&#8217;ya askeri destek sağlamayı kabul ederken aynı güvenceyi Polonya ve Çekoslovakya için vermemesiydi. Uluslararası politika açısından önemli kısa ve uzun vadeli sonuçları olmuştur. Savaştan sonra ilk kez Fransa ile Almanya&#8217;nın ilişkilerini normalleştirdi. Almanya&#8217;yı yeniden Avrupa&#8217;nın büyük devletleri arasına alarak Dawes Planının başlattığı işi bitirdi.<br />
Uzun vadeli sonuçları, tüm savaş sonrası düzenin üzerine oturduğu Versailles Antlaşmasının başka antlaşmalar ile teyid edilmedikçe bağlayıcı olmadığını açıkça olması bile, üstü kapalı ortaya koymuştur. Bu da Versailles düzeninin iflası demekti. 2. olarak hükümetlerin kendilerini doğrudan doğruya ilgilendirmeyen sınırların korunması için askeri harekata girişmeyecekleri açıkça ortaya çıkmıştır.<br />
Belirli bir süre Avrupa&#8217;daki barış yanlılarını umutlandıran bu anlaşmaların yarattığı yumuşama havası, 1936 yılında Hitlerin Ren bölgesine asker sokması ile sona erdi.</p>
<p>Londra Boğazlar Sözleşmesi, 17 Ocak-13 Haziran 1871<br />
Rusya&#8217;nın ilan etmiş olduğu Karadeniz&#8217;in tarafsızlığının (1856 Paris antlaşmasının 11, 13 ve 14. maddeleri) kaldırılmasını onayladı; fakat boğazlar kapalı olmağa devam etti. Kırım savaşına son veren Paris Antlaşmasıyla Karadeniz&#8217;in tarafsızlığı kabul edilmişti. Buna zorunlu olarak uyan Rusya, 1871&#8242;de Fransız Alman Savaşının Fransa aleyhine sonuçlanmasıyla Paris Antlaşmasındaki bu hükmü tanımadığını belirtti. Osmanlı İmparatorluğunun başvurusu üzerine toplanan konferansta imzalanan antlaşmayla Karadeniz&#8217;in tarafsızlığı ve barış zamanlarında Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na Boğazlar&#8217;ı kapalı tutma yetkisi tanıyan Paris antlaşmasındaki madde kaldırıldı. Ancak gerektiğinde Osmanlı devletinin dost ve bağlaşık donanmaları içeri almakta serbest bırakılması, Osmanlı Devleti için önemli bir ödün olduğu kadar Rusya açısından da yeni bir tehdit öğesi oluşturdu.</p>
<p>Londra Deniz Silahsızlanma Konferansı, 21 Nisan 1930<br />
1930 yılının Ocak ayında deniz silahlarının sınırlandırılması konusunda toplanan konferans. 1928&#8242;de Briand Kellog Paktı&#8217;nın oluşturduğu barışçı atmosfer bu antlaşmaya yol açmıştır. Görüşmeler sonunda hazırlanan antlaşma iki kısma ayrıldı. İlk kısımda, ABD, İngiltere ve Japonya daha küçük tonajda savaş gemilerinin de sınırlandırılabilmesi konusunda anlaşmaya vardılar. İkinci kısmı ise, deniz savaşının düzenlenmesine ilişkin hükümleri içermekteydi. Bu konferans Uzakdoğu&#8217;da büyük bir güç olarak ortaya çıkan Japon ile bölgenin üstün gücü ABD arasındaki rekabetin açıkça ortaya çıkmasına sebep olmuştur. 1933 yılında ABD Başkanlığına seçilen Roosevelt&#8217;in, Amerikan donanmasına geliştirici önlemler almasıyla Japonya 1934&#8242;te bu antlaşmaya uymayacağını belirtti. İngiltere&#8217;nin Londra&#8217;da yeni bir konferans toplama çalışmaları da Japonya&#8217;nın isteksizliği yüzünden sonuçsuz kaldı ve 1936&#8242;da Konferansı terkeden Japonya hiçbir kısıtlamaya uymayarak savaş gemileri yapımına başladı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/uluslararasi-iliskiler-sozlugu-bolum-1.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yerel Yönetim Kavramı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/yerel-yonetim-kavrami.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/yerel-yonetim-kavrami.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 06:14:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Buna]]></category>
		<category><![CDATA[Ele]]></category>
		<category><![CDATA[Evrensel]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Karar]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi]]></category>
		<category><![CDATA[Tipi]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11842</guid>
		<description><![CDATA[Yerel yönetimler, ulusal sınırlar içerisindeki değişik büyüklüklerdeki topluluklarda yaşayan insanların, ortak ve yerel nitelikteki gereksinimlerini karşılamak amacıyla kurulan ve hukuk düzeni içerisinde oluşturulmuş olan anayasal kuruluşlardır. Literatürde yoğun olarak kullanılan yerel yönetim tanımı ise evrenselleştirilerek verilmektedir. Buna göre &#8221; Yerel yönetimler belirli bir coğrafi alanda yaşayan, yerel topluluğun bireylerine kendilerini en çok ilgilendiren konularda hizmet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yerel yönetimler, ulusal sınırlar içerisindeki değişik büyüklüklerdeki topluluklarda yaşayan insanların, ortak ve yerel nitelikteki gereksinimlerini karşılamak amacıyla kurulan ve hukuk düzeni içerisinde oluşturulmuş olan anayasal kuruluşlardır. Literatürde yoğun olarak kullanılan yerel yönetim tanımı ise evrenselleştirilerek verilmektedir. Buna göre &#8221; Yerel yönetimler belirli bir coğrafi alanda yaşayan, yerel topluluğun bireylerine kendilerini en çok ilgilendiren konularda hizmet üretmek amacıyla kurulan, karar organları yerel toplulukça seçilerek göreve getirilen, yasalarla belirlenmiş görevlere ve yetkilere, özel gelirlere, bütçeye ve personele sahip, üstlendiği hizmetler için kendi örgütsel yapısını kurabilen, merkez yönetimi ile ilişkilerinde yönetsel özerklikden yararlanan kamu tüzel kişileridir&#8221; tanımlaması yapılmaktadır (Tüsiad,1992:21), (Özer,1992:28). Yerel yönetimlere ilişkin evrensel nitelikler olarak belirtilen ve tanımlamada yer olan özellikler; Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik şartı, Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği belgelerinde yer almaktadır. Tanımın incelenmesi ile belirtilen koşulların her ülke için geçerli olmadığını görebiliriz. Çünkü, yapılan bu tanımlama aslında bir kavramın değil <span id="more-11842"></span>kurumun açıklanmasıdır. Bu tanımlamaya temel oluşturan gelişmeler ise 19.yüzyılda Batı Avrupa da yaşanmıştır. Bu nedenle yapılan tanımlama evrensel geçerliliği olan bir kavramın tanımı değil, batı tipi yerel yönetim kurumunu betimleyen bir tanımdır. Yerel yönetimlerin gelişimi belirli tarihsel süreci ifade etmektedir. Bu süreçte ülkeler farklı aşamalarda olabilirler. Tarihsel gelişim içerisinde ele alınması gereken yerel yönetim kavramının, evrensel geçerliliği varmış gibi sunulması yanıltıcı olabilir. Tüm bunların yanında evrensel geçerliliğin salt kurumsal boyut ile sınırlandırılması batı dışındaki sosyo ekonomik sistem ve pratiğinin kapsanması önünde ciddi bir engel gibi görünmektedir (Güler,1992:10). Yerel yönetimlerin geniş bir siyasal-ekonomik sistemin parcasını oluşturmaları ve oldukça karmaşık yapı içerisinde yer almaları nedeniyle, yerel yönetimin çevresini oluşturan faktörlerden ayrı olarak incelenmesi gerçekçi bir yaklaşım tarzı oluşturmayabilir (Yıldırım,1990:7). Bu nedenle yerel yönetim kavramının incelenmesi öncelikle devlet kavramının incelenmesini gerekli kılmaktadır. Devlet insanların toplum yaşamında başvurdukları bir örgütlenme biçimidir ve siyasal bir organizasyondur (Tanilli,1993:9). Ulusal sınırlar içerisinde yaşayan insanların ortak nitelikteki gereksinimlerini karşılamak devletin temel amacıdır (Nadaroğlu,1994:3). Bu temel amacı gerçekleştirecek devleti dar ve geniş anlamda tanımlamak mümkündür.Dar anlamda devlet, kamu tüzel kişilerinin yalnızca merkezi ve siyasal nitelikte olanlarını kapsar. Yerel yönetimler bu kapsam içinde yer almazlar. Geniş anlamı ile devlet, örgütlü kamu gücünün bütününü ya da kamu tüzel kişilerinin hepsini içerir. Yerel yönetimler bu kapsam içinde ele alınabilirler (Örnek,1988:82). Devleti diğer kurumlardan ayıran başlıca özellikleri ise devletin en geniş hacimli örgütlenme biçimi olması, ileri düzeyde işbölümü sonucu devletin faaliyetlerinin gerçekleşmesi ve tüm bunları yapabilecek erke sahip olmasıdır. Devletin bu erki elinde bulundurması ise egemenlik kavramı ile tanımını bulur. Devlet herşeyden önce sosyal bir gerçekliktir. Bunun yanısıra devleti tarihsel bir gerçeklik olarak da ele almak doğru olur. Çünkü devlet, insanlık tarihinin belli aşamalarında ortaya çıkmıştır (Tanilli,1993:9). Tarihin değişik dönemlerinde devletin tanımlanmasında farklılıkların olması da devletin tarihsel bir gerçeklik olmasındandır. Günümüz çağdaş devlet tanımı bu tarihsel süreç içerisinde anlamını kazanmıştır. Şehir devleti ya da site olarak adlandırılan Polis, eski yunan siyasal hayatında günümüzdeki devletin yerindedir. Polis sınırları belli bir toprak üzerinde kurulmuş siyasal, sosyal, askeri ve ekonomik bir bütündür. Sınırları içerisinde bir yada birden fazla şehri ve bu şehrin etrafında uzanan kırsal bölgeyi kapsar. M.Ö. V. yüzyılda Atina&#8217;da ortaya çıkan sofizm akımına göre ise devlet insan yapısıdır ve insanların güven içerisinde yaşayabilmeleri, az zahmetle çok iş başarabilmeleri için aralarında anlaşarak kurdukları bir kurumdur (Göze,1986:1). Platona göre ise toplumun oluşum nedeni, insanlar arasındaki işbirliği yapma zorunluluğudur. İşbölümü ve uzmanlaşma toplumu giderek büyütür. Bu işbölümü ise beraberinde sınıfları getirecektir. Toplumda iki tür sınıf olacaktır. Bunlar Üreticiler ve toplumu koruyan ve yönetenlerdir (Eflatun,çev:Eyüboğlu 1962:552). Ortaçağda ise sosyal, siyasal, ekonomik ve yasal düzeni belirleyen sistem feodalitedir. Feodal düzende sosyal yapıyı belirleyen en önemli etken topraktır. Toprağı elinde bulunduranlar aynı zamanda siyasal iktidarın da sahibidir. J.Bodin, devleti; birçok ailenin ve onlara ortak mallarının egemen güç tarafından yönetilmesidir şeklinde tanımlar. Hobbes&#8217;a göre devletin varlık nedeni barış ve güvenliğin sağlanması, adaletin eşit dağılımı, muhtaç durumda olanlara yardım etmek ve toplumun mutluluğu için gerekli yasaları yapmaktır. J.J. Rousseau toplumsal sözleşme sonucunda sözleşmeye katılan kişilerin varlığı dışında sözleşme ile manevi ve kollektif bir gücün oluştuğunu bu kollektif kişiliğin ise devlet olduğunu söyler. Saint Simon ise devletin siyasal ve hukuki kurumun ötesinde ekonomik bir kurum olduğunu ileri sürer. Marx&#8217;a göre sınıflara bölünmüş bir toplumda devlet, ekonomik bakımdan egemen olan sınıfın siyasal gücünü ifade etmektedir (Göze,1986:24-320). Tarihsel süreç içerisinde, devlet tanımında görülen bu farklılıklara rağmen hangi yönetim sisteminde olursa olsun, yönetim kademeleri hiyerarşik bir şekilde düzenlenmiştir. Merkezden yönetim örgütü, devlet tüzel kişiliği adına yönetilen işleri yerine getiren bir örgütlenme biçimidir ve geniş anlamıyla merkeziyet, bir ülkenin siyasi, yasal ve yönetsel açılardan merkezden yönetilmesini ifade eder (Öncal, 1991:12), (Örnek,1988:111). Siyasal bir organizasyon olan devletin merkezi idareyi kurmasının temelinde ise &#8221; herhangi bir ülkede yaşayan insanların ortak nitelikteki iç ve dış güvenlik, adalet, toplumsal refah ve kalkınmanın sağlanması, sosyal güvenliğin etkin bir biçimde gerçekleştirilmesi gibi amaçlar yatar&#8221; (Nadaroğlu,1994:3- 15). Bu amaçların gerçekleştirilmesi için her ülkede yönetim görevi ve sorumluluğu genel yönetim ve yerel yönetim olmak üzere iki ayrı otorite ve örgüt arasında paylaştırılmıştır. İnceleme konumuzu oluşturan yerel yönetimler böyle bir yapı içerisinde tarihi, sosyal, hukuksal ve siyasi faktörlerin etkisi ile biçimlenmiştir. Genel siyaset teorisyenleri de, yerel yönetime tarihi boyunca merkezi devletle yerel halk arasında bir ara kuruluş, alt bir merkezi yönetim birimi, yerel hizmet kurumu ve kendi kendini yöneten özerk topluluk gibi değişik yaklaşım ve tanımlar getirmişlerdir. Yerel yönetimlere doğrudan ilişkin temel çalışmalara baktığımızda, bu alanda çok sınırlı çalışma ve çabaya tanık oluyoruz. Bu çabaların önemli bir bölümü de &#8220;devlet&#8221; teorileri üzerine yapılan çalışmaların &#8221; yerel yönetim birimleri&#8221; &#8216;ne uygulama girişimleridir. Bu girişimler sistematik bir teori oluşturma yerine, belirli kavramların, genellemelerin bir araya getirilmesi niteliği taşımaktadır. W.J.M. Mactenzie gibi bazı düşünürler ise ayrı bir yerel yönetim teorisi bulunmadığını, &#8220;yerel yönetimin ne olması gerektiğini çıkarsayabileceğimiz normatif bir genel teorinin; yerel yönetimin ne oldugu konusunda sınanabilir hipotezler çıkarabileceğimiz pozitif bir genel teorinin yokluğunu &#8221; ileri sürmektedirler (Yıldırım,1990:12). Tüm bunlara karşın günümüzde yerel yönetimler bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Gittikçe artan dinamizmini, içinde bulundukları toplumsal, ekonomik ve politik dizgelerden almakta ve bu dizgelerle olan yoğun etkileşimi nedeniyle de değişikliklere uğramaktadır (Uysal,1987:27). </p>
<p>yazan: yrd.doç.dr. İsmail Güneş</p>
<p>KAYNAK</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/yerel-yonetim-kavrami.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Anayasal Tarihi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/turk-anayasal-tarihi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/turk-anayasal-tarihi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 19:13:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Consensus]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Halk]]></category>
		<category><![CDATA[Hazine]]></category>
		<category><![CDATA[Istek]]></category>
		<category><![CDATA[Millet]]></category>
		<category><![CDATA[Ortak]]></category>
		<category><![CDATA[Saray]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasi Partiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>
		<category><![CDATA[Yy]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11840</guid>
		<description><![CDATA[Örgutlenmemiş, düzensiz, aralarında maddi manevi bir ortak yan bulunmayan sosyolojıyı yönlendıremez. SİYASİ TOPLUM: İnsanların ortak siyasi birlik kurmak amacıyla biraraya gelmesıyle olusur. Sıyasi toplumlarda insanları biraraya getiren unsurlar a) soy birliği b) dil birlıği c) inanç birliği bir arada yaşama duygusu siyasi birliği oluşturmaya yeter. Siyasi toplum aynı özellıkleri gösteren bir cins meydana getirir. Siyasi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Örgutlenmemiş, düzensiz, aralarında maddi manevi bir ortak yan bulunmayan sosyolojıyı yönlendıremez.<br />
SİYASİ TOPLUM: İnsanların ortak siyasi birlik kurmak amacıyla biraraya gelmesıyle olusur. Sıyasi toplumlarda insanları biraraya getiren unsurlar<br />
a) soy    birliği<br />
b) dil     birlıği<br />
c) inanç birliği</p>
<p>bir arada yaşama duygusu siyasi birliği oluşturmaya yeter. Siyasi toplum aynı özellıkleri gösteren bir cins meydana getirir. Siyasi örgütlenme sıyasi ayrışmayı doğurur. Bu ayrısma yönetilenler ve yönetenler olmak üzere iki bolume sahiptir.<br />
SIYASİ İKTİDAR: Başkasından emir almadan emredebilme yeteneğidir. Yaptırım gücü vardır. İstek, yarar, çıkarların bırarada tutulmasını sağlar. Siyasi erk olmazsa anarşi hüküm sürer. Siyasi erk gücünü toplumdan milletten alır. Millet yonetılme yetkisini siyasi erke verir.<br />
Sıyasi iktidar bir consensus’ tur.<br />
Siyasi erk mutlaka toplumun onayından geçmelidir.</p>
<p>Siyasi elde etmek icin girişilen mücadeleye siyasi mücadele denir.<br />
Siyasi güçler	siyasi partiler<br />
			Sendikalar<br />
Siyasi hayatın dikkat edılmesı gereken br.<span id="more-11840"></span><br />
Baskı ve menfaat grupları</p>
<p>Anayasa hukuku sıyasi hukuktan yararlanmalıdır.<br />
Anaysada bir devletin  siyasi rejimi<br />
			       Yapısı		    yer alır.<br />
                                    Şekli </p>
<p>Tarafların kullandiğı hukukta cercevelenerek sınırlı bir yönetim yaratmak için anayasa yapılır.</p>
<p>Osmanlı DEVLETİNE TOPLU BAKIŞ:</p>
<p>Sosyo ekonomik ve sınır cizgisi 15. yy. Da belırlendı. Bu yy. kadar askeri bir toprak devletıdır. 19,yy kadar içine kapanık bir feodal yapısı var. Feo. Bir bölge ıktıdar sistemidir. Ancak Osmanlı feo.su farklı.<br />
Devletin üç ana temeli          tımar</p>
<p>	       Yüksek askeri<br />
	        Saray, hazine, halk<br />
Osmanlıda halk edilgen, pasif siyasal katılım yok.<br />
Ikı unsur daha olusuyor: a)ilmiye(devlet islerının serıata ungun gelısmesı    	     ıcın calısıyor.)<br />
	 b)yoncalık(meslek kurulusları)<br />
Osmanlı feo.su tımardır. Devlet toprakları merkeze bağlı parcalara ayrılmıstır. Merkezle en kucuk toprak parcası arasındakı ilişki bununla saglanıyor.<br />
Tımar sahiplerının gorevlerı:<br />
•	Topragı işlemek<br />
•	Vergi toplamak<br />
•	Savunma, zabıta görevlerını yerıne getirmek.<br />
Tımarlı sipahi: tımarlı gorevlilerdir. Ordu sefere cıkacagı zaman devlet cagrısı ile orduya katılmaktır.</p>
<p>Toprak rejimi ile askeri hiyerarsi bırbırıne kenetlenmistır.<br />
Saray bütün ülkeyı gecerli kılan kararlar alan merkezdir. Saray hazine kurumunu icine almaktadır.<br />
Osmanlı da monarşik sistem hakim. Hükümdar tek taraflı kararlar alabilir. İktidarın tek kaynagı hükümdardır. Bu monarşi kalıtsal yani ırsidir.<br />
Prinegeture: Tahta en büyük cocugun gecmesi. Kuvvetler ayrılığı söz konusu degıldır. Osmanlı teokratik yapıya sahıptır. Osmanlı hükümdarının yetkılerı sınırsız degıldır. Devletın teokratık yapısı itibariyle ıtaat etmek zorunluluktur. Ancak hükümdarın yetkılerı ıslam kamu hukukuna uygun olmalı.<br />
Padısah serrı hukuk dısında kurallar düzenlemektedir. Bunlar emirnameler<br />
Kanuınlar&#8230;<br />
Butun bu kanunnamelrı bır araya getıren kanun Fatih kanunnamesidir.<br />
Bunlar örfi hukuktur ve serri hukuktan daha dünyevidir.<br />
DİVAN:<br />
Kurul halinde calısır. Devletle ilgili bütün işlerin denetlenmesi ancak alınan kararların padisah tarafından onayı gerekir.<br />
Devlet birey ilişkisini duzenler. Bireyerin basvuruu ve sikayetlerını inceler.</p>
<p>ASKERİ:<br />
Eyalet ve merkez askerlerı olarak ayrılırlar. Eyalet askerlerı savastan savasa, merkez askerlerı ise yeniceriler olup sürekli padisahın yanında yer alırlar. Yenıceriler daımı ve ücretlidir.</p>
<p>HALK:<br />
Üzerinde bulunduğu topragı işlemekler yükümlü. Koylulıer yıllık vergilerini toprak sahibine verir. Vergi borcunu ödemezse tımar sahıbı toprağı gerı alınabılır. Toprak mutlak işlenmeli.cıkan uyumsuzluklarda cözume kadılar bakar. Köylü idari yonden tımar sahibine, yargısal yönden ise kadıların denetimindedir.</p>
<p>16.yy’de avrupadaki bolge ıktıdarı gücünü kaybetmıs, kesıfler ve yenilik hareketlerı sonucu aydınlanma sürecıne girmiştir. Bunlara Osmanlı baslangıcta kapalı kalmıstır.<br />
Devletın sıyasi, ekonomik ve toplumsal alanda gerıleme nedenlerı 17. yy.de Koçi Bey raporunda belirtılmistır.<br />
Bunlar:<br />
•	Sarayın devletın işlerine karışması<br />
•	Tımar rejiminin bozulması<br />
•	Devlet örgütü icersındeki makamlara kişilerin gelmesi<br />
•	Vergilerın dagıtımındakı bozulma<br />
•	Kanuni sonrası padısahların aartık dıvana ve devlet islerıne katılmaması<br />
•	Sadrazam atamalarında torpilin doğması.<br />
•	Yüksek dereceli makamların sahıplerının sık sık yer değiştirmesi, yerlerınden olmak istemeyen kişilerin gerceklerı soylememesi.<br />
•	Zülum ve siddetın baskın olması<br />
•	Merkezı bütünlüğün cökmesı.<br />
•	Ordu makamında görülen bozulma ve yarardan cok zarara nedenl<br />
•	Hükümetin ülkeye söz gecırememesi ve balkanlardakı ulusların ayrılıkçı zihniyetlerı.</p>
<p>3.SELİM</p>
<p>yenilıklerle düzelme gerceklesecegıne inanır. Yabancılardan toplumdan görüs almıştır. Yenilikleri tek fikirli degil cok boyutlu gerceklestırme cabası vardır.<br />
Osmanlıya yenı bir düzen olarak Nızam-ı Cedit’ı getirmiştir. Bu yalnızca askerı duzende gerceklestirilmek istendi. Yenicerılerın kaldırılması, batı teknıgının kullanılmak istenmesi. Yabancı eserlerı cevirtmis, dıs politikada denge saglanmak ıstenmıs, elçiliklerın kurulması.<br />
3.Selım meşveret uslübunu(danısma) oturtmaya calışmıştır.<br />
İdarı alanda alınması gereken önlemler:<br />
•	Ayanların seçimle başa gelmesı, valılerın buna karışmamasi<br />
•	Yüksek valilerın sık sık yerlerınden uzaklastırılmaması.<br />
•	Kadıların usülsuz işlemlere son verilmesi<br />
•	Vergıde keyfı uygulamaya son verılmesı<br />
•	Yenicerılerın yanında avrupai düzende yeni bir ordu<br />
•	Diplomasi alanında acılma<br />
•	Dıvan dısında danısma organı kurulması, hukukı anlamda degıl ancak fiili anlamda hükümdarı sınırlandırma.</p>
<p>Yenılıklere karsı cıkılmıştır. Insanlar alıştıklarının devamından yanadır. Bu yenılıkler idari ve ekonomık acıdan eski düzenden cıkarları olanların karsı cıkmasına neden oldu. (Yenıceri maaslarından yararlananlar gıbı.)<br />
Merkezi ve tasra yönetımlerde isyanlar cıkmıstır. Tasrada karışıklık ortamının giderilmesı sonucu merkezi yönetımın güclenecegı korkusuyla ayanlarda isyanda bulunmuştur. 3.Selim çıkan Kabakçı Mustafa ayaklanması ıle tahtan indirilmiştir. Yerıne gelen 4.Mustafa ıse hükümet darbesı ıle ındırılmıs yerıne tekradan yeniliklere önem veren bir padısah 2.Mahmut gecmıstır.<br />
Ancak bu yenilikler istenilen sekılde olmamıstır. Cunku batılılaşma bir sorun halıne geldı. Sonradan gelen padısahlar Nızam-ı Cedıt’e sahıp cıktılar.<br />
Ayanlar        kendı baskanlarını kendileri secerler. Ancak sonraları merkeze 		 ters dustuler ve devlet merkezden atamalar yaptı. Bu da 			 devletın kararsızlığının göstergesidir. Ayanlarla yapılan 1808 		tarıhlı Sened-i İttıfak turk anayasal tarıhındekı ılk onemli belge.</p>
<p>Sened-i İttifak:<br />
Ayanlarla hükümet arasındaki anlasmadır. 7 tane hükmü vardır.<br />
1.	padişahın kişiliği ve otoritesi devletin temelidir. Buna karsi açık ya da gizli itaatsizlıkte bulunanlar cezalandırılacaktır.<br />
2.	Bizim yaşamımız devletin  varlıgına baglıdır onun için toplanacak askerler devlet askerı olarak yazılacaklardır, karsı gelen olursa (yanı yenıcerıler) el bırliğiyle cezlandırılacaktır.<br />
3.	Hazine ve devlet gelirlerının toplanması ve konrunmasına padısahın buyruklarının yerıne getirilmesini saglamaya karsi geleni cezlandırmaya soz verıyoruz.<br />
4.	padisahın buyrukları eskiden oldugu gibi sadrazamdan cikacak. Her iste onun izni alınacak. Ama sadrazam da yetkisinii kullanmalı. Keyfılik yaparsa bunu onleyecegiz.<br />
5.	Hanedanların devlete merkezdeki devlet adamlarının da birbirlerine güven duyması sarttır. Hanedanlardan birine devlet ya da valilerden sucsuz oldugu halde bir saldırı gelirse bunu önleyecegiz. Hanedan ve ayanlar karsıklık yaratanları halka zulmedednleri ve şeriata karsı gelenlerı cezalandıracaktır.Bırının sucu varsa soruşturulmadan ceza verilmemeli yani keyfi cezalara son verılıyor.<br />
6.	baskentte askerler ayaklanırsa bütün kanedanlar izin ve cagrı almadan gelıp o ocagı dağıtacaklardır. Bu kişiler sıradan kişilerse soruşturulmadan idam edileceklerdir.<br />
7.	ayan kendı yönetimindeki yerlerin asayişine ve vergilerin ezici olmamasına dikkat edilecektir. Haksız vergilerın kaldırılması. Hanedanlar biribrlerini denetleyecek ve zulüm yapanları devlete bildirceceklerdir.<br />
Bu sartların uygulanması ıcın yemin edildi ve bunun belgelenip saklanması için bu senet yazıldı.(yazılı belge olmasının onemi)</p>
<p>Bu belgeye iki acıdan yorum yapılıyor. Bunlar;<br />
•	Hukuki yanı: Bu belge ne dini ne de örfi hukukla ilgilidir. Fetva, kanunname veya ferman degil. Bu iki tarflı bir belge bır misak veya bir sözleşmedir. (tarafların verdıgı guvenceler var.) bir siyasi uzlasma yanı siyasi sözlesmedir.<br />
•	Genel acıdan bakanlarda Magna Carta Libertatum la benzetmeye sokmuslardır. İngiltere’de yönetim cok serttı. Soylular halka bazı haklara sahip oldugunu bunlara uyulması gerektigini söyledi. Baronlar bunun üzerine magna carta’yı imzaladi. Vergi, can ve mal özgürlukleri acısından Sened-i ittifak ile benzerlik kurulabilir.</p>
<p>II. MAHMUT</p>
<p>Yenilestırme hareketlerı ikinci mahmut do. Devam ettı. Reformların sürdürüldü. Daha otoriter ve disiplinli ve radikal yontemlerı vardı.<br />
 devlet otorıtesını ve merkezi güclendirmek bunun içinde feodal muhalefetı sindirici bir politika izledi.<br />
 bozulmus olan Yenicerılerı 1826 yılında Vakayı Hayrıye ıle kaldırdı. Askeri guc sivil güce bağlandı. Askerlerin polıtıka disinda kalmaları saglandı.<br />
 Devlet yönetiminde idari ve adlı kurumlar yenilestirildi. Askerı Suara, Meclis-i Ahkam-ı Adliye ve ıdarı işler icin Surayı Babıali kuruldu.</p>
<p>Meclıs-i Ahkam¬-ı Adliye<br />
Adliye teskılatının en yüksek kurumu. Temelde yargı niteligiyle kuruldu. Ancak Tanzimat dö. Nizamnamelerinin hazırlanması görevi verildi. Yapılan tüzüklerın incelenmesi. Gunumuz Danıştay) devletin yasama faaliyetine katıldı. Yasaları hazırlama gorevi verıldı.<br />
Şerri ve örfi kuralların dısında ınsanlara kurallar konulabileceğini gösterdı. Devletin demokratiklesme belirtisi.</p>
<p>Şurayı Babıali<br />
Devletin idari görevini yerine getirir. Toplumun günlük ihtiyaçlarını karşılayan teknik kamu işleri. Bu islevini hukuki işlevlerle maddi eylemlerle yerine getirir.</p>
<p>Devletin yürütme  alanında tek organ yoktur. Her konuyla ilgili ayrı bakanlıklar kuruldu. Bakanlar kurumunun baskanı daha önce sadrazam iken bu donemde uyumu sağlayan kisi basbakandır.</p>
<p>kadıların yetkilerini kötüye kullanmalarını engellemek icin ceza kanunu cıkartıldı. Kanunname-i Hümayun; memurların işleyecegı suclar ve bunların cezaları. Ayrıca ölüm cezasına carptırılan kisilerin devletce alınan mülkıyet ve miras hakları devlet güvencesinde geri verildi.<br />
yönetılenler acısından din ve mezhep ayrılıgı yapılmaması benımsendı. din ve vicdan özgürlügü tanındı. Bu düşünce özg. Gelisimi açısından bir adım.<br />
1837 yılında yapılan bir konusma ilede gayri müslımlerle müslümanlar arasındaki eşitlik ilkesi hükümdarca da benımsendı.<br />
İslahat donemı kimi kisilerce hukuk alanında bir batılılaşma olarak görülür.<br />
1808-1839 tarihlerı arası yapılan yenılıkler;<br />
1.	merkezin güclendirilmesi<br />
2.	Askeri gücün siyasi, sivil güce bağlı olması, politıka dışı kalmalarını<br />
3.	devlet içinde yapılan yenılestırme ıle yenı kurumların olusturulması ve memurlara ait kanunlar ile yeniliklerin devamı saglanılmaya calışılmıştır.</p>
<p>Tanzimat Hareketleri<br />
Batılılaşma hareketleri yeni bir hukuk düzeni halinde gelistirilmeye calısıldı.<br />
Yurtdışında acılan elcılıklerde gorevlerde bulunmus Mustafa Resit Pasa tarafından hazırlanan ferman 3 Kasım 1839 da büyük bir törenle Gülhane de okundu. 3 bölumden olusur;<br />
Gerekçesi: Osmanlı kurulusundan berı Kuran ın hükümleri hakkıyla uygulandıgı için hep güclü kalınmıs ve bu en yüksek safhaya ulasmıstır. Ancak 150 yıldan beri ardarda gelen sıkıntılar seriatın tam uyulmadigi içindir. Gerekli onlemler alınırsa  5-10 yıl icersinde tekrar düzelme gerceklesecektir.</p>
<p>Fermanın asıl konusu:<br />
1.	bu yenı duzenın Nizam-ı Cedit’ten farklı olmadıgı yenı duzen konurken temel haklar ve devletin takip edecegi ilkeler. Can, mal, ırz güvenligi, vergilerin düzene baglanması askere alma ve askeri düzenlemeler.<br />
2.	temel haklar ve devletın ılkelerıne nasıl uyulacagı konusunda kullanılacak araclar. Olum cezasının acık yargı ıle hükme baglanması. Yasa konusunda esıtlık.<br />
Fermanın sonucu: yapılan yenilemelere padısah ve ulema tarafından uyulacagı tahadüt edilmistir. Bu kanunlara uymayanları cezalandırmak ıcın bir ceza kanunu yapılacagı bıldiriliyor. Ferman Osmanlıya getirilen yeni usullerın kaldirilip yenı usulun gecerli olacagı yabancı elciliklerce iletilmistir. Fermana uymayanların tanrı tarafından cezalandırılacagı bıldirildi.<br />
Tanzimat fermanının niteligi hakkında iki görüş vardır:<br />
•	fermanda uyruk ve devlet ilişkileri ve bunların hukuk kurallarına dayatılması. 18.yy. baslayan anayasalcık hareketlerinde yukardakilerin tek tek yazılıp belgelere dayandırılması. Anayasal nitelikte bir ferman. Tek yanlı iradeden özveri. İki tarafli bir sözlesme yoktur.  Bu fermanda batının etkisi vardır. Fransız ıhtılalı ile paralellik gösterir. Ancak 20.yy. anayasaları ile karsılastırılmamalı, 19.yy özelligi monarkın hak ve yetkilerini sınırlamarı.<br />
•	Anayasa niteliği taşımadıgını ileri sürenler vardır. Cünkü anayasalar sistemli bir ic tüzüge sahıptır. Ancak fermanda bir ic tüzük yok. Maddeler değil karısık bir metindir. Sekil olarak anayasa yapısı yok. Devletin icerigi acısından ve iktidarın düzenlenmesı acısından hukumler yer alsaydı anayasa olurdu. Osmanlı da anayasa kavramı 1876 da Kanun-ı Esasi nın olusması ıle ortaya cıkıyor. Tanzimat fermanı ıle bir cesit insan hakları bidirgesi. Yeeeni bir hukuk düzeni acıklaması.</p>
<p>ISLAHAT FERMANI:<br />
18 Şubat 1856. bu ferman Paris konferansından önceki günlerde gerceklesmıstır. Osmanlı devletınde Osmanlı uyrugu olan ortodokslar icin osmanlıdan bir takım taleplerde bulunulmuştur. Gercekte ortodoksları korumak olan Rus isteklerını saglamak, Rus saldrısını önlemek amacıyla ingiltere, Fransa ve Avusturyanın bu isteklere set cekmek icin bir takım isteklerde bulunmuslardır. Avrupa Osmanlının kendi icine katılması icin bir takım sartlar one surmus böylece dışa bagımlı bir dış polıtıka oluşmuştur. Fermanın agırlık merkezı müslüman olmayanlara hak ve dinsel özgürlükler, ogrenme veögretim özgurluklerı tanınmasıdır. Gayri müslümlere karsi eziyet, iskence yasaklanmis yargı güvencesi bakımından uyrukllar arası esıtlık saglanmıstır. Ceza ve ceza ifasının düzeltılmesi ayrı dinlerden olan kimseler arasında cıkan hukukı uyuşmazlıkların karma mahkemelerde görülecegi belirltilmis. Ozellıkle avrupa sermayesınden yararlanma yolları ve gerekli kanunların yapılması anlaşılmıştır.<br />
Tanzimat fermanına göre daha demokratik bir anlayis hakım. Bir haklar bildirgesi olarak kabul edilmektedir. Yine hukk devleti ve laıklik bakımından bu fermanı degerlendirenler olmustur. </p>
<p>Acaba nasıl bir hukuk düzenine kavuşulmak istenmiştir?<br />
Bir tarafta eski hukuka bağli diğer tarafta da laik hukuk düzenıne eğilimli oldugu ortaya cıkmaktadır. Baktıgımız zaman tanzimat fermanından sonra yaopılan kanunlar ile batı hukuk düzenine yönelilmiştir. Bu kanunlaştırma hareketi icnde eski yeni hukk catısması gorulebilir. Arazi kanunu mecelle tamamen örfi ve serri esaslara göre yapılmıstır. Kara ve deniz ticareti kanunları, hukuk ve ceza kanunu avrupa kanunları örnek alınmıstır. Tanziamt döneminde kurulmus danişma organlarından biri olan Meclis-i Ahkam-ı bu dönemde de onemini korumaktadir. M.A.A. tam bir tartişma görusme icinde calışması gereken bir organdır.bu meclisin calısma ve gorusme usullerı ozenle düzenlenmiştir. Kurul halınde calısan kurumların görüsme calısma tartisma sekilerini gösteren ic tuzuktür. Mecliste görüsülecek sorunların tasarısı hazırlanıp görüsülmeden önce incelenmesi icin uyelere dagitilacaktir. Bir sorun hakkında konuşmak isteyen üyler meclis baskanına adını yazdırıp sıra alacaktır. Mecliste banlardan veya üyelerden birine bir soru sorulduğunda sıra kaydına bakılmaksızın cevap hakkı saklı tutulmaktadır. Görüsme ve tartışmalar düzenli olarak tutanaklara gececek. Cogunlugun oyu meclisin kararı olarak padisaha sunulacaktır. Oylarda esitlik olursa o zaman padisahın katıldıgı tarafın oyuna gidilecek. Meclisin kararları hakkında orda burda konuşmak meslısten uzaklastırmayı ve cezanlandırmayı gerektırecek. Her yıl meclisin ilk toplantısında padisah bulunmak zorundadır. Yapılan isler ve yapılacak isler hakkında bilgi verir. Meclis-i Ahkam 1826 da kurulan bir meclisle birlestirilmistir. 3 bölüme ayrılmiştir. Her bölümde sırasıyla idari yargısal ve düzenleyici işlemler yapma yetkisi tanınmıstır. Bu meclis 1868’de ikiye bölünmüstür. Divan-i ahkam ı Adlıyye yargısal islemleri yapar. Şurayı Devlet ise bugünkü daniştayın esasıdır. Danısma organıdır. Hükümete hizmet eder. Bir yuksek idari mahkemedir.</p>
<p>Tanzimat döneminde ne gibi ıslahatlar yapılmıstır?<br />
Yasalar, idari reformlar yapılmıstır. 1843’te yapılan bir yasa ile askeri memuriyetle idari memurıyetin aynı kımsede birlesmemesı ılkesi getirillmistir. Bir yönetmelik ile memurların görev ve yetkileri belirlenmis. Bazı eyaletlerın sancak ve kazalarında il ve ilce arasında bir yönetim biriimi ve ilcelerde gayri muslimler icin bvir takım meclisler kurulmustur. O sancagın ılerı gelenlerınden ve gayri müslımlerın ruhani baskanlarından olusan meclisler. Abdüllaziz dönemınde bir vilayet nizamnamesi vardır. Eski eyalet örgütü kaldırılmış yerine iller, sancak, kaza, köy, bucak bölümlemesi getirilmiş. Bugunkü ıdari düzenlemeye benzemektedir. Nizamnamede idari bölümleme yerlerinde bugünküne benzer memuriyetler var. İllerde umumi meclisler, sancaklarda idare merkezleri, köylerde muhtarlıklar ve ihtiyar heyeti kurulmustur. Yayınlanan bir başka nizamnameyle valilere yetkiler verilmiştir. Merkezden izin almadan bir takım idari işlemler yapma yetkisi tanınmıştır. Bundan baska umumi meclislerin yetkileri genişlemiştir. Yani yerinden yönetime dogru bir gidis vardır. Belediye teşkilatı geliştirilmiş ve buna paralel olarak belediye meclisleri kurulmuştur.<br />
Yenı kurulan yerel orgut sistemi. Önemli olmayan konularda merkeze danısılmasına gerek gormuyordu. Halkın kendı yöneticilerini secebilmesi hakkı tanınmişti.<br />
Ceminalization  merkeziyet<br />
Decentaligation  aden-i merkezıyyet<br />
1864-69 yılları arasında cıkartılan bu nizamnameler demokratiklesme yolunda bir adımdır.<br />
Bu tanzimat donemi yenılıklerı 3 baslık altında toplanır.<br />
HUKUK:<br />
bu hareketı hukuk acısından degerlendırenler olumlu ve olumsuz elestiri yaparlar. Tanzimat fermanı yenilik acısından yüzeysel, köksel olmayan, ödüncü, uzlaşmacı yeni ıle eskiyi beraber yurutmek istedigi icinde düalisttir. Hukuk birligi daha da parcalanmıstır. Hem örfi serri hukuk hemde modern avrupa hukuk sıstemı uygulanmıstır. Tanzimat hareketi eksik bir idari maslahattır. İsin gerektirdigi gibi degil günün kosullarına uydurulup gelişi guzel yapılmıstır. Batıdan yardım beklenilmiş ancak bu yardım iciin cok ödün verilmiştir. Devletin siyasi yapısında köklü degişilklik yapamamistir. Yeniliklerin korunması konusunda bir güvencesi yoktur. Dış devletlerin heran siyasi müdahelelerıne imkan tanımıstır.<br />
Olumlu olarak iki onemli yanı vardır. Devlet islerınde keyfilik uygulamasının yerine kanunilik ilkesi getirtilmiştir. Devletin amacı hukuk düzenini ayakta tutmaktır. Kanuni’den gelen devlet islerınde keyfilik burada sona ermiş. Mutlakiyetten ulus hareketine dogru bir ılerleme. Türkler icin Magna Carta niteligindedir. Tanzimatın düalizmi yadırganamaz ancak bu elestiri biraz sert olmustur. Cunkü hiçbir sıyasi devlet tarihinden biranda kopamaz. Devlet ve uyruk arasında dinsellikten dünyeviliğe dogru bir geçis.<br />
SİYASET ve SOSYOLOJİ:<br />
dinsel ve örfi olmayan yazılı kurallarada uyulmaya baslanmıştir. Kişilerin temsil yetkisi dogmustur. Belediye, il, ihtiyar heyetlerini kurmakla tooplumun siyası hayata daha genis sayılarla ve daha yakından katılması saglanılmıştır. Düsünüs acısından da bir gelisme soz konusu. Modernleşme, çagcıllasma sürecinde zihniyet değişimi.<br />
SOSYO-EKONOMİK:<br />
Tanzimat fermanının kabulu ve uygulanısı sonrası batı kapitalizminin osmyı parcalaması sonucunu dogurmuştur. Tanzimattaki batılılasma sosyo ekonomik acidan batının esiri olmaktır. Dis borclanma ilk defa kabul edilmistır ve bu borclanma hükümetlere karsı degil Londra ve Paristeki zengin bankerlerine karşı gercekleşmiştir. 1854’ten günümüze 4 büyük borçlanma yapılmiştır. Ayrıca borcların onlar tarafından dikte edilmesıne izin verimiştir. Borçlanmaya karşılık olarak devletin gelirleri dayanak olarak gösterilmiştir. Bunlar:<br />
•	Osmanlının Mısırdan aldıgı vergi<br />
•	Suriye ve İzmir gümrük vergileri<br />
•	Balıktan alınan vergi<br />
•	Bursa dolaylarında ipek uretiminden alinan vergi<br />
•	Zeytın ve tütünden alınan vergi</p>
<p>Borçlanmanın siyasi yonü borclanılan miktarlar devletin bütcessıne girmeden alacaklılara gönderilme tahadütü verilmiştir. Buda Duyun-i Umumiye örgütunün olusturulup bütceye resmen karısılmasına olanak tanımıştır. Borclar uzun vadeli oldugu icin gelecek kuşaklarda borç altına sokulmuştur. Alınan paralar faizlere, askeri faaliyetlere, saray masraflarına, komisyonlara gitmiş yani kaynak yaratacak yerlere yatırılmamış. Bu nedenle karsılıkları biryana faizlerini ödüyememiştir.<br />
Sosyal refah gercekleşemedi. Fransız bir yazarın 1902de yazmış oldugu ‘Osmanlının Malıyesı’ adlı eserınde Osmanlının dış borclanmayı yalnız ıktısadı degil aynı zamanda siyasi ilke halıne getırdıgını belirtmiştir. Ayrıca ‘bazı seyler cok cabuk ögrenilinir. Borclanma sanatıda bunlardan biridir. Osmanlı bu yola girdikten sonra hızlı bir ilerleme kaydetmiştir.’ Demiştir. Tanzimat ekonomik açıdan bir israf dönemıdir. Sarayın önde gelenlerini zengin etmistir. </p>
<p>I.MEŞRUTİYET:<br />
Tanzimat döneminin devamıdır. Devletin ic egemenligi yönetim esnasında kimseyle otoriteyi paylasmamasidir. Devletin dis egemenligi ise onun bagımsızlıgıdır. Tanzimat dönemi sosyo ekonomik basarısızlıgı sonucu iç egemenlik haklarına el atilmıştır. Meşrutiyet Osmanlı icindeki baskı rejımine ve mutlak otoriteyi degistirmek icin bir arayıs olarak ortaya cikmıstır.<br />
Mutlak bir monarşiden sınırlı, meşruti, anayasal bir monarşiye geciş. Tanzimat döneminde batı ile ilişkilerin cogalması sonucu ülkedeki duzen hakkında hem edebi hemde fikri ve siyasi alanda yenilikler oluşuyor.<br />
Batıcılık ülkeye nasıl uygulanır konusunda buna sekil kazandırma fikri ortaya çıkıyor.<br />
Fikri etmenler açısından önemli bir kurum vardır. Bu 1867 yılında mustafa Fazıl Pasanın onderlıgınde ve Mithat P, Namık Kemal, Ali Suavi, Şinasi üyeliginde kurulan Yeni Osmanlılar Cemiyetidir. Yayınladıkları muhbir, hürriyet ve ibret gibi gazetelerle bu fikirlerini acıkça belirtmislerdir. Dönemin baskıcı yönetimine elestiriler getirmişlerdir. 3 konu üzerinde durmuşlardır.<br />
•	Düşünce özgürlügü, halk egemenligi ve meşveret sisteminin bir anayasaya tasınması<br />
•	Hükümetin kanuna göre hareket ederek keyfiligi bırakması.<br />
•	Kanunun yapılmasını onun yürütülmesini saglayan baska bir kurumca yapılması ve bu kanunun halkın kabulune sunulması. Yanı güçler ayrılıgı ilkesinin benimsenmesi gerektigi yürütme ile yasamanın ayrılmasının zorunlulugu.</p>
<p>Büyük ihtilallerde, gelismelerde fikir babalarına ihtiyac duyulur. Önce fikir dünyası olusur, bu teorigi pratığe geçırecek kurumlar, dernekler , sosyal sınıflar olur. Topluma duyurmak ve toplum içinde buna ivme kazandırmak için örgütlenmek gerekir. 1867’de aydınlar Namık kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Pasa ve Ali Suavi genc Osmanlılar adı altında dernek kurdular. Hürrıyet, muhbir ve ibret gibi gazetelerde bu düşünceleri topluma duyurmak icin yazılar yazdılar. Müesseseler düsünceleri harekete geçirmek içindir. Mutlak monarşi yönetiminin ülkeye aykırı olan hertürlü yönünü eleştirdiler.<br />
Meşrutiyet aydınlarında dönemin tüm tehlikesine ragmen elestiriden sakınmadıklarını görüyoruz.<br />
Düşünce özgürlügünü kapsayan bir anayasanın olması gerektiğini, hükümetin kanuna göre hareket etmesi gerektigini ve erkler ayrılıgının benımsenmesını savunuyorlar.<br />
Erkler ayrılıgı konusundaki tavırları Fransız ihtilalinin ünlü fikir babalarından Montesquieu’dan geliyor.  Montesquieu 1748’de yayımlamiş oldugu ‘kanunların ruhu’ adlı eserinde güçler ayrılıgı ilkesini ortaya atıyor; her devlette varolan bu güçlerin tek kişide veya tek organda toplanması durumunda özgürlük denen seyın kalmayacagını belirtiyor. Kuvvet kuvveti durdurur ilkesinin denetimi ortadan kalkmaktadır. Baskı kuralları ortaya cıkar ve özgürlüklerin sınırlandırılması neden olur. Bugün hukuk devletinin temelınde kuvvetler ayrılıgı vardır. Ayrıca montesquieu bu eserinde her ülke icin uygun rejimin oldugu ve bu rejimin iklimden bile etkilenebilecegini belirtmiştir.<br />
Aydınlar bunları benımseyip kanun-ı Esasi’yi savunuyorlar. Ancak Namık Kemal bunu savunurken ortaya cıkan bir celişkiyi farkediyor.  Dogal olarak ulus egemenligini kabul etmek demek cumhuriyet rejiminin ortaya cıkmasına neden olacaktır. Fakat zamanın koşullları ülkede cumhuriyet uygulanamayacagını belirtiyor. Bu nedenlede aydınlar mutlak monarşıden meşruti bir monarşıye geçiş istiyor.<br />
Siyasal bakımdan yönetim surekli eleştiri altında kalmıştır. Sarayın durumu, ülkenin gidisatı ve yönetimdeki karısıklıklar tanzimatla yapılan yeniliklerle giderilememiştir.<br />
Bu hoşnutsuzluk 1859’da Kuleli olayı ıle noktalanmamiş, Abdüllaziz in tahta gecmesinden sonrada daha da artmıştır. Kuleli özgürlükçü bir girisiim ve mesrutiyet icin yapılan ilk hareket.<br />
11 mayıs 1876’da istanbul’da öğrenci ayaklanmaları oldu.  Bu ögrenciler padışahin keyfi yönetimine karsi ayaklandılar. Sadrazamın ve şeyhülislamın görevden alınmasını istemişlerdir. İstekleri kabul edilmiş ancak sorun tam olarak çözulememiştir. 20 mayıs 1876’da  Abdüllaziz tahtan indirilmiş ve yerine V.murat gecmiştir. Ahmet Mithat padisahın mesrutiyet yönetimini kabul etme egilimini sezınleyıp bir kanun hazırlamıştır. Tasarıyı kabul ettırmek istemiştir ancak yöneticiler buna karşı cıkmiştır. Ahmet Pasa ile bu kişileriin arası acılmıs ve Ahmet Paşanın evine yapılan bir baskında serazker Hüseyin pasa öldürülmüştür. Bu olay Mithat Pasa’nın düsüncelerinin uygulanmasının önünü açmıştır ancak V.Murat’ın hastalıgı bunu engellemiştir. Onun yerine II.Abdülhamit tahta çıkartılmiştır.<br />
Meşrutiyet üzerinde iç ve dış baskılara karşı bır takım onlemler almak gerekiyordu; dısarda rusya ve balkan uluslarının kışkırtmaları baslar. Balkanlarda bu karısıklıgı önlemek icin donemin ileri gelen devletleri istanbul’da bir konferansta biraraya gelir. Asıl amac hristiyan tebanın yararına ıslahatlar hazırlamak ve bunları Osmanlıya kabul ettırmektir. İste o zamanda Mithat pasaya göre Kanun-i Esasiyi kabul etmek gerekiyordu. Bu devlete hemen bir canlılık vermeyecek ancak dışardan devletlerin iç islerine karışmaları engellenecekti. Devlet kendi iç işlerinde rahat olacaktı.<br />
Bu toplantı sırasında Mithat Pasanın istegi kabul edılmiş ve Kanun-i Esasi ilan edilmiştir. Gerek sekil gerekte maddi bakımdan bir anayasa kimliği seklindedir. Bu konferans sırasında Osmanlıya yeni bir sayfa acıldıgı ve karısıklıktan kurtulunacagı belirtilmiştir.</p>
<p> KANUN-İ ESASİ:<br />
Kısa bir süre uygulanmasına rağmen anayasal dönemin ilk perdesi olması nedeniyle önemlidir. II.mesrutiyette yeni bir anayasa yapılmamış bu anayasa degiştirilerek kabul edilmiştir. Bu anayasa bazılarına göre cumhuriyetin ilk anayasasıdır. 1924 anayasası özelligindedir. Tarihi ve hukuki bir değer tasımaktadır.<br />
Nasıl hazırlandı ve neler getirdi?<br />
Kanun-i Esasinin önemi: ana cizgilerini koruyarak I. Mesrutiyetin ve 1924 anayasasının temelini olusturmuştur. 12 bölüm ve 119 maddeden oluşur. Bölumler sunlardır:<br />
1.	Osmanlı devleti ile ilgili genel esaslar. Sistematik bakımdan padişahın hak ve yetkilerini açar. Hukuki yorumlar önemlidir. Öncelik verilen maddeler önem taşıdıgı düşünülürse padişahın en başta düzenlenmesi kanun yapıcının yorumunu anlamamızı sağlıyor.<br />
2.	Osmanlı halkının hak ve özgürlüklerini<br />
3.	bakanlar kurulu  yürütme erkini oluşturan kişilerin yetkileri.<br />
4.	memurların durumu<br />
5.	yönetim sistemini mesruti hale dönüştüren kavram, parlamentoyu düzenleyen kurallar.<br />
6.	Osmanlı ayan meclisi üyesi olabilmek icin gerekli koşulların düzenlenmesi.<br />
7.	heyeti mebusan hakkında düzenlemeler, bazı ayrıcalıklar (yasama dokunulmazlığı, asıl bu sistemin meşruti olmasının nedenı sayılmakta.)<br />
8.	mehakim (mahkemeler) ile ilgili düzenlemeler. Onların istiklaline ilişkin hükümler.<br />
9.	divan-ı Ali  yüce divanın kuruluşu.<br />
10.	mali isler<br />
11.	illerin yönetim usullerinin düzenlenmesi<br />
12.	ceşitli hükümler son kurallar, örf ve idari, sıkıyönetim, Kanun-i Esasinin üstünlüğü ve değiştirilmesine ilişkin hükümler.<br />
Bu acılardan bakıldıgında Kanun-i Esasi değistirilmesi zor olan sert bir anayasadır.<br />
Kanun-i esasinin yorumu ayan meclisine aittir. Bu meclisin padişaha yakın olması nedeyle dikkat edilecek bir konudur. Alınan kararlarda prusya anayasasından esinlenildigini düşünenlerde vardır.<br />
Görünüştüde olsada bazı esasların düzenlenmesine imkan vermekte. Bunlar;<br />
•	siyasi yasamda dinsel, orfi, vicdan kuralları yerine yeryüzüne dönük nesnel kurallar<br />
•	hükümdara, geleneklere dayanan devlet yerine yüzeyselde olsa erkler arası ayrımına bağlı sistem oluşturma<br />
•	hükümdarın karşısında bir yasama erkinin bulunması, bireylerin hak ve özgürlüklerinin ilan edilmesi ile yönetimi meşruti bir sekle dönüştürme.</p>
<p>Cogulcu anlamda meşruti yönetim özelliklerini taşımasına ilişkin görusler;<br />
•	demokratik yapılarınca halk tarafından seçilmişlerce yapılmış değil kurucu meclisin katılısına ımkan tanımadı.<br />
•	Bu meclisin kabul ettıgı anaysa halk oyuna sunulmadı,anayasa padişahın oyuna sunuldu. Padişah 113. maddeyi koydurdu. Buda Kanun-i Esasi’nin üzerinde son sözü söyleme hakkını padisaha bırakıyordu.<br />
•	Kaynagi bakımından ferman anayasa olarak görülmüştür.<br />
•	Tamamen seküler bir anayasa olmadıgı görüsünde olanlarda vardır. Sultan aynı zamanda bir halife olarak bu görüşe kanıt oluşturmuştur.<br />
•	Padişahın durumuda eleştiriye neden olmaktadır. Yürütme organı başı ve Kanun-i Esasi nin temel ögesidir. Bazı mukaddes haklarından söz edilmektedir.<br />
	Bakanlar, sadrazamlar ve seyhülislamı ataması<br />
	Başkumandan<br />
	Yürütme organı başı<br />
	Devlet makamı ile ilgili düzenlemeler<br />
	Cezaları affetme veya indirme<br />
	Parlamentonun toplanmasına ve dagıtılmasına karar vermesi</p>
<p>Bakanlar kurulunun özel bir islevinin olmadıgını görüyoruz. Padisahın iznini gerektiren konularda hiçbir önemi yok. Aldıgı kararların uygulanması padısahın onayına bagli. Memurlar ve yöneticiler vekiller ve bakanlardan daha güvencede.<br />
Kanun-i Esasi de bakanların parlementodan güvenoyu almaları söz konusu degil. Meclise dayanarak hükümetin hükümdara bir karşı gelme olayı gerceklesemiyor. Padisahın onayından gecmesi sonucu ortaya ortak fikir üreten bir kurum cıkıyor.<br />
41.madde parlementodan bahsediyor. Meclis-i umumi ve her iki meclisin ortak hükümlerini icermekte.<br />
Kasım basında padısahın iradesiyle acılır ve mart sonunda gene onun iradesiyle kapanır. 1982 anayasasına kadar bizde de bu böyle devam etmistir. Ancak demokratik meclislerde cagrısız toplanma olur. Monarsik meclislerin toplanma bicimi cagrı iledir. Meclislerden biri toplanmadıkca digeride toplanamaz. Meclisi umuminin parlamentonun yetkileri üzerinde baskısı söz konusu olur. İster toplar ister görüşme sürelerini kısaltır. Meclis-i umumi’de padisah bir acılıs konusması yapar. Her iki meclisin üyeleri padişahın sahsına, vatana ve Kanun-i Esasi karsı yemin ederler. Padişahın sahsının önce gelmesi ve yeminde dini hükümlerin yer alması monark yapının yansımasıdır.<br />
Vekiller emredici degil, temsili vekaleti kabul ederler. Söz ve düsüncelerinden ötürü sorumlu tutulamazlar. Burada yasama sorumsuzlugu vardır.<br />
Alınan kararlar padisahın onayına sunulmak zorundadır. Ancak padisahin önünüe gelinceye kadarki süreçte nisab (yeter sayısı) kuralı uygulanır.<br />
Ayan meclisi seçilmiş bir meclis degildir. Padisah atar. Üye olabilmek icin toplumun güvenini kazanmış, devlete hizmet etmis, tanınmıs olmak ve 40 yasından genc olmamak gibi kosullar aranır. Ayan üyeligi ölünceye kadardır. Ayan meclisi görüşmeleri gizlidir. Demokratik sistemde bu böyle degildir. Padisahı korur ve mebuslar meclisini padisahın adına kontrol eder.<br />
Mebuslar meclisinde vekiller secimle isbasına gelir. Her 50.000 erkege bir vekil 	düşer. Belirli bir bölgenin degil tum ülkenin temsilcileridir. Her 4 yıl icin göreve gelirler.<br />
Padisah meclislerin baskanlarının secimindede söz sahıbıdır. Meclis-i ayan baskanını kendisi secer. Meclis-i mebusan baskanını ise meclisin aday olarak gösterdigi 3 kisi icinden yine kendisi secer.  Boylece yasama organlarının baskanlık divanlarında da yetkisini kullanmaktadır.<br />
Heyet-i mebusan seçımle gelmiş ilk osmanlı meclisidir. Vekillerin her birini umum Osmanlının vekili ilan eden bir sistemde padişahı artık siyasal sistemin mutlak ve biricik egemeni olmaktan cıkarmaktadır. Bu meclisin yetkileri ne kadar kısıtlı, sultanınkiler n kadar geniş olursa olsun, halkın ya da milletin temsil yoluyla devreye girdigi bir düzende, artık padişah egemenlik hakkının tek sahibi sayılamaz. Millet, adı konmuş olmasa bile, padisahın mutlak olan egemenlik hakkına rakip olmak üzere ortaya cıkmıştır. </p>
<p> meclisi secimlere götürmek için dagıtma islemine fesih denir. Yeni bir meclisin kurulmasını, calışmayan bir meclisin dağıtılması, yenisinin kurulması siyasi iktidarın sahibi olan topluma götürmek.<br />
Kanun-i esasi  mebusan meclisinde fesih tarihinden 6 ay icinde seçim yapılmalıdır diyor. Baskan, başkanvekili ve padisah oluşturuyor bu mebusan meclisini. Gerektiginde göruşmeleri gizli yapabilir ancak bunlar sadece istisnai durumlarda söz konusu.</p>
<p>İlk millet meclisinin seçimi:<br />
İlk seçim mevzuatı 1. meşrutiyette ortaya cıkıyor. Temsili demokrasinin saglanması. İktidarın yetkisiyle yasama yetkisini kullanan meclisler halkın konsensusuna bağlı. </p>
<p>Demokrasi icin olmazsa olmaz bir öge  seçim ama seçim sadece demokrasi icin yeterli degil. Secim oldugu halde demokratik olmayan rejimler vardır. Osmanlı da bicimsel olarak seçim vardır. Secim yalnızca demokrasinin ilkelerinden biridir, bir araçtır, amaç degildir.<br />
Kanun-i Esasi her 50000 erkek nüfusu icin bir mebus seçilecektir diyor. Seçimler 4 yılda bir ve gizli oy olacak.</p>
<p>Mebus olmak icin aranan kosular  seçilme yeterliliği ve seçenler icinde .<br />
Seçme ve seçilme hakkı o devletin yurttaşlarına tanınmıştır. Yani yönetimde pay sahibi olma aranmamaktadır. </p>
<p>Secmen olmak icin yaş olarak 30 yaş ve bazı suçlardan öturur kısıtli olmamak. Seçmek icin pek özel kosullar yapılmamamış.<br />
Her anayasa icin yeni  bir secim yasası yapılır. Kanun-i Esasi ve yeni seçim yasası mebuslar meclisinin kuruluşunda henüz yoktu. Ancak yabancı devletlerin üzerinde iyi etki yapmak için Kanun-i Esasi ilan ettiler. Osmanlı diplomatik düsündügü icin Kanun-i Esasi uygylamasına hemen geçilmesi icin meclisi hemen toplamiş bu yüzden de Osmanlı bir yeni seçim yasası oluşturmamamiştır. Ve yalnız ilk toplantı yılı icin geçerli olmak koşuluyla meclis-i vükela (bakanlar kurulu) tarafından hazırlanan 7 maddelik Talimat-ı Muvakkate vardir. Yani geçici bir talimat hazırlamıstır. Bundan sonra ikinci bir düzenleme vardır bu da seçim beyannamesidir.<br />
•	Talimat-ı Muvakkate  bütün yurdu kapsayan seçim ilkelerini düzenliyor ve genel nitelikte.<br />
•	Beyanname  daha özel olup istanbul ve cevresini kapsayan ve bu bölgelerde yapılcak seçimleri düzenliyor.</p>
<p>Talimat-ı Muvakkate ana çizgileriyle nasıldı?</p>
<p>•	Geçici bor talimat ama yalnız bir seçim kanunu degil aynı zamanda bir anayasa metni özelligini de tasıyor. Cünkü orda onaylanmasıyla Kanun-i Esasi den yaklasık 2 ay önce hazırlanmıştır. Daha Kanun-i Esasi yürürlüğe girmeden ve anayasa yeralması gereken hükümler icerdiginden böyle bir anayasal metin özelligindedir.<br />
o	Örnek: ayan ve mebusan meclisinin görevlerine ilişkin hükümler var. Aslında organların görevleriyle ilgili maddeler bir seçim kanununda yer almaz.<br />
•	Kanun-i Esasi den farklı hatta ona aykırı esasları bile var.<br />
o	Örnek: Kanun-i Esasi her 50000 icin bir mebus terken Talimat-ı Muvakkate de tüm millet icin 130 milletvekili seçilecek diyor.<br />
•	2 dereceli seçimden söz edilir. Secmenin milletvekillerini doğrudan doğruya secmedigi seçimlerdir. Halk ikinci seçmenleri seçiyor ve bu ikinci seçmenler de milletvekillerini seçiyor. </p>
<p>Beyanname : </p>
<p>İstanbul’un seçim bölgesini düzenliyor. Her çevreden 2’şer seçmen toplam 40 seçmen. Bu seçmenler ikinci seçmen olup sonradan gidip birde 10 mebus sececek. Cıkartılan bir vilayet nizamnamesi ile seçimlere katılabılmek icin bir vergi verilmesi gerektigi belirtiliyor. Ancak bu demokratik usullere aykırı. Ancak aynı uygulama 1848 lere kadar Avrupada da görülmüştür. </p>
<p>Genel oy  cinsiyet, ırk, din ve dil ayrımı olmaksızın oy kullanmak, ancak uzun bir evrim sonunda olabilmistir. Günümüzdeki sınırlandırmalar genel oy ilkesine engel değil. Osmanlı da 2. secmenleri seçebilmek için bir emlaka sahip olmak gerek, seçmen olabilmek icin de 25 yasını doldurmak gerekiyordu.</p>
<p>1.Mebusan meclisi:<br />
seçimler basit, adil cogunluk sistemine göre yapılıyordu. En çok oyu alan seçilmiş sayılıyordu. Adayları kim gösteriyordu sorusunun cevabı olarak 1. ve 2.Mesrutiyette çok önemli olan siyasal gücü yönlerdiren partiler ve siyasi kurumlar yok. Bu yüzden adaylar kişisel, kişi olarak orda bulunuyor.<br />
13 Şubat 1878 de 2.secimle 2. meclis kuruluncaya kadar bu 2 metne göre seçimler düzenlenmiştir.<br />
Talimat-ı Muvakkate bir kanun bile degildir, bakanlar kurulu karanamesine benzetilebilir. Osmanlı parlementosunun 2 meclisinden de gecmemiş. Kanun-i Esasi ye aykırı ama ona özenen bir niteliği var. </p>
<p>Kanunların yapılmasındaki meclislerin yetkilerinin derecesi mevzuat sistemine göre değişikkik gösterir. 3 tane sistem var.<br />
Bunlar:  otoriter, liberal ve uzlastırıcı.</p>
<p>•	otoriter  yasama yetkisinin derecesini otoriter biçimde düzenleyen bir sistemdir. Düşünüş biçiminden daha otoriter bir sistemdir.<br />
•	Liberal  meclis en yetkili kurumdur. Yasamada meclis agırlıklı bir sistem.<br />
•	Uzlaştırıcı  kanun yasamanın isidir ama yürütmenin de bu işleme katılmasıdır. Yasama ve yürütme işbirliği gibi birsey. Bu da parlamenter sistem gibidir.</p>
<p>Kanun-i Esasi daha otoriter bir sistemdir. Mebuslar meclisini kanun yapma yetkisinin aşırı derece sınırlandırmiştır. Genel esaslara bakildıgında da yasama yetkisinin kullanılması üzerinde sınırlandırmalar var. Öncelikle teklif sonra ise hazırlanması ve onaylanması asamalarında sınır bulunmakta.<br />
Kanun-i Esasi göre hükümet kanun teklifi konusunda sınırsız bir hakka sahip mebuslar meclisinin kanun teklif yetkisi yok denecek kadar az. Mebusların kanun teklifi ancak konusu meclisin görevleri icersine girerse geçerli.<br />
Yasama organı icin 3 islem vardır. Bunlar kural koymak, kaldırmak ve degistirmektir.<br />
Hangi görevlerin meclisin yetkisine girdigini Kanun-i Esasi’den cıkarmak zordur. Belirsizligin nedeni padisah otoritesidir. Kanun teklifinin konusu hakkında esas yetki padisaha verilmiştir.<br />
Kanun teklifinde bulunan mebusların önerisi mebus başkanına sunulur, onaylanırsa 10 mebustan oluşan encümen kurulur. Kanun teklifinin genel kurulda görüşülmeden once toplu bir raporla görulmesini kolaylaştırmak için oluşturulan kurumdur. Burada kabul edilirse padisahtan izin almak kaydıyla sadrazamlık makamına gönderilir. Reddedildigi taktirde bu tarihten iki aylık süre icerisnde tekrardan teklif edilemez. Günümüz tbmm icin bu süre bir yıldır.<br />
Kanun tasarılarının hazırlanmasında da meclis serbest değildir. Kanun tasarılarını düzenleme yetkisi Şura-yı devlet’indir. Bu kurum hazırladıktan sonra kanun görüşülür.<br />
Ayan meclisi kendisine gelen teklifin padisahın otoritesine, örf ve adet kurallarına ve kamunun yararına aykırı olması durumunda  bunları reddeder. Kabul edilen tasarı sadrazam aracılıgla padisaha sunulur. Padişahın onayı kanunun hukukça bir kimlik kazanması icin gereklidir. Kanun-i Esasi’nin özüne egemen olan güç padisahtır.</p>
<p>Kanun-i Esasi’nin 8. ve 26. maddeleriosm uyrugundaki kişilerin temel hak ve özgürlüklerini belirlemektedir.<br />
Temel hak ve özgürlükler  *  kişi hak ve ödevleri<br />
				         *  Sosyal ve ekonomik haklar<br />
				         *  Siyasi hak ve ödevler</p>
<p>Hukuki, kanuni eşitlik:<br />
Osmanlı devleti uyruğu herkes din ve mezhebi ne olursa olsun Osmanlı sayıyor. Bu kimseler kanun önünde hak ve ödevler açısından eşittir.<br />
Yasanın gösterdigi yollar dışında kimse cezalandırılamaz. Bu ingilterenin 1679 Habeas Corpus ile ilk kez ortaya koydugu kişi dokunulmazlıgı ve güvenligi hakkındaki tarihsel bir gercekliktir.<br />
Konut dokunulmazlığı, işkence zorla calıştırma ve mallara el konulması gibi konularda Kanun-i Esasi de düzenlemeler vardır. Kağıt üzerinde güzel gözüken bu maddelerle celişen maddeler yine Kanun-i Esasi de mevcuttur.<br />
Kanun-i Esasi’nin 113. maddesi  kişi haklarını tehlikeye düsüren bir maddedir. </p>
<p> hükümetin güvenligini bozduklarını bir polis ya da zabıta memuru ile belli olan kişilerin sürgüne gönderilmesi padisahın yetkisindedir.<br />
Kanun-i Esasi’ye din ve düşünce özgürlükleri açısıından bakıldıgında din özgurlügü tanımakta ancak düşünce özgürlüklerinden bahsetmemektedir. Basın özgürlüğüne ilişkin maddeler içermekte ancak icinde sansur ve denetimi yasaklamayan maddeler de yeralmaktadır. Basın kanun dairesinde özgürdür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/turk-anayasal-tarihi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasi Tarih Özeti</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/siyasi-tarih-ozeti.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/siyasi-tarih-ozeti.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 19:05:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Adaya]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Dean Acheson]]></category>
		<category><![CDATA[Destek]]></category>
		<category><![CDATA[Enver]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Gizli]]></category>
		<category><![CDATA[Hemen]]></category>
		<category><![CDATA[Ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Sedat]]></category>
		<category><![CDATA[Sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Winston Churchill]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11837</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/siyasi-tarih-ozeti.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kamu Mali Yönetimi İle İlgili Notlar</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kamu-mali-yonetimi-ile-ilgili-notlar.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kamu-mali-yonetimi-ile-ilgili-notlar.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 19:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Ana]]></category>
		<category><![CDATA[Aya]]></category>
		<category><![CDATA[Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Ege üNiversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ek]]></category>
		<category><![CDATA[Gelir Idaresi]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kamu]]></category>
		<category><![CDATA[Mali]]></category>
		<category><![CDATA[Muhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[Notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Reformu]]></category>
		<category><![CDATA[Rekabet Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Toki]]></category>
		<category><![CDATA[Trt]]></category>
		<category><![CDATA[Verme]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11835</guid>
		<description><![CDATA[3 ana bütçe var.. 1&#8211;merkezi yönetim bütçesi 2&#8211;yerel yönetim bütçesi 3&#8211;sosyol güvenlik kurumları bütçesi merkezi yönetim bütçeside 3&#8242;e ayrılıyor.. 1-genel bütçeli kuruluşlar 2-özel bütçeli kuruluşlar 3-düzenleyici ve denetleyici kurumlar eskiden bütçe çağrısı BAŞBAKANLIKCA yapılırdı artık MALİYE BAKANLIĞINCA yapılıyor özerk bütçe 5018 ile kamu mali literatüründen kaldırılmıştır. kitlerin bütçeleri artık devlet bütçe sisteminden çıkarıldı zaten kitler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>3 ana bütçe var..<br />
1&#8211;merkezi yönetim bütçesi<br />
2&#8211;yerel yönetim bütçesi<br />
3&#8211;sosyol güvenlik kurumları bütçesi<br />
merkezi yönetim bütçeside 3&#8242;e ayrılıyor..<br />
1-genel bütçeli kuruluşlar<br />
2-özel bütçeli kuruluşlar<br />
3-düzenleyici ve denetleyici kurumlar<br />
eskiden bütçe çağrısı BAŞBAKANLIKCA yapılırdı artık MALİYE BAKANLIĞINCA yapılıyor<br />
özerk bütçe 5018 ile kamu mali literatüründen kaldırılmıştır.<br />
kitlerin bütçeleri artık devlet bütçe sisteminden çıkarıldı zaten kitler 5018e de tabi değiller<br />
bir de tüzel kişiliği sona eren kamu idareleri hangileridir? karayolları genel müdürlüğü var<br />
? kesin hesabı sunma süresi 7 aydan 6 aya düşmüş<span id="more-11835"></span><br />
? trt toki kitler rtük tmsf ve diğer denetim kurulları Sayıştay denetimi dışında mahalli idareler ve askeriye Sayıştay denetimine açıldı<br />
KÖYLER MAHALLİ İDARE BÜTÇESINDE DEGILLER..DEGISKLIKLERDEN BIRI DE BU..5018 DE MAHALI IDARELER ICINDE KOYLER YOK..<br />
1- Aşağıdaki kurumlardan hangisinde harcama yetkilisi bulunmaz?<br />
a- Ege Üniversitesi<br />
B- Çemişgezek Belediyesi<br />
c- Gelir idaresi Başkanlığı<br />
d- Rekabet Kurumu<br />
e- Tarım reformu genel müdürlüğü<br />
Cevap : 5018 sayılı kanunda yapılan değişiklik ile Düzenleyici ve denetleyici kuruluşlar kanunda belirtilen sınırlı maddelere tabidir. Bunlardan bir kaçı hesap verme sorumluluğu , mali saydamlık , tanımlar,bütçe ve kesin hesap konularında 5018e tabi iken ;<br />
Harcama yetkilisi , muhasebe yetkilisi ve iç denetim konularından 5018e tabi değillerdir.<br />
Rekabet kurumu bir düzenleyici denetleyici kuruluş olduğu için harcama yetkilisi bulunmamaktadır.<br />
2- Merkezi yönetim bütçe kanununda belirtilen hizmet ve amaçları gerçekleştirmek, ödenek yetersizliğini gidermek veya bütçelerde öngörülmeyen hizmetler için genel ve özel bütçeli idarelere aktarma yapılmak üzere Maliye bakanlığı bütçesine konulan ödeneğe ne ad verilir?<br />
a- Örtülü ödenek<br />
b- Ek ödenek<br />
c- yedek ödenek<br />
d- Olağanüstü ödenek<br />
e- Ek bütçe<br />
Cevap : Yedek ödenektir. 1050 sayılı yasaya göre bu tanımlama ek ödenek anlamına gelmekteydi. Ancak 5018 ile birlikte EK ÖDENEK KALDIRILDI. Ek bütçe ile de karıştırılmaması gerekir. Ek bütçe ise<br />
&#8220;Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçelerindeki ödeneklerin yetersiz kalması halinde veya öngörülmeyen hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla, karşılığı gelir gösterilmek kaydıyla, kanunla ek bütçe yapılabilir.&#8221;<br />
Buradaki espri ek bütçe kanunla yapılması ve karşılığında gelir gösterilmesi şartı olması<br />
3- üst yöneticilere 5018 sayılı yasa kapsamındaki sorumluluklarını yerine getirirken aracılık yapmaz?<br />
a- Harcama yetkilileri<br />
b- İç denetçiler<br />
c- Mali Kontrol yetkilisi<br />
d- Mali Hizmetler Birimi<br />
Cevap : Mali kontrol yetkilisi 2005 yılında yapılan değişiklik ile mali kontrol yetkilileri kanundan çıkarıldı<br />
4- 5018 sayılı Kanun’a göre merkezî yönetim bütçesinin hazırlanma süreci nasıl başlar?<br />
A) Makroekonomik göstergelerin ve bütçe büyüklüklerinin Yüksek Planlama Kurulunca belirlenmesiyle<br />
B) Orta vadeli mali planın Yüksek Planlama Kurulunca karara bağlanması ve Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla<br />
C) Orta vadeli programın Bakanlar Kurulunca kabul edilmesiyle<br />
D) Bütçe çağrısının Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla<br />
E) Bütçe hazırlama rehberi ve yatırım programı hazırlama rehberlerinin Resmi Gazete&#8217;de yayımlanmasıyla<br />
Cevap : Orta vadeli programın Bakanlar kurulunca kabul edilmesi ise başlar olacak. Orta vadeli program DPT ( devlet planlama teşkilatı ) tarafından hazırlanır ve MAYIS ayı sonuna kadar BAKANLAR KURULUNCA KABUL EDİLİP AYNI SÜRE İÇİNDE RESMİ GAZETEDE YAYIMLANIR. Böylece Merkezi yönetim bütçe hazırlama süreci başlamış olur.<br />
5- Özel gelirler ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?<br />
a- Özel gelirler fiyatlandırılabilir mal ve hizmet teslimlerinden sağlanır<br />
b- Kamu görevi ve hizmeti dışındaki faaliyetlerden elde edilirler<br />
c- Özel bütçeli idarelerin elde ettiği gelirlerdir<br />
d- Genel bütçede gösterilirler<br />
Cevap : Özel gelirler 1050 sayılı yasaya göre katma bütçeli idarelerin elde ettiği gelirler arasında sayılmaktaydı. Ancak 5018 sayılı yasa ile birlikte katma bütçeli idarelerin büyük çoğunluğu özel bütçeli idare haline gelmişse de kanuna getirilen tanım maddesi ile özel gelirler GENEL BÜTÇELİ İDARELERİN ELDE ETTİĞİ GELİRLER olarak tanımlanmıştır.<br />
KİTlerin bütçesi KAMU BÜTÇESİ SINIFLANDIRMASINDAN ÇIKARILDI. 5018 yer almayan bir bütçe türü kamu maliyesi açısından yok hükmündedir. Nasıl her işletmenin ayrı bütçesi var (özel sektörde) KİTlerinde artık o şekilde.<br />
6- Mali saydamlık ile ilgili olarak verilenlerden hangisi yanlıştır?<br />
a) Görev, yetki ve sorumlulukların açık olarak tanımlanması zorunludur<br />
b) Hükümet politikaları, kalkınma planları, yıllık programlar, stratejik planlar ile bütçelerin hazırlanması, yetkili organlarda görüşülmesi, uygulanması ve uygulama sonuçları ile raporların kamuoyuna açık ve ulaşılabilir olması şarttır.<br />
c) Genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri tarafından sağlanan teşvik ve desteklemelerin bir yılı geçmemek üzere belirli dönemler itibarıyla kamuoyuna açıklanması zorunludur<br />
d) Kamu hesaplarının standart bir muhasebe sistemi ve genel kabul görmüş muhasebe prensiplerine uygun bir muhasebe düzenine göre oluşturulması zorunludur<br />
e) Mali saydamlığın sağlanması için gerekli düzenlemelerin yapılması ve önlemlerin alınmasından Maliye Bakanlığı sorumludur.<br />
Cevap : E şıkkı mali saydamlığın sağlanması için gerekli düzenlemeler yapılması KAMU İDARELERİNİN SORUMLULUĞUNDA OLUP Maliye Bakanlığı tarafından izlenir.<br />
7- stratejik planların kalkınma planı ve programlarla ilişkilendirilmesine yönelik usul ve esasların belirlenmesine aşağıdakilerden hangisi yetkilidir?<br />
a) Sayıştay<br />
b) Maliye Bakanlığı Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı<br />
c) Yüksek Planlama Kurulu<br />
d) Devlet Planlama Teşkilatı<br />
e) Başbakanlık<br />
Cevap : Devlet Planlama Teşkilatı<br />
8- Türk bütçeleme sisteminde aşağıdaki bütçeleme anlayışlarından hangisi kullanılmaktadır?<br />
a) Planlama Programlama Bütçeleme Sistemi ( PPBS )<br />
b) Analitik Bütçe Sistemi<br />
c) Program Bütçe<br />
d) Performans Esaslı Analitik Bütçe Sistemi<br />
e) Performans Esaslı Bütçe Sistemi<br />
Cevap : PERFORMANS ESASLI ANALİTİK BÜTÇE SİSTEMİ<br />
9- Aşağıdakilerden hangisi 5018 sayılı Kanun’da sayılan bütçe ilkeleri arasında yer almaz?<br />
A) Tüm gelir ve giderler safi olarak bütçelerde gösterilir.<br />
B) Bütçelerde gelir ve gider denkliğinin sağlanması esastır.<br />
C) Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır.<br />
D) Bütçelerde ödenekler, belirli amaçları gerçekleştirmek üzere tahsis edilir.<br />
E) Bütçeler, stratejik planlar dikkate alınarak izleyen iki yılın bütçe tahminleriyle birlikte görüşülür ve değerlendirilir.<br />
CEVAP : A şıkkı. Tüm gelir ve giderler safi değil GAYRİ SAFİ gösterilir. Arkadaşlar bütçeleme ilkelerini kısmına dikkat etmenizde yarar var. ÖSYM ilkeleri sormaya bayılı bu yüzden 5018de yer alan bütçe ilkelerini aşağıya kanundan aynen kopyalıyorum<br />
Bütçe İlkeleri<br />
MADDE 13.- Bütçelerin hazırlanması, uygulanması ve kontrolünde aşağıdaki ilkelere uyulur:<br />
a) Bütçelerin hazırlanması ve uygulanmasında, makroekonomik istikrarla birlikte sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak esastır.<br />
b) Kamu idarelerine bütçeyle verilen harcama yetkisi, kanunlarla düzenlenen görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla kullanılır.<br />
c) Bütçeler, kalkınma planı ve programlarda yer alan politika, hedef ve önceliklere uygun şekilde, idarelerin stratejik planları ile performans ölçütlerine ve fayda-maliyet analizine göre hazırlanır, uygulanır ve kontrol edilir.<br />
d) Bütçeler, stratejik planlar dikkate alınarak izleyen iki yılın bütçe tahminleriyle birlikte görüşülür ve değerlendirilir.<br />
e) (5436 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin a/3 fıkrası ile değişen bent) Bütçe, kamu malî işlemlerinin kapsamlı ve saydam bir şekilde görünmesini sağlar.(*)<br />
f) Tüm gelir ve giderler gayri safi olarak bütçelerde gösterilir.<br />
g) Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır.<br />
h) Bütçelerde gelir ve gider denkliğinin sağlanması esastır.<br />
i) Bütçeler, ait olduğu yıl başlamadan önce Türkiye Büyük Millet Meclisi veya yetkili organlarca kabul edilmedikçe veya onaylanmadıkça uygulanamaz.<br />
j) Bütçelerde, bütçeyi ilgilendirmeyen hususlara yer verilmez.<br />
k) Bütçeler kurumsal, işlevsel ve ekonomik sonuçların görülmesini sağlayacak şekilde Maliye Bakanlığınca uluslararası standartlara uygun olarak belirlenen bir sınıflandırmaya tabi tutularak hazırlanır ve uygulanır.<br />
l) Bütçe gelir ve gider tahminleri ile uygulama sonuçlarının raporlanmasında açıklık, doğruluk ve mali saydamlık esas alınır.<br />
m) Kamu idarelerinin tüm gelir ve giderleri bütçelerinde gösterilir.<br />
n) Kamu hizmetleri, bütçelere konulacak ödeneklerle, mevzuatla belirlenmiş yöntem, ilke ve amaçlara uygun olarak gerçekleştirilir.<br />
o) Bütçelerde, ödenekler belirli amaçları gerçekleştirmek üzere tahsis edilir.<br />
10- aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır?<br />
a) Bütçe Hazırlama Rehberi &#8211; Maliye Bakanlığınca<br />
b) Yatırım Programı hazırlama rehberi &#8211; DPT<br />
C) Bütçe Çağrısı &#8211; Başbakanlık<br />
d- Yatırım Genelgesi &#8211; DPT<br />
Cevap: Bütçe çağrısı 1050 sayılı yasa döneminde Başbakanlık tarafından yapılmaktaydı. Ancak 5018 ile birlikte Bütçe Çağrısını hazırlama ve yayınlama yetkisi MALİYE BAKANLIĞINA verilmiştir. Hafızamızı biraz yoklarsak geçtiğimiz senelerde bunlarla ilgili soruların geldiği hatırlanacaktır<br />
yedek ödenek bütçenin yüzde 2 kadar ayrılabiliyor örtülü ödenekte bütçenin binde 5 kadar ayrılabiliyor (en fazla)<br />
11- Örtülü ödenek ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?<br />
a- Başbakanlık bütçesinde yer alır.<br />
b- Jandarma genel komutanlığı bütçesinde yer alabilir.<br />
c- Kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, Devletin milli güvenliği ve yüksek menfaatleri ile Devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili Hükümet icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenektir.<br />
d- Örtülü ödenek toplamı merkezi yönetim bütçesi başlangıç ödeneklerinin %0,05 ( binde 5 )ini geçemez<br />
e- Başbakanın ve ailesinin kişisel harcamaları ile siyasi partilerin idare, propaganda ve seçim ihtiyaçlarında kullanılamaz.<br />
Doğru cevaba gelince D SEÇENEĞİ OLACAKTI.<br />
Çünkü D seçeneğinde verilen oran doğru olmakla birlikte baz alınacak olan merkezi yönetim başlangıç ödenekleri değil GENEL BÜTÇE BAŞLANGIÇ ÖDENEKLERİDİR.<br />
B şıkkına gelince kanunda aynen şu ifade yer almaktadır.<br />
&#8220;Kanunlarla verilen görevlerin gerektirdiği istihbarat hizmetlerini yürüten diğer kamu idarelerinin bütçelerine de örtülü ödenek konulabilir&#8221;<br />
jandarma genel komutanlığı, içişleri bakanlığı v.s. kanunlarla verilen görevler gereği istihbarat hizmetleri görmektelerdir.<br />
12- ödenek aktarma ile ilgili aşağıda verilenlerden hangisi doğrudur?<br />
a- Personel giderleri tertibinden diğer tertiplere ödenek aktarması yapılabilir<br />
b- Aktarma yapılmış tertiplerden diğer tertiplere aktarma yapılabilir<br />
c- sadece genel yönetim kapsamındaki idareler ödenek aktarması yapabilir<br />
d- Ödenek aktarması Maliye bakanlığı tarafından yapılır.<br />
e- Yedek ödenekten aktarma yapılmış tertiplerden diğer tertiplere aktarma yapılamaz.<br />
A ve B seçeneklerinde belirtilen durumlarda aktarma YAPILAMAZ<br />
C seçeneğinde ise sadece GENEL YÖNETİM DEĞİL SADECE MERKEZİ YÖNETİM KAPSAMINDAKİ KAMU İDARELERİ ÖDENEK AKTARMASI YAPABİLİR.<br />
D seçeneğinde ise 1050 sayılı yasa ile yanılmıyorsam Maliye Bakanlığı yapabiliyordu ama artık ödenek aktarmaları KANUNLA yapılmak zorunda. Bunun bir istisnası var :<br />
&#8220;Ancak, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, aktarma yapılacak tertipteki ödeneğin yılı bütçe kanununda farklı bir oran belirlenmedikçe yüzde beşine kadar bütçeleri içinde ödenek aktarması yapabilirler.&#8221;<br />
yani kendi bütçeleri arasında kanuna göre %5e kadar aktarmayı idare kendi yapabiliyor. Bu durumda yapılan aktarma 7 gün içinde Maliye Bakanlığına bildirilmek zorunda&#8230; Ayrıca arkadaşlar çok önemli dediğim nokta ise idarelerin kendi bütçeleri arasında aktarma yapma oranı. Çünkü 5018de diyor ki YILI BÜTÇE KANUNUNDA FARKLI BİR ORAN BELİRTİLMEDİKÇE %5dir. Ancak 2006 yılı MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU İLE BU ORAN %20 olarak belirtilmiştir.<br />
sınavda şayet soru gelirse ben %20 derim. Çünkü yürürlükteki yasa bu oranı %20 olarak belirtmiş. Ancak soru şöyle sorulursa<br />
yılı bütçe kanununda farklı bir oran belirtilmedikçe % kaç aktarma yapabilirler derse %5<br />
yok şayet idareler kendi bütçeleri arasında en çok % kaça kadar aktarma yapabilirler derse veya soruda 2006 yılı bütçe kanununa göre derse %20<br />
2004 yılından beri analitik bütçe sınıflandırması uygulanmakta ülkemizde ancak performans esaslı bütçe sistemide bu kanunla getirildi. Yanılıyor olabilirim ama performans esaslı analitik bütçe sistemi uygulanıyor şuan<br />
Düzenleyici denetleyici kuruluşlar ile ilgili soruna gelince 5018 ile sayıştay denetimine girdi. Kapsam maddesinde aynen şunu der<br />
&#8220;Düzenleyici ve denetleyici kurumlar, bu Kanunun sadece 3, 7, 8, 12, 15, 17, 18, 19, 25, 42, 43, 44, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 68 ve 76, 78 ncı maddelerine tabidir.&#8221;<br />
bunlardan 68. madde ise DIŞ DENETİMDİR. Dış denetim SAYIŞTAY tarafından yapılır.<br />
&#8220;Dış denetim<br />
MADDE 68.– Sayıştay tarafından yapılacak harcama sonrası dış denetimin amacı, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap verme sorumluluğu çerçevesinde, yönetimin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin; kanunlara, kurumsal amaç, hedef ve planlara uygunluk yönünden incelenmesi ve sonuçlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlanmasıdır. &#8221;<br />
Zaten 68. maddede de dediği gibi GENEL YÖNETİM KAPSAMINDAKİ KAMU İDARELERİ sayıştay denetimine tabi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kamu-mali-yonetimi-ile-ilgili-notlar.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Siyaseti; Anayasa ve Vatandaşlık Hakları</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/turk-siyaseti-anayasa-ve-vatandaslik-haklari.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/turk-siyaseti-anayasa-ve-vatandaslik-haklari.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 06:39:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Buna]]></category>
		<category><![CDATA[Bunu]]></category>
		<category><![CDATA[Bunun]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Dedi]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Infaz]]></category>
		<category><![CDATA[Italyanca]]></category>
		<category><![CDATA[laik]]></category>
		<category><![CDATA[Nizam]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Politis]]></category>
		<category><![CDATA[Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Tanzimat]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yy]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11824</guid>
		<description><![CDATA[Türk Siyasetine Giriş Türk Siyaseti diye bir kavram olabilir mi? Türkiye’de siyaset olabilir mi? Etimolojik olarak; Siyaset – Politika İtalyanca’dan geçmedir. 1. Politika – Grekçe – Eski Yunanca – Site devletine atıf yapan bir kavram. Sitede işler nasıl oluyor bunu konuşuyorlar. 2. Politikos – devlet adamı 3. Politeo – devlet, cumhuriyet 4. Politis – Yurttaş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Siyasetine Giriş<br />
Türk Siyaseti diye bir kavram olabilir mi? Türkiye’de siyaset olabilir mi? Etimolojik olarak; Siyaset – Politika İtalyanca’dan geçmedir.<br />
1.                          Politika – Grekçe – Eski Yunanca – Site devletine atıf yapan bir kavram. Sitede işler nasıl oluyor bunu konuşuyorlar.<br />
2.                          Politikos – devlet adamı<br />
3.                          Politeo – devlet, cumhuriyet<br />
4.                          Politis – Yurttaş</p>
<p>Frenk dünyasından Türkçe’ye girmiş bir kavram. Birden fazla insanın olduğu heryerde siyaset vardır. En küçük kabile biriminden en karmaşık imparatorluğa kadar hepsinde var.<br />
Siyaset – Arapçadan geçmiş<br />
Eski Mısır resimlerinde firavunun elinde kırbaç var. Osmanlıdaki anlamı ise 19. yy’a kadar idam cezası demekti.<br />
İdam cezasının infaz edildiği yere Siyasetgah denir. 19. yy’da Osmanlı modernleşmesi başlayınca kavram içerik değiştirmeye başladı. Millet, devlet gibi.Bunlardan biri Milli; 19. yy’da dini anlamı vardı. Şimdi daha çok laik bir anlamı var.Örnek; Milli Nizam Partisi – ulusa atıfta yapmaz. Anadoluda gereken adrese ulaşır. Tanzimat döneminden itibaren anlam değiştirmeye başlıyor.<span id="more-11824"></span></p>
<p>200 yıl önce Siyaset nasıl yapılıyordu? III. Selim’in amaçlarından biri devleti re-organize etmek istiyor. Bazı kurumlar buna engel oluyor. Bunun başında da Yeniçeriler geliyor.</p>
<p>19. yy çok derin değişimlerin yaşandığı bir yıldır. Bu Avrupa içinde Rusya içinde böyledir.</p>
<p>Fes örneği; modernleşme olarak geldi. Osmanlıya bürokrasinin zorunlu başlığı olarak geldi. II. Mahmud zamanında ilk eleştiri Gavur Padişah oldu. 100 yıl sonra fesin kullanıldığı tarih 1925, aynı toplum başımızdan fesi çıkartıyorlar dinden çıkartıyorlar dedi.</p>
<p>Bir toplumun aynı temalarda nasıl değişebildiğine örnektir.</p>
<p>Toplumlar miyoptur. Bir partinin siyasi reklam propogandasını üstlenmişseniz (ANAP için yapıldı), propagandayı yakın geçmiş ve yakın gelecek üzerine kurarsanız başarılı olabiliyorsunuz. Yakın geçmişten sözedeceksiniz neler yaptığınıza dair, gelecek için neler yapabileceğinize dair. Türkiye’de siyasal hayatın kendiside miyop. Ne kadar eski bir geleneğe sahip olduğumuzu hatırlayamıyoruz. İdeolojiden dolayı çünkü tarihi cumhuriyetle başlatıyoruz. Osmanlı ve cumhuriyet arası çok derin bir kesik var. Arada süreklilik var. Bunu söylemek siyasal tercih olarak ben saltanattan yanayım demek değil.</p>
<p>Şu haksızlığı da yapmayalım, cumhuriyet bir anlamda nicel birikimlerin nitel sıçramasıdır. Örnek, Osmanlı İmparatorluğu’nun temel meşruluk kaynaklarından biri Hilafetti. 3 Mart 1924’te kaldırıldı. Türkiye’de hilafet kaldırıldı diye bir tepki olmadı. 2 yerde gösteri oldu.<br />
1.      Hindistan<br />
2.      Mısır<br />
Çünkü iyi kötü Osmanlı entellektüelleri de ahaliside böyle bir kaldırılmaya hazırdı.<br />
1876’da Anayasa ilan ediyorsunuz. İlk seçimleri 1877’de yapıyorsunuz. Kaçtane ülkenin anayasasının ve seçimlerinin bu kadar eskiye dayandığını söyleyebilirsiniz. Rusya ilk parlamentoyu 1905’te açtı. Osmanlı ise 1876’da açtı.</p>
<p>Anayasa<br />
İlk Anayasa 1876’da ilan edildi. Türkiye’nin günümüze kadar 5 tane Anayasası var. </p>
<p>1982 Anayasası bir anlamda 61’e tepkiydi.<br />
Mustafa Kemal Anadolu’ya çıktığı zaman Osmanlı subayıydı. Anadolu işgal edilmiş, bir mücadele başlıyor. Buradaki ilginç gelişme Erzurum, Sivas vs kongerelerdir. Ankara’da meclis açılıyor. Peki Ulusal kurtuluş hareketi parlamentosuz yürütülemezmiydi? Dünyada da bunun örnekleri var. Böylece bütün hareketi meşru buluyorsunuz. İkincisi o gelneğer sahipsiniz.</p>
<p>Çok partili sisteme geçince. İlk defa milletvekilleri oy için köylere gitmeye başladılar.<br />
Anayasa ne işe yarar? 18. yy sonlarında ortaya çıkıyor. İlk Amerika’da başlıyor. Ardından Fransa’da devam ediyor. En başta siyasal otoritenin sınırlandırılmasına yarıyor. İdarenin, yönetimin etrafına sınır oluşturmaya başlıyorsunuz demektir.</p>
<p>19. yy’da Fransa’da anayasa konusunda burjuva ısrar ediyor. Oysaki eskiden feodallerin gücü vardı. Burjuvanın siyaseti etkilemek için hakkı yoktu. Anayasa ile buna kavuştular. Ülke yönetimine katılmaya başlıyorlar. Burjuvalar seçim ve oy hakkı istediler. Onlara çeşitli şartlar konuldu. Bu yüzden Avrupa’da 19. yy’ın başlarında Avrupa’da işçi ayaklanmaları oldu.</p>
<p>Türkiye’de seçmek ve seçilmek için devlete belli bir oranda vergi vermek veya toprak sahbi olmak gerekiyordu. Bir ülkede siyaset hangi kurumlarda yapılır?<br />
Yasama – Yürütme – Yargı         Basın (4. kuvvet)<br />
Bu süreci çalıştıran aktörler 5’e ayrılıyor.<br />
1.      Siyasi Partiler<br />
2.      Sivil Toplum Kuruluşları<br />
3.      Ordu<br />
4.      Basın<br />
5.      Üniversite</p>
<p>Günümüzde üniversitenin siyaset üzerinde fazla bir etkisi yoktur. Ama 1960’larda vardı. Bir profosör bir siyasi parti hakkında bir eleştiride bulunduğu zaman gazetelerde manşet olurdu. </p>
<p>Siyaset partide yapılır. Türkiye’de şu anda 52-53 siyasal parti var. Bunun yalnızca 3 tanesi mecliste temsil ediliyor.</p>
<p>Türk siyaset tarihi 1865 tarihine kadar iner. Yeni Osmanlılar Cemiyetidir adı. İmparatorluğun kaderine hükmetmiş parti İttihat ve Terakkidir. Yurt dışında şubeleri olan bir partiydi.</p>
<p>Anayasa değişik ekonomik sınıfların siyasette katılmalarını sağlar. Amaçlarda temel hak özgürlükler yer alır. Devlet vatandaşıyla 2 yolla ilişki kurar.</p>
<p>Vergi – Askerlik<br />
1.      Devlet güvenlik vaad eder<br />
2.      Adalet vaad eder</p>
<p>Bu dört işlem siyasal sistemlerin  olduğu her yerde vardır. </p>
<p>Yurttaşlık<br />
Türkiye’de yurttaşlık – devlet arasaında ilişkiyi kuran bit kurumda bürokrasi. Bu bir anlamda bir sınıf. Türkiye’de bürokraside bir sınıf. Bu bürokrasi 2005’e kadar üretim araçların bir kısmına hala sahip. KİT’ler toprak mülkiyeti gibi.</p>
<p>Hala devlet en büyük alıcı. Bürokrasi sahip olmasa bile denetleyebiliyor, kontrol edebiliyor. Bu Bürokrasi içinde de ordu çok önemlidir. 13 Nisan 1909’dan beri siyasetin devlet aktörlerinden biridir. Orduyu ihmal ederek siyaset yapamazsınız. O tarihten beri Türk Siyasal hayatının karar vericilerinin en önemli aktörlerinden biridir. Ordu 1961 anayasasıyla birlikte MGK ile birlikte Türk Siyasetinin içerisinde.</p>
<p>Geriye siyasal partiler ve sivil toplum kuruluşları kalır. Otoriter rejimlerde yönetilen ülkelerde bile vardır.<br />
İki işlev görürler<br />
1.      Bireyi, toplumu devletten korurlar<br />
2.      Ordu aracılığı ile toplumu denetlersiniz</p>
<p>Türkiye’de ki temel çatışma alanları, krizlere baktığımız zaman ortak özellikler görüyoruz.<br />
1.      laiklik – irtica<br />
2.      bölücülük – birlik bütünlük<br />
Darbe gerekçesi, ekonomi gerekçesi olarak görürsünüz. Bunu bütün modernleşme süreci süresinde görebiliyorsunuz. Türkiye’de irtica olaylarının ilk oluşması 31 Mart olayıdır.</p>
<p>1.      Merkeziyetçilerle – Ademi merkeziyetçiler<br />
2.      Atanmışlarla seçilmişlerde arasında bir kriz vardır<br />
3.      Devletçilikle liberalism arasındaki çatışmasıdır<br />
4.      Laiklerle dincilerle arasında yaşanan çatışma</p>
<p>Cumhuriyet döneminde kurulan ilk parti TpCF kapatıldı. Dine hürmetkardır. Aynı zamanda Kürtçülük. SCF; dini simgelerin kullanılması nedeniyle<br />
1946 – Türkiye çok partili sisteme geçtiği dönem<br />
1953 arası bir sürü parti kapatıldı</p>
<p>Türkiye’de siyasette de ana çatışma bu gruplar arasında gelişir. AKP bir yasayı cumhurbaşkanına gönderiyor, geri geliyor. Çünkü cumhurbaşkanı merkeziyetçiliği temsil ediyor. AKP ademi merkezileri temsil ediyor.</p>
<p>Hiç ummadığımız zamanlarda kriz olarak toplumun karşısına gelir.</p>
<p>İnsanlar kendilerini nasıl tanımlarlar<br />
İnsanlar 100 yıl önce herhangi bir coğrafya da bir insanı çeviridiğiniz zaman dini kimliğini söyledi. O zamana kadar ulus diye bir kavram yok. Hangi mezhbe bağlı olduğunuz da önemliydi.</p>
<p>Din bir hukuk sistemidir.<br />
Eğer siz müslümanım, hanefiyim veya hıristiyanım ve ortodoksum diyorsunuz, nasıl evlenicem, nasıl miras bırakıcam, ona göre yapıcam.</p>
<p>Kimliğin ana öğesi dindir. Ulus devlet diye dünyada bir kavram çıktı. Yeni bir kimlik çıktı. Buda yeni bir hukuk gereksinimi doğurdu. Dolayısıyla modern devletlerde bireyle devlet ilişkisi hukuki bir ilişkidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/turk-siyaseti-anayasa-ve-vatandaslik-haklari.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Bütçe Denetimi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/turkiye%e2%80%99de-butce-denetimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/turkiye%e2%80%99de-butce-denetimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 06:32:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[2c]]></category>
		<category><![CDATA[A7e]]></category>
		<category><![CDATA[Ard]]></category>
		<category><![CDATA[Bct]]></category>
		<category><![CDATA[Buna]]></category>
		<category><![CDATA[C3]]></category>
		<category><![CDATA[C3i]]></category>
		<category><![CDATA[C4]]></category>
		<category><![CDATA[Devri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Ona]]></category>
		<category><![CDATA[Tak]]></category>
		<category><![CDATA[Yap]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11819</guid>
		<description><![CDATA[Bir bütçenin denetlenebilmesi için öncelikle uygulanması gereklidir. Bu yüzden öncelikle bütçenin uygulanması evresine kısaca değinmekte fayda vardır. Bütçenin uygulanması hükümete verilen bir görevdir yasama organı bütçeyi onaylamakla, hükümete ödenek bölüm ve maddelerinde belirtilen hizmetler için karşılarında yazılı miktarlar kadar harcama yapmaya yetki vermektedir. Yapılan harcamaların bütçe ile verilen yetkiye ve kamu harcamalarının yapılmasını düzenleyen kanunlara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir bütçenin denetlenebilmesi için öncelikle uygulanması gereklidir. Bu yüzden öncelikle bütçenin uygulanması evresine kısaca değinmekte fayda vardır. Bütçenin uygulanması hükümete verilen bir görevdir yasama organı bütçeyi onaylamakla, hükümete ödenek bölüm ve maddelerinde belirtilen hizmetler için karşılarında yazılı miktarlar kadar harcama yapmaya yetki vermektedir. Yapılan harcamaların bütçe ile verilen yetkiye ve kamu harcamalarının yapılmasını düzenleyen kanunlara uygun olması gerekir. Bu uygunluk gerek uygulama sırasında gerek uygulamadan sonra yapılan denetim ile sağlanır. Bütçenin denetimi, yasama organınca yürütme organına verilen harcama yapma ve gelir toplama yetkisinin, alınan yetkinin içeriğine uygun şekilde kullanılıp kullanılmayacağını araştırmaktır.Bütçenin denetlenmesi idari, yasama ve yargı olmak üzere üç türlüdür. İdari denetleme Maliye Bakanlığı tarafından yürütme adına yapılır. Yargı denetimi TBMM adına, hem uygulama sırasında hem de uygulamadan sonra bir hesap mahkemesi olan Sayıştay tarafından yapılır. Yasama denetimi ise TBMM’nin kendisi tarafından uygulama sırasında soru, genel görüşme, meclis soruşturması, meclis araştırması ve gensoru yolları ile ve uygulamadan sonra Kesin Hesap Kanun Tasarısının müzakere edilip onaylanması ile yapılır. Bütçe üzerindeki denetim çeşitli safhalar gösterir. Bir kere, daha bütçe yapılırken denetime yarayacak bir takım esaslar ortaya konur. Ardından Meclis bütçeyi inceler ve onar. Ona bütçe kanunun alacağı teşrii, yasal biçimi  kazandırır. Sonra, bütçe kanunun içinde yer alan yetki devri maddeleri ile bütçenin idarece uygulanmasına geçilir. Bir denetim de bu safhada yapılır.<span id="more-11819"></span> Çağdaş ülkelerin hepsinde meclisler hükümete devrettikleri yetkileri kendilerine bağlı olarak kurdukları bir tarafsız hesap mahkemesine inceletirler. Buna bütçenin yargısal “kazai” denetimi denir. Nihayet bütçe uygulamasına ilişkin hesaplar bütçe kanununa çok benzeyen bir yasa içinde toplanarak meclislerin incelemesine sunulur. Adına kesin hesap kanunları denilen bu yasalar meclislerdeki incelemeleri, yeni bir denetime daha olanak sağlar. Mali yıla ait hesaplar bu son denetimle kesin olarak kapanır. Bütçe hesaplarını kapatan bu nihai denetime teşrii denetim denir.<br />
Yukarıdaki açıklamalardan şu sonuçlar çıkartılabilir: Bütçe denetiminin etkili olabilmesi, önce bütçenin yapısına ve içinde taşıdığı bölüntülere bağlıdır. İkincisi bütçe uygulamaları bir safhada tek düze olarak değil, çok yönlü olarak denetlenmektedir. Biz bütçe denetiminin bu farkı yönlerini yönetsel denetim, yargısal denetim ve meclis denetimi diye üçe ayırarak inceleyeceğiz. Üçüncü bir nokta şudur: Bütçe denetiminde etkinlik devlet muhasebesinin iyi tutulmasıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Devlet muhasebesi hem iyi örgütlenmiş olmalı hem de bütçe uygulamalarını birkaç yerden izleyebilmelidir. Türkiye’deki uygulamalarda bütçeye ait hesaplar bir kere yönetim dönemi –jestiyon- hesabı tutan saymanlarca, sonra bakan kesin hesabı tutan bakanlık saymanlarınca, en sonunda hazine hesabı tutan Muhasebat Genel Müdürlüğü’nce izlenir. Bir dördüncü nokta: Bütçe denetiminin meclis üstünlüğünü ortaya koyan ve belgeleyen bir sistem olmasıdır. Bütçe denetiminde meclis üstünlüğü, bütçe kanunuyla meclisin yürütme erkine devrettiği yetkinin çeşitli süzgeçlerden geçirilerek kayıtlara intikal ettirilmesi, ve en sonunda kesin kararı vermek üzere meclisin bilgisine sunulması biçiminde gelişir. </p>
<p>I-İDARİ DENETİM</p>
<p>Bütçenin idari denetimine bütçenin hazırlanması safhasında başlanır. Bir idari birimin yasalarla kendine yüklenmiş görevleri en iyi biçimde nasıl yapabileceğini araştırması, bütçe hazırlığındaki hareket noktasıdır. Her işlevin en iyi biçimde yerine getirilmesini, yol ve yöntemlerini araştırmak bir çeşit planlama faaliyetidir. Bu niteliğiyle bütçe yapımının kendisi de idari bir işlem sayılır. Her idari işlem gibi, bütçe yapımı da idarenin kendi faaliyetlerini düzenlemede başvurduğu denetim yöntemlerine tabi olur. Nitekim bakanlıklarda görevli olan saymanlar bütçe hazırlığı sırasında tasarının Maliye Bakanlığı’nca saptanmış yöntemlere uygun olarak hazırlanmasına yardımcı olmaya çalışırlar. Her bakanlık , bütçesinde yer alacak gelir ve giderlerin saptanmasında, Maliye Bakanlığı’yla sıkı bir işbirliği yapar. İki bakanlık arasındaki ilişkileri saymanlar düzenler ve sürdürürler. Bütün sayılan çabalar bütçenin daha hazırlık döneminde uygulanmaya başlanan idari denetiminin varlığını ortaya koyar.<br />
Bütçenin idari denetimi denildiğinde vurgulanmak istenen nokta, hazırlık safhasındaki faaliyetler, bu dönemde idarenin kendi kendini düzenlemesi, ya da , maliye ile işbirliği yapması değildir. Bütçenin idari denetimi ile, bütçe meclisten çıkıp uygulanmaya başladıktan sonra idarenin düzenleyici, faaliyetlerle ya da başka yollarla yaptığı denetim kastedilir.<br />
Bütçenin içinde gelir ve gider tahminleri bulunur. Öyleyse idari denetimde, bir yandan gelirlerin toplanması, diğer yandan masrafların yapılması idarenin düzenleyici yetkisi içinde incelenecek demektir. Bilindiği gibi ,devlet gelirleri çeşitlidir. O halde idarenin bu alandaki denetimi, her gelir türünün taşıdığı özelliğe göre geliştirmek ve uygulamaktır. Sözgelimi devletin iktisadi ya da tarımsal bir işletmesinden ede edeceği gelirlerin denetimi söz konusu olduğu zaman, idari denetim işletmede verimliliği artırıcı çabaların neler olabileceğini araştırmak, ortaya koymak, uygulayıp iyi sonuçlar almak gibi amaçlar güder. İyi bir işletmeci gibi hareket ederek karı yükseltebilmek, sözü edilen devlet gelirlerinde idari denetimin başlıca amacıdır. Vergi gelirleri için yapılacak idari denetim, işletme denetiminden çok farklıdır. Vergi gelirlerinde randımanın  yüksekliği önce iyi vergi kanunu yapmakla sağlanabilir. O halde idari denetimin ilk amacı daha iyi vergi yasaları yapabilmek için sürekli bir çaba göstermek gerekir. Bir kere iyi vergi kanunları yapıldıktan sonra bunları en iyi biçimde uygulamak, vergi konusunda karşı karşıya gelen vatandaşla devlet arasında iyi ilişkiler kurmak, vergileri vergi barışı içinde toplayabilmek vergi ve benzeri konularda idari denetimin sağlamaya çalıştığı diğer amaçlardır.<br />
Masraflara gelince; bu alanda idari denetimin amacı önce masraf yapmak konusunda çıkabilecek yasaların mükemmelliğini, sonra eksiksiz uygulanmasını sağlamaktır. Bu yasalar arasında Genel Muhasebe Kanunu, Bütçe Kanunu, Arttırma Eksiltme Kanunu, Personel Kanunu, Harcirah Kanunu ve benzeri yasalar bulunur. İdari denetimin kamu harcamalarıyla ilişkili başka amaçları da vardır. Kamu yönetiminin amaca uygun olarak çalışması, kaynakların mümkün olan en rasyonel biçimde kullanılması, harcamalardan elde edilen sonuçların değerlendirilmesi, bütçedeki ödeneklerin gereklilik ve yararlılık bakımından incelenmesi gibi.<br />
1.1 Taahhüt İşlemi ve bu sırada sürdürülen İdari Denetim:<br />
Yönetici tarafından alınan ve devleti borçlu duruma sokan idari işleme taahhüt denir. Bütçelerin, daireler ve bakanlıklar itibariyle yapıldıklarına daha önce değinmiştik. Bakan kendi bütçesinin sahibidir. Yürütme erkinin bir dalının başındaki kişidir. Meclisin bütçe konusunda hükümete devrettiği yetkileri  diğer kabine üyeleriyle birlikte ortak kullanır. Kullandığı yetki hükümetin ortak siyasi gücünün bir parçasıdır. Bu sebepten dolayı bakanlar hükümetin ortak siyasi sorumluluğunu paylaşırlar. Her bakan kendi dairesine ait işlerin düzenli yürütülmesinden kişisel olarak sorumludur. İşte, “Bakanlar bütçelerinin sahibidirler” denildiği zaman bununla anlatılmak istenen şey budur. Bakan işlerin yürütülmesi için karar aldığı veya girişimde bulunduğu zaman bu işlem bütçedeki ödeneklerin kullanılması sonucunu doğurur. Zira yönetmek harcamakla mümkündür.<br />
Taahhüt işlemleri saymanlarca Maliye Bakanlığı’nca ve Sayıştay’ca idari açıdan denetlenir. Demek ki taahhüt işlemindeki idari denetim üç yönlü ve üç kademelidir.<br />
1.1.1 Saymanların Taahhüt İşlemleri Üzerindeki İdari Denetimi:<br />
Bütçenin sahibi bakandır. Ona birinci derece yönetici de denir. İkinci derece yöneticileri, bakanların kendilerine devrettikleri yetkiyi kullanırlar. Merkez daireleri Saymanlık Müdürlükleri bakanların giriştikleri taahhüt işlemlerini idari bakımdan denetlerler. Bakan idari hiyerarşinin başıdır. Sayman, onun dairesinde çalışan, mali sorunlarla uğraşan dairenin başıdır. Daha önce de belirtildiği gibi saymanlar çalıştıkları bakanlıkların değil, Maliye Bakanlığı’nın mensubudurlar.<br />
1.1.2 Maliye Bakanlığı Bütçe Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’ne bağlı Taahhütler Şubesinin Taahhüt İşlemleri üzerindeki İdari Denetimi:<br />
Bütçe tahsisat kayıtlarını  tutmak, fiili gider hareketlerini izlemek, ek ve olağanüstü ödenek isteklerini incelemek, masraflara ilişkin yasa tasarılarını gözden geçirmek, masraf kanunlarının uygulanışını düzenlemek ve sıralamak, masraf taahhütlerini düzenlemek ve sağlamak, masraf taahhütlerini kontrol etmek.ve giderlere ilişkin mukaveleleri inceleyerek tescil etmek, taahhüt hesaplarını tutmak Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğüne verilmiş görevlerdendir.<br />
Masraf kanunlarının uygulanışını düzenlemek çok geniş kapsamlı bir yetkidir. İdarenin kendi uygulamalarını kendi yapacağı çabalarla bir düzenlemeye tabi tutacağını belirtmektedir. Bu düzenlemenin amacı bir kere kaynak kullanımında etkinlik sağlamak, bu amaçla usuller ve yöntemler geliştirmek, işlerin bu biçimde yürütüldüğünü denetleme olanağı sağlamaktır. Mali yıl süresince bütçe uygulamaları yapılırken tereddüte düşen saymanlar Bütçe Mali Kontrol Umum Müdürlüğüne danışarak doğru işlemin ne olacağını öğrenirler. Uygulamaları mevcut yasalara ve onlarla kurulmuş yöntemlere uydururlar.<br />
1.1.3 Taahhüt İşlemlerinin İdari Denetiminde Sayıştay’ın Rolü ve Görevi:<br />
Sayıştay’ın bir masrafın taahhüdünü vize etmesinden, sözleşmeleri tescil etmesinden amaç devleti borçlu duruma sokan işlemlerin bütçe kanunu başta olmak üzere çeşitli masraf kanunlarına ve bu alanda konulmuş çeşitli yöntemlere uygunluğunu sağlamaktır. İdari işlemlerin yasalara uygunluğunu, idarenin çalışmalarını kanunlara göre düzenlediğini gözetleyen bu denetim, niteliği bakımından idari bir denetim sayılır. Çünkü işlemlerin yasalara uygunluğunun gözetimi, idarenin düzenleyici eyleminin bir parçasıdır. Yargı niteliği taşımaz. Bu sebepten kendisi bir yüksek hesap mahkemesi olan Sayıştay’ın sözünü ettiğimiz alandaki denetimlerini biz idari denetimin bir parçası saymaktayız.<br />
1.2 Gider Tahakkuklarının Denetlenmesi :<br />
Tahakkuk işlemi ile devlet adına doğan borç kesinleşir. Tahakkuk taahhütten sonra gerçekleşen bir safhadır. Bu safhada önce borcun varlığı saptanır daha sonra varlığı saptanan borç idarece kabul edilir.<br />
1.2.1 Borcun tespiti safhasındaki idari denetim<br />
Sözgelimi devlet kanun çıkararak borçlanırsa, İstikraz kanunu borcun miktarını,<br />
faizini, vadesini ve ödenme biçimini tespit eder. Devlet aleyhine doğan borç ve miktarı bu kanunla ortaya konmuştur. Ama devlet tarafından yapılan harcamaların çoğunda durum farklıdır. Borcun varlığını saptamak için birtakım idari işlemler yapmak gerekir. İşte sözünü ettiğimiz idari denetim borcun varlığını saptamak amacıyla :<br />
1.2.2  Borcun Kabulü Safhasındaki İdari Denetim :<br />
Devlet aleyhine doğmuş ve usulüne uygun olduğu saptanmış olan borç tahakkuk<br />
müzekkeresine bağlanır. Tahakkuk müzekkeresi yöneticiye imzalattırılır. Bu işlemle birlikte, tespit safhasında miktarı, usullere uygunluğu, alacaklısı belirlenmiş olan borç devlet adına kabul edilmiş olur.’’Devlet hazinesi hesabına bir masrafın tahakkuku ancak bir bakanın tasdikiyle gerçekleşir.’<br />
1.3 Verile Emrine Bağlama Safhasında İdari Denetim :<br />
Verile emirlerini saymanlar hazırlar. Yöneticiler onların hazırladığı emirleri imzalarlar. Bakanların kendi bütçelerinden yapacakları harcamalara ilişkin verile emirlerini merkez saymanları hazırlar ve imzalatırlar.<br />
Devlet bütçesinden harcama yapılırken başvurulan idari işlemler dizisini hatırlayacak olursak ilk işlem taahhüttür. Taahhütte bulunma yetkisi yöneticiye aittir. İkinci işlem tahakkuktur. Bu işlemleri masraf tahakkuk memurları yapar. Ve ilgili saymana gönderir. Tamamlanan dosya verile emrine bağlanmak üzere yöneticinin emrine sunulur. Bu aşamada da yönetici ile sayman işbirliği yaparlar. O halde verile emrine bağlanma işlemi üzerinde yapılacak idari denetimin 1) Birinci ve ikinci derece yöneticiler, 2) Bakanlık saymanları, 3) Merkez muhasebe müdürleri, 4) Taşrada sayman sorumluluğu taşıyan kimseler, yürütür ve uygularlar.<br />
Yöneticilerin denetimi, hiyerarşik denetimin bir parçasıdır. Zira masrafların ödeme emrinde sağlanmasında asıl sorumluluk saymanlara aittir. Bakanlık saymanları, ödenek dağıtım belgelerini düzenlerken bakanlığın taşrada yapılacak işlerinin aksamaması ve tahakkuk etmiş masrafları verile emrine bağlarken göz önünde bulundurulması gerekli yukarıda ayrıntılarıyla belirtilmiş durumlara dikkat ederler.<br />
1.4 Ödeme Safhasında Giderler Üzerindeki İdari Denetim :<br />
Ödeme ile taahhüt edilmiş, tahakkuk etmiş, varlığı saptanmış,alacaklısı belirlenmiş, devlet adına kabullenilmiş, verile emrinde ödenir hale getirilmiş Devlet zimmetindeki bir borç, alacaklısına – hak sahibine – ödenecektir. Ödemeyi yapan kamu görevlileri şu hususlara dikkat ederler: 1) giderin kendisine verilen yetki içine girmesi yani yapılacak harcamanın ödeneğine mahsuben verilmiş tediye emirlerini – Bakanlık saymanlarınca tertiplenip taşra teşkilatı saymanlarına yollanan ödenek dağıtım belgesi – içinde olması. 2) giderin bütçe tertiplerine uygunluğu. 3)verile emirlerini ihtiva eden dosyada bulunması gereken, taahhütten başlayarak bütün safhaları kapsayan işlemleri belgeleyen resmi evrakın noksansız olması, 4) giderlerle ilişkili kanun ve tüzük hükümlerine ters düşen bir durumun olmaması, 5) maddi hata bulunmaması, 6) alacaklının hüviyetinin tespiti.<br />
Gelir gider tahakkuk memurları ile saymanlar bütçe uygulamaları dolayısıyla düzenledikleri evrakın doğruluğundan yasalara uygunluğundan bizzat sorumludurlar. Sözü edilen kamu personelinin genel olarak yasalara aykırılıktan ötürü ödemeyi reddetmeleri halinde yönetici – ‘’ Sorumluluk bana ait olmak üzere ödemeyi yapınız’’ diye yazılı emir verebilir. Bu gibi hallerde işlemden çıkacak mali sorumluluk, yazılı emri veren yöneticiye ait olur. –GMK. mad. 13-</p>
<p>II YARGI DENETİMİ</p>
<p>Yargı erki kişilerin kendi aralarındaki ya da kişilerle devlet arasındaki ihtilaflara bakmak üzere kurulmuştur. Bu ihtilafların anayasa başta olmak üzere mevcut yasalar çerçevesi içinde bir çözüme ulaştırılabilmeleri için bağımsız kurumlar olarak mahkemeler geliştirilmiştir. Sayıştay da diğer yargı organları gibi bir yüksek mahkemedir. Görevi bütçe hesaplarını incelemektir. Ancak Sayıştay saymanları değil, hesapları muhakeme eder. Sayıştay da yapılan inceleme sırasında hesaptaki usulsüzlüklerin bir uyarı ile düzeltilebileceği kanısına varılırsa bu yolda hareket edilir. İdarenin kendi uygulamalarını kendi içindeki denetim yollarıyla ya da dışarıdan gelecek bir gözetimle düzeltilmesi her zaman caizdir.<br />
Meclisin hükümete devrettiği yetki bütçeye konulan ödeneklerle sınırlıdır. Bütün bunlar parlamento üstünlüğünü belgeleyen öğelerdir. Burada sözünü ettiğimiz yargı denetimi parlamentonun hükümete devrettiği yetkileri hükümetler kullandıktan sonra bunların hesap kayıtlarına geçen izdüşümlerini bir bağımsız yargı organının incelemesidir. O halde yargı denetiminin amacı parlamentoya ait yetkilerin onları kullanmak üzere hükümete devredilmesi dolayısıyla ortaya çıkan durumun parlamento adına hesaplar ve kayıtlar üzerinde incelenmesidir.<br />
Yürütme erki takdir hakkıyla teçhiz edilmiştir. Takdir hakkı yönetimin vazgeçemeyeceği bir şeydir. İdareye esneklik sağlar. Bütçe uygulaması açısından takdir hakkı önemli bazı sonuçlar doğurur.<br />
İşte Sayıştay’ca yapılan yargı denetiminin takdir hakkı kullanılırken yasalara uygun biçimde hareket edilip edilmediğinin, kamu yararının korunması için gerekli önlemlerin alınıp alınmadığının, kaynak kullanımında etkinlik ve rasyonellik sağlanıp sağlanmadığının açıklığa kavuşturulmasıdır. Demek ki yargı denetiminin yüce amacı kamu yararını gözetmek harcamalarda etkinlik ve verimlilik sağlamaktır.<br />
Bütçe denetiminde ;<br />
Sayıştay hesaplar üzerine yaptığı yargı denetimini TBMM adına yapar. İncelenmek üzere Sayıştay’a gönderilen bütçe uygulamalarına ilişkin hesaplar genellik ilkesi gereği bütün girdi çıktıları kapsar.<br />
Sayıştay, incelemelerini hesaplar üzerinde ve onları gösteren evrak üzerinde yapar.<br />
İncelemeler esas itibariyle Bütçe Kanunuyla Meclisin yürütme erkini devrettiği yetkinin yasalara uygun, amaca yararlı biçimde kullanılıp kullanılmadığını ortaya koyacak niteliktedir.<br />
Yapılan inceleme sonunda hesaplarda göze çarpan biçimsel nitelikteki noksanlıklar, yapılacak uyarılarla giderilmeye çalışılır.<br />
Bütçede gelir ve gider tahminleri vardır. Bütçe uygulamasına ilişkin hesaplar bir yandan gelirlere diğer yandan masraflara aittir.<br />
Sayıştay Bakanlar hakkında karar alamaz. Bakan kesin hesaplarını inceler fakat bunları muhakeme edemez.<br />
Sayıştay’daki denetim – yargılama, hesaplar ve onlara dayanak teşkil eden resmi evrak üzerinde yapılır. Bu durum Sayıştay’ın yargı yöntemine, örgüt biçimine, kararlarına etki yapar.<br />
Sayıştay’daki yargılama yöntemi kamu hukukunun uygulama alanına girer. Hükümet, işleri yürütürken devlet mal varlığı üzerinde tasarruflarda bulunur. Bu tasarruflar kayıtlara geçer. Bunlara jestiyon hesapları diyoruz. Her muhasip jestiyon hesabını Sayıştay’a sunmakla görevlidir. Jestiyon hesapları uygulanmış bütçenin sonuçlarını ortaya koyar. İncelemeler bu sonuçlar üzerinde yapılır. İlgili dairenin verdiği ilam bu hesapların yasal durumunu ortaya koyar.</p>
<p>III. YASAMA DENETİMİ</p>
<p>Meclis çıkardığı yasalarla kamu hizmetlerini yapar ve örgütler. Bütçeyi, örgütlediği kamu hizmetlerini çalıştıracak biçimde icra organına hazırlatıp sonra kendisi inceler ve onar. Bu onama ile birlikte yürütme erkine bazı yetkiler devreder. Meclis denetimi işte meclisle arasındaki işbirliği ve uzlaşmanın yeni bir halkasıdır. Bu halkada meclis kendisinin çıkardığı yasalara ve devrettiği yetkilere uygun olarak işlerin yürütülüp yürütülmediğini incelemeye çalışır. Bu incelemede, idari denetimin yaptığı iyileştirmelerden, yargı denetiminin uyarılarından, yararlanır.<br />
Meclisin bütçe üzerindeki incelemeleri ve bir anlamı ile denetimin bütçe tasarısının meclise sunuluşu ve komisyona havalesi ile başlar. Komisyon çalışmaları sonunda, meclis adına inceleme yapan bu kurum, bütçeye yeni bir biçim kazandırır. Hazırlık safhasında hükümete tanınmış yetkinin hükümet tarafından kullanılmasıyla ortaya çıkmış bütçe tasarısına meclisin damgası basılmış olur. Bu bir tür denetimdir. Dilenirse, komisyonun bütçe tasarısı üzerinde yaptığı tasarrufa Meclis üstünlüğünün bir uygulaması olarak da bakılabilir. Komisyondan çıkan bütçe meclislerde incelenerek gerektiğinde değiştirilerek onanır. Genel kurullardaki incelemeler de bütçe üzerindeki parlamento tasarrufunun ve parlamento üstünlüğünün bir ifadesidir. Meclisin kabul ettiği bütçeyi cumhurbaşkanı yeniden görüşülmek üzere iade edemez. Bu da bütçe hakkı üstünde meclis üstünlüğünün bir başka görünümünü ortaya koyar. Meclis mali yıl süresince her kanun üzerinde yaptığı gibi, bütçe kanunun uygulanışını da denetleyebilir. Meclislerin bütçe kanununun uygulanışını denetlemede kullandığı normal yöntemler diğer yasaların uygulanışını denetlemede kullanılanların aynısıdır. Yazılı soru, sözlü soru, gensoru ve parlamento araştırması<br />
Mali yıl içinde bütçe kanununa getirilen değişiklikler, ek ödenekler, olağanüstü ödenekler, borçlanma yasaları; hatta vergi yasalarını değiştirici yasalar, mali sorunların ve bütçe uygulamalarının meclis tarafından denetlenmesine vesile olur. Lakin meclis denetiminin en yaygın ve en etkin biçimi kesin hesap tasarıları üzerinde yapılan denetimdir.<br />
Yasama organının bütçe uygulamasından sonra yatığı denetim Anayasa gereğince Bakanlar Kurulu tarafından TBMM’ye sunulan kesin hesap kanunu tasarılarının görülmesi ve onaylanması ile gerçekleştirilir. Kesin hesap kanunu tasarısı ilgili olduğu yıl bütçesinin hesap dönemi içinde elde edilen gelirlerle, yine o yılki ödemelerin gerçekleşmiş tutarını gösterir. Tasarı metninde ayrıca, kesin bütçe açığının nasıl kapatıldığı, tamamlayıcı ödenek mahsubu, gelecek yıllarda avans ve ödenek iptaline ilişkin maddeler yer alır.<br />
	TBMM kesin hesap kanunu tasarılarını onaylamak suretiyle yürütme organını aklamış olur. Tasarının reddi halinde bütçe tasarısında olduğu gibi hükümetin düşmesi sonucu doğabilir.</p>
<p>Okuma Listesi<br />
Ö.BATIREL: Kamu Bütçesi, İİTİA, Nihad Sayar Yayın ve Yardım Vakfı Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul 1981<br />
T.ÇAĞLAYAN: Kamu Harcamalarının Yönetim ve Denetimi, Ankara 1989<br />
DEVLET BÜTÇESİ ÖZETİ: 1969<br />
A. DİCLE:Kamu Yönetiminde Planlama-Programlama-Bütçeleme Sistemi (PPBS) Ankara 1973<br />
N. EDİZDOĞAN: Kamu Bütçesi 4. Baskı, Bursa 1998<br />
C.ERÇİN: Bütçe, SBF Yayını,<br />
B.N.FEYZİOĞLU: Bütçe, 5. Baskı<br />
B. GÜRSÖY: Kamusal Maliye-Bütçe, Ankara 1980<br />
N.S.SAYAR: Amme Maliyesi, Cilt II, Bütçe<br />
F.H.SUR: Maliye Dersleri, Cilt II, Bütçe </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/turkiye%e2%80%99de-butce-denetimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kamu Kesimi Tarafından Üretilen Mal Ve Hizmetler</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kamu-kesimi-tarafindan-uretilen-mal-ve-hizmetler.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kamu-kesimi-tarafindan-uretilen-mal-ve-hizmetler.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 06:29:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Ana]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Ister]]></category>
		<category><![CDATA[Kamu]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Kimler]]></category>
		<category><![CDATA[Optimum]]></category>
		<category><![CDATA[Tam]]></category>
		<category><![CDATA[Tek]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11817</guid>
		<description><![CDATA[KAMUSAL MAL ve HİZMETLER Toplumu oluşturan insanlardan her birinin ayrı ayrı maddi ve manevi birtakım ihtiyaçları vardır. Kişisel nitelikteki bu ihtiyaçların kaynağı, insanların fizyolojik ve psikolojik varlıklarıdır. Örneğin giyinmek, karnını doyurmak, eğlenmek ve ısınmak bu tür ihtiyaçların tipik örnekleridir. İnsanlar yalnız başlarına yaşayamazlar; bir araya gelmek suretiyle bir toplumu oluştururlar. Bunun organize şekline de devlet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KAMUSAL MAL ve HİZMETLER<br />
Toplumu oluşturan insanlardan her birinin ayrı ayrı maddi ve manevi birtakım ihtiyaçları vardır. Kişisel nitelikteki bu ihtiyaçların kaynağı, insanların fizyolojik ve psikolojik varlıklarıdır. Örneğin giyinmek, karnını doyurmak, eğlenmek ve ısınmak bu tür ihtiyaçların tipik örnekleridir. İnsanlar yalnız başlarına yaşayamazlar; bir araya gelmek suretiyle bir toplumu oluştururlar. Bunun organize şekline de devlet adı verilir. Bu toplum halinde yaşayış, ortaya başka tür bir takım ihtiyaçların çıkmasına sebebiyet verir. Mesela iç ve dış güvenlik ile adaletin sağlanmasına ihtiyaç duyulması toplum halinde yaşamanın bir sonucudur. Tek başına yaşayan bir insanın elbette ki milli savunma, asayiş ve adaletin temini, diplomasi gibi hizmetlere ihtiyacı yoktur.<br />
İster bireylerin hissetmelerinden isterse idare edenlerin kararlarından kaynaklansın kamusal ihtiyaçları giderecek mal ve hizmetler, bunların iktisadi niteliklerinden dolayı piyasada üretilememektedir. Bu durumda devletin devreye girmesi ve hizmetlerin kamu ekonomisi kesiminde <span id="more-11817"></span>üretilmesi kaçınılmazdır. Çünkü bunların tatmini toplumun tümüne yarar sağlamaktadır. Kamu ekonomisinin ekonomik açıdan, ortaya çıkış sebebi ve görevi, piyasada optimum kaynak dağılımında ve tam rekabetten sapmalar nedeniyle ortaya çıkan sorunları telafi etmektir. Kamu ekonomisinin ortaya çıkış nedenlerinden bir diğeri de mal ve hizmetlerin özellikleridir. Bu nedenle bu mal ve hizmetlerin ayırımını yapmada fayda vardır. Ekonomide optimumu sağlama açısından mal ve hizmetlerin kimler (kamu ve özel olarak) tarafından üretilebileceğini bu mal ve hizmetlerin özelliklerine bağlı olarak belirlemek mümkündür. Bu anlamda kamusal mal ve hizmetleri 3 ana başlık altında toplayabiliriz:<br />
1.	Tam kamusal mal ve hizmetler<br />
2.	Yarı kamusal mal ve hizmetler<br />
3.	Özel mal ve hizmetler<br />
4.	Mal ve hizmetlerin kamusallık derecesini belirleyen etmenler kamusal malların;<br />
1.	toplumun bireyleri tarafından ortak tüketime konu olması,<br />
2.	dışlamanın olmaması,<br />
3.	tüketim düzeyinin herkes için aynı ve sunulan miktara eşit olması,<br />
4.	tüketimde rekabetin olmamasıdır.<br />
TÜKETİMDE	Rakip	Rakip değil<br />
Dışlama mümkün	A	C<br />
Dışlama mümkün değil	B	D<br />
Musgrave &#038; Musgrave<br />
Musgrave yaklaşımına göre; mal ve hizmetler, tüketimde rekabetin ve dışlamanın olup olmamasına göre sınıflanmaktadır. A mal/hizmeti için tüketimde rekabet ve dışlama vardır. Bu durumda fiyat mekanizması yoluyla ödeme arzusu yüksek olan birey bu mal/hizmete sahip olarak diğerlerini tüketim dışında tutabilir. A özel bir mal/hizmettir. D durumundaki mal/hizmet ise tüketimde rekabet ve dışlamanın olmadığı bir durumu göstermektedir ki bu tam kamusal mal/hizmetlerin temel özelliğidir. B ve C ise karma mal/hizmettir. B mal/hizmetinde tüketiciler rakip durumdadır. Birinin yararlanması diğerinin yararlanma olanağını ortadan kaldırmamaktadır. Ancak bu durumda diğer tüketicilerin payı azalır. C mal/hizmetinde ise ilave tüketimin marjinal maliyeti sıfırdır. Ancak ek miktarın marjinal maliyeti sıfır değildir. Mevcut miktardan bazı tüketicilerin yararlanması engellenebilir ancak bu engelleme tüketicileri dışlayana ek bir fayda sağlamaz.<br />
Tam Kamusal Mal ve Hizmetler<br />
Tam kamusal mal ve hizmetler toplumun ortak ve eşit kullanımına konu olan mal ve hizmetlerdir. Tam kamusal malların herhangi biri tarafından tüketimi sonucu olarak, aynı malı başka bireylerin tüketim olanaklarında herhangi bir azalış olmamaktadır.<br />
Kamusal mal ve hizmetlerin özelliklerini şöylece belirtebiliriz:<br />
1 – Kamusal malların arzının düzenlenmesi: Bu tür mal ve hizmetlerden hangilerinin, hangi miktarda üretileceğine kim karar verecektir? Özel malların arzını düzenleyen piyasa talebidir. Fakat bu durum kamusal mal ve hizmetler için geçerli bir durum değildir. Çünkü bunlar, özel mallar gibi bölünemez ve pazarlanamazlar. Pazarlanamayan bir mal ya da hizmete talep doğmaz. Talep doğmayınca fiyat da oluşmaz. Bu durumda piyasa ekonomisi düzeni içinde kar motifi ile çalışan özel firmaların toplumsal mal ve hizmetleri üretmeleri de mümkün değildir. Bazı mal ve hizmetler bünyeleri gereği bölünebilirler; diğer bazıları ise bölünemezler. Bölünemeyen mal ve hizmetlerin sağladıkları fayda bireylere ayrı ayrı dağıtılamaz. Bunlar ancak toplumun istifadesine sunulabilirler. Bu tür mal ve hizmetler de kamu ekonomisi tarafından üretilir. Bunun da tipik örneği savunma hizmetleridir. Kamusal mal ve hizmetlerin talebini düzenleyen siyasal karar alma mekanizması aynı zamanda bunların arzını da gerçekleştirir. Bütçe, siyasal sürecin bu alandaki tercihlerinin somut bir belgesidir.<br />
2 – Tüketimde rakip olmama: Kamusal malların önemli bir özelliği de tüketimde rakip olmama halidir. Özel mallarda olduğunun aksine, toplumsal malı tüketen yani ondan faydalanan bir kimse aynı maldan diğerlerinin de aynı oranda faydalanmasına engel olmamaktadır.<br />
3 – Tüketimden mahrum bırakılamama: Piyasada üretilen özel bir malın faydasının sadece bunların bedelini ödeyene tahsisi mümkündür. Gerçekten bu mal ve hizmetlerin faydasından sadece, bedelini ödeyip bunları satın alanlar faydalanabilirler. Aynı anda iki aç insan ve ortada da bir dilim ekmek varsa bu iki kişi tüketimde birbirinin rakibi durumundadır. Çünkü ekmeği ancak biri yiyebilecek diğeri ise aç kalacaktır. Oysa ki toplumsal mal ve hizmetlerde durum böyle değildir. Örneğin ülkenin dış tehlikelere karşı savunulmasından bazılarının yararlanması diğerlerinin de aynı şekilde yararlanmalarına bir engel teşkil etmez. Ancak bazen bir kısım kamusal mal ve hizmetlerin faydasından yararlanmada toplum yönünden bazı tabii ve bölgesel sınırlamaların mümkün olacağı düşünülmektedir.<br />
Kamusal mallardaki tüketimde rakip olmama halinin mutlak bir kesinlik ifade edilmediğini ileri süren yazarlar da vardır. Bunlara göre tüketimde rakip olmama gerçek olmaktan çok teorik bir niteliktedir. Çünkü yol, adalet, polis ve itfaiye gibi hizmetlerin kapasiteleri sınırlıdır. Bunlardan yararlananlar çoğaldıkça diğerlerinin yararlanma imkanları daralmakta ve yavaşlamaktadır. Bu durum şayet belli bir sınır aşarsa sözü geçen hizmetlerden yararlanmak isteyenler bu hizmetleri piyasadan tedarik etme yoluna gideceklerdir. Polis ve itfaiye hizmetleri bu görüşün tipik örnekleridir.<br />
4 – Piyasaya sunulamama (pazarlanamama): Bu özellik, sözü geçen mal ve hizmetlerin bölünemez nitelikte oluşlarının doğal bir sonucudur.<br />
5 – Üretim hacminin büyüklüğü: Kamusal mal ve hizmetlerin, örneğin savaş ve benzeri dönemlerdeki milli savunma hizmetlerinin, fevkalade büyük hacimlerde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Normal dönemlerde ihtiyacın asgari seviyede olduğu dönemlerde dahi, sözü geçen hizmetin hacmi yine de piyasanın yeterli olamayacağı derecede büyüktür.<br />
6 – Tüketimin bazen zorunlu kılınması: Kamusal mal ve hizmetlerden yararlanma bazen zorunlu olabilir. Tüketicinin belli bir hizmetten yararlanmak istememesi bazen bir önem taşımaz. Örnek olarak ilköğretim mecburiyetini gösterebiliriz. Yüksek öğrenim hizmetlerinden yararlanmak isteyenin arzusuna bağlı olmasına rağmen ilköğretim bütün vatandaşlar için zorunludur. Diğer bir örnek de milli savunma hizmetleridir. Topluma yani ülke bütününe sunulan bu hizmetten istese de istemese de herkes yararlanma ve bunun bedelini ödemek durumundadır. Toplum içinde bazı kişilerin bu hizmeti faydasız ve gereksiz görmelerinin ve bunun bedeline katılmak istememelerinin hiçbir anlamı ve önemi yoktur. Öyle ki, bu hizmetin gereği olarak herkes hizmetin kamusal bedeli veya fiyatı olarak belirlenen vergiyi ödemek zorunda oldukları gibi; bu hizmet içinde bedeni ve fiziki bir mükellefiyet olarak belirlenen askerlik hizmeti veya benzeri mükellefiyetleri de yerine getirmek zorundadırlar. Kamusal mallar, ulusal ve bölgesel düzeyde ele alınabilir. Ulusal düzeydeki mal ve hizmetler, özelliklerinden dolayı ağırlıklı olarak merkezi yönetimce sağlanmaktadır. Faydaları genellikle ülke  sınırlarının tümüne  yayılan  ve ulusal düzeyde bölünmez olan ulusal güvenlik, adalet gibi hizmetlerin  merkezi yönetim dışındaki kurumlarca üretilmesi mümkün olmamaktadır. Bu ekonomik faktörlerin yanı sıra, gelenekler ve  devletin egemenliğine ilişkin  diğer yasal faktörler de  bu hizmetlerin merkezi yönetimin dışında, kalan birimlerce üretilmesine  olanak vermez.   Bir  kısım  kamusal  malların  faydaları  ise,  bölgesel düzeyde  bölünmezdir. Bir  bölgedeki  çevre  kirliliği , yol yapımı, bir    sokağın    aydınlatılması   vb.   hizmetlerin faydalarından,  ulusal  sınırlar   içindeki   toplumun  tümü faydalanamaz. Öte yandan o bölgede yaşayan insanların tümü bu hizmetlerden yarar sağlar, bu  hizmetlerin  faydasını  bölmek mümkün değildir. Büyük kentlerde hava kirliliğine karşı alınacak önlemler bu kentlerde oturanlara yarar sağlar, bazı bölgelerdeki su baskınlarından korunma önlemleri, çevrenin tarihsel ve doğal güzelliklerin korunması amacıyla alınacak önlemler de bölgesel düzeydeki bölünmez hizmetler arasında yer alır . Bölgesel düzeydeki kamusal malların yönetimler arasında paylaştırılabilmesi ve bu tip mal ve hizmetlerin yerel çevre ile olan yakın ilişkileri nedeniyle yerel yönetimlerce karşılanır.<br />
Yarı Kamusal Mal ve Hizmetler<br />
Yarı kamusal mallar, bölünebilme, tüketimden dışlanabilme ve dolayısıyla belli bir fiyatla arz edilebilme özelliklerine sahip olma açısından özel mallara benzeyen, fakat aynı zamanda özel mallardan farklı olarak toplumsal açıdan önemli boyutlarda pozitif dışsallıklara sahip olan mallardır. Yarı kamusal mal ve hizmetler, üretimde ve tüketimdeki yarattıkları bu pozitif dışsallıkları nedeniyle, piyasada üretilip pazarlanması ve dolayısıyla fiyat karşılığı tüketiciye sunulması olası olduğu halde, aynı zamanda kamu üretim birimlerince de üretilirler veya türüne, miktarına, kalitesine ve  fiyatına devlet müdahalesi olabilmektedir. Zira bu mal ve hizmetlerin faydası, onu tüketen  kişilerin dışına da yayılır. Üçüncü kişiler veya toplumun tümü de bundan yarar sağlayabilir.  Toplumun sağladığı yarar için de bölünmezlik özelliği geçerli olduğundan bu  malı üretebilecek  özel teşebbüs, kar maksimizasyonu nedeni ile faydayı yansıtan kişisel talep oranında, üretim faaliyetlerini buna göre ayarlayacaktır. Bu durumda da  toplumsal yarar dikkate alınmadığından, üretim yetersizliği  olabilecektir. Bu tür mal ve hizmetlerin tüketimiyle elde edilen içsel fayda, malı direkt olarak tüketen kimsenin fayda fonksiyonuna; dışsal faydası ise diğer kişilerin fayda fonksiyonuna girmektedir. Ancak, tam kamusal malın tüketiminin neden olduğu dışsal fayda toplumun bütün bireylerine yayıldığı halde, yarı kamusal malların dışsal faydaları sınırlı sayıdaki bireylerin fayda fonksiyonuna girmektedir.Eğitim hizmetleri ilk bakışta sadece o hizmetten yararlanana fayda sağlamış gibi görünür. Örneğin yüksek öğrenim kurumlarında okuyan bir kimse bu hizmetten yararlanmış, okuyamayan kimse ise yararlanamamıştır. Bu suretle bu hizmetten yararlanan kimse özel bir fayda sağlamıştır. Eğitimin sosyal faydası ve maliyeti bu alana devletin müdahalesini kaçınılmaz kılmakta ve devlet bu malların finansmanını tam kamusal mallarda olduğu gibi büyük ölçüde vergilerle karşılamaktadır. Devletin eğitim hizmetlerinden faydalananlar bunun karşılığında bir takım ödemeler (harç gibi) yapmaktadırlar. Toplum içinde eğitilmiş insanların artması, eğitilene sağladığı özel faydanın yanı sıra topluma da sosyal bir fayda sağlar. Çünkü, bir ülkenin iktisadi, sosyal, politik ve ekonomik bütün problemlerinin çözümünde eğitilmiş iş gücü hacminin büyük bir etkisi vardır.<br />
Sağlık hizmetleri için de benzer şeyler söylenebilir. Ekonomide üretimin artması, refah seviyesinin ve hayat kalitesinin yükselmesi en önemli üretim faktörü olan iş gücünün diğer bir ifadeyle insanın sağlıklı olmasıyla mümkündür. Kişiler hasta olmaları halinde, devletten sağlık hizmetleri talep etmekte, verilen hizmetin karşılığında bazı ödemelerde bulunmakta böylece ortaya çıkan olumlu sonuçtan hem kendileri hem de toplum yararlanmaktadır. Burada devletin görevi, topluma sunduğu bu tür mal ve hizmetlerin fiyatını tespit ederken belirli amaçları göz önünde bulundurmasıdır. Piyasa fiyatlarının altında belirlenecek fiyatlar, potansiyel eğitim ve sağlık hizmetleri talebinin açığa çıkmasında rol oynayacaktır. Çünkü yarı kamusal mal ve hizmet özelliği bulunan sağlık konusunda hem hizmet etkinliği hem de fiyatlar açısından devlet müdahalesi olmazsa, sağlık hizmetlerinin özel faydası ile sosyal faydası ve özel maliyeti ile sosyal maliyeti arasında toplum aleyhinde bir fark ortaya çıkabilmektedir. Yarı kamusal mal ve hizmetleri de ulusal ve bölgesel düzeyde ele almak mümkündür. Mal ve hizmetlerin üretimi veya tüketiminde ortaya çıkan dışsallıklar ülkenin tümüne yayılabilir. Koruyucu sağlık hizmetleri buna örnek gösterilebilir. Bu tür mal ve hizmetler ulusal düzeydeki yarı kamusal mal ve hizmetlerdir. Yarı kamusal mal ve hizmetlerin bazılarının üretim veya tüketiminin neden oldukları dışsallıklar, bölgesel sınırlar içinde kalır. Su, kanalizasyon, itfaiye, park vb. hizmetler bölünebilir ve fiyatlanabilir  özelliği nedeniyle özel firmalarca üretilebilmekle birlikte, yarattığı dışsallıkların, toplumsal yaşantıyı  önemli ölçüde etkilemesi nedeniyle genellikle kamu sektörü tarafından üretilir.  Faydası  bölge düzeyine yayıldığından da yerel yönetimler bu hizmetleri daha etkin yapabilir. Bu durum  mal ve hizmetlerin bedava sunulması anlamına gelmez, hizmetten yararlananlar bunun karşılığında bir bedel ödeyebilir. Bu bedelin maliyet ve  kar  esasına dayalı bir piyasa fiyatı olması gerekmez.<br />
Özel Mal ve Hizmetler<br />
Özel mal ve hizmetler, kişisel tüketime konu olan mal ve hizmetlerdir. Özel mal ve hizmetlerden faydalanabilmek için bunların bedelinin ödenmesi gerekir. Çünkü özel mal ve hizmetlerin faydası pazarlanabilmektedir. Bu mal ve hizmetlerin faydası kişiseldir. Piyasa şartları içinde devlet tarafından kişisel ihtiyaçları gidermeyi amaçlayan söz konusu mal ve hizmetlerin üretiminde piyasa talebi önemli olmaktadır. Diğer yandan, özel mal ve hizmetlerin tüketimi diğer kişileri de etkiler. Tüketimdeki artış fiyatların yükselmesine neden olabilir. Tabii tekel durumunda veya ekonomik etkinlik sağlama düşüncesiyle de bazı özel mal ve hizmetlerin devlet tarafından üretilmesi yoluna gidilebilmektedir. Bu konuda mali, sosyal ve politik faktörlerin de etkili olduğu söylenmektedir.<br />
Toplum için Faydalı Özel Mal ve Hizmetler<br />
Toplum için faydalı özel mal ve hizmetler esas itibariyle tüketimleri sonucu dış fayda sağlayan mal ve hizmetler olarak tanımlanabilir. Toplum için faydalı özel mal ve hizmetlere örnek olarak; devletin yaşlılara, düşkünlere yönelik hizmetleri, yeterli mali imkanı olmayan çalışkan ve başarılı öğrencilere öğrenimlerine yardımcı olmak üzere tahsis ettiği burslar, sosyal konutlar ve ücretsiz sağlık hizmetleri verilebilir.<br />
Toplum için zararlı mallar konusunda alkollü içkileri, keyif verici uyuşturucu maddeleri ve fabrikaların çıkardıkları artıkları sıralayabiliriz. Bu tür maddelerin, özel sektör tarafından üretimi durumunda topluma önemli ölçüde dışsal zararlar yayılmaktadır. Bu nedenle bu malların üretim ve tüketiminin kontrolü devlet tarafından yapılmaktadır.<br />
Dışsal Ekonomiler<br />
Dışsal ekonomiler bir ekonomik birimin diğer ekonomik birim veya birimler üzerinde dolaylı olarak ortaya çıkardığı olumlu ve olumsuz etkileri ifade etmektedir. Eğer ortaya çıkan etki diğer firma veya kişinin fayda fonksiyonunu olumlu olarak etkiliyorsa pozitif dışsal ekonomiler, olumsuz yönde etkiliyorsa negatif dışsal ekonomiler söz konusudur. Diğer taraftan bir kişinin tüketim faaliyetleri sonucunda tüketimde pozitif dışsal ekonomiler, olumsuz olarak etkilenmesi durumunda ise tüketimde negatif dışsal ekonomiler ortaya çıkmaktadır.<br />
Çelik üreten bir firmanın üretim yapısının teknolojik olarak geliştirilmiş yeni fırınlar alınmasıyla daha etkin bir hale getirileceği ve yeni ocakların eski ocaklara nazaran daha fazla hava kirlenmesine neden olduğunu varsayalım. Bu olayda çelik üreten firma yeni fırınlar nedeniyle üretim artışından dolayı içsel kazanç elde ederken, çevrede oturanlar hava kirliliği nedeniyle dışsal zarara uğrayacaktır. Devlet bu konuda negatif dışsallığın önlenebilmesi için üretici firmaya arıtma tesisleri yapabilmek veya daha kaliteli girdiler kullanabilmesi amacıyla sübvansiyon sağlayabileceği gibi, dışsallıktan zarar gören tüketicilere de katlanmak zorunda kaldıkları dış zararları kısmen de olsa azaltacak önlemler alabilmeleri maksadıyla sübvansiyon verilebilir.<br />
Yapılan bir hizmet dolayısıyla dışsal etkilerle karşılaşılabilmektedir. Üretim faaliyeti sonucunda, üretici tarafından piyasada doğrudan katlanılan maliyet dışında, bu üretim faaliyetinin dışsal bir sosyal maliyeti de olabilmektedir. Bazı durumlarda belirli malların üretilmesi durumunda üreticiye olan direkt fayda yanında bir dışsal sosyal fayda da ortaya çıkabilmektedir.<br />
KAYNAKÇA<br />
EKER, Aytaç – TÜĞEN Kamil., Kamu Maliyesine Giriş, Takav Matbaası, İzmir, 1995<br />
DEVRİM, Fevzi., Kamu Maliyesine Giriş, Anadolu Matbaacılık, İzmir, 1998<br />
NADAROĞLU, Halil., Kamu Maliyesi Teorisi, Eskişehir, 1998<br />
GENCEL, Ufuk., Kamu Maliyesinde Eğitim Hizmetlerinin  Yeri, Doktora Tezi, İzmir, 2001</p>
<p>http://idari.cu.edu.tr/igunes/kamu/erdemli.html</p>
<p>http://idari.cu.edu.tr/igunes/kamu/kamusalmal.html</p>
<p>http://idari.cu.edu.tr/igunes/kamu/tamkamusalmal.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kamu-kesimi-tarafindan-uretilen-mal-ve-hizmetler.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kamu Yönetimi Nedir</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kamu-yonetimi-nedir.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kamu-yonetimi-nedir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 19:45:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Bakanlar Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Divan]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hak]]></category>
		<category><![CDATA[Karma]]></category>
		<category><![CDATA[Kuru]]></category>
		<category><![CDATA[Memur]]></category>
		<category><![CDATA[Meslek]]></category>
		<category><![CDATA[Ola]]></category>
		<category><![CDATA[Oya]]></category>
		<category><![CDATA[Rejim]]></category>
		<category><![CDATA[Saint Simon]]></category>
		<category><![CDATA[Temel]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11815</guid>
		<description><![CDATA[1. &#8220;Yetki saptırması&#8221; bir idari işlemin hangi unsurundaki sakatlık halini ifade etmek için kullanılan terim: • Amaç 2. Anayasa mahkemesinin yüce divan sıfatıyla yargılama yetkisine sahip oldukları: • Cumhurbaşkanını • Bakanlar kurulu üyelerini • Anayasa mahkemesi başkan ve üyelerini • Hakimler savcılar yüksek kurulu başkanı ve üyelerini 3. Aşağıdaki düşünürlerden hangisi klasik liberal görüşe sahip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1. &#8220;Yetki saptırması&#8221; bir idari işlemin hangi unsurundaki sakatlık halini ifade etmek için kullanılan terim:<br />
•	Amaç</p>
<p>2. Anayasa mahkemesinin yüce divan sıfatıyla yargılama yetkisine sahip oldukları:</p>
<p>•	Cumhurbaşkanını<br />
•	Bakanlar kurulu üyelerini<br />
•	Anayasa mahkemesi başkan ve üyelerini<br />
•	Hakimler savcılar yüksek kurulu başkanı ve üyelerini </p>
<p>3. Aşağıdaki düşünürlerden hangisi klasik liberal görüşe sahip değildir</p>
<p>•	Saint simon</p>
<p>4. İdari rejim ola ülke:</p>
<p>•	  İtalya</p>
<p>5. 1924 anayasasnın özellikleri:</p>
<p>•	Hem tek hem çok partili rejim de uygulanmıştır <span id="more-11815"></span><br />
•	Meclis hükümeti ile parlamenter hükümet sistemleri arasında bir karma hükümet sistemi kurmuştur<br />
•	Esas ruhu demokratik olmasına rağmen, çoğulcu değil çoğunlukçu demokrasi anlayışıdır<br />
•	Anayasaya hak ve hürriyetler konusunda &#8220;tabii hak&#8221; anlayışı hakimdir</p>
<p>6. 657 sayılı devlet memurları kanununda kamu kuruluşlarındaki istihdam biçimleri:</p>
<p>•	İşçi<br />
•	Geçici personel<br />
•	Memur<br />
•	Sözleşmeli personel</p>
<p>7. Bir devletin demokratik olmasının şartları:</p>
<p>•	Temel hak ve hürriyetlerin yargısal koruma altında olması<br />
•	Siyasi partilerin seçimlerde serbestçe yarışması</p>
<p>•	Vatandaşların tümüne temel hakların tanınması<br />
•	Siyasi karar organlarının genel oya dayanan serbest seçimlerle seçilmesi</p>
<p>8. Devlet denetleme kurulunun görev alanı:</p>
<p>•	Devlet denetleme kurulu tüm kamu kuruluş ve kurumlan tarafından en az sermayelerinin yarısından çoğuna katılmak suretiyle oluşturulan her türlü kuruluşta her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yapmaya yetkilidir<br />
•	Devlet denetleme kurulu türk silahlı kuvvetleri ve yargı yerleri hariç tüm kamu kuruluş ve kurumlarında her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yapmaya yetkilidir<br />
•	Devlet denetleme kurulu kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yapmaya yetkilidir<br />
•	Devlet denetleme kurulu belediyelerde her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yapmaya yetkilidir</p>
<p>9. Kamu hizmetinin özellikleri:</p>
<p>•	Denetim<br />
•	Etkinlik<br />
•	Kesintisizlik<br />
•	Eşitlik</p>
<p>10. Kamu mallarından sahipsiz mallar kategorisinde yer alanlar:</p>
<p>•	Madenler<br />
•	Tuz kaynakları<br />
•	Petrol kaynakları<br />
•	Kıyılar</p>
<p>11. Kamu personeli rejimimizin özellikleri:</p>
<p>•	Kamu görevlisi olmak isteğe bağlıdır<br />
•	kamu görevlilerinin idare ile arasındaki hukuksal ilişki bir idari sözleşmeye dayanabilir<br />
•	Anayasamız kamu görevlisi olma hakkını temel hak ve özgürlükler arasında saymıştır<br />
•	Kamu personeli rejimimizde 657 sayılı devlet memurları kanunu genel kanun niteliğindedi</p>
<p>12. Sosyal devletin hukuki araçları:</p>
<p>•	Sosyal ve ekonomik hakların varlığı<br />
•	Planlama<br />
•	Kamu hizmetlerinin devlet tarafından yürütülmesi<br />
•	Kamulaştırma</p>
<p>13. Tapusuz taşınmazların olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılmasının şartları:</p>
<p>•	Zilyetliğin kesintisiz sürmesi<br />
•	Zilyetliğin malik sıfatıyla olması<br />
•	Zilyetliğin yirmi yıl sürmesi<br />
•	Malikin belli olmaması </p>
<p>14. Bir iptal isteminde anayasa mahkemesinin ilk inceleme evresinde değerlendirmesi gereken hususlar:</p>
<p>•	İptal davası açanların bu davayı süresi içerisinde açıp açmadıkları<br />
•	İptal istemi itiraz yoluyla gelmişse, aynı kuralın iptalinin daha önce bir başka itiraz yoluyla gelen iptal isteminde esastan reddedilip reddedilmediği ve reddedilmişse, 10 yıl geçip geçmediği<br />
•	İptal davası açanların dava açma yetkisinin bulunup bulunmadığı<br />
•	İptal istemi itiraz yoluyla gelmişse iptal isteminde bulunan mahkemenin, davaya bakmakta olan mahkeme olup olmadığı</p>
<p>15. Kamulaştırma bedelinin taksitle ödendiği durumlar:</p>
<p>•	Tarım reformu uygulama projelerinin hayata geçirilmesi için yapılan kamulaştırmalarda<br />
•	Yeni ormanların yetiştirilmesi için yapılacak kamulaştırmalarda<br />
•	Kıyıların korunması ve turizm amacıyla yapılan kamulaştırmalarda<br />
•	Büyük enerji, sulama ve iskan projelerinin hayata geçirilmesi için yapılan kamulaştırmalarda</p>
<p>16. Kanun ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere yönetmelik çıkarma yetkisi olanlar:</p>
<p>•	Yükseköğretim kurulu<br />
•	Radyo ve televizyon üst kurulu<br />
•	İçişleri bakanlığı<br />
•	Karayolları genel müdürlüğü</p>
<p>17. Yönetmelik çıkarma yetkisi olanlar:</p>
<p>•	İzmir büyükşehir belediyesi<br />
•	Sermaye piyasası kurulu<br />
•	Devlet su işleri genel müdürlüğü<br />
•	Karkamış belediyesi</p>
<p>18. &#8216;Belediye meclisi imar planı değişikliği yaparak kent merkezinde belirlenen yerleri yeşil alan olarak ilan etmiş ve plan notuna da bunun gerçekleşmesi için gerektiğinde kamulaştırma yapılabileceği hükmü eklenmiştir. İmar planı yasa gereği 30 gün süre ilan edilmiş ve kesinlik kazanmıştır&#8221;  :</p>
<p>•	Plan değişikliği ile belirlenen alanlarda kamulaştırma yapılabilmesi için öncelikle yeterli ödeneğin sağlanmasının ardından kamu yararı kararının alınması ve bu kararın onaylanması şart değildir<br />
•	İmar planı düzenleyici idari işlemlerdendir<br />
•	Belediye meclisi imar planı değişikliği yapma yetkisine sahip olduğu için imar planı değişikliği işlemi yetki unsuru yönünden hukuka uygundur<br />
•	İlgililer plan değişikliği işlemine karşı 60 gün içinde iptal davası açabilirler<br />
•	İmar planı değişikliğinin 30 gün süre ile ilan edilmesi işlemin usul unsuruyla ilgili bir kuraldır </p>
<p>19. Derin ekoloji kuramına en büyük katkıyı sağlayan:</p>
<p>•	Naess</p>
<p>20. Çevre düzenlemesi amacıyla toprakların ayrılmasına verilen isim:</p>
<p>•	Parselasyon</p>
<p>21. İdari kararlar ikinci dereceden kararlardır ve  mutlaka bir kanuna dayalı olmalıdır kuralının istisnası:</p>
<p>•	Cumhurbaşkanlığı kararnameleri</p>
<p>22. İdari mercilerin kurul halinde verdikleri kararların türü:</p>
<p>•	Kolektif işlem</p>
<p>23. İlçe kurulması ve kaldırılmasında görüş bildiren:</p>
<p>•	İl idare kurulu</p>
<p>24. Kamu malları içerisinde yer alan sahipsiz malların özellikleri:</p>
<p>•	Sahipsiz mallar kiraya verilemez<br />
•	Sahipsiz mallar için tahsis işlemine gerek yoktur<br />
•	Kıyılar, kayalar, tepeler, yeraltı suları, sahipsiz mallardandır<br />
•	Sahipsiz mallar kural olarak kamu hukukunca düzenlenen ve özel mülkiyete geçirilmeye elverişli olmayan mallardır<br />
•	Sahipsiz mallar kural olarak, doğal nitelikleri gereği herkesin doğrudan ortak yararlanmasına elverişli olan mallardır</p>
<p>25. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında sınırlama aracının öngörülen amaca ulaşmak için uygun, gerekli ve orantılı olması şeklinde ifade edilen ilkeye verilen ad:</p>
<p>•	Ölçülülük ilkesi</p>
<p>26. üstün astın görev alanına giren bir konuda onun yerine işlem yapması :</p>
<p>•	Yetki tecavüzü</p>
<p>27. Yasama yetkisinin genelliği ilkesinin tanımı:</p>
<p>•	Yasama organının, anayasaya aykırı olmamak şartıyla istediği konuda ve istediği ayrıntıda düzenleme yapabilmesi</p>
<p>28. Yönetimin amaçları belirledikten sonra bu amaçlara ulaşmak için gerekli olan sisteme verilen ad:</p>
<p>•	Plan</p>
<p>29. Yönetmelikle ilgili olarak özellikler:</p>
<p>•	Bütün yönetmeliklerin resmi gazetede yayımı zorunlu değildir<br />
•	Danıştay incelemesi zorunlu değildir<br />
•	Başbakanlık çıkartabilir<br />
•	Bakanlar kurulu çıkartabilir<br />
•	Tüzüklerin uygulanması için çıkarılabilir </p>
<p>30. Ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerinin konulmasını sağlayan işlem:</p>
<p>•	Kanun</p>
<p>31. Hem sıkıyönetim hem de olağanüstü hal ilan nedeni:</p>
<p>•	Şiddet hareketlerinin yaygınlaşmış olması</p>
<p>32. Anayasada düzenlenmiş olan hizmet yerinden yönetim kuruluşları:</p>
<p>•	Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları<br />
•	Üniversiteler<br />
•	Atatürk kültür, dil ve tarih yüksek kurumu<br />
•	Yükseköğretim kurulu </p>
<p>33. Bakanlar kurulunun anayasada sayılan idari görevleri</p>
<p>•	Silahlı kuvvetleri yurt savunmasına hazırlamak<br />
•	Tüzük çıkarmak<br />
•	Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilan etmek<br />
•	Mahalli idarelere, belirli kamu hizmetlerinin daha iyi görülmesi amacı ile, kendi aralarında birlik kurmalarına izin vermek</p>
<p>34. Hizmet kusuru teşkil edenler:</p>
<p>•	Hizmetin kötü işlemesinden zarar doğması<br />
•	Hizmetin hiç işlememesinden zarar doğması<br />
•	Hizmetin geç işlemesinden zarar doğması<br />
•	İdarenin yasaya aykırı işlem tesis etmesinden zarar doğması</p>
<p>35. Kamu iktisadi kuruluşlarının  özellikleri:<br />
•	Tekel niteliğinde faaliyet gösterme<br />
•	Sayıştay denetimine tabi olmamaları<br />
•	Bakanlar kurulu kararıyla kurulabilme<br />
•	Kamu tüzel kişiliğine sahip olmaları<br />
•	Sermayelerinin tamamının devlete ait olması<br />
36. Kamulaştırma yapma yetkisi olan:</p>
<p>•	Devlet su işleri genel müdürlüğü </p>
<p>37. Milli güvenlik kurulunun üyeleri:</p>
<p>•	Başbakan yardımcısı<br />
•	Jandarma genel komutanı<br />
•	Dışişleri bakanı<br />
•	Adalet bakanı</p>
<p>38. Totaliter devletle otoriter devleti ayıran ölçüttür</p>
<p>•	Diğer devletlerle ilişkiler</p>
<p>39. tüzüklerin özellikleri:</p>
<p>•	Tüzükler danıştayın incelemesinden geçirilmek zorundadır<br />
•	Tüzükler mutlaka bir kanuna dayanmak zorundadır<br />
•	Bütün tüzükler resmi gazetede yayımlanmak zorundadır<br />
•	Tüzükler bakanlar kurulu kararnamesi ile yürürlüğe girer</p>
<p>1. Aralarında hiyerarşi ilişkisi bulunan merci ve kuruluşlar:</p>
<p>•	Vali-ilmilli eğitim müdürü<br />
•	Vali-ilçe idare şube başkanları<br />
•	Başbakan-diyanet işleri başkanlığı<br />
•	İçişleri bakam-emniyet genel müdürü </p>
<p>2. Bir personelin karar ve kontrol yetkisinin de arttırılarak sorumluluğunun arttırılmasına verilen ad:<br />
•	İş zenginleştirme</p>
<p>3. Diyanet işleri başkanlığının yönetmelik çıkarma yetkisi olmamasının sebebi :<br />
•	Kamu tüzel kişiliği yoktur </p>
<p>4. Hakkında meclis soruşturması açılan bir bakan, bakanlıktan ne zaman düşer:<br />
•	Yüce divana sevk edildiğinde</p>
<p>5. TBMM seçimleri kendiliğinden yenileneceği durum:<br />
•	Cumhurbaşkanı 4. Tur oylama sonucunda seçilemezse</p>
<p>6.Olağanüstü hal ve sıkıyönetimin  ilan edilebileceği maksimum süre:<br />
•	6 ay</p>
<p>7. Sağlık hizmetlerinin  kamu hizmeti türü:<br />
•	İdari kamu hizmeti</p>
<p>8. Yüksek denetleme kurulunun bağlı olduğu yer:<br />
•	Başbakan </p>
<p>9. Anayasamıza göre  yönetmelik çıkartabilenler:</p>
<p>•	Bakanlıklar<br />
•	Başbakan<br />
•	Belediye<br />
•	Üniversite</p>
<p>10. Aristoteles&#8217;in savunduğu ideal yönetim biçimi :<br />
•	Ploletei </p>
<p>11. Devlet memurlarından göreviyle ilgili bir suçtan dolayı vatan hainliği ile itham edilip anayasa mahkemesi tarafından yargılanacak olanı:<br />
•	Adalet bakanı müsteşarı</p>
<p>12. Bir idari işlemin yetki unsurundaki bir sakatlık hali:</p>
<p>•	Yetki tecavüzü<br />
•	Fonksiyon gasbı<br />
•	Yetki gasbı<br />
•	Ağır ve açık yetki tecavüzü</p>
<p>13. İdarenin sorumluluğu ile ilgili :</p>
<p>•	İdarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararların tazmini hukuk devletinin varlığı için vazgeçilmez bir unsurdur<br />
•	Kamu görevlisinin yargı kararını uygulamamasından doğan zararların tazmini için kamu görevlisi aleyhine dava açılabileceği gibi ilgili idare aleyhine de dava açılabilir<br />
•	Mesleki risk idarenin kusursuz sorumluluğu içerisinde yer alır<br />
•	Kamu görevlisinin hizmet içi kişisel kusurundan doğan zararların tazmini için ilgili idare aleyhine açılır</p>
<p>14. Sosyal devletin hukuki araçları:<br />
•	Kamulaştırma</p>
<p>15. Yer yönünden yetki kuralına aykırılık:<br />
•	Kaymakamın ilçe sınırları dışındaki bir taşınmaz için taşınmaz mal zilyetliğine müdahalenin men&#8217;i kararı vermesi</p>
<p>16. Yetki ve imza devrinin ortak özellikleri:</p>
<p>•	Yetki ve imza devri yazılı şekilde yapılmalıdır<br />
•	Yetki ve imza devri kısmi olmalıdır<br />
•	Yetki ve imza devrinde karar alma yetkisi bir başka makama devredilmez<br />
•	Yetki ve imza devri için yasada açıkça izin verilmiş olmalıdır<br />
•	Yetki ve imza devri yasaklanmamış olmalıdır </p>
<p>17. Başarı değerlendirmesinde  dikkate alınacaklar:</p>
<p>•	Giyim<br />
•	Çevreye uyum<br />
•	Liyakat<br />
•	İletişim becerisi</p>
<p>18. Belediye ve il özel idarelerinin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kaybetmelerine ilişkin istemler hakkında karar verecek kurum:<br />
•	Danıştay</p>
<p> 19. Bir ilçenin komşu il ile olan sınırlarının yeniden düzenlenmesi veya bir bucağın bağlı bulunduğu ilin değiştirilmesi:</p>
<p>•	İçişleri bakanının kararıyla<br />
•	Başbakanın kararıyla<br />
•	Müşterek kararnameyle<br />
•	Kanunla<br />
•	Bakanlar kurulu kararıyla </p>
<p>20. Devlet fonksiyonlarının şekli bakımdan tasnifine göre idari fonksiyonun ayırıcı özelliği kanunla idari işlem arasındaki bağımlılık ve tâbilik ilişkisidir. Aşağıdakilerden hangisi idari fonksiyonun bu niteliğinin sonucu olarak gösterilebilir</p>
<p>•	İdari makamlar herhangi bir kanuni dayanak olmadan salt kendi inisiyatifleriyle ne organik yapıya ilişkin ne de bireylere ilişkin hiçbir işlemde bulunamazlar</p>
<p>21. Eğitim hizmeti kamu hizmeti türü:<br />
•	İdari kamu hizmeti </p>
<p>22. İlçelerin kurulması :<br />
•	Kanunla olur</p>
<p>23. İmar planlaması ile ilgili olarak en çok yetkili kurum:<br />
•	Bayındırlık bakanlığı-belediye</p>
<p>24. Kent çevresinde olup, ekonomik ve sosyal yaşam olarak  kente bağlı olan yerleşim birimi :<br />
•	Uydukent </p>
<p>25. Personelin görev ve yetkilerinin belirlenmesine verilen ad:<br />
•	Görev tanımı</p>
<p>26. Tüzüklerin özellikleri:</p>
<p>•	Tüzüklerin yargısal denetimi danıştay tarafından yapılır<br />
•	Tüzükler danıştay&#8217;ın incelemesinden geçirilmek şartıyla çıkarılabilir<br />
•	Tüzük çıkarma yetkisi bakanlar kuruluna aittir<br />
•	Bütün tüzükler resmi gazetede cumhurbaşkanı  tarafından imzalanmasını müteakip yayımlanır. </p>
<p>27. Üst yönetici adına ancak emir verme yetkisi olmadan yapılan denetime verilen ad:<br />
•	Kurmay denetim</p>
<p>28. Valinin  toplantı ve gösteri yürüyüşünü en fazla yasaklayabilme yetkisine sahip olduğu gün sayısı:<br />
•	30</p>
<p>29. Veraset  yetkisi:<br />
•	kural olarak hukuka uygunluk denetimini içerir; yerindelik denetimini içermez.</p>
<p>30. Anayasa göre devlet denetleme kurulunun denetleme yetkisi bulunan kurumlar:</p>
<p>•	Türkiye barolar birliği<br />
•	Kızılay<br />
•	Ziraat bankası<br />
•	İktisadi kalkınma vakfı</p>
<p>31. Ara seçimlerin özellikleri:</p>
<p>•	Ara seçim yapılmasına ilişkin meclis iradesi bir kanunla belli edilebilir<br />
•	Meclis üye tamsayısının yüzde beşinin boşalması halinde genel seçimlerden itibaren henüz 30 ay geçmemiş olsa da derhal ara seçim yapılır<br />
•	Her yasama döneminde en çok bir kez ara seçim yapılabilir<br />
•	Genel seçimlerden 30 ay geçmedikçe ara seçime gidilemez</p>
<p>32. Olağan dönem kanun hükmünde kararnamelerinin konusu olan temel hak ve özgürlükler:<br />
•	Kıyılardan yararlanmanın düzenlenmesi</p>
<p>33. Belediye   encümeninin yetkileri:</p>
<p>•	Kamulaştırma sürecinde kamu yararı kararı almak<br />
•	Umuma (halka) açık yerlerin açılış ve kapanış saatlerini belirlemek<br />
•	Bütçede yer alan öngörülmeyen giderler ödeneğinin harcama yerlerini belirlemek<br />
•	Kanunlarda öngörülen cezaları vermek</p>
<p>34. Fonksiyon   gasbı  olarak nitelendirilen:<br />
•	Bir bakanlığın bir başka bakanlığın görev alanına giren bir konuda işlem yapması</p>
<p>35. Kamu   tüzel   kişiliği olan kurum:<br />
•	Emekli sandığı genel müdürlüğü </p>
<p>36. Anayasa mahkemesinin kararlarına ilişkin hükümler:</p>
<p>•	Anayasa mahkemesi siyasi partilerin kapatılmasına ancak beşte üç oy çokluğu ile karar verir<br />
•	Anayasa mahkemesinin iptal kararları geriye yürümez<br />
