<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nedir, tanımı, anlamı,nasıl yapılır, ne demek, Genelbilge.com &#187; Sanat Tarihi</title>
	<atom:link href="http://www.genelbilge.com/category/sanat-tarihi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.genelbilge.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 09:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Rönesans ve Reformun Çıkış Sebepleri ve Sonuçları</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/ronesans-ve-reformun-cikis-sebepleri-ve-sonuclari.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/ronesans-ve-reformun-cikis-sebepleri-ve-sonuclari.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 14:21:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sanat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgin]]></category>
		<category><![CDATA[Biri]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Devrim]]></category>
		<category><![CDATA[Fark]]></category>
		<category><![CDATA[Incil]]></category>
		<category><![CDATA[Isa]]></category>
		<category><![CDATA[Jan Hus]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Calvin]]></category>
		<category><![CDATA[John Wycliffe]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Luther]]></category>
		<category><![CDATA[Nde]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Pierre Valdo]]></category>
		<category><![CDATA[Wittenberg]]></category>
		<category><![CDATA[Yol]]></category>
		<category><![CDATA[Yolsuzluklar]]></category>
		<category><![CDATA[Yy]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=13122</guid>
		<description><![CDATA[Reform:16. yy.da Batı Kilisesi’nde gerçekleşen dinsel devrim. Siyasal,iktisadi ve toplumsal etkileriyle Hıristiyanlığın üç ana kolundan biri olan Protestanlığın ortaya çıkmasına yol açmıştır. En büyük önderleri Martin Luther ve Jean Calvin’dir. 16. yy. reformcularını ortaya çıkaran Katolik Kilisesi’nin yapısı oldukça karmaşıktı. Yüzyıllar boyunca kilise,özellikle de papalık makamı Batı Avrupa’nın siyasal yaşamıyla iç içe geçmişti. Bunun sonucundan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p><strong>Reform:</strong>16. yy.da Batı Kilisesi’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nde">nde</a> gerçekleşen dinsel <a href="http://www.genelbilge.com/tag/devrim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Devrim">devrim</a>. Siyasal,iktisadi ve toplumsal etkileriyle Hıristiyanlığın üç ana kolundan biri olan Protestanlığın ortaya çıkmasına <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yol">yol</a> açmıştır. En büyük önderleri Martin Luther ve Jean Calvin’dir. 16. yy. reformcularını ortaya çıkaran <a href="http://www.genelbilge.com/tag/katolik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Katolik">Katolik</a> Kilisesi’nin yapısı oldukça karmaşıktı. Yüzyıllar boyunca kilise,özellikle de papalık makamı Batı  Avrupa’nın siyasal yaşamıyla iç içe geçmişti. Bunun sonucundan ortaya çıkan siyasal entrika ve manevralar kilisenin durmadan artan gücü ve zenginliğiyle birleşince kilise ruhani  bir güç kaynağı olarak yozlaşmaya başlamıştı. Endüljans uygulaması ve kutsal emanetlerin satışa çıkarılması ile din adamları arasındaki yolsuzluklar ve dindarların sömürülmesine ve kilisenin manevi yetkisinin zayıflamasına neden oluyordu. 16. yy.dan önce de, ortaçağ boyunca Aziz Francesco, Pierre Valdo, Jan Hus ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/john-wycliffe/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with John Wycliffe">John Wycliffe</a> gibi reformcu din adamları kilise içindeki yozlaşmayı dile getirmişlerdi. 16. yy. başlarında büyük hümanist <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bilgin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bilgin">bilgin</a> Desiderius Eromus da ahlaki yozlaşmaya ve boş inançlara karşı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/katolik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Katolik">Katolik</a> Kilisesi’nde liberal bir reformun gerekliliğini savunmuş ve Hz. İsa’nın örnek alınmasını önermişti. Bütün bunlar Reform’un başlangıç günü sayılan 31 Ekim 1517’de tüm Azizler Yortusu’nun arifesinde Luther’in <a href="http://www.genelbilge.com/tag/wittenberg/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Wittenberg">Wittenberg</a>’de Schlosskirche’nin kapısına Doksan Beş Tez’i asmasından önceki reform kıpırtılarıydı.<br />
          Luther’e göre kendisiyle önceki reformcular arasındaki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/fark/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fark">fark</a>, öncekilerin kilise yaşamında ki yozlaşmaya karşı çıkmakla yetinmelerine karşılık, onun sorununun kökenini, kilisenin kurtuluş ve kayra öğretisindeki sapmayı hedef almasıydı. Tanrı‘nın karşılıksız kayrasının endüljanslara ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">bu</a> dünyada iyi iş işlenmeye bağlanmasına katkıda bulunabileceğin öğretisinin İncil’lerde yer almadığını savunuyordu. Luther’in kilisenin etik ve ilahiyat bakımından yenilenmesiyle ilgili yaklaşımının ipuçları buradaydı: Kutsal metinlerin tek başına bağlayıcılığı (sola sciptura)ve işlerle değil yalnızca imanla (sola fide) aklanma. Luther <a href="http://www.genelbilge.com/tag/katolik-kilisesi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Katolik Kilisesi">Katolik Kilisesi</a>’yle bağları koparma yanlısı olmamakla birlikte papalıkla çatışma kaçınılmazdı.1520’de Worms’daki İmparatorluk Meclisi (Diet) önünde yargılandı,ardından da aforoz edildi. Kilise içinde reformu <span id="more-13122"></span>amaçlayan hareket sonunda Batı Hıristiyanlığın bölünmesine yol açtı.<br />
         Almanya’daki Reform kısa sürede farklı akımlara dönüştü; bunların çoğu Luther’in girişiminden bağımsız gelişti. Huldryc Zwingli Zürich’te oluşturduğu dinsel yönetim çevresinde devleti ve kiliseyi Tanrı’ya hizmet amacı içinde birleştirdi. Zwingli iman yoluyla aklanma önertisinin öneminde Luther’le anlaşıyor,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ama">ama</a> Komünyon ayini konusunda ondan çok daha köktenci bir görüş benimsiyordu. Luther, Katolik Kilisesinin Komünyon ayininde kutsal ekmek ve şarabın Hz. İsa’nın gerçek bedenine ve kanına dönüştüğü yolundaki tözdönüşümü öğretisini yadsıyor, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ama">ama</a> Hz. İsa gerçekte her yerde olduğuna göre onun bedeninin de ekmek ve şarapta hazır bulunduğunu öne süren tözbirliği öğretisini savunuyordu. Komünyon’un İsa’nın ölümünün anılmasından ve bir imkan ikrarından başka anlam taşıdığını ileri süren Zwingli gibi de düşünmüyordu.<br />
          Zwingli’nin çevresinden, ondan daha köktenci olan bir başka grup doğdu. Köktenci Reformcular kutsal metinlerin bağlayıcılığı ilkesinin ödünsüz uygulanması gerektiğini savundular ve çocukların vaftiz edilmesine karşı çıkarak Zwingli’den koptular. Çocukluklarında vaftiz edilenleri yetişkinken yeniden vaftiz ettikleri için Anabaptistler adını alan grubun İsviçre’deki kolu Hz. İsa’nın İncil’lerde sunduğu örneği izleyerek her türlü yemin etmeyi reddetti, silah taşımaya karşı çıktı ve kilise ile devletin kesin olarak birbirinden ayrılması gerektiğini savundu. Protestanlığı benimsedikten sonra Fransa’dan kaçan Fransız avukat Jean Calvin’i izleyenler Protestanlığın öteki önemli kollarından Kalvenciliği oluşturdular. Calvin Basel’de yeni Reform hareketinin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> kapsamlı ve sistematik ilahiyat incelemesi olan Christianae religionis institutio’yu (Hıristiyan Dininin temelleri) yayımladı. Calvin Luther’in iman yoluyla aklanma önertisini paylaşmakla birlikte, dinsel yasalar ile İncil’i kesin çizgilerle ayırmaya çalışan Luther’e göre Hıristiyan toplumu içinde yasalara daha olumlu bir işlev yüklüyordu. Calvin, Tanrı’nın seçilmiş kullarından oluşan disiplinli bir toplum idealini Cenevre’de sınama olanağı buldu.<br />
          16. yy. boyunca Reform hareketi öteki Avrupa ülkelerine de yayıldı. Yüzyılın ortalarında Luthercilik Kuzey Avrupa’da egemenliği kurulmuştu. Kralların çok zayıf, soyluların güçlü, kentlerin de az olduğu, ayrıca dinsel çoğulculuğua öteden beri alışkın olan Doğu Avrupa ise Daha köktenci Protestanlık biçimlerine açıktı. İspanya ve İtalya ise Karşı Reform Hareketinin merkezleri oldu, Protestanlık buralarda hiçbir zaman etkinlik kuramadı.<br />
