<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nedir, tanımı, anlamı,nasıl yapılır, ne demek, Genelbilge.com &#187; Şehirlerimiz</title>
	<atom:link href="http://www.genelbilge.com/category/sehirlerimiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.genelbilge.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 09:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Mersinin Tarihçesi</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/mersinin-tarihcesi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/mersinin-tarihcesi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Oct 2010 09:32:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Adana Ili]]></category>
		<category><![CDATA[Alman]]></category>
		<category><![CDATA[Antonius]]></category>
		<category><![CDATA[Arap]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Azize]]></category>
		<category><![CDATA[Burada]]></category>
		<category><![CDATA[Cilica]]></category>
		<category><![CDATA[Cilicia]]></category>
		<category><![CDATA[Cilix]]></category>
		<category><![CDATA[Danyal]]></category>
		<category><![CDATA[Incil]]></category>
		<category><![CDATA[Kilikya]]></category>
		<category><![CDATA[Kleopatra]]></category>
		<category><![CDATA[Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Ndan]]></category>
		<category><![CDATA[Orada]]></category>
		<category><![CDATA[Silifke]]></category>
		<category><![CDATA[Tarsus]]></category>
		<category><![CDATA[Tutan]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>mersin’in</category>
	<category>mersİn’İn</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=16043</guid>
		<description><![CDATA[İlk, orta ve yeni çağlarda Küçük Asya’nın en eski meskun bölgelerinden birisi KİLİKYA (Cilicie)dır. Aşağı yukarı bugünkü ÇUKUROVA da diyebileceğimiz Kilikya, coğrafi ve fiziki bakımından iki farklı kısma ayrılır. Birisi DAĞLIK KİLİKYA’dır. (CİLİCIA TRAHEİA) Hududu Alanya’dan Limonlu (LAMUS) Çayı’na kadar uzanır. İkincisi, OVALIK KİLİKYA (CILICIA PEDIAS)’dır ve Limonlu Çayı’ndan doğuya kadar kısmen İçel ve Adana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7007661218174820";
/* 336x280, oluşturulma 27.06.2010 */
google_ad_slot = "2581656522";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p>İlk, orta ve yeni çağlarda Küçük Asya’nın en eski meskun bölgelerinden birisi KİLİKYA (Cilicie)dır. Aşağı yukarı bugünkü ÇUKUROVA da diyebileceğimiz Kilikya, coğrafi ve fiziki bakımından iki farklı kısma ayrılır.<br />
Birisi DAĞLIK KİLİKYA’dır. (CİLİCIA TRAHEİA) Hududu Alanya’dan Limonlu (LAMUS) Çayı’na kadar uzanır. İkincisi, OVALIK KİLİKYA (CILICIA PEDIAS)’dır ve Limonlu Çayı’ndan doğuya kadar kısmen İçel ve Adana İli’nin tamamı kaplayan bölgedir. Kilikya adı üzerinde değişik iddialar bulunmaktadır. Ancak en isabetli izahın büyük  tarihçi Heredot tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. Heredot’a göre bölgenin iskanını yapan Finikeli AGENOL’un oğlu CILIX’dır ve ona izafeten bölgeye <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cilica/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cilica">CILICA</a> adı verilmiştir. Bölgede yaşayan kavimlere geçmeden önce Kilikya’da yaşanan olaylardan ve burada yaşayan önemli kişilerden kısaca bahsedelim. Hıristiyanlığın yayılmasında en büyük etken olan SAINT PAUL Tarsus’ta doğmuştur. İNCİL’de büyük yer tutan Resullerin İşleri ve birçok mektup Paul’e aittir. Hıristiyanlıkta Azize mertebesine ulaşmış olan THEAKLA Meryemlik denilen yerde yaşamış ve orada ölmüştür.<br />
Anadolu kıtasının genel valisi olan ANTONIUS, Tarsus’u merkez yapmış ve KLEOPATRA ile burada evlenmiştir. Tarsus’ta bir mabedde yapılan düğün törenlerine Asya hükümdarlarından birçoğu davet edilmiştir.<span id="more-16043"></span><br />
Arap hükümdarlarından Harun Reşit’in oğlu Me’mun Tarsus’ta ölmüştür. Haçlı seferleri ile Silifke’ye <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> Alman İmparatoru FRIEDRICH BARBAROSSA Antakya’ya giderken Göksu Irmağı’nda boğulmuştur. İsrailoğullarına gönderilen Hz.DANYAL bir süre Tarsus&#8217;ta yaşamış ve orada ölmüştür.<br />
Hz.Peygamberin müezzini BİLALI HABEŞİ’nin makamı da Tarsus’tadır. Hz.Ömer zamanında fethedilen yerleri ziyaret eden Bilalı Habeşi, Tarsus’a da gelmiş ve şimdi makamının bulunduğu yerde ezan okumuş ve namaz kılmıştır.<br />
Bütün dinlerde yer alan ESHAB-I KEHF olayı da Tarsus’ta cereyan etmiştir.<br />
Bölgemizde yapılan araştırmalar, bu yörede yerleşimin Taş Devri’ne kadar gittiğini göstermektedir.<br />
Bölge ilk çağlardan yeni çağlara kadar çok değişik devletlerin ve beyliklerin yönetiminde olmuştur. Bunların sadece isimlerini zikredeceğiz. M.Ö. 1650 yıllarında KIZVATNA Krallığı’nın hükümranlığını görüyoruz. Tarsus’ta Gözkule’de yapılan kazılarda bulunan mühür damgasından bunların Tarsus yöresinde hüküm sürdükleri anlaşılmaktadır.<br />
Mersin’de Yumuktepe’de yapılan kazılarda Hititlerin bu bölgedeki yaşamları açıklıkla belirlenmiştir.<br />
M.Ö. 12’inci yılında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hitit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hitit">Hitit</a> Devleti’nin yok olduğu görülmektedir. Bölgede Kueliler, Asurlular, Mısırlılar, Persler, Makedonyalılar, Kilikyalılar, Selefkoslar, Romalılar, Bizanslılar, Emeviler, Selçuklular, Ermeniler, Karamanoğulları, Ramazanoğulları <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> devletler ve beylikler <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> zaman hükümran olmuşlardır.</p>
<p>2. MERSİN’İN ADI NEREDEN GELİYOR?<br />
Aşiret Adı mı?<br />
Evliya Çelebi 1670’li yıllarda bölgemizden geçmiştir. Seyahatnâmenin bu bölümünde aynen şöyle denmektedir: “Kırk evli Hacı Alaittinoğlu Köyü’nü geçerek Gerendür Nehri’nden sonra MERSİNOĞLU denilen 70 haneli bir Türkmen köyünde misafir olduk”<br />
Sait Uğur da kitabında “Mersin’e Mersin denilmesinin sebebi şimdiki Mersin şehrinin yakınlarında eskiden MERSİNLİ adında bir aşiret varmış. Bu aşiret Türkistan’dan gelen bir aşiretmiş. Adı bu  Türk Oymağı’ndan gelmiştir. Yoksa Mersin’deki Mersin ağacından dolayı bu ismi almış değildir” der. Sait Uğur bu düşüncesine, Mersin nebatının bulunmadığı yerlerde de Mersin adı taşıyan mahaller bulunduğunu destek yapmaktadır.<br />
Mersin Bitkisinden mi?<br />
Mersin adının Arapların HAMBELES dedikleri MYRTUS- MURT adı verilen MERSİN bitkisinden geldiği yolundaki iddialar daha yaygındır.<br />
VİTAL CUINET, La Turquie D’Asi Nam eserinin 51’inci sahifesinde zamanında Mersin Zephırıum adını taşırdı “Bu günkü ismi, çevresinde bol miktarda bulunan Murt ağacından kaynaklanmaktadır” diyor ve ayrıca Mersin kelimesinin Yunanca’da da Murt anlamına geldiğini ilave ediyor.<br />
VICTOR LANGLOİS de “Eski Kilikya” isimli eserinde, Yunanca olarak yazılan diğer bir eserde Mersin’in isminin “Mersin Ağaçlarından” aldığını yazmıştır.<br />
Osmanlı Padişahı Abdülmecit’in annesi ve İkinci Mahmud’un kadınlarından Bezmi Alem Valide Sultan’ın da  şehrin adının Mersin olmasının doğru olduğunu söylediğinden bahsedilir.<br />
Mersin adı hakkında bir de efsane vardır:<br />
Mersin adı Kıbrıs Kralı’nın kızı MYRNA’dan gelmiş. Tanrıça Afrodit’in lanetine uğrayan Myrna, babasına açık olmuş, onun yatağına girmiş. Kral yatağına girenin kızı olduğunu görünce kılıcını çekerek onu öldürmek istemiş ancak tanrılar kıza acımışlar ve onu Mersin kıyısına çıkarmışlardır.<br />
Mersin’in adı bu genç hanım nedeni ile MERSİN olmuştur. </p>
<p>3. COĞRAFİ DURUMU<br />
Mersin; doğusunda Deliçay, batısında Mezitli Deresi, kuzeyinde Yalınayak, Arpaç ve Dorukkent, güneyinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/akdeniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Akdeniz">Akdeniz</a>’le çevrili 34-38 doğu ve 34-47,50 kuzey enlemleri arasında bir kettir. İlin kuzeyi boydan boya uzanan TOROS silsilesi ile kaplıdır. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/akdeniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Akdeniz">Akdeniz</a>, büyükçe bir kavis çizerek MERSİN körfezini vücuda getirir.<br />
Sahil şeridinde arazi, birinci sınıf tarım  arazisidir. Kuzey ve kuzeybatıya doğru hafif hafif yükselen arazi, ikinci, üçüncü ve daha düşük kalitede tarım arazisidir. Daha kuzeyde toprak, değişik yaşlı kireç taşlarından oluşmuştur. Torosların Bolkar dağlarından Akdeniz’e doğru 1500 metreden başlayan mevcut platolar üzerinde halkın yaz sıcaklarından kaçarak aşağıda açıklayacağımız yaylalara göçmesi zorunluluktur.<br />
Sahilden  25 ile 50 km arasında MANİT, TOL, TURNAZ, SUNTRAS ŞAMLAR, BOZ TEPE, KIZILBAĞ, COCAKBAŞI ve MERSİN DAĞI gibi yükseklikleri 1500-150 metre olan tepeler mevcuttur. Evliya Çelebi her ne kadar seyhatnâmeside, Silifke’den Tırmıl Tepesi’ne kadar 70 su geçtiğini yazıyorsa da, Mersin akarsu  yönünden zengin değildir. Esasen mevcut olan akarsular genelde yazın susuzdur.<br />
Akarsular:<br />
Deliçay: Değirmendere civarının sularını toplayarak bir süre Değirmendere adını alır ve Mersin’in doğusunda DELİÇAY ismi ile Karaduvar, Kazanlı arasında denize dökülür. Tarihte SERİNCE, SELİNTİ ve ANHİYALEOS adları ile alınmıştır.<br />
Efenk Deresi: Beypınar ve Sadiye bölgesinde Efenk adı ile doğar. Sonra Kızıldere adını alır ve MÜFTÜ DERESİ olarak denize dökülür.<br />
Tece Deresi: Fındıkpınarı civarının suyunu toplayarak Fındık Deresi olarak güneye iner. Sonradan Tece Deresi adı ile denize dökülür.<br />
4. İKLİMİ<br />
Mersin’de Akdeniz iklimi hakimdir, bu nedenle de kışları ılık, yaz ayları da sıcak geçer. 1308 (1892) tarihli bir belge, Mersin’in mevkiîni, arz ve tul derecelerini belirttikden sonra iklimini söyle tanımlamaktadır: “Füsulu erbaadan (Dört Mevsim) bahar ve sonbahar mevsimleri gayet latif ve mevsimi şita (Kış Mevsiminde) yaz günlerindeki haziran, temmuz, ağustos aylarında hükmünü icra eder.</p>
<p>5. İDARİ YAPI<br />
Mersin, 1830’lu yıllarda küçük bir köydür. Bağlı olduğu nahiye (Bucak) Göğcelidir.<br />
Bucak Merkezi: Mersin köyü 1852 yılında Bucak (Nahiye) olmuştur.<br />
Mersin Kaza Oluyor: 1864 yıllında Mersin Nahiyelikten kurtulmuş ve Tarsus’tan ayrılarak kaza olmuştur.<br />
Mersin Liva (Mutasarrıflık) oluyor: 1888 tarihinde Mersin Mutasarrıflık olmuştur. Mutasarrıflık, Vilayetle Kaza arasında eskiden mevcut bir idari kademe idi.<br />
Mersin Vilayeti: 1924 yıllında Mersin, Cumhuriyetle birlikte livalıktan kurtulmuş vilayet olmuştur. Adı Mersin Vilayeti’dir.<br />
Mersin ismi 9 yıl sürebilmiş 2197 sayılı kanunla Silifke Vilayeti ile Mersin vilayeti birleştirilmiş ve vilayetimizin adı (İÇEL) vilayeti olmuştur.</p>
<p>6. SOSYAL KÜLTÜREL HAYAT<br />
Mersin Devlet Opera ve Balesi:<br />
Türkiye’nin dördüncü yerleşik Opera ve Balesi’dir. Bakanlar Kurulu’nun 27.10.1990 tarihli ve 1098 sayılı kararı ile kurulmuştur.<br />
4.01.1997 yılında Kültür Bakanlığı’na devredilen eski Halkevi binasında hizmet vermektedir.<br />
İçel Sanat Kulübü<br />
Mersin’de Camiî Şerif mahallesinde bir SANAT SOKAĞI vardır. Bu sokakta bulunan üç bina sanat severleri bir araya toplayarak kültür ve sanata ışık saçar. Bu üç bine Nevit Kodallı Salonu, Teoman Ünsan Sanat Galerisi ve Lokal Binası’dır.<br />
Bu salonlarda sergiler, konserler, konferanslar, panelle, sempozyumlar anma törenleri tertiplenir.</p>
<p>Flormani Derneği<br />
Mersin’de yurt çapında ulusal ve Evrensel Çok Sesli Sanat Müziği’ni yaymak gayesiyle faaliyet veren bir dernek vardır. Bu dernek “Mersin Flormani Derneği” dir.<br />
Türk Musikî Derneği<br />
Mersin’de aynı konuda faaliyet gösteren iki tane Türk Musiki Derneği de Sanat Müziği sevenleri bir araya toplanmıştır.<br />
Kütüphaneler<br />
İl Halk kütüphanesi ve merkez çocuk kütüphanesi olmak üzere iki tane kütüphane bulunmaktadır.<br />
Mersin’de Basın<br />
Mersin’de halen yayın hayatını sürdüren yerel gazete ve dergiler şunlardır:<br />
Son Haber, Yüksel, Hakimiyet, Katılım, Mersin Olay, Bulvar, Havadis Mersin- Ekonomi Politika<br />