•	Anayasa mahkemesi bir kanun ve kanun hükmünde kararname hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareket edemez<br />
•	Anayasa mahkemesinin iptal kararlan ancak gerekçesi yazılarak açıklanabilir</p>
<p>37. Devlet memuru olmaya engel olan:</p>
<p>•	5 ay hapis cezalı dolandırıcılık suçu<br />
•	Tecil edilmiş olan 3 ay hapis cezalı sahtecilik suçu<br />
•	Affa uğramış olan 6 ay hapis cezalı hırsızlık suçu<br />
•	6 ay ağır hapis cezalı zimmet suçu </p>
<p>38. Kaymakamın sahip olduğu yetkiler:</p>
<p>•	Kaymakamın ceza ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ya da tutukluların sağlık durumlarını savcı ile birlikte denetlemek yetkisi vardır<br />
•	Kaymakamın geciken adalet işleri hakkında savcılardan bilgi isteme yetkisi vardır<br />
•	Kaymakamın halkın şikayet ettiği konularda askerlik şubelerinden bilgi isteme yetkisi vardır<br />
•	Kaymakamın kolluk alanında düzenleyici işlem niteliğinde tedbir vekararlar alma yetkisi vardır </p>
<p>39. Kıbrıs barış harekatı sırasında dışişleri bakanı olarak görev yapan kişi:<br />
•	Turan güneş</p>
<p>40. Memurlar hakkında söz konusu olan yasaklar ya da menfi ödevler:</p>
<p>•	Devlet memurları belli konulardaki şikayetlerini tek bir dilekçe ile toplu olarak amirlerine veremezler<br />
•	Devlet memurları grev yapamaz<br />
•	Devlet memurları menfaat sağlama amacıyla hediye kabul edemezler<br />
•	Devlet memurları siyasi partilere üye olamazlar </p>
<p>41. Sosyal devletin görevi:</p>
<p>•	Korunmaya muhtaç kişileri koruması<br />
•	Sosyal güvenlik kuruluşlarını kurması<br />
•	Uygun kaynak dağılımı için planlama yapması<br />
•	Konut yapımını herkes için devletin görevi görmesi</p>
<p>42. Ülkemizdeki kentleşmenin nedenleri:</p>
<p>•	Kentlerde eğitim imkanlarının fazla oluşu<br />
•	Hızlı nüfus artışı<br />
•	Tarımda makineleşme<br />
•	Toprakların mirasla bölünmesi</p>
<p>43. Kamu tüzel kişiliği anayasada belirtilen kurumlar:</p>
<p>•	Köy<br />
•	Üniversite<br />
•	Atatürk kültür dil ve tarih yüksek kurumu<br />
•	Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları</p>
<p>44. Belediye başkanının görevinden alınmasında nihai kararı verme yetkisi:<br />
•	Danıştay</p>
<p>45. Bir ilçenin bir başka ile bağlanması :<br />
•	Kanunla olur</p>
<p>46. İdarenin sorumluluğu için aşağıdakilerden hangisinde hizmet kusurunun varlığını aramak gerekmez:<br />
•	İdarenin askeri cephaneliğinin patlamasından dolayı kişilerin yaralanması</p>
<p>47. Kamu mallarından yararlanmanın hukuksal rejimiyle ilgili özellikler:</p>
<p>•	Kamu mallarından genel ve ortak yararlanmada serbestlik ilkesi geçerlidir<br />
•	Kamu mallarından genel ve ortak yararlanmada eşitlik ilkesi geçerlidir<br />
•	Kamu mallarından, başkalarının yararlanmasını kısıtlayacak şekilde bireysel ve özel yararlanma mümkün değildir<br />
•	Kiralama yoluyla kamu mallarından yararlanmak hiçbir şekilde mümkün değildir</p>
<p>48. Kolluk yetkisi kullanılırken alınan idari kararlarda kamu yararı amacı güdülmesi:<br />
•	Yetki saptırması</p>
<p>49. Köy  muhtarının  eşler  arasında   boşanma   kararı vermesi :<br />
•	Fonksiyon gasbı</p>
<p>50. Köy muhtarının köy yararına olmayan kararını bozan kurum:<br />
•	Kaymakam</p>
<p>51. Merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki denetimine verilen ad:<br />
•	Vesayet denetimi</p>
<p>52. Milli güvenliğin yürütülmesinden tbmm&#8217;ye karşı sorumlu olan:<br />
•	Bakanlar kurulu</p>
<p>53. Türk silahlı kuvvetlerinin idari işlemlerine karşı açılacak olan davaların yöneleceği merci:<br />
•	Milli savunma bakanlığına<br />
1. Yasama organlarının kuruluşunda tek ve iki meclisli sistem olmak üzere iki yol vardır. Tek devletlerde kural olarak her iki mecliste genel oyla seçilen temsilcilerden oluşurken federal devletlerde durum farklıdır. Mutlaka çift meclisin gerektiği bu devletlerde meclislerden biri genel oyla seçilen temsilcilerden oluşup halkı ya da milleti temsil eder. İkinci meclisin temsil ettiği:<br />
•	Federe devletleri temsil eder</p>
<p>2. Yasama yetkisinin genelliği ilkesi iki unsurdan oluşur. Bunların ilki yasama organının düzenlemelerinde istediği kadar ayrıntıya girebilmesi iken diğeri aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir<br />
•	Yasama organının kanunlarla düzenleme alanının anayasaya aykırı olmamak şartıyla konu itibarıyla sınırlandırılmamış olduğunu anlatır</p>
<p>3. Yerleşim yerlerinin daha sağlıklı hale getirilmesi için yapılan plan:<br />
•	Revizyon planı</p>
<p>4. Yetkili mercilerin görevleri ile ilgili olarak suç işlediği ileri sürülen bazı memurların yargılanmasına ilişkin verdiği izinlere danıştay’da itiraz olunur. Söz konusu itirazı danıştayın hangi dairesi incelemektedir<br />
•	Danıştay 1&#8242;inci dairesi</p>
<p>5. 1982 anayasasına göre, cumhurbaşkanının kanunları yayımlaması yetkisinin özellikleri:<br />
•	Cumhurbaşkanı, yayımlaması için kendisine gönderilen bir kanunun 15 gün içinde inceler ve anayasaya aykırı gördüğü maddelerini meclis&#8217;e geri gönderip diğer maddelerini onaylayabilir</p>
<p>6. 1982 anayasasına göre hangi durumda açıkça “tbmm kararı” gereklidir<br />
•	Savaş ilanı</p>
<p>7. 1982 anayasasına göre hangisi yargı denetimine tabidir<br />
•	Bakanlar kurulu kararları</p>
<p>8. 1982 anayasasının 90 maddesinde belirtilen tbmm’ce onaylanan antlaşmalarının özellikleri:<br />
•	Antlaşmalar kanun hükmündedir</p>
<p>9. 1982 anayasasının suç ve cezalara ilişkin düzenlemesine göre idarenin yetkili olduğu durum:<br />
•	Açık ceza normlarının içinin doldurulmasına</p>
<p>10. 5272 sayılı belediye kanununun 15&#8242;inci maddesine göre, toplu taşıma yapmak; bu amaçla otobüs, deniz ve su ulaşım araçları, tünel, raylı sistem dâhil her türlü toplu taşıma sistemlerini kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmek belediyelerin görevleri arasında sayılmıştır. Belediyeler bu hizmetleri süresi kırkdokuz yılı geçmemek üzere imtiyaz yoluyla devredebilir. Söz konusu imtiyaz sözleşmesinde yetkili merciler:<br />
•	Belediye idareleri adına imtiyaz verme yetkisi belediye meclisine aittir ve bu konuda danıştay&#8217;ın görüşü ve içişleri bakanlığının onayı gerekir.</p>
<p>11. Anayasamıza göre imtiyaz sözleşmelerinde tahkimin söz konusu olabilmesinin şartı:<br />
•	İmtiyaz sözleşmesinin yabancılık unsuru taşıması gerekir</p>
<p>12. Anayasamıza göre yürütme yetki sahibi:<br />
•	Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu</p>
<p>13. Anayasaya göre imtiyaz sözleşmeleri hakkında danıştayın sahip olduğu yetki:<br />
•	Görüş bildirme</p>
<p>14. Genel idari kolluk makamları :</p>
<p>•	Vali<br />
•	Bucak müdürü<br />
•	Bakanlar kurulu<br />
•	İçişleri bakanı</p>
<p>15. TBMM&#8217;nin görevleri :</p>
<p>•	Para basılmasına karar vermek<br />
•	Uluslararası antlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak<br />
•	Yabancı silahlı kuvvetlerin türkiye&#8217;de konuşlandırılmasına izin vermek<br />
•	Olağanüstü hal ilanına ilişkin bakanlar kurulu kararnamelerini görüşmek</p>
<p>16.  Kaymakamın yetki ve görevleri:</p>
<p>•	Kamu düzenini sağlamak<br />
•	Vesayet<br />
•	Genel idare kuruluşları üzerinde hiyerarşi<br />
•	Meslek memuru </p>
<p>17. Bakanın  idari  görev  ve yetkileri:</p>
<p>•	Bakanlık adına yönetmelik çıkarmak<br />
•	Bakanlığı temsil etmek<br />
•	Bir başka bakanlığa vekalet etmek<br />
•	Bakanlık adına harcamalar yapmak</p>
<p>18. 1924 anayasasında temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması</p>
<p>•	Hak ve hürriyetlerin sınırı devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve cumhuriyet ilkesi olarak belirlenmiş ve kanunla düzenleme yapılacağı hükme bağlanmıştır<br />
•	Hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında hakkın özüne dokunmayan sınırlama nedenlerinin kanunla belirleneceği düzenlenmiştir<br />
•	1924 anayasasında hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir<br />
•	Hak ve hürriyetler için özel sınırlama nedenleri öngörülmüş ve meclisin sınırlamayı kanunla yapacağı ilkesi kabul edilmiştir</p>
<p>19. Anayasa ile düzenlenmiş olanlar:</p>
<p>•	Sayıştay<br />
•	Yüksek hakem kurulu<br />
•	Bütçe komisyonu<br />
•	Danıştay</p>
<p>20. Anayasa ile düzenlenecek kurul:<br />
•	Yüksek hakem kurulu</p>
<p>21. Anayasada yer alan</p>
<p>•	Sayıştay<br />
•	Köy<br />
•	Üniversite<br />
•	İl<br />
•	Belediye</p>
<p>22. Belediye encümeninin yetkileri:<br />
•	Bütçede fonksiyonel sınıflandırmanın ikinci düzeyleri arasında aktarma yapmak</p>
<p>23. Kolluk faaliyetleri :</p>
<p>•	Salgın hastalık nedeniyle bir ilçeye giriş çıkışın yasaklanması<br />
•	Kente kaçak kömür girişinin engellenmesi<br />
•	Köy ihtiyar heyetinin köye yabancı hayvan girişini yasaklaması<br />
•	Lokantadan yiyecek örneklerinin alınıp laboratuarlarda bakteriyolojik teste tabi tutulması</p>
<p>24. Cumhurbaşkanının yürütme ile ilgili görev ve yetkileri arasında yer alır<br />
•	Başbakanı atamak</p>
<p>25. İktisadi devlet teşekkülü:</p>
<p>•	Türkiye elektrik üretim ve iletim a.ş.<br />
•	Devlet malzeme ofisi<br />
•	TC ziraat bankası<br />
•	Türkiye elektrik dağıtım şirketi</p>
<p>26. İstisnai memurluklar:</p>
<p>•	Başbakan müşavirliği<br />
•	Milli istihbarat teşkilatı memurluğu<br />
•	Valilik<br />
•	Din işleri yüksek kurulu üyeliği</p>
<p>27. Kamu hizmetinin değişkenlik ilkesinin bir sonucudur<br />
•	İdarenin takdir yetkisi</p>
<p>28. Kamu mallarının ortak özelliği:</p>
<p>•	Vergi ve benzeri yükümlülüklerin dışında tutulma.<br />
•	Üzerinde ipotek kurulamama<br />
•	Kamulaştırılamama<br />
•	Haczedilememe</p>
<p>29. Karl Marx&#8217;ın görüşü :</p>
<p>•	Yöneten azınlığın örgütlü olması<br />
•	Yöneten azınlığın yönetilen azınlığı sömürmesi<br />
•	Kapitalizmin temelinin üretim araçlarının mülkiyetine dayanması<br />
•	Siyasetin burjuvazinin hizmetinde olması</p>
<p> 30. Memurun başka bir sicil amirinin emrine atanması sonucunu doğuran:<br />
•	İki kez üst üste olumsuz sicil almak</p>
<p>31. Yasama yetkisinin asliliği:<br />
•	Yasama organının yetkisinin doğrudan egemenlik yetkisinden kaynaklandığını</p>
<p>32. Vesayet ilişkisi bulunan merci ve kuruluşlar :</p>
<p>•	İçişleri bakanı-belediye başkanı<br />
•	Kaymakam-köy<br />
•	Büyükşehir belediyesi-ilçe belediyeleri<br />
•	Bakan-kamu iktisadi teşebbüsü </p>
<p> 33. Kamu tüzel kişiliği olanlar:</p>
<p>•	Vakıflar genel müdürlüğü<br />
•	Karayolları genel müdürlüğü<br />
•	Türkiye iş kurumu genel müdürlüğü<br />
•	Devlet su işleri genel müdürlüğü </p>
<p>34. Bakanlar kurulu kararnameleri idari işlem türü:<br />
•	Kolektif işlem</p>
<p>35. Belediye ve il özel idarelerinin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kaybetmelerine ilişkin istemler hakkında aşağıdakilerden hangisi karar verir<br />
•	Danıştay 8&#8242;inci dairesi</p>
<p> 36. Bir ilçe belediye başkanı hakkında yetkili merciin vermiş olduğu soruşturma izni kararına karşı kaç gün içinde nerede itiraz edilebilir?<br />
•	10 gün içinde danıştaya </p>
<p>37. Bir kanunun anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle anayasa mahkemesine dava açma hakkı olanlar:</p>
<p>•	TBMM üye tam sayısının 1/5 üyesi<br />
•	Cumhurbaşkanı<br />
•	Ana muhalefet partisi meclis grubu<br />
•	İktidar partisi meclis grubu</p>
<p>38. Bir organizasyonun siyasi parti niteliğini kazanabilmesi için bazı nitelikleri taşıması gerektiği kabul görür. Nitelikler:</p>
<p>•	Süreklilik arz etme<br />
•	İktidarı kullanma isteği veya amacı<br />
•	Ülke çapında örgütlenmiş olma<br />
•	Seçim yoluyla halkın desteğini elde etme amacı </p>
<p>39. Bütün yönetim kademelerinde bulunan öğelere verilen ad:<br />
•	Evrensel öğeler</p>
<p>40. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin özellikleri:</p>
<p>•	Bu kararnameler istisnai bir işlem türüdür<br />
•	Kararnameler yargı denetimine tabi değildirler<br />
•	Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler kategorisinde sınıflandırılırlar<br />
•	Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği kuruluş, teşkilat ve çalışma işlemlerini düzenlemek için çıkarılırlar</p>
<p>41. Danıştay&#8217;ın imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerine ilişkin yetkisi :<br />
•	Görüş bildirme </p>
<p>42. Devlet memurluğunda emeklilik yaş haddi :<br />
•	65</p>
<p>43. Devlete ait egemenlik kudretinin birlik ve bütünlük gösterdiği, tek bir tüzel kişilik, tek bir yasama yürütme organı olan devlet tipi:<br />
•	Üniter devlet</p>
<p>44. Nüfusu 20.000 den fazla olan yerleri şehir olarak tanımlayan kanun:<br />
•	Köy kanunu</p>
<p>45. Yüksek mahkemeler:</p>
<p>•	Anayasa mahkemesi<br />
•	Uyuşmazlık mahkemesi<br />
•	Danıştay<br />
•	Ayim </p>
<p>46. İlçe sınırlan içinde birden çok köy ve belediye yararına kamulaştırmalarda kamu yararı kararı almaya yetkili merci:<br />
•	İlçe idare kurulu</p>
<p>47. Kamu tüzel kişileri birbirlerinin ellerindeki taşınmaz mallan kamulaştıramazlar. Bir kamu tüzel kişisi kendi elindeki bir taşınmaz malı buna ihtiyacı olan bir başka kamu tüzel kişisine isteği halinde devredebilir. Ancak taşınmazı elinde bulunduran kamu tüzel kişisi taşınmaza ihtiyacı olan kamu tüzel kişisinin isteğine rağmen söz konusu taşınmazı devretmeye yanaşmayabilir. Bu durumda söz konusu olacak :<br />
•	Anlaşmazlık, kamu tüzelkişisinin başvurusu üzerine danıştay birinci dairesice iki ay içinde kesin karara bağlanır. Bedel konusundaki uyuşmazlık sürüyor ise, alıcı kamu tüzelkişisi danıştay kararının kendisine tebliğinden itibaren 30 gün içersinde taşınmazın bulunduğu asliye hukuk mahkemesine başvurarak taşınmazın bedelinin tespitini ve tescile karar verilmesini ister.<br />
48. Kent planlamasında asli imar yetki sahibi:<br />
•	Bayındırlık bakanlığı </p>
<p>49. Nüfus işleri hizmetinin kamu hizmeti türü:<br />
•	İdari kamu hizmeti</p>
<p>50. Türkiyede idari yargıda genel görevli temyiz mercii :<br />
•	Danıştay</p>
<p>51. Türkiyede işçilere ilk kez grev ve toplu sözleşme hakkı yapan  yasal düzenleme:<br />
•	1961 anayasası</p>
<p>52. Tüzük :</p>
<p>•	Tüzükler yayımlanınca denetimini danıştay yapar<br />
•	Kamuoyunu ilgilendirmeyen tüzükler resmi gazetede yayımlanmaz<br />
•	Danıştay incelemesinden geçer<br />
•	Bakanlar kurulu çıkarır</p>
<p>53. Üçlü kararnameler açıklanan iradenin biçimine idari işlem türü:<br />
•	Karma işlem </p>
<p>54. Yasanın danıştayın görüşünün alınmasını zorunlu gördüğü bir işlem danıştayın görüşü alınmadan yapılırsa olan:<br />
•	İşlem usul unsuru yönünden sakattır</p>
<p>55. Yöneticinin problemlerin çözümünde bilimsel ve mantıksal teknikleri kullanma becerisine verilen ad:<br />
•	Analitik beceri</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kamu-yonetimi-nedir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuvvetler ayrılığı ilkesi nedir</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kuvvetler-ayriligi-ilkesi-nedir.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kuvvetler-ayriligi-ilkesi-nedir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 19:41:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[A7]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[C4]]></category>
		<category><![CDATA[dini]]></category>
		<category><![CDATA[Hak]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Ilin]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kabine]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Karar]]></category>
		<category><![CDATA[Yasama]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11813</guid>
		<description><![CDATA[1921 Anayasası:  Milli Egemenlik ilk kez dile getirilir.  Türk tarihinin en yumuşak anayasasıdır.  Yasama ve yürütme yetkisi mecliste toplandığı için Meclis hükümeti söz konusudur.  Meclisin bakanları her zaman değişebilir.  Bakanlar kurulunun meclise kullanabileceği hiçbir silahı yoktur.  Bakanlar teker teker meclis tarafından seçilir.  Devlet Başkanlığı müessesi yok.  Meclis [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> 1921 Anayasası:<br />
	Milli Egemenlik ilk kez dile getirilir.<br />
	Türk tarihinin en yumuşak anayasasıdır.<br />
	Yasama ve yürütme yetkisi mecliste toplandığı için Meclis hükümeti söz konusudur.<br />
	Meclisin bakanları her zaman değişebilir.<br />
	Bakanlar kurulunun meclise kullanabileceği hiçbir silahı yoktur.<br />
	Bakanlar teker teker meclis tarafından seçilir.<br />
	Devlet Başkanlığı müessesi yok.<br />
	Meclis hükümeti; yasama ve yürütme, yasamada birleşmiştir.<br />
	Milletvekili seçimlerini 2 yılda bir yapılmasını öngörmüştür.<br />
	Hangi ilin başkent olacağı karar verilmemiştir.<br />
1924 Anayasası:<br />
	Karma hükümet sistemi benimsenmiştir. Karma hükümet sistemi, meclis hükümet sistemi ile parlamenter hükümet sistemine geçiş arasındaki süreçtir.<br />
	Cumhuriyetin ilanı ile birlikte kabine sistemi oluşmuştur.<br />
	Anayasa sertliği söz konusudur: Anayasanın değişikliği konusuna ilişkin prosedür ayrıntılı işlenmiş ve bazı şartlara bağlanmıştır. Kanunların anayasaya aykırı olamayacağı hüküm altına alınmıştır. Fakat 1961 anayasasına kadar geçen sürede kanunların anayasaya uygunluğuna ilişkin bir yargısal denetim mekanizması mevcut olmadığından, anayasa ihlali sıkça görülmüştür. <span id="more-11813"></span><br />
	Laiklik: Öncelikle 1928 yılında “Devletin dini İslam’dır” maddesi anayasadan çıkartılmış ve 1937 yılında da 6 Atatürk ilkesi anayasaya alınmıştır.<br />
	Kamu Hürriyetleri: Tabii Hak ilkesi kabul görmüştür. Bu ilke ile hürriyetin tanımı yapılmış ve sınırı çizilmiştir. Denetim mekanizmansın yokluğu dolayısıyla meclis tarafında sıkça çıkarılmıştır.<br />
	Çoğunlukçu demokrasi anlayışına sahiptir.<br />
	1946 yılından itibaren çok partili siyasi hayat kabul edilmiştir.<br />
	1946 yılından itibaren tek dereceli seçim sistemi benimsenmiştir.<br />
	Parlamenter sistemin ayırıcı özelliği; yürütme organın, yasama organından kaynaklanması ve ona karşı sorumlu olması.<br />
1961 Anayasası:<br />
	Yasama yetkisi Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu olarak iki meclis arasında bölüşülmüştür. Parlamenter sistem uygulanmıştır.<br />
	Devlet Planlama Teşkilatı kuruldu (1960). Kalkınma ve yıllık planları hazırlar.<br />
	27 Mayıs 1960 müdahalesiyle birlikte geçici bir anayasa düzeni kurulmuş ve meclisin yetkileri ile donatılmış Milli Birlik Komitesi (MBK) oluşturulmuştur. MBK, Kurucu Meclisin askeri kanadını oluştururken Danışma Meclisi sivil kanadı oluşturuyordu. Bu komitenin kurduğu Kurucu Meclis anayasa ve seçim kanunlarını yapmakla görevlendirilmiştir. Kurucu Meclis üyelerinin bir bölümü iki dereceli seçimle seçilen üyelerden, bir bölümü siyasal partilerin kendi seçtikleri temsilcilerden, diğer bölümü de çeşitli kuruluşların (üniversiteler, barolar, yargı organları gibi) temsilcilerden oluşmuştur. Üyelerin bir bölümü de Devlet Başkanı ve Milli Birlik Komitesi tarafından seçilmişti.<br />
	Anayasanın üstünlüğü: Anayasanın 8. maddesi ile anayasaya aykırı kanunların çıkartılamayacağı, uygulanamayacağı belirtildikten sonra, Anayasanın yasama, yürütme ve yargı organları ile idareyi ve kişileri bağladığı belirtilerek Anayasanın üstünlüğü gerçekleştirilmiştir. Ayrıca kurulan yargısal denetim mekanizması ile önemli bir güvence sistemi getirecek anayasanın üstünlüğü sağlanmaya çalışılmıştır. Anayasa Mahkemesi kurulmuştur.<br />
	Kuvvetler ayrılığı ilkesi: Yasa yapma yetkisi TBMM, yargı yetkisi Mahkemelere ve yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluna verilmiştir. Yargı erkinin bağımsızlığı ile pratik önem kazanmaktadır.<br />
	Devlet iktidarının paylaşımı: İki meclis sistemi getirilmiştir. Buna göre meclis yani yasama organı Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu olarak ikiye ayrılmıştır. Genel idare içinde özerk yönetimle, kendi kendilerini yönetme yetkisine sahip kuruluşların yapılanmasına izin vermektedir. Örneğin; üniversiteler ve radyo televizyon idarelerinin konumu bu kapsamdaydı.<br />
	Çoğulcu toplum yapısının geliştirilmesi: Siyasi partiler güvenceli bir hukuki statüye kavuşturulmuştur. Sendikalar hakkında düzenlemeler iş hukukun gelişimi ve demokratik esaslara uyumu açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. Özerk statüye sahip kamu kuruluşları kurulmuştur.<br />
	Temel hakların genişletilmesi ve güçlendirilmesi: Önceden izin almaksızın toplantı ve yürüyüş yapma hakkı getirilmiştir. Temel hak ve hürriyetler, anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir. Bu madde ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ağırlaştırılmıştır. 1961 anayasası ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması, yargısal denetime tabii kılınacak önemli bir gelişme sağlanmıştır.<br />
	Sosyal devlet: Amaç sosyal adaleti, barışı ve toplumsal dengeyi sağlamaktır. Bu amaca ulaşmak için devlet aktif olarak ekonomik ve sosyal hayata müdahale ederek sosyal devlet anlayışını uygulamakla yükümlüdür.<br />
	Parlamenter sistem; yasama ve yürütmenin yumuşak bir şekilde ayrıldığı sistemdir. Yarı doğrudan demokrasilerde görülür. En önemli aracı referandum. Referandum, Anayasal değişikliklerin halk oyuna sunulmasıdır.<br />
1961 Anayasasının Uygulanması<br />
1961 anayasası %40’a yakın bir muhalefetle kabul edilmiştir. Muhalefetin nedenleri:<br />
	27 Mayıs hareketiyle iktidardan uzaklaştırılan Demokratik Parti taraftarlarının bu hareket sonucu hazırlanan 1961 Anayasanın haksız mücadelenin ürünü olduğunu düşünmeleri.<br />
	Anayasa hazırlanırken Demokrat Parti tabanın dışlanmasıdır.<br />
1961 Anayasası 1971-1973 ara rejimleriyle rötüşlanmıştır:<br />
	Yürütme güçlendirilmiştir. Bakanlar kuruluna KHK (Kanun Hükmünde Kararname) çıkarma yetkisi verilmiştir.<br />
	Temel haklarda sınırlamalar getirilmiştir. Tabii yargı yolu yerine kanuni yargı yolu getirilmiştir.<br />
	Yargısal denetimde sınırlamalar getirilmiştir. Anayasa mahkemesine iptal davası açma hakkına sahip taraflarda sınırlamalar getirilmiştir. Cumhurbaşkanı ve ana muhalefet partisidir. Anayasa mahkemesi Anayasa değişikliklerini ancak şekil yönünden denetleyebilir.<br />
	Askeri Yüksek İdari Mahkemesi kurularak asker kişilerle ilgili idari işlem ve eylemlerin denetimi Danıştay’ın görevinden çıkarılmıştır.<br />
	Ayrıca hakimlerin atanmalarında genel yöntemden sapan Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurulmuştur.<br />
	TRT’nin özerkliği kaldırılmış ve üniversitelerin özerkliği azaltılmıştır.<br />
	Vergi, resim, harçların muafiyet ve istisnaları ile nispet ve hadlerine ilişkin hükümlerde değişiklik yapmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.<br />
	Bu değişikliklerin yapılmasının ana nedeni, 1961 anayasasının devlet otoritesini zayıflattığı, devleti güçsüz kıldığı düşüncesinde yatmaktadır. </p>
<p>1982 Anayasası:<br />
	12 Eylül 1980’de asker yönetime el koydu. Böylece ülke yönetimine ilişkin tüm görev ve yetkileri Milli Güvenlik Konseyi (MGK) yürütüldüğü geçici bir dönem başlamıştır.<br />
MGK’nın yetkileri:<br />
	MGK Başkanı Cumhurbaşkanın yetkilerine sahipti Milli Güvenlik Konseyi de Anayasanın Cumhuriyet Senatosuna ve TBMM’nin yetkilerine sahipti.<br />
	Konsey Anayasayı değiştirme yetkisine sahipti. Bu yetki ile Konsey Kurucu İktidar özelliğini taşımaktadır.<br />
	Konseyce yapılan işlemler, çıkarılan kanunlar hakkında Anayasaya aykırılıktan yargı yoluna başvurulamazdı.<br />
	Bakanlara kamu personeli hakkında uygulanacak işlemler ve alınacak kararlar için yürütmenin durdurulması istemi ileri sürülemezdi.<br />
	Milli Güvenlik Konseyi 1981 yılında Kurucu Meclis hakkında kanun ile yeni bir anayasa çalışmalarına başlamıştır. Bu kanuna göre Kurucu Meclisin görevleri:<br />
	Yeni anayasayı ve bu anayasanın halk oyuna sunuluşunu hazırlamak.<br />
	Siyasi partiler kanunu hazırlamak ve seçim kanunu hazırlamak.<br />
	TBMM kurulup göreve başlayıncaya kadar yasama yetkisine dayanarak, kanun koyma, değiştirme, kaldırma görevlerini yapma.<br />
	Kurucu Meclis 2 kanattan oluşuyordu. Milli Güvenlik Konseyi (askeri kanat) Danışma Meclisi (sivil kanat). Danışma Meclisi, kanun tasarısı ve teklifleri ile Anayasa metnini hazırlayıp MGK’ya sunuyordu. MGK bu metinleri değiştirerek ya da tam olarak kabul edip Resmi Gazetede yayınlıyordu. Danışma Meclisi 120+40 üyeden oluşuyordu. 40 üye doğrudan MGK’ca seçiliyordu. 120 üye ise; her ilin Valileri kendi iline ait kontenjanın 3 katı kadar üyeyi MGK’ya bildiriyordu MGK da seçiyordu.<br />
1982 Anayasası ve 1961 Anayasası Benzerlikleri:<br />
	Askeri müdahale ile oluşmuşlardır.<br />
	Anayasalar yürürlüğe girmeden önce halk oyuna sunulmuşlardır.<br />
	Her iki Anayasanın sivil kanadının yetkileri sınırlıydı. Bakanlar kurulunu kurma, düşürme yetkileri yoktu.<br />
	Her iki Anayasada bir askeri bir sivil kanadın oluşturduğu kurallar aracılığıyla yapılmıştır.<br />
	1961 Anayasası Askeri kanat: Milli Birlik Komitesi, Sivil kanat: Temsilciler Kurulu. 1982 Anayasası Askeri kanat: Milli Güvenlik Komitesi, Sivil kanat: Danışma Meclisidir.<br />
1982 Anayasası ve 1961 Anayasası Farklılıkları:<br />
	1961 Anayasasında yer alan Sivil Kanat (Temsilciler Kurulu) daha temsili nitelik taşırken. 1982 Anayasasında Sivil Kanat Danışma Meclisinin üyeleri atanmıştır.<br />
	CHP, CKMP 1961 Anayasanın hazırlanmasında rol alırken 1982 Anayasasında yani Danışma Meclisinde hiçbir siyasi parti yok. Danışma Meclisi daha bürokratik bir görevdedir.<br />
	Temsilciler Meclisi, Danışma Meclisinden daha yetkiliydi.<br />
	1961 Anayasasında halk oylamasında ne olacağı belliyken (Anayasa kabul edilmez ise yeniden seçim yapılacak ve yeni Temsilciler Meclisi kurulacaktı). 1982 Anayasasında böyle bir hüküm yoktu.<br />
	1961 Anayasasında siyasi partiler kamuoyu oluşturma açısından rol alırken. 1982 Anayasasında hiç bir muhalif harekete izin verilmemiştir.<br />
	1982 Anayasası halk oyuna sunulurken Cumhurbaşkanlığı seçimi de yapılmıştır.<br />
1982 Anayasasının Özellikleri:<br />
	Daha ayrıntıcıdır.<br />
	Geçiş dönemi öngörmüştür. Bir defaya mahsus olarak Cumhurbaşkanlığı seçimi halka yaptırılmıştır.<br />
	Katı ve serttir. Anayasa değişikliği Cumhurbaşkanlığı onayı şartı ilk kez getirilir.<br />
	Milli Güvenlik Konseyinin düzenlediği kanunların anayasaya aykırılığı iddia edilemez. 2001 değişiklikleriyle çıkarılmıştır.<br />
	Otoritenin ağırlığı artmıştır. Kamu yararının, kişilerin yararından önce geldiği düşüncesi ve anarşi kaygıları sebebiyle hak ve hürriyetlerde sınırlamalara gidilmiştir. Güçlü devlet, otoriter idare kavramları ön plana çıkmıştır.<br />
	Yürütme organı güçlendirilmiştir. Cumhurbaşkanı makamı güçlendirilmiştir.<br />
	Siyasi karar alma mekanizmalarındaki tıkanıkları giderici hükümler getirilmiştir.<br />
	Daha az katılımcı bir demokrasi modelini benimsemiştir. Siyasi partilerin kadın ve gençlik kolu gibi ayrıcalık yaratan yan kuruluşları meydana getirme yasaklanmıştır. 1995 değişiklikleriyle hepsi çıkarılmıştır. Seçim dönemi 5 yıla çıkartılır.<br />
Hukuk Devleti<br />
	Yürütme işlemlerinin yargısal denetimi olması<br />
	Yasama işleminin yargısal denetime tabi olması<br />
	Kanuni hakim güvencesi: Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mahkeme önüne çıkarılamaz.<br />
	Yargı bağımsızlığı<br />
	Kuvvetler ayrığının benimsenmesi ilkeleri geçerlidir.<br />
Sosyal Devlet<br />
	Herkese insan haysiyetine yakışır asgari bir hayat düzeni sağlamalıdır.<br />
	Vergi adaleti.<br />
	Kamulaştırma ve devletleştirme.<br />
	Planlama.<br />
	Sosyal haklar.<br />
Anayasa değişiklikleriyle ilgili olarak:<br />
	Bazı hükümlerinin değiştirilmesinin tamamen yasaklanmasına. Anayasa değiştiren kanunların kabulü için özel yöntemler öngörülmüştür.<br />
	Teklif ve kabul yeter sayısının kanunlarınkine göre daha yüksek olması.<br />
	Bazı durumlarda referanduma başvurulmasının zorunlu olması.<br />
Devletin Temel İlkeleri<br />
	Devletinin şeklinin Cumhuriyet olduğunu – Cumhuriyetin nitelikleri – Devletin bütünlüğünü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti belirtilir. Bu 3 maddeden sonra gelen 4. maddede ilk 3 maddenin değiştiremeyeceği, değiştirilmenin teklif dahi edilemeyeceği belirtilir.<br />
Seçimler:<br />
1.	Genel Oy: 1924 yılında erkekler için genel oy, 1934 yılında da kadınlara tanınmıştır. Sınırlamalar; 18 yaş ve seçmen kütüğüne kayıtlı olmak. Her vatandaşın, milletvekili veya yerel yönetim seçimlerinde, yaş ve sezginlik dışında başka bir nitelik aranmadan oy hakkına sahip olması. Sahip olunan servet, ödenen vergi miktarı, öğrenim durumu, cinsiyet gibi sınırlamalar olmaksızın, bütün vatandaşların oy hakkına sahip olmalarıdır.<br />
2.	Eşit Oy: Hiçbir kritere bakılmaksızın her seçmenin tek bir oya sahip olmasıdır.<br />
3.	Seçimlerin Serbestliği: 1982 anayasasında oy kullanmayanlara getirilen para cezası ile ihlal edilmiştir.<br />
4.	Tek Dereceli Seçim: Temsilciler seçmen tarafından doğrudan seçilirler. 1946 yılından itibaren uygulanmıştır. İki dereceli seçim sistemi uygulanması 1982 Anayasasına göre mümkün değildir.<br />
5.	Oyun Gizliliği: 1950 seçimlerinde ilk defa uygulanmıştır.<br />
6.	Açık Sayım ve Döküm: Her şey açık yapılıyor. Sayım ve döküm ilk kez 1950 yılında yapıldı.<br />
7.	Seçimlerin Yargı Organlarının Yönetim ve Denetiminde Yapılması: Seçimlerde yargısal karar organı olarak Yüksek Seçim Kurulu (YSK) yetkilidir. Kararları kesindir. Bu ilke 1961 ve 1981 yıllarında yer almıştır.<br />
8.	Çok Partili Siyasi Hayat: Siyasi partiler önceden izin almaksızın kurulurlar ve Anayasa, kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler. Vatandaşlar siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve çıkmaz hakkına sahiptir. Siyasi partilere üye olma yaşı 18’dir.<br />
Siyasi Partilerin Faaliyetlerine Getirilen Sınırlamalar:<br />
1.	Amaçlarına ilişkin yasaklar: Cumhuriyet ve laiklikle çelişen partiler kurulamaz.<br />
2.	Örgütleme ve çalışmalarına ilişkin yasaklar: Hakim ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, memur statüsündeki görevliler, işçi niteliği taşımayan kamu görevlileri, silahlı kuvvetler mensupları, yüksek öğretim öncesi öğrenciler siyasi partilere üye olamazlar.<br />
3.	Siyasi partiler ticari faaliyetlerinde bulunamazlar: Siyasi partilerin gelir ve giderleri amaçlarına uygun olması gerekir. Bu denetimi Anayasa Mahkemesi yapar.<br />
Dip Not: Siyasi partiler herhangi seçim çevresinden milletvekili çıkarabilmesi için; ülke genelindeki geçerli oyların toplamının en az %10’nu alması gerekmektedir.<br />
Siyasi Partilerin Kapatılması<br />
	Sadece Cumhuriyet Başsavcısı açabilir. Dava Anayasa Mahkemesine açılır ve burada kesin kara bağlanır. Cumhuriyet Başsavcısı davayı re’sen açabileceği gibi, Bakanlar Kurulu kararı veya Adalet Bakanı ya da bir siyasi partinin talebi üzerine açabilir. Bir siyasi partinin kapatılması kararında Anayasa Mahkemesi 3/5 çoğunluğun oyu şartı getirilmiştir.<br />
Siyasi Partilere Devlet Yardımı<br />
	%10 barajını açanlara verilir. Barajı aşmamış olmakla beraber, milletvekili seçimlerinde toplam geçerli oyların %7’sinden fazlasını almış bulunan partilere yapılır.<br />
Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanılmasının Durdurulması<br />
	Savaş, sıkıyönetim, seferberlik, olağan hal zamanlarında mümkündür. Bazı sınırlamalar vardır; milletlerarası hukuktan hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen ya da tamamen durdurulabilir. Hiçbir şekilde durdurulamayacak temel hak ve hürriyetler:<br />
	Yaşama hakkı, maddi ve manevi bütünlüğü koruma hakkı, suç ve cezaların geçmişe yürütülememesi, masumluk karinesi (suçluluk kesinleşinceye kadar masumluk).<br />
Yürütme Organın Yapısı ve Cumhurbaşkanı<br />
Cumhurbaşkanı<br />
	Cumhurbaşkanı 1982 Anayasasına göre TBMM tarafından seçilmektedir. 1961 Anayasasından farklı olarak 1982 Anayasasında Cumhurbaşkanın TBMM dışından da seçilmesine imkan tanınmıştır.<br />
Cumhurbaşkanı seçilebilmek için:<br />
	40 yaşını doldurmuş olmak.<br />
	Yüksek öğrenim yapmış olmak.<br />
	Milletvekili seçilme yeterliliğine sahip ve T.C. vatandaşı olmak.<br />
	Cumhurbaşkanın TBMM dışından da aday gösterilmesi Meclis üye tam sayısının en az 5/1’nin yazılı önerisiyle mümkündür.<br />
Cumhurbaşkanın tarafsızlığını sağlamak için:<br />
	Görev süresi 7 yıldır.<br />
	Bir kimsenin iki kez Cumhurbaşkanı seçilmemesi.<br />
	Seçimde nitelikli çoğunluğun aranması.<br />
	Bulunduğu siyasi partiden istifa etme gibi düzenlemeler yapılmıştır.<br />
Cumhurbaşkanın seçimi:<br />
	Cumhurbaşkanlı seçimi 4 turla yapılır. 4 turda seçilmezse Meclis seçimleri yenilenir. Bu düzenleme 1982 Anayasasıyla ilk kez yer almıştır.<br />
	Cumhurbaşkanın görev süresinin dolmasına 30 gün önce veya Cumhurbaşkanı makamının boşalmasından 10 gün sonra seçim yapılmalıdır. Seçime başlama tarihinden itibaren 30 gün içinde sonuçlandırılır.<br />
Not: Cumhurbaşkanı siyasal ve hukuki sorumsuzdur. Cezai bakımdan sadece, vatana ihanet suçundan ve meclis üye tam sayısının 4/3’ünün vereceği kararla suçlandırılabilir.<br />
Cumhurbaşkanın Görev ve Yetkileri:<br />
Yasama ile İlgili Görevleri ve Yetkileri:<br />
	Kanunları yayımlamak.<br />
	Anayasa değişiklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü taktirde halk oyuna sunmak.<br />
	Yasama yılının ilk gününde TBMM açılış konuşması yapmak.<br />
	TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek.<br />
	Kanunların, KHK ve içtüzüklerin Anayasa aykırılığı iddiası ile iptal davası açmak.<br />
Yürütme ile İlgili Görevleri ve Yetkileri:<br />
	Başbakan atamak, istifasını kabul etmek, başbakanın teklifi üzerine bakanları atamak ve görevlerine son vermek.<br />
	Gerekli hallerde Bakanlar Kuruluna Başkanlı etmek.<br />
	Yabancı devletlere temsilci göndermek.<br />
	Milletler arası antlaşmaları onaylamak.<br />
	TBMM adına Başkomutanlık etmek.<br />
	Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek (TBMM ile kullanır).<br />
	YÖK üyelerini ve üniversite rektörlerini seçmek.<br />
	Genel Kurmay Başkanına atama ve Milli Güvenlik Kuruluna başkanlı etmek.<br />
	Genel Kurmay Başkanını atamak. Bakanlar Kurulu’nun teklifiyle. Genel Kurmay Başkanı görev ve yetkilerinden dolayı Cumhurbaşkanına sorumludur.<br />
	Devlet Denetleme Kurulunun üyelerini ve başkanını atamak.<br />
Yargı ile İlgili Görevleri ve Yetkileri:<br />
	Anayasa Mahkemesi üyelerini seçmek.<br />
	Danıştay üyelerinin 4/1’ini seçmek.<br />
	Yargıtay Cumhuriyet Baş Savcısı ve vekilini seçmek.<br />
	Askeri Yargıtay üyelerini seçmek.<br />
	Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçmek.<br />
	Askeri Yüksek İdari Mahkemesi üyelerini seçmek.<br />
Dip notlar:<br />
	Cumhurbaşkanın Yargıtay üyesi seçme hakkı yoktur.<br />
	Cumhurbaşkanın tek başına yapacağı işlemlere karşı yargı mercilerine başvurulamaz.<br />
	Cumhurbaşkanın, Bakanlar Kurulu ile birlikte yaptığı işlemlerden dolayı Başbakan ve ilgili Bakanlar sorumludur. Buna karşı imza kuralı denir.<br />
	TBMM Başkanı Cumhurbaşkanına vekalet eder.<br />
	Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenmiştir. 1982 Anayasası ile verilmiştir.<br />
	Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Cumhurbaşkanlığı adına incelme ve araştırma yapar. 1982 Anayasası ile benimsenmiş olan kurul Devlet Denetleme Kuruludur. Silahlı Kuvvetler ve Yargı organları denetim alanı dışındadır.<br />
	Görev süresinin dolmasıyla nedeniyle Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması halinde, seçilen yeni Cumhurbaşkanı görevine başlayıncaya kadar bu görevi görev süresi dolan Cumhurbaşkanı yapar.<br />
	Cumhurbaşkanı MGK’ya başkanlık etmektedir. MGK’nın gündemini MGK Genel Sekreteri yapar. </p>
<p>Bakanlar Kurulu<br />
1.	Bakanlar Kurulu: Başbakan ve bakanlardan oluşur. Milli güvenliğin sağlanmasından sorumludur.<br />
2.	Başbakan: Cumhurbaşkanınca TBMM üyeleri arasından atanır.<br />
3.	Bakan: TBMM üyeleri veya Milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilir. Meclis dışındanda seçilebilir.<br />
Dip notlar:<br />
	Cumhurbaşkanın, bakanları Başbakanın önerisi üzerine görevlerine son vermesi hükmü ilk kez 1982 Anayasasında yer almıştır.<br />
	Bakanlar kurulunun başkanı Başbakandır. Olağanüstü dönemlerde Cumhurbaşkanıdır.<br />
	Başbakan bakanların hiyerarşik amiri değildir.<br />
	Boşalan bir bakanlığa 15 gün içersinde atama yapılması gerekir. Bir bakan birden fazla bakanlığa vekillik edemez.<br />
	TBMM genel seçimlerinden önce, Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanları görevlerinden çekilir.<br />
	Bakanların kurulması ve kaldırılması, görevleri KANUNLA düzenlenir.<br />
	Bakan, Bakanlığın emrine verilen paraları harcama yetkisine sahiptir.<br />
	Bakan, tüzel kişiliğe bağlı kuruluşları üzerinde vesayet yetkisine sahiptir.<br />
Yasama Organın Yapısı<br />
	Yasama yetkisi Türk halkı adına TBMM kullanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi 550 milletvekilinden oluşur.<br />
Milletvekili seçilebilme şartları:<br />
	Türk vatandaşı olmak.<br />
	30 yaşını doldurmuş olmak.<br />
	En az ilkokul mezunu olmak.<br />
	Askerlik hizmetini yapmış olmak.<br />
	Yüz kızartıcı suç işlememiş olmak.<br />
	Kamu hizmetlerinden yasaklı olmamak.<br />
	Taksirli suçlar hariç toplam 1 yıldan daha fazla ağır hapis cezası almamak.<br />
Seçimler:<br />
	TBMM seçimleri 5 yılda bir yapılır.<br />
	TBMM ve Cumhurbaşkanı seçimlerin yenilenmesine karar verebilir.<br />
	Cumhurbaşkanı seçilmediği takdirde meclis feshedilir ve 3 ay içersinde yeni seçimler yapılır.<br />
	Savaş durumunda TBMM seçimleri 1 yıl ertelenebilir.<br />
	TBMM üyelerinin %5’i boşalırsa ara seçime gidilir. Ara seçim her seçim döneminde bir kez yapılır. Genel seçimden 30 ay geçmedikçe ve genel seçimlere 1 yıl kala ara seçim yapılamaz.<br />
	Üye tamsayısının %5’i boşalırsa ara seçimlerin yapılmasına 3 ay içersinde karar verilir.<br />
	Seçimler, yargı organlarının denetimi altında yapılır. Bu yargı organı Yüksek Seçim Kuruludur. Kararları kesindir, itiraz edilemez.<br />
	Hakim ve savcılar ile yüksek yargı mensupları, öğretim elemanları, YÖK üyeleri, memur ve işçi olmayan diğer kamu görevlileri, ordu mensupları görevlerinden ayrılmadıkça aday olamazlar ve milletvekili seçilemezler.<br />
	Milletvekili, meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içersinde toplam 5 birleşim günü katılmadığı durumda milletvekilliği düşer.<br />
	Yasama dokunulmazlığı kaldırılan veya üyeliği düşen milletvekili, Meclis Genel Kurulu kararının alındığı tarihten başlayarak 7 gün içinde Anayasa Mahkemesine başvurulur. Anayasa Mahkemesi de bu kararı 15 gün içersinde kesin karara bağlar.<br />
	TBMM 550 milletvekilinden oluşur ve milletvekilleri, her biri birer seçim çevresi olan illerden seçilir. Ancak, bir siyasal partinin bir ilden milletvekili çıkarabilmesi için, hem Türkiye genelindeki, hem de o ildeki geçerli oyların en az %10’nu kazanması gerekir.<br />
Yüksek Seçim Kurulu<br />
	TBMM üyelerinin seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.<br />
	Seçimler, yargı organlarının denetimi altında yapılır. Bu yargı organı Yüksek Seçim Kuruludur. Kararları kesindir, itiraz edilemez.<br />
	1982 Anayasasına göre Yüksek Seçim Kurulu üyelerini; Yargıtay ve Danıştay Genel Kurulları seçer.<br />
TBMM’nin Görev ve Yetkileri<br />
	Kanun koymak, değiştirmek.<br />
	Bakanlar kuruluna Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi vermek.<br />
	Bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek.<br />
	Bakanlar Kurulunu denetlemek.<br />
	Ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek.<br />
	Milletlerarası anlaşmaların onaylanmasına karar vermek.<br />
	Para basılmasına karar vermek.<br />
	Savaş ilanına karar vermek.<br />
	Genel ve özel af ilanına karar vermek.<br />
	Savaş hali ilanı ve silahlı kuvvet kullanılmasına karar vermek.<br />
Dip Notlar:<br />
	TBMM bir yasama yılında en fazla 3 ay tatil yapar.<br />
	TBMM, Ekim ayının ilk günü Cumhurbaşkanın açılış konuşmasıyla çalışmalarına başlar.<br />
	TBMM bütçe komisyonu 40 kişiden oluşur. 25 iktidar, 15 muhalefet üyelerinden oluşur.<br />
	Unutulmamalıdır ki Cumhurbaşkanın tek veto edemediği kanun bütçe kanunudur.<br />
	Milletlerarası anlaşmalar. KANUN niteliğindedir itiraz edilemez.<br />
	Toplantı yeter sayısı demek; üye tamsayısının en az 1/3’ü demek yani 184 milletvekili.<br />
	Karar yeter sayısı ise; toplantıya katılanların salt çoğunluğudur. Karar yeter sayısı hiçbir şekilde üye tamsayısının 1/4 ‘nün bir fazlasından az olamaz.<br />
	Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.<br />
	TBMM tarafından kabul edilen kanunları Cumhurbaşkanı 15 gün içersinde yayımlar. Cumhurbaşkanı, yayımlanması uygun bulmadığı kanunları tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye geri gönderir.<br />
Kanun Hükmünde Kararname (KHK)<br />
	1971 yılında yapılan değişiklerle Anayasamıza girmiştir.<br />
	Olağan dönemlerde; Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılır.<br />
	Olağanüstü dönemlerde; Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılır.<br />
	KHK çıkarmak için TBMM tarafından Bakanlar Kuruluna yetki kanunu ile izin verilmesi gerekir. Olağanüstü dönemde çıkartılan KHK’ de yetki kanuna ihtiyaç yoktur.<br />
	KHK kişi hakları ve ödevleri ile ilgili haklar ve ödevler düzenlenemez.<br />
	KHK başka bir tarih belirlenmemişse Resmi Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girer ve aynı gün TBMM’ye sunulur. TBMM’ye sunulmayan kararnameler bu tarihte yürürlükten kalkar.<br />
Tüzük: Kanunların uygulanmasını göstermek ve emrettiği işleri belirlemek amacıyla çıkarılır. Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılır ve Danıştayın incelemesinden geçirilir. Tüzüğün şekli şartı Danıştayın incelenmesinde geçmektedir.<br />
Yönetmelikler: Başbakan, Bakanlıklar ve Kamu Kurum ve Kuruluşların kendi iç yapılarına ve çalışma sistemlerini belirlemek amacıyla çıkarılır.</p>
<p>TBMM’nin Bilgi Edinme ve Denetim Yolları<br />
	Soru: Bakanlar Kurulu adına, sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılmak üzere Başbakan veya Bakanlardan bilgi istenilmesidir.<br />
	Genel Görüşme: Toplumu ilgilendiren belli bir kanunun TBMM genel kurulunda görüşülmesidir.<br />
	Meclis Soruşturması: Başbakan veya Bakanların cezai sorumlulukların araştırılmasıdır. TBMM üye tamsayısının en az onda biri tarafından verilir.<br />
	Meclis Araştırması: Belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan incelemedir.<br />
	Gensoru: Hükümetin veya bir Bakanın siyasal sorumluluğuna yol açabilir. Gensoru en az 20 milletvekili tarafından verilir.<br />
Dip not: Başbakanın Yüce Divan’a sevki halinde hükümet istifa etmiş sayılır.<br />
Olağanüstü Yönetim Usulleri<br />
	1982 Anayasasına göre olağanüstü hal ilan yetkisi Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruluna aittir. 1982 Anayasasına göre üç türlü olağanüstü hal rejimine yer verişmiştir. İki durumda olağanüstü hal ilan edilmekte diğer durumda ise sıkı yönetim ilan edilmektedir. Olağanüstü hal ilanın birinci nedeni, tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım halleridir. İkinci nedeni; şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzenin ciddi şekilde bozulmasıdır. Üçüncü nedeni; sıkı yönetimdir. Savaş hali durumunda ila edilir.<br />
Olağanüstü Hal İlan Şekilleri<br />
1. Olağanüstü hal ilan şekli; Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından ilan edilir. 2. ve 3. Olağanüstü hal ilan şekli; Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu Milli Güvenlik Kurulunun görüşünü alarak sıkı yönetim ilan edilir.<br />
Dip Notlar:<br />
	Her üç durumda da olağanüstü hal veya sıkı yönetim ilan edildikten sonra Resmi Gazetede yayımlanır ve TBMM’ye sunulur.<br />
	Olağanüstü hal 6 ay için ilan edilir. Gerekli şartlar oluştuğunda 4 ay uzatabilir.<br />
	Sıkı yönetim ilan edildikten sonra;<br />
	Kolluk görev ve yetkileri askeri makamlara geçer.<br />
	Temel hak ve hürriyetler sınırlanabilir veya durdurulur.<br />
	Bazı suçlar Askeri Mahkemelerde görülür.<br />
Yargı Fonksiyonu<br />
Hakimlik Teminatı: Hakimlik teminatının en önemli sorunu azlolunma ilkesidir. 1982 Anayasası bu teminatın içersine savcıları da almıştır. İlgili maddeye göre hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz, bir mahkemenin veya kanunun kaldırılmasıyla sebebiyle olsa, aylık ödenek ve diğer özlük haklardan yoksun kılınamazlar.<br />
Yüksek Mahkemeler<br />
1.	Anayasa Mahkemesi:<br />
	11 asıl ve 4 yedekten oluşur.<br />
	Üyelerini Cumhurbaşkanı seçer.<br />
	Salt çoğunlukla karar verir.<br />
Görevleri:<br />
	Kanunları, KHK’leri ve TBMM iç tüzüğünü Anayasa uygunluk şekilde denetler.<br />
	Cumhurbaşkanı, Bakanları, Yüksek Mahkeme başkan ve üyelerini, başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcısı vekilini, hakimler ve savcılar Yüksek Kurulu üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla denetler.<br />
	Yasama dokunulmazlıklarının iptaline karşı davalara bakar.<br />
	Siyasi partilerin mali denetimini yapar.<br />
	Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanını kendi üyeleri arasından seçer.<br />
	Siyasi partilerin kapatılması hakkındaki davalara bakar.<br />
2.	Yargıtay: Adliye Mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii olup ayrıca belli davalara da ilk ve son mahkemesi olarak bakar, Yargıtay üyeleri, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerince seçilir.<br />
3.	Danıştay: İdare ve Vergi Mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii olup ayrıca belli davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar. Üyelerinin dörtte üçü Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu, dörtte biride Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Tüzüğün yargısal denetimini yapar. Bakanlar Kurulu tarafından gönderilen kanun tasarıları hakkında görüş bildirmekle yükümlüdür.<br />
4.	Askeri Yargıtay: Askeri mahkemelerden verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından seçilir.<br />
5.	Askeri Yüksek İdare Mahkemesi: Asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapar.<br />
6.	Uyuşmazlık Mahkemesi: Adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir.<br />
7.	Sayıştay : Genel ve Katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderlerini inceleyen yüksek hesap mahkemesidir. Sayıştayın kesin hükümleri hakkına ilgililer yazılı bildirimler tarihinden itibaren 15 gün içinde bir kereye mahsus olmak üzere karar düzeltilmesi isteminde bulunabilirler. Genel ve katma bütçeli dairelerin gelir, gider ve mallarını TBMM adına denetler.<br />
8.	Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu : Adli ve İdari hakim ve savcıları mesleğe kabul etme, atama, nakletme ve terfi işlemlerini yapar. Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Cumhurbaşkanı Hakimler ve Savcılar Kurulundan Anayasa Mahkemesine üye seçmez. Hakimler ve Savcılar Kurulunun kararlarına karşı yargıya başvurulamaz.<br />
Merkezi İdarenin Başkent Teşkilatı<br />
1.	Cumhurbaşkanı<br />
2.	Bakan<br />
3.	Bakanlar Kurulu<br />
4.	Başbakan<br />
Başkentteki Yardımcı Kuruluşlar<br />
1.	Danıştay; 12 daireden oluşur.<br />
2.	Sayıştay; Vize ve tescil işlemi yapar. Genel uygunluk bildirimi 75 gün içinde TBMM’ye sunar.<br />
3.	Milli Güvenlik Kurulu<br />
Görevleri:<br />
	Milli güvenlik siyaseti doğrultusunda belirlenecek hedeflerin gerçekleştirilmesine ilişkin hangi tedbirler alınacağı.<br />
	Devletin mili güvenlik politikasını belirlenmesi ve uygulaması ile ilgili kararların alınması ve gerekli koordinasyonun sağlanması.<br />
	Olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hali için görüş bildirmek.<br />
	Devletin bütünlüğü için tedbirlerin alınacağını belirlemek.<br />
	MGK’nın oluşumu:<br />
	Cumhurbaşkanı<br />
	Başbakan<br />
	Genel Kurmay Başkanı<br />
	Milli Savunma Bakanı<br />
	İçişleri ve Dışişleri Bakanı<br />
	Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanlığı<br />
	Jandarma Genel Komutanlığı<br />
	Adalet Bakanlığı<br />
	Başbakan Yardımcıları<br />
4.	Devlet Planlama Teşkilatı<br />
Uluslar arası Kuruluşlar<br />
Avrupa Birliği<br />
	18 Nisan 1951 yılında 6 Avrupa ülkesi (Belçika, Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Lüksembourg) Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu kurmuştur. İlk somut adım.<br />
	1957’de Roma’da imzalanan anlaşma ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AB) kurulmuştur. 1958 yürürlüğe irmiştir.<br />
	2004’de Polonya, Macaristan, Litvanya, Letonya, Estonya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Malta, Kıbrıs Rum Kesimi üye olmuştur.<br />
Avrupa Birliği Organları<br />
	Avrupa Zirvesi<br />
	Avrupa Parlamentosu (Birliğin tek demokratik organı)<br />
	Avrupa Komisyonu<br />
	Bakanlar Konseyi<br />
	Adalet Divanı<br />
Avrupa Birliğinin Finansman Kuruluşları<br />
	Avrupa Yatırım Bankası<br />
	Ab Bütçesi<br />
	Avrupa Parasal İşbirliği Fonu<br />
	Avrupa Garanti ve Yönlendirme Fonu<br />
	Avrupa Sosyal fonu<br />
	Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu<br />
	Avrupa Kalkınma Fonu<br />
Dip Not: 1 Ocak 1993’te tek pazara geçmiştir.<br />
IMF (Uluslar arası Para Fonu)<br />
	1945 yılında kurulmuştur. Merkezi Washington’dur.<br />
	IMF’nin en yetkili organı Guvernörler Kuruludur.<br />
	IMF’nin para birimi SDR<br />
	Türkiye IMF’ye 1947 yılında üye olmuştur.<br />
Dünya Bankası<br />
	1945 yılında kurulmuştur.<br />
	Temel amacı; gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere mali imkanları yönlendirerek, gelişmekte olan ülkelerin yaşam standartlarının yükseltilmesini sağlamak.<br />
NATO<br />
	4 Nisan 1949’da 12 devletin imzalamış oldukları ittifak anlaşmasıdır.<br />
	Kurucuları: Hollanda, Belçika, Portekiz, ABD, Fransa, İngiltere, İzlanda, İtalya, Lüksembourg, Norveç, Kanada, Danimarka<br />
	Türkiye 1952 yılında üye olmuştur.<br />
Kısaltmalar<br />
	UNCTAD: Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı<br />
	WTO: Dünya Ticaret Örgütü<br />
	GATT: Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Anlaşmaları<br />
	UNESCO: Birleşmiş Milletler Eğitim, Kültür Teşkilatı<br />
	WHO: Dünya Sağlık Teşkilatı<br />
	FAO: Tarım Teşkilatı<br />
	EFTA: Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi<br />
	ILO: Uluslar arası Çalışma Örgütü</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kuvvetler-ayriligi-ilkesi-nedir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vatandaşlık Nedir</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/vatandaslik-nedir-2.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/vatandaslik-nedir-2.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 19:38:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Ceza]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Eylem]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Icra Iflas]]></category>
		<category><![CDATA[Kamu]]></category>
		<category><![CDATA[Makam]]></category>
		<category><![CDATA[Medeni]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Vergi Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[yasa]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11810</guid>
		<description><![CDATA[HUKUK: Sosyal hayatı düzenleyen maddi müeyyideleri olan kamu kudreti ile desteklenmiş kurallar bütünüdür. Din, Ahlak ve görgü kuralları manevidir, hukuk kuralları maddi müeyyidelidir.(uyulması zorunludur) Müsbet Hukuk:Ülkede belli bir zamanda yürürlükte bulunan bütün kurallardır.(pozitif hukuk) Mevzu Hukuk: Yetkili bir makam tarafından konulmuş olan yürürlükteki tüm kurallardır. Tabii Hukuk: Olması gereken hukuktur. İnsanların akıl yoluyla erişebilecekleri kurallardır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HUKUK: Sosyal hayatı düzenleyen maddi müeyyideleri olan kamu kudreti ile desteklenmiş kurallar bütünüdür.<br />
Din, Ahlak ve görgü kuralları manevidir, hukuk kuralları maddi müeyyidelidir.(uyulması zorunludur)<br />
Müsbet Hukuk:Ülkede belli bir zamanda yürürlükte bulunan bütün kurallardır.(pozitif hukuk)<br />
Mevzu Hukuk: Yetkili bir makam tarafından konulmuş olan yürürlükteki tüm kurallardır.<br />
Tabii Hukuk: Olması gereken hukuktur. İnsanların akıl yoluyla erişebilecekleri kurallardır.<br />
<strong>KAMU HUKUKUNUN DALLARI</strong><br />
1-Anayasa Hukuku: Devletin şeklini yapısını işleyişini organların görev ve yetkilerini temel hak ve ödevleri düzenler.<br />
2-İdare Hukuku: Kişilerin devletle olan ilişkilerini düzenler. Kamu hizmetlerine bakar.<br />
3-Ceza Hukuku: Suç ve Ceza teşkil eden olaylara bakar<br />
 4-Usul (Yargılama)Hukuku: Adalet dağıtılırken takip edilecek yolu belirler. Medeni usul hukuku, ceza usul ve icra-iflas usul hukuku dalları vardır.<br />
5-Devletler Genel Hukuku : Devletlerarası ilişkileri düzenler.<br />
6-İş hukuku: İşçi işveren ilişkilerini düzenler.<span id="more-11810"></span><br />
7-Vergi Hukuku: Vergi	“	   “.</p>
<p>ÖZEL HUKUKUN DALLARI<br />
1-Medeni Hukuk: Toplumda insanın bütün eylem ve davranışlarını ifade eder.<br />
2-Ticaret Hukuku: Şahıslar arasındaki ticari ilişkileri düzenler.<br />
3-Devletler Özel Hukuku: Çeşitli devletlere bağlı bulunan şahısların ilişkilerini düzenler.</p>
<p>HAK:Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkidir. Her hakkın bir sahibi vardır. Hak sahibi varlıklara Şahıs denir.<br />
TÜRLERİ – Kamu Hakları: Kamu hukukundan doğar. Vatandaşın devlete karşı sahip olduğu haktır.<br />
Özel Hak: Özel hukuktan doğar.<br />
Özel haklardan herkes, Kamu haklarından vatandaşlar yararlanabilir.<br />
Özel haklarda eşitlik var, Kamu da yok.(Ör. Seçme ve seçilme gibi)</p>
<p> ANAYASA: Devlet faaliyetlerini düzenleyen yasa metnidir. Devletin oluşum biçimini, devlet kişi ilişkilerini düzenler.</p>
<p>ANAYASA ÜSTÜNLÜĞÜ KURALI:Diğer hukuk kurallarının anayasaya  uygun olmasıdır.(1982 An.- 11.Mad)</p>
<p>DEVLET<br />
Egemen kamu gücüne sahip,hukuki bir kişiliktir. Bir milletin üzerinde siyasi amaçla örgütlenmesi sonucu ortaya çıkar. Örgütlenmiş bir Ulustur. İktidardır.<br />
VARLIK KOŞULLARI: Topluluk, Ülke, Egemenlik.</p>
<p>DEVLET BİÇİMLERİ<br />
Tekli Devlet: Yetkilerini başka bir devletle paylaşmamasıdır.<br />
Karma Devlet:Birden çok devletten oluşur. A)Kişisel birlik:İki veya daha çok devlet bir kralın kişiliğinde toplanır.<br />
B) Gerçek birlik: Yine kral kişiliğinde bileşilmiştir ama iç işlerinde bağımsızdırlar. dışta tek devlet gibidirler.<br />
C) Konfederasyon: Bağımsız devletler tarafından egemenliklerini koruma  şartı ile ortak çıkarları için üyelerin istedikleri zaman topluluktan çıkma hakkı olan birleşmedir.<br />
D)Federal devlet: Ortak bir anayasa altında birleşmiştir. </p>
<p>DEMOKRASİ: Halkın kendini yönetmesidir. Halk iktidarıdır.<br />
Çoğulcu Demokrasi: Yönetme hakkı çoğunluğu elinde bulunduran iktidarındır. Oy hakkı var, Genel seçim var, Akılcıdır. Özellikleri: Siyasi çoğunluk, Temsil, Seçim, Çoğunluğun yönetme hakkı, Muhalefet etme hakkı, Temel hak ve özgürlükleri korunması, Eşitlik.<br />
Çoğulcu Demokrasinin uygulandığı rejimler: </p>
<p>PARLAMENTER SİSTEM: Parlamentoya dayanır. Kuvvet Ayrılığı var.<br />
Özellikleri: *Yürütme iki başlıdır:  Sorumlu (Bakanlar Kurulu ve Meclise karşı sorumludur) başını Başbakan, sorumsuz (siyasi sorumsuzdur) başını  devlet başkanı oluşturur.<br />
*Meclis çoğunluğuna dayanır, Çoğunluk sağlayan parti başkanı Başbakan olur.<br />
*Hükümet Meclise karşı sorumludur.<br />
*İki veya tek meclisli olabilir. İki meclisli olurda Bakanlar Kurulu  birine sorumludur. İkinci meclise hükümeti düşürme yetkisi tanımaz.<br />
*Yasama ve yürütme işbirliği ve karşılıklı etkileme mekanizmasına dayanır.</p>
<p> BAŞKANLIK SİSTEMİ: Halk tarafında seçilen başkan yürütmeyi tek başına elinde tutar. Güçler ayrımı katı biçimde vardır.<br />
Özellikleri: *Yürütme Başkana, yasama Kongreye aittir.<br />
*Başkan, hem devlet başkanı hem de hükümet başkanıdır.<br />
*Par. Sis. aksine yürütmenin yasamayı, yasamanın da yürütmeyi dağıtma imkanı yok.<br />
*Yasama yürütme dengesini sağlamak için denetim ve denge sistemi var.<br />
*Başkan ve Kongre ayrı ayrı seçilir. Karşılıklı fesih yetkileri yoktur.</p>
<p>MECLİS HÜKÜMETİ SİSTEMİ: Yasama ve Yürütme meclistedir. Güçler birliği vardır.<br />
*Meclis üstündür.<br />
*Yürütmeyi meclis adına meclisin seçtikleri yapar.<br />
*Her bakan meclise karşı sadece kendi faaliyetlerinden sorumludur.<br />
*Meclisle yürütme arasında görüş ayrılığı olursa meclis kararı doğrultusunda devam edilir.<br />
*Devlet Başkanını meclis seçer. Görevi semboliktir.</p>
<p>MARKSİST DEMOKRASİ: Sosyalizmdir. İnsan özgürleşmesi önemlidir. </p>
<p>FAŞİZM: Batı demokrasisine, Marksist düşünceye karşıdır. İnsanların eşitliğini kabul etmez. Devlet yüceltilmiştir.</p>
<p>DEMOKRASİNİN TEMEL İLKELERİ<br />
1-Egemenliğin kullanılması:a)Ulusal egemenlik:Egemenlik ulusundur. Bölünemez ve devredilemez<br />
b) Halk egemenliği: Egemenlik halkın iradesidir. Bölünebilir, devredilemez. </p>
<p>EGEMENLİĞİ KULLANMA BİÇİMLERİ<br />
*Doğrudan demokrasi: Halk egemenliği doğrudan kullanır. Çok küçük topluluklarda görülebilir.<br />
*Temsili demokrasi: Genel seçimlere katılmış temsilcilere verilir.<br />
*Yarı doğrudan demokrasi: İlk ikisinin karışımıdır. Halk oylaması, Halk Vetosu  ve Halk Girişimi şeklinde olur.</p>
<p>HUKUK DEVLETİ: Kanun koyan ve uygulayan devlet şeklidir.<br />
SOSYAL HUKUK DEVLETİ: Kişilerin sosyal durumlarını haklarını iyileştiren devlet anlayışıdır. (Milli geliri artırma, adaletli dağılımını sağlama, sosyal güvenlik&#8230;)</p>
<p>MERKEZDEN YÖNETİM İLKESİ<br />
Hizmetleri bir merkezde toplanmıştır, hizmetler merkezde ve taşrada merkez tarafında seçilen görevlice yürütülür, gelir merkezden sağlanır. Devlette birliği  sağlar, düzen sağlar. Kırtasiyeciliği artırır, demokrasiye uygun değildir, </p>
<p>YERİNDEN YÖNETİM İLKESİ<br />
Özerktirler. Mali alanda serbesttirler. Tüzel kişilikleri vardır, Vesayet denetimi altındadırlar. Demokrasiye daha uygundur.</p>
<p>TÜRKİYEDE ANAYASAL GELİMELER<br />
*SENED-İ İTTİFAK<br />
*TANZİMAT FERMANI<br />
*ISLAHAT FERMANI<br />
*1.MEŞRUTİYET (1876 Anayasası (Kanunu Esasi)  Meşruti Monarşi Sistemi (Yasama yürütme yürütmede toplanır.)<br />
*2.	“<br />
*1921 ANAYASASI (Teşkilat – Esasiye Kanunu)       Meclis Hükümet Sistemi (Yasama yürütme yasamada toplanır)<br />
*1924 ANAYASASI				      Karma Sistem<br />
*1961 ANAYASASI				      Parlamenter Sistem (Yasama yürütme yumuşak şekilde ayrılır)<br />
*1982 ANAYASASI				      “			“.<br />
 									(Başkanlık sisteminde yas-yür. Kesin olarak ayrılır.)<br />
*SENED-İ İTTİFAK :1808 .Osmanlının ilk anayasal gelişmesidir. Anadolu ve Rumeli Ayanları ile padişah arasındadır. Padişahın yetkileri ilk kez sınırlanmıştır. İngilizlerin Magna Cartasına benzer.  Anayasal Monarşiye geçiştir. Padişah Allah adına söz vermiştir. (manevi)</p>
<p>*TANZİMAT FERMANI: 1839 -ABDÜLMECİT- Gülhane-i Hattı Hümayun . Padişah tek taraflı çıkardı. Kendi yetkilerini sınırladı. Hukuka göre hareket edeceğini vaad etti. Tüm uyruklara can ve mal güvenliği tanıdı. Mahkemeler halka açıldı. Askerlik vatan görevi oldu. Mülkiyet hakkı devlet güvencesine alındı.</p>
<p>*ISLAHAT FERMANI: 1856 – Din farkı gözetmeden bütün vatandaşlara tüm haklardan yararlanma verildi. Müslüman olmayanlara küçük düşürücü sözler yasaklandı. Cizye ve İltizam kaldırıldı. Müslüman olmayanlara bedelli askerlik getirildi.</p>
<p>*1.MEŞRUTİYET 1876-II.ABDÜLHAMİT- İlk yazılı Türk anayasasıdır. Yasama hala padişahtadır. Meclis üyeleri padişaha bağlılık yemini eder. İki meclislidir. Osm-Rus savaşı bahane edilerek meclis kapatılmış, anayasayı yürürlükten kaldırılmamış, ancak uygulanmamıştır.</p>
<p>*2..MEŞRUTİYET 1908- II.ABDÜLHAMİT- 31 Mart ayaklanmasıyla 2.Abdülhamit tahttan indirilmiş, 2.meşrutiyet  ilan edilmiştir. Kanun teklifi için padişahtan izin alma kalktı. Meşruti Monarşik yapı oldu. Sansür kaldırıldı, haberleşme serbest oldu, parti kurma ve toplanma hakkı verildi.</p>
<p>T. C. ANAYASALARI<br />
*1921 ANAYASASI: (Teşkilat – Esasiye Kanunu) : 20.01.1921- TBMM kabul etti. 24 maddedir. Yeni Türk devletinin temellerinin atıldığı açıklanmıştır. Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir. (Milli egemenlik) Monarşik yapı son buldu. Meclis Hükümeti sistemi var. TBMM Kurucu iktidar. T.C yi TBMM yönetir. Yasama Yürütme TBMM de. Hükümet meclis üyeleri arasından seçilir.<br />
Başbakan yok. Meclis başkanı bakanlar kurulunun da başkanıdır.<br />
İl ve İlçe Mahalli idareleri kurulması ilkesi getirdi.<br />
Saltanat ve hilafetten hiç bahsetmemiştir.<br />
Seçimler 2 yılda bir yapılır. Seçme yaşı 18 dir.<br />
Anayasalarımız içinde tek yumuşak anayasadır.<br />
 Devlet başkanı yoktur. Kuvvetler birliği var.</p>
<p>29 Ekim 1923 deki değişiklikle “T.C nin hükümet şekli Cumhuriyettir.” denildi. Cumhurbaşkanı meclis üyeleri tarafından bir seçim dönemi için seçilir, devletin dini islamdır, dili Türkçe’dir, devlet başkanı Cumhurbaşkanıdır, görev süresi 4 yıldır, seçmen yaşı 22 dir, denildi. Temel hak ve hürriyetlerden bahsedilmedi. Karma hükümet sistemi benimsenmiştir.(meclis hükümet sis ile parlamenter sis. Arasında geçiş sürecidir) Çoğunlukçu demokrasi anlayışı benimsenmiştir.</p>
<p>*1924 ANAYASASI: 20.04.1924 TC Cumhuriyettir, seçimi meclis üyeleri ve Cumhurbaşkanı belirler. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir, egemenlik TBMM ile kullanılacaktır.(Temsili demokrasiyi benimser), yasama TBMM de, TBMM 4 yılda bir seçimle belirlenir. Cumhurbaşkanı meclis üyeleri tarafından 4 yıl için seçilir, Bakanlar Kurulu Başbakan ve Bakanlardan oluşur. Başbakan meclis üyeleri arasından Cumhurbaşkanınca seçilir. Bakanlar Başbakan tarafından seçilir, Cumhurbaşkanı onayı ile göreve başlar,Cumhurbaşkanın vatana ihanet dışında sorumluluğu yoktur. Kararlarda Başbakan ve bakan imzası gerekir. Yargı bağımsız mahkemelerce yapılır. Her Türk hür doğar, Hürriyet sınırı başkasına zarar verecek çizgiye kadardır, sadece temel haklardan bahsedilmiş, sosyal ve ekonomik haklara değinilmemiştir.</p>
<p>Sert bir anayasadır.<br />
Anayasa değişikliği teklifi meclis üye tam sayısının 1/3 ü ile yapılır, 2/3 ü kabul derse kabul edilir. Devletin şekli değiştirilemez. Hiçbir kanun anayasaya aykırı olamaz. (Ancak henüz Anayasa mahkemesi yok.)</p>
<p>1928 değişikliği ile devletin dini ibaresi anayasadan çıkarıldı<br />
1937 değişikliği ile laiklik resmen anayasa kuralı oldu.<br />
1930 yılında kadınlara belediye seçimlerine katılma hakkı, 1934 yılında milletvekili seçilme hakkı tanıdı.<br />
1945 de öztürkçeleştirildi, 1952 de eski dile döndü.<br />
1946 da çok partili siyasal hayata geçildi. Çok dereceli seçim sistemi benimsenmiştir.<br />
1949 da İstiklal mahkemeleri kaldırıldı.<br />
27 Mayıs 1960 da ordu yönetime el koydu. 38 subaydan oluşan Milli Birlik Komitesi MBK, TBMM yi kapattı. </p>
<p>*1961 ANAYASASI: TC, insan haklarına dayanan, milli demokratik, laik sosyal bir devlettir. Bu anayasa hazırlanırken, Fransa, İtalya ve Almanya anayasalarından yararlanıldı. Çoğulcu demokrasi anlayışı var. Parlamenter sistem var. Sosyal devlet ilkesini benimser. Anayasanın üstünlüğü ilkesini getirmiştir. (Anayasa mah. Kurulmuştur.)</p>
<p>1924 anayasası milliyetçi devletten bahsederken 1961 anayasası Türk milliyetçiliğinden bahseder.<br />
T. Cumhuriyettir ilkesi aynen var. Egemenlik milletindir var. Egemenlik kanunlarla yetkili organlarca kullanılır der. Buna göre yasama TBMM ve Cum Senatosuna, yürütme Cum ve Bakanlar Kuruluna, yargı  mahkemelere verildi.<br />
1924 anayasasında seçmen yaşı var, 1961 de yok. 1961 anayasasında seçimler eşit, gizli, tek dereceli oy sisteminde olur der.<br />
1924 anayasasında açıkça belirtilmeyen hukuk devleti, bu anayasada açıkça belirtilmiştir.<br />
1961 anayasası yasaların uygunluğunu denetleme yetkisini Anayasa Mahkemesine vermiştir.<br />
1961  “		ile sosyal devlet ilkesi anayasamıza girmiştir. Temel hak ve özgürlükler en geniş   bu anayasada yer alır.<br />
1961	“	1924 den farklı olarak güçler ayrılığını net biçimde ortaya koyar.<br />
1961	“	1924 den farklı olarak iki meclisli parlamento kabul eder. TBMM ve Cumhuriyet Senatosu.<br />
1961	“	sendika, grev, toplu sözleşme,dernek kurma hakkı vermiştir.<br />
1961	“	ile Yüksek Hakimler Kurulu, Yargıtay, Danıştay,Askeri Yüksek İdare Mahkemesi düzenlenmiştir.</p>
<p>1971-1973 arasında Bakanlar kuruluna KHK çıkarma yetkisi verilmiştir.<br />
Üniversiteleri özerkliği zayıflatılmış, TRT nin özerkliği kaldırılmıştır. Tüm haklara sınırlamalar getirilmiştir., Devlet memurlarının sendika kurma yetkisi kaldırılmıştır, yargısal denetim sınırlandırılmış, anayasa mahkemelerine dava açabileceklerin sayısı azaltılmış, Askeri yüksek İdare mahkemesi ve DGMler kurulmuştur.</p>
<p>*1982 ANAYASASI: 07.11.1982<br />
*Kazuistik bir anayasadır, ayrıntıya önem verilmemiştir. En sert anayasadır. Yürütme organı güçlendirilmiştir.<br />
*Cum na TBMM seçimlerini yenileme yetkisi verir<br />
*Cum 4.turda seçilemezse seçimleri yenileme yetkisi verir<br />
*toplantı yeter sayısı üye tam sayısının 1/3 ü kadar, karar yeter sayısı katılanların salt çoğunluğu der.<br />
*siyasi parti grupları en az 20 kişiden oluşur der.</p>
<p>I.KISIM (Genel Esaslar)<br />
1.Madde,  Devletin şekli Cumhuriyettir.<br />
2.madde,  Milli dayanışma Atatürk milliyetçiliği, insan haklarına saygı, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinden bahseder.<br />
3.madde, TC. bölünmez bir bütündür, bayrağı milli marşı ve başkentinden bahseder.<br />
4.madde, ilk üç madde değiştirilemez.<br />
5.madde, devletin temel amaç ve görevleri sayılmış,<br />
6.madde, egemenlik kayıtsız şartsız milletin der.<br />
7.madde, yasama yetkisi TBMM de der.<br />
8.madde, yürütme yetkisi Cum ve Bakanlar kur. der.<br />
9.madde, yargı, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerde der.<br />
10.madde, herkes, kanun önünde eşittir der.<br />
11.madde, anayasa hükümleri bağlayıcıdır der.<br />
II.KISIM (Temel haklar ödevler)<br />
12.madde, Temel hak ve hürriyetleri niteliği. Herkes kişiliğine bağlı dokunulamaz, devredilemez haklara sahiptir.<br />
13.madde, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması. Ancak kanunlarla olur.<br />
14.madde, temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması.<br />
15.madde, temel hak ve hürriyetlerin durdurulması.<br />
16.madde, yabancıların emel hak ve hürriyetleri</p>
<p>1982 anayasası hakları 3 gurupta toplar<br />
-Kişinin hak ve ödevleri-Temel hak ve ödevler- negatif statü.<br />
-Sosyal hak ve ödevler- pozitif statü hakları<br />
-Siyasi hak ve ödevler- katılma hakları</p>
<p>Negatif Statü Hakları (Temel haklar)<br />
-Kişinin dokunulmazlığı, maddi manevi varlığı<br />
-zorla çalıştırılma yasağı<br />
-Kişi hürriyeti ve güvenliği<br />
-özel hayatın gizliliği<br />
-konut dokunulmazlığı<br />
-haberleşme hürriyeti<br />
-yerleşme ve seyahat hür.<br />
-din ve vicdan hür.<br />
-düşünce ve kanaat hür.<br />
-bilim ve sanat hür.<br />
-basın hür.<br />
-düzeltme ve cevap hakkı<br />
-dernek kurma, toplantı, mülkiyet hakkı, hak arama hür.<br />
-İspat hakkı</p>
<p>38.madde, Kimse işlemediği bir suçtan cezalandırılamaz. Suçu ispatlanana kadar kimse suçlu değildir.</p>
<p>Pozitif Statü hakları (Sosyal ve Ekonomik Haklar)<br />
-ailenin korunması<br />
-eğitim ve öğretim hakkı<br />
-kamu yararı<br />
-kıyılardan yararlanma, toprak mülkiyeti, tarım&#8230;. çalışanların korunması, kamulaştırma, özelleştirme.<br />
-çalışma ve sözleşme hür.<br />
-çalışma hakkı ve ödevi,<br />
-sendika kurma hakkı<br />
-Gençliğin korunması, spor hakkı, sağlık hakkı, konut hakkı.,çevre hakkı&#8230;</p>
<p>51.madde, sendika kurma hakkından bahsede.<br />
53.madde, toplu iş sözleşmesi hakkı.<br />
54.madde, grev ve lokavt hakkı.</p>
<p>Katılma Hakları (Siyasi haklar)<br />
-Türk vatandaşlığı (madde 66)<br />
-Seçme seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı (madde 67)<br />
-Parti kurma hakkı ( madde 68)<br />
-Kamu hizmetine girme hakkı (madde 70) her Türk kamu hizmetine girme hakkına sahiptir.<br />
-Mal bildirimi (madde 71)<br />
-Vatan hizmeti<br />
-Vergi ödevi  (madde 73)<br />
-Dilekçe hakkı (madde 74). </p>
<p>III.KISIM (Cumhuriyetin Temel Organları)<br />
-TBMM kuruluşu (madde 75) 550 milletvekilinden oluşur.<br />
-Milletvekili seçilme yeterliliği (madde 76 ) 30 yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir.<br />
-TBMM seçim dönemi (madde 77) seçimler 5 yılda bir yapılır.<br />
-Yasama sorumsuzluğu-Mutlak dokunulmazlık- Milletvekillerinin meclisteki düşüncelerinden sorumlu olmamasıdır.<br />
Yasama Dokunulmazlığı &#8211; Nispi dokunulmazlık- “	seçim öncesi yada sonrası işlediği suçlardan meclis kararı olmadıkça<br />
sorgulanamamasıdır. (madde 83)<br />
-Milletvekilliğinin düşmesi (madde 84) istifa sonucu veya kesin hüküm giyme ya da kısıtlanma sonucu olur. Genel kurul gizli oyla karar verir. Milletvekili 7 gün içinde Anayasa mahkemesine iptal davası açabilir . An. Mah.15 gün içinde cevap verir.</p>
<p>Bakanlar Kurulunun kanun önerisine Kanun Tasarısı,<br />
Milletvekillerinin 	“	“   Kanun teklifi denir. (medde 88.de düzenlenmiştir.) TBMM nin reddettiği tasarı ya da teklifler 1 yasama yılı geçmeden tekrar sunulamaz.<br />
-TBMM de kabul edilen kanunları, Cumhurbaşkanı 15 gün içinde yayımlar. (madde 89). Bütçe kanunları hariç tekrar görüşülmek üzere meclise gönderebilir. Meclis aynen kabul ederse Cum. yayımlar.<br />
-KHK Çıkarma yetkisi. İlk olarak 1961 anayasasına 1971 değişikliği ile Bakanlar Kuruluna verilmiştir. Olağanüstü hallede KHK çıkarma yetkisi Cum. Ve Bakanlar Kur. aittir. KHK ler anayasaya tabidir. Olağanüstü KHK ler tabi değildir. Değiştirme ve iptal davası açılamaz. Temel hak ve ödevler KHK ile düzenlenemez.<br />
KHK resmi gazetede yayımlandığı gün yürürlüğe girer. İleri bir tarih de verilebilir. Kararnameler yayımlandığı gün TBMM ye sunulur. Sunulmazsa yürürlükten kalkar. TBMM kabul etmezse yine resmi gazetede yayımlanarak kalkar.</p>
<p>-Savaş ilanı (madde92). TSK nın kullanılması kararı TBMM ye aittir.</p>
<p>-TBMM başkanı seçme (madde 94) Başkan adayları , meclis içinden, 5 gün içinde bildirilir. Gizli oyla seçim yapılır, İlk iki oylamada üye tam sayısının 2/3 ü, üçüncü oylamada salt çoğunluk aranır. Sağlanamazsa en çok oy alan iki aday arasınsa 4.tur seçim yapılır. en çok oy alan başkan olur. Aday göstermeden itibaren 5 günde tamamlanır. Başkan ve vekili oy kullanamaz.</p>
<p>-Toplantı ve karar yeter sayısı (madde 96 ) Üye sayısının en az 1/3 ü ile toplanabilir, salt çoğunluk  ile karar alabilir, karar yeter sayısı hiçbir zaman ¼ den az olamaz. Bir bakan en çok iki oy kullanabilir.</p>
<p>TBMM nin BİLGİ EDİNME VE DENETİM YOLLARI<br />
-TBMM, soru, meclis araştırması, gensoru, genel görüşme, meclis soruşturması yollarıyla denetim yapar.<br />
SORU : Bakanlar Kur adına sözlü veya yazılı Başbakana veya Bakanlara sorulur.<br />
Meclis Araştırması: En az 20 milletvekili isteyebilir. Belli konuda araştırma yapılmasıdır.<br />
Genel Görüşme: Toplumu ilgilendiren bir konunun Genel kurulda görüşülmesidir. En az 10 milletvekili yazılı önerge verir.<br />
Gensoru (madde 99) : Siyasi parti gurubu adına ya da en az 20 milletvekili verebilir. Verilişinden sonra 3 gün içinde öneri üyelere dağıtılır, 10 gün içinde gündeme alınmasına karar verilir, günü belli edilir, karar alındıktan sonra 2-7 gün içinde görüşülür.<br />
Bakanlar Kurulunun veya Bakanın düşmesi Salt çoğunlukla olur.<br />
Meclis Soruşturması :Başbakan veya Bakanlar hakkında cezai sorumluluklarının araştırılmasıdır. üye sayısının en az 1/10 nun vereceği önerge ile istenebilir. En geç 1 ay içinde gizli oyla karar bağlanır. 15 kişilik komisyon soruşturmayı yürütür.</p>
<p>YÜRÜTME<br />
CUMHURBAŞKANI : (madde 101) TBMM ce 40 yaşını doldurmuş, yüksek öğrenim yapmış, kendi üyeleri yada dışarıdan 7 yıl için seçilir. Dışarıdan üye göstermek için üye sayısının 1/5 i gerekir.<br />
2.kez Cum seçilemez. Parti ile ilişiği kesilir. TBMM üyeliği sona erer.(kuvvetler ayrılığı ile ilgilidir)<br />
*1924 anayasasında dışarıdan birinin Cum seçilmesi yok, diğerlerinde var.<br />
Üye sayısının 2/3 ü ile ve gizli oyla seçilir. Seçime başlandıktan sonra 30 gün içinde sonuçlanır.10 gün aday bildirme 20 gün seçimdir.<br />
Üçer gün ara ile oylamalar yapılır. 3.turda salt çoğunluk sağlayan Cum  olur. Salt  çoğunluk olmazsa 4.tur yapılır. Burada da olmazsa TBMM seçimleri yenilenir.(Bu 1982 anayasasında var)</p>
<p>Görevleri: (madde 104) TBMM de açılış konuşması yapmak, TBMM yi gerektiğinde toplantıya çağırmak, Kanun yayımlamak, tekrar görüşmek üzere meclise göndermek, anayasa değişiklilerini halkoyuna sunmak, kanunların aykırılığına Anayasa Mah. İptal davası açmak, TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek, Başbakanı atamak, istifasını kabul etmek, Başbakanın teklifi üzerine Bakanları atamak, Gerekli hallerde Bakanlar Kur başkanlık etmek, Yabancı temsilcileri karşılamak, Milletlerarası anlaşmaları onaylamak yayımlamak, TSK nın kullanılmasına karar vermek, TSK yı temsil etmek, MGK yı toplantıya çağırmak, başkanlık etmek, Bak. Kur. ile birlikte Sıkıyönetim ilan etmek olağanüstü hal ilan etmek KHK çıkarmak, Kararname imzalamak, ceza hafifletme ya da kaldırma, Devlet Denetleme Kur üyelerini atama, YÖK üyelerini seçme, Rektör seçmek, Anayasa Mah üyelerini, Danıştay üyelerinin ¼ ünü, Yargıtay Cum Başsavcısını ve vekilini, Askeri Yargıtay Üyelerini, Askeri Yüksek İdare Mah. Üyelerini, Hakimler ve Savcılar Yük. Kur. üyelerini seçer.</p>
<p>*Sadece, Vatana ihanetten üye sayısının 1/3 ünün teklifi üzerine ¾ ünün vereceği kararla yargılanabilir.<br />
TBMM başkanı vekalet eder.<br />
*Cumhurbaşkanın tek başına yapacağı işler ve YAŞ kararları yargı denetimi dışındadır. </p>
<p>DEVLET DENETLEME KURULU (Cum Genel Sekreterliği)<br />
Cumhurbaşkanına bağlıdır. Silahlı kuv. ve yargı organlarını denetleyemez.</p>
<p>BAKANLAR KURULU<br />
Başbakan ve Bakanlardan oluşur. Bakanlar üyelerden ya da dışarıdan olabilir. Başbakan önerir, Cum atar. Bakanlar Kur. listesi bir hafta içinde mecliste okunur ve güven oylamasına sunulur. Okunduktan 2 gün sonra görüşmeler başlar, bittikten bir gün sonra oylama yapılır. 45 gün içinde kurulamazsa Cum. TBMM başkanına danışarak seçimlerin yenilenmesini isteyebilir.</p>
<p>Bakana diğer bir bakan vekalet eder.<br />
TBMM kararı ile Yüce Divana verile Bakan, Bakanlıktan düşer. Başbakan Yüce Divana sevk edilirse Hükümet düşer.(istifa etmiş sayılır)<br />
Boşalan Bakanlığa 15 gün içinde atama yapılır.</p>
<p>TBMM genel seçimlerinden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanları görevden çekilir. Geçici Bakanlar Kurulu kurulur.</p>
<p>TÜZÜKLER<br />
 Kanunların uygulanmasını göstermek ve emrettiği işleri belirlemek amacıyla çıkarılır. Bakanlar kur. Danıştayın onayından geçerek çıkarabilir. Cum imzalar, kanun gibi yayımlanır. Şekil şartı Danıştay incelemesinden geçmesidir.</p>
<p>YÖNETMELİKLER<br />
Başbakan, Bakanlıklar ve Kamu kurum ve kuruluşları kendi iç yapılarını çalışma sistemlerini belirlemek amacıyla çıkarırlar.</p>
<p>MİLLİ SAVUNMA<br />
1-	Başkomutanlık ve Genel Kur. Baş.: Başkomutanı Cum temsil eder.<br />
Milli Güvenliğin sağlanmasından Bakanlar Kur. sorumludur.<br />
Genel Kurmay Başkanı, TSK nın komutanıdır, savaşta Cum adına Başkomutan olur. Başkanı, Bakanlar Kurulu önerir, Cum atar. Başbakana sorumludur.<br />
2-MGK :Cum. Başkanlığında, Başbakan, GK Başkanı, Baş. Yardımcıları, Adalet, Milli Sav, İçişleri, Dışişleri Bakanları, Hava Kara Deniz Kuv. Komutanlarından oluşur. Karalarını Bak. Kur. sunar, Gündemi ,Başbakanın GK Başkanının görüşlerine göre Cum belirler.,Cum yoksa Başbakan başkanlık eder. </p>
<p>OLAĞANÜSTÜ HALLER<br />
*Tabii afet ve ağır ekonomik bunalım sebebiyle. Cum Bakanlar Kur. önerisiyle en fazla 6 ay için ilan edebilir. (madde 119)<br />
*Şiddetin yaygınlaşması kamu düzenini bozulması sebebiyle. Cum  başkanlığında toplanan Bak-Kur, MGK nın görüşü alınarak en fazla 6 ay için ilan edebilir (madde 120)<br />
Olağanüstü hal kararı Resmi Gazetede yayımlanır ve TBMM ye sunulur. TBMM derhal toplantıya çağrılır. Meclis her defasında 4 ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir. KHK çıkarılabilir.</p>
<p>SIKIYÖNETİM, SEFERBERLİK, SAVAŞ HALİ<br />
122.madde, Olağanüstü hallerden daha vahim olaylar olması durumunda (ayaklanma gibi), Cum  başkanlığında toplanan Bak. kur, MGK nın görüşü alınarak en fazla 6 ay için ilan edebilir . Resmi gaz de yayımlanır ve TBMM ye sunulur.  TBMM derhal toplantıya çağrılır. Meclis süreyi uzatıp, kısaltabilir. KHK çıkarılabilir.</p>
<p>Savaş halinde uzatmadaki 4 aylık süre aranmaz.  </p>
<p>*Önemli:Sıkıyönetimde Kolluk görev ve yetkileri askeri makamlara geçer, temel hak ve özgürlükler kısıtlanabilir veya durdurulabilir, bazı suçlular sıkıyönetim askeri mahkemelerince  yargılanır.</p>
<p>Merkezi İdare<br />
TC illere, iller de bölümlere ayrılır. İllerin idaresinde yetki genişliği esası  var. Kanunla düzenlenir.</p>
<p>Mahalli İdareler<br />
Mahalli idare seçimleri 5 yılda bir yapılır. </p>
<p>YÜKSEK ÖĞRETİM KURUMLARI<br />
Üniversiteler devlet tarafından kanunla kurulur.</p>
<p>Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu; Atatürk Araştırma Merkezi, TTK, TDK dan oluşur.</p>
<p>Hakim ve savcılar azlolunamaz (hakimlik teminatı), anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz, haklardan mahrum bırakılamaz. (madde 139)</p>
<p>DGM 2004 yılında mülga kanun oldu.</p>
<p>YÜKSEK MAHKEMELER<br />
Anayasa Mahkemesi : 11 asıl 4 yedek üyeden oluşur, Cum 2 asıl 2 yedek üye seçer, 40 yaşını doldurmuş ,kamuda 15 yıl çalışmış olmak gerekir. gizli oyla üye sayısının salt çoğunluğuyla seçilir.4 yıl için seçilirler. Yeniden seçilebilirler. 65 yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Kanunların uygunluğunu denetler. Yüce divan sıfatıyla Cum, Başbakan, Bakanlar , Yargıtay&#8230;. başkan ve üyelerini yargılar. Kararı kesindir.</p>
<p>Anayasa değişikliği ve siyasi parti kapatmaya üye sayısının 3/5 ile karar verir. Anayasa Mah. Kararlarını 5 ay içinde alır. İptal kararı geriye yürümez.</p>
<p>Yargıtay: Adliye mahkemelerinin kararlarının son inceleme merciidir.  Hakimler ve Sav. Yük. Kur. tarafından salt çoğunluk ve gizli oyla seçilir. Başkan ve vekilini Cum 4 yıl için seçer. </p>
<p>DANIŞTAY<br />
İdari ve vergi mahkemelerin kararlarının son inceleme merciidir. Başbakan ve Bakanlar Kur. ca gönderilen kanun tasarıları, kamu anlaşmaları, sözleşmeleri iki ay içinde inceleyip bildirir, tüzük tasarılarını incelemek, idari uyuşmazlıkları çözmek, görevleridir.<br />
¾ ü Hakimler Savcılar Yük. Kurulu, 1/4 ü Cum tarafından seçilir.<br />
Üyeleri kendi içinden gizli oyla Başkan seçer. (4 yıl için)<br />
Bağımsızdır, en yüksek idari mahkeme ve devletin en yüksek danışma organıdır. 12 daireden oluşur.</p>
<p>ASKERİ YARGITAY<br />
Askeri mahkeme kararlarının son inceleme merciidir. Üyelerini Cum seçer. Başkan ve vekili rütbe kıdeme göre sırayla belirlenir. </p>
<p>ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ<br />
Askerleri ilgilendiren işlemlere bakar. Üyelerini Genelkurmay Başkanlığı seçer. Her boş yer için Genelkurmayın göstereceği 3 aday arasından Cum seçer. 4 yıl için. Başkan ve vekili rütbe kıdeme göre sırayla belirlenir</p>
<p>UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ<br />
Adli ,idari ve askeri yargı merci arasındaki görev uyuşmazlıklarını çözer. Başkanlığını Anayasa Mahkemesini görevlendireceği üye yapar.</p>
<p>HAKİMLER SAVCILAR YÜKSEK KURULU<br />
Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimler teminatına göre görev yapar. Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanı Müsteşarı tabii üyesidir. Hakim ve savcıları mesleğe kabul etme, atama, nakletme, yükseltme, kadro dağıtma, disiplin cezası verme işlerini yapar. Kurul kararı kesindir, yargı merciine başvurulamaz.</p>
<p>SAYIŞTAY<br />
Daireleri gelir ve giderini , mallarını TBMM adına denetlemek, incelemek, hükme bağlamakla görevlidir .Kararları hakkında 15 gün içerisinde bir kereye mahsusu düzeltme istenebilir. Danıştay ve Sayıştay uyuşmazlığında Danıştay esas alınır. Mali bir denetim organıdır. Vize, Uygunluk belgesi, tescil, görüş bildirme görevleri vardır. Genel uygunluk bildirimini 75 gün içinde TBMM ye sunar</p>
<p>BÜTÇE<br />
Devlet harcamaları yıllık bütçelerle yapılır. Bütçe kanunlarına bütçe dışında hüküm konulamaz.  Bakanlar Kur, bütçe tasarılarını mali yıl başından en az 25 gün önce TBMM ye sunar. 40 üyeli komisyonda incelenir. 55 gün içinde kabul edeceği metni, TBMM de görüşür., karara bağlar.</p>
<p>İNKILAP KANUNLARININ KORUNMASI (5.KISIM – madde 174)<br />
1.Tevhidi tedrisat kanunu<br />
2.Şapka kanunu<br />
3.Tekke ve zaviye kanunu<br />
4.Medeni nikah<br />
5.Beynelminel Erkamın kabulü<br />
6.Türk harflerinin kabulü<br />
7.Efendi, bey gibi lakapların kalkması<br />
8.Bazı kisvelerin giyilemeyeceği kanunu.</p>
<p>*Genel Seçim sonunda YSK nın ilanın takiben 10. gün TBMM Ankara da saat 15 de en yaşlı milletvekili başkanlığında toplanır.</p>
<p>*Anayasanın değiştirilmesi, üye tam sayısının  1/3 ünün yazılı önerisi ile teklif edilebilir .genel kuruda iki defa görüşülür. Teklifin kabulü 3/5 çoğunluğunun gizli oyuyla yapılır. Cum TBMM ye geri gönderebilir. Kanun mecliste 2/3 kabul edilirse Cum kanunu halk oyuna sunabilir.<br />
Geri göndermeden halk oyuna sunarsa Resmi Gazetede yayımlanır. Halkoylamasında yarısından çoğu kabul olmalıdır.1982  Anayasası bu güne kadar 10 kez değişikliğe uğramıştır. 69 madde değişmiştir.</p>
<p>GENEL İDARE<br />
Genel yönetimin merkez örgütü: Cum, Başbakan, Bak. Kur., Bakanları kapsar.<br />
“	“	taşra	“       : İl, İlçe ve bucak yönetiminden oluşur.</p>
<p>Yerel Yönetim Kuruluşları. İl özel yönetimi, belediyeler ve köylerdir.</p>
<p>Hizmetsel Yönetim Kuruluşları: TRT, SSK, KİT gibi.</p>
<p>Denetleme Kuruluşları: DDK, DPK, MGK.</p>
<p>Özel Hukuk Yapılı Kurumlar: Merkez Bankası &#8230;</p>
<p>YÖNETİM HUKUKU: (İDARE HUKUKU)  Yeni (Genç), dağınık (tedvin edilmemiş), içtihatlara dayanan, kamu yararına dayanan, taraflar arası eşitsizlik olan, anlaşmazlıkları idari yargının çözdüğü hukuktur.</p>
<p>İdare hukukunun kaynakları: Anayasa- Kanun-KHK-Tüzük-Yönetmelik-Yargı içtihatları-Teamül ve tatbikat-Öğreti.</p>
<p>İDARİ İŞLEMLER<br />
Tek yanlı işlemler:a)Bireysel: Atama gibi  b)Düzenleyici işlemler: Tüzük, Yönetmelik gibi. (ilgilinin rızası ve onayı yoktur)<br />
İki yanlı işlemler :a)İdari sözleşmeler   b)Özel hukuk kurallarına bağlı sözleşmeler.</p>
<p>YARGISAL DENETİME TABİ OLMAYAN İŞLEMLER<br />
*Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler<br />
*YAŞ kararları<br />
*Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu kararları<br />
*Silahlı kuvvetler  mensuplarının disiplin cezaları<br />
*Uyarı ve kınama cezaları.</p>
<p>İDARİ SÖZLEŞMELER<br />
A)mali iltizam sözleşmesi: Mültezim adı verilen kişinin karşı tarafa hizmet götürmesidir.<br />
B)Kamu istikraz Sözleşmesi: tahvil, bono vb. aracılığıyla halktan borç alınmasıdır.<br />
C)Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi: Kamu hizmetini özel bir kişi kurup işletirse, bunu öngören sözleşmedir.<br />
D)Yer altı ve yerüstü servetlere ilişkin sözleşmeler<br />
E)Orman işletmesi sözleşmesi<br />
F)idari hizmet sözleşmesi.</p>
<p>İDARİ SÖZLEŞME İLKELERİ<br />
Açıklık, serbest rekabet, en uygun bedelin bulunması, sözleşme yapacak kişide belli yeteneğin aranması ilkeleri.<br />
Kapalı teklif, açık artırma ve eksiltme, pazarlık, yarışma usulleriyle yapılır.  İhale kararı alamaya ihale komisyonu yetkilidir. Harcama sözleşmeleri 3 gün içinde sayıştaya gönderilir. Sayıştay 15 gün içinde cevap verir.</p>
<p>YÖNETİMİ ETKİLEYEN ANAYASAL İLKELER<br />
1.Hukuk devleti<br />
2.Sosyal Hukuk Devleti.<br />
3.Laiklik<br />
4.Merkezden ve yerinden yönetim<br />
5.Yönetim bütünlüğü</p>
<p>HUKUK DEVLETİ İLKESİNİN GEREKLERİ<br />
Temel haklar güvenliği (koruyucu haklar, isteme hakları, katılma hakları), yasal yönetim, yasaları anayasayla denetimi, yönetimin yasalarla denetimi, erkler ayrılığı, demokratik rejim.</p>
<p>SOSYAL DEVLET AMAÇLARI<br />
Milli geliri artırmak, adaletli dağılımı sağlamak, özgürlükler için maddi imkan yaratmak, sosyal güvenlik.</p>
<p>YETKİ GENİŞLİĞİ<br />
Genel yönetimin taşrada bulunan üst yöneticilerine belli konularda, merkeze danışmadan karar alma ve uygulama hakkı vermesidir . Yetki genişliği sadece illerde vali tarafından kullanılır.</p>
<p>İDARİ VESAYET<br />
İdarenin bütünlüğü için Merkezi İdareye yerinden yönetim kuruluşlarını belli ölçüde denetleme yetkisi verilmesidir.</p>
<p>*Başbakanlık her yıl bir “Düstur” yayımlar. İçinde o yıl içinde çıkan yasa, tüzük, yönetmelik &#8230; yer alır.</p>
<p>*Bir geleneğin hukuk kuralı olabilmesi için süreklilik, genel inanç, devlet desteği gerekir.</p>
<p>*İçtihadı birleştirme kararı resmi gazetede yayımlanır.</p>
<p>*Doktrin (öğreti):Hukukla uğraşanların görüşleridir.</p>
<p>MERKEZDE YARDIMCI KURULUŞLAR<br />
MGK-DPT-Danıştay-Sayıştay-DDK</p>
<p>MGK, ayda bir toplanır, görüşmeler gizlidir, gerektiğinde kamuoyuna bilgi verilir.</p>
<p>DPT, 30 Eylül 1960 da yasa ile kurulmuştur. 1982 anayasasının 166. maddesi kalkınmanın planlı olmasından bahseder. Başbakana ve bir bakana bağlıdır. Yıllık plan hazırlar.</p>
<p>DDK- 1981 yılında kurulmuş, 1982 anayasasında Cum bağlandığı benimsenmiştir. Araştırma ve denetleme kuruludur. Soruşturma yapmaz. 9 üyeden oluşur. Cum atar. Başkanının Cum seçer. TSK ve yargı organları görev alanı dışındadır. Kararları gizlidir. Rapor Cum.na sunulur.</p>
<p>TAŞRA ÖRGÜTÜ<br />
İL YÖNETİMİ- Vali- İl Yönetim Başkanları- Yönetim Kurulu.<br />
VALİ- İller yasa ile kurulur. Vali ilde, devletin, hükümetin ve bakanların temsilcisidir. Vali istisnai memurluktur İçişleri bakanın önerisi, Bakanlar Kurulunun kararı ve Cum onayı ile atanır. İlde genel emirler çıkarır. Kamu düzenini, güvenliği sağlar, kolluk güçlerinden ve olağanüstü durumlarda askeriyeden yararlanır. İlde genel gözetim yapar. Savcıdan kamu davası açmasını isteyebilir. cezaevlerini korur, gözetir. Konsoloslar ile ilişki kurar, vesayet yetkisi vardır.<br />
Merkez ilçeden sorumludur. Vali merkez ilçenin kaymakamıdır.</p>
<p>İl yönetim Başkanları: Valiye bağlıdırlar. Defterdar, Jandarma Komutanı, Emniyet müdürü, kültür müdürü&#8230; merkezle yazışmaları vali aracılığıyla yaparlar.</p>
<p>İl Yön Kur.: Vali başkanlığında, Hukuk işleri müdürü, defterdar, milli eğitim müdürü, bayındırlık müdürü, sağlık müdürü, &#8230;oluşan kuruldur. Mahalle kurulması, köy kurulması&#8230; kararları alırlar.</p>
<p>İL ÖZEL İDARESİ<br />
A)İLGENEL MECLİSİ: İl genel bütçesini kabul eder, yıllık program yapar, istikraz sözleşmesi yapar.<br />
B)İL DAİMİ ENCÜMENİ: İl bütçe tasarılarını inceler, ihale kararı alır, kamulaştırma kararı alır.<br />
İl genel meclisi İl özel idaresinin en yüksek görüşme ve karar organıdır.<br />
İLÇE YÖNETİMİ<br />
KAYMAKAM: İlçe yönetiminin başıdır. Valinin gözetim ve denetimindedir. Kararname ile atanır. Olağanüstü durumlarda askerden yardım isteme yetkisi yoktur. </p>
<p>İlçe yönetim Başkanları: Yazı işleri müdürü, mal müdürü, emniyet amiri, jandarma komutanı&#8230; </p>
<p>BUCAK YÖNETİMİ<br />
Kasaba ve köylerden meydana gelir. İçişleri bakanı kararı ve Cum onayı ile bucak kurulur. Bucak müdürü bakar. İçişleri bakanı atar. Vali emrindedir.  Lise mezunu olmak gerekir.</p>
<p>KÖY İDARESİ<br />
1924	yılında çıkan köy kanunu  ile kurulmuştur. A)Köy derneği: Köy İhtiyar meclisi ile muhtarı seçmek, isteğe bağlı işerin zorunlu hale gelmesini sağlamak, belirlenememesi halinde köy imamını seçmek.<br />
B)Köy ihtiyar meclisi: Köy işlerini sıraya koymak, kamulaştırma yapmak.<br />
C) Muhtar: Mevzuat ilan etmek, güvenliği sağlamak, adli işlemleri takip etmek, sağlığı korumak, salgın ve bulaşıcı hastalığı hükümete bildirmek, asker ve vergilerde hükümete yardımcı olmak.</p>
<p>KÖY GELİRLERİ: Salma, İmece, Diğer gelirler.</p>
<p>KAMU MALLARI<br />
Özel mallar- Sahipsiz mallar- Orta malları- Hizmet malları.<br />
Kamu malları satılamaz, kamulaştırılamaz. İpotek yapılamaz, haczedilemez, zamanaşımı ile sahip olunamaz, vergiden muaftır, sınırlı bir kısmı tapu kütüğüne yazılır.</p>
<p>YÖNETİMİN MAL EDİNME YÖNTEMLERİ<br />
KAMULAŞTIRMA (İstimlak)- Konusu taşınmaz mallardır.<br />
TAŞINIR MAL KAMULAŞTIRMASI (İstimval) Olağanüstü dönemlerde yapılır.<br />
Kamulaştırma bedel davalarına Asliye Hukuk Mahkemeleri bakar. Geçici işgali İl İdare Kurulu yapar.</p>
<p>İDARİ KOLLUK<br />
Güvenlik, Esenlik, Sağlık, Genel ahlakın korunması uğraş alanlarıdır.</p>
<p>KOLLUK GÜÇLERİ<br />
Genel 			Özel<br />
Jandarma		Köy kolluğu<br />
Polis			Belediye kolluğu<br />
			Gümrük     “<br />
			Orman       “<br />
			Diğerleri</p>
<p>KOLLUK YETKİSİNİ KULLANAN YERLER<br />
Bakanlar Kurulu<br />
İçişleri Bakanlığı<br />
Vali, Kaymakam, Bucak müdürleri<br />
Özel kolluk yerleri</p>
<p> TBMM ‘NİN GÖREVLERİ<br />
*Kanun koymak, değiştirmek<br />
*Bakanlar kuruluna KHK çıkarma yetkisi vermek (Yetki Kanunu ile verir- Olağanüstü dönemlerde yetki kanununa gerek yok)<br />
 *Bütçe tasarılarını görüşmek, kabul etmek<br />
*Bakanlar Kurulunu denetlemek<br />
*Ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek<br />
*Milletler arası anlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak<br />
*Para basılmasına karar vermek<br />
*savaş ilanına karar vermek<br />
*genel ve özel af ilanına karar vermek<br />
*Savaş hali ilanı ve silahlı kuvvetlerin kullanılmasına karar vermek.</p>
<p>NOTLAR<br />
Önemli: TBMM bir yasama yılında en fazla 3 kez tatil yapabilir. Ekim ayının ilk  günü Cum açılış konuşması ile çalışmalarına başlar, TBMM Bütçe komisyonu 40 kişiden oluşur, 25 iktidar, 15 muhalefet üyesi. Cumhurbaşkanın tek veto edemediği kanun BÜTÇE kanunudur. Milletlerarası anlaşmalar kanun niteliğindedir. İtiraz edilemez.</p>
<p>*TBMM toplantı yeter sayısı: üye tam sayısının 1/3 ü (184 kişi)<br />
*TBMM karar yeter sayısı: toplantıya katılanların salt çoğunluğudur. Üye sayısının ¼ ünden az olamaz.<br />
*TBMM üyelerinin %5 i boşalırsa ara seçimlere gidilir.(3 ay içinde karar verilir) Ara seçim her seçim döneminde 1 kez yapılır. Genel seçimsen 30 ay geçmedikçe, genel seçime 1  yıl kala ara seçim yapılmaz.</p>
<p>*Kanun teklif etmeye Bakanlar kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.<br />
*Bakanlar Kurulu- Kanun Tasarısı (kanun projesi),  Milletvekilleri- Kanun teklifi verir.</p>
<p>*KHK olağan dönemlerde Bakanlar Kur. tarafından, Olağanüstü dönemde Cum başkanlığında toplanan Bak. Kur. tarafından çıkarılır.<br />
*KHK ile kişi hakları ve ödevleri düzenlenemez. KHK ler  başka tarih belirtilmemişse Resmi Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girer.</p>
<p>*Başbakanın Yüce Divana sevki halinde Hükümet düşmüş sayılır.</p>
<p>*Osmanlının yönetim biçimi mutlak monarşidir.</p>
<p>*1961 ve 1982 ortak özellileri: anayasalar askeri müdahaleler sonucu oluştu.(bir kanadı sivil, diğer,i askeridir.) halk oyuna sunularak kesinleşti (1961 %61 evet, 1982 %91 evet) . Sivil kanadın Bakanlar Kur. kurma ve düşürme yetkisi yoktur.</p>
<p>*1961 ve 1982 farkları:Danışma meclisi, temsilciler meclisine göre daha fazla bürokrasi ağırlıklı,1982 anayasası daha kazuistik, daha sert, temel hak ve özgürlükler daha fazla kısıtlanmış, otorite ağırlığı var. </p>
<p>*Parlamenter sistem yarı doğrudan demokrasilerde görülür. Aracı referandumdur. Referandum, Anayasal değişikliğin halk oylamasına sunulmasıdır.</p>
<p>*1982 anayasasında seçimlerin genel oy, eşit oy, gizli, açık sayım , yargı ve denetim organlarının denetiminde yapılması var.<br />
Genel oy, herkesin oy hakkına sahip olasıdır. Eşit oy, sadece bir oy hakkına sahip olmasıdır.</p>
<p>*Kanuni Hakim güvencesi: Hiç kimse tabi olduğu mahkemeden başka mahkemeye çıkarılamaz.</p>
<p>*Sosyal devlet ilkesi ilk kez 1961 anayasasında benimsenmiştir. DPT 1961 anayasasıyla  kurulmuştur.</p>
<p>*Jandarma devlet: devletin görevi savunmadır der.</p>
<p>*Polis devlet: Hukuk unsuru yoktur. Vatandaşlara hukuki güvence verilmemiştir.17.18 yy.da Almanya’da görülmüştür.</p>
<p>*Hangi durumda olursa olsun, yaşama hakkına, kişinin maddi manevi bütünlüğüne dokunulamaz, din vicdan düşünce açıklamasına zorlanamaz, suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, karar verilmedikçe kimse suçlu sayılmaz. </p>
<p>*1982 anayasasında hak ve hürriyetler:<br />
A-Kişi Hak ve Hürriyetleri<br />
-Kişi hürriyeti<br />
-Kişinin dokunulmazlığı<br />
-zorla çalıştırılma yasağı<br />
-özel hayatın gizliliği<br />
-din ve vicdan hürriyeti<br />
-düşünceyi açıklama hürriyeti<br />
-basın hürriyeti</p>
<p>B-Sosyal ve ekonomik haklar<br />
-Eğitim ve öğretim hakkı<br />
-Ailenin korunması hakkı<br />
-Özelleştirme<br />
-Çalışma hakkı<br />
-grev ve sendika hakkı<br />
-sosyal güvenlik hakkı</p>
<p>C-Siyasi haklar<br />
-Vatan hizmeti<br />
-Vergi hakkı<br />
-Dilekçe hakkı<br />
-Türk vatandaşlığı hakkı<br />
-seçme ve seçilme hakkı<br />
-kamu hizmetine girme hakkı</p>
<p>*Cumhurbaşkanı Yargıtay üyesi seçemez.</p>
<p>*KARŞI İZMA: Cum. Bakanlar kurulu ile  birlikte yaptığı işlemlerden Başbakan ve Bakanlar sorumludur.</p>
<p>*Cum Genel Sekreterliği (Devlet denetleme kurulu) 1982 anayasası ile Cum kararnamesi ile düzenlenmiştir.</p>
<p>*TBMM genel seçimlerinden önce Adalet, Ulaştırma ve İçişleri bakanları çekilr.</p>
<p>*Olağanüstü Hal İlan etme yetkisi Cum başkanlığında toplanan Bak.Kur.aittir.</p>
<p>*Savaş halinde sıkı yönetim ilan edilir. Diğer olaylarda olağanüstü hal ilan edilir.</p>
<p>*Sayıştay ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu, anayasada sayılmış Yüksek mahkemeler arasında yer almaz, fakat yüksek mahkeme statüsündedirler.</p>
<p>*Devletin şekli, Cumhuriyetin nitelikleri, İstiklal marşı, Türk bayrağı ve Başkent Ankara anayasanın değiştirilemeyecek hükümleri arasındadır.</p>
<p>*Laiklik 1924 anayasasına 1937 de yapılan değişiklikle girmiştir.</p>
<p>*Yerel yönetim merkezi yönetime karşı daha demokratiktir, ama ülke bütünlüğü sarsılabilir,Partizanca uygulamalara yol açabilir, mali denetimde güçlükler olabilir.</p>
<p>*Hiyerarşik amirler<br />
Merkez İdarenin başkent teşkilatı    &#8211;    Bakan<br />
İl özel idaresi    &#8211;   Vali<br />
Belediye idaresi   &#8211;    Belediye Başkanı<br />
Köy idaresi   &#8211; Muhtar.</p>
<p>*Jandarma kolluk yetki ve görevleri yönünden İçişleri Bakanına bağlı, Eğitim ve öğretim yönünden Genel Kurmay Başkanlığına bağlıdır, Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde örgütlenmiştir.</p>
<p>*Köy korucuları Köy ihtiyar meclisi tarafından tutulur, Kaymakam emri ile işe başlar.</p>
<p>*Sağlık eğitim hizmetleri İdari kamu hizmetlerine, SSK, BAĞKUR, İŞKUR  sosyal kamu hizmetlerine girer.</p>
<p>*Devlet adına imtiyaz verme yetkisi Bakanlar Kuruluna aittir.</p>
<p>*İlk bölgesel kalkınma planı GAP tır.</p>
<p>*Belediye başkanı mazeretsiz kesintisiz 20 gün işe gelmezse Belediye başkanlığı düşer. Belediye Meclisi Belediye başkanı hakkında yetersizlik kararı verirse Belediye başkanı İçişleri Bakanı önerisi ve Danıştay incelemesi sonucu düşebilir.</p>
<p>EKLER </p>
<p>7.5.2004-5170/1 madde kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. devlet bunu yaşama geçirmekle yükümlüdür.<br />
2001-47069-23 Türk ana veya Türk babanın çocuğu Türk’tür.<br />
2001- Vatandaşlar dilekçe verebilir- karşılığı kendilerine yazılı olarak gecikmeden yapılır.<br />
2005-5370/1 RTÜK Kanunu Radyo ve TV istasyonu kurmak, kanunla düzenlenecek şartlarla serbesttir. RTÜK 9 üyeden oluşur.</p>
<p>07.05.2004 tarihinde anayasada yapılan değişiklikler:<br />
1.Kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu, devletin bunu yaşama geçirmekle sorumlu olduğu. Madde 10<br />
2.Savaş dışında kişinin yaşama hakkına, maddi manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz. Ölüm cezalarının infazının önü kapandı. Madde 15<br />
3.Mahkemece verilen ölüm cezaları nedeniyle kişinin maddi manevi varlığına dokunabilme kaldırıldı. madde 17<br />
4.Kanuna uygun basımevleri hizmetten alıkonulamaz. Madde 30<br />
5. Savaş, terör vb nedenlerle ölüm ve müsadere (mala el koyma) cezası verilemez.<br />
6.Mahkemece verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar verme TBMM nin görevleri arasından çıkarılmıştır.<br />
7.Genek Kurmay Başkanının YÖK e üye seçme yetkisi  kaldırılmıştır. YÖK üyelerini Üniversiteler, Bakanlar Kurulu, Cum seçer. Atama yetkisi Cum nındır.<br />
8.DGM yi düzenleyen 143. madde kaldırılmıştır.<br />
9.Sayıştayın Silahlı kuvvetler elinde bulunan malları denetleme yetkisi genişletilmiştir.</p>
<p>ULUSLAR ARASI KURULUŞLAR</p>
<p>AVRUPA BİRLİĞİ<br />
18 Nisan 1951 de altı Avrupa Devleti (Belçika, Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Lüksemburg) Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu adı altında kuruldu.1957 de Roma’da atılan imza ile Avrupa Ekonomik Topluluğu adını aldı.1958 de yürürlüğe girdi.<br />
Üye sayısı bugün 25 dir.</p>
<p>Sonradan katılanlar:<br />
 İNGİLTERE 1973, İRLANDA 1973, DANİMARKA 1973 de<br />
YUNANİSTAN 1981, İSPANYA 1986, PORTEKİZ 1986 da,<br />
AVUSTURYA 1995, İSVEÇ 1995İ FİNLANDİYA 1995 de,<br />
*POLONYA, MACARİSTAN, LİTVANYA, LETONYA, ESTONYA, SLOVAKYA, ÇEK CUM, SLOVENYA, MALTA, KIBRIS RUM KESİMİ Mayıs 2004 de üye oldular. 10 ülke.</p>
<p>TÜRK- AB İLİŞKİLERİ<br />
1959 Ortaklık anlaşması için AET ye başvurma<br />
1963 Ankara Anlaşması imzalandı<br />
1964  “		“ 	yürürlüğe girdi<br />
1973 Katma protokol yürürlüğe girdi, geçiş dönemi başladı.<br />
1987 Tam üyelik başvurusunda bulunuldu.<br />
1996 GÜMRÜK BİRLİĞİ kuruldu.</p>
<p>AB   ORGANLARI<br />
Avrupa Zirvesi<br />
Avrupa Parlamentosu (Birliğin tek demokratik organıdır)<br />
Avrupa komisyonu<br />
Bakanlar Konseyi<br />
Adalet Divanı</p>
<p>AB FİNANSMAN KURULUŞLARI<br />
Avrupa Yatırım Bankası<br />
AB Bütçesi<br />
Avrupa Parasal İşbirliği Fonu<br />
Avrupa Garanti ve yönlendirme Fonu<br />
Avrupa Sosyal Fonu<br />
Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu<br />
Avrupa Kalkınma Fonu</p>
<p>*AB 1 Ocak 1993 de Tek Pazara geçmiştir.<br />
*AB ortak parası EURO dur 1 Ocak 2002 de dolaşıma girdi, AB üyesi olup EURO kullanmayan ülkeler: İngiltere, Danimarka, İsveç</p>
<p>IMF( ULUSLAR ARASI PARA FONU)</p>
<p>Uluslar arası parasal işleri düzenlemek amacıyla 1945 de kurulmuştur. Merkezi Washington’dur. 1997 yılı itibariyle üye sayısı 181 dir.<br />
En yetkili organı Guvernörler Kuruludur. Para birimi SDR dir.(Özel çekme hakları)<br />
Türkiye IMF ye 1947 yılında üye olmuştur.</p>
<p>DÜNYA BANKASI<br />
1945 de kurulmuştur. Üye ülkelere proje kredileri verir. Savaş sonrası yapılanma için yardımda bulunur, gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere mali destek sağlamak amaçlarıdır.</p>
<p>NATO (KUZEY ATLANTİK ANLAŞMASI ÖRGÜTÜ)<br />
Örgütü 4 Nisan 1949 da 12 devlet Washington’da kurdu. (Belçika, Kanada, Danimarka, ABD, Fransa, İngiltere, İzlanda, ,İtalya, Lüksemburg, Norveç, Hollanda, Portekiz) Kuzey Atlantik’te barış ve güvenliği sağlamak amacıdır. Şu an 26  üyesi var. Avrupa Kıtasından olmayan iki ülke ABD ve Kanada. Merkezi Brüksel’de. En yüksek organı Askeri Komitedir.</p>
<p>Sonradan katılanlar:<br />
1952 de TÜRKİYE ve YUNANİSTAN<br />
1955 de FEDERAL ALMANYA<br />
1982 de İSPANYA<br />
1999 da ÇEK CUM, MACARİSTAN, POLONYA<br />
2004 de BULGARİSTAN, ESTONYA, LETONYA, LİTVANYA, ROMANYA, SLOVAKYA, SLOVENYA</p>
<p>*NATO üyesi ülke başkanlarının katılacağı NATO zirvesi 27-29 Haziran 2004 de İstanbul’da yapılmıştır.</p>
<p>HEM AB- HEM NATO ÜYESİ OLAN ÜLKELER<br />
19 ÜLKE- Belçika, Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda,  Danimarka, İngiltere, Lüksemburg, Portekiz,Yunanistan, İspanya,Polonya, Macaristan, Litvanya, Letonya, Estonya, Slovakya, Solovenya, Çek Cum, )</p>
<p>NOTLAR:<br />
*2.Dünya Savaşı sonrası Türkiye’de en büyük ekonomik gerileme 2001 yılında yaşandı.<br />
*2001 yılındaki tek olumlu gelişme ihracatın % 12,3 oranda artmasıdır<br />
*Son 20yıl içinde ekonomide en büyük büyüme1997 de, en büyük küçülme 2001 dedir.<br />
*Dünyada ilk beş ekonomi: ABD-JAPONYA-ALMANYA-KANADA-ÇİN<br />
*Türkiye’de en yüksek enflasyon 1994 de görüldü.<br />
*    “	      dalgalı döviz kuru uygulanmaktadır.<br />
*Bankacılığı Bankacılık Denetleme Düzenleme Kurulu denetler.<br />
*Devletçe el konulan mallar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna aktarılır.<br />
*Piyasada denge sağlamak için döviz alım satımını Merkez Bankası yapar.<br />
*GSMH nın sektörlere göre dağılımı: Hizmetler- Sanayi- Tarım.<br />
*2000 nüfus sayımına göre nüfus artışı % 1,8 dir.<br />
*Ülkemizde işgücünün sektörlere göre dağılımı: Hizmetler- Tarım-Sanayi.<br />
*Türkiye OECD’nin kurucu üyesidir.<br />
 *Para yönetimini Hazine yapar.<br />
*Türkiye 2003 de % 5,9 büyümüştür.<br />
*2000 nüfus sayımına göre T.C 67.845 bin nüfusa sahip.<br />
*Nüfusun % 35 i tarımda çalışmakta.<br />
*Türkiye Avrupa Konseyine 1950 de üye oldu.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin üye olduğu uluslararası kuruluşlar<br />
Asya Kalkınma Bankası (ASDB)<br />
Uluslararası İmar Bankası (BIS)<br />
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Konseyi (KEI)<br />
Gümrük İşbirliği Konseyi (CCC)<br />
Avrupa Konseyi (CE)<br />
Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı (CERN)<br />
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD)<br />
Avrupa Ekonomik Konseyi (ECE)<br />
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO)<br />
Gıda ve Tarım Teşkilatı (FAO)<br />
Ticaret ve Gümrük Tarifeleri Genel Anlaşması (GATT)<br />
Uluslararası Atom Enerji,Kurulu (IAEA)<br />
Uluslararası Ekonomik İşbirliği Bankası (IBRD)<br />
Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı (ICAO)<br />
Uluslararası Ticaret Odası (ICC)<br />
Uluslararası Serbest Ticaret Sendikaları Konfederasyonu (ICFTU)<br />
Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi (ICRM)<br />
Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA)<br />
İslam Kalkınma Bankası (IDB)<br />
Uluslararası Enerji Kuruluşu (IEA)<br />
Uluslararası Tarım Gelişimi Fonu (IFAD)<br />
Uluslararası Finans Teşekkülü (IFC)<br />
Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu (IFRCS)<br />
Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO)<br />
Uluslararası Para Fonu (IMF)<br />
Uluslararası Denizcilik Teşkilatı (IMO)<br />
Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı (INMARSAT)<br />
>Uluslararası Telekomünikasyon Uydu Teşkilatı (INTELSAT)<br />
>Uluslararası Polis Teşkilatı (INTERPOL)<br />
>Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC)<br />
>Uluslararası Göçmen Teşkilatı (IOM)<br />
>Uluslararası Standartlaşma Teşkilatı (ISO)<br />
>Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITO)<br />
>Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi (NACC)<br />
>Kuzey Atlantik Savunma Parkı (NATO)<br />
>Nükleer Enerji Kurulu (NEA)<br />
>Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD)<br />
>İslam Konseyi (ICO)<br />
>Avrupa İşbirliği ve Güvenlik Teşkilatı (OSCE)<br />
>Daimi Hakemlik Mahkemesi (PCA)<br />
>Birleşmiş Milletler (BM)<br />
>BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) (1964 DE Cenevre’de toplandı)<br />
>BM Eğitim, Bitim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO)<br />
>BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR)<br />
>BM Endüstri ve Gelişme Teşkilatı (UNIDO)<br />
>BM Irak-Kuveyt Gözlem Misyonu (UNIKOM)<br />
>BM Filistin Mültecileri Yardım Komisyonu (UNRWA)<br />
>Evrensel Posta Sendikası (UPU)<br />
>Batı Avrupa Konseyi (WEU)<br />
>Dünya Ticaret Sendikası Federasyonu<br />
>Dünya Sağlık Örgütü (WHO)<br />
>Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WPO)<br />
>Dünya Meteoroloji Teşkilatı (WMO)<br />
>Dünya Ticaret Teşkilatı (WTO)</p>
<p>Türkiye&#8217;nin kurucu üye olduğu uluslararası kuruluşlar<br />
Uluslar arası Kuruluş		Kuruluş Yılı<br />
BM				1945<br />
UNESCO			1945<br />
OECD				1960<br />
İKÖ				1969<br />
AGİT				1975<br />
KEİ				1992<br />
D-8				1997<br />
ECO				1985<br />
DTÖ				1995</p>
<p>KISALTMALAR<br />
GATT: Gümrük tarifeleri ve ticaret anlaşması<br />
G-5 :Fransa, Almanya, Japonya, İngiltere, ABD<br />
G-7:G-5 + İtalya, Kanada<br />
EFTA: Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi (İng, Danimarka, Avusturya, Portekiz, İzlanda, İsviçre, Finlandiya)<br />
NORDİK TOPLULUĞU: Kuzey Avrupa ülkeleri<br />
LAFTA: Latin Amerika Serbest Ticaret Bölgesi<br />
NAFTA : Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (ABD, Meksika, Kanada..) Şili değil.<br />
APEC: Asya ve Pasifik Ekonomik İşbirliği (ABD, Japonya, Brınei, Papua Yeni Gine&#8230;) Avrupa ülkeleri üye değil.<br />
ASEAN:Güney Doğu Asya Uluslar arası Örgütü ( Endonezya, Malezya, Myanmar, Laos&#8230;) </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/vatandaslik-nedir-2.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet, demokrasi, anayasa, Vatandaşlık hakları ve sorumlulukları</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/devlet-demokrasi-anayasa-vatandaslik-haklari-ve-sorumluluklari.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/devlet-demokrasi-anayasa-vatandaslik-haklari-ve-sorumluluklari.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 19:33:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hangi]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi]]></category>
		<category><![CDATA[Millet]]></category>
		<category><![CDATA[Organlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ortak]]></category>
		<category><![CDATA[Temel]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Vatan]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>
		<category><![CDATA[Yurt]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11808</guid>
		<description><![CDATA[A – KAVRAMLAR Devlet : Bir vatan üzerinde yaşayan insan topluluğunun beraber ve bir düzen içerisinde yaşamak amacıyla kurduğu örgütlenmeye devlet denir. Devleti Meydana Getiren Unsurlar: Vatan, millet ve egemen kuvvettir. Demokrasi : Halkın kendisini yönetecek kişileri kendi iradesiyle seçtiği yönetim biçimidir. Demokrasinin Temel İlkeleri: Milli egemenlik, hürriyet ve eşitlik, siyasi partilerdir. Anayasa : Devletin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>A – KAVRAMLAR<br />
Devlet	: Bir vatan üzerinde yaşayan insan topluluğunun beraber ve bir düzen içerisinde yaşamak amacıyla kurduğu örgütlenmeye devlet denir.<br />
Devleti Meydana Getiren Unsurlar: Vatan, millet ve egemen kuvvettir.<br />
Demokrasi	: Halkın kendisini yönetecek kişileri kendi iradesiyle seçtiği yönetim biçimidir.<br />
Demokrasinin Temel İlkeleri: Milli egemenlik, hürriyet ve eşitlik, siyasi partilerdir.<br />
Anayasa	: Devletin yönetim şeklini kişilerin haklarını ve ödevlerini, devlet organlarını ve bu organlar arasındaki ilişkileri belirten en genel hukuk kurallarıdır.<br />
Anayasalarımız	: 1921 Anayasası, 1924 Anayasası, 1961 Anayasası, 1981 Anayasası.<br />
Vatandaş	: Aynı topraklar üzerinde yaşayan ve aynı devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan kişilerdir.<br />
Kamu	: Bir ülkede yaşayan insanların tümüdür. <span id="more-11808"></span><br />
Kamuoyu	: Her hangi bir konu üzerinde halkın benimsediği genel düşünce ve ortak kanaattir.<br />
Sivil Toplum Örgütleri: Devletin müdahalesi dışında kalmış ve bireylerin kendi kendilerini yönlendirebildikleri demokratik bir yapıdır.  Sendika, vakıf, dernek gibi. </p>
<p>B &#8211; TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN YÖNETİM YAPISI</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yönetim yapısı üçe ayrılır:<br />
1.	MERKEZİ YÖNETİM: Merkezî yönetimin başında Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu vardır.  Bakanlar Kurulu, başbakan ve bakanlardan meydana gelir.<br />
a.  Cumhurbaşkanı	: Devletin başıdır.  Türkiye Cumhuriyeti’ni ve milleti temsil eder.  Cumhurbaşkanı seçilebilmek için kırk yaşını doldurmuş olmak, yüksek öğrenim yapmış olmak, TBMM üyesi ya da milletvekili seçilebilme yeterliliğine sahip olmak gibi şartlar gereklidir. Cumhurbaşkanı, meclis tarafından üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun oylarıyla seçilir.<br />
Görevleri:  Yurt içinde ve dışında devleti temsil etmek, yasaları yayınlatmak, yüksek dereceli memurları atamak, uluslararası antlaşmaları  onaylamak, yasaları tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye geri göndermek.<br />
b. Başbakan ve Bakanlar Kurulu: Başbakan,TBMM üyeleri arasından Cumhurbaşkanınca atanır.  Bakanlar Kurulu üyeleri, başbakan tarafından seçilir ve cumhurbaşkanınca atanır.  Meclis dışından da bakan seçilebilir.<br />
Başbakan, bakanlıklar arasında iş birliğini sağlar.  Hükümetin genel programının uygulanmasından o sorumludur.<br />
Devletin önemli işleri, Bakanlar Kurulunda görüşülerek karara bağlanır.<br />
c.  Merkezdeki Yardımcı Kuruluşlar:<br />
Milli Güvenlik Kurulu: Milli Güvenlik Kurulu, hükümete yardımcı olan bir kuruluştur.  Kararların uygulanmasından hükümet sorumludur.  Asker ve sivillerden oluşur.<br />
Devlet Planlama Teşkilatı: Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma konularının planlanmasında hükümete yardımcı olan, danışmanlık yapan, plan ve program hazırlayan başbakanlığa bağlı bir kuruluştur.<br />
Danıştay	: En yüksek idârî mahkeme, danışma ve inceleme organıdır.  Bağımsız bir kuruluştur.<br />
Sayıştay	: Devletin gelir ve giderlerini, TBMM adına denetleyen, yargı yetkisi de bulunan kuruluştur. </p>
<p>2.	İL YÖNETİMİ: İl yönetimi ;merkezi yönetime bağlı illerle bu illere bağlı ilçeler,ilçelere bağlı bucak ve köylerden oluşur.  Ayrıca ,nüfusu köyden fazla ,ilçeden az belediye yönetimi bulunan ve “Belde” adını alan yönetim birimleri bulunur.<br />
-Her ilin başında hükümetin atadığı bir vali vardır.<br />
-Her ilçenin başında  hükümetin atadığı bir kaymakam vardır.<br />
-Bucakların başında ise hükümetin atadığı bir bucak müdürü vardır.<br />
-Köylerin başında köylülerin seçtiği ve kaymakama bağlı olan muhtar görev yapar. </p>
<p>* İLDE VALİYE BAĞLI OLAN BİRİMLER ŞUNLARDIR:<br />
-Özel Kalem Müdürlüğü<br />
-İl Milli Eğitim Müdürlüğü<br />
-İl Emniyet Müdürlüğü<br />
-İl Jandarma Komutanlığı<br />
-İl Sağlık Müdürlüğü<br />
-İl Nüfus Müdürlüğü<br />
-İl Kültür Müdürlüğü<br />
-İl Tarım Müdürlüğü<br />
-İl Turizm Müdürlüğü<br />
-İl Bayındırlık Müdürlüğü<br />
-İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü<br />
-İl Defterdarlığı<br />
-İl Veteriner Müdürlüğü<br />
İlde mahkemeler ,savcılıklar ve askerlik şubeleri de bulunur fakat,  bunlar valiliğe bağlı değildir. İllerde il yönetim kurulu, ilçelerde ilçe yönetim kurulu vardır. Bucaklarda bucak meclisi vardır. </p>
<p>3. YEREL YÖNETİMLER:<br />
Üç tür yerel yönetim vardır.<br />
a-İl Özel Yönetimi<br />
b-Belediye Yönetimi<br />
c-Köy Yönetimi</p>
<p>a-İL ÖZEL YÖNETİMİNİN BAŞLICA ORGANLARI<br />
1. Vali   2. İl Genel Meclisi  3. İl Daimi Encümeni</p>
<p> b-BELEDİYE YÖNETİMİNİN BAŞLICA ORGANLARI<br />
1.   Belediye başkanı	:5 yılda bir halk tarafından seçilirler.<br />
2. Belediye meclisi	:Belediyenin genel karar organıdır. Üyeleri o yörenin halkı tarafından seçilir. Üye sayısı yörenin büyüklüğüne göre çoğalır. Belediye meclisine, belediye başkanı başkanlık eder.<br />
3. Belediye encümeni	: Belediyenin ikinci karar organıdır. Yazı işleri, hesap işleri, sağlık işleri,fen işleri,veteriner,teftiş kurulu müdürleri gibi yöneticiler belediye başkanının başkanlığında toplanır.<br />
        Önemli kararları belediye meclisi alır. Bu kararlar doğrultusunda işleri belediye encümeni yürütür. Belediyelerin bütçeleri, vali ya da kaymakam tarafından onaylanarak yürürlüğe girer.<br />
        BELEDİYELERİN GÖREVLERİ ŞUNLARDIR:<br />
o        Gıda maddelerinin sağlık koşullarına uygun olarak üretilip üretilmediğini denetler.<br />
o        Ekonomik alanda denetleme ve fiyat tespiti yapar.<br />
o        İş ruhsatları ve bina yapım belgeleri verir.<br />
o        Su işleriyle ve ısınmayla ilgilenir.        </p>
<p>          c. KÖY YÖNETİMİ<br />
          Köy kanununa göre , köyler oluşturulur. Köy kurma yetkisi iç işleri bakanlığına verilmiştir. Köyler 442 sayılı Köy kanunu ile yönetilir. Köy tüzel kişiliğinin organları; muhtar, köy ihtiyar heyeti ve köy derneğidir. Muhtar köyde hem yerel yönetimin hem de özel yönetimin başıdır. Köy ilköğretim okulu müdürü ve köy imamı köy ihtiyar heyetinin doğal üyeleridir.  Diğer üyeler 5 yılda bir seçilen üyelerdir bunlara aza da denir. Köy yönetiminin geliri köylünün gelir durumuna göre alınan salma adındaki vergidir.  Köy halkı bazı işleri ortaklaşa çalışarak yaparlar buna imece denir.  </p>
<p>C – VATANDAŞLIK HAKLARI</p>
<p>Vatandaşlık Hakları     : Kişilerin toplumla ilişkilerinden doğan haklara denir.  Üç gruptur.<br />
1.  SOSYAL HAKLAR: Toplum yaşamında herkese insanlık onuruna yaraşır bir yaşam düzeyi, sağlamayı amaçlayan haklardır.  Sosyal haklardan başlıcaları; ailenin korunması, eğitim ve öğrenim hakkı, sağlık, çevre ve konut hakkı, gençliğin korunması ve sporun desteklenmesi, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması gibi haklardır .<br />
Bir Ülkede Sosyal Haklar Eşitlikle Korunmadığında Şu Sorunlar Ortaya Çıkar:<br />
1.       Toplumda ekonomik açıdan güçsüz olanlar, güçlüler karşısında korunamaz ve adalet sağlanamaz.<br />
2.      İnsanın yaşam mücadelesi zorlaşır, insan onuruna uygun bir ortamda yaşam gerçekleşemez.<br />
3.      Yoksulluk  ortadan kalkmaz, artar.  Fakirler hiç bir haktan yararlanamaz.<br />
4.      Toplumda huzur ve güven kalmaz.  Bunalımlar artar.<br />
5.      İnsan imkanlarını geliştiremez.  Bilim sanat ve teknolojik alanlarda etkinlikler gerçekleştiremez.<br />
 Türk Kadınının Toplumdaki Yeri<br />
   Türk kadını bugünkü durumuna ,Atatürk ilke ve inkılâplarıyla gelmiştir. Bugün kadınlarımız erkeklerle eşit eğitim olanaklarından yararlanmakta ve hemen her iş kolunda çalışmaktadır. Bu şekilde kadınların erkeklerle eşit olarak toplumdaki yerlerini almaları bir uygarlık aşamasıdır. Ve Atatürk inkılâplarının en başarılı sonuçlarından biridir.  </p>
<p>2.  EKONOMİK HAKLAR: Devlet güçsüzleri, güçlüler karşısında korumak gerçek eşitliği ve toplumsal dengeyi sağlamak amacıyla vatandaşlara ekonomik haklar tanımıştır.  Çalışma hakkı, tüketici hakları gibi haklar başlıca ekonomik haklardır.<br />
* Bir Ülkede Ekonomik Haklar Eşitlikle Korunamadığında Şu Sorunlar Ortaya Çıkar:<br />
1.       İnsanın doğuştan sahip olduğu temel haklar korunamaz.<br />
2.	Çalışanlar emeğinin karşılığını alamaz.<br />
3.	Çalışanların sağlıklı bir ortamda çalışmalar mümkün olmaz.<br />
4.	İnsanların hak ve özgürlükleri korunamaz.<br />
     * Türk Kadınının Çalışma Hayatındaki Yeri:<br />
     Ülkemizde kadınlar sosyal yaşama öncelikle öğretmen olarak katılmıştır. Günümüzde kadınlarımız her alanda son derece başarılı hizmetlerde bulunmakta ve erkeklerle el ele toplumun kalkınması için çalışmaktadırlar.  </p>
<p>3.  SİYASAL HAKLAR: Vatandaşların ülke yönetimine katılmasını sağlayan haklara siyasal haklar denir.  Seçme ve seçilme hakkı, vatandaş olma hakkı, kamu hizmetine girme hakkı, dilekçe hakkı başlıca siyasal haklardır.<br />
* Bir ülkede siyasal haklar eşitlikle korunduğunda şu faydalar sağlanır:<br />
1.       İnsanların her türlü zorlamadan, devletin ve diğer insanların baskısından uzak kalmaları ve yaşamlarını kendi istedikleri gibi düzenlemeleri kolaylaşır.<br />
2.	Kişiye, başkalarının ve devletin karışamayacağı güvenli bir ortam yaratılabilir.  İnsanlar bu ortamda hukukun izin verdiği ölçüde başkalarına zarar vermeden haklarını özgürce kullanabilirler.<br />
3.	Demokrasinin işlerlik kazanması ve sürekli korunması sağlanabilir. </p>
<p>Ç – VATANDAŞ OLMA SORUMLULUKLARI</p>
<p>Vatandaş Olma Bilinci : Bir vatandaşın haklarının ve görevlerinin farkında olmasıdır.  Demokratik yönetimin varlığı ve sürekliliği; vatandaş olma bilincine sahip ve bu bilinç çerçevesinde uygun davranışlar sergileyen insanların çoklukta olmasıyla sağlanabilir.<br />
* Vatandaş Olma Bilincinin Gerektirdikleri:<br />
1.       Demokrasi, eşitlik ve özgürlük gibi değerleri benimsemek ve demokrasinin gereğine inanmış olmak.<br />
2.	Vatandaş olarak haklarının ve sorumluluklarının bilincinde olmak.<br />
3.	Yasalara titizlikle uymak.<br />
4.	Diğer insanlara karşı saygılı ve hoşgörülü davranmak, şiddetten yana değil, barıştan yana olmak.<br />
5.	Her türlü ayrımcılığa karşı olmak.<br />
* Vatandaş Olma Sorumluluğunu Taşıma Yolları:<br />
1.	Seçme ve seçilme hakkı<br />
2.	Vergi vermek<br />
3.	Askerlik yapmak<br />
4.	Kanun ve kurallara saygılı olmak<br />
* Bir ülkede vatandaşlar görev ve sorumluluklarını yerine getirmezlerse şu sorunlar ortaya çıkar:<br />
1.       Yönetim dürüst, bilgili, çağdaş ve ülke çıkarları için çalışacak kişilerin elinde olmaz.  Yöneticiler halkı temsil edemez.<br />
2.	Devlet, ülke giderlerini karşılayacak geliri elde edemez.  Dolayısıyla vatandaşa karşı görevini yerine getiremez.  İçte düzeni, dışta bağımsızlığı koruyamaz.<br />
3.	Ülke bütünlüğü, bağımsızlığı ve varlığı tehlikeye girer.<br />
4.	Demokratik yönetimin yerini baskıcı yönetim alır.  İnsan hakları korunamaz.  Bazı kii ve gruplara ayrıcalık tanınır. </p>
<p>* Millet: Aynı topraklar üzerinde yaşayan aralarında dil, duygu, ülkü, tarih, kültür ve çıkar birliği olan insan topluluğudur.<br />
  * Vatan: Bir milletin üzerinde yaşadığı toprak parçasıdır. </p>
<p>D – DAYANIŞMA</p>
<p>Dayanışma : İnsanların duygu, düşünce ve ortak çıkarlarda birbirine karşılıklı olarak bağlı duruma gelmesine dayanışma denir.  Dayanışma, toplumda kişiler arasında sevgi, saygı ve işbirliğini geliştirir.  Çünkü, dayanışma ahlâkî bir gerekliliktir.<br />
Kurtuluş Savaşında verdiğimiz milli mücadele ve elde ettiğimiz zafer, milli birlik ve beraberliğin bir eseridir.<br />
Birlik ve beraberliğin olmadığı bir toplumda kargaşa ve terör vardır.<br />
* Dayanışmada Sevgi, Saygı ve Hoşgörünün Önemi:<br />
Dayanışma, sevgi, saygı ve hoşgörü varsa gerçekleşebilir.  Birbirini sevmeyen, hoşgörü sahibi olmayan, birbirinin haklarına saygı göstermeyen insanlar dayanışma içinde olamazlar. </p>
<p>II. ÜNİTE<br />
İNSAN HAKLARININ KORUNMASI</p>
<p>A. İNSAN HAKLARINI KORUMANIN ÖNEMİ:</p>
<p>       İnsan hakları, insanın sahip olduğu haklardır. İnsanın bazı özellikleri ve taşıdığı imkanlar   onu   diğer canlılardan  ayırır.  İnsan  haklarının   temelinde,  hiçbir   canlıda  bulunmayan özellikleri nedeniyle ,insanın değerinin korunması gerekliliği yatar. İnsan hakları korunmazsa,insanın değeri yok sayılmış olur ve birçok sorun ortaya çıkar. </p>
<p>1. İnsan Haklarının Korunmaması Sonucu Ortaya Çıkan Sorunlar:<br />
İnsan haklarının tanınması ve korunması uzun mücadeleler sonucunda mümkün olabilmiştir.<br />
Eğer insan hakları korunmazsa şu olumsuz durumlar ortaya çıkar.<br />
a)Toplumda huzur ve güven kalmaz.<br />
b)Kimse başkalarının haklarına saygı göstermez.<br />
c)İnsanların devlete olan güvenleri zayıflar.<br />
d)Güçlü olanlar güçsüzleri ezerek, daha güçlü duruma gelirler.<br />
e)Toplumdaki insanlar arasında eşitlik söz konusu olmaz.<br />
f)Demokrasi, yerini baskıcı yönetime bırakır.<br />
g)Toplum başka bir devletin egemenliğine girebilir. </p>
<p>* İnsan hakları korunduğu zaman bütün bu olumsuzluklar ortadan kalkar. İnsan haklarını korumak ve yaşatmak hepimizin en başta gelen görevidir. </p>
<p>2. İnsan Haklarını Korumanın Sonuçları:<br />
İnsan haklarının korunması ,her zaman olumlu sonuçlara yol açar. Bu sonuçlar şöyle belirlenebilir.<br />
a)Toplum huzur ve güven içinde olur. Adalet sağlanır.<br />
b)Bireyler yeteneklerini geliştirebilir.<br />
c)Demokratik siyasi yaşam gelişir.<br />
d)İnsanların gelecek kaygısı azalır.<br />
e)İnsanlar vatandaş olma bilincine sahip olurlar.<br />
f)Herkes yasalara uyar.<br />
g)Vatandaşlar birlik ve bütünlük içinde yaşarlar.<br />
h)İnsanlar diğer ülkelerdeki insanların haklarının korunması içinde çaba gösterir , sonuçta yurtta ve dünyada barış sağlanır.<br />
I)Sivil Toplum Örgütleri rahat çalışacakları için seslerini duyurarak kamuoyu oluşturur.<br />
i)İnsanlar arasında dil,ırk,cinsiyet,siyasi düşünce ve mezhep ayrımı yapılmaz. </p>
<p>B-İNSAN HAKLARININ KORUNMASI<br />
    İnsan hakları ulusal ve uluslar arası düzeyde olmak üzere iki şekilde korunabilir.<br />
1. İNSAN HAKLARININ ULUSAL DÜZEYDE KORUNMASI<br />
    İnsan hakları, anayasa ve yasalarla,insan haklarını korumakla yükümlü devlet organlarıyla,sivil toplum kuruluşları aracılığıyla ve insan hakları danışma kurullarıyla korunur.<br />
a) İnsan Haklarını Korumakla Yükümlü Devlet Organları<br />
1-Anayasa mahkemesi  2-Danıştay  3-Sivil Toplum Örgütleri  4-Yargı Organları</p>
<p>b) İnsan Haklarının Korunmasında Sivil Toplum Kuruluşları ve İşlevleri<br />
   İnsan haklarının korunması, devlet ve vatandaş olarak hepimizin görevidir. Tek tek vatandaş olarak yapabileceklerimiz sınırlıdır. Vatandaşların bir araya gelerek oluşturdukları örgütler,insan haklarının korunmasında daha etkili olurlar. Bu örgütler sivil toplum kuruluşlarıdır.<br />
  Ülkemizde İnsan Haklarıyla İlgili Olan Sivil Toplum Örgütleri Şunlardır.<br />
1. İnsan Hakları Vakfı  2. Ankara Kadın Dayanışma Vakfı 3. Sokak Çocukları Derneği<br />
4. Çevre Koruma Vakfı  5. Türkiye Erozyonla Mücadele ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) 6. Tüketici Haklarını Koruma Derneği ve Sendikalar<br />
c) İnsan Hakları Danışma Kurulları ve İşlevi<br />
    Her ülkede İnsan Hakları Danışma Kurulları oluşturulmuştur. Danışma kurulları; hukukçulardan,düşünürlerden,sivil toplum kuruluşlarıyla,kamu kuruluşlarından gelen temsilcilerden ve uzmanlardan oluşur.<br />
    	 Bu kurulların amacı insan haklarıyla ilgili sorunların incelenip yetkili birimlere bildirilmesi ve önerilerde bulunulmasını sağlamak içindir.<br />
İnsan Hakları Ulusal Düzeyde Korunmazsa Şu Durumlar Ortaya Çıkabilir:<br />
1. Devlet, bireyin haklarını korumaz.<br />
2. Hükümetin uygulamaları,yargı denetimine açık olmaz.<br />
3. Devlet memurları vatandaşın işlerini, aksatır.<br />
4. İnsan haklarını çiğneyenler cezalandırılmaz.<br />
5. Sivil Toplum Örgütleri kamuoyu oluşturamaz.<br />
6. Devletin gerçekleştirmesi gereken özgürlük,eşitlik ve güvenlik gerçekleşemez. Hukuk devleti ortadan kalkar. </p>
<p>2. İNSAN HAKLARININ ULUSLAR ARASI DÜZEYDE KORUNMASI<br />
   Birleşmiş Milletlerin kuruluşunu izleyen dönemde bireyler,uluslar arası planda artık belli bir devletin vatandaşı olarak değil,tek tek insanlar olarak da korunmaya başlandı. Bu fikrin dünya çapında ilk önemli açıklaması, A. B. D  başkanı Franklin ROOSVELT tarafından yapılmıştır. ROOSVELT 1941 yılında dört temel özgürlüğün bütün dünyada gerçekleşmesi gerektiğini söylemiştir. Bunlar;<br />
a-Söz ve anlatım özgürlüğü<br />
b-Vicdan özgürlüğü<br />
c-Yoksulluktan kurtulma özgürlüğü<br />
d-Korkudan kurtulma özgürlüğü</p>
<p>a) Uluslar Arası Kuruluşlar:<br />
    İnsan haklarının uluslar arası düzeyde örgütlü olarak korunabilmesi için Birleşmiş Milletler Örgütü 24 Ekim 1945’te kurulmuştur.<br />
    Birleşmiş Milletler Örgütüne bağlı olan komisyon ve komitelerin başlıcaları şunlardır:<br />
1. Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Komitesi<br />
2. Apartheid’a Karşı Grup<br />
3. İnsan Hakları Komitesi<br />
4. Ekonomik-Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi<br />
5. Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Kaldırılması Komitesi<br />
6. İşkenceye Karşı Komite<br />
7. Çocuk Hakları Komitesi<br />
   AVRUPA KONSEYİNE BAĞLI OLAN KOMİSYON VE KURULUŞLAR<br />
a-İnsan Hakları Komisyonu    b-İnsan Hakları Komisyonu  c-Bakanlar Komitesi</p>
<p>b) Uluslar Arası Belgeler:<br />
    İnsan haklarının uluslar arası belgelerle de korunması gerekmiştir. Bu konudaki başlıca belgeler şunlardır:</p>
<p>1. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi<br />
2. Kişisel ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslar Arası Sözleşme<br />
3. Ekonomik,Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslar Arası Sözleşme<br />
4. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme<br />
5. Avrupa Sosyal Şartı<br />
6. İşkence ve İnsani Olmayan Yada Küçültücü Ceza ve Muamelelerin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi<br />
7. Her Türlü Irk Ayrımcılığının Önlenmesine Dair Uluslar Arası Sözleşme<br />
8. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Hakkında Uluslar Arası Sözleşme<br />
9. Çocuk Hakları Sözleşmesi	</p>
<p>10. Paris Antlaşması<br />
11. Güney Afrika’daki Sistemli Irk Ayrımcılığı Suçunun Cezalandırılması ve Kaldırılması Uluslar Arası Sözleşmesi<br />
12. Helsinki Sonuç Belgesi</p>
<p>c) Uluslar Arası Gönüllü Kuruluşlar:<br />
1. Uluslar Arası Kızılhaç Komitesi<br />
2.    //      //    Hukukçular Komisyonu<br />
3. İnsan Hakları İçin Uluslar Arası Birlik<br />
4. Uluslar Arası Pen Kulübü<br />
5.   //       //    Af Örgütü</p>
<p>ç) İnsan Haklarınının Korunmasında İnsan Hakları Eğitiminin Önemi:<br />
     Halkı insan haklarına saygılı yetiştirmenin ön koşulu , onlara eğitim yoluyla  insan haklarını tanıtmak ve bu haklardan nasıl yararlanacaklarını öğretmektir. Bunun için de okul yanında kitle iletişim araçlarından yararlanmak gerekir. Televizyon ,radyo ve yazılı basın insan hakları eğitiminde devlete ve topluma destek olmalıdır.<br />
    İnsan Hakları Eğitiminin Amaçları Nelerdir?<br />
1. Haberdar etme         2. Bilgilendirme                                                                           3. Davranış geliştirme   4. Duyarlı Vatandaş Yetiştirme</p>
<p>d) İnsan Haklarıyla İlgili Özel Günler:<br />
1. Birleşmiş Milletler Günü ( 24 Ekim)<br />
2. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin Kabul Edilişinin Yıl Dönümü (10 Aralık)<br />
3. Çocuk Hakları Günü ( 20 Kasım)<br />
4. Dünya Çocuk Günü ( Ekim ayının ilk pazartesi günü)<br />
5. Dünya Kadınlar Günü ( 8 Mart)<br />
6. Sakatlar Haftası ( 10-16 Mayıs)<br />
7. Çevre Koruma Haftası ( Haziran ayının ikinci Pazar günü)<br />
8. Avrupa Konseyi Günü (5 Mayıs)<br />
9. Dünya Barış Günü ( 1 Eylül)<br />
9<br />
ÜNİTE III.<br />
MİLLİ GÜVENLİK VE MİLLİ GÜÇ UNSURLARI</p>
<p>1. Milli Güvenlik:Ülkemizin bütünlüğünü iç ve dış tehditlere karşı korunması ve kollanmasıdır. Milli Güvenlik konusunun ülkemizin en önemli sorunu olmasının nedenleri şunlardır;<br />
 a. Ülkemizin tarihten gelen sorunları<br />
 b.    //         coğrafi konumu<br />
 c. Bölgemizdeki çıkar çatışmaları<br />
2. Milli Hedef:Bir milletin milli çıkarlarının gerçekleştirilmesinde ulaşılması gereken ve ulaşıldıktan sonra da devam ettirilecek belirli amaçlardır.<br />
3. Milli Güvenlik Siyasetini Belirleyen Organlar:<br />
  a. Milli Güvenlik Kurulu  b. Cumhurbaşkanı  c. Başbakan  d. Bakanlar Kurulu<br />
4. Milli Güç: Bir ülkenin siyasi,coğrafi,askeri,ekonomik,bilimsel,teknolojik,sosyal, kültürel ve nüfus güçlerinin toplamından oluşur.<br />
5. Askeri Güç: Bir devletin ve milletin savaş gücüdür. Türkiye’de askeri güç , örgütlenmiş olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücüdür.<br />
   a) Türk Silahlı Kuvvetlerinin Önemi: Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk  milleti için çok önemlidir. Çünkü;Türk Silahlı Kuvvetleri yurdun ve milletin bağımsızlığını ve bütünlüğünü korur.<br />
      Türk Silahlı Kuvvetlerinin Komutanı Genel Kurmay başkanıdır.<br />
      Genel Kurmay Başkanlığı’na Bağlı Kuruluşlar:<br />
    1. Kara Kuvvetleri Komutanlığı<br />
    2. Deniz  //              //<br />
    3. Hava   //              //<br />
    4. Jandarma Genel Komutanlığı<br />
    5. Harp Akademileri     //</p>
<p>  b. Askerlik Görevinin Kutsallığı: Askerlik Türklerde kutsal bir görevdir. Çünkü her Türk ülkesinin bağımsızlığını,birliğini ve bütünlüğünü korumak ister. Bunu gerçekleştirmek için askerliği en iyi şekilde yapmayı öğrenmeliyiz.<br />
     Askerliğin Temel Koşulları Şunlardır; bedenen sağlam,20 yaşını doldurmuş ve erkek olmaktır. Askerlik görevini bitirenler 41 yaşına kadar gerektiğinde tekrar askere çağrılabilirler. </p>
<p>6. TÜRKİYE’YE YÖNELİK İÇ VE DIŞ TEHDİT</p>
<p>a. Anarşi ve Terör Kavramı:<br />
 Anarşi:Devlet denetiminin kalmaması durumu<br />
 Anarşist:Devletin siyasi ve idari kurumlarını çökertmeye kalkışan kişilere denir.<br />
 Terör: Yıldırma &#8211; korkutma demektir.<br />
10<br />
Terörist: Terör eylemlerine girişen kimselere denir.<br />
Terörizm: Siyasi bir amaca ulaşmak için yasa dışı yollarla şiddet kullanılmasıdır.<br />
  Uluslar arası örgütlerin herhangi bir ülkeyi yıpratmak ve etkilemek için yaptıkları eylemlere uluslar arası terörizm adı verilir. </p>
<p>b. Terörün Yayılma Sebepleri:<br />
1. Bilgi ve anlayış azlığı<br />
2. Kamuoyunun terör konusunda eğitimsizliği<br />
3. Bazı kişi ve kuruluşların bilerek veya bilmeyerek terörizme katkısı<br />
4. Doğal afetlerde ortaya çıkan söylentiler.<br />
5. Terörü destekleyen devletlerin mevcudiyeti<br />
6. Bazı silah üreticilerin örgütlere silah satması<br />
7. Ülkeler arası işbirliğinin sağlanamaması<br />
8. Halkın yeteri kadar duyarlı olmaması. </p>
<p>7. Terörle Mücadelede Kişilere Düşen Görevler:<br />
1. Milli hedefler doğrultusunda bilinçli olmak.<br />
2. Eğitim ve öğretimi , milli birlik ve beraberliği sağlayıcı ve güçlendirici tarzda sürdürmek.<br />
3. Yıkıcı ve bölücü faaliyetlere karşı bilinçli olmak.<br />
4. Yıkıcı ve bölücü faaliyetleri etkisiz kılacak düşünce yapısına sahip olmak.<br />
5. Terörizme karşı duyarlı olmak.<br />
6. Türkiye Cumhuriyetine  Türk toplumuna ,Türk milli değer ve kültürüne bağlı olmak.<br />
7. Cumhuriyet yönetimine inançla bağlı olmak.<br />
8. Türk olmakla gurur duymak.<br />
9. Vatan ve bayrak sevgisiyle dolu olmak. </p>
<p>8. Güncel Tehdit:<br />
   Tehdit, korkutma gözdağı vermedir. Bir devlete tehdit içten de dıştan da gelebilir ve devletin düzenini yıkmayı amaçlar.                                                                                a) Ülkemizdeki İç Tehdit Unsurlarının Başlıca Hedefleri Şunlardır:<br />
1. Hedef ülkede anarşi ve terör ortamı meydana getirmek.<br />
2. Devlet otoritesini sarsmak<br />
3. Toplumu yönetilemez hale getirmek<br />
4. Devletin ülkesiyle ve milletiyle olan bütünlüğünü parçalamak.<br />
5. Çağdaş anlayışı yıkmak.<br />
6. Ülkede rejimi değiştirerek kendi görüşlerinin etkin olduğu bir düzen kurmak.<br />
b) Dış Tehdit Unsurlarının Hedefleri:<br />
  Dış tehdit unsurları da iç tehdit unsurları gibi laik,çağdaş,özgürlükçü ve demokratik Türkiye Cumhuriyetini parçalamak, yok etmek amacındadır.<br />
c)Türkiye’nin Jeopolitik Öneminden Dolayı Yabancı Ülkelerin Ülkemiz Üzerindeki Emelleri:<br />
   Jeopolitik konum;bir ülkenin bölge veya dünya siyasetindeki konumu demektir.<br />
   Ülkemizin Dünya üzerindeki yeri çok önemlidir. Üç tarafı denizlerle çevrilidir. Avrupa’yı Asya’ya bağlayan boğazlara sahiptir. Ayrıca üç kıt’anın birbirine en yakın olduğu yerdedir. Ortadoğu,Kafkas ve Balkan ülkeleriyle komşudur. Bütün bunlar düşmanlarımızın sayısını artırmaktadır. Ülkemizin gelişmemesi ve uygar ülkeler seviyesinin üstüne çıkmaması için bazı ülkeler ülkemizde terör ve kargaşa ortamı olması için çaba sarf ederler. Ancak  Türk milleti, Atatürk’ün gösterdiği bilim ve teknoloji yolunda ilerlemektedir. Gelecek her türlü saldırıya ülkemiz kendisini hazırlamıştır.<br />
d. Kaçakçılık:<br />
    Yasal olmayan yollardan büyük kazançlar elde etmek amacıyla uyuşturucu madde, silah,tarihi eser ve altın gibi maddelerin alınıp satılmasına kaçakçılık denir.<br />
     Ülkemizde Jandarma Genel Komutanlığı,Emniyet Genel Müdürlüğü,Gümrük Genel Müdürlüğü gibi resmi kuruluşlar kaçakçılıkla mücadele etmektedirler. </p>
<p>IV. ÜNİTE<br />
İNSAN HAKLARININ KORUNMASINDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR<br />
A. İNSAN HAKLARININ KORUNMASINDA BELLİ BAŞLI ENGELLER:</p>
<p>1. Kişilik özelliklerinden kaynaklanan engeller: Bazı kişilik özellikleri insan haklarının korunmasını kolaylaştırır. Örneğin; titiz bir insan çevrenin temiz tutulmasına özen göstererek, diğer insanların temiz bir çevrede yaşama hakkını korur.  Bazı kişilik özellikleri insan haklarının korunmasını zorlaştırır.  Örneğin; çabuk öfkelenen bir insan karşısındaki kişinin canına ve malına zarar verebilir.<br />
2. Eğitimsizlikten kaynaklanan engeller: Eğitimsizlik insan haklarının korunmasında her zaman bir engel oluşturmuştur.  Örneğin; çok zengin bir kültür mirası olan İstanbul Boğazı içinde bulunan saray ve yalıların birçoğu günümüzde eğitimsizlikten yok edilmekte ve başka amaçlarda kullanılmaktadır.<br />
3. Ekonomik nedenlerden kaynaklanan engeller.<br />
4. Siyasal nedenlerden kaynaklanan engeller.<br />
5. Kültürden kaynaklanan engeller.<br />
6. İnsan olma bilincinin eksikliği<br />
7. Hoşgörüsüzlük.<br />
8. Toplumsal ilişkilerin düzenlenme bilinci. </p>
<p>İnsan Haklarının Korunmasında ve İhlallerinin Önlenmesinde Devletin Görevleriyle İlgili İlkeler Şunlardır:<br />
1. İnsan haklarını anayasa ve yasalarla güvence altına almak.<br />
2. Yasalara göre hakları çiğneyenlere engel olmak.<br />
3. Suçluların yargılanarak cezalandırılmalarını sağlamak. </p>
<p>B-İNSAN HAKLARINI KORUMANIN İŞLEVLEŞTİRİLMESİNDE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİNİN ROLÜ:</p>
<p>    İnsan haklarının bilinmesi için eğitim ve öğretim zorunludur. Özellikle okullardaki eğitici kol çalışmaları, demokratik yaşama kurallarının öğrenilmesini ve benimsenmesini sağlar.<br />
1. İnsan olma bilinci: İnsanlar,insan olarak diğer canlılardan daha değerli olduklarını , çünkü doğuştan bazı olanakları bulunduğunu eğitimle öğrenirler.<br />
2. Vatandaş olma bilincini eğitimle elde ederiz.<br />
3. İnsan haklarına saygıyı eğitimle öğreniriz.<br />
4. İnsan haklarını talep etme:<br />
  Elbette ki hak aramak için de eğitimli olmak gerekir. Ancak eğitimle dilekçe hakkımız olduğunu öğreniriz. Dilekçeyle yetkili makama ve T. B. M. M’ne  ya da gerektiğinde uluslar arası bir kuruluşa başvurabiliriz. İki ay içinde dilekçemize cevap alma hakkımız vardır. Eğer bu konu yargıyla ilgiliyse şikayetimizi mahkemeye yapar ve mahkeme önünde hakkımızı koruruz. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/devlet-demokrasi-anayasa-vatandaslik-haklari-ve-sorumluluklari.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vatandaşlık Dersi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/vatandaslik-dersi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/vatandaslik-dersi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 19:30:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Atama]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Elde]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Tanzimat]]></category>
		<category><![CDATA[Yasama]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11805</guid>
		<description><![CDATA[OSMANLI İMPARATORLUĞU VE ANAYASAL GELİŞMELER 1. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ilk anayasal gelişme, 1808 tarihli “Sened-i İttifak”tır. 2. Mahmut döneminde, Alemdar Mustafa Paşa’nın önderliğinde merkezi hükümetle ayanlar arasında imzalanmıştır. Anayasal nitelikte olmayan bir belgedir. 2. Osmanlı döneminde anayasal gelişmelerin ikincisi, 1839 tarihli Tanzimat Fermanı’dır. Abdülmecit döneminde yapılmıştır. 3. Anayasal gelişmelerin 3.sü 1856 tarihli “Islahat Fermanı”dır. Abdülaziz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>OSMANLI İMPARATORLUĞU VE ANAYASAL GELİŞMELER</strong><br />
1.	Osmanlı İmparatorluğu döneminde ilk anayasal gelişme, 1808 tarihli “Sened-i İttifak”tır. 2. Mahmut döneminde, Alemdar Mustafa Paşa’nın önderliğinde merkezi hükümetle ayanlar arasında imzalanmıştır. Anayasal nitelikte olmayan bir belgedir.<br />
2.	Osmanlı döneminde anayasal gelişmelerin ikincisi, 1839 tarihli Tanzimat Fermanı’dır. Abdülmecit döneminde yapılmıştır.<br />
3.	Anayasal gelişmelerin 3.sü 1856 tarihli “Islahat Fermanı”dır. Abdülaziz döneminde yapılmıştır.<br />
Bunlar hukuk devletine geçişin ilk adımlarıdır.<br />
<strong>TÜRK ANAYASALARI<br />
1876 ANAYASASI (KANUN-İ ESASİ)</strong><br />
1.	Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk ve tek anayasasıdır.<br />
2.	İki meclisli bir anayasadır. (Meclis-i Ayan ve Meclisi Mebusan)<br />
3.	Heyeti Ayan üyelerini Padişah seçer.<br />
4.	Meclisi feshetme yetkisi Padişaha aittir.<br />
5.	1908 yılında 2.Meşrutiyet’in ilanıyla yeniden anayasa ilan edilmiştir.<br />
6.	1909’da bu anayasa da değişikliğe uğramıştır.<br />
7.	Türkler ilk defa bu anayasa ile seçme ve seçilme hakkını elde ettiler.<br />
8.	Yasama ve Yürütme yetkileri Padişah’ın elinde toplandı. Yasama organı Ayan ve Mebusan Meclisidir. Yürütme organı ise Bakanlar kurulundan oluşmaktadır. Yürütmenin başında Padişah bulunur.<br />
9.	Bakanlar kurulunu atama ve görevine son verme yetkisi Padişah’a verildi.<br />
10.	Sürgün  yetkisi padişaha verildi.<br />
<span id="more-11805"></span><br />
<strong>1909 ANAYASASI (8 AĞUSTOS 1909)</strong></p>
<p>1.	Padişah’ın yetkileri kısıtlandı.<br />
2.	1876 Anayasasında meclisi fesh etme yetkisi Padişah’a verilmişti. Bu anayasada meclisi kapatma yetkisi meclise verildi.<br />
3.	Padişah’ın veto yetkisine sınırlama getirildi.<br />
4.	Vatandaşlara dernek, Parti ve Toplantı yapma hakkı tanındı.<br />
5.	Basından sansür kaldırıldı.</p>
<p>Bu anayasa 1876 Anayasa’sının değişikliğe uğramış biçimi olduğundan bazı kaynaklarda ayrı bir anayasa olarak geçmemektedir !</p>
<p><strong>1921 ANAYASASI (TEŞKİLAT-I ESASİYE &#8211; 20 Ocak 1921)</strong></p>
<p>1.	Yasama, yürütme ve yargı güçleri TBMM’de toplanmıştır. (Güçler birliği)<br />
2.	Milli egemenlik ilkesinin kabul edildiği ilk anayasadır.<br />
3.	Türk tarihinin en kısa süreli anayasasıdır.<br />
4.	TBMM Başkanı aynı zamanda Devlet Başkanı’dır.<br />
5.	İlk ve tek yumuşak (kolay değiştirilebilir) anayasadır.<br />
6.	Kuvvetler birliği ilkesini benimsemiştir.<br />
7.	Hükümet, seçtiği vekiller tarafından yönetilir.<br />
8.	Seçimler iki yılda bir yapılır.</p>
<p>Milli egemenlik yolunda önemli bir adım atıldı !</p>
<p>Kuvvetler birliği ilkesi benimsenmiştir !</p>
<p>Meclis Hükümeti sistemini benimsenmiştir !</p>
<p>YORUMU</p>
<p>1.	“Halk kendi seçtiği vekillerle yönetiliyor” ki bu maddeden ayrı bir devletten bahs edildiğinden, yeni bir devletin kurulduğunun hukuki yönden belgelenmesidir.<br />
2.	Olağanüstü şartlarda hazırlanan, geçiş dönemi anayasasıdır.<br />
3.	Türkiye Cumhuriyetinin ilk anayasasıdır.<br />
4.	Bütün kuvvet ve kaynağını halktan alır.<br />
5.	Savaş nedeniyle bu anayasa kısa ve öz olmuştur.<br />
6.	Cumhuriyetin ilanı ile anayasaya bazı maddeler eklenmiştir.</p>
<p>Bu  Anayasa; Mustafa Kemal’in Meclise değişik zamanlarda sunduğu önergelerden oluşmuştur !</p>
<p>Demokratik ve devrimci bir özellik taşır. Vatandaş haklarına yer vermez !</p>
<p><strong>1923 DEĞİŞİKLİKLERİ</strong></p>
<p>1.	Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu açıkça belirtilmiştir.<br />
2.	Devletin dininin İslam, resmi dilinin Türkçe olduğu belirtilmiştir.<br />
3.	Cumhurbaşkanı, TBMM tarafından ve Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından atanacaktır.</p>
<p><strong>1924 ANAYASASI (10 NİSAN 1924)</strong></p>
<p>1.	Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.<br />
2.	Devletin yönetim şekli Cumhuriyettir.<br />
3.	Devletin dini İslam, başkenti Ankara ve dili Türkçe’dir.<br />
4.	Devletin başkenti, rejimi ve bayrağı değiştirilemez.<br />
5.	Yasama ve Yürütme yetkileri meclise aittir.<br />
6.	Yargı, bağımsız mahkemelerce yürütülür.<br />
7.	Meclis; yürütme yetkisini seçtiği Cumhurbaşkanı ve onun atadığı Bakanlar kanalıyla kullanır. Meclis; hükümeti her zaman denetler.<br />
8.	Üst üste aynı kişi Cumhurbaşkanı seçilebilir.<br />
9.	Seçimler dört yılda bir yapılır.<br />
10.	Seçmen yaşı 18 olacaktır.</p>
<p>Devletin dini İslam olduğu kabul edildiğinden bu anayasa laik değildir. Aynı zamanda diğer anayasalardan ayrılan en önemli özelliğidir !</p>
<p>Yargının bağımsız mahkemelere verilmesi üzerine kısmen kuvvetler ayrılığı gerçekleşti !</p>
<p>İnkılapların yapılması ve değişen şartlar uygun bir anayasaya duyulan ihtiyaç sonucu hazırlandı !</p>
<p>1924 ANAYASASI ÜZERİNDE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER</p>
<p>1.	Devletin dini İslam’dır maddesi 1928 yılında anayasadan çıkarıldı.</p>
<p>Bu değişimle birlikte laiklik gerçekleşti !<br />
2.	Seçmen yaşı 22’ye çıkarıldı.<br />
3.	Ormanlar devletleştirildi.<br />
4.	Kadınlara milletvekili olma hakkı tanındı.(1934)<br />
5.	Atatürk ilkeleri anayasaya girdi.<br />
6.	Laiklik anayasaya girdi. (1937)<br />
7.	Toprak reformu yapıldı.<br />
ÖZELLİKLERİ<br />
1.	1924 anayasası beş kez değişikliğe uğradı.<br />
2.	En uzun süreli anayasadır.<br />
3.	En çok değişiklik yapılan anayasadır.<br />
4.	Kişi hak ve özgürlükler tanınır.<br />
5.	Sosyal haklara yer verilmez<br />
1961 ANAYASASI (9 Temmuz 1961)</p>
<p>1.	İki meclisli parlamento ( millet meclisi ve Cumhuriyet Senatosu) sistemini kabul etmiştir.<br />
2.	Kuvvetler ayrılığı prensibi getirildi.<br />
3.	Yürütme organı Cumhurbaşkanı ve Bakanlar kurulundan oluşur.<br />
4.	Meclis yasaların kabulünde son söze sahiptir.<br />
5.	Hukuk devleti ilkesi benimsenmiştir.<br />
6.	Sosyal Devlet anlayışı benimsenmiştir.<br />
7.	Seçimlerin; serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy ilkelerine göre yapılacağı belirtilmiştir.<br />
8.	Çoğunlukçu demokrasi anlayışından çoğulcu demokrasi anlayışına geçildi.<br />
9.	Temel hak ve hürriyetlerle ilgili geniş düzenlemelere yer verilmiştir. Temel hak ve hürriyetlerin hangi hallerde sınırlandırılacağı belirtilmiştir.<br />
10.	Üniversitelere TRT’ye özerk statü tanındı.<br />
11.	Anayasa mahkemesi kuruldu<br />
12.	DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) kuruldu.<br />
13.	Milli Birlik komitesi kuruldu.<br />
14.	Millet meclisi ve Cumhuriyet senatosu olmak üzere iki meclisli sistem oluşturuldu.</p>
<p>İki meclisli sistem açıdan 1876 anayasasına benzemektedir !</p>
<p>1961 anayasası temel hak ve özgürlüklere geniş ve ayrıntılı olarak yer verilmiştir !</p>
<p>1982 ANAYASASI (18 EKİM 1982)</p>
<p>1.	Yürütme organı güçlendirildi.<br />
2.	Cumhuriyet senatosu kaldırıldı.<br />
3.	Meclis 400 üyeden oluşmaktadır.<br />
4.	Türk ve Tarih kurumları birleştirildi.<br />
5.	Milletvekilleri beş yılda bir Cumhurbaşkanı da yedi yılda bir seçilecek.<br />
6.	Kuvvetler ayrılığı ilkesi benimsendi.<br />
7.	Ayrıntılı düzenleme var.<br />
8.	Mecliste karar almak kolay.<br />
9.	Katılımcı demokrasi var.<br />
10.	Diyanet işleri başkanlığı kuruldu.</p>
<p>NİTELİKLERİ</p>
<p>1.	Atatürk milliyetçiliği<br />
2.	Demokratik devlet<br />
3.	Laik devlet<br />
4.	Sosyal devlet<br />
5.	Hukuk devleti<br />
6.	İnsan haklarına saygılı</p>
<p>1924, 1961 VE 1982 ANAYASALARININ ORTAK ÖZELLİKLERİ</p>
<p>1.	Ulusal Hakimiyeti her şeyin üstünde tutma,<br />
2.	TBMM’nin üstünlüğünü koruma,<br />
3.	Cumhuriyet rejiminin değiştirilemez olması.</p>
<p>T. C ANAYASASI (18 EKİM 1982)</p>
<p>Kuvvetler Ayrımı: Devlet organları arasında üstünlük anlamına gelmeyip; devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret olması ve bununla sınırlı medeni işbölümü-işbirliğinin bulunması; üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunmasıdır. </p>
<p>•	1982 Anayasasında 177 madde bulunmaktadır.<br />
•	16 geçici madde vardır. Toplam 193 madde 7 kısımdan oluşmaktadır.<br />