          İngiltere’de Reform hareketinin kökleri dinsel olmaktan çok siyasaldı. Papa VII. Clemens’ten boşanma izni alamayan VIII. Henry papalığın yetkisini reddetti ve 1534’te başında kralın bulunduğu Anglikan Kilisesini kurdu. 16. ve 17. yy. çeşitli yasalarla Katoliklerin ibadeti yasaklandı,yurttaşlık hakları kısıtlandı, bazı Katolik papazlar idam cezasına çarptırıldı. Bu ceza yasaları 1791, 1832 ve 1926’da çeşitli yasalarla yürürlükten kaldırılacaktı. Siyasal sonuçları bir yana, Henry’nin attığı adımlar İngiltere’de dinsel reformun başlangıcını oluşturdu. The Book Of Common Prayer (Toplu Dua Kitabı) adıyla İngilizce bir ayin kitabı düzenlendi. Cenevre’de kaldığı sürede Calvin’den etkilenen John Knox Presbiteryenliğin İskoçya’da devlet kilisesi olmasına öncülük etti. Böylece İskoçya ve İngiltere’nin birleşmesi sağlandı.<br />
          Elektör II. Johann Georg’un 1667’de 31 Ekim’i Saksonya’da Reform Günü olarak ilan etmesinden sonra bu gelenek öteki Protestanlarca da benimsenmiştir.                                           </p>
<p>Rönesans:<br />
                 (Fransızca renaissance, İtalyanca rinascita “yeniden doğuş”),Avrupa tarihinde, 14. yy. sonuyla 15. ve 16. yy. kapsayan ve en belirgin özelliği Eski Yunan ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/roma/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Roma">Roma</a> kültürünün canlandırılması olan dönem. Aynı zamanda bir keşifler ve serüven çağı olan Rönesans boyunca, astronomide Ptolemaios sisteminin yerini Kopernik sistemi almış, kağıt, matbaa, pusula ve barut gibi yeni ürün ya da teknolojiler yaygın uygulama alanı bulmuştur.<br />
                “Ortaçağ” kavramını 15. yy. bilginleri, bilginleri, Eski Yunan ve Roma dünyasının yıkılmasıyla bu dünyanın kendi yüzyıllarında yeniden keşfedilmesi arasındaki (“ortadaki”) dönemi belirtmek amacıyla ortaya atmışlardı. Ama Rönesans’ın kökleri ortaçağın sonlarında, 12.yy. başlayan bir dizi siyasal,toplumsal ve düşünsel dönüşümde yatıyordu. Bu gelişmelerin başında Rönesans’ın anayurdu sayılan İtalyan kentlerinin gelişmesi geliyordu. Bu kentlerde soylular, tüccarlar, rantiyeler ve zanaatçılar bir arada yaşayıp çalışıyor, aynı milislerde çarpışıyor,evlilik yoluyla ilişki kuruyor,özellikle Kilise’nin otoritesine karşı ortaklaşa direniyordu. Ortak bir düşmana karşı siyasal bir eylem birliği bu kentlerin halklarında bir topluluk bilinci ve yurttaş bağlılığı yaratmaya başlamıştı. Kentsel bütünleşme hem kent toplumu içinde yeni iktidar organlarının oluşmasına, hem de kentler arasında, çevrelerindeki alanlara sahip olma mücadelesinin doğmasına yol açtı.<br />
                Daha 13. yy. İtalyan kentlerine özgü bir halk egemenliği kavaramı gelişti. İvedi kararların gerektiği durumlarda bir parlamento toplantıya çağırılıyordu. Ama 14. yy. bu kentlerden bazıları kent içindeki iktidar kavgaları nedeniyle demokratik yönetim tarzından uzaklaşarak tek adam yönetimine yönelmeye başladı; yüzyıl sonuna gelindiğinde signoria yaygın yönetim biçimi oluşmuştu. Bu nedenle bir yandan feodalizmin kurumsal yapısı yıkılırken, bir yandan da feodalizme özgü değerler yeni biçimler altında canlanıyor, böylece Rönesans Döneminin karakteristik devlet anlayışı ortaya çıkıyordu.<br />
                Sonunda kent devleti, daha önce tek tek yurttaşların bir araya gelmesiyle sağlanan işlevlerin çoğunu üstlendi; bireyler artık hiçbir aracı olmaksızın doğrudan devletle karşı karşıyaydı, Rönesans insanı hem bir birey olarak kendisinin, hem de yetki alanı içindeki herkes için bir baba, bir anne ve aile olan devletin varlığının bilincindeydi. Öte yandan kent topluluğu içinde okuryazarlığın artması ve bir yeni edebiyat beğenisinin gelişmesi daha önce yalnızca din adamlarının elinde olan kültür tekeline son verdi. Yeni meslekler, din adamı olmayanlar arasında okuryazarlığın artmasının ve uzmanlaşmanın bir yansımasıydı.<br />
                Hümanizm. Rönesans’ın dünya görüşünün ilk dışavurumu Hümanizm olarak bilinen düşünce akımıydı. Hümanizm, ortaçağın düşünce yaşamına egemen olan ve Skolastik felsefeyi yaratan bilgin din adamlarınca değil, kilise dışındaki kültür adamlarınca başlatıldı. Dante ve Petrarca’nın öncülük ettiği bu akımın başlıca temsilcileri Gionozo Manetti, Leonardo Bruni, Marsilio Ficino, Pico della Mirandola, Lorenzo Valla ve Coluccio Salutati’ydi. 1453’te İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedilmesi pek çok Doğulu araştırmacının Batı’ya kaçarak önemli kitaplar ve el yazmaları ile Yunan araştırmacılık geleneğini Rönesans’ın ana yurduna taşımalarını sağladı.<br />
               Hümanizmin en belirgin özelliği, bütün dışavurumlarıyla ve kazanımlarıyla insanı kendine konu edinmesiydi. İkinci olarak Hümanizm, bütün felsefe ve ilahiyat okullarının taşıdığı doğruluk öğesini birbiriyle bağdaştırmayı amaçlıyordu. İnsanın, ilk günahının kefaretini ödeyecek biçimde yaşamasını en soylu eylem olarak gören ortaçağ anlayışının tersine Hümanistler yaratıcılık ve doğaya üstün gelme mücadelesine ağırlık veriyorlardı. Son olarak Hümanizm yitik insan tininin ve bilgeliğinin yeniden doğmasına umut bağlamıştı; bunun yolu da ilkçağın Yunan ve Roma uygarlıkları ile onların değerlerini yeniden keşfedip benimsemekten geçiyordu. Ama bunu gerçekleştirmeye çalışırken Hümanistler yeni bir düşünsel bakışın doğmasına ve yepyeni bilgi dallarının gelişmesine katkıda bulundular.<br />
               Rönesans Döneminde “yeniden bulunan” ilkçağ düşünürlerinin çoğu gerçekte ortaçağda biliniyor, kitapları raflarda duruyordu. Rönesans’tan önce ilkçağı canlandırma akımları yaşanmış, 12. Yy. Aristoteles’in bugün bilinen bütün yapıtları derlenmişti. Rönesans’ın gerçek etkisi insanı dinsel iktidarın dayattığı zihinsel kalıplardan özgürleştirmek, özgür araştırma ve eleştiriyi esinlendirmek, insan düşüncesinin ve yaratıcılığının taşıdığı olanaklara güveni pekiştirmek oldu.<br />
               Rönesans’ın siyasal düşüncesi ise Niccolo Machiavelli’nin II Principe adlı yapıtında en olgun anlatımını buldu. Siyasette devletin çıkarlarının belirleyeceğini savunduğu bu ünlü yapıtta ideal örnek olarak Cesare Borgia’yı  seçen Machiavelli, siyasal davranış yasalarını da Roma örneğine dayandırıyordu. Machiavelli’ye göre devlet yönetimi zamandışı yasalara bağlı bir sanattı ve tıpkı hukuk felsefesi ve hekimlik gibi ortak Hıristiyan ettiğinin kısıtlanmalarından kurtulmalıydı.<br />
               Hümanist dünya görüşü ve onun doğurduğu Rönesans, İtalya’dan kuzeye<br />
doğru Avrupa’nın her köşesine ulaştı. Okuryazarlığın ve klasik metinlerin büyük bir hızla yayılmasına olanak veren matbaa bu gelişmeyi daha da çabuklaştırdı. Hümanistlerin sağladığı düşünsel atılım Hıristiyanlıkta Reform hareketinin kıvılcımını yaktı ama Reform gerçekte Rönesans’ın laik değerlerine karşı bir tepki niteliği taşıyordu. 16. yy. sonuna gelindiğinde Reform ve Karşı Reform hareketleri arsındaki mücadele Avrupa’nın düşünsel yaşamına damgasını vurmuştu.<br />
               İtalya’da Hümanistler Latince’nin yanı sıra çok sayıda yerel lehçede yapıtlar verdiler. Edebiyatta yerel dillerin önem kazanması, bunların zamanla ulusal diller olarak gelişmesine, hem ilk çağın bilim ve sanat yapıtlarının, hem de Kitabı Mukaddes’in yerel dillere çevrilmesine yol açtı. Bu gelişmede okuryazarlığın bir ayrıcalık olmaktan çıkmasına büyük katkıda bulundu.<br />
              15. yy. başlarında Hümanist eğitimin merkezi İtalya’ydı. Ama aynı yüzyılın sonlarına doğru Londra, Paris, Anvers, daha kuzeydeki Avrupa kentlerinin de kendi başlarına bire merkez durumuna geldi. Ulusal dillerin güçlenmesi çeşitli ülkelerde edebiyat alanında önemli yapıtların üretilmesine ortam hazırladı.<br />
                Bilim. Ortaçağ’ın evren ve doğa anlayışı, Aristoteles’in fiziği, Gelanos’un tıp bilgisi, Ptolemaios’un astronomisi ve Hıristiyan ilahiyatının bir karışımıydı. Bu anlayışın yerine yeni bir bilimsel dünya görüşünün geçmesini sağlayan bilim adamlarından yalnızca Kopernik Rönesans Döneminde yaşadı. Ama Rönesans, eski Yunan ve Roma’nın bilim ve felsefe yapıtlarını yaygınlaştırıp tanıtarak bu bilimsel devrimin  düşünce alanındaki ön koşullarını hazırladı. Örneğin yaklaşık 2000 yıldır yer’in merkez sayıldığı astronomide,ilk çağın Güneş merkezi kuramları ilk kez Rönesans Döneminde tartışılmaya başladı. Hümanistler aritmetik ve geometriyi de beşeri bilimler arasına kattılar, mekanın düzenlenmesinde geometri kurallarını uygulayan ressam ve mimarlar perspektif kurallarını saptadılar. Bu dönemde tüm üniversitelerde cebir en gözde bilim dallarından biri idi. Teknik adamlar 15. ve 16. yy. kuramsal bilimlerden çok toplumsal çevreyi değiştiren başarılar elde ettiler. En büyük teknik ilerleme matbaanın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması oldu. Bu gelişme iletişim tarihinde neredeyse yazının geliştirilmesine eş değerde bir devrim yarattı.<br />