Dergiler<br />
İçel Sanat Kulübü Dergisi, Deniz <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ticaret/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ticaret">Ticaret</a> Odası Dergisi, Mersin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ticaret/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ticaret">Ticaret</a> ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sanayi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sanayi">Sanayi</a> Odası Dergisi, Yurdakul Dergisi.<br />
Giriş kısmındaki bilgiler,<br />
Şinasi Develi,<br />
Akdeniz’de bir inci kent Mersin, 1998 adlı kitaptan alınmıştır.</p>
<p>1. BÖLÜM</p>
<p>1.1. ANLATMAYA  DAYALI  TÜRLER</p>
<p>1.1.1. Masal<br />
Anonim Halk Edebiyatı mahsullerinin en yaysın olanlarından biri de masaldır. Bu mahsullere ad olarak verdiğimiz kelime Habeşçe “mesl”, Ârâmice “mesla” ve İbrânice’deki “masâl”dan, Araplara “mesel, mâsal” şekli ile mukayese ve karşılaştırma mânasıyla geçtikten sonra Türkçe’ye mal olmuştur.<br />
Bir çok yazarlar tarafından “hikaye, efsane, menkabe, kısa, fabl, atalar sözü, tekerleme vb” karşılığında kullanılmış, düşünülmüş ve tespit edilmiş olan masal bazı Türk boylarındaki lehçe ve ağızlarda ayrı ayrı isimler almaktadır. Çuvaş Türkleri’nin “hallap”, Kazakların, Kırgızların, Kazanlıların “ertek, ertepi” Teleutların “çorçek” ve Doğu Türkistan Türkleri’nin aynı kökten “çoçek” deyimini kullandıklarını biliyoruz.<br />
Masalları hakim vasıflarına göre “Bilinmeyen bir yerde bilinmeyen şahıslara ve varlıklara ait hadiselerin macerası, hikayesi” olarak tarif edebiliriz. Sözlü edebiyat ananesinin mahsulü bu hikayelerin bilinmeyen zamanı “vaktiyle”ye karşılık bir “evvel” zamanıdır. Türk masalcılarının gramer kategorisinden “mişli geçmiş” veya “geniş zaman” ile hikaye, roman üslubu yarattığı bu zaman, varlığı ile yokluğu tereddüde düşüren “bir varmış bir yokmuş” tekerlemesinde kendini gösteren bir geçmiş zamandır. Bu zaman masal kahramanına geniş hareket imkanı verdiği için hür zamandır. İşte böyle bir zaman içinde vakit geçirmek, insanları eğlendirirken terbiye etmek düşüncesinden hareketle, hususi bir üslupla anlatılır ve yazılır. Umumiyetle kadınlar tarafından anlatılan ve sonradan bir kısmı meraklılarınca yazıya geçirilen bu mahsullerin kahramanlarının yazdıkları veya bulundukları ülkeleri tespit ve  tayine imkan yoktur.<br />
Masalların kahramanları: İnsanlar (padişah, tüccar, oduncu, keloğlan, Arap vb.); hayvanlar (aralan, tilki, at, güvercin, papağan vb.); bitkiler (ağaç, çiçek vb.); maddi unsurlar, alet ve eşya (dağ, taş, mağara, kuyu, su, sofra, seccade, değirmen, ayna, çalgı vb.); hayalî yaratıklar (dev, cin, peri vb.) yalın fikirler (akıl, zeka, iyilik, kötülük, güzellik vb.) gibi akla gelen her şeydir.<br />
Masalcı bu kahramanları, zaman-zaman eski inanç din, kültür ve medeniyet unsurlarından gelen malzemenin kompozisyonu içinde dinleyicisi ile okuyucusuna “hikaye, dram, fıkra” biçimlerinde anlatır. Menkabe gibi “inanma” hususiyeti taşımayan masallar, bizde bir başlangıç, bir asıl masal ve bir de sonuç olmak üzere üç kısımda toplanabilir. Başlangıç bir tekerlemedir. Dinleyicinin dikkat ve alakasını masal üzerine çekmekte kullanılan “seci”li bir nedir veya manzum-mensur bir formüldür. Asıl masalın muhtevası dışında, müstakil bir hüviyet gösteren bu formüller, hadiseleri birbirlerine bağlamak ve dağılan alakayı tazelemek maksadı ile hikayenin ortasında da kullanılabilir. Sonuç, kahramanların kaderlerini tayin eden bölüm olarak tiyatrodaki perde kapısına benzer şekilde, hafızalarda kalacak kısa bir tekerleme ile nihayet bulur.<br />
Masalcı, masalını ona dili ile tabii Türkçe ile anlatır, o, dilin zevk ve şuuruna yükselmiş bir sanatçıdır.<br />
Umumiyetle okumanın ve yazının gelişmediği devirlerde ve muhitlerde nesillerden nesillere intikal eden ve hususiyle geceleri söylenen masalların ilk yaratıcılarını bilemiyoruz. Sonraları hafızadan hafızaya geçen bu mahsullerin “musannif” adı verilen ikinci ve üçüncü elden anlatıcıları karşımıza çıkıyor. Biz Türkçe’de bu sanatçıya “masalcı”adını veriyoruz.<br />
İnsanlığın hayat içinde ve tabiat karşısındaki ortak duygu ve düşüncelerinin temelini işleyen masallar, söyledikleri dile göre milli karakter kazanırlar.<br />
Hint ve Türk masalı deyişimiz bundandır. Zamana, muhite ve inançlara göre değişikliklere uğrayan; bazen eski motiflerini kaybedip yeni motiflerle beslenen bu mahsuller meraklılar ve  dilcilere muhtelif usullerle tespit edilmekte, yazarlar tarafından sanat <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eseri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eseri">eseri</a> haline getirilmektedir.*</p>
<p>1.1.1.1. Kedi Prens<br />
Bir varmış bir yokmuş. Bir köyde fakir  bir kadın ile kızı varmış. Bu kız ile kadının evine her gün kara bir kedi gelirmiş. Bu kedi üstlerine yatarmış. Bunlar bu ağırlıktan usanmışlar. Günde böyle, günde böyle&#8230;<br />
Kedi bir gün bir yere gider. Sırtını soyunur. Kedinin sırtını içinden insan çıkar. Cebinden de bir fındık çıkartır. Fındığın içinden de hanımı çıkar. Ondan sonra kedi tekrar sırtını giyerek eve gider ve kadın ile kızın üstüne yatar. Kız, bu olan biteni görür. Sabah olunca annesine:<br />
“Bugün ben bir rüya gördüm. Böyle böyle. Bu kedimiz gidiyor, kedi sırtını soyuyor. Cebinde de bir fındık çıkartıyor. Bu fındık kabuğundan da karısı çıkıyor. Karısı da gidiyor bir altın dağına varıyor. Altın dağından bir parça kapıyor. Gümüş dağına varıyor. Gümüş dağından da bir parça kapıyor. Bakır dağına varıyor. Bakır dağından da bir parça kapıyor” der.<br />
Kedi adamı uyutunca karısı gider bir çadıra varır. Bu çadırda bir zenci varmış. Bu zenci ile ilişki kurar. Tekrar eve gelir ve  yatar. Kız sabah olunca kediye bunları anlatır. “Böyle böyle oluyor; Ama bunları rüyamda oluyor” der. Kedi sinirlenir, tüyleri diken diken olur. Ondan sonra sırtını soyar.<br />
“Bunu aslı varsa benimsin, yoksa seni öldürürüm” der.<br />
Kedi içkiyi içer ve yatar. Uyur numarası yapar. Karısı yine aynı şekilde kalkar yola koyulur. Kız ile kedi adam kadının peşine takılır. Altın dağına varırlar. Kız:<br />
“İşte, altın dağını gördün mü?”<br />
Bayağı bir yol aldıktan sonra bakır dağına da varırlar.<br />
“İşte, bakır dağını da gördün mü?”<br />
“Gördüm”<br />
Bakır dağına ,gümüş dağına yani üç tane dağa varırlar. Çadıra gelirler. Zenci adam, kedinin karısına” neden geç kaldın?”diye bağırmaktadır. Kadın kedinin evinde de nazlar,cilveler yaparmış. Daha sonra kadın zenciyle ilişkiye girer. Geri döner  ve eve gelir. Kedi gözleriyle olan biteni görür. Karısına:<br />
“Kızgın katır mı istersin, kesin satır mı?”der.<br />
Kadını katırın kuyruğuna bağlar. Katırı sürdürür. O kızla da evlenir ve ererler muratlarına.<br />
EMİNE BULUT</p>
<p>1.1.1.2. Evi Ev Yapan Kadındır<br />
Bir padişahın kızı, babasının yanında devamlı olarak evi ev yapan kadındır dermiş. Sürekli olarak bu kelimeyi kullanırmış. Babası yani padişah buna kızmaya başlamış.<br />
 “Kızım ben insan değil miyim? Evi ev yapan kadındır diyorsun erkek insan değil mi?”demiş<br />
Padişah bir gün baş vezirine: “Git dolaş, benim ülkemdeki en tembel delikanlıyı bul getir” der. Baş vezir memleketi dolaşmaya başlar. Orada burada derken bir armut altında iki genç yatmıştır. Tam boş verir onlara yaklaşacağı sırada armut ağacından bir armut düşer. Yerde yatan gençlerden bir tanesi:<br />
“Üşenmesem de şu düşeni alsam yesem” der.<br />
Yatan öbür genç:<br />
“Bu sözü üşenmeden nasıl söyledin?”der.<br />
Baş vezir bu konuşmaları duyar. “Tamam bundan daha tembel olamaz. Konuşmaya bile tembellik yapıyor” der ve hemen adamı yakalar padişaha götürür.<br />
“ Padişahım durum bundan ibaret”<br />
Padişah:<br />
“ Nasıl?”<br />
Vezir:<br />
“İki genç armut ağacının altında yatıyorlardı. Bir armut düştü. Gençlerden bir tanesi, üşenmesem de şu armudu alsam yesem dedi. Ama bu getirdiğim ona üşenmeden bu sözü nasıl söyledin? dedi. Ben de en tembel bu diye bunu alıp geldim.”<br />
Padişah:<br />
“Tam. Olsa olsa tembel bu kadar olur. Bundan tembel bulunmaz” der. Bu adamı giydirir kuşatır. Adama:<br />
“Allah’ın emriyle kızımı sana verdim. Kızımla evleneceksin” der.<br />
Adam tabii itiraz eder mi? Yiyeceği yok, giyeceği yok. Tarlası, takımı yok. Bir padişah kızıyla evlenmeyi derhal kabul eder. Padişah bu genç ile kızını tam kırk gün, kırk gece davullu zurnalı düğünle evlendirir. Birkaç gün bunları evde misafir ettikten sonra, bir kese altın vererek kızına:<br />
“Kızım Evi ev yapan kadın mı, erkek mi? Sen bir kadınsın bir ev yap da göreyim. Ülkemi terk et” der.<br />
Kız ile oğlan uzak bir ülkeye yerleşirler. Kız orada beyine ticaretle uğraşmaya başlar. Adam, birkaç sene içerisinde hayli zengin olur. Açları doyurur. Öksüzleri, yetimleri himayesi altına alır. Böylece kendisini herkese tanıtır ve sevdirir. Tembelliği kalmaz. Nihayet o ülkede bir krala ihtiyaç duyulur. Oranın halkı bu adamı kendilerine yönetici olarak  seçerler. Ülkesini idare etmeye başlar.<br />
Padişahın kızı, babasına bir mektup göndererek ülkesine davet eder. Fakat ordusuyla gelmesini söyler. Babası bu mektubu alınca “Komşu ülkenin padişahı beni davet ediyor” diyerek, memnuniyetle bu teklifi kabul eder. Uzun bir hazırlık yapar. Ordusunu da hazırlayarak komşu ülkeye sefere gitmeye karar verir. Tabii padişah, gelenin kayınpederi olduğunu bilmektedir. Hanımı da babası olduğunu bilir; Ama kendilerini belli etmezler. Babalarının kendilerini tanımamaları için kılık değiştirirler. Günlerce padişah ve ordusunu yedirir, içirir ve besler. Nihayet bir gün  padişahın kızı babasına:<br />
“Babacığım, sizin bir kızınız varmış. Sizin yanınızda her zaman, Evi ev yapan kadındır dermiş. Siz de ona kızarmışsınız. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kendi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kendi">Kendi</a> ülkemizden tembel bir gençle onu evlendirmişsiniz. Hududunuzun dışına çıkarmışsınız. Doğru mu?” der.<br />
“Doğru olmaya doğru ama, siz bunu noksansız olarak kimden öğrendiniz? Nasıl biliyorsunuz böyle olduğunu?”<br />
Bu arada padişahın kızı ve tembel damadı, tanımamak için giydikleri giysileri çıkarırlar. Kız:<br />
“Baba benim. Ben senin kızınım. Evi  ev yapan kadındır diyen kızın benim” der.<br />
Padişah:<br />
“Haklıymışsın kızım.”<br />
Sarılır, öpüşürler ve mutlu olurlar. Onlar mutlu olur, bizim de masalımız burada son bulur.<br />
ARİF ZEKİ DEMİRCİOĞLU</p>
<p>1.1.1.3. Çöpten Kız<br />
Evvel bir kadıncağızın hiç çocuğu olmazmış. Evleneli altı yedi sene olmuş. Kocası da zenginmiş, ama çocukları olmuyormuş. Kadın Allah’a yalvarmış:<br />
“Ey Allah’ım bir çöp ver” demiş.<br />
Aradan zaman geçer. Kadın hamile kalır. Yeşil çöpten bir kız dünyaya getirir. Kadın kocasına: ”Git biraz pamuk al çocuğun üzerini örtmek için yorgan yapalım” der.<br />
Kadın kocasına çocuğun yüzünü göstermezmiş. Adam “Nasıl yapabilirim, çocuğun yüzünü nasıl görebilirim?” diyerek ilerler. Pamuğu alır getirir. Hanımına:<br />
“Hanım git bunu bakkaldan tarttır gel. Ben bunu tarttırmadım. Parasını vermemiz lazım” der.<br />
Kadıncağız saf bir kadın olduğu için buna kanar. Bakkala pamuğu tarttırmaya gider. Adam hele şu çocuğun yüzünü bir görelim diyerek beleği çözer. Bakar ki, bir gök çöp. Bu çöpü döndürür, döndürür dışarıya fırlatır. O çöp bir meydanlığa düşer ve orada yarı yeri gümüş bir ağaç olur. Kadın eve gelir. Bakar ki, çöp yok. Ağlar, sızlar. Kocası karısına kızar:<br />
“Sen serseri misin? Beni de kandırdın. Bundan çocuk olur mu? Bir de bana pamuk aldırdın” der.<br />
O sırada bir padişahın oğlu evleniyormuş. Kendisine eş olarak da amcasının kızını alıyormuş.” Gerdeğe girmeden önce herkesin ziyaret ettiği yarı yeri altın, yarı yeri gümüş ağacı ziyaret edelim, gerdeğe öyle girelim” der.<br />