•	Başlangıç kısmı anayasa metnine dâhildir.</p>
<p>1.	Kısım</p>
<p>Genel Esaslar</p>
<p>M.1-Devletin Şekli:<br />
Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.</p>
<p>M.2-Cumhuriyetin Nitelikleri:<br />
Türkiye Cumhuriyeti; Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.</p>
<p>M.3-Devletin Bütünlüğü, Resmi Dili, Bayrağı, Milli Marşı ve Başkenti:<br />
Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı, “İstiklal Marşı’dır.<br />
Başkenti Ankara’dır.</p>
<p>1982 anayasasındaki değiştirilemeyecek hükümler şunlardır :</p>
<p>1.	Milli marşı İstiklal Marşı’dır.<br />
2.	Başkenti Ankara’dır.<br />
3.	Bayrağı ay yıldızlı bayraktır.<br />
4.	Türkiye; devleti ve milletiyle bölünmez bir bütündür.<br />
5.	Dili Türkçe’dir.<br />
6.	Türkiye devleti bir cumhuriyettir.</p>
<p>M.6.Egemenlik: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti egemenliğini yetkili organ eliyle kullanır.</p>
<p>M.7-Yasama:<br />
Yasama yetkisi, Türk milleti adına TBMM’nindir. Bu yetki devredilemez.</p>
<p>M.8-Yürütme:<br />
Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’na aittir.</p>
<p>M.9-Yargı:<br />
Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.</p>
<p>M.11-Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü:<br />
Anayasa hükümleri yasama yürütme yargı organlarını idari makamları ve diğer kuruluş ve kişileri bağlar. Kanunlar Anayasaya aykırı olamazlar.</p>
<p>Temel hak ve hürriyetlerin nitelikleri:</p>
<p>1.	Dokunulmaz<br />
2.	Devredilmez<br />
3.	Vazgeçilmez</p>
<p>M.13-Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması:<br />
—Temel hak ve hürriyetler, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, genel ahlak ve sağlığın korunması amacıyla anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlandırılabilir.<br />
—Temel hak ve hürriyetlerle ilgili sınırlama demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz öngörüldüğü amaç dışı kullanılamaz<br />
— Suç ve ceza geçmişe yürütülemez suçluluğu mahkeme kararıyla saptanana dek kimse suçlu sayılmaz<br />
—Yabancıların temel hak ve özgürlükleri milletlerarası hukuka uygun kanunla sınırlanabilir.</p>
<p>Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması:</p>
<p>Bu durumlarda temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir.</p>
<p>1.	Savaş<br />
2.	Seferberlik<br />
3.	Sıkıyönetim<br />
4.	Olağanüstü hal </p>
<p>Ancak bu dört durumda bile:</p>
<p>1.	Kişinin yasam hakkına maddi ve manevi varlığının bütününe dokunulamaz.<br />
2.	Kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz.</p>
<p>TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİN SINIFLANDIRILMASI</p>
<p>Kişinin hak ve ödevleri:</p>
<p>1.	Kişinin maddi ve manevi varlığının dokunulmazlığı<br />
2.	Zorla çalıştırma yasağı<br />
3.	Kişi hürriyeti ve güvenliği<br />
4.	Özel hayatın gizliliği<br />
5.	Konut dokunulmazlığı<br />
6.	Haberleşme hürriyeti<br />
7.	Yerleşme ve seyahat hürriyeti<br />
8.	Din ve vicdan hürriyeti<br />
9.	Düşünce ve kanaat hürriyeti<br />
10.	Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti<br />
11.	Bilim ve sanat hürriyeti<br />
12.	Basın hürriyeti, Süreli ve süresiz yayın hakkı, Basın araçlarının korunması, Kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı<br />
13.	Düzeltme ve cevap hakkı<br />
14.	Dernek kurma hürriyeti, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı<br />
15.	Mülkiyet hakkı<br />
16.	Hak arama hürriyeti, Kanuni hâkim güvencesi, Suç ve cezalara ilişkin düzenleme, İspat hakkı<br />
17.	Temel hak ve hürriyetlerin korunması</p>
<p>—Zorla çalıştırılma yasağında hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Ancak hükümlülük, tutukluluk ve olağanüstü hallerde vatandaşlık ödevinden kaynaklanan çalışmalar istisnadır.<br />
—Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılır.<br />
—Yakalanan ve tutuklanan kişi 48 saatte, toplu olarak işlenen suçlarda 4 gün içerisinde hâkim karşısına çıkarılır.</p>
<p>—Tıbbı zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında kısının vücut bütünlüğüne dokunulamaz rızası olmadan bilimsel tıbbı deneylere tabı tutulamaz.</p>
<p>Özel hayatın gizliliği:</p>
<p>Konut dokunulmazlığı, haberleşme hürriyeti, basın hürriyeti, süreli ve süresiz yayın hakkı, dernek kurma hürriyeti hakları milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle hâkim kararıyla sınırlandırılabilir.</p>
<p>M.20.Hakım kararı olmadan kimsenin ustu özel kâğıdı, eşyası aranamaz.<br />
M.23.Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti vatandaşlık ödevi, ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlandırılabilir.<br />
M.26.Düşüncenin açıklanması ve yayınlanmasında kanunda yasaklanmış bir dil kullanılamaz<br />
M.32.Düzeltme cevap verme yayını yapılmazsa hakım 7 gün içinde düzeltme yayınının gerekip gerekmediğine karar verir.<br />
Dernekler kanunun öngördüğü hallerde hakım kararıyla kapatılır.<br />
M.34 Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına sahiptir.<br />
M.35.Mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılır.</p>
<p>SOSYAL VE EKONOMİK HAKLAR</p>
<p>1.	Ailenin korunması<br />
2.	Eğitim ve öğrenim hakkı<br />
3.	Kıyılardan yararlanma hakkı<br />
4.	Kamulaştırma<br />
5.	Devletleştirme<br />
6.	Özelleştirme<br />
7.	Çalışma ve sözleşme hürriyeti<br />
8.	Çalışma hakkı ve ödevi<br />
9.	Dinlenme hakkı<br />
10.	Sendika kurma hakkı<br />
11.	Toplu iş sözleşmesi hakkı<br />
12.	Grev ve lokavt hakkı<br />
13.	Ücrette adaletin sağlanması<br />
14.	Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması<br />
15.	Konut hakkı<br />
16.	Gençliğin korunması ve sporun geliştirilmesi<br />
17.	Sosyal güvenlik hakkı<br />
18.	Tarih kültür ve tabiat varlıklarının korunması<br />
19.	Sanatın ve sanatçının korunması<br />
20.	Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları</p>
<p>M.46 kamulaştırma: Devlet ve kamu tüzel kişileri kamu yararı nedeniyle karşılıklarını peşin ödemek şartıyla özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını kamulaştırabilir. </p>
<p>1.	Tarım reformunda<br />
2.	Büyük enerji sulama projelerinde.<br />
3.	İskân projeleri<br />
4.	Yeni orman alanlarının açılması<br />
5.	Kıyıların korunması ve turizm de taksitle ödeme 5 yıl içinde yapılır en yüksek faizle ödenir.<br />
6.	Çiftçiye ait arazı kamulaştırması peşin ödenir.</p>
<p>M.51 İşçi ve ıs verenler birden fazla sendikaya üye olamaz:<br />
—İsçi sendika ve üst kuruluşlarında yönetici olmak için işçi olarak 10 yıl bir fiil çalışmak gerekir.<br />
—Grev ve lokavtta uyuşmazlık yüksek hakem kurulunca çözülür uyuşmazlığın her sefasında başvurulur, kararları kesindir, bozulamaz. Sıyası amaçlı grev ve lokavt yapılamaz<br />
—Çalışanlar ve işverenler önceden izin almaksızın sendika kurabilir, üye olabilir, üyelikten çekilebilir. Sendika kurma hakkı milli güvenlik kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak nedenleriyle kanunla sınırlandırılabilir.</p>
<p>M52 İşçiler ve iş verenler karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarda çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptir. Aynı iş yerinde aynı dönem için birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz </p>
<p>M65 Devlet iktisadi ve sosyal ödevlerini mali kaynaklarını yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.</p>
<p>SOSYAL GUVENLIK BAKIMINDAN DEVLET TARAFINDAN KORUNMASI GEREKENLER</p>
<p>1.	Harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri<br />
2.	Malul ve gaziler<br />
3.	Sakatlar<br />
4.	Yaslılar<br />
5.	Korunmaya muhtaç çocuklar</p>
<p>Siyasi haklar ve ödevler:</p>
<p>1.	Türk vatandaşlığı<br />
2.	Seçme ve seçilme ve siyasi faaliyetlerde bulunma<br />
3.	Siyasi parti kurma, partilere girme ve partiden ayrılma hakkı<br />
4.	Kamu hizmetine girme hakkı<br />
5.	Vatan hizmeti<br />
6.	Vergi ödeme<br />
7.	Dilekçe hakkı</p>
<p>Türk anadan veya Türk babadan doğan herkes Türk’tür.Vatandaşlıktan çıkarılma kararına karşı yargı yolu kapatılamaz.</p>
<p>M.67 Seçimlerin yapılma şekli:</p>
<p>Seçimler ve halk oylaması:<br />
1.	Serbest.<br />
2.	Eşit.<br />
3.	Gizli.<br />
4.	Tek dereceli.<br />
5.	Genel oy<br />
6.	Acık sayım ve döküm esasına göre.</p>
<p>Yargı yönetim ve denetimindedir. İtirazlar YSK (Yüksek Seçim Kuruluna) yapılır.</p>
<p>—18 yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halk oylamasına katılma hakkına sahiptir.<br />
—Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıl içinde yapılan seçimlerde uygulanmaz.</p>
<p>Oy kullanamayacak kişiler:</p>
<p>1.	Silâh altında bulunan erbaş ve erler<br />
2.	Askeri öğrenciler<br />
3.	Taksirli suçlar hariç olmak üzere hükümlüler oy kullanamaz. Ancak tutuklular oy kullanabilir.</p>
<p>M.68-Siyasi partiye üyelik:<br />
Siyasi partiye üye olabilmek için 18 yasını doldurmuş olmak gerekir.Siyasi partiler önceden izin almaksızın kurulurlar.</p>
<p>SIYASI PARTIYE UYE OLAMAYACAK KISILER.<br />
1.Hakım ve savcılar.<br />
2 Sayıştay dahil olmak üzere yüksek yargı organları mensupları<br />
3 Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan memurlar<br />
4 Isçı olmayan diğer kamu görevlileri<br />
5.TSK mensupları<br />
6 Yüksek öğretim öncesi öğrenciler.</p>
<p>M.69.SIYASI PARTILERIN UYACAKLARI ESASLAR.<br />
1 Sıyası partiler ticari faaliyetlerde bulunamazlar.<br />
2 Sıyası partilerin malı denetimini Anayasa mahkemesi yapar.<br />
3.Sıyası partilerin kapatılması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından kesin karara bağlanır.<br />
—Siyasi partilerin tüzük ve programları devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine millet egemenliğine ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz. Aykırı olması hali temelli kapatma sebebidir. Anayasa mah. dava konusu fiillerin ağılığına göre siyasi partinin devlet yardımından tamamen veya kısmen yoksun bırakılmasına karar verebilir.<br />
4.Temelli kapatılan bir parti bir başka adla acılamaz<br />
5 Sıyası partinin kapatılmasına sebep olanlar 5 yıl sureyle bir baksa partinin kurucu üyesi olamazlar. Anayasa mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının resmi gazetede yayınlanmasıyla sure başlar.<br />
6Yabancı devlet kuruluşları, gerçek veya tüzel kişilerden maddi yardım alamazlar.<br />
NOT: Siyasi partinin kapatılmasında Anayasa mahkemesinin 3/5 oyu şart koşulmuştur.</p>
<p>—Mal Bildirimi: Kamu hizmetine girenlerin mal bildiriminde bulunmaları kanunla düzenlenir. Yasama ve yürütme organlarında görev alanlar bundan istisna edilemez.<br />
—Vatan hizmeti her Türkün hakkı ve ödevidir<br />
—Vergi ödevi:-Herkes mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.<br />
                     —Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı gerekir<br />
                     —Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.<br />
                     —Vergi, resim, harç veya benzeri yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirim oranlarında değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.<br />
—Dilekçe Hakkı: Vatandaşlar ve karşılık esası gözetilmek kaydıyla yabancılar kendileriyle veya kamuyla ilgili şikâyetlerini yetkili makamlara veya TBMM ne bildirebilirler.<br />
  .<br />
					TBMM<br />
Genel oyla seçilen 550 milletvekilinden oluşur</p>
<p>MILLET VEKILI SECILME YETERLILIKLERI:<br />
1–30 yaşını doldurmuş olmak.<br />
2 En az ilk okul mezunu olmak<br />
3 Askerlik hizmetini yapmış olmak<br />
4Kamu hizmetinden yasaklanmamış olmak<br />
5 Taksirli suçlar hariç 1 yıldan fazla hapis yatmamış olmak<br />
6Yuz kızartıcı suç islememek<br />
7 Devlet sırrını açığa vurmamış olmak<br />
8 İdeolojik ve anarşik suçlara katılmamak<br />
9 Kısıtlı olmamak</p>
<p>M.77.SECIMLER<br />
—Seçimler 5 yılda bir yapılır<br />
—Meclis veya gerekli şartların oluşması halinde Cumhurbaşkanı bu süre dolmadan seçimlerin yenilenmesine karar verebilir<br />
—Yenilenmesine karar verilen meclisin yetkileri yeni meclisin seçilmesine kadar sürer.<br />
—TBMM SEÇİMLERİNİN GERİYE BIRAKILMASI: Savas nedeniyle seçimler TBMM tarafından 1 yıl ertelenebilir.(GERİYE BIRAKILIR)</p>
<p>ARA SECIM:<br />
—TBMM üyeliklerinde boşalma olması halinde ara seçime gidilir.<br />
—Her seçim döneminde 1 kez yapılabilir.<br />
—Genel seçimler yapıldıktan sonra 30 ay geçmeden ara secime gidilemez<br />
-Boşalan üyeliklerin sayısı üye tam sayısının % 5 ını bulduğunda ara seçime 3 ay içinde gidilir.<br />
—Genel secime 1 yıl kala ara seçime gidilmez.<br />
—Seçimlerin genel yönetim ve denetimi Yüksek Seçim Kuruluna aittir. YSK 7 asıl 4 yedek üyeden oluşur.6sı Yargıtay, 5 i Danıştay dan seçilir.</p>
<p>—Milletvekilleri bütün milleti temsil eder.</p>
<p>Üyelikle Bağdaşmayan İşler:<br />
1.Devlet ve kamu tüzel kişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşların doğrudan veya dolaylı katıldığı teşebbüs ve ortaklıkların,<br />
2.Kamu yararına çalışan derneklerin ve devletten yardım alan vakıfların kamu meslek kuruluşları,sendika ve bunların üst kuruluşları ve teşebbüslerinde yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar ,vekil olamazlar.<br />
3.TBMM üyeleri yürütme organının teklif inha atama veya onamasına bağlı resmi veya özel bir işte görevlendirilemezler. Bir üyenin belli bir konuda 6 ayı aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca geçici bir görevi kabul etmesi meclis kararına bağlıdır.</p>
<p>Yasama Sorumsuzluğu ve Dokunulmazlığı:</p>
<p>Yasama sorumsuzluğu: TBMM üyeleri meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden; o oturumdaki başkanlık divanının teklifi üzerine meclisçe başka karar alınmadıkça bunları meclis dışında tekrarlamak ve açıklamaktan sorumlu tutulamazlar. Yasama sorumsuzluğu en kısa tanımıyla milletvekillerinin söz hürriyetini korur.<br />
Hayat boyu sürecek olan sorumsuzluk milletvekilini cezai takibatlara karşı mutlak olarak korur.<br />
Sorumsuzluğun meclis veya başka bir organ tarafından kaldırılması söz konusu değildir.<br />
Yasama Dokunulmazlığı:<br />
Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili meclis kararı olmadıkça tutulamaz, tutuklanamaz, sorguya çekilemez ve yargılanamaz.<br />
Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlamak kaydıyla anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.<br />
Seçimden önce veya sonra milletvekiline verilmiş bir ceza hükmünün uygulanması üyeliğin sona ermesine bırakılır.<br />
Dokunulmazlığı kaldırılan üye tekrar seçilirse başka bir işleme gerek olmadan dokunulmazlığını elde eder.<br />
TBMM siyasi parti guruplarından yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz.<br />
Dokunulmazlığı kaldırılan bir milletvekilinin hangi fiilden yargılanacaksa onunla sınırlı olarak hakkında kovuşturma yapılabilir.<br />
Sorumsuzluk mutlak, dokunulmazlık nispidir.<br />
Sorumsuzluk devamlı dokunulmazlık geçicidir.</p>
<p> Milletvekilliğinin Sona ermesi:<br />
1.Seçimlerin sona ermesi.<br />
2.Ölüm.<br />
3.Milletvekilinin cumhurbaşkanı seçilmesi<br />
4.Milletvekilinin yerel yönetim organlarına seçilmesi.,</p>
<p>Milletvekilliliğinin Düşmesi:<br />
1.Milletvekilinin istifa etmesi(TBMM Başkanlık Divanının tespiti ile Meclis Genel Kurulunca kararlaştırılır)<br />
2. Kesin hüküm giyme veya kısıtlanma haline düşmesi. Kesin mahkeme kararının genel kurula bildirilmesi.<br />
3. Milletvekilliği ile bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdürmek(Genel Kurulda gizli oyla karar verilir)<br />
4.Meclis çalışmalarına özürsüz ve izinsiz olarak bir ay içerisinde toplam 5 bileşim günü katılmamak.Meclis Başkanlık Divanının tespiti üzerine Genel Kurul  üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar verir.<br />
5.Partisinin temelli kapatılmasına sebep olan, milletvekili Anayasa Mahkemesinin temelli kapatılmasına ilişkin kesin kararını resmi gazetede yayınlandıktan itibaren düşer.</p>
<p>Üyeliğin düşmesine kural olarak meclis genel kurulu gizli oyla karar verir.<br />
—Milletvekilliği düşen vekil 7 gün içerisinde Anayasa mahkemesine başvurur. Anayasa mahkemesi 15 gün içinde karar verir.</p>
<p>Ödenek ve yolluklar:<br />
Ödeneğin aylık tutarı en yüksek devlet memurunun almakta olduğu miktarın ;yollukta ödenek miktarının yarısını aşamaz.<br />
Ödenek ve yollukların en çok 3 aylığı önceden ödenir.</p>
<p>M.87	TBMM NIN GOREVLERI<br />
1 Kanun koymak değiştirmek ve kaldırmak.<br />
2 Bakanlar Kurulu ve bakanları denetlemek başbakan dahildir.<br />
3 Bakanlar kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yatkısı vermek<br />
4 Bütçe ve kasın hesap kanunlarını görüşüp karara bağlamak.<br />
5 Para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek<br />
6 Milletler arası antlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak.<br />
7 Genel ve özel af ilanına karar vermek.(Üye tamsayısının 3/5 çoğunluğu ile karar verilir.)<br />
8 Kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek </p>
<p>M.88.KANUN TEKLIFI VE GORUSULMESI:<br />
Yasama işlemleri kanunlar ve parlamento kararları olmak üzere ikiye ayrılır.<br />
Parlamento kararları kanun dışındaki bütün işlemleri kapsar ve yargı denetimi dışındadır.</p>
<p>Kanunları yapma yetkisi:<br />
1.Bakanlar kurulu……………….kanun tasarısı<br />
2.Milletvekilleri………………… kanun teklifi yaparlar.</p>
<p>TBMM DE ŞEKLİ KANUN NİTELİĞİNDEKİ İŞLEMLER:<br />
1.Bütçe ve kesin hesap kanunlarını kabul etmek<br />
2.Para basılmasına karar vermek.<br />
3.Genel ve özel af ilan etmek<br />
4.Ölüm cezalarının yerine getirilmesi.<br />
5.Uluslararası anlaşmaları onamak.</p>
<p>TBMM DE PARLAMENTO KARARLARI NİTELİĞİNDEKİ İŞLEMLER:<br />
1.İç tüzük yapma ve değiştirme.<br />
2.Yasama dokunulmazlığının kabul edilmesi<br />
3.Meclis üyeliğinin düşürülmesi.<br />
4.Başkan ve başkanlık divanını seçmek.<br />
5.Gensoru, güven oylaması ve meclis araştırmasını soruşturmak.<br />
6.Savaş ilanına ve silahlı kuvvetlerin kullanılmasına karar vermek.<br />
7.OHAL ve sıkıyönetimi onaylamak.<br />
	Kanunların hepsi cumhurbaşkanı tarafından onaylanırken parlamento kararlarında böyle bir imzaya gerek yoktur.<br />
	Cumhurbaşkanı TBMM ce kabul edilen kanunları 15 gün içinde yayınlar yayınlamasını kısmen veya tamamen uygun bulmadığı kanunları TBMM ye geri gönderir.<br />
	TBMM geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse cumhurbaşkanınca yayınlanır.<br />
Meclis geri gönderilen kanunda değişiklik yaparsa cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu tekrar meclise geri gönderebilir.<br />
	Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulmama durumunda TBMM sadece uygun bulmadığı maddeleri görüşebilir.</p>
<p>Milletlerarası anlaşmaları uygun bulma:<br />
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir.<br />
Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.<br />
1961 ve 1982 Anayasaları milletlerarası anlaşmaları yapma yetkisini yürütme organına, onaylama yetkisini cumhurbaşkanına vermiştir.<br />
Ancak cumhurbaşkanın onaylaması TBMM nin onaylamayı bir kanuna uygun bulması gerekir.<br />
Milletlerarası bir anlaşmaya dayanan uygulama anlaşmaları ile kanunun verdiği bir yetkiye   dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik ve idari anlaşmaların TBMM tarafından uygun bulunması koşulu aranmamaktadır. ancak bu anlaşmalar yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.<br />
Türk kanunlarında değişiklik getiren milletlerarası antlaşmaların mutlaka TBMM ce uygun bulunması gerekir. Ekonomik ticari ve teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi 1 yılı aşmayan antlaşmalar devlet maliyesine yük getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketteki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla yayınlanmayla yürürlüğe konar bu taktirde bu antlaşmalar TBMM ye sunulur.</p>
<p>KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME CIKARMA YETKİSİ: </p>
<p>Yetki Bakımından:KHK çıkarma yetkisi Bakanlar Kuruluna aittir.<br />
Ohal ve sıkıyönetim KHK lerinde yetki ise cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan bakanlar kuruluna aittir.</p>
<p>Yetki kanunu bakımından:<br />
Bakanlar Kurulu kendiliğinden KHK çıkaramaz. TBMM nin bir yetki kanunu çıkarması gerekir. Ancak ohal ve sıkıyönetim dönemlerinde yetki kanununa gerek olmadan KHK çıkartılabilir.<br />
Yetki Kanunun içeriği:<br />
1.Konusu<br />
2.Amacı<br />
3.Kapsamı<br />
4.İlkeleri<br />
5.Süresi açıkça belirtilmelidir.<br />
6.Birden fazla KHK çıkarılabilip çıkarılamayacağı belirtilmelidir.</p>
<p>KHK lerin çıkarma yetkisinin sona ermesi:<br />
1.Yetki kanunun belirlediği sürenin dolması.<br />
2.Yeni bir kanunla yetki kanununun yürürlükten kalkması<br />
3.Yetki kanununda belirlenen sayıda KHK çıkarılması<br />
 Ancak Bakanlar kurulunun istifası, Bakanlar kurulunun Gensoru ile düşürülmesi, Yasama döneminin bitmesi durumlarında yetki sona ermez.</p>
<p>Konu bakımından:<br />
	KHK lerde temel haklar ,kişi hakları ve ödevleri ve siyasi hak ve ödevler düzenlenemez .KHK ile bakanlar kuruluna bütçe değişiklik yetkisi verilemez.<br />
Ohal ve sıkıyönetim bunun istisnalarıdır.</p>
<p>Denetim bakımından:<br />
KHK yargısal denetimi Anayasa mahkemesi tarafından yapılır.<br />
Ohal ve sıkıyönetim KHK hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa mahkemesine dava açılamaz.</p>
<p>Şekil ve usul bakımından:<br />
	KHK resmi gazetede yayınlandıkları gün yürürlüğe girerler.<br />
Ancak yürürlük tarihi daha sonraki bir tarihte gösterilebilir. Kararnameler RG de yayınlandıkları gün TBMM ye sunulurlar sunulmazsa aynı gün yürürlükten kalkarlar. TBMM tarafından reddedilen KHK ise ret kararının RG de yayınlandığı tarihte yayından kalkarlar.</p>
<p>Savaş hali ilanı ve silahlı kuvvetlerin kullanılmasına izin verme:</p>
<p>M.92.Savaş hali ilanına ve TSK nın yabancı ülkelere gönderilmesine ve yabancı devlet silahlı kuvvetlerinin Türkiye’de bulunmasına TBMM karar verir.<br />
TBMM tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani silahlı saldırıya uğraması durumunda TSK nın kullanılmasına Cumhurbaşkanı da karar verir.</p>
<p>M.93.TOPLANMA VE TATIL<br />
TBMM her yıl 1 EKIMDE toplanır</p>
<p>Ara verme veya tatil sırasında<br />
1.Doğrudan doğruya cumhurbaşkanınca<br />
2.Bakanlar kurulunun istemi üzerine Cumhurbaşkanınca<br />
3.Meclis Başkanı da doğrudan doğruya veya Milletvekillerinin 1/5 istemi üzerine meclisi   toplar.<br />
M.94.BASKANLIK DIVANI<br />
_Siyasi parti gurupları başkanlık için aday gösteremezler.<br />
_Meclis başkanı başkan vekilleri katıp üyeler ve idare amirlerinden oluşur<br />
_Başkanlık divanı için bir yasama döneminde 2 defa secim yapılır: ilki 2 yıl ikincisi 3 yıl grev yapar.<br />
_TBMM meclis başkan adayları meclis üyeleri içerisinden seçilir ilk iki oylamada üye tam sayısının 2/3 ve üçüncü oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır.Bu durum sağlanamazsa en çok oy alan iki aday için 4. oylama yapılır bu oylamada en fazla oy alan üye başkan seçilir.<br />
_Sıyası parti gurubu minimum 20 milletvekilinden oluşur.<br />
Toplantı ve karar yeter sayısı:<br />
_TBMM üye tam sayısının en az 1/3 ile toplanır toplantıya katılanlar salt çoğunlukla karar verir ancak  karar yeter sayısı üye tam sayısının ¼ nun 1 fazlasından az olamaz..</p>
<p>M.98. TBMM DE BILGI EDINME VE DENETLEME YOLLARI:</p>
<p>1.SORU. Bakanlar kurulu adına sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılmak üzere başbakan veya bakanlardan bilgi istemekten ibarettir.15 Gün sonra gündeme alınır.</p>
<p>2.MECLIS ARASTIRMASI. Bellı bir konuda bilgi edinilmek için yapılan incelemeden ibarettir 3 ay da sonuçlanır</p>
<p>3 GENEL GORUSME. Toplumu ve devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun TBMM genel kurulunda görüşülmesidir. Hükümet, siyasi parti grupları en az 20 milletvekili tarafından bir önerge ile istenir.</p>
<p>4.GENSORU. Bir sıyası parti adına veya 20 milletvekilinin istemi üzerine açılır. Hükümetin veya bir bakanın siyasal sorumluluğu araştırılır.<br />
Bakanlar kurulunun veya bakanlığın düşürülmesi üye tam sayısının salt çoğunluğu ile olur. Oylamada güvensizlik oyları sayılır.</p>
<p>5 MECLIS SORUSTURMASI.<br />
_Başbakan veya bakanların görevleri ile ilgili cezai sorumluluklarının araştırılmasını sağlamaktır.<br />
_Üye tamsayısının 1/10 nün vereceği önerge ile soruşturma açılması istenebilir.<br />
_Meclis bu istemi en geç bir ay içerisinde görüşür.Bu görüşme sonunda gerekli görülürse      Başbakan veya bakanlar yüce divana sevk edilir.<br />
_Yüce divana sevk kararı ancak üye tam sayısının salt çoğunluğunun gizli oyu ile alınır .<br />
_Bakan Yüce Divana sevk edilirse bakanlıktan düşer.<br />
_Başbakan Yüce Divana sevk edilirse hükümet istifa etmiş sayılır.</p>
<p>				YÜRÜTME</p>
<p>M.101-Cumhurbaşkanı Seçilebilme Koşulları<br />
1-40 yaşını doldurmuş olmak.<br />
2-Yüksek öğrenim yapmış olmak<br />
3-Türk vatandaşı olmak<br />
4-Cumhurbaşkanı Meclisin kendi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından 7 yıl için seçilir.<br />
5-Bir kimse iki defa Cumhurbaşkanı seçilemez.<br />
6-Cumhurbaşkanlığı’na TBMM üyeleri dışında aday gösterilebilmesi, Meclis üye tamsayısının en az beşte birinin yazılı önerisiyle mümkündür.<br />
Cumhurbaşkanı seçimi:</p>
<p>—Cumhurbaşkanının seçilmesi, TBMM üye tamsayısının 2/3 çoğunluğuyla ve gizli oyla seçilir.<br />
__Cumhurbaşkanının görev süresi dolmadan 30 gün önce, dolduktan 10 gün sonra seçime başlanır. Seçim 1 ayda tamamlanır. Oylamalar 3’er gün arayla yapılır.<br />
1.TUR + 2.TUR: Üye tamsayısının 2/3 çoğunluğuyla<br />
3.TUR: Üye tamsayısının salt çoğunluğuyla. (276)<br />
4.TUR: 3. turda en çok oyu olan iki aday bu tura kalır.<br />
Salt çoğunlukla Cumhurbaşkanı seçilir. Seçilemezse, TBMM seçimleri yeniler.</p>
<p>M.104-CUMHURBAŞKANININ GÖREV VE YETKİLERİ:</p>
<p>a)Yasamayla ilgili Yetkileri<br />
1-Yasama yılının ilk günü TBMM’de açılış konuşmasını yapar.<br />
2-TBMM’yi gerektiğinde toplantıya çağırır.<br />
3-Kanunları yayınlar.<br />
4-Kanunları tekrar görüşülmek üzere TBMM’ne yollar.<br />
5-Anayasa değişikliğine ilişkin kanunları gerek gördüğünde halkoyuna sunar.<br />
6-Kanunların, KHK, TBMM iç tüzüğünün iptali için Anayasa mahkemesi’ne iptal davası açar.<br />
7-TBMM’de seçimlerin yenilenmesine karar vermek.</p>
<p>b)Yürütmeyle İlgili Yetkileri<br />
1-Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek.<br />
2-Başbakanın teklifi üzerine bakanları atamak ve istifalarını kabul etmek.<br />
3-Gerek görürse Bakanlar kurulu’na başkanlık etmek.<br />
4-Yabancı devletlere Türk temsilciliğini göndermek ve onlarınkini kabul etmek.<br />
5-Milletlerarası analaşmaları onaylamak ve yayınlamak.<br />
6-TBMM adına TSK Başkomutanlığı’nı temsil etmek.<br />
7-TSK’nin kullanılmasına karar vermek.<br />
8-MGK’yı toplantıya çağırmak.<br />
9-Genelkurmay Başkanı’nı atamak.<br />
10-Kararnameleri imzalamak.<br />
11-Sürekli hasta sakat ve kocama sebebiyle cezaları kaldırmak.<br />
12-Devlet Denetleme Kurulu üyelerini atamak.<br />
13-YÖK üyeleri ve rektörleri atamak.</p>
<p>c)Yargı ile ilgili Yetkileri<br />
1-Anayasa Mahkemesi üyelerini seçmek<br />
2-Danıştay’ın üyelerinin ¼’ünü seçmek.<br />
3-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını seçmek<br />
4-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı vekilini seçmek<br />
5-Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçmek<br />
6-AYİM ve Askeri Yargıtay üyelerini seçmek.</p>
<p>M.105-CUMHURBAŞKANININ SORUMLULUK VE SORUMSUZLUK HALİ<br />
Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne itiraz edilemez.<br />
Cumhurbaşkanı, vatana hıyanetten dolayı TBMM üyelerinin 1/3’ünün teklifi üzerine üye tamsayısının 3/4’ünün vereceği kararla suçlandırılır.</p>
<p>M.106-CUMHURBAŞKANLIĞINA VEKİLLİK ETME<br />
Cumhurbaşkanının hastalık, yurt dışına çıkma, geçici olarak görevden alınma, ölüm, çekilme durumlarında TBMM Başkanı ona vekillik eder ve ona ait yetkileri kullanır.</p>
<p>CUMHURBAŞKANI TEŞKİLATI:<br />
1.Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği: Kuruluşu,teşkilat ve çalışma esasları,personel atama işlemleri Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.Bu kararname yargı denetimi dışındadır.<br />
2.Devlet Denetleme Kurumu:<br />
	İdarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin sağlanması amacıyla kurulmuştur. Cumhurbaşkanının isteği üzerine:<br />
1-Tüm kamu kurum ve kuruluşlarında sermayenin yarısından fazlasına sahip kuruluşlarda.<br />
2-Kamu Kurumu niteliği olan meslek kuruluşlarında.<br />
3-İşçi-işveren meslek kuruluşlarında<br />
4-Kamuya yararlı dernek ve vakıflarda inceleme araştırma ve denetleme yapar.<br />
Not: TSK ve yargı organları denetim dışıdır.<br />
Üyeleri Cumhurbaşkanınızca seçilir.</p>
<p>M.109-BAKANLAR KURULU<br />
Başbakan, Cumhurbaşkanınca TBMM üyeleri arasından atanır.<br />
Bakanlar, TBMM üyeleri veya milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanı tarafından atanır.</p>
<p>Göreve başlama ve güvenoyu:<br />
Bakanlar Kurulunun programı, kuruluşundan 1 hafta içinde TBMM’de okunur ve güvenoyuna başlanır. Güvenoyu için görüşmeler programın okunmasından 2 tam gün geçtikten sonra başlar görüşmelerin bitiminden 1 tam gün sonra oylama yapılır.</p>
<p>Görev sırasında güvenoyu:<br />
Başbakan gerekli görürse Bakanlar Kurulunda görüştükten sonra, TBMM den güven isteyebilir.<br />
Güven istemi TBMM ne bildirilmesinden bir tam gün geçmedikçe görüşülemez ve görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçmedikçe oya konulamaz.<br />
Güven istemi üye tam sayısının salt çoğunluğu ile reddedilebilir.</p>
<p>Görev ve siyasi sorumluluk:<br />
Bakanlar kurulu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludurlar.Her bakan başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındaki işlerden sorumludur.<br />
Bakanlıkların kurulması:<br />
Bakanlıkların kurulması kaldırılması görev ve yetkileri kanunla düzenlenir bir bakan birden fazla bakana vekillik edemez .<br />
Herhangi bir sebeple boşalan bir bakanlığa 15 gün içerisinde yeni bir bakan atanır.</p>
<p>M.114-SEÇİMLERDE GEÇİCİ BAKANLAR KURULU<br />
TBMM genel seçimlerinden önce, Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanları çekilir.<br />
Seçimin başlangıç tarihinden 3 gün önce ve erken seçim halinde bu karardan itibaren 5 gün içinde, bu bakanlıklara TBMM içinden veya dışarıdan bağımsızlar Başbakanca atanır.<br />
Seçimlerin yenilenmesine karar verildiğinde Bakanlar Kurulu çekilir Cumhurbaşkanı geçici Bakanlar Kurulunu kurmak üzere Başbakan atar.<br />
Geçici Bakanlar Kurulu için güvenoyuna başvurulmaz.<br />
Geçici Bakanlar Kurulu seçim süresince ve yeni meclis toplanıncaya kadar görevde kalır.</p>
<p>M.115-TÜZÜKLER<br />
Bakanlar Kurulu, kanun uygulamasını göstermek, emrettiği işleri belirtmek üzere, kanuna aykırı olmamak ve Danıştay’ın incelemesinden geçirilmek şartıyla çıkarılır.<br />
Cumhurbaşkanınca imzalanır ve kanunlar gibi yayınlanır.<br />
Tüzükler aksine bir hüküm bulunmadıkça resmi gazetede yayınlandıktan 45 gün sonra yürürlüğe girerler.</p>
<p>M.116-TBMM SEÇİMLERİNİN CUMHURBAŞKANINCA YENİLENMESİ<br />
Bakanlar kurulunun:<br />
1-Güvenoyu alamaması<br />
2-Güvensizlik oyu ile düşürülmesi hallerinde 45 gün içinde yeni Bakanlar Kurulu kurulamadığı takdirde veya kurulduğu halde güvenoyu alamazsa Cumhurbaşkanı TBMM Meclis başkanına danışarak seçimlerin yenilenmesine karar verir.<br />
Başbakanın istifa etmesi üzerine 45 gün içinde veya yeni seçilen Meclis Başkanlık Divanı seçiminden sonra yine 45 gün içinde Bakanlar Kurulu kurulamaması hallerinde Cumhurbaşkanı Meclis başkanına danışarak seçimlerin yenilenmesine karar verir.</p>
<p>M.117-BAŞKOMUTANLIK VE GENELKURMAY BAŞKANLIĞI<br />
TBMM’nin manevi varlığından ayrılamaz; Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur.<br />
Milli güvenliğin sağlanmasından, silahlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından TBMM’ye karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.<br />
Genelkurmay Başkanı, silahlı kuvvetlerin komutanı olup, savaşta başkomutanlık görevini Cumhurbaşkanı adına yapar. Bakanlar Kurulu’nun teklifi üzerine Cumhurbaşkanınca atanır.<br />
Genelkurmay Başkanı görev ve yetkilerinden dolayı Başbakana karşı sorumludur.</p>
<p>M.118-MİLLİ GÜVENLİK KURULU<br />
1-Cumhurbaşkanı<br />
2-Başbakan<br />
3-Genelkurmay Başkanı<br />
4-Milli Savunma Bakanı<br />
5-İçişleri Bakanı<br />
6-Dışişleri Bakanı<br />
7-Adalet Bakanı<br />
8-Kuvvet Komutanları (Kara,Deniz ,Hava ve Jandarma komutanları)<br />
9-Başbakan Yardımcılarından oluşur.<br />
Gündemi; Başbakan ya da Genelkurmay Başkanı’nın önerileriyle Cumhurbaşkanı belirler.<br />
Cumhurbaşkanı olmadığı zaman Başbakan toplar.</p>
<p>M.119-OLAĞANÜSTÜ HALLER:<br />
1.Tabii afet<br />
2.Tehlikeli salgın hastalıklar<br />
3.Ağır ekonomik bunalımlar<br />
4.Şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde ilan edilir.<br />
 İlk üç durumda Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 6 ayı geçmemek üzere OHAL ilan edebilir. Dördüncü durumda ise Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu MGK da görüşünü alarak 6 ayı geçmemek üzere OHAL ilan edebilir<br />
OHAL kararı verilmesi durumunda karar RG de yayınlanır TBMM onayına sunulur.<br />
Bakanlar Kurulu’nun istemi üzerine Meclis 4 ay uzatabilir veya OHAL kaldırılabilir.</p>
<p>SIKIYÖNETİM, SEFERBERLİK VE SAVAŞ HALİ:<br />
1-Hür demokratik düzene veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik<br />
2-Olağanüstü hal ilanını gerektiren hallerden daha ağır şiddet hareketlerinin yaygınlaşması<br />
3-Savaş hali, ayaklanma olması<br />
4-Vatan veya cumhuriyete karşı kuvvetli bir eylemin baş göstermesi<br />
5-Ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması sebepleriyle Cumhurbaşkanlığı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, MGK nun da görüşünü alarak süresi altı ayı geçmemek üzere Sıkıyönetim ilan edebilir.<br />
—Bu karar derhal RG de yayımlanır ve aynı gün TBMM onayına sunulur. TBMM gerekli gördüğü takdirde sıkıyönetim süresini kısaltabilir, uzatabilir veya kaldırabilir.<br />
—Sıkıyönetim TBMM kararı ile her defasında 4 ayı aşmamak üzere uzatılabilir. Savaş hallerinde bu süre aranmaz.<br />
—Sıkıyönetim hallerinde;<br />
1-Kolluk görev ve yetkileri askeri makamlara geçer<br />
2-Temel hak ve hürriyetlerde kısıtlanma daha fazla olmakta<br />
3-Bazı suçların yargılanması sıkıyönetim askeri mahkemesinde yapılabilmektedir.<br />
—Sıkıyönetim komutanları Genelkurmay Başkanlığına bağlı olarak görev yaparlar.</p>
<p>İDARENİN ESASLARI:<br />
	İdare, kuruluş ve görevleri ile bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzel kişiliği ancak kanunla veya kanunun açıkça dayandığı yetkiye dayanılarak kurulur.<br />
	İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Ancak Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile yüksek askeri şura kararları yargı denetimi dışındadır.<br />
Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yerindelik denetimi yapılamaz.<br />
	İdari işlemin uygulanması halinde<br />
1.Telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve<br />
2.İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.<br />
	Merkezi idare kuruluşu coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre illere illerde diğer kademeli bölümlere ayrılır. İllerin idaresi yetki genişliği esaslarına dayanır.<br />
	Mahalli idareler il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen kamu tüzel kişileridir.<br />
Mahalli idarelerin seçimleri 5 yılda bir yapılır.<br />
	Mahalli idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kazanmaları veya kaybetmeleri konusundaki denetim yargı yoluyla olur ancak görevleri ile ilgili bir suç sebebiyle hakkında soruşturma veya kovuşturma olursa içişleri bakanı geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırabilir.</p>
<p>Görev ve sorumlulukları disiplin kavuşturmasında güvence:<br />
	Memurlar ve diğer kamu görevlileriyle kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.<br />
Uyarma ve kınama cezaları hariç disiplin kararları yargı denetimi dışına bırakılamaz<br />
Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları ancak idare aleyhine açılır. İdare ilgili kişiye daha sonra rücu eder.</p>
<p>M.124-YÖNETMELİKLER<br />
Başbakanlık, Bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların, tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere bunlara aykırı olmamak şartıyla çıkarılırlar.<br />
Hangi yönetmeliklerin resmi gazetede yayınlanacağı kanunla belirtilir. Aksine hüküm yoksa yönetmelikler yayımlandığı gün yürürlüğe girerler.</p>
<p>M.130-YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI:<br />
	Yükseköğretim kurumları devlet tarafından kanunla kurulur. Kazanç anlamına yönelik olmamak şartıyla vakıflar tarafından Yükseköğretim kurumları kurulabilir üniversiteler ve bunlara bağlı birimler devletim gözetime ve denetime altındadır.<br />
Rektörler Cumhurbaşkanınca; dekanlar YÖK tarafından atanır.<br />
TSK ve Emniyet teşkilatına bağlı Yükseköğretim kurumları özel yükümlere tabidir.</p>
<p>	KAMU KURUM NİTELİĞİNDEKİ MESLEK KURULUŞLARI:<br />
	Belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak ve geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlük ve güveni hakim kılmak, meslek disiplinini sağlamak maksadıyla kanunla kurulan kamu tüzel kişileridir.<br />
Kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar.<br />
Bu kuruluşlar üzerinde devletin idari ve mali denetimine ilişkin kurallar kanunla düzenlenir.<br />
Amaçları dışında faaliyet gösteren meslek kuruluşlarına Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine mahkeme kararıyla son verilir.<br />
Organlarının seçimlerinde siyasi partiler aday gösteremezler </p>
<p>M.137.KANUNSUZ EMİR:<br />
	Kamu hizmetlerinde çalışan bir kimse üstünden aldığı bir emri yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse yerine getirmez bu aykırılığı emri verene bildirir. Ancak üstü emrinde ısrar ederse ve yazı ile yenilerse emri yerine getirir bu durumda emri yerine getiren sorumlu olmaz.<br />
	Konusu suç olan bir emir hiçbir suretle yerine getirmez. Yerine yetiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.<br />
            MAHKEMELERİN BAĞIMSIZLIĞI:<br />
—Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar.<br />
—Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez.<br />
—Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde görüşme yapılamaz.<br />
—Yasama ve yürütme organları ile idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır.<br />
M.140-HÂKİMLİK VE SAVCILIK TEMİNATI VE MESLEĞİ:<br />
— Hâkimler ve savcılar azlolunamaz.<br />
—Kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliliğe ayrılamaz<br />
—Bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması nedeniyle aylık ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun bırakılamaz.<br />
—Hâkimlik ve savcılık meslek içi eğitim ve diğer özlük işeri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.<br />
—Hâkimler ve savcılar idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar.<br />
Hâkimler ve savcılar istemedikçe 65 yaşına kadar emekli edilemezler.<br />
—Mahkemelerin kuruluşu görev ve yetkileri işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.<br />
—Hâkim ve savcıların denetimi Adalet Bakanlığı izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılır.</p>
<p>M.145-ASKERİ YARGI<br />
Asker kişilerin askeri suçlarıyla, bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde, askeri hizmet ve görevlerle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakarlar.<br />
Savaş ve sıkıyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları kanunla düzenlenir.<br />
			YÜKSEK MAHKEMELER:<br />
1.Anayasa mahkemesi.<br />
2.Yargıtay.<br />
3.Danıştay.<br />
4.Askeri Yargıtay.<br />
5.Askeri Yüksek İdare Mahkemesi<br />
6.Uyuşmazlık Mahkemesi.</p>
<p>ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU<br />
11 asıl ve 4 yedek üyeden oluşur.<br />
1-Üyeleri Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, AYİM, Sayıştay Başkanı veya üyesi olmalıdır.<br />
2–40 yaşını doldurmuş yükseköğretim görmüş ve kamu hizmetinde 15 yıl çalışmış olmalıdır.<br />
a)Yüksek öğrenim kurumlarının; hukuk, iktisat, siyasal bilimler dallarında öğrenim görmeli<br />
b)Rektör, dekan, Müsteşar, Müsteşar Yardımcısı, General, Amiral, Büyükelçi, Bölge Valisi veya Vali olmalıdır.<br />
c)Mesleğinde avukat, olarak bilfiil çalışmalıdır.<br />
Göreve seçilip de kabul etmeyenler 1 ayda tekrar seçilir.<br />
65 Yaşını doldurunca emekliliğe ayrılırlar.<br />
Başkan ve Başkan Vekilinin Seçimi<br />
Asıl üyeler arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunlukla 4 yıl için seçilir.<br />
Anayasa Mahkemesinin Görevleri<br />
1-Kanunların,  KHKlerin ve TBMM İçtüzüğünü şekil ve esas bakımından denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından denetler.<br />
OHAL, Sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan KHK şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasaya dava açılamaz.<br />
Şekil bakımından denetleme Cumhurbaşkanlığınca veya TBMM üyelerinin 1/5tarafından istenebilir. Kanunun yayınlandığı tarihten itibaren 10 gün geçtikten sonra şekil bozukluğuna bağlı iptal davası açılamaz.<br />
2-Yüce Divan sıfatıyla yargılar.(Cumhurbaşkanı,BK üyeleri ,Anayasa mah.,Yargıtay Danıştay,Askeri Yargıtay,AYİM,HSYK Başkan ve üyelerini Başsavcılarını)yüce divan kararları kesindir.<br />
3-Siyasi partilerin kapanmasına bakar.<br />
4-Üst düzey devlet yöneticilerini ve yüksek yargı organı mensuplarını Yüce Divan’da yargılar.<br />
5-Siyasi partilerin mali denetimini yapar.<br />
İptal Davası Açmaya Yetkili Olanlar:<br />
İptal davası kanunlar, KHK ve TBMM içtüzükleri hakkında açılır.</p>
<p>1-Cumhurbaşkanı<br />
2-İktidar ve ana muhalefet partisi meclis grupları<br />
3-TBMM üye tamsayısının 1/5’i<br />
—TBMM’den kanunların şekil bozukluğu iddiasıyla dava açılamaz.<br />
—Milletlerarası anlaşmaların aleyhine Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.<br />
—Dava açma süresi kanunlar, KHK ve TBMM içtüzüğü RG de yayınlanmasından başlayarak 60 gündür.<br />
—Anayasa Mahkemesi kararları kesindir.<br />
—İptal davaları geriye yürümez.<br />
Başkan ve Üyelerin Giremeyeceği Davalar<br />
1-Kendilerine ait ya da kendilerini ilgilendiren davalar<br />
2-Aralarında evlilik bağı kalkmış olsa bile eşinin kan ve sıhriyet yönünden usul ve fürunun 4. dereceye kadar olanların davaları<br />
3-Hâkim, savcı ve hakem sıfatıyla baktığı ve bilirkişilik ile tanıklık yaptığı davalar.<br />
4-İstişare mütalaa ve kanaat beyan etmiş olduğu davalar</p>
<p>M.154-YARGITAY<br />
Adliye mahkemeleri tarafından verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümleri son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davaların ilk ve son derece mahkemesidir. Yargıtay üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli hâkim ve savcılar arasından Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunca seçilirler.<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve vekili 5 aday arasından Cumhurbaşkanınca 4 yıl için seçilir.</p>
<p>M.155-DANIŞTAY<br />
İdari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı kararlara karşı son inceleme merciidir.<br />
Danıştay davaları görmek Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında 2 ay içinde  düşüncelerini bildirmekle ve tüzük tasarılarını incelemek, idari uyuşmazlıkları çözmekle  görevlidir.<br />
Danıştay üyeleri Cumhurbaşkanınca seçilir.</p>
<p>M.156-ASKERİ YARGITAY<br />
Askeri mahkemelerce verilen kararlara karşı son inceleme merciidir.<br />
3 aday gösterilir. Cumhurbaşkanı üyelerini seçer.</p>
<p>M.157-ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ<br />
Askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile asker kişileri ilgilendiren, askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesidir.<br />
Askeri hakim sınıfından olmayan üyelerin görev süreleri 4 yılı geçemez.<br />
Askerlik yükümlülüklerinden doğan uyuşmazlılarda ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz.</p>
<p>M.158-UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ<br />
Adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözer.<br />
Diğer mahkemeler ile Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.<br />
Bu mahkemenin başkanlığı Anayasa mahkemesince seçilir.</p>
<p>M.159-HAKİM VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU<br />
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yaparlar<br />
Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır.<br />
Kurulun kararlarına karşı yargı yolu kapalıdır.</p>
<p>M.160-SAYIŞTAY<br />
Genel ve katma bütçeli idarelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına denetler sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlar ve kanunlarla verilen inceleme ve denetleme işlemlerini yapmakla görevlidir.</p>
<p>Sayıştay’ın kesin hükümlerine karşı ilgililer yazılı bildirimden itibaren 15 gün içinde bir kereye mahsus olmak üzere karar düzeltme yoluna gidilebilir. Bu kararlara karşı idari yargı yoluna başvurulamaz.</p>
<p>Vergi ve benzeri mali yükümlülüklerde Danıştay ve Sayıştay uyuşamazsa, Danıştay’ın kararı esastır.</p>
<p>M.161-BÜTÇENİN HAZIRLANMASI VE UYGULANMASI<br />
Devletin ve KİT dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamalarını yıllık bütçelerle yapılır.<br />
Bütçe Kanununa bütçe dışı hükümler konamaz.<br />
Bakanlar Kurulu genel ve katma bütçe tasarıları ile milli bütçe tahminlerini gösteren raporu , mali yıl başından 75 gün önce TBMM’ne sunar. Bütçe raporu Bütçe Komisyonunda (40 kişi) incelenir. Bütçe komisyonunca 55 içinde kabul edilip TBMM de görüşülür ve mali yıl başına kadar karar bağlanır.<br />
TBMM üyeleri bütçe kanun tasarılarının Genel Kurulda görüşülmesi sırasında gider artırıcı ve gelir azaltıcı önerilerde bulunulamaz.<br />
Bakanlar Kuruluna KHK ile bütçede değişiklik yapma yetkisi verilemez.</p>
<p>M.164-KESİN HESAP<br />
Kesin hesap kanun tasarıları kanunda daha kısa bir süre kabul edilmemişse, ilgili oldukları mali yılın sonundan başlayarak en geç 7 ay sonra Bakanlar Kurulunca TBMM’ne sunulur.<br />
Sayıştay genel uygunluk bildirimini kesin hesap kanun tasarısının verilmesinden başlayarak en geç 75 gün içinde TBMM ne sunar.<br />
Genel Kurul kesin hesap kanun tasarısını yeni yıl bütçe kanunu tasarısıyla beraber görüşerek karar bağlar<br />
Sermayesinin yarıdan fazlası doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklarında denetim görevi TBMM ne aittir Sayıştay’ca yapılmaz.</p>
<p>ANAYASANIN DEĞİŞTİRİLMESİ<br />
Anayasanın değiştirilmesi TBMM üye tamsayısının en az 1/3 tarafından yazıyla teklif edilebilir.<br />
Genel kurulda iki kez görüşülür. Kabulü TBMM üye tam sayısının 3/5 ‘ü yani 330 oyla kabul edilir.<br />
 Cumhurbaşkanı Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları bir daha görüşülmek üzere TBMM ne gönderebilir. Meclis geri gönderilen kanunu üye tam sayısının 2/3 ile aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı bunu halkoyuna sunabilir.<br />
 Meclisçe üye tamsayısının 3/5 ile veya 2/3 az oyla kabul edilen anayasa değişiklikleri Cumhurbaşkanı tarafından Meclise iade edilmediği zaman halkoyuna sunulmak üzere RG de yayımlanır.<br />
Doğrudan veya Cumhurbaşkanının iadesi üzerine Meclis üye tamsayısının 2/3 ile kabul edilen Anayasa değişikliğine ilişkin  kanun veya maddeleri Cumhurbaşkanı tarafından halkoyuna sunulabilir. Bunlar RG de yayımlanır.<br />
Halkoyuna sunulan kanun değişikliklerin yürürlüğe girmesi için halkoylamasında kullanılan geçerli oyların yarısından çoğunun kabul olması gerekir. </p>
<p>SAVAŞ HALİ<br />
Bakanlar Kurulu ister. TBMM karar verir, Cumhurbaşkanı onaylar.</p>
<p>DEMOKRASİNİN 4 TEMEL ŞARTI<br />
1. Cumhuriyet<br />
2. Serbest seçim<br />
3. Vatandaşların temel haklarının tanınması<br />
4. Serbest örgütlenme<br />
Ülkemizde temsili demokrasi vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/vatandaslik-dersi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vatandaslık Dersi &#8211; Anayasa Hukuku-Devlet, Demokrasi, Anayasa, En Yenı Notlar</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/vatandaslik-dersi-anayasa-hukuku-devlet-demokrasi-anayasa-en-yeni-notlar.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/vatandaslik-dersi-anayasa-hukuku-devlet-demokrasi-anayasa-en-yeni-notlar.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 19:26:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kolay]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[sabit]]></category>
		<category><![CDATA[Tanzimat]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11803</guid>
		<description><![CDATA[VATANDAŞLIK DERSİ OSMANLI İMPARATORLUĞU VE ANAYASAL GELİŞMELER 1-Osmanlı İmparatorluğu döneminde ilk anayasal gelişme, 1808 tarihli “Sened-i İttifak”tır. 2. Mahmut döneminde, Alemdar Mustafa Paşa’nın önderliğinde merkezi hükümetle ayanlar arasında imzalanmıştır. Anayasal nitelikte olmayan bir belgedir. 2-Osmanlı döneminde anayasal gelişmelerin ikincisi, 1839 tarihli Tanzimat Fermanı’dır. Abdülmecit döneminde yapılmıştır. 3-Anayasal gelişmelerin 3.sü 1856 tarihli “Islahat Fermanı”dır. Abdülaziz döneminde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>VATANDAŞLIK DERSİ<br />
OSMANLI İMPARATORLUĞU VE ANAYASAL GELİŞMELER<br />
1-Osmanlı İmparatorluğu döneminde ilk anayasal gelişme, 1808 tarihli “Sened-i İttifak”tır. 2. Mahmut döneminde, Alemdar Mustafa Paşa’nın önderliğinde merkezi hükümetle ayanlar arasında imzalanmıştır. Anayasal nitelikte olmayan bir belgedir.<br />
2-Osmanlı döneminde anayasal gelişmelerin ikincisi, 1839 tarihli Tanzimat Fermanı’dır. Abdülmecit döneminde yapılmıştır.<br />
3-Anayasal gelişmelerin 3.sü 1856 tarihli “Islahat Fermanı”dır. Abdülaziz döneminde yapılmıştır.<br />
Bunlar hukuk devletine geçişin ilk adımlarıdır.<br />
1876 ANAYASASI<br />
1-Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk ve tek anayasasıdır.<br />
2-İki meclisli bir anayasadır.<br />
3-Heyeti Ayan üyelerini Padişah seçer.<br />
4-Meclisi feshetme yetkisi Padişaha aittir.<br />
5–1908 yılında 2.Meşrutiyet’in ilanıyla yeniden anayasa ilan edilmiştir. 1909’da da bu anayasa da değişikliğe uğramıştır.<span id="more-11803"></span><br />
1921 ANAYASASI (TEŞKİLAT-I ESASİYE)<br />
1-Yasama, yürütme ve yargı güçleri TBMM’de toplanmıştır. (Güçler birliği)<br />
2-Milli egemenlik ilkesinin kabul edildiği ilk anayasadır.<br />
3-Türk tarihinin en kısa süreli anayasasıdır.<br />
4-TBMM Başkanı aynı zamanda Devlet Başkanı’dır.<br />
5-İlk ve tek yumuşak (kolay değiştirilebilir) anayasadır.<br />
6-Kuvvetler birliği ilkesini benimsemiştir.<br />
1923 DEĞİŞİKLİKLERİ<br />
1-Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu açıkça belirtilmiştir.<br />
2-Devletin dininin İslam, resmi dilinin Türkçe olduğu belirtilmiştir.<br />
3-Cumhurbaşkanı, TBMM tarafından ve Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından atanacaktır.<br />
1924 ANAYASASI<br />
1-Kısa, sabit, sağlam yapılı ve kendi içinde tutarlı bir anayasadır.<br />
2-Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu belirtilmiştir.<br />
3-Meclis üstünlüğü benimsenmiştir.<br />
4-Güçler birliği ilkesi benimsenmiştir.<br />
5-Meclis hükümeti sistemi ile parlamenter hükümeti sistemi arasında karma bir hükümet benimsenmiştir.<br />
6-1928 de devletin dini İslam dır ibaresi kaldırılmıştır.<br />
7-1937’de Atatürk ilkeleri anayasaya girmiş ve laiklik ilkesi benimsenmiştir.<br />
1961 ANAYASASI<br />
1-İki meclisli parlamento ( millet meclisi ve Cumhuriyet Senatosu) sistemini kabul etmiştir.<br />
2-Hukuk devleti ilkesi benimsenmiştir.<br />
3-Sosyal Devlet anlayışı benimsenmiştir.<br />
4-Seçimlerin; serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy ilkelerine göre yapılacağı belirtilmiştir.<br />
5-Çoğunlukçu demokrasi anlayışından çoğulcu demokrasi anlayışına geçildi.<br />
6-Temel hak ve hürriyetlerle ilgili geniş düzenlemelere yer verilmiştir. Temel hak ve hürriyetlerin hangi hallerde sınırlandırılacağı belirtilmiştir.<br />
7. Üniversitelere TRT’ye özerk statü tanındı.<br />
8. Anayasa mahkemesi kuruldu<br />
9. DPT Kuruldu<br />
10. Milli Birlik komitesi kuruldu<br />
1982 ANAYASASI<br />
1982 Anayasasının nitelikleri:<br />
1-Atatürk milliyetçiliği<br />
2-Demokratik devlet<br />
3-Laik devlet<br />
4-Sosyal devlet<br />
5-Hukuk devleti<br />
6-İnsan haklarına saygılı<br />
—Yürütme organı güçlendirildi<br />
—Kuvvetler ayrılığı ilkesi benimsendi<br />
—Ayrıntılı düzenleme var<br />
—Mecliste karar almak kolay<br />
—Katılımcı demokrasi var<br />
—Diyanet işleri başkanlığı kuruldu<br />
T. C. ANAYASASI<br />
Kuvvetler Ayrımı: Devlet organları arasında üstünlük anlamına gelmeyip; devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret olması ve bununla sınırlı medeni işbölümü-işbirliğinin bulunması; üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunmasıdır.<br />
— 1982 Anayasasında 177 madde bulunmaktadır.<br />
- 16 geçici madde vardır. Toplam 193 madde 7 kısımdan oluşmaktadır.<br />
— Başlangıç kısmı anayasa metnine dâhildir.<br />
1. KISIM<br />
Genel Esaslar<br />
M.1-Devletin Şekli:<br />
Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.<br />
M.2-Cumhuriyetin Nitelikleri:<br />
Türkiye Cumhuriyeti; Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.<br />
M.3-Devletin Bütünlüğü, Resmi Dili, Bayrağı, Milli Marşı ve Başkenti:<br />
Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.<br />
Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.<br />
Milli marşı, “İstiklal Marşı’dır.<br />
Başkenti Ankara’dır.<br />
!982 ANAYASASINDAKİ DEĞİŞTİRİLEMEYECEK HÜKÜMLER<br />
1-Milli marşı İstiklal Marşı’dır.<br />
2-Başkenti Ankara’dır.<br />
3-Bayrağı ay yıldızlı bayraktır.<br />
4-Türkiye; devleti ve milletiyle bölünmez bir bütündür.<br />
5-Dili Türkçedir.<br />
6-Türkiye devleti bir cumhuriyettir.<br />
M.6.Egemenlik: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti egemenliğini yetkili organ eliyle kullanır.<br />
M.7-Yasama:<br />
Yasama yetkisi, Türk milleti adına TBMM’nindir. Bu yetki devredilemez.<br />
M.8-Yürütme:<br />
Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’na aittir.<br />
M.9-Yargı:<br />
Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.<br />
M.11-Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü:<br />
Anayasa hükümleri yasama yürütme yargı organlarını idari makamları ve diğer kuruluş ve kişileri bağlar. Kanunlar Anayasaya aykırı olamazlar.<br />
Temel hak ve hürriyetlerin nitelikleri: 1.Dokunulmaz<br />
2.Devredilmez<br />
3.Vazgeçilmez<br />
M.13-Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması:<br />
—Temel hak ve hürriyetler, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, mıllı güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, genel ahlak ve sağlığın korunması amacıyla anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak KANUNLA sınırlandırılabilir.<br />
—Temel hak ve hürriyetlerle ilgili sınırlama demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz öngörüldüğü amaç dışı kullanılamaz<br />
— Suç ve ceza geçmişe yürütülemez suçluluğu mahkeme kararıyla saptanana dek kimse suçlu sayılmaz<br />
—Yabancıların temel hak ve özgürlükleri milletlerarası hukuka uygun kanunla sınırlanabilir.<br />
—Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması:<br />
1-Savaş Bu durumlarda temel hak ve<br />
2-Seferberlik hürriyetlerin kullanılması kısmen.<br />
3-Sıkıyönetim veya tamamen durdurulabilir<br />
4-Olağanüstü hal<br />
Ancak bu dört durumda bile:<br />
1-Kişinin yasam hakkına maddi ve manevi varlığının bütününe dokunulamaz.<br />
2.- Kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz.<br />
TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİN SINIFLANDIRILMASI<br />
KİŞİNİN HAK VE ÖDEVLERİ:<br />
1-Kişinin maddi ve manevi varlığının dokunulmazlığı<br />
2-Zorla çalıştırma yasağı<br />
3-Kişi hürriyeti ve güvenliği<br />
4-Özel hayatın gizliliği<br />
5-Konut dokunulmazlığı<br />
6-Haberleşme hürriyeti<br />
7-Yerleşme ve seyahat hürriyeti<br />
8-Din ve vicdan hürriyeti<br />
9-Düşünce ve kanaat hürriyeti<br />
10-Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti<br />
11-Bilim ve sanat hürriyeti<br />
12-Basın hürriyeti, Süreli ve süresiz yayın hakkı, Basın araçlarının korunması, Kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı<br />
13-Düzeltme ve cevap hakkı<br />
14-Dernek kurma hürriyeti, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı<br />
15-Mülkiyet hakkı<br />
16-Hak arama hürriyeti, Kanuni hâkim güvencesi, Suç ve cezalara ilişkin düzenleme, Ispat hakkı<br />
17-Temel hak ve hürriyetlerin korunması<br />
—Zorla çalıştırılma yasağında hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Ancak hükümlülük, tutukluluk ve olağanüstü hallerde vatandaşlık ödevinden kaynaklanan çalışmalar istisnadır.<br />
—Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılır.<br />
—Yakalanan ve tutuklanan kişi 48 saatte, toplu olarak işlenen suçlarda 4 gün içerisinde hâkim karşısına çıkarılır.<br />
—Tıbbı zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında kısının vücut bütünlüğüne dokunulamaz rızası olmadan bilimsel tıbbı deneylere tabı tutulamaz.<br />
—Özel hayatın gizliliği: konut dokunulmazlığı, haberleşme hürriyeti, basın hürriyeti, süreli ve süresiz yayın hakkı, dernek kurma hürriyeti hakları milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle hâkim kararıyla sınırlandırılabilir<br />
M.20.Hakım kararı olmadan kimsenin ustu özel kâğıdı, eşyası aranamaz.<br />
M.23.Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti vatandaşlık ödevi, ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlandırılabilir.<br />
M.26.Düşüncenin açıklanması ve yayınlanmasında kanunda yasaklanmış bir dil kullanılamaz<br />
M.32.Düzeltme cevap verme yayını yapılmazsa hakım 7 gün içinde düzeltme yayınının gerekip gerekmediğine karar verir.<br />
Dernekler kanunun öngördüğü hallerde hakım kararıyla kapatılır.<br />
M.34 Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına sahiptir.<br />
M.35.Mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılır.<br />
SOSYAL VE EKONOMİK HAKLAR<br />
1-Ailenin korunması<br />
2-Eğitim ve öğrenim hakkı<br />
3-Kıyılardan yararlanma hakkı<br />
4-Kamulaştırma<br />
5-Devletleştirme<br />
6-Özelleştirme<br />
7-Çalışma ve sözleşme hürriyeti<br />
8-Çalışma hakkı ve ödevi<br />
9-Dinlenme hakkı<br />
10-Sendika kurma hakkı<br />
11-Toplu iş sözleşmesi hakkı<br />
12-Grev ve lokavt hakkı<br />
13-Ücrette adaletin sağlanması<br />
14-Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması<br />
15-Konut hakkı<br />
16-Gençliğin korunması ve sporun geliştirilmesi<br />
17-Sosyal güvenlik hakkı<br />
18-Tarih kültür ve tabiat varlıklarının korunması<br />
19-Sanatın ve sanatçının korunması<br />
20-Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları<br />
M.46 kamulaştırma: Devlet ve kamu tüzel kişileri kamu yararı nedeniyle karşılıklarını peşin ödemek şartıyla özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını kamulaştırabilir.<br />
1.Tarım reformunda<br />
2.Büyük enerji sulama projelerinde.<br />
3.İskân projeleri<br />
4.Yeni orman alanlarının açılması<br />
5.Kıyıların korunması ve turizm de taksitle ödeme 5 yıl içinde yapılır en yüksek faizle ödenir.<br />
Çiftçiye ait arazı kamulaştırması peşin ödenir<br />
M.51-İşçi ve ıs verenler birden fazla sendikaya üye olamaz<br />
—Isçı sendika ve üst kuruluşlarında yönetici olmak için işçi olarak 10 yıl bir fiil çalışmak gerekir.<br />
—Grev ve lokavtta uyuşmazlık yüksek hakem kurulunca çözülür uyuşmazlığın her sefasında başvurulur, kararları kesindir, bozulamaz. Sıyası amaçlı grev ve lokavt yapılamaz<br />
—Çalışanlar ve işverenler önceden izin almaksızın sendika kurabilir, üye olabilir, üyelikten çekilebilir. Sendika kurma hakkı milli güvenlik kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak nedenleriyle kanunla sınırlandırılabilir.<br />
-M52 İşçiler ve iş verenler karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarda çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptir. Aynı iş yerinde aynı dönem için birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz<br />
-M65 Devlet iktisadi ve sosyal ödevlerini mali kaynaklarını yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.<br />
SOSYAL GUVENLIK BAKIMINDAN DEVLET TARAFINDAN KORUNMASI GEREKENLER<br />
1.Harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri<br />
2.Malul ve gaziler<br />
3.Sakatlar<br />
4.Yaslılar<br />
5.Korunmaya muhtaç çocuklar<br />
SİYASİ HAKLAR VE ÖDEVLER:<br />
1-Türk vatandaşlığı<br />
2-Seçme ve seçilme ve siyasi faaliyetlerde bulunma<br />
3-Siyasi parti kurma, partilere girme ve partiden ayrılma hakkı<br />
4-Kamu hizmetine girme hakkı<br />
5-Vatan hizmeti<br />
6-Vergi ödeme<br />
7-Dilekçe hakkı<br />
Türk anadan veya Türk babadan doğan herkes Türktür.<br />
Vatandaşlıktan çıkarılma kararına karşı yargı yolu kapatılamaz.<br />
M.67.SECIMLERIN YAPILMA SEKLI<br />
Seçimler ve halk oylaması:<br />
1.Serbest.<br />
2.Eşit.<br />
3.Gizli.<br />
4.Tek dereceli.<br />
5.Genel oy<br />
6.Acık sayım ve döküm esasına göre.<br />
-.Yargı yönetim ve denetimindedir. İtirazlar YSK (YUKSEK SECIM KURULUNA )yapılır.<br />
—18 yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halk oylamasına katılma hakkına sahiptir.<br />
—Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıl içinde yapılan seçimlerde uygulanmaz.<br />
Oy kullanamayacak kişiler:<br />
1-Silâhaltında bulunan erbaş ve erler<br />
2-Askeri öğrenciler<br />
3-Taksirli suçlar hariç olmak üzere hükümlüler oy kullanamaz.<br />
Ancak tutuklular oy kullanabilir.<br />
M.68-SIYASI PARTIYE UYELIK<br />
Sıyası partiye üye olabilmek için 18 yasını doldurmuş olmak gerekir.Siyasi partiler önceden izin almaksızın kurulurlar.<br />
SIYASI PARTIYE UYE OLAMAYACAK KISILER.<br />
1.Hakım ve savcılar.<br />
2 Sayıştay dahil olmak üzere yüksek yargı organları mensupları<br />
3 Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan memurlar<br />
4 Isçı olmayan diğer kamu görevlileri<br />
5.TSK mensupları<br />
6 Yüksek öğretim öncesi öğrenciler.<br />
M.69.SIYASI PARTILERIN UYACAKLARI ESASLAR.<br />
1 Sıyası partiler ticari faaliyetlerde bulunamazlar.<br />
2 Sıyası partilerin malı denetimini Anayasa mahkemesi yapar.<br />
3.Sıyası partilerin kapatılması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından kesin karara bağlanır.<br />
—Siyasi partilerin tüzük ve programları devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine millet egemenliğine ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz. Aykırı olması hali temelli kapatma sebebidir. Anayasa mah. dava konusu fiillerin ağılığına göre siyasi partinin devlet yardımından tamamen veya kısmen yoksun bırakılmasına karar verebilir.<br />
4.Temelli kapatılan bir parti bir başka adla acılamaz<br />
5 Sıyası partinin kapatılmasına sebep olanlar 5 yıl sureyle bir baksa partinin kurucu üyesi olamazlar. Anayasa mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının resmi gazetede yayınlanmasıyla sure başlar.<br />
6Yabancı devlet kuruluşları, gerçek veya tüzel kişilerden maddi yardım alamazlar.<br />
NOT: Siyasi partinin kapatılmasında Anayasa mahkemesinin 3/5 oyu şart koşulmuştur.<br />
—Mal Bildirimi: Kamu hizmetine girenlerin mal bildiriminde bulunmaları kanunla düzenlenir. Yasama ve yürütme organlarında görev alanlar bundan istisna edilemez.<br />
—Vatan hizmeti her Türkün hakkı ve ödevidir<br />
—Vergi ödevi:-Herkes mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.<br />
—Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı gerekir<br />
—Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.<br />
—Vergi, resim, harç veya benzeri yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirim oranlarında değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.<br />
—Dilekçe Hakkı: Vatandaşlar ve karşılık esası gözetilmek kaydıyla yabancılar kendileriyle veya kamuyla ilgili şikâyetlerini yetkili makamlara veya TBMM ne bildirebilirler.<br />
.<br />
TBMM<br />
Genel oyla seçilen 550 milletvekilinden oluşur<br />
MILLET VEKILI SECILME YETERLILIKLERI:<br />
1–30 yaşını doldurmuş olmak.<br />
2 En az ilk okul mezunu olmak<br />
3 Askerlik hizmetini yapmış olmak<br />
4Kamu hizmetinden yasaklanmamış olmak<br />
5 Taksirli suçlar hariç 1 yıldan fazla hapis yatmamış olmak<br />
6Yuz kızartıcı suç islememek<br />
7 Devlet sırrını açığa vurmamış olmak<br />
8 İdeolojik ve anarşik suçlara katılmamak<br />
9 Kısıtlı olmamak<br />
M.77.SECIMLER<br />
—Seçimler 5 yılda bir yapılır<br />
—Meclis veya gerekli şartların oluşması halinde Cumhurbaşkanı bu süre dolmadan seçimlerin yenilenmesine karar verebilir<br />
—Yenilenmesine karar verilen meclisin yetkileri yeni meclisin seçilmesine kadar sürer.<br />
—TBMM SEÇİMLERİNİN GERİYE BIRAKILMASI: Savas nedeniyle seçimler TBMM tarafından 1 yıl ertelenebilir.(GERİYE BIRAKILIR)<br />
ARA SECIM:<br />
—TBMM üyeliklerinde boşalma olması halinde ara seçime gidilir.<br />
—Her seçim döneminde 1 kez yapılabilir.<br />
—Genel seçimler yapıldıktan sonra 30 ay geçmeden ara secime gidilemez<br />
-Boşalan üyeliklerin sayısı üye tam sayısının % 5 ını bulduğunda ara seçime 3 ay içinde gidilir.<br />
—Genel secime 1 yıl kala ara seçime gidilmez.<br />
—Seçimlerin genel yönetim ve denetimi Yüksek Seçim Kuruluna aittir. YSK 7 asıl 4 yedek üyeden oluşur.6sı Yargıtay, 5 i Danıştay dan seçilir.<br />
—Milletvekilleri bütün milleti temsil eder.<br />
Üyelikle Bağdaşmayan İşler:<br />
1.Devlet ve kamu tüzel kişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşların doğrudan veya dolaylı katıldığı teşebbüs ve ortaklıkların,<br />
2.Kamu yararına çalışan derneklerin ve devletten yardım alan vakıfların kamu meslek kuruluşları,sendika ve bunların üst kuruluşları ve teşebbüslerinde yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar ,vekil olamazlar.<br />
3.TBMM üyeleri yürütme organının teklif inha atama veya onamasına bağlı resmi veya özel bir işte görevlendirilemezler. Bir üyenin belli bir konuda 6 ayı aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca geçici bir görevi kabul etmesi meclis kararına bağlıdır.<br />
Yasama Sorumsuzluğu ve Dokunulmazlığı:<br />
Yasama sorumsuzluğu: TBMM üyeleri meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden; o oturumdaki başkanlık divanının teklifi üzerine meclisçe başka karar alınmadıkça bunları meclis dışında tekrarlamak ve açıklamaktan sorumlu tutulamazlar. Yasama sorumsuzluğu en kısa tanımıyla milletvekillerinin söz hürriyetini korur.<br />
Hayat boyu sürecek olan sorumsuzluk milletvekilini cezai takibatlara karşı mutlak olarak korur.<br />
Sorumsuzluğun meclis veya başka bir organ tarafından kaldırılması söz konusu değildir.<br />
Yasama Dokunulmazlığı:<br />
Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili meclis kararı olmadıkça tutulamaz, tutuklanamaz, sorguya çekilemez ve yargılanamaz.<br />
Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlamak kaydıyla anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.<br />
Seçimden önce veya sonra milletvekiline verilmiş bir ceza hükmünün uygulanması üyeliğin sona ermesine bırakılır.<br />
Dokunulmazlığı kaldırılan üye tekrar seçilirse başka bir işleme gerek olmadan dokunulmazlığını elde eder.<br />
TBMM siyasi parti guruplarından yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz.<br />
Dokunulmazlığı kaldırılan bir milletvekilinin hangi fiilden yargılanacaksa onunla sınırlı olarak hakkında kovuşturma yapılabilir.<br />
Sorumsuzluk mutlak, dokunulmazlık nispidir.<br />
Sorumsuzluk devamlı dokunulmazlık geçicidir.<br />
Milletvekilliğinin Sona ermesi:<br />
1.Seçimlerin sona ermesi.<br />
2.Ölüm.<br />
3.Milletvekilinin cumhurbaşkanı seçilmesi<br />
4.Milletvekilinin yerel yönetim organlarına seçilmesi.,<br />
Milletvekilliliğinin Düşmesi:<br />
1.Milletvekilinin istifa etmesi(TBMM Başkanlık Divanının tespiti ile Meclis Genel Kurulunca kararlaştırılır)<br />
2. Kesin hüküm giyme veya kısıtlanma haline düşmesi. Kesin mahkeme kararının genel kurula bildirilmesi.<br />
3. Milletvekilliği ile bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdürmek(Genel Kurulda gizli oyla karar verilir)<br />
4.Meclis çalışmalarına özürsüz ve izinsiz olarak bir ay içerisinde toplam 5 bileşim günü katılmamak.Meclis Başkanlık Divanının tespiti üzerine Genel Kurul üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar verir.<br />
5.Partisinin temelli kapatılmasına sebep olan, milletvekili Anayasa Mahkemesinin temelli kapatılmasına ilişkin kesin kararını resmi gazetede yayınlandıktan itibaren düşer.<br />
Üyeliğin düşmesine kural olarak meclis genel kurulu gizli oyla karar verir.<br />
—Milletvekilliği düşen vekil 7 gün içerisinde Anayasa mahkemesine başvurur. Anayasa mahkemesi 15 gün içinde karar verir.<br />
Ödenek ve yolluklar:<br />
Ödeneğin aylık tutarı en yüksek devlet memurunun almakta olduğu miktarın ;yollukta ödenek miktarının yarısını aşamaz.<br />
Ödenek ve yollukların en çok 3 aylığı önceden ödenir.<br />
M.87 TBMM NIN GOREVLERI<br />
1 Kanun koymak değiştirmek ve kaldırmak.<br />
2 Bakanlar Kurulu ve bakanları denetlemek başbakan dahildir.<br />
3 Bakanlar kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yatkısı vermek<br />
4 Bütçe ve kasın hesap kanunlarını görüşüp karara bağlamak.<br />
5 Para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek<br />
6 Milletler arası antlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak.<br />
7 Genel ve özel af ilanına karar vermek.(Üye tamsayısının 3/5 çoğunluğu ile karar verilir.)<br />
8 Kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek<br />
M.88.KANUN TEKLIFI VE GORUSULMESI:<br />
Yasama işlemleri kanunlar ve parlamento kararları olmak üzere ikiye ayrılır.<br />
Parlamento kararları kanun dışındaki bütün işlemleri kapsar ve yargı denetimi dışındadır.<br />
Kanunları yapma yetkisi:<br />
1.Bakanlar kurulu……………….kanun tasarısı<br />
2.Milletvekilleri………………… kanun teklifi yaparlar.<br />
TBMM DE ŞEKLİ KANUN NİTELİĞİNDEKİ İŞLEMLER:<br />
1.Bütçe ve kesin hesap kanunlarını kabul etmek<br />
2.Para basılmasına karar vermek.<br />
3.Genel ve özel af ilan etmek<br />
4.Ölüm cezalarının yerine getirilmesi.<br />
5.Uluslararası anlaşmaları onamak.<br />
TBMM DE PARLAMENTO KARARLARI NİTELİĞİNDEKİ İŞLEMLER:<br />
1.İç tüzük yapma ve değiştirme.<br />
2.Yasama dokunulmazlığının kabul edilmesi<br />
3.Meclis üyeliğinin düşürülmesi.<br />
4.Başkan ve başkanlık divanını seçmek.<br />
5.Gensoru, güven oylaması ve meclis araştırmasını soruşturmak.<br />
6.Savaş ilanına ve silahlı kuvvetlerin kullanılmasına karar vermek.<br />
7.OHAL ve sıkıyönetimi onaylamak.<br />
Kanunların hepsi cumhurbaşkanı tarafından onaylanırken parlamento kararlarında böyle bir imzaya gerek yoktur.<br />
Cumhurbaşkanı TBMM ce kabul edilen kanunları 15 gün içinde yayınlar yayınlamasını kısmen veya tamamen uygun bulmadığı kanunları TBMM ye geri gönderir.<br />
TBMM geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse cumhurbaşkanınca yayınlanır.<br />
Meclis geri gönderilen kanunda değişiklik yaparsa cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu tekrar meclise geri gönderebilir.<br />
Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulmama durumunda TBMM sadece uygun bulmadığı maddeleri görüşebilir.<br />
Milletlerarası anlaşmaları uygun bulma:<br />
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir.<br />
Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.<br />
1961 ve 1982 Anayasaları milletlerarası anlaşmaları yapma yetkisini yürütme organına, onaylama yetkisini cumhurbaşkanına vermiştir.<br />
Ancak cumhurbaşkanın onaylaması TBMM nin onaylamayı bir kanuna uygun bulması gerekir.<br />
Milletlerarası bir anlaşmaya dayanan uygulama anlaşmaları ile kanunun verdiği bir yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik ve idari anlaşmaların TBMM tarafından uygun bulunması koşulu aranmamaktadır. ancak bu anlaşmalar yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.<br />
Türk kanunlarında değişiklik getiren milletlerarası antlaşmaların mutlaka TBMM ce uygun bulunması gerekir. Ekonomik ticari ve teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi 1 yılı aşmayan antlaşmalar devlet maliyesine yük getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketteki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla yayınlanmayla yürürlüğe konar bu taktirde bu antlaşmalar TBMM ye sunulur.<br />
KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME CIKARMA YETKİSİ:<br />
Yetki Bakımından:KHK çıkarma yetkisi Bakanlar Kuruluna aittir.<br />
Ohal ve sıkıyönetim KHK lerinde yetki ise cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan bakanlar kuruluna aittir.<br />
Yetki kanunu bakımından:<br />
Bakanlar Kurulu kendiliğinden KHK çıkaramaz. TBMM nin bir yetki kanunu çıkarması gerekir. Ancak ohal ve sıkıyönetim dönemlerinde yetki kanununa gerek olmadan KHK çıkartılabilir.<br />
Yetki Kanunun içeriği:<br />
1.Konusu<br />
2.Amacı<br />
3.Kapsamı<br />
4.İlkeleri<br />
5.Süresi açıkça belirtilmelidir.<br />
6.Birden fazla KHK çıkarılabilip çıkarılamayacağı belirtilmelidir.<br />
KHK lerin çıkarma yetkisinin sona ermesi:<br />
1.Yetki kanunun belirlediği sürenin dolması.<br />
2.Yeni bir kanunla yetki kanununun yürürlükten kalkması<br />
3.Yetki kanununda belirlenen sayıda KHK çıkarılması<br />
Ancak Bakanlar kurulunun istifası, Bakanlar kurulunun Gensoru ile düşürülmesi, Yasama döneminin bitmesi durumlarında yetki sona ermez.<br />
Konu bakımından:<br />
KHK lerde temel haklar ,kişi hakları ve ödevleri ve siyasi hak ve ödevler düzenlenemez .KHK ile bakanlar kuruluna bütçe değişiklik yetkisi verilemez.<br />
Ohal ve sıkıyönetim bunun istisnalarıdır.<br />
Denetim bakımından:<br />
KHK yargısal denetimi Anayasa mahkemesi tarafından yapılır.<br />
Ohal ve sıkıyönetim KHK hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa mahkemesine dava açılamaz.<br />
Şekil ve usul bakımından:<br />
KHK resmi gazetede yayınlandıkları gün yürürlüğe girerler.<br />
Ancak yürürlük tarihi daha sonraki bir tarihte gösterilebilir. Kararnameler RG de yayınlandıkları gün TBMM ye sunulurlar sunulmazsa aynı gün yürürlükten kalkarlar. TBMM tarafından reddedilen KHK ise ret kararının RG de yayınlandığı tarihte yayından kalkarlar.<br />
Savaş hali ilanı ve silahlı kuvvetlerin kullanılmasına izin verme:<br />
M.92.Savaş hali ilanına ve TSK nın yabancı ülkelere gönderilmesine ve yabancı devlet silahlı kuvvetlerinin Türkiye’de bulunmasına TBMM karar verir.<br />
TBMM tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani silahlı saldırıya uğraması durumunda TSK nın kullanılmasına Cumhurbaşkanı da karar verir.<br />
M.93.TOPLANMA VE TATIL<br />
TBMM her yıl 1 EKIMDE toplanır<br />
Ara verme veya tatil sırasında<br />
1.Doğrudan doğruya cumhurbaşkanınca<br />
2.Bakanlar kurulunun istemi üzerine Cumhurbaşkanınca<br />
3.Meclis Başkanı da doğrudan doğruya veya Milletvekillerinin 1/5 istemi üzerine meclisi toplar.<br />
M.94.BASKANLIK DIVANI<br />
_Siyasi parti gurupları başkanlık için aday gösteremezler.<br />
_Meclis başkanı başkan vekilleri katıp üyeler ve idare amirlerinden oluşur<br />
_Başkanlık divanı için bir yasama döneminde 2 defa secim yapılır: ilki 2 yıl ikincisi 3 yıl grev yapar.<br />
_TBMM meclis başkan adayları meclis üyeleri içerisinden seçilir ilk iki oylamada üye tam sayısının 2/3 ve üçüncü oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır.Bu durum sağlanamazsa en çok oy alan iki aday için 4. oylama yapılır bu oylamada en fazla oy alan üye başkan seçilir.<br />
_Sıyası parti gurubu minimum 20 milletvekilinden oluşur.<br />
Toplantı ve karar yeter sayısı:<br />
_TBMM üye tam sayısının en az 1/3 ile toplanır toplantıya katılanlar salt çoğunlukla karar verir ancak karar yeter sayısı üye tam sayısının ¼ nun 1 fazlasından az olamaz..<br />
M.98. TBMM DE BILGI EDINME VE DENETLEME YOLLARI:<br />
1.SORU. Bakanlar kurulu adına sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılmak üzere başbakan veya bakanlardan bilgi istemekten ibarettir.15 Gün sonra gündeme alınır.<br />
2.MECLIS ARASTIRMASI. Bellı bir konuda bilgi edinilmek için yapılan incelemeden ibarettir 3 ay da sonuçlanır<br />
3 GENEL GORUSME. Toplumu ve devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun TBMM genel kurulunda görüşülmesidir. Hükümet, siyasi parti grupları en az 20 milletvekili tarafından bir önerge ile istenir.<br />
4.GENSORU. Bir sıyası parti adına veya 20 milletvekilinin istemi üzerine açılır. Hükümetin veya bir bakanın siyasal sorumluluğu araştırılır.<br />
Bakanlar kurulunun veya bakanlığın düşürülmesi üye tam sayısının salt çoğunluğu ile olur. Oylamada güvensizlik oyları sayılır.<br />
5 MECLIS SORUSTURMASI.<br />
_Başbakan veya bakanların görevleri ile ilgili cezai sorumluluklarının araştırılmasını sağlamaktır.<br />
_Üye tamsayısının 1/10 nün vereceği önerge ile soruşturma açılması istenebilir.<br />
_Meclis bu istemi en geç bir ay içerisinde görüşür.Bu görüşme sonunda gerekli görülürse Başbakan veya bakanlar yüce divana sevk edilir.<br />
_Yüce divana sevk kararı ancak üye tam sayısının salt çoğunluğunun gizli oyu ile alınır .<br />
_Bakan Yüce Divana sevk edilirse bakanlıktan düşer.<br />
_Başbakan Yüce Divana sevk edilirse hükümet istifa etmiş sayılır.<br />
YÜRÜTME<br />
M.101-Cumhurbaşkanı Seçilebilme Koşulları<br />
1-40 yaşını doldurmuş olmak.<br />
2-Yüksek öğrenim yapmış olmak<br />
3-Türk vatandaşı olmak<br />
4-Cumhurbaşkanı Meclisin kendi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından 7 yıl için seçilir.<br />
5-Bir kimse iki defa Cumhurbaşkanı seçilemez.<br />
6-Cumhurbaşkanlığı’na TBMM üyeleri dışında aday gösterilebilmesi, Meclis üye tamsayısının en az beşte birinin yazılı önerisiyle mümkündür.<br />
Cumhurbaşkanı seçimi:<br />
—Cumhurbaşkanının seçilmesi, TBMM üye tamsayısının 2/3 çoğunluğuyla ve gizli oyla seçilir.<br />
__Cumhurbaşkanının görev süresi dolmadan 30 gün önce, dolduktan 10 gün sonra seçime başlanır. Seçim 1 ayda tamamlanır. Oylamalar 3’er gün arayla yapılır.<br />
1.TUR + 2.TUR: Üye tamsayısının 2/3 çoğunluğuyla<br />
3.TUR: Üye tamsayısının salt çoğunluğuyla. (276)<br />
4.TUR: 3. turda en çok oyu olan iki aday bu tura kalır.<br />
Salt çoğunlukla Cumhurbaşkanı seçilir. Seçilemezse, TBMM seçimleri yeniler.<br />
M.104-CUMHURBAŞKANININ GÖREV VE YETKİLERİ:<br />
a)Yasamayla ilgili Yetkileri<br />
1-Yasama yılının ilk günü TBMM’de açılış konuşmasını yapar.<br />
2-TBMM’yi gerektiğinde toplantıya çağırır.<br />
3-Kanunları yayınlar.<br />
4-Kanunları tekrar görüşülmek üzere TBMM’ne yollar.<br />
5-Anayasa değişikliğine ilişkin kanunları gerek gördüğünde halkoyuna sunar.<br />
6-Kanunların, KHK, TBMM iç tüzüğünün iptali için Anayasa mahkemesi’ne iptal davası açar.<br />
7-TBMM’de seçimlerin yenilenmesine karar vermek.<br />
b)Yürütmeyle İlgili Yetkileri<br />
1-Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek.<br />
2-Başbakanın teklifi üzerine bakanları atamak ve istifalarını kabul etmek.<br />
3-Gerek görürse Bakanlar kurulu’na başkanlık etmek.<br />
4-Yabancı devletlere Türk temsilciliğini göndermek ve onlarınkini kabul etmek.<br />
5-Milletlerarası analaşmaları onaylamak ve yayınlamak.<br />
6-TBMM adına TSK Başkomutanlığı’nı temsil etmek.<br />
7-TSK’nin kullanılmasına karar vermek.<br />
8-MGK’yı toplantıya çağırmak.<br />
9-Genelkurmay Başkanı’nı atamak.<br />
10-Kararnameleri imzalamak.<br />
11-Sürekli hasta sakat ve kocama sebebiyle cezaları kaldırmak.<br />
12-Devlet Denetleme Kurulu üyelerini atamak.<br />
13-YÖK üyeleri ve rektörleri atamak.<br />
c)Yargı ile ilgili Yetkileri<br />
1-Anayasa Mahkemesi üyelerini seçmek<br />
2-Danıştay’ın üyelerinin ¼’ünü seçmek.<br />
3-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını seçmek<br />
4-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı vekilini seçmek<br />
5-Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçmek<br />
6-AYİM ve Askeri Yargıtay üyelerini seçmek.<br />
M.105-CUMHURBAŞKANININ SORUMLULUK VE SORUMSUZLUK HALİ<br />
Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne itiraz edilemez.<br />
Cumhurbaşkanı, vatana hıyanetten dolayı TBMM üyelerinin 1/3’ünün teklifi üzerine üye tamsayısının 3/4’ünün vereceği kararla suçlandırılır.<br />
M.106-CUMHURBAŞKANLIĞINA VEKİLLİK ETME<br />
Cumhurbaşkanının hastalık, yurt dışına çıkma, geçici olarak görevden alınma, ölüm, çekilme durumlarında TBMM Başkanı ona vekillik eder ve ona ait yetkileri kullanır.<br />
CUMHURBAŞKANI TEŞKİLATI:<br />
1.Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği: Kuruluşu,teşkilat ve çalışma esasları,personel atama işlemleri Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.Bu kararname yargı denetimi dışındadır.<br />
2.Devlet Denetleme Kurumu:<br />
İdarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin sağlanması amacıyla kurulmuştur. Cumhurbaşkanının isteği üzerine:<br />
1-Tüm kamu kurum ve kuruluşlarında sermayenin yarısından fazlasına sahip kuruluşlarda.<br />
2-Kamu Kurumu niteliği olan meslek kuruluşlarında.<br />
3-İşçi-işveren meslek kuruluşlarında<br />
4-Kamuya yararlı dernek ve vakıflarda inceleme araştırma ve denetleme yapar.<br />
Not: TSK ve yargı organları denetim dışıdır.<br />
Üyeleri Cumhurbaşkanınızca seçilir.<br />
M.109-BAKANLAR KURULU<br />
Başbakan, Cumhurbaşkanınca TBMM üyeleri arasından atanır.<br />
Bakanlar, TBMM üyeleri veya milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanı tarafından atanır.<br />
Göreve başlama ve güvenoyu:<br />
Bakanlar Kurulunun programı, kuruluşundan 1 hafta içinde TBMM’de okunur ve güvenoyuna başlanır. Güvenoyu için görüşmeler programın okunmasından 2 tam gün geçtikten sonra başlar görüşmelerin bitiminden 1 tam gün sonra oylama yapılır.<br />
Görev sırasında güvenoyu:<br />
Başbakan gerekli görürse Bakanlar Kurulunda görüştükten sonra, TBMM den güven isteyebilir.<br />
Güven istemi TBMM ne bildirilmesinden bir tam gün geçmedikçe görüşülemez ve görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçmedikçe oya konulamaz.<br />
Güven istemi üye tam sayısının salt çoğunluğu ile reddedilebilir.<br />
Görev ve siyasi sorumluluk:<br />
Bakanlar kurulu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludurlar.Her bakan başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındaki işlerden sorumludur.<br />
Bakanlıkların kurulması:<br />
Bakanlıkların kurulması kaldırılması görev ve yetkileri kanunla düzenlenir bir bakan birden fazla bakana vekillik edemez .<br />
Herhangi bir sebeple boşalan bir bakanlığa 15 gün içerisinde yeni bir bakan atanır.<br />
M.114-SEÇİMLERDE GEÇİCİ BAKANLAR KURULU<br />
TBMM genel seçimlerinden önce, Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanları çekilir.<br />
Seçimin başlangıç tarihinden 3 gün önce ve erken seçim halinde bu karardan itibaren 5 gün içinde, bu bakanlıklara TBMM içinden veya dışarıdan bağımsızlar Başbakanca atanır.<br />
Seçimlerin yenilenmesine karar verildiğinde Bakanlar Kurulu çekilir Cumhurbaşkanı geçici Bakanlar Kurulunu kurmak üzere Başbakan atar.<br />
Geçici Bakanlar Kurulu için güvenoyuna başvurulmaz.<br />
Geçici Bakanlar Kurulu seçim süresince ve yeni meclis toplanıncaya kadar görevde kalır.<br />
M.115-TÜZÜKLER<br />
Bakanlar Kurulu, kanun uygulamasını göstermek, emrettiği işleri belirtmek üzere, kanuna aykırı olmamak ve Danıştay’ın incelemesinden geçirilmek şartıyla çıkarılır.<br />
Cumhurbaşkanınca imzalanır ve kanunlar gibi yayınlanır.<br />
Tüzükler aksine bir hüküm bulunmadıkça resmi gazetede yayınlandıktan 45 gün sonra yürürlüğe girerler.<br />
M.116-TBMM SEÇİMLERİNİN CUMHURBAŞKANINCA YENİLENMESİ<br />
Bakanlar kurulunun:<br />
1-Güvenoyu alamaması<br />
2-Güvensizlik oyu ile düşürülmesi hallerinde 45 gün içinde yeni Bakanlar Kurulu kurulamadığı takdirde veya kurulduğu halde güvenoyu alamazsa Cumhurbaşkanı TBMM Meclis başkanına danışarak seçimlerin yenilenmesine karar verir.<br />
Başbakanın istifa etmesi üzerine 45 gün içinde veya yeni seçilen Meclis Başkanlık Divanı seçiminden sonra yine 45 gün içinde Bakanlar Kurulu kurulamaması hallerinde Cumhurbaşkanı Meclis başkanına danışarak seçimlerin yenilenmesine karar verir.<br />
M.117-BAŞKOMUTANLIK VE GENELKURMAY BAŞKANLIĞI<br />
TBMM’nin manevi varlığından ayrılamaz; Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur.<br />
Milli güvenliğin sağlanmasından, silahlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından TBMM’ye karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.<br />
Genelkurmay Başkanı, silahlı kuvvetlerin komutanı olup, savaşta başkomutanlık görevini Cumhurbaşkanı adına yapar. Bakanlar Kurulu’nun teklifi üzerine Cumhurbaşkanınca atanır.<br />
Genelkurmay Başkanı görev ve yetkilerinden dolayı Başbakana karşı sorumludur.<br />
M.118-MİLLİ GÜVENLİK KURULU<br />
1-Cumhurbaşkanı<br />
2-Başbakan<br />
3-Genelkurmay Başkanı<br />
4-Milli Savunma Bakanı<br />
5-İçişleri Bakanı<br />
6-Dışişleri Bakanı<br />
7-Adalet Bakanı<br />
8-Kuvvet Komutanları (Kara,Deniz ,Hava ve Jandarma komutanları)<br />
9-Başbakan Yardımcılarından oluşur.<br />
Gündemi; Başbakan ya da Genelkurmay Başkanı’nın önerileriyle Cumhurbaşkanı belirler.<br />
Cumhurbaşkanı olmadığı zaman Başbakan toplar.<br />
M.119-OLAĞANÜSTÜ HALLER:<br />
1.Tabii afet<br />
2.Tehlikeli salgın hastalıklar<br />
3.Ağır ekonomik bunalımlar<br />
4.Şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde ilan edilir.<br />
İlk üç durumda Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 6 ayı geçmemek üzere OHAL ilan edebilir. Dördüncü durumda ise Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu MGK da görüşünü alarak 6 ayı geçmemek üzere OHAL ilan edebilir<br />
OHAL kararı verilmesi durumunda karar RG de yayınlanır TBMM onayına sunulur.<br />
Bakanlar Kurulu’nun istemi üzerine Meclis 4 ay uzatabilir veya OHAL kaldırılabilir.<br />
SIKIYÖNETİM, SEFERBERLİK VE SAVAŞ HALİ:<br />
1-Hür demokratik düzene veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik<br />
2-Olağanüstü hal ilanını gerektiren hallerden daha ağır şiddet hareketlerinin yaygınlaşması<br />
3-Savaş hali, ayaklanma olması<br />
4-Vatan veya cumhuriyete karşı kuvvetli bir eylemin baş göstermesi<br />
5-Ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması sebepleriyle Cumhurbaşkanlığı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, MGK nun da görüşünü alarak süresi altı ayı geçmemek üzere Sıkıyönetim ilan edebilir.<br />
—Bu karar derhal RG de yayımlanır ve aynı gün TBMM onayına sunulur. TBMM gerekli gördüğü takdirde sıkıyönetim süresini kısaltabilir, uzatabilir veya kaldırabilir.<br />
—Sıkıyönetim TBMM kararı ile her defasında 4 ayı aşmamak üzere uzatılabilir. Savaş hallerinde bu süre aranmaz.<br />
—Sıkıyönetim hallerinde;<br />
1-Kolluk görev ve yetkileri askeri makamlara geçer<br />
2-Temel hak ve hürriyetlerde kısıtlanma daha fazla olmakta<br />
3-Bazı suçların yargılanması sıkıyönetim askeri mahkemesinde yapılabilmektedir.<br />
—Sıkıyönetim komutanları Genelkurmay Başkanlığına bağlı olarak görev yaparlar.<br />
İDARENİN ESASLARI:<br />
İdare, kuruluş ve görevleri ile bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzel kişiliği ancak kanunla veya kanunun açıkça dayandığı yetkiye dayanılarak kurulur.<br />
İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Ancak Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile yüksek askeri şura kararları yargı denetimi dışındadır.<br />
Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yerindelik denetimi yapılamaz.<br />
İdari işlemin uygulanması halinde<br />
1.Telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve<br />
2.İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.<br />
Merkezi idare kuruluşu coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre illere illerde diğer kademeli bölümlere ayrılır. İllerin idaresi yetki genişliği esaslarına dayanır.<br />
Mahalli idareler il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen kamu tüzel kişileridir.<br />
Mahalli idarelerin seçimleri 5 yılda bir yapılır.<br />
Mahalli idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kazanmaları veya kaybetmeleri konusundaki denetim yargı yoluyla olur ancak görevleri ile ilgili bir suç sebebiyle hakkında soruşturma veya kovuşturma olursa içişleri bakanı geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırabilir.<br />
Görev ve sorumlulukları disiplin kavuşturmasında güvence:<br />
Memurlar ve diğer kamu görevlileriyle kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.<br />
Uyarma ve kınama cezaları hariç disiplin kararları yargı denetimi dışına bırakılamaz<br />
Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları ancak idare aleyhine açılır. İdare ilgili kişiye daha sonra rücu eder.<br />
M.124-YÖNETMELİKLER<br />
Başbakanlık, Bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların, tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere bunlara aykırı olmamak şartıyla çıkarılırlar.<br />
Hangi yönetmeliklerin resmi gazetede yayınlanacağı kanunla belirtilir. Aksine hüküm yoksa yönetmelikler yayımlandığı gün yürürlüğe girerler.<br />
M.130-YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI:<br />
Yükseköğretim kurumları devlet tarafından kanunla kurulur. Kazanç anlamına yönelik olmamak şartıyla vakıflar tarafından Yükseköğretim kurumları kurulabilir üniversiteler ve bunlara bağlı birimler devletim gözetime ve denetime altındadır.<br />
Rektörler Cumhurbaşkanınca; dekanlar YÖK tarafından atanır.<br />
TSK ve Emniyet teşkilatına bağlı Yükseköğretim kurumları özel yükümlere tabidir.<br />
KAMU KURUM NİTELİĞİNDEKİ MESLEK KURULUŞLARI:<br />
Belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak ve geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlük ve güveni hakim kılmak, meslek disiplinini sağlamak maksadıyla kanunla kurulan kamu tüzel kişileridir.<br />
Kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar.<br />
Bu kuruluşlar üzerinde devletin idari ve mali denetimine ilişkin kurallar kanunla düzenlenir.<br />
Amaçları dışında faaliyet gösteren meslek kuruluşlarına Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine mahkeme kararıyla son verilir.<br />
Organlarının seçimlerinde siyasi partiler aday gösteremezler<br />
M.137.KANUNSUZ EMİR:<br />
Kamu hizmetlerinde çalışan bir kimse üstünden aldığı bir emri yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse yerine getirmez bu aykırılığı emri verene bildirir. Ancak üstü emrinde ısrar ederse ve yazı ile yenilerse emri yerine getirir bu durumda emri yerine getiren sorumlu olmaz.<br />
Konusu suç olan bir emir hiçbir suretle yerine getirmez. Yerine yetiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.<br />
MAHKEMELERİN BAĞIMSIZLIĞI:<br />
—Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar.<br />
—Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez.<br />
—Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde görüşme yapılamaz.<br />
—Yasama ve yürütme organları ile idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır.<br />
M.140-HÂKİMLİK VE SAVCILIK TEMİNATI VE MESLEĞİ:<br />
— Hâkimler ve savcılar azlolunamaz.<br />
—Kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliliğe ayrılamaz<br />
—Bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması nedeniyle aylık ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun bırakılamaz.<br />
—Hâkimlik ve savcılık meslek içi eğitim ve diğer özlük işeri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.<br />
—Hâkimler ve savcılar idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar.<br />
Hâkimler ve savcılar istemedikçe 65 yaşına kadar emekli edilemezler.<br />
—Mahkemelerin kuruluşu görev ve yetkileri işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.<br />
—Hâkim ve savcıların denetimi Adalet Bakanlığı izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılır.<br />
M.145-ASKERİ YARGI<br />
Asker kişilerin askeri suçlarıyla, bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde, askeri hizmet ve görevlerle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakarlar.<br />
Savaş ve sıkıyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları kanunla düzenlenir.<br />
YÜKSEK MAHKEMELER:<br />
1.Anayasa mahkemesi.<br />
2.Yargıtay.<br />
3.Danıştay.<br />
4.Askeri Yargıtay.<br />
5.Askeri Yüksek İdare Mahkemesi<br />
6.Uyuşmazlık Mahkemesi.<br />
ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU<br />
11 asıl ve 4 yedek üyeden oluşur.<br />
1-Üyeleri Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, AYİM, Sayıştay Başkanı veya üyesi olmalıdır.<br />
2–40 yaşını doldurmuş yükseköğretim görmüş ve kamu hizmetinde 15 yıl çalışmış olmalıdır.<br />
a)Yüksek öğrenim kurumlarının; hukuk, iktisat, siyasal bilimler dallarında öğrenim görmeli<br />
b)Rektör, dekan, Müsteşar, Müsteşar Yardımcısı, General, Amiral, Büyükelçi, Bölge Valisi veya Vali olmalıdır.<br />
c)Mesleğinde avukat, olarak bilfiil çalışmalıdır.<br />
Göreve seçilip de kabul etmeyenler 1 ayda tekrar seçilir.<br />
65 Yaşını doldurunca emekliliğe ayrılırlar.<br />
Başkan ve Başkan Vekilinin Seçimi<br />
Asıl üyeler arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunlukla 4 yıl için seçilir.<br />
Anayasa Mahkemesinin Görevleri<br />
1-Kanunların, KHKlerin ve TBMM İçtüzüğünü şekil ve esas bakımından denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından denetler.<br />
OHAL, Sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan KHK şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasaya dava açılamaz.<br />
Şekil bakımından denetleme Cumhurbaşkanlığınca veya TBMM üyelerinin 1/5tarafından istenebilir. Kanunun yayınlandığı tarihten itibaren 10 gün geçtikten sonra şekil bozukluğuna bağlı iptal davası açılamaz.<br />
2-Yüce Divan sıfatıyla yargılar.(Cumhurbaşkanı,BK üyeleri ,Anayasa mah.,Yargıtay Danıştay,Askeri Yargıtay,AYİM,HSYK Başkan ve üyelerini Başsavcılarını)yüce divan kararları kesindir.<br />
3-Siyasi partilerin kapanmasına bakar.<br />
4-Üst düzey devlet yöneticilerini ve yüksek yargı organı mensuplarını Yüce Divan’da yargılar.<br />
5-Siyasi partilerin mali denetimini yapar.<br />
İptal Davası Açmaya Yetkili Olanlar:<br />
İptal davası kanunlar, KHK ve TBMM içtüzükleri hakkında açılır.<br />
1-Cumhurbaşkanı<br />
2-İktidar ve ana muhalefet partisi meclis grupları<br />
3-TBMM üye tamsayısının 1/5’i<br />
—TBMM’den kanunların şekil bozukluğu iddiasıyla dava açılamaz.<br />
—Milletlerarası anlaşmaların aleyhine Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.<br />
—Dava açma süresi kanunlar, KHK ve TBMM içtüzüğü RG de yayınlanmasından başlayarak 60 gündür.<br />
—Anayasa Mahkemesi kararları kesindir.<br />
—İptal davaları geriye yürümez.<br />
Başkan ve Üyelerin Giremeyeceği Davalar<br />
1-Kendilerine ait ya da kendilerini ilgilendiren davalar<br />
2-Aralarında evlilik bağı kalkmış olsa bile eşinin kan ve sıhriyet yönünden usul ve fürunun 4. dereceye kadar olanların davaları<br />
3-Hâkim, savcı ve hakem sıfatıyla baktığı ve bilirkişilik ile tanıklık yaptığı davalar.<br />
4-İstişare mütalaa ve kanaat beyan etmiş olduğu davalar<br />
M.154-YARGITAY<br />
Adliye mahkemeleri tarafından verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümleri son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davaların ilk ve son derece mahkemesidir. Yargıtay üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli hâkim ve savcılar arasından Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunca seçilirler.<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve vekili 5 aday arasından Cumhurbaşkanınca 4 yıl için seçilir.<br />
M.155-DANIŞTAY<br />
İdari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı kararlara karşı son inceleme merciidir.<br />
Danıştay davaları görmek Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında 2 ay içinde düşüncelerini bildirmekle ve tüzük tasarılarını incelemek, idari uyuşmazlıkları çözmekle görevlidir.<br />
Danıştay üyeleri Cumhurbaşkanınca seçilir.<br />
M.156-ASKERİ YARGITAY<br />
Askeri mahkemelerce verilen kararlara karşı son inceleme merciidir.<br />
3 aday gösterilir. Cumhurbaşkanı üyelerini seçer.<br />
M.157-ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ<br />
Askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile asker kişileri ilgilendiren, askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesidir.<br />
Askeri hakim sınıfından olmayan üyelerin görev süreleri 4 yılı geçemez.<br />
Askerlik yükümlülüklerinden doğan uyuşmazlılarda ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz.<br />
M.158-UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ<br />
Adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözer.<br />
Diğer mahkemeler ile Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.<br />
Bu mahkemenin başkanlığı Anayasa mahkemesince seçilir.<br />
M.159-HAKİM VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU<br />
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yaparlar<br />
Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır.<br />
Kurulun kararlarına karşı yargı yolu kapalıdır.<br />
M.160-SAYIŞTAY<br />
Genel ve katma bütçeli idarelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarını TBMM adına denetler sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlar ve kanunlarla verilen inceleme ve denetleme işlemlerini yapmakla görevlidir.<br />
Sayıştay’ın kesin hükümlerine karşı ilgililer yazılı bildirimden itibaren 15 gün içinde bir kereye mahsus olmak üzere karar düzeltme yoluna gidilebilir. Bu kararlara karşı idari yargı yoluna başvurulamaz.<br />
Vergi ve benzeri mali yükümlülüklerde Danıştay ve Sayıştay uyuşamazsa, Danıştay’ın kararı esastır.<br />
M.161-BÜTÇENİN HAZIRLANMASI VE UYGULANMASI<br />
Devletin ve KİT dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamalarını yıllık bütçelerle yapılır.<br />
Bütçe Kanununa bütçe dışı hükümler konamaz.<br />
Bakanlar Kurulu genel ve katma bütçe tasarıları ile milli bütçe tahminlerini gösteren raporu , mali yıl başından 75 gün önce TBMM’ne sunar. Bütçe raporu Bütçe Komisyonunda (40 kişi) incelenir. Bütçe komisyonunca 55 içinde kabul edilip TBMM de görüşülür ve mali yıl başına kadar karar bağlanır.<br />
TBMM üyeleri bütçe kanun tasarılarının Genel Kurulda görüşülmesi sırasında gider artırıcı ve gelir azaltıcı önerilerde bulunulamaz.<br />
Bakanlar Kuruluna KHK ile bütçede değişiklik yapma yetkisi verilemez.<br />
M.164-KESİN HESAP<br />
Kesin hesap kanun tasarıları kanunda daha kısa bir süre kabul edilmemişse, ilgili oldukları mali yılın sonundan başlayarak en geç 7 ay sonra Bakanlar Kurulunca TBMM’ne sunulur.<br />
Sayıştay genel uygunluk bildirimini kesin hesap kanun tasarısının verilmesinden başlayarak en geç 75 gün içinde TBMM ne sunar.<br />
Genel Kurul kesin hesap kanun tasarısını yeni yıl bütçe kanunu tasarısıyla beraber görüşerek karar bağlar<br />
Sermayesinin yarıdan fazlası doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklarında denetim görevi TBMM ne aittir Sayıştay’ca yapılmaz.<br />
ANAYASANIN DEĞİŞTİRİLMESİ<br />
Anayasanın değiştirilmesi TBMM üye tamsayısının en az 1/3 tarafından yazıyla teklif edilebilir.<br />
Genel kurulda iki kez görüşülür. Kabulü TBMM üye tam sayısının 3/5 ‘ü yani 330 oyla kabul edilir.<br />
Cumhurbaşkanı Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları bir daha görüşülmek üzere TBMM ne gönderebilir. Meclis geri gönderilen kanunu üye tam sayısının 2/3 ile aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı bunu halkoyuna sunabilir.<br />
Meclisçe üye tamsayısının 3/5 ile veya 2/3 az oyla kabul edilen anayasa değişiklikleri Cumhurbaşkanı tarafından Meclise iade edilmediği zaman halkoyuna sunulmak üzere RG de yayımlanır.<br />
Doğrudan veya Cumhurbaşkanının iadesi üzerine Meclis üye tamsayısının 2/3 ile kabul edilen Anayasa değişikliğine ilişkin kanun veya maddeleri Cumhurbaşkanı tarafından halkoyuna sunulabilir. Bunlar RG de yayımlanır.<br />
Halkoyuna sunulan kanun değişikliklerin yürürlüğe girmesi için halkoylamasında kullanılan geçerli oyların yarısından çoğunun kabul olması gerekir.<br />
SAVAŞ HALİ<br />
Bakanlar Kurulu ister. TBMM karar verir, Cumhurbaşkanı onaylar.<br />
DEMOKRASİNİN 4 TEMEL ŞARTI<br />
1. Cumhuriyet<br />
2. Serbest seçim<br />
3. Vatandaşların temel haklarının tanınması<br />
4. Serbest örgütlenme<br />
Ülkemizde temsili demokrasi vardır.</p>
<p>Anayasa Hukuku<br />
Hukuk:Toplum hayatını düzenleyen kurallar bütünü (ihlal durumunda devlet otoritesi tarafından yaptırım uygulanır)<br />
Anayasa:Devlet faaliyetlerini düzenleyen yasa metni.Devletin oluşum biçimini düzenler.Hem devleti hem bireyi kapsar.Devletle birey ilişkilerini hukuk kurallarına bağlı olarak düzenler<br />
Pozitif Hukuk: Yürürlükteki Hukuk kuralları<br />
Anayasa Üstünlüğü Kuralı:Diğer hukuk kurallarının anayasa metnine uygun olması kuralıdır.(1982 anayasası 11.mad.)Anayasa mahkemeleri bunu denetler.<br />
Anayasal Yönetim:Fransız ihtilalinde ortaya çıkmaya başladı.<br />
Mutlak Monarşi:Bir kişinin devlet otoritesi olması.Tüm kuvvetlerin tek elde olması.(eski düşünceye göre kral tanrının temsilcisi bu yüzden yetkiler sınırsız.Teba bu yetkilere uymak zorunda olan kralın yönetimi altındaki halk.)<br />
18.yy. Anayasacılık hareketleri:Amerika’da İngiliz kolonileri anayasal yönetimlerin temelini attı.İlk Virginia sonra da diğer koloniler bağımsızlık bildirgelerini yayınladılar.O zamanlar Hukuk ta fransızcanın daha etkili olması sebebiyle Fransız ihtilalinin etkileri daha geniş ve daha hızlı göstermiş oldu.<br />
Meşruti Monarşi:Devlet yetkileri anayasaca düzenli.Parlamentoda da aristokratlar yer alıyordu.<br />
Osmanlı-Türk Anayasacılık hareketleri: 1839 Tanzimat Fermanı ile batıya benzer bir takım gelişmeler oldu.<br />
-Tanzimat Fermanı:Kişinin haklarını düzenleyen bir metindir ama anayasa değildir çünkü tek taraflı bağlayıcı bir metindir.Amaç Osmanlının batının gelişmesini yakalayabilmek.<br />
-1854 Islahat Fermanı:Anayasa değil yaptırım uygulayabilecek bir mekanizma mevcut değil.İçeriği her Osmanlı vatandaşının haklarını belirtmek (vergi,askerlik memurluk din ırk ayrımı olmadan)<br />
-1876 Kanun-i Esasi:Anayasa metnidir.Anayasa hareketlilikleri neticesinde olmuş olup aynı derecede değildir.<br />
-Denetleme Mekanizması:Meclisi Umumi:<br />
Mebus:Seçimlerle olurdu bu hak erkeklere tanındı Ayan:Padişah tarafından seçilenler.<br />
Padişahın yasama yetkilerini sınırlayamıyor.En son yetki yine padişahta.Kanun-i Esasi’ye göre kanun tasarısı için kanun tasarısı için padişaha danışılır.İzin verirse bu iki meclis görüşür ve padişahın onayı için tekrar padişaha gider.Onay yetkisini kullanmazsa yasama süreci tamamlanmadan sona ermiş olur.<br />
1909 da kanun tasarısı için padişaha sorulması kaldırıldı.Padişah söz konusu yasayı onaylamazsa yasa tasarısı meclise tekrar geri dönecek ve eğer 2/3 çoğunluk sağlanırsa tasarı padişaha tekrar gider ve onayı zorunludur.Ayrıca bu yılda padişahın parlamentoyu fesih yetkisine sınır getirildi.Meclis feshinden en geç 3 ay içinde seçimlerin yapılması mecburidir.<br />
1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu: (Devletin temel düzeni hakkındaki kanun)<br />
Yürürlüğe koyan 1920 de kurulan TBMM.1921’de meclis bu metni yürürlüğe koymuştur.Teknik anlamda anayasa değil.Sadece devletin temel idaresi hakkında maddeler içerir.<br />
** 1.Madde:Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir.(geleneksel yönetim biçiminden rasyonele geçiştir) Devrimci bir ilke.Padişahı ve saltanatı yok sayar.<br />
Klasik Literatüre göre Hükümet Sistemlerinin Tasnifi:<br />
-Devlet Yetkilerinin hangi makamlarda olduğu<br />
-Farklı organların karşılıklı olarak birbiri üzerinde sahip olduğu yetkiye göre<br />
Kuvvetler Birliği:Yasma ve yürütmenin aynı organın elinde olduğu sistem<br />
-Yasama ve yürütme organları yürütme organında olan sistemler(monarşi,diktatörlük)<br />
-Yasama ve yürütme yasama organında olabilir.(meclis hükümeti sistemi)<br />
1921 anayasası 8.maddesine göre TBMM icra vekillerini(bakanlar kurulu) seçme ve görevine son verme yetkisine sahiptir.Fakat bakanlar kurulu meclisi feshedemez.Aynı anayasada bir devlet başkanlığı müessesi yoktur.Bu sistem İsviçre de halen geçerlidir.<br />
Kuvvetler Ayrılığı: Yasama ve yürütme organları ayrıdır.Bu sistem 2’ye ayrılır<br />
-Başkanlık :Yasama ve yürütme sert ve kesin olarak ayrı.<br />
-Parlamenter: Yasama ve yürütme yumuşak ve esnek olarak birbirinden ayrı.<br />
Başkanlık Sistemi:Yasama yetkisi “kongre” denilen organdadır.Yürütme yetkisi ise başkana aittir.Başkan, “yasama organı” kongreyi feshedemez aynı şekilde kongrede başkanı feshedemez.Sadece başkanın ağır bir suç işlemesiyle başkan feshedilebilir(impeechment)<br />
Başkan halk tarafından seçilir(oylama ile yada dolaylı olarak halkın seçiciler kurulunu seçmesi ve bu kurulun da başkanı seçmesi gibi).Aynı zamanda halk kongre üyelerini de seçer ve bu kişiler de yasama yetkisini kullanırlar.<br />
*Organların kesin ve sert biçiminde ayrı olduklarının belirtileri:<br />
-Başkan ve kongre ayrı ayrı seçiliyor<br />
-Karşılıklı fesih yetkileri yok.<br />
Başkan bir takım yardımcılar kullanır.Fakat parlamentodakilerden farklı.Başkan mutlak yürütme yetkisine sahip.Ayrıca bu yardımcı kişiler yürütme yetkisinde başkanla eşit statüde değiller.Sadece danışman pozisyonundalar.Bu sistemde yürütme monist bir karakterde.Başkan için güven oyu söz konusu değildir.Kongrenin belirlediği süre zarfında yürütme yetkisini kullanır.<br />
Parlamenter Sistem(Kuvvet Ayrılığı):Yasma yürütme farklı organda.Yürütme yetkisi devlet başkanı ve bakanlar kurulunda.Yasama yetkisi ise meclis (parlamentoda).Yasma organı halk tarafından seçilir.Bu organda salt çoğunluğa sahip olan bakanlar kurulunu da oluşturmaya yetkili olur.Bu sistemde yürütme düalist bir karakterdedir.Yasma ve yürütme karşılıklı olarak hukuki haklara sahiptir.<br />
Çoğunluk alan parti başkanı bakanlar kurulu listesini devlet başkanına sunar onay alırsa parlamentodan güvenoyu alması gerekir.Alamazsa hukuki varlığı sona erir.Eğer seçimlerde çoğunluk sağlanmazsa koalisyon hükümeti kurulabilir. Hükümet faaliyetleri sırasınca bu güvenoyunu koruması gerekir.Eğer kaybederse “gensoru” mekanizması ile hükümetin hukuki varlığı sona erdirilebilir.Buna ek olarak bu mekanizma tek bir bakan ya da milletvekiline de verilebilir.Bu yasama organının yürütme organını durdurabilecek bir mekanizmadır.Klasik parlamenter sistemlerde başkanın meclisi fesih yetkisi vardır fakat sınırsız değildir belirli kuralları vardır.1961 anayasası 108.mad. ile 1982 116.mad. ‘si cumhurbaşkanına meclis seçimlerini yenileme yetkisi vermiştir.Meclis seçimlerinin yenilenmesinde hukuki varlık sona ermez yeni genel seçimin yapılması ve bunun yürürlüğe girmesine kadar eski yasama organı görevini sürdürür.Meclis feshinde ise yasama yetkileri o anda biter.1982 anayasası fesih yetkisi değil de seçimlerin yenilenmesi yetkisini tanımıştır sebebi ise ülkenin meclissiz kalmaması.<br />
Çoğunluğa sahip hükümet anayasada öngörülen tarih öncesi bir tarihte erken seçim kararına varabilir.Anayasaya göre meclisin görev süresi 5 yıldır.Fakat bu süreden önce bu görev sona erebilir.Bu süre sabit bir süre değildir.Gensoru ile bu süre kısa olabilir.Erken seçimin ise çeşitli sebepleri olabilir.Mevcut hükümet ileriyi düşünerek kendine uygun bir zamanda erken seçim yaptırabilir.82 den beri hep erken seçim yapıldı.Ve hiç meclis seçimlerinin yenilenme yetkisi kullanılmadı.Yürütme yetkisi devlet başkanı ve bakanlar kurulu arasında kullanılır.Parlamenter sistemlerde devlet başkanının yetkisi semboliktir.Bu sistemlerde bakanlar kurulu hukuki ve siyasi açıdan sorumludur.<br />
*Yetkiler ve sorumlulukların birbirine paralel olması gerekir*<br />
Karşı İmza:Cumhurbaşkanları icrai alanlarda gerçek yetkilere sahip değillerdir.Başkanın eylemleri semboliklerdir.Başkanlar tek başlarına yürütme yetkileri yoktur bunun için bakanlar kurulu ve başbakanın imzası gerekir (counter signature)<br />
Yetkileri Ör:Bakanlar kurulunu toplantıya çağırmak<br />
Kanun imzalamak<br />
Yasama yılı başında konuşma yapmak<br />
Yarı Başkanlık Sistemleri: (kuvvetler ayrılığı)Karma melez niteliktedir.Yürütme cumhurbaşkanı ve bakanlar kuruluna ait,yasama ise parlamentoya aittir.Başkan halk tarafından seçilir.Bu başkanlar sembolik değil icrai yetkilerle donanmıştır.Bu yetkileri bakanlar kurulu ile paylaşır.Halk iki ayrı seçimle başkanı ve parlamentoyu seçer.İki ayrı seçim olur.Parlamento genel seçimleri sonucunda çoğunluktaki parti hükümeti kurar çoğunlukta değilse koalisyonla hükümeti kurabilir.Yasma ve yürütmenin yetkileri parlamenter sistemdeki gibidir.Aynı şekilde güvenoyu vardır.Hükümet görevi süresince yine bu güvenoyunu korumak zorundadır.Cumhur başkanının meclisi fesih yetkisi vardır.Bu sınırlı değil başkan dilediği zaman fesih yetkisini kullanabilir.<br />
1923 de yapılan değişikliklerle rejimin adı cumhuriyet oldu.Cumhurbaşkanlığının adı kondu.Hükümetin oluşum prosedürü de değişti.CB. meclis üyeleri arasından başbakanı seçer başbakan da bakanlar kurulunu seçer onaylanmasından sonra yürürlüğe girmiş olur.<br />
1924 Anayasası:<br />
4.Madde: Egemenlik yetkisi Türk milleti adına TBMM’ye devirli.<br />
5.Madde: Meclis Hükümeti sistemini uygular<br />
7.Madde: Yasama organı üstün yetkilere sahiptir.Yürütmeyi denetleyebilir.<br />
6.Madde: Meclis yasa yetkilerini kendi kullanır.<br />
7.Madde 1.Fıkra Yürütme yetkisini Cb. Bakanlar kurulu tarafından kullanır.<br />
24-60 arasında da meclis yürütme yetkisini kullanmaya teşebbüs etmedi.<br />
39.Madde: Karşı imza ilkesi (CB.’nin kararları,eylemleri i ve işlemleri başbakan ve bakanlar kurulunca imzalanır.<br />
44-46.Maddeler: Bugünkü başbakan ve bakan seçimleri ve bakanların sorumlulukları (“kolektif” tüm bakanların parlamentoya olan sorumlulukları bireysel sorumluluk ise her bakanın kendi işine olan sorumluluğu.)<br />
Başka bir özellik ise sert olması ve anayasanın üstünlüğüne önem veriyor olmasıdır.(Anayasa hükümlerinin değiştirilmesi veya kaldırılması eğer normal yasalardan ve adi kanunlardan daha zorsa bu anayasa serttir.)<br />
82 anayasasına göre bir milletvekili tek başına kanun değişikliği tasarısı verebilir fakat anaysa değişikliği için meclisin 1/3 !inin imza vermesi gerekir.<br />
102.Madde: Anayasa değişiklik teklifi.<br />
-Tam üye sayısının üçte birinin imzası<br />
-Tam sayının 2/3 kabul oyu<br />
-1.Maddenin değişmesi için tasarı bile verilemez.<br />
103.Madde:Anayasa üstünlüğü ilkesine yer verir.Hiçbir kanun anayasaya aykırı olamaz.Aykırı bir hüküm olursa anayasa mahkemesi tarafından iptal olur.<br />
Bu anayasa çağdaşlaşmanın olması için laikliğin gerekli olduğunu vurguluyordu.Laiklik ve çağdaşlaşma yolunda önemli adımların bulunuyor olmasına rağmen bu anayasada 2.maddede dinin İslam olduğu ifade edilmiştir.Ayrıca 26.maddeye göre meclis ahkam-ı şer’iyye ‘nin temizi ile hükümlüdür.1961 anayasasında bu hükümler kalkmıştır.<br />
1924 anayasası tüm insan haklarına değil de klasik haklar denilen hükümlere yer vermiştir.Sosyal haklar yoktu.Ayrıca bu varolan klasik hakların da nasıl kullanılacağı da ayrıntısıyla söz edilmemiş sadece adı belli.<br />
Negatif statü hakları(klasik): Yaşama,dilekçe<br />
Pozitif statü hakları (sosyal): Eğitim,sağlık.<br />
1924 anayasası özü itibariyle çoğunlukçu (majoritarian) bir karakterde.<br />
Çoğunlukçu Demokrasi(majoritarian):Belli bir zaman dilimindeki hakim aritmetik anlamdaki çoğunluk mutlak ve sınırsızdır.Rousseau bunu varsayımlarla açıklamıştır.Bu görüş Fransız Rousseau’nundur.Ona göre genel irade (Bir toplumun tümünün iradesi) mutlak ve şaşmazdır ayrıca sınırsız yetkilere sahiptir.Genel irade her zaman kamu iyiliğine önem verir.<br />
1924 anayasası bu sistemi benimsemiştir.sayısal çoğunluğun iradesini sınırlayacak herhangi bir mekanizma yoktur.Bu düzende azınlık haklarını savunacak hiçbir şey yok.Ayrıca bu sistemde iktidar ve muhalefet arasındaki ilişkileri düzenleyecek herhangi bir mekanizma da söz konusu değil.Bu anayasa sistemi çeşitli anti-demokratik hareketlere yol açtığı için 27 mayıs. 1960 ta darbeyle sona erdirildi.1924’te bu sistemin kabul edilmesinin sebebi o zamanlar siyasal hayatın Fransız kamu hukukundan etkilenmiş olmasıydı.Ve bu Fransız hukuku Rousseaucudur bu sebeple Türkiye’de bu sistemi benimser.O zamanlar rejim için tek tehlikenin saltanat olduğu düşünülüyordu.Milletin temsilcilerinin sorun olabileceği düşünülmüyordu.Ayrıca bu sistem devrimlere daha elverişliydi.Bu sebeplerden dolayı kabul edildi.1924 anayasasının 102 maddesi bu anayasanın sert olduğunun belirtisidir.Ayrıca anayasa üstünlüğü ilkesi de benimsenmiştir.<br />
1960 darbesiyle yeni bir dönem başlamıştır.Yasama ve yürütmenin nasıl uygulanacağı Milli Birlik Konseyinin yayınladığı 1.no’lu geçici anayasa ile belirlenmiştir.Buna göre yasama yetkisi MBK’de.Yürütme yetkisi bakanlar kurulu eliyle kullanılacak.Bu bakanlar kurulunun tayin yetkisi MBK başkanı Cemal Gürsel’e ait.ayrıca Cemal Gürsel aynı zamanda MBK,başkomutan başbakan,devlet başkanı sıfatlarına sahip.<br />
Prof. Dr. Sıdık Sami Onar başkanlığındaki İstanbul Konseyine yeni bir anayasa oluşturma yetkisi verildi.Fakat hazırladıkları taslak yoğun tepkiler aldı.Çünkü milletin temsilcilerinin yetkileri olabildiğine kısıtlanmıştı.(tepki mantığı :her anayasa bir öncekine tepki niteliği taşır.)<br />
Kurucu Meclis yasama meclislerinden farklıdır.Kurucu meclis bir ülkede yeni bir anayasa düzeni yapmaya yetkili bir meclis ve hiçbir hukuk kuralı kurucu meclisi sınırlayamaz.Bir ülkenin anayasal düzenini baştanbaşa değiştirme hakkına sahip olan meclistir.Yetkileri sınırsız fakat istediği anayasal düzeni getiremez.Hukuksal yaptırımı yoktur ama sosyolojik anlamda sınırlıdır.<br />
Yeni anayasayı oluşturmak için kurulan kurucu meclis iki meclisten oluşur.1.’si MBK’den oluşur diğeri ise temsilciler meclisi (seçmen iradesiyle oluşur)Mecliste o tarihte yer alan partilerin temsilcilerinden oluşur.(CHP;CKMP).İki dereceli seçime benzer bir seçimle kuruldu.<br />
Kısa sürede 61 anayasasını hazırlamış ve 9 Temmuz 1961’de halk tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir.Ve ardından seçimlerle yönetim sivillere terkedilmiştir.<br />
1961 Anayasası’nın Temel Nitelikleri<br />
Çoğunlukçu demokrasi anlayışından çoğulcu demokrasi anlayışına geçilmiştir.Yasama yürütme ve yargı ayrı ayrı anayasaya bağlı.Yani anayasanın üstün olduğu bir siyasi düzen öngörülüyor.1924’ten farklı olarak kuvvetler ayrılığı ilkesi benimsenmiştir.18.yy. anayasa hareketlerinin kaynağı aydınlanma felsefesidir.Montesquieu bu sıralar kuvveler ayrılığı teorisini yarattı.Tabi o zamanlar bu kuvvetler ayrılığı sistemi farklı idi.Bugünkü siyasal parti yapısı o zamanlar yoktu.Günümüz şartlarında kuvveler ayrılığı ilkesinin önemi yargı organının bağımsız olmasındandır.24 anayasasında yasama yürütme TBMM elinde.Yasama kendinde yürütme CB ve bakanlar kurulu eliyle yapılıyor.Yargı yetkisi bağımsız mahkemelerin.Bağımsız olarak geçiyor fakat bunu uygulayacak mekanizmalar bu anayasada yok 61 anayasasıyla tüm bunlar düzenlendi.<br />
1961 anayasası kuvvetler ayrılığı ilkesini yerleştirdi ayrıca yasamayı da iki meclise ayırdı.<br />
-Millet Meclisi<br />
-Cumhuriyet Senatosu.(Anayasaya aykırı kanunların yürürlüğe girmesini engelleyecek bir ön mekanizma )<br />
Bu anayasa devlet iktidarının bölüşülmesinde sadece yatay değil dikey şekilde de bir idari parçalama yoluna gitmiştir<br />
Temel Haklar ve Özgürlükler: 1961 anayasasında her şeyden önce temel hak ve özgürlüklere ilişkin madde sayısı daha fazla ayrıca ayrıntıları da içeriyor.24 anayasası temelde özgürlüklere yer verdiği halde güvence yoktur. 61’de bu söz konusu değil 3 kategori vardır.<br />
-Anayasanın herhangi bir hakkı düzenleyen herhangi bir hükmünde o hakları düzenleyen herhangi bir sınırlayıcı ifadeye yer yok.Mad.20-21<br />
-Herhangi bir maddede sınırlama yok,bunların kanunla düzenlenebileceği ve kanun ile sınırlanabileceği haklar.(Basit yasa kaydıyla düzenlenen haklar) Mad.17<br />
-Nitelikli yasa kaydıyla düzenlenen haklar.Anayasa maddesinde hakkı düzenleyen hükmünde o hakkın hangi gerekçeler ile sınırlanabileceği belirtiliyorsa.Mad.18<br />
Temel Hak ve özgürlüklerin sınırlanması:(mad.11.)<br />
1-)Temel hak ve özgürlüğü düzenleyen kanun kesinlikle anayasanın temeline ve özüne uygun olmalıdır ancak kanunla düzenlenir.<br />
2-)Öze dokunma yasağı: Hakkın özü kullanımı sınırlayan bütünüyle ortadan kaldıran bütün işlemler öze dokunma yasağına girer ve geçersiz olur.<br />
11.mad 71’e kadar tüm temel hak ve özgürlükler için güvence olmuştur.<br />
1961 Anayasasının uygulanması: D.P.’nin anayasa yapımından dışlanması aynı zamanda seçmenlerin çoğunun dışlanması idi.D.P.’nin mirasçısı sayılan A.P. sık sık yeni anayasaya eleştiri yapıyordu.65’te tek başına iktidar oldu.69&#8242;da da yine iktidarı tek başına elinde tuttu.Bu eleştirilerinin onları iktidar yapması halkın da bu yeni anayasayı benimsemediğini gösterir.<br />
A.P.’ye göre bu anayasa kamu düzenini bozuyor ve yürütme yetkisinin işlemesini engelliyordu.Böylece devlet otoritesi günden güne zayıflıyordu.Şiddetin günden güne artması sonucu askeri güçler yayınladıkları bir muhtıra ile hükümetin istifa etmesini sağladı.Bu yarı bir askeri yönetim sayılır.Meclis feshedilmedi,yöneticiler yargılanmadı ve tüm mekanizmalar normal şekilde işliyordu.Tabi darbe tehdidi altında.<br />
Nihat Erim başbakanlığında partiler üstü bir geçici yönetim kurulmuştu.Adına partiler üstü denmesinin sebebi tüm meclisten seçilen ve parti fakı gözetmeden seçilen ve bunun yanında meclis dışından da yöneticiler alınan bir hükümet olmasıydı.Bunun amacı T.Sil.Kuv.’nin anayasada istediği değişiklikleri yaptırabilmesiydi.61 anayasası 71-73 yılları arasında köklü değişikliklere uğramıştır.Bu değişikliklerin amacı:<br />
-Yürütmenin otoritesini takviye etmek:61 ilk metninde bak.kur.’nun KHK. çıkarma yetkisi yoktu.Bu yüzden 64.mad.’ye ek hükümler getirilerek bu yetki verilmiştir.KHK’ler aslında yasama işlemleridir çünkü yürürlükteki kanunu değiştirirler ya da yürürlükten kaldırırlar.(fonksiyonel açıdan yasama)<br />
-Özerk kuruluşların değişikliği:Üniversitelerin özerkliği zayıflatıldı ve TRT’ninki kaldırıldı.<br />
-Devlet kanun değişikliğini ancak yasa ile düzenleyebilir.<br />
Tabii Hakim İlkesi: Bir suçun ancak işlendiği zaman mevcut olan mahkemeler tarafından yargılanma ilkesidir.Yani suçun niteliğine göre mahkeme kurulamaz.<br />
1402 sayılı kanun. 11.maddeye göre sıkıyönetim ilan edilen yerde Milli Savunma Bak. Duyduğu ihtiyaç üzerine yeter sayıda sıkıyönetim mahkemesi kurabilir.13.maddede sıkıyönetim ilanında en çok 3 ay öncesine kadar sıkıyönetim yapılmasına neden olan suçlar ancak sıkıyönetim mahkemesince uygulanır.Bu hüküm tabii hakim ilkesiyle çelişir.<br />
Bu ilkeler sonra kanuni yargı ve kanuni hakim ilkesi olarak adları değiştirildi fakat bu lafzen anayasaya uygun oldu fakat özünde halen aykırı idi.<br />
1971’de yapılan değişikliklerden biri de yargıdaki değişikliklerdir.<br />
149.madde anayasa mahkemesi yetkilerinin bir hükmüne yer verir.Burada anayasa mahkemesine dava açma yetkilerine sahip olanlar belirtilmiştir.Siyasi partinin grup teşkil etmesi için 10 vekile ihtiyacı vardır.Temsilci dendiği zaman tek bir vekil bile yeterlidir.!961 anayasasında temsilcisi olan partilere anayasa mahkemesine dava açma yetkisi verildi.71-73 deki değişikliklerle bu ortadan kaldırıldı ve sadece grubu bulunanlara verildi.<br />
Bütün idari işlemlerin yargı denetim Danıştay ile yapılırdı.71’den sonra askeri yüksek mahkemeleri kuruldu.Askerlikle ilgisi olanların eylem ve işlemlerini bu askeri yüksek mahkemeler yürütürdü.<br />
Devlet Güvenlik Mahkemeleri devletin aleyhine işlemlere bakan mahkemelerdir.Askeri hakimlerde bulunur.<br />
Değişikliklerin asıl maksadı yargının sınırlarının artırılması,temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması bunların sonucu olarak da kamu huzur ve güvenliğinin korunması idi.<br />
Milli Güvenlik Konseyi ve 1982 Anayasası’nın Yapılması<br />
27 Ekim 1980’de geçici anayasa düzeni hakkındaki kanun yürürlüğe kondu.Buna göre yeni anayasa hazırlanana kadar 61 anayasası yürürlükte kalacaktı.Meclis ve CB’ ye tanınan haklar MGK.’nindir.Ayrıca CB’ ye tanınan tüm yetkiler MGK ve devlet başkanı sıfatına sahip olan Kenan Evren’in olacaktır.Bülent Ulusu’nun kurduğu hükümette yürütme yetkisini kullanacaktı. Bu konsey süresince de anayasa yargısı ve idari yargıya sınırlar konuldu.<br />
29 Haz. 198’de yeni bir anayasa hazırlanması için kurucu meclis kanunu yürürlüğe girdi. İki meclis var üyeler asker ve sivillerden oluşmakta idi.Kurucu meclisin yetkisi sadece anayasa yapmak değil halk oylamasını düzene koyacak seçmen kanununu da hazırlamak idi.Asker olanlar MGK sivil olan meclis ise danışma meclisi denmekteydi.Bu danışma meclisi 160 kişiden meydana gelmekteydi.Bunun 120 ‘si dolaylı olarak MGK tarafından seçilenler geri kalan 40’ı ise direkt olarak MGK tarafından seçilenlerdi.120 kişinin seçimi için 11Eyl.1980 tarihinde hiçbir siyasi parti üyesi olmama ve yüksek okul bitirmiş olma şartları koşulmuştu.Ayrıca her ilin kaç temsilcisi olacağı da düzene konulmuştu.Valiler başvuruları kabul edip kişiler hakkında geçmiş araştırması yapacaklar ve ayrıca o il için tespit edilmiş üye sayısının 3 katı kadar adayı MGK’ ye bildireceklerdi bunları ise MGK seçecekti.Diğer 40 kişi ise doğrudan doğruya MGK’ ye başvuracaktı.Anayasanın kabulü ve ardından seçim kanununun hazırlanmasıyla 83’te seçimler yapıldı ve sivil yönetime geçildi.<br />
1961 ve 1982 Anayasalarının Benzerlikleri ve Farklılıkları :<br />
Benzerlikleri:<br />
-Askeri müdahale sonucunda oldu.<br />
-Bir kanadı askeri diğer kanadı sivil olan kurucu meclisler tarafından yapıldı (MGK,MBK) (temsilciler meclisi ,Danışma meclisi)<br />
-Kurucu meclislerin sivil kanadı seçimlerle oluşmadı<br />
-Hazırlanan anayasa halkoyuyla yürürlüğe girdi.<br />
-Sivil kanadın bakanlar kurulunun oluşturulmasında ve düşürülmesinde yetkileri yoktu.<br />
Farklar:<br />
-61 temsilciler meclisi daha temsili nitelik taşımakta yaklaşık 1/3’ü dolaylı bir seçimle önemli bir bölümü ise kooptasyon yani çeşitli meslek kuruluşlarının kendi temsilcilerini seçmesiyle oluşmuştur.82 Danışma meclisinde tüm üyeler MGK tarafından seçildi.<br />
-Temsilciler meclisinde anayasa yapım sürecinde partilerin de büyük etkisi oldu.Danışma meclisinde ise partisiz bir anayasa niteliği var 11 Eyl.80 e kadar olan zamanda partilere mensup olanlar üye olarak kabul edilmedi.<br />
-Danışma meclisi daha fazla bürokrasi ağırlıklı bir meclis durumundaydı.<br />
-Temsilciler Meclisi MBK karşısında Danışma meclisinin MGK karşısında olan durumuna göre daha yetkili idi.temsilciler tarafından kabul edilen metin eğer MBK tarafından kabul edilmezse ve temsilciler MBK’ nin yaptığı değişiklikleri onaylamazsa ortak bir kurul oluşturuluyordu.ve bu metin kurucu meclis birleşik toplantısında oylanırdı burada temsilcilerin sayısal bir çoğunluğu vardı bu da büyük bir avantajdı.Fakat Danışma meclisinin kabul ettiği herhangi bir metin üstünde MGK istediği değişikliği yapma yetkisine sahipti.adının da doğru olarak ifade ettiği gibi bu meclis danışma ve bir ön çalışma meclisi idi.<br />
-61’de anayasanın halk tarafından onaylanmaması durumunda ne yapılacağı açıktı fakat 81-83 sisteminde bu açıklık yoktu.<br />
-61 anayasasında siyasi partiler kamuoyu oluşturmada aktiftiler hatta anayasanın kabulüne karşı görüşlerini açıkça beyan edebiliyorlardı fakat 82 halk oylamasına ilişkin MGK’ nin 70-71 sayılı MGK kararında anayasa üzerinde tartışmalar sınırlandırılmıştı.Ayrıca feshedilmiş olduklarından siyasi partilerin kamuoyu oluşturma gibi bir olanağı da yoktu.<br />
-61’in aksine anayasanın kabulü CB seçimiyle birleştirilmiştir.Buna göre halkoylaması tarihindeki MGK başkanı CB sıfatını alır ve anayasada belirtilen yetkilerini 7 yıl boyunca kullanır.<br />
1982 Anayasasının Başlıca Özellikleri<br />
-82 anayasası 61’e göre daha kazuistik bir yöntemle hazırlanmıştır:<br />
Genel nitelikte değil daha ayrıntılı hazırlanmıştır.Bu açıdan her iki anayasada kazuist sistemle hazırlanmıştır.Bunun sebebi ise her iki anayasanın da tepki niteliği taşımasıdır dolayısıyla daha ayrıntılı düzenlemeler mevcuttur.Bunun diğer bir sebebi ise siyasi kültürle alakalıdır.Yaşanan siyasal sorunlara daha legalistik çözümler bulmak gerekçesi ile bu sistem kullanılmıştır.82 anayasası 61 ‘e göre daha kazuist bir karaktere sahiptir.Her iki anayasanın başlangıç kısımları mukayese edilirse 82’ninkinin daha uzun olduğu görülür.Ayrıca 1961 anayasasının 151 madde ve 11 geçici maddesi mevcuttu. Fakat 1982 anayasasının 177 maddesi ve 16 geçici maddesi vardır.Ayrıca 1961 anayasasının herhangi bir maddesine tekabül eden 1982 anayasası maddesi diğerine oranla daha uzun ve ayrıntılı tutulmuştur.<br />
-Sadece genel ilkeleri ortaya koyup bunların uygulanmasını kanunlara bırakma amacını güden anayasa tipine “çerçeve anayasa “ denir.<br />
Her iki anayasa da çerçeve anayasa tipini benimsemeyip birçok muhtemel durumları düzenleme isteyen kazuistik yönteme yer vermiştir.Bir anayasa kazuistik ve katı ise o anayasa toplumun gelişmelerinin arkasında kalabilir.Çerçeve anayasa ise devlet hayatına ilişkin içeriği olduğu için toplum gelişmesine uyan bir karakteri olur.Bu yüzden çerçeve anayasa kazuistik’e göre daha uzun ömürlü olur (Amerikan Anayasası)<br />
-1982 Anayasası 1961 anayasasına göre daha “katı” bir niteliktedir.<br />
82 anayasasından değiştirilmesi talep bile edilemeyecek hükümlerinin kapsamı artmıştır.Ayrıca anayasa değişikliği süresine 61’de mevcut olmayan C.B.’nin onay safhasını eklemiştir.C.B.’nin onaylamadığı anayasa değişikliğini halk oyuna sunabilecekti.Bunlara ek olarak geçici 9 maddenin C.B.’ye tanıdığı güçleştirici veto yetkisi de bu anayasanın 61’e göre daha katı olduğunun kanıtlarıdır.<br />
-1982 Anayasası bir geçiş süreci öngörmüştür.<br />
Bütün anayasalarda olduğu gibi 82 anayasasında da geçici hükümler vardır.Normal yönetime geçiş için bir süreç öngörülmüştür.83 halkoylamasıyla direk sivil hayata geçilmemiştir.Bunun için tedricen (yavaş yavaş) bir geçiş uygun görülmüştür.Ve böylece bir müddet daha sivil hayat denetlenmiştir. 1980-1983 arasında doğrudan doğruya askeri yönetim 1983’ten sonra ise metinlerin öngördüğü süreyle bir geçiş süreci yaşanmıştır.M.G.K. başkanı Kenan Evren’in C.B. olmasıyla sivil hayat denetim altında tutulabilecekti.Seçimlerde anayasanın belirlemiş olduğu yöntemden bir kerelik sapmayla C.B.’nin doğrudan doğruya halk tarafından seçilmiştir.Ayrıca geçici 2. maddeye göre MGK Cumhurbaşkanlığı konseyine dönüşecek ve 6 yıl hüküm süreceklerdi bu konsey üyeleri de vekillere tanınan dokunulmazlık hakkına sahip olacaklardır.Böylece askeri otorite siyasi etkiye 6 yıl boyunca sahip olacaktı.Fakat yetkiler icrai değil istişari karakterde olacaktı.Bunlara ek olarak da geçici 4. maddeye göre 11 Eylül 1980 tarihinde herhangi bir siyasi parti lideri konumunda olan kişiler 5 veya 10 yıllık siyasi yasaklı konumuna gelmiştir.Bu yasaklar 1987 de yapılan halkoylamasıyla yürürlükten kalkmıştır.<br />
-1982 anayasası Otorite –hürriyet dengesinde otoritenin ağırlığını arttırmıştır.<br />
61’e tepki olarak otoriteyi arttırmak için kişi özgürlükleri alabildiğine artırılmıştır.1961 anayasası 11.maddesinde kişi hak ve hürriyetlerinin güvence altına alındığı görülür.1971’de bu madde değişmiş olsa bile yine de sınırlayıcı bir formül içermesi zordur.Fakat 1982 anayasası 13.maddesi son fıkrasında tüm hak ve hürriyetleri sınırlayıcı bir maddedir.<br />
-1982 anayasası devlet yapısı içinde yürütme organını güçlendirmiştir.<br />
Yürütmede C.B.’nin yetkileri oldukça güçlendirildi.Ayrıca başbakanın yetkileri de 61’e göre oldukça güçlendirildi.<br />
-1982 anayasası karar alma mekanizmalarındaki tıkanıklıkları giderici hükümler getirmiştir.<br />
Karar alma sürecinde ortaya çıkabilecek tıkanma ve kilitlenmeyi önleyebilecek ve karar alma sürecine sürat kazandıracak hükümler içerir.70’li yıllarda hükümet bunalımlarının sıkça olması ve parlamentonun bu hükümet bunalımlarıyla uğraşması yüzünden memleket sorunlarını çözemiyor.1961 anayasasının 108. maddesinde meclis seçimlerinin yenilenmesi için C.B.’ye yetki verir fakat bunun için 18 aylık bir süre öngörür.Bu yetki 82’de caydırıcı rol oynadı.116.maddeye göre 45 günlük bir hükümet bunalımının ardından C.B.’ye meclis seçimlerinin yenilenmesi hakkı doğar.<br />
82-116.maddede olduğu gibi 82-02.maddesinde de C.B. seçimleri için bir yaptırım öngörülmüştür.61-95.maddeye göre C.B. seçimleri için ilk iki turda 3/2 çoğunluk gerekir eğer sağlanmazsa diğer turlarda salt çoğunluk yeterlidir.Fakat salt çoğunluk sağlanmayabilir.Bu yüzden bu hüküm 82 anayasasında değişiklik gösterdi ayrıca zaman sınırı da kondu(30 gün).82-102.maddeye göre ilk iki oylamada 3/2 çoğunluk 3.turda salt çoğunluk 4.turda ise 3.turda en çok oy alan iki aday arasında bu seçim olur.<br />
1961 anayasasına göre C.B. adaylığı parlamenter sıfatı taşımayı gerektirir. Fakat dışarıdan aday alınabiliyordu bu da kontenjan senatoyla sağlanıyordu.82 anayasasında bu dolaylı yönteme yer verilmedi.<br />
Meclis başkanlarının seçimlerini düzenleyen maddelerde C.B. seçimlerininki gibiydi. 82-94. madde ve 61-84.madde.<br />
Bunlara ek olarak partilerin grup kurma sayılarını düzenleyen maddeler de değişti.(82-95.mad. 61-85.mad.)<br />
Gene 61 anayasasına göre Anayasa mahkemesine millet meclisince 3 cumhuriyet senatosunca 2 üyenin seçilmesi gerektiği halde bu seçimlerde aranan üye tamsayısının salt çoğunluğu şartı her zaman bulunamaması nedeniyle seçimler mümkün olamamış ya da uzun sürmüştür.82 anayasası bu usulün kaldırılmasını sağlamıştır.<br />
82 anayasası yasama sürecini uzatıcı ve kanunların yapılmasını güçleştirici nitelik taşıyan iki meclis sistemine son vererek cumhuriyet senatosunu kaldırmış böylece yasama süreci süratlenmiş ve basitleşmişti.<br />
Parlamenter sisteme işlerlik kazandırma gereksiz tıkanma ve bunalımları önleme amacını güden bu tür kurum ve kurallara literatürde “rasyonelleştirilmiş parlamentarizm” denir.Bu anlamda 82 anayasası rasyonel parlamentarizm yönünde bir eğilim gösterdiği öne sürülebilir.<br />
-1982 Anayasası 1961 Anayasasına Oranla Daha Az katılmacı bir demokrasi modelini benimsemiştir.<br />
Çok partili hayata geçişten sonra klasik liberal demokrasi bağlamı içinde başlıca iki demokrasi anlayışı etkili olmuştur.Birinci anlayış daha az katılmacı ve çoğulculuk taraftarıdır.Buna göre halkın esas rolü belirli zamanlarla kendisini yönetecek olanları seçmekten ibarettir.Milli irade bu şekilde belirdikten sonra devlet seçilmiş organlar tarafından yönetilmeli ve halk ya da çeşitli grupların etkisinde kalmamalıdır.Diğer görüş ise halkın siyasete aktif şekilde katılmasına taraftardır.<br />
1961 anayasası bu ikinci görüşe 1982 anayasası ise birinci görüşe uygun düşer.Yani 82 anayasası katılmacı demokrasi anlayışını benimsemiş ve belli ölçüde depolitizasyonu amaçlamıştır.Bu amaç anayasanın çeşitli hükümlerine yansımıştır.Bunlar:<br />
a)Siyasi Partilerin teşkilatlanması üzerine yasaklar<br />
b)Siyasi partilerin tüzel kişilerle olan ilişkileri üzerine yasaklar.<br />
c)Siyasi amaçlı direnişler üzerine yasaklar.<br />
d)Dernekler üzerine yasaklar.<br />
e)Dernek gösteri yürüyüş ve toplantıları üzerine yasaklar<br />
f)Kamu kurumları üzerine yasaklar<br />
e)Son olarak da TBMM seçim dönemi 5 yıla çıkmış ve en fazla bir ara seçim yapılabileceği esası konmuştur.<br />
Sivil toplum kuruluşlarının siyasi partilerle işbirliğinde bulunmalarını ve siyasi faaliyete girmelerini yasaklayan bu hükümlerin hemen tümü 1995’teki anayasa değişikliği ile kaldırılmıştır.<br />
Hukuka Uygunluk Denetimi:Kendinden önceki normlara uygun olup olmadığının denetimi<br />
Yerindelik Denetimi:Normu yürürlüğe koyan organın takdir yetkisinin denetlenmesi<br />
Devletin Temel Nitelikleri<br />
I)Cumhuriyetçilik: (1921 anayasasındaki 1923 değişiklikleri ile anayasaya girdi).<br />
Devlet şekli olarak Cumhuriyet egemenliğin kişi ya da zümreye değil toplumun tümüne ait olan bir devleti ifade eder.Egemenliğe göre hareket edilir.Devlet organları seçimle belirlenir.<br />
Hükümet şekli olarak başta devlet başkanı olmak üzere temel organların seçim ilkesi ile kurulmuş olduğu oluşumunda veraset ilkesinin olmadığı bir hükümet sistemidir.<br />
Cumhuriyet ile monarşinin arasındaki temel fark cumhuriyetin “vatandaşlık” monarşinin ise “uyrukluk(tabiyet)” kavramlarına dayanmasıdır.Monarşide monarkın şahsı kutsal ve sorumsuzdur.Cumhuriyet ise toplumun ortak iradelerinin ürünüdür.Herkes eşittir.Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.<br />
II)Başlangıç İlkeleri,toplumun huzuru,milli dayanışma ve adalet:<br />
Her iki anayasada da “Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmı”nı anayasa metnine dahil saymıştır.Uygulanabilir hukuk normları çıkarmak kolay değildir fakat normların uygulanması açısından katkısı söz konusu olabilir.<br />
Anayasa mahkemesi anayasaya uygunluk denetimi yaparken başlangıç ifadelerini destek ölçü norm olarak kullanır.Esas ölçü norm olarak da bu ilkelerin maddelerdeki somut haklini kullanması gerekir.AY.mahk. 1961 anayasası döneminde hiçbir başlangıç ilkesini destek ölçü norm olarak kullanmadığı halde 1982 anayasası döneminde birçok kararın gerekçesi başlangıca dayandırılır.Bunun yapılmasının bir yerindelik denetimi olarak algılayabiliriz.<br />
III)Atatürk Milliyetçiliğine Bağlılık:<br />
1982 anayasasının seleflerinde başka kavramlar vardır.1924 anayasasında 1937’de yapılan değişikliklerle yer verilen kavram milliyetçilik.1961 anayasasında ise milli devlet kavramı görülür.1982 anayasasında ise Atatürk milliyetçiliğine bağlılık kavramı vardır.Bunların sebebi bu hükmün yanlış yorumlanmasına mahal vermemektir.<br />
Atatürk milliyetçiliği akılcı çağdaş,medeni ileriye dönük demokratik toplayıcı insani barışçıdır.Bu milliyetçilik milliyetçiliği reddeden akımlara karşı olduğu gibi ırkçılığa ve şovenizme de karşıdır.<br />
1961 anayasasında milliyetçilik denmesinin sebebi demokrasi mekanizmaları kullanılarak totaliter rejim kurulmasını engellemek.<br />
IV)Laiklik:<br />
İki unsurla açıklanır:<br />
-Din hürriyeti:Din hürriyeti vicdan ve ibadet hürriyetinden oluşur.Herkes dilediği dini seçmekte özgürdür.Ya da hiçbir dini seçmeyebilir.Bu hak mutlak bir hürriyettir.Bu hak kişiye negatif statü hakkı tanır.(Nüfus cüzdanlarında din belirtilmesi 24.maddeye açıkça aykırıdır.)İbadet hürriyeti ise kişinin inandığı dinin gerektirdiği ibadetleri,ayin ve törenleri serbestçe yapabilmesidir.<br />
Laik bir devletin açıkça ya da zımnen bir dini olamaz.Laikliğin bir diğer unsuru ise çeşitli dinlerin mensupları arasında kanun önünde ayrılık yapmaması hepsine eşit işlem yapmasıdır.<br />
Laik bir devlette din kurumları devlet fonksiyonlarına giremeyeceği gibi devlet kurumları da din fonksiyonlarını ifa edemez.<br />
Diyanet İşlerinin Kurulma Sebepleri:<br />
-Camilerin özerkliğe sahip olmaması<br />
-İslam’ın ihtiyaçları yüzünden din adamlarının belli bir statüye sahip olmaları ve bu insanların devlete karşı ayaklanmamaları için.<br />
Laiklik:<br />
Din Hürriyeti: (1) Vicdan Hürriyeti: (mutlak) Herkesin dilediği dini<br />
Veya hiçbir dini benimsememesi<br />
(AY.mad.24 1/3)<br />
(2) İbadet Hürriyeti: (sınırlı) Kişinin inandığı dinin<br />
gerektirdiği ibadet ayin ve<br />
törenleri serbestçe yapabilmesidir.<br />
Din Ve Devlet İşlerinin Ayrılığı:<br />
(1)Resmi bir devletin dinin olmaması<br />
(2)Devletin bütün din mensuplarına eşit davranması.<br />
(3)Din kurumları ile devlet kurumlarının ayrı olması.<br />
(4)Devlet yönetiminin din kurallarından etkilenmemesi.<br />
a)Devlet yönetiminin din kurallarına uygun olma<br />
şartının aranmaması.<br />
b)Devlet yönetiminde din kurallarından<br />
esinlenilmemesi.<br />
-Devlet Yönetiminde Din kurallarından Etkilenilmemesi:<br />
1876 Kanun-i Esasi’ye göre padişahın görevlerinden biri ahkam-ı şeri’i’nin uygulanmasıdır.Meclis-i Ayanın görevlerinden biri meclis-i mebusan tarafından kabul edilen kanunların İslam’a uygun olarak denetlenmesidir. Laiklikte hukuk kuralları ve devlet işlemleri herhangi bir dinin kurallarına uygunluğu denetlenmez ve hukuk kurallarında din esaslarından esinlenilmez buna göre hareket edilmez.<br />
V) Demokratik Devlet:<br />
1961 anayasasında “İnsan haklarına saygılı devlet” ibaresi yerine 1982 anayasasında “insan haklarına saygılı” ibaresi gelmiştir.Kimi yazarlara göre dayanan ibaresi daha kuvvetli saygılı ise her zaman kısıtlanabilir anlamı içeriyordu.Lafzen bakıldığında 1.’de vurgu var fakat öz itibariyle ve hukuki olarak ikisi de aynı ve insan haklarını temel alan özelliğe dayanır.<br />
İnsan haklarına saygılı demokratik devlet ;liberal hürriyetçi batıcı demokrasi denen kavramlardır.<br />
Unsurları:<br />
-Başlıca karar organlarının genel oya dayanması<br />
-Bu organları belirlemek üzere yapılan seçimlerde en az 2 alternatif olması.<br />
-Anayasada temel hak ve hürriyetlere geniş olarak yer verilmesi ve devlet otoritesinin temel haklar karşısında sınırlandırılmış olması.<br />
-Başlıca Karar Organlarının Genel Oya Dayanması:<br />
Devlet otoritesinin kaynağının dünyevi esaslara dayanması yahut egemenlik yetkisinin millete ait olduğuna hükmeden anayasa hükmünün benimsenmesi.Bu kavram Fransız ihtilali ile doğar.Fakat uzun süre millet direkt olarak siyasete egemen olmadı ve seçim yapamadı.Başlıca organların seçimi bir zümre tarafından yapıldı.Bunun sebebi ise millet kavramı ile halk kavramının farklı olması.Millet geçmişi ve geleceği kucaklayan bir tüzel kişi.Milli menfaati en iyi şekilde değerlendirebilecek olan seçkin sınıftı.Dolayısıyla 18.yy. klasik anlayışına göre milletle halk örtüşmezdi.<br />
Türk pozitif hukukunda ise egemenlik yetkisinin halkın olması hükmü ilk defa 1921 anayasasında yer aldı böylece gelenekselden moderne geçiş yaşanmıştır.Saltanat ise fiilen kalkmıştır.<br />
1924 anayasasında 21’de olduğu gibi egemenliğin millete ait olduğu ve bu yetkiyi TBMM’nin kullanacağı belirtilmişti.61-4’e göre egemenlik yetkisi Türk Milleti adına (yasama yürütme yargı) bütün anayasal organlar eşit derecede yetkili kılınmıştır.Tüm bu organlar yetkilerini kullanırken anayasaya riayet etmelidir.24’e göre asıl üstün olan TBMM’dir (yasama)<br />
Genel Oy İlkesi:Herkesin seçimlere katılabilmesi ilkesidir.Sınırlı oy tedricen ortadan kalkmıştır.1.ve 2.meşrutiyet zamanlarında oy hakkı sadece belli serveti olan Osmanlı erkeklerine tanındı.1934’den itibaren de kadınlara da seçme ve seçilme hakkı tanındı.1982 anayasasının ilk metninde oy verme hakkı 21 yaş idi.1987’deki anayasa değişiklikleri ile bu sınır 20 yaşa 1995’te ise 18 yaşa indirildi.Bir kişinin oy verebilmesi için seçmen kütüğüne kayıtlı olması gerekir.<br />
Eşit Oy İlkesi:Herkesin tek oy hakkına sahip olmasıdır.Önceden aile reislerine servet düzeylerine göre birden fazla oy hakkı tanınmıştır.Fakat şu anda böyle bir uygulama kalmamıştır.<br />
Seçimlerin Serbestliği:Seçmenlerin baskı ya da dayatma altında olmadan kendi hür iradeleri ile seçim yapmalarıdır.Yapılan değişikliklerle bu seçim ödev haline gelmiş ve kullanılmaması halinde yaptırımları kanunda düzenlenmiştir.<br />
Oy Gizliliği:Bireylerin tek başlarına oy kullanabilecekleri bir ortam hazırlanması.<br />
Açık sayım-döküm:Oy kullanımı tamamlanınca sandıkların kamuoyu huzurunda açılıp sayılmasıdır.Bu ilke seçim sonuçlarına hile ve yolsuzluluğun karışmasını önlemek içindir.<br />
Seçimlerin tek dereceli olması:Seçmenlerin doğrudan doğruya kendi temsilcilerini seçmeleridir.1946’dan beri tek dereceli seçim sistemi uygulanmaktadır.<br />
Seçimlerin yargı organlarının denetiminde yapılması: Anayasanın 79.maddesine göre seçimlerin yargı organlarının genel yönetimi ve denetimine bırakılmıştır.Böylece seçimlere hile ve yolsuzluk karışması engellenmiştir.1961 anayasasından önce milletvekillerinin seçim tutanaklarını kabul etme görevi TBMM’ye aitti.Dolayısıyla bu tutanakların kabul veya reddinde siyasal düşünce önemli rol oynuyordu.1961 ve 1982 anayasalarında ise seçimlerin yönetim ve denetimi tarafsız yargı organlarına bırakılmıştır böylece seçimlerin dürüstlüğü güvence altına alınmıştır.<br />
Çok Partili Siyasal Hayat:<br />
Seçim serbestliğinin gerçek bir anlam taşıması seçmenlerin çeşitli alternatifler arasından serbest bir seçim yapabilmelerine bağlıdır.Çağdaş demokratik devlette bu alternatifler ,siyasal partiler tarafından oluşturulur.Modern demokrasi partiler demokrasisidir.Seçmen partiler tarafından kendisine sunulan alternatif siyasal programlar arasından bir seçme yapma imkanını bulur ve oy verdiği parti iktidara geldiği takdirde söz konusu programın uygulanacağına güvenebilir.Partisiz bir toplumda ise buna imkan yoktur.Böyle bir toplumda seçme hürriyetinin varolabileceği bir an için farz edilse bile seçmen seçtiği temsilcilerin çeşitli kamusal politika sorunları karşısında nasıl bir tutum takınacağını önceden bilemez.<br />
Anayasa bu gerçeği madde 68/2’de belirtmiştir.82 anayasası ilk başta parti üyesi olabilme yaşını 21 de tutarken 95’te yapılan değişikliklerle bunu 18’e indirgemiştir.<br />
Partilerin serbestçe faaliyette bulunmaları kural iken bu istisnasız olarak kabul edilmemiş ve çeşitli sınırlamalar getirilmiştir.<br />
a)Siyasal Partilerin Amaçlarına İlişkin Yasaklar:Bu yasaklar anayasanın değiştirilmiş 68.maddesinde belirtilmiştir.Aynı şekilde 61 anayasasının 57.maddesinde de yasaklar söz konusu idi.Görülüyor ki 61 ve 82 anayasaları siyasal parti faaliyetleri konusunda Alman Anayasasından mülhem olarak siyasal alanı anayasa ile sınırlandırmış, başka bir deyimle “militan anayasa” ya da “mücadeleci anayasa” anlayışını benimsemiştir.Bu anlayışın özü amacı hürriyetçi demokrasiyi ortadan kaldırmak olan akımlara meşru siyasi faaliyet alanını kapatmaktır.<br />
1982 anayasasının değişik 68 maddesindeki yasaklar daha detaylı incelenirse siyasal parti faaliyetleri açısından şu sınırlamaları getirdiği anlaşılır:<br />
aa)Devletin ülkesi ve milleti ile bütünlüğü:Devletin ülkesi ile bölünmezliği devletin dış bağımsızlığının ve ülke bütünlüğünün korunması unsurlarını içerir.Mesela Türkiye Cumhuriyetinin dışa karşı bağımsızlığının ortadan kaldırılmasını veya ülkemizin bir bölümünün T.C.’den ayrılmasını savunan bir parti temelli kapatılır.Diğer bir deyimle bu hüküm her türlü ayrılıkçı akımın bir parti halinde örgütlenmesini yasaklamaktadır.<br />
Devletin milleti ile bölünmezliği ilkesi de azınlık yaratılmasının önlenmesi bölgecilik ve ırkçılık yasağı ve eşitlik ilkesinin korunması hususlarını kapsamaktadır.<br />
bb)Cumhuriyet İlkesi:Bu ilke monarşik partileri yasaklamaktadır.<br />
cc)Demokratik Devlet Düzeni:AY.madde 68’de yer alan insan hakları millet egemenliği ve demokratik devlet ilkeleri insan haklarına dayanan hürriyetçi çok partili demokrasiyi reddeden ve diktacı partileri yasaklamaktadır.<br />