               Resim ve Heykel. Rönesans’ın en önemli sonuçlarından biride güzel sanatlar alanındaki ilerlemelerdi. Dinsel bağnazlıkların kırıldığı ve yeni görüşlerin öne çıktığı dönemde gerek resim, gerekse heykel sanatında gerçekçi bir bakış açısı egemen oldu. İnsan ideal güzellik kavramı içinde ideal oranlarında ele alındı. Dinsel konuların işlenişinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> gerçeğe yakınlık yeğlendi.<br />
               Roma’da etkinlik göstermeye başlamadan önce ilk yapıtlarını Floransa’da gerçekleştiren Leonardo da Vinci, bu dönem resimleriyle Yüksek Rönesans’ın habercisiydi. Leonardo yaptığı anatomik çalışmalarla insanı en doğru biçimde betimlemenin yollarını aradı. Bu dönemde amaç uyum ve denge idi. Ayrıca hareket de önem kazanmıştı.<br />
                Perspektif kurallarının saptanması heykel sanatını da etkiledi. Heykelciler mekan içinde yer alan bir heykelin ya da bir yüzeydeki kabartmaların görünüşünde ortaya çıkacak biçim bozulmalarından daha dramatik bir etki elde etmek için perspektif kurallarını kullandılar. Vasari, Rönesans heykelini Nicola Pisano ile başlatsa da pek çok sanat tarihçisi bugün ilk Rönesans heykelcisi olarak Donatello’yu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kabul/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kabul">kabul</a> eder. Donatello yalnızca klasik öğeleri kullanmakla kalmayıp, Antik çağ ruhunu yapıtlarına yansıttı.<br />
                Mimarlık. Mimarlık alanında da Rönesans, antik çağın yeniden doğuşu oldu. Ama bu dönem yapıtları antik örneklerin kopyaları değil, 15. yy. anlayışı ve dünya görüşü doğrultusunda yorumlarıydı. Rönesans mimarlığın ilk temsilcisi, yarım kalmış bir Gotik Dönem yapısı olan Floransa Katedrali’nin kubbesini tamamlayan F. Brunellesci sayılır. Rönesans sanatının yönlenişinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/temel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Temel">temel</a> dayanak noktalarından birini oluşturan Perspektifin kurallarını ortaya koyan ilk kurallardan biri de, ressam Masaccio ve mimar alberti ile birlikte Brunellaschi’ydi Perspektif sayesinde mimarlar tasarladıkları yapının daha bitmeden, hatta yapımına bile başlanmadan nasıl görünebileceğini çizerek ifade edebiliyorlardı. Bu da mimarlığı taşçılık ya da marangozluk gibi bir el işçiliği olmaktan çıkartarak ileri bir tasarım sanatı düzeyine getirdi. Yeni mimarlık anlayışının kuramlarını oluşturup yetiştirenler ise Alberti, Filarete vb ondan sonraki kuşağın sanatçıları oldu.<br />
                Rönesans Döneminde daha pek çok tasarımda kullanıldı ve yapıda uygulandı. Bunun nedeni merkezi şemanın, insanı yaşamın merkezine yerleştiren Rönesans düşünce biçimini ve dünya görüşünü mimarlıkta yansıtmasıydı. Gerçekten de böyle merkezi planlı bir yapının ortasında durulduğunda her şeyin o merkeze yönelik olarak düzenlendiği bakış herhangi  başka bir yöne çekecek hiçbir yapı aksının bulunmadığı hemen algılanıyordu. Aslında böyle bir merkezin özel konumu iç mekanın hangi noktasında durulursa durulsun, kolaylıkla kavranabiliyordu.<br />
                Aynı dönemde ve izleyen yıllarda mimarlık çeşitli kişisel yönelişlerin getirdiği çok <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zengin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zengin">zengin</a> bir ifade olanağına ulaştı. Bu tutumun en iyi örnekleri A. Palladio’nun Rönesans’ın klasik Hümanizm çizgisi üzerindeki son kuramcı mimardı. Çağdaşları Michelangelo’dan da Venedik temsilcileri Sansavino ile Sanmicheli’den de etkilenmişti. Bütün bu etkilerin izleri, ilk büyük yapısı olan Vicenza’daki belediye binasında açıkça görülür. Palladio, Bazilika adıyla bilinen onararak büyük ölçüde değiştirdiği bu eski yapıda içeriye çektiği büyük balkonlarla cephede bir ışık-gölge karşıtlığı, bir hareket yaratmış, böylece Rönesans’ın sakin, durağan mimarlığından, baroğun hareketli düzenlenmesine doğru ilk adımı atanlardan biri olmuştu. Onun klasik mimarlık öğelerini gittikçe daha fazla uyguladığı yapıları Rönesans’ı son bir kez daha doruk noktasına ulaştırdı. </p>

<p class="sayac_bilgi">11 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/ronesans-ve-reformun-cikis-sebepleri-ve-sonuclari.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>20. yy. sanatını hazırlayan etmenler</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/20-yy-sanatini-hazirlayan-etmenler.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/20-yy-sanatini-hazirlayan-etmenler.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 14:07:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sanat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[1776]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Dekorasyon]]></category>
		<category><![CDATA[dinin]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[Eski]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Heykel]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Orta]]></category>
		<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Sunan]]></category>
		<category><![CDATA[Tabaka]]></category>
		<category><![CDATA[Temel]]></category>
		<category><![CDATA[Tinsel]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yapan]]></category>
		<category><![CDATA[Yy]]></category>
		<category><![CDATA[Zengin]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=13120</guid>
		<description><![CDATA[Sanatı kuşkusuz, içinde bulunduğu toplumun ekonomik ve kültürel değerlerinden soyutlamak olanaksızdır. Çağın düşünce, bilim, toplum yapısı ve teknolojik gelişmeleri hakkında bir fikir sahibi olmadan sanatı anlayabilmek imkansızdır. Bu çalışmanın temel konusu olan, 20. yüzyıl Batı Sanatını biçimlendiren etmenleri anlayabilmek için ise, ağırlıklı olarak 18. ve 19. yüzyılın siyasal, toplumsal, kültürel ve bilimsel gelişimlerine bakmak gerekir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanatı kuşkusuz, içinde bulunduğu toplumun <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ekonomik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ekonomik">ekonomik</a> ve kültürel değerlerinden soyutlamak olanaksızdır. Çağın düşünce, bilim, toplum yapısı ve teknolojik gelişmeleri hakkında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> fikir sahibi olmadan sanatı anlayabilmek imkansızdır. Bu çalışmanın temel konusu olan, 20. yüzyıl Batı Sanatını biçimlendiren etmenleri anlayabilmek için ise, ağırlıklı olarak 18. ve 19. yüzyılın siyasal, toplumsal, kültürel ve bilimsel gelişimlerine bakmak gerekir. Avrupa, 18. yüzyılın sonlarından itibaren iki yönlü <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> değişim dönemine girdi. 1776 Amerikan ve 1789 Fransız Devrimi ile ‘kültürel’ sonuçları bulunan Demokratik <a href="http://www.genelbilge.com/tag/devrim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Devrim">devrim</a>, bir diğeri ise 18. yüzyılda İngiltere’de ortaya çıkan Endüstri devrimidir. Tüm bunların sonucunda, aristokrasiye karşı zaferini ilan eden, gittikçe zenginleşen burjuvazi ve yeni oluşan, burjuvaziyi, emeğini satarak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zengin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zengin">zengin</a> eden işçi sınıfı, iki ayrı toplumsal <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tabaka/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tabaka">tabaka</a> olarak 19. yüzyıla damgasını vurdu.<br />
Sanata ve sanatçıya bakış da bu toplumsal dönüşümler ışığında değişti. Monarşik ve aristokratik toplumda sanatçı, sarayın övünç kaynağı  veya değerli bir mal olarak görülüyordu, yükselmeye çalışan burjuvazi için ise, lüks hizmetler sunan, pahalı bir kişiydi. 19. yy. burjuva toplumu için sanatçı, bireysel girişimi, bir ‘dehayı’, daha <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">genel</a> olarak yaşamın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tinsel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tinsel">tinsel</a> değerlerini temsil ediyordu. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/orta/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Orta">Orta</a> sınıfın kaos ve güvensizlik içinde sürdürülen yaşamlarında sanatın, geleneksel dinin yerini aldığı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> söylenebilir.<span id="more-13120"></span><br />