Ağacın dibine gelip bir çadır kurdurur. Çadırın yanına da iki tane muhafız verir. Bunlar padişahın oğlunu bekleyeceklerdir. Akşam olur. Yemeklerini yer ve yatarlar. Akşamdan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/artan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Artan">artan</a> yemekleri de tabaklara koyarlar. Padişahın oğlu muhafızlara:<br />
“Dikkat edin” der.<br />
Onlar yattıktan sonra ağaç yarılır. Ağaçtan dünya güzeli bir kız çıkar. Tabaklara konulan artık yemekleri yer. Padişahın oğlunun ayağının ucuna altın, başının ucuna gümüş koyar. Yerine girer ve ağaç kapanır. Padişahın oğlu sabah kalkar bakar ki, ayağının ucunda altın, başının ucunda gümüş var. Tabaktaki yemek de yenmiş. Muhafızları çağırır.<br />
“Gelin bakalım. Yahu siz beni beklemediniz mi?”<br />
“Evet.”<br />
“Bunları kim koydu?”<br />
“Ne bilelim”<br />
“Allah Allah!”<br />
“Gene aynı yerde bekleyin bakalım” Beklerler. Ertesi akşam yine yatarlar. Ama adam hiç uymaz. Gene kız yemeği yer. Bu sefer baş ucuna altın, ayak ucuna gümüş koyar. Tam gideceği sırada padişahın oğlu kızı tutar. Karyolaya atar. Ortaya da kılıcını koyar ve yatarlar. Sabah olur. Kız daha uyanmamıştır. Her ikisi de baygın yatmış. Vakit bayağı ilerlemiş. Adam o gece gerdeğe girecek. Oğlan etrafındakilere<br />
“Hadi bakalım gidelim. Ama çadırı yıkmayın” der. Atlara biner ve giderler. Kız da kalkar bakar ki, gün öğlen olmuş. Ağacın yanına gider; ama ağaç açılmaz.<br />
Padişahın oğlu saraya gelir. Devamlı olarak kızı düşünür. Padişah:<br />
“Oğlum ne düşünüyorsun?”<br />
“Hiç”<br />
Adam vezirlerine sorar, “Bu oğlan neden böyle düşünüyor?” diye.<br />
“Böyle böyle oldu.”<br />
Padişah kızı bulmak amacıyla ne kadar insan varsa evin önünden geçsin emrini verir. Onlar gece dursunlar. Öteden bir çoban gelmekte. Oğlan çobana:<br />
“Üstündeki giysilerini bana ver. Ben de kendi giysilerimi sana vereyim. Davarlarını da bana ver. İstediğin kadar altın ve gümüş vereyim” der.<br />
Çoban kabul eder. Giysileri değiştirirler. Oğlan bu insanların arasına katılır. Her geçen” O kız bendim” ya da “O kızı ben gördüm” demektedir. Oğlan yalan söylediklerini anlar. O esnada bir çoban gitmektedir. Onu da çağırırlar. Oğlan çobana<br />
“Yollarda ne gördün”der.<br />
Çoban:<br />
Meydanlıkta bir kız:<br />
“Yeşil çadır kurulu gördüm<br />
Altın maden yanılı gördüm<br />
Ne ettim,ne ettim<br />
Ben yarimi ne ettim”<br />
diyerek ağlıyor der. Oğlan bu sırada tıraş olmaktadır. O akşam gerdeğe girecektir. Tıraş oluncaya kadar çobanı söyletir. Oğlanı akşam gerdeğe katarlar. Gelin oğlanın karşısında süzülür. Kendisini istemediğinin farkındadır. Oğlan kızla yatamaz. Kızdan dışarı çıkmak, yani helaya gitmek için izin ister. Kız aslında dünya güzeli kızdır. Oğlan kızın yüzü örtülü olduğu için tanımaz. Kız:<br />
“ Kaçacaksın.”<br />
Oğlan:<br />
“Yok ya!”<br />
Oğlan ibriğe bir ip bağlar. Kıza “Çektiğinde ses geliyorsa ben buradayım. Eğer gelmiyorsa ben kaçmışımdır” der. Oğlan dışarı çıkar. Kız ipi çeker. Tangır tungur ses gelir. Oğlan odaya döner. Kız oğlanın niyetini anlar.<br />
“Beni bırakıp gidersen kendimi öldürürüm” der.<br />
Oğlan bakar ki, kendini öldürecek. Bu esnada sabah olur. Oğlan kızın yüzünü açar. Bir de bakar ki, dünya güzel i kız karşısında. Tabiî çok sevinir. Annesiyle babasını çağırır.<br />
“İşte benim alacağım kız” der.<br />
Amcasının kızını da çeyiziyle birlikte evine gönderir. Kırk gün, kırk gece düğün yapılır. Oğlan kızı alır.<br />
MEHMET AKDAĞ</p>
<p>1.1.1.4. Sıçan Adası<br />
Bir kadının bir oğlu varmış. Babası ölünce oğul annesine demiş ki: “Anne babam ne iş yapardı? Bana o işi söyle de babamın işlerini ben yürüteyim”.<br />
Annesi söylememiş. Babasının bakkal dükkânı varmış. Annesi bakkal dükkânını batırır diyerek söylemek istemez. Daha sonra dayanamaz ve söyler. Çocuk dükkânı açar. Bakar ki, dükkânda pirinç eksik. Bunun üzerine annesine:<br />
“Bana yüz lira ver de pirinç alayım, geleyim” der.<br />
Annesi de verir. Yola koyulur. Baksa ki yolda çocuklar bir köpek tutmuş dövüyor.<br />
“Niye dövüyorsunuz?”<br />
“Bizim yüz liralık etimizi yedi.”<br />
“Alın size yüz lire” der ve köpeği alır, gelir. İkinci defa annesinden pirinç için yüz lira ister. Annesi daha önce verdiği parayı harcadığı için çıkışır. Dayanamaz sonunda verir. Gelse ki aynı çocuklar bir kedi tutmuş dövüyorlar. Elindeki yüz lirayı da vererek bu kediyi de alır. Eve gelir. Annesinden yine pirinç için yüz lira ister. Annesi çıkışarak da olsa parayı verir. Yola koyulur. Aynı yere geldiğinde bir de bakar ki, çocuklar bir yılan tutmuşlar. Ateşi de yakmışlar. Bu yılanı yakmak istiyorlar.<br />
“Aman yakmayın, niye yakıyorsunuz?” <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eline/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eline">Eline</a> bir taş alır. “Zaten Beni kandırdınız” diyerek çocukları kovalar. Yılanı ateşten kurtarır. Yılan:<br />
“Benim arkama düş insanoğlu. Ben gideceğim, sen arkadan geleceksin.” Bir taşın kovuğuna varır. Der ki:<br />
“Şimdi ne kadar yılan varsa sana hücum eder. Babam padişah şöyle bir daire çizer. O dairenin dışına çıkma ve hiç korkma. Şimdi vardık mı, Babam:<br />
“Altın vereyim, para vereyim” der. Sen de deki:<br />
“Parmağındaki yüzüğünü dilerim. Başka bir şey almam.”<br />
“Olur.”<br />
Deliğe giderler. Ne kadar yılan varsa hücum eder. Tabii babası bir daire çizer.<br />
“Oğlum kızımı kurtarmışsın. Ne istersin? Bir terkep altın mı, öteberi mi istersin? Sana vereyim” der.<br />
Yok bir şey istemem. Parmağındaki yüzüğü versen tamam.”<br />
“Oğlum parmağımdaki yüzüğü ne yapacaksın? Sana bir terkep altın vereyim götür evinde kullan”<br />
“Yok”<br />
Mecbur olur, yüzüğü verir. Oğlan “Allahaısmarladık” der ve oradan ayrılır. Kız da arkasında yürür. Yılan:<br />
“Nereye gidiyorsun kızım?”<br />
“Baba yolu tarif edeyim. Yolu bilmez.”Dışarı çıkarlar. Yılan kız:<br />
“Bu yüzüğü yaladığın zaman bir Arap gelir. Emret Ağa! Yakalım mı, yıkalım mı bu dünyayı? Sen emret” der.<br />
“Sen ne emredersen getirir. Korkma. Oğlan eve varır. Annesi:<br />
“Hani pirinç?”<br />
“Gelecek anne. Şimdi yüklettik arabaya gelecek”. Akşam olur. Karanlık çökünce yüzüğü yalar. Bir Arap gelir.<br />
“Emret Ağa!”<br />
“Hiçbir şey emretmeyeceğim. Şimdi bana acele bir araba pirinç getir” Beş dakika içerisinde pirinç gelir. Dükkan, kiler her yer pirinç ile dolar. Oğlan daha sonra annesine:<br />
“Anne padişahın üç tane kızı var. Küçük kızına bana dünür ol” der.<br />
“Oğlum padişah bize kız verir mi? Bir kel ahırımızdan başka hiçbir varlığımız yok”<br />
“ Ya! Sen git bir dünür ol” Annesi saraya verir. Merdivenden yukarı çıkar. Büyük kız kadına bir tepik atar. Kadın tangır tungur aşağı yuvarlanır. Ağlayaraktan eve gelir.<br />
“Yavrum böyle böyle. Demedim mi sana?”<br />
“Ana bir daha git”. Kadın gene gider. Merdivenden çıkar. Bu kez ortanca kız bir tepik atar. Kadın yuvarlanır. Ağlayarak eve gelir. Oğlan:<br />
“Ana bir daha git. Varınca altın sandalyeye otur. Öyle yere mere oturma” diyerek tembih eder. Kadın tekrar saraya varır. Tam, küçük kız niye geldin? diyecekken; padişah kadını görür ve kızını durdurun. Kadın varır, altın sandalyeye oturur. Padişah içinden bak bak, yere oturmuyor altın sandalyeye oturuyor diye geçirir.<br />
“Ne o, teyze. Hayrola, niye geldin?”<br />
“Allah’ın emriyle, küçük kızına dünürüm padişahım”<br />
“Olur olur. Yalnız benim sorayım gibi bir saray isterim. Kırk gün içinde yapılacak. Önünde bahçesi, havuzu her şeyi olan bir saray. Kırk gün sonra davullar başlayacak. Oğlun isteklerimi yerine getirirse, kızımı veririm”<br />
Kadın, “Biz bunu nasıl yaparız?” diye ağlayarak ve söylenerek eve gelir. Oğlan:<br />
“Ne dedi?”<br />
 “Böyle böyle”<br />
“Hiç korkma.” Oğlan keyiflenir. Günler geçer. Otuz dokuzuncu gün gelir. Kırkıncı gün, istekleri yerine getirmezse oğlan idam edilecektir. Otuz dokuzuncu günün gecesi oğlan kalkar. Yüzüğü yalar. Arap gelir.<br />
“Şu meydanlık yer var ya. Buraya padişahın sarayından güzel bir saray yap. Her tarafı pırıl pırıl, önü bahçeli ve havuzlu olsun” der.<br />
“Tamam”<br />
Padişah:<br />
“Hanım, hanım! Kalk hele kalk”<br />
“Ne var?”<br />
“Yahu, namazı geçirdik. Gün ağarmış.”<br />
Kalkar bakarlar ki, saat daha namaz zamanı değil. Saat on iki. Karşılarında her yanı pırıl pırıl bir saray var. Evin ışığı etrafa yayılıyor. Kendi saraylarında güzel. Ertesi gün padişah oğlanı çağırtır.<br />
“Tamam oğlum. Kızımı verdim gitti.”<br />
Oğlan, kırk gün kırk gece düğün yapar ve kızı alır. Bunu bir Yahudi oğlanı sezeri. Nasıl bir günde ev yapılır, padişah kızını nasıl verir?” diye düşünür. Gerdek gecesinin sabahı bir sepet incir getirir. Sarayın önünde bağırır.<br />
“İncir alan, incir alan” kış günü incir olur mu? Bunu bir yerden bulmuş satacak. Taze gelin pencereden atılır.<br />
“Kardeş, inciri koca veriyorsun?”<br />
“Ya, kolay abla.”<br />
Oğlan bakkal dükkanındadır. Yahudi bakkal dükkanına gitmiş, oğlanın elinde yüzük olmadığını görmüştür. Yahudi yukarı çıkar.<br />
“Kolay, senden belki para bile almam.”<br />
“Olur.”<br />
Tabii kadın bunun kötü biri olduğunu bilmez.<br />
“Ne vereceğiz incire?”<br />
“Şu masanın üstünde yüzük var ya.”<br />
“Evet.”<br />
“O yüzüğü ver. İnciri sepet ile sana veririm.”<br />
“Yahu, ne yapacaksın yüzüğü? Para iste para vereyim.”<br />
“Yok. O yüzüğü ver bana.”<br />
Kadın yüzüğü verir. Adam da gider. Bu arada yüzüğü masada unuttuğu kocasının aklına gelir. Kimsel almaz diye düşünür. Nasılsa evde hanımdan başkası yok” der.<br />
Eve gelse baksa ki, masanın üstünde yüzük yok. Tekrar dükkana gider. Bu orada akşam olur. Yahudi yüzüğü yalar. Arap gelir.<br />
Emret Ağa! Yakalım mı, yıkalım mı bu dünyayı? Sen emret.”<br />
“Bak, sana bir şey diyeyim Arap. Dünkü evlenen aileyi sıçan Adası’na götüreceksin.”<br />
Sıçan Adası da dünyanın bir ucuymuş.<br />
“İçinde hanım ile beraber o evi öylece alacaksın, Sıçan Adası’na götüreceksin.”<br />
Akşam adam eve gelir. Baksa ki, ne ev, ne bir şey var. Bunun üzerine annesinin yanına gider. Annesi:<br />
“Oğlum sen daha dün evlendin. Niye geldin buraya?”<br />
Oğlan hiç seslenmez. Annesi de önceden gidip bakmış, evin yerinde olmadığını görmüştür. Ne yapacağız, ne edeceğiz diye düşünmeye başlarlar. Aradan beş, on gün geçer. Bu sırada köpek ile kedi kendi aralarında konuşur. Köpek der ki:<br />
“Yahu, kedi kardeş. Bu adam yüz lira verdi. Bizi kurtardı. Bu adamı arayalım on gündür yok adamcağız.”<br />
Bu arada padişah, kızıyla sarayın gittiğini anlar ve damadını hapse atar. Kedi:<br />
“Her tarafı arayalım. Daha sonra bir yerde buluşalım.”<br />
“Olur.”<br />
Köpek, kasabın önüne varır. Kasabın önüne atılan kemikleri yemeğe başlar. Arama işlemine katılmaz. Ama kedi her tarafı arar. Bunlar sözleştikleri yerde buluşurlar.<br />
Kedi:<br />
“Nereyi aradın?”<br />
“Filan yeri aradım.”<br />
“Nere kaldı?”<br />
“Bir hapishane kaldı.”<br />
“Orayı da arayalım.”<br />
Kedi hapishanenin kapısına gelir ve miyavlamaya başlar. Tabii yirmi beş, otuz gün geçmiştir. Adam gardiyancıya:<br />
“Arkadaş, şu miyavlayan kedi var ya.”<br />
“Heye.”<br />
“Onu getir buraya bir göreyim. Kediye bir laf söyleyeceğim. Daha sonra kedi çıkıp gidecek.”<br />
“Olur.”<br />
Kedi gelir.<br />
“Ne oldu ağa. Nedir senin vaziyetin?”<br />
“Böyle böyle.”<br />
“Olur. Ben onu bulurum.”<br />
O arada bir sıçan gidiyormuş. Kedi bu sıçanı tutar. Sıçan:<br />
“Dur ağa dur. Beni yeme. Sana aradığını bulurum.” Kedi kabul eder.<br />
“Senin aradığın Sıçan Adası’nda”<br />
Kedi köpeğin yanına verir. “Köpek kardeş böyle böyle” der.<br />
Sıçanı da olarak, denizin kenarına varırlar. Kedi köpeğin üstüne, sıçan da kedinin üstüne biner. Denizde yüzerler. Sıçan adasına varırlar. Sıçan kediye:<br />
“Bana üç gün izin ver. Sana dördüncü gün o yüzüğü getireceğim” der.<br />
“Olur. Sen yüzüğü getir. Bir hafta gene veririm.”<br />
Sıçan yola koyulur. İki günde Yahudi’nin kapısına gelir. Daha sonra da pencereye varır. Adamın ağzında yüzüğü görür. Adam, yüzüğü kaybetmemek için dilinin altına koyar, öyle yatarmış. Sıçan bunu görür. Daha sonra kedinin yanına gelir.<br />