dd)Laiklik:Siyasi partiler devletin sosyal ekonomik siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma amacını güdemezler.Siyasal çıkar ya da nüfus sağlamak amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamazlar.<br />
ee)Sınıf veya Zümre diktatörlüğünün yasaklanması:Siyasi partiler sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamazlar.Sınıf egemenliği ülke içindeki tek üstün gücün tek bir sınıfın elinde toplanmasını ve bütün diğer sınıfların egemenliğin kullanılmasından dışlanması demektir.<br />
b) Siyasal Partilerin örgütlenme ve çalışmalarına ilişkin yasaklar:<br />
aa)Hakimler ve savcılar Sayıştay dahil yüksek yargı organları mensupları kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri Silahlı Kuvvetler mensupları ile yüksek öğretim öncesi öğrencileri siyasi partilere üye olamazlar.<br />
bb)Siyasi partilerin faaliyetleri parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur.Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.<br />
cc)Siyasi partiler ticari faaliyetlere girişemezler.<br />
dd)Siyasi partilerin gelir ve giderleri amaçlarına uygun olması gerekir bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir.Denetim Anayasa Mahkemesi’nce yapılır.Bu görev yerine getirilirken Sayıştay’dan yardım sağlar.Denetim sonunda verilen karar kesindir.<br />
ee)Temelli kapatılan parti bir başka ad altında kurulamaz.<br />
ff)Bir siyasi partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri AY.Mahk. temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının R.G.’de gerekçeli olarak yayınlanmasından başlayarak 5 yıl süre ile başka bir partinin kurucusu,üyesi,yöneticisi veya denetleyicisi olamazlar.<br />
gg)Yabancı devletlerden uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli kapatılır.<br />
1995’te yapılan anayasa değişiklikleri ile siyasi partilerin örgütlenme ve çalışmalarına ilişkin yasaklar oldukça hafifletilmiştir.Kaldırılan yasaklar:<br />
-Siyasi partilerin yurtdışında teşkilatlanıp faaliyette bulunmaları<br />
-Kadın,gençlik kolu ve benzeri yan kuruluşlar meydana getirmeleri<br />
-Vakıf kurmaları<br />
-Kendi siyasetlerini yürütmek ve güçlendirmek için dernek,sendika vakıf kooperatif ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları ile siyasi işbirliği ve ilişki içinde bulunmaları ve bunlardan maddi yardım almaları dır.<br />
hh) Kapatılmış siyasi partilerin isimleri amblemleri rumuzları rozetleri ve benzeri işaretleri ile daha önce kurulmuş Türk Devletlerine ait topluma mal olmuş bayrak amblem ve flamalar siyasi partilerce kullanılamaz.Ayrıca siyasi partiler daha önce kapatılan siyasi partilerin devamı olduklarını da beyan edemez ve böyle bir iddiada bulunamazlar.Komünist anarşist faşist teokratik nasyonal sosyalist din dil ırk mezhep ve bölge adlarıyla veya aynı anlama gelen adlarla siyasi parti kurulamaz veya parti adında bu kelimeler kullanılamaz.<br />
ii)Siyasi partiler Anayasanın başlangıç kısmında yazılı sebeplerle Türk Silahlı Kuvvetlerinin milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 harekatına ve Milli Güvenlik konseyinin karar ve icraatına karşı bir tutum beyan ve davranışta bulunamazlar.<br />
Bu yasak hükümlerinden bazıları siyasi partilerin serbestçe faaliyette bulunmalarına ciddi engeller çıkarabilecek niteliktedir.Yasaların çokluğu anayasa koyucuda siyasi partilere karşı açık bir güvensizliği yansıtmaktadır.Bu güvensizliği siyasi partileri demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru sayan Anayasa İlkesi ile bağdaşmamaktadır.<br />
c)Siyasal Partilerin Kapatılması:<br />
Anayasaya göre siyasi partilerin kapatılması Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.Bununla siyasi partilerin kapatılması herhangi bir mahkemeye değil Anayasanın üstünlüğünün koruyucusu ve teminatı olan bir yüksek yargı organına verilmiştir.Cumhuriyet Başsavcılığı siyasal parti kapatılması davasını ya re’sen veya Bakanlar Kurulu kararı üzerine Adalet Bakanının istemiyle yahut bir başka siyasal partinin istemi üzerine açar.Cumhuriyet Başsavcılığı yeterli delil bulunamadığı kanısına varırsa dava açmaz.Bunun üzerine Adalet Bakanının veya siyasal partinin yazılı itiraz hakkı vardır.İtiraz haklı görülmezse dava açılmaz;haklı görülürse Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesine dava açmakla yükümlüdür.Anayasa 68.maddenin 4.fıkrasındaki yasakların,doğrudan doğruya parti tüzüğü veya programı gibi parti tüzel kişiliğini bağlayıcı bir belgeyle ihlal etmesiyle,diğer yollardan (Mesela bireysel üyelerin faaliyetleri yoluyla) ihlal edilmesi durumları arasında bir ayrım yapmıştır.İkinci durumda partinin kapatılabilmesine karar verilebilmesi için bu eylemlerin bireysel eylemlerden ibaret kalmaması ve partinin bu nitelikteki eylemlerin işlendiği bir “odak haline geldiğinin” tespit edilmesi gerekir.Bireysel parti üyelerinin parti yasaklarına aykırı fiil ve konuşmalarından dolayı parti kapatma yolunun harekete geçirebilmesi için ilkin kişilerin bu eylemlerden dolayı hüküm giymeleri,daha sonra Cumhuriyet Başsavcılığının ilgili kişilerin partiden kesin olarak çıkarılmalarını istemesi ve siyasal partinin en geç otuz gün içinde bu istemi yerine getirmemesi gerekiyordu.T.C.K.’nun 141,142.163.maddelerinin 91 yılında yürürlükten kaldırılması nedeniyle parti üyelerinin 103.maddenin 1.fıkrasındaki yasaklara aykırı eylemleri suç olmaktan çıkarılmıştır.Böylece söz konusu partinin eylemlerin işlendiği bir mihrak haline gelmesinin saptanmasında önemli rol oynayan 103.mad 2.fıkrası geçerliliğini kaybetmiştir.<br />
Siyasi partiler kanununda yapılan deşiklikle 103.madde Anaysa Mahkemesinin kararı ışığında yeniden düzenlenmiştir.Buna göre bir siyasi partinin anayasanın 68./4 fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerin odak halini oluşturup oluşturmadığı Anayasa Mahkemesince belirlenir.<br />
d) Siyasal Partilere Devlet Yardımı:<br />
Siyasal partiler sivil toplumla devlet arasında köprü oluşturan bu nitelikleri itibariyle de bazı açılardan özel hukuk tüzel kişilerine bazı açılardan da kamu hukuku tüzel kişilerine benzeyen kendilerine özgür kuruluşlardır.Siyasal partilere devlet yardımı 1961 anayasasının ilk metninde yer almamakla birlikte 1971’de yapılan anayasa değişiklikleri ile Anayasanın 56.maddesinin son fıkrasına eklenmiştir.1982 anayasası siyasal partilere devlet yardımından bahsetmemiştir.1984’de bu hüküm getirildi daha sonra 1987 ve 1988 yıllarında değişiklikler yapıldı.Bu son iki değişiklik partiler arasında eşitsizlik yarattığı gerekçesi ile iptal davası konusu olmuş ancak Anayasa Mahkemesi bu istemi yerinde bulmamıştır.İptal istemine konu olan kanuni düzenlemelerin devlet yardımını tüm partilere eşit olarak dağıtmayıp ,sadece bir kısım partileri (milletvekili seçimlerinde %19 barajını aşmış partilerle bu barajı aşmamış olmakla birlikte milletvekili genel seçimlerinde toplam geçerli oyların %7’sinden fazlasını almış bulunan partiler) yararlandırmasını Anayasadaki eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddiasını da Anayasa mahkemesi yerinde bulmamıştır.<br />
Anayasada 1995’de gerçekleştirilen değişiklikle siyasi partilere devlet yardımı konusunda şu hüküm kabul edilmiştir.”Siyasal partilere devlet yeteri düzeyde ve hakça yardım yapar:Partilere yapılacak yardımın alacakları üye aidatının ve bağışların tabi olduğu esaslar kanunla düzenlenir.”<br />
VI)İnsan Haklarına Saygılı Devlet<br />
1-!982 Anayasasının temel haklar konusundaki yaklaşımı:<br />
1961 anayasasının “insan haklarına dayalı” deyiminin yerine 1982 anayasası “insan haklarına saygılı” deyimini kullanmıştır.Bu iki deyim arasında bir anlatım farkı ötesinde temel bir anlam ve yaklaşım farkı olduğunu savunmak güçtür.<br />
1982 anayasasının 12.maddesi 1961 anayasasının 10.maddesindeki formülü benimseyerek “herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz devredilemez temel hak ve hürriyetler sahiptir demektedir.Ancak aynı maddenin 2.fıkrası temel hak ve hürriyetlerin kişinin topluma ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirtmektedir.Öte yandan 1982 anayasası 1961 anayasasına paralel olarak hem devlete karşı ileri sürülebilecek ve korunacak temel hak ve hürriyetler anlayışına hem modern sosyal devletin “hürleştirme “ anlayışına yer vermiştir.1982 anayasasının 5.maddesi 61 anayasasının 10.maddesinin 2.fıkrasındaki hükme tekabül etmektedir.1982 anayasasının 1961 anayasasına oranla bireyin temel hak ve hürriyetlerine devlet otoritesi karşısında daha güçsüz bir konum verdiği kuşkusuz olmakla birlikte ilk bakışta paradoksal olarak 1982 anayasasının temel hak ve hürriyetlerle ilgili maddelerinin yazımında Türkiye’nin taraf olduğu milletler arası insan hakları sözleşmeleri ve özellikle Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi ile uyum ve paralellik sağlanmasına daha büyük çaba gösterilmiş olduğu göze çarpmaktadır.<br />
2-Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması:<br />
1982 Anayasasının temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması konusunda kabul ettiği temel kural (mad.13) bazı noktalardan 1961 anayasasının benimsediği sisteme (mad.11) benzemekte bazı noktalardan ise ondan ayrılmaktadır.Benzer unsurlar sınırlamanın “Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olması” ve “kanunla” yapılmasıdır.1961 anayasası genel olarak her temel hak ve hürriyetin hangi sebeplerle sınırlanabileceğini o hürriyetle ilgili maddede belirtilmiş fakat bunun yanında 11.maddenin 2.fıkrasında “kanun; kamu yararı, genel ahlak, kamu düzeni ,sosyal adalet ve milli güvenlik gibi sebeplerle de olsa bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz”hükmüne yer vermiştir.Konunun pratik önemi daha çok düşünce hürriyeti gibi Anayasanın ilgili maddelerinde hiçbir özel sınırlama sebebinden söz edilmemiş bulunan hürriyetlerden kaynaklanmıştır.Gerçekten 11.maddenin 2.fıkrası genel bir sınırlama hükmü ise anılan hürriyetler bu fıkradaki sebeplerle sınırlanabilecek aksi halde hiçbir şekilde sınırlanamayacaktır.<br />
1982 anayasasının 13.maddesindeki düzenleme bu tartışmaya kesin olarak son verme amacını güder görünmektedir.Görülüyor ki maddenin son fıkrası genel sınırlama sebeplerinin temel hak ve hürriyetlerin tümü için geçerli olduğunu ifade eder.Danışma meclisinin Anayasa tasarısında temel hak ve hürriyetler kısmına ilişkin genel gerekçesine göre “temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasına ilişkin sebeplerin bir grubu genel nitelikte yani tüm hak ve hürriyetler için geçerli diğer bir grubu ise özel nitelikte yani o hak ve hürriyete ait hükümde yer almaktadır.Eğer böyle bir hüküm yoksa sınırlama genel sebeplere göre yapılır.<br />
Böylece 1982 anayasası 1961 anayasasının hürriyetlerin sınırlandırılması konusunda kabul ettiği “kademeli sistem” den uzaklaşmıştır.Bunun sonucu olarak her temel hak ve hürriyet kendisine özgü niteliğine ve özelliklerine bakılmaksızın 13.maddede gösterilen sebeplerden biri veya birkaçı ile sınırlandırılabilecektir.Bir temel hak ve hürriyetin doğrudan doğruya anayasa tarafından öngörülen sınırları ayrı bir konudur.Bunlar hakkın tanımında yer alır ve onun anayasal sınırlarını oluşturur.Diğer bir deyimle anayasa hakkı sadece o sınırlar içinde tanımıştır.Mesela toplantı ve gösteri yürüyüş hakkı sadece onun “silahsız ve saldırısız” olması halinde mevcuttur.<br />
1961 ve 1982 anayasalarının hürriyetlerin sınırlanması konusunda en önemli farkı aslında kanunla sınırlama sebeplerinin arttırılmış veya görülebileceği gibi hakkın özü kriterinin yerine “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kriterine geçilmiş olmasından çok doğrudan doğruya Anayasadan kaynaklanan bu tür sınırlamaların 1961 anayasası ile kıyaslanamayacak kadar çok olmasıdır.Nihayet belirtmek gerekir ki her hak ve hürriyetin Anayasada belirtilmemiş olsa dahi o hürriyetin niteliğinden doğan başka bir deyimle “eşyanın tabiatında mevcut” olan “objektif sınırları vardır.<br />
3-Sınırlamanın Sınırları:<br />
Anayasamız temel hak ve hürriyetlerin ancak Anayasada belirtilen şartlarla sınırlanabileceğini öngörmüş böylece sınırlamanın da bazı sınırlarını kabul etmiştir.<br />
a)Sınırlama ancak “kanunla” yapılabilir.Bu idarenin düzenleyici işlemleri ile hürriyetlerin hiçbir şekilde sınırlandırılamayacağı anlamına da gelmez.<br />
b)Sınırlama anayasasının “sözüne ve ruhuna uygun olarak yapılır.Bu şart özellikle Anayasanın temel hak ve hürriyetler için “ek güvenceler” belirtmiş olması durumunda önem kazanmaktadır.Gerçekten anayasa birçok hallerde sadece bir hak ve hürriyeti tanımakla yetinmemiş;aynı zamanda kanun koyucunun ,o hak veya hürriyeti düzenlerken yapamayacağı hususları da belirtmiştir.Bunlar kanun koyucuya yönelik yasaklama hükümleridir.Anayasadaki ek güvencelere aykırı bir kanuni düzenleme elbette mümkün değildir.Ayrıca sınırlamanın anayasanın sadece sözüne değil ruhuna yani anayasanın bütününe ve ondan çıkan temel anlama da aykırı olmaması gerekir.<br />
c)Kanuni sınırlama ancak Anayasanın 13.maddesinde gösterilmiş bulunan genel sınırlama sebeplerine ve ilgili maddede o hürriyet için öngörülmüş olan özel sınırlama sebeplerine dayandırılabilir.Anayasanın herhangi bir sınırlama sebebinden söz etmeksizin sadece “kanunla sınırlanabilir” veya “kanunla düzenlenebilir” deyimlerini kullandığı durumlarda,kanun koyucu sınırlamayı ancak genel sebeplere dayandırarak yapabilir.Sınırlamanın sebebe bağlı olması ,bu gene veya özel sınırlamaların öngörüldükleri amaç dışında kullanılmamalarını da gerektirir.Mesela kamu düzenini korumak amacıyla getirilmiş olan bir sınırlama genel sağlığın korunması amacıyla kullanılamaz.<br />
d)Ölçülülük İlkesi:Bu ilke sınırlamada başvurulan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye elverişli olmasını bu aracın sınırlama amacı açısından gerekli olmasını ve araçla amacın ölçüsüz bir oran içinde bulunmamasını ifade eder.Ne 1961 anayasasının 11.maddesinde ne de 1982 anayasasının 13.maddesinde bu ilkeye rastlanmaktadır.Bununla birlikte 1982 anayasasının temel hak ve hürriyetlerinin kullanılmasının durdurulmasını düzenleyen 15.maddesinde böyle bir kriter bu yoruma varılabilir.Olağanüstü durumlarda bile temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının tamamen veya kısmen durdurulmasına ancak “durumun gerektirdiği ölçüde” izin verildiğine göre bunun normal zamanlarda evleviyetle geçerli olması gerekir.AY.Mahkemesi de 1961 anayasası döneminde aldığı bazı kararlarda adını tam olarak koymasa da ölçülülük kriterine dayanmıştır.1982 Anayasası döneminde AY.mahkemesi ölçülülük kriterini daha sık kullanmıştır.<br />
e)Hakkın özü ve demokratik toplum düzeninin gerekleri:Temel hak ve hürriyetlerin özünün ne olduğunu diğer bir deyimle onun içeriği bütün hürriyetler için genel olarak tanımlamak mümkün değildir.Ancak genel düzeyde şunu söylemek mümkündür ki bir hak veya hürriyetin özü,onun vazgeçilmez unsuru,dokunulduğu takdirde söz konusu hürriyeti anlamsız kılacak asli çekirdeğidir.1982 anayasası hakkın özü kavramına yer vermeyerek onun yerine “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kriterini kabul etmişti.Getirilen bu kıstas 1961 anayasasının kabul ettiği öze dokunmama kıstasından daha belirgin,uygulanması daha kolay olan bir kıstastır.Esasen uluslararası sözleşmeler ve bildiriler de bu kıstası kabul etmiştir.<br />
4-Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılmaması:<br />
Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması ile ilgili bir hüküm 1961 anayasasının ilk metninde mevcut değildi.Bu anayasada 1971 yılında yapılan değişikliklerle 11.maddeye 3.ve 4.fıkralar eklenmiştir.1982 anayasası ise temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmamasını ayrı bir hükümle düzenlemiştir.Aslında 1971 anayasa değişikliği ve 1982 anayasası ile bu konuda açık bir hüküm getirilmesi;temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmadıkları takdirde mutlak ve sınırsız olacakları gibi bir yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Oysa belirtildiği gibi hak ve hürriyetlerin kendi niteliklerinden tabiatlarından doğan “objektif sınırları vardır.Mesela anayasa toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin silahsız ve saldırısız olmasını belirtmiş olmasa dahi hiç kimse bu hakkın silahlı ve saldırılı yürüyüşleri yapmayı kapsadığını ileri süremezdi.<br />
5-Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanılmasının Durdurulması:<br />
1961 anayasasının temel hak ve ödevlere ilişkin ikinci kısmında temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması ile ilgili bir hüküm yoktu.Buna karşılık 124.maddede sıkıyönetim ve savaş hallerinde hükümlerin nasıl uygulanacağı belirtilmişti.Bu dönemde AY mahkemesi sıkıyönetim halini Anayasanın 11.maddesinde ve temel haklara ilişkin özel maddelerinde gösterilen hürriyeti sınırlama sebeplerinin dışında ve ötesinde onlardan bağımsız bir sınırlama sebebi olarak görmüştür.1982 anayasası temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulmasının konusunu Temel haklar ve ödevler başlıklı ikinci kısmında 15.maddede düzenlemiştir.Ancak bu düzenlemenin 1961 anayasasının değişik 124.maddesinin yorumundan çıkan duruma oranla hürriyetlerin korunması açısından 3 üstünlüğü vardır.Biri ölçülülük ilkesinin açıkça benimsenmiş olmasıdır.Buna göre savaş seferberlik sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması ancak “durumun gerektirdiği ölçüde” durdurulabilir.İkincisi bu tedbirlerin “milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemesi şartıdır.Bu yükümlülüklerden kasıt Türkiye’nin taraf olduğu çeşitli insan hakları sözleşmeleridir.Üçüncüsü 15.maddenin 2.fıkrası savaş seferberlik ve sıkıyönetim durumları ile olağanüstü hallerde dahi hiçbir şekilde durdurulamayacak ve ihlal edilemeyecek bazı temel hak ve hürriyetlerden oluşan bir çekirdek alan yaratmaktadır. Bu 3 güvence AY.mahkemesine 15 maddede anılan olağanüstü durumlarda da hayli etkin bir anayasaya uygunluk denetimi yapma imkanını tanımaktadır.Ne yazık ki olağanüstü hallerde sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan KHK’lerin Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine dava açılamaması (mad.148) bu güvencelerin pratik değerini azaltmaktadır.<br />
VII)Hukuk Devleti:<br />
1-Kavram:Anayasamızın 2.maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan Hukuk Devleti ilkesi en kısa tanımıyla vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulundukları Devletin eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu bir sistemi anlatır.Hukuk dilinde “hukuk devleti” deyimi devletin hukuk kurallarıyla bağlı sayılmadığı “polis devleti” kavramının karşıtı olarak kullanılmaktadır.Bu ilke her şeyden önce devletin işlemlerinin hukuk kurallarına bağlılığını ifade eder.Hukuk kurallarına bağlılığı sağlayacak mekanizma ise devletin eylem ve işlemlerinin yargı denetimi altında bulunmasıdır.Hukuk devleti denince ilk olarak yürütmenin hukuka bağlılığı ve yürütme işlemlerinin yargı denetimi altında bulunması akla gelmektedir.<br />
2-Yürütme İşlemlerinin Yargısal Denetimi:Yürütme organının yargısal denetimi konusunda iki sistem vardır.Bunlardan birincisi söz konusu denetimi yerel yargı organlarına bırakan ve özellikle Anglo-Sakson ülkelerinde uygulanan “adli idare” veya “yargı birliği” sistemidir.Bu sistemde bir tek yargı organı vardır ve devletle fert arasındaki uyuşmazlıklar tıpkı fertler arasındaki uyuşmazlıklar gibi bu yargı organınca yani genel mahkemelerce çözülür.İkinci sistem ise yürütmenin eylem ve işlemlerinde doğan uyuşmazlıkların çözümünü genel mahkemelere değil özel birtakım yargı kuruluşlarına yani idare mahkemelerine bırakır. “İdari yargı” adı verilen bu sistem Fransa’da doğmuş ve oradan diğer Kara Avrupası ülkelerine yayılmıştır.Türkiye’de de 100 yılı aşkın bir süredir kullanılan sistem budur.Anayasa mad.155’e göre Türkiye’de idari yargı sisteminin en üst mercii Danıştay’dır. 155.maddeden ‘de anlaşılabileceği gibi Danıştay’ın idari yargı görevinin yanında merkezi idarenin danışma organı olma fonksiyonu da vardır.Danıştay idari davaların bir kısmında ilk ve son inceleme mercii;bir kısmında ise son inceleme (temyiz ) merciidir.Hukuk devleti ilkesi gerek adli idare gerek idari yargı sistemleriyle bağdaşabilir.Hukuk devleti bakımından önemli olan nokta yürütmenin eylem ve işlemlerinin bağımsız yargı organlarınca denetlenip denetlenememesidir.Bu denetim sağlandıktan sonra denetimi yapan mahkemenin genel mahkeme ya da idari mahkemesi oluşu hukuk devleti açısından önem taşımaz..Buna karşılık yine denetim sistemi ne olursa olsun eğer yürütmenin bir kısım eylem ve işlemleri çeşitli yollarla yargı denetimi dışında bırakılabiliyorsa hukuk devleti ilkesinin zedelenmiş olduğu kanısına varılabilir.24 Anayasası döneminde Danıştay bir kısım yürütme işlemlerini siyasal nitelikli görerek bunlardan doğan uyuşmazlıklara bakmayı reddediyordu.Hükümet tasarrufu adı verilen ve idari yargı organının bir oto-limitasyonuna dayanan bu işlem kategorisinin yanı sıra özellikle 1950-60 yılları arasında çıkarılan bazı kanunlar bir kısım idari işlemler hakkında yargı yoluna başvurulmasını yasaklamış,yani yargı denetimi imkanını kanunla ortadan kaldırmıştır.61 Anayasasının 114.maddesi idarenin hiçbir eylem ve işlemi hiçbir halde yargı mercilerinin denetimi dışında bırakılamaz hükmünü getirmek suretiyle hukuk devletini sarsan bu tip uygulamalara son vermiş oldu.Bu hüküm bir yandan yasama diğer yandan da yürütme organlarına direktif verir nitelikte idi.Yasama organına hitap eden yönüyle idari yargı yolunu kapatacak kanunların çıkarılmasını yasaklıyor;idari yargıya h,tap eden yönü ile de bu mahkemelerin bir kısım idari işlemlerden doğan uyuşmazlıkları kendi görev alanları dışında görerek bunlara bakmaktan kaçınmasını yasaklıyordu.Bu bağlamda 1961 Anayasasının 114.maddesi hukuk devleti bakımından çok önemli bir aşama sağlamıştır.<br />
Bu hüküm 1982 anayasasının 125mad.1.fıkrasında aynen korunmuştur.Ne var ki 1982 anayasasının kendisi (mad.125/2) bu kurala iki istisna getirmiştir.Buna göre cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askeri Şura ‘nın kararları yargı denetimi dışındadır.Cumhurbaşkanı’nın devlet başkanı sıfatıyla yapacağı işlemler idari işlem olmayacağı için bunların yargı denetimi dışında bırakılmasının hukuk devleti ilkesi açısından bir çelişkisi söz konusu değildir buna karşılık hukuki nitelikleri itibariyle tam anlamıyla idari işlemler olan yüksek askeri şura kararlarının yargı denetimi dışında bırakılmasını hukuk devleti açısından haklı bulmak mümkün değildir.1982 Anayasasının 125.maddesi 1961 Anayasasının değişik 114.maddesin </p>
<p> ÜNİTE I<br />
DEVLET, DEMOKRASİ, ANAYASA,<br />
VATANDAŞLIK HAKLARI VE SORUMLULUKLARI<br />
A – KAVRAMLAR<br />
Devlet : Bir vatan üzerinde yaşayan insan topluluğunun beraber ve bir düzen içerisinde yaşamak amacıyla kurduğu örgütlenmeye devlet denir.<br />
Devleti Meydana Getiren Unsurlar: Vatan, millet ve egemen kuvvettir.<br />
Demokrasi : Halkın kendisini yönetecek kişileri kendi iradesiyle seçtiği yönetim biçimidir.<br />
Demokrasinin Temel İlkeleri: Milli egemenlik, hürriyet ve eşitlik, siyasi partilerdir.<br />
Anayasa : Devletin yönetim şeklini kişilerin haklarını ve ödevlerini, devlet organlarını ve bu organlar arasındaki ilişkileri belirten en genel hukuk kurallarıdır.<br />
Anayasalarımız : 1921 Anayasası, 1924 Anayasası, 1961 Anayasası, 1981 Anayasası.<br />
Vatandaş : Aynı topraklar üzerinde yaşayan ve aynı devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan kişilerdir.<br />
Kamu : Bir ülkede yaşayan insanların tümüdür.<br />
Kamuoyu : Her hangi bir konu üzerinde halkın benimsediği genel düşünce ve ortak kanaattir.<br />
Sivil Toplum Örgütleri: Devletin müdahalesi dışında kalmış ve bireylerin kendi kendilerini yönlendirebildikleri demokratik bir yapıdır. Sendika, vakıf, dernek gibi.<br />
B &#8211; TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN YÖNETİM YAPISI<br />
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yönetim yapısı üçe ayrılır:<br />
1. MERKEZİ YÖNETİM: Merkezî yönetimin başında Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu vardır. Bakanlar Kurulu, başbakan ve bakanlardan meydana gelir.<br />
a. Cumhurbaşkanı : Devletin başıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ni ve milleti temsil eder. Cumhurbaşkanı seçilebilmek için kırk yaşını doldurmuş olmak, yüksek öğrenim yapmış olmak, TBMM üyesi ya da milletvekili seçilebilme yeterliliğine sahip olmak gibi şartlar gereklidir. Cumhurbaşkanı, meclis tarafından üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun oylarıyla seçilir.<br />
Görevleri: Yurt içinde ve dışında devleti temsil etmek, yasaları yayınlatmak, yüksek dereceli memurları atamak, uluslararası antlaşmaları onaylamak, yasaları tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye geri göndermek.<br />
b. Başbakan ve Bakanlar Kurulu: Başbakan,TBMM üyeleri arasından Cumhurbaşkanınca atanır. Bakanlar Kurulu üyeleri, başbakan tarafından seçilir ve cumhurbaşkanınca atanır. Meclis dışından da bakan seçilebilir.<br />
Başbakan, bakanlıklar arasında iş birliğini sağlar. Hükümetin genel programının uygulanmasından o sorumludur.<br />
Devletin önemli işleri, Bakanlar Kurulunda görüşülerek karara bağlanır.<br />
c. Merkezdeki Yardımcı Kuruluşlar:<br />
Milli Güvenlik Kurulu: Milli Güvenlik Kurulu, hükümete yardımcı olan bir kuruluştur. Kararların uygulanmasından hükümet sorumludur. Asker ve sivillerden oluşur.<br />
Devlet Planlama Teşkilatı: Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma konularının planlanmasında hükümete yardımcı olan, danışmanlık yapan, plan ve program hazırlayan başbakanlığa bağlı bir kuruluştur.<br />
Danıştay : En yüksek idârî mahkeme, danışma ve inceleme organıdır. Bağımsız bir kuruluştur.<br />
Sayıştay : Devletin gelir ve giderlerini, TBMM adına denetleyen, yargı yetkisi de bulunan kuruluştur.<br />
2. İL YÖNETİMİ: İl yönetimi ;merkezi yönetime bağlı illerle bu illere bağlı ilçeler,ilçelere bağlı bucak ve köylerden oluşur. Ayrıca ,nüfusu köyden fazla ,ilçeden az belediye yönetimi bulunan ve “Belde” adını alan yönetim birimleri bulunur.<br />
-Her ilin başında hükümetin atadığı bir vali vardır.<br />
-Her ilçenin başında hükümetin atadığı bir kaymakam vardır.<br />
-Bucakların başında ise hükümetin atadığı bir bucak müdürü vardır.<br />
-Köylerin başında köylülerin seçtiği ve kaymakama bağlı olan muhtar görev yapar.<br />
* İLDE VALİYE BAĞLI OLAN BİRİMLER ŞUNLARDIR:<br />
-Özel Kalem Müdürlüğü<br />
-İl Milli Eğitim Müdürlüğü<br />
-İl Emniyet Müdürlüğü<br />
-İl Jandarma Komutanlığı<br />
-İl Sağlık Müdürlüğü<br />
-İl Nüfus Müdürlüğü<br />
-İl Kültür Müdürlüğü<br />
-İl Tarım Müdürlüğü<br />
-İl Turizm Müdürlüğü<br />
-İl Bayındırlık Müdürlüğü<br />
-İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü<br />
-İl Defterdarlığı<br />
-İl Veteriner Müdürlüğü<br />
İlde mahkemeler ,savcılıklar ve askerlik şubeleri de bulunur fakat, bunlar valiliğe bağlı değildir. İllerde il yönetim kurulu, ilçelerde ilçe yönetim kurulu vardır. Bucaklarda bucak meclisi vardır.<br />
3. YEREL YÖNETİMLER:<br />
Üç tür yerel yönetim vardır.<br />
a-İl Özel Yönetimi<br />
b-Belediye Yönetimi<br />
c-Köy Yönetimi<br />
a-İL ÖZEL YÖNETİMİNİN BAŞLICA ORGANLARI<br />
1. Vali 2. İl Genel Meclisi 3. İl Daimi Encümeni<br />
b-BELEDİYE YÖNETİMİNİN BAŞLICA ORGANLARI<br />
1. Belediye başkanı :5 yılda bir halk tarafından seçilirler.<br />
2. Belediye meclisi :Belediyenin genel karar organıdır. Üyeleri o yörenin halkı tarafından seçilir. Üye sayısı yörenin büyüklüğüne göre çoğalır. Belediye meclisine, belediye başkanı başkanlık eder.<br />
3. Belediye encümeni : Belediyenin ikinci karar organıdır. Yazı işleri, hesap işleri, sağlık işleri,fen işleri,veteriner,teftiş kurulu müdürleri gibi yöneticiler belediye başkanının başkanlığında toplanır.<br />
Önemli kararları belediye meclisi alır. Bu kararlar doğrultusunda işleri belediye encümeni yürütür. Belediyelerin bütçeleri, vali ya da kaymakam tarafından onaylanarak yürürlüğe girer.<br />
BELEDİYELERİN GÖREVLERİ ŞUNLARDIR:<br />
o Gıda maddelerinin sağlık koşullarına uygun olarak üretilip üretilmediğini denetler.<br />
o Ekonomik alanda denetleme ve fiyat tespiti yapar.<br />
o İş ruhsatları ve bina yapım belgeleri verir.<br />
o Su işleriyle ve ısınmayla ilgilenir.<br />
c. KÖY YÖNETİMİ<br />
Köy kanununa göre , köyler oluşturulur. Köy kurma yetkisi iç işleri bakanlığına verilmiştir. Köyler 442 sayılı Köy kanunu ile yönetilir. Köy tüzel kişiliğinin organları; muhtar, köy ihtiyar heyeti ve köy derneğidir. Muhtar köyde hem yerel yönetimin hem de özel yönetimin başıdır. Köy ilköğretim okulu müdürü ve köy imamı köy ihtiyar heyetinin doğal üyeleridir. Diğer üyeler 5 yılda bir seçilen üyelerdir bunlara aza da denir. Köy yönetiminin geliri köylünün gelir durumuna göre alınan salma adındaki vergidir. Köy halkı bazı işleri ortaklaşa çalışarak yaparlar buna imece denir.<br />
C – VATANDAŞLIK HAKLARI<br />
Vatandaşlık Hakları : Kişilerin toplumla ilişkilerinden doğan haklara denir. Üç gruptur.<br />
1. SOSYAL HAKLAR: Toplum yaşamında herkese insanlık onuruna yaraşır bir yaşam düzeyi, sağlamayı amaçlayan haklardır. Sosyal haklardan başlıcaları; ailenin korunması, eğitim ve öğrenim hakkı, sağlık, çevre ve konut hakkı, gençliğin korunması ve sporun desteklenmesi, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması gibi haklardır .<br />
Bir Ülkede Sosyal Haklar Eşitlikle Korunmadığında Şu Sorunlar Ortaya Çıkar:<br />
1. Toplumda ekonomik açıdan güçsüz olanlar, güçlüler karşısında korunamaz ve adalet sağlanamaz.<br />
2. İnsanın yaşam mücadelesi zorlaşır, insan onuruna uygun bir ortamda yaşam gerçekleşemez.<br />
3. Yoksulluk ortadan kalkmaz, artar. Fakirler hiç bir haktan yararlanamaz.<br />
4. Toplumda huzur ve güven kalmaz. Bunalımlar artar.<br />
5. İnsan imkanlarını geliştiremez. Bilim sanat ve teknolojik alanlarda etkinlikler gerçekleştiremez.<br />
Türk Kadınının Toplumdaki Yeri<br />
Türk kadını bugünkü durumuna ,Atatürk ilke ve inkılâplarıyla gelmiştir. Bugün kadınlarımız erkeklerle eşit eğitim olanaklarından yararlanmakta ve hemen her iş kolunda çalışmaktadır. Bu şekilde kadınların erkeklerle eşit olarak toplumdaki yerlerini almaları bir uygarlık aşamasıdır. Ve Atatürk inkılâplarının en başarılı sonuçlarından biridir.<br />
2. EKONOMİK HAKLAR: Devlet güçsüzleri, güçlüler karşısında korumak gerçek eşitliği ve toplumsal dengeyi sağlamak amacıyla vatandaşlara ekonomik haklar tanımıştır. Çalışma hakkı, tüketici hakları gibi haklar başlıca ekonomik haklardır.<br />
* Bir Ülkede Ekonomik Haklar Eşitlikle Korunamadığında Şu Sorunlar Ortaya Çıkar:<br />
1. İnsanın doğuştan sahip olduğu temel haklar korunamaz.<br />
2. Çalışanlar emeğinin karşılığını alamaz.<br />
3. Çalışanların sağlıklı bir ortamda çalışmalar mümkün olmaz.<br />
4. İnsanların hak ve özgürlükleri korunamaz.<br />
* Türk Kadınının Çalışma Hayatındaki Yeri:<br />
Ülkemizde kadınlar sosyal yaşama öncelikle öğretmen olarak katılmıştır. Günümüzde kadınlarımız her alanda son derece başarılı hizmetlerde bulunmakta ve erkeklerle el ele toplumun kalkınması için çalışmaktadırlar.<br />
3. SİYASAL HAKLAR: Vatandaşların ülke yönetimine katılmasını sağlayan haklara siyasal haklar denir. Seçme ve seçilme hakkı, vatandaş olma hakkı, kamu hizmetine girme hakkı, dilekçe hakkı başlıca siyasal haklardır.<br />
* Bir ülkede siyasal haklar eşitlikle korunduğunda şu faydalar sağlanır:<br />
1. İnsanların her türlü zorlamadan, devletin ve diğer insanların baskısından uzak kalmaları ve yaşamlarını kendi istedikleri gibi düzenlemeleri kolaylaşır.<br />
2. Kişiye, başkalarının ve devletin karışamayacağı güvenli bir ortam yaratılabilir. İnsanlar bu ortamda hukukun izin verdiği ölçüde başkalarına zarar vermeden haklarını özgürce kullanabilirler.<br />
3. Demokrasinin işlerlik kazanması ve sürekli korunması sağlanabilir.<br />
Ç – VATANDAŞ OLMA SORUMLULUKLARI<br />
Vatandaş Olma Bilinci : Bir vatandaşın haklarının ve görevlerinin farkında olmasıdır. Demokratik yönetimin varlığı ve sürekliliği; vatandaş olma bilincine sahip ve bu bilinç çerçevesinde uygun davranışlar sergileyen insanların çoklukta olmasıyla sağlanabilir.<br />
* Vatandaş Olma Bilincinin Gerektirdikleri:<br />
1. Demokrasi, eşitlik ve özgürlük gibi değerleri benimsemek ve demokrasinin gereğine inanmış olmak.<br />
2. Vatandaş olarak haklarının ve sorumluluklarının bilincinde olmak.<br />
3. Yasalara titizlikle uymak.<br />
4. Diğer insanlara karşı saygılı ve hoşgörülü davranmak, şiddetten yana değil, barıştan yana olmak.<br />
5. Her türlü ayrımcılığa karşı olmak.<br />
* Vatandaş Olma Sorumluluğunu Taşıma Yolları:<br />
1. Seçme ve seçilme hakkı<br />
2. Vergi vermek<br />
3. Askerlik yapmak<br />
4. Kanun ve kurallara saygılı olmak<br />
* Bir ülkede vatandaşlar görev ve sorumluluklarını yerine getirmezlerse şu sorunlar ortaya çıkar:<br />
1. Yönetim dürüst, bilgili, çağdaş ve ülke çıkarları için çalışacak kişilerin elinde olmaz. Yöneticiler halkı temsil edemez.<br />
2. Devlet, ülke giderlerini karşılayacak geliri elde edemez. Dolayısıyla vatandaşa karşı görevini yerine getiremez. İçte düzeni, dışta bağımsızlığı koruyamaz.<br />
3. Ülke bütünlüğü, bağımsızlığı ve varlığı tehlikeye girer.<br />
4. Demokratik yönetimin yerini baskıcı yönetim alır. İnsan hakları korunamaz. Bazı kii ve gruplara ayrıcalık tanınır.<br />
* Millet: Aynı topraklar üzerinde yaşayan aralarında dil, duygu, ülkü, tarih, kültür ve çıkar birliği olan insan topluluğudur.<br />
* Vatan: Bir milletin üzerinde yaşadığı toprak parçasıdır.<br />
D – DAYANIŞMA<br />
Dayanışma : İnsanların duygu, düşünce ve ortak çıkarlarda birbirine karşılıklı olarak bağlı duruma gelmesine dayanışma denir. Dayanışma, toplumda kişiler arasında sevgi, saygı ve işbirliğini geliştirir. Çünkü, dayanışma ahlâkî bir gerekliliktir.<br />
Kurtuluş Savaşında verdiğimiz milli mücadele ve elde ettiğimiz zafer, milli birlik ve beraberliğin bir eseridir.<br />
Birlik ve beraberliğin olmadığı bir toplumda kargaşa ve terör vardır.<br />
* Dayanışmada Sevgi, Saygı ve Hoşgörünün Önemi:<br />
Dayanışma, sevgi, saygı ve hoşgörü varsa gerçekleşebilir. Birbirini sevmeyen, hoşgörü sahibi olmayan, birbirinin haklarına saygı göstermeyen insanlar dayanışma içinde olamazlar.<br />
II. ÜNİTE<br />
İNSAN HAKLARININ KORUNMASI<br />
A. İNSAN HAKLARINI KORUMANIN ÖNEMİ:<br />
İnsan hakları, insanın sahip olduğu haklardır. İnsanın bazı özellikleri ve taşıdığı imkanlar onu diğer canlılardan ayırır. İnsan haklarının temelinde, hiçbir canlıda bulunmayan özellikleri nedeniyle ,insanın değerinin korunması gerekliliği yatar. İnsan hakları korunmazsa,insanın değeri yok sayılmış olur ve birçok sorun ortaya çıkar.<br />
1. İnsan Haklarının Korunmaması Sonucu Ortaya Çıkan Sorunlar:<br />
İnsan haklarının tanınması ve korunması uzun mücadeleler sonucunda mümkün olabilmiştir.<br />
Eğer insan hakları korunmazsa şu olumsuz durumlar ortaya çıkar.<br />
a)Toplumda huzur ve güven kalmaz.<br />
b)Kimse başkalarının haklarına saygı göstermez.<br />
c)İnsanların devlete olan güvenleri zayıflar.<br />
d)Güçlü olanlar güçsüzleri ezerek, daha güçlü duruma gelirler.<br />
e)Toplumdaki insanlar arasında eşitlik söz konusu olmaz.<br />
f)Demokrasi, yerini baskıcı yönetime bırakır.<br />
g)Toplum başka bir devletin egemenliğine girebilir.<br />
* İnsan hakları korunduğu zaman bütün bu olumsuzluklar ortadan kalkar. İnsan haklarını korumak ve yaşatmak hepimizin en başta gelen görevidir.<br />
2. İnsan Haklarını Korumanın Sonuçları:<br />
İnsan haklarının korunması ,her zaman olumlu sonuçlara yol açar. Bu sonuçlar şöyle belirlenebilir.<br />
a)Toplum huzur ve güven içinde olur. Adalet sağlanır.<br />
b)Bireyler yeteneklerini geliştirebilir.<br />
c)Demokratik siyasi yaşam gelişir.<br />
d)İnsanların gelecek kaygısı azalır.<br />
e)İnsanlar vatandaş olma bilincine sahip olurlar.<br />
f)Herkes yasalara uyar.<br />
g)Vatandaşlar birlik ve bütünlük içinde yaşarlar.<br />
h)İnsanlar diğer ülkelerdeki insanların haklarının korunması içinde çaba gösterir , sonuçta yurtta ve dünyada barış sağlanır.<br />
I)Sivil Toplum Örgütleri rahat çalışacakları için seslerini duyurarak kamuoyu oluşturur.<br />
i)İnsanlar arasında dil,ırk,cinsiyet,siyasi düşünce ve mezhep ayrımı yapılmaz.<br />
B-İNSAN HAKLARININ KORUNMASI<br />
İnsan hakları ulusal ve uluslar arası düzeyde olmak üzere iki şekilde korunabilir.<br />
1. İNSAN HAKLARININ ULUSAL DÜZEYDE KORUNMASI<br />
İnsan hakları, anayasa ve yasalarla,insan haklarını korumakla yükümlü devlet organlarıyla,sivil toplum kuruluşları aracılığıyla ve insan hakları danışma kurullarıyla korunur.<br />
a) İnsan Haklarını Korumakla Yükümlü Devlet Organları<br />
1-Anayasa mahkemesi 2-Danıştay 3-Sivil Toplum Örgütleri 4-Yargı Organları<br />
b) İnsan Haklarının Korunmasında Sivil Toplum Kuruluşları ve İşlevleri<br />
İnsan haklarının korunması, devlet ve vatandaş olarak hepimizin görevidir. Tek tek vatandaş olarak yapabileceklerimiz sınırlıdır. Vatandaşların bir araya gelerek oluşturdukları örgütler,insan haklarının korunmasında daha etkili olurlar. Bu örgütler sivil toplum kuruluşlarıdır.<br />
Ülkemizde İnsan Haklarıyla İlgili Olan Sivil Toplum Örgütleri Şunlardır.<br />
1. İnsan Hakları Vakfı 2. Ankara Kadın Dayanışma Vakfı 3. Sokak Çocukları Derneği<br />
4. Çevre Koruma Vakfı 5. Türkiye Erozyonla Mücadele ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) 6. Tüketici Haklarını Koruma Derneği ve Sendikalar<br />
c) İnsan Hakları Danışma Kurulları ve İşlevi<br />
Her ülkede İnsan Hakları Danışma Kurulları oluşturulmuştur. Danışma kurulları; hukukçulardan,düşünürlerden,sivil toplum kuruluşlarıyla,kamu kuruluşlarından gelen temsilcilerden ve uzmanlardan oluşur.<br />
Bu kurulların amacı insan haklarıyla ilgili sorunların incelenip yetkili birimlere bildirilmesi ve önerilerde bulunulmasını sağlamak içindir.<br />
İnsan Hakları Ulusal Düzeyde Korunmazsa Şu Durumlar Ortaya Çıkabilir:<br />
1. Devlet, bireyin haklarını korumaz.<br />
2. Hükümetin uygulamaları,yargı denetimine açık olmaz.<br />
3. Devlet memurları vatandaşın işlerini, aksatır.<br />
4. İnsan haklarını çiğneyenler cezalandırılmaz.<br />
5. Sivil Toplum Örgütleri kamuoyu oluşturamaz.<br />
6. Devletin gerçekleştirmesi gereken özgürlük,eşitlik ve güvenlik gerçekleşemez. Hukuk devleti ortadan kalkar.<br />
2. İNSAN HAKLARININ ULUSLAR ARASI DÜZEYDE KORUNMASI<br />
Birleşmiş Milletlerin kuruluşunu izleyen dönemde bireyler,uluslar arası planda artık belli bir devletin vatandaşı olarak değil,tek tek insanlar olarak da korunmaya başlandı. Bu fikrin dünya çapında ilk önemli açıklaması, A. B. D başkanı Franklin ROOSVELT tarafından yapılmıştır. ROOSVELT 1941 yılında dört temel özgürlüğün bütün dünyada gerçekleşmesi gerektiğini söylemiştir. Bunlar;<br />
a-Söz ve anlatım özgürlüğü<br />
b-Vicdan özgürlüğü<br />
c-Yoksulluktan kurtulma özgürlüğü<br />
d-Korkudan kurtulma özgürlüğü<br />
a) Uluslar Arası Kuruluşlar:<br />
İnsan haklarının uluslar arası düzeyde örgütlü olarak korunabilmesi için Birleşmiş Milletler Örgütü 24 Ekim 1945’te kurulmuştur.<br />
Birleşmiş Milletler Örgütüne bağlı olan komisyon ve komitelerin başlıcaları şunlardır:<br />
1. Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Komitesi<br />
2. Apartheid’a Karşı Grup<br />
3. İnsan Hakları Komitesi<br />
4. Ekonomik-Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi<br />
5. Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Kaldırılması Komitesi<br />
6. İşkenceye Karşı Komite<br />
7. Çocuk Hakları Komitesi<br />
AVRUPA KONSEYİNE BAĞLI OLAN KOMİSYON VE KURULUŞLAR<br />
a-İnsan Hakları Komisyonu b-İnsan Hakları Komisyonu c-Bakanlar Komitesi<br />
b) Uluslar Arası Belgeler:<br />
İnsan haklarının uluslar arası belgelerle de korunması gerekmiştir. Bu konudaki başlıca belgeler şunlardır:<br />
1. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi<br />
2. Kişisel ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslar Arası Sözleşme<br />
3. Ekonomik,Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslar Arası Sözleşme<br />
4. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme<br />
5. Avrupa Sosyal Şartı<br />
6. İşkence ve İnsani Olmayan Yada Küçültücü Ceza ve Muamelelerin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi<br />
7. Her Türlü Irk Ayrımcılığının Önlenmesine Dair Uluslar Arası Sözleşme<br />
8. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Hakkında Uluslar Arası Sözleşme<br />
9. Çocuk Hakları Sözleşmesi<br />
10. Paris Antlaşması<br />
11. Güney Afrika’daki Sistemli Irk Ayrımcılığı Suçunun Cezalandırılması ve Kaldırılması Uluslar Arası Sözleşmesi<br />
12. Helsinki Sonuç Belgesi<br />
c) Uluslar Arası Gönüllü Kuruluşlar:<br />
1. Uluslar Arası Kızılhaç Komitesi<br />
2. // // Hukukçular Komisyonu<br />
3. İnsan Hakları İçin Uluslar Arası Birlik<br />
4. Uluslar Arası Pen Kulübü<br />
5. // // Af Örgütü<br />
ç) İnsan Haklarınının Korunmasında İnsan Hakları Eğitiminin Önemi:<br />
Halkı insan haklarına saygılı yetiştirmenin ön koşulu , onlara eğitim yoluyla insan haklarını tanıtmak ve bu haklardan nasıl yararlanacaklarını öğretmektir. Bunun için de okul yanında kitle iletişim araçlarından yararlanmak gerekir. Televizyon ,radyo ve yazılı basın insan hakları eğitiminde devlete ve topluma destek olmalıdır.<br />
İnsan Hakları Eğitiminin Amaçları Nelerdir?<br />
1. Haberdar etme 2. Bilgilendirme 3. Davranış geliştirme 4. Duyarlı Vatandaş Yetiştirme<br />
d) İnsan Haklarıyla İlgili Özel Günler:<br />
1. Birleşmiş Milletler Günü ( 24 Ekim)<br />
2. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin Kabul Edilişinin Yıl Dönümü (10 Aralık)<br />
3. Çocuk Hakları Günü ( 20 Kasım)<br />
4. Dünya Çocuk Günü ( Ekim ayının ilk pazartesi günü)<br />
5. Dünya Kadınlar Günü ( 8 Mart)<br />
6. Sakatlar Haftası ( 10-16 Mayıs)<br />
7. Çevre Koruma Haftası ( Haziran ayının ikinci Pazar günü)<br />
8. Avrupa Konseyi Günü (5 Mayıs)<br />
9. Dünya Barış Günü ( 1 Eylül)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/vatandaslik-dersi-anayasa-hukuku-devlet-demokrasi-anayasa-en-yeni-notlar.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngilizce Ders Notları Ve Linkler</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/ingilizce-ders-notlari-ve-linkler.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/ingilizce-ders-notlari-ve-linkler.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 06:50:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Ingilizce]]></category>
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Alper]]></category>
		<category><![CDATA[Bad Weather]]></category>
		<category><![CDATA[Cancel]]></category>
		<category><![CDATA[Celebration]]></category>
		<category><![CDATA[Ders]]></category>
		<category><![CDATA[Dirt]]></category>
		<category><![CDATA[Exercises]]></category>
		<category><![CDATA[Football Match]]></category>
		<category><![CDATA[Job]]></category>
		<category><![CDATA[Linkler]]></category>
		<category><![CDATA[Mum And Dad]]></category>
		<category><![CDATA[Noun]]></category>
		<category><![CDATA[Tact]]></category>
		<category><![CDATA[War Call]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11801</guid>
		<description><![CDATA[CALL OFF:Cancel an event. eg.)The football match was called off because of the bad weather. CALL BACK:Telephone again later. eg.)Thank you for ringing. I’ll call you back as soon as I have the information that you want. CALL UP:Ring up, telephone. eg.)Alper called up me to learn the date of the exams. CALL UP:CONSCRIPT. eg.)Men [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>CALL OFF:Cancel an event.<br />
eg.)The football match was called off because of the bad weather.<br />
CALL BACK:Telephone again later.<br />
eg.)Thank you for ringing. I’ll call you back as soon as I have the information that you want.<br />
CALL UP:Ring up, telephone.<br />
eg.)Alper called up me to learn the date of the exams.<br />
CALL UP:CONSCRIPT.<br />
eg.)Men over eighteen years of age were called up the fight the enemy<br />
in the war.<br />
CALL BY:To make a short visit to a place or person.<br />
eg.)I’ll call by to pick up the book on my way to work.<br />
CALL FOR:Require, demand.<br />
eg.)The situation calls for tact.<br />
eg.)You have got the job!This calls for a celebration.<br />
CARE FOR:To look after sb.<span id="more-11801"></span><br />
eg.)Who cared for her while she was ill.?<br />
CARRY OFF:To succeed in doing sth difficult.<br />
eg.)He felt nervous before he started his speech but he carried it off<br />
very well.<br />
CARRY ON:To continue, do not stop.<br />
eg.)How long id the party carry on after I left?<br />
eg.)She intends to carry on studying after the course has finished.<br />
eg.)I hope you will carry on doing these exercises.<br />
CARRY ON WITH+NOUN is used similarly.<br />
eg.)The doctor told her to carry on with the treatment.<br />
eg.)I’m too tired to carry on with this tonight.<br />
CARRY OUT: Perform (duties), obey (orders, instructions), fulfil (therats), execute.<br />
eg.)Soldiers must carry out their orders.<br />
eg.)It will be difficult, but we shall carry out your instructions.<br />
eg.)He read the instructions, but he didn’t carry them out.<br />
CARRY OVER:Transfer ( to the next page).<br />
eg.)Take the last figure on this page and carry it over to the top of the next page.<br />
CATCH UP:Reache, come abreas of / overtake, but not pass.<br />
eg.)They’ve just left. If you hurry, you’ll catch them up.<br />
eg.)I started last in the race but I soon caught up with the others.<br />
eg.)You’ve missed whole term; you’ll have to work hard to cath up with the rest of the class.<br />
CLEAN (STH ) UP:1-)To remove all the dirt from a place that is paricularly dirty.<br />
eg.)I’m going to clean up the kitchen before mum and dad get back.<br />
2-) To remove sth that has just been spilled.<br />
eg.)Oh no!!! You’ve spilled coffee on the new carpet! Can you clean it up?<br />
CLEAN (STH) OUT:To clean the inside of sth thoroughly.<br />
eg.)I’m going to clean out all the kitchen cupboards next week.<br />
CLEAR AWAY:1-)Remove articles, usually in order to make space.<br />
eg.)Could you clear away these papers.<br />
2-)Disperse.<br />
eg.)The clouds soon cleared away and it became quite warm.<br />
CLEAR OFF(INFORMAL):(Used especially as an order)To go away.<br />
eg.)”Clear off.” Shouted the farmer, “you’re on my land.”<br />
CLEAR(STH)OUT:To tidy sth and throw away things that you don’t want.<br />
eg.)I really must clear out the kitchen cupboards.<br />
CLEAR UP:1-)	Become fine after clouds or rain.<br />
eg.)The sky looks a bit clody now but I think it will clear up.<br />
2-)Make tidy and clean.<br />
eg.)Don’t warn me! I’ll clear up my room.<br />
3-)Solve(a mystery).<br />
4-)Finish.<br />
eg.)I have some letters which I must clear up before I leave tonight.<br />
CLOSE(STH)DOWN:To stop all business or work permanently, at a shop or factory.<br />
eg.)The factory has had to close down because of the recession.<br />
eg.)Health inspectors have closed the restaurant down.<br />
CLOSE IN(ON SB\STH):To come nearer and gradually surround sb\sth, especially in order to attack.<br />
eg.)The army is closing in on the enemy troops.<br />
eg.)As the mist was closing in we decided to stay where we were.<br />
CLOSE UP:Come nearer together(of people in a line).<br />
COME ABOUT:To happen.<br />
eg.)How did this situation come about?<br />
COME ACROSS/UPON:Find by chance, meet by chance.<br />
eg.)I came across this book in a secondary shop.<br />
eg.)When I was looking for my password, I came across these old photograps.<br />
COME ACROSS/OVER:To make an impression of a particular type.<br />
eg.)Alper comes across as being rather shy.<br />
COME BACK:1-)To return.<br />
eg.)I don’t know what time I’ll be coming back.<br />
2-)To become popular or fashionable again.<br />
eg.)Flard trowers are coming back again.<br />
COME BACK(TO SB):To be remembered.<br />
eg.)When I went to England again, my English started to come back.<br />
COME BEFORE SB/STH:To be more important than sb/ath else.<br />
eg.)Göksar feels his family comes before his career.<br />
COME BETWEEN SB/STH:To damage the relationship between two people.<br />
eg.)Arguements over money came between Alper and Mustafa.<br />
COME BY STH:,To get sth.<br />
eg.)Fresh vegetables are hatd to come by in the winter.<br />
COME ALONG:To arrive or appear.<br />
eg.)An old man was coming along the road.<br />
COME APART:To break into pieces.<br />
eg.)This old coat is coming apart at the seams.<br />
COME AWAY(FROM STH):To become loose or unfastened.<br />
eg.)The cover of the book is coming away.<br />
COME AWAY WITH STH:To leave a place with a particular opinion or feeling.<br />
eg.)We came away with a very favourable impression of O.D.T.Ü.<br />
COME DOWN:1-)To fall down.<br />
eg.)The power lines came down in the storm.<br />
2-)To land.(for a plane&#8230;etc&#8230;)<br />
eg.)The helicopter came down in a field.<br />
3-)To become lower.<br />
eg.)The price of land has come down in the past year.<br />
COME DOWN TO STH\TO DOING STH(INFORMAL):<br />
     To have as the main feature or most important fact.<br />
eg.)It all comes down to having the right qualifications.<br />
COME DOWN TO STH:To reach down a particular point.<br />
eg.)Her hair comes down to her waist.<br />
COME DOWN WITH STH:To become ill with sth.<br />
eg.)I think I’m coming down with flu.<br />
COME FORWARD:To offer help.<br />
eg.)The police asked witnesses to come forward.<br />
COME IN:ENTER.<br />
eg.)Someone knocked at my door and I said, “come in”.<br />
COME OFF:1-)Succeed, of a plan or scheme(used in negative).<br />
eg.)I’m afraid that scheme of yours won’t come off.It needs more capital than you have avaible.<br />
2-)Take place; happen as arranged.<br />
eg.)When is the weeding coming off?<br />
COME OUT:1-)Be revealed, exposed.<br />
eg.)They decided eveybody till they quarrelled among themselves; then one<br />
publicly denounced the others and the whole truth came out.<br />
2-)Be published(of books).<br />
eg.)Her new novel will be coming out in time.<br />
3-)Disappear(of stains).<br />
eg.)Tomato stains don’t usually come out.<br />
COME ROUND:1-)Finally accept a previously opposed suggestion.<br />
eg.)Her father at first refused to let her study abroad but he came round in the end.<br />
2-)Come to home.<br />
eg.)I’ll come round after dinner and tell you the plan.<br />
 COME UP:1-)To appear above the soil.<br />
2-)To rise.<br />
3-)To be about to happen in the future.<br />
eg.)I have an important meeting coming up next week.<br />
4-)To be discussed.<br />
eg.)The subject of religion came up.<br />
eg.)The question of the caretaker’s wages came up at the last meeting.<br />
CROP UP:Appear, arrive unexpectedly or by accident.<br />
eg.)Some problems have cropped up that we weren’t expecting.<br />
CUT DOWN:1-)To make sth fall down by cutting it.<br />
eg.)If you cut down all the trees, you will ruin the land.<br />
2-)Reduse in size or amount.<br />
CUT ACROSS STH:To go beyond the limits of.<br />
eg.)The qıestion of aid for the eartquake victims cuts across national boundaries.<br />
CUT IN:Slip into traffic line ahead of another car when there isn’t room to do this safely.<br />
eg.)Traffic accidents are often caused by drivers cutting in.<br />
CUT SB\STH OFF:To stop the supply of sth to sb.<br />
eg.)If you don’t pay your gas bill, they’ll cut you off.<br />
CUT SB OFF:To stop or interrupt sb’s telephone conversations.<br />
eg.)We were cut off before I could give her my message.<br />
CUT OUT:1-)To remove sth or to form sth into a particular shape by cutting.<br />
eg.)She cuts out a dress from a piece of cloth.<br />
2-)(informal)(often in orders)To stop saying or doing sth.<br />
eg.)Cut that out and leave me alone!<br />
CUT STH UP:To cut sth into small pieces with a knife, etc&#8230;<br />
DIE AWAY:To slowly become weaker before stopping or disappearing.<br />
eg.)The sound of the engine died away as the car drove into the distance.<br />
eg.)They waited till the sound of the guard’s footsteps died away.<br />
DIE DOWN:To slowly become less strong.<br />
eg.)The building burnt fiercely all night but slowly the flames died down towards morning.<br />
DIE OUT:Become extinct.<br />
eg.)Elephants and eagles would die out if men could shoot as many as they wished.<br />
eg.)The use of horses on farms has almost died out in this country.<br />
DO AWAY WITH:Abolish. To get rid of sth.<br />
eg.)Most European countries have done away with their roval families.<br />
eg.)The government should do away with the regulations restricting drinking hours.<br />
eg.)They have done away with trams in Ankara.<br />
DO UP:Fasten, button, zip, tie, redecorate.<br />
eg.)Do up your overcoat!<br />
eg.)When I do this room up. I’ll paint the walls cream.<br />
DO WITHOUT:To manage without having sth.<br />
eg.)If there isn’t any coffee left, we’ll just let have to do without.<br />
eg.)We had to do without petrol during he fuel crisis.<br />
eg.)You must do without my help tomarrow as I won’t be here.<br />
DO WITH:(often with could)<br />
eg.)I could do without a drink.<br />
DRAW BACK:Retire, recoil.<br />
eg.)It’s too late to draw back now; the plas are all made.<br />
DRAW UP:To drive up and stop in front of near sth.<br />
eg.)A police car drew up outside the building.<br />
eg.)The car drew up at the kerb and the driver got out.<br />
DRAW ON:APPROACH.<br />
eg.)The days become shorter as winter draws on.<br />
DROP IN:Pay a short, very informal visit/ to visit somebody informally or  without having told them you were coming.<br />
eg.)We were in the area so we thought we’d drop in and see you.<br />
eg.)Drop in for a cup of tea and a chat one day.<br />
eg.)I’ll drop in to see you, one day next week.<br />
DROP OUT(INFORMAL):Withdraw/ retire from a scheme or plan of the race.<br />
eg.)One of the runners hurt his leg and dropped out of the race.<br />
eg.)His injury forced him to drop out of the competition.<br />
DROP OFF(INFORMAL):Become less, decrease/ to fall into a light sleep.<br />
eg.)Alper and Onur must have dropped off in front of the monitor of the computer.<br />
eg.)They were very keen on television at first but their interest has dropped off lately.<br />
ENTER FOR:Become a competitor/condidate.<br />
eg.)Two millions people have entered for the university.<br />
ENTER INTO STH:To start to think or talk about sth.<br />
eg.)I don’t want to enter into details now.<br />
FADE AWAY:To disppear slowly.<br />
eg.)The cheering of the crowd faded away.<br />
eg.)The smile faded away from his face.<br />
FALL APART:To break into pieces.<br />
eg.)My uncle’s car falled apart.<br />
FALL BEHIND:Slip into the near through inability to keep up with the others, fall to keep up an agreed rate of payments.<br />
eg.)He fell behind with his rent and the landlord began to become impatient<br />
FALL IN WITH:Meet by chance.<br />
eg.)Yesterday, I fell in with a man who was at school with my father.<br />
FALL OUT:QUARREL.<br />
eg.)Let’s not fall out over such a little thing.<br />
FALL ON:Attack violently.<br />
eg.)The starving men fell on the food.<br />
BE FED UP WITH:Be completely bored.<br />
eg.)I’m fed up with the cold weather.<br />
eg.)I’m fed up with wathing TV.<br />
FILL STH IN:To complate a form, etc&#8230;by writing information on it.<br />
eg.)The secretary asked:”Could you fill in the application, please?”<br />
FILL STH UP:To become or to make sth completely full.<br />
eg.)There weren’t many people at first, but then the room filled up.<br />
FIND OUT:To get some information by asking or studying.<br />
eg.)Have you found out how much the tickets cost?<br />
FIND SB OUT:To discover that sb has done sth wrong.<br />
eg.)He used a false name for years before they found him out.<br />
FINISH SB/STH OFF:(INFORMAL):To kill sb/sth.<br />
eg.)The cat pounced and finished off the mouse.<br />
eg.)He was losing his job that really finished him off.<br />
FISH FOR STH:To Try to get sth you want in an indirecgt way.<br />
FIT SB\STH IN:To find time to see sb or to do sth.<br />
eg.)The doctor managed to fit me in this morning.<br />
eg.)You’re tired because you’re trying to fit too much into one day.<br />
FIX SB UP:(informal)To arrange for sb to have sth.<br />
 eg.)I can fix you up with a job, a car, a place tostay, etc&#8230;<br />
FIZZLE OUT:To end in a weak or disappointing way.<br />
eg.)The game started well but it fizzled out in the second half.<br />
FLARE UP:1-)(USED ABOUT A FIRE)To suddenly burn more fiercely.<br />
2-)(used about violence, anger, a person’s temper, etc&#8230;)To start suddenly or become worse.<br />
FLASH BACK:To return suddenly to a time in the past.<br />
eg.)Sth he said made my mind flash back to my childhood.<br />
FLOOD IN:To arrive in large numbers.<br />
eg.)Entries for the competition have been flooding in.<br />
FOIST STH ON:To force sb to accept sth that he\she doesn’t want.<br />
FOLLOW STH THROUGH:To continue doing sth until it’s finished.<br />
FOOL ABOUT/AROUND:To behave in a silly way.<br />
eg.)Stop fooling around with that knife or someone will get hurt!<br />
FORGE AHEAD:To go forward very quickly; to move into the leading position.<br />
eg.)The cleverest pupils should be allowed to forge ahead.            FRESHEN UP:To make sth cleaner.<br />
FROST OVER/UP:To become covered with frast.<br />
eg.)The window has frosted over.<br />
FROWN ON/UPON STH:To think that is not good; to disapprove.<br />
eg.)Smoking is very much frowned upon these days.<br />
GAIN IN STH:To get more of sth.<br />
eg.)He’s gained in confidence in the past year.<br />
GANG UP ON SB:To join together with other people in order to act againist sb.<br />
eg.)She felt that all har friends were ganging up on her.<br />
GEAR STH TO:To make sth suitable for a particular purpose.<br />
 eg.)There is a special course geared towards the older learner.<br />
GET ABOUT/AROUND:To move or travel to many places.<br />
eg.)The U.S.A. this week, Japan next week, you certainly get around.<br />
GET STH ACROSS:To succeed in making people understand sth.<br />
eg.)The party failed to get its policies across to the voters.<br />
GET AWAY:To succeed in leaving or escaping from sb or a place.<br />
eg.)He kept talking to me and I couldn’t get away from him.<br />
eg.)The thieves got away in a stolen car.<br />
GET AWAY WITH STH/WITH DOING STH :To do sth bad and not be punished for it.<br />
eg.)He lied but he got away with it.<br />
eg.)I don’t know how they get away with charging such high prices.<br />
GET BACK:To return to the place where you live or work.<br />
eg.)When did you get back from Ankara?<br />
GET BACK TO SB:To speak to, write to or phone sb later, especially in order to give an answer or deal with sth.<br />
eg.)I’ll get back to you when I’ve got some more information.<br />
GET BEHIND(WITH STH):To fail to do or produce sth on time.<br />
eg.)We got behind with our rent.<br />
GET SB DOWN:To make sb miserable.<br />
eg.)These cold winter days get me down.<br />
GET STH DOWN:To make a note of sth, to write sth down.<br />
eg.)Did you get the address for the competition down.<br />
GET IN:To reach a place.<br />
eg.)What time does your train get in?<br />
GET STH IN:To manage to find an opportunity to say or do sth.<br />
eg.)He talked all the time and I couldn’t get a word in.<br />
GET OFF:Be acquitted or receive no punishment.<br />
eg.)The boy had to appear before a magistrate but he got off as it was his first offence.<br />
GET ON:1-)To progress or become succesful in life, in a career, etc&#8230;<br />
eg.)After leaving the university, my causing was determinated to get on.<br />
2-)To be getting old.<br />
eg.)He’s getting on, he’s over 60.<br />
3-)To be getting late.<br />
eg.)Time is getting old.<br />
GET ON/ALONG:1-)To make progress.<br />
eg.)How are you getting on in your course?<br />
2-)To perform in a particular way or to have a good or bad experience in a particular situation.<br />
eg.)How did you get on at your interview?<br />
GET ON/ONTO STH:To climb onto sth.<br />
eg.)I couldn’t get onto the bus, because it was full.</p>
<p>GET ON FOR:To approach a certain time or age.<br />
eg.)I’m not sure how old he is but he must be getting on for 50.<br />
GET OUT:Escape from, leave.<br />
eg.)My grandmother is very old, so she doesn’t get out of the house much.<br />
GET OVER STH:1-)To overcome a problem.<br />
eg.)We’ll have to get over the problem of finding somewhere to live first.<br />
2-)To recover from sth unpleasant, or from an illness.<br />
eg.)He still hasn’t got over his wife’s death.<br />
eg.)It took her a long time to get over her operation.<br />
eg.)I can’t get over how rude he was.<br />
GET UP:Organize, arrange.<br />
eg.)They got up a concert in aid of concert research.<br />
GET UP:Rise from bed.<br />
eg.)I get up at seven o’clock every morning.<br />
GIVE SB AWAY:To go with the bride into the church and officially give<br />
her to the bridegroom during the marriage ceremony.                          eg.)Her father gave her away.<br />
GIVE BACK:Restore a thing to its owner.<br />
eg.) I must call at the library to give back this book.<br />
GIVE IN:Admit defaat, yield.<br />
eg.)Everyone said I was wrong so I gave in to their options.<br />
eg.)The problem was too difficult for me. I had to give in.<br />
GIVE UP:Cease, stop.<br />
eg.)My father gave up cigarettes six months ago.<br />
eg.)It’s hard to give up and old habbit.<br />
GIVE UP:Surrender, abandon.<br />
eg.)The wanted man gave himself up tp the police.<br />
eg.)Our old house was too far away from town, so we gave up living in it.<br />
GIVE OFF:Exude(of smells)<br />
eg.)The liquid in the bottle game off a strong smell of almonds.<br />
eg.)When water is heated, it gives off stream.<br />
GIVE OUT:Become exhausted.<br />
eg.)The gold in the mine gave out evebtually.<br />
eg.)He struggled againist the bear until his strength gave out.<br />
GIVE OUT:Distribute.<br />
eg.)At the new hospital, they give out free medicine to everbody.<br />
eg.)A boy stood at the door giving out programmes to the visitors.<br />
GLANCE OFF(STH):To hit sb at an angle and move off again in another direction.<br />
eg.)The ball glanced off the goalpost and into the net.<br />
GLAZE OVER:(used about the eyes)To show no interest or expression.<br />
GLORY IN STH:To take pleasure or pride in sth.<br />
eg.)He gloried in his sporting success.<br />
GO AGAINIST STH:To be opposed to or opposite to sth/not to be in agreement with sth.<br />
eg.)It goes againist my principles to use violence.<br />
GO AHEAD:Proceed, continue.<br />
eg.)You go ahead and I’ll follow; I’m not quite ready.<br />
GO AWAY:1-)To leave the place where you live for a period of time of at least one night.<br />
eg.)We’re going away this weekend and we’ll be back on Sunday evening.<br />
2-)To disappear.<br />
eg.)I’ve tried to remove the stain in the carpet, but it won’t go away.<br />
GO BACK:Return, retire, retreat.<br />
eg.)I’m never going back to that hotel. It’s the most uncomfortable.<br />
GO DOWN:1-)(used about a ship, etc&#8230;)To sink.<br />
2-)(used about the sun)To disappear from the sky.<br />
3-)To become later in price, level, etc&#8230;; to fall.<br />
eg.)The price of these computers has gone down in the last years.<br />
eg.)The number of people out of work went down last month.<br />
GO DOWN WITH STH:To catch an illness; to become ill with sth.<br />
eg.)Ten of our staf have gone down with flu.<br />
GO FOR SB:To attack somebody.<br />
eg.)The cat went for the dog and chased it out of the hall.<br />
GO FOR SB/STH:To be true for a particular person or thing.<br />
eg.)We’ve got financial problems but I suppose the same goes for a great many people.<br />
GO IN:1-)Enter.<br />
2-)(used about the sun)To disappear behind a cloud.<br />
GO OFF:Explode(by itself), fire(by itself)like a gun.<br />
eg.)A bomb has gone off in the city center.<br />
GO OFF:Become stale, begin to root.<br />
eg.)This egg has gone off.<br />
GO OFF:To make a sudden loud noise.<br />
eg.)I woke up when my alarm clock went off.<br />
GO ON:Cease, continue.<br />
eg.)Please go on with your game.<br />
eg.)This is a difficult problem but it won’t go on forever.<br />
GO OUT:Stop shining, stop burning.<br />
eg.)The fire has gone out and I’m cold.<br />
eg.)We saw a sudden flash and the lights went out.<br />
GO OUT:Leave the house.<br />
eg.)Mum!I’m going out.<br />
GO OVER STH:To look at, think about or discuss sth carefully from beginning to end.<br />
eg.)Go over your work before you hand it in.<br />
GO ROUND:1-)SUFFICE.<br />
eg.)Will there be enough wine to go round?<br />
2-)Go to his/her&#8230;etc&#8230;house.<br />
eg.)I said that I’d go round and see her during the weekend.<br />
GO THROUGH:To be completed succesfully.<br />
eg.)The deal went through as agreed.<br />
GO THROUGH WITH STH:To do sth unpleasant or difficult that you have decided, agreed or threatened to do.<br />
eg.)Do you think she’ll go through with her threat to leave him?<br />
GO TOWARDS STH:To be used as part of the payment for sth.<br />
eg.)The money, I was given for my birthday went towards my new bike.<br />
GO UNDER:1-)To sink below the surface of water.<br />
2-)(informal)(used about a company)To go out of business.<br />
eg.)A lot of firms are going under in the recession.<br />
GO UP:1-)To start burning suddenly and strongly.<br />
eg.)The car crashed into a wall and went up in flames.<br />
2-)To become higher in price, level, amount, etc&#8230;<br />
eg.)Petrol has gone up again.<br />
eg.)The birth rate has gone up by 10%<br />
GO WITHOUT STH:To manage without having sth.<br />
eg.)They went without sleep many nighs when the baby was ill.<br />
GRASP AT STH:To try to seize or grasp sth.<br />
eg.)He grasped at the swinging rope, but missed.<br />
GROW INTO STH:1-)To become.<br />
eg.)She has grown into a very attractive child.<br />
2-)To become big enough to fit clothes, etc&#8230;<br />
eg.)The coat is too big for him, but he will soon grow into it.<br />
GROW UP:To become mature or adult.<br />
eg.)What do you want to be when you grow up?<br />
GROW OUT OF:Abandon, on becoming older, a childish habit.<br />
eg.)He used to tell a lot of lies as a young boy but he grew out of that letter on.<br />
GUARD AGAINIST STH:To try to prevent sth or stop sth happening.<br />
eg.)A good diet helps to guard againist disease.</p>
<p>GUN SB DOWN:(INFORMAL)To shoot sb and kill or seriously injure him\her.<br />
HAND IN:To give sth to sb in authority.<br />
eg.)I found a wallet and handed it in to the police.<br />
eg.)She handed in her resignation.<br />
HAND ON:To send or give sth to another person.<br />
eg.)When you have read the article, please hand it on to Pınar.<br />
HAND OUT:To give sth to many people in a group.<br />
eg.)Food was handed out to the starving people.<br />
HAND OVER:Surrender authority or respobsibility to another.<br />
eg.)The Outgoing Minister handed over his department to his successor.<br />
HAND ROUND:To give or show to each person present.<br />
eg.)The hostess handed round coffee and cakes.<br />
HANG ABOUT/AROUND:To stay in or near a place not doing very much.<br />
eg.)I really hate hanging around in airports.<br />
HANG BACK:To show unwillingness to act.<br />
eg.)Everyone approved off the scheme but when we asked for volunteers, they all hung back.<br />
HANG STH OUT:To put washing, etc. on a clothesline, so that it, car dry.<br />
HAVE(GOT)STH ON:1-)To be wearing sth.<br />
eg.)She’s got a green jumper on.<br />
eg.)What did the man on?<br />
2-)(infomal)To have an arrangement to do sth.<br />
eg.)I have got nothing on, on Monday.<br />
HEAD FOR:To move towards a place.                                                           eg.)I think it’s time to head for home.<br />
HEAD FROM SB:To receive a letter, telephone call, etc&#8230; from sb.<br />
HELP(SB)OUT:To help sb in a difficult situation or to give money to help sb.<br />
eg.)My parents have promised to help us out with buying the car.<br />
HEM SB IN:To surround sb and prevent him/her from moving away.<br />
eg.)We were hemmed in by the crowd and couldn’t leave.<br />
HINGE ON STH:To depend on sth.<br />
eg.)The future of the project hinges on the meeting today.<br />
HIT BACK:To attack(with words)sb who attacked you.<br />
eg.)The Prime Minister of Türkiye hit back at his crities.<br />
HOLD ON:WAIT.<br />
eg.)Operator:Mr.Çevik’s line is engaged, will you hold on please?<br />
eg.)Hold on! I’ll be with you in a minute.<br />
HOLD OUT:Resist, survive.<br />
eg.)Although they hadn’t eaten or slept for a week the regiment held out for three more days.Because they were Turks.<br />
HOLD UP:Rob(using weapons)<br />
eg.)Three masked men with pistols held up a bank yesterday.<br />
HOLD OFF:Keep at distance, stay away.<br />
eg.)The rain fortunately held off till after the school sports day.<br />
HOOK(SB)UP:To link one television station with another.<br />
eg.)The TRT is hooked up with NTV.<br />
HOT UP:(informal)To become more exciting, with more things happening.<br />
eg.)The election compaign has really hotted up in the past few days.<br />
HURRY UP:(informal)To move or do sth quickly.<br />
eg.)Hurry up, or we’ll miss the train.<br />
HUSH STH UP:To stop people knowing about sth;to keep sth secret.<br />
eg.)The police managed to hush up the whole affair.<br />
ICE OVER:To cover become covered with ice.<br />
eg.)The windscreen of the car had iced over in the night.<br />
IDENTIFY WITH SB:To feel that you undersand and share what sb else is feeling.<br />
eg.)I found it hard to identify with the woman in the film.<br />
INQUIRE AFTER SB:To ask about sb’s health.<br />
JOIN IN:To take a part in an activity.<br />
eg.)She wouldn’t join in when everbody else playing basketball.<br />
JOIN UP:To become a member of the army, navy or air force.<br />
eg.)When the war was declared he joined up first.<br />
JOT STH DOWN:To make a quick short note of sth.<br />
eg.)Let me jot down your address.<br />
JUMP AT STH:To accept an opportunity, offer,etc eagerly.<br />
eg.)They asked me if I’d like to go on holiday with them and jumped at it.<br />
JUT OUT:To stand out from sth.<br />
eg.)Rocks that jut out into the sea.<br />
KEEL OVER:To fall over sideways.<br />
eg.)Several people keeled over in the heat.<br />
KEEP STH DOWN:To make sth remain  at a low level, to stop sth increasing.<br />
eg.)Keep of your voice down.<br />
eg.)The government is trying to keep prices down.<br />
KEEP OFF STH:Not approach or go on sth.<br />
eg.)Keep off the grass!<br />
KEEP ON:To continue doing sth.<br />
eg.)He keeps on interrupting me.<br />
KEEP OUT:Not enter sth.<br />
eg.)The sign said “Danger!Keep out!”<br />
KEEP UP:To move at the same speed as sb.<br />
eg.)Can’t you walk a bit slower?I can’t keep up.<br />
KEEP UP:To know about what is happening.<br />
eg.)You have to read the latest magazines if you want to keep up.<br />
KICK OFF:To start a game of football.<br />
KNOCK ABOUT/AROUND:(informal)To be in a place.<br />
eg.)I’m sure last week’s newspaper is knocking around here somewhere.<br />
eg.)I spent a few months knocking around Europe before I went to the university.<br />
KNOCK OFF(INFORMAL):To stop doing work, etc&#8230;<br />
eg.)What time do you knocked off?<br />
KNOCK SB OUT:1-)To hit sb so that he/she becomes unconscious or cannot get up again for a while.<br />
eg.)The punch on the nose knocked him out.<br />
KNOCK OVER:To cause sb/sth to fall over.<br />
eg.)Be careful not to knock over the drinks.<br />
LASH OUT:To suddenly attack with sb/sth.<br />
eg.)When he came home drunk his wife lashed out at him.<br />
LAUGH AT SB/STH:To show by laughing that you think sb/ath is funny.<br />
eg.)The children laughed at the clown.<br />
LEAD UP TO SB:To be an introduction to or cause of sth.<br />
eg.)What were the events that led up to the first world war.?<br />
LEAVE OFF:Stop.<br />
eg.)Leave off making that noise.<br />
LET ON:Reveal.<br />
eg.)Don’t let on to anyone that we are going out.<br />
LET OFF:Discharge.<br />
eg.)It was new year’s evening and people were letting off fireworks in the street.<br />
LET OFF:Allow someone to go unpunished.<br />
eg.)As he had never been in trouble before the judge let him off with a warning.<br />
eg.)You have apologized for breaking the window, so I’ll let you off this time.<br />
LET IN FOR:CAUSE.<br />
eg.)I’m afarid your absence lets me in for a lot extra work.<br />
eg.)Be careful!Don’t let yourself in for anything unpleasant.<br />
LET UP:Relent, relax.<br />
eg.)The storm started this morning and hasn’t let up all day.<br />
eg.)We have almost finshed, don’t let up yet.<br />
LET DOWN:Break a promise, cause disappointment.<br />
eg.)He promised to meet me here at ten, but he has let me down again.<br />
eg.)We have been partners for thirty years and have never let each other down.<br />
LIVE STH DOWN:To make people forget sth bad or embarrassing that has happened to you.<br />
eg.)They lost 10-nil?They’ll never live it down.<br />
LIVE ON:To continue to live.<br />
eg.)After his retirement he lived on for another 25 years.<br />
eg.)Pir Sultan Abdal is dead, but his music lives on.<br />
LIVE UP TO STH:To be as good as expected.<br />
eg.)Children sometimes find it hard  to live up to their parents’ expectations.<br />
LOCK STH AWAY:To keep sth in a safe or secret place.<br />
LOCK UP:Lock all the doors.<br />
LOCK SB UP:To put sb in a prison.<br />
eg.)All the prisoners are locked for the nights.<br />
LOOK AFTER:Take care of.<br />
eg.)Who looks after the baby while you’re away.<br />
LOOK FOR:Try to find sth.<br />
eg.)I’ve lost my watch. I must look for it.<br />
LOOK INTO:Investigate.<br />
eg.)The police look into all kinds of crime.<br />
LOOK LIKE:Resemble.<br />
eg.)Little Alper looks like her uncle.<br />
LOOK ON:Watch without taking part.<br />
eg.)Help me.Don’t just look like on while I’m trying to lift this sack.<br />
LOOK OUT:Mind, be careful.<br />
eg.)Look out for holes in the road surface.<br />
LOOK TO:Expect from.<br />
eg.)I’m the head so naturally the staff look to me for help and advice.<br />
LOOK AHEAD:To think about or plan for the future.<br />
eg.)Looking ahead a few years, there is going to be a shortage of skilled workers.<br />
LOOK BACK:To think about sth in the past.</p>
<p>LOOK UP:To raise your eyes.<br />
eg.)She looked up and smiled.<br />
LOOK UP:To improve.<br />
eg.)The computer online is looking up day by day.<br />
MAKE FOR:Go(or come)towards.<br />
eg.)This ship is making for Karşıyaka.<br />
eg.)The mad dog made for me, so I made off.<br />
MAKE UP:Use cosmetics.<br />
eg.)Television actors have to make up very carefully.<br />
MAKE UP:Fabricate, compose.<br />
eg.)She knew she would be late, so she began making up her excuse.<br />
eg.)Do you like song? I made it up myself.<br />
MAKE UP INTO:We buy sugar in bulk and make it up into kilo packets<br />
before selling it.<br />
MAKE UP FOR:Compesate for.<br />
eg.)A few days holiday will make up for the extra work you did last week.<br />
MAKE UP TO:Flatter, try to find favour(with).<br />
eg.)The cat is making up to me, hoping to get more milk.<br />
MAKE OFF WITH:Run away(with).<br />
eg.)The thief made off with my wallet.<br />
MAKE OUT:Discern,(by sight, by hearing, understanding)<br />
eg.)He speaks so fast I can’t make out what he says.<br />
eg.)Can you make out this word? It’s badly written.<br />
MAKE OUT:Prepare an account, bill, cheque.<br />
eg.)Make your cheque out to “ESER UMAN MUSIC CENTER”<br />
MAKE OVER:Transfer property.<br />
eg.)When my uncle retired he made the firm over to my cousin.<br />
MAKE DO(WITH):Manage as well as one can(with).<br />
eg.)There are no means of cooking anything today so please make do with a sandwich for lunch.                                                                                  MAKE UP ONE’S MIND:Decide, form a firm opinion.<br />
eg.)I can’t give you an answer immediately, -I need a few days to make up my mind whether to say “yes, or no”.<br />
MIX UP:Confuse.<br />
eg.)He mixed up the addresses so that no one got the right letters.<br />
Muck abo<br />
MUCK ABOUT/AROUND:To behave in a silly way or to waste the time.<br />
eg.)Stop mucking around and come and help me.<br />
POINT OUT:To direct attenttion to sth. Indicate, show.<br />
I’d like to point out that we haven’t got much time to play baskatball.<br />
PUT STH ACROSS/OVER:To say sth clearly, so that people can understand it.<br />
eg.)He didn’t put his ideas across very well at the meeting.<br />
PUT BACK:To return sth to its place.<br />
eg.)He put books back on the shelf.<br />
PUT BACK:To change the time shown on a clock, etc.. to an earlier time.<br />
eg.)We have put the clocks back tonigt.<br />
PUT STH FORWARD: To change the time shown on a clock, etc to a later time.<br />
eg.)We put the clocks in sprig.<br />
PUT BY:Save, not spend.<br />
eg.)I have put by a little money for my old age.<br />
PUT OUT:Extinguish.<br />
eg.)Please put out the light before you go to sleep.<br />
PUT OUT:Embarrass.<br />
eg.)The young man’s tactless questions put me out.<br />
PUT OFF:Postpone.<br />
eg.)We are very busy at the office, I must put off my holiday for a while.<br />
PUT UP:Lodge, find a bed.<br />
eg.)When I am in London I usually put up at my uncle’s house.<br />
eg.)My uncle. puts me up in Havza.<br />
PUT UP WITH:Bear, stand, endure, suffer.<br />
eg.)He is very rude. I can’t put up with his bad manners.<br />
eg.)Can you put up with the pain?My dentist asked me.<br />
PUT OFF:Cause to dislike, repel.<br />
eg.)It’s the smell that puts me off beer.<br />
eg.)The title of the film put me off and I never went to see it.<br />
REVEL IN DOING STH:To enjoy sth very much.<br />
eg.)He likes being famous and revels in the attention he gets.<br />
RIG STH UP:To make sth quickly.<br />
eg.)We tried to rig up a shelter, using our rugs and coats.<br />
RING BACK:To phone sb again.<br />
RUN OUT OFF:Have no more.<br />
eg.)We’ve run out of sugar so we can’t have tea today.<br />
BE RUN DOWN:Weak, not well.<br />
eg.)The doctor says I’m run down and need a holiday.<br />
RUN DOWN:Speak ill of someone.<br />
eg.)She’s always running someone down but never to anyone’s face.<br />
STAND BY:Be present but take no action.<br />
eg.)Would you sand by while someone set fire to your house?<br />
STAND BY:Support someone.<br />
eg.)Don’t be afraid to speak to the boss&#8230;we’ll all stand by you.<br />
STAND BY:Be present in case one is needed.Act as reserve.<br />
eg.)We shall need six men to sail the boat and to to stand by.<br />
STAND FOR:signify, represent.<br />
eg.)The leters U.N.O. stand for United Nations Organisation.<br />
STAND FOR:Offer oneself as a candidate.<br />
eg.)Is mr. Çevik standing for chairman? I shall stand for parliament next year.<br />
SET ABOUT:Make a start.<br />
eg.)M.Ali would like to join a club but doesn’t know how to set about it.<br />
SET OFF:Ornament, embellish.<br />
eg.)She wore a plain black hat set off with a little bunch of violets.<br />
SET OUT:Display arrange in good order.<br />
eg.)A shopkeeper sets out his goods to attract customers.<br />
eg.)Public speakers and writers should seet out their points in logical sequence.<br />
SET UP:Establish, form.<br />
eg.)The government has set up a committee.<br />
eg.)I should like to set up my own business.<br />
TAKE AFTER:Be like resemble.<br />
eg.)M.Ali takes after his father in character.<br />
TAKE IN:Cheat, deceive.<br />
eg.)You can’t take me in with your stories of green horses and castles in Spain.<br />
TAKE ON:Engage.<br />
eg.)Tell the champion I’ll take him on for $50000.<br />
TAKE OFF:Leave the ground.<br />
eg.)Aeroplanes take off and all day at this busy airport.<br />
TAKE OFF:Imitate in order to ridicule.<br />
eg.)Have you heard Alper taking off the Prime Minister?He is really funny.<br />
TAKE TO:Feel a liking for.<br />
eg.)I took to this country on my very first day here.<br />
TAKE UP:Begin to occupy oneself with.<br />
eg.)I must take up tennis again.<br />
TAKE OVER:Replace, act in place of.<br />
eg.)At ten o’clock M.Ali takes over from the captain.<br />
eg.)The captain takes over again from ESER UMAN in the morning.<br />
TURN OUT:Result.<br />
eg.)I’ve never made a cake before but this one has turned out very well.<br />
eg.)Don’t worry, eveything will turn out all right.<br />
TURN OUT <img src='http://www.genelbilge.com/wp-includes/images/smilies/icon_razz.gif' alt=':P' class='wp-smiley' /> roduce.<br />
eg.)Our factory turns out five hundred cars eveyday.<br />
TURN OUT:Clothe, dress.<br />
eg.)Mr.Çörüş always turns her children out very clear and tidy.<br />
TURN DOWN:Reject.<br />
eg.)The manager turned down my request for a day off.<br />
TURN UP:Appear when not expected.<br />
eg.)We were surprised. Gökhan turned up at the party last night.<br />
WEAR OUT:Wear until useless.<br />
eg.)These old shoes are still very good. Perhaps I’ll never wear them out.<br />
WORK OUT:Reckon.<br />
eg.)How much is ¼ of 268?Work out the answer in your mind.<br />
WORK OUT:Prepare.<br />
eg.)Have you worked out a timetable for the gymnasium yet.<br />
WRITE OFF:Declare it valueless.<br />
eg.)Eser’s car was so badly damaged that the insurance company simply wrote it off.</p>
<p>Alper Çevik 2000<br />
        alpce@hotmail.com</p>
<p>HIS FAMILY &#038; CHILDHOOD</p>
<p>He was born in 1881 in Salonica, then an Ottoman city, now in Greece. His father Ali Riza, a customs official turned lumber merchant, died when Mustafa was still a boy. His mother Zubeyde, a devout and strong-willed woman, raised him and his sister. First enrolled in a traditional religious school, Mustafa soon switched to a modern one. In 1893, he entered a military high school where his mathematics teacher gave him the second name Kemal, which means perfection, in recognition of young Mustafa&#8217;s superior achievement. He was thereafter known as Mustafa Kemal.<br />
MUSTAFA KEMAL ATATURK<br />
On a day of 1881, a male child was born in a pink house located at the district of Ahmet Subaşı, city of Salonika, which is inside Greek boundaries today.</p>
<p>Father Ali Rıza whispered the name of the child to his ear. &#8220;MUSTAFA.&#8221; </p>
<p>Before Mustafa ,Zübeyde Hanım and Ali Rıza Bey had three children named Fatma,Ömer and Ahmet. When Mustafa was born none of those children were alive. </p>
<p>Mother Zübeyde Hanım was a pretty Turkmen woman strictly devoted to religious beliefs.The ancestors of Zübeyde Hanım were known as a branch of Turkmen tribe. They immigrated from Anatolia to Rumelia during the conquest of Rumelia by the Ottomans and settled in Sarıgöl subdistrict located west of the Vodina district in west Makedonia. It is thought that this tribe came there from Konya or Aydın provinces of Anatolia. </p>
<p>Father Ali Rıza was a resident of Salonika and his father was Ahmet Efendi .His uncle Hafız Ahmet Efendi, a teacher in the district school, was nicknamed as &#8220;Red Hafız Efendi&#8221; because of his red beard. </p>
<p>At the time, Father Ali Rıza was working as a customs officer. Later, he quit and established a partnership with a timber trader Cafer Efendi. He was also involved with brine trading for some time. Ali Rıza passed away at the young age of 47. What were left from Ali Rıza Bey to Zübeyde was two mecidiyes (40 kuruş) idow salary,7 year old Mustafa and his sister Makbule.<br />
SCHOOL YEARS</p>
<p>Mustafa started school while his father was still alive. Ali Rıza Bey&#8217;s desire was to send Mustafa to the newly-opened Şemsi Efendi school so that he would get a contemporary education although Zübeyde Hanım wanted him to attend a traditional school where mostly prayers and hymns were taught. This caused arguments inside the family and eventually a concensus was reached. Mustafa put on his brand new clothes , grabbed his embroidered bag with the Holy Koran inside and started the traditional school, following his mother&#8217;s wish, with a traditional ceremony accompanied with prayers and hymns. However, just a few days later, he changed his mind and started Şemsi Efendi school. </p>
<p>In this way, he managed to make both Zübeyde Hanım and Ali Rıza Bey happy. Mustafa Kemal had to be indebted to his father for it was him who opened his son&#8217;s path with modern and contemporary ideas. However, unfortunately Ali Rıza Bey would not be able to see the success of his son Mustafa &#8220;RISING OVER ANATOLIA LIKE THE SUN.&#8221;</p>
<p>Ali Rıza Bey&#8217;s death in the November of 1893 due to apparent economical inconveniences made it impossible for the remaining family members to live in Salonika. Thus, Zübeyde Hanım went to Rapla farm by Langaza near Salonika where her mother Ayşe Hanım&#8217;s stepbrother Hüseyin Ağa was working as the steward. Hüseyin Ağa took good care of Zübeyde Hanım and the children but Mustafa did not want to stay in the farm for a long time. </p>
<p>HIS AMBITION WAS TO GET A GOOD EDUCATION AND BE A GREAT MAN</p>
<p>A decision was made to return to Salonika where Mustafa began to attend a secondary civil servant school. However, things were not fine. One day, he was severely punished by his teacher &#8220;Kaymak Hafız Efendi&#8221; for he had quarreled with one of his classmates. He was also in a continuous disagreement with one of the other teachers &#8220;Copur Hafız Nuri Efendi&#8221;. All these events drove him to extreme furiosity and made him quit the school. This event was one of the milestones in his life. He made the decision to choose his real place: the Military.<br />
MILITARY LIFE</p>
<p>It is not possible to think the armed forcess and the nation as seperate. When the nation falled into trouble, the armed forces assisted the state and the nation.<br />
The armed forces always have been one of the foundation stones for the state and the nation in the history of the Turks.<br />
After a short time(1893) Mustafa Kemal enrolled to military middle school, he provided acceptance of himself to his friends and teacher. He was clever, hard working and dignifed. Especially, in the field of Mathematics he was unique. All of his teacher were appreciating him. He had a special positon from view of his Mathematics teacher. Lietunant Commander amazed with his student&#8217;s abilities, characher and diligence.<br />
One day, Lietunant Commander teacher Mustafa spoke to Mustafa quoting.<br />
My son, we both have the same name. As, there should be a difference, let your name Mustafa Kemal, from now on. Years later one more name granted to him. The namer this time is high Turkish Nation. His beloved saviour surnamed as ATATÜRK. Mustafa Kemal enrolled Manastır Military senior high school in 1896. He enrois to war academy at Istanbul on 13 March 1899 and while graduating from there on 10 February 1902 he is a glittering lieutanant. While Mustaf Kemal leaving the war academy with a saber which was a rememberance from his father, all the years in backward passed front of his eyes, like 27 May 1938 one Friday night, the memories were passing front of the his eyes which are looking into darkness while he is farewelling Ankara for the last time. With one difference, in first time the shining eyes were looking to future with hope and desire, second time with peace of the human being, who conducted his obligations but in grief. Right now, he was graduating from War Academy by enrolling military in accordance to his desires since his childhood. Now the time has arrived for him. He kissed his mother&#8217;s hand and received her blessing. While Mustafa Kemal was in civil servant school, her mother Zübeyde Hanım, married with a person whose name is Ragıp Efendi. In first days Mustafa Kemal could not accept this marrige and went Rukiye Hanım&#8217;s house who was his distant relative, leaving mother&#8217;s house. His such feelings continue till he determines that his step father is nice and innocent man. The reason of his dissapointment against the her mother probably is because of her mother&#8217;s marrige without prior information to himself of great loyality to his father Ali Rıza Bey, maybe waves of rebellion generating from his soul. Whatever the conditions was at that time, in time good relations estabished with his step father. Mustafa Kemal who graduated from War Academy with a very succesful degree, detached to staff officer class. After completing succesfully three year of staff officer education he graduated from Istanbul War Academy on 11 Jan 1905 with o rank of Staff Captain. Same day, he wrote back of the photo following words which he sent to his mother. &#8220;DO YOU REMEMBER MOTHER I TOLD YOU TO WAIT AND SHALL BECOME. HERE IS FIRST STEP. Mustafa Kemal&#8221; THE SITUATION OF THE COUNTRY When Mustafa Kemal has graduated from the War Academy, the country was in miserable state. Poems of Namık Kemal was circulating like a sad song in elvery patriot&#8217;s tongue who loved his country and nation. &#8220;Enemy leaned his dagger against the Nations Breast, it is said nobody exist to save his dark fortune&#8221; In order to free the country from this situation Mustafa Kemal established an assocation an Damascus named &#8220;Country and freedom&#8221;. Intended to spread this assocation but, was not able to find and adaquate environment at Damascus. Yafa, Jerusalem, Beirut. In order to spread this assocation he tried to be assigned to the Third Army located at Macedonia. Mustafa Kemal assigned to the Third Army on 30 September 1907 which had the responsibility of Balkans regoin. Major Enver was also in this army and both were meeting and chatting frequently, at Salonika. As much as Mustafa Kemal was bodness and talkative Enver was slient and introvert, as much as Mustafa Kemal is relastic while Enver was in romance. Enver dreams, Mustafa Kemal puts forward solutions and proposals even he make assignments amoungts his friends but these assignments were not result of a fancy mind, result of his plans relevant to future. Sample: In a cold 1908 winter night, in a small coffe-house at Salonika which illuminated with dim lights he was busy making assignments while assigning one of his friends as primeminister and other minister, his one best friends of childhood Nuri (Conker) asked. -Okey Kemal, what you&#8217;ll be at that time? The answer was such short and clear which nobody expecting ever. -I&#8217;ll be the one assigning you to those slots. 23 July 1908 revolution was clearing the path of leadership for Enver. He promoted within a very short time and awarded with rank of general in 1913. Revolution of 23 July 1908 was a revolution of &#8220;Young Turks&#8221; and Young Officers. It was a rebellion rather than a revolution. 23 July 1908 revolution, had no effect over the essentials and core of states establishment and system. Ottoman and Sultanade was on protection every one of it&#8217;s establishment. Mustafa Kemal&#8217;s promotion to general rank of a period involved with merciless struggies and victories gained at Çanakkale, Anafartalar, Dumlupınar, Kocatepe. This maybe was the biggest difference between Enver Pasha and Mustafa Kemal Pasha. This two idealist invidual organised a big resistence movement against Italians at Tripoli in 1911. After Balkan war broke out they returned to Istanbul. When war finished, while Enver Pasha continuing his duty in Army, Mustafa Kemal assigned to Sofia as military attache. He remained there till the first World War began. At the time war begins he applied for a duty in battlefield but not accepted. Later on (2 February 1915) assigned as commander of newly established 19th division located at Tekirdağ. Mustafa Kemal organized his division in a short time and passed to maydos. 15 February 1915 is the date Çanakkale battles begin. Since first days Mustafa Kemal is right inside the battle with the forces he command. The enemy powers who attacks with their full power lost the sea battle on 18 March 1915. But, the Alied forces desire ro reach to Istanbul attempting to test their chance from ground. On 25 April 1915 morning a grief case happens. Ottoman grovernment and their general staff did not think about an offensive Through field which will originate from Aegan sea and Gelibolu direction. Also they are not prepared for such a case. But, Mustafa Kemal estimated that enemy may begin a landing compain from Arıburnu which has a dead location, and moved 57th regiment to Kocaçimen point which under his command. When Mustafa Kemal arrives to Conkbayırı he sees that the soldiers of 27th division are retraiting towards Conkbayırı, he cuts them in front and asks -Where are you going? -Enemy have arrived. -Where? Retreating soldiers point the peak height of 261. As reality enemy was approaching to hill without any barrier at front of them. There were nobody with Mustafa Kemal except two officer and few of retraiting soldiers. His regiment is still at Kocaçimen. Immediately takes over the command and orders. -No way to retreat from enemy. -We do not have ammunition. -You have bayonets which is more powerful tahn ammunition. -Bayonets on attack! Immediate after the voices of ALLAH, ALLAH scatters all over the lowland. Now the heroic Turkish soldier fighting throat to throat. As a result of this struggle amount of time was gained and 57th regiment reached to battle field. At 10 o&#8217;clock morning honorable 57th regiment again beings a new raid upon Mustafa Kemal&#8217;s following order. &#8220;I AM NOT ORDERING TO YOU ATTACK BUT TO DIE. WITHIN THE TIME TILL WE DIE ANOTHER FORCES AND COMMANDERS CAN TAKE OVER OUR PLACE.. AHEAD!&#8221; The war was won by Turkish army. But 57th regiment complately martyred. On 1th June 1925 Mustafa Kemal promoted to full Colonel. Despite this defeat. Allied forces landed to Anafartalar 6/7 August evening again. Fierce battles began. Mustafa Kemal who took pver command of newly established Anafartalar Group caoused heavy losses to enemy during the battles on 10 August. He prevented the enemy&#8217;s settlement on soil, at Conkbayırı. English forces commander Hamilton writes the following lines in his book named &#8220;Gelibolu Battles&#8221; &#8220;TURKS REALLY FOUGHT BRAVELY WITH SCREAMS OF ALLAH, ALLAH. THERE IS NO WAY TO TELL THIS WAR WITH WORDS&#8221; Despite repeated blows, English forces could not pass the defence lines established by honorable Mehmetçik and unique commander Mustafa Kemal and failing to pass through Çanakkale strait. They began to retreat from Çanakkale on 20 December 1915. English author Alan Moorhead describes this retrait in his book named &#8220;Gelibolu&#8221;as follows. &#8220;That young and genius Turkish chief &#8216;s presence over there is the one of most grief blows of history for Allied forces.&#8221; At Çanakkale, while we lost 251309 Mehmetçik , British and Anzac forces suffered 205000 while Frenc suffler 47000 losses. Mustafa Kemal, assigned as XVI army&#8217;s commander in chief based at Edirne, after he returned to Istanbul upon conclusion of Çanakkale battles. (11 March 1916). After performing this duty for a short time assigned to a new army called II. nd Army upon advance of Russian Army till Erzurum. Mustafa Kemal took cammand of XVI army on 26 March 1916 after his arrivel to Diyarbakır on 16 March 1916. Mustafa Kemal promoted to Rank of General on 1 April 1916. Let&#8217;s have look briefly to a matter relevant to this promotion. After Çanakkale victory Mustafa Kemal&#8217;s promotion to General rank was considered something sure. But, despite weeks passed, no news came from Istanbul. At last, while Mustafa Kemal&#8217;s promotion begin negotiated at headquartes of Union and development session under chairmanship of Talat Pasha, Enver Pasha walks in the room, after realizing the discussion subject he takes out one sheet paper from his pocket and speaks to attendants: &#8220;You do not know Mustafa Kemal, he is never satisfied with any rank, becomes a General than he wants to be three star general, than wants to be a four star general. Becomes four star general than he wants to be a field marshall.&#8221; In later years, when these discussions were passed to Mustafa Kemal he quoted. &#8220;I never thought, Enver could be such clever and future sighted man&#8221; Mustafa Kemal promoted to Genaral rank on 1 April 1916, and as commander of XVI corps comes under II. Army he won two big victory against Russians in Muş and Bitlis. Than assigned as deputy commander of II. Army. Here, he had chance to work closely with colonel Ismet (İnönü) bey, whom he knew from the Thesalloniki and Army staff scholl. (23 May 1916) Mustafa Kemal prepared a report relevent to conditions of Army and submitted this to deputy of Commander In Chief of Army and government. The ideas in the report not accepted by Deputy commander Enver Pasha. Due to this event he resigned from his duty and returned to Istanbul. While he was in Istanbul, preparations were going ahead to send heir of thone Vahdettin to Germany in return of German Emperor&#8217;s visit to Istanbul. During this, it is decided that Mustafa Kemal should accompany Vahdettin. After return from Germany Mustafa Kemal got sick from his kidney&#8217;s. In 1918 months of June and July he was under treatment at Vienna , Karbad. During this V.Mehmet died and prince Vahdettin succeeded him. Mustafa Kemal returned to Istanbul and payed a visit to Sultan Vahdettin 5.08.1918 he found to know closely during Germany visit explaining to him the simuation of country clearly and the required actions and closed his conversation with follo wing words. &#8220;Immediately take over the Commander of Chief of Armed Forces. Do not assing an attorney but a chief af Armed forces as principal. Before anything establish your domination and possesorship over the Armed Forces.&#8221; Sultan Vahdettin asked: -Are there any other commanders in the Army thinks like you ? -Yes there any Upon this asnwer Vahdettin rolls his eyes right to left. Answers &#8220;Let us think about this.&#8221; After this meeting Mustafa Kemal talks two more time Sultan Vahdettin but gains no result. After third negotiation, he wrote following to his diary book. &#8220;There cross got out under armpit of a man who we knew him as Haji. Now it is time to look for something different but without frighten anybody in as out season.&#8221; Following this event, Mustafa Kemal assigned to Syria as commander of VII army on 7 August 1918 by order of Sultan. Is the purpose of this assignment to award Mustafa Kemal or take him away from Istanbul ? The days in ahead would reveal this. Let us point as event Mustafa Kemal lived. Mustafa Kemal, receiving his assigment order, lfts the room. In the hallway some German officers and Balkan wars veterans were chatting. He heard: &#8220;These Turkish sorders of no use, They are like flocks of animals. They only know to run away. God may not cause anybody to be commander of such spiritless flock&#8230;. Mustafa Kemal approaches to them. Gazez his eyes which are full of flames over these multi star generals with anger than speaks: &#8220;Because of that brave Turkish Soldier you are freely walking into this place which into you imitated as animal flock shortly before . What a pitty, that BRAVE TURKISH SOLDIER sacrified his life for you at Arıburnu, Gelibolu, Conkbayırı, Çanakkale. Otherwise today you would be saluting to English and French officers. Turkish soldier will reveal in a short time what he is and you are.&#8221; One of the multi star general&#8217;s who do not know Mustafa Kemal asks to one of the general nearby to him -Who is this ? -MUSTAFA KEMAL PASHA. Mustafa Kemal immediately lefts Istanbul and after a very troubled trip arrives to Syrian front. Ismet(Inönü) bey and Ali Fuat(Cebesoy) were also here. In order to gain victory these three big commander performed a superhuman action with Turkish soldiers at Syrian front in Damascus, Saria Valley , Aleppo, Riyad. But this time enemy was not consist of only English and French troops. So called Mohammedan Arab sheiks and amir&#8217;s were joined to Allien forces. The amir of Hicaz was thristy for Turkish blood. Turkish army was surrounded from all directions and forces to retreat. IV th Army was surrended and complately dispersed. But still, the Army under command of Mustafa Kemal retreated till today&#8217;s Syrian border on dates of 25/26 October 1918 without suffering from important losses. The war was almost over. Ottoman Empire signed Armistice of Mondros with severe terms, on 30 October 1918. Same day, Mustafa Kemal took over the command of Thunderbolt Armies Group from Liman Von Sanders at Adana. The mondros armistice signed by Rauf(Orbay) bey, on 30 October 1918 was a document of shame and Disgrace. With this document, statement of reasons had been prepared to submit Anatolia which is under Turkish regin for hundred years, to French, English, Italians and Greks. Also, this armistice, caused Mustafa Kemal&#8217;s born like a sun from Samsun to asve his country and nation. As a man who do not run by conditions but shapes the conditions Mustafa Kemal will never accept this armistise which is full of unclear statements. After defeat of Ottoman Empire, and execuation of Mondros armistise, various minorities inside the Ottoman soil raised against empire. The people consistof Christans and Islams living together since hundred years peasefully became enemies of each other. The Pontus Greeks settled in Karadeniz region began to action to establish their state which demolished by Fatih Sultan Mehmet. They organised rebel groups and began to attack Turkish villages threating Turkish residents life and possession. While the fact was this, the high comission of English army was telling that the life of Christans are under threat in Karadeniz region and troops may sent and region should be invaded. To investigate the English accusations it was decided to send person there in order to investigate how true are English allegations and take counter measures. For this duty, MUstafa Kemal Pasha sent to SAMSUN as IX th army inspector whose political past was clear and not involved with &#8220;Ittihat&#8221; movement. While passing from Haydarpasa to across side when he arrived to Istanbul on 13 November 1918 his ship have to pass through Allied forces navy, and told his aide-de-camp Cevat Abbas &#8220;They&#8217;ll go back like the way they came&#8221; and while he is in Istanbul, performed every possible effort to put this idea into live. But, while time passes, he saw that there was no way to save country from Istanbul. He was searchin the chances step to Anatolia. When duty of IX Army Inspector offered to him, did not hesitate. 16 May 1919 day, when he landed Samsun on 19 May 1919 in twillight the plan of how his Nation will be liberated was ready in his mind. While advancing on waters of Bosphours on board worn out Bandırma vessel with few of his patriotic friends Mustafa Kemal quoted while he was looking with sorrow to the enemy warships directed their guns to Dolmabahce place. &#8220;THAT IS IT, THEY ONLY LEAN TO POWER OF WEAPON, STEEL AND IRON. THE ONLY THING THEY KNOW IS MATERIAL. THEY CAN NOT UNDERSTAND THE POWER OF ONES WHO ARE DETERMINED TO DIE FOR LIBERTY. WE ARE NOT CARRYING TO ANATOLIA NEITHER WEAPON NOR AMMUNITON. WE ARE CARRYING IDEAL AND FAITH.&#8221; LANDING TO SAMSUN Mustafa Kemal Pasha who stopped on hazy morning of 19 May 1919 at 7:00 passes his comments relevant to that date in &#8220;Speech&#8221; as follows; I landed at Samsun on the 19 May 1919. this was the situation. &#8220;The group of Powers which included the Ottman Government had been defated. The Ottaman Army had been crushed on every front. An Armistice had been signed under severe conditions. The prolongation of the Great War had left the people exhausted and impoverished. Those who had driven the people and the country into the World War had fied and now cared for nothing but their own safety. Vahdettin, the degenerate occupant of the throne and the Caliphate, was seeking for some despicable way to save his person and his throne, the only objects of his anxiety. The cabinet of which Damat Ferit Pasha was the head, was weak and lacked dignity and courage. It was subservient to the will of the Sultan alone and agreed to every proposal that could protect its members and their sovereing. The army had been deprived of their arms and ammuition, and this state of affairs continued. The Entente Powers did not condiser it necessary to recpect the terms of the armistice. On various pretexts, their meof-war and troops remained at Istanbul. The Vilayet of Adana was occupied by the French, Urfa, Maraş, Antep by the English. In Antalya and Konya were the Itallians, whilst at Merzifon and Samsun were English troops. Foreign officiers and officials and their special agents were very active every where. At last, on the 14th May, that is to say, four days before the following account of events begins, the Greek Army, with the consent of the Entente Powers had landed at IZMIR. Christian elements were also at work all over the country, either openly or in secret trying to realize their own particular ambitions and therebly hasten the breakdown of the State. Mustafa Kemal was contuining in his speech quoting. Morally and materially, the enemy Powers were openly attacking the Ottoman Empire and the country itself. they were determined to disintegrate and annihilite both. The Padisah-Caliph had one sole anxiety-namely to save his own life and comfort. The members of the government had the same feeling. Without being aware of it, the nation had no longer any one to lead it, but lived in darkness and uncertainly, waiting to see what would happen. Those who began undestand clearly the terrors and extent of the catastrophe were seeking some means wherebly to save the country, each guided by the circumstances that surrounded him and the sentiments that inspired him. The Army existed merely in name. The Commanders and other officers were still suffering from the exhaustion resulting from the war. Their hearts were bleeding on account of the threatened dismemberment of their country. Standing on the brink of the dark abyss which gawned before their eyes, they racked their brains to discover a way out of the danger. Here I must add and explain a very important point. The Nation nd the Army had no suspicion at all of the Padisah-Caliph&#8217;s treachery. On the Contrary, on account of religious and traditional ties handed down for centuries they remained loyal to the throne and it&#8217;s occupant. Seeking for means of salvation under the influence of this tradition, the security of the Caliphate and Sultanate concerned them far more than their own safety. That the country could possibly be saved without a Caliph and without a Padisah was an idea too impossible for them to comprehend. And woe to those who ventured to think otherwise! They would immediately have been loked down upon as men without faith and without patriotism and such would hab,ve been scorned. I must mention another point here. In seeking ways to save the situation it was considered to be specially important to avoid irritating the Great Powers-England, France and Italy. The idea that it was impossible to fight even one these Powers had taken root in the mind of nearly everbody. Consuquently, to think of doing so and thus bring on another war after the Ottoman Empire, all-powerful Germany and Austria-Hungary together had been defeated and crushed would have been looked upon as sheer madness. Not only the mass of the people thought in his strain, but those also who must be regarded as their chosen leaders shared the same opinion. Therefore, two basis would not be in consideration while seaching a path for salvation, first will be no hostile attitude agains allied forces and second to be royal to Padisah and caliphate diligently will be a basic term. Now, Gentlemen I will ask ask you what desicion could have been arrived, at under such circumstances for salvation. Whose existence was it essential to save ? And with whose help ? And how. Therefore, what could be a serious and correct resolution ? IN THESE CIRRUMSTANCES, ONE RESOLUTION ALONE WAS POSSIBLE, NAMELY ,TO CREATE. NEW TURKISH STATE, THE SOVEREIGNITY AND INDEPENDENCE OF WHICH WOULD BE UNRESERVEDLY RECOGNISED. This was the resolution we adopted before we left Istanbul and which we began to put into execution immediately after we set foot on Anatolia soil at Samsun. These were the most logical and most powerful arguments in support of his resolution. The main point was that, the Turkish nation should live in honour and dignity. Such a condition could only be attained by coplete independence . NO MATTER HOW WEALTHY AND PROSPEROUS A NATION IS , IF IT IS DEPRIVED OF ITS INDEPENDENCE IT NO LONGER IT NO LONGER DESERVES TO REGARDED OTHERWISW THAN AS A SLAVE IN THE EYES OF CIVILISED WORLD. To accept the protectorate of a foreign power is to admit lack of all human qualities, weakness and incipacity. Indeed, it is impossible to envisage people who have not been humilated willingiy accept a foreign master. BUT THE TURKISH BOTH DIGNIFIED AND PROUD; HE IS ALSO CAPABLE AND TALENTED. SUCH A NATION WOULD PREFER TO PERISH RATHER THAN SUBJECT IYSELF TI THE LIFE OF A SLAVE. THEREFORE, INDEPENDENCE OR DEATH ! This was the rallying cry of all those who honestly desired to save their country. Let us suppose for a moment that in trying to accomplish this we had failed. What would have been the result ? Slavery ! In that case, would not the consequence have been same if we had submitted to the other proposals ? Mustafa Kemal quoted in his speech following ; But with this difference, that a nation that defies death in its struggle for indepence, drives comfort from the thought that it had resolved to make every sacrifice compatible with human dignity. There is no doubt, whatever that in the eyes of both friend and foe throughout the world its position is more respected than would be that of a craven and degraded nation capable of surrendering itself to the yoke of slavery. Moreover, to labor for the maintenance of the Ottoman dynasty and its sovereign would have been to inflict the greatest harm upon the Turkish nation, for it is independence could have been secured at the price of every possible sacrifice, it could not have been regarded as secure so long as the Sultanate existed. How could it be deemed permissable that a crowd of madmen, united by neither a moral nor a spiritual bond to the country or the nation as a whole could still be trusted, to protect the independence and the dignity of the nation and State ? As for the Caliphate, it could only have been a laughing-stock in the eyes of the civilised world, enjoying the blessings of science. As a result Mustafa Kemal was telling that. As you see in order to carry out our resolution, questions had to be dealt with the nation had hitherto known practically nothing. It was imperative that questions which were considered dangerous to discuss publicly be discussed openly. We were compelled to rebel against the Ottoman Goverment against the Padişah, against the Caliph of all the Mohammedans, and we had to bring the whole nation and army into state of rebellion. Mustafa Kemal who landed to Samsun on 19 May 1919, arrives to havza on 25 May 1919 continuing to work till 12 June, same day passed to Amasya and on 21 June 1919 &#8220;Amasya circular&#8221;had been signed. But, the works Mustafa Kemal Pasha performing for nation and country deteeted by Istanbul and efforts not pleased Istanbul government and English forces. Mustafa Kemal Pasha arrived to Sivas on 27 June 1919 and welcomed with compassion and enthusiasm. Same time, Malatyagoverner Ali Galip who came to Sivas ordered Mustafa Kemal&#8217;s arrest in accordance with the instructions recevied from Istanbul. But the majority of the meeters were the soldiers who fought at Arıburnu, Anafartalar, Çanakkale under wounded an than discharged, command of Mustafa Kemal. Was it possible to arrest Mustafa Kemal while he was amoungst these patriots?</p>
<p>1. Republicanism<br />
2. Nationalism<br />
3. Populism<br />
4. State Control<br />
5. Secularism<br />
6. Progressivism<br />
In contemporary terms, these can be classified as:<br />
1. Individual freedom and national sovereignty<br />
2. Accepting guidance of science and wisdom for all activities of state</p>
<p>Atatürk quoted this as &#8221; My Heritage&#8221;<br />
It shouldn&#8217;t be forgotten that the basis of all progressivism included in the Republic regime is the &#8216;Principle of Secularism.&#8217; As usual there is no basis to talk about Republicanism amongst a society ruled by traditions as well as progressivism and secularism.<br />
REPUBLICANISM<br />
In western languages this term is used to define the rule of a nation by itself. The following two points are really important in Republican regimes.<br />
a) The Rulers<br />
b) The Ruled<br />
The main point is that both of these groups must have honesty. In a republican regime, honesty is of crucial importance for both sides, and the relations of both sides with each other is very important. In this way, the republic will defend itself against interior and exterior dangers with tight measures limited with the principles of the republican regime. This frame must not be overrun. Otherwise a gap between the republic and the nation will occur. The biggest sufferer in this case will be the Republic itself. For this reason a republican regime has to be smart at all times. Freedom and its applications are limited with the rules of democracy in the countries that adopt this system. Nobody has unlimited rights in republics ruled by democracy. The regimes ruled with non-limited rights and laws cannot be classified as democracy or Republic. In democracy and democratic republican rights of the public and individual freedoms are limited with laws and their borders are marked with justice.<br />
After all these explanations let&#8217;s have a look at Atatürk&#8217;s understandings of the Republic and State. The points that Atatürk mentioned about the republic about three quarters of a century ago are still the targets in some western countries. Atatürk was not only a well-informed soldier and a future-sighted statesman but also a real thinker. He not only generated ideas but also realized them showing the path of salvation and independence to Third World countries. Had he not placed his ideas on a scientific basis would they still remain contemporary after so many years? If the name of Atatürk circulates in many countries seeking liberty the reason must be searched for.<br />
How did Atatürk prepare the infra-structure of the republic which was proclaimed on October 29, 1923?<br />
The Republic should be based on secular principles. There was no room for Caliphate or its remains, and the new state of Republic should be protected by a just law system. The young generation of the republic would be trained by the broad-minded instructors who were aware of the value of independence and freedom but not by the dark-minded people expelled from the borders.<br />
Everything remaining from empire era out of logic would be demolished and foundations of the republic would be based on positive sciences. Atatürk was aware of the fact that the republic could not proceed only by austerity measures, and the events that took place later confirmed how future-sighted Atatürk was. Atatürk, who pointed out that a population without knowledge and consciousness may not have the right to be a nation, calculated that a nation would possess rights and laws in a ratio based on the level of his consciousness.That is why he cherished culture and training, and defined that culture was the basic essential of a republic. according to Atatürk, it is not enough to protect a republic. It must be deserved! Education is the key element for this. The young generations given a contemporary education may calculate the value of this necessity. For this reason victories achieved by means of sword must be replaced with cultural victories. </p>
<p>NATIONALISM<br />
Turkish people were changed to a nation from being a religious community by Atatürk. Atatürk&#8217;s confidence in the Nation was unlimited. He defended the idea that every revolution would be achieved with the Nation but not despite the Nation. His belief was that every novelty would exist eternally only if it adapted by the Nation. He kept repeating that whoever identified himself as a &#8220;Turk&#8221; within the boundaries of the country represented the &#8220;Turkish Nation&#8221; and that the Nation would be called so.<br />
SOVEREIGNITY WILL UNCONDITIONALLY BELONG TO THE NATION<br />
No power, external or internal strength would be able to confiscate this from the hands of the Nation. The nation would be educated to sacrifice their lives when necessary.<br />
POPULISM<br />
Based on a society without class!<br />
STATE CONTROL<br />
This term was cleared by Ataturk as follows: &#8220;The state rule which we follow is based on individual diligence and efforts but at the same time on the subjects relevantly tied up to high and public advantages of the nation. Especially in economic fields practically state should be involved to overview economic measures. These two terms of Populism and State Control equals today&#8217;s terminology of Social Justiceand State which are terms many of today&#8217;s modern democracies are based on.<br />
SECULARISM<br />
The term defined as the seperation of religious affairs and state work is a non-reversible point of Turkish revolution and the requirements of being a democracy. After this brief definition, let&#8217;s point out to Atatürk&#8217;s ideas relevant to religion and science. His ideas about religion were not too different from a noble and sincere member of the religious organisation. He was never an opponent of religion. He believed that religion was necessary for the public but he was against the replacement of law, logic, mentality with religion. He was opposed to merchants of religion, fundamentalists and those who wanted to rule the public with superstitions. Religion was a holy concept to be kept in the one&#8217;s conscience. Setting off with these ideas,<br />
on January 31, 1923 he said the following:<br />
&#8220;Our religion is a most natural and logical one and it is for this reason that it is the last of religions. In order for a religion to be natural it must co-exist with science, knowledge and logic. Our religion completely complies with these prerequisites. Above, we defined that secularity is the seperation of State and religious affairs but this does not mean that everybody can do everything about religion without the interference of the State. Moreover, State power may be used for any belief system. In this case the freedom of conscience will be obliterated for believers and non-believers.&#8221;<br />
Atatürk was aware of the very big problems to be eliminated in order to flee from being an undeveloped society. For him, every contemporary attempt had to include the principle of secularism. Sultanate, caliphate, sharia, religious education and capitulations had to be obliterated. The ideas people create relevant to themselves and their environment are partially in the form of BELİEF and partially KNOWLEDGE.<br />
PROGRESSIVISM<br />
According to Atatürk&#8217;s idea of progressivism it is necessary to walk on a path illuminated with the light of science. </p>
<p>ATATURK&#8217;s Address to the Youth<br />
Turkish Youth!<br />
Your first duty is to forever preserve and defend Turkish Independence and Turkish Republic.<br />
This is the very foundation of your existence and your future. This foundation is your most precious treasure. In the future, too, there may be malevolent people at home and abroad, who will wish to deprive you of this treasure. If some day you are compelled to defend your independence and your Republic, you will not think about the possibilities and circumstances of the situation you are in. These possibilities and circumstances may be extremely unfavorable. The enemies conspiring against your independence and your Republic may have behind them a victory unprecedented in the annals of the world. It may be that, by violence and ruse, all the fortresses of your beloved fatherland may have been captured, all its shipyards occupied, all its armies dispersed and every corner of the country invaded. And sadder and graver than all these circumstances, those who are in power within the country may be in error or misguide and they may even be traitors. Furthermore, they may identify personal interests with the political designs of the invaders. The country may be impoverished, ruined and exhausted .<br />
Youth of Türkiye&#8217;s future!<br />
Even in such circumstances, it is your duty to save Turkish Independence and Republic.<br />
You will find the strength you need in your noble blood.<br />
Gazi Mustafa Kemal Atatürk<br />
Ankara, October 20, 1927</p>
<p>	   Ed.Gürkan GERGİN</p>
<p>                         Teaching Grammar in Situational Contexts<br />
	Situation or Context	Points of Grammar<br />
Follow a recipe or instructions from a boxed cake mix to bake a cake.	Imperative verb form<br />
Present continuous tense</p>
<p>Give directions to another person to get to a store, the post office, or a bank using a map.	Present tense<br />
Non-referential it</p>
<p>Discuss plans for a class field trip to the zoo.	Future tense<br />
If-clauses<br />
Conditional tense</p>
<p>Describe a past vacation, weekend, etc.</p>
<p>	Simple past tense<br />
Question formation<br />
Forms of verb to do<br />
Word order in negation</p>
<p>Role play a shopping trip to buy a gift for a family member or friend.	May, might<br />
Collective nouns and quantifiers (any, some, several, etc.)<br />
Indirect object</p>
<p>Answer information questions: Name, address, phone number, etc.	Present tense of verb to be<br />
Possessive adjectives</p>
<p>Tell someone how to find an object in your kitchen.	Locative prepositions<br />
Modal verbs (can, may, should)</p>
<p>Fill out a medical history form. Then role play a medical interview on a visit with a new doctor.	Present perfect tense<br />
Present perfect progressive</p>
<p>Make a daily weather report	Non-referential it<br />
Forms of verb to be<br />
Idiomatic expressions</p>
<p>Report daily schedules of people (in the class, buses in the city, airline schedules, trains, etc.)	Habitual present<br />
Personal pronouns<br />
Demonstrative adjectives</p>
<p>Extend an invitation over the telephone to someone to come to a party	Would like…Object-Verb word order<br />
Interrogative pronouns</p>
<p>Explain rules and regulations to someone, i.e. rules for the school cafeteria; doctor’s instructions to a sick patient	Modal verbs: Can, must, should, ought to<br />
Adverbs of time &#038; frequency</p>
<p>Report a historical or actual past event and discuss conditions under which a different outcome might have resulted	Past conditional and past perfect tenses<br />
If clauses<br />
React to the burglary of your house or apartment in the presence of another person upon discovery (active voice) and in making a police report (passive voice)	Present perfect tense<br />
Contrast between active and passive voice<br />
Direct and indirect object<br />
USEFUL LINKS<br />
ALL THE SUPPORT YOU NEED…..<br />
•	www.longman-elt.com<br />
•	www.longmanwebdict.com<br />
•	www.penguinreaders.com<br />
•	www.pingu-longman.com<br />
•	www.longman-elt.com/Snapshot<br />
•	www.longman-elt.com/cuttingedge<br />
•	www.longman.com/sidebyside<br />
•	www.longman-elt.com/gold<br />
•	www.penguinenglish.com<br />
•	longman.turkey@pearsoned-ema.com<br />
•	longman.antalya@pearsoned-ema.com<br />
•	longmanant@superonline.com<br />
•	ukavraal@usa.net</p>
<p>GATEWAY SITES AND RESOURCES: </p>
<p>•	BBC World Service: http://www.bbc.co.uk/worldservice/learningenglish<br />
           Learning English<br />
•	CELIA: http://latrobe.edu.au/www/education/celia/celia.html<br />
•	The Comenius Group: http://www.comenius.com<br />
•	Dave Sperling’s ESL Cafe: http://www.eslcafe.com<br />
•	Dictionary.com: http://www.dictionary.com<br />
•	Digital Education Center: http://www.edunet.com<br />
•	ERIC Database: http://ericie.syr.edu<br />
•	ESL Homepage: http://deil.lang.uiuc.edu<br />
•	Frizzy University Network: http://thecity.sfsu.edu/~funweb<br />
•	The Global Schoolhouse: http://www.gsh.org<br />
•	HUT – Ruth Vilmi: http://www.hut.fi/~rvilmi<br />
•	IATEFL Electronic Job Shop: http://www.jobs.edunet.com/iatefl<br />
•	Linguistic Funland: http://www.linguistic-funland.conm<br />
•	My Virtual Reference Desk: http://www.refdesk.com<br />
•	NLP Information: http://www.nlpinfo.com<br />
•	Plumb Design Visual Thesaurus: http://www.plumbdesign.com/thesaurus<br />
•	Volterre: http://www.wfi.fr/volterre</p>
<p>PROFESSIONAL ASSOCIATIONS:</p>
<p>•	IATEFL: http://www.iatefl.org<br />
•	JALT: http://www.jalt.org<br />
•	TESOL: http://www.tesol.edu</p>
<p>JOURNALS AND NEWSLETTERS ONLINE:</p>
<p>•	ELT News &#038; Views: http://www.eltnewsandviews.com.ar<br />
•	Internet TESL Journal: http://www.aitech.ac.jp/~iteslj<br />
•	JALT CALL: http://jaltcall.org/cjo<br />
•	The Language Teacher Online: http://langue.hyper.chubu.ac.jp/jalt/pub/tlt<br />
•	TESL-EJ: http://www.writing.berkeley.edu/TESL-EJ<br />
•	TESOL Journal/Quarterly: http://www.ncbe.gwu.edu/miscpubs/tesol<br />
•	TESOL Matters: http://www.tesol.edu/pubss/magz/tmcurrent.html</p>
<p>MOOs:</p>
<p>•	Connections MOO: http://web.new.ufl.edu/~tari/connections<br />
•	SchMOOze University: http://schmooze.hunter.cuny.edu:8888</p>
<p>SITES WITH POTENTIAL FOR LANGUAGE ACTIVITIES<br />
•	IT’s Magazine online: http://ist-online.com<br />
•	Jeopardy one of many games http://station.sony.com/jeopardy<br />
that may help practice<br />
question forms<br />
•	Teen Advice online  http://www.teenadvice.org</p>
<p>SITES WITH POTENTIAL FOR READING ACTIVITIES<br />
•	Alexandria Digital:  http://www.alexit.com<br />
•	CraYon:Create your own newspaper: http://crayon.net<br />
•	Electronic newsstand:Directory of magazines: http://www.enews.com<br />
•	The case weekly lesson plans: http://thecase.com<br />
•	Yahoo! Headlines :today’s news: http://headlines.yahooo.com</p>
<p>SITES WITH POTENTIAL SPEAKING ACTIVITIES<br />
•	Learn2.com:FYI site online tutorials: http://www.learn2.com<br />
•	Web museum: http://sunsite.doc.ic.ac.uk/wm/</p>
<p>SITES WITH POTENTIAL WRITING ACTIVITIES</p>
<p>•	Classroom Connect: http://www.classroom.com<br />
•	Electronic postcards  http://www.corbis.com<br />
•	The online writing lab: http://owl.wsu.edu<br />
•	Reviews of Internet: http://hut.fi/-rvilmi</p>
<p>SITES WITH POTENTIAL LISTENING ACTIVITIES<br />
•	The Academy Awards: http://www.oscar.com<br />
•	BBC:News channel site: http://www.bbc.co.uk<br />
•	CNN.News channel site: http://www.cnn.com<br />
•	The International Lyrics Server: http://www.lyrics.ch<br />
•	Timecast:listing of live Real player: http://timecast.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/ingilizce-ders-notlari-ve-linkler.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>20010 Kpss  Hazırlık İngilizce Soru Ve Açıklamaları</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/20010-kpss-hazirlik-ingilizce-soru-ve-aciklamalari.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/20010-kpss-hazirlik-ingilizce-soru-ve-aciklamalari.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 06:43:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Ingilizce]]></category>
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[C3]]></category>
		<category><![CDATA[C5]]></category>
		<category><![CDATA[Health Problems]]></category>
		<category><![CDATA[Industrial Plants]]></category>
		<category><![CDATA[Interest Rates]]></category>
		<category><![CDATA[Kolay]]></category>
		<category><![CDATA[Magnitude]]></category>
		<category><![CDATA[Recession]]></category>
		<category><![CDATA[Rejection]]></category>
		<category><![CDATA[Reputable Firm]]></category>
		<category><![CDATA[sabit]]></category>
		<category><![CDATA[Six Months]]></category>
		<category><![CDATA[Steady B]]></category>
		<category><![CDATA[Taxation]]></category>
		<category><![CDATA[Uygun]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11798</guid>
		<description><![CDATA[1. – 12. sorularda, cümlede boş bırakılan yerlere uygun düşen sözcük ya da ifadeyi bulunuz? 1. I find it hard to believe that such a highly reputable firm could engage in a &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. of this magnitude. a. recession b. rejection c. deception d. taxation e. component (Cevap C) Doğru cevap hile, düzen anlamına gelen (c) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1. – 12. sorularda, cümlede boş  bırakılan yerlere uygun düşen sözcük ya da ifadeyi bulunuz?</p>
<p>1. I find it hard to believe that such a highly reputable firm could engage in a &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. of this magnitude.<br />
a. recession<br />
b. rejection<br />
c. deception<br />
d. taxation<br />
e. component</p>
<p>(Cevap C) Doğru cevap hile, düzen anlamına gelen (c)  şıkkıdır. Cümlenin Türkçe karşılığına baktığımızda “Bu kadar iyi tanınan bir şirketin bu derece büyük bir … yaptığına inanmak çok zor.” cümlesini en uygun tamamlayacak sözcüğün (a) şıkkındaki gerileme, (b) şıkkındaki reddetme, (d) şıkkındaki vergilendirme ve (e) şıkkındaki unsur, eleman anlamına gelen sözcüklerinin değil hile, düzenbazlık anlamına gelen deception kelimesinin olduğunu görmekteyiz.<br />
<span id="more-11798"></span><br />
2. We have to face that there has been a statistically &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. increase in health problems among people living near these industrial plants.</p>
<p>a. selective<br />
b. stationary<br />
c. significant<br />
d. elusive<br />
e. reluctant</p>
<p>(Cevap C) Doğru cevap önemli, mühim anlamına gelen (c)  şıkkıdır. Diğer  şıklarda yer alan selective: seçici, stationary: sabit, durağan, elusive:kolay bulunmaz, reluctant: isteksiz sözcükleri cümlenin anlamına uymamaktadır.</p>
<p>3. Interest rates have hardly changed at all over the last six months, and I think they will continue to remain &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>a. steady<br />
b. unpredictable<br />
c. disturbing<br />
d. worthless<br />
e. irrelevant</p>
<p>(Cevap A) Doğru cevap sabit anlamına gelen steady klimesidir. Cümlenin Türkçe karşılığına baktığımızda “Faiz oranları son altı ayda çok fazla değişmedi, bence faiz oranları &#8212; kalmaya devam edecek.” anlamına geldiğini görmekteyiz. Dolayısıyla tahmin edilemez anlamına gelen unpredictable, rahatsız edici anlamına gelen disturbing, değmez, değersiz anlamına gelen worhless, ve ilgisiz, alakasız anlamına gelen irrelevant soru cümlesinde yer alan boşluğu doldurmak için uygun sözcükler değildir.</p>
<p>4. Import controls impose limitations on the quantitiy or value of goods, which are &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. to enter a country.</p>
<p>a. persuaded<br />
b. afforded<br />
c. levied<br />
d. allowed<br />
e. succeeded</p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap (d)  şıkkıdır. Cümlenin Türkçe karşılığına baktığımızda “ithalat kontrolları ülkeye &#8212;&#8211; olan malların miktar ve değeri üzerine kısıtlamalar getirmektedir.” Ifadesini en uygun tamlamlayan sözcüğün passive yapıda bulunan izin vermek yani allowed olduğunu görmektedir. Persuade:ikna etmek, afford:satın almaya gücü yetmek, levy:zorla toplamak ve succeed: başarmak, izlemek anlamlarına geldikleri için<br />
soru cümlesindeki boşluğa uygun ifadeler değildir.</p>
<p>5. It really is a first class product, so now it’s up to the advertising department to &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. an effecitve way of launching it onto the market.</p>
<p>a. put up with<br />
b. take after<br />
c. keep up<br />
d. pull through<br />
e. come up with</p>
<p>(Cevap E) Doğru cevap öne sürmek, ortaya çıkmak, ortaya atmak anlamına gelen (e)  şıkkıdır. Soru cümlesinin Türkçe karşılığına baktığımızda “Bu, gerçekten birinci sınıf bir ürün, bu nedenle ürünün piyasaya etkili bir şekilde &#8212;- için reklam bölümünün çalışması gerekmektedir.” Anlamına geldiğini görmekteyiz. Put up with:tahammül etmek, take after:benzemek; yolunu tutmak, keep up:geri kalmamak ve pull through:paçayı kurtarmak anlamına geldikleri için cümlede yer alan boşluğa uygun gelmemektedir.</p>
<p>6. According to a leading article in one of today’s newspapers, a group of foreign businessmen are planning to &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; a new project in the region.</p>
<p>a. break into<br />
b. bring up<br />
c. set up<br />
d. run up<br />
e. clear out</p>
<p>(Cevap C) Doğru cevap (c)  şıkkıdır. Break into:zorla girmek, bring up:yetiştirmek, büyütmek, run up:birikmek, artmak ve clear out:çekilip gitmek, boş altıp temizlemek anlamlarına geldiği için cümledeki boşluğa uygun düşmemektedir. Set up:kurmak, tesis etmek anlamına geldiği için cümleyi en iyi tamamlayan  şık (c)  şıkkıdır.</p>
<p>7. If only he &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; the courage to tell the truth at the beginning, we &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; this long and most<br />
unpleasant trial.</p>
<p>a. will have had / will be spared<br />
b. has had / had been spared<br />
c. was having / were being spared<br />
d. had had / would have been spared<br />
e. would have had / will have spared</p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap tense yapısı olarak cümleyi en iyi tamamladığıiçin (d)  şıkkıdır. Past Perfect + would+present perfect yapısı doğru yapı formasyonudur.</p>
<p>8. If you didn’t like the scheme, you &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; so.</p>
<p>a. will say<br />
b. should have said<br />
c. needn’t say<br />
d. had said<br />
e. must have said</p>
<p>(Cevap B) Doğru cevap (b)  şıkkıdır. Cümle yapısına baktığımızda cümlenin past tense ile başladığını görüyoruz. Dolayısıyla takip eden cümlenin de past tense olması gerekmektedir. (a) şıkkı future tense olduğu için, (c) ve (d)  şıkları gramer olarak yanlış olduğu için eleyebiliriz. Geriye kalan (b) ve (e)  şıklarına baktığımızda must yapısı zorunluluk belirttiği için cümleye uygun düşmemektedir. Should yapısı tavsiye, önerme anlamı içerdiği için cümleyi en iyi tamamlayan  şıktır.</p>
<p>9. Because of ever–increasing demands &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; wood, the forest ecosystems of the world are<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; great risk.</p>
<p>a. for / at<br />
b. from / by<br />
c. to / of<br />
d. in / through<br />
e. over / with</p>
<p>(Cevap A) Doğru cevap (a)  şıkkıdır. Risk kelimesi önüne “at” preposition’ını aaldığı için ve sadece (a) şıkkında ikinci bölümde bu edat yer aaldığı için doğru cevap (a)  şıkkıdır.</p>
<p>10. Even the coordinator was surprised that they were able to complete the project on time &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. the unfavorable weather conditions.</p>
<p>a. apart from<br />
b. due to<br />
c. except for<br />
d. in conjunction with<br />
e. in spite of</p>
<p>(Cevap E) Doğru cevap “-e/a rağmen” anlamına gelen in spite of’tur. Diğer  şıklarda yer alan apart from:e/a’dan başka, due to:dolayısıyla, yüzünden, except for:dışında ve in conjunction with:ile başlantılı olarak bağlaçları cümlenin yapısına uymamaktadır.</p>
<p>11. inflation continues but, hopefully, the economic situation is &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. serious now &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. it was at the beginning of the year.</p>
<p>a. less / than<br />
b. as / as<br />
c. as much / as<br />
d. too / that<br />
e. so / such</p>
<p>(Cevap A) Doğru cevap (a)  şıkkıdır. Bu cümlede comparative yani karşılaştırmalı iki cümle bulunmaktadır. Cümlenin anlamına baktığımızda cümlenin ikinci bölümünde olumlu bir anlam yaratmamız gerektiği için ve cümle hopefully:inşallah kelimesi ile başladığıiçin comparative yapı olan less/than yapısı doğru  şıktır.</p>
<p>12. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. time and effort are scarce resources, a barter economy is wasteful.</p>
<p>a. However<br />
b. As<br />
c. Although<br />
d. Hence<br />
e. Nevertheless</p>
<p>(Cevap B) Doğru cevap (b)  şıkkıdır. Cümlenin Türkçe karşılığına baktığımızda “Zaman ve çaba zor bulunan kaynaklar &#8212;-, takas ekonomisi müsrifliktir.” Anlamına geldiğini görmekteyiz. (b) şıkkında yer alan “since” ile aynı anlama gelen ”as” “-diği için” anlamına geldiği cümleyi en iyi şekilde tamamlamaktadır. However: ancak, Although: -diği halde, Hence: bu nedenle ve Nevertheless: yine de anlamına geldikleri için soru cümlesinin anlamına uygun düşmemektedirler.</p>
<p>13. – 18. sorularda, verilen cümleyi uygun şekilde tamamlayan ifadeyi bulunuz.</p>
<p>13. None of the world’s industrial and social problems will ever be solved &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>a. though the numbers of grossly underprivileged people continued to grow<br />
b. until its importance had been recognized by industrial leaders<br />
c. as if selfishness were not an anti – social attitude<br />
d. unless man makes a determined effort to do so<br />
e. so long as the issue was regarded with indifference</p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap (d)  şıkkıdır. Soru cümlesi future passive olduğu için İngilizce cümle yapısına uygunluğu açısından takip eden cümlenin diğer  şıklarda olduğu gibi past tense olmaması gerekmektedir. (d) şıkkında doğru cümle formasyonu olan future tense + geniş zaman yapısı kullanılmıştır.</p>
<p>14. Firearms and drugs are apparently the only articles &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>a. that customs officers are really looking out for<br />
b. he hadn’t tried to smuggle into the country<br />
c. that they make a man so rich so quickly<br />
d. being so dangerous he won’t touch them<br />
e. so that dogs could be trained to detect them</p>
<p>(Cevap A) Doğru cevap (a)  şıkkıdır. Soru cümlesinin Türkçe anlamına baktığımızda “Ateşli silahlar ve uyuşturucu maddeler &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- en önemli parçalardır” cümlesini anlam ve gramer olarak en iyi<br />
tamamlayan cümle “gümrük görevlilerinin gerçekten aradığı” anlamınına gelen (a)  şıkkıdır.</p>
<p>15. Highly specialized workers do not have the wide industrial training &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>a. through this had been characteristic of the small, family business<br />
b. that has enabled them to move from one job to another<br />
c. which would make them adaptable to changes in the techniques of production<br />
d. of which the motor car industry is a characteristic example<br />
e. as the invention of new machines makes such skills obsolete</p>
<p>(Cevap C) Doğru cevap (c)  şıkkıdır. Soru cümlesine baktığımızda “Konularında uzman işçiler yeterli endüstriyel eğitime sahip değildir.” cümlesini en iyi tamamlayan cümle “onları üretim teknikleri konusundaki değişikliklere adapte edebilecek” anlamına gelen ve birinci cümleye which ile başlanan (c)  şıkkıdır.</p>
<p>16. Since Italy still remained a predominantly agricultural country &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>a. cereals no longer consitute the most important crop group<br />
b. rural overpopulation became a major problem<br />
c. about one – seventh of the whole wheat area is in Sicily<br />
d. citrus fruits are grown mainly in the south<br />
e. poor pasture suitable for sheep characterizes the North</p>
<p>(Cevap B) Doğru cevap (b)  şıkkıdır. Soru cümlesinin Türkçe karşılığına baktığımızda “ İtalya ağırlıklı olarak bir tarım ülkesi olarak kaldığı için…” anlamına geldiğini görmekteyiz. Bu ifadeyi en doğru şekilde tamamlayan cümle “kırsal alandaki aşırı nüfus artışı çok önemli bir problem olarak ortaya çıktı.” Anlamına gelen (b)  şıkkıdır.</p>
<p>17. If we want to ensure that the social security system continues, &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
a. the workers had been expecting higher wages<br />
b. the social security system should have realized that trouble lay ahead<br />
c. then new legal measures will have to be brought into force<br />
d. there are far too many new immigrants entering the countury<br />
e. the personnel might have worked harder to increase production</p>
<p>(Cevap C) Doğru cevap (c)  şıkkıdır. Soru cümlesinin Türkçe anlamına baktığımızda “Sosyal güvenlik sisteminin devam etmesini garanti altına almak istiyorsak” cümlesini en iyi tamamlayan cümlenin “yeni yasal önlemlerin yasalaştırılması gerekmektedir.” tümcesi olduğunu görmekteyiz.</p>
<p>18. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. whether there really is any correlation between high mortality rates and high poverty rates.</p>
<p>a. The research team found it difficult to establish<br />
b. It doesn’t seem at all likely<br />
c. The issue has given rise to much lively discussion<br />
d. At present there is absolutely no sign of agrement<br />
e. many people feel less confident than formerly</p>
<p>(Cevap A) Doğru cevap (a)  şıkkıdır. Whether ile başlanan ikinci cümlenin anlamına baktığımızda “yüksek ölüm oranları ve yüksek fakirlik oranları arasında gerçekten bir başlantı olup olmadığı” anlamını ana cümle olarak en iyi “Aaraştırma ekibi belirlemede zorlandı.” Tümcesinin uyduğunu görmekteyiz. Bu tür soru cümlelerinde<br />
bize verilen cümlenin anlamını en iyi şekilde anlayabilmeliyiz ki tamamlayacak cümlenin ona gramer ve<br />