	Sanatı, 19. yüzyıl burjuvazisi kadar takdir eden ve eserler için bu kadar bol harcama <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yapan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yapan">yapan</a> başka bir toplum görülmemiştir. Öncesinde, hiçbir toplum <a href="http://www.genelbilge.com/tag/resim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Resim">resim</a>, heykel, eski ve yeni <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kitap/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kitap">kitap</a>, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/dekorasyon/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Dekorasyon">dekorasyon</a> süsleri, müzik ya da tiyatro gösterileri için bu ölçüde para harcamamıştı. Öte yandan sanata para harcayanlar sadece burjuvazi değildi, teknoloji ve bilim sayesinde ilk kez, bazı sanat türlerini ucuz maliyetle ve daha önce hiç görülmemiş ölçülerde yeniden üretmek teknik olarak olanaklı hale geldi. Böylece burjuva sanatı halka inmekle kalmadı, sanat, ona sadece emeği geçenlerin değil, kapitalistlerin de kazanç kapılarından <a href="http://www.genelbilge.com/tag/biri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Biri">biri</a> oldu.</p>
<p>I.   SANAYİ DEVRİMİ<br />
“Bir kere şuna tam anlamıyla kani olmamız gerek: Bugün tarihimizi yapanlar, bir zamanlar Yunan sanat eserlerini yaratmış olanlarla aynı insanlardır. Fakat bunu yaparken, şöyle bir görevimiz vardır: Onlar sanat ürünleri yaratırken, bugün bizler yalnızca lüks tüketim malları üretiyoruz; bu insanları bu denli kökten değiştiren şeyin ne olduğunu bulmalıyız.”<br />
								    Richard Wagner, 1907</p>
<p>18.yy.da İngiltere’de buhar makinesinin bulunması ortaya çıkan sanayi devrimi, 1870’ten sonra Avrupa ve ABD’ye yayılması, bazı tarihçilere göre, (Gordon Childe’in deyimiyle) “neolitik devrim”den sonra insanlık tarihi süresince görülen en önemli ikinci gelişmedir.<br />
Kömür ve çelik sanayinin gelişimi, buharlı motorların icadı ile hemen arkasından gelen elektrik ve kimya teknolojisindeki gelişmeler, daha önce hiç görülmemiş türden yeni sanayi kollarının oluşmasına <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yol">yol</a> açtı.<br />
Sanayi alanlarının böylesine çoğalmasıyla birlikte üretimde çok büyük bir artış sağlandı. “Daha fazla mekanik güç, daha fazla hammadde, daha fazla üretilmiş mal, daha fazla artık, daha fazla ulaştırma, sanayi ve ticaret süreçlerini izleyecek daha çok yazman, malları satın alacak daha çok tüketici, satacak daha çok satıcı ve daha büyük sermayesi olan, daha çok insan çalıştıran daha büyük firmalar ortaya çıktı hızla.” (Dünya Tarihi, W.H.McNeill, sf.464) Sanayinin gelişiminde, üretilen mallar için gerekli olan hammaddenin sağlanması ve bunların dış pazarlara satılabilmesi için güçlü bir ulaşım ağına ihtiyaç vardı ve 19.yy.ın II. yarısında demiryolları, Avrupa’nın büyük bir bölümünü kapsamış bulunmaktaydı. Bunun dışında, yeni yollar yapıldı ve kanallar açıldı. Ulaşım gibi, iletişim de daha önce hiç görülmemiş derecede yoğunlaştı. Çağdaş posta sistemlerinin düzenlenişi, telli telgraf gibi yeni buluş ve ilerlemelerle enformasyon ağı güçlendirildi. Bu sayede, 1850’lerde ilk kez gündelik gazeteler çıkarılmaya başladı, böylece politika ve siyasal olayları bir çok insan yakından takip edebilmeye başladı.<br />
Sanayi devriminin en önemli sonuçlarından biri de, teknoloji ve tıptaki büyük gelişmelerle ölüm oranı azalırken nüfus artışının hızlanmasıdır. 1800’lerde tüm Avrupa kıtasının nüfusu yaklaşık 187 milyon dolaylarındayken 1900’lerde bu rakam 400 milyona çıkmıştı.<br />
 Fabrika malları sadece Batı toplumlarınınkileri değil, diğer toplum ve uygarlıklardaki küçük el zanaatlarını da ortadan kaldırdı, küçük el zanaatçıları, seri üretimle elde edilen ucuz mallarla rekabet edemediler. Bunun sonuçlarından biri olan tarladan fabrikaya, kırdan kente göç, Batı dünyasının her yerinde yaşandı. </p>
<p>II.  DEMOKRATİK DEVRİM<br />
“Bugün ekmeğimizi bile<br />
 Buharla, türbinle pişiriyorlar,<br />
 Çok yakındır<br />
 Makineyle yedirmeleri de”<br />
					 Trautenau Wochenblatt’ta yer alan bir şiir, 1869<br />
Amerikalıların 1776’da İngiltere’ye baş kaldırmaları ve 1789’daki Fransız Devrimiyle gelişen ikili süreç siyasi tarihte büyük öneme sahiptir. Bu ikisinden önce, devletin ve yöneticilerin Tanrı tarafından atandıkları, tanrıdan aldıkları yetkiyle yönettiklerine inanılıyordu. Yönetim biçimlerini değiştirmenin imkansız olduğuna ilişkin varolan inancı, halktan aldıkları iradeyle devrim yaptıklarını söyleyen Fransız devrimciler ve onların liberal mirasçıları yıktı. Monarşinin de insan yapımı olduğunu, bir plana göre az ya da çok, uygun olarak değiştirilebileceğini ve bunun müdahale etmekle ilgili olduğu anlaşıldı.<br />
Çağdaş Sosyalizm, bir yanda Fransız Devriminin “Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik” talepleri ile, bir yanda Sanayi Devrimine eşlik eden toplumsal dönüşümle yaratılan kültürel ortamda doğdu. Kökenlerinin, kapitalist üretim tarzının, emekçiler üzerinde yol açtığı eşitsizlik ve haksızlıklarda yattığı Sosyalizm düşüncesi, aslen Eski Yunan şair ve yazarlarına kadar uzanır. Fakat çağdaş Sosyalizm, 1830’larda, Fransa’da Saint-Simon ve ardılları ile İngiltere’de Fourier gibi düşünürlerin görüşleri ile oluşturulmaya başladı. Toplumsal düzene muhalif olmalarına karşın umutlarını daha çok burjuva sınıfına bağlayan ‘Ütopik Sosyalistler’, sosyalist toplum yapısını belirli temellere oturtmaktan yoksundular. Bilimsel Sosyalizmin kurucuları Marx ve Engels ise sosyalizm görüşlerini tarihin akışı içinde beliren bir olanak olarak sundular. İnsanlık tarihi gelişiminin özünde maddi koşulları yatmaktadır ve sınıflar arası çekişmeler, hayali sorunlarla değil, ekonomik çelişmelerin etkisiyle ortaya çıkmıştır. Kapitalistler, üretimde olağanüstü boyutlara varan verime ve işçi sınıfının ürettiği artı değere el koymaktadır, ayrıca özel mülkiyet altında toplanan üretim araçlarının, toplumun yararına dengeli gelişimini ve kullanımını önlemektedir.<br />
Marx ve Engels’in yazdığı ‘Komünist Manifesto’yu yazdığı 1848 yılında, Avrupa’yı, 1848 Devrimleri adıyla bilinen devrimler sardı. Avrupa’nın önemli kentlerinde onbir tane devrimci ayaklanma oldu.  1864’te ise Londra’da I. Enternasyonal, diğer adıyla Uluslararası Emekçiler Birliği kuruldu. Farklı çizgilerdeki sosyalist akımların, 1876’da I. Enternasyonal’in dağılmasıyla, sosyalizm tarihi, büyük ölçüde ayrı ulusal hareketlerin tarihine dönüştü. 1889’daki II. Enternasyonal’dan sonra III. Enternasyonal, 1917 Ekim Devrimi’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> kazandığı başarıyla Moskova’da toplandı. Bu arada, 1871 Paris Komünü de sosyalizm tarihinde önemli yer tutmaktadır.<br />
III.   BİLİMSEL DEVRİM<br />
18 yy. ve 19 yy.da ekonomide, siyasette, teknolojide, kültürde devrimler yaşandığı gibi bilimsel teorilerde de önemli devrimler yaşandı. Bu dönemlerdeki bilimsel değişimlere damgasını vuran en temel eserler hangileri sorusu sorulduğunda karşımıza çok kısa bir liste çıkar. İlki, İngiliz matematikçi ve fizikçi Sir Isaac Newton’un 1687 tarihinde yazdığı “Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri”, ikincisi de yine bir İngiliz olan Charles Darwin’in 1859’da “Türlerin Kökeni”dir.<br />
Sir Isaac Newton “Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri” adlı kitabında algıladığımız dünyadaki bütün hareketleri açıklayabilecek üç ana yasayı tespit etti. Kuvvet, kütle, ivme ilişkisi, Etki – Tepki yasası ve Eylemsizlik prensibi. Newton fiziğinin arkasında yatan evren görüşünü (kozmoloji) şu kavramlar betimlemeye yeter: Mekanizm, Kesinlik, Mutlak Uzay ve Mutlak Zaman.<br />
18 – 19 yy. bilim tarihine, Newton mutlaklık ve kesinlik kavramlarını kazandırırken, Charles Darwin Evrim teorisini geliştirerek insanlığın doğal seçme (Natural Selection) yolu ile geliştiği ve bu seçmede ayakta kalanların güçlüler olduğu düşüncesini kazandırdı.<br />
Mutlaklık, kesinlik, sonunda “güçlülerin” kazandığı doğal seçme, söz konusu dönemin bilimsel devrimlerini karakterize eden bu kavramlar (ve barındırdıkları düşünceler) o dönemde gelişmekte olan Kapitalizm ve onun temsilcisi olan burjuva ideolojisinin temel özellikleri ile de örtüşmektedir.<br />
Burjuva sınıfının yeni bir toplum modeli ve ideali geliştirmekte, Evrensellik, Mutlaklık ve Kesinlik kavramlarının büyük rolü olmuştur. Bu toplum modeli 19 yy. sonlarından başlayarak ideolojik ve kültürel düzeyde önemli bir açmaza girmiştir.<br />
19 yy. sonları ve 20 yy. başlarında yaşanan siyasi, ekonomik gelişmeler, özellikle 1. Dünya Savaşı, mutlaklık, kesinlik ve doğal seçme düşüncelerine dayanan toplum modelinin pek de umulan sonuçları doğurmadığını işaret etmiştir. Tam da bu dönemde politik düzlemde sarsılan mutlaklık, kesinlik kavramları paralel olarak bilimsel düşüncede de sarsılmıştır. Bu sarsıntıyı doğuran üç temel bilimsel değişim şunlardır. i) Öklidyen olmayan geometriler  ii) Einstein’ın Görelilik teorisi   iii) Heisenberg’in Belirsizlik ilkesi.<br />
