İlk, orta ve yeni çağlarda Küçük Asya’nın en eski meskun bölgelerinden birisi KİLİKYA (Cilicie)dır. Aşağı yukarı bugünkü ÇUKUROVA da diyebileceğimiz Kilikya, coğrafi ve fiziki bakımından iki farklı kısma ayrılır.
Birisi DAĞLIK KİLİKYA’dır. (CİLİCIA TRAHEİA) Hududu Alanya’dan Limonlu (LAMUS) Çayı’na kadar uzanır. İkincisi, OVALIK KİLİKYA (CILICIA PEDIAS)’dır ve Limonlu Çayı’ndan doğuya kadar kısmen İçel ve Adana İli’nin tamamı kaplayan bölgedir. Kilikya adı üzerinde değişik iddialar bulunmaktadır. Ancak en isabetli izahın büyük tarihçi Heredot tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Heredot’a göre bölgenin iskanını yapan Finikeli AGENOL’un oğlu CILIX’dır ve ona izafeten bölgeye CILICA adı verilmiştir. Bölgede yaşayan kavimlere geçmeden önce Kilikya’da yaşanan olaylardan ve burada yaşayan önemli kişilerden kısaca bahsedelim. Hıristiyanlığın yayılmasında en büyük etken olan SAINT PAUL Tarsus’ta doğmuştur. İNCİL’de büyük yer tutan Resullerin İşleri ve birçok mektup Paul’e aittir. Hıristiyanlıkta Azize mertebesine ulaşmış olan THEAKLA Meryemlik denilen yerde yaşamış ve orada ölmüştür.
Anadolu kıtasının genel valisi olan ANTONIUS, Tarsus’u merkez yapmış ve KLEOPATRA ile burada evlenmiştir. Tarsus’ta bir mabedde yapılan düğün törenlerine Asya hükümdarlarından birçoğu davet edilmiştir.
471 views
1970 yılı Ankara’sına baktığımızda kent nüfusun 1.200.000’e, kentleşme oranı ise %71’ne ulaşmış ve şehir 14000 ha.’lık bir alana yayılmış bulunmaktadır. Aynı yıl Türkiye’nin nüfusu 35 milyona, kentleşme oranı ise %35’e gelmiştir. Bununla beraber bu veriler tek başına kentin 1923 yılından beri geçirdiği değişimleri yansıtmamaktadır. Ankara’nın büyümesindeki en büyük etken kentin II. Dünya Savaşı sonrasında tarım sektöründe meydana gelen yapısal değişimler sonucu ortaya çıkan kırdan kente göç dalgasından, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olması nedeniyle, fazlasıyla etkilenmesidir. Bunun yanı sıra bu 47 yıllık dönemde kentin kaderini etkileyen karrlar alınmış, imar konusunda yeni ve önemli sonuçlar doğuran düzenlemeler yapılmıştır.
521 views
Antalya (Adalya, Antaliya) Anadolu’nun cenubunda, Akdeniz kıyısında, kendi adını taşıyan körfezin şimalî garbi müntehasında kurulmuş bir şehirdir. Eski eserlerde Atalia yeni Avrupa dillerinde Adalia ve Türk eserlerinin bir çoğunda Adalya şeklinde zikredilen bu şehrin adı, ilk banisi sayılan Bergama hükümdarı Attalas II ’un (MÖ159-138) isminden gelmektedir. Şehir kurulmadan evvel de, burasının bir yerleşme sahası olması muhtemeldir. Antalya’nın bulunduğu mevkide, kadım devirlere ait bir iman beldesi kurulmasını kolaylaştıran tabi şartlar dikkati celbeder. Evvela karaların içine doğru hayli sokulmuş körfezin nihayetinde bulunan bu mevki, Akdeniz’den Anadolu içlerine nüfuz etmek bakımından, elverişlidir. Anadolu’nun cenubunda sahili ekseriyetle çok yakından ve kıyıya muvazi bir şekilde takip eden dağlar, körfezin müntehasına yerleşmiş geniş bir ova bırakır; ova dağların arasında bir hayli içeriye sokulur ki, sahilden göller mıntıkasına ve oradan Frikya (İç Anadolu’nun garp kısmı) ‘ya, tabiatın hazırlamış olduğu bir yol vasıtası ile, oldukça kolay bir şekilde geçilir. Bu umumi vaziyet içinde, Antalya’nın yerleşmiş olduğu noktanın da, bir takım müsait şartlar irade ettiği göze çarpar; sahil üzerinde 20-30 m. Yükselen yarlar kolay tahkim edilebilirdi; bu yarlar arasında, eski ve ortaçağ gemilerinden büyücek bir filoyu içine alabilecek, hemen bütün rüzgarlardan mahfuz ve kum ile dolmak tehlikesinden masun tabii bir liman vardır ki, bilahare inşa edilen mendirekler sayesinde adeta “kapalı bir liman” haline sokulmuştu.