anlam olarak en iyi ne şekilde uyabileceğini  şıklardan çıkarabilelim.</p>
<p>19. – 24. sorularda, verilen İngilizce cümlenin anlamca en yakın Türkçe dengini bulunuz.</p>
<p>19. The granting of long – term credits and the undertaking of long – term investments overseas are less risky when there is some confidence in the stability of the exchange rate.</p>
<p>a. Uzun vadeli krediler verme ve denizaşırı ülkelerde uzun vadeli yatırımlar üstlenmenin daha az risk taşıması, döviz kurlarındaki istikrara olan güvene bağlıdır.<br />
b. Döviz kurlarındaki istikrar, beraberinde uzun süreli krediler vermeyi ve denizaşırı ülkelerde uzun vadeli yatırımlar üstlenmeyi getirir.<br />
c. Döviz kurlarının dengeli olması, uzun vadeli krediler vermenin ve denizaşırı ülkelerde uzun vadeli yatırımlar üstlenmenin daha az riskli olduğunu gösterir.<br />
d. Uzun vadeli krediler verilmesi ve denizaşırı ülkelerde uzun vadeli istikrara güvenin artmasıyla çok daha az riskli bir hale gelir.<br />
e. Döviz kurlarındaki istikrara güven duyulduğu zaman, uzun vadeli kredilerin verilmesi ve deniz aşırı ülkelerdeki uzun vadeli yatırımların üstlenilmesi daha az risklidir.</p>
<p>(Cevap E) Doğru cevap (e)  şıkkıdır. Soru cümlesini bire bir Türkçe’ye çevirdiğimizde “Deniz aşırı ülkelerde uzun vadeli krediler vermek ve uzun vadeli anlaşmalar yapmak döviz kurunda istikrara güvenildiğinde daha az risklidir.” Yapısına en yakın anlama (e) şıkkı sahiptir.</p>
<p>20. In the 1970s, long before global warming debates began, a scientist named J.Mercer claimed that if global warming continued, the immense ice sheet covering western Antarctica could disintegrate.</p>
<p>a. Global ısınma tartışmaları başlamadan çok önce 1970’lerde, J.Mercer adlı bir bilim adamı eğer global ısınma devam ederse batı Antartika’yı kaplayan büyük buz tabakasının parçalanabileceğini iddia etti.<br />
b. Global ısınma tartışmalarıyla birlikte, batı Antartika’yı saran büyük buz tabakasının parçalanacağı iddiası bilim adamı j.Mercer tarafından 1970’lerde ortaya atıldı.<br />
c. J.Mercer adlı bir bilim adamı eğer global ısınma devam ederse batı Antartika’yı kaplayan büyük buz tabakasının 1970’lerde parçalanabileceğini global ısınma tartışmalarından çok önce iddia etmiştir.<br />
d. 1970’lerde başlayan global ısınma konusundaki tartışmalardan çok önce J.Mercer adlı bir bilim adamı global ısınma devam ederse, batı Antartika’yı çevreleyen dev buz tabakasının parçalanabileceğini iddia etti.<br />
e. J.Mercer adlı bir bilim adamının, global ısınma devam ettiği takdirde batı Antartika’yı saran devasa buz tabakasının parçalanacağı şeklindeki iddiası günümüzden çok önce, 1970’lerde çok tartışılmıştır.</p>
<p>(Cevap A) Doğru cevap (a)  şıkkıdır. Soru cümlesini bire bir Türkçe’ye çevirdiğimizde “Küresel ısınma tartışmaları başlamadan çok önce 1970’li yıllarda J.Mercer adında bir bilim adamı küresel ısınma devam ederse Batı Antartika’yı kaplayan büyük buz tabakasının parçalanabileceğini iddia etti.” cümlesine en yakın anlamın (a) şıkkında olduğunu görmekteyiz.</p>
<p>21. The most common environmental problems in developing countries are similar to those in developed<br />
countries, except that they are usually more severe.</p>
<p>a. Gelişmekte olan ülkelerde genellikle çok ciddi boyutlarda ortaya çıkan çevresel problemlere gelişmiş ülkelerde de rastlanır.<br />
b. Gelişmiş ülkelerde çevresel problemlere rastlansa da gelişmekte olan ülkelerde bunlar çok daha ciddi boyutlarda ortaya çıkar.<br />
c. Gelişmekte olan ülkelerde sık görülen çevresel problemler, daha az ciddi boyutlarda olmak üzere, gelişmiş olan ülkelerde de ortaya çıkabilir.<br />
d. Gelişmiş ülkelerin yanı sıra gelişmekte olan ülkelerde de sık rastlanan çevresel problemler, bu ülkelerde çoğunlukla çok daha ciddi boyutlardadır.<br />
e. Gelişmekte olan ülkelerde en sık rastlanan çevresel problemler, genellikle daha ciddi boyutlarda olmaları dışında, gelişmiş ülkelerdekilere benzerdir.</p>
<p>(Cevap E) Doğru cevap (e)  şıkkıdır. Soru cümlesinin bire bir Türkçe karşılığına baktığımızda &#8220;“Gelişmekte olan ülkelerde en sık rastlanan çevresel problemler genellikle daha ciddi boyutlarda olmalarına rağmen gelişmiş ülkelerdekilere benzemektedir.” Ifadesine en uygun olan  şık (e)  şıkkıdır.</p>
<p>22. People generally expect the state to reduce the inequalities in the distribution of income by levying<br />
higher rates of taxation on the higher income groups. </p>
<p>a. İnsanlar, genellikle devletin gelir dağilımındaki eğitsizliği gidermek için yüksek gelir gruplarından yüksek vergiler alması gerektiğini savunurlar.<br />
b. İnsanlar, genellikle, gelir dağilımındaki eğitsizliğin devletin yüksek gelir gruplarından daha yüksek vergiler almasıyla önlenebileceğini düğünürler.<br />
c. Devletin, yüksek gelir gruplarından yüksek vergi alarak gelir dağilımındaki adaletsizliği gidermesi genel olarak tüm insanların beklentisidir.<br />
d. İnsanlar genel olarak devletten yüksek gelir gruplarına yüksek vergi oranları koyarak gelir dağilımındaki eğitsizlikleri azaltmasını beklerler.<br />
e. İnsanlar çoğunlukla devletin yüksek gelir gruplarından en yüksek vergileri almasıyla gelir dağılımındaki eğitsizliklerin azalacağını düğünürler.</p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap (d)  şıkkıdır. Soru cümlesini bire bir Türkçe’ye çevirdiğimizde “İnsanlar genellikle devletten yüksek gelir gruplarına daya yüksek vergi oranları koyarak gelir dağilımdaki eğitsizliği azaltmalarını beklemektedir.” Cümlesine en uygun düşen anlam (d) şıkkında yer almaktadır.</p>
<p>23. The collapse of the World Trade Center towers started a new era in the planning, design, construction and use of skyscrapers throughout the world.</p>
<p>a. Bütün dünyada gökdelenlerin planlanması, tasarımı, inşası ve kullanımı konusunda yeni bir dönemin başlamasının nedeni Dünya Ticaret merkezi kulelerinin çöküşüdür.<br />
b. Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin çökmesi nedeniyle bütün dünyada başlayan yeni dönemde, gökdelenlerin planlanması, tasarımı, inşası ve kullanımı değişmiştir.<br />
c. Dünya Ticaret merkezi kulelerinin çökmesi bütün dünyada gökdelenlerin planlanması, tasarımı, inşası ve kullanımı konusunda yeni bir dönemi başlatmıştır.<br />
d. Dünya Ticaret merkezi kulelerinin çöküşünün ardından bütün dünyada gökdelenlerin planlanması ve tasarımı kadar inşası ve kullanımı konusunda da yeni bir dönem başlamıştır.<br />
e. Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin çökmesiyle birlikte başlayan yeni dönemde, gökdelenlerin planlanması, tasarımı, inşası ve kullanımı konusundaki yenilikler hız kazanmıştır.</p>
<p>(Cevap C) Doğru cevap (c)  şıkkıdır. Soru cümlesini Türkçe’ye çevirdiğimizde “Dünya Ticaret Merkezi Kulelerinin çöküşü bütün dünyada gökdelenlerin planlanması, tasarımı, inşası ve kullanımı konularında yeni bir dönem başlattı.” Anlamına en uygun (c) şıkkı denk gelmektedir.</p>
<p>24. Some basic problems are common to all societies no matter what level of economic development they have reached.</p>
<p>a. Temelde, ekonomik gelişme konusundaki bazı problemler bütün toplumlarda ortaktır.<br />
b. Ulaştıkları ekonomik gelişme düzeyleri ne olursa olsun, bazı temel sorunlar tüm toplumlarda ortaktır.<br />
c. Ekonomik gelişme düzeyleri ne olursa olsun, tüm toplumlarda bazı problemlerin temelde ortak olduğu bir gerçektir.<br />
d. Her toplumda ortak olan bazı temel problemler, toplumların ulaştıkları ekonomik gelişmişlik düzeyleriyle ilgili değildir.<br />
e. Ulaştıkları gelişme düzeyleri ne olursa olsun, bütün toplumlarda bazı temel ekonomik sorunlar vardır.</p>
<p>(Cevap B) Doğru cevap (b)  şıkkıdır. Soru cümlesinin bire bir çevirisi “Ulaştıkları ekonomik gelişme düzeyleri ne olursa olsun bazı temel problemler tüm toplumlarda ortak olarak bulunmaktadır.” Şeklinde olduğu için en yakın  şık (b)  şıkkıdır.</p>
<p>25. – 30. sorularda, verilen Türkçe cümlenin anlamca EN YAKIN İngilizce dengini bulunuz.</p>
<p>25. 1984’te İngiltere’den madencilerin grevi ile ekonomiye verilen zarar, sterlinin, Amerikan doları karşısındaki hızlı düşüşünün arkasındaki nedenlerden biriydi.</p>
<p>a. The miner’s strike of 1984 caused a great deal of damage to the British economy and contributed to the rapid fall of the pound against the American dollar.<br />
b. The miner’s strike of 1984 in Britain seriously damaged the economy and resulted in the rapid decline of the pound against the American dollar.<br />
c. The British economy was badly affected by the miner’s strike of 1984 and almost at once there began the swift decline of the pound against the American dollar.<br />
d. With the miner’s strike of 1984 the British economy went into a sharp decline and the pound fell fast against the American dolar.<br />
e. The damage inflicted on the economy by the miner’s strike in Britain, in 1984, was one of the causes behind the rapid, decline of the pound against the American dollar. </p>
<p>(Cevap E) Doğru cevap (e)  şıkkıdır. Diğer  şıklar da soru cümlesinin anlamına çok yakın olmalarına rağmen İngilizce cümle yapısına ve anlamına en uygun gelen  şık (e)  şıkkıdır.</p>
<p>26. Psikologlar ve diğer sosyal bilimciler, uzun yıllardan beri savaş, barış ve dünya istikrarının sorunlarıyla ilgilenmişlerdir.</p>
<p>a. For a long now, both psyychologists and social scientists have been dealing with the problems of war, peace and world stability.<br />
b. Over the years, psychologists and many social scientists have been concerned with problems of war, peace and stability all over the world.<br />
c. Psychologists and other social scienstists have, for many years, been interested in war, peace and problems of world stability.<br />
d. Psychologists and some social scientist, too, have for years been woeking on problems relating to war, peace and stabilty in the world.<br />
e. War, peace and stability are some of the problems, which psychologists and other social scientists have been involved in over the years.</p>
<p>(Cevap C) Doğru cevap (c)  şıkkıdır. Türkçe cümlenin anlamını ve vurgusunu en iyi şekilde veren  şık (c)  şıkkıdır. Bu tür sorularda dikkat etmemiz gereken nokta soru cümlesinin anlamını en iyi şekilde algılamak<br />
ve bu cümleyi İngilizce’de doğru vurgunun yani asıl vurgulanmak istenen cümle parçasının yerinde kullanılmasına dikkat ederek çevirmektir.</p>
<p>27. Bazı çevrecilere göre, her fabrika bir çevre kirliliği kaynağıdır ve bu kirliliğin insan sağlığı üzerinde zararlı etkisi olabilir.</p>
<p>a. According to most environmentalists, the fact that every factory pollutes the atmosphere and so causes ill health has to be recongnized.<br />
b. In the opinion of these environmentalists, all factories pollute the environment and so have a harmful<br />
effect upon human health.<br />
c. Environmentalists believe that factories cause environmental pollution, which has an adverse effect on human health.<br />
d. According to some environmentalists, every factory is a source of environmental pollution, and this can<br />
have an adverse effect on human health.<br />
e. The environmentalists argue that much ill healt is the result of environmental pollution, which is caused by factories.</p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap (d)  şıkkıdır. (a) şıkkı “çevrecilerin çoğuna göre”, (b) şıkkı “bu çevrecilere göre”, (c) ve (d)  şıkları “çevrecilere göre” ifadeleriyle başladıkları için soru cümlesinde yer alan “bazı çevreciler” yani “some environmentalists” ifadesini karşılamadıklarından yanlıştır.</p>
<p>28. Nüfusu hızla artan ve dolayısıyla genç nüfusa sahip bir ülke, büyük bir olasılıkla değişime daha yatkın olacaktır.</p>
<p>a. A country with a rapidly growing population, and hence a young one, will most probably be more adaptable to<br />
change.<br />
b. This country has a rapidly growing population, which means a young one, so it should adapt easily to change.<br />
c. If a country has a rapidly growing population and therefore a young one, it will usually adapt esaily to cahange.<br />
d. A rapidly growing population means a young population, and this makes a countury adaptable to change.<br />
e. A country that is adaptable to change will probably have a rapidly growing and therefore a young population.</p>
<p>(Cevap A) Doğru cevap (a)  şıkkıdır. Soru cümlesini en iyi şekilde ifade eden İngilizce cümle (a) şıkkında yer almaktadır. (b) şıkkında “bu ülke”, (c) şıkkında “eğer bir ülke” ile başlayan ifadeler yanlıştır. (d) şıkkında cümle vurgusu değiştirilmiş, (e) şıkkında ise cümlenin anlamı tamamen değiştirilmiştir.</p>
<p>29. Talebi, arzı ve ikisi arasındaki ilişkiyi anlamak gerçek anlamda, bütün ekonomiyi anlamak için gereklidir.</p>
<p>a. One can only understand economics when one has mastered virtually everything about demand and supply<br />
and the relations between the two.<br />
b. An understanding of demand, supply and the relationship between the two is necessary for the understanding of virtually all economics.<br />
c. It is necessary to understand what demand is, what suply is and how the two relate, before one can understand almost anything about economics.<br />
d. To understand almost anything about economics, it is necessary to know something about demand and supply, and how these two relate.<br />
e. In order to understand economics, one needs to know what is meant by demand and supply, and how these effectively interrelate.</p>
<p>(Cevap B) Doğru cevap (b)  şıkkıdır. Soru cümlesindeki Türkçe ifadeyi en iyi şekilde (b) şıkkı karşılamaktadır. Diğer cümlelerde vurgu başka tarafa kaymış ve Türkçe cümlede asıl üzerinde durulan anlamdan uzaklaşılmıştır.</p>
<p>30. Dilbilimde evrensel devrim yapmış olan 74 yaşındaki Noam Chomsky, Amerikan medyasının da en sağlam eleştirmenidir. </p>
<p>a. The most reliable critic of the American media is the 74 – year – old Noam Chomsky who was responsible for a worldwide revolution in linguistics.<br />
b. At the age of 74 Noam Chomsky, who is the leading critic of the Ameican media, started a universal revolution in linguistics.<br />
c. The 74 – year – old Noam Chomsky, who brought about a universal revolution in linguistics, is also the soundest critic of the American media.<br />
d. The worldwide revolution in linguistics was brought about by the 74 – year – old Noam Chomsky, who is the earnest critict of the American media.<br />
e. Noam Chomsky was responsible for the universal revolution in linguistics for which he was several criticized by the American media when he was 74 years old.</p>
<p>(Cevap C) Doğru cevap (c)  şıkkıdır. Soru cümlesini İngilizce’de en iyi ifade eden ve cümle vurgusunu en iyi şekilde veren  şık (c)  şıkkıdır. Cümleye başka bir açıdan bakarsak “en sağlam eleştirmen” ifadesinin karşılığı<br />
D şıkkında yer alan “the soundest critic” şeklindedir. Oysa bu ifadenin karşılığı (a) şıkkında “en güvenilir = the<br />
most reliable”, (b) şıkkında “önde gelen= the leading critic”, (d) şıkkında “en kararlı=the earnest critict” biçiminde İngilizce’ye aktarılmıştır. (e) şıkkında ise cümlenin anlamından tamamen uzaklaşılarak Noam Chomsky’nin Amerikan medyası tarafından eleştirildiği şeklinde yanlış bir ifadeye yer verilmiştir. </p>
<p>31. – 35. sorularda, parçada boş  bırakılan yere uygun düşen cümleyi bulunuz.</p>
<p>31. In France, the position of illegitimate children was very unsatisfactory during the ancient regime.<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. . If they died without leaving descendants, their property was taken over by the king. The<br />
revolution, however, improved their position. </p>
<p>a. In fact, adoption was almost unknown during the time of the ancien regime<br />
b. A law of 1792 dstroyed all differences between legitimate and illegitimate children as to succession.<br />
c. Recognition by the father was completely voluntary; no compulsion could be exercised upon him<br />
d. They had no right of succession to the belongings of their parents, nor could they receive them as a gift<br />
e. The duties of the guardian in French law are not limited, as they are in English law, to custody and education.</p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap (d)  şıkkıdır. Cümlenin Türkçe karşılığına baktığımızda “Fransa’da gayri meşru  çocukların durumu eski rejim sırasında pek iyi sayılmazdı…….. Torunlarına bir şey bırakmadan öldüklerinde mallarına kral tarafından el koyuluyordu. Ancak yapılan devrim ile birlikte durumları düzeltildi.” ifadesinde<br />
yer alan boşluğu en iyi dolduran şıkkın (d) şıkkı olduğunu görüyoruz. Bu tür sorularda dikkat etmemiz gereken<br />
boşluk olarak verilen cümleden önceki ve sonraki ifaleri net bir şekilde anlamaktır. Ancak bu şekilde paragrafta boş  bırakılan yere anlam bütünlüğü açısından hangi cümlenin uygun düşeceği bulunabilir.</p>
<p>32. The materials used for the walls of houses vary according to what is available. The traditional wall in many parts of Europe is of brick or stone, but house walls are made of wood. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. In tropical cuntries wall of bamboo covered with raffia suffice, while in the arctic the Eskimo builds the walls of his igloo frozen snow.</p>
<p>a. These latter range from the ornamental chalets of Switzerland to the plain log cabins of the Canadian backwoods<br />
b. If the soil is clay, special care has to be taken with the foundations<br />
c. Even so, the floors and the staircases may also be made of world<br />
d. Of course, some people prefer stone houses and these also have certain advantages; in the summer, for instance, they usually remain cool<br />
e. Another problem arises if the building site has a heavy clay soil </p>
<p>(Cevap A) Doğru cevap (a)  şıkkıdır. (a) şıkkında metinde yer alan evlerin ve duvarların yapımında kullanılan malzeme çeşidinden bahsedilirken diğer  şıklarda kişilerin tercihlerinden, toprak kullanımından, merdiven yapımında kullanılan malzemelerden bahsedilerek konu dığına çıkılmıştır.</p>
<p>33. The main environmental problems of livestock production are the result of overgrazing. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. . Desertification in arid regions can be a serious result.</p>
<p>a. Poultry may be regarded as environmentally beneficial and generally do not complate with crop production.<br />
b. Overgrazing damages vegatation and can, by removing the plant protection of the soil, accelerate erosion<br />
c. New strategies are being developed to optimise livestock production within the limits of the range’s carrying capacity<br />
d. Meat production is the least efficient way to meet human protein needs<br />
e. Appropriate densities of cattle in combination with sheep end goats mean that more effective use of pasture land can be achieved </p>
<p>(Cevap B) Doğru cevap (b)  şıkkıdır. Soru cümlesinin Türke karşılığına baktığımızda “Çiftlik hayvanları üretiminde karşılaşılan en büyük çevresel problemler çok otlamaktan kaynaklanmaktadır…….. Çorak bölgelerde meydana gelebilecek çölleşme ciddi bir soun yaratabilir.” ifadesini görmekteyiz. Her iki cümlenin de anlamına en yakın ifadeyi sağlayan  şık (b)  şıkkıdır.</p>
<p>34. The economic life of the early American colonists was essentially agricultural. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; . The<br />
remainder were fur traders fishermen craftsmen and professional people. But, any of these were also likely to be engaged in farming.</p>
<p>a. However, there was not really a sufficiently large market for the agricultural produce of the area<br />
b. Nevertheless, many of the farm in the country were quite small.<br />
c. ındeed the colonial farmers in Amierca used the same farming technigues as were being used in England<br />
d. Even so, the main part of the work on the farm was carried out by the owner and his family<br />
e. In fact, more than nine–tenths of the inhabitants were primarily engaged in agriculture </p>
<p>(Cevap E) Doğru cevap (e)  şıkkıdır. Soru cümlesinin Türkçe karşılığına bakalım: “ilk Amerikan sömürgelerinin ekonomik hayatı tarım üzerine kuruluydu……. Geriye kalanlar kürk tüccarları, balıkçılar ve zanaatçılar oluşturmaktaydı. Ancak bu kişiler de tarımla bir şekilde ilgilenmekteydiler.” Anlam bütünlüğünü sağlamak açısından cümledeki boşluğu en düzgün şekilde tamamlayan  şık “Aslında orada yaşayanların 9/10’u sadece<br />
tarımla uğraşıyordu.” (e)  şıkkıdır. </p>
<p>35. Regulations concerning the way a factory is run in England are detailed and exact. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. . Similarly, ıf a doctor treating a patient thinks he is suffering from an occupational disease such as lead posioning, he must notify the chief factory inspector. </p>
<p>a. An injured workman can thus sue his employer for the damage he has suffered<br />
b. An “accident” is usually defined as an unintended and unexpected occurence which produces hurt or loss<br />
c. Generally speaking, the Factories Acts aimed at preventing injury to workers in factories<br />
d. For instance, if an employee is involved in an accident, which disables him from working for three days, the factory inspector must be notified<br />
e. The factor inspector has very powers including the right of entry at any reasonable time, day or night  </p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap (d)  şıkkıdır. Soru cümlesinin Türkçe karşılığına bakalım: “ingiltere’de bir fabrikanın işletilmesi ile ilgili yönetmelikler çok detaylı ve kesindir…… Aynı şekilde, bir hastasını muayene eden doktor onun kurşun zehirlenmesi gibi bir iş hastalığına sahip olduğunu düğünürse fabrikanın baş müfettiğine<br />
haber vermelidir.” Boşluktan sonra gelen cümle “aynı şekilde” başlacı ile başladığı için bu üçüncü cümlede anlatılan konu ile ilgili en yakın cümleyi bulmamız gerekmektedir. Bu anlamı da (d) şıkkı bizlere sunmaktadır.</p>
<p>36. – 40. sorularda, cümleler sırasıyla okunduğunda anlam bütünlüğünü bozan cümleyi bulunuz.</p>
<p>36. (I) Frost occurs when the temperature of the ground or air falls below the frezing point of water. (II) In the former case it is known as a ground frost, in the later as an air frost. (III) Consequently, frost is less likely to form over wet ground than over dry. (IV) As regards distribution, frost generally persists throughout the year in polar regions. (V) Whereas in temperate latitudes, frost rarely occurs excpt in winter.</p>
<p>a. I<br />
b. II<br />
c. III<br />
d. IV<br />
e. V</p>
<p>(Cevap C) Doğru cevap (c)  şıkkıdır. Cümleleri numaralandırılmış bu paragraf sorusuna baktığımızda (c) şıkkının anlam bütünlüğünü bozduğunu görüyoruz. II. cümlede “ilk durum yer donması olarak bilinirken ikinci durum havanın donması olarak bilinmektedir.” ifadesi yer aaldığı için III. cümlenin de yakın anlama sahip olması gerekmektedir. Ancak III. Cümle “Sonuç olarak buzlanmanın ıslak zeminde oluşması çok kuru bir yerde oluşmasından daha az olasıdır.” anlamı ile kendisinden önceki ve sonraki cümleden uzaklaşmıştır.</p>
<p>37. (I) In Great Britain the position of the Home Secretary is an extremely important one and carries with it many functions. (II) Consequently, factory inspection and workmen’s compensation were transferred to other departmens. (III) Many of these are closely related to the maintenance of law and order. (IV) For instance the home Secretary is responsible for the control of immigration, the supervision of aliens and their naturalization of aliens supervises the arrangements for dealing with delinguent children and young adults. </p>
<p>a. I<br />
b. II<br />
c. III<br />
d. IV<br />
e. V </p>
<p>(Cevap B) Doğru cevap (b)  şıkkıdır. Paragrafta genel olarak anlatılan konu “Home Secretary&#8217;’in ne kadar önemli bir görev olduğu ve ne tür işler yaptığı iken II numaralı cümlede Home Secretary ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir cümle yer almaktadır.</p>
<p>38. (I) Whenever there is a serious depression, the unemployment problem becomes very urgent. (II) When unemployment is a worldwide phenemenon, the reason is almost invariably insufficent capital outlay. (III) Thus, the correct cure is normally to stimulate capital outlay throughout the world. (IV) If only one or two cuntries did so, this would only intensify their own balance of trade problem. (V) Unfortunately, few people realize that this is the appropriate remedy, so a concerted action of this kind is rarely taken. </p>
<p>a. I<br />
b. II<br />
c. III<br />
d. IV<br />
e. V</p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap (d)  şıkkıdır. Paragrafta anlatılmak istenen konu işsizliğin genellikle yetersiz sermaye harcanmasından kaynaklandığı ve bunu önlemek için yapılması gerekenlerdir. Ancak IV numaralı cümlede ülkelerin ticari denge problemlerinden bahsedilmektedir.</p>
<p>39. (I) Interest, as commonly understood, is the price paid for the use of Money during a period of time. (II) A Iender loses control over the money lent for the duration of the loan. (III) He will usually be unwilling to do this unless he gets in return something more than the mere repayment of this<br />
principal. (IV) Interest may be paid in periodic instalments, or it may be deferred until maturity. (V) This<br />
“something more” is interest. </p>
<p>a. I<br />
b. II<br />
c. III<br />
d. IV<br />
e. V</p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap (d)  şıkkıdır. Paragrafta genel olarak faizin ne olduğu ve neden gerekli olduğu anlatılmaktadır. Ancak IV numaralı cümlede faiz ödemelerinin nasıl yapılacağı anlatılmaktadır. Ayrıca V numaralı<br />
cümlede tırnak işareti içinde verilen “something more” tamlaması III. cümlede yer almıştır. Aynı şeyden bahsedildiğine göre III ve V numaralı cümlelerin peşpeşe gelmesi gerekmektedir.</p>
<p>40. (I) Water is absolutely vital for good crop and livestock production. (II) Severe soil erosion has been caused by the use of deep–ploughing machinery. (III) Even so, in Africa water conservation is still being<br />
practised on a relatively small scale. (IV) There nearly all the waters of the Nile are now utilized through the building of huge dams and the establishment of intricate systems of drainage canals.</p>
<p>a. I<br />
b. II<br />
c. III<br />
d. IV<br />
e. V </p>
<p>(Cevap B) Doğru cevap (b)  şıkkıdır. Paragrafta genel hatlarıyla sulamanın ürünler ve hayvan yetiştiriciliği üzerindeki önemi anlatılırken II numaralı cümlede sudan değil de toprak erozyonunun tarım makineleri<br />
kullanımından kaynaklandığı anlatılmaktadır. Dolayısıyla (b) şıkkı cümlenin anlam bütünlüğünü bozmaktadır.</p>
<p>41. – 44. sorularda, verilen duruma uygun düşen cümleyi bulunuz.</p>
<p>41. You have just read a report written by a fairly new and very nervous employee. As you expected, certain things will have to be changed, but before you go into details about them you want to let this person know that basically you are pleased with it. You say:</p>
<p>a. You’ll tell you where you went wrong so that the next report you write will be better.<br />
b. You must listen carefully now and make all the changes I want.<br />
c. I wish I could say this was satisfactory.<br />
d. You’re going to have to work a lot harder if you want to do this sort of work well.<br />
e. This is not bad at all. In fact, quite a good first effort.</p>
<p>(Cevap E) Doğru cevap (e)  şıkkıdır. Soru cümlesinin anlamına baktığımızda “Çok yeni ve sinirli bir çalışanın yazdığı bir raporu okudunuz. Beklediğiniz üzere, belirli şeylerin değiştirilmesi gerekiyor; ancak konu ile ilgili detaya girmeden önce bu kiğinin yaptığı işten genel anlamda memnun olduğunuz bilmesini istiyorsunuz.<br />
Ne dersiniz?” şeklinde bir durum görüyoruz. Bu duruma en uygun söylenebilecek söz (e) şıkkında yer alan “Hiç<br />
de kötü değil. Aslında ilk iş için oldukça iyi.” cümlesidir. </p>
<p>42. You are finding it rather difficult to interview someone who has applied for a position in the firm as his answers are very brief and reserved. You want him to expand one of his answers and to encourage him, you say:</p>
<p>a. Don’t give such short answers!<br />
b. Could you tell me a bit more about that?<br />
c. Are you always so reluctant to talk?<br />
d. What you say is quite appropriate.<br />
e. The position you have applied for requires more experience.</p>
<p>(Cevap B) Doğru cevap (b)  şıkkıdır. Soru cümlesinin anlamına göz attığımızda “Firmanıza iş müracaatında bulunan bir kişi çok kısa ve kapalı cevaplar verdiği için mülakatı sürdürmekte zorlanıyorsunuz. Cevaplarını detaylandırmasını istiyorsunuz. Onu cesaretlendirmek için ne dersiniz?” durumuyla karşılaşıyoruz. Mülakata<br />
gelen kişiyi cesaretlendirmek için söylenebilecek en uygun cümle (b) şıkkında yer alan “Bana bu konu ile ilgili<br />
daha ayrıntılı bilgi verebilir misiniz?” olmalıdır.</p>
<p>43. Someone you know, but not very closely, has come asking your advice on where to invest his money. You don’t regard yourself as an expert on these matters and don’t want to commit yourself by recommending anything specific. So you say: </p>
<p>a. My shares are doing very well at present, why don’t you buy the same?<br />
b. I’ll tahe you along to meet my bank manager and he’ll give you the best rates he can.<br />
c. The money market is so unreliable these days that I don’t want to say anything<br />
d. Let’s check the top two companies and get their shares<br />
e. Forget about investing it and enjoy it! Take a holiday in the Caribbean, for instance. </p>
<p>(Cevap C) Doğru cevap (c)  şıkkıdır. Soru cümlemizde “Çok yakınen tanımadığınız bir kişi parası ile nasıl bir yatırım yapması gerektiği konusunda sizin fikrinizi soruyor. Kendinizi bu gibi konularda uzman olarak görmediğiniz için bu tür bir konuda öneride bulunmak istemiyorsunuz. Bu durumda ne dersiniz?” şeklinde bir durum söz konusudur. Anlam bütünlüğü açısından en iyi tamamlayıcı cümle “Pazar bu aralar fazla güvenilir olmadığı için bu konuda bir şey söylemek istemiyorum.” anlamına gelen (c)  şıkkıdır. </p>
<p>44. A friend’s son who is at university has clearly been wasting his time there. The father is terribly angry and talking about taking him out of the university. You feel he should wait a little before taking such a drastic action. You say:</p>
<p>a. Don’t decide just yet. if you do, you’ll very likely regret it later.<br />
b. Have you talked to your son about this? Perhaps it wasn’t him who did it.<br />
c. I really think you are making a big mistake. So, if you take my advice, you’ll forget all about it.<br />
d. Tell him to come and see me. Perhaps he’ll listen to me.<br />
e. Are you quite sure that he’s really behaved as badly as you seem to think? If so, stop his allowance at once.</p>
<p>(Cevap A) Doğru cevap (a)  şıkkıdır. Soru cümlemizde “Bir arkadaşınızın oğlu görünüşe göre üniversitede vakit kaybediyor. Babası bu durum karşısında çok kızgın ve oğlunu üniversiteden alacağını söylüyor. Siz babanın böyle ciddi bir karar almadan önce biraz daha beklemesi gerektiğini düğünüyorsunuz. Ne dersiniz?” şeklinde bir durum söz konusudur. “Hemen karar verme. Yoksa ileride pişman olabilirsin.” anlamına gelen (a) şıkkı durum cümlemizi en iyi şekilde tamamlamaktadır.</p>
<p>45. – 48. sorularda, karşılıklı konuşmanın boş  bırakılan kısmında söylemiş olabilecek ifadeyi bulunuz.</p>
<p>45. Steven : Insurance companies never seem to go bankrupt. Why is this?<br />
Jack : Well, they don’t take riks.<br />
Steven : &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
Jack : No. Insurance companies work competitvely. The premiums are fixed on a statistical basis.</p>
<p>a. Do not risks increase with the number of people insured?<br />
b. But what if they miscalculate?<br />
c. You mean the premiums they ask are unnecessarly high?<br />
d. But a lot of people try to cheat the inusrance companies, don’t they?<br />
e. I suppose the real valvue of an insurance policy is that it gives one eace of mind!</p>
<p>(Cevap C) Doğru cevap (c)  şıkkıdır. Durumu Türkçeleştirirsek Steven: Nedense sigorta şirketleri pek iflas etmiyor. Neden acaba?”, Jack: “Aslında pek risk almıyorlar.” Steven:….., Jack: “Hayır. Sigorta şirketleri rekabete dayalı bir şekilde çalığıyor. Sigorta primleri istatistiksel temellere dayanmaktadır.” Jack son cümlede sigorta primleri hakkında konuştuğu ve Steven’ın söylediğine karşı çıktığı için doğru cevap (c)  şıkkıdır.</p>
<p>46. Frank : You sem a bit preoccupied. Is there something worrying you?<br />
Mark : Not really. The firm’s negotiating companies and I suppose it’s rather on my mind.<br />
Frank : &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
Mark : No, nothing like that. It’s just specialization and that particular company is rather outside our main concerns. </p>
<p>a. That’s hardly surprising, especially as it’s one of the bigger companies.<br />
b. That’s too bad. Have there been many offers for it?<br />
c. I can see it is. Still, try not to wory; we’re all having problems of this sort.<br />
d. That’s only natural. You’ll feel better when the deal is over.<br />
e. I’m sure it is. But why is it up for sale? Are profits down?</p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap (d)  şıkkıdır. Cümlelerin Türkçe karşılıklarına bakalım: Frank: Çok düğünceli  görünüyorsun. Canını sıkan bir şey mi var?”, Mark:” Yok aslında. Firmamız başka şirketlerle görüşüyor ve sanırım kafam bununla meşgul.”, Frank:”….”, Mark: “Hayır, öyle bir şey değil. Önemli olan uzmanlık ve o şirket<br />
buna pek uymuyor.” Frank’in “Bu çok doğal. Anlaşma yapıaldığında kendini daha iyi hissedeceksin” demesi gerekir ki Mark son cümlede bu teze karşı çıkıp diğer şirketin kendi firmasına uygun olmadığını ifade edebilsin.</p>
<p>47. Mary : That’s very clever advert for insurance!<br />
Jane : Why do you say that?<br />
Mary : &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
Jane : Yes, I see. They haven’t talked about them, but they have reminded us of them.</p>
<p>a. Well, they say they are not going to talk about floods and accidents because their aim is to give a sense of security<br />
b. It makes me eant to rush home to make sure that I’ve turned the gas off!<br />
c. Well, so many awful things do happen. You begin to feel that, by the law of averages, It’s going to be your turn next.<br />
d. Well, it’s bit subtler than some, but I’m not sure that everyone will understand it.<br />
e. It shows a nice sence of humour, and I always like that.</p>
<p>(Cevap A) Doğru cevap (a)  şıkkıdır. Türkçe karşılıklarına bir göz atalım. Mary:” Sigorta için çok akıllıca bir reklam.”, Jane:” Neden böyle düğünüyorsun?”, Mary:”…”, Jane: “ Evet, anladım. Onlar hakkında konuşmuyorlar, sadece bize onları hatırlatıyorlar.”. Mary’nin ara cümlede Jane’e “they” olarak konuştuğu şeyler hakkında açıklama yapması gerekiyor. Dolayısıyla “Sel felaketleri ve kazalar hakkında konuşmayacaklarını söylüyorlar çünkü bize güvende olduğumuz duygusunu vermek istiyırlar.” Şeklindeki (a) şıkkı bu diyaloğu en uygun<br />
şekilde tamamlamaktadır.</p>
<p>48. Judy : These signs, “Pay for it in instalments but get it for the money –down price”, make me very angry.<br />
Colin : Why? It’s just sales technigue.<br />
Judy : &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
Colin : Yes, I’m sure they do.</p>
<p>a. By the time you’ve paid for something,  it’s already old and you’re tired of it.<br />
b. But good sales technique doesn’t mean being dishonest, or does it?<br />
c. If you pay in instalments, you have to keep gimng back to the shop every month and that’s a nusiance.<br />
d. But it’s dishonest. If you say you’re going to pay in full there and then, they always bring the price down!<br />
e. Face it; it’s trick to get you back into the shop.</p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap (d)  şıkkıdır. Diyalogda Judy bazı reklamların kendisini rahatsız ettiğini söylerken Colin sebebini soruyor ve bunun sadece bir satış tekniği olduğunu söylüyor ve Judy’nin verdiği cevaba istinaden Judy’yi “Eminim, öyledir.” diyerek destekliyor. Colin son cümlesinde “I am sure, they do.” şeklinde bir<br />
ifade kullandığı için Judy’nin de paragrafta boş  bırakılan cümlede “they”e refer eden bir cümle kullanması<br />
gerekmektedir ki bu da (d) şıkkında mevcuttur.</p>
<p>49. – 51. soruları aşaşıdaki parçaya göre cevaplayınız. </p>
<p>Many cities in developing countries suffer from overcrowding and pollution far more than to those in the industrialized, developed parts of the world. Metropolitan authorities in developing countries must cope with environmental problems commonly associated with large human settlements – solid waste disposal, sewage<br />
treatment, and industrial pollution, as well as the sociocultural impact of overcrowding and congestion. If facilities for a safe water supply, sewage treatment and disposal, and collection and disposal of solid waste exist at<br />
all in such cities, the systems are often inadequate. In part, this is because developing countries lack the necessary financial resources to provide essential urban sevices. In addition, many cities grew up so quickly that there was little forethought or time to develop a rational urban plan to accommodate the vast influx of<br />
rural poor draw to the city.</p>
<p>49. It is pointed out in the passage that, wherever there are large human settlement, &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; .</p>
<p>a. there are people who complain about the inefficiency of the urban services<br />
b. there will be overcrowding and pollution of roughly the same intensity<br />
c. they will appear attractive to people in sparsely – populated rural areas<br />
d. the essential urban services are always insufficient even in developed countries<br />
e. there will be problems to solve, ranging from the physical and practical to the sociocultural</p>
<p>(Cevap E) Doğru cevap (e)  şıkkıdır. Paragrafı okuduğumuzda ana temanın gelişmekte olan ülkelerdeki aşırı nüfus artışının beraberinde getirdiği problemler olduğunu görmekteyiz. Soru cümlesinde yer alan “large human settlement”ın paragraftaki yerini bulduğumuzda zaten soruda bizden istenen bu aşırı nüfus artışının yol açtığı sorunların neler olduğunu görmekteyiz. Bu tür paragraf sorularında paragrafı okumadan önce soruları okumalıyız ki paragrafı okurken öncelikli olarak nerelere dikkat etmemiz gerektiğini önceden belirleyebilelim. Paragrafı okuyup soru bölümüne geçtiğimizde de çok genel bir soru sorulmadığıtaktirde soru cümlesinde geçen kelime veya tamlamaların paragraftaki yerini bularak doğru cevaba ulaşabiliriz.</p>
<p>50. We understand from the passage that, in developing countries, &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. .</p>
<p>a. facilities such as a safe water supply and sewage disposal are frequently unsatisfactory<br />
b. conditions rural areas are worse than those in urban areas.<br />
c. the only serious problems encountered in the cities are finance – based.<br />
d. the attitude to overcrowding is different from that in the developed countries.<br />
e. the problems of urban conditions are being effectively dealt with.</p>
<p>(Cevap A) Doğru cevap (a)  şıkkıdır. Diğer  şıklarda yer alan cümleler paragrafta yer almayan konulardan oluşmaktadır. “Gelişmekte olan ülkelerde temiz su kaynakları ve kanalizayon sistemi genellikle yetersizdir.” ifadesi zaten paragrafta da yer aaldığı için doğrudur. </p>
<p>51. It is clear from the passage that one reason why conditions in the cities of developing countries are so bad is &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; .</p>
<p>a. the difficulty of convincing people of the need for urban planning<br />
b. that the people there have on idea about the advantages of urban planning<br />
c. because people have grown so used to them they see no need to change them<br />
d. due to the fact that the metropolitan authorities are at a loss to know how to change them<br />
e. that, before there had even been time to think about urban development, these cities were already there</p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap (d)  şıkkıdır. Soru cümlesinde tamamlamamız gereken bölüm gelişmekte olan ülkelerdeki şehirlerde durumun bu kadar kötü olmasının sebebinin ne olduğudur. Paragrafın son cümlelerine baktığımızda bu sorunun cevabını bulmaktayız.</p>
<p>52. – 54. soruları aşaşıdaki parçaya göre cevaplayınız.</p>
<p>Though forests are being consumed at great speed in developing countries for agricultural purposes, there is another side to the picture. Agricultural projects can include components that explicity conserve natural forest or reforest lands where the trees have been cut down, and thus enhance agricultural production in a very cost – effective manner. A case in point is a World Bank–assisted irrigation project in Indonesia. To prevent deforestation of the watershed above the Dumoga Slawesi irrigation works, the Dumoga National Park was established on 2,700 square kilometres. The cost was less, than 1 per cent of the total Project costs, and went mainly to establish and demarcate park boundaries, develop a managament plan, hire personel, and provide the necessary infrastructure and equipment. This relatively small investment protects sedimentation and maintenance costs, and water necessary for optimal nice production. The park also preverves much of the rich flora and fauna that are unique to the island of Sulawesi.</p>
<p>52. The passage makes the point that agricultural projects need not always bring about the destruction of forest land, &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. .</p>
<p>a. especially when funding is no problem<br />
b. in particular when people have learned ta valvue their flore and fauna<br />
c. and gives the example of an irrigation project in Indoesia<br />
d. even when rainfall is scarcely adequate<br />
e. thought maintenance costs are likely to be high</p>
<p>(Cevap C) Doğru cevap (c)  şıkkıdır. Metni okuduğumuzda yazarın ana fikir olarak tarım projelerinde orman alanlarının tahrip edilmesi gerekmediğini öne sürdüğünü ve bu savını desteklemek için Endonezya’dan<br />
bir örnek verdiğini görmekteyiz. Diğer  şıkların konu ile ilgili doğrudan bağlantısı bulunmamaktadır.</p>
<p>53. The passage describes the making of the Dumoga National Park and emphasizes &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. .</p>
<p>a. its main function is to preserve the rich flora and fauna of the region<br />
b. that the cost making it was very small indeed<br />
c. now much time and planning and experience went into creation<br />
d. the uniqueness of the scheme<br />
e. how difficult it was too persuade the authorities to agree to this part of the Project</p>
<p>(Cevap B) Doğru cevap (b)  şıkkıdır. Paragrafın satırına baktığımızda Dumoga Doğa Parkının maliyetinin çok düşük olduğunu görmekteyiz.</p>
<p>54. We understand from the passage that the Dumoga National Park serves a very useful function, &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. .</p>
<p>a. even thought the costs of its upkeep are proving higher than was expected<br />
b. thought most people still refuse to admit it<br />
c. thought reforesting this area was a long slow process and extremely expensive<br />
d. as it is the only part of the _sland that is forested<br />
e. as it protects the Dumoga Sulawesi irrigation works immediately below it by reducing sedimentation</p>
<p>(Cevap E) Doğru cevap (e)  şıkkıdır. Paragrafın son iki cümlesini dikkatle okuduğumuzda doğru cevabın (e) şıkkı olduğunu görmekteyiz.</p>
<p>55. – 57. soruları aşaşıdaki parçaya göre cevaplayınız.</p>
<p>Advertising by its very nature is obstrusive and attracts attention to itself as well as to the goods and services it offers. It is not suprising that it has become a popular subject of controversy. Nor is it likely that the arguments that rage around it will soon be settled one way or the other. Since a significant proportion of the national income of industrial countries is spent on adverstising and it is a subject of concern to many people, it is to be hoped that economists and sociologists both within the industry and outside it will devote more time and money to its objective study. Much of the inquiry into adverstising that has so far taken place has been partisan. There remains a need for objective investigaiton into all its effects and implications. It is encouraging that advertising continues to be a subject for debate, inquiry and study.</p>
<p>55. According to the passage, advertising is a topic that has given rise to a great deal of heated discussion &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; .</p>
<p>a. nearly all of which takes place outside the industry<br />
b. that has served no useful purpose whatsoever<br />
c. but so far, no one has even thought of making a serous study of the matter d. and is likely to, and indeed ought to, continue to do so<br />
e. most of which is suprisingly objective</p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap (d)  şıkkıdır. Paragrafın 4. satırına baktığımızda reklamcılık ile ilgili tartışmaların daha uzun süre devam edeceğini görmekteyiz. Dolayısıyla soru cümlesinde boş  bırakılan yeri en iyi (d) şıkkı tamamlamaktadır. </p>
<p>56. The passage makes the point that much attention is rightly being focused on adverstising &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. .</p>
<p>a. since the amount of money being spent upon it is, in relation to the national income, quite considerable<br />
b. since a great deal of money is being unnecessarily wasted upon it<br />
c. as so many of the claims made by advertisements contain very little truth<br />
d. especially by the firms that make use of the advertising industry and are growing increasingly discontented with the services it offers<br />
e. thougt this is largely because people enjoy a controversy that doesn’t serously affect them</p>
<p>(Cevap A) Doğru cevap (a)  şıkkıdır. Paragrafın 4. cümlesine baktığımızda reklamcılığa yüksek oranlarda para harcandığını görmekteyiz. Diğer  şıkların paragraf ile anlamsal bir ilgisi bulunmamaktadır.</p>
<p>57. In the opinion of the writer of this passage, the subject of advertising &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; .</p>
<p>a. is of little interest to anyone other than economists and sociologists<br />
b. has been adeguately researched at least as regards its effects and implications<br />
c. needs to be thoroughly examined and assessed in an open and entirely unprejudiced manner<br />
d. has aroused an unreasonable amount of interes and this should be dicouraged<br />
e. has become exceedingly popular, but there is no rational explanation for this </p>
<p>(Cevap C) Doğru cevap (c)  şıkkıdır. Sorunun cevabı paragrafın sondan bir önceki cümlesi okunduğunda bulunmaktadır.</p>
<p>58. – 60. soruları aşaşıdaki parçaya göre cevaplayınız.</p>
<p>In the world thought, Adam Smith’s Wealth of Nations survives as probably the richest source book of modern economic theory. This book is important because it raised the right issues, including industrial production, the distribution of incomes and employment saving. These are the issues that economic science has been working on ever since. Adam Smith had a rich, sensitive and generous mind, not a rigidly logical one. The result is one can find inconsistencies in the text. This is actually an advantage, for it opens the subject up. All his hints can be<br />
traced up to the present day in different currents of throught. It is indeed Smith’s very talent for containing inconsistencies that has motivated economic speculation. His direct inspiration also continues. For it was Smith who first realised the importance of economic cooperation between the nations if they were to live together peacefully. And this is still a vision.</p>
<p>58. It is clear from the passage that Adam Smith &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. . </p>
<p>a. was more interested in the economics of production than of distribution<br />
b. believed that economic cooperation could be a basis for peace in the world<br />
c. concentrated on the practical problems such as income distribution that were relevant in his day, and avoided theories<br />
d. evolved certain theories that later generations hotly contested<br />
e. produced theories that are now outdated</p>
<p>(Cevap B) Doğru cevap (b)  şıkkıdır. Paragrafın sondan bir önceki cümlesine baktığımızda Adam Smith’in toplumların bir arada barış içinde yaşaması için ekonomik işbirliğinin önemine dikkat çektiğini görmekteyiz.</p>
<p>59. The writer of the passage clearly admires the Wealth of Nations because &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; .</p>
<p>a. the guidelines for economic studies set down there are still the accepted ones<br />
b. later generations have not felt tha need to reconsider that issues he raised<br />
c. each issues is dealt with in a purely factual and logical manner<br />
d. it raises many questions and offers final answers to them<br />
e. in it the real and essential issues of economic science are raised so as to invite further speculation</p>
<p>(Cevap A) Doğru cevap (a)  şıkkıdır. Yazar, Wealth of Nations’ı takdir etmektedir; çünkü Adam Smith’in öngördüğü kurallar günümüzde hala geçerliliğini korumaktadır.</p>
<p>60. According to the writer of this passage, one aspect of Adam Smith’s genius &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. .</p>
<p>a. is to be found in the flexiblity of his approach to economics<br />
b. is that there are no inconsistencies in his theories<br />
c. is his wide knowledge of subjects that are really outside economic theory, such as industrial production<br />
d. is to be seen in the fact that he found lasting, even final solutions to several economic problems<br />
e. lies in his ability to graps long–term trends and not give too much importance to short–term fluctuations</p>
<p>(Cevap D) Doğru cevap (d)  şıkkıdır. Adam Smith’in dehası birçok ekonomik probleme geçerli çözümler bulmasıdır ki bu çözümler günümüzde de halen kabul görmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/20010-kpss-hazirlik-ingilizce-soru-ve-aciklamalari.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Comprehension Passages</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/comprehension-passages.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/comprehension-passages.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 06:36:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Ingilizce]]></category>
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Comprehension Passages]]></category>
		<category><![CDATA[Czech Language]]></category>
		<category><![CDATA[Czechs]]></category>
		<category><![CDATA[English Speakers]]></category>
		<category><![CDATA[Foreign Language]]></category>
		<category><![CDATA[Foreigners]]></category>
		<category><![CDATA[German C]]></category>
		<category><![CDATA[German Occupation]]></category>
		<category><![CDATA[Grammar Book]]></category>
		<category><![CDATA[History Book]]></category>
		<category><![CDATA[Judaism]]></category>
		<category><![CDATA[Monotheistic Religion]]></category>
		<category><![CDATA[Old Testament]]></category>
		<category><![CDATA[Russian Language]]></category>
		<category><![CDATA[School Curriculum]]></category>
		<category><![CDATA[Second Language]]></category>
		<category><![CDATA[Slavic Tongue]]></category>
		<category><![CDATA[Social History]]></category>
		<category><![CDATA[Supreme Being]]></category>
		<category><![CDATA[Younger Generation]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11795</guid>
		<description><![CDATA[Read the passages and find the best mark the answers The official language of the Czech Republic is Czech, a highly complex western Slavic tongue. Any attempt from foreigners to speak Czech will be heartily appreciated, so do not be discouraged if people fail to understand you, as most will be accustomed to hearing foreigners [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Read the passages and find the best mark the answers</strong><br />
The official language of the Czech Republic is Czech, a highly complex western Slavic tongue. Any attempt from foreigners to speak Czech will be heartily appreciated, so do not be discouraged if people fail to understand you, as most will be accustomed to hearing foreigners stumble through their language. If you don&#8217;t know any Czech, brush up on your German, since, among the older generation at least, it is still the most widely spoken second language. Russian, once the compulsory second language has been practically wiped off the school curriculum, and the number of English speakers has been steadily increasing, especially among the younger generation.<br />
<strong>1-It is clear from the passage that…………. .    </strong><br />
***A)more Czechs speak German than any other foreign language<br />
B)as their own language is so difficult, Czechs prefer German<br />
C)everyone in the Czech Republic speaks several languages<br />
D)Czechs usually laugh at foreigners who try to speak Czech<br />
E)Czechs learn English during childhood and German later<br />
<span id="more-11795"></span><br />
2-The author informs us that……….. .<br />
A)it is now illegal for Czechs to speak Russian<br />
B)Czechs do not want to speak German as it reminds them of the German occupation<br />
C)most Czech schools offer courses in the Russian language<br />
D)the influence of Russia is still felt in certain areas of the Czech Republic<br />
***E)Czechs were once required to study Russian at school</p>
<p>3-This passage would most likely appear in ………… .<br />
A)a grammar book of the Czech language<br />
B)a history book of the Czech Republic<br />
C)a book about English language teaching<br />
***D)a travel guide for the Czech Republic<br />
E)an article on the social history of the Czech people</p>
<p>The religion of the Jewish people, Judaism, is based largely on the teachings of Moses and other leaders as recounted in the Old Testament of the Bible. It is significant for being the oldest monotheistic religion &#8211; belief in one supreme being, which is given various names by the Jews themselves, including Yahweh, Jehovah and God. The two other important sacred books are the Talmud and the Torah, which contain the many laws and observances orthodox Jews are supposed to keep. The principal festival is the Feast of Passover: the principal place of worship is the synagogue and the priests are called Rabbis. Judaism is also noted for being the religion from which Christianity and Islam developed. There are about 14 million followers, about 3 million in Israel itself, and the remainder distributed throughout the world.</p>
<p>4-The passage suggests that Judaism is an important religion because …………….. .<br />
A)it has three gods, all of whom are extremely powerful<br />
B)it has many laws that the orthodox must follow<br />
C)Moses was brought up under Jewish tradition<br />
***D)it was the first religion to believe in a single god<br />
E)it has the largest number of followers among the major religions</p>
<p>5-It can be understood from the passage that………….. .<br />
A)Yahweh and Jehovah are the names of Jewish holy writings<br />
B)synagogues are rarely used these days, except by the orthodox<br />
C)the constitution of Israel is based largely on the Torah<br />
D)the job of the Rabbi is to enforce the law of the Talmud<br />
***E)the Jewish religion has at least three important sacred books</p>
<p>6-According to the passage, ………………… .<br />
A)a large majority of the world&#8217;s Jews live in Israel<br />
***B)Christianity and Islam have historical ties with Judaism<br />
C)Judaism is the most common religion in the world<br />
D)there is quite a strong Christian influence on Judaism<br />
E)the Jewish religion is influenced by the teachings of both Islam and Christianity</p>
<p>Laws are the collection of rules by which any state maintains order within a society. In Great Britain, the law-making process is conducted by Parliament.  Proposed new laws are presented as Bills and if, after debate, they are accepted by a majority vote in the House of Commons, they duly become law. In Great Britain, as in most countries, there are several distinct types of laws. Constitutional law is concerned with the processes of the government itself Company law deals with the operation of many of the nation&#8217;s commercial and financial activities. These are branches of State law, that is, laws made by acts of Parliament. Common law, by contrast, is based on past decisions taken by the courts on various issues.</p>
<p>7-The aim of laws, as described in the passage, is …….. .<br />
A)to punish people who insist on violating them<br />
B)to secure the people&#8217;s control of the government<br />
***C)to protect the government and people from chaos<br />
D)to increase the government&#8217;s authority over the people<br />
E)to keep threats to the existence of the state under control</p>
<p>8-The author informs us that Constitutional law………….. .<br />
A)cannot be changed by simple acts of Parliament<br />
B)is composed of several distinct types of Bills<br />
C)causes great concern to Members of Parliament<br />
D)has little bearing on the government of Britain<br />
***E)is related to the way the government does its job</p>
<p>9-As is stated In the passage, the difference between State and common laws is that………. .<br />
A)State laws only effect Members of Parliament, not common people<br />
B)common law was only valid in the past, while State law is still used<br />
C)only State laws actually have financial consequences to the people<br />
***D)the former are made by acts of Parliament, the latter, by the courts<br />
E)the latter is applied to common people, but not to parliamentarians</p>
<p>The term &#8216;castle&#8217; is most commonly applied to the fortresses belonging to European kings or important nobles during the Middle Ages. The first of this type were built by the Normans in France, during the eleventh century. They were constructed of wood and consisted simply of a tower built on a mound and stood in a courtyard, which was surrounded by a fence and a ditch. By the twelfth century, the wooden tower had given way to a stone one, containing living accommodation for the whole household, centred on the Great hall, and surrounded by a strong wall. As new methods of attack developed, the outer fortifications became more elaborate in order to withstand them.</p>
<p>10-We can conclude from the passage that…………. .<br />
***A)a castle was a certain type of early defensive structure<br />
B)every noble in the Middle Ages had his own castle<br />
C)the first fortress was built in Europe in the Middle Ages<br />
D)the first castle built by the Normans remained inhabited for a century<br />
E)castles were used for defence, not as residences</p>
<p>11- The author makes it clear that in the12th century, …. .<br />
A)the Normans became less influential in Europe<br />
***B)the towers were built of stone<br />
C)a castle consisted only of a tower<br />
D)a castle was still a residence only for the army<br />
E)castles were strong enough to repel any attack</p>
<p>12-We learn that castles became stronger and more defensive………….. .<br />
A)as new and better construction methods were developed<br />
B)as they began to accommodate larger populations<br />
***C)in reaction to the development of new military strategies<br />
D)as more and more buildings were added for the increasing population<br />
E) when stone and wood were used together as building materials</p>
<p>Mozart made his first visit to Prague with his wife Constance in 1787, staying with his friend and patron Count Thun. A year earlier, his opera The Marriage of Figaro, which had failed to please the opera snobs in Vienna, was given a marvellous reception in Prague. Encouraged by this, he chose to premiere his next opera, Don Giovanni, in Prague rather than in Vienna. He arrived with an incomplete score in hand, and finished it there, dedicating it to the &#8216;good people of Prague&#8217;. Mozart&#8217;s final visit to Prague took place in 1791, the year of his death. The climax of the stay was the premiere of Mozart&#8217;s final opera, La Calmness di Tito, according to legend, completed on the coach from Vienna to Prague.</p>
<p>13- We learn from the passage that TheMarriage of Figaro………….. .<br />
A)was given its first ever performance in 1786, in Prague<br />
B)was more highly appreciated in Vienna than in Prague<br />
***C)had obviously not been a success in Vienna<br />
D)was clearly the first opera that Mozart had ever written<br />
E)encouraged Mozart to write his next opera Don Giovanni</p>
<p>14-The passage tells us that Mozart…………… .<br />
***A)gave the first performance of Don Giovanni in Prague<br />
B)wrote and performed two complete operas while in Prague<br />
C)only visited Prague twice, 4though he really liked the city<br />
D)died in 1791 while he was visiting Prague to see his opera<br />
E)moved from Vienna to Prague, where he was more appreciated</p>
<p>15-It is mentioned in the passage that La Clemenza di Tito…… .<br />
A)was Mozart&#8217;s least popular opera in Prague<br />
B)was based on a legend which Mozart had heard in Prague<br />
C)brought Mozart to Prague for a very short visit<br />
D)was given its final form in Prague<br />
***E) was apparently unfinished when Mozart left Vienna</p>
<p>Ever since the 1978 Camp David Agreement and the 1979 peace treaty signed between Egypt and Israel, the Suez Canal has been filled with a constant flow of maritime traffic. It is 163 km long, but still not wide enough to accommodate modern ships sailing in opposite directions. There are plans to widen the canal but, for now, ships can pass only at two points &#8211; the Bitter Lakes and Al-Ballan. With a depth of 19,5 metres, the canal is deep enough for most ships, except for super tankers. The canal is the prime source of hard currency for Egypt&#8217;s troublesome economy. Each of the 50 ships that pass through the canal each day is charged a fee based on its size and weight. The average fee is about $70,000.</p>
<p>16- It is implied in the passage that………… .<br />
A)the famous Camp David is located near the Suez Canal<br />
B)the Suez Canal was constructed sometime after 1979<br />
C)there are no bridges anywhere that cr6ss the Suez Canal<br />
***D)in the period before 1979, fewer ships used the Suez Canal<br />
E)the traffic on the Suez Canal makes shipping dangerous</p>
<p>17- The passage suggests that…………. .<br />
A)the Egyptians could make more money if they widened the Suez Canal<br />
B)without the canal, the Egyptian government would be much better off<br />
C)super tankers must proceed very carefully while going through the canal<br />
***D)the bigger and heavier a ship is, the more it has to pay to use the canal<br />
E)the Israelis get a sizeable commission from the Suez Canal&#8217;s traffic</p>
<p>18-It can be determined from the figures in the passage that…………. .<br />
A)most ships on the Suez Canal are under 20 metres tail<br />
B)a large ship pays about $1,400 to pass through the canal<br />
***C)the Egyptians make, on average. over $3,500,000 a day from the canal<br />
D)the Suez Canal is less than 20 metres wide in most parts<br />
E)passage through the canal costs almost $100 per kilometre</p>
<p>The Normans originally came from Scandinavia and were of Viking descent. During the tenth century they invaded and conquered the northern part of France, which is still called Normandy. In the next century, under William the Conqueror, they invaded and subdued England. This event brought about the end of Saxon England and saw the start of a new era of English history, with new forms of architecture and a new form of social and political order called the feudal system. It is interesting to note that while William was conquering England, other Norman chiefs sailed down the coast of France and Spain, entered the Mediterranean Sea and conquered Sicily and some parts of southern Italy. Norman knights from France and Italy also played a leading role in the Crusades.</p>
<p>19-It can be determined from the passage that……………… .<br />
A)for centuries, there was a war between the Normans and Vikings<br />
B)before coming to France, the Normans were peaceful people<br />
C)the Normans conquered France with the help of the people living in Normandy<br />
***D)England was conquered by William in the eleventh century<br />
E)the Normans escaped from Scandinavia due to the oppression of the Vikings</p>
<p>20-In addition to changing the government of England, the Normans…………… .<br />
A)incorporated many Saxon words into their language<br />
B)brought an end to the English feudal system<br />
***C)altered the way the English constructed buildings<br />
D)forced the Saxons to help them invade Sicily and Italy<br />
E)ordered the re-writing of English history books</p>
<p>21-From the passage, we understand that…………… .<br />
A)the Sicilians and Italians welcomed the Norman conquerors<br />
***B)the Normans were involved in conflicts in many places<br />
C)the Crusades were lost largely because of the Normans<br />
D)the French and Italians are essentially the same people<br />
E)the Norman chiefs had soldiers of many nationalities</p>
<p>Each year, about 7.000 people in the United States are bitten by poisonous snakes. Fewer than a dozen of these persons die, but many are left with disability of a limb and scarring at the site of the bite. Persons at greatest risk are those who handle snakes for purposes of entertainment, religion or science. Outside the high-risk group, hunters, farmers and fishermen are the most likely to be bitten. The best way to tell the difference between a poisonous and a non-poisonous bite is to identify the snake. A non-poisonous bite doesn&#8217;t usually cause much pain or swelling, though the wound may bleed freely. When there is any doubt as to whether the snake is venomous, presume that the bite was poisonous and take precautions.</p>
<p>22-According to the passage, the people who have the highest chance of being bitten by a snake are those who ………. .<br />
A)hunt animals for sport or who deal with farming<br />
B)try to catch snakes and put them in captivity<br />
C)are unable to distinguish between different snakes<br />
***D)work directly with snakes or worship using them<br />
E)are very religious and don&#8217;t think they&#8217;ll be bitten</p>
<p>23-The passage informs us that in the USA ……….. .<br />
***A)fewer than twelve people die of snakebites annually, although many people are bitten<br />
B)people who have been bitten by snakes get rid of its effects<br />
C)completely in the long term only twelve percent of those who have been bitten by snakes lose their lives<br />
D)farmers and fishermen are more likely to be bitten by snakes than entertainers using snakes<br />
E)many people bitten by snakes are too afraid to revisit the place where it happened</p>
<p>24-The author suggests that if you have been bitten, and haven&#8217;t managed to identify the snake, …………. .<br />
A)you shouldn&#8217;t panic but should wait to see whether the bitten area will swell or not<br />
B)you should make the wound bleed in order to remove any poison<br />
C)you can assume you&#8217;re not at risk if the bite doesn&#8217;t hurt a lot<br />
D)it is doubtful that the snake that bit you was venomous<br />
***E)you should be treated as if the snake was poisonous</p>
<p>The word &#8216;politics&#8217; comes from the Latin politia, meaning &#8216;policy&#8217;, and politics is generally defined as the science or art of government. Politics has played ah increasing part in human affairs since men and women first organised themselves into societies, and most of history is an account of politics in one form or another. There were brief periods, of relatively free or representative government during the Greek and Roman eras. But until the seventeenth century, politics was mostly the concern of powerful monarchs or other people in positions of high authority, such as church leaders. The rise of political parties during the seventeenth and eighteenth centuries introduced the concept of government by consent rather than by force.</p>
<p>25-In the writer&#8217;s opinion, politics………….. .<br />
A)has always been dominated by monarchs or religious leaders<br />
B)has had little effect on ordinary people since the beginning of history<br />
***C)is really what a great deal of history is about<br />
D)has always been a very expensive business<br />
E)is a much more interesting subject than history</p>
<p>26-Obviously, during the Greek and Roman eras, there were short periods…………. .<br />
***A)when the government members represented the people<br />
B)when people didn&#8217;t have to give taxes to the government<br />
C)which were completely free from any kind of politics<br />
D)when government members all came from the same, royal family<br />
E)when there was absolutely no government whatsoever</p>
<p>27-It is clear from the passage that in the 17th century………….. .<br />
A)government and politics were always in the hands of kings<br />
B)there was a change in that governments started to rule by force<br />
C)church leaders began to govern countries instead of kings<br />
D)the state of politics was a cause of great concern to most leaders<br />
***E)a radical change in the concept of government began to take place</p>
<p>Rubber trees are tapped &#8211; that is, cuts are made in the bark so that the latex, a milk-like Juice, containing about 30-40% rubber, can be obtained. The latex is then processed by exposing it to heat and wood smoke, or by mechanical means, so as to separate the rubber from the &#8216;water, mineral salts, sugars, resins and protein matters. The rubber obtained in this way is known as, &#8216;crude&#8217; &#8211; latex is extensively used in industry for making foam rubber, products. footwear, dolls etc. Untreated crude rubber is naturally soft and lacks the required strength for making into manufactured articles. To improve its strength and usefulness, it is vulcanised, or heated with sulphur, and the proportion of sulphur used determines the hardness and elasticity of, the rubber.</p>
<p>28-From its description, we can say that latex………… .<br />
A)is a hard substance similar to rubber<br />
***B)must be a fairly thin, white liquid<br />
C)is almost entirely pure rubber<br />
D)is a by-product of rubber<br />
E)is less useful than crude rubber</p>
<p>29-It~s stated in the passage that untreated crude rubber is not used in industry, because…….. .<br />
A)its content of sulphur carries a nasty odour<br />
B)its milky colour is undesirable<br />
C)it lacks any kind of elasticity<br />
***D)it&#8217;s neither hard nor strong enough<br />
E)it contains far too many impurities</p>
<p>30-In the process of vulcanisation, the principle is, that………… .<br />
A)the heat applied to the mixture should be high enough for rapid evaporation<br />
B)the sulphur contained in the rubber should be extracted as much as possible<br />
***C)how hard or flexible the rubber becomes depends, on its sulphur content<br />
D)the more sulphur is used, the harder and the more elastic the rubber becomes<br />
E)the rubber can be separated from water by being heated at high temperatures</p>
<p>The origins of a written literature can be found in most of the civilisations of the ancient world; in India. China and among the Jewish people, whose great work of literature is the Old Testament of the Bible. However, it is the Greeks whose literature is taken to represent the start of Western literature. Their greatest single contribution was drama, a form of literature that has continued undiminished to the present day. Other literary forms that developed from the time of the ancient Greeks and Romans onward have been poetry in its many different styles and forms, the essay, biography and autobiography, and the novel. Other types of written work from these periods, dealing with such matters as history, philosophy, politics, religion, science and criticism may also be classified as literature from the point of view of style.</p>
<p>31- We understand from the passage that………. .<br />
***A)the Greeks were not alone as writers of early literature<br />
B)The Romans greatly influenced the Greek playwrights<br />
C)Jews wrote the Bible in places like India and China<br />
D)the Jews are responsible for the start of religious writing<br />
E)all ancient civilisations had their own characteristic literature</p>
<p>32-It is clear from the passage that………….. .<br />
A)the best drama ever written was that of the Greeks<br />
***B)drama is only one of many forms of literature<br />
C)drama has become increasingly better through the ages<br />
D)of all Greek literature, only drama remains today<br />
E)Greek and Roman drama contains lots of poetry</p>
<p>33- This passage suggests that written history, philosophy and science………….. .<br />
A)generally appear to have much more style than other literature<br />
B)are quite unrelated to what most scholars usually call literature<br />
***C)can be considered literature because of the way they were written<br />
D)are much more important than forms stitch as drama and poetry<br />
E)frequently receive large amounts of criticism by literary people</p>
<p>Our tour group of forty people made the train Journey from Hong Kong to Guangzhou on Christmas Day, 1979. We were taken to the thirty-three storey White Cloud Hotel. Even though it was only two years old, the rooms and furnishings already seemed frayed and old. Tips were not allowed and the hotel staff appeared rude. Breakfast was served promptly at seven forty-five. Forty fried eggs appeared on forty plates laid out at four separate tables, ten to a table. Most of our group were still asleep in their beds while their eggs awaited them. Metal teapots were banged on to the tables, together with eighty pieces of toast, twenty per table. At nine sharp, breakfast was over. Eggs, tea and toast were taken away by waitresses within five minutes. This was our introduction to life in Communist China.</p>
<p>34-The author makes it clear that the white Cloud Hotel……….. .<br />
A)was really quite a small hotel<br />
B)was modern but lull of antiques<br />
C)had thirty three rooms in total<br />
***D)had rather unfriendly staff<br />
E)was close to a train station</p>
<p>35- It&#8217;s implied in the passage that breakfast at the White Cloud Hotel……….. .<br />
A)was served from seven to seven forty-five<br />
B)was delivered by room service to some guests<br />
C)could be selected from a wide-ranging menu<br />
D)was generous and delicious with fast service<br />
***E)was served whether guests wanted it or not</p>
<p>36-We can conclude from the author&#8217;s statements that her overall impression of the hotel was that…………. .<br />
A)it was generally efficient and well-run<br />
B)it was extremely luxurious and relaxing<br />
C)the service was slow and inefficient<br />
***D)it was shabby and totally impersonal<br />
E)the catering at the hotel was superb</p>
<p>By his own account, Quintus Horatius Flaccus was a terrible soldier. He fought for the losing side in civil wars. When the order came to &#8220;Attack!&#8221;, he dropped his shield and ran in the wrong direction. Back in Rome, he got a job as a petty bureaucrat. It was not a very good job, but it left him plenty of time to write. And his writing is what the poet whom we know as Horace is still remembered for to this day. Maybe it is a good thing that he dropped his shield and ran. Who remembers the ones who died, or their cause? This is, perhaps, the proof that the pen really is mightier than the sword!</p>
<p>37-Quintus Horatius Flaccus is best known as ……….. .<br />
A)a terrible soldier<br />
B)a coward who ran away from battles<br />
C)the man who reformed the Roman bureaucracy<br />
D)the man who proved that the pen is mightier than the sword<br />
***E)the poet who wrote under the name of Horace</p>
<p>38-The author believes that …………. .<br />
***A)writers are more memorable than soldiers<br />
B)soldiers who died fighting for a good cause are remembered<br />
C)Rome was a dangerous place for poets<br />
D)it is safer to be a bureaucrat than a poet<br />
E)soldiers are more patriotic than poets</p>
<p>39-We learn from the passage that Horace&#8221; job as a bureaucrat……….. .<br />
A)occupied him too much to write poetry<br />
B)prepared him for higher ranks in his later life<br />
***C)was not a high-ranking one<br />
D)proved that he was not a coward<br />
E)was not actually less dangerous than being a soldier</p>
<p>The Hindenburg was the last in a series of airships designed to carry passengers and cargo over long distances. It could carry fifty passengers in twenty-five luxury cabins with all the comforts of a first class hotel. Cruising at 125 km per hour, it could cross the Atlantic in half the time of the great luxury ocean liners, which it had been built to compete with. But in 1937, the Hindenburg came to an unfortunate end in New Jersey just as it was about to land. In spite of extensive safety precautions, the highly flammable hydrogen with which it was filled burst into flames. Remarkably though, sixty-two of the ninety-seven people on board were able to escape.</p>
<p>40-It is clear from the passage that………… .<br />
A)the Hindenburg was one of the most successful airships of all times<br />
***B)the Hindenburg had a component containing hydrogen<br />
C)in speed and size, the Hindenburg was much like a luxury ocean liner<br />
D)the Hindenburg exploded as it was taking off from New Jersey<br />
B)none of the passengers survived the disaster</p>
<p>41-The passage tells us that………… .<br />
A)only the very rich could afford to travel on airships like the Hindenburg<br />
***B) the luxury ocean liners could cross the Atlantic twice the time that an airship could<br />
C)the number of passengers an airship could carry was almost half that of a luxury ocean liner<br />
D)life aboard the great airships was cramped and uncomfortable<br />
E)an ocean liner was slower, but much more luxurious than an airship</p>
<p>42-It is stated in the passage that………… .<br />
A)the Hindenburg was one of the first great airships<br />
B)there were sixty-two people on board at the time of the disaster<br />
C)ocean liners filled with hydrogen often ended up with explosions<br />
***D)after the Hindenburg disaster, there were no more airships of the same type<br />
E)the great airships had a passenger capacity of from twenty-five to fifty passengers</p>
<p>Mountaineering as a sport has developed since about 1857, when the Alpine Club was founded in London. Earlier, climbers did not climb for pleasure but for some scientific or monetary motive, Dr Paccard of Chamonix was the first to scale Mont Blanc, in 1786, to show that man could live above the snow-line, but it was the lectures of Albert Smith, who climbed the peak in 1851, that kindled British interest. In 1854, Wills climbed the Wetterhorn and eleven years later, Whymper made his famous ascent of the Matterhorn. By 1880, all the major peaks of the Alps had been scaled, and so climbers went further afield to the Andes and the Himalayas.</p>
<p>43-The passage states that before the 1850s, ……….. .<br />
A)one had to pay in order to climb mountains<br />
B)mountain climbing cost a lot of money<br />
C)the Alpine Club opened in London<br />
D)people only climbed for research purposes<br />
***E)climbing was not regarded as a hobby</p>
<p>44-British People in general first paid attention to mountaineering when………. .<br />
A)Mont Blanc was climbed for the first time<br />
B)the Alpine club was initially founded in London<br />
C)they realised that man could live above the snow-line<br />
***D)a man made a series of, speeches on the subject<br />
E)Dr Paccard climbed Mont Blanc in 1786</p>
<p>45-It is implied that European climbers first started climbing mountains outside Europe………….. .<br />
A)because the Alps in Europe took far too long to climb<br />
B)once they had been inspired by Albert Smith&#8217;s lectures<br />
C)in order to obtain the sizeable financial benefits on offer<br />
D)so that they could make field maps of other areas<br />
***E)as they wanted to climb previously unclimbed mountains</p>
<p>Fossil analysis reveals that at least five periods in the last 600 million years have seen a drastic reduction in the number of species of flora and fauna on the Earth. However, on previous occasions such changes were brought about by asteroids or dramatic climatic changes. Experts in general believe that this decline is the work of man. The dominance of a single species type, homo sapiens, threatens to turn the rest of the living &#8216;world upside down. With a population of barely six billion, humans are rapidly destroying irreplaceable ecosystems. This sixth round of global dying of species could be far larger than the first five.</p>
<p>46-According to the passage, the dominant belief among scientists is that……….. .<br />
A)throughout history there have been periods when many species of life have become extinct<br />
B)the present climatic change known as global warming is probably a natural phenomenon<br />
C)the Earth is in danger of being struck by an asteroid<br />
***D)the present decline in the number of species is caused by the activities of mankind<br />
E)we are experiencing the fifth period of species dying out</p>
<p>47-From the passage, we understand that the term &#8220;homo sapiens” is…………. .<br />
A)a method of analysing fossils<br />
B)a way of referring to a large number of species of flora and fauna<br />
***C)another term for the human race<br />
D)an irreplaceable ecosystem which is being destroyed<br />
E)a hostile environment in which many species die</p>
<p>48-The author predicts that …………. .<br />
A)there will be no harmful effects from so many species dying<br />
B)the world might be turned upside down by colliding with an asteroid<br />
C)mankind will find a solution to the problem<br />
***D)more species may die out this time than ever before<br />
E)the human population will soon reach six billion</p>
<p>Rays of sunlight travel from 150 million kilometres away, and when they reach the Earth, they are parallel rays. The curve of the Earth means that the rays are vertical at the Equator but at quite a low angle when they reach temperate latitudes. As the rays lose heat passing through the atmosphere, the more direct the journey, the greater the heat which penetrates through to the surface of the Earth. The vertical rays in equatorial latitudes mean that it is much hotter at the Equator than it is in the regions where the sun&#8217;s rays strike at a low angle. It is these variations in temperature that are largely responsible for the changes in weather.</p>
<p>49-The purpose of this passage is to explain…………. .<br />
A)the distance between the Earth and the Sun<br />
B)why sun-rays travel in a vertical position<br />
****C)why the weather is different in different parts of the Earth<br />
D)why sun-rays are parallel when they reach the Earth<br />
E)the way in which the Earth goes around the Sun</p>
<p>50-From the information given in the passage, it is clear that…………. .<br />
***A)temperate regions are cooler than equatorial regions as sun-rays travel through more atmosphere to reach them<br />
B)it is hotter in equatorial regions because they are closer to the Sun<br />
C) when it is summer in the northern hemisphere. it is winter in the southern hemisphere<br />
D)sun-rays lose heat in passing through space<br />
E)summer is when the Earth is closest to the Sun</p>
<p>51-The angle at which the sun&#8217;s rays strike the surface of the Earth is determined by……. .<br />
A)the density of the Earth&#8217;s atmosphere<br />
B)the parallel nature of the sun-rays<br />
C)the direct journey which the sun-rays make to equatorial regions<br />
***D)the curvature of the Earth<br />
E)the variations in temperature on the Earth</p>
<p>The concept of a national library is a recent one in. the developing countries. In the developed countries, national libraries have existed since at least the sixteenth century. By the nineteenth century, most countries in Europe had already established national libraries. The typical national library is meant to be the finest collection of books in the country, the national book archive, and a source of national pride. Although it is important for a national library in a developing country to collect the national literature, and any other literature pertaining to that country, it is also important for the library to collect a wide range of scholarly literature published in other countries.</p>
<p>52-We learn from the passage that………. .<br />
A)every country must have a national library.<br />
B)national libraries only exist in developed countries<br />
C)by the nineteenth century most developing countries had established national libraries<br />
***D)developed countries have had national libraries for longer than developing ones<br />
E)a national library is relatively easy to establish</p>
<p>53-According to the passage, in the 19th century, there were few………… .<br />
***A)European countries without a national library<br />
B)developing countries that hadn&#8217;t established a national library<br />
C)libraries in the developing countries owning books published in other countries<br />
D)libraries having the finest collection of world literature<br />
E)developing countries having a work of literature that has existed since the l6thcentury</p>
<p>54-The author believes that a national library in a developing country should……….. .<br />
***A)contain the country&#8217;s written works as well as foreign scholarly works<br />
B)try to be better than a similar library in a developed country<br />
C)take into account the prevailing climatic conditions of the country<br />
D)develop a concept that has existed for a longer time in developed countries<br />
E)establish guide-lines for the national literature</p>
<p>The &#8216;forest fire season&#8217; in Canada generally extends from the latter part of April to mid-October. During last year&#8217;s fire season, 9,317 forest fires burned a total of 2,618,299 acres of forest land. Weather conditions contributing to fire spread, coupled with unusually frequent and violent electrical storms, resulted in one of the most severe outbreaks of forest fires on record. Over the, season, 35.3% of all fires &#8216;were caused by lightning. While these fires are generally considered to be more disastrous because of their tendency to start in difficult-to-reach areas -&#8217;88% of the total acreage burned last was attributed to lightning &#8211; man is nonetheless responsible for the greatest portion of forest fires. Human negligence was blamed &#8216;for a total of 6,018 forest fires last year.</p>
<p>55-The passage informs us that last year&#8217;s forest fires were Particularly bad because of&#8230;&#8230;&#8230; .<br />
***A)unfavourable weather conditions, combined with violent lightning<br />
B)the amount of damage caused to wildlife<br />
C)the inefficiency of the fire-fighters in reaching the burning area quickly<br />
D)the unusually long &#8216;forest fire season’<br />
E)human ignorance and carelessness</p>
<p>56-We are told that fires started by lightning cannot easily be controlled because…….. .<br />
A)they are extremely violent and severe<br />
B)they happen so frequently<br />
***C)they usually start in inaccessible places<br />
D)they generally take place at night<br />
E)storms make it hard for firemen to work</p>
<p>57- In view of the figures given In the-age, most of the damage caused by forest fires last year<br />
A)was a result of fires started deliberately by humans<br />
***B)came from fires which were started by lightning<br />
C)resulted from the lack of, people available to fight fires<br />
D)happened because of fires started accidentally by humans<br />
E)came about because people lit fires in remote places</p>
<p>That evening we arrived in Delhi, the great walled city of the Mogul Empire, scattered with tombs and forts, many decayed or built over. Some scholars say that there are seven cities on the sites of Old and New Delhi, while some say more. The history is rich and stretches back centuries. At one time, Shah Jahan, the ruler who built the Taj Mahal, reconstructed Old Delhi, restoring large bazars and streets leading to the fortress. As there was no wall on the eastern side, where the River Yumuna flows; Delhi was sacked regularly over the centuries, the last time being in the eighteenth century, when the Persian ruler Nadir Shah looted treasures that included the Peacock Throne and the Koh-i-noor diamond.</p>
<p>58- From the description in the passage, It is apparent that Delhi …….. .<br />
A)is about seven centuries old, according to some scholars<br />
B)has obviously not changed very much since it was first built<br />
C)is an extremely wealthy city, with many rich inhabitants<br />
***D)is full of poorly-maintained and neglected historical sites<br />
E)was completely surrounded by walls during the Mogul Empire</p>
<p>59- We understand from the passage that Shah Jahan ……… .<br />
***A)was interested in restoration and new buildings<br />
B)was one of the earliest rulers of Old Delhi<br />
C)built the Taj Mahal in the suburbs of Old Delhi<br />
D)constructed several large bazaars as well as a fortress<br />
E)built the Taj Mahal and Old Delhi at the same time</p>
<p>60-From the information in the passage, It is likely that Nadir Shah…….. .<br />
***A)entered the city of Delhi from the eastern side<br />
B)was the first raider to enter Delhi after the 18th century<br />
C)was the only ruler to enter Delhi successfully in centuries<br />
D)paid a lot of money for the goods he got in Delhi<br />
E)only took the Peacock Throne and the Koh-i-noor diamond from Delhi</p>
<p>The shiny metal supermarket shopping trolley. port of the landscape since the 1960s, is on the way out. Sainsbury&#8217;s is introducing what it calls a bionic trolley, made of recyclable plastic, which is lighter, easier to control and, in theory, lasts for ever. Its headquarters in Ashford, Kent, has ordered 450 plastic trolleys and eventually the company plans to replace 250.000 metal ones at its 395 stores. The new brightly coloured plastic trolley is made of a substance called Durethan, which is a recyclable material used for making cars. The only metal part of the trolley will be the nuts used to hold it together. A Sainsbury&#8217;s spokeswoman said that unlike the existing metal trolleys, which have to be removed from service if damaged and have an average life of seven years. the new trolleys can be taken apart and repaired.</p>
<p>61-We may conclude from the passage that the old supermarket trolleys………… .<br />
A)were supposed to last for ever when they were first introduced<br />
B)are being replaced in response to customer demand<br />
C)are not at all heavy or difficult for shoppers to use<br />
D)are often removed from the shops and left lying around<br />
***E)are less environmentally-friendly than the new ones</p>
<p>62-It is obvious from the passage that Sainsbury&#8217;s .…. .<br />
A)plans to supply the new trolleys to other firms<br />
***B)is a company which runs a chain of supermarkets<br />
C)is replacing all its trolleys with 450 plastic ones<br />
D)will be constructing its own trolleys from Durethan<br />
E)has about 250.000 plastic trolleys in storage</p>
<p>63-One way in which the new &#8216;bionic&#8217; trolleys differ from the old metal trolleys is that……. .<br />
A)the new ones will only have to be repaired about every seven years<br />
B)the old style of trolley has to be repaired on a regular basis<br />
C)the old metal ones have to be sent away for regular servicing<br />
D)the new ones will last for about seven years longer than the old ones<br />
***E)the new trolleys are reparable and thus don&#8217;t have to be replaced</p>
<p>In 1948. in an effort to stabilise the currency, the Chinese government announced the issue of a new form of currency, called the Gold Yuan Certificate. This measure was necessary because the people had lost all confidence in the old currency, called the Fa Bi.  Inflation had escalated to the point where one US dollar was worth 11 million Fa Bi Official announcements called for all Chinese to turn in their old banknotes, their gold and silver and their foreign currency. Gold Yuan Certificates would be given in exchange, supposedly backed by gold and each worth four to one American dollar. Immediately there was a gold rush, as most private depositors withdrew their precious metals and foreign currency from local banks, because no one with common sense believed that there was any gold to back those certificates.</p>
<p>64-The writer states that the Chinese government had to issue the Gold Yuan Certificates………… .<br />
A)in response to people and banks hoarding foreign currency<br />
B)owing to financial pressure from American bankers<br />
C)after the supply of the Fa Bi dropped to an all-time low<br />
***D)because the people had lost faith in the old currency<br />
E)in order to compete with the American dollar on an equal basis</p>
<p>65-We learn that the Gold Yuan Certificates………. .<br />
A)represented gold actually held by the Chinese government<br />
***B)were the invention of the Chinese government&#8217;s efforts to combat inflation<br />
C)were each worth approximately eleven million Chinese Yuan<br />
D)could be readily exchanged for American dollars at most banks<br />
E)were intended by the government to be used alongside the old Fa Bi</p>
<p>66-One may deduce that people rushed to take their valuables out of the bank…….. .<br />
***A)because they believed the certificates were worthless<br />
B)in order to buy more gold in the gold rush<br />
C)because banks were going bankrupt<br />
D)so that they could buy Gold Yuan Certificates<br />
E)because they wanted to buy US dollars</p>
<p>Cities are a universal symbol of civilisation. They have been found in every country that has gone beyond a simple agricultural economy, regardless of whether there was industrial or technological development. The history of civilisation is the history of the city. From their origins as places where people gathered for mutual safety or defence, cities have gone on to become marketplaces for goods and ideas, seats of government, and centres of religious devotion. By division of labour and by easing communication between people, cities created the opportunity to invent new technologies and new ways of viewing life. While many individual geniuses have come from rural backgrounds, it has been in the cities that they have found inspiration and scope for their talents.</p>
<p>67- The author argues that cities……… .<br />
A)have only arisen in countries that are industrially or technologically developed<br />
B)are also centres of agricultural activity and development<br />
***C)are a worldwide phenomenon and have cultural and historical significance<br />
D)have developed in every country that has had a simple agricultural economy<br />
E)have created more geniuses than have rural areas</p>
<p>68-We learn from the passage that initially, cities ………. .<br />
A)were simply places where people could find work<br />
B)were primarily marketplaces where goods were traded<br />
C)had importance. as governments were located there<br />
***D)functioned as places of safety in times of danger<br />
E)were centres where people gathered for religious reasons</p>
<p>69-The author suggests that geniuses……….. .<br />
A)are almost never found in the country as they are of little use in such an environment<br />
B)eventually come to realise that they are better off in the stimulating setting of the city<br />
C)visit cities to get ideas and then return to their houses in more peaceful rural places<br />
D)have no chance to improve themselves in intellectually uninspiring rural situations<br />
***E)can be born anywhere, but have more opportunity to develop their talents in cities</p>
<p>One of the strangest sea stories is that of the sailing ship Mary Celeste. On November 5th 1872, she left New York bound for Genoa with a cargo of industrial alcohol and eleven people on board. A month later, she was seen by another ship, but the captain noticed that the Mary Celeste was sailing strangely, and decided to investigate. He found the ship to be completely deserted. The sails were set and in good condition, there was plenty of food and water, all the crew&#8217;s personal possessions were on board, and there was food and drink on the cabin table. No one has ever been able to explain what happened, though there have been explanations varying from a mutiny among the crew to aliens in a spaceship taking everyone away.</p>
<p>70-The reason why there was no one on board the Mary Celeste………… .<br />
A)was discovered by the captain of another ship<br />
B)is that aliens took the captain and crew away in a spaceship<br />
C)took several years to be discovered<br />
***D)has never been found<br />
E)was the mutiny among the crew</p>
<p>71-The Mary Celeste was sailing strangely because…….. .<br />
***A)there was no one on board to sail the ship<br />
B)it was not big enough to resist the giant ocean waves<br />
C)the sails were not set properly<br />
D)the ship was too heavy because of the crew&#8217;s personal possessions<br />
E)her cargo of industrial alcohol was above her capacity</p>
<p>72-It is clear from the passage that…….. .<br />
A)there was a mutiny among the crew<br />
B)the Mary Celeste was one of the finest sailing vessels of her day<br />
C)the Mary Celeste was not well equipped for a long voyage<br />
***D)the people on board the Mary Celeste disappeared inexplicably<br />
E)the crew of the Mary Celeste had been hit by an epidemic</p>
<p>We are all born with a number of instinctive physical reactions, things we do automatically, which are called primitive reflexes. One of the most interesting is called &#8220;grasp reflex&#8221;. If you touch the palm of a baby&#8217;s hand, the fingers will close around, whatever object is doing the touching. The baby&#8217;s grip is so strong that if a baby grasps a rod with both hands, it can be lifted right off the ground. Some psychologists think that this goes back to our evolutionary past when we had to be able to hang on to tree branches or to our mother&#8217;s fur as she moved. The reflex disappears at about six months of age.</p>
<p>73-We understand from the passage that primitive reflexes……….. .<br />
A)are concentrated in the palm of a baby&#8217;s hand<br />
B)are a way of lifting babies off the ground<br />
C)sometimes disappear after six months<br />
***D)are things which we do automatically from the time we are born<br />
E)are objects about which babies&#8217; fingers tend to close</p>
<p>74-It is clear from the passage that………….. .<br />
A)human babies are good at hanging on to tree branches<br />
B)psychologists make babies hang from tree branches to test their theories<br />
C)until six months of  age babies think their mothers have fur<br />
***D)very young babies are sometimes stronger than we might think<br />
E)only people living in primitive conditions have reflexes</p>
<p>75- According to some psychologists, ………….. .<br />
***A)&#8221;grasp reflex&#8221; can be explained by the evolutionary phases of the human species<br />
B)a baby&#8217;s grip is much stronger among the members of primitive societies<br />
C)lifting a baby off the ground provides good exercise for growing babies<br />
D)babies instinctively hang onto their mothers<br />
E)human beings are all born with a number of instinctive physical reactions</p>
<p>In 1857, when scholars in the new reading room of the British Museum looked up from their books, they could gaze upon the inspiring vastness of the blue and copper dome above them. By the time it closed, 140 years later, they were cursing the many hours they had to look at the dome while they waited for their books to arrive. A book would seldom arrive within two hours of being ordered,  and sometimes readers would have to wait up to two days. This was because, in addition to the museum, the books were stored all over London, and some as far away as a depot in Yorkshire.</p>
<p>76- We learn from the passage that……… .<br />
A)after 140 years, the once beautiful dome had become ugly<br />
***B)the reading room of the British Museum closed in 1997<br />
C)readers protested against the closure of the reading room<br />
D)the staff of the reading room of the British Mu8eum were helpful and efficient<br />
E)the dome of the reading room of the British Museum attracted readers more than the books</p>
<p>77-The passage states that readers in the reading room of the British Museum……….. .<br />
A)were actually there to admire the architecture of the building<br />
B)requested the authorities to keep the books on the premises<br />
C)did not mind waiting for their books because the building was so beautiful<br />
D)often complained about the inefficiency of the staff there<br />
***E)often had to wait a long time for their books to arrive</p>
<p>78- According to the passage, the books read in the reading room of the British Museum ……. .<br />
A) were published over a period of 140 years<br />
B)attracted scholars from all over London and as far away as Yorkshire<br />
***C)were not always stored there<br />
D)were so boring that readers preferred to look at the dome<br />
E)included the best examples of the national literature</p>
<p>The piranha, in spite of its tiny size, is one of the most feared fish in the world. Piranhas live in the Aaron River, have very sharp teeth, and are capable of eating four times their body weight daily. This would not be so bad, if it were not for the way they attack in numbers. Even the smallest movement, like splashing your hand in the water, is enough to attract 300 piranhas in an instant A piranha attack can transform a live cow into a skeleton in a matter of minutes. When there is nothing else to eat, they will even eat each other.</p>
<p>79-According to the passage, the piranha…………. .<br />
A)is the world&#8217;s smallest fish<br />
B)would not be so bad if it was better understood<br />
***C)has sharp teeth and a large appetite<br />
D)lives largely on a diet of its own species<br />
E)is a salt water fish, similar to the shark</p>
<p>80-The passage tells us that…………… .<br />
***A)piranhas are dangerous because so many of them gather to attack their prey<br />
B)a single piranha can eat a cow in a matter of minutes<br />
C)the average piranha eats four other piranhas every day<br />
D)piranhas are useless because they are not edible<br />
E)the Amazon River is full of cow skeletons</p>
<p>81-It is stated in the passage that in the absence of food, piranhas………….. .<br />
***A)feed on each other<br />
B)migrate to other rivers<br />
C)get smaller in size<br />
D)face a decline in their numbers<br />
E)attack anything moving in the water</p>
<p>On August 11, 1911, the Mona Lisa, Leonardo da Vinci&#8217;s masterpiece, was stolen from the Louvre Museum in Paris. The thief, Vincenzo Peruggia, a Louvre employee, stored the painting in the false bottom of a trunk in his flat for two years and then tried to sell it to his native Italy for $95,000. Italian officials promptly arrested him and returned the 300-year old masterpiece to France without a scratch. At his trial in Florence, Peruggia convinced the jury that his act was one of patriotism &#8211; that his sole motive was to return the famous painting to the land of its creator. Because of this declaration, he received a relatively light sentence of 1 year and 15 days.</p>
<p>82- It&#8217;s understood from the passage that the thief, Vincenzo Peruggia, ……….. .<br />
A)stole the Mona Lisa at the wish of the Italian authorities<br />
***B)was an Italian living and working in &#8216;France<br />
C)had stolen many other priceless works of art<br />
D)was a master criminal wanted in many countries<br />
E)was a descendant of Leonardo da Vinci</p>
<p>83-After its two-year stay in Peruggia&#8217;s flat, the Mona Lisa……….. .<br />
A)had a few scratches on its surface<br />
B)was found by the French police<br />
C)had been totally destroyed<br />
***D)was completely undamaged<br />
E)was sold to an Italian museum</p>
<p>84-Peruggia&#8217;s trail resulted in a somewhat easy punishment because……… .<br />
A)his crime was considered a minor one<br />
B) the Jury believed that the Mona Lisa actually belonged to Italy<br />
C)the Mona Lisa was not damaged at all<br />
D)the painting was safely returned to the Louvre Museum<br />
***E)the Jurors were moved by his love of Italy</p>
<p>A century ago, the feats of the magician Harry Houdini thrilled audiences in Europe and America. We now remember him for his daring escapes from strait-jackets, chains and locked chests. His astonishing illusions of stage magic are all but extinct in the West, but are alive and thriving in the East. The reason is simple., Houdini&#8217;s kind of magic relied or potent chemicals, which were easy to get in Victorian times. Today, however, the people in the West are more safely conscious, and there is little hope ,of finding the highly toxic ingredients necessary for Houdini&#8217;s spells. But if you visit any Indian bazaar, even in the smallest towns, you can buy anything from phosphorus to nitric acid at bargain prices.</p>
<p>85-Harry Houdini……….. .<br />
A)was an Indian who performed his tricks mostly in Europe and the USA<br />
***B)was a famous magician who lived about a hundred years ago<br />
C)was the least safety-conscious chemist of the Victorian era<br />
D)used to buy all his chemicals in Indian bazaars<br />
E)had his life changed by a visit to India</p>
<p>86- It is stated in the passage that………. .<br />
***A)the sort of magic Houdini performed a century ago can be seen in India today<br />
B)Houdini&#8217;s kind of magic died out because it was boring, due to its extreme safety<br />
C)famous magicians such as Houdini perform in Indian bazaars<br />
D)Houdini cheated his audiences because he used chemicals instead of real magic<br />
E)India has produced some of the most famous magicians in the world</p>
<p>87-The author believes that………… .<br />
A)we can easily find the chemicals used by Houdini anywhere in the world<br />
B)the people in the West no longer like magical performances<br />
***C)Westerners are more interested in their safety now than, In the past<br />
D)Houdini took the secrets of his craft to India before he died<br />
E)chemicals needed by magicians should be freely available to everyone</p>
<p>There are two kinds of water pollution. The first is when rubbish, sewage or chemicals are thrown into the water. This waste upsets the natural environment and can prove dangerous or fatal to fish and other life in the water. The second type of pollution is thermal, or warm water pollution. This is most commonly caused by hydroelectric power plants. These take water from a lake or river, convert it into steam for running the plant&#8217;s turbines, change the steam back into water, then return the water to the original lake or river. Though this water is no dirtier than when it was taken out, it is often five to ten degrees above its original temperature. This causes a change in the environment which can be as dangerous to, aquatic life as waste &#8216;pollution.</p>
<p>88-It is stated In the passage that …………. .<br />
A)thermal pollution is more dangerous than pollution from rubbish or chemicals<br />
B)warm water pollution Is as harmful as thermal pollution<br />
C)hydroelectric plants put dirty water back into the environment<br />
***D)thermal pollution occurs when the temperature of a river or lake is raised<br />
E)aquatic life is merely disturbed by thermal pollution</p>
<p>89-Rubbish, sewage or chemicals………… .<br />
A)are all part of the natural environment<br />
***B)can kill aquatic life when they are thrown into the water<br />
C)are the main cause of warm water pollution<br />
D)are by-products of hydroelectric plants<br />
E) have, on occasions, proved to be beneficial to aquatic life</p>
<p>90-The author argues that……….. .<br />
A)there is nothing that can be done to correct thermal pollution<br />
B)water pollution is a fact of life that we must learn to live with<br />
C)tile world would be better off without hydroelectric power stations<br />
D)fish are less affected by the second kind of pollution than by the first<br />
***E)both kinds of pollution are equally bad for the natural environment</p>
<p>The SAT is a a-hour test of both verbal and mathematical abilities which is used as part of the process for evaluating applicants for admission to American universities. In 1995, the College Board, which administers the SAT, re-centred the scoring scale for the test. It did so by re-establishing the original average score of 500 on the 200-800 scale. The scale had not been adjusted since 1941, when it reflected the norm of some 10,000 students, frequently from public schools and applying to the nation&#8217;s most selective universities. Over the years the average score had shifted below 500 as a larger number of students began taking the test, and verbal and maths scores had ceased to become comparable. Now the scores represent a more diverse university-bound population of about 2 million students.</p>
<p>91-The passage informs us that the SAT test……………. .<br />
A)has ceased to be used by the nation&#8217;s most selective universities<br />
***B)is one of the tests used to evaluate potential university students<br />
C)is the only criterion used for university acceptance in America<br />
D)can only be used to test either maths or language, but not both<br />
E)has recently evolved into a multi-million-dollar industry in the USA</p>
<p>92- It&#8217;s mentioned in the Passage that…………….. .<br />
***A)formerly those who entered for the SAT were often from public schools<br />
B)the results of the SAT are no longer important to students<br />
C)the SAT test has become much more difficult over the years<br />
D)the average score on the SAT has remained virtually unchanged since 1941<br />
E)no university applicant has ever got an SAT score of 800</p>
<p>93-The article tells, us that the average score on the SAT ……. .<br />
A)rose dramatically in 1995 because of the number of students taking it<br />
B)can be either 200 or 800 in any given year<br />
C)was achieved by approximately 2 million students in 1995<br />
***D)dropped a bit during the period from 1941 to 1995<br />
E)cannot be computed due to the large numbers used</p>
<p>In the face of advancing Japanese troops during World War II, US and Filipino forces under General Douglas MacArthur abandoned Manila and retreated west to the Bataan Peninsula. Crippled by malaria, weakened from their decision to share their food rations with the civilians, and demoralised after MacArthur&#8217;s departure for Australia, the surviving defenders surrendered when they became convinced that no outside help would arrive. What followed became known as the Bataan Death March. The Japanese led 55,000 American and Filipino prisoners on a brutal six-day, 120-mile trek to a prison in the Pampanga Province. Each day on the way ended with the slaughter of all prisoners too ill to continue. More than half the captives died in this way and another 25% perished in the camp before the war ended.</p>
<p>94-According to the passage, General MaCArthur………….. .<br />
A)ended the war in the Pampanga prison camp in Bataan<br />
B)ordered his soldiers to march across the Bataan Peninsula<br />
C)suffered from malaria and gave his food to the civilians<br />
***D)had gone to Australia before the soldiers surrendered<br />
E)decided to march to Australia to avoid being captured</p>
<p>95-The passage tells us that the march to Pampanga Province …. .<br />
A)started after the prisoners had tried to escape<br />
***B)ended at a prison camp after nearly a week<br />
C)was led by thousands of Americans and Filipinos<br />
D)cost the lives of 55,000 Americans and Filipinos<br />
E)was stopped when everyone was too ill to go on</p>
<p>96-The author implies that by the end of the war, …………… .<br />
***A)fewer than one-fourth of the original prisoners were still alive<br />
B)only the Filipino prisoners had survived the ordeal<br />
C)the Japanese had murdered all of the captured soldiers<br />
D)the remaining 40,000 soldiers continued to help in the war effort<br />
E)no one had come to help the survivors at the prison camp</p>
<p>New research suggests that among smokers who get lung cancer, women are nearly twice as likely as men to develop the most deadly form of the disease. Experts say that the British study represents the first time scientists have discovered a significant difference between the sexes in the risk of small-cell lung cancer. Virtually always caused by smoking, it is the hardest form of lung cancer to treat successfully. The study showed that women under 65 were 1.7 times more vulnerable than men to small-cell lung cancer, which spreads so rapidly that by the time it is diagnosed, it is usually too late to operate.</p>
<p>97-The most deadly form of lung cancer…………. .<br />
A)is more likely to develop in men than in women<br />
B)accounts for 17 percent of deaths among women under the age of 65<br />
C)is more common in Britain than anywhere else<br />
D)is caused by smoking in rare cases<br />
***E)tends to spread too quickly to be treated by surgery</p>
<p>98-It has only recently been discovered that small-cell lung cancer ……….. .<br />
A)also affects women as frequently as it does men<br />
B)can be successfully treated<br />
C)is the worst type of cancer<br />
***D)is more common among- women than among men<br />
E)can be diagnosed in earlier stages</p>
<p>99-It is stated in the passage that …………… .<br />
A)scientists are hopeful of finding a cure for small-cell lung cancer<br />
B)new research into cancer is good news for anyone suffering from the disease<br />
***C)the chance of overcoming cancer is the lowest for patients with small-cell lung cancer<br />
D)British scientists were the first to discover small-cell lung cancer<br />
E)small-cell lung cancer is diagnosed 1.7 times more effectively in women under</p>
<p>One of the most famous panics in the United States was begun by a radio broadcast. In 1938, CBS radio broadcast a dramatisation of a science fiction novel by H.G. Wells called &#8216;War of the Worlds&#8221;. It told the story of an invasion from Mars with the Martians landing in New Jersey and taking over New York fifteen minutes later. The story was told in a realistic fashion with the actors playing reporters giving &#8220;live&#8221; reports from the scene. At the beginning of the broadcast, there was an announcement that the story was fictional, but most people tuned in too late to hear it. As a result, there were traffic jams all over New York and New Jersey as people tried to flee what they thought was a real invasion.</p>
<p>100- According to the passage…………. .<br />
**A)a panic was caused by people believing a fictional radio broadcast<br />
B)H.G. Wells was a famous non-fiction author<br />
C)a reporter named H.G. Wells spread a fictional story to frighten people<br />
D)Martians landed in New Jersey in 1938<br />
E)reporters giving live reports playe4 a trick on people</p>
<p>101-One reason people panicked was that………….. .<br />
***A)the majority of them missed the announcement that the story was fiction<br />
B)New Jersey, which was invaded by Martians, was very close to New York<br />
C)people believed that Martians were cruel and frightening creatures<br />
D)CBS radio was known for its serious documentary programs<br />
E)the television scenes were so realistic that almost anyone would believe them</p>
<p>102-One generalisation we can make from the passage is that … .<br />
A)Martians have the power to take control of New Jersey and New York in just 15 minutes<br />
B)New York and New Jersey often suffer from traffic jams<br />
C)H.G. Wells wrote stories credible enough to take in everyone<br />
D)radio stations often broadcast fictional stories deliberately to cause a panic<br />
***E)sometimes people will believe things no matter how improbable they are</p>
<p>The worst hurricane in memory to hit the south-eastern part of the North Carolina coast was Hurricane Hazel in 1954. This storm destroyed every building on three islands. Apparently, the disaster didn&#8217;t occupy people&#8217;s minds for long, as in the decades that followed, beach houses sprang up everywhere, most of which were built by people who had never experienced a major storm. By the time Hurricane Fran struck in 1996, so dense was the development that a storm weaker than Hazel inflicted much greater damage. A man who had his newly renovated beach front home commented that he had had no idea that a storm could simply sweep his house away.</p>
<p>103-After Hurricane Hazel hit the North Carolina coast in 1954, ………… .<br />
A)strict building codes made it impossible to build in coastal areas<br />
B)every building in North Carolina was destroyed<br />
***C)people seemed to forget how bad the destruction had been<br />
D)the president declared a National Disaster<br />
E)Hurricane Fran followed soon after</p>
<p>104-It can be inferred from the passage that the beach houses built after 1954 were……….. .<br />
A)constructed by the native inhabitants of the area<br />
***B)mostly built by newcomers to the area<br />
C)better built than the earlier ones<br />
D)mostly destroyed by Hurricane Hazel<br />
E)able to withstand more powerful storms due to new building technology</p>
<p>105- It is stated in the passage that compared to Hurricane Hazel, Hurricane Fran……….. .<br />
A)inflicted greater damage because it was a much stronger storm<br />
B)was responsible for more deaths because the area was more densely populated<br />
C)was a weaker storm and so caused less damage<br />
D)led to about the same amount of destruction<br />
***E)caused greater destruction even though it was a weaker storm</p>
<p>The prospectors who braved the Canadian winters to find gold in the Yukon and Klondike Rivers experienced the most difficult conditions imaginable. Every man who entered the area had to carry a years supply of food and mining equipment over the steep and frozen mountain passes. In order to do this, each man had to carry 25 kilos of stores about 10 kilometres, leave it there, and return for another load. Therefore to remove all of his stores less than 80 kilometres, each man had to walk nearly 1500 kilometres. It is estimated that of the 100,000 men who set out for the Klondike, fewer than 40,000 actually arrived. Only 4000 ever found gold, and very few of these became rich.</p>
<p>106-It is stated in the passage that ………… .<br />
A)about 40% of the men who tried to find gold in the Klondike became rich<br />
B) only about 4% of the people who set out for the Klondike actually arrived<br />
C) each of the 40,000 men had to walk about 1500 kilometres just to carry 25 kilos of stores<br />
***D)more than 60,000 of the people trying to reach the Klondike failed on the way<br />
E)nearly everyone who reached the Klondike was able to find some gold</p>
<p>107-The conditions around the Yukon and Klondike Rivers were so difficult because ………. .<br />
A)the gold mines were all on the steep and frozen mountain passes<br />
B)each man needed 25 kilos of stores to get him through the winter<br />
C)the area was not big enough to support all of the 100,000 men who set out for 	the Klondike<br />
****D)of a number of reasons including difficult terrain and harsh weather conditions<br />
E)they were nearly 1500 kilometres away from the nearest store</p>
<p>108- We can conclude from the passage that……….. .<br />
***A)very few of the prospectors actually achieved what they&#8217;d aimed for<br />
B)searching for gold in the Canadian winter is the quickest way to get rich<br />
C)it is less difficult to find gold in Canada than in some other places<br />
D)there is still plenty of gold waiting to be found in the Yukon and Klondike Rivers<br />
E)a prospector is someone who lends money to people searching for gold</p>
<p>Contrary to common knowledge, the water, milk and meat of coconuts only begin the list of uses of this versatile tree. The outer husk of the ripe nuts contains fibres that, when separated, can be twisted into twine rope of amazing toughness. It is quite resistant to rot from dampness or seawater. Despite the advent of nails and screws, this rope continues to be widely used for binding together the timbers of houses and the parts of canoes, tools and the like. Expert craftsmen can make sizeable ropes, which, after use, become quite flexible. The inner shell of the ripe nut can be cut and carved into ladles, scrapers, combs and cups and will take a high polish. Furthermore, the sap of the coconut -1 can be fermented to make a pleasant tasting wine, while the fresh sap can be used as food for babies.</p>
<p>109- According to the passage, twine rope………. .<br />
***A)can be used for some of the same functions as nails<br />
B)is the best possible material for making small boats<br />
C)cannot be made into small ropes, but only big ones<br />
D)can easily be damaged if not protected from rain and sea water<br />
E)is sometimes used in the manufacture of polishes</p>
<p>110-We learn from the passage that, despite the many uses of the coconut, it is……… .<br />
***A)better known among people as a source of food<br />
B)not very profitable for the grower<br />
C)very difficult to grow, harvest and process the nut<br />
D)only the experts who know how to use it to the full<br />
E)most commonly used as a material for making ropes</p>
<p>111- It is clear from the passage that…………. .<br />
A)baby food made from coconut palms contains a bit of alcohol<br />
B)wine made from the coconut palm tastes surprisingly like baby food<br />
***C)the same part of the coconut palm is used to make wine and baby food<br />
D)baby food made from the coconut palm has a great nutritive value<br />
E)wine made from the coconut tree tastes better than other types</p>
<p>The central Arctic is an ice mass formed from part of the ocean, whereas the Antarctic is continental. Surrounding the Arctic are land masses which, in most cases, extend southward to the tropics. The Antarctic, on the other hand, is the only continent entirely set off from the rest of the world by great oceans. Furthermore, at some point of man&#8217;s history, all of the other continents, except Austria, were joined by land bridges. Even Australia had been easy to reach by canoe. However, the only place Antarctica even approaches another continent is the long finger of the Antarctic Peninsula, reaching within 600 miles of Cape Horn, the southernmost tip of South America. In addition to distance, ice and stormy seas kept anyone from seeing this continent until about 1820.</p>
<p>112-The difference between the Arctic and Antarctic is that…………. .<br />
A)the climate in the Arctic is much more likely to be tropical than that in Antarctic regions<br />
***B)the Arctic is frozen water surrounded by land, while the Antarctic is land surrounded by water<br />
C)it is much easier to sail through the Arctic oceans thin the ones around Antarctica<br />
D)the Arctic continent is more easily accessible than the one in the Antarctic region<br />
E)because it&#8217;s much further north, the Arctic is much colder thin the Antarctic</p>
<p>113-We can conclude that………… .<br />
***A)with the exception of Australia and Antarctica, it used to be possible to walk between the other continents<br />
B)Antarctica used to be connected to South America by a land bridge<br />
C)throughout man&#8217;s history. canoes have been the most popular means of travelling to Australia<br />
D)until the construction of a bridge connecting it to the mainland, Austria could only be reached by boat<br />
E)the coastline of the Antarctic Peninsula is about six-hundred miles long</p>
<p>114- The passage tells us that…………. .<br />
A)South Americans were the first people to set foot on Antarctica<br />
B)the Antarctic Peninsula is the southernmost point of Antarctica<br />
C)at its nearest point, Antarctica is visible from the southernmost point of South America<br />
***D)Antarctica was discovered in the early nineteenth century<br />
E)the first inhabitants of Australia were early explorers</p>
<p>In order to overcome the limits of the nine-to-five schedule and to grant workers increased independence, thousands of companies have been experimenting with flexible work hour schedules, or flexitime, with flexitime, workers set their own schedules as long as the hours are compatible with company needs and are sufficient to complete assignments. Thus one worker may work from seven to three while another works from ten to six. One variation of flexitime is the four-day work week, in which workers put in four ten-hour days rather than five eight-hour days. When possible, employees are allowed to choose their days off, with many choosing three-day weekends.</p>
<p>115-According to the passage, workers on flexitime………… .<br />
A)are free to work whenever they want<br />
***B)must still complete their work<br />
C)always work four days a week instead of five<br />
D)usually enjoy working the traditional nine-to-five schedule<br />
E)can carry on their work out of the office, if possible</p>
<p>116-The passage states that one advantage of flexitime is…………. .<br />
A)to force workers to complete their assignments on time<br />
B)to compel workers into working ten-hour days<br />
C)to allow a more flexible dress code<br />
***D)to give workers more freedom<br />
E)to make workers on a nine-to-five schedule more efficient</p>
<p>117-The passage tells us that one reason a worker might choose flexitime is………… .<br />
A)to avoid colleagues he or she does not like by working different hours<br />
B)to be able to work longer hours and impress his or her boss<br />
C)to earn more money by working more overtime hours<br />
D)to avoid the rush-hour traffic by commuting at different hours from the majority<br />
***E)to get a longer weekend in return for longer working days</p>
<p>Painting is the application of some coloured pigment to a surface and has developed into an expressive art form. The most common types of paints used today are oil paints and water colours. Most oil painting is done on a prepared canvas or wooden board. Oil paints take several days to dry, which allows the artist to work and rework on the canvas or other surface in the meantime. Water colour painting requires a totally different technique. As the name implies, water is the fluid mixed with the pigments, while paper is the only surface suitable for the paints. Because the water dries quickly into the paper, the work itself has to be done quickly, and it is difficult to correct mistakes. Gouache paints are also water-soluble, but stronger in colour and tone than true water colours.</p>
<p>118-The main focus of the passage is…………. .<br />
A)a history of painting as a type of expressive art form<br />
B)an explanation of why the best artists prefer to use oil paint<br />
C)an explanation of how various paints are manufactured<br />
***D)a brief list of some types of paint and a description of their features<br />
E)an argument for the superiority of water colours in art</p>
<p>119-As is stated in the passage, one feature of oil paint is that…………. .<br />
A)it takes a long time to dry, during which time it can be damaged<br />
B)artists must use it on specially prepared surfaces, not on paper<br />
C)it is generally much easier to clean up than water colours are<br />
***D)images produced with it can be changed if the paint hasn&#8217;t dried yet<br />
E)true artists prefer using it to the less artistic water col6urs</p>
<p>120-It can be inferred from the passage that gouache paints ……….. .<br />
A)are much more expensive than water colours<br />
***B)are not considered to be true water colours<br />
C)produce longer lasting paintings than water colours<br />
D)take longer to dry than water colours do<br />
E)are used by more artists than water colours are</p>
<p>About 1500 years ago, King Vaktang Gorgasali shot a peacock while hunting in the dense forests of the Kura Valley. When he bent down to pick the bird up, he felt the warmth of a hot spring on his fingers. At once, he announced that this would be the, site of his new city, which he named Thilisi, a word meaning &#8220;warm&#8221; in the Georgian language. Later Thilisi replaced Mtskheta as the country&#8217;s capital. Since then, Thilisi has become the economic and cultural centre of Georgia. It has an area of 350 square kilometres and a population of 1.5 million, which is comprised mainly of native Georgians with a number of other peoples, such as Russians, Armenians and Azeri Turks, represented.</p>
<p>121-From the passage, we can determine that………. .<br />
A)the hot springs of Thilisi have since cooled<br />
B)the Georgian language has changed greatly<br />
C)Mtskheta had to be destroyed to build Thilisi<br />
D)all ancient kings liked hunting and hot springs<br />
***E)Thilisi was built some time around 500 AD</p>
<p>122- The passage states that Mtskheta…………. .<br />
***A)was the capital Of Georgia before Thilisi<br />
B)has never been such a major city as Thilisi<br />
C)has no hot springs or dense forests<br />
D)is generally colder than Thilisi<br />
E)was the name given later to Thilisi</p>
<p>123-The author states that within the population of Thilisi, ………… .<br />
A)the number of native Georgiana is 1.5 million<br />
B)there are fewer natives than the outsiders<br />
***C)there are several ethnic minorities<br />
D)Azeri Turks form the greatest portion<br />
E)Georgians and Russians are the biggest minorities</p>
<p>An orchestra is a fairly large ensemble of musical instrumentalists. The orchestra, and the history of orchestral music, is considered to have started with the operas of Claude Monteverdi. Its familiar composition, divided into four basic groups of instruments &#8211; strings, woodwind, brass and percussion &#8211; dates from the second half of the 18th century and is especially connected with the work of Joseph Haydn. The orchestra grew dramatically in size during the 19th century, from an ensemble of 35 players to a company of well over 100. During the same period, the composition of orchestral music and the particular use made of individual instruments or groups of them, increasingly became the hallmark of a composer&#8217;s individual style.</p>
<p>124-It&#8217;s mentioned in the passage that..……….. .<br />
A)Joseph Haydn was a much better composer than Claude Monteverdi<br />
B)opera is an art form that is highly superior to orchestral music<br />
***C)Monteverdi&#8217;s operas are regarded as the first examples of orchestral music<br />
D)the size of orchestras has grown to include too many instruments<br />
E)the larger the orchestra, the better the music it will produce</p>
<p>125- We learn from the passage that individual instruments in orchestras……….. .<br />
A)are all made of either wood or some type of metal<br />
B)were much larger in the 19th century than in the 18th<br />
C)were primarily designed by the composer Haydn<br />
D)always appear in groups of either 35 or 100<br />
***E)can be mainly classified into four different types</p>
<p>126- It may be assumed from the information in the passage that………. .<br />
A)music performed with 100 players is no better than that performed with 35<br />
***B)composers in the 19th century were known for their characteristic styles<br />
C)it 18 difficult to determine the composer of a piece of music without being told<br />
D)large groups of composers worked together on most 19th century projects<br />
E)there was little variation in the style of music produced in the 19th century</p>
<p>This summer Britons are predicted to spend £6 billion on package holidays. According to a new survey, the happiest holiday-makers are those who book with small, specialist companies. The survey suggests that choosing the right tour company may be more important than choosing the right resort or hotel. So, how can you make sure you end up with the sort of holiday you had in mind? If your budget is tight, work out exactly what you can afford. Then, find a travel agent who has time to listen to your requirements. This can be hard though, as many large high street chains set sales targets for heir staff, and may even limit the amount of time employees spend per customer.</p>
<p>127-The recent survey mentioned in the passage shows that…………… .<br />
***A)small travel agencies usually satisfy their customers better<br />
B)British people spend £6 billion on package holidays annually<br />
C)most British people book their holidays through small travel agencies<br />
D)luxurious holiday resorts are rarely preferred<br />
E)the staff at travel agencies deal with customers efficiently</p>
<p>128-Following the advice in the passage, if you want to have a low-budget holiday, ……….. .<br />
A)it would be a good idea to go on a working holiday<br />
B)make sure that you choose an excellent resort<br />
C)decide exactly what you want before approaching an agency<br />
D)a package holiday would be the best option<br />
***E)you should plan your finances carefully</p>
<p>129-The author warns that you may have difficulty in finding a travel agent who will ……….. .<br />
A)offer you a cheap holiday<br />
B)give you a discount on the price<br />
***C)listen to you at length<br />
D)offer decent holidays at lower prices<br />
E)offer a wide variety of package holidays</p>
<p>Scientists have warned that the Great Barrier Reef, meant to be one of the most strictly protected natural wonders of the world, is dying, and this is because of the western appetite for prawn cocktails,  and a combination of other human activities, including tourism and oil mining. The Australian Conservation Foundation has said that the reef could soon be listed as &#8220;endangered&#8221;. It is one of the world&#8217;s richest natural sites, with more than 400 species of coral and 1,500 fish species. Every living thing in the 140,000-square-rnile park is extremely sensitive to disturbance. The scientists&#8217; report reveals that large-scale prawn fishing &#8211; both illegal and licensed &#8211; has in a few years reduced seabed animals by more than half. For every tonne of prawns caught, up to 10 tonnes of marine life is being sacrificed.</p>
<p>130-One can understand from the passage that the Great Barrier Reef…………. .<br />
A)has more regulations than any other natural wonder in the world<br />
***B)is not being as carefully protected as it ought to be<br />
C)houses many species that are listed endangered<br />
D)is not open to tourists unless they have a special permit<br />
E)has no regulations governing activity in the area</p>
<p>131-The Australian Conservation Foundation………. .<br />
***A)is concerned about the future of the reef<br />
B)only allows one tonne of prawns to be caught annually<br />
C)sponsors tourism and mining in the area<br />
D)has declared the reef to be an endangered site<br />
E)has classified various species in the area as endangered</p>
<p>132-The author believes that prawn fishing………… .<br />
A)should be restricted to ten tonnes per year<br />
B)is the only means for the locals to earn their living<br />
C)only benefits the rich West<br />
***D)is disturbing the balance of nature in the area<br />
E)is still carried out with primitive methods</p>
<p>All contact lenses are now made of plastic, but hard and soft varieties are available. The newer and more expensive soft lenses can be bent and will return to their original shape. Made of water-absorbing plastic, they cause very little discomfort and can be worn for as short or as long a period as you like. Lenses of hard plastic do cause discomfort during the adjustment period and must be worn regularly so that another break-in period isn&#8217;t necessary. However, vision through soft contacts isn&#8217;t as good as through hard contacts. Another disadvantage of soft lenses is their tendency to absorb eye secretions and mists from hair spray, room deodorant and the like.</p>
<p>133-One advantage soft contact lenses have over hard ones is that they………… .<br />
A)are made of natural products<br />
***B)are completely flexible<br />
C)correct short-sightedness<br />
D)aren&#8217;t as expensive<br />
E)come in two varieties</p>
<p>134-We learn from the passage that hard plastic lenses………. .<br />
A)are water absorbent<br />
B)must not be worn too often<br />
***C)are initially uncomfortable<br />
D)may break if dropped<br />
E)do not provide clear vision</p>
<p>135-We can conclude from the passage that a person wearing soft plastic lenses………… .<br />
A)ought to use them for short periods<br />
B)has to get them adjusted by the optician<br />
C)won&#8217;t have any difficulty seeing clearly<br />
***D)should avoid using aerosol sprays<br />
E)doesn&#8217;t need to have them checked frequently</p>
<p>Nowhere else in Italy is the art of making pasta so perfected as in Emilia. An ordinary housewife, in half an hour, can make enough taglierini, a kind of pasta, for a dozen people. With eggs and flour and just a drop of water she makes the dough. With a long rolling pin, she presses it out into circular sheets, paper thin. She then cuts it into ribbons a quarter of an inch in width. In Rome this pasta is called fettucfrie, and is boiled and drained like spaghetti, and served swimming in butter and melted cheese. In Emilia, they prefer it served with a sauce of meat, tomato, herbs and mushrooms. In Genoa, the same pasta, made in exactly the same way, is served al pesto &#8211; with an uncooked sauce of garlic, herbs and olive oil.</p>
<p>136-Housewives in Emilia …………. .<br />
A)usually make the pasta special to their town<br />
B)make the most economical pasta in Italy<br />
C)usually cook for twelve or more people<br />
D)make most of the pasta produced in Italy<br />
***E)are the best at making pasta in Italy</p>
<p>137- Clearly, in Rome, people ………….. .<br />
A) prefer fettucirte to taglierini<br />
***B)enjoy eating pasta with dairy products<br />
C)would rather eat spaghetti than jettucihe<br />
D)like to eat pasta on the riverbanks<br />
E)cook fettucine in butter, not in water</p>
<p>138-From what the author says about taglierini and al pesto, we can understand that……….. .<br />
A)they are cooked in different ways<br />
B) the people in Genoa eat much less pasta<br />
C)the Genoans generally use more herbs in cooking<br />
***D)they are the same pasta with different names<br />
E)the people from Emilia like a thicker sauce</p>
<p>Trinity College, or Dublin University, in the Republic of Ireland, dates from the sixteenth century. However, during the seventeenth and eighteenth centuries, many Irish students went abroad, to Italy, Spain and France, to be educated, as Catholics, forming the majority of the population were forbidden to have schools. During that time in Ireland, many teachers operated outside the law. Known as Hedge Shoolmasters, they taught their pupils by the hedgerows in summer and in hillside huts in winter due to a lack of buildings of their own. They managed to teach Latin and Greek well, Without texts, masters and pupils had to rely on memory. Not until the nineteenth century did these banned &#8216;hedge&#8217; schools disappear, when a system of public education was finally approved by the British Government.</p>
<p>139- The passage tells us that Ireland……….. .<br />
A)became a republic in the 16th century<br />
B)did not value education until the 19th century<br />
C)was an independent state in the 18th century<br />
***D)was a predominantly Catholic state<br />
E)didn&#8217;t have any schools until the 19th century</p>
<p>140- Hedge Schoolmasters…………. .<br />
***A)had to teach secretly, as what they were doing was illegal<br />
B)provided the only legal education for Catholics at that time<br />
C)worked for one of the departments of Trinity College<br />
D)taught in order to raise money for school buildings<br />
E)began their work in Ireland in the 16th century</p>
<p>141-One difficulty that Hedge Schoolmasters and their pupil were faced with was that………… .<br />
A)the school masters weren’t properly trained<br />
B)the students had to study Latin and Greek<br />
***C)they didn&#8217;t have any school books<br />
D)the masters and pupils spoke different languages<br />
E)there were not enough teachers for all the students</p>
<p>An average child of 5 years old uses only 1,500 of the 150,000 &#8220;dictionary&#8221; words that a modern language contains. But this small treasury is used very intensively, by him during the years of learning, at the rate of about 1,000 words an hour, or from 7,000 to 15,000 words each day for an active child. School quickly increases his vocabulary, but leaves him with less opportunity for using it. At 10 years old, his treasury amounts to 7,000 words, of which about 30% are used actively -the remainder is seldom or never used- and in an hour he will use about 700 words. By the time he enters university, his word inventory will have grown to 20.000, and on graduation to 60.000, but of these only 10%-20%will be in active use.</p>