19 yy. başlarına dek Öklid’in geometrisinin yaşadığımız dünyanın görsel olarak tek temsili ve resmi olduğu düşünülüyordu. Bu da Aydınlanma ile gelişen burjuva ideolojisinin mutlaklık, evrensellik, aklın ve gözün yolunun birliği varsayımları ile örtüşen bir bakış idi. Fakat 19 yy.ın ortalarına doğru bütün geometrik bilgimizin, bildiğimiz ve iç açılarının toplamının 180 derece olan üçgenlere dayanmayabileceği tam tersi şekiller ile de ifade edilebileceği ispatlanınca, burjuva ideolojisinin mutlaklık iddiası yara alıyordu. Bir başka deyişle, Newton’un sandığı gibi mutlak olan bir uzay, uzam yoktu aslında.<br />
Öklid geometrisine ek olarak, 20 yy.ın başlarında ortaya çıkan Einstein’ın görelilik teorisi de tek doğruluk ve mutlaklığa önemli bir darbe olmuştur. Bu teorinin önemli bir sonucu zamanın bağlı olduğunu iddia etmesiydi. Işık hızına yaklaştıkça “zaman” daha hızlı akıyordu. Newton’un teorisi bu bakımdan da çürütülmüş oldu.<br />
Mutlaklık algısı hem zaman hem de uzay boyutunda yok olmuştu, yeni gelişen toplum ve bunun temel temsilcisi burjuvazinin elinde kalan tek şey kesinlik iddiasıydı. Bu iddia doğa bilimlerinde 1930’lara dek devam etti. Ta ki Heisenberg kesin ölçümün mümkün olmadığını söyleyene dek. Heisenberg öncesi ölçüm aletlerimiz yeteri kadar yetkin olduğunda her şeyi kesin olarak ölçebileceğimiz düşünülüyordu. Tek sorun ölçüm aletlerimizin gelişmesiydi. Fakat Heisenberg gösterdi ki, ölçüm aletlerimiz ne kadar gelişir ise gelişsin, ölçümün her zaman bir belirsizliği olacaktır. Bu kavrayış ile burjuva ideolojisinin dayanakları da ortadan kalkmış oldu. </p>
<p>III.	TEKNOLOJİK GELİŞMELERİN SANATA ETKİSİ</p>
<p>IV.I. İletişim:<br />
Teknolojik gelişmelerin en önemli sonuçlarından biri olan iletişimin katkısı iki yönlü oldu. Telefon, posta, telli telgraf gibi kitle iletişim araçlarının yanısıra günlük ve periyodik yazılı basın ile haber iletimi ve bilgi alışverişi daha önce hiç görülmemiş türden bir enformasyon ağı yaratabildi. İletişim, sanat alanına da bir çok yenilik getirdi. Sergiler, sanat hayatından haberlerin katkısının yanında, yeni ortaya çıkan reklam sektörüne sanatçılar hakim oldu. Reklamcılık, 1890’larda görsel sanatlarda yeni bir form yarattı; afiş. Sürekli çoğalan ve muazzam çeşitlikle ortaya konan tüketim mallarının tasarımı ve pazarlanışı, sanatçı ve zanaatkarların yeni gelir kapılarından biri oldu.<br />
İletişim ve ulaşımın bir diğer önemli katkısı da bilgi aracılığıyla oluşan yeni bir sanat ortamının uluslararası bir nitelik kazanmasıydı. Artık sanat tek merkezden değil, bir çok merkezden gelişmeye başladı. 18. yüzyıl Oryantalizmi ile diğer kültür ve toplumları tanımaya başlayan merkezi sanat ortamlarının bu toplumlardan etkilenimlerinin yanısıra küçük ya da kenarda kalmış ülkelerde ya da o zamana kadar fazla dikkati çekmemiş bölgelerde de sanat serpilmeye başladı. İskandinavya ve Bohemya gibi bölgeleri, bu duruma örnek olarak gösterebiliriz.<br />
Ayrıca, merkezlerde de o güne kadar pek canlanamamış sanat kollarının geliştiği görüldü; Britanya’da drama ve bestecilik ile Avusturya’da resim sanatının gelişimi gibi.</p>
<p>IV.II. Kitle Pazarı:<br />
19. yüzyılın sonlarında, ‘Modern olmak’ terimi günlük literatüre girdi. Sanat ve kültür hayatı ile ilgilenmek modern olmanın bir koşulu olarak görülmeye başlandı. Bu da, büyük çapta sanatın, aristokrasi ve burjuvazinin tekelinden çıkmasıyla mümkün olabildi. ( İyi ücret alan işçilerin, memurların ve ‘modern’ olmaya çalışan köylülerin, taksitlerle aldıkları ve oturma salonlarına koydukları piyanoların o dönemin önemli sembollerinden biri olması, bunun bir göstergesidir.)<br />
Teknolojinin yeni olanaklar sunuşu ile kapitalistlerin kitle pazarını keşfi ile devrimcileşen sanat, burjuva niteliğinden çıkıp halka indi. Sanatın, orta ve üst sınıfların dışında, alt tabakalara da hitap edebileceğini ve hatta bundan  yüklü gelirler elde edilebileceğini keşfeden işi bilir kapitalistler, sanata yönelik, farklı kollarda sektörler oluşturdular. 19. yüzyılın son çeyreğinde, tüm Avrupa genelinde, tiyatro sayısında büyük artışlar görüldü. Yayınevleri, uluslararası edebiyatı ucuz seriler halinde yayınlayıp fazla varlıklı olmayan okurlara ulaştırarak büyük paralar kazandılar.  Fotoğrafın 1850’lerde yaygın olarak kullanılmaya başlanılmasının dışında, geniş kitlelerin, ürünlerin düşük nitelikli versiyonlarına ulaşmalarına olanak sağlayan röprodüksiyonlar sayesinde resim, düşük gelirli insanların evlerine de girmeye başladı.</p>
<p>IV.III. Fotoğraf:<br />
Teknolojik gelişmelerin sanat dünyasına bir diğer önemli etkisi de ‘fotoğraf’ın bulunuşu olmuştur. 1820’lerde Fransa’da icat edilen fotoğraf, 1850’lerde ticari bir iş haline geldi. Burjuvazinin küçük portre resimlere olan büyük ilgisi, fotoğrafın gelişimine zemin oluşturdu. Önceleri fotoğrafın, sanatın yerini aldığını düşünen sanat çevrelerinin bir kısmı, fotoğrafa şiddetle karşı çıktı. Mesela Ingres, bu gelişmeyi, sanat alanının endüstriyel ilerleme tarafından istila edilişi olarak yorumladı. Fotoğraf, gerçekliğin kitlesel biçimde yeniden üretimi ise resim ne işe yarayacaktı? Yine de akademik çevreler, tek vücut halinde bir düşmanlık içine girmediler, bilimi ve ilerlemeyi kabul ettiler. Bazıları ise fotoğrafın resim sanatına katkısı bulunduğunu, resmin nesnelerin salt mekanik kopyalarından farklı bir hal alacağını savundular. 1962 yılında, Paris’te bir firma, korsan fotoğraf basmaktan mahkemelik oldu. Mahkeme ise, korsan fotoğraf basımının, ‘sanatsal mülkiyetin’ çoğaltılması anlamına geldiğini yönünde karar verdi. Sonuç olarak fotoğraf, mahkeme kararıyla bir sanat dalı olarak ilan edildi.<br />
Fotoğrafın empresyonizm üzerinde büyük etkisi oldu. Artık görüntü, tüm gerçekliğiyle anlık olarak dondurulabiliyordu ve ressamların artık belgesel nitelikli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/resimler/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Resimler">resimler</a> yapmalarına gerek kalmamıştı. Bunun üzerine, akademik sanata da karşı çıkan empresyonistler, fotoğrafın yapamayacağı bir şey yapmayı tercih ettiler ve resmi, insan duyum ve algılarının dışa vurumu olarak gördüler. (Bkz: Claude Monet, Rouen Katedrali)<br />
Fotoğraf, aynı zamanda resmin, izleyici gözündeki anlamını da değiştirdi. Resim, bulunduğu mekanla da anlam kazanan, aynı anda iki yerde görülmesinin olanaksız olduğu ve dünya üzerinde bir tane olduğu bilinen bir şeydi. Bunlar, fotoğrafla değişti, resim artık evlere girmeye başladı, günlük hayatın bir parçası oldu.<br />
Fotoğrafın bulunuşu, sanatçıların ve izleyicilerin bakış açısını da değiştirdi. Görünen nesneler, farklı anlamlara gelebilmeye başladı ve bu da resime yansıtıldı. Mesela Empresyonizmde nesneler birbirleriyle sürekli alışveriş içerisindedirler ve hareketlidirler. Kübistlere göre ise görünenler, tek bir gözün karşısına çıkabilecek şeyler değildir, resim, bir nesnenin çevresindeki tüm noktalardan alınabilecek görünümlerin toplamından oluşur.</p>
<p>IV.IV. Sinema:<br />
Sinema, daha sonrasında televizyon ve video aracılığıyla, 20. yüzyıl sanatına büsbütün egemen olan gelişmelerin en önemlilerindendir. Tarihte ilk kez, hareketin görsel sunumu, dolaysız, canlı icraatten özgürleşti. Yine, tarihte ilk kez öykü, drama veya gösteri, zamanın, mekanın ve seyircinin fiziksel doğasının dayattığı kısıtlamalardan kurtuldu.  Fransızlar tarafından icat edilen hareketli fotoğraf, 1890’a kadar teknik açıdan mümkün hale gelemedi. Kısa filmler ilk kez, 1895-96 yıllarında, hemen hemen aynı anda Paris, Londra, ; Berlin, Brüksel ve New York’ta gösterime girdi. Bundan sonra ise, sinemanın etkisi olağanüstü oldu. 1910’lara gelindiğinde ABD nüfusunun yaklaşık %20’si, her hafta gösterime konulan kısa filmleri seyrediyordu. Amerikan film endüstrisi, “beş sentlik” haftalık gösterimlere büyük yatırımlar yaparken inanılmaz kazançlar sağladı. Sinemanın bu başarısı, öncelikle, film piyasasının alt ve alt/orta sınıf halk kitlesini hedef alarak, onları karlı bir biçimde eğlendirmek dışında başka hiçbir şey amaçlamamasından ileri geliyordu. Avrupa sosyal demokrasisi ise sinemanın bu başarısını, kaçış arayışındaki lümpen proleteryanın bir sapması olarak niteledi. Göçmenler ve işçilerin beş sentleriyle servetler edinen Hollywood, 1930’lara kadar sanatsal bir mesaj taşımayan olağanüstü bir araç yaratmış oldu. Üstelik filmler sessiz olduğu için dil engeline takılmadan dünya pazarını rahatlıkla sömürmesini sağladı. Amerikan sinemasının tersine Avrupa sineması, daha elit tabakalara yönelmeyi seçmiş olsa da 1914’lere kadar sanatçıların ilgi duyduğu pek söylenemez. Ancak savaşın ortalarında, sanatçıların ciddi biçimde ilgilenmeye başladıkları sinema, 20. yüzyıl sanatını derinden etkiledi. </p>