“Ağabey, bana bir gün daha izin vereceksin. Yüzüğü buldum; Ama almaya imkân yok.”<br />
Bir gün daha izin verirler. Sıçan tekrar Yahudi’nin evine gelir. Kuyruğunu ıslar ve birer çanağına sürer. Adamın burnuna kuyruğunu çeker. Adam “Tuh!” deyince yüzük de düşer. Sıçan yüzüğü aldığı gibi kaçar. Kediye getirir.<br />
“Al kardeş. Beni gayri bırak.”<br />
“Tamam ağa.”<br />
Köpek:<br />
“Ağayı sen buldun. Yüzüğü sen buldun. Ben seni tövbe karşıya geçirmem.”<br />
“Yahu, senin ağzın, büyük bir balık, malık tutar. Onu yiyeceğim derken yüzük düşer. Sen bunu etme. Ben götüreyim.”<br />
“Olmaz. Denizi geçirmem.”<br />
Kedi kabul eder. Denizin ortasına varınca, balık köpeğin ayağını tutar. Köpek ayağını kurtarayım derken yüzük düşer. Öteki tarafa geçerler.<br />
Kedi:<br />
Köpek kardeş. Yüzüğü ver de, ağaya yetiştireyim.”<br />
“Balık ayağım tuttu. Kurtarayım derken yüzük düştü.”<br />
Orada dövüşür ve ayrılırlar. Kedi “Şimdi yüzüm yok. O tarafa gidemem” der ve bir balık tutup yemeğe başlar. Köpek de kasapların yanına gider. Balıkçılar balık tutar ve balığın içinden yüzük çıkar. Kedi bunu görür ve yüzüğü alır. Kedi köpeği bulur.<br />
“Köpek kardeş, köpek kardeş. Yahu, ben yüzüğü buldum.”<br />
“Aman, aman. Kedi kardeş sen götür.”<br />
Hapishanenin oraya varırlar. Kedi miyavlar. Ağası duyar. İçeri girer ve yüzüğü ağasının dizinin yanına koyar. Adam:<br />
“Hadi gidin. Allah’ın izniyle, akşam varırım ben.”<br />
Adam, hapishanede altı sene yatmış, gülmemiş. Kedi gelince güler. Arkadaşları sorarlar.<br />
“Yahu, niye güldün?. Sen beş, altı senedir gülmemiştin. Niye güldün?”Gırgır geçerler.<br />
“Hadi. Sen de ya!”<br />
Akşam olur. Adam yüzüğü yalar. Arap gelir.<br />
“Emret ağa! Yakalım mı, yıkalım mı?”<br />
“Beni buradan çıkarı ver. Bütün arkadaşları da evlerine dağıt.” Arap denilenleri yapar.<br />
“Hapishaneyi yık. Taşını, toprağını denize dök bakayım.” Onu da yapar.<br />
“Sıçan Adası’nda evi de getir bakalım.”<br />
Arap evi de getirir. Adam, baksa ki, Yahudi oğlanla hanımı yatıyor. Bu arada padişah bunu görür.<br />
“Hapishaneden nasıl çıktın? Tutun şunu öldürün”<br />
“Gel, gel. Şu kızının yaptığını görüyor musun?”<br />
Padişah baksa ki, Yahudi oğlanla kızı yatıyor.<br />
“Senin kızın bana bunu yaptı.”<br />
Adam onları kaldırır. Ellerini bağları “kırk satır mı istersiniz, kırk katır mı?”<br />
“Kırk katır isteriz” derler. Katıra onları bağlar. Parça pinik olurlar. Oğlan padişaha ortanca kızını alacağım” der. Davullu zurnalı düğün yaparlar. Kızı alır. Gökten bir elma düştü. Onu da ortaya böldük. İşte böyle bitti.<br />
MEHMET   AKTAĞ<br />
1.1.1.5. Çingene  Kızı<br />
Zamanın birinde bir padişahın oğlu, benim kısmetim kime çıkacak demiş ve oranın ileri gelen falcılarından birine kısmetini öğrenmek amacıyla fal baktırmış. Falcı buna demiş ki:<br />
“Oğlum senin kısmetin, falan yerde bulunan çingene obasındaki yeni doğmuş bir kız çocuğu”<br />
Padişahın oğlu buna çok içerler ve der ki:<br />
“Nasıl bir çingene çocuğu benim kısmetim olur?”<br />
Atına atlar. O yöredeki bütün çingene obalarını yoklar. En nihayet yeni doğmuş kız çocuğu bulunan çingene obasına misafir olur. O gece çingene obasının reisinin çadırında misafir kalır. Çocukla yalnız kalan padişahın oğlu kendinin kısmeti küçük yavruyu bıçak ile boğazından keser ve salıncağın içine bir kese altın bırakır. Oradan atına binerek süratlice ayrılır. Tabii yıllar yılları takip eder. Padişahın oğlu babasının yerine geçer. Bir gün sarayının yanında büyük bir saray yapıldığını görür. Saray bittikten sonra da balkonunda güzel bir kız görür ve kıza aşık olur. Etrafındakilere bu kızı kendisi için istemelerini söyler. “Olur” derler. Gidip isterler. Gerdek gecesi kızın yüzündeki tülü kaldırınca bir iz görür.<br />
“Bu iz neden oldu?” der.<br />
“Zamanın birinde bize bir misafir gelmiş. Ben o zaman küçükmüşüm. O kişi bıçak ile boğazımı kesmiş. Yalnız tam kesememiş. Beşiğime de bir kese altın atmış. Babam bu parayla beni iyi ettirmiş ve parayı değerlendirmiş. Şimdiki zengin hale gelmişiz.”<br />
Padişahın oğlu demek ki, kısmetinden kaçamamış.<br />
HAMZA  UÇAR </p>
<p>1.1.1.6. Yüz  Aklığı<br />
Çoban, Ağanın koyunlarını sürekli otlatmaya götürürmüş. Bir gün şeytan aklına girmiş. Şehirde koyunları satıp, bir güzel harcamış. Köye döndüğü zaman ağa koyunlarını sormuş. Bunun üzerine çoban ağaya şu şekilde cevap vermiş.<br />
“Yağmur yağdı gök çatladı<br />
Yetmiş ikisinin ödü patladı<br />
Onunu da koyma hesaba<br />
Kurt kaptı birisini<br />
Birinin aldım derisini”</p>
<p> Masada oturup yoğurt yiyen ağa çok sinirlenir. Çobanın yalan söylediğini anlar. Masadaki yoğurdu alıp çobanın yüzüne atar. Etrafındaki insanlara rezil olduğunu ve yalanının ortaya çıktığını anlayan çoban şu sözleri söyleyerek kendini aklamaya çalışır.<br />
“Hesabı doğru verenin yüzü böyle ak çıkar” der.<br />
YILMAZ   GÖKSAL</p>
<p>1.1.1.7. Süleyman Padişahın Mührü<br />
Bir padişahın üç tane kız evladı varmış. Oğlan evladı yokmuş. Velhasılı gün gelmiş, kızlar yetişmiş ve buluğ çağına ermiş. Kızlar büyüyünce oradan, buradan kızları istemişler. Padişah vermemiş. Padişahın küçük kızı aleminde deniz padişahıyla izdivaç kuruyormuş. Deniz padişahı küçük kıza rüya aleminde demiş ki:<br />
“ Baban bir tarafa gittiği zaman sizin dileklerinizi yerine getirmek isteyebilir. Babandan Süleyman Padişahın mührünü isteyeceksin, Süleyman Padişahın mührünü getirirse getirsin, getirmezse denizin ortasında gemisi batsın diye hitap et.”<br />
Kız kafasında bunu tutar. Zaman gelir, babası hazırlıklara başlar. Gemiye binerek İstanbul’a giderler. Az giderler, uz giderler en sonunda gemi bir limana uğrar. Padişah orada arkadaşına rastlar ve ona sorar.<br />
“ Yahu Ahmet Ağa. Nasıl malın bu sene iyi mi?”<br />
“Padişahım hiç sorma. Dört günden beri piyasa canlandı. Mal çok yüksek bir fiyata gidiyor.”<br />
Padişah buna çok sevinir. Limandan ihtiyacını alır ve gemi tekrar İstanbul’a koyulur. Az gider uz gider sabah erkenden İstanbul’a varırlar. Malı pazara çeker ki, ne görsün mal değerini üç katı. Piyasa canlı, malı satmaya başlar. Bütün kasaplar ve tüccarlar gelir. “Padişahım bu malı bize ver.” Diye yalvarmaya başlarlar. Üç, dört tane alıcıya malları taksim eder. Para çantasının biri yetmez, ikinci çantayı da doldurur. Birinci ve ikinci çanta da parayla doları. Padişah, “Şurada bir kebap yiyeyim daha sonra kızların isteklerini alayım” der. Yemeğini yedikten sonra kızların isteklerini almak için para çıkarır. Büyük kızın isteğini alır. Büyük kız babasında ceviz bir kutu istemiştir. Ortanca kız da babasından şallı şullu bir entari istemiş. Padişah bu istekleri not eder. Ortanca kızın isteğini de alır. Küçük kızın isteğini almaz. Küçük kız da tutturmuş Süleyman Mührü diye.<br />
“Babam Süleyman Mührü’nü aldıysa aldı. Almadıysa denizin ortasında vapuru batsın” demektedir.<br />
Babası bunu duyunca hüzünlenir ve üzülür. Ama yine de Süleyman Mührü’nü bulamaz. Önüne gelene sorar.<br />
“Yahu bu Süleyman Mührü nereden bulunur?”<br />
“Padişahım, senin bu dediğin deniz padişahı. Süleyman Mührü de Süleyman Padişahın yanındadır burada olur mu? Bu mührü bulunmaz.”<br />
“Bunu biz kazdırsak olmaz mı?”<br />
“Olmaz.”<br />
Padişah dönüş yapar. Denizin derin bir mıntıkasına gelindiğinde bir zelzeledir başlar. Fırtına kopar. Gemi, bir sağa, bir sola sapar. O sırada gemide kiler:<br />
“Bugün fırtına yoktur. Madem fırtına vardır. Ne diye bizi gemiye aldın.” Diye gemiciye kızarlar.<br />
Padişah ile kaptan der ki:<br />
“Meteorolojide böyle bir fırtına yoktu. Bu nasıl oldu? Bizim aklımız fikrimiz ermiyor.” Böyle deyince gemidekilerden biri:<br />
“Burada bir elemirci kadın var. Ona bir elemir attıralım. O kadın bu fırtınanın sebebini bize izah eder.”<br />
“Bu fırtınanın sebebini bize açıklayacaksın. Bugün fırtına yok. Gemici bizi aldı getirdi. Burada da fırtına oluyor. Ya öldü, ya öleceğiz bunun sebebini bize anlat.”<br />
Önüne bir tas su koyar ve elemire bakar. Der ki:<br />
“İçinizde büyük bir zat var. Bu zatın da üç tane kızı var. Bu zat, kızlarının isteklerini yerine getirmek için not etmiş. Küçük kızı Süleyman Padişahın mührünü istemiş. Padişah diğer iki kızının isteğini almış. Üçüncüsünü bulamamış. Kız da beddua etmiş. Babam, isteğimi yerine getirirse getirir. Getirmezse gemisi denizin ortasında batsın diye beddua etmiş. Kızın bedduası tutmuş.”<br />
Gemidekiler, “Onun narına biz de gideceğiz” derler. Bunun üzerine padişah ortaya çıkar.<br />
“Hiçbiriniz ölmesin. Ben kendimi denize atayım. Ben öleyim. Bu fırtına işi bitsin” der.<br />
“Durma.”<br />
Padişahı palas pandıras yukarı güverteye çıkarırlar. Atacaklarmış. Padişah:<br />
“Atmayın ben kendim atlarım.”<br />
Onlar gere dönerler ve güverteden aşağıya inerler. Tabii can kıymetli ya. Padişah “oof oof !” der. Oof derken, deniz yarılır ve bir Arap çıkar piyasaya. Arap der ki:<br />
“Söyle Şevketlim. Senin başında bir hal mi var? Beni sıkkın olan insanlar arar. Sen sıkkın durumdasın. Beni aradın, ben de geldim. Söyle derdini”.<br />
“Yok, yok. Dilinin altında senin bir şeyler var.”<br />
Padişah anlatır der ki:<br />
“Sayın Arap benim isteğim senden şu; Benim üç tane kız evladım var. Oğlan evladım yok. Ben İstanbul’a mal satmaya giderken,kızların bir istekleri var mı? diye aileme söylemiştim. Ailemde çocukların isteklerini not almış. Bana verdiler. Küçük kızın notunda: Babam Süleyman Mührü alsın. Süleyman Mührü bulamazsa denizin ortasında gemisi batsın diye hitabede bulunmuş. Beddua etmiş. Onun bedduası tuttu. Millet ölmesin tek ben öleyim diye denize atlamak için güverteye çıktım. Tabii can kıymetli oof oof ! deyince sen çıktın piyasaya”<br />
“Padişahım, seninle bir pazarlığa girelim. Kızını bir hafta içerisinde hazırlayacaksın. Deniz sahiline getireceksin. Oof oof! diye çağır. Ben kızını alır götürürüm. Sen kızını verdin verdin, vermedin deniz padişahıyla sizin kara askeri harbe girecek.”<br />
Padişah, kara askeri harbe girecek deyince kabullenir. Arap`tan mührü alır. Mührü aldıktan sonra vedalaşırlar. Arap gider ve deniz sakinleşir. Seyir halinde giderler. Artık denizde  ne fırtına ne de hırçınlık vardır. Padişah, güverteden aşağıya halkın olduğu mıntıkaya iner. Halk:<br />
“Ne oldu padişahım? Sen buraya geldin. Kendini atmamışsın.”<br />
“Ben Allah’a dilek diledim. Allah benim dileğimi kabul etti. Fırtına durdu.”<br />
“Oh! İyi” derler. Neşe ile herkes yoluna koyulur. Gemi az gider, uz gider. Bir iki gün sonra padişahın limanına varır. Limana gelince padişah, çantasını takımını tarağını alır ve eve gider.? Eve varınca kendisini karşılarlar. Kızlar der ki:<br />
“Baba, bizim siparişlerimizi aldın mı?”<br />
“Kızım, hepinizinki tamam.”<br />
Üçü de güler, oynar ve sevinirler. Kızların hediyelerini verir. Padişahla ailesi arasında kucaklaşma olur. Vakit akşam olur, yatarlar. Bir iki gün geçtikten sonra padişahın karısı padişaha der ki:<br />
“Herif, bugün seninle yatmayacağım.”<br />
“Ne yapacaksın?”<br />
“Küçük kızla yatacağım. Başındaki hali anlayacağım. Ne var, ne yok. Kendi kurduğu izdivaçtan memnun mu, memnun değil mi?”<br />
Akşam olur. Küçük kıza annesi der ki:<br />
“Kızım, bugün benle beraber yatacaksın. Senle dertleşeceğim biraz.”<br />
“Olur anne.”<br />
Yatarlar. Diğer kızlar uyur. Bunlar kendi aralarında ufak ufak konuşurlar.<br />
“Kızım başından geçenleri bir bir anlat.”<br />
“Anne benim başımdaki hal şu: Ben oraya gittim gideli ne koca, ne bey gördüm. Arap beni yediriyor, içiriyor. Bana bir kahve veriyor. Kahveyi içtikten sonra ben kendimden geçiyorum ve uyuyorum. En sonunda sabah oluyor ayıkıyorum.”<br />
Allah Allah . Kızım sana verdiği kahve ilaçlı. O seni bayıltıyor. Belki seni başka odaya götürüyordun. Sen rol yap. Getirdiği kahveyi içme, Arap dışarı çıktığı an o kahveyi yok et. Hemen bayılmış süsü ver ve uzan. Arap senin başına ne felaket verecek gözünle görürsün.”<br />