<p>142-According to the passage, in general, a 5-year old-child………….. .<br />
A)has an enormous, vocabulary for his age<br />
B)can learn 1.000 words in an hour<br />
C)knows, but doesn’t use, about 150~000 words<br />
D)learns about 7.000 to 15.000 words each day<br />
***E)uses only one percent of avai1able words</p>
<p>143-The passage tells us that when a child goes to school, ……………. .<br />
A)the amount of vocabulary he knows, and his usage of it, increase considerably<br />
B)he is able to use more than half of the words found in a standard dictionary<br />
***C)he learns many words, but uses a smaller percentage of them than before<br />
D)he finds more opportunity to use his ,vocabulary<br />
E)he starts using about 7.000 words daily</p>
<p>144- An average university student ………………… .<br />
A)spends at least fifteen hours of a day listening or speaking<br />
B)uses about 7,000 words, though he knows almost all the vocabulary<br />
C)can only use half of the words he knows in everyday life<br />
***D)graduates with less than half of the vocabulary of his mother tongue<br />
E)can actively use most of the words he has learnt during education</p>
<p>In the Pacific Ocean, over 4000 kilometres from the coast of Chile, the closest mainland, is a tiny island named Easter Island that amazed the first seafarers to land there in the 18tr century. What surprised them were the hundreds of colossal statues scattered all over the island. They were the remains of massive sculptures that had been cut from the volcanic mountains. No one has ever been able to explain why these statues were built. They are between ten and twenty metres high and weigh up to fifty tonnes. Even now, scientists are unable to explain how such huge monuments were constructed and moved about on such a remote island.</p>
<p>145-The most extraordinary thing about Easter bland is…. .<br />
***A)the many huge stone images found on the island<br />
B)the fact that it was not until the 18th century that the first seafarers went there<br />
C)the existence of volcanic mountains there<br />
D)its location nearly 4000 kilometres from Chile<br />
E)the 4000 year old mountains that were discovered in the 18th century</p>
<p>146-The passage tells us that………….. .<br />
A)there were no people on the island until the 18th century<br />
B)there are between ten and twenty statues on the island<br />
***C)the reason for the construction of the statues is not understood<br />
D)there are many active volcanoes on Easter Island<br />
E)seamen in the 18th century often made up unlikely stories</p>
<p>147-It is mentioned in the passage that …………. .<br />
A)the first seafarers to land on the island were very skilful<br />
B)the statues are situated in the most remote part of the island<br />
C)the civilisation of Easter Island was destroyed by a volcanic eruption<br />
D)the people who made the statues were excellent engineers<br />
***E)Easter Island is a long way from the nearest continent</p>
<p>It is ironic that the name of such a corrupt and immoral politician as John Montagu, the fourth Earl of Sandwich, has come down to us, while the names of some of his more honest colleagues are forgotten. He held several important positions in the 18th century, most notoriously as First Lord of the Admiralty. He is thought to have stolen from the Admiralty budget, and to have purchased inferior equipment for the navy at a profit to himself, causing the British Navy serious problems at sea. But of course what he is most remembered for is the invention of the &#8220;sandwich&#8221;. A confirmed gambler, he is thought to have asked for slices of meat to be put between two pieces of bread and brought to him at the gaming table, go that eating would not cause him to waste any gambling time.</p>
<p>148-According to the passage, the &#8220;sandwich&#8221; ……………. .<br />
A)is a special way of gambling invented by John Montagu<br />
B)was invented in England, but is now most popular in the United States<br />
C)was John Montagu&#8217;s favourite meat dish he ate with his gambling colleagues<br />
D)was the secret code John Montagu and some other corrupt politicians used<br />
***E)was invented by John Montagu as a way to be able to eat while gambling</p>
<p>149-Some of the British Navy&#8217;s problems in the 18th century resulted from………… .<br />
A)the gambling habit of the fourth Earl of Sandwich<br />
B)the corruption and immorality of the manufacturers<br />
C)the dismissal of the honest admirals of the time from the navy<br />
***D)the bad equipment John Montagu bought for the navy<br />
E)the economic depression the country was suffering in general</p>
<p>150-The author finds it ironic that John Montagu, an immoral person, ………….. .<br />
A)was able to hold such important positions in the navy<br />
***B)is still remembered today. but some of his more honest contemporaries aren&#8217;t<br />
C)was awarded by the British Navy for his admirable work<br />
D)was held responsible for the increase in gambling in the country<br />
E)had become one of the four important figures of the region of Sandwich</p>
<p>Although the Kilim-Ijim forest in Oku, Cameroon, lies only about six degrees north of the Equator, at an elevation of over 2,500 metres, it has a pleasant climate. After the stifling humidity of the country&#8217;s main city, Douala, this highland area feels decidedly cool. Kilim-Ijim is the highest and largest forest left in West Africa, with fifteen bird species found only in this mountain area of Cameroon. One, a dazzlingly beautiful bird called the turaco, is found nowhere else on the Earth. Although the turaco is confined almost entirely to the 200,000 hectares of the Kilim-Ijim area, it is not difficult to locate it. From dawn to dusk, its call can be heard. Because of this, the local people call the turaco the timekeeper, announcing the start and end of each working day in the fields.</p>
<p>151-The author mentions that the Killm-Ijim forest has a nice climate………… .<br />
A)though it is not as good as the climate in Douala<br />
B)even though it can be really quite cold there<br />
***C)despite the fact that it is near the Equator<br />
D)because it is in a northerly area of Cameroon<br />
E)although it is not as cool as it is in Douala</p>
<p>152-The turaco………. .<br />
***A)is only found in the KiIim-ljim forest<br />
B) is not easy to find in the 200,000 hectares of the forest<br />
C)is the only bird species which is native to Cameroon<br />
D)has fifteen different varieties found only in the Kilim-Ijim forest<br />
E)can be found throughout Cameroon, but nowhere else</p>
<p>153-The turaco is known as the timekeeper because…… .<br />
A)it calls twice a day &#8211; at sunrise and at sunset<br />
***B)its call is heard in the fields from the start till the end of a work day<br />
C)it makes a noise that sounds like a clock<br />
D)its loud, distinctive cry can be heard day and night<br />
E)it calls as it goes to sleep at dawn and again at dusk, when it wakes up</p>
<p>Lacrosse is the national game of Canada and was developed there around 1850, and later in the US in 1877, from the centuries old Indian baggataway, played by rival tribes with teams numbering thousands. The name, French for &#8220;the crook,&#8221; is from the stick used. The modem game is played on a field 100 by 60 metres, with caged goals about two metres square. A team consists of ten players: defence men, midfield players, attack players and a goalkeeper. The object is to score goals by carrying, throwing or batting a sponge rubber ball with the stick, which has a 25-centimetre net at the end. Only the goalkeeper may touch the ball with his hands, and the game is divided into four quarters of 15 minutes each.</p>
<p>154-According to the passage, a lacrosse game………… .<br />
A)stimulates feelings of hatred between the sides<br />
B)allows the players to handle the ball with hands<br />
C)is only popular among the Indians living in Canada<br />
D)requires the teams to employ a lot of players<br />
***E)is played for sixty minutes in four sections</p>
<p>155-We learn from the passage that today, lacrosse is played……… .<br />
A)all over the world and is very popular<br />
B) on a field many times the size of a football pitch<br />
***C)by teams of ten players in four distinct positions<br />
D)by people riding horses and carrying sticks<br />
E)by teams of thousands of people at the same time</p>
<p>156-The passage tells us that lacrosse………… .<br />
***A)in its present form dates from the mid-nineteenth century<br />
B)was played enthusiastically by the Indian tribe of Baggataway<br />
C)used to mean a declaration of war in the Indian traditions<br />
D)is only played in Canada, where it&#8217;s the national game<br />
E)is a French game developed by crooks and warriors</p>
<p>What have recently been found in Egypt could be the earliest known writings. The clay tablets have been carbon dated to between 3300 BC and 3200 BC. This discovery will upset the belief commonly held by hi8toriaas that the first people to write were the Sumerians of Mesopotamia, in about 3000 BC. Most of the tablets were found in the tomb of a king called Scorpion, south of Cairo. The writings in the form of line drawings of animals, plants and mountains are on clay tablets barely bigger than postage stamps. They have been deciphered as records of linen and oil delivered to King Scorpion I.  Thus it seems that man&#8217;s first writings were not a creative outpouring but the result of economics: when the chieftains expanded their areas of control, they needed to keep a record of taxes, paid in the form of goods<br />
157-According to the passage, the discovery of the clay tablets in Egypt………. .<br />
A)has upset a great many historians interested in this area<br />
B)has proved that the Sumerians were the first to write<br />
C)apparently took place in approximately 3000 BC<br />
***D)will change the current understanding of the history of writing<br />
E)has not yet been officially confirmed by authorities</p>
<p>158-The clay tablets mentioned in the passage…………… .<br />
A)were used as ancient forms of postage stamps<br />
B)are the earliest examples we have of Egyptian art<br />
***C)reveals some information about the economic dealings of ancient Egyptians<br />
D)were specially created to be buried with King Scorpion<br />
E)originally belonged to the Sumerians of Mesopotamia</p>
<p>159- From this discovery, it appears that ………… .<br />
A)these tablets were a form of ancient money<br />
B)the tablets were bartered in exchange for oil<br />
C)King Scorpion was one of the first merchants<br />
D)only the kings had the authority to keep written records of events<br />
***E)the first writing was for the purpose of recording economic transactions</p>
<p>According to local legend, the Russian Mikhail Bukanin entered a Prague cafe in 1848 and ordered tea. When the owner said that he&#8217;d never heard of the drink Bukanin marched into the kitchen and made the city&#8217;s first cup of tea. Eighty years later, there were an estimated 150 tea-houses in Prague, but the culture died out under the Communist regime. Today&#8217;s tea-houses are mostly a 1990s&#8217; phenomenon. Partly a reaction to the smoke-filled atmosphere of the Czech pub, and partly a reaction against the multinational, fast food culture that has recently arrived in Prague, tea-houses are non-smoking, peaceful places to enjoy a quiet cup of tea and relax. The tea drinking is taken very seriously, and many of the tea-houses stock a huge array of different kinds of tea.</p>
<p>160-Legend tells that …………… .<br />
A)tea was forbidden in Prague until the year 1848<br />
B)eating and drinking habits of the Czechs were greatly affected by the Russians&#8217;<br />
C)the Czechs used to drink tea themselves but did not offer it to their guests<br />
***D)a Russian introduced tea to the people of Prague<br />
E)the first cafe in Prague serving tea was started by a foreigner</p>
<p>161- We can deduce from the passage that………….. .<br />
***A)today&#8217;s tea-houses in Prague have generally been opened in the last ten years<br />
B)approximately 150 tea-houses have been opened in Prague since the 1920s<br />
C)the original tea-houses have lost a lot of business to pubs and restaurants<br />
D)the citizens of Prague don&#8217;t really like drinking tea in public places<br />
E)the tea-houses in Prague have been in continuous existence for over 80 years</p>
<p>162-We learn from the passage that Prague tea-houses …………. .<br />
A)do not encourage their customers to laugh and Joke<br />
B)keep a large samovar of tea boiling all the time<br />
C)sell fast food as well as the tea they are famed for<br />
***D)offer many varieties of the beverage they serve<br />
E)were, in general, pubs before they became tea-houses</p>
<p>The development of geology owes much to the work of non-professional observers. In no other science, with the possible exceptions of astronomy and archaeology, has the keen amateur participated so actively or contributed so much. This is mainly because experimental methods of investigation involving complicated apparatus typical of chemistry, physics and biology are of only limited use in geology, which results from the fact that geological processes work slowly and depend on factors beyond human control. The advance of geological knowledge has depended on simple observations, patiently gathered, of the outcrops of rocks, their thicknesses, their angles and their fossil content.</p>
<p>163-The purpose of the passage is to explain…………….. .<br />
A)some experimental methods of geological investigation<br />
***B)why geology is a science suitable for enthusiasts&#8217; contribution<br />
C)gradual developments in the field of geology over the years<br />
D)why it is so difficult to gather geological information<br />
E)how experts analyse geological data gathered in the field</p>
<p>164-It is clear from the passage that complex equipment for geological investigation………… .<br />
A)is vital to almost every part of the geologist&#8217;s work<br />
B)is of no use whatsoever in the development of geology<br />
C)may be easily mastered and used by the amateur<br />
***D)only plays a small part in the field of geology<br />
E)is much the same as that used in other scientific fields</p>
<p>165-The author informs us that because of the way geological processes take place, …………. .<br />
A)humans will never really understand how geology works<br />
B)sophisticated equipment is vital to the geologist&#8217;s work<br />
C)several other sciences can be useful to the study of geology<br />
***D)data needs to be gathered over a long period of time<br />
E)it takes a long time to train in order to become a geologist</p>
<p>In Memphis, Tennessee, the unofficial capital of the Mississippi Delta, many people, black and white, have always been drawn to the blues music. It is this racial cross-over that helped inspire Memphis&#8217;s most famous adopted son, Elvis Presley, to fuse black blues and white country and gospel music into rock&#8217;n'roll. Whereas rock&#8217;n'rol became universally popular, very few black blues musicians gained commercial success, and the blues remained no more than a side-show, appreciated mainly by the poor blacks who created it in the first place. Surprisingly though, it was white rock groups from Britain, particularly the Rolling Stones, who popularised the great American blues guitarists and singers by acknowledging their debt to them.</p>
<p>166-According to the passage, rock&#8217;n'roll ………….. .<br />
***A)is a combination of black and white music<br />
B)helped to inspire Elvis Presley<br />
C)has never been appreciated by the black population<br />
D)has always been a side-show<br />
E)is most popular among poor blacks</p>
<p>167-The author tells us that rock&#8217;n'roll……………. .<br />
A)has never been as popular as the blues<br />
B)achieved more popularity than the blues<br />
C)became popular owing to blues musicians<br />
***D)became most famous in Memphis, the capital of Mississippi<br />
E)is better sung by whites than blacks</p>
<p>168-The author finds it surprising that…………… .<br />
A)the Rolling Stones became so famous outside Britain<br />
B)Elvis Presley gained world fame as a rock&#8217;n'rol singer<br />
***C)blues musicians were brought to public attention by white British rock groups<br />
D)blacks and whites in Memphis could get along so peacefully<br />
E)the Mississippi Delta has produced so many famed musicians, both black and white</p>
<p>Of the countries of Latin America, none has had a more melancholy history than Paraguay. For nearly 180 years, from 1811, when the country became independent from Spain, it had a very succession of dictators, some bad, some very bad. One allowed no newspapers or schools. Another claimed half of the country for himself. When the last one was overthrown in 1989, it was assumed that Andres Rodriguez, the general who organised the coup against his old master, would be a dictator too. To many people&#8217;s astonishment, starting a democratic movement, he freed political prisoners, ended the ban on opposition political parties, lifted newspaper censorship, and successfully stood for president in what was acclaimed as the cleanest dirty election in the country’s history.</p>
<p>169-It is stated in the passage that Paraguay………… .<br />
A)was ruled by decent, fair-minded leaders only for a short period<br />
***B)has suffered a series of unworthy dictators during its history<br />
C)is still affected by the traditions of the colonial period<br />
D)has never had enough newspapers or schools for its population<br />
E)had its worst times during the rule of the dictator Andres Rodriguez</p>
<p>170-The most surprising thing about General Andres Rodriguez is that he …………. .<br />
A)was a hero of the independence movement, which ended in 1811<br />
B) was overthrown by a dictator in 1989<br />
C)became a dictator exactly like his predecessors<br />
D)claimed about half the country as his own personal property<br />
***E)introduced democracy even though he came to power in a coup</p>
<p>171-The passage implies that …………….<br />
A)all of the countries of Latin America have had a sad history<br />
B)the most recent election in Paraguay w~ completely free and fair<br />
C)Paraguay&#8217;s first ever elections took place under Andres Rodriguez<br />
***D)there has never been a completely free and fair election in Paraguay<br />
E)Paraguay remained under the influence of Spain even after independence</p>
<p>Britain&#8217;s Andy Green, piloting what looked like a wingless jet plane, became the first man in history to break the sound barrier on land in October, 1997. The car is powered by two jet engines, which develop a thrust equivalent to that of 1000 Ford Escort cars. Though the pilot, the vehicle and the team are all British, the feat was accomplished in the Black Rock Desert of Nevada, USA, because it is the flattest usable surface on the Earth. Coating his ten-tonne vehicle toward the legendary Mach 1, the measure used for aircraft flying at the speed of sound, which is 750 mph. Green culminated the two-minute, 13-mile run with a supersonic spurt that sent him over the 760 mph mark for almost 60 seconds.</p>
<p>172-‘Match 1’ in the passage refers to………….. .<br />
***A)a unit of measure for supersonic speed<br />
B)an extremely powerful Jet engine<br />
C)the name of the vehicle which broke the sound barrier<br />
D) a spot in the Black Rock Desert<br />
E) a wingless jet</p>
<p>173-It is stated in the passage that…………… .<br />
A)1000 cars took part in the attempt to break the sound barrier<br />
B)the sound barrier can only be broken by aircraft<br />
C)flight over the speed of sound is called supersonic<br />
D)a jet plane without wings has broken the sound barrier on land<br />
***E)a British team broke the sound barrier on land in the USA</p>
<p>174-We learn from the passage that before October, 1997, ……….. .<br />
A)it used to take 13 miles to reach the speed of sound<br />
B)the engines of 1000 Ford escorts were used for supersonic craft<br />
C)Andy Green had already travelled at over the speed of sound for one minute<br />
***D)no one had gone faster than the speed of sound on land<br />
E)a few other speed tests had been carried out in the Black Rock Desert</p>
<p>The man responsible for greatly reducing the suffering resulting from surgery was Joseph Lister, who was born in 1827. In 1886 he made the discovery that wound infections following surgery were due to bacteria, and he began to use carbolic acid in an attempt to destroy the bacteria in the air around the operating table. Clean, sterile operating theatres as we know them were unfamiliar in Lister&#8217;s day, and he was the first surgeon to realise the importance of antisepsis &#8211; killing the bacteria in and around the incision that is necessary for the operation. It was his pioneering work with antiseptics which led to the strict routines which surround modern operating theatres, where surgical instruments are sterilised before use, and all the theatre staff have to &#8220;scrub up&#8221; and wear sterilised gloves and clothing.</p>
<p>175-Before Joseph Lister&#8217;s discoveries, …………. .<br />
***A)clean, sterile operating theatres were unknown<br />
B)there was an inefficient method of sterilisation<br />
C)theatre staff followed strict preparation routines<br />
D) surgery was always very dangerous<br />
E) nobody took his theories seriously</p>
<p>176-We learn from the passage that………….. .<br />
***A)the sterile conditions in a modern operating theatre are the result of Lister&#8217;s work<br />
B)surgery includes danger despite all precautions<br />
C)doctors had long suspected the importance of antisepsis<br />
D)incisions are not necessary for minor operations<br />
E)Joseph Lister was the greatest surgeon of his time</p>
<p>177-The passage mainly deals with………. .<br />
A)the type of bacteria which cause infections<br />
B)why it is important for everyone in an operating theatre to be clean<br />
***C)how Joseph Lister changed the course of surgery with his discoveries<br />
D)how sterilised conditions reduced the numbers of post-operation deaths<br />
E)the use of carbolic acid in destroying bacteria</p>
<p>In recent years, a whole new generation of cargo vessels have begun sailing the oceans of the world at speeds that in the past were confined to fast passenger liners. They are known as container ships, monsters with powerful engines developing up to 90,000 horse power. These ships are primarily important due to the fact that the container method of transporting goods has revolutionised maritime cargo carrying because of the speed at which they can be loaded and unloaded when they arrive at a port specially equipped to handle the containers. These containers look like giant building blocks and are made to a standard size.</p>
<p>178-The main advantage of container ships is that they are……… .<br />
A)bigger than other ships<br />
B)as comfortable as fast ocean liners<br />
C)able to compete with fast ocean liners<br />
***D)loaded and unloaded extremely fast<br />
E)the most recent invention of mankind</p>
<p>179-It is stated in the passage that container ships ……….. .<br />
A)are the fastest ships in the world<br />
B)can travel so fast because they are loaded with standard size containers<br />
C)have virtually replaced passenger liners<br />
D)are described as &#8220;monsters&#8221; because they are ugly<br />
***E)have recently begun sailing the oceans</p>
<p>180-We learn from the passage that…………….. .<br />
A)container vessels come in all sizes<br />
B)container vessels have been around for as long as passenger liners<br />
C)passenger liners still have a number of important advantages over container<br />
D)because containers are of a standard size, they can be used as building blocks<br />
***E)container vessels can only be loaded and unloaded at specially equipped ports</p>
<p>The word alphabet is made up from the first two letters of the Greek alphabet &#8211; alpha and beta &#8211; and describes any group of symbols intended to represent the sounds used in speech. The letters of an alphabet can be assembled in thousands of different combinations to form words, and are therefore much more flexible than other symbols, such as pictograms or ideograms each of which can only stand for one particular object or idea. The origin of alphabets is obscure. Some scholars believe that the first true alphabets developed from Egyptian Hieroglyphics; others contend that the cuneiform scripts of the Sumerians, Babylonians and Assyrians hold the key.</p>
<p>181-The author tell us that an alphabet is…………. .<br />
A)two Greek letters, alpha and beta<br />
B)a group of meaningless symbols<br />
***C)a group of signs that stand for vocal sounds<br />
D)the sounds used when we speak<br />
E)a combination of pictograms and ideograms</p>
<p>182-It is clear from the passage that alphabets are well-suited for writing because&#8230;&#8230;&#8230; .<br />
***A)they are not as rigid as other symbolic systems<br />
B)their letters represent specific words or ideas<br />
C)they derive from ancient hieroglyphics<br />
D)they can have thousands of different letters<br />
E) they are easy to learn for any member of the community</p>
<p>183-It&#8217;s mentioned in the passage that academics disagree about&#8230;&#8230;&#8230;.. .<br />
A)the disadvantages of alphabets<br />
B)Egyptian Hieroglyphics<br />
C)pictograms and ideograms<br />
D)the key to cuneiform scripts<br />
***E)how alphabets originated</p>
<p>India, one of the poorest countries in the world. has the most HIV positive citizens, an estimated 4 million people. However, it is estimated that less than 1 percent of those living with HIV in India can afford the medication; about 20 pills of various types which has become known as the &#8220;AID cocktail&#8221;. Indigenous production of drugs which will eliminate the cost of import, and perhaps even development of a vaccine may be the only way for India to combat AIDS But costs remain high, even though an Indian company has begun to produce some of the treatment drugs in India.</p>
<p>184-It is stated in the passage that……… .<br />
A)4 million people in India are taking medication for HIV<br />
B)none of the HIV medication is produced in India<br />
C)HIV positive Indians may have got the disease at cocktail parties<br />
D)if the HIV medication were a little cheaper, everyone would be able to afford it<br />
***E)there is no country in the world with more HIV positive citizens than India</p>
<p>185-The &#8220;AIDS cocktail&#8221;&#8230;&#8230;..  .<br />
A)is widely available and inexpensive<br />
B)is produced in India by an Indian company<br />
C)is taken by all HIV positive Indians every day<br />
***D)consists of about 20 different kinds of medicine<br />
E)was devised, by an Indian doctor to combat AIDS</p>
<p>186-The word &#8216;indigenous&#8221; in the passage probably means&#8230;&#8230;………. .<br />
A)inexpensive	***B)local<br />
C)imported	D)convenient	E)efficient</p>
<p>US citizens are legally permitted to arrive in the Netherlands as tourists, &#8216;and then look for work while they&#8217;re there. However, nobody can work legally in the Netherlands, without a social-fiscal, SOFI, number: yet, the Tax Office won&#8217;t issue a SOFI number to non-EU nationals without a residence permit, and the Aliens&#8217; Police won&#8217;t issue the permit to anyone without a SOFI number. These regulations are designed to make things difficult, but there do seem to be ways around them. If you can find an employer who will give both the Tax Office and the Aliens&#8217; Police a written statement to say that you alone are the right person to do the job, you may be granted a residence permit and a SOFI number. Otherwise, apart from marrying a Dutch citizen, there is little you can do legally to establish yourself there.</p>
<p>187-An American who wishes to week in the Netherlands………….. .<br />
***A)is allowed to seek employment while on holiday in the country<br />
B)must get a written statement from the Tax Office to give to his employer<br />
C)must arrange all of the details before leaving the United States<br />
D)should arrive there with a residence permit and a SOFI number<br />
E)is required to register with the Tax Office upon arrival</p>
<p>188-The author suggests that for an American to have any hope of securing a residence permit, you need…… . A)to be a non-EU national<br />
B)to open your own business there<br />
***C)something in writing from an employee<br />
D)to have Dutch ancestors<br />
E)a friend in the Dutch Aliens&#8217; Police</p>
<p>189-From the information given in the passage, it appears that…………. .<br />
A)it is illegal for an American without a SOFI number to marry a Dutch citizen<br />
B)an American wishing to marry a Dutch citizen cannot do so within the Netherlands<br />
C)being married to a Dutch citizen doesn&#8217;t help an American who wants to work in Holland<br />
***D)marrying a Dutch citizen increases an American’s chances of being allowed to work in Holland<br />
E)it is not legal for an American to get married to a Dutch citizen unless he&#8217;s got a job in Holland</p>
<p>Many experiments have suggested that a child who has watched a violent video sequence is more likely to engage in aggressive acts than one who has not. According to one study, a preference for violent TV shows is a more accurate indicator of aggression than socio-economic background, family relationships, IQ, or any other single factor. Though it is difficult to say which comes first, an aggressive personality or a preference for violent shows, the relationship is certainly valid. A steady diet of TV violence can also make children numb to reality. One eleven-year-old was quoted as saying that he had seen so many assaults and murders on the screen that if he saw someone really get killed, it would not bother him.</p>
<p>190-According to the study mentioned in the passage, the most likely people to be aggressive are…….. .<br />
A)those with violent family relationships<br />
B)people with low IQ&#8217;s<br />
C)those who are numb to reality<br />
***D)people who watch too much violence on TV<br />
E)those from poor families</p>
<p>191-The passage states that socio-economic background………… .<br />
***A)is less important than a taste for violent TV shows as an indicator of an aggressive personality<br />
B)is more important than family relationships or IQ in evaluating a violent personality<br />
C)leads to a preference for violent &#8216;Iv programmes<br />
D)is the most important single factor in predicting aggressive behaviour<br />
E) can make people indifferent to reality</p>
<p>192-The anther states that watching a large number of violent TV shows……..  .<br />
A)may be an indicator of violent family relationships<br />
***B)can make a child insensitive to real life<br />
C)makes children want to see people get killed<br />
D)Is one of the causes of a poor socio-economic background<br />
E)is related to a person&#8217;s IQ</p>
<p>Amphibious vehicles, those that can move on both land and water, have been in use for a number of years. However, while most of them are quite fast on land, they move quite slowly when they are functioning as boats. The only truly amphibious vehicle that can move with equal ease on both land and water, is the Hovercraft. A Hovercraft actually travels on an air cushion produced by a large fan which blows air downwards between the body of the vehicle and the water or the ground. This lifts up the craft. Because the Hovercraft floats on the air cushion, there is no contact between the craft and the surface below. This allows it to travel over flat or rough ground, or water.</p>
<p>193-The passage tells us that amphibious vehicles&#8230;&#8230;.. .<br />
A)are not capable of travelling efficiently on water<br />
B)are the result of the very latest technology<br />
C)can also function as aeroplanes in certain situations<br />
***D)are able to travel on water as well as on land<br />
E)are still in the early stages of development</p>
<p>194- The passage explains…………. .<br />
A)why the Hovercraft is more efficient ~n water than on land<br />
B)the system which enables all amphibious vehicles to function as boats<br />
***C)that the Hovercraft can travel over various surfaces because it does not touch them<br />
D)the best method by which the inefficient amphibious vehicles can be improved<br />
E)that the Hovercraft is not truly an amphibious vehicle</p>
<p>195- According to the passage, of all amphibious vehicles, only the Hovercraft……… .<br />
A)offers the passengers seats supported with cushions<br />
***B)operates with equal efficiency on both land and sea<br />
C)has a large fan which keeps the engine cool<br />
D)has become popularly known<br />
E)requires smooth ground or a calm sea</p>
<p>The Rhine is a European river which rises in the Swiss Alps and flows northward for a distance of 1320 kilometres, entering the North Sea just south of the port of Rotterdam in the Netherlands. It is navigable all the way from the sea to Basle, Switzerland, and for this reason is of great commercial importance, serving the industrial region of Ruhr and such inland ports as Cologne, Manheim and Strasbourg. It is connected by canal with the Danube and the Rhone Its most famous stretch is the Rhine Gorge, the steep sides being given over to vineyards. Politically, too, the Rhine has played a big part in European history, providing a natural frontier between French speaking people to the west and Germanic peoples to the east.</p>
<p>196-It is stated in the passage that the industrial importance of the Rhine………. .<br />
***A)stems from its role as a link between Switzerland and the sea<br />
B)comes from its length of more than a thousand kilometres<br />
C)is a direct result of its rising in the Alps in Switzerland<br />
D)is due mainly to the river&#8217;s political significance<br />
E)has been lessened in recent years because of failed vineyards</p>
<p>197-We understand from the passage that, the Danube and the Rhone……….. .<br />
A)have, over the years, lessened the commercial importance of the Rhine<br />
B)flow through more countries than does the Rhine<br />
C)are of greater significance for Europe than the Rhine<br />
D)flow into the same sea as the Rhine<br />
***E)are not connected with the Rhine naturally but artificially</p>
<p>198-Apart from being a transportation route, the Rhine……….. .<br />
A)contributes to the tourist industry in the Ruhr region<br />
B)is seen by the Dutch as a link to the east<br />
C)provides natural beauty for the local people<br />
***D)serves as a political barrier as well<br />
E)has no other important function</p>
<p>Herodotus was a Greek historian born in Halicarnassus four years before the battle of Thermopylae. He is believed to have been exiled in his later life because of his opposition to the tyrant Lygdamis. He spent much time on Samos, thereafter travelling in the Persian Empire, Scythia and Egypt, observing with fascination the local customs and beliefs. He lived some time in Athens and travelled as an Athenian colonist to Thurli, in Italy, where he is supposed to have spent the rest of his life writing The Persian Wars, earning the title of Father of History from Caesar. This 9-book work is an inquiry into the origins of, and a description of, the Persian invasions of Greece. The first 6 books tell of the customs, geography and history of the combatants and their neighbours; the last three treat the war itself.</p>
<p>199- The passage suggests that Herodotus…………. .<br />
A)made a fortune from the sale of his books<br />
***B)is one of the earliest historical writers<br />
C)did not actually visit the places he wrote about<br />
D)played a major role in the history of the Persian Empire<br />
E)could speak Persian, Arabic and Scythian</p>
<p>200-It can be inferred from the passage that during the battle of Termophylae, Herodotus………. .<br />
A)took detailed notes and did not fight<br />
B)attacked the evil king Lygdamis<br />
***C)was too young to have played a role<br />
D)lost his father through a Persian arrow<br />
E)was assisting the enemy Persian army</p>
<p>201-The author tells us that Herodotus died……….. .<br />
A)having completed only 6 of a planned 9-book collection<br />
B)while paying a visit to Caesar in Italy<br />
C)before he could visit his own country<br />
D)in a battle in the Persian War<br />
***E)in the Athenian colony of Thuril</p>
<p>Vitamin C occurs most abundantly in oranges, lemons, grapefruit, and raw tomatoes and cabbage. Several other fruits and vegetables, including potatoes, contain lesser amounts. It is, however, easily destroyed by cooking. vitamin C is necessary for the development of bones, teeth, blood vessels, and other tissues, and plays a part in the functioning of most of the cells in the hotly. Deficiency shows itself in painful haemorrhages around the bones and in swollen, bleeding gums, a condition called scurvy. For a long time, in the days when a sailor&#8217;s diet consisted of salted and dried food and ship&#8217;s biscuits, scurvy was the curse of sailors on long voyages.</p>
<p>202-It is obvious from the passage that vitamin C …….. .<br />
***A)is an essential part of a healthy diet<br />
B)is present is both raw and well-cooked vegetables<br />
C)is less important for adults than it is for children<br />
D)was once more important than it is now<br />
E) is the best cure for a cold</p>
<p>203-The passage implies that scurvy among sailors was caused by……… .<br />
***A)a lack of fresh fruit and vegetables<br />
B)cooking food for too long<br />
C)having to work under difficult conditions<br />
D)the fact that their journeys were too long<br />
E) their fondness for fish and biscuits</p>
<p>204-The best way to ensure having enough vitamin C in one&#8217;s diet is to ……….  .<br />
A)thoroughly cook all food to destroy harmful bacteria<br />
B)try to avoid diseases affecting bones and teeth<br />
C)make sure that it includes lightly cooked meat<br />
***D)eat plenty of salads and citrus fruits<br />
E)include such items as salted and dried food</p>
<p>At least half of all visitors to Nepal go to the lakeside town of Pokhara. The symbol of the region is the 6.993-metre high Machhapuchhare Mountain, which means “ fish tail” in English. Indeed the mountain is shaped like a fish tail and viewed from Pokhara, is a majestic sight. Yet one detail singles out this giant mountain from the others in the region: no one has ever climbed it, and it is unlikely that anyone ever will. In the 1960s, the Nepalese government declared it a holy mountain, forbidden to mountaineers. Sherpas, in particular, respect this. And without sherpas, the indispensable porters of the high valleys of Nepal, the Europeans and Americans who constantly attempt to conquer the mountains in the region are helpless.</p>
<p>205-It is obvious from the passage that……. .<br />
A)there are a lot of fish in Pokhara Lake<br />
B)no one has ever climbed most of the mountains near Pokhara<br />
C)the mountains around Pokhara have English names<br />
D)tourism in Nepal has grown in importance since the 1960s<br />
***E)Pokhara is one of the most popular destinations in Nepal</p>
<p>206-Machhapuchhare has never been climbed because … .<br />
A)it is one of the tallest mountains in the world<br />
***B)it is regarded as  sacred, and so mountaineers are not allowed to climb it<br />
C)it is dangerously steep, which discourages mountaineers from attempting to climb it<br />
D) it is not as challenging for climbers as the other mountains in the region<br />
E) there aren’t any Sherpas experienced enough to lead mountaineers to it</p>
<p>207-What the passage stresses about Sherpas is that they………… .<br />
A)are members of a religious sect trying to ban mountain-climbing in Nepal<br />
B)climbed high mountains until the government forbade them in the 1960s<br />
***C)are essential to climbers who want to conquer the mountains in Nepal<br />
D)don&#8217;t approve of Europeans and Americans climb their mountain<br />
E)want to be the first people to climb Machhapuchhare</p>
<p>Plants can summon an insect rescue team when they are attacked by pests, just as if they were calling for a microscopic ambulance. In fact, researchers say the signal is specific enough to tell the helpful insects exactly what to expect when they arrive on the scene. For example, two kinds of caterpillars attack numerous crops and cost US farmers about $6 billion annually. The plants summon a black, parasitic wasp that it is the natural enemy of the caterpillars. Scientists have known for years that plants could send out distress calls to wasps and other insect bodyguards, but they are just beginning to understand how sophisticated the messages can be. They hope to find out more about the signals and eventually use them to develop chemical-free pest control systems.</p>
<p>208-The passage states that………….. .<br />
A)most of the agricultural crops produced in the USA are lost to pests<br />
B)caterpillars can help plants attacked by black wasps<br />
C)scientists have known all about plants&#8217; distress calls for years<br />
***D)friendly insects can help plants against unfriendly ones<br />
E)researchers have only recently become aware of the distress calls of plants</p>
<p>209-According to the passage, further research into the plants&#8217; distress calls is necessary in order for scientists…………. .<br />
A)to act promptly when plants need help<br />
B)to develop new chemicals to be used against pests<br />
C)to understand whether plants really have this ability<br />
D)to distinguish between useful and harmful insects<br />
***E)to make use of them in the fight against pests</p>
<p>210-One can understand from the passage that &#8220;pest&#8221; means a……….. .<br />
A)microscopic ambulance	B)specific signal<br />
***C)harmful insect		D)type of researcher<br />
E)helpful insect</p>
<p>Not so long ago, most companies were family affairs, owned by different members of the same family. Some still are, but now many companies have survived the founding families and grown into big organisations which own smaller, or subsidiary companies. These companies work in other countries to form multi-national groups, such as the big oil companies like Shell or Esso, and the big car manufacturers like Ford. The big multi-national companies each control more money than many countries do. These companies only exist to make profits for their owners, or shareholders.</p>
<p>211-According to the passage, most companies………. .<br />
***A)used to belong to a single family<br />
B)are subsidiary companies belonging to larger organisations<br />
C)have larger budgets than some countries do<br />
D)are owned by the oil companies<br />
E)have now been taken over by multi-nationals</p>
<p>212-The author states that……………. .<br />
A)multi-national companies usually belong to a single family<br />
***B)some multi-nationals are richer than some nations<br />
C)there are no longer any family-owned large companies<br />
D)the biggest organisations are called subsidiary companies<br />
E)the big oil companies are usually owned by single families</p>
<p>213-The author believes that multi-national companies……….. .<br />
A)are a positive force in the world<br />
B)are largely controlled by the countries where they work<br />
C)sometimes become too involved in family affairs<br />
***D)have no other purpose but to make money<br />
E)employ many people from the original founding families</p>
<p>The &#8220;dead cities&#8221; of Syria are coming alive and archaeologists are seriously concerned. Pushed by a booming population, farmers are moving into the hills of northern Syria and making homes in villages that have been deserted but nearly intact for a millennium. The government is trying to limit the destruction of archaeological sites by barring people from moving into hundreds of deserted ancient villages and imposing fines for destroying antiquities. In some cases, officials can pull down newly-built houses that are too close to the dead cities. This has outraged the new villagers; mostly poor Muslim farmers and shepherds who feel little connection to antiquities from Syria&#8217;s Christian past.</p>
<p>214-The passage tells, us that archaeologists are worried………….. .<br />
A)about the impoverished state of the farmers and shepherds<br />
B) because they are not allowed to continue excavations in Syria<br />
C)because buildings of historical value have officially been given to villagers<br />
D)due to the government&#8217;s decidedly anti-Christian stance<br />
***E) because the growing population is threatening historic sites in Syria</p>
<p>215-The passage suggests that the villagers’ lack of concern comes from ………. .<br />
A)the government&#8217;s policy of not fining them heavily for destruction<br />
B)their belief that the cities have always belonged to Syrians<br />
***C)their cultural and religious distance from Syria&#8217;s Christian past<br />
D)the government&#8217;s lax attitude to drive them out of their new homes<br />
E)the great profit to be made from selling antiquities to archaeologists</p>
<p>216-It may be gathered from the passage that the ancient cities of northern Syria……….. .<br />
***A)are in very good condition despite being empty for a thousand years<br />
B)are hard to find since they are simply shapeless piles of rocks<br />
C)are really quite new cities but are very poorly maintained<br />
D)have been continuously inhabited for a least a millennium<br />
E)are also home to a large number of Christians</p>
<p>For the first time after the Apollo moon landings, NASA is launching a mission into outer space to bring back extraterritorial material. This time, NASA is going after comet and interstellar dust. &#8220;Stardust&#8221;, the robotic spacecraft that will collect the tiny grains, is scheduled for a journey of seven years that will cover 5.1 billion kilometres. It is NASA&#8217;s first attempt to bring back pieces of a comet. This particular comet, Wild-2, rarely came close to the Sun until the 1970s, and so still should contain the original, frozen components of the solar system. By studying samples from this well-preserved comet, scientists hope to better understand how icy, rocky comets may have provided the water and organics necessary for life to form on the Earth, and possibly elsewhere.</p>
<p>217-According to the passage, so far, …………. .<br />
A)the Apollo spacecraft has brought back several pieces of comets<br />
B)NASA has regularly sent missions to bring back material from outer space<br />
C)the &#8220;Stardust&#8221; spacecraft has completed some other major missions<br />
***D)pieces of a comet haven&#8217;t been brought back from space by NASA<br />
E)the comet Wild-2 has never come close to the Sun</p>
<p>218-The passage suggests that the Wild-2 comet ……… .<br />
A)came close to the Sun for the first time in 1970<br />
B)travels about 5.1 billion kilometres every seven years<br />
C)was discovered In the 1970s<br />
***D)probably consists partly of frozen material<br />
E)is the first comet to come dangerously close to the Earth</p>
<p>219-Scientists wish to study the comet because it…………. .<br />
A)seldom comes near the Sun<br />
B)is full of extraterritorial material<br />
***C)could help them explain how life started<br />
D)is considered to be the oldest comet in the universe<br />
E)may melt if it goes too close to the Sun</p>
<p>In order to avoid the traditional form, writers like the Irishman James Joyce tried to find other structures around which to build their novels. Joyce broke away from the regular beginning, middle, and end technique of earlier writers with his novel &#8216;Ulysses&#8217;. Using the Greek mythology contained in The Odyssey&#8217;, written by Homer, Joyce devised a completely new technique which combined Greek mythology with tales of modern life. In the novel, the adventures of Homer&#8217;s Ulysses are paralleled to the happenings of one day in the life of a group of characters in Dublin, Ireland. As this novel shows, if a writer actually describes every single thing a character does throughout one day, that one day can easily produce a whole long novel.</p>
<p>220- James Joyce&#8217;s novel &#8216;Ulysses&#8217; ……… .<br />
A)is a traditional novel with a beginning, middle and end<br />
B)was a modem translation of Homer&#8217;s &#8216;Odysseus&#8217;<br />
C)revolutionised classical Greek literature<br />
D)was written in one day<br />
***E)was meant to be different from novels written up to that time</p>
<p>221-According to the passage, &#8216;Ulysses&#8217; reflects similarities between………. .<br />
***A)the lives of a mythological figure and a group of contemporary people<br />
B)the writing techniques used by Homer and James Joyce<br />
C)the moral values of Homer&#8217;s day and those of Joyce&#8217;s own<br />
D)the lives, over a number of years, of a number of people in Dublin<br />
E)a writer in ancient Greece and one in contemporary Ireland</p>
<p>222-The passage states that the action of the novel takes place……… .<br />
A)in a traditional settling<br />
B)over a long period of time<br />
C)in ancient Greece<br />
***D)in a single day<br />
E)in a mythical setting</p>
<p>Under the great Moghul emperors, artists emerged from their previous anonymity. They were allowed, for the first time, to sign their work, and even encouraged to include self-portraits in their paintings. And the artists&#8217; skills did not go unrewarded : one emperor even presented a favourite painter with an elephant, the ultimate status symbol of the age. Yet little is known about the artists&#8217; lives. The more successful may have enjoyed an economic status similar to lower-level nobles. However, their simple dress in the self-portraits suggests that the rewards for many painters did not always match their unquestionable talent.</p>
<p>223-In the passage, the word &#8220;anonymity&#8217; in the first sentence refers to a condition in which………. .<br />
A)the people had to live in extreme poverty<br />
B)the artists were well-respected<br />
C)the emperors employed only very talented artists<br />
D)the artists worked for very little money<br />
***E)the artists of paintings were not known by name</p>
<p>224-At the time of the Mogul emperors, ………… .<br />
A)artists could only earn very little money<br />
***B)not all the artists earned well<br />
C)artists had the same status as the nobles<br />
D)most of the artists were not rewarded for their paintings<br />
E)every artist was allowed to have his own elephant</p>
<p>225-We can infer from the passage that one way artists were able to become better known was by …….. .<br />
***A)including pictures of themselves in their work<br />
B)riding status symbols through town<br />
C)selling paintings to Moghul emperors<br />
D)having an economic status similar to lower-level nobles<br />
E)matching their unquestionable talent with simple dress</p>
<p>Four years ago, Craig Keilburger, a Canadian boy then only 12 years old, founded Free the Children, a youth organisation aimed at ending child labour and encouraging youth involvement in community service. Since then, hundreds of local chapters have formed all over the world, participating in everything from letter-writing campaigns to programmes like &#8220;Rugmark&#8221;, a labelling system for carpets made without child labour. Now 16, Keilburger has travelled extensively, meeting children from Pakistan to Brazil and giving speeches on child exploitation.</p>
<p>226-According to the passage, Free the Children is……… .<br />
***A)an association opposed to children having to work<br />
B)an organisation which was founded 16 years ago<br />
C)dedicated to teaching children how to write letters<br />
D)a group of adults who want to help children<br />
E)a charity founded in Canada, but now active in Pakistan and Brazil</p>
<p>227-It can be inferred from the passage that…….. .<br />
A)Craig Keilburger is now 19 years old<br />
B)child labour has been ended because of the efforts of Free the Children<br />
C)Free the Children is one of the most effective organisations in the world<br />
***D)children are often exploited in making carpets<br />
E)Canadians understand the world better than other people</p>
<p>228-The passage states that Craig Keilburger……….. .<br />
A)has personally founded hundreds of local chapters of Free the Children<br />
B)has become one of the youngest successful businessmen in the world<br />
***C)travels around the world lecturing on the exploitation of children<br />
D)labels carpets made without child labour<br />
E)believes that children should help to support their families</p>
<p>The producer is the person who starts and controls the whole process of making a film. He may buy the film rights to a book or employ a scriptwriter to write a script. He employs all the staff, both technical and creative involved in the making of the film, including the director. He is also in control of the finances of the film, and it is his responsibility to see that the cost does not exceed the budget allowed. Unlike today, in the golden age of Hollywood in the 1930s and &#8217;40s, the famous names were the producers like David Selnnick and Samuel Goldwin, and not the directors.</p>
<p>229- We learn from the passage that………. .<br />
A)the producer is the most creative person involved in making a film<br />
B)producers have not been very important since the 1940s<br />
C)the producer is responsible only for technical parts of film-making<br />
D)the direct6r plays the most important role in making a film<br />
***E)the producer is involved with every aspect of making a film</p>
<p>230-It is implied in the passage that………… .<br />
A)directors and producers have equal status today<br />
B)producers finance films, but other people are more important in making a film<br />
C)producers usually write scripts for their films<br />
***D)producers are no longer as famous as they once were<br />
E)films were better in the 1930s and &#8217;40s than they are today. </p>
<p>231-According to the passage, …………. .<br />
A)the cost of a film often exceeds its budget<br />
***B)it is the producer who oversees the finances of a film<br />
C)today. the producer and the director of a film are usually the same person<br />
D)films with the largest budgets are always the most successful<br />
E)no contemporary producer has ever been as successful as David Selznick or Samuel Goldwin</p>
<p>At present, there are only two people in the world who have undergone successful hand transplants. This operation has only recently been available and the second successful transplant was carried out in January, 1999. Since this operation, more than one hundred people have contacted the doctor who carried out the operation. Potential candidates are put through medical, psychiatric and psychological tests. Their medical histories are scrutinised. Moreover, they are bluntly told of the risks of the medication that suppresses the immune system. This is necessary to prevent the body from rejecting the foreign tissue in the new hand, which is taken from a dead body.</p>
<p>232-The passage tells us that ………. .<br />
A)more than one hundred people have recently had hand transplants<br />
B)having a hand transplant is a new craze in cosmetic surgery<br />
***C)effective techniques for transplanting human hands have only been recently developed<br />
D)two people have recently died due to the failure of their immune systems during hand transplants<br />
E)the same doctor has carried out more than a hundred operations recently</p>
<p>233-In the case of a hand transplant, the immune system……… .<br />
***A)might reject the new hand if not controlled<br />
B)plays the major role on the psychological situation of the candidates<br />
C)is suppressed to reduce the risk of spreading the infection<br />
D)is risky to people with certain medical histories<br />
E)of a dead body might not be compatible with that of the person receiving the hand</p>
<p>234-It is implied in the passage that……….. .<br />
A)most hand transplant operations are successful<br />
B)the doctor who carried out the second successful operation is advertising for more business<br />
C)only the person whose immune system functions well is considered suitable for the operation<br />
***D)there may be psychological as well as physical problems for those who receive the operation<br />
E)it is still too soon to tell how successful the two most recent operations have been</p>
<p>One of the smallest of all mammals is the shrew, a mouse like creature with a head and body length of only 3.8 centimetres. All shrews are small, with dense, velvety fur, long tails, and tiny eyes and ears. Shrews have been called bloodthirsty, though the label is not entirely accurate because they must eat almost constantly to stay alive. The animal is believed to have a very high metabolic rate and cannot live more than a few hours without food. In the absence of normal prey, it will turn to cannibalism to survive. The shrew, or some closely related animal, can be found on every continent except Australia. Since this tiny animal has a reputation for having a very bad temper, the adjective &#8220;shrewish&#8221; is sometimes used to describe a certain type of women.</p>
<p>235-The passage tells us that the shrew……… .<br />
A)has a very short life span<br />
***B)is similar to a mouse in appearance<br />
C)lives in dense forests<br />
D)makes an exceptionally good pet<br />
E)is in the habit of eating every two hours</p>
<p>236-The passage states that shrews……….. .<br />
A)are found in huge numbers in Australia<br />
B)are the smallest living mammals<br />
***C)eat each other when they can&#8217;t find any food<br />
D)feed on the blood of other mammals<br />
E)eat rarely but in large amounts at a time</p>
<p>237-From what is stated in the passage, we can infer that a shrewish woman is someone who………… .<br />
A)has tiny eyes and ears<br />
B)is very fond of velvet and fur<br />
C)keeps shrews as pets<br />
***D)easily gets annoyed<br />
E)is noticeably smaller than the average</p>
<p>Over the past 30 years, children&#8217;s consumption in Britain has increased dramatically. In the average family of two parents and two children, spending on toys and children&#8217;s clothing has more than tripled, and spending on sweets, ice-cream and soft drinks has risen by one-third. Research has recently found that spending is around £3,000 per child per year. The growth in spending reflects higher living standards, but it has been boosted by the efforts of the advertising industry. Campaigns directed straight at children account for much advertising expenditure. Most children in Britain over eight now have a television in the bedroom; on average, they watch 900 hours of TV a year, which is more than the 750 hours the average child is actually being taught in school. Thus a child could see at least 10,000 commercials a year.</p>
<p>238-The average family 30 years ago………. .<br />
A)bought more children&#8217;s clothes and books and less ice-cream and candy<br />
B)watched more TV commercials than today<br />
C)had a higher living standard than today<br />
D)didn&#8217;t have a television set<br />
***E)spent far less on children&#8217;s products</p>
<p>239-One reason that children&#8217;s consumption in Britain has risen is that……….. .<br />
A)parents tend to have fewer kids now<br />
B)more kids are involved in advertising campaigns<br />
C)researchers advise parents to spend £3000 per year<br />
***D)the living standard has risen in the country over the years<br />
E)children have much more money themselves nowadays</p>
<p>240-The author concludes the fact that most children over 8 now have their own television set means…….. .<br />
A)children prefer watching television to going to school<br />
B)children are not as healthy as they were<br />
C)more, children are missing school in order to watch television<br />
***D)an increasing amount of commercials are being watched by children<br />
E)children spend a lot of time away from their parents</p>
<p>A movement called Jubilee 2000 is campaigning for Third World debt cancellation as a fitting way to mark the millennium. Launched two years ago, the group is now working in 42 countries, and is now supported by a large number of celebrities. Leaders of the group are harsh critics of the big creditors&#8217; role in the developing world. In Tanzania, for example, one child in six dies before the age of five due to the lack of proper health care, but the government spends four times more on paying the interest on its debts than on primary health care. Money needed for health and education programs goes instead to rich international creditors, whose billions have often supported corrupt elites.</p>
<p>241-According to the passage, the purpose of Jubilee 2000 is……… .<br />
A)to hold a charity concert involving a lot of celebrities<br />
***B)to allow poor nations to escape paying back large loans<br />
C)to criticise big creditors in the developing world<br />
D)to have a big party on New Year&#8217;s Eve at the millennium<br />
E)to raise as much money as possible to help poor nations</p>
<p>242-The leaders of Jubilee 2000 argue that………… .<br />
A)42 countries need to have their debts cancelled<br />
B)creditors should lend poor nations more money for primary health care<br />
C)celebrities of the developing countries are not responsible enough<br />
D)celebrities are important in making the world a better place to live<br />
***E)paying interest on huge debts is one reason many children die in developing countries</p>
<p>243-The passage implies that ordinary people in the developing world……… .<br />
A)cannot afford to celebrate the millennium<br />
B)should be helped by the big creditors in their countries<br />
***C)would benefit from large debts being cancelled<br />
D)are often the ones who haven&#8217;t received any education<br />
E)are ignorant of basic principles of health care</p>
<p>Palmistry is the practice of &#8216;reading hands&#8217;, of gaining knowledge about personality, past individual history, and likely future events by examining the shape and size of the fingers and, most important, the lines and bumps on the palms themselves. There is some evidence that palmistry may have begun in the Stone Age. Hand outlines can be seen in black and red pigments on the walls of the ancient caves of Almira in Spain and in other European caves. Palmistry as it exists today probably had its origins in ancient India long before recorded history and found its way into western Europe through nomadic bands of Gypsies, who made contact with Europe in the 15th century.</p>
<p>244-Of the following, the one not mentioned in the passage as part of palmistry is………. .<br />
A)foretelling the future<br />
***B)changing the events of the future<br />
C) exploring people&#8217;s pasts<br />
D)learning about things that may happen<br />
E)learning about character</p>
<p>245-It is stated in the passage that the most essential thing for a palm reader to do is……….. .<br />
A)to examine people&#8217;s past histories<br />
B)to inspect the fingers carefully<br />
C)to practise by &#8216;reading&#8217; many palms<br />
***D) to look closely at the surface of the palm<br />
E)to learn about different personality types</p>
<p>246-The passage explains that it is most likely that palmistry as we know it began……….. .<br />
A)in various parts of Europe<br />
***B)in India in ancient times<br />
C)in caves in Spain<br />
D)in the 15th century<br />
E)in the Stone Age</p>
<p>Aphids are tiny green insects that are a chronic pest for farmers. Spiders and ground beetles living along field margins can keep their numbers under control. But as fields have become larger, the spiders and beetles take longer to get to the middle of them, so farmers began using pesticides for a problem that was once controlled naturally. An insect ecologist came up with a new solution called &#8220;beetle banks&#8221;. These are one metre-wide strips of grass planted at 100-metre intervals across the fields. After two years, there will be enough beetles and spiders in one beetle bank to eat 52 million aphids a week, and the farmer will get rid of aphids without using a single drop of pesticide.</p>
<p>247-We can infer from the passage that………. .<br />
A)all insects are pests for farmers<br />
***B)spiders and beetles are beneficial for farmers<br />
C)farmers want to keep the number of spiders and beetles under control<br />
D)farmers are legally not allowed to use pesticide&#8217;<br />
E)aphids are only dangerous if they amount to large numbers</p>
<p>248-The passage states that……….. .<br />
***A)beetle banks are a natural method of pest control<br />
B)beetles can eat 52 million aphids every two years<br />
C)farmers have to keep checking the numbers of aphids in their fields<br />
D)one of the jobs of insect ecologists is to develop pesticides<br />
E)the main purpose of pesticides is to kill beetles and spiders</p>
<p>249-Though he does not state it directly, the author seems to believe that&#8230;.……… .<br />
A)natural methods are inadequate to control aphids<br />
B)pesticides are usually the best way of controlling pests<br />
C)beetle banks are one-metre wide strips of grass<br />
D)spiders and beetles should stay in field margins so they won&#8217;t bother the farmers<br />
***E)natural methods are better than pesticides for controlling pests</p>
<p>The ancient Greeks built open-air theatres, usually on a hillside, with semi-circular rows of seats overlooking a circular space called the orchestra. The restored theatre at Epidaurus, dating from about 350 B.C., is a good example of a Classical Greek theatre. The Romans altered this plan by introducing a raised platform for the performers. The first theatre in London was erected in Shoreditch by Richard Burbage, a colleague of Shakespeare; a little later, in about 1590, he built the more famous Globe theatre across the River Thames at Southwark. However, the first theatre in the modern sense was built at Parma, Italy in 1618, with the familiar plan of an auditorium with a raised stage and a curtain.</p>
<p>250-It is clear from the passage that ancient Greek theatres………. .<br />
***A)had no ceilings at all<br />
B)were restored in 350 B.C.<br />
C)had elevated stages<br />
D)were built in valleys<br />
E)had circular seating</p>
<p>251-We learn from the passage that the Globe theatre was……….. .<br />
A)built by Shakespeare himself with the help of Richard Burbage<br />
B)built in Shoreditch, a London district on the River Thames<br />
***C)on the other side of the Thames from London&#8217;s first theatre<br />
D)the first theatre ever built in London<br />
E) next to London&#8217;s first ever theatre</p>
<p>252-It is implied in the passage that all modern theatres ……… .<br />
A)have semi-circular rows of seats<br />
***B)have a familiar plan<br />
C)closely resemble the Classical Greek theatre<br />
D)are built on flat ground<br />
E)employ a large orchestra</p>
<p>A team of mountaineers is to search Everest to try to settle once and for all a claim that the world&#8217;s highest peak was conquered 29 years before Edmund Hillary and Tenzing Norgay&#8217;s 1953 triumph. British climbers George Mallory and Andrew Irvine disappeared about 700 feet from the top of Everest in 1924, inspiring one of mountaineering&#8217;s most enduring legends. Their bodies have never been discovered &#8211; and neither has the Vest-Pocket Kodak camera Mallory was carrying in his knapsack. According to Kodak, the cold conditions may well have preserved the film. If the film featured a photograph of either of the two men at the mountain peak, the discovery would turn their story of glorious failure into one of sweet success.</p>
<p>253-A team of mountaineers is going to climb Everest in order to……….. .<br />
A)prove that Hilary and Norgay actually climbed to the highest peak<br />
B)try to found a settlement there on the world&#8217;s highest mountain<br />
C)find the bodies of Mallory and Irvine so that they can be buried<br />
***D)attempt to solve a seventy-five-year old unsolved mystery<br />
E)try to stake a claim for Britain on the world&#8217;s highest peak</p>
<p>254-What is not known from the passage is whether……. .<br />
A)Mallory and Irvine actually disappeared in 1924<br />
B)Hillary and Norgay really climbed the peak when they said they did<br />
C)Mallory and Irvine had a camera with them when they were climbing Everest<br />
***D)Mallory and Irvine were ascending or descending when they disappeared<br />
E) Mallory and Irvine were real people or merely legendary figures</p>
<p>255-In reference to this situation, Kodak claim that…….. .<br />
A)the mountaineers should have made a film of this expedition<br />
B)they managed to get the film taken by Mallory and Irvine at the peak<br />
C)Mallory and Irvine were able to photograph the mountain peak<br />
D)their cameras operate perfectly even in extreme cold<br />
***E)there&#8217;s a good chance that any photographs found could be developed</p>
<p>Incessant violence&#8217; has been only one aspect of Pakistan&#8217;s national tragedy since independence. The country has never had an elected government that survived long enough to be voted out of office. The country has spent half its life under military, dictatorships, with the result that now soldiers outnumber doctors 9 to 1. More than half the population is illiterate. Per capita economic growth is approximately zero, and Pakistan has been named as one of the five most corrupt countries in the world. Yet no one in Pakistan believes that their country should have remained part of India.</p>
<p>256-We learn from the passage that…………..  .<br />
A)Pakistan is not a particularly violent country<br />
B)the Pakistani experiment with democracy has enjoyed considerable success<br />
***C)less than half the population of Pakistan knows how to read and write<br />
D)there have to be a lot of doctors in Pakistan to take care of all the soldiers<br />
E)India is more peaceful and prosperous than Pakistan</p>
<p>257-Of the following, the problem that the author hasn&#8217;t mentioned is……….. .<br />
***A)the religious disputes that led to the split from India<br />
B)the disproportionate number of military men to medical staff<br />
C)the unusual number of military governments since independence<br />
D)the lack of any economic growth in real terms<br />
E)corruption among Pakistani officials</p>
<p>258-We can conclude from the passage that the Pakistani  citizens ………….. .<br />
***A)would not be in favour of reunification with India<br />
B)say that Pakistan has a bright future ahead of it<br />
C)believe that Pakistan should never have broken away from India<br />
D)seem content with the current economic growth<br />
E)are hopeful that democracy in Pakistan has a bright future</p>
<p>Rarely does a century begin so clearly and cleanly as did the present one. In 1900, Freud published &#8216;The Interpretation of Dreams&#8221;, ending the Victorian Era. Queen Victoria, as if on cue, died the following January after a 63-year reign. Her empire included one quarter of the world&#8217;s population, but already the Boer War in South Africa was signalling the end of the colonial era. In China, the Boxer Rebellion heralded the awakening of a new giant. In America, cars were replacing horses, and the average life-span was about 50, which is today 75.</p>
<p>259- The main point of the passage is that………… .<br />
A)the Victorian Era ended in the year 1900<br />
B)at the end of the 19th century, the British Empire was huge<br />
***C)a number of events, unlike the usual way, clearly defined the beginning of the 20th century<br />
D)China used to be an important part of the British Empire<br />
E)the 19th century was marked by Freud&#8217;s &#8216;The Interpretation of Dreams&#8221;</p>
<p>260-It is clear from the passage that around the year 1900, …… ..<br />
A)people finally learnt the true meanings of their dreams<br />
B)Queen Victoria disliked people who interpreted dreams<br />
C)many African nations had already gained independence<br />
***D)people in the United States did not live as long as they do today<br />
E)cars had not yet been invented</p>
<p>261-It is implied in the passage that……… .<br />
A)Freud waited until the turn of the century to publish his book<br />
***B)the Boer War meant more revolts against colonialism were to come<br />
C)one quarter of the world&#8217;s population lives in China<br />
D)there is some connection between life expectancy in America, cars, and horses<br />
E)Queen Victoria was the longest serving monarch</p>
<p>Thirty years after his assassination, Martin Luther King is still regarded as a black leader of a movement for black equality. That assessment, while accurate, is far too restrictive. For it is only because of King and the movement that he led that the US can claim to be leader of the &#8220;free world&#8221; without inviting smirks of disdain and disbelief. Had he and the blacks and &#8216;whites who marched beside him failed, vast regions of the US would have remained morally indistinguishable from South Africa under apartheid, with terrible consequences for America&#8217;s standing among nations.</p>
<p>262-We learn from the passage that …………… .<br />
A)Martin Luther King&#8217;s movement did not go beyond helping black Americans<br />
B)Martin Luther King died a natural death<br />
C)the usual assessment of King reflects the entire nature of his movement<br />
D)Martin Luther King was a great South African leader<br />
***E)white people as well as black people participated in King&#8217;s government</p>
<p>263-If Martin Luther King&#8217;s movement had failed, ………… .<br />
A)no assessment of Martin Luther King could possibly be accurate<br />
B)another similar organisation would have achieved the same things<br />
***C)some areas of the USA would resemble South Africa under apartheid<br />
D)many Americans would have moved to South Africa.<br />
E)he might not have been assassinated</p>
<p>264- The author believes that………. .<br />
A)the United States has always been the best possible leader of the &#8220;Free World&#8221;<br />
B)had Martin Luther King not been assassinated, his movement would have failed<br />
C)Martin Luther King helped white people more than he helped black people<br />
***D)the USA owes its current position among nations to King&#8217;s movement<br />
E)King&#8217;s movement has had terrible results for America&#8217;s image among nations</p>
<p>Other nations have medical air services, but Australia&#8217;s is the oldest and covers the most ground. For more than 70 years, the Flying Doctors Service has been a mainstay of the sparsely populated Australian Outback, providing medical supplies and treatment to areas where there is often no alternative, and where the difference can be life and death. If you drive just a few hours inland from the coast, where most Australians live, you are in Flying Doctors country. The 53 pilots share duties in 38 planes stationed at 17 bases dotted across the country. They serve 7 million square kilometres of scrubland and desert, an area more than two-thirds the size of the United States.</p>
<p>265-The passage tells us that………… .<br />
A)the majority of the population in Australia live a few hours from the coast<br />
B)a sparse population makes it easy for doctors to treat their patients properly<br />
***C)Australia&#8217;s medical air service is the most extensive in the world<br />
D}the &#8220;flying doctor&#8221; service is no alternative to a proper medical service<br />
E) some of the doctors in the medical air service are more than 70 years old</p>
<p>266-Were it not for the Australian Flying Doctors Service, …… .<br />
A)other nations would have similar services<br />
***B)there would be almost no medical treatment for those in the Australian Outback<br />
C)the Australian Outback would be sparsely populated<br />
D)most Australians would have to live on the coast<br />
E)hospitals on the coast would be over-crowded</p>
<p>267-The passage emphasises that the Flying Doctors Service……….. .<br />
A)is having difficulty finding staff to work with them<br />
***B)is essential to the life of people in the Australian Outback<br />
C)is in need of help from other well-off nations<br />
D)is responsible for almost two-thirds of the country<br />
E)employs 83 pilots and 38 planes stationed at a single base</p>
<p>On the introduction of coffee to England, in about the middle of the 17th century, many coffee shops were opened throughout central London. A great deal of business was transacted in these coffee shops, including public sales of ships and goods. One among them, owned by a Mr Lloyd, appears to have been a great favourite among businessmen. In 1696, Mr Lloyd started one of the earliest commercial newspapers in London, under the name of Lloyd&#8217;s News, containing commercial and shipping information both from home and abroad. This paper attracted man customers from the shipping trade, and very shortly, led to Lloyd&#8217;s coffee house becoming the headquarters of the maritime insurance business. Today, hundreds of years later, Lloyd&#8217;s of London remains the name of the world&#8217;s biggest maritime insurance company.</p>
<p>268- The 17th century coffee shops mentioned in the passage …. .<br />
A)were originally started in certain businessmen&#8217;s offices<br />
B)must have sometimes seemed more like shops than cafes<br />
C)were all owned by one man, who was called Mr Lloyd<br />
***D)were new to Londoners<br />
E)were generally not open at first to the general public</p>
<p>269-Mr Lloyd……… .<br />
***A)increased the popularity of his coffee shop by starting a newspaper<br />
B)was a very popular, well-liked businessman<br />
C)was the original owner of what is now the largest shipping company<br />
D)expanded his original coffee shop into a very successful chain of shops<br />
E)started what may very well have been London&#8217;s first ever newspaper</p>
<p>270-It is implied that Lloyd&#8217;s of London…….. .<br />
A)is still based on the site of the original coffee shop<br />
B)is, coincidentally, named after a popular coffee shop<br />
C)is the largest shipping company in the world<br />
D)is still run by members of the first Mr Lloyd&#8217;s family<br />
***E)has been in business for what must be over 300 years</p>
<p>At the turn of the century, the European powers were hard at work attempting to claim as much land in Africa as possible. Britain&#8217;s General Kitchner had pushed through the gates of Khartoum, and French troops were fighting Moroccans resisting them. A hundred years later, the possessors of the past have come and gone, and the continent is unfettered from colonialism. It has been a long and painful march to freedom. The African people have been weighed down beneath the yoke of historical circumstance and traumatized by some 400 years of a slave trade, which only ended around 1850. Yet for better or for worse, Africa is finally its own master.</p>
<p>271-The passage makes it clear that a century ago, ………. .<br />
A)Africans achieved freedom by holding protest marches<br />
B)Khartoum won a major victory against Britain&#8217;s General Kitchner<br />
C)Africa was still mostly unknown to Europeans<br />
***D)Europeans were trying to conquer as much of Africa as they could<br />
E)General Kitchner fought against the French in Africa</p>
<p>272-The word &#8220;unfettered&#8221; probably means……….. .<br />
A)being held as a slave by another country<br />
B)being forced to march from one place to another<br />
C)traumatic historic circumstances<br />
D)the colonisation of a nation by a stronger one<br />
***E)to be set free from some control or restraint</p>
<p>273-The author states that……….. .<br />
A)all will be well for Africa now that the colonial powers have departed<br />
B)the British and the French should never have left Africa<br />
***C)Africans had to struggle hard for their independence<br />
D)Africa&#8217;s history provides a firm foundation for the steady growth of its nations<br />
E)most nations in Africa are still ruled by European countries</p>
<p>For hundreds of years, the nomadic Sami reindeer herders of Sweden have taken their animals to the lowland snow forests over winter and spent the summer in the high Arctic. However, the timber companies are now excluding them from their winter grazing. The animals survive the cold and snow by grazing on tree lichens, but the forest owners claim that the reindeer damage their property by breaking the tops off the young trees, and are using the courts to try to evict them. The Sami community, on the other hand, say that every village has its own forest areas where they have been taking their reindeer for hundreds of years, since before the settlers arrived from the south. However, the Sami have no written language and cannot prove their rights in court as they have no documents.</p>
<p>274-The conflict described in the passage……….. .<br />
A)has been building up over many hundreds of years and has now reached a peak<br />
***B)has arisen between the traditional inhabitants of the area and the timber industry<br />
C)could be avoided if the Sami were prepared to remain in their native land<br />
D)is about the Sami&#8217;s use of certain mountain forests which they do not own<br />
E)has only recently arisen because of ecological changes in the disputed area</p>
<p>275-The Sami&#8217;s reindeer………. .<br />
***A)depend on trees for their nourishment during winter<br />
B)have lived permanently in the forests for centuries<br />
C)need the forests in order to shelter from the snow<br />
D)especially like eating the tops of young trees<br />
E)live in the nearby Sami villages when not in the forest</p>
<p>276- The Sami say that their claim to grazing rights in the forests is based on………. .<br />
A)legal papers which the Sami will produce in court<br />
B)the fact that they bought the forests many years ago<br />
C)documents which have unfortunately been lost<br />
***D)the fact that they were using the land before anyone else<br />
E)the forest areas being very close to the Sami&#8217;s own villages</p>
<p>Born in 1898, Paul Robeson was the son of a runaway slave. He was the only black student to try out for the Rutgers University football team. In response, the other players beat him up and pulled out his fingernails. He bore the abu8e to prove his worth. He not only graduated at the top of his class, but had been an All-American, the top honour for a university football player, twice. Within four years after graduation, he was one of the best-known actors and singers in the United States. Yet because he was a black man with strong political beliefs, he was forced to spend much of his life in England, and when he did return to the United States, his passport was taken away.</p>
<p>277-We understand from the passage that…………. .<br />
A)Paul Robeson was born as a slave<br />
***B) the other players on the Rutgers University football team were all white<br />
C)the Rutgers University football team was the best in the country<br />
D)Paul Robeson was the only black student at Rutgers University<br />
E)Paul Robeson abused the other players on the football team</p>
<p>278-It is obvious from the passage that Paul Robeson……….. .<br />
A)had few talents besides playing football<br />
***B)was a man of many talents<br />
C)was a determined but not particularly good football player<br />
D)was highly respected in England<br />
E)was a good athlete but an academic failure</p>
<p>279-The passage tells us that, in his football life, Robeson ……. .<br />
A)was only able to play against other university teams a few times<br />
B)failed to accomplish much due to the pressure from white players<br />
C)was rarely given the chance to play in major competitions<br />
D)was physically tortured by the other players in his team many times<br />
***E)was chosen the best university football player twice</p>
<p>Touring the monuments to Thailand&#8217;s past will take the traveller to all parts of the country. Just a short distance west of Bangkok, for example, stands Phra Pathom Chedi, the world&#8217;s tallest Buddhist monument. Travel a little further west and an episode of more recent history is recalled at Kachanaburi, site of the infamous bridge over the River Kwai. In contrast, north-east Thailand offers a glimpse of the ancient Khmer civilisation with a number of extremely well-preserved temple ruins, which rank as the finest surviving Khmer monuments to be seen outside of Cambodia. Elsewhere, ancient cities and venerable temples bear witness to the kingdom of Lanna, founded in the late 13th century in northern Thaaand, while in the south traces of the Srivajaya kingdom survive as testament to one of the most influential of the pre-Thai civilisations.</p>
<p>280- We can conclude from the passage that…………… .<br />
A)the best reason to visit Thailand is to relax on its beautiful beaches<br />
B)the Bridge on the River Kwai is one of the oldest monuments in Thailand<br />
C)most of the historical monuments in Thailand are concentrated in a small area<br />
***D)anyone who loves history should enjoy a visit to Thailand<br />
E)Thailand has been an isolated country throughout most of its history</p>
<p>281-Part of the passage implies that………. .<br />
***A)the &#8220;Khmer&#8221; civilisation was probably centred in the country today called Cambodia<br />
B)the world&#8217;s tallest monument is in Thailand<br />
C)many historical buildings in Thailand are not well-preserved<br />
D)there are world-class facilities for tourists everywhere in Thailand<br />
E)Cambodia has a better-developed tourist industry than Thailand</p>
<p>282-It&#8217;s clear from the passage that the monuments in Thailand………. .<br />
A)belong to the same period of the nation&#8217;s, history<br />
B)are all within easy reach from the capital<br />
***C)are scattered all over the country<br />
D)are all from pre-Thai civilisations<br />
E)attract millions of tourists to the country every year</p>
<p>In a land famous for loving all creatures great and small, one of the smallest &#8211; the bat &#8211; is not at all popular in some historic churches. The furry flying mammals, which are strictly protected by British law, like to bring up their little offspring in the ceilings of old churches. But they can make a terrible mess of the inside of a church, and have caused irreparable damage to rare medieval   paintings, carvings, and brass work. The leader of the Movement Against Bats in Churches was quoted as saying, &#8220;Our heritage itself is an endangered 3pecies when bats move into churches and use them as public lavatories day and night.&#8221;</p>
<p>283-According to the passage, one of the greatest dangers to Britain’s medieval churches is…….. .<br />
A)the air currents caused by flying bats<br />
B)baby bats playing in the ceilings of churches<br />
C)the ignorance of people using their lavatories<br />
***D)damage caused by the waste products of bats<br />
E)public lavatories located near churches</p>
<p>284- It is clear from the passage that………. .<br />
A)British people love all animals, except for bats<br />
B)there is a law against keeping bats as pets<br />
C)bats are the most popular animals in Britain<br />
D)the damage caused by bats is easily repaired<br />
***E)the law forbids any disturbance to bats</p>
<p>285-The passage states that Britain is well-known for………… .<br />
A)making its heritage an endangered species<br />
B)its attitude toward furry flying mammals<br />
C)a unique pressure group known as the Movement against Bats &#8216;in Churches<br />
D)making messes inside its historical churches<br />
***E)being extremely fond of animals of all sorts</p>
<p>Babies whose mothers smoke during pregnancy could be at higher risk of growing up to be criminals, new research suggests. This is the first study to examine the relationship between mothers who smoke and their children&#8217;s adult behaviour. The findings were based on data for 4,169 males born in Copenhagen between September 1959 and December 1961. Their arrest records at age 34 were studied. It was discovered that the number of cigarettes their mothers had smoked during the last third of their pregnancy affected the men&#8217;s arrests for both violent and non-violent crimes. This was true even when other possible causes, such as use of alcohol, divorce, income, and home environment had been taken into consideration.</p>
<p>286-The main idea of the passage is that……… .<br />
***A)smoking during pregnancy increases the possibility of the child committing crimes in adult life<br />
B)pregnant women who smoke should be regarded as criminals and be punished<br />
C)4.169 males were born in Copenhagen between the years 1959 and 1961<br />
D)most criminals are heavy smokers<br />
E) most of the men at age 34 in Copenhagen have arrest records</p>
<p>287-The research mentioned in the passage………… .<br />
A)concentrated on the effects of smoking before and after pregnancy<br />
B)was a repetition of several previous studies, which were inconclusive<br />
***C)mainly dealt with the adult behaviour of the children of smoking mothers<br />
D)worked with smoking mothers below the age of 34<br />
E)studied only the last third of a mother&#8217;s pregnancy</p>
<p>288-From the passage, we can say that the researchers were careful because………. .<br />
A)they monitored the lives of their subjects from birth to age 34<br />
B)they chose subjects who had only committed minor crimes<br />
C)all men born between September 1959 and December 1961 were studied<br />
***D)other possible causes of crime were also considered<br />
E)they studied so many men from so many different countries</p>
<p>James Harrison thought he could make a fortune if he could freeze and transport surplus beef and mutton to England, where meat prices were very high. Ice-making machines had been developed in the, 1830s, but in order to keep the food frozen, a refrigeration machine had to be developed to ensure a stabilised temperature. Harrison patented his machine in 1857 and by 1873 had perfected his method. He arranged a special meal to celebrate his invention. The meat he served had been completely frozen for six months, but not one dinner guest could tell that it wasn&#8217;t freshly slaughtered.</p>
<p>289-It appears that Harrison&#8217;s efforts to develop effective refrigeration…………. .<br />
A)were realised in a few years once he got started on them<br />
B)came from his wish to help Australian farmers<br />
C)were made possible by funding from the wealthy<br />
D)stemmed from his love of frozen food and drink<br />
***E)were motivated by his desire to make a profit</p>
<p>290-The author suggests that a problem with transporting frozen food was………… .<br />
***A)finding a way to keep its temperature constant<br />
B)developing a profitable way to ship it abroad<br />
C)knowing whether there would be a demand for it<br />
D)the price difference between England and Australia<br />
E)making enough ice to keep it from melting</p>
<p>291-One may infer from this passage that……….. .<br />
A)frozen meat is actually better than freshly-slaughtered meat<br />
B)meat cannot last much longer than six months in a freezer<br />
C)meat must be frozen immediately after slaughter to taste fresh<br />
***D)Harrison&#8217;s method of preservation was quite successful<br />
E)only the food experts could understand that Harrison served frozen meat</p>
<p>Benjamin Franklin, who was to become one of the best known American writers, politicians and scientists, was born in Boston in 1706. He was one of 17 children, and as a child, he worked in the shop of his father, who was a soap and candle maker. As he loved to read and study, however, working for his father did not appeal to him, so when he was 12, he was sent to assist his brother James, who had a printing shop. There, surrounded by books, he would often stay up late at night reading on a wide range of subjects. As he read, he practised improving his own style of writing.</p>
<p>292-It is stated in the passage that Benjamin Franklin…………….. .<br />
A)was born into a family including well-known people<br />
B)started to work in his father&#8217;s shop when he was 12<br />
***C)was not content to be working with his father<br />
D)had a decent formal education<br />
E)came from a wealthy background</p>
<p>293- We can conclude from the passage that the work Benjamin&#8217;s brother was doing ……….. .<br />
A)required Benjamin to work until late at night<br />
B)was, in the first place, financed by their father<br />
C)was a lot more profitable than his father&#8217;s work<br />
D)was too hard for a twelve-year-old<br />
***E) was well suited to Benjamin&#8217;s interests</p>
<p>294-It is obvious from the passage that…………. .<br />
A)Benjamin Franklin&#8217;s father had plenty of free time to spend with his son<br />
***B)Benjamin Franklin grew into a man of many talents<br />
C)lacking a formal education, Benjamin Franklin didn&#8217;t achieve much in writing<br />
D)Benjamin Franklin&#8217;s relationship with his father was distant<br />
E)Benjamin&#8217;s father was illiterate</p>
<p>The world&#8217;s first liquid-fuelled rocket took off on a cold afternoon in March 1926, from a farm in New England. The result of years of trial and error by a physics professor named Robert Goddard, it rose about 14 metres. Goddard was certain that this modest flight was the first step towards future space flight, but few others shared his enthusiasm. The director of the Smithsonian -Institution, from which he had been receiving a small amount of financial assistance, was disappointed.  The newspapers made fun of him. Yet today, space scientists consider the 1926 experiment an event as important as man&#8217;s first successful flight.</p>
<p>295-The passage makes it clear that……….. .<br />
***A)hardly anyone took Goddard and his rocket seriously at the time<br />
B)Goddard found financial support after the experiment<br />
C)Goddard was not in the habit of exaggerating things<br />
D)space flight was considered a real possibility by many people after 1926<br />
E)it is best to experiment with rockets when the weather is cold</p>
<p>296-We learn from the passage that …………. .<br />
A)it is always cold in New England in March<br />
B)the Smithsonian Institution met the entire expense for Goddard&#8217;s rocket<br />
***C)Goddard&#8217;s experiment was important in the development of future rockets<br />
D)Goddard was put on trial for his errors as a physics professor<br />
E)Robert Goddard owned a farm in New England</p>
<p>297-We can assume from the passage that before the experimental flight in 1926, ………… .<br />
A)many others had tried to do a similar thing<br />
B)the director of the Smithsonian Institution was not hopeful of any success<br />
C)other scientists had attempted to do it<br />
D)no one believed that it would be successful<br />
***E)Goddard had made other trials but had failed</p>
<p>In 1920, after some thirty-nine years of problems with disease, high costs and politics, the Panama Canal was officially opened. This linked the Atlantic and Pacific Oceans by allowing ships to pass through the fifty-mile canal zone instead of travelling some seven thousand miles around Cape Horn. It takes a ship approximately eight hours to complete the trip through the canal, and costs a tenth of what it would cost the average ship to round the Horn. More than fifteen thousand ships use the canal annually.</p>
<p>298- The passage gives us the information that ………….. .<br />
A)the Panama Canal was built in order to combat certain diseases<br />
B)there were more political problems than problems with disease during the construction of the canal<br />
C)the Panama Canal is built at the narrowest point between the Atlantic and Pacific Oceans<br />
***D)it took a little less than four decades to build the Panama Canal<br />
E)the Panama Canal has been used by about fifteen thousand ships since its construction</p>
<p>299-The Panama Canal………….. .<br />
***A)provides a cheaper and shorter alternative route between the Atlantic and Pacific Oceans<br />
B)reduces the distance between the Atlantic and Pacific Oceans by 90 per cent<br />
C)is seven thousand miles from Cape Horn<br />
D)makes it possible to cover fifteen thousand miles in eight hours<br />
E)was begun in 1920, despite opposition from the natives</p>
<p>300-We can infer from the passage that before the Panama Canal opened, ………… .<br />
A)there was a lot of disease in the region which has now been eliminated<br />
B)fifteen thousand ships a year went around Cape Horn<br />
C)there was no connection by sea between the Atlantic and the Pacific Ocean<br />
D)there were too few ships to make such a project profitable<br />
***E)the journey by ship from the Atlantic to the Pacific Ocean took much longer</p>
<p>A fire extinguisher, even a small one, located near the kitchen is a wise investment. But be sure that the extinguisher is rated to put out kitchen fires. What the extinguisher is designed to do is stated on the outside. Rather than bother trying to determine which one is best for you, just get an extinguisher that is rated to control all three primary types of fires: (1) ordinary combustibles such as paper and wood; (2) flammable liquids, such as fat, gasoline and grease; and (3) electric fires. Read the directions carefully. Teach everyone in the family how to operate the extinguisher, and do not buy one that is too heavy for a child of nine or ten to lift.</p>
<p>301-We learn from the passage that…………… .<br />
A)fire extinguishers can be very expensive<br />
B)it is best to keep the extinguisher in the kitchen<br />
C)a large extinguisher is more effective than a small one<br />
D)only one fire extinguisher per household is advisable<br />
***E)not all extinguishers are useful in all types of fires</p>
<p>302-The author advises people wanting to buy an extinguisher for kitchen fires to purchase one………. .<br />
A)that displays its functions on the outside<br />
***B)that can put out the main types of fire<br />
C)that comes with a full set of instructions<br />
D)that is based on whether they have an electric or gas cooker<br />
E)that does not work by gas or electricity</p>
<p>303-According to the information in the passage, when one has installed a fire extinguisher, …………. .<br />
A)one should learn how to prevent fires in the first place<br />
B)one should remember that youngsters will find it hard to use<br />
***C)the whole household should be instructed in its use<br />
D)one should&#8217; keep the instructions in a safe place<br />
E)young children should be kept away from this equipment</p>
<p>In the early 20th century, the population of Macedonia was composed of many different peoples, usually fighting one another. That such a land of violence and conflict in the last days of the Ottoman Empire would produce a future winner of the Nobel Peace Prize would have seemed highly improbable. Yet in Skopje, one of the two men who opened the town&#8217;s first theatre was an Albanian married to a Serb. A daughter was born into this typically cosmopolitan Macedonian family, who, as Mother Theresa, would find her vocation in far away places, doing charitable work among the victims of poverty and neglect &#8211; particularly in the slums of Calcutta, India. In 1979, she was awarded the Nobel Peace Prize in recognition of her humanitarian efforts.</p>
<p>304-The passage states that in the early 20th century, ……….. .<br />
A)the Macedonian population was uniform<br />
B)there was little hostility between different peoples in Macedonia<br />
***C)Macedonia was a land of conflicts and disagreement<br />
D)the Ottomans were trying to expand into Macedonia<br />
E)Macedonians produced a hero who was to receive the Nobel Peace Prize</p>
<p>305- Mother Theresa&#8217;s father………….. .<br />
A)was Serbian, but he married an Albanian<br />
B)fought against Ottoman rule throughout his life.<br />
C)was awarded the Nobel Peace Prize<br />
***D)established, with another friend, Skopje&#8217;s first theatre<br />
E)emigrated, with his family, to Calcutta, India</p>
<p>306- Mother Theresa………….. .<br />
***A)found her life&#8217;s work among the impoverished people of India<br />
B)spent most of her life trying to solve the conflicts in her native land<br />
C)helped her father open the first theatre in Skopje<br />
D)would not have won the Nobel Peace Prize had she not been from Macedonia<br />
E)acted as a peace-maker between Albanians and Serbs</p>
<p>Melville Bell, the father of Alexander Graham. Bell, the inventor of the telephone, studied the anatomy of speech and approached his subjects with scientific thoroughness. In 1864, he completed a universally applicable phonetic alphabet. by which he could describe the manner of production of the sounds of nearly all known languages. He called this alphabet &#8216;Visible Speech&#8221; and its various symbols &#8211; thirty-four in all -showed how the vocal organs would be positioned to make a sound. This alphabet was to become the direct ancestor of the international phonetic alphabet, which is used today.</p>
<p>307-According to the passage, Melville Bell……………<br />
A)was the man who invented the telephone<br />
B)inspired his son, Alexander Graham Bell, to invent the telephone<br />
***C)advanced the scientific study of speech in the 19th century<br />
D)made several discoveries in the areas of vision and human anatomy<br />
E)was the sole creator of the current international phonetic alphabet</p>
<p>308- It is clear from the passage that by using &#8220;Visible Speech&#8221; , …………….. .<br />
***A)the sounds of almost every known language could be reproduced<br />
B)subjects could be approached with scientific thoroughness<br />
C)a language spoken by the whole world has been created<br />
D)people who spoke different languages were able to communicate with each other<br />
E)scholars were able to learn more about the languages spoken by their ancestors</p>
<p>309-One can conclude from the passage that the languages studied by Melville………. .<br />
A)require the use of different organs even when the same sound is produced<br />
B)were the ones spoken in the major countries of the world<br />
***C)belong to the same language family<br />
D)include at least some of the 34 sounds he had noted<br />
E)consist of exactly the same sounds</p>
<p>After several years of wandering around in the eastern part of the United States, supporting himself as a printer and with his writing, Samuel Clemens returned to the Mississippi River to realise his old ambition of becoming a steamboat pilot. In 1857, after 18 months apprenticeship, he earned his pilot&#8217;s licence, and for the next four years he steamed up and down the Mississippi getting to know the name and position of every feature on the river. In addition, he learnt the special language used on the steamboats, where the phrase &#8220;mark twain” meant the water was deep enough to be safe. He used his knowledge of the river and his experiences there later when he wrote his most famous novel. &#8220;The Adventures of Huckleberry Finn&#8221; under his pen name, Mark Twain.</p>
<p>310-It is obvious from the passage that Samuel Clemens&#8230;&#8230;.. .<br />
A)became close friends with Mark Twain when they were working as steamboat pilots<br />
B)is the name of the hero in Mark Twain&#8217;s most famous novel<br />
C)was one of the most enthusiastic apprentices of Mark Twain<br />
D)told Mark Twain his experiences as a steamboat pilot<br />
***E)is the actual name of the author known as Mark Twain</p>
<p>311-From the information in the passage, one can conclude that the setting in Twain&#8217;s most famous book……….<br />
A)is purely from imagination<br />
***B)resembles the actual geography of the river<br />
C)is the wilderness in 19th century America<br />
D)includes the coastal parts of the New World<br />
E)has no connection with any real place on the Earth</p>
<p>312-Before becoming a steamboat pilot. Mark Twain……….. .<br />
A)learnt the names of all the geographical points along the Mississippi<br />
B) wandered around the world aimlessly<br />
C) wrote his famous novel. &#8216;Huckleberry Finn&#8217;<br />
D)learnt a variety of foreign languages<br />
***E)made a living as an author and printer</p>
<p>As a boy, the famous inventor Thomas Edison was not a good student. His parents took him out of school after three months and his mother taught him at home, where his great curiosity and desire to experiment often got him into trouble. One day, he set fire to his father&#8217;s barn. &#8220;to see what would happen&#8221;. When he was ten, he built his own chemistry laboratory. He sold sandwiches and newspapers on the local trains in order to earn money to buy supplies for his laboratory. His parents became accustomed to his experiments and the explosions which sometimes shook the house.</p>
<p>313-We can infer from the passage that young Thomas Edison……… .<br />
A)was not an intelligent child<br />
B)had very strict parents<br />
C)would have been more successful. had he received formal education<br />
D)got his curiosity from his mother<br />
***E)had a questioning mind</p>
<p>314- When he was a child, Thomas Edison………….. .<br />
A)was in the habit of setting fire to things<br />
B)was so intelligent that he did not have to go to school<br />
***C)had a part-time job that enabled him to buy the things he needed for his experiments<br />
D)tried to blow up his house several times<br />
E)left school because he wanted to spend more time with his mother</p>
<p>315-The best generalisation we can make from the passage would be that……….. .<br />
***A)someone&#8217;s not doing well at school does not necessarily mean that he is dull<br />
B)mothers can educate their children better than professional teachers<br />
C)it is good to have a part-time job as a child<br />
D)the society has always regarded inventors as strange people<br />
E)unintelligent children may sometimes put the whole family in danger</p>
<p>Petroleum products vary greatly in physical appearance: thin, thick, transparent or opaque, but regardless, their chemical composition is made up of only two elements: carbon and hydrogen, which form compounds called hydrocarbons. Other chemical elements found in union with the hydrocarbons are few and are classified as impurities. Trace elements are also found, but in such minute quantities that they are disregarded. The combination of carbon and hydrogen forms many thousands of compounds which are possible because of the various positions and joinings of these two atoms in the hydrocarbon molecule.</p>
<p>316-The common point of all petroleum products is that they………. .<br />
A)are alike in appearance<br />
B)all contain impurities<br />
C)are all very durable<br />
D)contain huge quantities of trace elements<br />
***E)consist of only two elements</p>
<p>317-According to the passage, hydrocarbons  are………… .<br />
A)chemical elements classed as impurities<br />
***B)chemical compounds consisting of carbon and hydrogen<br />
C)trace elements that give petroleum products their individual characteristics<br />
D)refined using a complex system of distillation<br />
E)found in compounds in small quantities</p>
<p>318-Petroleum products vary so much in physical appearance because………. .<br />
A)impurities change the nature of the substance so much<br />
B)there is a great&#8217; demand for them in different forms<br />
C)their chemical composition is made up of countless elements   -<br />
***D)carbon and hydrogen atoms can join in thousands of different ways<br />
E)trace elements have a remarkable effect on hydrocarbons</p>
<p>There is an advantage to launching satellites from the equator. The Earth spins faster there, giving rockets a boost in reaching orbit that allows them to carry heavier payloads. But there are few suitable launching sites on the equator that would not involve political problems.  Therefore, an international consortium has converted an oil-drilling platform into a floating launch pad, rocket assembly plant, and mission control. They hope to develop the capacity to launch commercial telecommunications satellites.</p>
<p>319-The main advantage of launching satellites from the equator is that…………. .<br />
***A)it is easier to put larger satellites into orbit from there<br />
B)it does not cause political problems in the countries concerned<br />
C)there are a number of oil-drilling platforms available in the area<br />
D)the weather is more reliable there<br />
E)life is cheaper for the mission control and rocket assembly staff</p>
<p>320-The passage states that an international consortium………….. .<br />
***A)is planning to launch satellites from the equator<br />
B)has had problems as to the use of the oil-drilling platform in the equator<br />
C)is negotiating with the equatorial countries for a launching pad<br />
D)is ignoring the political problems having arisen in the area<br />
E)is temporarily launching satellites from an oil-drilling platform</p>
<p>321-Considering the circumstances stated in the passage, the oil-drilling platform mentioned must be, ………… .<br />
A)cheap to convert into a floating launch pad<br />
B)positioned at the best point in the ocean<br />
C)unable to launch rockets with heavier payloads<br />
***D)in international waters, where it does not cause political problems<br />
E)away from any of the equatorial countries</p>
<p>In 776 B.C., the first Olympic Games were held at the foot of Mount Olympus to honour the Greeks&#8217; chief god, Zeus. The ancient Greeks emphasised physical fitness and strength in the education of youth. Therefore, contests in running. Jumping, discus and javelin throwing. Boxing, and horse and chariot racing were held in individual cities, and the winners competed every four years at Mount Olympus. Winners were honoured by having olive wreaths placed on their heads and having poems sung about their deeds. Originally these were held as games of friendship, and any wars in progress were halted to allow the games to take place.</p>
<p>322-It is implied in the passage that one purpose of the Olympic games was to…….  .<br />
A)increase the number of followers of their chief god, Zeus<br />
B)help the participating athletes make a lot of money<br />
***C)provide encouragement for young men to remain strong and physically fit<br />
D)prepare an atmosphere f6r the poets to produce good literature<br />
E)to ensure the continuity of friendship between the different cities of the area</p>
<p>323-It is stated in the passage that the competitors in the Olympic games……….<br />
A)had to take part in more than one sport<br />
B)were poets who read out their poetry to an audience at Mount Olympus<br />
C)used to spend &#8216;the four years between the two games training<br />
***D)were the winners of similar competitions held in provincial cities<br />
E)were all followers of the cult of Zeus</p>
<p>324-A particularly impressive feature of the ancient Olympics mentioned in the passage was that……….. .<br />
A)the winners were regarded as heroes<br />
B) the competitors came from different social classes<br />
C)they took place annually at Mount Olympus<br />
***D)wars were postponed while the games took place<br />
E)the winners of individual events often became extremely wealthy</p>
<p>The most popular national amusement in Burma is the pwe. This entertainment may consist of acting, singing, dancing, clowning or even puppetry. These plays are performed outdoors -most often on moonlit nights. They usually last all night for several nights in succession. The audience sits on reed mats to watch the show. The pwes are free, and more often than not are given by a wealthy individual for the entertainment of his friends and anyone else who cares to attend. The pwe plays are usually legendary tales about princes and princesses and almost always have a happy ending. Actors wear old-time court costumes and proclaim long speeches, but there is always a down to relieve any boredom. Judging by the laughter the clowns provoke, they are found really funny.</p>
<p>325-The author seems to be suggesting that……….. .<br />
A)pwes are a lot more effective in daylight<br />
B)the audience is expected to participate in the majority of pwes<br />
C)each performer at a pwe must be good at several different art forms<br />
D)puppetry is the most common art form to be included in a pwe<br />
***E)the audiences at pwes find the plays a bit boring at times</p>
<p>326-We learn from the passage that pwes………….. .<br />
A)are a form of entertainment solely for the rich and their friends<br />
B)cannot be attended by people who do not have their own reed mats<br />
C)are performed by actors who come from extremely rich families<br />
***D)can be seen by anyone who&#8217;s interested, and don&#8217;t require tickets<br />
E)were originally designed to entertain princes and princesses</p>
<p>327-The author concludes that the clowns at pwes are humorous………… .<br />
A)although they wear traditional clothing and costume<br />
B)because the pwes are so often very boring<br />
***C)as they manage to make the audience laugh a lot<br />
D)despite the fact that they make long, tedious speeches<br />
E)since clowns everywhere are thought to be funny</p>
<p>A lost tribe of Stone Age people known as the Tasaday was discovered in the tropical rain forest in the Philippines in the 1970s. The tribe consisted of 24 people, with completely unique customs and language. They displayed no aggressive tendencies, either to outsiders or each other. They reached decisions at informal meetings at which men and women spoke equally. Age alone commanded respect. They lived a nomadic existence, and knew nothing of farming. Living mostly on wild potatoes, fruits and bamboo shoots, the Tasaday derived some protein from crabs and small fish. Monkey meat was considered a delicacy to be brought out only on special occasions. Although they appeared in good health, they practised no medicine, and confessed to leaving the sick to die.</p>
<p>328-It is understood from the passage that the Tasaday………… .<br />
A)are generally friendlier to strangers than they are to one another<br />
***B)have survived without the benefit of modern technology<br />
C)look more like monkeys than humans<br />
D)cultivated bamboo and fruits<br />
E)discovered in the 1970s consisted of equal numbers of men and women</p>
<p>329-The author suggests that in Tasaday society, ………….. .<br />
***A)both sexes have equal status in decision making<br />
B)women have similar roles to most Western cultures<br />
C)spoke a language similar to the language of the Philippines<br />
D)the oldest member takes decisions alone<br />
E)the young are cared for by the old</p>
<p>330-It is clear from the passage that the Tasaday……….. .<br />
***A)have developed no way in which to treat illness<br />
B)kill the sick in order to cease their suffering<br />
C)feel guilty about their treatment of sick people<br />
D)have a great desire to learn Western medicine<br />
E)are not nearly as healthy as they seem to be</p>
<p>On her first day at the University of Nebraska, Willa Cather was mistaken for a professor. She was only 16, fresh from a small prairie town. Yet, the students were impressed when she peeked around a classroom door and asked, &#8220;Is this elementary Greek?&#8221; They had been expecting someone like this, with a deep, commanding voice, a solemn face topped with short hair, and a straw hat. So they nodded politely, then burst into laughter when the stranger entered &#8211; and proved to be a young girl. Of course, they could not know that she would grow up to be a major American writer.</p>
<p>331-After their first encounter with Willa Cather, the students laughed because………. .<br />
A)she was a great American writer<br />
B)they were impressed by the inherent humour of elementary Greek<br />
C)her straw hat and short hair looked funny<br />
D)she was the youngest professor they had ever seen<br />
***E)they recognised their own mistake</p>
<p>332-At the age of sixteen, Willa Cather…………. .<br />
A)already spoke fluent Greek<br />
B)was impressed by the other students<br />
***C)was already a university student<br />
D)was already a famous American writer<br />
E)was often laughed at by other students</p>
<p>333-It is clear from the passage that…………. .<br />
A)no one at the University of Nebraska realised Willa Cather&#8217;s potential<br />
B)Willa Cather&#8217;s writing ability impressed the other students<br />
***C)even at the age of sixteen, Willa Cather was an impressive person<br />
D)the University of Nebraska specialised in educating young, gifted students<br />
E)straw bats were common at the University of Nebraska</p>
<p>There is an ancient belief that when a female wolf loses a young cub, she seeks a human child to take its place. Romulus and Remus, the legendary twin founders of Rome, were supposed to have been cared for by wolves. The idea actually became believable in the late 19th century when a French doctor found a naked ten-year-old boy wandering in the woods. He did not walk upright, could not speak intel1igently, nor relate to people: he only growled like a wolf and stared at them. Finally the doctor won the boy’s confidence and began to work with him. After many long years of devoted and patient instruction, the doctor was able to get the boy to clothe and feed himself, recognise and say a number of words, and even to write a little.</p>
<p>334- It is implied in the passage that………… .<br />
A)the legend of Romulus and Remus is certainly based on reality<br />
B)Romulus and Remus were the actual founders of Rome<br />
C)the boy found in the woods was like a wolf in appearance but not in emotions<br />
***D)people have believed for a long time that female wolves sometimes adopt human children<br />
E)it took a long time for the doctor to train the young wolf</p>
<p>335-The doctor who found the boy must have concluded that…………. .<br />
***A)the boy had possibly been raised by wolves<br />
B)Romulus and Remus were the twins who founded Rome<br />
C)it is not possible to train a human child who grew up in the wild<br />
D)the boy could not speak because he was of sub-normal intelligence<br />
E)the boy was half-human, half-wolf, with supernatural powers</p>
<p>336-Many years after the doctor began working with the boy, ………… .<br />
A)he soon started to behave as a normal human child does<br />
***B)he became more like a human child, but couldn&#8217;t function completely normally<br />
C)he behaved exactly like Romulus and Remus in the legend<br />
D)he began writing a book about his experiences living with wolves<br />
E)his progress was too slow for the doctor to continue with the initial enthusiasm</p>
<p>In Greek mythology, Pandora was the first woman on the Earth, created by Zeus to avenge Prometheus&#8217;s theft of fire. Pandora, whose name means ‘all-gifted&#8217;, was endowed with every charm, but sent to the Earth with a very special deadly box. Prometheus was too wise to be deceived by Pandora&#8217;s beauty, but his younger brother, Epimetheus, fell in love with her and accepted the box as a wedding present from the gods. When Epimeteus allowed Pandora to open the box, a cloud of evils flew out, spreading death, disease and destruction throughout the world. All that remained inside the box was one small comfort &#8211; hope.</p>
<p>337-It can be inferred from the passage that in Greek mythology, …………. .<br />
A)a long with the evils in the box, the gift of fire was included in it<br />
B)women were seen to be wiser and more talented than men were<br />
C)the gods were jealous of women&#8217;s beauty and punished them for it<br />
***D)the world was a much better place before women came into it<br />
E)people were taught not to accept wedding gifts as they might be evil</p>
<p>338-It&#8217;s obvious from the passage that ………….. .<br />
A)though she caused many problems, Epimetheus was happily married to Pandora<br />
B)Prometheus was disappointed that Pandora was not extremely beautiful<br />
C)Epimetheus really loved Pandora, but didn&#8217;t actually want to get married to her<br />
D)Prometheus gave his brother a truly terrible wedding gift because he was jealous<br />
***E)Pandora won Epimetheus&#8217;s heart, though she was meant for Prometheus</p>
<p>339-According to the legend that&#8217;s related in the passage, hope…………. .<br />
A)was lost when Pandora released a multitude of bad things into the world<br />
***B)was the only thing left behind to help deal with the problems released into the world<br />
C)meant that Pandora could still manage to deceive Prometheus<br />
D)was eliminated from the Earth by the bad things released from the box<br />
E)was the one thing that Pandora decided not to give to the world</p>
<p>Sir Isaac Newton was drinking tea under the apple trees in his garden one summer afternoon in 1665 when an apple fell from an overhanging branch, hit him on the head and immediately provided the inspiration for his law of gravitation. According to the story that is how it happened, anyway. It may indeed be true, but no one knows for certain. Even the famed British astronomer Sir Harold Spencer Jones, who stated in 1944 that the story was probably true, later changed his mind, noting that ‘one cannot be sure either way.&#8217; The story of Newton&#8217;s Apple first appears in Voltaire&#8217;s Elements de la Philosophic de Newton, published in 1738, long after the great Englishman had died and 73 years from the time the disputed apple fell.</p>
<p>340-The legend that&#8217;s being questioned in the passage.………….. .<br />
A)has been shown to be complete nonsense<br />
***B)refers to how Newton was prompted to investigate gravitation<br />
C)was first created by  Sir Harold Spencer Jones<br />
D)is a complete fiction invented by the French author Voltaire<br />
E)expresses the luxurious life Newton was leading</p>
<p>341-According to the passage, Sir Harold Spencer Jones………. .<br />
A)has a reputation for knowing everything about Newton<br />
B)should not be taken too seriously as he is known to be indecisive<br />
***C)is well known for his work, which involves observing the universe<br />
D)firmly denies that the incident with Newton and the apple ever happened<br />
E)feels that nothing, including the story about Newton, can be known for certain</p>
<p>342-We can conclude from the passage that……….. .<br />
A)Voltaire knew more about Newton&#8217;s life than anyone today possibly can<br />
B)Newton deliberately spread the apple story to make his discovery striking<br />
C)Newton came up with his theory just a few years before he died<br />
D)Newton asked Voltaire to tell people about his incident with the apple<br />
***E)it&#8217;s doubtful whether the popular myth about Newton&#8217;s Apple is true</p>
<p>Penn Wood, one of Britain&#8217;s last surviving areas of ancient woodland, with.432 acres of mixed trees as well as grassland, is in a place of outstanding natural beauty. The wood has a record of public usage, stretching back through recorded history, but recently, the menace of &#8216;development and improvement&#8217; threatened its survival. In a region already well-endowed with golf courses, the owner submitted plans for yet another 18-hole course. However, this angered local residents. They put up so much opposition to the plans that they were turned down by the Environment Secretary. Frustrated by the strength of the opposition he was receiving, the landowner eventually sold up, and the land was bought by the Woodland Trust, which will preserve the whole site as a prime wildlife habitat.</p>
<p>343-The author seems to……….. .<br />
A)think that environmentalists go too far when they interfere with landowners&#8217; rights<br />
***B)be content with the outcome of the case mentioned in the passage<br />
C)be too pessimistic about Penn Wood&#8217;s chances for survival<br />
D)have lived in the area called Penn Wood for a long time<br />
E)like golf, but thinks that some of the land in Britain should remain wild</p>
<p>344-Penn Wood is located in a region…………<br />
A)which is really underdeveloped<br />
***B)where there are plenty of golf-courses<br />
C)which is home to several rare species<br />
D)where the residents are not interested in golf<br />
E)which is desperately in need of a golf-course</p>
<p>345-Following pressure from local people, Penn Wood&#8217;s former owner……….. .<br />
A)founded a nature preserve instead of a golf course<br />
B)established a nature group called the Woodland mist<br />
C)built an 18-hole golf course in the area<br />
D)took the case to the Environment Secretary<br />
***E)had to sell the land to a nature group</p>
<p>Sleep researchers have found that people can make themselves wake up at a given time simply by deciding to do so before they go to sleep. Scientists took two groups of volunteers and, at nightfall, told one group that they would be woken at 6 a.m. and the other that they would be woken at 9 a.m. The sleepers&#8217; levels of the hormone adrenocorticotropin, which is known to cause spontaneous awakening, were then measured. In each group, there was a rise in the levels of the hormone one hour before the volunteers expected to get up. The three-hour difference between the rise in hormones in the two groups suggests that the body can be programmed to wake up on command.</p>
<p>346-The people studied by the researchers………. .<br />
***A)participated in the experiment at their own will<br />
B)suffered from insomnia<br />
C)were having difficulty getting up early<br />
D)were unable to wake up by other means<br />
E)came from similar backgrounds</p>
<p>347-It seems that adrenocorticotropin………… .<br />
A)exists in higher levels in people who wake up very early<br />
***B)is produced by the body some time before a person wakes up<br />
C)can&#8217;t be measured without waking up the person being studied<br />
D)is used by doctors for people who have difficulty getting up<br />
E)is responsible for causing sleeplessness in a number of people</p>
<p>348-The experiment related in the passage has indicated that……. .<br />
A)people who wake up at 6 a.m. have more hormones than 9 a.m. risers<br />
B)computers can be used to help people wake up earlier than usual<br />
***C)our bodies are capable of being conditioned to wakeup at a suggested hour<br />
D)the hormones that wake people up have a three-hour long cycle<br />
E)hormones are more effective than outside stimuli for waning people</p>
<p>The Romanesque style of architecture flourished in the 11th and 12th centuries. Its primary characteristics are the round arch and thick walls, reminding people of the structures of ancient Rome. But the period is also noted for the reappearance of large figure sculptures and for the achievement of uniting sculpture with architecture. In the Romanesque period large numbers of figures began to be carved in stone in many cathedrals, churches and monasteries. These figures generally portrayed religious scenes, as the principal intent was to proclaim the teaching of the Christian faith. But at the same time, neither artists nor patrons had lost their taste for pure ornament. Thus, along with the biblical narrative appeared brilliant abstract decoration, based on the forms of plants, trees and animals.</p>
<p>349-We can assume that in the Romanesque period, architects………… .<br />
A)imported ancient buildings from Rome, stone by stone<br />
B)were less skilled than the sculptors they worked with<br />
C)designed identical buildings to those in ancient Rome<br />
D)excelled in plain designs, with few illustrations<br />
***E)must have worked closely with sculptors on the design</p>
<p>350-The carved figures in Romanesque churches ………… .<br />
A)were painted onto the wooden panels<br />
***B)mainly illustrated biblical stories<br />
C)were brought into churches from Rome<br />
D)were only created by religious men<br />
E)had been removed from older buildings</p>
<p>351-The sculptors who worked on Romanesque religious buildings………. .<br />
***A)not only created religious works but also images from nature<br />
B)were only interested in Christianity, and had little interest in art<br />
C)had to focus on the religious message and weren&#8217;t allowed any ornamentation<br />
D)regarded themselves as superior to architects<br />
E)preferred to decorate their work merely with religious themes</p>
<p>Stuttering is the term given to the condition in which the sufferer speaks with difficulty because he or she cannot easily say the first sound of a word. Overall, there are about 50 million stutters in the world. Despite decades of research, the cause of stuttering is not known, though &#8211; contrary to popular opinion &#8211; it is not thought to be caused by emotional distress. Some believe it might be caused genetically, but scientists have been unable to pinpoint the actual reasons. What is known, however, is that it affects four times more men than women, and that 25% of all children go through a stage of development during which they stutter. Stuttering can be extremely demoralising. Those who are severely affected often attempt to avoid speaking situations altogether.</p>
<p>352-The passage tells us that stuttering………. .<br />
A)is passed down genetically from fathers to sons<br />
B)usually stems from the sufferer experiencing a sudden shock<br />
***C)is a type of speech problem that affects a large number of people<br />
D)can be avoided by neglecting to say the Initial sounds of words<br />
E)is an incurable disease, and sufferers have no hope of recovery</p>
<p>353-We learn from the passage that scientists……….. .<br />
A)know that stuttering is genetic, but haven&#8217;t found the gene that causes it<br />
B)doing research into stuttering generally agree with public opinion<br />
***C)have not yet been able to determine exactly what causes stuttering<br />
D)have discovered that both genetics and psychology cause stuttering<br />
E)feel that stuttering is caused by emotional problems but can&#8217;t prove this</p>
<p>354-It is implied in the passage that stuttering………… .<br />
A)will always cause people suffering from it to be unable to speak at all<br />
B)can be avoided by trying not to speak around too many people<br />
C)affects only one-quarter of all women, but practically all men<br />
***D)can have a large negative impact on the social life of the sufferer<br />
E)is easily treated if people are willing to avoid speaking in public</p>
<p>Women do not compete against men in sport because of medical misconceptions about their bodies, says Ellis Cashmore, a professor of sociology. He claims it&#8217;s only in the past 300 years that anatomists have pointed out the differences between men’s and women&#8217;s bodies, apart from the most obvious ones. Before then, they were seen as fairly similar. By the late 19th century, closer examination led to anatomists looking for inferiorities in women&#8217;s bodies and believing that even their organs had different functions to men&#8217;s. Cashmore&#8217;s argument is that despite women&#8217;s exclusion from most sports for the first half of this century, they have caught men up rather rapidly. Women&#8217;s best times in the marathon have improved by an average per year of 2 minutes 47 seconds while men&#8217;s have improved by a mere 66 seconds.</p>
<p>355-It can be inferred from this passage that Cashmore believes that……….. .<br />
A)modern medicine is based more on myth than on genuine scientific fact<br />
B)sociologists are better qualified to discuss human anatomy than medical researchers<br />
C)in the last three centuries, there have been significant changes in the anatomy of women<br />
D)it is quite obvious that women should not be allowed to participate in sport against men<br />
***E)there&#8217;s no good reason why men and women shouldn&#8217;t compete against each other in sport</p>
<p>356-Accordlog to the passage, 19th  century anatomists………… .<br />
A)were surprised to learn that there were hardly any differences between men and women<br />
B)were Claiming that women shouldn&#8217;t be excluded from various sports<br />
C)discovered that, apart from the obvious differences, men and women were alike<br />
***D)supported the idea that women were physically weaker than men<br />
E)were concerned with the reasons why men seemed to outperform women in sport</p>
<p>357-The author quotes the times 2 minutes 47 seconds and 66 seconds to illustrate that…….. .<br />
A)despite progress, women still take more than twice as long as men in marathons<br />
B)women are actually superior to men in long distance running<br />
***C)the gap between men&#8217;s and women&#8217;s performances in sport is shrinking<br />
D)his theory is scientific by including mathematical figures<br />
E)women will one day surpass men in athletic endeavours</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/comprehension-passages.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2009 Takvim Yilinda Elde Edilen Gelirlerin Beyani</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/2009-takvim-yilinda-elde-edilen-gelirlerin-beyani.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/2009-takvim-yilinda-elde-edilen-gelirlerin-beyani.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 06:50:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Dahi]]></category>
		<category><![CDATA[Gelir Vergisi Beyannamesi]]></category>
		<category><![CDATA[Nci]]></category>
		<category><![CDATA[Nde]]></category>
		<category><![CDATA[Olsa]]></category>
		<category><![CDATA[Olsun]]></category>
		<category><![CDATA[Smai]]></category>
		<category><![CDATA[Tabi]]></category>
		<category><![CDATA[Takvim]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11793</guid>
		<description><![CDATA[Bilindiği üzere, Gelir Vergisi Kanununda temel vergilendirme şekli, elde edilen kazanç veya iradın yıllık beyanname ile bildirilmek suretiyle vergilendirilmesidir.Bir kazanç ve iradın gelir vergisine tabi tutulabilmesi için aşağıda sayılan yedi gelir unsurundan birine dahil olmasi gerekir. Gelir Vergisi Kanununun 85 ve 86 nci maddelerinde ise hangi gelir unsurlarının yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilmesinin zorunlu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilindiği üzere, Gelir Vergisi Kanununda temel vergilendirme şekli, elde edilen kazanç veya iradın yıllık beyanname ile bildirilmek suretiyle vergilendirilmesidir.Bir kazanç ve iradın gelir vergisine tabi tutulabilmesi için aşağıda sayılan yedi gelir unsurundan birine dahil olmasi gerekir. Gelir Vergisi Kanununun 85 ve 86 nci maddelerinde ise hangi gelir unsurlarının yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilmesinin zorunlu olduğu, hangi gelir unsurları için beyanname verilmeyeceği veya verilecek beyannameye dahil edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır.<br />
Kanunun ikinci maddesinde sayılan gelir unsurları aşağıdaki gibidir:<br />
-  Ticari Kazançlar,<br />
-  Zirai Kazançlar,<br />
-  Ucretler,<br />
-  Serbest Meslek Kazançları,<br />
-  Gayrimenkul Sermaye Iradi,<br />
-  Menkul Sermaye iradi,<br />
-  Diğer kazanç ve iratlar.<br />
Bu çalışmamızda, gerçek kişilerce 2005 takvim yılında elde edilen ve yıllık beyanname ile beyan edilmesi zorunlu olan kazanç ve iratlarla ilgili olarak yıllık gelir vergisi beyannamesinin nasıl doldurulacağı, farklı gelir unsurlarından elde edilen gelirlerin toplanmasi ve gelirden yapilacak indirim ve mahsup işlemleri açıklanacaktir.<span id="more-11793"></span></p>
<p>1. GELIR UNSURLARI iTIBARIYLA BEYAN<br />
I. TiCARI KAZANCLARIN BEYANI<br />
Gelir Vergisi Kanununa gore, her tiirlii ticari ve smai faaliyetten dogan kazanç ticari kazanc olup, ticari kazançlarm vergilendirilmesi basit usul veya gergek usulde olmak üzere iki sekilde yapilmaktadir. (G.V.K Madde 37)<br />
Basit usul kosullanm tasimayan gelir vergisi miikelleflerinin ticari kazançları gerçek usule gore tespit edilmektedir.<br />
Ticari kazanclar için (basit usulde vergilendirilenler dahil) tutari ne olursa olsun zarar edilmis olsa dahi yıllık gelir vergisi beyannamesi verilecektir. (G.V.K Madde 85, 86)<br />
Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinin Eki&#8217;nde ticari kazanç sahiplerinin elde ettikleri kazançlarım bildirmeye yonelik dort ayn tablo bulunmaktadir. Bunlar Ticari Kazançlara iliskin Bildirim (Tablo 2), Diğer istisna ve indirimlere Ait Bildirim (Tablo 3), Basit Usulde Ticari Kazançlara iliskin Bildirim (Tablo 4) ve tsletme Hesap Ozeti (Tablo 5) tablolandir. Ticari kazanç sahipleri bu tablolardan durumlanna uygun olanlan dolduracaklardir.<br />
Ticari Kazancin Tespiti:<br />
Gerçek usulde vergilendirilen ticari kazanç sahiplerinin ticari kazançları kanunen tutmak zorunda olduklan defterler (birinci ve ikinci sinif tiiccarlar) bakimindan isletme hesabi esasi veya bilan9o esasma gore tespit edilmektedir.</p>
<p>Ticari kazancm tespitinde, Vergi Usui Kanununun degerlemeye ait hilkiimleri ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ve 41 inci madde hiikumleri uygulanacaktir.<br />
Gerek isletme hesabi esasi gerekse bilanco esasma gore defter tutan miikellefler &#8220;Tablo 2 Ticari Kazanclara iliskin Bildirim&#8221; tablosunu, &#8220;Tablo 3 Diğer istisna ve Indirimlere Ait Bildirim&#8221; bolumilnde yer alan istisna kazanc tutarlanm da dahil etmek suretiyle toplam tutan dikkate alarak dolduracaklardir. Diğer bir anlatimla 10 no.lu satirda yer alacak kar toplarm olagan faaliyetten elde edilen kazanc ile &#8220;Tablo 3&#8243; de yer alan istisna kazanclann toplami olacaktir. Toplam tutardan oncelikle gelirin elde edildigi yilda odenmis olmasi kaydiyla Bag-Kur primi ile yatinm indirimi ve &#8220;Tablo 3&#8243; de yer alan ve 16 no.lu satira aktanlan istisna ve indirimlerin diisiilmesi sonucu kalan tutar Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinin 17 no.lu Ticari Kazanclar satinna aktanlacaktir.<br />
&#8220;Tablo 3&#8243; de yer alan ve gelir vergisinden istisna edilen kazanclann zararla sonuclanmis olmasi halinde, bu zarann &#8220;Tablo 2 Ticari Kazanclara iliskin Bildirim&#8221;in 10 no.lu satirmdaki zarar bolumiinde veya beyannamenin 25 no.lu satmndaki zarar bolumiinde gosterilmesi soz konusu degildir. Zira gelir vergisinden istisna edilen kazanclann zararla sonuclanmasi durumunda bu zarann dikkate almmasi veya mahsubu miimkiin bulunmamaktadir.<br />
Isletme Hesabi Esasma G5re Ticari Kazancm Tespiti<br />
Ikinci smif tiiccarlar kazanclarmi isletme hesabi esasinda tespit ederler. Gelir Vergisi Kanununa gore, isletme hesabi esasinda ticari kazanc, bir hesap donemi içinde elde edilen hasilatlarla, giderler arasmdaki muspet farktan olusur. (G.V.K Madde 39) Giderlerin daha fazla olmasi halinde zarar dogmus olur.<br />
Kazanclan isletme hesabi esasina gore tespit edilen miikellefler tarafmdan, Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinde yer alan Tablo 2&#8242;nin yamsira &#8220;Tablo 5 isletme Hesabi Ozeti&#8221; boliimu de doldurulacaktir.</p>
<p>Bilanco Esasinda Ticari Kazancin Tespiti<br />
Birinci sinif tuccarlar kazançlarmi bilan90 esasmda tespit ederler. Gelir Vergisi Kanununa gore, bilanco esasinda ticari kazanc, tesebbiisteki 6z sermayenin hesap donemi sonunda ve basmdaki degerleri arasindaki miispet farktir.<br />
Kazançları bilan90 esasina gore tespit edilen mukellefler, Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinde yer alan Tablo 2&#8242;nin yamsira &#8220;Aynntih Bilanfo&#8221; ve &#8220;Aynntih Gelir Tablosu&#8221; ile &#8220;Bilan90 Esasina Gore Defter Tutan Mukelleflere Ait Ticari Kardan Mali Kara Ulasmak 19m Yapilan Hesaplamayi Gosteren Bildirim&#8221; i de doldurarak Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesine ekleyeceklerdir. Ancak adi ge9en bildirim ticari kar ile mali karm farkli olmasi durumunda doldurulacaktir.<br />
Bag-Kur Primi<br />
Mukellefler, beyan edecekleri ticari kazançlarmdan gelirin elde edildigi yilda Qdenmis olmasi sartiyla, 1479 sayıli Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bagimsiz Cahsanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun (Bag-Kur) 49 uncu maddesi hiikmii geregince; Bag-Kur primi, giris kesenegi, sosyal giivenlik destek primleri ve basamak ilerlemesi için yapilan odemeleri indirebileceklerdir.<br />