<p>IV.V. Arts &#038; Crafts:<br />
İngiltere’de William Morris’in (1834-1896) öncülüğünü yaptığı Arts &#038; Crafts, özünde ideolojiktir. Bu akım, düzene ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak sanatın, insan doğasından uzaklaştığı iddiası temelinde yaratıldı. Sanayi kapitalizminin getirdiği üretim sürecinde, işçi ile sanat arasındaki bağları yeniden kurmak amacıyla başlatıldı ve ‘güzel sanatlar’ın zengin ve boş zamanı olan insanlara özgü bir ayrıcalık olduğu reddedildi. Arts &#038; Crafts akımı, kişilerin gündelik hayatlarında yaşam alanlarını güzelleştirmesini ve dönüştürmesini sağlayacak etkinliklerden, yani el sanatları, dekoratif unsurlar, kumaş tasarımları vb. icraatlerden oluşur. Hedefi esas olarak, ‘uygulamalı sanatlar’ı ya da gerçek yaşamda kullanılan sanatı üretmek olduğundan, bu alanda faaliyet gösteren erkekler ve kadınlarla üretim faaliyeti arasında bir bağlantı kurmuş oldu.</p>
<p> V.  SANAYİ DEVRİMİ’NİN TOPLUM HAYATINA ETKİSİ VE BİREYSELLEŞME<br />
19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında, sanatçıların asıl amacının değiştiği görülür. Bu tarihsel dönemde yaşanan sosyo-ekonomik değişimler, 20. yüzyılın sanat alanını da belirleyen temel faktörlerden biri olacaktır. Artık sanatçılar, dış dünyayla ilişki kurmak, onu betimlemeye yönelik eserler vermekten çok, kişisel görme biçimlerini yansıtmaya çabalamaya başladılar. Empresyonizm, ressamın duyularıyla dünyayı nasıl algıladığının dışa vurumudur, dış dünyanın kendi üzerinde bıraktığı izlenimleri tuvale aktarmasıdır. Resim tarihinde ilk olarak, sanatçıların, göstermek istediklerinden çok gördükleri önem kazanmıştır. Ekspresyonizmde ise bireysellikte bir adım daha gidilmiş, sanatsal yaratıcılık, sanatçının kendi içindeki derinliğini yansıtması olmuştur. Kübizm ve Fütürizm gibi akımlarla bireysellik, soyuta uzanmış ve kişisel iç deneyimler, 20. yüzyıl sanatına damgasını vurmuştur.<br />
Sanatsal yaratılar, toplumdaki ekonomik ve siyasal değişimlerden soyutlanamaz. Ve kapitalizmle ortaya çıkan, insanın içine kapanma ve bireyselleşme süreci, hiç bir alanda sanatta görüldüğü kadar açık görülmez.<br />
Sanayi kapitalizmi, kamusal ve özel yaşamın doğasını değiştirdi. Yeni ekonomik düzenin karmaşıklığı ve istikrarsızlığı, teknolojik ve bilimsel gelişmeler, kitle iletişim araçları, seri üretim malları, anlaşılamayan, bilinemeyen yeni bir ekonomik düzen, insanların kendilerini yalıtmaya, mümkün olduğunca dış dünyadan korunmaya, yabancıları düşman ilan ederek ailelerine sığınmaya doğru itti. ‘Bireyselleşme’ ise, insanın pasifleştiği ve dış dünyadan soyutlandığı oranda gerçekleşti.<br />
Diğer yandan, Aydınlanma ile başlayarak düzenli olarak gelişen akılcılık, 19. yy. ile birlikte doruğuna ulaştı ve tanrılara, bilim ve teknolojinin gelişmesi sonucu şüpheyle bakılmaya başlandı. “Yaratılış” kanunları, Kutsal Kitap “mucize”leri yok oldu. Tanrılar gizemini yitirince insan, kendi durumunu gizemlileştirdi ve kutsallaştırdı. Duyumlar ve algıların dolaysızlığı daha büyük önem kazandı; fenomenler doğrudan deneyimler olarak kendi içlerinde ve kendiliklerinden gerçek görünmeye başladılar.<br />
Yeni ekonomik düzenle beraber oluşan işçi ve güçlenen burjuva sınıfının her ikisine de egemen olan duygu ‘güvensizlik’ti. İşçi sınıfının, süreğen olarak işsiz ve aç kalmak gibi bir korkusu olduğu aşikardır. Burjuvazinin korkusu ise kazandığı ölçüde hızlı bir biçimde, kazandıklarını kaybetmekti. 1870’te, Paris nüfusunun yüzde 40 ila 45’ini ve Londra nüfusunun yüzde 35 ila 43’ünü oluşturan bu kalabalık grubun, iş hayatına dair düzenli bir bilgileri yoktu. Para kazanmanın, işletmelerinin gelirlerini arttırmanın veya borsada başarılı olabilmenin aslında şanstan geçtiğini düşünüyorlardı, çünkü yeni toplumsal düzende, kendilerine model olarak alabilecekleri hiçbir şey yoktu. Yeni düzeni kendileri oluşturmaktaydılar. Dolayısıyla işleri şansa kalmıştı, elleri altında güvenceleri yoktu. Kapitalizmin doğası ile şehir yaşamı burjuva sınıfı için iki yönlü bir yabancılaşma ve yalıtılma sürecine neden olmaktaydı.<br />
Ekonomik hayattaki değişimlerin bir sonucu olan seri üretim mallarının da kamusal yaşama etkisi önemlidir. Sanayi kapitalizmi, şehir kültürünün ifade araçlarını da denetlemeye başladı. 19. Yüzyılın ikinci yarısında, insan hayatında dış görünüm,  daha önce hiç olmadığı kadar önem kazandı. Seri üretim mallarıyla tek tipleşen kıyafetler, insanların dış görünüşlerini yumuşatarak, onlara kalabalığa karışma olanağı verdi. 1750’lerde, amblemler, şapkalar, pantolonlar vb. göstergeler, sokaktaki insanın sosyal mevkisini anlamaya olanak sağlıyordu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ama">ama</a> 1850’lerde artık böyle bir şeyin pek de imkanı kalmamıştı. Böylece yabancılarla dolu korkutucu sokaklardaki silik kıyafetler, insanlar için bir tür kabuk, yalıtılma ve kalabalığa karışma aracı haline geldi. Bir diğer deyişle, yaşanan ekonomik değişimler sonucu insan bedeni kendi tekilliğini yitirerek makinelerin ifadesi haline geldi. Bireyselliğin dış görünüş yoluyla ifade edilememesi ‘yabancılaşma’ olgusuna önlenemez bir davetiye çıkardı.<br />
Yeni toplum düzeninin istikrarsızlığı, kişiyi, kamusal hayattan kaçıp özel hayatta istikrar aramaya yöneltti. Ailenin işlevi, bir tür sığınak ve barınılacak bir yer olmasından ibaretti. Çekirdek ailede, artık tüm aile bireylerinin görevleri belirginleşti, kurallara oturtuldu ve böylelikle dış dünyada yakalanamayan güven ve istikrar duygusu, özel hayatta aile içine kapanılarak sağlandı.</p>

<p class="sayac_bilgi">72 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/20-yy-sanatini-hazirlayan-etmenler.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Batı Sanatı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/bati-sanati.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/bati-sanati.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 19:14:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Sanat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Basit]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Kabul]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma]]></category>
		<category><![CDATA[Rahat]]></category>
		<category><![CDATA[Resimler]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=10951</guid>
		<description><![CDATA[ORTAÇAĞ SANATI Ortaçağ sanatı, Hırıstiyanlığın yayıldığı ülkelerde doğmuş ve onun hizmetinde gelişmiş olan dinsel nitelikli bir sanattır. Roma İmparatorluğu 4.yüzyılda Hıristiyan dinini kabulünden sonra ikiye ayrılınca, Ortaçağ sanatı da Batı ve Doğu Hıristiyan Sanatı olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Ortodoks mezhebine bağlı olan Doğu Hıristiyan Sanatı, Katolik Roma’dan farklı bir yol izlemiş ve “Bizans Sanatı” olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ORTAÇAĞ SANATI<br />
Ortaçağ sanatı, Hırıstiyanlığın yayıldığı ülkelerde doğmuş ve onun hizmetinde gelişmiş olan dinsel nitelikli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> sanattır. Roma İmparatorluğu 4.yüzyılda Hıristiyan dinini kabulünden sonra ikiye ayrılınca, Ortaçağ sanatı da Batı ve Doğu Hıristiyan Sanatı olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Ortodoks mezhebine bağlı olan Doğu Hıristiyan Sanatı, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/katolik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Katolik">Katolik</a> Roma’dan farklı bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yol/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yol">yol</a> izlemiş ve “Bizans Sanatı” olarak adlandırılmıştır.<br />
Hıristiyanlık, başlangıçta çoktanrılı Roma’nın baskısı yüzenden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/rahat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Rahat">rahat</a> yayılma olanağı bulamamış, ancak resmi din olarak kabul edildikten sonra gelişme gösterebilmiştir. Batı Roma İmparatorluğu topraklarında yaşayan Hıristiyan toplulukları 4. yüzyıla kadar inançlarını yayma konusunda özgür değillerdi. Ölülerini gömerken gösterişli ayinler yaptıkları, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">bu</a> yüzden de kovuşturmaya uğradıkları için mezarlıklarını yer altında yapmak zorunda kalmışlardır. Uzun ve karmaşık dehlizlerden oluşan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">bu</a> yeraltı şehirlerine “Katakomb” adı verilir. Araştırmacılar tarafından uzun süre Hıristiyanların gizlice yaşadıkları şehirler sanılan katakombların sonradan yalnızca ölü gömülen ve ibadet edilen yerler oldukları anlaşılmıştır Nitekim, katakomblarda duvarlarına mezarlar oyulmuş dar koridorlardan ve girişteki ibadet salonundan başka, yaşamaya elverişli mekanlara rastlanmamıştır.<span id="more-10951"></span><br />