Kız not alır. Yatarlar. Sabah olur. Padişahın kızı izinli gelmiştir. Kızı götürme zamanı gelir. Padişah karısına:<br />
“Sen kızı hazırla. Ben götüreyim.”<br />
Saat on ile on buçuk arasında kızı deniz sahiline götürür. Oof oof! diye bağırınca Arap çıkar. Padişah:<br />
“Arap, al emanetini götür.”<br />
Arap bunu alır. Padişahın yanına götürür. Bir kahve içirir ve kadın bayılır. Ondan sonra padişahın odasına götürür. Kız odaya girince bakar ki, padişah dediği adam güzel mi, güzel. Kar gibi bembeyaz, babayiğit, bıyıklı birisi. Kız buna aşık olur. Padişahın hem ayak ucunda hem de baş ucunda renkli bir mum yanıyormuş. Kız bu mumların yerini değiştirirsem ne olur acaba diye düşünür. Padişah da atletle yatıyormuş. Mumlardan birinin de başı közleme yapmış. Kız mumları değiştirirken közleme yapan yer padişahın göbeğinin ortasına düşer cass diye yakar. O anda deniz padişahı feryat eder.<br />
“Arap! Bu kız bana yaramaz. Benim karnımı yaktı. Sen bunu şark tarafına götüreceksin. Üç dağın ötesine bu kızı bırak gel.”<br />
Arap kızı üç dağın arkasına götürür ve bırakır. Kız ile Arap vedalaşırlar.<br />
“Arap, senden bir ricam var. Belki bir gün canım padişahı görmek ister. Beni buradan al, yüzünü bir kere daha göreyim.”<br />
“Sen canını sıkma. Buralarda idare et bakalım.”<br />
Kadın ordayken adamın göbeğindeki yaralar gittik sıra azar ve çok fena olur. Bu sırada kız, gittiği memlekette kendine yatmak için bir ağaç bulur. Ağacın kovuğunda yatar kalkar. Oradaki ağaçların meyvelerinde, yeşilliklerinden yiyerek karnını doyurur.<br />
O ülkenin padişahının oğlu, bir gün adamlarına “Atları hazırlayın ava gidelim” der. Silahlanırlar. Dört tane atlı ava giderler. Tam böyle dağları aşarlarken ormanlık bir alana gelirler. Orada padişahın oğlunun gözünün önünden bir karaltı gelir, geçer. Padişahın oğlu der ki:<br />
“Bu can ise benim, mal ise sizin. Bunu alın gelin.”<br />
Kimisi korkarak yaklaşır. Kimisi gitmek istemez. İçlerinden birisi nihayet kızı kolundan tutup getirir. Bu arada sırtları eskimiş, ezik büzük olmuş, teni görünüyordur. Padişahın oğlu sırtındaki mantoyu çıkarır ve kızın sırtına geçirir.<br />
“Bugünkü avımız yeter çocuklar. Hadi binin atınıza.”<br />
Atlara binerler. Oğlan kızı terkisine alır. Padişahın oğlu kız ile konuşmak ister. Velhasılı kız ahraz olur. Hiç kimseyle konuşmaz. Bunlar saraya varırlar. Padişahın oğlunun kızı bulduğu duyulur.<br />
“Padişahın oğlu dağda bir yabani dağ kızı bulmuş. Anam aydan ay güzel, günden gün güzel. Yani o kadar güzel. Tura tura bir saçları var” derler.<br />
Artık millet kızı görmek için saraya akın etmeye başlar. “Kız çok güzel; ama konuşmuyor. Kekeme herhalde” derler.<br />
En nihayet padişahın ailesi bunu bir hamama sokar. Sırtını, başını, giysisini değiştirirler. Tertemiz olur. Padişahın kızına da iyi benzerliği vardır. Padişahın kızı da ahraz, bu da ahrazdır. “Bir ahraz kızımız var iken, iki ahraz kızımız oldu” derler. Padişah:<br />
“Aman avrat buna iyi bak. Bu da evladımız bunu incitmeyin ha!”<br />
Bir cin padişahı, padişahın kızını istemiş. Vermemişler. Vermeyince de o cin padişahı kızı lâl etmiş. Ama cin padişahı kızla beraber olur geri gidermiş. Yine kızla beraber olup, gider. Dağda bulunan ahraz kız bunu takip eder. Merdivenden üç basamak aşağıya inilen bir yere gelirler. Üç tane kazan kurulu altında da ateş yanıyor. Birisi bir kitap okuyor. Öbürü de suyu karıştırıyor. Kız:<br />
“Ne bu hal?”<br />
“Böyle böyle.”<br />
“Vallahi padişahın kızını istedik vermedi. Kızını lâl ettik. Kızı konuşamıyor.”<br />
“Yok, o kızı verdi. Söz verdi birisine yarın nikâhı olacak.”<br />
Öyle deyince bunların sırları bozulur. Ortadan kaybolurlar. Sır bozulunca kızın dili açılır. Kız konuşmaya başlayınca oradaki kırk tane kadın padişahın huzuruna çıkar. Biri der ki:<br />
“Benim duam kabul oldu.”<br />
Öbürü:<br />
“Benim duam kabul oldu.”<br />
Padişah:<br />
“Ne olursa olsun, kızımın dilini açın. Size birer kap dolusu altın veririm diye söz verdim” der.<br />
Altınları verir. Kadınlar çekilip giderler. O anda, sıra dağda bulunan ahraz kıza gelir. O da konuşmaya başlar. Padişahın huzuruna varır. Olanı biteni anlatır. Kendi dilinin de formalite icabı kapalı olduğunu söyler. Padişah:<br />
“Çok sağol. Allah senden razı olsun. Sen dile, dileğini vereceğim. Ne dilersen dile.”<br />
“Şevketlim, ben sağlığını dilerim. Benim sizden bir dileğim var.”<br />
“Söyle kızım. Başım ile gözüm üzerine.”<br />
“Benim deniz sahiline bırakın. Ama adamların beni bırakıp dönsünler. Olur mu?”<br />
“Olur.”<br />
Padişah adamlarını çağırır. Emir verir:<br />
“Bunu deniz sahiline bırakın gelin” der.<br />
Dört atlı az gider, uz gider; dere tepe düz giderler. En nihayet bakarlar ki, deniz görünüyor. Deniz seviyesinden aşağıya doğru inerler. Burası da ağaçlık, ormanlık bir yermiş. Kız:<br />
“Benim evim burası. Siz gidin. Allah sizden razı olsun” der.<br />
Ayrılırlar. Onlar gözden ırak olunca kız deniz sahiline varır. Oof oof! diye bağırır. Arap çıkar.<br />
“Arap, Süleyman padişah nasıl? Durumunu bana izah et:”<br />
“Vallahi abla, durumunu hiç sorma. Günden güne kötüye gidiyor. Bir ilaç bulamıyoruz. Verdiğimiz ilaçlar da tesir etmiyor. Bunun ilacı vardır; ama kim bilir nerede?”<br />
“Soğuk yüzünü bir göreyim, geleyim. Ne olur?”<br />
Arap kızı alır, götürür. Padişah can çekişmektedir. Bakar ki, ay parçası gibi adam; ama ızdırap çekiyor. Kız bu yüzden eziklik doğar. Bu sırada Süleyman padişah ayıkır. Ayıkınca kızı yanında görür.<br />
“Arap, bu kadın yanıma gene mi geldi? Bu kızı bu sefer de garba süreceksin. Garp da yedi dağın arkasına götür.”<br />
“Olur şevketlim.”<br />
Arap kıza:<br />
“Hiç korkma. Bunun bir sınırı olur” der.<br />
Kız:<br />
“İnşallah ben bunun ilacını bulurum.”<br />
Az giderler, uz giderler. Yedi dağın arkasına gelirler. Arap kızı bırakır ve vedalaşırlar. Kız acıkır. Acıkınca da otları, çöpleri yemeye başlar. Günler geçer, kızın sırtı başı yırtılır. Pejmürde bir hale dönüşür. Garbın padişahının oğlu da atları hazırlatır. Altı, yedi atlı ava çıkarlar. Nihayet kızın bulunduğu mahale varırlar. O anda padişahın oğlunun gözünün önünden şöyle bir karaltı gelip, geçer. Adamlarına:<br />
“Eyvah! Şuradan bir şey geçti. Can ise benim, mal ise sizin. Hadi tutun” der.<br />
Kimse yanaşamaz. Kız da ağaç kovuğu ile taş arasında yatıp, kalkmaktadır. Bir keloğlan varmış. O “ben giderim” der. Kızın kolundan tutup padişahın oğluna getirir. Kızın vücudu görünüyordur. Kız da ay parçası gibi bir kızmış. Padişahın oğlu:<br />
“Bu günkü avımız da bu oldu. Haydi gidelim” der.<br />
Sırtındaki kaputunu çıkarır ve kıza giydirir. Kızı atın terkisine alır yola revan olurlar. Az giderler, uz giderler ve saraya varırlar. Padişahın ailesi:<br />
“Ne oğlum bu?”<br />
“Ana bu kızı dağda buldum. Ne ev var, ne bucak var. Fena halde burada yaşamış. Bak sırtı pejmürde halde. Ben de aldım getirdim. Bunu hemen hamama sokun”<br />
Kızı hamama sokarlar. Sırtını başını değiştirirler. Akşam olur. Kızı büyük bir salona sokarlar. Burada da bir ahraz kız yatmaktadır. Bu kız, padişahın kızıdır. Dağda bulunan kız; “Şansa bak, nereye gitsem padişahın kızları hep ahraz” diye içinden geçirir. Padişahın ailesi dağda bulunan kızı konuşturmak isterler. Kız konuşmaz. Padişah:<br />
“Neyse hayırlısı olsun. Bir ahraz kızımız vardı. İki ahraz kızımız oldu. Allah’ım nedir bizim başımıza gelen? Avrat buna sahip ol. Bu da bizim evladımız sayılır. Allah buna da bir hayırlı kapı açar inşallah.”<br />
“Olur herif”<br />
Yirmi otuz tane kadın her gün o padişahın kızının dilini açmak için dua ediyorlarmış. Ne kadar dua ettilerse de kızın dili açılmamış. Bir gün dağda bulunan ahraz kız bu kadınların arasına karışır. Kadınlardan bir kısmı “Yahu bu ne arıyor burada? Yerine gitsin yatsın.” derlerse de bir kısmı da karşı çıkar. “Yok o da burada yatsın. Belki ona da Allah bir keramet verir” derler. O da onların yanında yatmaya başlar. Az sonra kadınlar kitap okur ve uyurlar. Bu sırada kapının deliğinden içeriye bir ateş süzülür. O da bir peri padişahı imiş. Kızla beraber olur ve kapı açılmadan anahtar deliğinden süzülür gider. Dağda bulunan ahraz kız bunu takip eder. Az giderler, uz giderler. Taşlı büyük bir dağa varırlar. Bu dağda bir mağara vardır. Mağaranın girişinde de kapı niyetine kullanılan büyük bir taş vardır. Bu taşı açıp içeri girerler. Peri padişahı kıza der ki:<br />
“O padişah kızını bana vermezse. Ben de böyle gider kızının yanında yatar gelirim.”<br />
Kız:<br />
“Padişah kızını sana verecek” der. Peri padişahı sevinir. Peri padişahı kıza:<br />
“Bizi dünyada yenecek bir devlet var. O da Deniz Padişahı’nın ülkesi. Hiçbir devlet bizi yenemez. Zorla da olsa, şerle de olsa ben kızı alacağım. O Deniz Padişahı bir kız ile evlendi. O kız mumların yerini değiştirirken padişahın karnında yara açtı. Padişah günden güne ölüyor. Son nefesini vermek üzere. Onun ilacı şu rafta. Bu rafta bulunan suyu dökecek ilaçlı pamukla yarayı silecek. Süleyman Padişahın yarasını iyileştirecek ilaç tek bu. Başka ilaç yok” der.<br />
Onlar uyuyunca ahraz kız, elindeki kılıcı padişahın kafasına vurur. Gövde bir tarafa, baş bir tarafa gider. Hemen başı alır, entarisinin eteğine koyar. Padişahın huzuruna koşar. Bakar ki, onların sırrı da bozulmuş. Kız dile gelmiş, konuşmaya başlamış. İki kız kendi aralarında konuşmaya başlarlar. Sabah olur. Kadınlar padişahın huzuruna çıkarlar.<br />
“Padişahım benim duam kabul oldu” derler ve tartışmaya başlarlar. Padişah:<br />
“Hanginizin duasıyla oldu bilmiyorum ama Allah’a çok şükür benim kızım iyileşti. Size birer kese altın vereceğim” der.<br />
Altınları kadınlara verir. Herkes güle oynaya evine gider. Bir tek dağda bulunan ahraz kız kalır ve padişahın huzuruna çıkar.<br />
“Sayın padişahım geçmiş olsun. Kızınızın sırrını ben çözdüm.”<br />
Padişah:<br />
“Nasıl çözdün kızım?”<br />
Kız entarisinin eteğinden peri padişahının kafasını çıkarır. Padişahın önüne koyar. Padişah o zaman ahraz kız sayesinde kızının iyi olduğunu anlar. Padişah:<br />
“Kızım sen dile dileyeceğini. Sana ne istersen vereceğim. İster seni evlatlığa kabul edeyim. Burada kal seni evereyim, düğününü yapayım”der.<br />
“Yok. Sayın şevketlim, hiç ısrar etme. Benim senden ufak bir dileğim var.”<br />
“Ne olabilir kızım?”<br />
“Beni deniz sahiline ulaştırın. Başka bir şey istemiyorum.”<br />
“İsteğin buysa bir şey değil.”<br />
Bu sırada sicim bir yağmur başlar. Padişah oğlunu çağırır.<br />
“Oğlum, dört tane yamçı, dört tane at hazırlayın. Kızı da alın doğrudan doğruya dediği yere bırakın gelin” der.<br />
Yağmurun altında atlara binerler. Kızın sırtında da keçeden bir yamçı vardır. Az giderler, uz giderler. Tam deniz sahiline inecekleri sırada ahraz kız padişahın oğluna:<br />
“Sayın şevketlim, yeter artık bana yaptığınız iyilik” deyip onlarla vedalaşır. Onlar gözden kaybolduktan sonra kız denize döner, haykırır.<br />
“Oof oof!”<br />
Deniz yarılır ve Arap çıkar.<br />
“Buyur abla. Ben de senden haber bekliyordum.”<br />
“Durumu nasıl?”<br />
“Vallahi abla durma gel. Seni götüreyim. Ölüm döşeğinde. Nefesini zor alıp veriyor.”<br />
“Allah Allah”<br />
Kız getirdiği ilacı da alır. Saraya varırlar. Kız ilacı masanın üstüne koyar. Kız bakar ki, padişah nefesini bir alıyor, bir veriyor. “Allah’ım gene kavuştum çok şükür” der.<br />
İlacı kullanmaya başlar. Padişah, karnı açık yatmaktadır. Suyu döker ilaçlı pamukla yarayı siler. Bu işlemi tekrarlar. O yaranın olduğu yere yepyeni bir deri gelir. Yara tamamen kavuşur. Kız hemen karyolanın altına saklanır. Yara o zamana kadar iyi olur ve padişah ayıkır. “Arap” diye seslenir.<br />
“Buyur şevketlim”<br />
“Lan oğlum, ben iyi oldum. Allah’a çok şükür.”<br />
“Tabiî efendim.”<br />
“Beni kim iyi etti?”<br />
“Seni bu duruma sokan iyi etti.”<br />
“Nerede O?”<br />
“Gelir şimdi.”<br />
Kız karyolanın altından çıkar. Kız ile padişah sarmaş, dolaş olurlar. Tekrar bir düğün kurarlar ve bütün padişahları davet ederler. Kırk gün, kırk gece düğün yaparlar. Onlar muradına erer biz de erelim muradımıza.<br />