Bag-Kur giris kesenegi ve sigorta primlerinin Gelir Vergisi Kanununun 89/1 maddesi hiikmii geregince, gelirin elde edildigi yilda odenmis olduğunun tevsik edilmesi kaydiyla mukellefler tarafindan ticari kazançları dolayisiyle verilecek yıllık beyannamede bildirilen gelirden indirilmesi (Adi komandit sirketlerinin komanditer ortaklan ile limited sirket ortaklan hakkinda da bu esaslar ge9erlidir.) mumkun bulunmaktadir. Adi komandit sirketlerin komanditer ortaklan ile limited sirket ortaklarının gelirleri kar payi olup, menkul sermaye iradi olarak beyan edilecek bu gelirlerde Bag-Kur primi yukandaki esaslar 9er9evesinde indirilebilecektir.<br />
Bag-Kur Kanunu kapsamina giren serbest meslek erbabmin da, Gelir Vergisi Kanununun 68/8 inci maddesi hiikmiine dayanarak hasilatlanndan emekli aidati veya sosyal sigorta primi indirmemis olmalan sartiyla, anilan kanun geregince odedikleri Bag-Kur giri§ kesenegi ve primlerini serbest meslek kazanclan ile ilgili olarak verecekleri yıllık beyannamelerinde gosterdikleri gelirden indirmeleri mumkiin bulunmaktadir.<br />
Dikkat edilmesi gereken husus, bu primlerin odenmis olmasi kosuluyla indirilebilecegidir. Dolayisiyla, basamak ilerlemesi primleri de dahil olmak üzere, Bag-Kur primleri ne zaman odenmisse o yılın gelirinden indirilebilecektir.<br />
Yatirim indirimi<br />
Bilanco esasma gore defter tutan ticari ve zirai kazanc mukelleflerinin faaliyetlerinde kullanmak üzere satin aldiklan veya imal ettikleri amortismana tabi iktisadi kiymetlerin maliyet bedellerinin % 40&#8242;i yatirim indirimi istisnasi olarak indirim konusu yapdabilecektir. indirim konusu yapilacak tutar Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinin Tablo 2 &#8220;Ticari Kazanclara iliskin Bildirim&#8221; in 15 no.lu satinnda gosterilecektir.<br />
Dikkat edilmesi gereken husus, cari yila iliskin yatirim indirimi tutan ile onceki yillardan kazancm yetersiz olmasi nedeniyle indirilemeyen devreden yatirim indirimi tutarimn topluca ayni satirda gosterilecegidir.<br />
Devreden yatirim indirimi ile ilgili olarak Gelir Vergisi Kanununda, 01/01/2004 tarihinde yiirurliige giren 5024 sayıli Kanun ile yapilan degisiklikle, endekslemede yeniden degerleme orani yerine, Devlet istatistik Enstitusu Toptan Esya Fiyatlan Genel Endeksinde meydana gelen artis orani esas alınmıştır. (G.V.K Madde 19) Ancak 24/04/2003 tarihinden once tesvik belgesine baglanmis olan ve miikellefler tarafmdan yatirim indirimine iliskin eski hukiimlerin uygulanmasinin tercih edilmis olmasi halinde devreden yatirim indiriminde &#8220;TEFE&#8221; endekslemesi degil, yeniden degerleme orani endekslemesi esas alinacaktir.<br />
Yatirim indirimi istisnasi uygulamasma, istisnaya konu iktisadi kiymete iliskin harcamalann yapildigi yilda baslanacak ve indirilecek tutara ulasilincaya kadar devam edilecektir. Dolayisiyla, indirilemeyen tutarla ilgili olarak herhangi bir zaman smirlamasi soz konusu degildir.<br />
DİĞERISTISNA ve iNDIRIMLER<br />
Egitim ve Ogretim isletmelerinde Kazanc istisnasi<br />
31 Temmuz 2004 tarih ve 25539 sayıli Resmi Gazete&#8217;de yayimlanarak yurirrluge giren 5228 sayıli Kanunla, Gelir Vergisi Kanununun 20 nci maddesinde yapilan dilzenlemede, egitim ve ogretim isletmeleri ile ilgili olarak elde edilen kazanclarm 5 vergilendirme donemi gelir vergisinden istisna edilmesi ongoriilmektedir. Anilan madde hiikmii 01/01/2004 tarihinden itibaren yiiriirluge girmistir.<br />
Egitim ve ogretim isletmelerine tanman kazanç istisnasi, ticari kazanç miikellefleri ile kurumlar vergisi miikellefleri tarafmdan 625 sayıli Kanun kapsammda isletilen okul oncesi egitim, ilkogretim, ozel egitim ve orta ogretim ozel okullarmdan elde edilen kazançlara uygulanacaktir.<br />
Ayrica, kurumlar vergisi miikellefleri için Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanman vakiflar veya kamu yararma calisan derneklere bagh rehabilitasyon merkezlerinin isletilmesinden elde edilen kazançlara da istisna uygulanacaktir.<br />
Istisna kapsammda yer alan;<br />
Okul  Oncesi  Egitim   Okulu,   1739   sayıli  Milli  Egitim  Temel Kanununun 19, 20 ve 21 inci maddelerine gore kurulan ve mecburi ilkogretim 9agina gelmemis 90cuklarm egitimini saglayan okullan, ilkogretim Okulu, 1739 sayıli Kanunun 22-25 inci maddelerinde belirtilen ve 6-14 yaslarmdaki 90cuklarm egitim ve ogretimini saglayan okullan,<br />
Orta   Ogretim   Okullan,    1739   sayıli   Kanunun   26-30   uncu maddelerinde belirtilen ilkogretime dayali, en az 119 yıllık ogrenim veren genel, mesleki ve teknik ogretim okullarmi, Ozel Egitim Okullan, engelliler için agilan okul oncesi, ilkogretim ve ortaogretim okullarmi,<br />
Rehabilitasyon Merkezleri ise; 24/5/1983 tarih ve 2828 sayıli Sosyal Hizmetler ve £ocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ve ilgili mevzuat 9er9evesinde kurularak faaliyet gosteren ve bedensel, zihinsel ve ruhsal oziirleri nedeniyle normal yasamin gereklerine uymama durumunda olan kişilerin, fonksiyon kayiplarmi gidermek ve toplum içinde kendi kendilerine yeterli olmasim saglayan beceriler kazandirmak veya bu becerileri kazanamayanlara devamli bakmak uzere kurulan sosyal hizmet kuruluslarmi, ifade etmektedir.<br />
\ Istisna, okullarm egitim-ogretim, merkezlerin ise rehabilitasyon faaliyetlerinden elde edilen kazançlara uygulanacaktir. Dolayisiyla, egitim tesisleri ile rehabilitasyon merkezlerinde yer alan kantin, biife, kafeterya, kitap satis yeri gibi tesislerin gerek bizzat isletilmesinden gerekse kiraya verilmesinden elde edilen kazançlara istisna uygulanmasi soz konusu degildir. Ancak, yemek ve konaklama hizmetlerinin de okul biinyesinde verildigi ve yemek ve yatma bedelinin okul ucretine dahil olduğu durumlarda, herhangi bir aynma tabi tutulmaksizm elde edilen kazanca istisna uygulanacaktir.<br />
Yukanda belirtilenlerin dismda kalan; Qgrencileri istedikleri derslere yetistirmek, bilgi diizeylerini yukseltmek amaciyla faaliyet gosteren dershaneler ile kişilerin sosyal, kiilturel ve mesleki alanlarda bilgi, beceri, yetenek ve deneyimlerini gelistirmek veya serbest zamanlanni degerlendirmek üzere faaliyet gosteren ozel ogretim kurumlan (toiversiteye veya Anadolu liselerine hazirhk, bilgisayar, suriicti, dans, bale, mankenlik ve spor kurslan gibi) ile ogrenci etiit egitim merkezlerinin isletilmesinden elde edilen kazançlar hakkinda istisna uygulanmayacaktir.<br />
Aym sekilde rehabilitasyon merkezi dismdaki saghk tesislerinin isletilmesinden elde edilen kazançlara istisna uygulanmasi da s6z konusu degildir.<br />
Diğer taraftan, 01/01/2004 tarihinden once faaliyete gecmi§ bulunan okullarm isletilmesinden elde edilen kazanclar ile bu okullan 01/01/2004 tarihinden sonra devralanlar tarafmdan isletilmesinden elde edilen kazançlar istisna uygulamasi disinda bulunmaktadir.<br />
Ozel egitim ve ogretim kuramlarının istisnadan yararlanabilmeleri i?in 01/01/2004 tarihinden itibaren faaliyete gecmi!? olmalan gereklidir. Soz konusu tarihten once faaliyete ge9mis olan ozel okullar ile kalkmmada oncelikli yorelerde a9dan ozel okullarla ilgili olarak, 625 saydi Kanunun 5228 saydi Kanunla degistirilmeden onceki hiikmii uygulanacaktir.<br />
Dolayisiyla, 01/01/2004 tarihinden once faaliyete gecmif? olan ozel kresler, anaokullan ve meslek teknik okullan ile kalkmmada oncelikli yorelerde a9ilmis olan ozel okullar, ogretime basladndan tarihten itibaren be? yd, diğer bolgelerde a9dmi§ olan ozel okullar ise bir yd stire ile gelir/kurumlar vergisinden muaf tutulacaklarmdan, bu i^letmeler hakkmda 5228 saydi Kanunla yeni getirilen istisna hiikmu uygulanmayacaktir.<br />
istisnadan yararlanmak isteyen mukelleflerin faaliyete ge9melerini miiteakiben Bakanhgimiza yazih olarak basvurmalan gerekmektedir.<br />
Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarmda yapdan diizenleme 01/01/2004 tarihinden ge9erli olmak ilzere yuriirluge girmis olduğundan, 01/01/2004 tarihinden itibaren faaliyete ge9en okul ve rehabilitasyon merkezlerinin kazançları, faaliyete ge9ilen donemden itibaren 5 vergilendirme doneminde gelir ve kurumlar vergisinden istisna olacaktir. Kurum a9ma izin belgesinin daha onceki bir tarihi tasimasi, istisna uygulamasmm siiresini etkilememektedir.<br />
Ozetle, istisnadan yararlanan kazançlar, ticari kazanç mukellefleri tarafmdan Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinin &#8220;Tablo 3 Diğer Istisna ve indirimlere Ait Bildirim&#8221; boliimunun ilk satirmda gosterilccektir.</p>
<p>Serbest Bolgelerden Elde Edilen Kazanç istisnasi<br />
3218 sayıli Serbest Bolgeler Kanununda 5084 sayıli Kanunla yapilan degisiklik ile serbest bolgeler gtimriik hatti dismda sayılmis; bu bolgelerde gilmriik ve kambiyo mtikelleflyetine dair mevzuat hukumlerinin uygulanmayacağı belirtilmis; isletmeci ve kullamcilann yatmm ve tiretim safhalarmda Bakanlar Kurulunca belirlenecek vergi disi teipviklerden yararlandinlabilecegi hukme baglantmstir. (3218 sayıli Kanun Madde 6)<br />
3218 sayıli Kanuna 5084 sayıli Kanimun 9 uncu maddesiyle eklenen gecici 3 iincti maddede de, serbest bolgelerde 06/02/2004 tarihi itibariyle faaliyette bulunmak üzere ruhsat almis mukelleflerin, faaliyet ruhsatlarmda belirtilen silre ile smirh olmak tizere bolgelerde gerceklestirdikleri faaliyetler dolayisiyla elde ettikleri kazanclan gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilmistir.<br />
\ 3218 sayıli Kanunda yapilan degisikliklerin incelenmesinden de anlasilacağı üzere, bolgelerde vergi miikellefiyetine dair mevzuat hukiimlerinin uygulanmasi saglanmis, tam ve dar mukelleflerin bfilgedeki gelir ve kurumlar vergisi muafiyetine son verilmistir.<br />
Dolayisiyla, 06/02/2004 tarihi itibariyle bolgede faaliyet gosteren mukelleflerin gelir veya kurumlar vergisi miikellefiyeti tesis ettirmeleri ve bu tarihten sonra serbest bQlgelerdeki faaliyetlerinden elde edilen kazanclarmi genel hiikumler ?er9evesinde beyan etmeleri gerekmektedir. Dolayisiyla, istisnadan yararlanan kazanclar, gelir vergisi mukellefleri tarafindan Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinin &#8220;Tablo 3 Diğer istisna ve indirimlere Ait Bildirim&#8221; boliimunun ilk satirmda gosterilecektir.<br />
Serbest bolgelerde faaliyette bulunan mukelleflerle ilgili olarak, 4 Eylill 2004 tarih ve 25573 sayıli Resmi Gazete&#8217;de yayimlanarak yilriirluge giren 85 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliginde ayrintih aciklamalara yer verilmistir.</p>
<p>4691 sayıh Teknoloji Gelistirme Bolgeleri Kanunu kapsamindaki istisna<br />
4691 Sayıh Teknoloji Gelistirme Bolgeleri Kanununa gore teknoloji gelistirme bolgelerinde faaliyet gosteren mukelleflerin, miinhasiran bu bolgedeki yazihm ve AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazanclan faaliyete basjamlan tarihten bagimsiz olmak üzere, 31/12/2013 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilmistir. (4691 sayıh Kanun Gecici Madde 2)<br />
Gecici 2 nci maddenin yiiriirltige girdigi 01/01/2004 tarihinden once teknoloji gelistirme bolgelerinde faaliyet gosteren mukelleflerin, bolgedeki yazihm ve AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazanclar da, faaliyete basladiklan tarihten bagimsiz olmak üzere, 31/12/2013 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden miistesnadir. Dolayisiyla, istisnadan yararlanan kazanclar, gelir vergisi mukellefleri tarafmdan Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinin &#8220;Tablo 3 Diğer istisna ve indirimlere Ait Bildirim&#8221; bolumiiniin ilk satmnda gosterilecektir.<br />
4325 sayıh Kanun Kapsamindaki Gelir Vergisi i nil hi mi<br />
4325 sayıh Kanun kapsamma dahil illerde 01/01/1998 tarihinden once isyeri bulunan miikellefler ile 01/01/1998-31/12/2000 tarihleri arasmda bu illerde yeni bir isyeri acan ve gelir ve kurumlar vergisi istisnasi uygulamasmdan yararlanan miikellefler için istisna siiresinin bitiminden bajlamak ve 31/12/2007 tarihinde sona ermek üzere cahstirilan isci sayısma bagh olarak %40 &#8211; %60 arasinda degisen oranlarda vergi indiriminden yararlamlmasi miimkun bulunmaktadir.<br />
Vergi indiriminden yararlanan miikellefler &#8220;4325 sayıh Kanun Kapsamindaki Gelir Vergisi indirimine iliskin Bildirim&#8221; i doldurarak bu bildirime dayah olarak hesapladiklan gelir vergisini &#8220;Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi TABLO-3 VERGI BiLDiRIMi&#8221; nin 39 numarah satmnda yer alan hesaplanan gelir vergisi satirma aktaracaklardir.<br />
Basit Usulde Ticari Kazancin Tespiti<br />
Gelir Vergisi Kanummun 47 ve 48 inci maddelerinde yazili sartlara topluca haiz olanlarm ticari kazançları basit usulde tespit edilir.<br />
Basit usulde ticari kazanc, bir hesap donemi icerisinde elde edilen hasilattan aym donemdeki giderler ve satilan mallarm ahs bedellerinin diisulmesi suretiyle bulunacak olup, yapilan bu hesaplama sonucu bulunan tutar Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinin &#8220;Tabic- 4 Basit Usulde Ticari Kazanclara iliskin Bildirim&#8221; boliimune aktanlacaktir. Aktanlan bu tutar iizerinden ilgili yilda odenmis olmasi sartiyla Bag-Kur primi ve varsa sakathk indirimi dusillecek ve bulunan tutar Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinin 17 No.lu Ticari Kazanclar satinna aktanlacaktir.<br />
Ancak beyana tabi geliri sadece basit usulde tespit edilen ticari kazanclardan ibaret olanlar, bu gelirlerini Subat aymin 15 inci giinii aksamina kadar 1001 C Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile beyan edeceklerdir.<br />
Sakathk indirimi<br />
Calisma guciiniin asgari %80&#8242;ini kaybetmis bulunan hizmet erbabi birinci derece sakat, asgari % 60&#8242;im kaybetmis bulunan hizmet erbabi ikinci derece sakat, asgari % 40&#8242;mi kaybetmis bulunan hizmet erbabi ise iicuncii derece sakat sayılmaktadir (G.V.K Madde 31)<br />
Sakathk indirimi;<br />
-  Birinci derece sakatlar için 480 YTL (2006 yih için 530 YTL)<br />
-  Ikinci derece sakatlar için 240 YTL (2006 yih için 265 YTL)<br />
-  Uciincu derece sakatlar için 120 YTL (2006 yih için 133 YTL)<br />
Sakathk indirimi miiessesesinden serbest meslek faaliyetinde bulunan veya basit usulde vergilendirilen oziirlii mukellefler ile bakmakla yukttmlu olduğu oziirlii kişi bulunan serbest meslek erbabi ve hizmet erbabi (ucretliler) yararlanmaktadir.<br />
Bu indirimi serbest meslek erbabi Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinin &#8220;Tabic- 7 Serbest Meslek Kazanclarma iliskin Bildirim&#8221; in ilgili satirmda, iicretliler ayni Ekte yer alan &#8220;Tablo 8 Ucretlere Iliskin Bildirim&#8221; boliimunun indirimler siitununda, basit usulde vergilendirilenler yine ayni Ek&#8217;in &#8220;Tablo 4 Basit Usulde Ticari Kazanclara iliskin Bildirimin&#8221; in 23 no.lu satirmda gostereceklerdir.<br />
Sakatlik indiriminden yararlanma durumunda olan miikellefler ilgili Yonetmelikte belirtilen yetkili hastanelerden alacaklan saghk raporanu Maliye Bakanhgi Gelir Idaresi Baskanhginda kurulu olan Merkez Saghk Kuruluna ibraz edecekler, Merkez Saghk Kurulunca kişilerin hangi dereceye girecegi (1,2,3) belirlendikten sonra indirimden yararlanmak miimkiin olabilecektir.<br />
II.ZIRAi KAZANCLARIN BEYANI<br />
Gelir Vergisi Kanununa gore zirai faaliyetten dogan kazanc zirai kazanctir. Zirai kazançlar ya satis hasilatlan iizerinden tevkifat yapilmak suretiyle ya da gercek usul kapsammda, zirai isletme hesabi veya bilanco esasina gore defter tutmak suretiyle tespit edilir. Zirai kazanc hangi usulde tespit edilirse edilsin zirai iiriinlerin ahs bedeli iizerinden her halukarda vergi tevkifati yapilmasi temel kuraldir. (G.V.K Madde 52)<br />
Ciftcilerden satin ahnan zirai mahsullerin ahs bedeli ve hizmet bedelleri iizerinden tevkifat yapilacaktir. (G.V.K Madde 94/11) Ahm satim işlemlerinin ticaret borsasinda tescil ettirilerek yapilmasi halinde tevkifat orani %50 indirimli uygulanacaktir.<br />
10 Arahk 2003 tarihli ve 2003/6577 sayıh Bakanlar Kurulu Karan ile belirlenen ve halen yurtirliikte olan tevkifat oranlan aşağıdaki gibidir:<br />
Ticaret borsalarmda tescil ettirilerek satin ahnan; zirai mahsuller ifin % 2, hayvanlar ve bunlarm mahsulleri ile kara ve su avcihgi mahsulleri için % 1,<br />
Ticaret borsalanna tescil edilmeden satin ahnan; zirai mahsuller için % 4, hayvanlar ve bunlarm mahsulleri ile kara ve su avcihgi mahsulleri için % 2,<br />
Zirai faaliyet kapsammda ifa edilen hizmetler için; Orman idaresine veya  orman  idaresine karsi  taahhiitte bulunan kurumlara   yapilan   ormanlann   agaclandinlmasi,   bakimi,  kesimi, iiriiiilerin  toplanmasi,  tasmmasi   vb.   hizmetler  için  %2   ,  diğer hizmetler için %4<br />
oranmda tevkifat yapilacaktir.<br />
Kamu kurum ve kuruluslan zirai (iriinleri kimden satm ahrsa alsm tevkifat yapmak zorundadir.Vergi Usui Kammunun 11 inci maddesi ve 164 Seri Numarah Gelir Vergisi Genel Tebligine gore, ticaret borsalan zirai iiriin ahm satiminda tevkifat yapilmasmi sagladiktan sonra tescil yapacaklardir. Dolayisiyla ahm satimi ticaret borsalarmda tescil edilmis olan bir iiriiniin satm almmasi ile kamu kurum ve kuruluslarmdan iiriin satm almmasi halinde gelir vergisi tevkifati yapilmayacağı gibi miiteselsil sorumluluk da soz konusu x    olmayacaktir<br />
Beyanname Vermeyen ve Defter Tutmayan Ciftfiter<br />
Aşağıda belirtilen ciftfilerin defter rutma ve yıllık beyanname verme yiikiimliilukleri bulunmamaktadir.<br />
-  Ziraat gruplanna gore belirlenen isletme btiyiiklugii olpusunti asmayan,<br />
-  Bir bicerdovere veya bu mahiyetteki bir motorlu araca sahip olmayan,<br />
-  On yasma kadar ikiden fazla traktore sahip olmayan,<br />
ciftciler, hasdatlan iizerinden tevkifat yapdmak suretiyle vergilendirilir.<br />
Bu gruba giren ciftciler, beyanname vermezler. Ancak, yaptiklan satis ve hizmetleri dolayisiyla miistahsil makbuzu almak ve saklamak zorundadirlar.<br />
Dolayisiyla, Gelir Vergisi Kanununun 54 tincii maddesinde yazih olgiileri asmayan fiftpilerin kazanclan 94 tincii maddeye gore tevkif suretiyle vergilendirilmekte olup, fift9iler bu kazaniplan için aynca beyanname vermemekte ve tevkif suretiyle odedikleri vergiler nihai vergileri olmaktadir.<br />
Beyanname Veren ve Defter Tutan Ciftciler<br />
Aşağıda belirtilen 9iftfiler gerçek usulde vergilendirilmektedir:<br />
-  Ziraat gruplarma gore belirlenen isletme buyiiklugu o^iisiinii asan,<br />
-  Bir bi9erdovere veya bu mahiyetteki bir motorlu araca sahip olan,<br />
-  On yasina kadar ikiden fazla traktore sahip olan (Traktorun kendi isinde kullamlmasi sartiyla, soz konusu sart 31/12/2007&#8242;ye kadar uygulanmaz) (G.V.K Ge9ici Madde 45)<br />
giftgilerin kazançları gerçek usulde tespit edilerek vergilendirilir.<br />
Bu gruba giren 9ift9iler, zirai isletme hesabi veya bilan9o esasina gore defter tutmak ve beyanname vermek, alis. ve satisjan için beige almak, vermek ve saklamak zorundadirlar.<br />
Onemli Not : Cift9iye ait olmakla beraber zirai isletmeye dahil edilmeyen bi9erdover veya bu mahiyetteki bir motorlu ara9 veya on yasjna kadar ikiden fazla traktorun isletilmesinden elde edilen gelirler ticari kazanç hükümlerine gore vergilendirilir.<br />
Cift9ilerin zirai isletme hesabi veya bilan90 esasmda defter tutmalan kendi isteklerine birakilmijtir. Bilan90 esasim kabul edenler iki yil ge9medik9e bu usulden donemezler.<br />
Zirai isletme Hesabi Esasina Gore Kazancin Tespiti<br />
Cift9iler isletme hesabi esasmda &#8220;Cift9i isletme Defteri&#8221; tutmak zorundadirlar. Zirai isletme hesabi esasina gore zirai kazanç bir hesap donemi içinde elde edilen hasilat ile yapilan giderler arasmdaki miispet farktir. Hasilat Gelir Vergisi Kanununun 56 nci maddesinde belirtilen   ve   tahsil   edilen   veya   alacak   olarak   tahakkuk   eden unsurlardan, giderler ise aym Kanunun 57&#8242;nci maddesinde sayılan ve odenen veya borflamlan meblaglardan olusmaktadir. Ancak aym Kanunun 41&#8242;inci maddesinde yazih giderler hasilattan indirilemeyecektir.<br />
Bilanco Esasina Gore Kazancin Tespiti<br />
Bilanfo esasinda zirai kazancm tespiti 6z sermayenin hesap donemi sonunda ve basmdaki degerlerinin kiyaslanmasi yoluyla yapihr. Zirai kazancin bilanco esasina gore tespitinde Gelir Vergisi Kanununun 56, 57 ve 58&#8242;inci maddelerinde yer alan hasilat sayılan unsurlar ve giderler ile 41&#8242;inci (Gider Kabul Edilmeyen Odemeler) maddesinde yazih indirilemeyecek giderlere iliskin hukiimler dikkate almir.<br />
Ciftxjiler elde ettikleri biitun zirai kazanclan uzerinden ister iiriin ^  satisi olsun, ister zirai hizmet karsihgi kazanc elde etmis olsun tevkifata tabi tutulmaktadir.<br />
Gercek usulde vergilendirilen zirai kazanc sahipleri gelir elde etmemis olsalar bile yıllık beyanname vermek zorundadirlar. (G.V.K Madde 85, 86)<br />
Yıllık beyanname ile beyan edilecek zirai kazanci olan mukellefler &#8220;Tablo 6 Zirai Kazançlara ilijkin Bildirim&#8221; i dolduracaklardir. Soz konusu bildirimin 26 no.lu satirma &#8220;Zirai Kazanclara Ait Bildirim&#8221; adi verilen ek foy uzerinde yapilan hesaplama sonucu bulunan zirai kazanclar toplami aktanlacaktir.<br />
Zirai kazançları defter tutmak suretiyle tespit edilen mukellefler tarafmdan Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ekinde verilmesi gereken ve &#8220;Zirai Kazançlara Ait Bildirim&#8221; adi verilen bu ek foy, ayn ayn muhtarliklar bolgesinde bulunan veya ayn ayn isletme niteliginde olan zirai isletmeler ile adi ortaklik halindeki isletmelerden elde edilen zirai kazançlar için ayn ayn yapraklar halinde diizenlenmek zorundadir.<br />
Zirai kazanç sahipleri &#8220;Tablo 6 Zirai Kazançlara iliskin Bildirim&#8221; bolumiinun 26 no.lu satirmda yer alan tutardan Bag-kur primi ile yatinm indirimini diisecekler ve bulunacak tutan Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinin 18 numarah Zirai Kazanclar satirma aktaracaklardir. Bag-Kur primi ve yatinm indirimi ile ilgili olarak Ticari Kazanclar boliimiinde yapilan aciklamalar bu boltimde de ge9erlidir.<br />
III. SERBEST MESLEK KAZANCLARININ BEYANI<br />
Gelir Vergisi Kanununda, her turlii serbest meslek faaliyetinden dogan kazancm serbest meslek kazanci olduğu belirtilmistir. (G.V.K Madde 65)<br />
Gelir Vergisi Kanununa gore, serbest meslek kazanci, bir hesap donemi içinde serbest meslek faaliyeti karsiligi olarak tahsil edilen para ve ayinlar ve diğer suretlerle saglanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayisiyla yapilan giderler indirildikten sonra kalan fark olarak tammlanmaktadir. (G.V. Madde 67)<br />
Serbest meslek kazancmm tespitinde indirilecek giderler, Gelir Vergisi Kanununun 68 inci maddesinde bentler halinde belirtilmistir. Serbest meslek kazancmda hasilattan indirilecek giderlerin Vergi Usui Kanunu hukumlerine gore belgelendirilmesi ve odenmis olmasi ge-rekmektedir.<br />
Serbest Meslek Kazanclannda istisnalar<br />
1. Telif Kazanclan istisnasi (G.V.K. Md. 18)<br />
Gelir Vergisi Kanununda yer alan duzenlemeyle; muellif, mutercim, heykeltras, hattat, ressam, bestekar ve mucitlerin ve bunlann yasal mirascilarının siir, hikaye, roman, makale, bilimsel arastirma ve incelemeleri, bilgisayar yazilimi, roportaj, karikatiir, fotograf, film, video bant, radyo ve televizyon senaryo ve oyunu gibi eserlerini gazete, dergi, bilgisayar ve internet ortami, radyo, televizyon ve videoda yaymlamak veya kitap, resim, heykel ve nota halindeki eserleri ile ihtira beratlanm satmak veya bunlar uzerindeki mevcut haklanni devir ve temlik etmek veya kiralamak suretiyle elde ettikleri hasilat gelir vergisinden istisna edilmistir. (G.V.K Madde 18)<br />
Yukanda sozii edilen eserlerin 5846 Sayıli Fikir ve Sanat Eserleri Hakkinda Kanun hiikumlerine gore eser niteliginde olmasi ve ihtira beratlannra da tescil edilmis bulunmasi gerekmektedir. 5846 Sayıli Kanunun birinci maddesine gore, eser; &#8220;Sahibinin hususiyetini tasiyan ve kanun uyarmca ilim, edebiyat, musiki, giizel sanatlar ve sinema eserleri sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri&#8221; olarak tammlanmistir. Bu kanun kapsamma giren eserler: Dim ve edebiyat eserleri ile musiki eserleri, giizel sanat ve sinema eserleri ve bilgisayar yazihmi olmak üzere bes grup halinde sayılmistir.<br />
a. istisnadan Yararlanacak Olan Killer<br />
v   istisnadan yararlanma hakki, miiellif, miitercim, heykeltras, hattat, i  ressam,   bestekar   ve   mucitlerin   kendileri   ile   bunlarm   kanuni mirascilarma tanmmistir. Dolayisiyla bunlarm disinda kalan serbest meslek erbabi ve yasal mirascilar disinda kalan mansup mirascilar is¬tisnadan yararlanamayacaklardir.<br />
Bilindigi gibi yasal mirascilar; birinci derecede furuu, ikinci derecede ana ve baba ile bunlarm furuu, uctincii derecede biiyiikanneler ve biiyiikbabalar ile bunlarm furuulandir. Sag kalan es, her derecedeki miras9ilarla beraber yasal mirasci niteligini tasir.<br />
b. istisna Kapsamma Giren Eserler<br />
Istisna kapsamma; siir, hikaye, roman, makale, bilimsel arastirma ve inceleme, bilgisayar yazihmi, roportaj, karikatiir, fotograf, film, video bant, radyo ve televizyon senaryo ve oyunu gibi eserler ve ihtira berati girmektedir.<br />
c. Istisna Kapsamma Giren Hasilat<br />
Hasilatm, eserlerin; gazete, dergi, bilgisayar ve internet ortami, radyo, televizyon ve videoda yaymlanmasi, kitap, resim, heykel ve nota halindeki eserler ile ihtira beratlannm satilmasi veya bunlar iizerindeki mevcut haklann devir ve temlik edilmesi veya kiralanmasi karsiligmda elde edilmesi gerekmektedir.<br />
Bu faaliyetlerden elde edilen gelirin tutan ne olursa olsun istisnadan yararlanilacaktir. Ancak bu istisna, Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun 94&#8242;imcii maddesi uyannca tevkif suretiyle odenecek vergiyi kapsamamaktadir. Dolayisiyla bu hasdat iizerinden G.V.K.&#8217;mn 94/2-a maddesi uyannca % 17 oramnda tevkifat yapilacaktir.<br />
d.  Serbest Meslek Faaliyetinin Devamli veya Anzi Yapilmasinin Telif Kazanclan Istisnasi Karsisindaki Durumu<br />
Maddede istisna uygulamasma iliskin olarak serbest meslek faaliyetinin devamhligi a9ismdan herhangi bir sinirlama getirilmemistir. Bu nedenle Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun 18 inci maddesi kapsammdaki kazanclarm devamli veya anzi olarak elde edilmesi istisnanin uygulanmasinda engel teskil etmeyecektir.<br />
Munhasiran Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun 18 inci maddesinde belirtilen tttrden faaliyetlerde bulunan ve eserlerini sadece aym Kanunun 94 ilncii maddesinde belirtilen kişi veya kurumlara teslim eden serbest meslek erbabinm defter tasdik ettirme/tutma ile beige diizenleme ve beyanname verme yiikumlulukleri bulunmamaktadir.<br />
e. istisnadan Yararlanamayacak Olanlar<br />
Soz konusu istisna, Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun 18 inci maddesinde saydan kişilerin, bir isverene bagli olmaksizin munhasiran serbest meslek faaliyetinin kapsami içindeki sahsi mesaiye, ilmi ve mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan isleri yapmalan karsiliginda elde ettikleri kazançlara uygulamr.<br />
Bu gibi kişilerin odemeyi yapan kişi (isveren) ile iliskişi, hizmet iliskişi olduğu takdirde alman bedel serbest meslek kazanci degil, vicret olarak vergilendirilecektir. Bu durumda serbest meslek kazanclanna ait olan bu istisnadan yararlanmalan soz konusu olmayacaktir.<br />
2. Sergi ve Panayir Istisnasi (G.V.K. Md. 30)<br />
Turkiye&#8217;de yerlesmis sayılmayan (dar mukellef) serbest meslek erbabinm, hukiimetin izniyle acilan sergi ve panayirlarda yaptiklan serbest meslek faaliyetlerinden elde ettikleri kazanclan, gelir vergisi kapsami dismda birakilmistir.<br />
Serbest Meslek Kazanclannda Vergi Tevkifati<br />
Serbest meslek kazanclannda, odemeyi yapanlar tarafmdan Gelir Vergisi Kanununun 94&#8242;uncii maddesinin 2&#8242;nci ve 4&#8242;iincii bentleri uyarmca tevkifat yapilmasi gerekmektedir. Soz konusu tevkifat, telif kazanclan nedeniyle yapilan odemeler (tarn mukelleflere yapilan odemelerde % 17, dar mukelleflere telif ve patent .haklannm satisi dolayisiyla yapilan odemelerden % 25) ve diğer serbest meslek kazanclanndan dolayi yapilan Sdemeler [dar miikellef-tam mukellef ayinmi olmaksizin] % 22 olmak üzere ikiye aynlarak vergileme yapilmaktadir. (Soz konusu tevkifat oranlan 10 Arahk 2003 tarihli ve 2003/6577 sayıh Bakanlar Kurulu Karan ile belirlenen ve halen yuriirliikte olan oranlardir.)<br />
Serbest meslek kazançları, tevkif suretiyle on vergilendirmeye tabi tutulmakta olup nihai vergi ise mukellefin beyani ilzerine almmaktadir.<br />
Ancak, Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde sayılan telif kazanclan ile dar mukelleflerin tevkif suretiyle vergilenmis serbest meslek kazanclarindan yapilan vergi kesintisi nihai vergi olup, bu kazanclar i^in yıllık beyanname verilmemektedir.<br />
Serbest meslek kazanci sahipleri gelir elde etmemis olsalar bile ydhk beyanname vermek zorundadirlar.<br />
Serbest meslek kazancmi yıllık beyanname ile beyan edecek olan miikellefler &#8220;Tablo 7 Serbest Meslek Kazanclarma iliskin Bildirim&#8221; i dolduracaklardir. Serbest meslek faaliyeti karsiligi elde edilen hasilattan giderler diisiildiikten sonra kalan tutar soz konusu bildirime yazilacak ve Bag-Kur primi veya SSK primi ile varsa sakatlik indirimi dusiildiikten soma kalan tutar Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinin 19 numarah Serbest Meslek Kazanijlan satinna aktanlacaktir.<br />
IV.UCRET GELiRLERiNIN BEYANI<br />
Gelir Vergisi Kanununa gore ucretler gerçek usulde ve diğer ucretler olmak üzere iki sekilde vergilendirilmektedir.<br />
Gerçek iicretlerin vergilendirilmesinde genel uygulama yil içinde tevkif suretiyle yapilmakta olup, tevkif edilen vergiler isverenler tarafindan sorumlu sifatiyla beyan edilerek odenmektedir. Tevkifata tabi tutulmayan ilcret gelirlerinin ise istisna kapsammda olmadigi siirece mutlaka yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir. Yil içinde tevkifata tabi natulan iicret gelirleri ise belli sartlarm mevcudiyeti halinde yıllık beyanname ile beyan edilmekte ve yil içinde odenen vergiler hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilmektedir.<br />
Ger?ek Ucret Gelirlerinin Beyan Edilmeyeceği Durumlar<br />
Tek isverenden elde edilen ve yil içinde tevkif suretiyle vergilendirilen ucret gelirleri için tutan ne olursa olsun yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecektir. Dolayisiyla Gelir Vergisi Kanununun 94 iincti maddesine gore yapilan tevkifat nihai vergi olmaktadir. Birden fazla isverenden iicret geliri elde edilmesi durumunda, birden sonraki isverenden alinan iicretlerin toplammm gelir vergisi tarifesinin ikinci gelir diliminde yer alan tutan &#8211; ki bu tutar beyan smin olmaktadir. (2005 yih gelirleri için 15 bin Yeni Turk Lirasi) asmasi halinde birinci isverenden alinan da dahil olmak üzere iicret gelirlerinin tamami beyan edilecektir. (G.V.K Madde 86)<br />
Birden fazla isverenden iicret almmasi halinde, birinci isverenden alinan iicretin hangisi olacağı miikellef9e serbest9e belirlenebilecektir.<br />
Birden fazla isverenden iicret almakla beraber, birden sonraki isverenden  aldiklan  iicretleri  toplami   15   bin  YTL&#8217;yi  asmayan mtikelleflerin tamami tevkif suretiyle vergilendirilmis iicretleri beyan edilmeyecektir. Diğer gelirlerin beyani halinde de bu tutarlar beyannameye dahil edilmeyecektir. Burada dikkat edilmesi gereken husus beyan sminnm tespitinde birinci isverenden alinan iicretin toplama dahil edilmeyeceği, ancak iicret gelirlerinin beyan edilmesi durumunda birinci isverenden alman iicretin de beyana dahil edilecegidir.<br />
Dar miikellefiyette, tamami Ttirkiye&#8217;de tevkif suretiyle vergilendirilmis iicret gelirleri beyan edilmeyecektir. Dolayisiyla yapilan tevkifat nihai vergi olacaktir.<br />
Gercek    Ucret    Gelirlerinin    Beyan    Edilmesini    Gerektiren ) Durumlar<br />
Tevkifata tabi tutulmamis iicret gelirleri (Gelir Vergisi Kanununun 64 iincti maddesinde yer alan diğer ucretler haric) için tutan ne olursa olsun yıllık beyanname verilecektir.<br />
Birden fazla isverenden iicret almakla beraber, birden sonraki isverenden aldiklan iicretleri toplami 15 bin YTL&#8217;yi a§an miikellefler, birinci isverenden aldiklan ticreti de dahil etmek üzere iicret gelirlerinin tamamini yıllık beyanname ile beyan edeceklerdir.<br />
Ornek: Bayan (A), tic ayn isverenden iicret geliri elde etmekte olup, iicretlerin tamami tevkif yoluyla vergilendirilmis bulunmaktadir.<br />
Birinci isverenden alinan ucret                     35.000 YTL<br />
Ikinci isverenden alman iicret                      15.000 YTL<br />
Uctincti isverenden alman iicret                    7.000 YTL<br />
Birinci isverenden alinan ticret toplama dahil edilmeyecek olup, 2 nci ve 3 tincti isverenden alman Ucretler toplami (15 bin YTL + 7 bin YTL=) 22 bin YTL, 15 bin Yeni Turk Lirasi olan beyan simrmi astigi ifin 57 bin YTL iicret gelirinin tamami beyan edilecektir.<br />
Bilindigi üzere, Ttirkiye&#8217;de bulunan yabanci devlet elcilik ve konsolosluklarının Gelir Vergisi Kanununun 94 iincti maddesine gore gelir vergisi tevkifati yapma zorunlulugu bulunmamaktadir. Dolayisiyla, yabanci bir devlete ait e^ilik veya konsolosluktan iicret almmasi ve iki Hike arasinda istisna uygulamasina iliskin anla^ma bulunmamasi durumunda, mukelleflerin almis olduğu iicret gelirleri için yıllık gelir vergisi beyannameleri vermeleri gerekmektedir.<br />
Ucret gelirinin beyan edilmesi durumunda dikkat edilmesi gereken husus, Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Eki&#8217;nde yer alan &#8220;Tablo 8 Ucretler iliskin Bildirim&#8221; boliimunde irtdirimler sutununda yer alacak tutarlarm (§ahis sigorta primleri, sakatlik indirimi &#8230;) yil içinde indirim konusu yapilmissa, beyanname uzerinden aynca indirilemeyeceğidir.<br />
Ucret gelirlerini yıllık beyanname ile beyan etmeleri gereken miikellefler, &#8220;Tablo 8 Ucretlere iliskin Bildirim&#8221; tablosunu dolduracaklardir. Beyan edilen iicret gelirinden Kanunun 63 iincii maddesinde sayılan indirimler ile yine aym Kanunun 31 inci maddesinde belirtilen sakatlik indirimi tutarlan diistilecek olup, kalan tutar Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinin 20 no.lu Ucretler satirma aktanlacaktir.<br />
Gayrisafi iicret matrahindan indirim konusu yapilacak hususlar aşağıda belirtilmistir:<br />
- 657 sayıh Devlet Memurlari Kanununun 190&#8242;inci maddesi uyarinca yapilan kesintilerle, Ordu Yardimla§ma Kurumu ve benzeri kamu kurumlannca yapilan yasal kesintiler:<br />
Devlet Memurlari Kanununun 190&#8242;mci maddesi uyarmca yapilan kesintilerle, OYAK ve benzeri kamu kurumlan i^in yapilan kanuni kesintiler ticretin safi tutarimn tespitinde indirim konusu yapilmaktadir. (G.V.K Madde 63/1) Ancak 657 sayıh Devlet Memurlari Kanununun 190&#8242;mci maddesi 1/3/1982 tarihinden gecerli olmak üzere ytiriirliikten kaldinlmis olduğundan soz konusu maddeye istinaden bir kesinti yapilmamakta ve ucret matrahindan indirim konusu yapilacak bir tutar da bulunmamaktadir.<br />
-  Kanunla kurulan emekli sandiklan ile Emekli Sandigina ve Sosyal Sigortalar Kurumuna odenen aidat ve primler:<br />
Kanunla kurulan emekli sandiklan olan Tiirkiye Cumhuriyeti Emekli Sandigi ile Sosyal Sigortalar Kurumuna odenen aidat ve sosyal sigorta primlerinin gayrisafi iicret tutarmdan indirilmesi miimkiin bulunmaktadir.<br />
Aynca, Emekli Sandigi ve Sosyal Sigortalar Kurumuna odenen borclanma aidat ve primleri iicretin safi tutarmm tespitinde gayrisafi iicret tutarmdan indirilebilecektir.<br />
S6z konusu primler Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinin &#8220;Tablo 8 Ucretlere iliskin Bildirim&#8221; in indirimler siitununda gosterilecektir.<br />
-   Sahis sigorta sirketlerine odenen primler ile bireysel emeklilik sirketlerine odenen bireysel emeklilik katki paylari:<br />
Gelir Vergisi Kanununda sigortanm veya emeklilik sozlesmesinin Tiirkiye&#8217;de kain ve merkezi Tiirkiye&#8217;de bulunan bir sigorta veya emeklilik sirketi nezdinde akdedilmis olmasi sartiyla; iicretlinin sahsina, esine ve kiictik 9ocuklanna ait hayat, oliim, kaza, hastalik, sakatlik, i^sizlik, analik, dogum ve tahsil gibi sahis sigorta policeleri için hizmet erbabi tarafmdan odenen primler ile bireysel emeklilik sistemine odenen katki paylannm indirilmesine imkan tamnmistir. (G.V.K Madde 63/3 )<br />
Indirim konusu yapilacak prim, aidat ve katkilarm toplami, odendigi ayda elde edilen iicretin % 10&#8242;unu (bireysel emeklilik sistemi dismdaki §ahis sigorta poli9eleri için odenen primlerde, odendigi ayda elde edilen iicretin % 5&#8242;ini) ve yıllık olarak asgari ucretin yıllık tutarim asamaz.<br />
Buna gore;<br />
- Ucretlinin kendisi, esi ve kii9tik 9ocuklan için sahis sigorta sirketlerine odemis olduğu primler ile bireysel emeklilik sirketlerine odenen katki paylannm indirim konusu yapilmasi,<br />
- Prim, aidat ve katki paylarma ait odeme belgesinin, belgenin ait<br />
olduğu ay içinde isverene ibraz edilmesi,<br />
- Prim, aidat ve katki paylannm odendigi ayda elde edilen brut<br />
iicretin % 10&#8242;unu (bireysel emeklilik sistemi dismdaki sahis sigorta poli9eleri için odenen primlerde, odendigi ayda elde edilen brat iicretin % 5&#8242;ini) ve yıllık olarak asgari iicretin yıllık tutanni asmamasi, asmasi halinde ise asan tutarm indirim olarak dikkate ahnmamasi,<br />
-  §ahis sigorta sirketlerine ve bireysel emeklilik sirketlerine ayni<br />
donemde pirim ve katki payi odenmesi duramunda ise toplam indirim konusu yapilacak tutarm briit iicretin %10&#8242;nu gecmemesi<br />
gerekmektedir.<br />
Indirimin dogru bir sekilde uygulanabilmesi için odeme tutan ile tarihinin belgelendirilmesi gerekmektedir.<br />
Prim ve katki payi odetneleri makbuz karsihgi dogrudan sigorta veya bireysel emeklilik sirketine yapilabildigi gibi, banka subeleri, bankalann otomatik para cekme makineleri (ATM), internet veya telefon bankacihgi, kredi kartlan veya posta feki aracihgiyla da yapilabilmektedir.<br />
Odeme tutan ve tarihinin; sigorta veya bireysel emeklilik sirketlerince dtizenlenen makbuzlarla ya da odeyenin adi ve soyadi, odemenin ait olduğu donem, odenen prim veya katki payi tutan, odeme yapilan sigorta veya bireysel emeklilik sirketinin iinvam ve odemenin tiiriine (§ahis sigorta primi veya bireysel emeklilik katki payi) iliskin bilgilerin yer almasi kosuluyla banka dekontlan, otomatik para cekme makinasi makbuzlan, kredi karti ekstreleri ve posta cekleri ile tevsik edilebilmesi miimkundiir.<br />
Ayrica, sigorta policesi veya emeklilik sozlesmesinin bir orneginin (fotokopisinin) isverene verilmesi halinde sigorta veya emeklilik sirketlerince faks veya e-posta yoluyla katilimcilara gonderilen makbuz ornekleri ile internet ortammda yapilan odemelere iliskin olarak bilgisayardan alman ijiktilar esas almarak da indirim uygulanabilecektir. Bu durumda bir onceki paragrafta belirtilen belgelerden birinin ya da yapilan odemelerin tutan, donemi ve tarihini gosteren sigorta veya emeklilik sirketlerince diizenlenmis bir yazi veya ekstrenin, indirimin uygulandigi iicretin ilgili olduğu yih izleyen yilin ikinci ayi sonuna kadar isverene iletilmesi gerekmektedir. Herhangi bir sebeple isten aynlma olmasi durumunda soz konusu belgeler isten aynlmadan once isverene iletilecektir. Ancak, isverence uygun goriilmesi halinde, isten aynlma tarihinden itibaren bir ay içinde de iletilebilecektir.<br />
Sigorta primi ve katki payinm sigorta veya emeklilik sirketine hizmet erbabi tarafmdan dogrudan odenmeyip, isverenler aracihgiyla odenmesi halinde (grup sigortasi veya grup bireysel emeklilik sozlesmesi), sigorta policesi veya bireysel emeklilik sozlesmesinin bir orneginin isverende bulunmasi ve bu police veya sozlesmede sigorta priminin veya bireysel emeklilik katki paylanmn odeme donemlerinin, aynca bu donemler 19m odenecek prim ve katki payi tutarlarının belli edilmis olmasi kaydiyla, hizmet erbabi ipin isveren tarafmdan sigorta veya emeklilik sirketine odenen ve/veya hizmet erbabmm iicretinden kesinti yapilmak suretiyle tahsil edilen sigorta primi ve katki payi, her bir kişi ifin aynca yukanda belirtilen belgeler aranmaksizm iicretin vergi matrahmm tayininde indirim olarak dikkate ahnabilecektir.<br />
Gelir Vergisi Kanununun yukanda belirtilen 63/2 &#8216;nci maddesine gore, iicretlilerin kendileri için Sosyal Sigortalar Kurumuna odedikleri sigorta primleri, iicretin safi tutannm hesaplanmasmda indirim olarak dikkate alinmaktadir. Ucretlinin esi için istege bagh olarak Sosyal Sigortalar Kurumuna veya Bag-Kur&#8217;a odedigi primlere amlan bent hukmiinde yer verilmemis olduğundan, bu primlerin indirim konusu yapilmasi miimkiin degildir. Aynca, Gelir Vergisi Kanununun 63/3&#8242;iincu maddesine gore es için sahis sigorta sirketlerine odenen primler indirim konusu yapilmakta olup, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bag-Kur sahis sigorta sirketi niteliginde olmadigindan, odenen primlerin bu madde kapsammda degerlendirilmesi   de miimkiin degildir. Dolayisiyla es adma istege bagli olarak SSK&#8217;ya veya Bag-Kur&#8217;a odenen primler safi iicret matrahinin tespitinde indirim konusu yapilamayacaktir.<br />
-  2821 sayıh Sendikalar Kanununa gore kurulan sendikalara odenen aidatlar<br />
2821 sayıh Sendikalar Kanununa gore kurulan sendikalara odenen aidatlann gayri safi iicret tutarmdan indirilmesi mtimkiin bulunmakta olup, 4688 sayıh Kamu Gorevlileri Sendikalan Kanununa gore kurulan sendikalara odenen aidatlann, gayri safi iicret tutarmdan indirilmesi miimkiin bulunmamaktadir. Madde hiikmiine gore isci sendikalarma odenen aidatlann iicret matrahmdan indirim konusu yapilmasi, memur sendikalarma odenen sendika aidatlarmin ise indirim konusu yapilmamasi Kanunun lafzmdan kaynaklanmaktadir. Kanun hiikmiiniin konuldugu zamanlarda memur sendikalan mevcut olmadigmdan, memurlarm sendika aidati odemeleri de soz konusu degildi. Ancak, bu farkli uygulamamn yasal bir duzenleme ile ortadan kaldinlmasi ve memur sendikalarma odenen aidatlann da iicret matrahmdan indirim konusu yapilmasi gerekmektedir.<br />
Aynca, Kanun maddesinde sendika aidatimn odendiginin tevsik edilmesi sarti olmakla birlikte, aidatlar isverenler tarafmdan calisanlarm iicretlerinden iicret bordrosu tizerinden kesilmek suretiyle odenmekte ise makbuz istenmesine gerek bulunmamaktadir.<br />
Soz konusu aidatlar Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinin &#8220;Tablo 8 TJcretlere iliskin Bildirim&#8221; in Indirimler siitununda gosterilecektir.<br />
-  I§sizlik sigortasi primleri<br />
4447 sayıh issizlik Sigortasi Kanununa gore odenen issizlik sigorta primleri, sigortalmm Sosyal Sigortalar Kanununun 77 ve 78&#8242;inci maddelerinde belirtilen prime esas ayhk kazanclarmdan %2 sigortah, %3 isveren ve %2 Devlet katki payi olarak almmaktadir. 4726 sayıh 2002 Yih Biit9e Kanununun 61/f maddesine gore 2002 yılında bu oranlar isciden %1, isverenden %2 ve Devlet katki payi %1 olarak uygulanmistir. Bu uygulamaya 4833 sayıh 2003 Yih Biit^e Kanununun 51/e maddesiyle devam edilmis ve son olarak da 5027 sayıli 2005 Yih Bvitce Kanununun 49/e maddesine gore bu uygulamaya 2005 yılında da devam edilmistir. 4447 sayıli Kanunun 49&#8242;uncu maddesinde, issizlik sigortasma isverenlerce odenen primlerin kazancm tespitinde gider olarak kabul edilecegi ve sigortahlarca odenen primlerin de gercek iicretin hesaplanmasmda gelir vergisi matrahindan indirilecegi belirtilmistir. Buna gore, sigortalimn %1 nispetinde odemis olduğu issizlik sigortasi primi, sosyal sigorta primi gibi ilcret matrahindan indirilebilecektir.<br />
Soz konusu primler Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinin &#8220;Tablo 8 Ucretlere iliskin Bildirim&#8221; in indirimler siitununda gosterilecektir.<br />
-   Sosyal guvenlik destek primi<br />
Sosyal Sigortalar Kanununun 3&#8242;uncti maddesinde, kanunla kurulu sosyal guvenlik kurumlanndan maliilluk veya emekli ayhgi almakta iken bu Kanuna tabi sigortah bir iste cahsanlarm Kanunun 78&#8242;inci maddesine gore tespit edilen prime esas kazanclan uzerinden 63&#8242;iincii madde hiikmiine gore Sosyal Guvenlik Destek Primi kesilecegi hilkum altına ahnmistir. Amlan Kanunun 63&#8242;uncil maddesinde 4447 sayıli Kanunla yapilan degisiklige gore %30 oranmda kesilen sosyal guvenlik destek priminin 1/4&#8242;ii sigortah hissesi, %&#8217;u ise isveren hissesidir. 4447 sayıli Kanuna gore hesaplanan Sosyal Guvenlik Destek Primi de iicretin safi tutarimn tespitinde indirim konusu yapilacaktir.<br />
Soz konusu primler Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinin &#8220;Tablo 8 Ucretlere iliskin Bildirim&#8221; in indirimler siitununda gosterilecektir.<br />
-  Vergi Indirimi<br />
4842 sayıh Kanunun 37 nci maddesiyle, Gelir Vergisi Kanununun 63 uncii maddesinin birinci fikrasimn 5 numarah bendinde yer alan ozel gider indirimine iliskin hukum 01.01.2004 tarihinden gecerli olmak tizere yurtirlukten kaldinlmis ve 4842 sayıh Kanunun 15&#8242;inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun mukerrer 121&#8242;inci maddesinde yapilan degisiklikle &#8220;iicretlilerde vergi indirimi&#8221; mtiessesesi getirilmistir.<br />
Dolayisiyla, (icretlilerde vergi indirimi kapsammda, gerçek usulde vergilendirilen iicretlilerin harcama tutarlan gayrisafi iicret tutarmdan indirim konusu yapilmayacak, belli matrahlar ilzerinden hesaplanan vergi indirimi tutarlan galisanlarm odeyecekleri gelir vergisinden mahsup edilmek suretiyle veya isverenlerce nakden iade edilmek suretiyle hak sahiplerine odenecektir. Bu sistemin ilk uygulamasi gerfek usulde iicret geliri elde edenlerin 2004 yılında yaptiklan harcamalar 19m 2005 yılında elde ettikleri iicret gelirleri tizerinden hesaplanan vergiden mahsup edilmek suretiyle gerceklesmistir.<br />
Vergi indirimi uygulamasindan ttcretleri gercek usulde vergilendirilenler yararlanabilecektir.<br />
Ucretleri diğer iicret kapsammda vergilendirilen hizmet erbabi ile gelir vergisine tabi diğer gelir unsurlarım elde edenlerin vergi indirimi uygulamasindan yararlanmalan miimkiin degildir. Ucretleri gerçek usulde vergilendirilenler vergi indirimi uygulamasindan yararlanacaklardir.<br />
Uzerinden vergi indirimi hesaplanacak harcama tutan, iicretlinin vergi indirimine konu harcamalanmn yapildigi yila iliskin iicret matrahmm yıllık toplammi asamayacaktir.<br />
Ucret gelirinin elde edildigi takvim yilina iliskin vergi indirimi kapsamma giren harcamalar, iicret gelirinin elde edildigi donemle iliskilendirilmeksizin vergi indirimi uygulamasmda dikkate alinacaktir. Bu kapsamda, yil içinde yeni ise giren, isten aynlan, emekli olan, iicretsiz izne aynlan kişilere ait harcama belgelerinin cahsilan donemle smirh olmaksizin kabul edilmesi gerekmektedir.<br />
Gelir Vergisi Kanununun 95 inci maddesi geregi iicretlerinden vergi tevkif usulii cari olmayan ve bu nedenle iicretlerini yıllık beyanname ile beyan etmek zorunda olan &#8211; ki bunlar genelde, yukanda soziinu ettigimiz elgilik ve konsolosluklarda çalışan iicretliler olmaktadir-iicretlilerde vergi indirimi, bu kişilerin bagh olduğu vergi dairesince gerçeklestirilecektir. Anilan miikellefler vergi indirimine ait bildirimi ve harcama belgelerini yıllık gelir vergisi beyanname verme siiresi iginde bagh olduğu vergi dairesine vereceklerdir. Vergi dairesi bu bildirim iizerine; harcamalann vergi indirimi konusuna girip girmedigi, belgelerin ge9erli beige olup olmadigmi kontrol ederek hesapladigi vergi indirimi tutanm Nisan ayi sonuna kadar tlcretliye nakden odeyecektir. Ucretliye nakden iadesi gereken soz konusu vergi indirimi tutarlarinin oncelikle yıllık beyannamede tahakkuk eden gelir vergisine mahsup edilecegi tabiidir.<br />
Ote yandan, tevkifata tabi olmayan iicretlerini yıllık beyanname ile beyan etmek zorunda olan iicretliler bu beyannameye tevkif suretiyle vergilendirilen iicretleri ile diğer gelir unsurlarım da dahil etmeleri halinde vergi indirimi, yıllık beyannamede hesaplanan toplam gelir vergisi matrahinin, tevkifata tabi olmayan ucret gelirlerine isabet eden kismi dikkate almarak hesaplanacaktir. Bu hesaplama [(Tevkif usulii cari olmayan ucret matrahi X Toplam gelir vergisi matrahi)/ Toplam gelir] formulime gore yapilacaktir<br />
Diğer Ucretler<br />
A^agida sayıli hizmet erbabinm safi iicretleri takvim yih ba§mda ge9erli olan ve sanayi kesiminde caiman 16 ya§mdan biiyiik i§ciler için uygulanan asgari iicretin yıllık brut tutarimn % 25&#8242;idir. Bu ucretler i^in beyanname verilmemektedir.<br />
1.  Kazanflan basit usulde tespit edilen ticaret erbabi yanmda 5ah§anlann iicretleri,<br />
2.  Ozel hizmetlerde ^ali^an §oforlerin iicretleri,<br />
3.  Ozel in§aat sahiplerinin iicretle 9ah§tirdigi in§aat i§9ilerinin iicretleri,<br />
4.  Gayrimenkul sermaye iradi elde edenlerin yanmda 9ali§anlann iicretleri,<br />
Gerçek iicretlerinin tespitine imkan olmamasi sebebiyle, Dani§tayin miispet miitalaasiyla Maliye Bakanliginca bu kapsama almanlar.<br />
Bu gruba giren mtikellefler vergi karnesi alarak matrahlarmi bu karnede belirtmek durumundadirlar.<br />
V. GAYRIMENKUL SERMAYE IRATLARININ BEYANI<br />
Gayrimenkul sermaye iradi Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde sayılan mal ve haklann kiraya verilmesinden elde edilen gelirdir.<br />
Soz konusu mal ve haklar ticari veya zirai bir isletmeye dahil bulundugu takdirde bunlarm iratlan ticari veya zirai kazancm tespitine miiteallik hukiimlere gore degerlendirilerek vergilendirilecektir.<br />
Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde yazm mal ve haklan kiraya veren sahipleri, mutasarnflari, zilyedleri, irtifa ve intifa haklan sahipleri ile kiracilan gayrimenkul sermaye iradi mukellefleridir.<br />
Elde edilen iradın vergilendirilecek olan safi tutan belirlenirken giderler indirilir. indirilecek giderler ise gercek usul ve gotilru usul olmak uzere iki sekilde belirlenir.<br />
Gelir Vergisi Kanununun 74 iincii maddesinde gayrisafi hasilattan indirilebilecek giderler sayılrmstir. Bu giderlerin gercek tutarlan ile belgelendirilmeleri gerekmektedir.<br />
Giderler indirilirken dikkat edilmesi gereken husus istisnaya isabet eden giderlerin indirilemeyeceğidir.<br />
GMSI&#8217;nin safi tutari= GMSI-(Gercek giderler &#8211; istisnaya isabet eden gider)<br />
istisnaya isabet eden gider = istisna tutan X toplam gider  =Toplam Hasilat<br />
GMSI elde edenler isterlerse, gercek giderlerine karsihk olmak uzere, hasilatlarının % 25&#8242;ini goturii gider olarak indirerek iratlarının safi tutanm belirleyebilirler. Bu usulti se9en miikellefler;</p>
<p>- Iki yil gecmedikce gerçek usule donemezler.<br />
-  Haklarm    iratlarma    (intifa    hakki    harii?)    gotiiru    gider uygulayamazlar.<br />
-  Biitiln gayrimenkullerin aym gider usuliinil uygulamasi gerekir.<br />
-  GMSI istisna tutan hasilattan indirildikten sonra kalan tutara gotiiru gider uygulayacaklardir.<br />
Gayrimenkul Sermaye Iratlarmda istisna<br />
Binalann mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yih içinde elde edilen hasilatm 2005 takvim yih için 2.000 YTL&#8217;si gelir vergisinden mustesnadrr. (G.V.K Madde 21)<br />
Ticari, zirai ve mesleki kazancini yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar bu istisnadan faydalanamazlar.<br />
Gelirleri basit usulde tespit edilen ticari kazanc mtikellefleri de bu istisnadan faydalanamazlar.<br />
Sozkonusu istisna sahsa baghdir. Ortak olarak sahip olunan gayrimenkullerden saglanan gelirlerde istisna ayn ayn ve tam olarak uygulamr.<br />
Istisna haddi tizerinde hasilat elde edilip beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi halinde bu istisnadan yararlamlamaz.<br />
Aynca, ilgili doneme iliskin beyanname vermeyip daha sonra kendiliginden pismanhk (VUK. Madde 371) hukilmleri 9er9evesinde beyanname         verilmesi         halinde,         istisna        hiikmunden yararlanilabilecektir.<br />
Gayrimenkul Sermaye iradinda Zarar<br />
Gergek gider yontemini se9en ve konutlarmi kiraya vererek, baska konutlarda kirada oturanlarm indirim konusu yapacaklan kira bedeli tutan elde ettikleri gayrimenkul sermaye iradi ile simrhdir. Indirilemeyen kişim gider fazlahgi sayılmayacağı gibi zarar olarak da kabul edilmez. Aynca, diğer gelirlerden mahsup edilemez. Ancak, alman konut kirasi kadar olan kismi gider olarak indirilebilir.<br />
Kira indirimi hari9 olmak uzere, yapilan giderlerin elde edilen gayrimenkul sermaye iradindan fazla olmasi durumunda ortaya 9ikan zarar Gelir Vergisi Kanununun 88 nci maddesi hukmii 5er9evesinde zarar mahsubu kapsaminda degerlendirilir.<br />
Gayrimenkul sermaye iratlannda sermayede meydana gelen eksilmeler zarar sayılmaz.<br />
Gayrimenkul sermaye iradini yıllık beyanname ile beyan edecek olan mtikellefler &#8220;Tablo 9 Gayrimenkul Sermaye iradına iliskin Bildirim&#8221; i dolduracaklardir. Gayrisafi irattan istisna tutan diisiildukten sonra kalan tutardan gerçek veya goturii gider indirilecek olup, bulunan safi irat veya zarar Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinin 21 no.lu Gayrimenkul Sermaye iratlan satinna aktanlacaktir. Kiraya verilen gayrimenkullerin sayısmm fazla olmasi nedeniyle bildirimdeki satirlarm yetmemesi halinde &#8220;Gayrimenkul Sermaye iradına iliskin Ek Foy&#8221; kullamlacaktir.<br />
VI. MENKUL SERMAYE IRATLARININ BEYANI<br />
Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dismda nakdi sermaye veya para ile temsil edilen degerlerden mtitesekkil sermaye dolayisiyla elde edilen kar payi, faiz, kira ve benzeri iratlar menkul sermaye iradi olarak tammlanmistir. Bu tammla, bireylerin sahip olduklan nakdi sermayeyi baskalarının kullammma birakmalan sonucu elde ettikleri donemsel nitelikteki gelirlerin menkul sermaye iradi olarak vergilendirilmesi ama9lanmaktadir.<br />
Gerçek kişilerce elde edilen menkul sermaye iratlannm beyan edilip edilmeyeceğine, beyan edilmesi halinde beyannamenin verilmesi ve verginin odenmesine iliskin a9iklamalar aşağıda yer almaktadir.<br />
Tutan Ne Olursa Olsun Beyan Edilmeyecek Menkul Sermaye Iratlan<br />
Aşağıda belirtilen gelirler tutan ne olursa olsun beyan edilmez. Diğer gelirler nedeniyle verilen beyannameye de dahil edilmez.<br />
1.  Vergi kesintisine tabi tutulmus olan, (Gelir Vergisi Kanunu Gecici 55. Madde)<br />
-  Mevduat faizleri,<br />
-  Ozel fmans kuramlannca kar ve zarara katilma hesabi karsiliginda odenen kar paylan,<br />
-  Repo gelirleri,<br />
-  Menkul kiymetler yatinm fonlanmn katilma belgelerine odenen kar paylan.<br />
2.  07/10/2001 tarihinden itibaren diizenlenen sahis sigorta policeleri ve bireysel emeklilik sistemi dolayisiyla elde edilen menkul   sermaye   iratlari.   (Gelir   Vergisi   Kanunu   86/1-a)<br />
(07.10.2001 tarihten once diizenlenen sahis sigorta poli9eleri eski hiikumlere gore iicret olarak vergilendirilmektedir.)<br />
3.  Kurumlarm karlarim sermayeye eklemek suretiyle gerceklestirdikleri kar dagitim işlemlerinde gercek kişi ortaklarca elde edilen kar paylan. (Bedelsiz hisse senetleri ile istirak paylan) (231 ve 243 Numarah Gelir Vergisi Genel Tebligleri)<br />
Belirli Bir Tutan Asmamasi Halinde Beyan Edilmeyecek Menkul Sermaye iratlari<br />
Geliri sadece menkul sermaye iratlanndan ibaret olan mukelleflerin elde ettikleri menkul sermaye iratlarının gayri safi tutarlan toplamimn 2005 yılında 15 bin Yeni Turk Lirasim asmamasi halinde, vergi kesintisine tabi tutulmus olanlar beyan edilmeyecektir.<br />
Vergi uygulamasinda, tevkifat orani sifir olarak belirlenmis kazançlar vergi tevkifatma tabi tutulmus kabul edilmektedir.<br />
Menkul sermaye iratlarının gayri safi tutarlan toplamimn belirlenen haddi asip asmadigmm tespitinde, tutan ne olursa olsun beyan edilmeyecek olan menkul sermaye iratlari dikkate almmayacaktir.</p>
<p>Elde edilen gelirin beyan smirmi asmamasi halinde beyan edilmeyecek menkul sermaye iratlan aşağıda belirtilmistir.<br />
-  Her nevi tahvil ve Hazine bonosu faizleri ile Toplu Konut Idaresi ve Ozellestirme Idaresince cikanlan menkul kiymetlerden saglanan gelirler.<br />
-  Tam miikellef kurumlardan elde edilen kar paylan.<br />
Elde edilen gelirin beyan simn olan 15 bin YTL&#8217;yi asmasi halinde bu gelirlerin tamami (istisna edilen tutarlar haric) yıllık beyanname ile beyan edilecektir.<br />
Menkul sermaye iratlan toplaminm beyan sinirim asm asmadigimn tespitinde indirim oram ve istisna uygulanabilecek menkul sermaye iratlarının, indirim oram ve istisna uygulandiktan sonra kalan kişimlan dikkate almacaktir. Bu iratlann beyammn gerektigi durumda ise indirim oram ve istisna uygulandiktan sonra kalan kişimlar beyan edilecektir.<br />
Devlet Tahvili ve Hazine Bonolarindan Elde Edilen Faiz Gelirlerinin Beyani<br />
Devlet ic borclanma kapsammda cikanlan bu kagitlardan Devlet tahvili 1 yil ve daha uzun vadeli olup, Hazine bonolan ise kisa vadelidir. Bu kagitlardan elde edilen faiz gelirlerinin beyan edilip edilmeyeceği hususu soz konusu menkul kiymetlerin ihrac tarihine ve TL cinsinden, doviz cinsinden ya da dovize veya baska bir degere (TEFE, TUFE vb.) endeksli olup olmadigina bagh olarak farklıhk gostermektedir. Zira ihrac tarihine bagh olarak istisna, YTL veya doviz cinsinden yada herhangi bir degere endeksli ihrac edilme durumuna bagh olarak indirim oram uygulanmasi/uygulanmamasi soz konusu olmaktadir.<br />
*tndirim Oram Uygulamasi<br />
Turk Lirasi cinsinden ihrac edilen Devlet tahvili ve Hazine bonosundan elde edilen faiz gelirlerine 2005 yih için % 53,7 lik indirim oram uygulanacaktir. Soz konusu kamu kagitlanmn doviz cinsinden, dovize altına veya baska bir degere endeksli (TTJFE, TEFE&#8217;ye endeksli ) olarak ihrac edilmesi halinde ise indirim orani uygulanmasi s6z konusu degildir.( G.V.K. Madde 76)<br />
Indirim orani uygulanmasindan sonra kalan tutar için yıllık beyanname verilip verilmeyeceğine iliskin degerlendirmede soz konusu kagidm ihra9 tarihi de onem tasimaktadir.<br />
Onemli Not: Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin 5, 6, 7, 12 ve 14 numarah bentlerinde yer alan menkul sermaye iratlarma uygulanmakta olan indirim orani, 01/01/2006 tarihinden itibaren elde edilen gelirler için uygulanmak üzere yuriirlukten kaldmlmistir.<br />
*Istisna Uygulamasi<br />
26/07/2001-31/12/2005 tarihleri arasmda ihra9 edilmis olan kagitlann (Devlet tahvili, Hazine bonosu) faiz gelirlerinde 2005 yili için 174.033 YTL&#8217;lik istisna uygulanacaktir. (G.V.K. Gecici madde 59)<br />
Bu durumda yukanda sozil edilen tarihler arasmda Turk Lirasi cinsinden ihraf edilen Devlet tahvili ve Hazine bonosu faiz gelirlerinde once % 53,7&#8242;lik indirim orani, sonra istisna uygulanacak olup, kalan tutar 15 bin YTL&#8217;yi asiyorsa beyan edilecektir. Dikkat edilmesi gereken husus 15 bin YTL&#8217;nin dusiilmesi gereken bir tutar olmayip beyanname verilip verilmeyeceğine iliskin bir smirdir. Dolayisiyla 15 bin YTL&#8217;nin asilmasi halinde asan kişim degil, indirim orani ve istisna uygulandiktan sonra kalan tutar beyan edilecektir.<br />
Soz konusu kagidm ihrac tarihinin 26/07/2001 tarihinden onceki bir tarihi tasimasi halinde istisna uygulanmayacaktir.<br />
Eski ihrac tarihli olup, (26/07/2001 tarihinden once) Turk Lirasi dismda doviz cinsinden ya da doviz veya baska bir degere endeksli kagitlarda indirim orani ve istisna uygulanmayacaktir. Bu durumda elde edilen gelir 15 bin YTL&#8217;yi asiyorsa beyan edilecektir.<br />
Devlet tahvili ve Hazine bonosu faiz gelirlerinde gelir vergisi tevkifat orani (01/10/1998 tarihinden itibaren ihra9 edilenler ifin bu tarihten ge9erli olmak ilzere) sifir (0) olup, rakamin sifir olmasi bu gelirlerin tevkifata tabi olma ozelligini etkilememektedir.<br />
Soz konusu gelirlerdeki sifir oranh tevkifat uygulamasi halen devam etmektedir. (07.10.1998 tarihli ve 98/11794 sayıh Bakanlar Kurulu Karan )<br />
Dolayisiyla, 26/07/2001-31/12/2005 tarihleri arasmda ihra9 edilen Devlet tahvili ve Hazine bonolarının faiz gelirleri ve elden 9ikanlmasindan saglanan diğer kazançlar (deger artis kazanci) toplaminm 2005 yilinda 174.033 YTL&#8217;si gelir vergisinden istisna edilmistir. Istisna kapsamina giren soz konusu kazanflar ifin yıllık beyanname verilmeyecektir.<br />
Devlet i9 bor9lanma senetlerine getirilen bu onemli ve bilyiik vergi avantajindan, dis bor9lanma senedi olan eurobondlardan elde edilen faiz gelirleri ve eurobondlarm alim satimmdan (deger artis kazanci) elde edilen kazançlar da yararlanmaktadir.<br />
Eurobond, Biit9e Kanununa dayanarak dis bor9lanma kapsammda 9ikanlan doviz cinsinden menkul kiymettir. Baska bir ifade ile eurobond, yurtdisi piyasalarmdan bor9 para temin edebilmek için, yabanci para cinsinden ihra9 edilen genellikle uzun vadeli bor9lanma ara9lan olarak tammlanabilir. Eurubondlarm, banka aracihgi ile yurtdismda bu kagitlan pazarlayan bankadan temin edilebildigi gibi i9 piyasadan da satin almmasi mumkiindur. Soz konusu tahvilleri Tiirkiye&#8217;de yasayan gerçek kişiler de satm alabilmektedir.<br />
Gerçek kişilerce satin alman eurobondlar Devlet tahvili ve Hazine bonosu kapsammda olup, bunlann 26/07/2001 (bu tarih dahil) tarihinden sonra ihra9 edilmis olmasi halinde 174.033 YTL&#8217;lik istisna uygulanacaktir. Ancak bu tahviller yabanci para cinsinden ihra9 edildigi için sadece istisna uygulanacak olup, indirim oranimn uygulanmasi soz konusu degildir. Dolayisiyla, bu kagitlarm ihra9 tarihi 26/07/2001- 31/12/2005 donemi arasmdaki bir tarihi tasiyorsa sadece istisna uygulanacak olup, kalan tutar 15 bin YTL&#8217;yi asiyorsa beyan edilecektir.<br />
Yukanda sozii edilen istisna sadece faiz gelirleri için degil, bu kagitlarm elden 9ikanlmasi dolayisiyla elde edilen diğer kazanflar (deger artis kazanci) için de uygulanacaktir. Bir gercek kişinin, hem faiz hem de elden cikarma dolayisiyla elde ettigi kazancmm bulunmasi ve gelir toplamimn istisna sininni asmasi halinde, istisnanm hangi kazanca uygulanacağı ve kalan tutann faiz geliri mi yoksa deger artis kazanci olarak mi beyan edilecegi miikellefce belirlenecektir. Diğer bir anlatimla, 174.033 YTL&#8217;lik istisna faiz gelirleri için ayn, diğer kazanclar (deger artis kazanci) için ayn degil, bu kazanclar toplamina bir kez uygulanacaktir.<br />
Istisna; faiz gelirleri acisindan indirim oram, elden cikarma dolayisiyla elde edilen diğer kazanclar acisindan ise maliyet bedeli endekslenmesi uygulandiktan sonra bulunan tutara uygulanacaktir.<br />
Gerek indirim oram, gerek endeksleme, gerekse istisna uygulamasi beyannamenin disinda yapilacak olup, en son bulunan tutar beyannameye tasmacaktir.<br />
Istisna sadece gercek kişilerce elde edilen kazanclar yoniinden gecerli olup, ticari isletmelere ait olan bu tiir gelirler ile ilgili olarak uygulanmayacaktir.<br />
Indirim Oram Uygulanarak Beyan Edilecek Diğer Menkul Sermaye iratlan<br />
Gelir Vergisi Kanununda bazi menkul sermaye iratlarının enflasyondan armdinldiktan sonra kalan tutarlarimn vergilendirilmesi ongoriilmustiir. Enflasyondan anndirmaya iliskin indirim oram 2005 yih ifin % 53,7 olarak belirlenmistir.<br />
Bu durumda, 2005 takvim yılında elde edilen menkul sermaye<br />
iratlarmdan;<br />
- Her nevi tahvil ve hazine bonosu faizleri ile Toplu Konut idaresi ve Ozellestirme idaresince 9ikanlan menkul kiymetlerden saglanan gelirler, (Bu gelirlerin a9iklamasina yukanda yer verilmistir.)<br />
-  Her nevi alacak faizleri,<br />
-  Menkul krymetler yatinm ortakhklanndan saglanan kar paylan indirim oram uygulanmak suretiyle beyan edilecektir.<br />
Beyanname verme sinin olan 15 bin YTL&#8217;nin hesabmda, indirim oram uygulanabilecek menkul sermaye iratlarmin indirim oram uygulandiktan soma kalan kişimlan dikkate almacaktir.<br />
Ticari isletmelere dahil kazanç ve iratlar için indirim oram uygulanmasi soz konusu degildir.<br />
Alacak Faizlerinin Vergilendirilmesi<br />
Alacak faizleri Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun 75 inci maddesinin 6 numarali bendinde adi, imtiyazh, rehinli, senetli alacaklarla kamu tiizel kişilerine bor9lamlan ve senede baglanmis olan meblaglar için odenen faizler olarak tammlanmistir. Uygulamada ise karsitmza daha 90k belediyelerce veya ilgili kurum ve kuruluslarca istimlak edilen arsa/ arazilerin bedellerinin diisiik olmasi nedeniyle a9ilan davalarla ilgili olarak verilen kararlarda karsitmza 9ikmaktadir. Soz konusu uyu§mazhklarda gayrimenkul sahibi kişilerin talepleri hakh goriilmekte, aynca bu bedelle ilgili olarak ge9en siirede paramn satin alma giicundeki eksilme nedeniyle aynca faiz odenmesine hiikmedilmektedir.<br />
Ya da ozellikle kidem tazminatlan eksik odendiginden bahisle a9ilan davalarda da aym sekilde is9inin talebi yerinde gorillerek hem eksik kidem tazminatmin odenmesine, hem de aynca bir faiz odenmesine karar verilebilmektedir.<br />
Iste bu sekilde htikmolunan faizler Gelir Vergisi Kanunu uygulamasmda alacak faizi olarak adlandinlmakta olup,bu gelirler Gelir Vergisi Kanununun 94 tincii maddesinde yer alan tevkifat kapsammdaki gelirler içinde yer almadigmdan tevkifata tabi tutulmamaktadir.<br />
Alacak faizlerine % 53,7 indirim oram uygulanacak olup, kalan tutarm 800 YTL&#8217;yi asmasi halinde Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile beyan edilmesi gerekmektedir.<br />
Burada dikkat edilmesi gereken husus 800 YTL&#8217;nin diisulmesi gereken bir istisna degil beyanname verilip verilmeyeceğine iliskin bir smir olduğudur.<br />
Menkul Kiymet Yatirim Ortakhklanndan Saglanan Kar Paylarinin Vergilendirilmesi<br />
Menkul kiymetler yatirim ortakhklanndan saglanan kar paylarinin vergileme rejimi hisse senetlerinden elde edilcn kar paylarinin vergilendirilmesine benzerlik gostermektedir. Tek farki yatirim ortakhgi kar paylarmda once % 53,7&#8242;lik indirim oram uygulanacak olup, kalan tutarm yansi istisna edilecek, kalan yansi bcyan sinin olan 15 bin YTL&#8217;yi asiyorsa beyan edilecektir.          ( G.V.K. Madde<br />
22,75,76,86)<br />
Bu hesaplamalar daha 6nce de belirttigimiz gibi beyanname dismda yapilacaktir.<br />
Kar Paylarinin Beyani ve Kesilen Vergilerin Mahsubu<br />
Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin 1, 2 ve 3 numarali bentlerinde yer alan gelirler, vergi uygulamasi bakimmdan kar payi olarak adlandinlmaktadir. Soz konusu kar paylan aşağıda aciklanmaktadir:<br />
1.  Her nevi hisse senetlerinin kar paylan (Sermaye Piyasasi Kanununa gore kurulan yatirim fonlan katilma belgelerine odenen kar paylan da bu kapsamdadir.)<br />
Soz konusu hisse senetleri daha ziyade Anonim Sirket hisse senetleri olmaktadir.<br />
2.  Istirak hisselerinden dogan kazançlar<br />
Limited sirket ortaklarının, is ortakhklan ortaklarinm ve komanditerlerin kar paylan ile kooperatiflerin dagittiklan kazançlar bu kapsamdadir.<br />
3. Kurumlarm idare meclisi baskan ve uyelerine verilen kar paylan Gelir Vergisi Kanununun 22 nci maddesinin 2 numarah fikrasmda; tarn miikellef kurumlardan elde edilen kar paylarının yansi gelir vergisinden istisna edilmis, kar paymm beyam halinde, kann dagitimi asamasmda kurum biinyesinde yapilan tevkifatm tamaminm yıllık beyanname iizerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilecegi hiikme baglanmistir.<br />
Buna gore; tam miikellef kurumlardan elde edilen ve yukanda sayılan kar paylarının yansi gelir vergisinden istisnadir. Bu hesaplamada kar paymm brut tutan esas almacaktir. Istisna sonrasi kalan tutar 2005 yib için belirlenen 15 bin YTL beyan smirini asiyor ise beyan edilecektir. Beyan edilen tutar iizerinden hesaplanan gelir vergisinden kann dagitimi asamasinda kurum biinyesinde yapilan tevkifatm tamami mahsup edilecektir. Mahsup sonrasi kalan tutar genel hükümler cercevesinde red ve iade edilecektir.<br />
4842 sayıli Kanunla yapilan diizenlemede, halka a9ik anonim sirketlerle diğer sirketlerdeki farkli tevkifat orani uygulamasi kaldinhms olup, soz konusu tevkifat oram 10/12/2003 tarih ve 2003/6577 sayıli Bakanlar Kurulu Karan ile tiimii için % 10 olarak belirlenmistir.<br />
Ornek : Bay (A), 2005 takvim yılında (Y) Anonim §irketine ait hisse senetlerinden 40.000 YTL, (Z) Anonim §irketine ait hisse senetlerinden ise 20.000 YTL kar payi elde etmistir. Elde edilen kar payi her iki kurum biinyesinde % 10 nispetinde tevkifata tabi tutulmus olup, tevkif edilen vergi toplam 6.000 YTL&#8217;dir.<br />
Yapilacak hesaplamada kar paymin brut tutan esas almacak olup, miikellefm beyam aşağıdaki gibi olacaktir:<br />
Kar Payi Toplam Tutan (Brut)                     60.000, YTL<br />
Istisna Edilen Tutar(60.000.000.000 x lA)          30.000, YTL<br />
Beyan edilen Tutar                                     30.000, YTL<br />
Hesaplanan Gelir Vergisi                            7.920, YTL<br />
Mahsup Edilecek Vergi                               6.000, YTL<br />
Odenecek Gelir Vergisi                               1.920, YTL<br />
Beyan Edilmeyecek Kar Paylan<br />
-  Gercek kişilerce elde edilen ve yukanda yazih olan kar paylan, beyana tabi baska gelirlerin bulunmamasi, Tiirkiye&#8217;de tevkifata tabi tutulmus olmasi ve beyan sinirmi asmamasi kosuluyla beyan edilmeyecektir.<br />
-  Kurumlann 31/12/1998 ve daha onceki tarihlerde sona eren hesap donemlerinde elde ettikleri kazanclanm dagitmalan halinde, gercek kişilerce elde edilen bu kar paylan, tutan ne olursa olsun yıllık beyanname ile beyan edilmeyecektir.<br />
-  Kann sermayeye ilavesi sonucu elde edilen kar paylan (kurum kazancmm dagitilmayip sermayeye ilave edilmesi nedeniyle ortaklara verilen bedelsiz hisse senetleri) için beyanname verilmeyecektir.<br />
Buraya kadar yapilan aciklamalar soz konusu gelirlerin menkul sermaye iradi olarak elde edilmesi halinde yapilacak vergilemeye yoneliktir. Bu gelirlerin ticari isletmeye bagh olarak elde edilmesi halinde ticari kazanc hukumlerine gore vergilendirme yapilacaktir.<br />
800 YTL&#8217;lik Tutan Asmamasi Halinde Beyan Edilmeyecek Menkul Sermaye iratlari<br />
Tiirkiye&#8217;de vergi kesintisine tabi olmayan ve istisna uygulanmayan aşağıda belirtilen menkul sermaye iratlannm 2005 yih için 800 YTL&#8217;lik tutan asmamasi halinde, bu iratlar beyan edilmeyecektir.<br />
-  Kiyi   bankacihgmdan   (off-shore   bankacihk)   elde   edilen   faiz gelirleri<br />
-  Hisse   senetleri   ve   tahvillerin   vadesi   gelmemis   kuponlarının satismdan elde edilen bedeller<br />
-  istirak hisselerinin sahibi adma hentlz tahakkuk etmemis kar paylarinm devir ve temliki karsihgmda alman para ve ayinlar<br />
-  Her cesit senetlerin lskonto edilmesi karsihgmda alman lskonto bedelleri<br />
-  Her nevi alacak faizleri<br />
-  Yurt dismdan elde edilen diğer menkul sermaye iratlari.<br />
800 YTL&#8217;lik tutar bir istisna olmayip, gelirin beyan edilip edilmeyeceğine yonelik tespitte dikkate alraacak bir haddir. Bu had yukanda belirtilen gelirlerin her biri için ayri ayn uygulanmayacak olup, bu gelirler ile vergi kesintisine tabi olmayan ve istisna uygulanmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlanmn toplam tutan dikkate ahnacaktir.<br />
Safi iradın Tespitinde indirilecek Giderler<br />
Menkul sermaye iradınin elde edilmesi için gayrisafi irattan indirilebilecek smirh sayıdaki giderlerin neler olduğu Gelir Vergisi Kanununun 78 inci maddesinde a9iklanmis olup, gayrisafi irattan iradın elde edilmesi için yapilan giderler dusuldiikten sonra kalan net tutar safi irat olarak beyan edilecektir. Bu tutar Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinin 22 no.lu Menkul Sermaye Iratlan satirma aktanlacaktir.<br />
VII. DİĞER KAZANC VE 1RATLARININ BEYANI<br />
Diğer kazanç ve iratlarm vergilendirilmesine iliskin olarak 01.01.2003 tarihinden gecerli olmak üzere, Gelir Vergisi Kanununun 80, mukerrer 80, 81, mukerrer 81 ve 82&#8242;nci maddeleri yuriirluge girmi§tir.<br />
Yapisi itibariyle devamlihk gostermeyen mutad meslek halinde yapilmayan, daha 90k spekulatif ve anzi denilebilecek kazanclar diğer kazanç ve irat olarak adlandinlmaktadir. Bir kazanç veya iradın &#8220;Diğer kazanç ve irat&#8221; kapsammda vergiye tabi tutulabilmesi için, bu irada ili§kin faaliyetin Kanunda a9ik9a yazili olmasi gerekmektedir.<br />
Diğer kazanç ve iratlar deger artisi kazançlari ve anzi kazançlar olmak tizere iki farkli gelir unsurundan olusmaktadir.<br />
Deger artisi kazanci olarak vergilendirilen gelir, mal ve haklarm elden 9ikarilmasmdan saglanan kazançtir.<br />
Anzi kazaiujlar ise, yapilmasi devamhhk arzetmeyen faaliyetlerden elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine yonelik diizenlemeler i9ermektedir.<br />
Deger artisi kazançları Gelir Vergisi Kanununun 80 inci maddesinde alti bent halinde sayılmistir. Uygulamada karsimiza sik?a 9ikan menkul kiymetlerin elden fikanlmasi ile gayrimenkullerin elden 9ikanlmasi halinde dogan deger artis kazançlarıdir.<br />
Menkul Kiymetlerin Elde Cdtanlmasi Halinde Vergileme<br />
Aşağıda belirtilen menkul kiymetler vergileme dismda tutulmustur.<br />
-  Ivazsiz olarak iktisap edilen menkul kiymetler,<br />
-  Tiirkiye&#8217;de kurulu menkul kiymet borsalarmda işlem goren ve 119 aydan fazla siireyle elde tutulan hisse senetleri ile tam miikellef kurumlara ait olan ve bir yildan fazla siireyle elde tutulan hisse senetleri.<br />
Bu kazançlar için yıllık beyanname verilmeyeceği gibi diğer gelirler nedeniyle verilecek beyannameye de dahil edilmeyecektir. Yukanda belirtilenlerin disinda kalan yani ivazh olarak elde edilmis olmasi sartiyla;<br />
-  Ttirkiye&#8217;de kurulu menkul kiymet borsalarmda i§lem goren ve 119 ay içinde elden 9ikanlan hisse senetlerinden saglanan kazançlar ile tam miikellef kurumlara ait olan ve en fazla bir yil siireyle elde tutulan hisse senetlerinin elden 9ikanlmasmdan saglanan kazançlar,<br />
-  Diğer menkul kiymetlerin elden 9ikanlmasmdan saglanan kazançlar,<br />
diğer kazanç ve irat olarak vergilendirilecektir.<br />
Onemli Not: ilerideki boliimlerde a9iklanacağı üzere, 01/01/2006 tarihinden menkul kiymetlerin elden 9ikanlmasmda elde edilen gelirler uzerinden Gelir Vergisi Kanununun Ge9ici 67 inci madde hükümleri uygulanacaktir.<br />
Gayrimenkullerin Elden Cikanlmasi Halinde Vergileme<br />
Gayrimenkullerin iktisap tarihinden itibaren 4 yil içinde elden cikanlmasi halinde dogan kazanc deger artis kazanci olarak vergilendirilecektir. Dolayisiyla, 4 yildan fazla bir sure ile elde tutulduktan sonra satilan gayrimenkulla ilgili olarak vergilendirme yapilmasi soz konusu degildir.<br />
Ornegin; miras yoluyla intikal eden arsanin daire karsihgmda miiteahhide verilmesi ve elde edilen dairenin 4 yil içinde satilmasi halinde dogan kazanc vergilendirilecektir. £iinku ivazsiz intikal konusu arsa olup, satisi yapilan gayrimenkul ise dairedir. Bu durumda gayrimenkul için ivazsiz intikalden soz edilemeyeceğinden vergileme yapilacaktir.<br />
Deger artisi kazancmda vergilendirilecek kazanca &#8220;safi deger artisi&#8221; denilmektedir.<br />
Safi kazanç, elden cikarma karsihgmda ahnan para ve ayinlarla saglanan ve para ile temsil edilebilen her tilrlu menfaatlerin tutanndan, elden 9ikanlan mal ve haklarm maliyet bedelleri ile elden cikarma dolayisiyla yapilan ve saticmin uhdesinde kalan giderlerin ve odenen vergi ve harclann indirilmesi suretiyle bulunacaktir.<br />
Vergilendirilecek deger artis kazancimn tespitinde miikelleflerin enflasyondan kaynaklanan fiktif kazanclarının vergilendirilmemesi ifin iktisap bedelinin TEFE artis oramnda arttmlmasi suretiyle bulunan tutar esas ahnacaktir. Bu uygulamada mal ve haklarm elden cikanldigi aydaki TEFE artis oram dikkate ahnmayacaktir. Bu sekilde endekslemeye esas almacak oranm tespitinden sonra vergilendirilecek deger artis kazanci aşağıdaki sekilde hesaplanacaktir.<br />
Onemli Not: 5281 sayıh Kanunla, 01.01.2006 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere endekslemenin yapilabilmesi ifin artis orammn % 10 veya iizerinde olmasi sarti getirilmistir.<br />
Sati§ Bedeli (Elden 9ikarma bedeli) &#8211; Endekslenmis Iktisap veya Maliyet Bedeli = Deger Artis Kazanci<br />
Bu tutardan 13 bin Yeni Turk Lirahk istisna dtlsiilecek olup, kalan tutar ne olursa olsun her haliikarda yıllık beyanname ile bildirilecektir. iktisap bedeli endeksleme işlemi beyanname dismda yapilacak olup, endekslenmis tutar Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinde yer alan &#8220;Tablo 11 Diğer Kazanç ve Iratlara Iliskin Bildirim&#8221; in 54 no.lu satinna yazilacaktir. 13 bin YTL istisna soz konusu tabloda gosterilerek indirim konusu yapilacak olup, bu işlemden sonra 59 no.lu satirda yer alan vergilendirilecek safi deger artisi kazanci Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinin TABLO- 2 GELIR BiLDiRIMi bolumumin 23 numarah satinna aktanlacaktir.<br />
Ornek: Bay (C), tarn mukellef kurum olan (X) A.§&#8217;nin hisse senetlerinin 50.000 YTL&#8217;lik kismini 21/07/2004 tarihinde satin almistir. Bay (C), (X) A.§ hisse senetlerini 01/05/2005 tarihinde 80.000 YTL bedelle elden cikarmistir. Aynca, Bay (C) bu işlemler neticesinde 2.700 YTL damga vergisi odemistir.<br />
21/07/2004&#8242;de iktisap edilen hisse senetlerinin 01/05/2005 tarihinde elden cikanlmasi sonucu olusan gelirin vergilendirilmesi aşağıdaki gibidir:<br />
Hisse senetleri, Temmuz 2004&#8242;de iktisap edildigi ve Mayis 2005&#8242;te elden 9ikanldigi için; maliyet bedeli Haziran 2004 ile Nisan 2005 arasmdaki aylardaki TEFE artis oramnda artinlarak tespit edilecektir.<br />
TEFE artis orani (Nisan 2005 TEFE oram / Haziran 2004 TEFE oram)= 8.675,43/7.982,7=1,086<br />
Hisse senetlerinin TEFE uygulanmis iktisap bedeli: 50.000 YTL* 1,086= 54.300 YTL<br />
Vergilendirme:<br />
(80.000 YTL &#8211; 54.300 YTL) &#8211; 2.700 YTL = 23.000 YTL<br />
Bir takvim yihnda elde edilen deger artisi kazancmin 13 bin YTL&#8217;lik kismi (2005 yih için istisna tutan 13 bin YTL&#8217;dir.) gelir vergisinden istisna olup, (23.000 YTL &#8211; 13.000 YTL =) 10 bin YTL deger artis kazanci olarak beyan edilecektir.<br />
Diğer kazanf ve iratlardan zarar olusmasi halinde bu zararm ertesi yila devri soz konusu olmadigi gibi, diğer gelir unsurlarından olusan kazanca mahsubu da soz konusu degildir. (G.V.K Madde 88)<br />
Ancak deger artis kazanclarindaki zararm kendi içinde mahsubu mumkun bulunmaktadir. Ornegin; (A) hisse senetlerinin satisindan zarar, (B) hisse senetlerinden kazanc dogmasi halinde bu zararm mahsubu mumkun bulunmaktadir.<br />
Burada dikkat edilmesi gereken husus, zarar ve kazanc doguran olayin vergilendirme kapsammda olmasidir. Ornegin; zarar doguran hisse senedi satisimn (Borsada işlem goren) iktisap tarihinden itibaren 4 ay sonra gerceklestigini varsaydigimizda bu satis Kanunda yazili 3 ayhk siireyi ge9tigi için verginin konusuna girmeyeceğinden zarar mahsubu da yapilamayacaktir.<br />
Devlet tahvili ve Hazine bonolarının elden 9ikanlmasi halinde elde edilen gelir deger artis kazanci olmaktadir. Gerçek kişilerin soz konusu Devlet I9 Bor9lanma Senetleri dolayisiyla deger artis kazanci elde etmeleri halinde de iktisap bedeli endeksleme işlemi yapilacak olup, bu menkul kiymetlerin ihra9 tarihinin 26/07/2001 tarihinden sonraki bir tarihi tasimasi durumunda aynca 174.033 YTL istisna da uygulanacaktir. Ancak bu istisnadan yararlananlar mukerrer 80 inci madde de yer alan 13 bin YTL istisnadan yararlanamayacaktir.<br />
Eurobondlarm satisindan dogan kazancinm tespitinde TL cinsinden ihra9 edilen Devlet tahvili ve Hazine bonolarmda olduğu gibi iktisap bedeli endekslemesi yapilabilecektir. Aym sekilde eurobondlarm ihra9 tarihinin 26/07/2001 tarihinden sonraki bir tarihi tasimasi halinde 174.033 YTL istisnanm da uygulanacağı tabidir.<br />
MENKUL KIYMETLERDEN ELDE EDILEN GELIRLER 01/01/2006           TARiHINDEN           iTIBAREN           NASIL<br />
VERGiLENDiRILECEK?<br />
Gelir Vergisi Kanununa 5281 sayıli Kanunun 30 uncu maddesiyle eklenen Gecici 67 nci maddeye gore, menkul kiymetler ve diğer sermaye piyasasi araclanmn elden cikanlmasi ve elde tutulmasi siirecinde elde edilen gelirler ile mevduat faizleri, repo gelirleri ve ozel fmans kurumlanndan elde edilen gelirler %15&#8242;lik tek bir oranda vergilendirilecektir.<br />
56z konusu gelirlerin vergilendirilmesini aşağıdaki bashklar altmda aciklamaya cahsacağız.<br />
Mevduat Faizleri, Repo Gelirleri ve Ozel Finans Kurumlanndan Elde Edilen Gelirler<br />
Soz konusu gelirler iizerinden odemeyi yapanlarca %15 vergi tevkifati yapilacaktir. Bu gelirlere iliskin hesaplarm 01/01/2006 tarihinden once acilmis olmasi, YTL veya doviz cinsinden acilmis olmasi veya vadeli/vadesiz hesap olmasi durumu degistirmemektedir.<br />
Dolayisiyla, ozel kanunlarmda gelir ve kurumlar vergisinden muaf olduğu belirtilen kurum ve kuruluslara (dernek ve vakiflar dahil) ait hesaplardan elde edilen gelirler iizerinden de, aym sekilde tevkifat yapilacaktir.<br />
Bu gelirler için tarn ve dar mukelleflerce tutan ne olursa olsun yıllık beyanname verilmeyecektir.<br />
Devlet Tahvili ve Hazine Bonosu Faiz Gelirleri ile Ahm-Satim Kazanclari<br />
01.01.2006 tarihinden sonra ihra? edilen Devlet tahvili ve Hazine bonolan dahil turn tahvil ve bonolar ile bu tarihten sonra iktisap edilen menkul krymetlerden elde edilecek olan faiz gelirleri ve ahm-satim kazanclari iizerinden % 15 oranmda tevkifat yapilacaktir.<br />
01.01.2006 tarihinden once ihrac/iktisap edilen her nevi tahvil ve hazine bonolan ile menkul kiymetler ve diğer sermaye piyasasi araflarının vergilendirilmesinde ise tevkifat yapilmayacak olup, bu gelirler gerek tam gerekse dar miikellefler a9isindan 31.12.2005 tarihinde ge9erli olan eski hukiimlere gore vergilendirilecektir.<br />
Eurobondlar Ge9ici 67&#8242;nci madde kapsaminda bulunmadigindan, bu kagitlardan elde edilen gelirler uzerinden anilan madde kapsammda tevkifat yapdmasi soz konusu degildir. Bu gelirler, 31.12.2005 tarihindeki ge?erli olan hükümlere gore vergilendirilmeye devam edilecektir.<br />
Hisse Senedi Kar Paylari ile Ahm-Satim Kazanclari<br />
Hisse senedi kar paylari Ge9ici 67&#8242;nci madde kapsaminda bulunmadigindan tevkifat yapilmayacaktir. Bu gelirler, 31.12.2005 tarihinde ytiriirliikte bulunan mevzuata gore vergilendirilecektir.<br />
Hisse senetlerinin ahm-satimmdan dogan kazançlar uzerinden % 15 oramnda tevkifat yapilacaktir. Ancak tam miikellef kurumlara ait olup, Istanbul Menkul Kiymetler Borsasmda işlem goren ve bir yildan fazla silreyle elde tutulan hisse senetlerinin elde 9ikanlmasinda tevkifat uygulanmayacağı gibi bu gelirler için yıllık/munferit beyanname de verilmeyecektir.<br />
01.01.2006 tarihinden once iktisap edilen hisse senetleri ile ilgili olarak 2006 yılında elde edilen kar paylari ile ahm-satim kazançlarına Ge9ici 67&#8242;nci madde hukiimleri degil, 31.12.2005 tarihinde yururliikte bulunan eski hiikumler uygulanacaktir.<br />
Menkul Kiymetler Yatirim Fonlari<br />
Sermaye Piyasasi Kanununa gore kurulan menkul kiymetler yatirim fonlari (borsa yatirim fonlari hari9) fon biinyesinde &#8211; i9erden- tevkif yoluyla vergilendigi için bu fonlann katilma belgelerinin ilgili olduğu fona iadesi durumunda tevkifat yapilmayacağı gibi beyanname de verilmeyecektir.<br />
ihtiyari Beyan<br />
Ge9ici 67&#8242;nci madde kapsaminda tevkifata tabi tutulan ve yıllık veya munferit beyanname ile beyan edilmeyeceği belirtilen gelirler için takvim yih itibanyla ihtiyari olarak yıllık beyanname verilebilecektir. Soz konusu beyan menkul krymetlerin ahm-satim kazanclarma ili§kin olarak verilecek olup, itfa gelirleri ile mevduat faizi, repo kazanclan gibi gelirlerin beyannameye dahil edilmesi soz konusu degildir.<br />
Ahm-satim kazancina iliskin ihtiyari beyanda bulunacak mukelleflerce, ayni turden menkul kiymetlere iliskin olmasi kosuluyla zarar mahsubu yapilabilecektir. Bu beyana % 15&#8242;lik tek bir oran uygulanacak olup, hesaplanan vergiden yil içinde tevkif yoluyla alman vergiler mahsup edilecek, kalan tutar olmasi halinde red ve iade yapilacaktir.<br />
VII. FARKLI GELIR UNSURLARININ BIRARADA ELDE EDILMESI HALINDE BEYAN<br />
Gelir Vergisi Kanununun 2&#8242;nci maddesinde sayılan gelir unsurlarının bir kacinin birarada elde edilmesi halinde bu gelirlerin beyan edilip edilmeyeceği belirlenirken iki husus goz oniinde bulundurulacaktir.<br />
-  2005 yih gelirleri için beyan smin olan 15 bin YTL&#8217;nin tespitinde iicret gelirleri diğer gelirler ile iliskilendirilmeksizin ayn degerlendirilecektir. Bu degerlendirme sonucu iicret gelirinin beyani halinde diğer gelirler tutan ne olursa olsun (istisna tutannm altmda kalanlar haric) beyannameye dahil edilecektir.<br />
-  Ucret geliri dismdaki diğer gelirler 15 bin YTL&#8217;lik haddin hesabmda ayn dikkate almacaktir. Indirim orani ve istisnaya isabet eden tutarlar 15 bin YTL&#8217;lik haddin hesabinda dikkate ahnmayacaktir.<br />
Tevkifat ve istisna uygulanmayan gelirler ise 800 YTL&#8217;lik haddi asiyorsa beyan edilecektir. Bu gelirler ile tevkifath olan gelirler (hangi tur gelir olursa olsun) toplanacak olup, bulunan tutar 15 bin YTL&#8217;nin    altmda    ise    tevkifath    gelirler    beyannameye    dahil edilmeyecektir. Bu gelirlerin beyan disi kalabilmesi hem kendi içinde hem de iicret geliri nedeniyle 15 bin YTL&#8217;yi asmamasma baglidir.<br />
Ucret geliri nedeniyle 15 bin YTL&#8217;nin asilmadigi, diğer gelirler nedeniyle 15 bin YTL&#8217;nin asildigi durumda sadece diğer gelirler beyan edilecek olup, ucret gelirleri beyannameye dahil edilmeyecektir.<br />
Yıllık beyannameye ucret gelirlerinin dahil edilmesi durumunda, toplam vergiye tabi gelir (matrah) uzerinden Gelir Vergisi Kanununun 103 iincii maddesinde yer alan nispetler ile 104 iincii maddesindeki diizenlemeler esas almarak gelir vergisinin hesaplanmasi, daha sonra ise matrahm iicret gelirinden tesekkiil eden kismi uzerinden % 5 nispetinde gelir vergisi hesaplanarak ilk hesaplanan gelir vergisi tutarmdan diisiilmesi gerekmektedir. Bu yontemle ulasilan gelir vergisi tutan, yıllık beyannamenin &#8220;TABLO-3 VERGI BiLDIRiMi&#8221; boltimunun 39 numarah satinnda &#8220;Hesaplanan Gelir Vergisi&#8221; olarak gosterilecektir.<br />
Sonuc olarak; beyanname verilip verilmeyeceğine iliskin durum ucret gelirlerine bagb olarak belirlenecektir.<br />
VIII. YILLIK BEYANNAMEDE iNDiRIM<br />
Yıllık beyannamenin &#8220;TABLO 2 GELIR BiLDIRiMi&#8221; boltimunde 28 numarah satirda baslayip 35 numarah satirda bitmek üzere indirim konusu yapilacak hususlara yer verilmistir.<br />
Bu indirimler, beyannamede yer alan sirasiyla aşağıda a9iklanmaktadir:<br />
1. §ahis Sigorta Primleri ile Bireysel Emeklilik Sistemine Odenen Katki Paylan:<br />
§ahis sigorta primleri ile bireysel emeklilik sistemine ait katki paylan beyannamenin &#8220;TABLO- 2 GELiR BiLDiRiMI&#8221; boliimiinun 28 numarah satinnda gosterilerek indirim konusu yapilacaktir.<br />
Soz konusu primler bireysel emeklilik sistemine ait ise indirilebilecek tutar beyan edilen gelirin % 10&#8242;nunu asamayacaktir. Bireysel emeklilik sistemi dismdaki sahis sigorta primleri için ise bu oran % 5 olarak uygulanacaktir. indirim konusu yapilacak tutarm belirlenmesinde % 10 ve % 5&#8242;lik oranin uygulanacağı tutar yıllık beyannamenin &#8220;TABLO- 2 GELIR BiLDiRJMi&#8221; bolumiinun 26 numarah satinndaki tutar olup, bu tutar indirimler ve gecmis yil zararlan toplamindan onceki tutar olmaktadir.<br />
indirim konusu yapilacak tavanm belirlenmesinde sadece bu oranlar degil, oranlarla birlikte asgari ucretin yıllık tutanni (2005 yih için 5.864,40 YTL) asmama sarti da beraber aranacaktir.<br />
Bireysel emeklilik sistemi ile diğer sahis sigortalan için odenen primlerin birlikte olmasi halinde matrahtan indirim konusu yapilabilecek tutar beyan edilen gelirin % 10&#8242;u ile simrli olacaktir. Bu durumda sahis sigorta primleri için % 5 lik sinirda aynca aranacaktir.<br />
Mukelleflerin esi ve kiifiik 90cuklannin&#8217; ayn beyanname vermeleri halinde ese ve cocuklar adma odenen prim ve katki paylan oncelikle kendi gelirlerinden indirilecektir.<br />
Ucret Gelirinden indirim<br />
Ucret geliri nedeniyle yıllık beyanname veren miikellefler vergiye tabi matrah belirlenirken soz konusu primleri indirim konusu yapacaklardir. Bu indirim bireysel emeklilik sistemine odenen katki paylan i?in odendigi ayda elde edilen brut ucretin % 10&#8242;unu, bireysel emeklilik sistemi dismdaki sahis sigorta policeleri için % 5&#8242;ini asamayacaktir.<br />
indirim konusu yapilacak olan bireysel emeklilik sistemine odenen katki payi veya diğerlerine odenen prim tutarlannm tespitinde esas almacak  ucret,   isveren   tarafmdan   cahsana  hizmeti   karsihginda<br />
1 Kiifiik focuk tabirinden, 18 ya^im doldurmami§ ve mukellef tarafmdan bakraakla yiikumlu olunan (nafaka verilmek suretiyle bakilanlar dahil) kijilerin anlajilmasi gerekmektedir.<br />
odenen aylik (maas), prim, ikramiye, sosyal yardimlar ve zamlar gibi siirekli nitelikteki brilt tutarlann toplami olacaktir. Gider karsihgi olarak odenen tutarlar (yapilan gerçek bir giderin karsihgi olsun olmasin) dikkate almmayacaktir.<br />
Ucret geliri nedeniyle indirimden yararlanan mukelleflerin yıllık beyanname ile beyan edilen gelirleri için tekrar bu indirimden yararlanmalan soz konusu degildir.<br />
2. Egitim ve Saghk Harcamalan:<br />
Mukellefler egitim ve saghk harcamalanni Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinin &#8220;TABLO- 2 GELIR BiLDIRIMi&#8221; boliimiinun 29 numarah satinnda gostereceklerdir.<br />
Egitim ve saghk harcamalarmda da indirim konusu yapilacak rutar beyan edilen gelirin % 10 &#8216;unu asmayacaktir.<br />
Soz konusu harcamalann indirim konusu yapilabilmesi için, harcamalann Tiirkiye&#8217;de yapilmasi ve gelir ve kurumlar vergisi miikellefiyeti bulunan gercek veya tuzel kişilerden ahnacak belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir.<br />
Ucret gelirleri nedeniyle bu indirimden yararlanan mukellefler yıllık beyannamede tekrar bu indirimden yararlanamayacaklardir.<br />
3.   Genel ve 6zel btitceli kamu idarelerine, il ozel idarelerine, belediyelere ve koylere bagislanan okul, saghk tesisi ve yuz yatak (kalkmmada oncelikli yorelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak uzere ogrenci yurdu ile cocuk yuvasi, yetistirme yurdu, huzurevi, bakim ve rehabilitasyon merkezi insasi dolayisiyla yapilan harcamalar veya bu tesislerin insasi için bu kuruluslara yapilan her tiirlu bagis ve yardimlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapilan her tiirlii nakdi ve ayni bagis ve yardimlann tamami, yine ayni bildirimin 30 numarah satinnda gosterilecektir.<br />
Soz konusu bagis ve yardimlar ister nakdi ister ayni olsun tamami indirilebilecektir. Sinirsiz indirim denilen bu indirimden yararlanacak bagis ve yardimlar;<br />
-  Bagislanan okul, saghk tesisi ve ytlz yatakli kapasitesinden az olmamak uzere ( kalkinmada oncelikli yorelerde 50 yatak) ogrenci yurdu ile 9001k yuvasi, yetistirme yurdu, huzurevi, bakim ve rehabilitasyon merkezi insaasi için yapilan harcama,<br />
-  Bu tesislerin insaasi için yapilan bagis ve yardim,<br />
-  Mevcut okul, saghk tesis, ogrenci yurdu, cocuk yuvasi, yetistirme yurdu huzurevi, bakim ve rehabilitasyon merkezlerinin faaliyetlerine devam etmelerini saglamak amaciyla yapilan bagis ve yardim,<br />
niteliginde olmahdir.<br />
Aynca, bu bagis ve yardimlann;<br />
-  Genel biit9eli kamu idarelerine,<br />
-  Ozel but9eli kamu idarelerine,<br />
-  II ozel idarelerine,<br />
-  Belediyelere<br />
-  Koylere,<br />
yapilmis olmasi gerekmektedir.<br />
4. Fakirlere yardim amaciyla gida bankacihgi faaliyetinde bulunan dernek ve vakiflara Maliye Bakanhginca belirlenen usul ve esaslar 9er9evesinde bagislanan gida, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamami &#8220;TABLO-2 GELIR BiLDiRIMi&#8221; boliimiinun 31 numarah satirda gosterilecektir.<br />
Smirsiz indirimden yararlanabilmek için gida bankacihgi kapsammda yapilacak bagislarm gida, temizlik, giyecek ve yakacak maddesi niteliginde olmasi, aynca bedelsiz olarak ihtiya9 sahiplerine dagitilmak üzere sarth bagis olarak, dernek veya vakfa yapilmasi gerekmektedir.<br />
21 Mart 2004 tarih ve 25409 sayıli Resmi Gazete&#8217;de yayimlanan 251 seri numarah Gelir Vergisi Genel Tebligi ile gida bankacihgi kapsaminda yapilacak bagislara iliskin usul ve esaslar diizenlenmistir.<br />
5.  Bu bentte yer alan kiiltur ve sanat faaliyetlerine iliskin olarak yapilan ayni ve nakdi bagis ve yardimlann tamami da yine aym bildirimin 32 numarah satinnda gosterilerek indirim konusu yapilabilecektir.<br />
6.  Sponsorluk harcamalan adi altinda yapilan bagis ve yardimlar 33 numarah satirda gosterilerek indirim konusu yapilacaktir.<br />
3289 sayıli Gen9lik ve Spor Genel Mudurluguniin Teskilat ve Gorevleri Hakkinda Kanun ile 3813 sayıh Turkiye Futbol Federasyonu Kurulus ve Gorevleri Hakkmda Kanun ve bu Kanuna dayamlarak ?ikanlan Gen9lik ve Spor Genel Mudiirlugu Sponsorluk Yonetmeligi 9er9evesinde yapilan sponsorluk harcamalan gelir vergisi matrahmdan indirim konusu yapilabilecektir.<br />
Bu 9er9evede yapilan sponsorluk harcamalarimn amator spor dallan tamami profesyonel spor dallan için ise % 50 si indirilebilecektir.<br />
7.      Miikelleflerin isletmeleri biinyesinde gerçeklestirdikleri miinhasiran yeni teknoloji ve bilgi arayisina yonelik arastirma ve gelistirme harcamalan tutannin % 40&#8242;i oranmda hesaplanacak Ar-Ge indirimi Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi &#8220;TABLO- 2 GELIR BiLDiRIMi&#8221; boliimuniin 34 numarah satinnda gosterilecektir.<br />
8.  Genel ve ozel biit9eli kamu idareleri, il 5zel idareleri, belediyeler, koyler ile kamu yaranna çalışan dernekler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tamnan vakiflara yapilan bagis ve yardimlar (Gelir Vergisi Kanunu Madde 89/4) Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi &#8220;Tablo 2 GELIR BiLDiRIMi&#8221; boliimiinun 35 numarah satinnda gosterilecektir.<br />
indirim yapilabilmesi için bagism yukanda sayılan kurum ve kuruluslara nakit olarak yapilmasi gerekmektedir.<br />
% 5 ve % 10 luk Indirimlerde Esas Ahnacak Tutar<br />
Beyan edilen gelirin % 5&#8242;i veya % 10&#8242;u ile smirh olarak yapilacak indirimlerde baz ahnacak tutar, sahis sigorta primlerinin indirimi bolumtinde soz ettigimiz gibi yıllık beyannamenin TABLO- 2 GELIR BILDIRiMi boliimiinun 26 numarah satinndaki tutar esas almacaktir. Bu tutar indirimler ve gecmis yil zararlan toplammdan onceki matrah olmaktadir.<br />
indirimlerin, Bagis ve Yardimlarm Belgelendirilmesi<br />
Yıllık gelir vergisi beyannamesi uzerinden yapilacak indirimlerde beyanname ekinde herhangi bir beige ibrazma gerek bulunmamaktadir. Ancak, bu miikellefler bagis ve yardim yaptiklan kurum veya kuruluslarca bu bagism almdigmi gosteren belgeleri vergi idaresince istenilmesi halinde ibraz etmekte yiikumltidurler. Dolayisiyla, defter kayit ve belgelerini buna gore diizenleyeceklerdir. Ornegin, Milli Egitim Bakanligma okul bagislayan ya da mevcut okulun tamiri için nakit bagismda bulunan miikellef Milli Egitim Bakanligi ya da Bakanhgin yetkili kildigi birimlerce diizenlenecek belgeyi almak ve istenildiginde ibraz etmekle yuktimludurler.<br />
Aym sekilde dernek veya vakfa gida bagismda bulunmasi halinde dernek ve vakiflar kendi mevzuatlarının ongordugii belgeleri diizenleyerek bir Qrnegini bagista bulunanlara vereceklerdir.<br />
Sponsorluk harcamalan kapsammda yapilan bagis ve yardimlarda da mukellefler gerek sponsorluk sozlesmelerin, gerekse bu sozlesme kapsammda yaptiklan harcamalan gosteren belgeleri gerektiginde ibraz edeceklerdir.<br />
Ayni bagislarda bagis yapilacak malm isletmenin kendi uriinii olmasi halinde ise bagis yapilan mal isletmeden emsal bedeli ile cekis gosterilecek ve fatura diizenlenerek belgelendirilmis olacaktir.<br />
Beyannamede Kazancin Yetersiz Olmasi veya Zarar Olmasi Durumu<br />
Miikelleflerin beyan ettikleri kazanclan indirim konusu yapilabilecek tutardan daha diisiik olabilmektedir. Diğer bir anlatimla bagis ve yardimlarm hepsini indirememe gibi bir durum ortaya cikabilmektedir. Bu durum beyan edilen gelirin % 5&#8242;i veya % 10&#8242;u ile simrh olan indirimler de s6z konusu olmamakla birlikte zarar beyamnda ya da simrsiz indirim denilen durumlarda karsimiza cikmaktadrr.<br />
Gelir Vergisi Kanununun 88&#8242;inci maddesinde faaliyetin zararla sonuclanmasi halinde bu zarann 5 yil ile simrh olmak üzere takip eden yillardaki kazanctan mahsup edilecegine iliskin hiikumlere yer verilmistir. Dolayisiyla, zarar beyam ya da beyan edilen gelirin yetersiz olmasi nedeni ile indirilemeyen bir tutann (sigorta primleri, egitim-saghk harcamalan, bagis ve yardimlar, sponsorluk harcamalan, Ar-Ge indirimi vb.) olmasi halinde indirilemeyen tutarlarm ertesi yillara devredilmesi miimkiin degildir. Cunku s6z konusu harcamanm veya bagis ve yardimm indirim konusu yapilacak gelirden fazla yapilmis olmasi veya faaliyetin zararla sonuclanmasi nedeniyle indirilememis olmasi yukanda soziinii ettigimiz Kanun hiikumlerinde yer alan zarar niteligini tasimamaktadir.<br />
Dolayisiyla, gerek zarar beyam gerekse kazancin yetersiz olmasi nedeniyle indirilemeyen bagis ve yardimlarm veya indirim konusu yapilacak harcamalann daha sonraki yillarda indirim konusu yapilmasi veya zarar olarak devredilmesi mumkiin degildir.<br />
YILLIK GELIR VERGISI BEYANNAMESINtN DOLDURULMASİ<br />
A. GELIR BiLDiRIMi TABLOSUNUN DOLDURULMASİ<br />
Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinin &#8220;TABLO-2 GELIR BiLDiRIMi&#8221; boliimiinde yukanda sayılan yedi gelir unsurundan elde<br />
edilen gelirler 17-23 numarah satirlara yazilmak suretiyle 24 numarah satirda toplanmaktadir.<br />
Yıllık beyannamenin 17-23 numarah satirlarda yer alan gelir unsurlarına iliskin tutarlar, Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinde yer alan bildirim tablolannda belirtilen tutarlar esas almarak yazilacaktir. Aynca miikelleflerin durumuna uygun olarak Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Ekinde yer alan &#8220;Beyannameye Eklenen Bildirim ve Belgeler&#8221; bolilmuniin doldurulmasi gerekmektedir.<br />
Amlan Tablonun 36 numarah satira ise 27-35 numarah satirlarda yer alan indirimler ve gecmis yil zararlan toplami yazilacaktir.<br />
Gelirin kar cikmasi halinde 36 numarah satirda yer alan zarar ve indirimler toplami diisulecektir. Ancak, dusulecek tutar 26 numarah satirda yer alan tutar ile simrh olacaktir. Gelirin zarar cikmasi halinde daha once de belirttigimiz gibi herhangi bir zarar mahsubu ve indirim soz konusu olmadigi gibi 89 uncu madde kapsammdaki indirimlerin sonraki yillarda indirim konusu yapilmasi veya zarar olarak devredilmesi de miimkun bulunmamaktadir.<br />
37 numarah satira, 26 numarah satirda yer alan kardan 36 numarah satirda yer alan mahsup edilecek indirimler ve gecmis yil zararlan toplaminm diisiilmesi suretiyle bulunan tutar yazilarak &#8220;Mahsup Sonrasi Kalan Tutar&#8221; a ulasilacaktir. Bu tutar aym zamanda TABLO-3 VERGI BiLDiRIMi bolumiinde yer alan vergiye tabi gelire yani matraha karsihk gelmektedir.<br />
B. VERGI BiLDiRIMi TABLOSUNUN DOLDURULMASİ<br />
Yıllık Beyanname Uzerinde Mahsup<br />
Vergiye tabi gelirlerini yıllık beyanname ile bildiren mukellefler, beyanname iizerinden hesaplanan vergiden yil içinde kesinti yoluyla Qdenen vergileri, gecici vergileri, beyannamede yabanci iilkelerden elde edilen gelir olmasi halinde bu gelirler nedeniyle o iilkelerde odedikleri vergileri mahsup edebilmektedirler.<br />
Yabanci Ulkelerde Odenen Vergilerin Mahsubu:<br />
Tarn miikellefiyet esasinda vergilendirilen kişiler gerek Turkiye&#8217;de gerekse yabanci memleketlerde elde ettikleri kazanclan iizerinden vergilendirilir.<br />
Yıllık beyannamede hem Turkiye&#8217;de hem de yabanci ulkelerde elde edilen gelirlerin bulunmasi halinde beyanname iizerinden hesaplanan gelir vergisinden yabanci iilkedeki gelire isabet eden tutar bulunur. Bu tutar iizerinden yabanci memlekette soz konusu gelir için odenen vergi mahsup edilir. Fazlalik kişim dikkate almmaz. Bu mahsubun yapilabilmesi için odenen verginin beyanname ekinde tevsik edilmesi gerekmektedir. (G.V.KMadde 123)<br />
Kesinti Yoluyla Odenen Vergilerin Mahsubu:<br />
Yil içinde kesinti yoluyla odenen vergiler yıllık beyanname iizerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir. Bu mahsup işleminin yapilabilmesi için 252 seri numarali Gelir Vergisi Genel Tebligi&#8217;nin ekinde yer alan &#8220;Kesinti yoluyla Odenen Vergilere iliskin Liste&#8221; nin yer aldigi Ek:l Tablo&#8217;nun beyannameye eklenmesi gerekmektedir.<br />
Dikkat edilecek husus yıllık beyanname ile bildirilecek gelirin tevkif yoluyla kesilen gelire ait olmasidir. Diğer bir anlatimla, tevkif yoluyla vergisi alman kazanc beyan edilmiyorsa tevkif edilen verginin mahsup ve iadesi yapilmayacaktir.<br />
Gecici Verginin Mahsubu:<br />
Ilgili olduğu yilda tiğer aylik donemler itibanyla odenen gecici vergiler kesinti yoluyla odenen vergiler gibi yıllık beyanname iizerinden hesaplanan vergiden mahsup edilir. Bu mahsubun yapilabilmesi için gecici verginin odenmis olmasi sarttir.<br />
Yıllık beyannamenin &#8220;TABLO 3 VERGI BiLDiRIMi&#8221; boliimimde gecici vergiye iliskin satirda, beyannamenin ilgili olduğu gecici vergi donemlerinde   odenen   gecici   vergi   tutan   (ilgili   gecici   vergi<br />
beyannamelerinin odenecek gecici vergi satirinda yer alan tutarlar toplami) gosterilecektir.<br />
IX.      2005 YILINDA ELDE EDILEN GELIRLERE UYGULANACAK GELIR VERGISI TARIFESt<br />
Gelir Vergisi Kanunumm 103 ilncii maddesinin birinci fikrasmda, gelir vergisine tabi gelirlere uygulanacak &#8220;Vergi Tarifesi&#8221; yer almakta olup, maddenin ikinci fikrasmda, ucret gelirlerinin vergilendirilmesinde tarifede yer alan vergi oranlarmin bes puan indirilmek suretiyle uygulanmasi ongorulmustur. Buna gore, 2005 takvim yili gelirlerine uygulanacak vergi tarifesi aşağıda gosterilmistir.<br />
2005 TAKVIM YILI GELIRLERINE UYGULANANACAK VERGI TARIFESi<br />
6.600 Yeni Turk Lirasma kadar&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.% 20<br />
15.000 Yeni Turk Lirasinm 6.600 Yeni Turk Lirasi için<br />
1.320 YTL, fazlasi&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;% 25<br />
30.000 Yeni Turk Lirasinm 15.000 Yeni Turk Lirasi için<br />
3.420 YTL,fazlasi&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.% 30<br />
78.000 Yeni Turk Lirasinm 30.000 Yeni Turk Lirasi için<br />
7.920 YTL, fazlasi&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;% 35<br />
78.000 Yeni Turk Lirasmdan fazlasimn 78.000 Yeni<br />
Turk Lirasi için 24.720 YTL, fazlasi&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..% 40<br />
X.  YILLIK BEYANNAMENIN VERILMESi ve VERGILERIN ODENMESI<br />
Gelir Vergisi Kanununun 92 ve 117 inci maddelerinde yapilan diizenleme ile bir takvim yılına ait beyanname izleyen yihn Mart aymin onbesinci giinu aksamma kadar verilecek (1-15 Mart), beyanname iizerinden hesaplanan gelir vergisi ise Mart ve Temmuz aylarmda odenecektir.<br />
Gelirin sadece basit usulde tespit edilen ticari kazanclardan ibaret olmasi halinde ise beyanname, izleyen yılın Subat ayinin onbesinci gunii aksamina kadar verilecek (1-15 Subat), beyanname uzerinden hesaplanan gelir vergisi §ubat ve Haziran aylannda olmak ilzere iki e§it taksitte odenecektir.<br />
Hesaplanan vergi, mukellefin bagli olduğu vergi dairesine odenebilecegi gibi, vergi tahsiline yetkili banka subelerine de odenebilecektir.<br />
XI. YILLIK BEYANNAMENIN SERBEST MUHASEBECI VE SERBEST        MUHASEBECI        MALI        MUSAVIRLERCE<br />
IMZALANMASİ<br />
Vergi beyannamelerinin 3568 sayıli Kanuna gore yetki almis meslek mensuplan tarafindan da imzalanmasi mecburiyetine iliskin usul esaslar 29 Haziran 1997 tarih ve 23034 sayıli Resmi Gazete&#8217;de yayimlanan 4 sira no.lu Vergi Beyannamelerinin Serbest Muhasebeci ve Serbest Muhasebeci Mali Musavirlerce imzalanmasi Hakkmda Genel Tebligle belirlenmistir. Soz konusu Genel Tebligde 1998 yili gelirlerine iliskin olarak verilecek beyannamelerin meslek mensuplan tarafindan imzalanmasi zorunlulugu belirli tutarlara baglanmistir. Aynca miiteakip yillarda yeni hadlerin Maliye Bakanliginca belirlenmemesi halinde, tebligde belirtilen hadlerin her yil Vergi Usui Kanunu hukumleri uyannca tespit edilen yeniden degerleme oramnda artinlarak uygulanacağı aciklanmistir. 2005 yili vergilendirme donemi ile ilgili olarak Gelir Vergisi Beyannamelerini imzalatmak mecburiyetinde olmayan mukellefler sirasiyla su sekildedir:<br />
1. tkinci simf tacirlerden;<br />
-  Ahm satim veya imalat faaliyetinde bulunanlardan bir onceki yil (2005) ahslan tutan 109.800 YTL&#8217;yi<br />
-  Yukanda yazih olanlar dismdaki islerle ugrasanlardan bir onceki yil (2005) gayrisafi is hasilatlarının 54.900 YTL&#8217;yi,<br />
2.  Zirai kazanci isletme hesabi esasina gore tespit eden ciftcilerden bir onceki yil (2005) hasilatlan tutan 109.800 YTL&#8217;yi<br />
3.  Serbest meslek faaliyetinde bulunanlardan bir onceki yil (2005) gayrisafi is hasilatlan tutan 76.860 YTL&#8217;yi<br />
asmayanlar ile<br />
bu   hadlere   bakilmaksizin   noterler   beyannamelerini   im/alatmak zorunda degildir.<br />
XII.     YILLIK     BEYANNAMEMN     DOLDURULMASİNDA DIKKAT EDILECEK HUSUSLAR<br />
Yıllık  Gelir Vergisi  Beyannamesinin  doldurulmasmda  aşağıdaki<br />
hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir.<br />
Beyanname;<br />
&#8220;KARBON KAGIDI KULLANILMADAN iki ornek doldurulacaktir. Fotokopi ile cogaltilan beyannameler kesinlikle kullamlmayacaktir.<br />
&#8220;Mavi veya siyah tukenmez kalem kullamlarak BUYUK&#8221; MATBAA HARFLERI ile doldurulacaktir.<br />
&#8220;Kursun kalem kesinlikle kullamlmayacaktir.<br />
&#8220;Her kutuya bir harf veya rakam yazilacaktir.<br />
&#8220;Silinti  ve  kazmti  yapilmayacak,  beyanname  katlanmayacak  ve burusturulmayacak, okunakh diizenlemeye ozen gosterilecektir.<br />
&#8220;Rakamlar arasma herhangi bir isaret konulmayacaktir. BILGILER ILGILi ALANA SIGDIGI KADAR YAZILACAKTIR.<br />
&#8220;Sayısal ifadeler Romen Rakami ile yazilmayacaktir.<br />
&#8220;Alfabetik karakterler sola, sayısal karakterler saga yanasik olarak yazilacaktir.<br />
&#8220;Kelimeler arasmda bir karakter bosluk birakilacaktir.<br />
&#8220;Noktalama isaretinden sonra bosluk birakilmayacaktir.<br />
1- 4 No&#8217;lu alanlara kimlik bilgileri, niifus ctizdaninda yazih olduğu sekilde ve kisaltınadan aynen yazilacaktir. Kimlik bilgilerinin aynlan alana sigmamasi durumunda, isimler sigdigi kadanyla yazilacaktir.<br />
5 No&#8217;lu dogum yeri alanma, ILQE ADI YAZILACAKTIR. ILCENiN AYRI BIR ADI YOKSA IL ADI YAZILACAKTIR. KOY VE BUCAK ISMi YAZILMAYACAKTIR.<br />
6  No&#8217;lu uyrugu alanma, Tiirkiye Cumhuriyeti vatandasi olanlar T.C rumuzunu, baska iilke tabiyetinde olanlar ise, iilkelerinin Uluslararasi Traçık Kodunu yazacaklardir.<br />
7 No&#8217;lu alanda dogum tarihi giin, ay ve yil olarak belirtilecektir.<br />
9 No&#8217;lu meslegi alanma miikellefm esas ugra§ konusu yazilacaktir. Birden fazla meslekle ugras soz konusu ise agirlikli olan yazilacaktir.<br />
11-12 No&#8217;lu adres alanma mahalle, cadde / sokak bilgileri yazilacak ve POSTA KODU muhakkak belirtilecektir. Varsa telefon numarasi alan kodu ile birlikte yazilacaktir. Adres bilgileri acik bir sekilde alanlara sigiyorsa kisaltına yapmadan yazilacaktir. Alanlara sigmamasi halinde anla§ihr kisaltınalar yapilabilir.<br />
Beyannameyi imzalayan SM veya SMMM&#8217;nin kasesi ile beyanname ve eklerini tasdik eden YMM&#8217;nin muhrti ve imza yerinin altmda aynlan alana diizgiin ve okunakh bir sekilde basilacaktir.<br />
BEYANNAMENIN DOLDURULMASİNDA PARA BIRIMi OLARAK YENI TURK LIRASI ESAS ALINACAKTIR.<br />
ACIKLAMALI ORNEKLER<br />
Ornek 1. TICARI KAZANCIN BEYANI<br />
Tekirdag ilinde ikamet eden ve ikinci sinif tacir olan Bay Osman GOREN&#8217;in 2005 takvim yih beyamna iliskin bilgiler aşağıdaki gibidir.<br />
-  Mtikellef mobilya imalati faaliyeti ile istigal etmektedir.<br />
-  Milkellefin beyan ettigi ticari kazanci 30.000 YTL olup, aynca 4.500 YTL Bag-Kur primi odemistir.<br />
-  Milkellefin 2005 yilinda odedigi ve mahsubu gereken ge9ici vergi tutan 2.800 YTL&#8217;dir.<br />
-  Mtikellef kiictik cocugu için 2005 ydinda 5.000 YTL egitim harcamasi yapmi§tir.<br />
-  Miikellef (X) Bankasmdan 2005 ydinda 25.000 YTL mevduat faiz geliri elde etmistir. (Soz konusu gelir ticari isletmesine dahil bulunmamaktadir.)<br />
Ornek Hakkinda Aciklama<br />
-  Mtikellef ticari kazancmi tutan ne olursa olsun beyan etmek zorundadir.<br />
-  2005 yılında 30.000 YTL ticari kazanç elde etmi§ olup, yd içinde odedigi Bag-Kur primi de dikkate almdigmda beyan edilen safi ticari kazanç 25.500 YTL olacaktir.<br />
-  Aynca miikellefm 9 ya§mdaki 9ocugu için Tiirkiye&#8217;de yaptigi ve belgelendirdigi egitim harcamasi tutan beyan ettigi gelirin % 10&#8242;unu asmamasi sartiyla indirim konusu yapilabilecektir. Bu durumda indirim konusu yapilabilecek tutar (25.500 YTL x % 10 =) 2.550 YTL olmaktadir.<br />
-   Gelir Vergisi Kanununun Ge9ici 55 inci maddesi geregince, 1/1/1999-31/12/2005 tarihleri arasmda elde edilen mevduat faiz gelirleri ifin beyanname verilmeyeceğinden, mukellefin 2005 yılında elde ettigi faiz geliri beyannameye dahil edilmeyecektir.<br />
Miikellef 2005 yılına ait ticari kazanci ile ilgili olarak Tablo 5 isletme Hesap Ozeti ile Tablo 2 Ticari Kazanclara ili§kin Bildirimi dolduracak ve Bag-Kur primi diistildukten soma kalan tutan Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinin 17 numarah satirma aktaracaktir.<br />
Miikellef aynca Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Tablo &#8211; 5&#8242;de yer alan &#8220;isletme Hesabmda Defter Tutanlar ile Serbest Meslek Erbabina iliskin Performans Bilgileri&#8221; ni dolduracaktir.<br />
Yukanda yapilan a9iklamalar cercevesinde Bay Osman GOREN&#8217;in Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ekte yer aldigi sekilde doldurulacaktir.<br />
Ornek 2. SERBEST MESLEK KAZANCI ile GAYRIMENKUL SERMAYE IRADININ BEYANI<br />
Kocaeli ilinde avukathk yapan Bayan Canan SARI&#8217;mn 2005 takvim yih beyanma iliskin bilgiler aşağıdaki gibidir.<br />
-  Miikellefin serbest meslek faaliyeti ile ilgili olarak elde ettigi hasilat 45.000 YTL&#8217;dir.<br />
-  Miikellefin faaliyetine iliskin giderleri toplami 22.000 YTL&#8217;dir.<br />
-  Miikellef 3.000 YTL Bag-Kur primi odemistir.<br />
-   Serbest meslek kazanci odemelerinden 9.900 YTL gelir vergisi tevkifati yapilmistir.<br />
-  Bursa Ilinde mesken olarak kiraya verdigi gayrimenkuliinden 2005 yılında elde ettigi gelir 3.600 YTL&#8217;dir.<br />
-  Miikellef elde ettigi gayrimenkul sermaye iradi ile ilgili olarak goturti gider yontemini secmistir.<br />
-  Miikellefin 2005 yılında odedigi ve mahsubu gereken gecici vergi tutan 3.000 YTL &#8216;dir.<br />
Ornek Hakkinda Aciklama<br />
-  Miikellef serbest meslek kazancini tutan ne olursa olsun beyan etmek zorundadir.<br />
-  2005 yılında elde ettigi serbest meslek kazanci 45.000 YTL olup, faaliyetine iliskin giderler ile yil içinde odedigi Bag-Kur primi dikkate almdigmda beyan edilen serbest meslek kazanci 20.000 YTL olacaktir. &#8211; Mukellef serbest meslek kazanci dolayisryla beyanname verdigi için  2005  yılında elde  ettigi  mesken kira  gelirini  istisnadan yararlanmaksizm beyannameye dahil edecektir.<br />
Mukellef 2005 yilina ait serbest meslek kazanci ile ilgili olarak Tablo 7 Serbest Meslek Kazanclarma iliskin Bildirimi dolduracak ve faaliyetine iliskin giderler ile Bag-Kur primi dusiildiikten soma kalan tutari Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesinin 19 numarah satirma aktaracaktir.<br />
Mukellef aynca Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi Tablo &#8211; 5&#8242;de yer alan &#8220;isletme Hesabmda Defter Tutanlar ile Serbest Meslek Erbabina Iliskin Performans Bilgileri&#8221; ni ve 2005 yilina ait mesken kira geliri ile ilgili olarak Tablo 9 Gayrimenkul Sermaye iradına iliskin Bildirimi dolduracaktir.<br />
Yukanda yapilan aciklamalar 9er9evesinde Bayan Canan SARI&#8217;mn Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ekte yer aldigi sekilde doldurulacaktir.<br />
Ornek 3. UCRET GELIRI ile GMSI ve MENKUL SERMAYE IRADININ BEYANI<br />
Bay Sener AK izmir ilinde ikamet etmekte ve (Z) Devleti Baskonsoloslugunda gorev yapmaktadir. Bay Sener AK&#8217;in 2005 takvim yih beyanma iliskin bilgiler aşağıdaki gibidir.<br />
-  Mukellef (Z) Devleti Baskonsoloslugundaki gQrevi nedeniyle 30.000 YTL gayrisafi iicret geliri elde etmistir.<br />
-  Mukellef 2005 yilinda Sosyal Sigorta Kurumuna 4.000 YTL sigorta primi odemistir.<br />
-  Mukellef Karsiyaka il9esindeki gayrimenkuliinii bir sirkete isyeri olarak kiraya vermis olup, 4.800 YTL kira geliri elde etmistir. Bu tutar uzerinden 1.056 YTL gelir vergisi tevkifati yapilmistir.<br />
-  Miikellef ihrac tarihi 25/07/2001 olan eurobondlardan 2005 yilinda 250.000 YTL faiz geliri elde etmistir.<br />
-  Miikellef ihrac tarihi 03/08/2003 olan Turk Lirasi cinsinden Hazine Bonosundan 460.000 YTL faiz geliri elde etmistir.<br />
Ornek Hakkinda Aciklama<br />
-  Bay §ener AK, Gelir Vergisi Kanununun 16 nci maddesinde yer alan iicret istisnasi kapsamma girmeyen bir miikellef olduğundan baskonsolosluktan aldigi iicret geliri ipin tutan ne olursa olsun yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek zorundadir. Bilindigi tizere, Tiirkiye&#8217;de bulunan yabanci devlet elcilik ve konsolosluklarının Gelir Vergisi Kanununun 94 iincii maddesine gore gelir vergisi tevkifati yapma zorunlulugu bulunmamaktadir. Bu durumda miikellef baskonsolosluktan aldigi iicret geliri için yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek zorundadir. Dolayisiyla, miikellefin elde ettigi iicret geliri tevkifatsiz olduğu için tutan ne olursa olsun yıllık beyanname ile beyan edilecektir.<br />
-  26/07/2001 tarihinden once ihra9 edilen eurobond faiz gelirine indirim oram ve istisna uygulanmayacagmdan elde edilen faiz gelirinin tamami beyannameye dahil edilecektir.<br />
Eurobond Faiz Geliri                                250.000 YTL<br />
-  26/07/2001 tarihinden sonra ihrac edilen Hazine Bonosu faiz gelirlerinin beyan konusu yapihp yapilmayacağı aşağıdaki sekilde hesaplanmistir.<br />
Hazine bonosu faiz geliri                           460.000 YTL<br />
Indirim oram % 53,7                                   247.020 YTL<br />
KalanTutar                                               212.980 YTL<br />
(460.000 YTL- 247.020=)<br />
Istisna Tutan<br />
(212.980 YTL- 174.033 YTL =)                 38.947    YTL<br />
TOPLAM                                                 288.947 YTL<br />
Miikellef, 2005 yılına ait faiz gelirleri ile ilgili olarak beyanname dismda yaptigi bu hesaplamayi Tablo 10 Menkul Sermaye iratlanna iliskin Bildirimin 48 numarah satirma aktaracaktir.<br />
-  Miikellefm 2005 yılında elde ettigi faiz geliri ve isyeri kira geliri toplami 15 bin YTL&#8217;yi astigi için isyeri kira geliri de beyannameye dahil edilecektir.<br />
-  Yıllık beyannameye iicret geliri dahil edildiginden, toplam vergiye tabi gelir (matrah) uzerinden Gelir Vergisi Kanununun 103 iincu maddesinde yer alan nispetler ile 104 iincil maddesindeki duzenlemeler esas almarak gelir vergisi hesaplanacak, daha sonra matrahm iicret gelirinden tesekkill eden kismi uzerinden % 5 nispetinde gelir vergisi hesaplanarak ilk hesaplanan gelir vergisi tutanndan dusiilecektir. Bu yontemle ulasilan gelir vergisi tutari, yıllık beyannamede &#8220;Hesaplanan Gelir Vergisi&#8221; olarak gosterilecektir.<br />
Yıllık beyannamede 26 bin YTL&#8217;si gercek iicret gelirinden olmak tizere toplam vergiye tabi geliri (matrahi) 318.947 YTL olan Bay §ener AK&#8217;in vergi tutari aşağıdaki sekilde hesaplanacaktir:<br />
Vergiye tabi gelir (matrah)                          318.947    YTL<br />
Hesaplanan gelir vergisi                              120.938,80 YTL<br />
Ucret gelirleri için hesaplanan 5 puan vergi indirimi<br />
tutari                                                          1.300        YTL<br />
(26.000 YTL x % 5 =)<br />
Hesaplanan Gelir Vergisi Tutari                   119.638,80 YTL<br />
(120.938,80 YTL &#8211; 1.300 YTL =)<br />
Mtlkellef 2005 yihna ait iicret geliri ile ilgili olarak Tablo 8 Ucretlere Iliskin Bildirimi ve Tablo 9 Gayrimenkul Sermaye tradma iliskin Bildirimi dolduracaktir.<br />
Yukanda yapilan aciklamalar 9er?evesinde Bay §ener AK&#8217;in Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ekte yer aldigi sekilde doldurulacaktir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/2009-takvim-yilinda-elde-edilen-gelirlerin-beyani.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kurumlar Vergisi Rehberi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/kurumlar-vergisi-rehberi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/kurumlar-vergisi-rehberi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 06:47:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[Dernek]]></category>
		<category><![CDATA[Gayri Menkul]]></category>
		<category><![CDATA[Gelir Vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kamu]]></category>
		<category><![CDATA[Kooperatifler]]></category>
		<category><![CDATA[Kurumlar Vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Nci]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11791</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de kayıt dışı ekonominin vergiye yansıyan yönünü göz önüne aldığımızda özellikle dolaysız vergi olarak nitelendirdiğimiz gelir ve kurumlar vergisinin toplam vergi içindeki payının oldukça düşük olduğunu görmekteyiz. Bu anlamda vergi tabanının genişletilmesi, kayıt dışılığın önlenmesi ve gerek beyana dayanan gelir ve kurumlar vergisinin gerekse diğer vergi gelirlerinin sağlıklı bir şekilde arttırılması için mükelleflerde iyi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de kayıt dışı ekonominin vergiye yansıyan yönünü göz önüne aldığımızda özellikle dolaysız vergi olarak nitelendirdiğimiz gelir ve kurumlar vergisinin toplam vergi içindeki payının oldukça düşük olduğunu görmekteyiz. Bu anlamda vergi tabanının genişletilmesi, kayıt dışılığın önlenmesi ve gerek beyana dayanan gelir ve kurumlar vergisinin gerekse diğer vergi gelirlerinin sağlıklı bir şekilde arttırılması için mükelleflerde iyi bir vergi bilincinin oluşturulması ve vergi mevzuatında yapılan değişikliklerden mükelleflerin zamanında haberdar edilmesi ve eğitilmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu hedef doğrultusunda hazırlanan bu rehberde, kurumlar vergisi mükellefiyeti, kurum kazancının tespiti, uygulanan muafiyet ve istisnalar, verginin hesaplanması ve beyanına ilişkin konular işlenmiş, gerek duyulan yerlerde uygulama örneklerine yer verilmiştir. Kurum kazançlarının tespiti ve vergilendirilmesi konusuna yer verdiğimiz bu rehber ilgili tüm mevzuat taranarak hazırlanmış olup kurumlar vergisi mükelleflerinin 2005 takvim yılı gelirlerinin beyanında geçerli olan had ve tutarlar dikkate alınmıştır. <span id="more-11791"></span><br />
II. KURUMLAR VERGİSİNİN KONUSU<br />
Kurumlar vergisi; sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu müesseseleri, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıklarının safi kazançları üzerinden alınır.<br />
Kurumlar vergisi ayrıca, döner sermaye işletmeleri ve merkezi yurt dışında bulunup Türkiye’de şube ve acentası olan mükellef kurumların kazançları üzerinden de alınır.<br />
Kurumlar vergisine konu olacak kazanç Gelir Vergisi Kanununun (GVK) 2 nci maddesinde yer alan gelir unsurlarından oluşur. Bunlar;<br />
1. Ticari Kazanç,<br />
2. Zirai Kazanç,<br />
3. Ücret,<br />
4. Serbest Meslek Kazancı,<br />
5.Gayri Menkul Sermaye İradı,<br />
6.Menkul Sermaye İradı,<br />
7. Diğer kazanç ve iratlardır.<br />
Kurumlar vergisi yönünden burada sayılan kazanç ve iratlar ayrı ayrı ele alınmayıp tamamı kurum kazancı olarak nitelendirilir.<br />
III. KURUMLAR VERGİSİ MÜKELLEFLERİ VE MÜKELLEFİYET ÇEŞİTLERİ<br />
A. KURUMLAR VERGİSİ MÜKELLEFLERİ </p>
<p>Kurumlar Vergisi Kanununda (KVK) yer alan kurum ifadesi, tüzel kişileri ifade etmektedir. Bahsedilen kurumlar ve özellikleri KVK 1-6 ncı maddelerinde belirtilmiştir.<br />
Kollektif ve adi komandit şirketler tüzel kişilikleri olmasına rağmen şahıs şirketi olma özellikleri dolayısıyla kurumlar vergisi mükellefleri dışında bırakılmışlardır.<br />
Kurumlar vergisi mükellefleri KVK 1 inci maddesinde sayılmıştır;<br />
1. Sermaye Şirketleri ,<br />
2. Kooperatifler,<br />
3. İktisadi Kamu Müesseseleri,<br />
4. Dernek ve Vakıflara Ait İktisadi İşletmeler,<br />
5. İş Ortaklıkları.<br />
İktisadi kamu müesseseleri, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve yabancı kamu idare ve müesseselerine ait iktisadi işletmelerin;<br />
-Kazanç gayesi gütmemeleri,<br />
-Faaliyetlerinin kanunla verilmiş görevler arasında bulunması,<br />
-Tüzel kişiliklerinin olmaması,<br />
-Özel muhasebeleri ve kendilerine tahsis edilmiş sermayelerinin veya işyerlerinin olmaması,<br />
mükellefiyetlerini etkilememektedir.<br />
İş ortaklığının kurumlar vergisi mükellefi sayılması için taşıması gereken şartlar 31 Seri No.lu KVK Genel Tebliğinde açıklanmıştır:<br />
- Ortaklardan en az birisinin kurumlar vergisi mükellefi olması,<br />
- Ortaklığın belli bir işi sonuçlandırmak üzere yazılı bir sözleşme ile kurulması,<br />
- Ortaklık konusunun belli bir iş olması,<br />
- Birlikte yapılacak olan işin belli bir süre içinde gerçekleştirilmesinin öngörülmesi,<br />
- İşin, birden fazla takvim yılına yaygın, inşaat, onarma, montaj ve teknik hizmetlerden olması,<br />
- İş ortaklığı ile işveren arasında bir taahhüt sözleşmesinin olması,<br />
- İş bitiminde kazancın paylaşılması,<br />
- Tarafların birlikte taahhüt edilen işin belli bir veya birden fazla bölümünden değil, tamamından işverene karşı sorumlu olmaları,<br />
- Birlikte yapılması öngörülen ve taahhüt edilen işin bitimi ve Vergi Usul Kanununda belirtilen mükellefiyetle ilgili ödevlerin tamamının yerine getirilmesiyle<br />
mükellefiyetin sona ermesi gerekmektedir şeklinde sayılmıştır.<br />
B. MÜKELLEFİYET ÇEŞİTLERİ<br />
Kurumlar Vergisi Kanunu uygulamasındaki tam mükellefiyet ve dar mükellefiyet ayrımı, kurumun kanuni veya iş merkezinin Türkiye’de bulunup bulunmadığına göre yapılmaktadır. KVK’nun 10 uncu maddesinde de kanuni merkez ve iş merkezi tanımları yapılmıştır. Buna göre; kanuni merkez, vergiye tâbi kurumların esas sözleşmelerinde veya teşkilat kanunlarında gösterilen merkez; iş merkezi ise iş bakımından muamelelerin bilfiil toplandığı ve idare edildiği merkezdir.<br />
Kanuni veya iş merkezleri Türkiye’de bulunan kurumlar “tam mükellef” sayılır ve gerek Türkiye’de gerekse yabancı ülkelerde elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirilirler.<br />
Kanuni veya iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye’de bulunmayanlar “dar mükellef” sayılır ve yalnız Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirilirler.<br />
IV. KURUM KAZANCININ TESPİTİ<br />
A. TAM MÜKELLEF KURUMLARDA<br />
Kurumlar vergisi, KVK’nun 1 inci maddesinde belirtilen mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanır.Burada GVK’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerine uyulur. Kurumların elde ettikleri kazanç ve iratlar, GVK’nun 2 nci maddesinde sayılan gelir unsurlarından hangisine girerse girsin ayrım yapılmaksızın ,bir bütün halinde “kurum kazancı” sayılır. Bu kazanç, ticari kazanç niteliği taşıdığından elde etmede tahakkuk esası geçerli olmaktadır. Kurum kazançları sadece gerçek usulde tespit edilir ve vergilendirme dönemi hesap dönemidir.<br />
Gerçek usulde ticari kazanç, bilanço veya işletme hesabı esaslarına göre tespit edilir. Bilanço esası 1 inci sınıf tüccarlar, işletme hesabı esası ise 2 nci sınıf tüccarlar içindir. 1 inci ve 2 nci sınıf tüccar sınıfları Vergi Usul Kanununun (VUK) 177 nci maddesindeki esaslara göre belirlenir.<br />
Bilanço esasında ticari kazanç (GVK md 38); teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır.Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir, işletmeden çekilen değerler ise farka ilave edilir.<br />
İşletme hesabı esasında ticari kazanç (GVK md 39); bir hesap döneminde elde edilen hasılat ile giderler arasındaki müspet farktır. Burada elde edilen hasılat tahsil olunan paralarla tahakkuk eden alacakları; giderler ise, tediye olunan ve borçlanılan meblağları ifade eder.<br />
B. DAR MÜKELLEF KURUMLARDA<br />
Dar mükellef kurumlarda kurum kazancı, GVK’nun 2 nci maddesinde sayılan gelir unsurlarından Türkiye’de elde edilmiş olanları ifade eder. Kazanç veya iradın Türkiye’de elde edilmesi GVK’nun 7 nci maddesine göre belirlenir. Dar mükellefiyete tâbi kurumun kazancı;<br />
-Ticari veya zirai kazanç ya da her ikisi birlikte ise GVK’nun ticari kazanç hükümlerine göre,<br />
-Ücret, serbest meslek kazancı, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı ve diğer kazanç ve iratlardan ibaret ise elde edilen iradın türüne göre,<br />
-Ticari kazanç ve zirai kazançla birlikte diğer gelir unsurlarını da içeriyorsa ticari kazanç hükümlerine göre tespit edilir.<br />
C. KURUM KAZANCININ TESPİTİNDE BAZI ÖZEL DURUMLAR<br />
1.Zirai Faaliyette Bulunan Kurumlarda Kazanç Tespiti:<br />
KVK’nun 13 üncü maddesine göre zirai faaliyetle uğraşan kurumların bu faaliyetlerinden doğan kazançlarının tespitinde GVK’nun 59 uncu maddenin son fıkrası göz önüne alınır. Buna göre zirai faaliyette kazanç tespiti işletme hesabı esasına göre de yapılabilir.İşletme hesabı esasına göre hasılat,indirilecek ve indirilemeyecek giderler GVK’nun 56, 57 ve 58 inci maddelerinde sayılmaktadır.<br />
2.Yurt Dışı Faaliyetlerde Kazanç Tespiti:<br />
Yurt dışı faaliyet sonucu sağlanan gelir GVK’nun 85 inci maddesine göre değerlendirilir. Bu maddeye göre yurt dışında elde edilen kazanç ve iratlar ;<br />
1. Mükellefin bunları Türkiye’de hesaplarına intikal ettirdiği yılda,<br />
2. Türkiye’de hesaplara intikal ettirilmesinin mükellefin iradesi dışındaki sebeplerden ileri geldiğinin ispat edilmesi halinde mükellefin bunlara tasarruf edebildiği yılda elde edilmiş sayılır.<br />
3. Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım İşlerinde Kazanç Tespiti:<br />
Bir yıldan fazla süren inşaat ve onarma işleri sonucu elde edilecek kazanç tespiti GVK’nun 42 nci ve 43 üncü maddelerinde belirtilmiştir. Buna göre, “Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat (dekapaj işleri de inşaat sayılır) ve onarma işlerinde kâr veya zarar işin bittiği yıl kati olarak tespit edilir ve tamamı o yılın geliri sayılarak, mezkur yıl beyannamesinde gösterilir”.<br />
Bu tür işlerde kesin kâr veya zarar işin bitiminde belli olur. İşin devamı süresince elde edilen hasılat ve yapılan giderler izleyen yıllara devredilerek işin bittiği yıla kadar getirilir.<br />
Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinde işin bitimi GVK’nun 44 üncü maddesinde şöyle belirtilmiştir; “İnşaat ve onarma işlerinde geçici ve kesin kabul usulüne tâbi olan hallerde geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın idarece onaylandığı tarih , diğer hallerde işin fiilen tamamlandığı veya fiilen bırakıldığı tarih bitim tarihi olarak kabul edilir.<br />
Bitim tarihinden sonra bu işlerle ilgili olarak yapılan giderler ve her ne nam ile olursa olsun elde edilen hasılat, bu giderlerin yapıldığı veya hasılatın elde edildiği yılın kâr veya zararının tespitinde dikkate alınır”<br />
İşin bitim tarihinin belirlenmesi, kazanç tespiti yapılabilmesi ve yapılan stopajların mahsubu imkanı nedeniyle önem taşımaktadır. Bu tür işerde hasılat öncelikle GVK’nun 94/3 üncü maddesi hükümlerine göre gelir vergisi tevkifatına tâbi tutulur ve daha sonra işin bitim tarihinde hesaplanan gelir veya kurumlar vergisinden mahsup edilir.<br />
5024 sayılı Kanun hükümlerine göre, yıllara yaygın inşaat onarım maliyetleri ve hakedişleri parasal olmayan kıymet olarak tanımlanmış ve enflasyon düzeltmesine tâbi tutulacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre maliyetler ve hakedişler defterlere kayıt tarihinden mali tablonun ait olduğu tarihe kadar endekslenerek düzeltilecektir. Bu düzeltmeler enflasyon düzeltme hesabına kaydedilerek işin bitiminde kâr/zarar hesabına devredilecektir.<br />
4. Yabancı Ulaştırma Kurumlarında Kazanç Tespiti (KVK md 18):<br />
Dar mükellefiyette sadece Türkiye’de elde edilen kazançlar verginin konusunu oluşturur. Kazancın Türkiye’de elde edilmiş sayılması için işyeri ve daimi temsilci olmalı ve kazancın bu yerlerde ve bu temsilciler aracılığıyla sağlanmış olması gerekir. Yabancı ulaştırma kurumlarınca yapılan işler de ticari faaliyettir. Ancak, ülkeler arasında yapılan ulaştırma işlerinde, işin Türkiye’de yapılan veya değerlendirilen kısmını tespit etmek zor olacağından, bu kurumların Türkiye’de elde ettikleri kazançlar götürü usulde vergilendirilmektedir.<br />
KVK’nun 18 inci maddesine göre, yabancı ulaştırma kurumlarının vergiye matrah olacak kurum kazancı, Türkiye’de elde edilen hasılata ortalama emsal nispetlerinin uygulanmasıyla hesaplanır.<br />
Ortalama emsal oranları Maliye Bakanlığınca tespit edilir. 19 Seri no.lu KVK Genel Tebliğinde belirtilen ortalama emsal oranları şöyledir;<br />
-Kara ulaştırmaları için % 12<br />
-Deniz ulaştırmaları için % 15<br />
-Hava ulaştırmaları için % 5<br />
olarak tespit edilmiştir. Ortalama emsal oranları KVK’nun 18 inci maddesine göre Türkiye’de daimi veya arızi olarak çalışan bütün kurumlar için aynı; kara, hava, deniz ulaştırma işleri için ayrı ayrı belirlenir.<br />
V. KURUMLAR VERGİSİNDE MUAFİYET VE İSTİSNALAR<br />
A. MUAFİYETLER<br />
1. Kurumlar Vergisi Kanununda Yer Alan Muafiyetler<br />
Muafiyet, vergiye tâbi olan gerçek veya tüzel kişilerin, kanunla vergi dışı kalmasını ifade eder. Muafiyet geçici veya devamlı olabilir. Vergiden muaf kurumlar, muafiyetleri sırasında mükellefiyet tesis ettirmez ve beyanname vermezler.<br />
Bir kurumun kurumlar vergisinden muaf olması bildirim, defter tasdiki, defter tutma ve benzeri diğer ödev ve yükümlülüklerine tesir etmez.<br />
Kurumlar vergisi ile ilgili muafiyetler KVK’nun 7 nci maddesinde sayılmıştır. Bu muaflıkların bir kısmı koşulsuz tanınırken bir kısmı bazı şartlara bağlanmıştır.<br />
Aşağıda yazılı kurumlar, kurumlar vergisinden muaftır:<br />
a. Darphane ve Damga Matbaası, Milli Piyango İdaresi ve Askeri Fabrika ve atelyeler (Bunlar kuruluşlarındaki maksadın dışında kalan işleri dolayısıyla vergiye tâbidirler),<br />
b. Kamu idare ve müesseseleri tarafından ilim, fen ve güzel sanatlar ile tarım ve hayvancılığı öğretmek, yaymak, ıslah ve teşvik etmek maksadıyla işletilen müesseseler (Okullar, okul atelyeleri, konservatuarlar, genel kütüphaneler, tiyatrolar,<br />
müzeler, sergiler, numune fidanlıkları, tohum ve hayvan ıslah ve üretme istasyonları, yarış yerleri, kitap , gazete ve mecmua yayınevleri ve emsali müesseseler ),<br />
c. Kamu idare ve müesseseleri tarafından genel insan ve hayvan sağlığını korumak ve tedavi maksadiyle işletilen müesseseler (Hastane, nekahathane, klinik, dispanser, prevantoryum, sanatoryum, çocuk bakımevleri, hayvan hastaneleri ve dispanserleri, hayvan bakımevleri, veteriner, bakteriyoloji, seroloji ve distofajin gibi müesseseler),<br />
d. Kamu idare ve müesseseleri tarafından içtimai maksatlarla işletilen müesseseler (Şefkat, rehin ve yardım sandıkları, fukara aşhaneleri, ceza ve ıslahevleri atelyeleri, içtimai sigorta kurumları, öğrenci yurtları ve pansiyonları gibi müesseseler ),<br />
e. Kamu idare ve müesseseleri tarafından Hükümetin veya yetkili idare mercilerinin müsaadesi ile açılan mahalli, milli veya milletlerarası mahiyetteki sergiler, fuarlar, panayırlar,<br />
f. Beden Terbiyesi Teşkilatına dahil derneklere veya kamu idare ve müesseselerine ait idman ve spor müesseseleri ile sadece idman ve spor faaliyetlerinde bulunan anonim şirketler,<br />
g. T.C. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ- Kur, Ordu Yardımlaşma Kurumu gibi kanunla kurulan emekli ve yardım sandıkları ile Sosyal Sigorta Kurumları,<br />
h. Yaptıkları iş veya hizmet mukabilinde resim ve harç alan kamu müesseseleri,<br />
i. İl özel idareleri, belediyeler ve köyler ile bunların teşkil ettikleri birlikler veya bunlara bağlı müesseseler tarafından işletilen :<br />
a. Su, elektrik, havagazı ve soğuk hava deposu işletmeleri,<br />
b. Belediye sınırları içindeki yolcu taşıma işletmeleri,<br />
c. Mezbahalar (Kesim, taşıma ve muhafaza işlerine münhasır olmak şartıyla),<br />
j. Köylere, köy birliklerine ve köy belediyelerine ait tarım işletmeleri ile bunlar tarafından köylünün umumi ve müşterek ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla işletilen hamam, çamaşırhane ve değirmenler ile bunların bağlı oldukları il sınırı içindeki yolcu taşıma işletmeleri,<br />
k. Genel ve katma bütçeli dairelere ait olup sadece kamu mensuplarına hizmet veren, kâr amacı gütmeyen ve üçüncü kişilere kiralanmayan kreş, konukevleri ve bunların kantinleri,<br />
l. Münhasıran verem tedavi eden sanatoryum ve prevantoryumlar ile münhasıran kanser, cüzzam ve trahom tedavi eden hastaneler,<br />
m. Kurulduktan sonra Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar (Bu muaflık, vakıfların iktisadi işletmelerini kapsamaz) ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunan kurum ve kuruluşlar,<br />
n. Esas mukavelelerinde sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması, idare meclisi başkan ve üyelerine kazanç üzerinden hisse verilmemesi, ihtiyat akçelerinin ortaklara<br />
dağıtılmaması ve münhasıran ortaklar ile iş yapılmasına dair hükümler bulunması şartı ile kooperatifler (Esas mukavelelerinde bu şartlar mevcut olsa da fiilen bu kayıt ve şartlara uymayan ve faaliyete geçen üst kuruluşlara girmeyen kooperatifler muafiyetten faydalanamaz),<br />
o. Özel kanunlarla veya Devletin kanunların verdiği yetkiye dayanarak akdettiği mukavelelerle kurumlar vergisinden veya her türlü vergi ve resimden muaf tutulan kurumlar,<br />
p.2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 131 inci maddesinde yer alan basılı kağıt ve plakaların satışı faaliyetinde bulunan müesseseler,<br />
r. Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı ile Toplu Konut Fonu ve Kamu Ortaklığı Fonu,<br />
s. Menkul Kıymetler Tanzim Fonu,<br />
t. Diğer günlük gazetelerin yayınlanmadığı dini bayramlarda münhasıran günlük gazete yayım ve satış faaliyetlerinde bulunan gazeteciler cemiyetlerine ait bu müesseseler<br />
u. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Özelleştirme Fonu,<br />
v. Yabancı ülkeler veya uluslararası finans kuruluşları ile yapılan mali ve teknik işbirliği anlaşmaları çerçevesinde münhasıran küçük ve orta ölçekli işletmelere kredi teminatı sağlamak üzere kurulan ve bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları teminat sorumluluk fonlarına ekleyen ve sahip oldukları bu fonları ortaklarına dağıtmayarak küçük ve orta ölçekli işletmelere kredi sağlayan banka ve kuruluşlara yatıran kurumlar,<br />
y. Organize sanayi bölgeleri ile küçük sanayi sitelerinin alt yapılarını hazırlamak ve buralarda faaliyette bulunanların arsa, elektrik, gaz, buhar ve su gibi ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kamu kurumları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerce birlikte oluşturulan ve kazancının tamamını bu yerlerin ortak ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanan iktisadi işletmeler.<br />
2. Diğer Kanunlarda Yer Alan Muafiyetler<br />
a. 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununa göre bölgedeki yönetici şirketler<br />
b. 4389 sayılı Bankalar Kanununa göre Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu<br />
c. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu<br />
d. 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununa göre Organize Sanayi Bölgeleri<br />
e. Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan Yatırımcıları Koruma Fonu<br />
f. Doğal Afet Sigortaları Kurumu<br />
g. 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa göre İşsizlik Sigortası Fonu<br />
h. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında kanuna göre Rekabet Kurumu<br />
i. Türkiye Futbol Federasyonu<br />
j. Siyasi partiler (Parti mal varlığından elde edilen gelirler hariç)<br />
k. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu<br />
l. Türk Standartları Enstitüsü<br />
m. Tarımsal Üretici Birlikleri<br />
B. İSTİSNALAR<br />
1. Kurumlar Vergisi Kanununda Yer Alan İstisnalar ( KVK md <img src='http://www.genelbilge.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /><br />
İstisna, vergi kanunlarına göre vergilendirilmesi gereken konuların kanunla vergi dışı bırakılmasıdır. Kurum kazançlarına ilişkin istisnalar KVK’nun 8 inci maddesinde sayılmıştır. Dar mükellef kurum kazançları da sayılan istisnalara dahildir. Aşağıda sayılan kurum kazançları kurumlar vergisinden müstesnadır;<br />
a. İştirak kazançları istisnası (KVK md 8/1) :<br />
“Kurumların tam mükellefiyete tâbi başka bir kurumun sermayesine iştiraklerinden elde ettikleri kazançlar (Yatırım fonlarının katılma belgeleri ile yatırım ortaklıklarının hisse senetlerinden elde edilen kâr payları hariç)” kurumlar vergisinden müstesnadır.<br />
Bu istisnadan yararlanmak için kâr payının elde edildiği kurumun yani iştirakin tam mükellef olması zorunludur. Dolayısıyla dar mükellef bir kurumdan kâr payı alan kurumlar bu istisnadan yararlanamayacaktır. Burada kâr payını alan kurumun mükellefiyet şeklinin bir önemi bulunmamaktadır.<br />
Ayrıca kâr payını dağıtan tam mükellefin faaliyet konusu vergiden istisna olsa bile bu faaliyetler sonucu elde edilen kazancın dağıtılmasında, kâr payını alan kurum için iştirak kazançları istisnası söz konusu olabilecektir.<br />
b. Risturn İstisnası (KVK md 8/2) :<br />
“Aşağıda yazılı kooperatiflerin ortakları için hesapladıkları risturnlardan;<br />
- İstihlak (tüketim) kooperatiflerinde; ortakların şahsi ve ailevi gıda ve giyecek ihtiyaçlarını karşılamak için satın aldıkları malların kıymetlerine göre hesaplanan risturnlar<br />
- İstihsal (üretim) kooperatiflerinde; ortakların istihsal ederek kooperatife sattıkları veya kooperatiften istihsal faaliyetinde kullanmak üzere satın aldıkları malların kıymetlerine göre hesaplanan risturnlar<br />
- Kredi kooperatiflerinde; ortakların kullandıkları kredilere göre hesaplanan risturnlar<br />
- Ortakların idare gideri karşılığı olarak ödedikleri paralardan sarf olunmayarak iade edilen kısımlar”<br />
kurumlar vergisinden istisna olacaktır.<br />
Risturn; kooperatiflerin ortakları ile yaptığı işlemlerden doğan kazancın ortaklara, yaptıkları işlemler oranında dağıtılmasıdır. Bu risturnların nakden veya aynı kıymette mal ile ödenmesi istisna uygulamasına engel değildir.<br />
Ortak olmayan kişilerle yapılan işlemler sonucu elde edilen kazançlar ve ortaklarla ortaklık konusu dışında yapılan işlemler sonucu elde edilen kazançlar bu istisna kapsamı dışındadır.<br />
Risturnların dağıtımı kâr dağıtımı sayılmadığından gelir vergisi tevkifatına tâbi tutulmaz ve ortaklarca verilen gelir vergisi beyannamesine dahil edilmez.<br />
c. Yatırım Fonları ve Yatırım Ortaklıklarının Kazanç İstisnası (KVK md 8/4) :<br />
KVK’nun 8/4 üncü maddesine göre;<br />
- Portföyünün en az %25’i hisse senetlerinden oluşan menkul kıymetler yatırım fonları (döviz yatırım fonları hariç) ile aynı nitelikteki menkul kıymetler yatırım ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları,<br />
- (a) bendi dışında kalan menkul kıymet yatırım fonları (döviz yatırım fonları hariç) ile menkul kıymetler yatırım ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları,<br />
- Risk sermayesi yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları,<br />
- Gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları,<br />
- Emeklilik yatırım fonlarının kazançları (Bu kazançlar GVK md 94’e göre tevkifata tâbi tutulmaz),<br />
kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.<br />
Menkul kıymet yatırım fonları ve ortaklıklarının sadece portföy işletmeciliğinden elde ettikleri kazançlar istisna kapsamında iken, risk sermayesi ile gayrimenkul yatırım fonları ve ortaklıklarının bütün faaliyetleri istisna kapsamına alınmıştır.<br />
Yabancı para ve altın alım satımı yapan döviz yatırım fonları istisna kapsamı dışındadır.<br />
Burada sayılan kazançlara ait istisnanın tevkif suretiyle ödenecek vergilere etkisi bulunmamaktadır.<br />
d. Rüçhan Hakkı Satışı ve Emisyon Primi İstisnası (KVK md 8/5) :<br />
KVK’nun 8/5 inci maddesine göre “Kurumların rüçhan hakkı kuponlarının satışından elde ettikleri kazançları ile anonim şirketlerin kuruluşlarında veya sermayelerini artırdıkları sırada çıkardıkları hisse senetlerinin itibari değerlerinin üzerinde elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar” kurumlar vergisinden müstesnadır.<br />
Rüçhan Hakkı : Anonim şirketler ile paylı komandit şirketlerin sermaye artırımı durumunda, bu şirketlerin hisse senetlerini ellerinde bulunduranların yeni çıkarılan hisse senetlerini öncelikli alma hakkıdır.<br />
Emisyon Primi : Anonim şirketlerin kuruluşlarında veya sermayelerini artırdıkları sırada çıkardıkları hisse senetlerinin itibari (üzerinde yazılı) değerinden fazla bedelle elden çıkarılması halinde elde edilen kazançtır.<br />
e. Yurt Dışında Yapılan İnşaat, Onarma, Montaj İşleri ve Teknik Hizmetlerden Sağlanan Kazanç İstisnası (KVK md 8/7) :<br />
“Yurt dışında yapılan inşaat, onarma, montaj ve teknik hizmetlerden sağlanan ve Türkiye’de genel netice hesaplarına intikal ettirilen kazançlar” kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.<br />
Kazanç 2003 ve daha önceki yıllarda elde edilmişse KVK’nun Geçici 24 üncü maddesi uygulanacaktır.<br />
Bu şekilde sağlanan kazançlarda kâr dağıtımı yapılmadıkça gelir vergisi tevkifatı yapılmayacaktır.<br />
f. Eğitim, Öğretim ve Rehabilitasyon Merk. İşletmelerinde Kazanç İstisnası (KVK md 8/8)<br />
KVK’nun 8/8 inci maddesine göre “Okul öncesi eğitim, ilköğretim, özel eğitim ve orta öğretim özel okulları ile Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara veya kamu yararına çalışan derneklere bağlı rehabilitasyon merkezlerinin işletilmesinden elde edilen kazançlar, ilgili Bakanlığın görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığının belirleyeceği usul ve esaslar çerçevesinde beş vergilendirme dönemi kurumlar vergisinden müstesnadır. İstisna, okulların faaliyete geçtiği vergilendirme döneminden itibaren başlar.”<br />
Eğitim tesisleri ve rehabilitasyon merkezlerindeki kantin, kafeterya, kitap satış yeri ve benzeri yerlerin işletilmesinden veya kiraya verilmesinden elde edilen kazançlar istisna kapsamında değildir. Bu yerlerdeki taşıma, yemek, ve konaklama hizmetleri okul ücretine dahil edilirse burada ayrım yapılmadan istisnadan faydalanılır.<br />
Üniversiteye veya Anadolu liselerine hazırlık kursları, bilgisayar kursları, bale kursları, sürücü kursları v.b. ile öğrenci etüt eğitim merkezlerinin işletilmesinden elde edilen kazançlar istisna kapsamında değildir.<br />
01.01.2004 tarihinden önce faaliyete geçmiş veya bu tarihten sonra devralınmış okulların işletilmesinden elde edilen kazançlar da istisna kapsamında değildir.<br />
g. Yurt Dışı İştirak Kazancı İstisnası (KVK md 8/9) :<br />