75 views
İLİN GENEL OLARAK TANITILMASI
A. TARİHÇESİ
Isparta ilinin tarihçesi M.Ö.’ki yıllara kadar uzanmakta olup M.Ö. ki dönemde Frigya ve Lidya medeniyetleri izlerine rastlanmaktadır. Daha sonraki yıllarda Makedonya, Selefküs, Roma, Selçuk, Hamidoğulları ve Osmanlı hüküm sürerek İl’e zengin bir tarih ve kültür mirası bırakmışlardır. İl’de bulunan ören yerleri, arkeolojik kalıntılar, tarihi siteler, camiler, medreseler, hanlar, çeşmeler, köprüler ve kaleler de bunu doğrulamaktadır.
Isparta adının kökeni hakkında çeşitli görüşler vardır. Böcüzade Süleyman Sami’nin Isparta tarihinde, Meydan Larousse’de Kamusul Alam’da Psidia şehirlerinden Baris’in yerine kullanıldığı ifade edilmektedir. Baris kelimesinin Sanskritçede “Su” anlamına gelen “Vari” kelimesiyle bağlantısı olduğu sanılmaktadır. Bu adın başına “Is” zarf edatı getirilerek “ISBARTA” şekline geldiği ve zamanla “ISPARTA” ya dönüştüğü belirtilmektedir.
803 views
Tarihte, kılıçla, kalkanla alınamayacak gibi görünen Erzurum Kalesi ilginç bir kale kuşatması ve esir mübadelesiyle ele geçirilir.
Bu fetih şu hikayeyle süslenir: ”Türkler, kaleyi önce dört yönden kuşatırlar ve bu kuşatma birkaç hafta savaşla geçer. Bu arada esirler alınır, esirler verilir. Sonra da, bir akşam karanlık bastığı sırada, kale tekfuruna elçi gönderip şöyle derler; (Kuşatmadan vazgeçtik. Hemen gideceğiz. Elimizde kırk kadar esir var. Bir anlaşma yapalım. Biz size esirleri teslim edeceğiz. Siz de bizimkileri bırakın). Bu haber, kalede sıkışıp kalan Bizanslıları çok sevindirir. Hemen Türk esirlerinin zincirlerini çözer, kale kapısı önüne çıkarırlar. Türkler de, kırk yiğit seçer, bunları esir kılığına sokarak, alaca karanlıkta kaleye sokarlar ve burayı fethederler.” Erzurum Kalesi’nin güneyinde bugün bir Saat Kulesi, kulenin önünde de ”Kırklar Türbesi” adıyla anılan küçük, sade bir yapı bulunmaktadır…
Türk Tarihine Tepeden Bakan Şehir
Erzurum, Anadolu’da bir zirvedir. Türk tarihine, Türk coğrafyasına 1945 metre yüksekten bakar. Malazgirt zaferinin Anadolu’ya açtığı gedikten, yeni vatana giren dedelerimizin ilk fethettikleri büyük şehirlerden biri Erzurum olmuş, Selçuklu Türkleri, Doğu Anadolu’daki egemenliklerini, Erzurum Kalesi’ne diktikleri bayrakla temsil etmişlerdir.
Tarihçiler, Erzurum’un 1080 yıllarına doğru, Selçuklu Sultanı Melikşah’ın komutanlarından Emir Ahmet tarafından fethedildiğini yazarlar.
199 views
Ceyhan’ın kuruluşu oldukça eski olmamakla beraber, Ortaçağ’ da Misis’in gelişmesi Ceyhan’ın aleyhine olmuştur. 1097′de Haçlılar’ın işgaline uğrayan Ceyhan, daha sonra sırasıyla Küçük Ermenistan Krallığı, Mısır Kölemenleri, Dulkadirli Beyliği ve Osmanlı egemenliğini yaşamıştır.Osmanlı idaresinde Cey¬han,”Yarbisi” “Yarsuvat” adlarını almıştır. Ceyhan, 1866′da Halep ve Adana vilayetleriyle Kozan, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa sancaklarının birleşmesi ile yeniden oluşturulan Halep vilayetine bağlanmıştır. Ceyhan’da vakıf anıt ve eski eser olarak iki cami ve bir türbe vardır. Geniş bir meydan ortasında bulunan Ulu Cami, aynı zamanda Abdulkadir Ağa Cami ismiyle de tanınmaktadır. 1295 Hicri ( 1868 ) tarihinde muhacir Nogaylardan Abdulkadir Ağa tarafından yaptırılmış olan Ulu Cami, önce üç sıra halinde kıble duvarına paralel beşerden, on beş kubbeli tuğla bir yapı iken, 1946 yılında bu caminin ihtiyaca yetmemesi sonunda kıble yönünde genişletilerek iki sıra kubbe
141 views