ARİF CERİT</p>
<p>1.1.2. Efsane<br />
İnsanoğlunun tarih sahnesinde göründüğü ilk devirlerden itibaren ayrı coğrafya, muhit veya kavimler arasında doğup gelişen; zamanla inanç, âdet, anane ve merâsimlerin teşekkülünde az çok rolü olan bir çeşit masallar vardır. Sözlü gelenekte yaşayan bu anonim masallara dilimizde Arapça: “Ustûre”; Farsça: “Fesâne, efsâne”; Yunanca: “Mitos, mit” kelimeleri ad olarak verilmiştir.<br />
İlk devir insanları -bugün okumamış zümrelerde görüleceği üzere- tabiat hadiselerinin sebeplerini bilmiyorlardı. İnsanın nereden gelip nereye gittiği, hayatla ölümün mâhiyeti, yıldızların hareketi, denizin yükselmesi, yağmurun yağması; hayvan, bitki, toprak, orman, dağ, ateş, mâden vb. Gibi hadise ve maddelerin teşekkül ve icâdı onları hayret, korku, heyecan veya memnunluk içinde birtakım hayaller kurmaya yöneltti. Bu hayaller, insanın kendi ruhunu, hayatını eşyaya, tabiata aksettirmesinden ibaret olan düşünce tarzını doğurdu.<br />
İşte canlı-cansız varlıklarla tabiat hâdiseleri karşısında kurulan hayal, tasavvur ve düşünceler henüz müspet (pozitif) zihniyete ulaşmamış toplulukların doğru, yalan şeklinde kabul ettikleri iptidâî bilgileri teşkil etmiştir. Kuvvetli bir anane bağı içinde yaşayan ilk devir, mitas devri, hatta ortaçağ insanları inandıkları bu bilgilerle kâinatta Tanrı, iyi ve fena ruh, kıyâmet, melek, şeytan, cin, peki, gök, dağ, su, ya da (yağmur) taşı, büyücü vb. gibi üstün saydıkları maddî-mânevi kudretlere umumiyetle teşhis ve intak yolu ile (canlandırarak) veya konuşturarak) birtakım masallar uydurmuşlardır. Bugün masal sayılan mahsullerden ayrı olarak düşündüğümüz cemiyetin ortak malı bu eserler, sonraları yeni din, kültür ve ekonomi şartlarının ve alış verişinin hazırladığı muhit içinde az-çok târihi gerçeklerle beslenerek yazılı kaynaklara geçen efsâne ve menkıbelere örnek (model) olmuşlardır. Türklerin hayatında şaman, alperen, peygamber, halife, pâdişah şeyh, şeyhülislâm, asker vb. gibi otoriteler etrafında ve şehirler, saraylar, câmiler, mezarlar, türbeler, adaklar&#8230; üzerine doğmuş masallar ve menkıbeler bu mahsuller arasında yer alırlar.<br />
Eski cemiyetlerde ve bugün bâzı kapalı, muhâfazakâr zümrelerde, mukaddes sayılan dağ, orman, mağara vb. gibi yerlerde belli zamanlarda, çocuk kadın ve yabancılar dışında anlatılan efsâneler 1. Teogoni (Tanrıların nereden geldikleri), 2. Kazmagoni (kâinâtın nasıl meydana geldiği) 3. Antrapogoni (insan teşekkülü), 4. Eskatoloji (insanla dünyanın geleceği) gibi dört ana kolda toplanmaktadır.<br />
Bugün, ilk devirlerden zamanımıza kadar teşekkül etmiş efsânecileri araştıran disiplin veya ilme “esâtir-mitoloji” adı verilmektedir.*  </p>
<p>1.1.2.1. Lokman Hekim<br />
Lokman Hekim  bir kitapta ölümün çaresini bulur. Ölümün çaresi dağda bir ottur. Gidip o otu toplayacak ve ölüme çare bulmuş olacaktır. Lokman Hekim, kitabı almış dağa giderken, Cenâb-ı Allah Cebrail’e buyurur:<br />
“Lokman, ölüme çare buluyor; ama rızkını verebilecek mi?”<br />
Cebrail Aleyhi selam ile Lokman Hekim köprü üzerinde karşılaşırlar. Cebrail Aleyhi selam, Lokman Hekime sorar:<br />
“Ya Lokman! Nereye gidiyorsun?”<br />
Lokman, Peygamber olduğu için yalan söyleyemez. Der ki:<br />
“Dağda bir ot var. Ölüme çare, onu bulmaya gidiyorum.”<br />
Cebrail:<br />
“Pekâla, ölüme çare bulacaksın; ama rızkını nasıl vereceksin? Madem sen bu kadar bilgilisin, bak bakalım Cebrail şimdi nerede?”<br />
Lokman Aleyhi selamın elinde ölüme çare olan kitap vardır. Cebrail Aleyhi selam kanadını çarpınca ölüme çare olan sayfalar suya düşer, gider bir arpa tarlasına gömülür. O yüzden de arpa yiyenin ömrü uzun olur derler.<br />
SELÇUK KARAKAYA</p>
<p>1.1.2.2. Eshab-I Kehf<br />
Tarsus’ta Dakyanus adında bir kral varmış. Bu kral tanrılık davası görüyormuş. Kur’an-ı Kerim’de Civan-ı Mert olarak geçen bu altı kişi, bakarlar ki, bu adam da kendileri gibi biri. Yiyor, içiyor zamanı geldiğinde her insan gibi ölecek. Öldüğü zaman bu alemi kim idare edecek. Bu kral sahtekâr derler. Dakyanus’un krallığını kabul etmezler. Zamanla bu Dakyanus’un kulağına gider.<br />
Dakyanus’a derler ki:<br />
“Burada birkaç tane genç var, seni tanrılığa kabul etmiyor.”<br />
Dakyanus:<br />
“Getirin bakalım onları” der.<br />
Bu gençleri huzura getirirler ve Dakyanus sorar:<br />
“Siz kimi tanrı bilirsiniz?”<br />
Gençler derler ki:<br />
“Biz Hûdaperestiz. Sen sahtekârsın. Bizim gibi yiyorsun, içiyorsun, hasta oluyorsun. Zaman gelip öldün müydü bu alemi kim idare edecek?”<br />
Dakyanus bunları hapse atacak olur. Bu gençler Dakyanus’un vezirlerinin oğullarıymış. Vezirler Dakyanus’a derler ki:<br />
“Sen hemen bunları zindana atma. Nasihat eyle, belki nasihatını tutarlar.”<br />
“Öyleyse ben sınırı dolaşıp geleceğim. O vakte kadar eğer bu sözünüzden dönmezseniz sizi zindana atarım eğer sözünüzden dönerseniz o vakit yaşarsınız.”<br />
Dakyanus sınırı dolaşmaya gider. Bu sırada gençler, kendi aralarında konuşup düşünürler. Derler ki:<br />
“Bu geldiğinde biz bunu tanrılığa kabul etmeyiz.”<br />
Dakyanus’un geldiğinde kendilerine kötülük yapacaklarını bildiklerinden bir gece şehirden kaçarlar. Dağ tarafına giderler. Sabah olunca koyun güden bir çobana rastlarlar. Ona sorarlar:<br />
“Bura bir mağara yok mu?”<br />
“Ne yapacaksınız?”<br />
“Gizleneceğiz. Bu şehir halkı Dakyanus’u tanrı kabul ediyor. Biz kabul etmiyoruz. Bize kötülük etmemesi için kaçtık.”<br />
“Eee, siz nesiniz?”<br />
“Biz Hûdaperestiz” derler.<br />
Böyle olunca çoban:<br />
“Öyleyse ben de Hûdaperest olayım” der.<br />
Çoban da katılır.<br />
“Ben burada büyük bir mağara biliyorum. Kış olunca biz oraya sığınır, soğuktan ve yağmurdan korunuruz” der.<br />
Kabul ederler. Çobanın köpeği de arkalarından gelir. Gençler, Çobana:<br />
“Köpeği kov. Bizim yattığımız yerde bu olursa, mağaranın yakınından geçenlere burada olduğumuzu haber verir” derler.<br />
Çoban köpeği ne kadar kovduysa gitmez. En sonunda iki ayağının üzerine dinelir ve der ki:<br />
“Ben de sizin taptığınız Allah’a tapıyorum. Niye beni kovuyorsunuz? Ben sizi beklerim.”<br />
Öyle olunca sıddıkları daha da artar. Gelsin derler. Mağaraya girer ve orada yatarlar. Köpek de mağaranın ağzına yatar. Cenab-ı Allah bunlara uyku verir. Üç yüz dokuz sene uyurlar. Bu arada Dakyanus seferden döner. Gelince bunları sorar. Gençlerin babaları derler ki:<br />
“Bizim de paramızı alıp kaçtılar. Biz de nereye gittiklerini bilmiyoruz.”<br />
“Hadi hazırlanın arayalım.”<br />
Ata biner, dolanır ve gezerler. Gezerken Eshab-ı Kehf’lerin yattığı mağaranın yanına varırlar. Dakyanus:<br />
“İnin bakalım burada ne var?” der.<br />
Kimse inmeye cesaret edemez.<br />
“Mağaranın kapısını örün. Nasılsa havasız kalır burada ölürler” der. Vezirin birini bu işle görevlendirir.<br />
Dakyanus gidince vezir, mağaranın girişini yalancıktan kapatır. Çünkü kendi oğlu da içeridedir. Daha sonra bulundukları yerden ayrılırlar. Oradan geçen bir çoban bu taşları davar ağılı yapmak için alır. Böylelikle havasız kalıp boğulmaktan kurtulurlar. Aradan zaman geçer. Hz. İsa dini yani Hıristiyanlık yayılır. Tarsus halkı Hıristiyan olur.<br />
Üç yüz dokuz seneden sonra bunlar uyanırlar. Eshab-ı Kehf’leri oluşturan gençlerin adeti çobanla birlikte yedi olur. İsimleri: Yemliha, Mislina, Mernuş, Tebernuş, Sazenuş, Kefeştatayuş, köpeğin adı da Kıtmir. Evvela Yemliha kalkar, ötekileri de uyandırır. Derler ki:<br />
“Acıktık. Bir kişi gitsin de şehirden ekmek, yemek getirsin; Ama öyle bir şekilde gitsin getirsin ki, kimse bizim burada olduğumuzu anlamasın.”<br />
Kimse çobanı tanımıyor diye çobanı gönderirler. Yahut ta içlerinden birisi tanınmamak amacıyla çobanın elbisesini giyer. Şehre gelir ve şaşırır. Şehrin kapısına bakar aynı ama adamlar değişmiş. Adamlar küçülmüş. Fırından ekmek alır, parayı uzatır. Fırıncı:<br />
“Yahu sen bu parayı nereden aldın, yoksa define mi buldun?”<br />
“Yok yahu. Biz buradan dün sabah gittik. Şimdi geldim, her şey değişmiş.”<br />
“Bu para nereden geldi?”<br />
“Bu para Dakyanus zamanından.”<br />
“Oo Dakyanus geçeli çok oldu. Bizim beyimiz filanca. Tarsus Hz. İsa dinine girdi. Biz sizi bekliyoruz. Cenab-ı Allah, Eshab-ı Kehf’leri İncil’de bildirdi. Hangi mağaradan hangi dağdan çıkacaksınız? Sizi bekliyoruz.”<br />
Fırıncı bunu beylerinin yanına götürür. İncil’i okuyanların hepsi Eshab-ı Kehf’leri görmek için toplanır.<br />
“Haydi gidelim. Eshab-ı Kehf’leri görelim” derler.<br />
Mağaranın yanına varınca Yemliha yahut çoban der ki:<br />
“Siz birden bire mağaraya girecek olursanız arkadaşlar Okyanus geldi sanır, korkarlar. Siz bumda durun. Ben söyleyeyim çıksınlar görüşün.”<br />
Kabul ederler, mağaraya girmezler. Yemliha yahut çoban arkadaşlarının yanına gider der ki:<br />
“arkadaşlar, çok vakit geçmiş, biz çok büyük kalmışız; insanlar küçülmüş. Biz şimdi dışarı çıkacak olursak aleme seyir olacağız.”<br />
Cenab-ı Allah’a kendilerini kurtarması için yalvarırlar. Allah yalvarmalarını kabul eder. Yerin altından yol açar. Şam’a Kırklar Dağı’na giderler. Bir rivayete göre orada uyurlar. Mağaranın dışındakiler, mağaraya girer; fakat onları bulamaz. Hâlâ o mağarada uyudukları sanılmaktadır.<br />
SELİM KARAKAYA</p>
<p>1.1.2.3. Şahmeran<br />
Sultan Süleyman, her hayvana kendi cinsinden bir baş dikmiş. Yılanlara da Şahmeran’ı baş dikmiştir. Yani Şahmeran yılanların başı olmaktadır.<br />
Tarsus’ta bir kadın ile oğlu varmış. Bunların da ihtiyar bir komşusu varmış. İhtiyar komşu, dağdan merkeple odun yapar, getirir satarmış. Kadının oğlu delikanlılık çağına gelir. Kadın komşusuna der ki:<br />
“Ey komşu! Bizim oğlan da seninle gitsin, dağdan odun getirsin, satsın geçimimize faydası olsun.”<br />
Komşu kabul eder. Annesi oğluna merkep, ip, balta alır; komşusunun yanına katar. Bu oğlanın adı Camesab’dır. O da komşusuyla gider, dağdan odun kesip getirir ve evin geçimine fayda sağlar. Bir gün dağda odun keserken yağmur yağar.<br />
Yağmur yağınca ihtiyar der ki:<br />
“Ben şurada bir mağara biliyorum oraya kaçalım.”<br />
Mağaraya sığınırlar. İhtiyar oturur ama Camesab durmaz elindeki balta ile orayı burayı kazar. Bir de bakar ki, mağaranın tabanında işlenmiş bir taş zuhur etmekte. Camesab adamı çağırır:<br />
“Amca, gel hele bak.”<br />
            İhtiyar adam, gelir bakar ki, hakikatten işlenmiş bir taş. İhtiyar Camesab’a “taşın kenarını aç” der. Taşı çıkarırlar. Taşın altı bal kuyusudur. İhtiyar Camesab’a der ki:<br />
            “Camesab sen bekle. Ben gideyim. Tarsus’tan tuluk getireyim, bu balı satalım.”<br />
Tarsus’a gelir. Tarsus’tan dört tane tuluk ve helke alır. Bal kuyusunun yanına varır. Balı çeker, tuluklara doldururlar. İhtiyar balı Tarsus’a getirip satar. Camesab orada bekler. Komşu böyle böyle balı taşır. En sonunda kuyunun dibinde azıcık bir şey kalınca komşu der ki:<br />
“Camesab ben seni indireyim. Geri kalanını temizle ondan sonra çıkarayım.”<br />
Camesab’ı kuyunun içine indirir, helkeyi de sarkıtır. Camesab geri kalan balı helkeye doldurur, tamam bitti deyince ihtiyar helkeyi çeker ve kuyunun ağzını kapatır. Camesab’ı kuyunun içinde bırakır. Camesab ne kadar bağırdı, çağırdıysa da hiç dinlemez. Camesab’ın baldan kazanılan paraya ortak olmasını istememektedir. Eve gelir. Camesab’ın annesi:<br />
“Yahu, ne oldu bizim oğlan?”<br />
“Ne bileyim. Öteye, beriye vardı gitti. Ben senin oğlunu nasıl bulup getireyim?”<br />
Camesab, kuyunun içinde kalır. Öteye, beriye bakınırken bir taşın arasından bir akrebin çıktığını görür. Akrep çıkıp geri girmektedir. Bu durumu görünce orada bir alem var diye düşünür. Üzerinde bulunan bir bıçakla o taşın kenarını açar. Taşı düşürür bir de bakar ki, öte tarafta bir alem var. O tarafa geçer. İlerlerken etrafta pek çok yılanın olduğunu görür. Yılanlar bunu tutar padişahlarının yanına götürürler. Yani Şahmeran’ın yanına götürürler. Camesab Şahmeran’a der ki:<br />