KVK’nun 8/5 uncu maddesine göre “Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan anonim veya limited şirket mahiyetindeki bir şirketin ( esas faaliyet konusu finansal kiralama veya her nevi menkul kıymet yatırımı olanlar hariç) sermayesine kazancın elde edildiği tarihe kadar devamlı olarak en az iki yıl süreyle % 25 veya daha fazla oranda iştirak eden kurumların, bu iştiraklerin kanuni veya iş merkezinin bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az %20 oranında ( esas faaliyet konusu finansman temini veya sigortacılık olanlarda en az Türkiye’de uygulanan kurumlar vergisi oranında) kurumlar vergisi benzeri vergi yükü taşıyan ve en az %75’i ticari, zirai ve serbest meslek kazancı niteliğinde olan kazançları üzerinden elde ettikleri ve elde edildiği vergilendirme dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer ettikleri iştirak kazançları” kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.<br />
Bu hükümden de anlaşılacağı gibi, 01.01.2005 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere iştirak edilen kurumun;<br />
- Tam mükellef olmaması,<br />
- Anonim veya limited şirket olması,<br />
- Esas faaliyet konusunun finansal kiralama veya menkul kıymet alım satımı olmaması,<br />
- Sermayesine kazancın elde edildiği tarih itibariyle en az iki yıl süreyle %25 ve daha fazla oranda iştirak edilmesi,<br />
- Dağıtılan kazancın en az %20 oranında kurumlar vergisi veya benzeri vergi yükü taşıması,<br />
- Dağıtılan kazancın en az %75’inin ticari, zirai veya serbest meslek niteliğinde olması, </p>
<p>- Elde edildiği vergilendirme dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesinin verilme tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmesi,<br />
şartları altında yurt dışı iştirak kazançları kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.<br />
h. Yurt Dışında Bulunan İşyeri veya Daimi Temsilciler Vasıtasıyla Elde Edilen Kazanç İstisnası (KVK md 8/10)<br />
KVK’nun 8/10 uncu maddesine göre “Kurumların yurt dışında bulunan iş yerleri veya daimi temsilcileri (esas faaliyet konusu finansal kiralama veya her nevi menkul kıymet yatırımı olanlar hariç) aracılığı ile elde ettikleri ve iş yeri veya daimi temsilcinin bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az %20 oranında (esas faaliyet konusu finansman temini veya sigortacılık olanlarda en az Türkiye’de uygulanan kurumlar vergisi oranında) kurumlar vergisi benzeri bir vergi yükü taşıyan ve en az %75’i ticari, zirai veya serbest meslek kazancı niteliğinde olan ve elde edildiği vergilendirme dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi takip eden üçüncü ayın sonuna kadar Türkiye’ye transfer ettikleri kazançları” kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.<br />
Kurumların yurt dışında bulunan iş yeri veya daimi temsilcileri vasıtasıyla elde edilen kazançlara ilişkin kurumlar vergisinden istisna olma şartları, yurt dışı iştirak kazancı istisnası şartları ile aynıdır.<br />
Aralarındaki tek fark iştirak kazancı istisnasına ilişkin istisna uygulamasında elde edilen kazancın elde edildiği vergilendirme dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesi verilme tarihine kadar (Örnek: 15.04.2006) Türkiye’ye transfer edilmesi gerekirken, kurumların yurt dışındaki iş yeri veya daimi temsilciler vasıtasıyla elde ettikleri kazançları, elde edildiği vergilendirme dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi takip eden 3 üncü ayın sonuna kadar (31.07.2006) Türkiye’ye transfer edilmesi gereğidir.<br />
i. Tam Mükellef Anonim Şirketlerin Yurt dışında Bulunan İştiraklerinden Elde Edilen Kazanç İstisnası (KVK md 8/11) :<br />
“Kazancın elde edildiği tarihte devamlı surette en az iki yıl süreyle aktif toplamının %75 veya daha fazlası kanuni ve iş merkezi bulunmayan anonim veya limited şirket mahiyetindeki şirketlerin (esas faaliyet konusu finansal kiralama veya her nevi menkul kıymet yatırımı olanlar hariç) her birinin sermayesine en az %25 oranında iştirakten oluşan tam mükellef anonim şirketlerin, kurum kazancının %75 veya daha fazlasını oluşturması koşuluyla bu iştiraklerin kanuni veya iş merkezinin bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az %20 oranında (esas faaliyet konusu finansman temini veya sigortacılık olanlarda en az Türkiye’de uygulanan kurumlar vergisi oranında) kurumlar vergisi benzeri bir vergi yükü taşıyan ve en az %75’i ticari, zirai veya serbest meslek kazancı niteliğinde olan kazançları üzerinden elde ettikleri ve elde edildiği vergilendirme dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer ettikleri iştirak kazançları” kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.<br />
Bu bentte yazılı istisna kazançlar üzerinden, anonim veya limited şirket mahiyetindeki şirketlere dağıtılan kâr paylarından %5’ten fazla gelir vergisi tevkifatı yapılamaz.<br />
Bu madde hükmü ile belirtilen istisnadan yararlanabilmek için;<br />
- KVK’nun 8/9 uncu maddesindeki yurt dışı iştirak kazançları istisnası şartlarının yerine getirilmesi, </p>
<p>- İştirak kazancı elde edilen kurumun tam mükellef anonim şirket olması,<br />
- Yurt dışı iştiraklerinin bu kurumun toplam aktifi içindeki payının %75 olması,<br />
- Bu kurumun yıllık kazancının en az %75’inin yurt dışı iştirak kazançlarından oluşması gerekmektedir.<br />
KVK’nun 8 inci maddesinin (9), (10) ve (11) inci bentlerinde geçen verginin nasıl hesaplanacağı yine KVK’nun 8 incimaddesinde düzenlenmiştir; “(9), (10) ve (11)’inci bentler uyarınca vergi yükü, kanuni veya iş merkezinin bulunduğu ülkede ilgili dönemde tahakkuk eden toplam kurumlar vergisi benzeri verginin, bu dönemde elde edilen toplam dağıtılabilir kurum kazancı ile tahakkuk eden kurumlar vergisi toplamına oranlanması suretiyle tespit edilir. Bu bentlerde yer alan %20 vergi yükü oranını, %25’e kadar artırmaya veya kanuni oranına indirmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.”<br />
Buna göre belirtilen kazançlar üzerindeki vergi yüküne bağlı olarak istisna kapsamında değerlendirilecek kazançlar şöyle olacaktır:<br />
Vergi Yükü 	Kurumlar Vergisinden İstisna Kazanç<br />
%10&#8242;dan az 	İstisna yok<br />
%10 &#8211; %14.99 	Kazancın 1/3&#8242;ü<br />
%15 &#8211; %19.99 	Kazancın 1/2&#8242;si<br />
%20&#8242;den fazla 	Kazancın tamamı </p>
<p>ÖRNEK: “Kurum ticari kazancının 90, vergiye tâbi kazancın tespitinde gider olarak kabul edilmeyen gerçek gider tutarının 10, dolayısıyla vergiye tâbi kazancın 100 olduğunu ve bu kazancın yarısının vergiden istisna edildiğini varsayalım. Aynı zamanda bu ülkede vergi oranının %20 olması durumunda hesaplanacak kurumlar vergisi benzeri vergi 10 olacak ve bu verginin dağıtılabilir kazanç olan 80 ile hesaplanan kurumlar vergisi olan 10’un toplamı olan 90’a oranlanması sonucu bulunacak vergi yükü %11,1 olacak dolayısıyla bu kazanç üzerinden elde edilecek iştirak kazancının tamamının istisnadan yararlanması mümkün olmayacak, sadece elde edilen iştirak kazancının 1/3’ü kurumlar vergisinden istisna edilebilecektir. Buna karşılık diğer ülkede herhangi bir istisnadan yararlanılmadığı varsayılır ise bu durumda kurumlar vergisi 20 olacak, kurumlar vergisi düşüldükten sonra kalan ve dağıtılabilir kazanç olan 70 ile hesaplanan kurumlar vergisi olan 20’nin toplamı olan 90’a oranlanması sonucu ortaya çıkacak olan vergi yükü %22,2 olacağından bu kazanç üzerinden elde edilecek iştirak kazançlarının tamamının istisnadan yararlanması mümkün olacaktır.”<br />
j. İştirak Hisseleri veya Gayrimenkullerin Satışından Doğan Kazanç İstisnası (KVK md 8/12) :<br />
Kurumların en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile gayrimenkullerinin satışından doğan ve sermayeye eklenmesine karar verilen kazançları kurumlar vergisinden müstesnadır.<br />
Sermayeye ilave edilme işleminin satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar gerçekleştirilmesi şarttır. Vadeli satış halinde, ilk yapılan tahsilatın iştirak hissesi veya gayrimenkulün maliyet bedeline ilişkin olduğu kabul edilir. Bu süre içinde sermayeye eklenmeyen kazanç kısmı için uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır. Bankalara borçlu durumda olanlar ile bunların </p>
<p>kefillerinin bu borçlara karşılık bankalara devrettikleri gayrimenkul ve iştirak hisseleri ile bankaların alacaklarına karşılık iktisap ettikleri gayrimenkul ve iştirak hisselerinin satışında iki tam yıl süreyle elde tutulma şartı aranmaz.Bedelsiz olarak ya da rüçhan hakkı kullanılmak suretiyle itibari değeriyle iktisap edilen hisse senetlerinin iktisap tarihi olarak, sahip olunan eski hisse senetlerinin iktisap tarihi esas alınır. Menkul kıymet veya gayrimenkul ticareti ile uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır.<br />
İştirak hisseleri veya gayrimenkullerin bedelsiz olarak devir, temlik ve takası gibi işlemler istisna kapsamında değildir. Ancak bu tür kıymetlerin borca karşılık, rızaen veya icra yoluyla devredilmesi veya kamulaştırılması istisna kapsamında değerlendirilecektir.<br />
Tam mükellef sermaye şirketleri dışındaki kurumlar ile dar mükellef kurumlar için gayrimenkul ve iştirak hissesi satışından doğan kazancın sermayeye eklenmesi şartı yoktur. Bunlar, satıştan doğan kazançlarını 5 yıl özel bir fon hesabında tutup, ortaklara dağıtmayarak işletmenin amaçları doğrultusunda kullanacaktır.<br />
Örnek: 2 Şubat 2005’te bir satış yapılması durumunda bu satıştan doğan kazanç 3 Şubat 2010’dan önce işletmeden çekilemez. Buradaki tutar sermayeye eklenmeli veya fon hesabında tutulmalıdır. Eğer bu kazanç 5 yıllık süre dolmadan 2009’da işletmeden çekilirse 2005 yılında istisnaya konu edilen kazanç 2009 matrahına eklenerek vergilendirilecektir.<br />
İstisna uygulaması bütün kurumlar açısından geçerli olmakla beraber, esas faaliyet konusu menkul ve gayrimenkul ticareti olan kurumların bu şekilde elde ettikleri kazançları için istisna söz konusu değildir. Buradaki kıymetlerin 2 tam yıl envanterde kayıtlı olması da durumu değiştirmeyecektir.<br />
k. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına Tanınan İstisna (KVK geçici md 31):<br />
KVK’nun geçici 31 inci maddesine göre; “2001 – 2005 yılları kazançlarına uygulanmak üzere Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının faaliyet konusu ile ilgili olarak yurt dışı iştiraklerinin finansmanından doğan alacaklarının değerlemesinden kaynaklanan kur farkları pasifte özel bir karşılık hesabında gösterilerek dönem kazancına dahil edilmez. Bu karşılıklar sermayeye eklendikleri taktirde işletmeden çekiş ve kâr dağıtımı sayılmaz. Aleyhlerine oluşan kur farkları ise aktifte özel bir karşılık hesabında tutulur ve gelecek yıllarda lehlerine oluşacak kur farkları ile kapatılır. Lehte kur farkı ile kapatılamayan tutarlar yurt dışı iştirakin işi bırakması halinde zarar addolunur.”<br />
2. DİĞER KANUNLARDA YER ALAN İSTİSNALAR<br />
a. Yatırım İndirimi İstisnası ( GVK md 19) :<br />
Yatırım indirimi, yatırımların özendirilmesi ve teşviki amacıyla belli iktisadi kıymetlerin elde edilmesi sırasında yapılan harcamaların belirlenen kısmının (%40) vergiye tâbi kazançtan düşürülmek suretiyle ticari, zirai ve kurum kazançlarının bir kısmının vergileme dışı bırakılmasını sağlayan bir sistemdir. Dar mükellefiyete tâbi olanlar dahil, ticari veya zirai kazançları bilanço esasına göre tespit edilen aşağıdaki mükellefler yatırım indirimi istisnasından yararlanabilirler. </p>
<p>• Yatırım İndiriminden Yararlanabilecekler;<br />
- Ticari kazanç sahipleri (gerçek kişiler, adi ortaklıklar, kollektif şirketler, adi komandit şirketler)<br />
- Zirai kazanç sahipleri<br />
- Kurumlar vergisi mükellefleri (sermaye şirketleri, kooperatifler,iktisadi kamu müesseseleri dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler, iş ortaklıkları)<br />
- Petrol Kanunu ve Maden Kanununa göre yürütülen arama ve sondaj faaliyetleri için yapılan harcamalar<br />
• Yatırım İndiriminden Yararlanamayacaklar;<br />
- Ticari kazancı işletme hesabı esasında veya basit usulde tespit edilen ticari kazanç sahipleri,<br />
- Zirai kazancı zirai işletme hesabı esasına göre tespit edilen zirai kazanç sahipleri,<br />
- Serbest meslek erbabı,<br />
- Ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ve diğer kazanç ve irat sahipleri.<br />
• Yatırım İndiriminin Başlangıcı;<br />
Yatırım indirimi istisnası uygulamasına, istisnaya konu iktisadi kıymete ilişkin harcamaların yapıldığı yılda başlanır ve indirilecek tutara ulaşılıncaya kadar devam edilir.<br />
Yurt dışından sağlanan yatırım mallarına ait harcamalar için yatırım indirimi, kesin ithalatın yapılıp gümrükten çekilerek işletmenin aktifine kaydedildiği tarihte uygulanır.<br />
Mal ve hizmet üretim yeri olmak üzere inşa edilen binalar ile parça parça satın alınıp monte edilen iktisadi kıymetlere ilişkin yatırım indirimi istisnası, harcamaların yapılmaya başlandığı yıldan itibaren uygulanır.<br />
• Yatırım İndiriminin Konusu ve Oranı ;<br />
Yatırım indiriminin konusu, mükelleflerin faaliyetlerinde kullanmak üzere satın aldıkları veya imal ettikleri amortismana tâbi iktisadi kıymetlerin maliyet bedelidir.<br />
24.04.2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgesi kapsamındaki harcamalara ilgili belgede yazılı yatırım indirimi oranı uygulanacaktır (GVK Geçici md 61). Ancak, 24.04.2003 tarihinden sonra bu belgelere ilave edilen iktisadi kıymetlere ilişkin harcamalar için oran %40 olacaktır.<br />
24.04.2003 tarihinden itibaren, kullanılmak üzere satın alınan veya imal edilen amortismana tâbi iktisadi kıymetlerin maliyet bedelinin %40’ı yatırım indirimi istisnasını oluşturur.<br />
Mükelleflerin eski ve yeni uygulama ile ilgili olarak seçimlik hakları vardır. İsteyen mükellefler 24.04.2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında, bu tarihten itibaren yaptıkları harcamalar için yeni uygulamayı seçebilirler. Eski hükümler çerçevesinde yatırım indirimi istisnasından yararlanan kazançlar üzerinden dağıtılsın dağıtılmasın %19,8 oranında tevkifat yapılacaktır.<br />
• Yatırım İndirimi Hesaplanmayacak İktisadi Kıymetler (GVK md 19/4);<br />
1. Bedeli 10.000 YTL’den (2005) az olan iktisadi kıymetler (iktisadi ve teknik bakımdan bütünlük arz eden iktisadi kıymetler haddin aşılıp aşılmadığının tespitinde </p>
<p>bir bütün olarak dikkate alınır). Söz konusu iktisadi kıymetlerin yenilenmesi halinde de yapılan harcamalar topluca göz önüne alınarak belirlenen limit aşılırsa yatırım indirimine konu edilecektir.<br />
2. Yurt içinde veya yurt dışında daha önce kullanılmış olan iktisadi kıymetler (yüzer havuzlar ile on iki yaşından küçük gemiler hariç).<br />
3. Gayri maddi haklar ile ekonomik ömrü 5 yıldan daha kısa olan özel maliyet bedelleri (yatırım indiriminden yararlanan iktisadi kıymetlerin kullanılabilmesi için gerekli olan bilgisayar programları hariç).<br />
4. Mal ve hizmet üretimi ile doğrudan ilgisi olmayan, alet edevat, mefruşat ve büro demirbaşları.<br />
5. Bedelsiz olarak iktisap edilen iktisadi kıymetler.<br />
6. Satın alma suretiyle iktisap edilen veya inşa edilen binalar ( mal ve hizmet üretim yeri olarak kullanılmak üzere inşa edilenler hariç).<br />
7. Arazi veya arsalar.<br />
8. Binek otomobili ve benzeri kara taşıtları, yat, kotra, tekne ve benzeri motorlu deniz araçları ile uçak ve helikopter gibi hava taşıtları (işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olanlar hariç).<br />
9. Yurt dışındaki yatırımlarda kullanılmak üzere alınan iktisadi kıymetler.<br />
• Yatırım İndiriminde Endeksleme ve Enflasyon Düzeltmesi;<br />
24.04.2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen teşvik belgelerine konu yatırımlarla ilgili olarak yapılan harcamalar (teşvik belgelerine bu tarihten sonra ilave edilen iktisadi kıymetler için yapılan harcamalar hariç) harcamanın yapıldığı yıla ilişkin vergi matrahından kazancın yetersiz olması nedeniyle indirilemezse, bu tutar izleyen yıllarda Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre bu yıllar için belirlenen “Yeniden Değerleme Oranı”nda arttırılarak dikkate alınacaktır.<br />
Yatırım harcamalarının yapıldığı yıldaki vergi matrahının tespitinde kazancın yetersiz olması nedeniyle indirilemeyen istisna tutarı DİE Toptan Eşya Fiyatları Genel Endeksinde meydana gelen artış oranında artırılarak dikkate alınır.<br />
Örnek: Bir işletmenin üretimde kullanmak üzere aldığı makinanın 2005 hesap dönemi sonundaki düzeltilmiş değeri 100.000 YTL’dir. Bu işletmenin 2005 yılı kazancı 30.000 YTL’dir.Buradaki iktisadi kıymet için yatırım indirimi tutarı= 100.000 x %40= 40.000<br />
2005 kazancı=30.000 </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/kurumlar-vergisi-rehberi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vergi Tarhiyatına Karşı Mükelleflerin Takip Edebileceği Yollar</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/vergi-tarhiyatina-karsi-mukelleflerin-takip-edebilecegi-yollar.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/vergi-tarhiyatina-karsi-mukelleflerin-takip-edebilecegi-yollar.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 06:43:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Ceza]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Nci]]></category>
		<category><![CDATA[Nev]]></category>
		<category><![CDATA[Talebi]]></category>
		<category><![CDATA[Tanzim]]></category>
		<category><![CDATA[Vergi Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[Vergiler]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11788</guid>
		<description><![CDATA[213 sayılı Vergi Usul Kanununun 20’nci maddesi uyarınca Verginin tarhı, vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muameledir.İkmalen, re’sen ve idarece tarh edilen vergiler ihbarname ile ilgililere tebliğ olunur. Nev’i ve doğuşu ayrı olan vergiler için ayrı ihbarname kullanılır. Vergi ve ceza ihbarnamelerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>213 sayılı Vergi Usul Kanununun 20’nci maddesi uyarınca Verginin tarhı, vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muameledir.İkmalen, re’sen ve idarece tarh edilen vergiler ihbarname ile ilgililere tebliğ olunur. Nev’i ve doğuşu ayrı olan vergiler için ayrı ihbarname kullanılır. Vergi ve ceza ihbarnamelerinin muhteviyatı Vergi Usul Kanununun 35 ve 366’ncı maddelerinde belirtilmiştir. Vergi ihbarnamelerinde takdir komisyonunun kararı üzerine tarh edilen vergilerde kararın ve re&#8217;sen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer sureti ihbarnameye eklenir. Ceza ihbarnamelerinde ise; cezayı gerektiren olayın tesbitine dair tutanak sureti ile inceleme raporunun birer örneği ihbarnameye bağlanır.Tarh edilen vergiler ve kesilen cezalara karşı mükelleflerin yasal haklarını ve izleyebileceği başvuru yollarını ana hatları ile izleyen bölümlerde açıklanmıştır.<br />
 <strong>II – VERGİ TARHİYATINA KARŞI MÜKELLEFİN TAKİP EDEBİLECEĞİ YOLLAR</strong><br />
A &#8211; Vergi Hatasının Düzeltilmesi Talebi<br />
 Düzeltme, vergi hatalarının yargı mercilerine gidilmeksizin, hatanın ilgili vergi dairesince ortadan kaldırılmasına yönelik idari bir işlemdir. Düzeltme işlemi ancak bir vergi hatasının tespit edilmesi durumunda <span id="more-11788"></span>gerçekleştirilebilecektir. “vergi hatalarını düzeltme ve reddiyat” Vergi Usul Kanununun Birinci Kitap, Altıncı Kısım, Üçüncü Bölümünde 116-126’ncı maddeleri arasında tanzim edilmiştir. “Vergi hatası”nın tanımı sözkonusu Kanunun 116’ncı maddesinde yer almaktadır. Madde hükmüne göre;</p>
<p>Vergi hatası, vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınmasıdır.</p>
<p>Vergi hataları, hesap hataları ve vergilendirme hataları olmak üzere, ikiye ayrılır. </p>
<p>Hesap hataları şunlardır:</p>
<p>Matrah hataları: Vergilendirme ile ilgili beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda matraha ait rakamların veya indirimlerin eksik veya fazla gösterilmiş veya hesaplanmış olmasıdır.</p>
<p>Vergi miktarında hatalar: Vergi nispet ve tarifelerinin yanlış uygulanması, mahsupların yapılmamış veya yanlış yapılmış olması, birinci bentte yazılı vesikalarda verginin eksik veya fazla hesaplanmış veya gösterilmiş olmasıdır.</p>
<p>Verginin mükerrer olması: Aynı vergi kanununun uygulanmasında belli bir vergilendirme dönemi için aynı matrah üzerinden bir defadan fazla vergi istenmesi veya alınmasıdır.</p>
<p>Vergilendirme hataları ise şunlardır:</p>
<p>Mükellefin şahsında hata: Bir verginin asıl borçlusu yerine başka bir kişiden istenmesi veya alınmasıdır;</p>
<p>Mükellefiyette hata: Açık olarak vergiye tabi olmıyan veya vergiden muaf bulunan kimselerden vergi istenmesi veya alınmasıdır;</p>
<p>Mevzuda hata: Açık olarak vergi mevzuuna girmiyen veya vergiden müstesna bulunan gelir, servet, madde, kıymet, evrak ve işlemler üzerinden vergi istenmesi veya alınmasıdır;</p>
<p>Vergilendirme veya muafiyet döneminde hata: Aranan verginin ilgili bulunduğu vergilendirme döneminin yanlış gösterilmiş veya süre itibariyle eksik veya fazla hesaplanmış olmasıdır.</p>
<p>Vergi hataları şu yollarla meydana çıkarılabilir :</p>
<p>1 &#8211; İlgili memurun hatayı bulması veya görmesi ile,<br />
2 &#8211; Üst memurların yaptıkları incelemeler neticesinde hatanın görülmesi ile,<br />
3 &#8211; Mükellefin müracaatı ile,<br />
4 &#8211; Hatanın teftiş veya vergi incelemesi sırasında meydana çıkarılması. ( Vergi denetimi ile ilgili olarak Maliye Bakanlığı bünyesinde denetim birimleri teşkil edilmiş olup, Maliye Müfettişleri, Gelirler Kontrolörleri ve Vergi Denetmenleri “vergi incelemesi” “teftiş” ve “soruşturma” yetkilerini haizdirler. Hesap Uzmanları ise yalnız “vergi incelemesi” yetkisini haizdirler.)</p>
<p>İdarece tereddüt edilmeyen açık ve mutlak vergi hataları re&#8217;sen düzeltilir. Kendi aleyhlerine düzeltme yapılan kimselerin düzeltmeye karşı vergi mahkemesinde dava açma hakları mahfuzdur.</p>
<p>Mükellefler, vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden yazı ile isteyebilirler. Bunların posta ile taahhütlü olarak gönderilmesi de mümkündür.</p>
<p>B – Vergi ve Cezanın İtirazsız Ödenmesi</p>
<p>İhbarnamelerde vergi mahkemesinde dava açma süresi ve vergi mahkemesinde dava açma şekli belirtilir. Mükellefe tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içerisinde mükellefler tarhiyata karşı dava açmadıkları takdirde, tarhiyat kesinleşir. Bu durumda tarh olunan vergiler Vergi Usul Kanunu’nun 112’nci maddesi uyarınca taksit zamanlarından evvel tahakkuk etmişse taksit süreleri içinde; taksit süreleri kısmen veya tamamen geçtikten sonra tahakkuk etmişse; geçmiş taksitler, tahakkuk tarihinden başlayarak bir ay içinde ödenir. Yine Vergi Usul Kanunu’nun 368’inci maddesi uyarınca cezaya karşı vergi mahkemesinde dava açılmaması halinde ceza, dava açma süresinin bittiği tarihten başlayarak bir ay içinde ödenir.  Mükellefler 30 günlük 376’ncı madde ve uzlaşma süresi ile dava açma süresi içerisinde bu eylemlerden hiçbirini gerçekleştirmezlerse vergi ve ceza ta¬hakkuk eder. Bu tahakkuktan ancak vergi hatası mevcut ise kurtulunulabilir. Aksi halde vergi ve cezalarda hiç indirim olmaz. Tamamı ödenmek durumundadır.</p>
<p>C &#8211; Cezalarda İndirim Talep Etme</p>
<p>Vergi ve ceza ihbarnamelerinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içerisinde, tarhiyata ve cezaya muhatap olanlar (mükellef veya vergi sorumlusu) Vergi Usul Kanunu’nun 376’ncı maddesi uyarınca cezalarda indirim yapılmasını talep edebilir. “vergi ziyaı, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarında indirme” başlıklı sözkonusu madde aşağıdaki şekildedir.</p>
<p>“İkmalen re&#8217;sen veya idarece tarh edilen vergi veya vergi farkını ve aşağıda gösterilen indirimlerden arta kalan vergi ziyaı, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarını mükellef veya vergi sorumlusu ihbarnamelerin tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde ilgili vergi dairesine başvurarak vadesinde veya 6183 sayılı Kanunda belirtilen türden teminat göstererek vadenin bitmesinden itibaren üç ay içinde ödeyeceğini bildirirse: </p>
<p>1. Vergi ziyaı cezasında birinci defada yarısı, müteakiben kesilenlerde üçte biri,<br />
2. Usulsüzlük veya özel usulsüzlük cezalarının üçte biri,<br />
İndirilir.<br />
Mükellef veya vergi sorumlusu ödeyeceğini bildirdiği vergi ve vergi cezasını yukarda yazılı süre içinde ödemez veya dava konusu yaparsa bu madde hükmünden faydalandırılmaz.<br />
Yukarıdaki hükümler vergi aslına tabi olmaksızın kesilen usulsüzlük cezaları hakkında da uygulanır.” </p>
<p>Sözkonusu hüküm dikkate alındığında ihbarnamenin tebliğini takip eden 30. günden itibaren 4 ay içerisinde ödeme imkanı vardır. Yine madde hükmünden anlaşılacağı üzere 376’ncı madde talebi dava açma hakkını ortadan kaldıramadığı için, mü¬kellefler bu talep dilekçesini ver¬dikten sonra dava açabilirler. ( Mükellefin 376’ncı madde talep edip buna göre vergi cezasını ödemesi halinde dahi dava açma hakkı saklıdır.)</p>
<p>D – Uzlaşma</p>
<p>Uzlaşma müessesesi ile ilgili hükümler, Vergi Usul Kanununa, 205 sayılı Kanunla, 1963 yılında eklenmiştir. Zaman içinde, uygulamada, bazı değişiklikler de yapılmıştır.</p>
<p>1985 yılında, uzlaşma müessesesi ile ilgili olarak 3239 sayılı Kanunla, önemli bir değişiklik yapılmış ve o güne kadar sadece tarhedilmiş vergi ve cezalar üzerinde yapılabilen uzlaşmanın, henüz tarhedilmemiş vergi ve cezalar için de yapılabilmesi imkanı getirilmiştir. Halen, vergi mevzuatımızda, “tarhiyat öncesi uzlaşma” ve “tarhiyat sonrası uzlaşma” olarak iki farklı uzlaşma türü mevcuttur. Uzlaşma müessesesi ile ilgili hükümler Vergi Usul Kanunu&#8217;nun Ek 1-12’nci maddelerinde yeralmaktadır. </p>
<p>Tarhiyat öncesi uzlaşma vergi incelemesi sonucu düzenlenen vergi inceleme raporlarında, tarhı istenen vergi ve kesilmesi istenen cezalar için talep edilebilir. Tarhiyat sonrası uzlaşma ise daha geniş kapsamlıdır. Tarhiyat sonrası uzlaşmanın kapsamına vergi inceleme raporu ile istenen vergi ve cezalar(usulsüzlükler hariç) da girer.</p>
<p>Iki uzlaşma arasında kapsam haricinde komisyonların oluşturulmasında farklılıklar görülür. Tarhiyat öncesi uzlaşmada vergi inceleme elemanları tarafından komisyon oluşturulurken, tarhiyat sonrası uzlaşmada, uzlaşılan rakama göre, İlçe Uzlaşma Komisyonu, İl Uzlaşma Komisyonu, Vergi Dairesi Başkanlığı Uzlaşma Komisyonu ve Merkezi Uzlaşma Komisyonu bünyesinde  idari görevliler (vergi dairesi müdürü, müdür yardımcısı, defterdar, vergi dairesi başkanı,gelirler genel müdürü, müsteşar, gibi)   bulunur. </p>
<p>E &#8211; Dava Açma</p>
<p>Vergi incelemesi neticesinde tarh edilecek vergi ve kesilecek cezalar için mükellef veya vergi sorumluları isterlerse yargı yoluna giderek tarhiyata karşı vergi mahkemesinde dava açabilirler.</p>
<p>Vergi mahkemesinde dava açabilmek için verginin tarh edilmesi cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonları kararlarının tebliğ edilmiş olması; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması lazımdır.</p>
<p>Mükellefler beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar. Bu Kanunun vergi hatalarına ait hükümleri mahfuzdur.</p>
<p>Vergi ve ceza ihbarnamelerinin muhataba tebliği tarihinden itibaren 30 gün içerisinde mükellef veya vergi sorumlusu uyuşmazlık konusu vergi ve cezaları tarh ettiren vergi dairesinin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesinde doğrudan dava açabilir. Ancak mükellef daha önce uzlaşma yoluna gitmiş ve uzlaşma vaki olamamış ise ve bu arada dava açma süresi bitmiş veya 15 günden az kalmış ise dava açma süresi; uzlaşmanın vaki olamadığına dair tutanağın mükellefe tebliğ tarihinden itibaren 15 gün olarak uzar.(Vergi Usul Kanunu Ek Md.7)</p>
<p>Davalar, vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır. Dilekçelerin muhteva etmesi gereken hususlar İdari Yargılama Usulü Kanununun 3’üncü maddesinde açıklanmıştır.</p>
<p>Dava açılması tarh edilen vergi ve cezaların dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemini durdurur.</p>
<p>Dava mükellef lehine sonuçlanırsa, vergi dairesi, vergi mahkemesinin kararına göre gecikmeksizin işlem tesis etmeye mecburdur. Bu süre kararın vergi dairesine tebliğinden itibaren otuz günü geçemez. </p>
<p>Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir. Mükellef veya vergi sorumlusu vergi aslı ve cezalarını kararın kendisine tebliğinden itibaren 1 ay içinde ödemek zorundadır. </p>
<p>Vergi mahkemesi kararlarına karşı tarafların itiraz veya temyiz hakları mevcuttur.</p>
<p>Altar Ömer ARPACI<br />
Maliye Bakanlığı<br />
Gelirler Kontrolörü</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/vergi-tarhiyatina-karsi-mukelleflerin-takip-edebilecegi-yollar.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stagflasyon Ve Maliye Politikası</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/stagflasyon-ve-maliye-politikasi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/stagflasyon-ve-maliye-politikasi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 06:32:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Makro]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Piyasa]]></category>
		<category><![CDATA[Sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11785</guid>
		<description><![CDATA[Stagflasyon kavramı bir ekonominin aynı anda hem işsizlik hem de enflasyon içinde bulunması durumunu ifade eder. Yüksek bir enflasyon oranının, kullanılmayan üretim kapasitelerinin, işsizliğin ve yetersiz bir büyüme hızının birlikte yaşandığı bir ekonomik olayı ifade etmek için kullanılan stagflasyon ciddi bir ikilemi ortaya koymaktadır. Daha öncede belirtildiği gibi, daraltıcı para ve maliye politikaları bir ekonomide [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Stagflasyon kavramı bir ekonominin aynı anda hem işsizlik hem de enflasyon içinde bulunması durumunu ifade eder.<br />
Yüksek bir enflasyon oranının, kullanılmayan üretim kapasitelerinin, işsizliğin ve yetersiz bir büyüme hızının birlikte yaşandığı bir ekonomik olayı ifade etmek için kullanılan stagflasyon ciddi bir ikilemi ortaya koymaktadır. Daha öncede belirtildiği gibi, daraltıcı para ve maliye politikaları bir ekonomide talep enflasyonu için çözüm olurken, yüksek işsizlik oranlarının azaltılması için genişletici politikalar izlenmesi gerekmektedir.<br />
Stagflasyon durumunda başlıca makro düzeyde sorun istihdam konusunda ortaya çıkmaktadır. Özellikle enflasyon oranlarının yüksek olduğu dönemlerde ortaya çıkan işsizliğe rağmen ücret baskıları tercih edilmektedir. Yine artan işsizlik, çalışanların hayat standardını korumaya yöneliktir.<br />
<strong>Stagflasyon sürecinin 4 özelliği bulunmaktadır.</strong><br />
1-Devletin maliye ve para politikası aracılığıyla enflasyonu kontrol altına almak istemesi nedeniyle ekonomik faaliyetler belli ölçüde daralır.<br />
2-Enflasyon oranının yüksek olduğu dönemlerde artan işsizliğe rağmen ücret baskıları ve artan işsizlik çalışanların hayat standartlarını muhafaza etmeye yeğlenir. Bu durum ise sendikaların pazarlık güçlerini artırır.<span id="more-11785"></span></p>
<p>3-Bu dönemde kârlar azalır. Bu durum ise özellikler rekabetçi serbest piyasa ekonomisinin uzun dönemde temelini sarsan ciddi bir olgu haline gelmektedir.</p>
<p>4-Daha yüksek ücretler için konan baskılar toplumda artan işsizlikle birlikte firmaları işçi grevleri nedeniyle zarar ve kârların azalması tercihiyle karşı karşıya bırakmaktadır.</p>
<p><strong>STAGFLASYONLA MÜCADELE POLİTİKASINDA MALİYE POLİTİKASI TEDBİRLERİ</strong></p>
<p>Stagflasyon olgusu bir ekonomide karar birimlerini enflasyonla mücadele ederken işsizliği kötüleştirmeme ya da işsizlikle mücadele ederken enflasyonu kötüleştirmeme arasında ciddi önlemler almalarını gerektiren bir ikilemle karşı karşıya getirmektedir. Bir yandan işsizliği gidermek için genişletici maliye politikası tedbirleri uygulanması diğer yandan fiyat artışların engellemek için daraltıcı bir politikanın uygulanması gerekir ki karar vericiler (siyasal iktidarlar) için bu gerçekten zor bir seçenektir ve bir tercih sorunudur. Hangi politika seçilirse seçilsin bir amacın gerçekleştirilmesi sırasında diğer amaçtan uzaklaşılacaktır. Bu nedenle devlet politikasınca izlenilecek yol bu iki amacın optimal bir bileşimini gerçekleştirmeye çalışmaktır.</p>
<p>1970’li yılların başından beri stagflasyon olgusuna çözüm arayan gerek keynesyen iktisatçılar gerekse monetaristler ekonominin mikro yapısını daha iyi anlamız gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu nedenle yeni bir takım ekonomik gelişmeler gündeme gelmiş ve Keynes devriminden bu yana ilk kez mikro temelli ekonomi politikalarının birçok iktisatçının dikkatini çekmeye başladığı görülmüştür. Bundan böyle hem keynesyenler hem de monetaristler stagflasyon olayının çözümü için ekonominin mikro yapısını daha iyi anlamamız gerektiğini ortaya koymuşlardır.</p>
<p>İşte günümüz ekonomik olaylarının çözümü için hem makro hem de mikro ekonomi araçlarını kullanma zorunluluğu böyle bir anlayışın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Stagflasyonla mücadelede geleneksel maliye politikası araçlarının kullanılması, olayın ortaya çıkış kaynak ve türlerinin ve de bunların ekonomideki etkinlik derecelerinin belirlenmesi kaçınılmazdır. Bu belirleme yapıldıktan sonra mevcut araçlarla istikrarsızlığın kaynağına inilebilecektir. Bu araçlar bilindiği gibi vergi, harcama, borçlanma ve bütçe politikası araçlarıdır. Ayrıca stagflasyon olayı işsizlik sorununu da kapsamında bulundurduğu için stagflasyonla mücadele programları içinde ücret ve fiyat kontrolleri, sektörel ve bölgesel farklılıkların giderilmesi benzeri önlemler alınabilir<br />
.<br />
Stagflasyonla mücadele etmek için önerilen seçenek politikalarından bazıları</p>
<p><strong>1-GELIRLER POLITIKASI</strong></p>
<p>Bir ekonomideki fiyat ve ücret artışlarına karşı uygulanması düşünülebilecek politikalardan biri ücret ve fiyatların oluşum sürecine doğrudan doğruya müdahale etmektir. Gelirler politikası geniş kapsamlı bir kavramdır ve kamu harcamalarıyla vergileri değiştirmeksizin, toplam talebi azaltmaksızın ekonomideki enflasyonist baskıları önlemek amacıyla alınan birçok önlemi tanımlamak için kullanılmaktadır. Gerçekten gelirler politikası, artan fiyat ve ücretleri azaltmak için firma ve sendikaları ikna etmeye çalışmaktan, kabul edilebilir çeşitli fiyat ve ücret artışları için çeşitli göstergeler geliştirmeye ve sonuçta fiyat ve ücretlerin genel olarak dondurulmasına kadar çeşitli önlemleri kapsamaktadır.</p>
<p>Gelirler politikası içinde, yasal olarak fiyat tavanları belirlemek ve bunlara uymayanları cezalandırmak şeklinde uygulanan fiyat ve ücretlerin dondurulması önlemi diğerlerine kıyasla en kısıtlayıcı olanıdır ve enflasyonu kesin olarak aşağıya çekebilmektedir. O zaman niçin bu yolla enflasyondan kurtulunamamaktadır? Bunun nedeni, eğer ekonomide kaynakların optimum dağılımı isteniyorsa, ücret ve fiyatların değişmesi gerektiği düşüncesidir. Bir enflasyonla mücadele politikasının amacı, ortalama fiyat artış oranını, fiyatların kaynak dağılımındaki rolüne müdahale etmeden azaltmaya çalışmak olmalıdır. Kısa bir dönem için fiyat ve ücretlerin dondurulması nedeniyle bozulan kaynak dağılımın çok küçük olabilir ve fazla maliyetli de değildir. Ancak ücret ve fiyatların uzun süre sabit tutulması durumunda emek ve mal piyasalarında anormallikler (bozukluklar) ortaya çıkacaktır.</p>
<p><strong>2-VERGİ TEMELLİ GELİR POLİTİKASI</strong></p>
<p>Vergi temelli gelir politikaları, daha düşük parasal ücret artışlarını öneren ve kabullenen firmalarla işçileri mükafatlandıran; aşırı ücret artışlarını öneren ve kabullenen firmalarla işçileri cezalandıran bir vergi sisteminin kullanımıdır.<br />
Bu sistemde ücretleri belli bir sınırda tutan firmalara ve işçileri vergi azaltılması yoluyla mükafatlandırılmakta aksine aşırı ücret artışları öneren ve alan firmalarla işçiler yüksek vergiler yoluyla cezalandırılmaktadır. Böylece vergi temelli gelir politikaları, düşük parasal ücret ve fiyat artışlarını daha cazip, aşırı parasal ücret ve fiyat artışların daha az cazip kılarak nispi fiyatları değiştirmeyi planlamaktadır.<br />
(Vergi temelli gelir politikası ile parasal ücret artışlarını sınırlandırmak ve böylece dolaylı olarak fiyat artışlarını önlemek için vergi sistemini kullanmak fikri hakim )</p>
<p><strong>3-İNDEKSLEME</strong></p>
<p>Gelir vergisinin, özel ücret sözleşmelerinin, işsizlik tazminatlarının ve sosyal güvenlik yardımlarının cari enflasyon oranına göre indekslenmesinin, enflasyon oranında beklenmeyen bir azalmanın maliyeti olarak gösterilen işsizlik oranını düşüreceği ileri sürülmektedir. Çünkü enflasyon oranında beklenilmeyen bir azalmanın ekonomide işsizliği artırmasının bir nedeni, ücret sözleşmelerinin parasal olarak sabit olmasıdır. Üç yıllık bir ücret sözleşmesi beklenen bir enflasyon oranını kapsamaktadır. Bu durumda, eğer, cari enflasyon oranı beklenen enflasyon oranının altında ise, ücret maliyetleri mal ve hizmet fiyatlarından daha hızlı artacak ve daha az emek gücü istihdam edecektir. Ancak, parasal ücretler enflasyon oranına indekslenirse, parasal ücretlerdeki artış oranı enflasyon oranındaki azalmaya otomatik olarak karşılık verecektir.</p>
<p><strong>4-ÜRETIM TESVIKLERI POLITIKASI VE TOPLAM ARZ</strong></p>
<p>Bazı ekonomistler özellikle arz yönlü ekonomistler, üretken faaliyetler üzerinden alınan yüksek oranlı vergilerin toplam arzı ciddi bir biçimde etkilediğine inanmaktadırlar. Onlara göre, uygulanacak bir vergi azaltılması programı ekonomide çalışmayı, tasarrufu, yatırımı, üretkenliği ve toplam arzı teşvik edecek ve böylece stagflasyon olayının çözümüne yardımcı olabilecektir.<br />
Kamu harcamalarının toplam arz üzerindeki etkisi ise, teşvikler üzerinde ters yönlü bir etkiye sahip olduğu için daha farklı olacaktır. çünkü, artan kamu harcamaları borçlanma ile finanse edildiği takdirde, ödünç verilebilir fonlar piyasasından fon çekildiği için, faiz oranları yükselmekte ve özel yatırım harcamaları azalabilmektedir. Bu durumda zamanla, ekonominin sermaye birikim oranının azalacağı ve bu nedenle ekonomik büyümenin gecikebileceği açıktır. Borçlanmaya seçenek olarak, kamu harcamalarının üreticilerin gelirleri üzerinden alınan vergilerle finanse edildiği durumda ise, teşvikler ortadan kalkacak, (yatırıma oranla cari tüketim fiyatı, çalışmaya oranla boş zaman fiyatı gibi) nispi fiyatlar değişecektir. Ekonomistler nispi fiyatların önemli olduğunu vurgulamaktadırlar. Çünkü vergilenmeyen faaliyetlere oranla (örneğin aylaklık, boş zaman gibi) vergilenebilir üretken faaliyetlerin fırsat maliyeti artarsa, karar vericiler daha çok birinciyi tercih edeceklerdir. Burada önemli olan soru, bu ikâme etkisinin ne kadar önemli olduğudur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/stagflasyon-ve-maliye-politikasi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ücretlilerde Vergi İndirimi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/ucretlilerde-vergi-indirimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/ucretlilerde-vergi-indirimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 06:26:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Elde]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Giyim]]></category>
		<category><![CDATA[kira]]></category>
		<category><![CDATA[Sahte]]></category>
		<category><![CDATA[Vergi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11783</guid>
		<description><![CDATA[Vergi indirimi ücretlilere gelir imkanı sağlayan bir uygulama olmasının yanısıra belge düzeninin yerleştirilmesine de katkıda bulunmaktadır. Bu çalışma çalışanlara özel gider indirimi konusunda yardımcı olmak, sıkça sorulan sorulara cevap vermek ve sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeleri harcamalar arasına dahil etmenin cezai sonuçları hakkında bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Gerçek ücretlerin vergilendirilmesinde, mükellefin kendisi, eşi ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vergi indirimi ücretlilere gelir imkanı sağlayan bir uygulama olmasının yanısıra belge düzeninin yerleştirilmesine de katkıda bulunmaktadır.<br />
Bu çalışma çalışanlara özel gider indirimi konusunda yardımcı olmak, sıkça sorulan sorulara cevap vermek ve sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeleri harcamalar arasına dahil etmenin cezai sonuçları hakkında bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır.<br />
Gerçek ücretlerin vergilendirilmesinde, mükellefin kendisi, eşi ve çocukları ile ilgili eğitim, sağlık, gıda, giyim ve ikamet edilen konuta ait kira harcamalarının yıllık toplam tutarının;<br />
-3.300 Yeni Türk Lirasına kadar %8’i,<br />
-6.600 Yeni Türk Lirasının, 3.300 Yeni Türk Lirası için %8’i, aşan kısmı için %6’sı<br />
-6.600 Yeni Türk Lirasından fazlasının, 6.600 Yeni Türk Lirası için %7’si,aşan kısmı için %4’ü. (2005 yılı için)<br />
ücretlinin ertesi yılda ödeyeceği gelir vergisinden mahsup edilir veya işverenler aracılığı ile kendisine nakden iade edilir. <span id="more-11783"></span><br />
<strong>Vergi İndirimindeki Genel Esaslar Nelerdir?<br />
Vergi İndiriminden Kimler Yararlanır?<br />
Vergi İndirimine Konu Harcamalar Nelerdir?<br />
Vergi İndirimine Konu Harcamalarda Aranacak Şartlar Nelerdir?<br />
Vergi İndirimine Konu Olan Harcama Belgeleri Nelerdir?<br />
Vergi İndirimine Konu Olan Harcamalara İlişkin Üst Sınır var mıdır?<br />
Vergi İndirimine Konu Olan Harcamalar Ücret Gelirinin Elde Edildiği Dönemle İlgili Olmak Zorunda mıdır?<br />
Belgesi İndirim Konusu Yapılamayacak Kurum ve Kuruluşlar Hangileridir?<br />
Vergi İndirimine Girmeyen Harcamalar Nelerdir?<br />
Vergi İndirimi Tutarı Nasıl Hesaplanacaktır?<br />
Vergi İndiriminde Ücretliler Tarafından Yapılacak İşlemler Nelerdir?<br />
Vergi İndiriminde İşverenler Tarafından Yapılacak İşlemler Nelerdir?<br />
Bir Harcama Belgesinde Birden Fazla Harcama Çeşidinin Yer Alması Durumunda Vergi İndirimi Nasıl Yapılacaktır?<br />
Ücretlilerde Vergi İndirimine Ait Bildirim Nasıl Yapılacaktır?<br />
Aynı Zamanda Birden Fazla İşverenden Ücret Geliri Elde Edenlerde Vergi İndirimi Nasıl Yapılacaktır?<br />
Muhtasar Beyanname Vermeyen İşverenlerin Yapacağı İşlemler Nelerdir?<br />
Yıllık Beyanname Veren Ücretlilerde Vergi İndirimi Uygulaması Nasıl Yapılacaktır?<br />
Emeklilik Nedeniyle İşten Ayrılan veya Ölen Ücretlilerde Vergi İndirimi Nasıl Yapılacaktır?<br />
Bir İşyerinde Çalışmakta İken İşten Ayrılan ve Başka Bir İşte Ücretli Olarak Çalışmayanlar Hakkında Vergi İndirimi Uygulaması nasıl Yapılacaktır?<br />
İşverenlerce Emekli Olanlar veİşten Ayrılıp Başka İşveren Nezdinde Çalışmayanlarla İlgili Olarak Yapılacak İşlemler Nelerdir?<br />
İşveren Değiştiren Ücretlilerde Vergi İndirimi Uygulaması Nasıl Yapılacaktır?<br />
Ücretini Yabancı Bir Memleketteki İşverenden Alan Ücretlilerde Vergi İndirimi Nasıl Yapılacaktır?<br />
Üçer Aylık Dönemlerde Muhtasar Beyanname Veren İşverenlerin Yanında Çalışan Ücretlilerde Vergi İndirimi Uygulaması Nasıl Yapılacaktır?<br />
Mükellefiyeti Sona Eren İşverenler Yanında Çalışmış Olan Ücretlilere İlişkin Vergi İndirimi Uygulaması Nasıl Yapılacaktır?<br />
Vergi İndirimi Nedeniyle Tevkif Suretiyle Kesilerek Ödenmesi Gereken Gelir Vergisinin Eksik Hesaplanması Halinde Uygulanacak Cezai Müeyyideler Nelerdir?<br />
</strong></p>
<p> <strong> Vergi İndirimindeki Genel Esaslar Nelerdir? </strong><br />
• Vergi indirimi yalnızca ücretlileri gerçek usulde tespit edilen ücretlilerin yararlanabileceği bir indirimdir. Harcamaya göre hesaplanacak tutar matrahtan indirilecektir.<br />
• İndirim konusu harcamaların Türkiye’de yapılması, gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle belgelendirilmesi ve bu belgelerin işverene verilmesi şarttır.<br />
• Hesaplanan indirim tutarı, harcamanın yapıldığı yıla ait ücretin yıllık vergi matrahını geçemez.<br />
• Mükellefin kendisi, eşi ve çocukları ile ilgili eğitim, sağlık, gıda, giyim ve konut kira harcamalarının yıllık toplamı vergi indiriminde esas alınır. </p>
<p><strong>  Vergi İndiriminden Kimler Yararlanır? </strong><br />
Vergi indiriminden ücretleri gerçek usulde tespit edilen ücretliler yararlanır.Bunların eş ve çocuklarının harcamaları da vergi indirimine konu olur.<br />
Eş; Medeni Kanuna göre aralarında evlilik bağı kurulmuş kadın ve erkeklerden her biridir.Eş başka bir işte çalışsa dahi adına düzenlenen belge eşinin vergi indiriminde dikkate alınır.<br />
Vergi indiriminde çocuk tabiri; yaş sınırına bakılmaksızın ücretli ile birlikte oturan veya ücretli tarafından bakılan (gelir vergisine tabi geliri bulunmayan, nafaka verilmek suretiyle bakılan,evlat edinilenler ile ana babalarını kaybetmiş torunlardan ücretli ile birlikte oturan) kişiler olarak kabul edilmektedir.<br />
Aşağıda sayılan ödemelerde ücret sayılır ve vergi indiriminden yararlanırlar:<br />
• Gelir Vergisi Kanunu’nun 23‘üncü maddenin 11 numaralı bendine göre istisna dışında kalan emeklilik, maluliyet, dul ve yetim aylıkları,<br />
• Evvelce yapılmış veya gelecekte yapılacak hizmetler karşılığında verilen para ve ayınlarla sağlanan diğer menfaatler,<br />
• Türkiye Büyük Millet Meclisi, il genel meclisi ve belediye meclisi üyeleri ile özel kanunlarına veya idari kararlara göre kurulan daimi veya geçici bütün komisyonların üyelerine ve yukarıda sayılanlara benzeyen diğer kimselere bu sıfatları dolayısıyla ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler,<br />
• Yönetim ve denetim kurulları başkanı ve üyeleriyle tasfiye memurlarına bu sıfatları dolayısıyla ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler,<br />
• Bilirkişilere, resmi arabuluculara, eksperlere, spor hakemlerine ve her türlü yarışma jürisi üyelerine ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler,<br />
Sporculara transfer ücreti veya sair adlarla yapılan ödemeler ve sağlanan menfaatler </p>
<p><strong>  Vergi İndirimine Konu Harcamalar Nelerdir? </strong><br />
a)Eğitim Harcamaları:<br />
• Okullara gidişgeliş hizmeti veren mükelleflere ödenen taşıma ücretleri,<br />
• Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan öğrenci yurtları tarafından düzenlenen faturalar,<br />
• Spor okullarına yapılan ödemeler,<br />
• Sürücü kurslarına yapılan ödemeler,<br />
• Anaokulu, kreş ve dershanelere eğitim amacıyla yapılan ödemeler ve kurs ücretleri,<br />
• Makbuz karşılığı özel ders veren öğretmenlere yapılan ödemeler,<br />
• Kitap ve kırtasiye alımları için yapılan ödemeler,<br />
• Üniversiteye giriş sınavlarına hazırlık, özel okul giriş sınavlarına hazırlık, yabancı dil kursları ve bu sınavlara yönelik dergiler<br />
vergi indirimine konu olmaktadır.<br />
Ancak;<br />
• Günlük gazeteler,<br />
• Haftalık, aylık, yıllık yayımlanan dergiler, mecmualar,<br />
• Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okulların okul aile birliğine veya okul koruma derneğine yapılan bağışlar,<br />
• Yabancı ülkelerde eğitim veren kurumlardan alınan belgeler,<br />
• Piyano, bilgisayar, CD ve disketler, (eğitim CD’leri hariç)<br />
• Genel ve katma bütçeli kurumlara yapılan eğitim harcamaları<br />
vergi indiriminden faydalanamazlar.<br />
b)Gıda Harcamaları:<br />
• Sigara ve alkollü içkiler dışında kalan içecekler ve her türlü yiyecek,<br />
• Otel ve benzeri konaklama yerlerinden alınacak belgelerde yiyecek ve içecek bedellerinin konaklama bedelinden ayrı gösterilmesi durumunda yiyecek ve içecek bedelleri<br />
• Otel, lokanta, kafeterya, kantin vb. yerlerde yiyecek ve içecekler için yapılan harcamalar,<br />
• Kurbanlık koyun alımı için yapılan harcamalar<br />
vergi indirimine konu olmaktadır.<br />
Ancak;<br />
• Sigara ve alkollü içkilere yapılan harcamalar,<br />
• Otel ve benzeri konaklama yerlerinden alınacak belgelerde yiyecek ve içecek bedellerinin konaklama bedelinden ayrı gösterilmemesi durumunda yiyecek ve içecek bedelleri,<br />
• Evlerde beslenen hayvanların tüketimi için alınan yem, mama vb gıda maddeleri ile temizlik maddelerine yapılan harcamalar,<br />
• Düğün, ziyafet, iftar yemeklerine yapılan harcamalar<br />
vergi indiriminden faydalanamazlar.<br />
c)Sağlık Harcamaları:<br />
• Ücretlilerin kendileri, eş ve çocuklarının yaptığı ilaç masrafları,<br />
• Sağlık malzemesi ve hastane giderleri ile muayene, tahlil, ameliyat, fizik tedavi ve diş protez ücretleri, numaralı olmak şartıyla gözlük ve lens alımları,<br />
• Ücretlinin yaptığı sağlık harcamalarının bir kısmının işverenlerce karşılanması halinde ücretlinin kendisinin yaptığı harcamalar,<br />
• Sakat ve malul arabası,<br />
• Doktor raporuyla alınan cilt sağlığına ilişkin harcamalar,<br />
vergi indirimine konu olur.<br />
Ancak;<br />
• Temizlik malzemeleri,<br />
• Makyaj malzemeleri,<br />
• Spor merkezlerine üyelik bedelleri,<br />
• İsteğe bağlı sigorta primleri,<br />
• Doktor raporu olmaksızın yapılan cilt sağlığı, parfümeri harcamaları<br />
• Sağlık Bakanlığına ve üniversitelere bağlı hastaneler ile bunların döner sermayelerine yapılan sağlık harcamaları<br />
vergi indiriminden faydalanamazlar.<br />
d)Giyim Harcamaları:<br />
• Kumaş, hazır elbise, ayakkabı, ayakkabı, şapka, iç çamaşırı, gelinlik, kemer,çorap, cüzdan, bayan çantası ve okul çantası gibi giyime ilişkin her türlü harcamalar ile bunlara ilişkin dikim,bakım,onarım,boya, kuru temizleme harcamaları vergi indirimine konu olmaktadır.<br />
Ancak;<br />
• Giyim eşyaları ile ilgili alınan temizlik maddelerine ilişkin harcamalar,vergi indirimine konu edilmezler.<br />
e)Kira Harcamaları:<br />
• İkamet edilen konut için yapılan fiili kira ödemesinin tamamı vergi indirimine konu edilmektedir. (Kiranın tek bir seferde veya birkaç aylık veya aylık dönemler itibariyle ödenmesinin önemi bulunmamaktadır. Kira kontratının fotokopisi yanında banka dekontu veya ev sahibinden alınacak ödenen kira tutarını gösteren yazı yer almalı ve kira ödemesinin kapsadığı dönemin belgede belirtilmesi zorunludur.)<br />
• Kurumlar vergisine tabi olan iktisadi kamu müesseseleri ile diğer müesseselere ait lojmanlar için ödenen kira bedelleri<br />
vergi indirimine konu edilebilmektedir.Ancak;<br />
• Genel bütçeye dahil kurumlara yapılan kira ödemeleri,<br />
• Yurt dışındaki konutlar için ödenen kiralar,<br />
• İkamet edilen konuta gelecek yıllar için yapılan kira ödemeleri,<br />
• Bankamatikler tarafından verilen fişler (Paranın ne için ve kimin adına yatırıldığını belirtmediğinden)<br />
vergi indirimine konu edilmezler. </p>
<p><strong>  Vergi İndirimine Konu Harcamalarda Aranacak Şartlar Nelerdir? </strong><br />
Bir harcamanın vergi indirimine konu olabilmesi için,<br />
1- Harcamaların mutlaka Türkiye’de yapılması,<br />
2- Harcamaların Gelir ve Kurumlar vergisine tabi olan mükelleflerden alınan belgelerle belgelendirilmesi,<br />
3- Yapılan harcamanın ücretlinin kendisi medeni kanun hükümlerine göre aralarında evlilik bağı kurulmuş eşi ve mükellefle beraber oturan veya mükellef tarafından bakılan (Nafaka verilerek bakılanlar dahil) çocukları (yaş sınırı kaldırılmıştır) tarafından yapılması ve satın alınan mal ve hizmetlerin bunlar tarafından tüketilmesi gerekmektedir.<br />
<strong><br />
  Vergi İndirimine Konu Olan Harcama Belgeleri Nelerdir? </strong><br />
Ücretliler vergi indirimine konu olan harcamalarını Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerinden alacakları şu belgelerle tevsik ederler:<br />
1-Fatura,<br />
2-Serbest meslek makbuzu,<br />
3-Perakende satış fişi,<br />
4- Ödeme kaydedici cihazlara ait satış fişi (yazar kasa fişi)<br />
belgeler okunaklı olmalıdır; isim kısmı karalanan, yırtılan ve mükellef, eşi veya çocukları dışındaki kişiler adına düzenlenen belgeler geçersizdir. </p>
<p> <strong> Vergi İndirimine Konu Olan Harcamalara İlişkin Üst Sınır var mıdır? </strong><br />
Üzerinden vergi indirimi hesaplanacak harcama tutarı, ücretlinin vergi indirimine konu harcamalarının yapıldığı yıla ilişkin ücret matrahının yıllık toplamını aşamayacaktır. </p>
<p><strong>  Vergi İndirimine Konu Olan Harcamalar Ücret Gelirinin Elde Edildiği </strong>Dönemle İlgili Olmak Zorunda mıdır?<br />
Ücret gelirinin elde edildiği takvim yılına ilişkin vergi indirimi kapsamına giren harcamalar, ücret gelirinin elde edildiği dönemle ilişkilendirilmeksizin vergi indirimi uygulamasında dikkate alınacaktır. Bu kapsamda, yıl içinde yeni işe giren, işten ayrılan, emekli olan, ücretsiz izne ayrılan kişilere ait harcama belgelerinin çalışılan dönemle sınırlı olmaksızın kabul edilmesi gerekmektedir. </p>
<p><strong>  Belgesi İndirim Konusu Yapılamayacak Kurum ve Kuruluşlar Hangileridir? </strong><br />
• Vergi indirimine konu olan harcamaların gelir ve kurumlar vergisine tabi olmayan kişi, kurum ve kuruluşlara yapılması halinde bu harcamalar vergi indirimine konu teşkil etmeyecektir.<br />
• Kurumlar vergisi muafiyeti tanınan kurumlardan yapılan harcamalar vergi indirimine konu harcama olarak kabul edilmeyecektir. Ancak kurumlar vergisinde yer alan istisnalardan yararlanan kurumlar ile istisna uygulaması öteden beri devam eden eğitim ve sağlık kurumlarına yapılan harcamalar vergi indirimine konu olacaktır.<br />
1-Ücretlinin yurtdışında yaptığı eğitim harcamaları, Türkiye’de yapılmadığı için, vergi indirimine konu olmayacaktır.<br />
2- Sağlık Bakanlığına ve üniversitelere bağlı hastanelerde yapılan sağlık harcamaları için, bu hastanelerin döner sermayelerine ödenen paralar vergi indirimine konu olmayacaktır.<br />
3- Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okulların okul aile birliğine veya okul koruma derneğine yapılan bağışlar da vergi indirimine konu harcamalar kapsamına girmemektedir.<br />
4- Ücretlilerin, gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olmayan kişi, kurum ve kuruluşlara ödediği kira bedelleri de vergi indirimine konu edilmeyecektir.<br />
5-Tüketim kooperatifi kurumlar vergisinden muaf bulunmaktadır. Bu kooperatif den yapılan giyim ve gıda harcamaları, kooperatifin kurumlar vergisi mükellefi olmaması (muaf olması) nedeniyle indirime konu teşkil etmeyecektir.<br />
<strong><br />
  Vergi İndirimine Girmeyen Harcamalar Nelerdir? </strong><br />
1- Vekalet ücretleri,<br />
2- Yolcu ve yük taşıma giderleri,<br />
3- Otel, motel ve pansiyonlara ödenen konaklama ücretleri,<br />
4- Tiyatro, sinema, konser salonu, plaj, yüzme havuzu gibi yerlere yapılan giriş ücreti ödemeleri,<br />
5- Ziynet ve süs eşyası alımları,<br />
6- Temizlik madde ve malzemesi alımları,<br />
7- Her türlü kadın ve erkek tuvalet ve itriyat madde ve malzemesi alımları,<br />
8- Kozmetik maddelerin alımları,<br />
9- Çiçek alımları,<br />
10- Kuaför ve berberlere ödenen ücretler,<br />
11- Fotoğraf filmi ve tab ücreti,<br />
12- Fotokopi ücreti,<br />
13- Ampul, floresan ampul ve pil alımları,<br />
14- Plak, teyp ve video kaset alımları ile bunların kiralanması karşılığında ödenen ücretler,<br />
15- Konutların boya ve badana giderleri ile duvar kağıdı giderleri,<br />
16- Elektrik ve su tesisatı için yapılan ödemeler,<br />
17- Billuriye, züccaciye alımları,<br />
18- Çocuk oyuncakları,<br />
19- Havlu, çarşaf, nevresim alımları,<br />
20- Plastik eşya alımları,<br />
21- Çanta ve valiz alımları, (cüzdan, bayan çantası ve okul çantası hariç)<br />
22- Noter giderleri,<br />
23- Şehir şebekesi su giderleri,<br />
24- Sigara, alkollü içkiler ve bira için yapılan giderler,<br />
25- Sıhhi tesisat malzemeleri,<br />
26- Askeri ve okul kantinlerine yapılan harcamalar,<br />
27- Yurtdışı eğitim ve öğretim harcamaları,<br />
28- Kol ve duvar saati,<br />
29- Her türlü hırdavat malzemesi,<br />
30- Tüp gaz giderleri,<br />
31- Genel bütçeye giren dairelere ait lojman giderleri<br />
<strong><br />
  Vergi İndirimi Tutarı Nasıl Hesaplanacaktır? </strong><br />
Vergi indirimi,ücretlinin bir önceki yıla ait yıllık toplam vergi matrahını aşmamak üzere harcama tutarının<br />
-3.300 Yeni Türk Lirasına kadar %8’i,<br />
-6.600 Yeni Türk Lirasının, 3.300 Yeni Türk Lirası için %8’i, aşan kısmı için %6’sı<br />
-6.600 Yeni Türk Lirasından fazlasının,6.600 Yeni Türk Lirası için %7’si, aşan kısmı için %4’ü. (2005 yılı için) uygulanmak suretiyle hesaplanır.<br />
Örneğin, 2005 yılı içinde elde ettiği ücret gelirinin vergi matrahı 20.000 YTL olan ve ücret matrahının tamamı kadar vergi indirimi uygulaması kapsamında harcama yapmış bir ücretlinin hak kazanacağı vergi indirimi tutarı şu şekilde hesaplanmaktadır:</p>
<p>İlk 6.600 YTL için, 6.600*%7<br />
=462 YTL<br />
Kalan 13.400 YTL için, 13.400*%4<br />
=536YTL<br />
Toplam<br />
=998YTL</p>
<p><strong>  Vergi İndiriminde Ücretliler Tarafından Yapılacak İşlemler Nelerdir? </strong><br />
• Ücretliler, kendileri, eş ve çocukları adına düzenlenmiş, vergi indirimi kapsamına giren harcamalarına ilişkin belgeleri yıl boyunca (1 Ocak-31 Aralık 2005) biriktireceklerdir.<br />
• Ücretliler, bir yıl boyunca biriktirdikleri harcama belgelerini ertesi yılın Ocak ayının 20’sinin mesai saati sonuna kadar (20 Ocak 2006) işverenlerine vereceklerdir.<br />
• Ücretliler vergi indirimine konu olan harcama belgelerini, ‘Vergi İndirimine Ait Bildirim’ ile beyan ederler ve harcamalarını bu bildirimin arkasında yer alan bölüme grupları itibariyle kayıt ederler. Harcama belgeleri belirtilen bölüme sığmazsa yeterli miktarda yaprak kullanılması mümkündür. Zarfta yer alan bilgiler doldurulup ücretli tarafından imzalanır.<br />
• Ayrıca ücretlilerin harcama belgesinde vergi indirimine konu olan ve olmayan birden fazla harcama çeşidinin olması durumunda, vergi indirimine konu olmayan harcamalar belge toplamından düşülerek harcama tutarı tespit edilir. </p>
<p><strong>  Vergi İndiriminde İşverenler Tarafından Yapılacak İşlemler Nelerdir? </strong><br />
• İşverenler, ücretliler tarafından kendilerine verilen bildirimi ve harcama belgelerini 20 Ocak tarihine kadar alırlar. Bu belgelerin geçerli olup olmadığını, harcamaların vergi indirimi kapsamına girip girmediğini ve harcama toplamının doğru beyan edilip edilmediğini kontrol ederler.<br />
• İşverenler, kendilerine sunulan vergi indirimine ait bildirimde yer alan harcama tutarını dikkate alarak Ocak ayı sonuna kadar ‘Vergi İndirimine Ait Bordro’yu düzenlerler. (EK 2)<br />
• İşverenler her bir ücretlinin yararlanacağı vergi indirimini ayrı ayrı hesaplayarak bordroda gösterirler. Bu bordro,fiilen çalışan ücretliler için ayrı,emekli olanlar, işten ayrılıp başka işveren nezdinde çalışmayanlar ile ölenler için ayrı ayrı düzenlenir.<br />
• İşverenler kendilerine ibraz edilen harcama belgelerini ve bildirimlerini tarh zamanaşımı süresi içinde (5 yıl) saklamak ve istendiğinde vergi incelemesine yetkili olanlara ibraz etmek zorundadır.<br />
• İşverenler Ocak ayı sonuna kadar Vergi İndirimine Ait Bordroyu düzenlerler ve her bir ücretli için hesaplanan vergi indirimi tutarını Şubat ayından itibaren ödenecek ücretlerin gelir vergisinden mahsup ederler. Bu işlem her bir ücretli için ayrı ayrı yapılır.<br />
• İşverenler yapılan bu mahsup işlemi için düzenledikleri ücret bordrosunda, ‘Vergi indiriminden doğan mahsup edilecek gelir vergisi ’ başlığı altında sütun açarak mahsup ettikleri vergi tutarını bu sütunda gösterirler. Mahsup edilecek vergi indirimi, ücretlinin o aydaki ücretinden kesilen gelir vergisinden fazla olmamalıdır. Bu tutarın aşılması halinde aşan kısım izleyen aylarda ödenecek olan gelir vergisinden mahsup edilir.<br />
• Ücret gelirleri için hesaplanan vergiden mahsup edilen vergi indirimi muhtasar beyannamede mahsuplar arasında gösterilerek kalan tevkifat tutarı işverenlerce vergi dairesine ödenir. Vergi indirimi tutarının muhtasar beyannamede gösterilebilmesi için ödenmiş olması şarttır. Mahsubu yapılan vergi farkı, işverenlerce en geç o aya ait muhtasar beyannamenin verilme süresinin sonuna kadar ücretlilere ödenecektir. Vergi farkı bu süre içinde ödenmezse eksik beyan edilmiş ve ödenmemiş gelir vergisinin hükümlerine tabi olacaktır.<br />
Mahsup işleminin takvim yılının son ayına kadar yapılamaması halinde kalan tutar, Aralık ayına ait muhtasar beyanname üzerinden mahsup edilir. Aralık ayına ait tevkif suretiyle kesilen vergilerin vergi indiriminden doğan ve mahsubu yapılamamış vergi alacağını karşılayamaması halinde, kalan tutar gerekli incelemeler yapıldıktan sonra işverenlerce hak sahiplerine ödenir. </p>
<p><strong>  Bir Harcama Belgesinde Birden Fazla Harcama Çeşidinin Yer Alması Durumunda Vergi İndirimi Nasıl Yapılacaktır? </strong><br />
• Bir harcama belgesinde birden fazla harcama çeşidinin bulunması halinde, vergi indirimine konu olmayan harcamalar belge toplamından düşülür ve indirime konu olacak harcama tutarı tespit edilir.<br />
• Aynı harcama belgesinde indirime konu harcama çeşidi birden fazla ise bu belge, miktarı yüksek olan harcama grubuna ait belge olarak gösterilecektir. </p>
<p>  Ücretlilerde Vergi İndirimine Ait Bildirim Nasıl Yapılacaktır?<br />
Ücretlilerde Vergi İndirimine Ait Bildirim Ek:1’ deki örneğine uygun olarak çoğaltılıp kullanılabilecektir </p>
<p><strong>  Aynı Zamanda Birden Fazla İşverenden Ücret Geliri Elde Edenlerde Vergi İndirimi Nasıl Yapılacaktır? </strong><br />
• Aynı zamanda birden fazla işverenden ücret geliri elde edenler vergi indirimine ait bildirimi her bir işverene ayrı ayrı vereceklerdir.<br />
• Her bir işveren kendi ödediği ücretlerin vergi matrahlarına mevzuata göre vergi indirimi uygulayacaktır. </p>
<p><strong>  Muhtasar Beyanname Vermeyen İşverenlerin Yapacağı İşlemler Nelerdir? </strong><br />
Genel bütçeye dahil olan daireler, yaptıkları gelir vergisi tevkifatı için muhtasar beyanname vermemektedir. Bu daireler, hak kazanılan vergi indirimi tutarını Şubat ayından itibaren ödeyecekleri ücretler üzerinden tevkif edeceği vergiden mahsup edecektir. Dolayısıyla, ücretlilere mahsup edilen vergi tutarı kadar ödeme yapmış olacaklardır. Mahsup işlemi sonunda arta kalan vergi indirimi tutarı, izleyen aylarda aynı esaslar çerçevesinde indirilmeye devam edilecektir<br />
Örnek:<br />
X Bakanlığında çalışan ücretli (Y)&#8217;nin, 2005 dönemine ilişkin toplam vergi matrahı 8.000 YTL dir. Bu döneme ilişkin vergi indirimine konu harcamalarının tutarı 6.000 YTL’dir.<br />
Bu ücretli, harcamalarının toplamı olan 6.000 YTL’yi, &#8220;Ücretlilerde Vergi İndirimine Ait Bildirim&#8221; ile 20/1/2006 tarihine kadar işverenine beyan etmiş ve harcama belgelerini bildirimine eklemiştir. İşveren (X) Bakanlığı, ücretlinin kendisine bildirdiği harcama tutarını dikkate alarak &#8220;Vergi İndirimine Ait Bordro&#8221;yu 2006 yılı Ocak ayı sonuna kadar aşağıdaki şekilde düzenleyecektir.<br />
Bu ücretlinin vergi indirimi bordrosunda yer alacak tutarlar aşağıdaki şekilde gösterilecektir:</p>
<p>- Ücretlinin 2005 Yılı Vergi Matrahı Toplamı<br />
8.000 YTL<br />
- Vergi İndirimine Konu Harcama Tutarı<br />
6.000 YTL<br />
- Vergi İndirimine Konu Olacak Tutar<br />
– Hesaplanan Vergi İndirimi Tutarı<br />
3.300 YTL X %8=264 YTL<br />
2.700 YTL X %6=162 YTL<br />
6.000 YTL<br />
426 YTL</p>
<p> Muhtasar beyanname vermek zorunda olmayan işveren, toplam vergi indirimi tutarını, 15/2/2006 tarihinde (Y)’ye ödeyeceği ücret üzerinden tevkif edeceği vergiden mahsup edecektir. Başka bir ifade ile işveren 15/2/2006 tarihinde mahsup edilen vergi indirimi tutarı kadar (Y)’ye daha fazla ödeme yapacaktır. Mahsup işlemi sonucu arta kalan vergi indirimi tutarı izleyen aylarda mahsup edilecektir. Ücretlinin Şubat 2006 ayında aldığı ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisi 100 YTL olduğu varsayımı altında yapılacak işlem aşağıda gösterilmiştir:<br />
- 2005 Şubat Ayı Ücretinden Hesaplanan Gelir Vergisi<br />
:<br />
100 YTL<br />
- Şubat Ayında Mahsup Edilecek Vergi İndirimi Tutarı<br />
:<br />
100 YTL<br />
- Ödenecek Gelir Vergisi<br />
:<br />
-<br />
- Müteakip Aylarda Mahsup Edilecek Vergi İndirimi Tutarı<br />
(426- 100 = 326 YTL)<br />
:<br />
326YTL</p>
<p>  Yıllık Beyanname Veren Ücretlilerde Vergi İndirimi Uygulaması Nasıl Yapılacaktır?<br />
• Ücretlerinden vergi tevkif usulü cari olmayan ve bu nedenle ücretlerini yıllık beyanname ile beyan etmek zorunda olan ücretlilerde vergi indirimi, bu kişilerin bağlı olduğu vergi dairesince gerçekleştirilecektir. Anılan mükellefler vergi indirimine ait bildirimi ve harcama belgelerini yıllık gelir vergisi beyanname verme süresi içinde bağlı olduğu vergi dairesine vereceklerdir.<br />
• Vergi dairesi bu bildirim üzerine; harcamaların vergi indirimi konusuna girip girmediği, belgelerin geçerli belge olup olmadığını kontrol ederek hesapladığı vergi indirimi tutarını Nisan ayı sonuna kadar ücretliye nakden ödeyecektir. Ücretliye nakden iadesi gereken söz konusu vergi indirimi tutarlarının öncelikle yıllık beyannamede tahakkuk eden gelir vergisine mahsup edileceği tabiidir. </p>
<p>  Emeklilik Nedeniyle İşten Ayrılan veya Ölen Ücretlilerde Vergi İndirimi Nasıl Yapılacaktır?<br />
• Emeklilik nedeniyle işinden ayrılan ücretliler, vergi indirimine konu mal ve hizmet alımlarına ilişkin yaptıkları harcamalara ait belgelerini belirtilen esaslar ve süreler dahilinde işverene bildirirler.<br />
• Ölüm nedeniyle işten ayrılan ücretlilerin varislerinden bir tanesi harcama belgelerini murisin işvereninin bağlı bulunduğu vergi dairesine verecektir. </p>
<p>  Bir İşyerinde Çalışmakta İken İşten Ayrılan ve Başka Bir İşte Ücretli Olarak Çalışmayanlar Hakkında Vergi İndirimi Uygulaması nasıl Yapılacaktır?<br />
Bir işveren nezdinde çalışmakta iken bu işyerinden ayrılan bir daha ücretli olarak çalışmayan ücretliler, işveren değiştirdiği takvim yılına ilişkin vergi indirimini en son çalıştığı işverene verecektir. </p>
<p>  İşverenlerce Emekli Olanlar veİşten Ayrılıp Başka İşveren Nezdinde Çalışmayanlarla İlgili Olarak Yapılacak İşlemler Nelerdir?<br />
İşverenler; emekli olanlar,işten ayrılıp da başka işveren nezdinde çalışmayanlar için ayrı ayrı vergi indirimi bordrosu düzenlerler. </p>
<p><strong>  İşveren Değiştiren Ücretlilerde Vergi İndirimi Uygulaması Nasıl Yapılacaktır? </strong><br />
• Bir işveren nezdinde ücretli olarak çalışmakta iken, iş değiştirmek suretiyle başka bir işveren nezdinde çalışmaya başlayan ücretliler, işveren değiştirdiği takvim yılına ilişkin vergi bildirimini en son çalıştığı işverene verecektir.<br />
• Ancak bu ücretliler, daha önce çalıştığı işverenden kendilerine ödenen ücretlerin vergi matrahını, bu matrahtan kesilen gelir vergisini ve bu verginin beyan edilmiş (tahakkuk fişine bağlanmış) olduğunu gösterir bir belgeyi alarak, en son çalıştığı işverene vereceklerdir. Bu yazının bir örneği yeni işveren tarafından eski işverenin muhtasar beyanname yönünden bağlı olduğu vergi dairesine bir yazıyla gönderilecektir.<br />
Yıl İçinde İstisna, Muafiyet ve İndirimler Nedeniyle Vergi Matrahı Doğmadığı İçin Ücretinden Vergi Kesilmeyenlerin Durumu:<br />
Vergi indirimi, ücretlilerin vergi matrahlarından vergi indirimine konu olan harcamaların belli bir kısmının düşülmesi suretiyle uygulanmaktadır. Buna göre, ücretlilerin yararlandığı istisna, muafiyet ve indirimler nedeniyle, vergi matrahı doğmadığı için ücretinden vergi kesilmeyenler, vergi indiriminden yararlanamayacaklardır. </p>
<p><strong>  Ücretini Yabancı Bir Memleketteki İşverenden Alan Ücretlilerde Vergi İndirimi Nasıl Yapılacaktır? </strong><br />
Bu kişiler düzenleyecekleri gelir vergisi beyannamesinde vergi indirimini ücretlerin gayrisafi tutarından indirebileceklerdir. </p>
<p>  Üçer Aylık Dönemlerde Muhtasar Beyanname Veren İşverenlerin Yanında Çalışan Ücretlilerde Vergi İndirimi Uygulaması Nasıl Yapılacaktır?<br />
• Bu işverenler, Şubat ayından itibaren vergi indirimi uygulamasını dikkate almak suretiyle ücret ödemesinde bulunacaklardır. Vergi indirimi tutarları, Ocak-Şubat-Mart aylarına ilişkin Nisan ayında verilecek muhtasar beyannamede mahsup konusu yapılarak indirilmeye başlanacaktır. Muhtasar beyannamede tevkif yoluyla kesilen vergiler toplamı üzerinden vergi indirimi tutarı mahsup edilecektir. </p>
<p>  Mükellefiyeti Sona Eren İşverenler Yanında Çalışmış Olan Ücretlilere İlişkin Vergi İndirimi Uygulaması Nasıl Yapılacaktır?<br />
1) Vergi İndirimine Ait Bildirim Verilmeden Önce İşi Bırakan Mükellefin Yanında Çalışmış Olan Ücretlilerde Vergi İndirimi Uygulaması<br />
• Çalıştığı işverenin mükellefiyetinin sona ermesi ve tekrar ücretli olarak çalışmaması nedeniyle işverenleri aracılığıyla vergi indiriminden yararlanamayan ücretliler, “Ücretlilerde Vergi İndirimine Ait Bildirimi’’ 20 Ocak tarihine kadar eski işvereninin muhtasar gelir vergisi beyannamesi yönünden bağlı olduğu vergi dairesine vereceklerdir.<br />
• Vergi bildiriminin verildiği vergi dairesi; ücretlinin ilgili yılda o işyerinde çalışıp çalışmadığı, çalıştığı döneme ilişkin ücretlerinin vergi matrahı, bu ücretler üzerinden kesilen vergilerin muhtasar beyanname ile beyan edilip tahakkuk ettirildiği, vergi indirimine konu harcamaların vergi indirimi konusuna girip girmediği, belgelerin geçerli belge olup olmadığı hususlarında yapacağı inceleme sonucunda vergi indirimi tutarını hesaplayacak ve Mart ayı sonuna kadar ücretliye nakden iade edecektir.<br />
• Tasfiye haline girmiş olan kurumlarda vergi indirimi ile ilgili işlemler tasfiye memurlarınca yerine getirilecektir.<br />
2) Vergi İndirimine Ait Bildirim Verildikten Sonra İşi Bırakan Mükellefin Yanında Çalışmış Olan Ücretlilerde Vergi İndirimi Uygulaması :<br />
• Vergi indirimine ait bildirimin işverene verilmesinden sonra işverenin işi bırakması ve ücretlinin başka bir işveren nezdinde çalışmaması durumunda, mahsup edilmemiş vergi indirimi tutarı, işverenin muhtasar beyanname yönünden bağlı olduğu vergi dairesi tarafından, ücretlinin ilgili yılda o işyerinde çalışıp çalışmadığı, çalıştığı döneme ilişkin ücretlerinin vergi matrahı, bu ücretler üzerinden kesilen vergilerin muhtasar beyanname ile beyan edilip tahakkuk ettirildiği, vergi indirimine konu harcamaların vergi indirimi konusuna girip girmediği, belgelerin geçerli belge olup olmadığı ile vergi indirimi tutarının doğru hesaplanıp hesaplanmadığı hususlarında yapacağı inceleme sonucunda ücretliye nakden iade edilecektir.<br />
• Ücretlinin başka bir işveren nezdinde çalışmaya başlaması halinde, yeni işveren ücretlinin eski işverenden getirmiş olduğu yazının bir örneğini eski işverenin muhtasar beyanname yönünden bağlı olduğu vergi dairesine bir yazı ekinde gönderecektir. Ücretlinin eski işvereninden alması gereken yazıyı temin edememesi halinde, mahsup edilemeyen vergi indirimi tutarı yukarıda belirtilen hususlarda yapılacak inceleme sonucuna göre ücretliye vergi dairesince nakden iade edilecektir. </p>
<p><strong>  Vergi İndirimi Nedeniyle Tevkif Suretiyle Kesilerek Ödenmesi Gereken Gelir Vergisinin Eksik Hesaplanması Halinde Uygulanacak Cezai Müeyyideler Nelerdir? </strong><br />
Genel bütçeye dahil daireler ile muhtasar beyanname veren işverenlerin yanlarında çalışan ücretlilerin vergi indirimine konu olan harcamalarını, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeler kullanmak veya belgelerde tahrifat yapmak veya diğer suretlerle yüksek göstermeleri nedeniyle, vergi indirimi tutarının fazla hesaplanmasına neden olmaları halinde, bu vergi ilgililerinden ceza, faiz ve gecikme zammı uygulanmak suretiyle geri alınacaktır.<br />
1)Muhtasar Beyanname Vermeyen Genel Bütçeye Dahil Dairelerde Çalışan Ücretlilerde Uygulanacak Cezai Müeyyideler :<br />
Genel bütçeye dahil dairelerde çalışan ücretlilerin haksız yere vergi indiriminden yararlanmaları durumunda, iade edilen vergi indirimi tutarı, ilgili saymanlıklarca saymanlığın bağlı bulunduğu vergi dairelerine intikal ettirilecek ve vergi daireleri de bu tutarı ücretlilerden ihbarname kuralına göre cezalı olarak tahsil edeceklerdir. Bu vergi cezasından bu dairelerin tahakkuk memurları da müteselsilen sorumlu olacaklardır.<br />
2)Muhtasar Beyanname Veren İşverenlerin Yanında Çalışan Ücretlilerde Uygulanacak Cezai Müeyyideler:<br />
• İşverenler, yanlarında çalıştırdıkları ücretlilerin ücretlerinden tevkif ettikleri vergilerin doğru olarak beyan edilip ödenmesinden sorumludurlar. Bu nedenle işverenler, tevkif suretiyle kesilen vergilerin eksik beyanı dolayısıyla yapılan ikmalen veya re&#8217;sen tarhiyatlarda vergi aslı ile buna ilişkin cezalardan sorumludur. Bu çerçevede işverenler, vergi indirimi dolayısıyla tevkif suretiyle kesilen vergilerin eksik beyanından da sorumludurlar.<br />
• Ancak, ücretlilerin sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullandıklarının sabit olması halinde, işverenlerin bu belgelere dayanarak eksik ödedikleri gelir vergisi için adlarına ikmalen veya re&#8217;sen tarh edilen vergi aslı, ceza ve gecikme faizini, genel hükümler çerçevesinde ücretlilere yansıtılabilecektir.<br />
EK:1/a Ücretlilerde Vergi İade Bildirimi Ön Yüz<br />
EK:1/b Ücretlilerde Vergi İade Bildirimi Arka Yüz<br />
EK:2 Vergi İndirimine Ait Bordro<br />
Konu ile ilgili yayımlanan Genel Tebliğler</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/ucretlilerde-vergi-indirimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Maliye Nedir Ne İşe Yarar</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/maliye-nedir-ne-ise-yarar.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/maliye-nedir-ne-ise-yarar.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 06:18:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Kpss]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Maden]]></category>
		<category><![CDATA[Piyasa Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[yerli]]></category>
		<category><![CDATA[Yy]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11781</guid>
		<description><![CDATA[MERKANTANİZM: 16 y.y ortalarıyla 17 yy sonları arasında Batı avrupada etkinlik kazanan bir ekonomik görüştür.Merkantalizmin doğuşunun temelinde ulusal devletin ortaya çıkması uluslar arası ticaretin gelişmesi ve ticaret sermayesinin güç kazanması bulunmaktadır. Ticaretin bireyleri ve ülkeleri zenginleştirdiği inancını savunan bir iktisadi doktirindir. Bu düşünceyi hayata geçirmenin yolu ise, ülkede kıymetli maden stokunun artırılması olarak görülmüştür. Merkantalizim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MERKANTANİZM:</strong>  16 y.y ortalarıyla 17 yy sonları arasında Batı avrupada etkinlik kazanan bir ekonomik görüştür.Merkantalizmin doğuşunun temelinde ulusal devletin ortaya çıkması uluslar arası ticaretin gelişmesi ve ticaret sermayesinin güç kazanması bulunmaktadır. Ticaretin bireyleri ve ülkeleri zenginleştirdiği inancını savunan bir iktisadi doktirindir. Bu düşünceyi hayata geçirmenin yolu ise, ülkede kıymetli maden stokunun artırılması olarak görülmüştür. Merkantalizim döneminde kamu harcamalarında artış olmuştur. Devlet ticareti kolaylaştırmak amacıyla yollar yapmış  ve dış ticareti teşvik(ihracat) etmiştir.sanayide yerli hammadde kullanılması ,hammadde ihracatının yasaklanması ithalatın yüksek gümrük vergileri ile ve yasalarla kısıtlanması gibi önlemleri savunmuşlardır.Ayrıca güçlü ulusal deniz ticaret filolarının kurulmasınıda savunmuşlardır. Devlet eğitim, sağlık, yargı, gibi hizmetleri gördüğü zaman halktan bu hizmetlerin finansmanına katılmasını istemek hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.<span id="more-11781"></span><br />
<strong>FİZYOKRATLAR</strong>:  Fizyokratik iktisadi düşünce sahipleri liberal kapitalizm öncüleri sayılmaktadır. Bu düşünce akımın kurucusu fransız bilim adamı Dr Quesney’(iktisadi tablo adlı çalışması vardır) dir. Üretimin gerçek kaynağı topraktır. Devletin müdahalesine karşıdırlar. Sadece iç ve dış güvenliğin sağlanması ve alt yapı hizmetlerinin yerine getirilmesini ve ekonomiye karışmamasını istemişlerdir, vergi sadece tarımdan alınmalıdır.<br />
<strong>KLASİK DÜŞÜNCE</strong> : İktisadi hayatta doğal bir düzen vardır. Ekonomik dengelerin kendiliğinden ve otomotik olarak oluştuğu,  bu tabii düzenin bozulmaması için, devletin mümkün olduğunca ekonomiye müdahalede bulunmaması gerekir. Buğünkü anlamda serbest piyasa ekonomisi teorisinin kurucuları olarak kabul edilen klasikler devletin faaliyetlerini, ülkenin ic ve dış güvenliğini sağlamakla sınırlı tutmuşlardır. Devletin vergilerini bir iktisat politikası aracı olarak kullanmalarına karşıdırlar. Kamu harcamaları hacimce dar ve devlet bütçesi denk olmalıdır.</p>
<p><strong>OSMANLI İMRATORLUĞU</strong></p>
<p><strong>ŞERİİ VERGİLER ( Müslüman ve yabancılardan)</strong></p>
<p>a)	zekat<br />
b)	öşür : topraktan 1/10 oranında alınırdı.<br />
c)	Haraç : Yabancılardan alınırdı.<br />
d)	Cizye Müslüman olmayanlardan askerlik hizmeti karşılığı alınırdı.</p>
<p>KAMUSAL MALLAR</p>
<p>1-	Tam Kamusal Mal ve Hizmetler : Öyle mal ve hizmetlerdendirki bunların faydası birimlere bölünemez ve bu yüzdende pazarlanamazlar. Birimlere bölünüp pazarlanamadıkları için bunlara karşı kişsel bir talep doğmaz. Belirtilen bu nedenler sözkonusu bu mallar için herhangi bir fiyat teşekkülünü önler.(Adalet hizmetleri ,savunma hizmetleri  v.s<br />
* Tam kamusal mal ve hizmetlerin faydası birimlere bölünemez ve pazarlanamazlar<br />
* Tam kamusal mal ve hizmetlerin faydasından kimse mahrum bırakılamaz<br />
* Tam kamusal mal ve hizmetlerin tüketiminde rekabet yoktur<br />
* Tam kamusal mal ve hizmetlerin üretimi devlet tarafından gerçekleştirilir.<br />
* Tam kamusal mal ve hizmetler dışsal ekonomilerin oluşmasına neden olur.</p>
<p>2-	Yarı Kamusal Mal ve Hizmetler : Kamusal ve sosyal nitelikte öyle mal ve hizmetler vardırki faydası birimlere bölünebilir. Bedeli yararlananlara ödettirilebilir. Bedel ödemeyenlerin ise söz konusu malların faydasından mahrum bırakılması mümkün değildir. Bu tip mallara en tipik örnek eğitim ve sağlık hizmetleridir. Ulaştırma, sosyal yardımlar, sosyal güvenlik ve benzeri bir çok hizmetler yarı kamusal mal ve hizmetler sayılır..( Sağlık ve Eğitim Hizmetleri Örnek)<br />
3-	Özel mallar:  Elektirik, su, telefon, haberleşme, ulaşım, özel mal ile kamusal mal ayırımının en önemli özelliği özel malların içsel fayda kamusal malların dışsal fayda oluşturmasıdır.</p>
<p>ERDEMLİ MERİT MALLAR:    İlk bakışta tamamen özel mal niteliğinde görülen öyle mallar vardır ki gelir ve ödeme düzeyi elverişli olmayanlar bu çeşit mallara talepte bulunmayayınca özel kesim tarafından üretilmez  Yaşlı ve kimsesizlerin bakım ve himayeleri vs Demerit mallar ise sigara alkollü içki uyuşturucu gibi kullanımı zararlı olan malların devlet tarafından tüketiminde düzenliyici rol üstlenmek istegi mallardır.</p>
<p>DIŞSALLIK TİPLERİ:</p>
<p>a)	Üreticiden üreticiye olan dışsallıklar: Bir firmanın üretim faaliyetleri diğer firmanın veya firmaların üretim olasnaklarını olumlu yada olumsuz yönde etkilediği takdirde üreticiden üreticeye dışsallık gerçekleşmektedir.*** bir akarsuyun yukarı bölümünde faaliyet gösteren bir üretim tesisinin atıkları ile sulu kirletmesi sonucu üretim sürecinde su kullanan ve su yatağının alt kısmında faaliyette bulunan fima olumsuz şekilde etkilenecektir, bu üreticiden üreticiye gerçekleşen dış maliyet niteliğinde bir etki olup, bir üreticinin diğerine olan üretim maliyetini, üretim kalitesini vb etkileyeci rol oynayacaktır.<br />
*****  Örneğin petrol araması yapan bir kuruluş belli bir alanda petrol bulduğu zaman, diğer araştırmacı kurumlarada değerli kullanışlı bilgiler sunmuş olmaktadır. Aynı şekilde bir firma kendi amaçları doğrultusunda istihdam ettiği iş gücünü eğittiği zaman, çeşitli nedenlere bağlı olarak. Diğer işverenler yanına geçen kişiler. İkinci işverenede fayda sağlamış olurlar. Bir balıkçının oltasını avlanma bölgesine atması diğer balıkçılırın avlanmasını güçleştirir buda olumsuz dışsallıktır.</p>
<p>b)	Üreticiden tüketiciye olan dışsallıklar. </p>
<p>Olumsuz. Bir üretim tesisinin çevreyi kirletmesinden dolayı yakında yaşayan bireylerin sağlıklarının bozulmasına neden olabilir. Böyle bir durumda bir fabrikanın faaliyetinden kaynaklanan dış maliyetin tüketici tarafından karşılanması durumunda ortaya çıkmaktadır.<br />
Olumlu : yol su ve enerji imkanlarının bulunmadığı bir yörede bir üretim kurulması o yörede ve civarında yaşayanlara yol su enerji imkanı yaratabilir. Böyle bir durumda üreticinin üretimi sırasında dikkate almadığı yararlarından da doğrudan maliyetine katlanmadıkları bir fayda omrtay çıkmış olmaktadır.</p>
<p>c)	Tüketiciden tüketiciye olan dışsallıklar:</p>
<p>Olumlu : Tüketicinin hoşnut kaldığı bir ürün nedeniyle çevresine olumlu tanıtımda bulunması bi firmanın kalitesiz yada bozuk ürününü satın almış bir tüketicinin, bu ürünü firmaya iade etmek veya zarının karşılanmasını istemek yerine bu gitmeyerek, ortaya çıkan maliyeti kendisinin karşılamış olması üretici açısından olumlu dışsallıklara örnek olarak gösterilebilir. Burada üretici tarafından taşınması gereken yükün müşteri tarafından yüklenilmesi sözkonusu olmaktadır. Böyle bir durumda üretici için dış fayda yaratılmış olur.<br />
Olumsuz. Bir üretici firamanın üretimi hakkında tüketici tarafından edinilen olumsuz yargının gerek bireysel olarak gerekse basın aracılığıyla çevreye duyurulması firma tarafından o ürün için öngörülmüş olan ekonomik ve teknik ömrün firmanın amaç ve kontrolü dışındaki önlem ve uygulamalarla değiştirilmesi “ dış maliyet şeklindeki tüketici – üretici dışssallığına örnek olarak gösterilebilir.</p>
<p>d)	Tüketiciden Tüketiciye Olan Dışsallıklar.</p>
<p>Dışssallıklar maddi veya ruhsal nitelikte olabilmektedir. Çevre kirlenmesi tüketiciyi maddi nitelikte etkiler. Otomobil kullanımının yol açtıığı çevre kirlenmesinden kaynaklanan hoşnutsuzluk ruhsal olabileceği gibi maddi nitelikte gerçekleşe bilir. Örneğin bir tatil dönemi başlanğıcı veya dönüşünde şehirler arası karayollarındaki araç sayısının artışı hem maddi hemde ruhsal açıdan tüketcilerin birbirilerin etkilemelerine dışssal maliyetrin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. </p>
<p>İÇSEL EKONOMİLER :</p>
<p>Olumlu içsel ekonomiler :<br />
a)	Üretim hacminin genişlemesi ile ortalama maliyetler düşer.<br />
b)	Üretim arttırkça çalışanlar arasında işbölümü artar ve uzmanlaşmaya gidilir, buna bağlı olarak verimlilik artar ve maliyetler düşer.<br />
c)	Üretim hacminin artması ile ürünlerin pazarlama ve dağıtım maliyetleri düşer.</p>
<p>-	Üretimdeki aşırı büyümenin yol açtığı maliyet artışları ise içsel olumsuz ekonomiler olarak nitelendirilir.</p>
<p>KAMU EKONOMİK FAALİYETLERİNİN AMAÇLARI<br />
a)	Ekonomik büyüme ve gelişmenin sağlanması<br />
b)	Ekonomik istikrarın sağlanması<br />
c)	Gelir dağılımında adaletin sağlanması</p>
<p>LORENZ EĞRİSİ </p>
<p>							Kişisel gelir dağılımdaki adaletsizlik Lorenz eğirisi<br />
							Vasıtası ile incelenir. Lorenz eğirisi 45 derecelik<br />
						Doğruya yakın olduğu ölçüde adil gelir dağılımından söz<br />
						Edilirken söz konusu eğrinin 45 derecelik doğruya uzak<br />
						Olduğu ölçüde ise gayrı adil bir gelir dağılımından söz edilir<br />
					GİNİ KATSAYISI : 45 derecelik eğrinin sağ tarafındaki alanda						lorenz eğrisinin sağ  tarafındaki alanın, sol taraftaki alana oranı						gini katsayısı olarak ifade edilir. Katsayı sıfıra yaklaştıkça gelir 						dağılımı mutlak eşitliği doğru yaklaşılır. Buna karşılık katsayı bire 					doğru yaklaştıkça gelir dağılımdaki eşitsizlik artar.</p>
<p>KİT Kuruluş Amaçları –</p>
<p>a)	Ekonomik büyümeye sağlamak<br />
b)	Tekelleri devletçe işletmek<br />
c)	Özel sektörün başaramayacağı işleri yapmak<br />
d)	Ekonomiye yön vermek ve düzenlemek<br />
e)	Özel sektöre öncülük etmek<br />
f)	Gelir dağılımını düzenlemek</p>
<p>İKTİSADİ DEVLET TEŞEKKÜLÜ(İDT)  sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan kamu iktisadi teşebbüsüdür.</p>
<p>KAMU İKSİTADİ KURULUŞU(KİK): Sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek üzere kurulan kamu hizmeti niteliği ağır basan kamu iktisadi teşebbüsüdür.</p>
<p>a)	Müessese : sermayesinin tamamı bir iktisadi devlet teşebbüsüne ait olup ona bağlı işletmeler topluluğuna müessese denir.<br />
b)	Bağlı Ortaklık : Sermayesinin % 50 sinden fazlası İKT KİK ait olan işletme veya işletmeler topluğundan oluşan anonim şirketlerdir.<br />
c)	İştirak: İDT KİK veya bağlı ortaklıkların sermayelerinin en az % 15 ençok %50 sine sahip bulundukları anonim şirketlerdir.</p>
<p>1933 Yılında 1. beş yıllık sanayi planı<br />
1963-1964	1. beş yıllık kalkınma planı</p>
<p>KAMU HARCAMALARININ ARTIŞI </p>
<p>a)	Kamu harcamalarının gerçek artış nedenleri<br />
* Ekonomik ve sosyal nedenler<br />
* Savaş ve milli savunma harcamalarındaki artışlar<br />
* Nüfus artışı<br />
* Ekonomik gelişmeler</p>
<p>b)	Kamu harcamalarının görünüşte artış nedenleri<br />
* Kamu hizmetlerinin para ile görülmesi<br />
* Para değerinin düşmesi<br />
* Bütçe tekniğinde meydana gelen değişmeler</p>
<p>KAMU HARCAMALARININ ARTIŞINI AÇIKLAYAN YAKLAŞIMLAR.</p>
<p>a)	Wagner : Sürekli artış (kamu harcamalarındaki artış kanunu). Zamanın sanayileşmiş ülkelerini incelemiş ve bu ülkelerde sanayileşme dolasıyla üretim ve bunun soncunda milli gelir yükselirken kamu harcamalarınında arttığını saptamış ve bundan devletin mali ihtiyaçları ile mili gelir arasında bir ilişki olduğu sonucuna varmıştır. Kamu harcamalının milli gelirden daha hızlı arttığın söylemiştir. Kamu harcamalarınnı artış devlet faaliyetlerinin artışının bir soncudur. Toplumların sosyal  ilerleme istekleri devlet faaliyetlerini arttırmakta ve böylece kamu harcamaları artmaktadır.</p>
<p>b)	Peacock- Wiesman : (sıçrama tezi) Kamu harcamalarının artışındaki temel neden savaş ve benzeri olaylardır.Bu gibi olağanüstü dönemlerde vergiler ve kamu harcamaları artırılır.Ancak olağanüstü durumun geçmesine rağmen devlet olağanüstü şartlar nedeniyle yüksek vergi ödemeye alışmış halktan aynı düzeyde vergi almaya devam eder.Böylece kamu harcamaları savaş ve benzeri olaylar döneminden sözkonusu şartların kalkmasından sonraki  normal döneme göre sıçramış olur. </p>
<p>c)	Colin Clark: vergilerle karşılanan kamu harcamalarının milli gelirin % 25 aşamayacağını ileri sürmüştür.</p>
<p>d)	Sosyal refahın arttırılması yaklaşımı: Pigou ve Dalton vergilemeden sağlanan marjinal liranın harcanmasının yaratacağı sosyal fayda ile mükellefe olan maliyetin ( faydasızlığın ) eşitlenmesi suretiyle sosyal refahın kamu harcamaları yolu ile maksimize edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.</p>
<p>e)	Maksimizasyon yaklaşımı: A. Downs, jim Buchanan ve G. Tullacak gibi teorisyenler tarfından ileri sürülmüş olan bir yaklaşımdır. Bu görüşe göre demokrasi ile yönetilen bi ülkede, hükümetler kendi yaşam sürelerini maksimum kılma çabası içresindedirler. Genel olarak hayat standardının yükselmesi nedeniyle talep edilen kamu faaliyetlerinin niteliğinde değişme olmaktadır. Eğitim , sağlık , konut, ulaşım konusundaki hizmetlerin ağırlık kazındığı düşüncesinden kaynakllanan bu durum, yüksek gelir esnekliğinin sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu yönde olan yoğun talep baskısı satandartlarla ilgili kurulların revizyonununa siyasal süreç aracılığıyla ekstra harcalamalar yapılması yönünde girişimlerde bulunulmasına yol açmaktadır.<br />
f)	Niskanen ( Bürokrasinin Etkisi ). Bürokrasinin bütçe içindeki etkisini baz alarak kamu harcamalarının artabileceğini iddia etmiştir. Bürokrasi hükümete hizmet sunan monopol gücüne sahip bir hizmet sektörüdür isteyen bürokratlar maaşlarını arttırmak isteyerek kamu harcamalarının artmasına neden olabilir</p>
<p>g)	Ekonominin gelişme sürecinde kamu harcamalarını etkilediği yaklaşımı </p>
<p>Musgrave:  Bir ülke ekonomisinin gelişim sürecini tamamlamasına bağlı olarak, kamu harcamalarının bileşimide değişmekte ve bu değişim eğitim sağlık harcamaları ile diğer sosyal harcamalar lehine olmaktadır. Söz konusu değişim dolayısı ile kamu harcamaları düzeyinin yükseleceğini belirtmektedir.<br />
Musgrave göre devletin geleneksel hizmetlerin dışında şu nedenlerden dolayı bu alanlarda faaliyette bulunması gerekir.<br />
* fiat mekanizması tek başına optimum kaynak dağılımı gerçekleştirme. Çünki milli savunma ve benzeri toplumsal ihtiyaçları ki bunlara musgarave sosyal ihtiyaçlar demektedir.. karşılayarak mal ve hizmetler piyasadan tedarik edilemez.<br />
* piyasada var olan fiyat mekanizması yoluyla adil gelir dağılımının gerçekleşmesi mümkün olmaması nedeniyle devlet düşük gelir gruplarına daha adil gelir sunabilmesi için düşük fiyatlarla mal ve hizmet üretmelidir.<br />
* iktisadi kalkanmanın temini için ekonomik istikrarın ve denğenin sağlanması çin devlet maliye politikası aracı olarak bu alanlarda faaliyette bulunmalıdır.</p>
<p>Rostow : Kamu giderlerinin artışını ekonomik gelişme ve bu gelişimin sağlanmasında devletin oynadığı rolün önemi ile açıklanmaktadır. İlkel toplum düzeyinden, günümüzün gelişmiş dvlet yapısına ulaşıncaya kadar geçirilen zaman içerisinde devlet ülkelerin sosyo ekonomik ve siyasi nitelikteklerine bağlı olarak değişen büyüklüklerde üretimde bulunmuş ve bulunmaktadır. Esas itibarıyla makro amaçlarına yönelik olan bu mal ve hizmet üretimleri, kamu kaynaklarına daha çok başvurulması ve bunların amaçlar doğrultusunda ve gittikçe artan büyüklükler içinde sarfı zorunluğunu ortaya çıkartmaktadır.</p>
<p>KAMU MALİYESİ İLE İLGİLİ KURUMSAL YAKLAŞIMLAR ( Geleneksel )</p>
<p>a)	Kurumsal Yaklaşım : devlet faayietlerin hukuki ve idari bakış açısından incelemektedir. Vergilerin uygulamaya konulması, salınması ve toplanması ile ilgili düzenlemeler yanında kamu fonlarınnı kullanımıda ele alınmaktadır. Bu yaklaşımla kamu harcamaları teorisi ve vergi teorisinin geliştirilmesi konusundaki çabalar son derecede sınırlı düzeyde olup yok denecek kadar azdır.<br />
b)	Yapısal Yaklaşımlar: kamu maliyesi ile ilgili konulurın ekonomik açıdan incelenmesine yönelik olup, kaynak dağılımında ve kullanımında etkinlik, devlet faaliyetlerinin etkinliği ve alternatif maliyetler piyasa ekonomi si ile ilgili faaliyetlerin incelenmesi bakımından göz önünüde tutulan teorik çerçeve içerisinde kamu faaliyetlerinin ekonomik analizinin yapılması ve benzeri çalışmaları kapsamaktadır.<br />
c)	Değişim Yaklaşımı : fransa ve italyada çeşitli bilim adamları tarafından ileriye sürülmüş bir yaklaşım olup vergileri kamu hizmetlerinin bedeli olarak kabul etmektedir. Devlet faaliyetlerinin optimumum düzeyinin piyasa ekonomisine benzer bir şekilde ve vergilerin ( fiyatların ) üretilen devlet hizmetlerinin marjinal maliyetine eşit olduğu noktada oluşacağını belirtmektedir.<br />
d)	Gelir Yaklaşımı: fonksiyonel maliye ile ilgili olup her devlet faaliyetinin milli geliri azaltıcı ve arttırıcı etkileri incelenmektedir. Buna kamu harcamalarının finansmanından daha çok harcamanını düzeyini vergiler yolu ile kısmak veya benzer şekilde kamu harcamalarını fonksiyonunun hizmet sağlamak değil gelir akışını daraltmak olması örnek olarak gösterilebilir.<br />
e)	Refah Yaklaşımı: kamu maliyesi aracılığı ile toplum refahının maksimize edilmesini öngörmekte olup kimsenin durumundan fedakarlık yapılmaksızın toplum refahının arttırılması amaçlanmaktadır. . Refah ölçüsü, kamu maliyesi açısından devlet faaliyetlerinin optimum düzeyini belirlemede önem taşımakta ve vergi yükü bakımından fonksiyon görmektedir.</p>
<p>KAMU MALİYESİ İLE İLGİ YAKLAŞIMLAR ( Günümüzdeki Yaklaşımlar)</p>
<p>HUKUKİ YAKLAŞIM: Alman ve fransız ekolünün yaklaşım şekli olup siyasi ve idari sistem içinde kamu maliyesinin temel fonksiyonları üzerinde durulmaktadır. Bu yaklaşıma göre kamu tüzel kişileri anayasayla kendilerine yüklenmiş olan fonksiyonları gerçekleştirmeleri için harcama yapmak durumunda olup söz konusu harcamaların hangi  kaynaktan ve hangi usullerle sağlanacağı ile toplumsal mali yük uygulamalarının toplum kesimleri arasında adil bir şekilde dağılımının nasıl gerçekleştirileceği konuları ağırlık kazanmaktadır. </p>
<p>İKTİSADİ YAKLAŞIM: Devletin vergi ve benzeri nitelikteki kamusal mali yük uygulamaları ve borçlanma aracılığıyla yarattığı ekonomik etkileri ön planda tutmakta söz konusu uygulamaların satın alma gücü tüketim, tasarruf, gelir ve servet dağılımı ile yatırımlar üzerindeki etkilerini analize yönelik bulunmaktadır. İktisadi yaklaşımda devlet faaliyetlerinin Kamu Hukuku ile olan ilişkisi tamamen bir tarafa itilmekte ve konun sadece ekonomik yanı ile ilgilenilmekte ülkemizde kıta avrasyasının etkisiyle mali olaylar genellikle hukuki yakmaşıma göre incelenmiştir.</p>
<p>KAMU MALİYESİNİN  AMAÇLARI</p>
<p>*****Kaynak Kullanımında Etkinlik Sağlanması:  kaynak tahsisi ile ilgi olup ekonomik kaynakların paylaştırılmasında kıt kamu kaynaklarının optimum dağılımını ve kullanımını gerekli kılar. Devlet fiyat mekanizmasının fonksiyonlarındaki eksiklikleri gidermek amacıyla piyasaları piyasa koşullarını sosyal ve özel maliyetler ile dışsal ekonomileri ve ekonomik olmayan durumları gözönünde bulundurmak durumundadır.</p>
<p>******Bölüşümde Etkinlik Sağlanması: iş imkanları eğitim düzeyi, veraset sonucu intikallereyönelikpolitikalar, vergi ve kamu harcama politikaları gibi bazı faktörlere bağlı olarak gelir ve servet dağılımında etkinlik sağlanmasını ifade etmektedir.</p>
<p>******İktisadi İstikrarırın Sağlanması:</p>
<p>KAMU GİDERLERİNİN ÇEŞİTLERİ:</p>
<p>KAMU GİDERLERİNİN FONKSİYONEL AYRIMI: bu ayrım şeklinde yapılacak giderler yoluyla gerçekleştirilmesi öngörülen amaçlara yönelik hizmetler dikkate alınmaktadır. Devletin klasik ve sosyo ekonomik nitelikteki hizmetleri gözönünde tutulmakta her bir hizmet grubu için yapılan giderler dikkate alınmaktadır. Aynı hizmet birden fazla kamu kuruluşu aracılığı ile gerçekleştiriliyor ise her kuruluşun o hizmet için yaptığı giderler toplanmakta ve böylece bir hizmet için yapılan toplan gider belirlenmektedir. Eğitim giderleri, savunma giderleri, yönetim giderleri, sağlık giderleri, bayındırlık giderleri sosyal hizmet giderleri gibi çeşitli kalemler altında giderlerin sınıflandırılması yoluna gidilmektedir. Bir bütün olarak çeşitli kamu hizmetlerinin maliyetlerini göremeye bu maliyetler ile ilgili olarak karşılaştırmalara yapmaya ve dolayısı ile hizmetlerin daha verimli olamasını sağlamaya fırsat veren bu ayrım genellikle yarı toplumsal yada piyasa konusu olabilir nitelikteki hizmetlerin etkinleştirilmesi, maliyet fayda analizlerinin yapılabilmesi bakımından daha fazla yarar sağlayabilmektedir.</p>
<p>MAL VE HİZMET ALIM GİDERLERİ – TRANSFER VE YARDIM AYRIMI</p>
<p>Mal ve hizmet giderleri devletin üretim faktörü talebi dolayısıyla yapmak durumunda kaldığı giderlerdir. Bu giderler cari harcamalar ve yatırım harcamaları şeklinde ortaya çıkmaktadır. Pigau ve Colm gibi ingiliz ve alman bilim adamları ileri sürülen bu ayrımda bu grupta yer alan giderlerin temel niteliği bir hizmet veya işgücü, bir mal veya eşya dolayısılile  giderlerin yapılmış olmasıdır.</p>
<p>TRANSFER HARCAMALARI: bu harcamalar mal ve hizmet alımına yönelik olmayıp toplumun sosyal yönden güçlü kalmasına yönelik olarak yapılan ve daha çok yardım amacı güden bir niteliğe sahiptir. Transfer giderleri ekonomik, sosyal ve mali nedenlerle gerekli görülen kişilere yapılan fon aktarmalarını ifade etmektedir. Bu ödemeden yararlananların satın alma gücü artmaktadır. Sübvansiyon şeklinde yapılan taransfer ödemeleri ise çeşitli kuruluşlara ve piyasa fiyatınındüzenlenmesi amacıyla yapılmaktadır. Şekli olarak transfer giderleri bir anlamda negatif vergi olarak düşünülebilir.(Borç faiz ödemeleri tranfer harcamaları içerisinde yer alır)</p>
<p>VERİMLİ GİDERLER &#8211; VERİMSİZ GİDERLER AYRIMI: ekonominin üretim kapasitesini arttıran veya kamu gelirlerinde artış sağlayan giderler verimli diğer ise verimsiz gider olarak kabul edilmektedir.<br />
CARİ GİDERLER -YATIRIM GİDERLERİ AYRIMI: bu ayrıma göre devletin tüketim malları alımına yönelik harcamaları cari, sermaye oluşumu ile ilgili giderleri ise yatırım giderleri olarak nitelendirilmektedir.<br />
   Cari giderler niteilikleri itibarı ile her yıl tekrarlanma görünümündedirler genellikle birbütçe  dönemi   içerisinde tüketilmesi sözkonusu faydanın elde edilmesi amacıyla yapılmaktadır. Personelgiderleri, isıtma, aydınlatma, kırtasiye, yakacak vb giderler örnek gösterilebilir.<br />
Yatırım giderleri ise üretimi arttıran üretkenliği olumlu yönde etkileyen kaynakların daha iyi     kullanılmasını sağlayan üretim faktörlerinin verimliliğini arttıran genellikle dayanıklı nitelikte ve faydası birden fazlayla yaygın mallar yapılan giderlerdir.</p>
<p>KAMU HARCAMALARININ SINIFLANDIRILMASI :</p>
<p>İşlevsel Sınıflandırma( fonksiyonel).   Politik organlarca belirlenen kamu harcamalarını kapsayan ve harcamalara ulaşılmak istenen belirli hedeflerin anlamlı biçimde birleştirildiği bir sınıflandırmadır.<br />
a)	Genel Hizmetler: Genel yönetim, savunma yargı ve kolluk hizmetleri gibi TBMM Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mah, Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı vs<br />
b)	Ekonomik Hizmetler: genellikle bir yere doğrudan yarar sunma yerine üretim sürecinin ilk aşamalarında hammede ve ara malları ile altyapıyı oluşturan özellikleri dolayısı ile firmalara yarar sağlanmasıdır. Tarım Enerji doğal kaynaklar ulaşım gibi hizmetler, ulaştırma Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, DSİ gibi<br />
c)	Sosyal Hizmetler: Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, hizmetler = Sağlık Bakanlığı çalışma ve Sosyal güvenlik bakanlığı Milli eğitim Bakanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı</p>
<p>EKONOMİK SINIFLANDIRMA<br />
a)	Gerçek Harcamalar. Toplam talebini bir ögesini ve bu niteliği ile cari dönem üretimi yada fiyat düzeyini etkileyen harcamalardır.<br />
b)	Yatırım Harcamaları<br />
c)	Cari Harcamalar. Personel giderleri büro malzemesi alımı aydınlatma ısınma küçük onarımlar<br />
d)	Transfer Harcaması : fakirlere yapılan harcamalar sübvansiyonlar.<br />
. Eğitim ve sağlık harcamaları kalkınma carisi türünden harcamalardır</p>
<p>KAMU GELİRLERİ</p>
<p>a)	Vergiler<br />
b)	Harçlar:  Bazı kamu kuruluşlarının sundukları hizmetinden yararlanalanların bu yararlanma karşılığı ödedikleri bedeldir. Harçları vergiden ayıran en önemli kriter harçlarında kısmende olsa bir kamu hizmeti karşılığı olarak alınmasıdır.<br />
c)	Resim : Bazen harca bazende vergiye benzemektedir. Resim ya tamemen karşılıksız olarak alınmakta yada bir hizmetten yararlanmanın veya bir hakkı elde etmenin karşılığı olarak alınmaktadır. Rıhtım resmi,  ihade alının damga resmi<br />
d)	Şerefiye : Şerefiyede vergi ve harcın özelliklerini taşıyan bir kamu gelir türüdür. Buğün ülkemizde harcamalara katılma payları olarak adlandırılmakta ve belediyelerce yapılan yol kanalizasyon ve su tesisleri hizmetlerinden yararlanan gayrımenkul sahiplerinden alınmaktadır.<br />
e)	Parafiskal gelirler: kamu veya yarı kamu kurumu niteliğindeki ekonomik sosyal ve mesleki kuruluşların yaptıkları hizmetler karşılığında, kendi üyelerinden veya hizmetlerinden yararlanlardan çeşitli adlarla aldıkları paralardır. Örnek olarak Emekli sandığı, SSK Bağkur.<br />
PARAFİKSAL GELİRLER<br />
1). Kamu kuruluşu niteliğindeki bir ekonomik yada mesleki kuruluşun yaptığı hizmetlerden dolaylı veya dolaysız bir şekilde yararlanan kişilerden toplanmaktadır<br />
2). Zorunlu bir ödemedir<br />
3). Ekonomik sosyal ve mesleki kuruluşlar tarafından toplanırlar.<br />
4) . Devlet veya yerel yönetimlerin bütçelerinde yer almamaktadır.<br />
5) . Karşılıkları vardır.</p>
<p>f)	Borçlanma<br />
 g) para basımı<br />
h)mali tekeller<br />
ı) para cezaları<br />
      i ) Emlak teşebbüs gelirleri</p>
<p>VERGİNİN TANIMI VE ÖZELLİKLERİ</p>
<p>1-VERGİNİN DEĞİŞİM GÖRÜNÜŞÜNE GÖRE AÇIKLANMASI: fayda teorisi vergilerin; kamu harcamalarından sağlanan fayda göre dağıtılmasını öngörmektedir. Buna göre, nasıl alınan özel  mal ve hizmetler için ödeme yapılmaktadır. Aynı şekilde kamu sektörünün sunduğu mal ve hizmetler için de ödeme yapılması gerekir. verginin değişim teorisine göre açıklanmasında vergi: devletin gördüğü mal ve hizmetlerin karşılığı olarak alınan ve bunun için ödenemesi gereken bir bedel olarak görünmektedir. Locke PROudhon, Clemence rayer gibi mualiflerce savunulmuş bir görüştür. “ vergi bir değişimdir, kişiler arasında bu faydaların sağlanması için yapılan değişime benzer şekilde bireylerle devlet arasında da değişim vardır. “ devletin rolü herkese eşit fedakarlık yüklemek olmayıp bireylere sağladığı hizmetlerin adil fiyatını ödemektir. Gibi çeşitli ifadelerle açıklanan bu görüşün geçerliği kalmamıştır. Çünki vergi kamu hizmetlerinin gerektirdiği giderleri finanse etmek üzere alınmakla birlikte, belirli bir hizmet karşılığı değildir.</p>
<p>2- VERGİNİN SİGORTA PRİMİ GÖRÜŞÜYLE AÇIKLANMASI: toplum bireylerin mal ve mülklerini güvenlik altında bulunduran devlete bu hizmetlerin karşılığı olarak ödemiş oldukları bir sigorta primine benzetilmektedir. Devlet sanki bir sigorta şirketi gibi fertlerden vergi adı altında para almakta ve karşılığında güvenlik ve asayişi sağlamaktadır. Montesguieu, Mirabeau, Emine de Girardin bu görüşü savunmaktadır.</p>
<p>3- VERGİNİN SOSYAL ÜRETİM GİDERLERİNE KATILMA PAYI OLARAK AÇIKLANMASI: bu görüşe göre toplum bir üreticiler birliğine benzetilmekte ve vergi devlet tarafından yapılan kamu hizmetlerinin sosyal üretime katılması karşılığı olarak ödenen bir pay şeklinde kabul edilmektedir. Vergi üretimden faydalanmak için her üreticiye düşen gider payıdır. </p>
<p>4-VERGİYİ DEVLETİN EĞEMENLİK HAKKININ BİR SONUCU SAYAN GÖRÜŞ</p>
<p>VERGİLEMEYE İLİŞKİN TEMEL KAVRAMLAR</p>
<p>VERGİNİN TEMEL KONUSU:  Verginin üzerinden alındığı şeydir, bu şey ekonomik bir değer, hukuki bir muamele, fiziki bir varlık, bir fiil, bir olay ve benzedi olabilmektedir. Sadece maddi anlamdaki mal ve eşyalar değil; maddi olmayan ekonomik unsurlar, mükelleflerin fiziki varlığı veya sosyal durumları dahi vergi konusunun kapsamına girebilmektedir.</p>
<p>VERGİ MÜKKELLEFİYETİ: Vergi mükellefi yada yükümlüsü, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu düşen gerçek veya tüzel kişi olarak tamınlanmaktadır.</p>
<p>VERGİ SORUMLULUĞU verginin ödenmesi bakımından alacaklı vergi dairesi ile muhatap olan kişidir vergi sorumlusu vergi kanunlarına göre kendisi mükellef sayılmayıp vergi mükellefi adını vergiyi ödemek ve vergiye ilişkin değer şekil ödevleri yerine getirmek zorunda olan kişidir<br />
Vergi sorumlusunun en tipik örneğini ücrelilere ilişkin gelir vergisi uygulamasında görüyoruz.işverenler yanlarında çalıştırdıkları kişilere hizmet karşılığı ödedikleri gelir vergisini kesip vergi dairesine onlar adını yatırmak zorundadır. Bu durumda ücretliker vergi mükellefi sayılırken işverenler vergi sorumlusu sayılmaktadır.</p>
<p>VERGİDE İSTİSNA VE MUAFİYET</p>
<p>	İstisna verginin konusunda muafiyet ise mükellefiyette kısıtlamayı ifade eder.<br />
-	istisnaya örnek olarak katma değer vergisinden ihracat istisnasını gösterebiliriz<br />
-	muafiyete örnek olarak gelir vergisi kanunda yer alan esnaf muaflığı, küçük çiftçi muaflığı, ve diplomat muaflığını göstermek mümkündür. </p>
<p>Advolerm matrah: Vergi konusunun ekonomik değeri alınıyorsa satış fiyatı vs advolerm matrah sözkonusudur. </p>
<p>Spessifik Matrah : Verginin konusu uzunluk, ağırlık, yüzölçümü, adet vb olarak alınıyorsa spesifik matrah sözkonusudur.</p>
<p>Vergi Matrahının Tespitini ilişkin Usuller<br />
a)	İdari Takdir Usulü : doğrudan doğruya takdir usulü olarakta nitelendirilen bu usulün esası vergi idaresinin, her bir vergi yükümlüsüne ilişkin vergi borcunu ayrı ayrı tespit etmesidir. Son derece subjektif bir uygulama, esasına dayanan ve yükümlülerin aleyhine olarak matrahın çok yüksek belirlenmesi tehlikesini taşıyan bu usul günümüzde bazı istisnai hallerde uygulanmaktadır.<br />
b)	Karine ve Dış Belirtiler Usulü. Bu usül doğrudan takdir usulünden biraz daha objekleştirilmiş bir şekildir. Bu usulde mükelleflerin gelir ve servetlerine karine teşkil eden bir takım dış belirtilerden yada göstergelerden hareketle vergi borcunun tespitine çalışır.<br />
c)	Götürü Usul : Bu usulde vergi idaresi yükümlüleri münferit olarak değil belli gruplar itibarı ile ele alarak matrahlarını tespit etmektedir. Yükümlüler belirli kıstaslara göre sınıflandırılmakta ve her sınıf için ortak bir vergi matrahı tespit edilmektedir.<br />
d)	Beyan Usülü : Beyan usulünün esas vergi matrahıın yükümlülerine veya vergi sorumluları tarafından vergi kanunlarında öngörülen ilkelere uygun olarak belirlenip beyanname adı verilen bir belge ile vergi idaresien bildirilmesidir. Bu usulde vergi idaresinin görevi beyan edilen matrahların doğruluğunu kontrol etmektir.</p>
<p>Vergi Tarhı : Vergi tarhı kısaca vergi borcunun hesaplanması işlemidir. Vergi usul kanunuda verginin tarhı vergi alacağının kanunlarda gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi idaresi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibarıyla tespit eden idari işlemlerdir. Biçiminde tanımlamıştır. </p>
<p>Vergi tarifesi : konusu ve matarahı belli olan bir verginin miktarını belirleyebilmek için vergi tarifesi denilen unsurun bilinmesi gerekir. devlet açısından bir alacak, yükümlüler bakımından ise bir borç oluşturan verginin tutarının hesaplanabilmesi için ancak vergi tarifesi ile olur.</p>
<p>Verginin Tebliği : Vergiyi tarh eden, yani hesaplayan taraf vergi dairesi olduğuna göre, bu işlemden karşı tarafın yani yükümlülerin yada sorumluların haberdar edilmesi gerekir. iste vergi dairesinin vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususları yükümlülere yada sorumlulara bildirmesine tebliğ denilmektedir.</p>
<p>Verginin Tahakkuku:  Tarh ve tebliğ edilen verginin ödenecek safyahay gelmesidir. Verginin tarh edilerek yükümlüye tebliğ edilmesiyle artık yükümlü vergi borcu hakkında bilgi edinmiş olur.</p>
<p>VERGİNİN TAHSİLİ:</p>
<p>a) İltizam Usulü:   Bu usulde vergilerin kanunlara uygun olarak tahsili için devlet tarafından bir bedel karşılığında mültezim adı verilen ve nevi mütehait fonksiyonu gören bir kişiye veriliyordu. Vergi toplama işinin mültezime verilişi açık arttırma ile gerçekleştirilirdi. Buna göre vergi toplama hakkı karşılığında devlete en yüksek bedeli ödemeyi tahhüt eden kişi bu hakkı elde ederdi. Mültezimin tapladığı vergi ile ödediği bedel arasındaki fark kendi karını vveya zararını teşkil ederdi.</p>
<p>b)	İhale Usulü :  vergi toplama hakkı, toplanacak vergi hasılatından en düşük payı taahüt edene verilir. Bu usul bügünkü devlet ihale sisteminde açık eksiltme usulüne benzetilebilir.</p>
<p>c)	Halk Temsilcileri İle Tahsil Usulü :  vergi idaresinin yeterli düzeyde gelişmediği dönemlerde uyğulanmış olun bu usulde vergiler, halkın arasında bu amaçla seçilmiş kişiler vasıtasıyla toplanıyordu</p>
<p>d)	Emanet Usülü: vergilerin devlet adına onun görevlendirdiği kişiler vasıtayısla tahsil edilmesidir. Şu anda Türkiyede uygulanan sistem budur.</p>
<p>e)	Pul Veya Bondrol Yapıştırmak Yahut Değerli Kağıtlar Kullanmak Suretiyle Verginin Ödenmesi </p>
<p>MALİ AÇIDAN GELİR KAVRAMI</p>
<p>a)	Kaynak Teorisine Göre Gelir.: Belirli bir kaynaktan düzenli olarak sağlanan gelir akımını ifade eder. Örneğin bir teşebbüs sahibinin işletmesinden sağladığı kar , emek sahiplerinin elde ettikleri ücretler, menkul ve gayrımenkul sahiplerinin sahip oldukları sermaye unsurları başkalarının kullanımına terk etmek suretiyle sağladıkları………………..kaynak teorisine göre geliri teşkil etmektedir. Bu karşılık belirli bir kaynaktan düzenli olarak sağlanmayan , örnegin miras bağış ve benzeri yollardan yad menkul ve gayrımenkul sermaye unsurlarının kendi değerinde meydana gelen artışlar bu manada vergilendirilerek gelir kapsamına dahil edilemezler.<br />
b)	Net Artış Teorisen Göre Gelir.  Net artış teorisi vergilendirilecek gelir kavramını daha geniş kapsamlı olarak ele almaktadır. Bu teoriye göre gelir, kaynak teorisine göre açıklanan gelir kavramında içine alacak biçimde bir kimsenin belli bir dönemin sonundaki servet değerinde aynı dönemin başındaki servet değerine göre meydana gelen net artıştan ibarettir. Bu artışa dönem içindeki çeşitli tüketim harcamaları dahildir.<br />
Türk gelir sistemi. Vergilendirilecek gelirleri ağırlıklı olarak kaynak teorisine göre ele almış olmakla birlikte azda olsa net artış teorisene giren gelir unusurlarınada yer verilmiştir. </p>
<p>				GELİR VERGİSİNİN UYĞULAMA ŞEKİLLERİ</p>
<p>Sedüler Gelir Vergisi : Yükümlülerin çeşitli kaynaklardan sağladığı vergilerin ayrı ayrı verğilendirilmesidir. Örneğim bir vergi yükümlüsünün aynı vergileme döneminde ticari kazanç yanında zirai kazanç ve menkul sermaye iradı elde etmesi halinde, bu gelirlerin birleştirilmeden ve birbirleriyle irtibatlandırılmadan vergilendirilmesi durumunda ortay çıkan vergilerdirme şekli sedüler gelir vergisidir.<br />
 Sedüler gelir vergisinin uygulamasında yükümlürin şahsi durumları dikkate alınmadığı gibi artan oranlı tarife yapısıda uygulanmaz bu nedenle sedüler gelir vergisi gayrı şahsi objektif nitelikte bir vergidir.</p>
<p>Üniter gelir vergisi: Çeşitli unsurlardan sağlanan gelirin birleştirilerek vergilendirilesi üniter gelir vergisi çeşitini oluşturur. Bu usulde çeşitli kaynaklardan sağlanan gelirler toplanır. Varsa zararlar mahsup edilir. Bu suretle bulunan net tutar üzerine artan oranlı vergi tarifesi tatbik edilmek suretiyle vergi borcu hesaplanır.<br />
Üniter gelir vergisi uygulamasında ayrıca, yükümlülerin  şahsi ve ailevi durumlarına göre vergi matrahından belli indirimler yapmak suretiyle vergilemede ödeme gücü ilkesini gerçekleştirmek mümkündür.</p>
<p>			HARCAMA ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLER</p>
<p>TÜRLERİ:  muamele vergileri, vergi konusunun kapsamına genişliğine göre genel muamele ve özel  muamele vergisi olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Genel muamele vergisi bazı istisna ve muafiyetler dışında tüm iktisadi ve hukuki düzenlemeleri kapsamına alan bir vergidir. Örneğin Katma Değer vergisi, bu manada bir genel muamele vergisi grubuna girer. Buna karşılık sadece bir kısım iktisadi ve hukuki muameleri kapsamına alan vergiler ise özel muamele vergisi grubuna girerler. Bu tür vergilere örnek olarak talep elastiki düşük olan tütün mamülleri, şeker, akaryakıt, ve benzeri maddeler üzerine konulan özel tüketim vergileri gösterilebilir. </p>
<p>UYGULAMA ŞEKİLLERİ</p>
<p>Yayılı Muamele Vergisi : vergi konusu mal ve hizmetlerin üretim ve tüketim zinciri içindeki her aşamada satış fiyatı üzerinden alınan vergidir. İlk üretim aşamasından itibaren alınmaya başlanan vergi müteakip aşamaların herbirinde,  daha önceki aşamalarda ödenmiş olan verginin malın fiyatına eklenmesi, suretiyle bulunan satış fiyatı üzerinden hesaplanarak alınır. Bu süreç, ilk üretimden parekende satış aşamasına kadar bu şekilde devam eder.<br />
Vergi Piramitleşmesi :  Ödenen vergi malın maliyetine eklenerek daha sonraki safhalarda alınacak olan verginin matrahına girmiş oluyor. Böylece verginin üzerinden vergi hesap edilip alınıyorki bu duruma mali litaratürde vergi piramitleşmesi denir.</p>
<p>Toplu Muamele Vergisi. Toplu muamele vergisiin üretim- tüketim zinciri içinde alındığı aşamanın adına göre üç çeşiti vardır. Bunlardan birincisi malın ilk üretim aşamasında vergilendirilmesidir ki. Buna istihsal vergisi adı verilir. İkincisi malın toptancıdan parekendeciye aktarılması sırasında vergilendirilmesidirki bu aşamada alınan vergiye toptan satış vergisi adı verilir. Üçüncüsü ise malın tüketiciye intikali sırasında yani parekendeciler tarafından tüketicilere yapılan mal teslimleri dolayasıyla vergi alınmasıdırki, buna parakende satış vergisi adı verilir.</p>
<p>KDV ekonomide meydana getirdiği etki bakımından toplu muamele vergisi türlerinden perakende satış vergisi ile aynıdır. </p>
<p>				KATMA DEĞER VERGİSİNİ TÜRLERİ</p>
<p>Genel olarak 		katma değer<br />
	Katma Değer		matralı             = Satışlar – Alışlar</p>
<p>1)	Gayrısafi Hasıla           MATRAH       = Ücret+Faiz+Rant+Kar+Amortisman<br />
Tipi KDV                   </p>
<p>2)	Gelir Tipi                       MATRAH      =(ücret+faiz+rant+kar)- Amortisman<br />
KDV</p>
<p>3)	Tüketim Tipi		MATRAH =( ücret+faiz+rant+kar)- Yatırım Mal Tutarı<br />
KDV	</p>
<p>	Türkiye 1999 yılında gelirtipi KDV den Tüketim tipi KDV geçmiştir.</p>
<p>VERGİLEMENİN KLASİK İLKELERİ<br />
Adam Smith tarafından ortaya konulmuş ilkelerdir.</p>
<p>1)	Adalet İlkesi : Toplum içinde bulunan ve vergi ödeme gücüne sahip bulunan herkesin ödeme güçleri dahilinde kamu harcamalarının finansmanına katılmalarını öngörür<br />
2)	Belirlilik ve kesinlik ilkesi : herkesin ödeyeceği verginin türü ve miktarı önceden belli olmalıdır. Keyfi ve rastgele kimseden vergi alınmalaıdır. Her yükümlü nezaman nerede ve nekadar vergi ödeyeceğini önceden kesin ve açık olarak bilmelidir<br />
3)	Uygunluk ilkesi : buna göre vergiler yükümlülerden en uygun zamanda ve şartlarda alınmalıdır.<br />
4)	İktisadilik ilkesi (Tasarruf İlkesi ): Yükümlülerin ödemiş olduğu vergi miktarı ile devlet hazinesine giren vergi miktarı arasındaki farkın mümkün olduğu kadar az olmasını ifade eder. </p>
<p>VERGİLEMENİN MALİ İLKELERİ</p>
<p>Verimlilik İlkesi : Belli bir dönemde örneği bütçe yılı içinde devlet tarafından yapılacak harcamaların büyük bir kısmını karşılayacak düzeyde vergi geliri elde edilmesini ifade eder. Dolayısı ile vergi gelirinin verimliği sayesinde kamu harcamaları için gerekli olan finansman kaynağının sağlanması mümkün olur.<br />
Esneklik İlkesi : Bir verginin esnekliği o vergi ile sağlanan gelirlerin belli şartlara göre çoğalıp azalabilmesini ifade etmektedir. Bir verginin esnekliği, yani hasılatının değişimi, milli gelirdeki değişmelerle mukayese edilerek ölçülür. Milli gelirdeki değişmelere bağlı olarak hasılatıda değişen bir vergi esnek olarak nitelendirilebilir</p>
<p>VERGİLEMEDE ADALETİN SAĞLANMASINA İLİŞKİN İLKELER</p>
<p>Yararlanma İlkesi : Yararlanma ölçüsüne göre devlet bireylerden kamu hizmetlerinden yararlandıkları ölçüde vergi almalıdır. Bu ölçü serbest piyasa ekonomisinde geçerli olan mübadele esasına dayanmaktadır. Nasılsa bireylerin ürettikleri mal ve hizmetlerin piyasada bir bedeli vardır. Devletin ürettiği mal ve hizmetlerinde bir bedeli olmalıdır. Ve bu bedel vergidir.</p>
<p>Ödeme gücü ilkesi : Devlet bireylerden vergi alırken onların ödeme gücünü gözönünde bulundurmaktadır. Bireylerin ödeme gücünü teşkil eden gelir ve servet harcamaları birbirinden farklıdır. Dolayısı ile bireylerin ödeyeceği vergi miktarının farklı olması adil bir vergilendirmennin gereğidir. Buna göre bireylerin kamu hizmetlerini finansmanına kamu hizmetlerinden yararlandıkları ölçüde değil sahip oldukları ödeme gücü ölçüsünde katılmaları gerekir. </p>
<p>Genellik ilkesi : vergi ödeme gücüne sahip olan herkesin herhangi bir ayrıma tutulmadan vergi ödemisini ifade eder. Vergide muafiyet ve istisnalar yer verilmesi bu ilkeyi zedeler. Ancak iksitadi ve sosyal sebebler istisna ve muafiyetleri zorulu olarak ortaya çıkartmaktadır.</p>
<p>Eşitlik ilkesi. Vergi ödeme gücü bakımından aynı olanların vergilendirme bakımından aynı tür işlemlere tabi tutulması buna karşılık farklı durumda olanların ise farklı işlemlere tabii tutulması olarak açıklanabilir. Aynı durumda olanların aynı tür vergilendirme işlemlerine tabii tutulmaları vergilendirmede yatay eşitlik, buna karşılık farklı durumlarda bulunanların farklı bir biçimde vergilendirilmesi ise vergilemede dikey eşitlik olarak nitelindirilir. </p>
<p>Nispilik ilkesi. Vergi yükünün herkesin ödeme gücüne göre paylaştırımasına nispilik ilkesi denilmektedir. Vergi yükünün fertler arasında nispi olarak eşit ve adil dağılımını sağlamak için yararlanılabilecek bazı teknikler vardır. ; </p>
<p>                         ********En Az Geçim İndirimi :İnsanların geçinmeleri için gerekli olan asgari gelirin vergi dışı bırakılmasına asgari geçim indirimi veya en az geçim indirimi denir. </p>
<p>En Az Geçim İndirimi Uygulama Şekilleri</p>
<p>1)Matrahtan indirim Sistemi: Mükellefin gelirinden , en az geçim indirimi tutarının düşürülmesi ve kalan kısmın vergilendirilmesi şeklinde gerçekleştirelen uygulamadır. Burada; en az geçim indirimin düşüldüğü gelir matrahmış gibi düşüldüğünden, matrahın tanımı ve niteliğine ters düşen bir şekilde işlem yapıldığı görülür. Matrah; vergi konusunun verginin hesaplanmasına esas olan değer yada miktardır, şeklinde tanımlanmakta olup, burada dikkati çeken husus, indirimden sonra kalan tutarın vergi hesabına esas alacağıdır.<br />
2) Vergiden İndirim (Dekot)Sistemi: Bu sistemde önce mükellefin vergilendirilmesi söz konusu geliri, vergi tarifesine göre vergilendirilmekte, daha sonra en az geçim indiriminin tarifeye göre bulunan vergisi, toplam vergiden düşülmektedir.kalan kısım mükellefin ödemesi gereken vergiyi oluşturmaktadır.<br />
3) Bölme Katsayı Sistemi: Aile gelirinin aile bireyleri sayısına bölümlenmesinden sonra vergilendirilmesini ön gören bir sistemdir. Bu sistemde artan oranlı vergi tarifesinin gelir dilimleri üzerindeki etkisinden yararlanılmaktadır. Aile gelirinin bölünmeden toplam gelir üzerinden vergilendirilmesi halinde gelir vergi tarifesinin üst oranlarına girecektir. Gelirin bölünmesi halinde her bir gelir kısmının ayrı ayrı vergisi hesaplanacağından tarifenin daha düşük oranlarına tabi olmaları nedeniyle ailenin toplam vergi yükü azalacaktır.<br />
•	***********TÜRKİYEDE 1968’ DEN ÖNCE VE 1981 YILINDAN İTİBAREN MATRATAN İNDİRİM SİSTEMİ UYGULANMIŞTIR BU YILLAR ARASINDA İSE VERGİDEN İNDİRİM (DEKOT) SİSTEMİ UYGULANMIŞTIR.</p>
<p>*********** Artan Oranlılık :Vergi matrahının büyümesi ile uygulanan oranında büyüdüğü vergilerdir.Gelir vergisi artan oranlı vergilere en iyi örnektir.<br />
*********** Ayırma Sistemi   :Sermaye gelirlerinin emek gelirlerine göre daha fazla vergilendirilmesini öngören bir sistemdir.</p>
<p>Kişisel Verği Yükü. Bir kişinin ödediği toplam vergilerin kişinin toplam gelirine oranıdır</p>
<p>Toplam verği yükü. Devletin gelirlerinin toplamanın GSMH oranıdır</p>
<p>Net vergi yükü.  Ödenen vergilerin yararlanılan kamu hizmetlerinin bedelinden mahsubunun kişi toplam gelirine oranıdır</p>
<p>Vergi kapasitesi : Bir ülkenin asgari geçimini sağlayan gelir düzeyinin üzerinde kalan gayrısafi milli hasılasının büyüklüğüne eşittir. Başka bir ifadeyle bir ülkedeki vergilendirilebilir ekonomik potansiyeli ifade eder.</p>
<p>Fiili vergi gayreti. Belli bir dönemde devletin toplayabildiği vergi hasılatının gayrısagi milli hasılaya oranıdır.</p>
<p>Vergi baskısı (tazyiki). Verginin karşılıksız ve zorunlu olması onun gönülden bir istekle yerine getirilmesini engeller bu nedenle vergiyi istemeyerekte ödemek zorunda olanların duymuş oldukları. Psikolojik etkiye vergi baskısı yada vergi tazyiki denilmektedir.</p>
<p>a)	vergiden kaçınma. Vergiyi doğuran olaya sebebiyet vermemek suretiyle vergi borcundan kurtulmayı ifade eder. Vergi yasalarındaki istina ve muafiyetlerden yararlanmak örnek: yükümlülerin vergi konusuna girmeyen kaynaklardan kazanç ve irat sağlamak yada vergiye tabi olmayan mal ve hizmetleri satın almamak suretiyle verigiden kaçınmak mümkündür.<br />
b)	Vergi kaçakçılığı. Vergi kaçakçılığı vergi baskısına karşı yasa dışı bir tepkidir.</p>
<p>Verginin telafisi giderilmesi. Vergi ödemek suretiyle ödeme gücü zayıflayan bireyler, tekrar eski güçlerine kavuşabilmek için bir takım çaba ve faaliyet gösterirle. Bu çerçevede yükümlüler tüketim yatırım ve tasarruf kararlarını gözden geçirererek bazı değişiklikler yapmaya karar verebilirler. Vergi baskısı karşısında ortaya çıkan bu değişikliğe Verginin beyan etkisi denir.<br />
a)	verginin gelir etkisi. Ödedikleri vergiden dolayı gelirlerinde azalma meydana gelen bireyler, gelirlerindeki bu azalmayı daha çok çalışarak kazanmak suretiyle telafi edebilirler. Bu duruma verginin gelir etkisi denir<br />
b)	verginin ikame etkisi. Verginin yükümlülerin ekonomik karar ve tercihlerinde değişlikler meydana getirmesi durumudur. Örnek, üzerine vergi konulan yada üzerinden alınan vergi miktarı artan bir mala olan talebin artması durumuna verginin ikame etkisi denir.</p>
<p>VERGİNİN YANSIMASI</p>
<p>a)	Yansıma Şekilleri.  İleriye doğru yansıma :kısmen yada tamamen ileriye doğru yansıma, üretici yada mal ve hizmet satışını yapan kimselerin ödemiş oldukları vergiyi mal ve hizmetlerin satış fiyatına ekleyerek alıcıya devretmesi şeklinde gerçekleşir.<br />
b)	Çapraz Yansıma : Talep elastikiyeti düşük olan, temel gıda maddeleri ve tekel ürünleri gibi malların üzerine konulan bir vergi kolaylıkla fiyata eklenerek alıcılara yani ileriye doğru yansıtılabilir, buna karşılık talebi esnek olan bir malın üzerine konulan bir verginin ileri doğru yansıtılması pek kolay olmaz. Zira vergi dolayısı ile fiyatı yükselen mala karşı olan talep azalır. Bu yüzden ileriye doğru yansıma bazen vergi konusu malların fiyatının yükseltilmesi ile değilde başka malların fiyatının yükseltilmesi ile gerçekleşirki buna çarpraz yansıma denir.<br />
c)	Geriye doğru yansıma: Satılan alınan mal ve hizmetlerin fiyatı düşürülerek vergi yükü malı satanların üzerine doğru devredilmeye çalışılır. Ancak hemen belirtmek gerekirki yansımanın bu şekli daha çok işletmelerin kendilerinin satın aldıkları faktörlerin fiyatının düşürülmesi şeklinde gerçekleşir.tüketiciler açısından geriye yansıma oldukça güç bir iştir.<br />
d)	Kanuni ve fiili yansıma :Kanun koyucu vergiler ile ilgi düzenlemeleri yaparken verginin yükümlüler tarafından başkalrına devrini öngörmüşolebilir bunun sonucu olarak gerçeklekşitirlen yansımaya kanuni yansıma denirir Örneğin:; KDV vergisinde mal ve hizmet satışını yapanlar kanuni yükümlü olarak nitelendirilen tüketiciler vergi taşıyıcısı yada yüklenicisi olarak nitelendirilmektedir. Bazı hallerde kanun koyucu açık bir şekilde öngörmediği halde yasal yükümülü tarafından ödenmiş olan bir vergi çeşitli yollardan başkalarına devredilmektedir. Bu suretle oluşan yansımaya fiili yansıma adı verilir. </p>
<p>YANSIMANIN BAĞLI OLDUĞU FAKTÖRLER</p>
<p>a)Verginin mahiyeti<br />
*Dolaylı Vergiler:  Mal ve hizmet satışları üzerinden ödenen vergiler gelir ve servet unsurları üzerinden alınan dolaysız verilere göre daha kolay yansıtılabilir. Mal ve hizmet satışları üzirenden alınan vergilerin satış fiatına eklenerke alıcılara devredilmesi kolaydır.<br />
*. Verginin kapsamı ne derece geniş olursa yansıması o ölçüde kolay olur. Buna karşılık kapsamı dar olan vergilerin yansıma kabiliyeti daha azdır. Kapsamı geniş olan vergillerin ikame etkisi zayıftır. Tüm mal ve hizmetleri kapsamına alan vergi, söz konusu mal ve hizmetirin fıyatını aynı ölçüde yükselttiğinden, tüketicilerin başka mal ve hizmetlere yönleme imkanı önlenir. Bu yüzden vergi dolayısıyla fiyatı yükselen mala karşı olan talep değişmeyecektir. Bunu sonucu olarakda vergi fiyatının bir parçası olarak kolaylıkla tüketcilere yansıtılır.<br />
*. Verginin dar kapsamlı olması halinde yani sadece belli mal vey hizmetlerden vergi alınması durumunda tüketicilerin vergisiz mallara doğru yönelme ihtimali olacağıdan bu tür vergilerin yansıtılması güç olur.<br />
B) Piyasa Yapısı</p>
<p>****tam rekabet piyasasında kısa dönemde verginin yansıması oldukça sınırlı olup verginin büyük bir kısmı firmalar üzerine yerleşir.<br />
*****monopolcü, monopol güce baglı olarak maliyetleri etkiyelen bir vergi varsa fiyatları yükselterek vergiyi yansıtır.<br />
*****oligopolda az sayıda satıcı firma ile aralarında belirlenen dayanışma sonucu vergideki artışı fiyata aktararak tüketiciye yansıtabilir.</p>
<p>c)Talep Esnekliği Verginin yansımasını belirleyene en önemli faktör talep esnekliğidir. Talebin esnek olması fiyatlardaki değişmenin talep seviyesinde aynı ölçüde veya daha fazla bir değişme meydana getirmesini ifade eder. Buna karşılık, talebin esnek olmaması yada az esnek olması, fiyatlardaki değişmenin talep seviyesini etkilememesini yada az etkilemesini ifade eder. Bu durum karşınıda talebi esnek olan malların üzerine konulan verginin yansıtılması son derece güç yada imkansız olurken talebi esnek olmayan yada az esnek olan malların üzerine konulan verginin tamamının yada büyük bir bölümünün yansıtılması son derece kolay olur. Örneğin zaruri ihtiyaç maddelerinden ekmek, şeker, tuz ve benzeri gıda maddeleri üzerine konulan bir verginin yansıtılması aynı oranda gerçekleşmez.</p>
<p>                                               DEVLET BORÇLARI</p>
<p>Az Gelişmiş Ülkelerin Borçlanma Nedenleri</p>
<p> * Büyük Yatırımlar İçin<br />
 * Ekonomik Gelişme İçin Gerekli Olan Teknolojik Bilgi Birikimine Sahip Olmak İçin<br />
 * Askerlik Harcamalarının Geniş Boyutlara Ulaşması<br />
 * Yeterli Hammede Ve Ara Malına Sahip Olmak<br />
 * Ödemeler Bilançosundaki Açıklar<br />
 * Üretimin Dışa Bağımlı Olması.</p>
<p>Gelişmiş Ülkelerin Borçlanma Nedenleri</p>
<p> *  Geçici Bütçe Açıklarının Giderilmesi<br />
 *  Olağan Üstü Giderlerin Karşılanması<br />
 *  Bazı Özel Ve Büyük Projelerin Finansmanı. </p>
<p>* Proje Ve Proğram Kredileri:  belli biryatırım projesinin gerekli kıldığı ithalatın fininsmanında kullanılmak üzere alınan kredilrin temel özelliği alnıdıkları projenin finansmanında kullanılabilmesidir. Her hangi bir projeye bağlı olmadan alınan kerdilereise proje dışı yada proğram kredi adı verilir.<br />
* Bağlı Ve Serbest Krediler Krediyi açan ülke kredi vermeyi kendi mallarının satın alınma şartına bağlamış ise bu çeşit kredlier bağlı krediler bağlı krediler kredi veren ülkenin ihracatının artırır. Herhangi bir şarta bağlı olmayan krediler ise serbest kredi olarak nitelendirilir.<br />
* İMF 1944 yılında kurulmuştur. Amacı uluslararıs para sisteminin işleyişini düzenlemektir. Fon’ un fonksiyonu ise dış ödemeler açığı bulunnan ülkelere kısa vadeli kredi sağlamaktır.<br />
LEASİNG ( Finansal kiralama) : leasing bir işletmenin ihtiyaç duydugu yüksek maliyetli araçları kiralama yöntemiyle temin etmesidir. Bu sistemin uygulandığı ülkelerde bu amaçla kurulmuş şirketler vardır. Lisasinğ yoluyla araç kiralamak isteyen, söz korusu şirkete başvurur anlaşma sağlandığında leasing şirketi aracı satın alarak kullanılmak üzere ilgil işletmeye kiralar kiralan malın mülkiyeti şirkete aittir. Ancak belli bir süre sonra malın mülkiyeti kiracıya devredilebilir.</p>
<p>KISA ORTA VE UZUN VADELİ BORÇLAR</p>
<p>Hazine Bonoları. Bir borç senedi türü olup genellikle bütçe ödemeerini zamanında yapabilmek için kısa vadeli borç almaya yarayan belgelerdirvadeliri 3,6,9,12 ay şeklinde olabilmektedir. Vergiden istisna edilmiş olması sözleşmelerde teminat olarak kabul edilmesi ve bunların karşılığında Merkez Bankasından avans alınabilmesi bonoların avantajlarıdıdır. Dalgalı borçlanmada denir vadesi 1 yılı geçemez</p>
<p>Hazine Kefaletine Haiz Bonolar. Kitler ve diğer kamu kuruluşlarının hammede veya ürün alımı gibi çeşitli ihtiyaçlarını zamanında karşılaya bilmek için hazenini güvencesi ile çıkartılan bonoları , Merkez Bankasına iskonto ettirerek avans alabilmektedir.</p>
<p>Mütehhit Bonoları. Geçmiste mütahitlere yaptıkları iş karşılığında devletten alacaklarına sayılmak üzere bonolar verilmiştir.</p>
<p>Avanslar. Merkez bankasının cari yıl bütçe ödeneklerinin belli bir oranı kadar hazineye kısa vadeli natik vermesidir.</p>
<p>Bütçe emanetleri. </p>
<p>Adi emanetler. İhale teminatları, gümrük teminatları, hacizli malların satışından artan paralar, çeşitli fonlara ait kesintiler, niteliği belirlenemeyen paralar.</p>
<p>•	Borçların Tahkimi(Konsolidasyon). Borç konsolidasyonu ) vadesi gelen bir borcun vadesinin uzatılması işlemidir. Daha çok dış borçlara uygulanır.<br />
•	Konversiyon: borç belgelerinin değiştirilmesi anlamına gelir. Yüksek faizli tahvillerin daha düşük faizli tahvillerle değiştirilmesidir.<br />
•	Moratoryum: vedesi gelmiş borçlara ilişkin herhangi bir kanun yada yasal dayanağı olmamasına ragmen ödemelerin tek taraflı olarak durdurulması yada ertelenmesi işlemidir. Osmanlı döneminde ilk moratoryum 1881 yılında ilan edilmiştir. 1930 ve 1958 yıllarında da morotoryum ilan edilmiştir.</p>
<p>DEVLET TAHVİLİ SATIN ALANLARAR SAĞLANAN AVANTAJLAR.</p>
<p>1Borçlanma Faizi: Devlete borç verenlerin ilk çıkarı alacakların faizidir.</p>
<p>2 İtfa Primleri: tahvillerin anaparalarının geri ödenmesinde devlet başabaşın altında ithal ihraç ettiği tahvile’ nominal değerini ödemesi yad abaşbaştan ihraç edilen tahvile daha yüksek ödemde bulunması</p>
<p>3 İkramiye (piyangolu ) ihraç: bu tip tahvillerde, gerçek faiz oranının yükseltilmesine imkan verirler. Burada söz konusu olan yükseltme, tahvil sahipleri arasında düzenlenen piyango sonucu kazanan tahvillerin yararlanması şeklinde olmaktadır. Kazanamayanlar ise bu haktan yararlanamazlar.</p>
<p>4 Vergi İmtiyazları: bazen ihraç edilen tahviller vergiden muaf tutularak tahvil satın alanlara ek bir avantaj sağlanmıştır.</p>
<p>5 Vergi Ödemelerinde Kullanılması: devlet bazı tahvilleri satın alıcıları tarafından vergi ödemelerinde kullanabilmelerine imkan tanır. </p>
<p>6Hukuki İmtiyazlar: devlet tahvilleri ihtiyati tedbir ve hacizden muaf tutalabilir.</p>
<p>7Teminat Olarak Kabul Edilmesi: Devlet ihalelerinde tahviller teminat olarak kabul edilebilir.</p>
<p>PARA DEĞERİNDEKİ DEĞİŞMELERE KARŞI GARANTİLER.</p>
<p>a)Döviz Garantili Tahvil İhracı: Enflosyonlu ekonomilerde devlet, iç borçlanmalarda, tahvil satın alanlara, başka devletin para birimi üzerinden garanti verir. Bu tahvillerin anapara ve faizleri döviz ürerinden ödenir.<br />
b)Altın Garantili Tahvil İhracı: bu tahvillerin ana paraları altın, faizleri ulusal para üzerinden ödenmesi gerekir.<br />
c)Endeksli Tahvil İhracı: Tahvil İhracı belirli malların fiyat endeksine bağlanarak ödenmesidir.</p>
<p>İÇBORÇ DIŞ BORÇ AYRIMI:  iç ve dış borç ayrımı borcun sağlandığı piyasının uyrukluğuna göre tayin edilmektedir. Bir piyasadan o piyasanın milli parası yerine başka bir para birimi üzerinden tahvil ihraç edilmesi onun o milli piyasadan borçlanılmadığını göstermektedir. Öreneğin Türkiye Devleti milli piyasasında ABD doları üzerinden borçlanırsa bu iç borç olmaktadır. Öte yandan japonyadan TL üzerinden tahvil ihraç edilirse bu da dış borç olmaktadır. Yani bir borcun iç ve dış borç olarak nitelendirilmesi borcun sağlandığı piyasanın uyrukluğuna göre tanımlanmaktadır.</p>
<p>TEKNİK BAKIMDAN KONVERSİYON:</p>
<p>Başabaştan yapılan konversiyon: itibari değeri aynı olan yeni fakat düşük faiz oranlı bir borçla aynı değerde fakat yüksek faiz oranlı bir borçla aynı değerde fakat yüksek faiz oranlı borcun değiştirilmesidir.</p>
<p>Başabaşın altında yapılan konversiyon: piyasada faiz oranın düşmesi halinde devletin itibari değeri daha yüksek fakat faiz oranı daha düşük tahvil ihraç etmesidir.</p>
<p>Fark ödemeyi gerektiren konversiyon: Devletin faiz oranların düşürmesineinin yanında senetlerin nominal değerlerini yükseltmesi nedeniyle borçlanmamının ana paralarında arttırıldığı konversiyondurn</p>
<p>Kademeli konversiyon: piyasa faiz haddinin düşüşüne paralel olarak devlet borç stokunun kademeli olarak düşük faizli tahvillerle değiştirilmesi işlemidir.</p>
<p>BORÇLANMADA FAİZ ORANINI BELİRLEYEN UNSURLAR.; </p>
<p>•	İhtiyacın şiddeti ve aciliyeti<br />
•	Borcun vadesi<br />
•	Devlete olan güven ( güven fazla ise faiz oranı düşük)<br />
•	Halkın psikolojik durumu<br />
•	Konjoktürel durum önemlidir.</p>
<p>Borç Servisi: borç yükünün hesaplanmasında borcun yıllar itibarı ile ele alınmasınına borç serivisi denir. Devlet yıl sonunda Anapara+ faiz olarak ne kadar borç ödemesi yapmaktadır. Onu belirlemektedir.</p>
<p>**********Türkiyede devlet  tahvillerinin halka arzında ‘’ satın alma taahhüdü ile halkın devlet tahvillerine yazılması yöntemi uygulanır*********</p>
<p>                                                         DEVLET BÜTÇESİ </p>
<p>BÜTÇE: Devletin gelecek bir dönem için gelir ve gider dengesini gösteren ve parlemeter demokratik yönetim sistemi ile idare edilen ülkelerde yasama organını yürütme organına kamu gideri yapmak ve kamu gelirlerini toplam husunuda verdiği yetkiyi gösteren belgedir.<br />
Bütçenin en önemli özelliği devletin gelecek bir yıl içinde yapacağı giderler ile bu giderleri karşılayacağı gelir tahminlerini göstermesidir. Daha başka bir ifade ile bütçe kamu kesiminin gelecek bir dönemde GSMH dan alacağı payı ve bunu sarfedeceği alanı gösterir. Bunun için bütçe devlet için önemli bir planlama aracıdır.<br />
Bütçenin hukuki yönü ise bütçenin birkanun olmasını ve bütçe kanunun da yer alan tüm hümlere uyulması zorunluğunu ifade eder.</p>
<p>5018 tanım:Bütçe: Belirli bir dönemdeki gelir ve gider tahminleri ile bunların uygulanmasına ilişkin hususları gösteren ve usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan belgeyi,</p>
<p>(5018) Kamu kaynakları: Borçlanma suretiyle elde edilen imkanlar dahil kamuya ait gelirler, taşınır ve taşınmazlar, hesaplarda bulunan para, alacak ve haklar ile her türlü değerleri,</p>
<p>(5018) Kamu gideri: Kanunlarına dayanılarak yaptırılan iş, alınan mal ve hizmet bedelleri, sosyal güvenlik katkı payları, iç ve dış borç faizleri, borçlanma genel giderleri, borçlanma araçlarının ıskontolu satışından doğan farklar, ekonomik, mali ve sosyal transferler, verilen bağış ve yardımlar ile diğer giderleri,</p>
<p>(5018) Kamu geliri: Kanunlarına dayanılarak toplanan vergi, resim, harç, fon kesintisi, pay veya benzeri gelirler, faiz, zam ve ceza gelirleri, taşınır ve taşınmazlardan elde edilen her türlü gelirler ile hizmet karşılığı elde edilen gelirler, borçlanma araçlarının primli satışı suretiyle elde edilen gelirler, sosyal güvenlik primi kesintileri, alınan bağış ve yardımlar ile diğer gelirleri,</p>
<p>(5018)Özel gelir: Genel bütçe kapsamındaki idarelerin kamu görevi ve hizmeti dışında ilgili kanunlarında belirtilen faaliyetlerinden ve fiyatlandırılabilir nitelikteki mal ve hizmet teslimlerinden sağlanan ve genel bütçede gösterilen gelirleri,</p>
<p>Kamu maliyesinin temel ilkeleri(5018)<br />
a) Kamu mali yönetimi uyumlu bir bütün olarak oluşturulur ve yürütülür.<br />
	b) Kamu maliyesi, kamu görevlilerinin hesap verebilmelerini sağlayacak şekilde uygulanır.<br />
c) Maliye politikası, makroekonomik ve sosyal hedefler ile uyumlu bir şekilde oluşturulur ve yürütülür.<br />
	d) Kamu mali yönetimi Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına uygun şekilde yürütülür.<br />
e) Kamu mali yönetimi mali disiplini sağlar.<br />
f) Kamu mali yönetimi ekonomik, mali ve sosyal etkinliği birlikte sağlayacak şekilde kamusal tercihlerin oluşması için gerekli ortamı yaratır.<br />
g) Kamu idarelerinin mal ve hizmet üretimi ile ihtiyaçlarının karşılanmasında, ekonomik veya sosyal verimlilik ilkelerine uygun olarak maliyet-fayda veya maliyet-etkinlik ile gerekli görülen diğer ekonomik ve sosyal analizlerin yapılması esastır.<br />
İlgili kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, kamu maliyesi ilkelerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir ve izlenir.</p>
<p>Hazine birliği (5018)<br />
 Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin  gelir, gider, tahsilat, ödeme, nakit planlaması ve borç yönetimi Hazine birliğini sağlayacak şekilde yürütülür.<br />
Bu Kanuna ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kamu idarelerinin tüm gelirleri Hazine veznelerine girer, giderleri bu veznelerden ödenir. Bu idareler özel vezne açamaz.</p>
<p>Stratejik Planlama Ve Performans Esaslı Bütçeleme</p>
<p>Kamu idareleri; kalkınma planları, programlar, ilgili mevzuat ve benimsedikleri temel ilkeler çerçevesinde geleceğe ilişkin misyon ve vizyonlarını oluşturmak, stratejik amaçlar ve ölçülebilir hedefler saptamak, performanslarını önceden belirlenmiş olan göstergeler doğrultusunda ölçmek ve bu sürecin izleme ve değerlendirmesini yapmak amacıyla katılımcı yöntemlerle stratejik plan hazırlarlar.<br />
Kamu idareleri, kamu hizmetlerinin istenilen düzeyde ve kalitede sunulabilmesi için bütçeleri ile program ve proje bazında kaynak tahsislerini; stratejik planlarına, yıllık amaç ve hedefleri ile performans göstergelerine dayandırmak zorundadırlar.<br />
Stratejik plan hazırlamakla yükümlü olacak kamu idarelerinin ve stratejik planlama sürecine ilişkin takvimin tespitine, stratejik planların kalkınma planı ve programlarla ilişkilendirilmesine yönelik usul ve esasların belirlenmesine Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı yetkilidir.<br />
Kamu idareleri bütçelerini, stratejik planlarında yer alan misyon, vizyon, stratejik amaç ve hedeflerle uyumlu ve performans esasına dayalı olarak hazırlarlar. Kamu idarelerinin bütçelerinin stratejik planlarda belirlenen performans göstergelerine uygunluğu ve idarelerin bu çerçevede yürütecekleri faaliyetler ile performans esaslı bütçelemeye ilişkin diğer hususları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.<br />
Maliye Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ve ilgili kamu idaresi tarafından birlikte tespit edilecek olan performans göstergeleri, kuruluşların bütçelerinde yer alır. Performans denetimleri bu göstergeler çerçevesinde gerçekleştirilir.</p>
<p>(5018)*********Bakanlar,  hükümet politikasının uygulanması ile bakanlıklarının ve bakanlıklarına bağlı, ilgili veya ilişkili kuruluşların stratejik planları ile bütçelerinin kalkınma planlarına, yıllık programlara uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından, bu çerçevede diğer bakanlıklarla koordinasyon ve işbirliğini sağlamaktan sorumludur. Bu sorumluluk, Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler ve yüksek teknoloji enstitüleri için Milli Eğitim Bakanına, mahalli idareler için İçişleri Bakanına aittir.<br />
Bakanlar, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması konusunda Başbakana ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı sorumludurlar</p>
<p>(5018)*********ÜST YÖNETİCİ:Bakanlıklarda müsteşar, diğer kamu idarelerinde en üst yönetici, il özel idarelerinde vali ve belediyelerde belediye başkanı üst yöneticidir. Ancak, Milli Savunma Bakanlığında üst yönetici Bakandır.<br />
Üst yöneticiler, idarelerinin stratejik planlarının ve bütçelerinin kalkınma planına, yıllık programlara, kurumun stratejik plan ve performans hedefleri ile hizmet gereklerine uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından, sorumlulukları altındaki kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanımını sağlamaktan, kayıp ve kötüye kullanımının önlenmesinden mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve bu Kanunda belirtilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden Bakana; mahalli idarelerde ise  meclislerine  karşı sorumludurlar.</p>
<p>BÜTÇE TÜRLERİ VE KAPSAMI (5018)</p>
<p>Genel yönetim kapsamındaki idarelerin bütçeleri; merkezi yönetim bütçesi, sosyal güvenlik kurumları bütçeleri ve mahalli idareler bütçeleri olarak hazırlanır ve uygulanır. Kamu idarelerince bunlar dışında herhangi bir ad altında bütçe oluşturulamaz.</p>
<p>Merkezi Yönetim Bütçesi, bu Kanuna ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinin bütçelerinden oluşur.</p>
<p>Genel bütçe, Devlet tüzel kişiliğine dahil olan, ve bu Kanuna ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kamu idarelerinin bütçesidir. </p>
<p>Özel bütçe, bir bakanlığa bağlı veya ilgili olarak belirli bir kamu hizmetini yürütmek üzere kurulan, gelir tahsis edilen, bu gelirlerden harcama yapma yetkisi verilen, kuruluş ve çalışma esasları özel kanunla düzenlenen ve bu Kanuna ekli (II) sayılı cetvelde yer alan her bir kamu idaresinin bütçesidir.</p>
<p>Düzenleyici ve denetleyici kurum bütçesi, özel kanunlarla kurul, kurum veya üst kurul şeklinde teşkilatlanan ve bu Kanuna ekli (III) sayılı cetvelde yer alan her bir düzenleyici ve denetleyici kurumun bütçesidir.</p>
<p>Sosyal güvenlik kurumu bütçesi, sosyal güvenlik hizmeti sunmak üzere, kanunla kurulan ve bu Kanuna ekli (IV) sayılı cetvelde yer alan her bir kamu idaresinin bütçesidir.</p>
<p>Mahalli idare bütçesi, mahalli idare kapsamındaki kamu idarelerinin bütçesidir.</p>
<p>BÜTÇE İLKELERİ(5018)</p>
<p>Bütçelerin hazırlanması, uygulanması ve kontrolünde aşağıdaki ilkelere uyulur:<br />
a) Bütçelerin hazırlanması ve uygulanmasında, makroekonomik istikrarla birlikte sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak  esastır.<br />
b) Kamu idarelerine bütçeyle verilen harcama yetkisi, kanunlarla düzenlenen görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla kullanılır.<br />
c) Bütçeler, kalkınma planı ve programlarda yer alan politika, hedef ve önceliklere uygun şekilde, idarelerin stratejik planları ile performans ölçütlerine ve fayda-maliyet analizine göre hazırlanır, uygulanır ve kontrol edilir.<br />
d) Bütçeler, stratejik planlar dikkate alınarak izleyen iki yılın bütçe tahminleriyle birlikte görüşülür ve değerlendirilir.<br />
e) Bütçe, kamu malî işlemlerinin kapsamlı ve saydam bir şekilde görünmesini sağlar.(*)<br />
f) Tüm gelir ve giderler gayri safi olarak bütçelerde gösterilir.<br />
g) Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır.<br />
h) Bütçelerde gelir ve gider denkliğinin sağlanması esastır.<br />
i) Bütçeler, ait olduğu yıl başlamadan önce Türkiye Büyük Millet Meclisi veya yetkili organlarca kabul edilmedikçe veya onaylanmadıkça uygulanamaz.<br />
j) Bütçelerde, bütçeyi ilgilendirmeyen hususlara yer verilmez.<br />
k) Bütçeler kurumsal, işlevsel ve ekonomik sonuçların görülmesini sağlayacak şekilde Maliye Bakanlığınca uluslararası standartlara uygun olarak belirlenen bir sınıflandırmaya tabi tutularak hazırlanır ve uygulanır.<br />
l) Bütçe gelir ve gider tahminleri ile uygulama sonuçlarının raporlanmasında açıklık, doğruluk ve mali saydamlık esas alınır.<br />
m) Kamu idarelerinin tüm gelir ve giderleri bütçelerinde gösterilir.<br />
n) Kamu hizmetleri, bütçelere konulacak ödeneklerle, mevzuatla belirlenmiş yöntem, ilke ve amaçlara uygun olarak gerçekleştirilir.<br />
o) Bütçelerde, ödenekler belirli amaçları gerçekleştirmek üzere tahsis edilir.</p>
<p>BÜTÇE İLKELERİ</p>
<p>a)	Genellik İlkesi: Devletin tüm gelir ve giderlerinin olduğu gibi yani birbirlerine mahsup edilmeden bütçede yer olmasıdır.GAYRİ SAFİ BÜTÇE USULÜ  Bütçede yer alan gelir ve giderlerin iki türlü gösterilmesi usulü vardır. SAFİ USUL Gelirler tahsil masrafları düşüldükten sonra net tutarlar itibarı ile bütçede gösterilir. Her hangi bir gider dolayısı ile gelir elde etmek mümkünse söz konus giderden bu giderlerin yapılması dolayısı ile doğan gelir düştükten sonra ortada kalan net tutarlar bütçede yer alır.<br />
Gayrı Safi Bütçe Usulü: gelirve giderler olduğu gibi eksiksiz olarak birbirlerine mahsup edilmeden bütçede gösterilir. Bu usulde tüm kamu gelirleri olduğu gibi gelir bütçesinde yer alır. Bunların tahsili için gerekli olan masraflarda  gider bütçesinde yer alır. Türkiyede bu usül uygulanır.<br />
 Belirli gelirlerin belirli giderlere ayrılmaması usulü (Adem-i Tahsis)<br />
Bu ilkeye göre kamu gelirlerinin tamamı kamu gelirleninin tamamı devlet hazineside toplanmalı ve burdan çeşitli kamu hizmetleri için bütçe kanunu ile ayrılmış ödenekler çerçevesinde harcanmalıdır. Ülkemezde bütçe uygulamalarında genel olarak bu usul uygulanmakla birlikte bazı önemli istinalarada rastlamak mümkündür. Başta katma bütçe ve döner sermaye uygulamaları olmak üzere son yıllarda sayısı önemli ölçüde artmış olan adem-i tahsisi ilkesinin önemli istisnalarını teşkil eder.</p>
<p>b)Birlik ilkesi.  Devletin tüm gelir ve giderlerinin tek bir bütçede toplanmasını ifade eder bütçede birlik ilkesi özelli