Hıristiyanlık, başlangıçta Yahudiliğin tasvir yasağını benimsediği için ilk <a href="http://www.genelbilge.com/tag/resim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Resim">resim</a> örnekleri, ancak 3. yüzyıldaki katakomb duvarlarında karışmıza çıkar. Bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/resimler/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Resimler">resimler</a> genellikle çok <a href="http://www.genelbilge.com/tag/basit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Basit">basit</a> ve şematiktir. Okuma yazma bilmeyen Hıristiyanların vaazlarda anlatılan dinsel olayları gözlerinde canlandırabilmeleri için yapılmışlardı. Aslında bu resimlerin her <a href="http://www.genelbilge.com/tag/biri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Biri">biri</a> basit birer semboldürler. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ama">Ama</a> bu basit semboller <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a>, o dönemde inançlı kişilerin zihinlerinde bir takım dinsel imgeler uyandırmaya yetiyordu. Örneğin, Roma’daki Priscilla Katakombu’nda tasvir edilen İsa’nın oniki havarisiyle birlikte yediği ve onlara kutsal ekmekle şarap dağıttığı Son Akşam Yemeği sahnesi, ıncil’de geçen ve tüm Hıristiyanların bildiği bir olaydır. Bu yüzden resmi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yapan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yapan">yapan</a> sanatçı, olayı ısa ile yalnız altı havarisini basit bir sofra önünde göstermekle yetinmiştir.<br />
Batı Roma, 4. yüzyıldan başlayarak Kuzeyli kavimlerin istilasına uğramıştı. Amansız Hun akınlarıyla yurtlarından atılan Cermen ulusları, Avrupa’nın çeşitli yörelerine yayılmışlar, zayıf düşen Roma bunlarla başa çıkamamıştır. Ostrogotlar ve Lombartlar ıtalya’da, Franklar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/orta/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Orta">orta</a> ve batı Avrupa’da, Vizigotlar ıspanya’da, Vikingler ve Anglosaksonlar ıskandinavya ve ıngiltere’de egemenlik kurmuşlardır. Romalıların “barbar” saydıkları bu kavimlerin aslında kendilerine özgü uygarlıkları ve sanatları vardı. Bu kavimler, Hıristiyanlığı benimsedikten sonra yerleştikleri ülkelerin kültürünü de özümleyerek, 11. yüzyılın ortalarına kadar güçlü bir sanat etkinliği yaratmışlardır. Bugün Osla Gemi Müzesi’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nde">nde</a> bulunan 9. yüzyılı ait bir Viking Gemisi’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> burnu, Vikinglerin başarılı tahta oymacılı¤ını yansıtan güzel bir örnektir.<br />
Erken Hıristiyan sanatının oluşumunda Helen-Latin kültürü kadar kuzey kavimlerinin de katkısı olmuştur. Bu dönemin sanatı putperestlik inançlarından izler taşımakla birlikte aslında tümüyle Hıristiyanlı¤ın hizmetindeydi. Bu dönemde dinsel olmayan tek örnek, Bayeux Halısı’dır. 70 metre boyundaki bu ola¤anüstü yapıtta Normanların ıngiltere’yi istilası anlatılmıştır. 6. yüzyıl başında ıtalya’nın Ravenna kentinde yapılmış olan Ostrogot kralı Büyük Thedoric’in Mezar Anıtı ise erken mimarlık örneklerinden biridir. Bu görkemli anıtta merkezi planlı, dışı mermer kaplı Roma yapılarının etkileri kolayca farkedilir. Lombartların 7. yüzyılda Kuzey ıtalya’nın Perugia kentinde inşa ettikleri Kilise de <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eski/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eski">eski</a> Yunan ve Roma tapınaklarını anımsatmaktadır. Benzerlik, özellikle dışa açık sütunlu cephede ve üçgen alınlıklı çatı örtüsünde dikkati çeker.<br />
8. yüzyılda batı ve orta Avrupa’ya hakim olan Franklar, ünlü kralları Charlemagne döneminde topraklarını daha da genişleterek, Avrupa’nın en güçlü devletini kurmuşlardır. Charlemagne, bir cermen prensliğinden Roma anlamında bir imparatorluk yaratmıştır. Kendini Kutsal Roma-Cermen İmparatoru ilan etmiştir. Birleşik bir Avrupa’nın kurulması ve Batı kültürünün temellerinin atılması bakımından önem taşıyan bu döneme “Karolenj Rönesansı” adı verilmiştir. Bu dönemin en tipik mimarlık örneği başkent Aachen’daki İmparatorluk Kilisesi”dir. Çevresi daha sonraları Gotik üslupta yapılarla kuşatılmış olan bu kilise, sekizgen gövdeli, yüksek kasnaklı, dilimli kubbeli bir yapıdır. Çevresindeki yapılardan ayrı düşünülürse, anıtsal bir görünüm taşıdığı hemen anlaşılır. Charlemagne’ın kurdurduğu bu merkezi planlı yapıya Ravenna’da bulunan 546 tarihli bir Bizans kilisesi olan San Vitale’nin örnek olduğu düşünülmektedir. Aachen şapeli’nin iç yapısı da ilginçtir. Sekiz masif ayağı dayanan kubbeli orta mekan iki katlıdır. Bu mekan altta bir koridor, üstte ise sütunlu galerilerle çevrilidir. Yapının dış görünümündeki anıtsallık, damarlı ve renkli mermerlerle kaplı iç mekanda daha da belirgindir.<br />
Karolenj İmparatorluğu 10. yüzyılda ikiye bölünmüş, doğu kesimi Kral Büyük Otto’nun yönetimine geçmiştir. Yeni bir canlanışa sahne olan bu dönemin ve yörenin sanatı, “Otto Sanatı” diye tanımlanır. Bu dönemin mimarlık yapıtlarına örnek olarak 11. yüzyılın ilk yarısında yapımı tamamlanan Hildesheim’daki Saint Michael Manastırı gösterilebilir. Bu kilisede bazilika planı uygulanmıştır. Vatikan’da bulunan San Pietro Kilisesi’nin 16. yüzyılda çizilmiş eski bir resmi, bazilikal plan tipinin ana hatlarını göstermesi bakımından önemlidir. Bu çizimde görüldüğü gibi, erken örnekleri Geç Roma ve Bizans’a dayanan bazilikal plan tipinde uzunlamasına ana mekan, sütunlara dayanan kemerlerle yan mekanlara açılmaktadır. Bu yan mekanlara orta ve yan nefler denir. Orta nefte, girişin karışsındaki duvar, yarım daire biçiminde dışarı taşırılmıştır. Dini törenlerin yapıldığı, ilahilerin okunduğu bu bölüme “Apsis” adı verilir. Genellikle apsis yönünde nefleri dik olarak kesen uzun bir mekan daha yer alır. Kral galerisinin ve kilise orgunun bulunduğu bu mekana ise “Transept” denir. Saint Michael Kilisesi’nde olduğu gibi bazen giriş yönüne de ikinci bir transept eklenir, orta nefle transeptin kesiştiği bölümler, birer kuleyle yükseltilirdi. Yuvarlak kemerlerin, masif ayakların ve kalın duvarların kullanıldığı bu yapılar, daha sonraki yüzyılda görülen Romanesk mimarinin öncüleri olmuştur.<br />
Gerek Charlemagne gerekse Otto döneminde el sanatları ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kitap/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kitap">kitap</a> resimleri alanlarında da ilginç örneklerle karışlaşılır. Dini törenlerde kullanılan 8. yüzyıla ait kutsal bir şarap kabı olan Tassilo Kalisi (Kremsmünster Manastırı) hem biçim hem işçilik bakımından dönemin yetkin bir örneğidir. III. Otto İncili’nin (Bayerische Staatsbibliothek, Munich) altın kaplamalı ve değerli taşlarla süslü cilt kapağının ortasında yer alan fildişi kabartma da dönemin ince el işçiliğini gösteren güzel bir örnektir. Bu kabartmada “Meryem’in Ölümü” konu edilmiştir.<br />
Erken dönemde duvar resminin yanı sıra minyatür adı verilen kitap resmi de yaygınlık kazanmıştır. Bu dönemin minyatür sanatında görülen özellikleri başarıyla yansıtan örneklerden biri de 845 tarihli Bamberg İncili’nde (Staadliche Bibliothek, Bamberg) yer alan Adem ile Havva kompozisyonudur. Bu minyatürde Adem ile Havva’nın yaradılışından, şeytana uyup yasak meyvayı yemelerine, cennetten kovulmalarına ve yeryüzünde çileli bir hayat sürmelerine kadar geçen olaylar anlatılmaktadır. Basit ve şematik bir anlatım söz konusudur. Bütün bu olaylar şerit halindeki sahnelerde bir yazı okur gibi izlenebilir. Bu özellik, Ortaçağ resminde yaygın bir anlatım biçimidir. Otto dönemine ait kitap resimlerinde ise daha ileri bir aşamaya tanık olunur. Kral Otto’ya sunulan bir kitabın (Musée Condé, Chantilly) ilk sayfasında Hıristiyan dünyasının hakimi olarak tahtında oturan kral ve buyruğundaki eyalet prensleri gösterilmiştir. Sahne, dengeli bir kompozisyon düzeni ve başarılı bir renk uyumu içinde resimlenmiştir.<br />
1066 yılında İngiltere’yi işgal eden Normanlar, yeni bir mimari üslubu da beraberlerinde getirmişlerdir. Bu üslup ıngiltere’de “Norman üslubu”, Avrupa kıtasında ise “Roman üslubu” adını almıştır. 1050’lerde başladığı kabul edilen Romanesk, Avrupa’nın yeni bir canlanış dönemi olmuştur. Özellikle Haçlı seferleri, değişik sınıftan kişilerin birbirine kaynaşmasını sağlamış, kilise her tür sanatın koruyuculuğunu yapacak bir düzeye ulaşmıştır.<br />