“Aman padişahım beni yeryüzüne çıkartıver.”<br />
“Seni yeryüzüne çıkartırsam, benim yerimi söylersin. Benim düşmanım çok seni yeryüzüne çıkartamam.”<br />
Camesab Şahmeran’a beni yeryüzüne çıkartıver diye her gün yalvarırmış. Şahmeran’da ona evvelden böyle olduğunu ve çok pişman olduğunu anlatırmış. En sonunda Şahmeran Camesab’ı çıkartmaya söz verir.<br />
“Bak seni çıkarırım ama beni gördüğünü söylemeyeceksin; Beni görenin vücudu ala olur. Hiç kimsenin yanında da hamama gitme” der.<br />
Şahmeran, bunu yeryüzüne çıkartır. Camesab evine gider. Bu arada Tarsus’ta kral hastalanır. Pek çok doktora baktırırlar. Doktorlar bu hastalığın çaresi olmadığını söyler. Bir Yahudi doktor der ki:<br />
“Bunun çaresi Şahmeran’dır. Şahmeran ele geçerse ve padişahımız onu suyundan içerse iyi olur.”<br />
“Şahmeran’ı nasıl bulacağız?”<br />
“Şahmeran’ı görenin vücudu ala olur. Padişahım sen bir hamam yaptır. Ben o hamamda durayım. Herkes beleşe gelsin, yıkansın. Kimin vücudu alaysa o kişi Şahmeran’ı görmüştür. Ben o kişiyi bulurum.”<br />
Kral bir hamam yaptırır. Doktor da o hamamda durur. Herkes gidip hamamda yıkanmaktadır. Fakat Camesab vücudunu görürler diye gitmez. En sonunda Camesab’ı müzevirler, hiç hamama gitmediği duyulur. Jandarmalar Camesab’ı zorla hamama götürürler. Camesab hamama varınca soyunur. Doktor bunun Şahmeran’ı gördüğünü anlar. Doktor:<br />
“Haydi bakalım neredeyse bize göster.”<br />
Camesab:<br />
“Ben görmedim.”<br />
Doktor:<br />
“Yok görmüşsün”<br />
Kral:<br />
“Eğer söylemezsen seni öldürürüm.”<br />
“Söylerim ama, Şahmeran’a zarar vermeyeceksiniz.”<br />
“Peki vermeyiz.”<br />
Camesab’ı da alır, beraber Şahmeran’ın olduğu yere giderler. Camesab yılanlara Şahmeran’ı emaneten istediklerini sonra geri getireceklerini söyler. Böyle olunca yılanlar Şahmeran’ı verirler.<br />
Şahmeran Camesab’a der ki:<br />
“Camesab beni sen götür, başkası götürmesin.<br />
Kabul ederler. Şehre doğru giderken Şahmeran Camesab’a:<br />
“Bu doktor beni kesecek, sana kes derlerse sakın kesme. Benim başımın suyunu içenler Lokman Hekim olur, belimin suyunu içenler derdinden kurtulur, kuyruğumun suyunu içenler de ölür. Sen nasıl edersen et. Doktor beni kaynatırken tencereleri değiştir.”<br />
“Peki.”<br />
Şahmeran’ı getirirler. Doktor, Camesab’a “İlk sen kes” der.<br />
“Ben kesmem”<br />
Doktor keser. Bir tencereye başını, bir tencereye belini, bir tencereye de kuyruğunu koyar ve bunları kaynatır. Ocaktan indirdikten sonra doktor helaya gider. Bunu fırsat bilen Camesab tencereleri değiştirir. Soğuyunca doktor yanlışlıkla kuyruğun suyunu içer ve ölür. Krala belinin suyunu içirirler kral iyileşir. Camesab’da başının suyun içer Lokman Hekim olur.<br />
Ancak efsaneye göre Şahmeran’ın öldüğünden yılanların hâlâ haberleri yoktur. Aradan binlerce yıl geçmesine rağmen yılanlar “Kralımız bir gün gelecek” diye beklemektedir. Krallarının öldüğünü duydukları anda yeryüzüne çıkıp, tüm insanları sokup öldürecekleri söylentisi Tarsus ve çevresinde hâlâ anlatılmaktadır.<br />
SELİM KARAKAYA</p>
<p>1.1.2.4. Ağlayan Köprü<br />
Silifke’nin meşhur Taş köprüsü hakkında şöyle bir efsane dolaşmaktadır.<br />
Eski zamanlarda büyük bir köprü yapılacağı zaman köprünün temeline muhakkak bir adam gömerlermiş. Köprünün temelinin atılacağı gün, kim erken su doldurmaya gelirse kurban edelim demişler. Şafak yeri ağarırken köprüyü kuracak olan ustanın karısı gelir. Kadının etrafını hemen sararlar. Fakat ustanın karısı böyle olacak şeyi bilirmiş, işin nereye varacağını anlar. Bu adamlardan nasıl kurtulurum diye başlar yalvarmaya:<br />
“Evde yavrularım kaldı. Biri beşikte, biri eşikte. Anamız gelsin diye bekleşiyorlar. Bir kere öpeyim gene geleyim.” der.<br />
“Olmaz” derler.<br />
“Ağılda kuzularım kaldı. Mengir mengir meleşiyorlar. Sularını içereyim de geleyim” der.<br />
“Olmaz” derler.<br />
“Ocakta aşım, gergefte işim kaldı” der.<br />
“Olmaz” derler.<br />
“Dünyada gözüm kaldı. Güneş doğsun, cihanı doya doya bir kere seyredeyim de ondan sonra geleyim” der.<br />
“Olmaz” derler.<br />
Bu kadar yalvarmasına karşın kadını kurban ederler. Onun için bu köprü bazı günler inler, ustanın karısı ağlar, kurban ister denilmektedir.<br />
ŞERİFE DEMİR</p>
<p>1.1.2.5. Kız Kalesi<br />
Bir padişahın çocuğu olmuyormuş. Bu duruma padişah çok üzülüyormuş. Yaşlı bir ermişe çocuğunun olup olmayacağını sormuş. Yaşlı ermiş de zamanla bir kızının olacağını, ancak kızının gelinlik çağına gelince yılan tarafından sokularak öldürüleceğini söyler. Bu habere padişah çok üzülür ve çareler aramaya başlar. Yaşlı bir zat, denizin içinde bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kale/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kale">kale</a> yaptırırsa yılanın buraya gelmeyeceğini anlatır. Padişah buna çok sevinir ve yaşlı kişiyi sevindirir. Zaman gelir padişahın bir kızı olur. Kızını yaptırdığı kalenin içine yerleştirir. Kızının yanına her türlü ihtiyacını veren padişah üzüntüsünden kurtulur. Bu sırada kız büyük ve talepleri çoğalır. Padişah kış mevsiminde kim üzüm yetiştirip getirirse kızını ona vereceğini söyler.<br />
Gençlerden biri padişahın buyruğunu yerine getirip üzümü yetiştirir. Sepet içine üzümleri yerleştirip padişaha götürür. Padişah da üzümleri kızına gönderir. Üzümün güzelliğine dayanamayan kız, elini sepete uzatınca daha evvelden sepetin içine yerleşen yılan kızı sokar. Kızının yılan tarafından sokulması padişahı çok üzer. Kaderin değişemeyeceğini anlar. Böylelikle padişah ve halkı ne şartlar altında olursa olsun kadere inanılması gerektiğini öğrenirler.<br />
SAMİ KÜÇÜK</p>
<p>1.1.2.6. Kuzuyu Öldürün<br />
Geçmiş yıllarda Mersin’in Evcili köyünde toprak damlı mütevazi bir evde sade, sakin yaşayan bir aile varmış. Bu ailenin bir çocuğu olmuş. Kadının sağlığı yerindeymiş, çocuğunu da kendi sütüyle emzirirmiş.<br />
Kısa bir müddet sonra sahibi bulundukları koyun kuzular yani doğurur. Koyun doğum sırasında ölür. Kuzu sağlıklıdır, ama anasız kalır. Analık duygusuyla kadıncağız düşünür ne yapsın, ne etsin? Kuzuyu alır, sarar sarmalar bir güzel temizler; Ama kuzu huzursuzdur. Çünkü karnı açtır. Onu doyuracak bir anası da yoktur. Kadın ne yapsın? Düşünür, taşınır kendi sütünden bir kaba sağar kuzuya bunu içirir. Bir iki gün böyle devam ettikten sonra köyde kadının kuzuya süt verdiği duyulur. Duyulur, duyulmaz Kur’an kursu hocaları tarafından bir tartışma başlar. “Bu kuzu kesilir mi, kesilmez mi?, Eti yenir mi, yenmez mi?, Helâl mi, haram mı?” Bu tartışmalar devam ede dursun, kafası çalışan birisi o zamanların alim hocası Nuri Hocaya doğru gelir:<br />
“Hocam, böyle böyle. Bir derdimiz var. Ne yapalım?”<br />
Nuri hoca bir taraftan dinler, bir taraftan der ki:<br />
“Okumazlar ki, bilsinler.”<br />
Hayvanın bir yıl diğer hayvanlar gibi besleneceğini, bu bir yıl süresince alınan gıdaların vücuttan insan sütü ile birlikte atılacağını, bu hayvana şu anda kıymanın öldürmenin herhangi bir anlamı olmadığını söyler. Ayrıca, bu hayvanın normal bir hayvan gibi beslenebileceğini, yaşını doldurduktan sonra da, kurban edilebileceğini güzelce anlatır. Nuri Hoca, her zaman yaptığı gibi güzel söyler, iyi söyler; Ama bu “Kuzuyu Öldürün” fetvası da yöre halkı arasında hiç unutulmaz.<br />
RÜŞTÜ ATA<br />
1.1.2.7. Şifa Taşı<br />
Değirmendere köyünün köy içi mevkiînde şu anda bir taş var. Bu taşla ilgili anlatılan bir de rivayet vardır.<br />
Bir çarşamba günü kadının birine bu taşın etrafında bir ermiş görünmüş. Kadına çarşamba yün eğirme demiş, sonra da kaybolmuş. Kadın bu alışkanlığına devam eder. Yine Çarşamba günü kadın yün eğirirken bu ermiş kadının karşısına çıkar.<br />
“Sana Çarşamba günü yün eğirme demedim mi?” der.<br />
Sonra küser ve ortadan kaybolur .O günden beri bu taşın etrafında Çarşamba günleri hasta çocuklar üç defa dolaştırılır ve bundan da şifa bulunduğuna inanılır.<br />
RÜŞTÜ ATA<br />
1.1.2.8. Febişahnî<br />
Değirmendere köyünün şimdi Ören diye bilinen mevkiînde bin yıllık bir dut ağacı var. Bu ağacın karşısında da mezarlık, mezarda da orada yaşam sürdüğüne inandığımız Febişahnî diye anılan iyi bir kimse yatmaktadır. Bu iyi kimse üç yüz, dört yüz kişilik bir medresenin hocasıdır. Daha sonra aynı yere gömülür. Mezarıyla ilgili şöyle bir rivayet bırakmıştır.<br />
“Benim mezarımın gerçek yerini bulmak istiyorsanız; mezarımın toprağından alın süte yoğurda çalın. Tutarsa bilin ki orası benim mezarımdır.”<br />
Şimdi Değirmendere köyünde bu mezardan alınan toprakla çingillerle yoğurt çalınır, yoğurt tutturulur. Bunun gerçek olduğuna inanılır.<br />
RÜŞTÜ ATA</p>
<p>1.1.2.9. Bulduklar<br />
Şimdi Arslanköy’de yaşam sürdüren “Bulduklar” adlı bir aile vardır. Bu ailenin evveliyatı beş yüz yıl öncesine dayanır.<br />
Tepe köy civarında o tarihte kıran adı verilen hastalık sonucu bir çok insan ölür. Bu sırada insanların yaklaşmaya korktuğu o sokaklarda bir çocuk görülür. Bu çocuk zaman zaman görülür, zaman zaman kaybolur. En son hangi evden çıktığı tespit edilir.  Annesinin ölü olduğu, annesini emdiği daha sonra çıkıp dışarıda oynadığı gözlenir. Bu çocuğu bulup oradan götürür ve beslerler. Bu çocuğun soyundan gelen kabileye şu anda “Bulduklar” kabilesi denilmektedir.<br />
RÜŞTÜ ATA</p>
<p>1.1.2.10. Yarık Taş<br />
Çaparla Ayva gediği arasında “Dölek taş” denilen bir taş varmış. Bu taşın üstü harman genişliğinde ve düzmüş. Taşın ortasında da dübek varmış. Köylüler bu taşın üstünde buğday, dövme döğerlermiş. Civar köylerden de gelenler olurmuş.<br />
Bir gün dölek taş bulgur dövmeye yabancı bir adam gelir. Adam taşın düzgünlüğü ve güzelliği karşısında hayran kalır. Taşa bakar da, bakar. Yabancı bulgurunu dövüp gittikten sonra dölek taş kırk gün inler. Köylüler taşa nazar değdi derler. Kırk gün sonra taş ortasından ikiye ayrılır. Taşın üzerindeki dübek de yana düşer. O günden sonra taşa dölek taş yerine yarık taş denir. Taşın dibinden de bir pınar çıkar. Köylüler ise o günden sonra taşa hayvan sulamaya giderler ve buraları kutsal bilirler.<br />
RÜŞTÜ ATA</p>
<p>1.1.2.11. Arıklı<br />
Binlerce yıl önceleri Rumeli olarak adlandırılan ve Hıristiyanların yaşadığı yer olan Çukurova’ya İslâm orduları Müslümanlığı yaymak için çeşitli seferler düzenlemişlerdir. Bu orduların içinde Muhittin adında bir nefer günlerce, aylarca, savaşmış ve savaşın sonunda şimdiki Arıklı köyünde şahadet mertebesine erişmiştir. Zaman geçtikçe, Muhittin Dedenin şehit düştüğü yerden geceleri göğe bir nur yükseldiğinin farkına varırlar. Şehit düştüğü yerdeki otları yiyen hayvanların hemen hemen hepsinin öldüğü köylüler tarafından gözlenir. Hayvanlarının öldüğünü gören köylüler buranın etrafını tellerle ve duvarlarla çevirerek buradaki Muhittin Dedenin türbesini koruma altına alırlar. Bu civarlara otlamak için gelen hayvanların bu otları yemediği zaman ölmediği görülür. Muhittin Dedenin türbesinin etrafını ve türbesini yaparak muhafaza altına alırlar. Zamanla köyün yerleşim alanı bu türbenin etrafında kurulunca Muhittin Dedenin türbesi köyün ortasında kalmıştır.<br />
Muhittin Dedenin kerametlerini köy halkı şöyle anlatır:<br />
Bir gün köyümüze dört beş kişinin zapt edemediği bir deliyi getirirler. Dört beş kişi olduğu halde bu delikanlıyı zapt edemezler. Kendini yerlere vurur ağaçlara, taşlara çarpar. Muhittin Dedenin kabrine getirdiklerinde sandukasını gördükten sonra delide bir yumuşama ve sakinleşme gözlenir. Zapt edilemeyen deli de hafif bir titreme olur ve deli kendi kendine yumuşayarak, beni bırakın der gibi kafa hareketleriyle etrafındakilere sesini duyurmak ister. Bunun üzerine deliyi tutanlar bırakırlar ve deli derin bir nefes alarak “Çok şükür, içimdeki sıkıntıyı atlattım. İçimden bir şey çıktı, gitti.” der. Kendi kendine sakinleştiğinin farkına varır. Kalkar ilerdeki çeşmeden abdest alır ve Muhittin Dedenin sandukasının başında iki rekat namaz kıldıktan sonra kendisini getirenlerle beraber huzur ve sükût içinde memleketine döner.<br />