Köklü bir tarihi geçmişe sahip olan Erzincan’ ın Türk tarihinde yeri ve önemi büyüktür. Özellikle sahip olduğu coğrafi konumu nedeniyle, eski çağlardan bu yana büyük uygarlıkları sinesinde barındıran Doğunun kale kapısı Erzincan yakın tarihimizde de büyük çarpışmalara ve önemli siyasi olaylara sahip olmuştur. Doğu Anadolu’ nun batı bölümünde Yukarı Fırat Havzasında yer alan Erzincan ’ ın ilk dönemlerine ait kesin bilgiler henüz bulunmamıştır. Bölgenin fiziki coğrafyasının belirgin temelini, Orta Toroslar’ ın uzantısı olan Munzur silsilesi ile çok dolambaçlı Karasu ile birlikte batıdan doğuya çıkıp, bilahare Çaltı suyu ile birleştiği yerden güneye yönelip çıkan bölgenin önemli düzlüklerini yer yer çevresinde toplayan Fırat ırmağını teşkil eder. Adı geçen bölge kuzeyden Murit dağları, Keşiş dağları, Sipikar dağı, “Akdağ” denilen ve bazen ayrılan bazen bir silsile halinde birleşen dağlarla; batıdan Karadağ, Çimen dağı dağlarıyla çevrilmiş olup, dağlar özellikle doğu – batı doğrultusunda uzanmaktadır. Bölgenin yaklaşık % 65 i dağ, % 35 i ise plato ve ovalardan müteşekkildir. Bölgenin % 25 kadarını teşkil eden platolar çeşitli akarsular tarafından yarılmış müsavi olmayan yüksek düzlüklerdir. Ova ve düzlükler daha ziyade Fırat ve ona bağlı akarsuların çevresinde
425 views
Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat Havzasında yer alan Malatya, 34° 54’ ve 39° 03′ kuzey enlemleri ile 39° 45′ ve 39° 08′ doğu boylamları arasındadır. İç Anadolu, Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine doğal geçişi sağlayan yol güzergahındadır. Doğu Anadolu bölgesinin güney batısında yer alan Malatya doğuda Elazığ, kuzeydoğuda Erzincan, kuzeybatıda Sivas, batıda Kahramanmaraş, güneyde Adıyaman ve güneydoğuda Diyarbakır illeriyle çevrilidir. Malatya genel olarak yüksek plato ve dağlardan oluşan bir arazi yapısına sahiptir. Ortalama yükseklik 750-1000m dir. Güneydoğu Torosların yüksek batı kısmını oluşturan sıradağlar, ilin güneyinde geniş yer kaplar. Bunlardan Beydağı; 2544m. Bozdağ; 2613m. Karadağ; 2400m. ve Kurudağ; 2100m. yüksekliktedir. Bu dağ sıralarının kuzeyinde Malatya ovası uzanır. Kabaca üçgen şeklinde olan ovanın güney kenarını; Güneydoğu Toroslar,doğu kenarını; Fırat nehri, batı kenarını ise Akçadağ ve Doğanşehir yaylalarının etekleri kuşatır. Bu büyük ovayı Tohma suyu ikiye ayırır.
210 views
İlin Coğrafi Konumu
Çanakkale, Türkiye’nin kuzeybatı yönüne düşen Balkan Yarımadası’nın doğu Trakya topraklarına bir kıstakla bağlanmış, Gelibolu Yarımadası ile Anadolu’nun uzantısı olan Biga Yarımadası üzerinde toprakları bulunan bir ilimizdir. 25″ 35′ ve 27″ 45′ doğu boylamları ile 39″ 30′ ve 40″ 45′ kuzey enlemleri arasında 9.737 km2 lik bir alanda kurulmuş olup, doğu ve güneydoğu yönünde Balıkesir, batıda Ege Denizi, kuzeybatıda Edirne İli, kuzeyde Tekirdağ İli ile Marmara Denizi tarafından çevrelenmiştir.
Ekonomik Yapı İlimizde tarımsal üretim yapılan arazinin toprak varlığına oranı % 5′dir. Hububat, ayçiçeği, zeytin, sebze, meyve üretimi ile hayvancılık İlimizin en önemli gelir kaynaklarını
216 views
İznik ilçesi, dünyada eşine az rastlanan ve bütünüyle “açık hava müzesi” olan tarihi ve antik bir şehirdir. Yaz kış demeden adeta bereket saçan verimli toprağı kendine özgü iklimi ve doğal güzelliği nedeniyle tarihin her döneminde insanlığın ilgi odaklarından biri haline gelmiştir. Bursa’nın 86.km kuzey doğusunda yer alan İznik İlçesi aynı adla anılan gölün doğu kıyısında kurulmuştur. Rakımı 85m, yüzölçümü 753 km2, toplam nüfusu ise 44.690′dır. Bağlı iki kasaba ve 37 köyü mevcuttur. Halkın temel geçim kaynağı tarımdır. Çevresi zeytinlik, bağ ve bahçelerle çevrili olan İznik etrafı 5 km. uzunluğundaki surlarla çevrilmiştir. İlk çağda kurulan kentin ızgara planı bugünde korunmaktadır. Büyük İskender’in askerlerinden, Roma askerlerine, Arap askerlerinden, Bizans’ın Haçlı ordularına, Selçuklu askerinden, Osmanlı askerlerine ev sahipliği
301 views