Romanesk sanat deyince ilk akla gelen, Ortaçağ’ın büyük manastır yapılarıdır. Bunlar, yalnız dinsel değil, sosyal ve kültürel etkinlikleri de içeren yapı kompleksleridir. Romanesk kiliseler ise kalın taş duvarları, masif kuleleri ve heybetli görünümleriyle kimi zaman bir şatoyu anımsatırlar. Romanesk mimarlık üslubuna Avrupa’nın değişik yörelerinde rastlanır. Ama en tipik ve anıtsal örnekler daha çok Almanya, Fransa ve ıngiltere’de toplanmıştır.<br />
Romanesk mimarinin en yaygın formu, çok nefli ve transeptli bazilikal formdur. Bu üsluptaki kiliselerde orta nef ile yan neflerin bağlantısı, 11. yüzyılda yapımına başlanan Speyer Katedrali’nde olduğu gibi masif ayaklara dayanan yuvarlak kemerlerle sağlanmıştır. Roma yapılarından alınan yarım daire biçimli yuvarlak kemer, Romanesk mimarinin en belirgin özelliklerinden biridir. Bu dönemde yapıların örtü biçimleri de değişmiştir. Erken dönemlerde kullanılan ahşap kirişli çatılar bu dönemde de kullanılmakla birlikte artık esas örtü biçimi, “tonoz” olmuştur. Yuvarlak kemerlerle dörtgen bölümlerin oluşturulduğu neflerin üzerini dilimli kubbeleri andıran çapraz tonozlar örtmektedir.<br />
Bu dönemde mimarlık ön plandaydı, öteki sanat dalları ise onun zenginlik ve anlamını arttırmak için birbiriyle yarışıyorlardı. Örneğin, Romanesk heykel sanatı mimariden ayrı düşünülemez. 11. yüzyılda tamamlanan Poiters’deki Notre-Dame Kilisesi’nin cephesinde ayakta duran, oturan, bir konuyla ilgili olarak gruplaşan çok sayıda kabartma figür görülmektedir. Bu kabartmalar, yapının cephesini görkemli bir biçimde süslemekle kalmayıp, ona hareket, soluk alan bir canlılık da katmaktadırlar. Romanesk heykel, yalnız cephelerde değil, iç mekanda da mimari organlara bağlı olarak geniş yer tutar. ıçiçe geçmiş çok sayıda figürden oluşan sütun ve ayaklar, bunun en ilginç örnekleridir. Kimi sütun başlıkları da neredeyse birer heykele dönüşmüştür. Bu özelliği en iyi gösteren örneklerden biri de Chauvigny’deki Saint Pierre Kilisesi’nde bulunan sütun başlığıdır. Sanatçı, sütun başlığı gibi dar bir alana yargı gününde günahların tartılması konusunu ustalıkla sığdırmayı başarmıştır. Dönemin heykel ustaları yalnız yapı cephelerinde değil, alınlıklarda, silmelerde, tunç ve ahşap kapı kanatlarında da Tevrat ve ıncil’de anlatılan olayları ve kişileri betimlemekten geri durmamışlardır.<br />
Heykel alanındaki bu açılıma karışlık, dönemin resim sanatında özellikle kitap resminde daha sıkı kalıplara, daha belirgin şemalara bağlı bir anlatıma tanık olunur. 1188 tarihli bir Kitap Resmi’nde (Welfenchronik, Weingarten Manastırı) İmparator Frederich Barbarossa ve oğulları Kral Henry ile Kont Frederich betimlenmiştir. ılk göze çarpan özellik, konuyla ilgili sahne düzenlemesinin statik bir soyut kalıp içine alınması, nakış ögelerinin de bu soyutluğu arttırmış olmasıdır. Romanesk duvar resimlerinde de aynı katı ve soyut anlatım kalıbı kullanılmıştır. Bugün Barselona’da Catalina Güzel Sanatlar Müzesi’nde bulunan 1123 tarihli bir Duvar Resmi’nde, Hiristiyan dünyasının tek hakimi anlamında betimlenmiş ısa fügürü, bu özelliği en iyi yansıtan örneklerden biridir.<br />
Romanesk dönemi Ortaçağ’ın son büyük aşaması olan “Gotik dönem” izlemiştir. 12. yüzyıl ortalarında başlayan Gotik sanat, Rönesans dönemine kadar sürmüştür. Romanesk deyince akla manastır yapıları geliyordu, Gotik denildiğinde ilk akla gelen ise, sivri çatı ve kuleleriyle göğe doğru yükselen, dev boyutlu katedral yapılarıdır. Gotik mimarlığın 1122’de Abbot Suger tarafından tasarımlanan, Paris yakınındaki St. Denis Manastır Kilisesi ile başladığı kabul edilir. Ama en yetkin klasik örnekler Fransa’nın Ile de France bölgesinde, yapımlarına 13. yüzyılda başlanan Laon, Chartes, Reims, Amiens ile Paris Notre-Dame Katedralleri’dir.<br />
Katedraller, Ortaçağ kentlerine biçim vermiş, kent ekonomilerinin gelişmesine önemli katkıda bulunmuşlardır. Bu dev yapıların tamamlanması, çok kere yüzyıldan fazla sürüyor, kent, onun çevresinden başlayarak halkalar halinde genişliyordu. Ayrıca yapı, il ve çevresinden çok sayıda işçiyi kendine çekiyor, ekonomik etkinlik de o ölçüde canlanıp büyüyordu. Bir Romanesk kiliseden çıkıp, bir Gotik katedrale girildiğinde aradaki büyük <a href="http://www.genelbilge.com/tag/fark/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fark">fark</a> hemen anlaşılır. Gotik katedrallerde daha geniş nefler, daha ışıklı bir ortam ve kendini yukarlara çeken daha hafif bir mekan ile karışlaşılır. Gotik mimarinin bu başarısı iki yeni buluşa dayanır. Birincisi sivri kemerlere dayanan kaburgalı tonoz sistemidir. ıkincisi ise yapıyı dıştan destekleyen payanda kemerlerinin kullanılmış olmasıdır. Romanesk mimaride kullanılan yuvarlak kemerlerin yerini Gotik mimaride sivri kemerler almıştır. Böylece kemere binen yükün yanlara doğru zorlaması azaltılıp, aşağı doğru akması sağlanmıştır. Ayrıca kaburgalı yapısıyla tonozun ağırlığı azaltılmış, kemere daha az yük bindirilmiş olur. Ama kemerler sivri olsa da bir ölçüde dışa zorlama söz konusuydu. Kemerleri taşıyan demet biçimi sütun ya da ince ayaklar bu zorlamaya dayanmayabilirdi. Mimarlar bu sakıncayı gidermek için kritik noktalarda payanda kemerleri kullanmışlardır. Payanda kemerleri yapıların yan ve arka cephelerinin bir yapı iskelesi görünümü almasına yol açıyordu. Ancak dış duvarların kitlesel görünümünüde önlemiş oluyordu. yan ve arka cephelerin bu durumuna karışlık, katedrallerin ön cepheleri gerçekten çok görkemli ve anıtsal bir görünüm taşırlar. Ön cephelerde genellikle kapıların üstünde içeri doğru kademeli olarak daralan büyük alınlıklar, kademeleri oluşturan silmelerde ise çok sayıda aziz figürü yer alır. Orta bölümde vitraylı yuvarlak bir pencere ile iki yanda dar ve yüksek pencereler bulunur. Üst bölümde yine bir sıra aziz figürü taşa işlenmiştir. Her iki yanda ise görkemli çan kuleleri yükselir. Klasik bir Fransız katedrali olan Reims’in cephesi bu tanıma en iyi uyan örnektir.<br />
Katedraller, Avrupa’nın değişik yörelerinde gerek plan gerek dış görünüm bakımından farklı biçimler kazanmıştır. Gotik mimari ıngiltere’de değişik özellikler taşır. ıngiliz Gotik mimarı Lincoln Katedrali’nde olduğu gibi, iç mekan örtüsünde de değişik ve ilginç uygulamalara gitmiştir. Londra Westminster Katedrali şapelinde tonoz kaburgalarının yelpaze biçimini aldığı görülür. Böylece taşıyıcı organlar, aynı zamanda dekoratif bir işlev de kazanmışlardır. ıtalyan Gotiğinin başarılı yapılarından biri olan Milano Katedrali’nin arka cephesinde ise mimar, ustalıklı bir düzenleme ve ince bir taş işçiliği ile payanda kemerlerinin yapı iskelesini andıran görünümünü gizlemeyi başarmıştır.<br />
Gotik katedrallerde bütün ağırlık sivri kemerlerle sütun ve ayaklara aktarıldığı için taşıyıcı öge olarak duvara gerek kalmıyordu. Böylece ara bölümlere boydan boya pencereler açılabiliyor, bunlar da renkli camlarla kaplanabiliyordu. Çeşitli motiflerle ve figürlerle süslenen bu renkli camlara “vitray” adı verilir. Paris Notre-Dame Katedrali cephesindeki “gül pencere”, dönemin vitray sanatının en görkemli örneklerinden biridir. Gotik katedrallerde çok sayıda renkli pencere, iç mekanın aydınlanmasını sağlamakla kalmıyor, renkli ışıklar yapının içinde büyülü bir dinsel atmosfer oluşturuyordu. Gotik sanatta vitray, iç mekana büyülü bir hava vermekle kalmaz, resim sanatını da kapsar. Chartres Katedrali’ndeki vitrayda “Meryem’in Ölümü” sahnesinin büyük bir ustalıkla betimlendiği görülür.<br />
Heykel sanatı, Gotik dönemde de mimariyle bağıntısını sürdürmüştür. Bu bağıntı özellikle cephe dekorasyonunda dikkati çeker. Katedralin bir parçası durumundaki bu heykellerin, yapının yüksekliğine uygun olarak normalden daha uzun yapıldıkları görülür. Bunlar donmuş gibi dimdik duran figürlerdir. Heykel sanatındaki bu donmuşluk, 13. yüzyıl ortalarında yumuşamaya, aziz figürleri bol giysileri içinde kımıldamaya, donuk yüzlü melekler gülümsemeye başlarlar. Kucağında çocuk ısa’yı taşıyan bakire Meryem heykellerindeki dini ağırlığın giderek dünyasal bir ana oğul sevgisine dönüşüp, hafiflediği sezinlenir. Gotiğin son döneminin resim sanatında da katı kalıpların gevşediğini, şematik anlatımların yerini doğalcı betimlere bırakmaya başladığını görürüz. Ama hem heykelde hem de resim sanatında doğal görünümü ön plana alan örnekler ancak Rönesans döneminde ortaya çıkar.</p>

<p class="sayac_bilgi">8 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/bati-sanati.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