Diğer bir olay ise şöyledir. Bu olay da köylüler tarafından bizzat gözlenmiştir.<br />
Yaşlı bir kadını Muhittin Dedenin huzuruna getirirler. Köylüler bu kadının kör olduğunu fark eder ve Muhittin Dedenin huzurunda kalmasını, burada yatmasını önerirler. Yaşlı kadın iki gece, iki gündüz kalır. Kör kadının gözlerinin üzerine bir tane sinek konar. Kör kadın sineği öldürmek maksadıyla gözünün üstüne kuvvetli bir şekilde vurunca gözleri açılır. O anda gözleri açılan kadın “Gözlerim görüyor, gözlerim görüyor” diye feryat eder. Daha sonra Muhittin Dedenin sandukası başında şükür duaları ederek oradan ayrılır. Muhittin Dedeye gelenler onun yüzü, suyu hürmetine Yüce Allah’tan çareler, şifalar beklerler.<br />
DURMUŞ ER</p>
<p>1.1.2.12. Gülnar Hatun<br />
Mersin’in Gülnar ilçesinin adı neden Gülnar olmuştur? Bu adı nasıl almıştır? Bununla ilgili bir efsane anlatılmaktadır.<br />
Gülnar bir Yörük kızıymış. Dünya güzeli, gülünce yüzünde güller açılır, ağlarken gözlerinden inciler saçılırmış. Gülnar Yörük beyinin biricik oğluyla nişanlıymış. Ama Gülnar’ın gönlü bu nişanlıyı pek tanımazmış. Gülnar’a sorsalar: “Nişan ne zaman?” diye iki omzunu çekerek, belik belik saçlarını sallaya sallaya “kısmet” der, güler gidermiş. Gülnar öyle kolay kolay yakayı ele vermeyen cesur, yiğit, serden geçti bir kızmış. Yörenin Yörük beyleri:<br />
“Bu kızın keşfi açık. Allah’ın eli onun üzerinde” derlermiş.<br />
Günün birinde obaya genç, yağız bir misafir gelir. Bilgili, erdemli olduğu her halinden bellidir. Gelen yiğidi Yörük çadırına misafir ederler. Üç gün üç gece kalır. Yiğit konuşur, Yörük gençleri can kulağıyla dinlerler. Gülnar’ın ise yiğidi ilk görmede içinde ona karşı bir sevgi belirir. Zaten o yiğit gelmeden üç gün önce Gülnar obalarına böyle bir yiğidin geleceğini bilir.<br />
“Zaten benim rüyalarıma girmişti.” demektedir.<br />
Ziyaretini tamamlayan yiğit oba beyinden izin isteyip yola koyulur. Obanın ileri gelenleri yiğidi yolcu ederler. Yoluna devam eden yiğidin yolu ileride Gülnar tarafından kesilir.<br />
“Ağam, beni yanına al, beni götür” der.<br />
Yiğit başını iki tarafa sallayıp<br />
“Gülnar, çadırlarınızda yattım, ekmeklerinizi yedim, ikramlarınızı gördüm. Ben bu adamlara kötülük edemem.”<br />
“Sen bilirsin ağam, ama ben bu dünyaya senin için geldim. Sen daha gelmeden ben seni rüyamda gördüm. Benim yiğidim sensin. Senden başkası bana haram olur” der.<br />
Yiğit söyler, Gülnar dinler; Gülnar söyler, yiğit dinler. Ama yiğit olmaz der ve reddeder. Çünkü törelerinde iyilik gördüğü yere nankörlük etmek yoktur. Gülnar’ın nişanlısı, Gülnar’ı bütün gece çadırda göremeyince aramaya başlar. Gülnar’la yiğidin yemyeşil çayırların üzerinde oturup, dertleştiğini, ağlaştığını gören nişanlısı, aldatıldığını sanarak Gülnar’ı başından tek kurşunla vurur. Gülnar pek sevinçlidir. “Madem ki kavuşmak yoktu. Yaşamak bana haramdı. Her gün bir türlü öleceğime bu gün bu türlü ölüm bana lütuftur” der. Yörük beyinin oğlu:<br />
“Ah! Ben ne yaptım, sana nasıl kıydım?” diye feryat etmeye başlar.<br />
Misafir yiğit, elindeki asayı yere vurup “Bu kanı yıka, bu toprağı ak et.” diye haykırınca yerden buz gibi bir pınar çıkar ve ortalık tertemiz olur. O esnada dağlar, taşlar dile gelir. “Gülnar temiz Gülnar” diye seslenirler.<br />
Gülnar’ın öldüğü yere mezarı yapılır. Geceleri mezarın üzerine nur yağar, geceleri miski amber kokusu sarar. Gülnar’ın hikâyesi böyle devam ettiği gibi, bazı söylentilere göre güllerin en güzeli, en kokulusu, en gösterişlisi buradadır. O civarlara ait narın da en güzelinin burada olmasından dolayı gülü çok güzel, narı çok tatlı anlamında Gülnar sözcüğünün ortaya çıktığı söylenir. Ama rivayetlere göre Gülnar bir Yörük kızının adıdır. Yanakları gül gibi, dudakları da nar gibi kırmızı olduğundan dolayı Yörük beyi kızına Gülnar ismini koymuştur. İçel’in batısındaki yerleşim alanında bulunan Gülnar kazasının isminin buradan geldiği rivayet edilmektedir.<br />
DURMUŞ ER</p>
<p>1.1.2.13. Muğdat Dede<br />
Muğdat Dede, bir semtte, bir camiîye adını veren evliyamızdır. Mersin’in, Yenişehir Beldesinin, Pozcu semtinde adına layık olan Muğdat Camiîsi`nin avlusunda, türbesinde sonsuz uykusuna yatmakta olan Muğdat Dedenin Hz. Muhammed’in sancaktarı olduğu söylenir. Asıl ismi Mithat Bin Yesvet olan yüce evliyamız, Peygamber efendimizin emri ile İslam dinini Çukurova’ya yaymakla görevlendirilmiştir.<br />
Muğdat Dedenin adı yıllarca Eğlence Dede olarak da bilinirdi. Bu isim onun eğlenceyi çok sevmesinden kaynaklanır. O tarihte kadınlar Muğdat Dedenin türbesi etrafında toplanır, semah gösterileri yaparlarmış. Muğdat Dede bir gün semah gösterisi yapan kadının rüyasına girerek:<br />
“Yanlış yapıyorsunuz. Bana şükür edin, dua edin. Benim etrafımda oyun oynamayın” der ve kaybolur.<br />
Kadın rüyasında gördüğünü diğer kişilere de anlatır ve ondan sonra Muğdat Dede türbesinin etrafında oyunlar oynanmaz olur.<br />
Muğdat Dedenin kerametlerini bir kadın şöyle anlatır:<br />
Buraya çocuğu olmayanlar, mutluluğu bulup onu korumak ya da arttırmak isteyenler evliyamızın türbesine gelip. Allah’a yalvarır, dilekte bulunurlar. Burada kesilecek adakların türü de önemli değildir.<br />
Bu evliyamızın Kıbrıs Barış Harekatı Sırasında mezarından gökyüzüne yükseldiği, Akdeniz’e yöneldiği ve Kıbrıs’ta savaşan askerlere yardımcı olduğu dilden dile anlatılmaktadır. Hatta Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra bir Yunanlı subay:<br />
“Kardeşim biz Türk askerlerinden çok, o yeşil cübbeli, beyaz sarıklı ak sakallı yaşlılardan oluşan dev bir orduyla savaştık. Onların kim olduğunu hâlâ anlayabilmiş değilim. Eğer o yeşil cübbeli, beyaz sarıklılar olmasaydı Kıbrıs’ın bir kum tanesini Türkler alamazdı” demiştir.<br />
DURMUŞ ER</p>
<p>1.1.2.14. Gelinli Kaya<br />
Çukurova’yı İç Anadolu bölgesine bağlayan sarp kayaların geçit verdiği bir yerde yani Gülek Boğazı’nda geçmiş şöyle bir efsane vardır.<br />
Gülek Boğazı’na gelindiğinde boğazın Adana tarafındaki yolun kenarındaki lokantalardan karşı kayalara baktığımızda gelin elbisesi giymiş, insan şekline benzeyen bir taş görürüz. Bunun hikayesi o yörelerce şöyle anlatılır.<br />
Ağanın çok güzel olan kızı ağanın çobanına aşık olur. Çobanla ağanın kızı birbirlerini çok severler ve evlenmek için sözleşirler. Civardaki başka bir ağanın oğlu da bu kızı görür ve çok sevdiğini anlar. Babasına bu kızla evlenmek istediğini anlatır. Babası da bu kıza dünürcü gider ve kızı ister. Kızın babası da “Benim kızım senin gibi bir ağanın oğluna layıktır.”diyerek kızını verir. Söz keserler. Söz kesildikten sona ağa kızına: “Bak kızım, seni falan ağanın oğluna verdim. Artık bundan sonra onların helalisin”der. Kız babasına karşı gelmez. Örf ve âdetlerinden dolayı karşı gelse bile affedilmeyeceğini bilir ve sesini çıkaramaz. Sabahleyin sevgilisine haber gönderir. Kendisini kaçırmasını, buradan götürmesini ister. Çoban ile kız buluşurlar. El ele tutuşarak o obadan kaçarlar. Kızının kaçtığını duyan köyün ağası etrafındaki adamlarını toplar, silahlandırır ve onların peşlerine gönderir. “Bulduğunuz yerde vurun, öldürün” talimatını verir. Ağanın adamları bunları takip etmeye başlar. Çobanla kız kaçarlarken karşılarına sarp bir kayalık, bir dağ çıkar. İşte bu dağın olduğu yer şimdiki Gülek Boğazı’nın olduğu yerdir. Arkadan da ağanın adamları onları yani kız ile oğlanı öldürmek için yaklaşmaktadırlar. Arkada ağanın adamları, önünde sarp kayalık ne kaçacak ne de saklanacak bir yerleri vardır. En sonunda ağanın adamları tarafından öldürülmektense intihar etmeyi düşünürler. Ağanın kızı Allah’a yalvarır:<br />
“Allah’ım, bizi ya bir taş et, ya bir kuş et! Taş olalım donalım, kuş olalım uçalım” der.<br />
Demek ki, Cenâb-ı Allah’ın kabul saatiymiş ki, gelinin bu isteği yerine gelir. Allah, ağanın adamları tarafından vurulmadan gelini bir taş eder. Sevdiği oğlanı ise bir kuş eder. O da uçup gider. Gülek Boğazı’nın Adana tarafına gelindiğinde, gelinliğini giymiş bir kız şeklinde duran kayayı herkes görebilir.<br />
DURMUŞ ER</p>
<p>1.1.2.15. Ulaş<br />
Ulaş köyü hakkında dilden dile dolaşan birçok efsane vardır. Bunlardan bir tanesi de şöyledir:<br />
Köyümüz Evliya Çelebi’nin Seyahatnâmesi’nde de geçmektedir. Tarihi eski bir köydür. Hatta bazı kayıtlarda kaza olduğu söylenir. Ulaş ismini nasıl aldığını anlatalım:<br />
Beylik zamanında burada bulunan bey, evine gelen misafirine izzet-i ikram yapmış. Bu misafirin üzeri tamamıyla silahla donanmış bir şekildeymiş. Bey, misafiri yolcu ettikten sonra kendi hizmetçisine “kısa yoldan git. Misafirin önünü kes. Onu geri getir gel” der. Ulaş yetiş anlamında bir tâbir kullanır. Yani “misafire ulaş, misafire yetiş” demiştir. Bu sözden dolayı köye “Ulaş” köyü denilir olmuştur.<br />
Hizmetçi kısa yoldan giderek misafirin önünü keser. Hizmetçinin elinde kırbaç vardır. Halbuki misafirin üzeri çeşitli silahlarla doludur. Hizmetçi kırbaçla misafirin kafasına vurur ve elinden silahlarını alarak geri getirir. “İşte beyim, istediğin misafiri getirdim. Hani ulaş geri getir demiştin.” der. O günden sonra köyümüzün ismi “Ulaş” olarak kalır.<br />
ARİF ZEKİ DEMİRCİOĞLU</p>
<p>2. BÖLÜM</p>
<p>2.1. MANZUM TÜRLER</p>
<p>2.1.1. Türkü<br />
Sözlü ve yazılı edebiyatımızda duyulan, söylenen veya görülen türküler, atalar sözü, masallar, bilmeceler ve mâniler gibi yaygın mahsüllerdir. Bu mahsüllere Doğu ve Kuzey Türküleri aynı kökten gelen “yır” veya “cır” adını vermişlerdir. Batı Türkleri, Türk kelimesinden doğan ve Türkler’e mahsus ezgi (melodi) mânâsına gelen “türkü”yü kullanmaktadırlar. Bu kelimeden icâdetmek mânâsına gelen “türkü yakmak” deyimi türemiştir.<br />
Türküler, umumiyetle herkesin anlayabileceği ortak, sâde ve tabiî bir dilde, hece vezni ile söylenmekte ve yazılmaktadır; aruzla meydana getirilmiş örnekleri vardır. Bâzı ilim adamlarının hece vezni olarak da düşündükleri aruz vezni ve Divan edebiyatı nazım şekilleri ile ortaya konulan bu türkülere: “Divan, Selîs, Semâi, Kalenderî, Satranç ve Vezniâhır” adları verilmektedir.<br />
Hece vezni ile yaygın türküler ise mâni ve koşma tiplerine bağlı, muhtelif şekil hususiyetleri gösteren nakaratlı, nakaratsız lirik manzumeler olarak başlangıçta ferdî bir er yaratma eseridir; zamana ve muhite bağlı olarak anonimleşirler<br />
 Türklerin özünü musiki teşkil eder. Musikisiz güfte düşünülemez. Bununla beraber hece ve aruz vezinleri ile söylenmiş veya yazılmış “türkü” başlıklı bestelenmemiş şiirlere de cönklerle mecmualarda rastlanmaktadır.<br />
 Halk edebiyatımızın bu zengin mahsullerini konularına, şekillerine ve ezgilerine göre üç şekilde tasnif etmek mümkündür. Oldukça itibari ve  izafi karakter taşıyan bu tasnifler arasında beste esasına göre yapılanı daha dayanıklı görünmektedir. Buna göre türkülerimiz “uzun hava” ve “kırık hava” olmak üzere iki kolda toplanmaktadır. Usul ile çalınmayan, her sanatkarın isteğine bağlı, tam bir şekil göstermeyen ve Batı musikisinde mevcut resitatif karşılığı ezgiler “uzun hava” adını almaktadır. Bozlak, Maya, Divan, Egin, Hoyrat, Çukurova, Türkmani, vb. ezgiler bu guruptandır. Ölçüsü ve ritmi belli ezgiler ise “kırık hava” içinde düşünülmektedir. Karadeniz Horonları, Kuzey Doğu Bur’ları ve Batı Anadolu zeybekleri gibi oyunlarda kırık havanın sürekliliği göze çarpar.<br />
Türküler,dar bir çevrede, tarikat-tekke mensupları arasında veya bütün millet hayatındaki yayılışı ile geçmişte olduğu gibi bugün ve yarında milli ve beşeri canlılığını devam ettirecek mahsullerdir.*</p>
<p>2.1.1.1. Kına Türküleri<br />
İndir kavak, indir  kavak<br />
Kavaktan dökülür uvak<br />
Eli kına başı duvak<br />
Hoş geldin gelin, hoş geldin<br />
Benim oğlana eş geldin<br />
Aldım geçtim eşiği<br />
Sofrada buldum kaşığı<br />
Büyük evin yakışığı<br />
Hoş geldin gelin. Hoş geldin<br />
Benim oğluma eş geldin<br />
İndim kavak yarısına<br />
Balta vurdum kurusuna<br />
Doğan ayın birisine<br />
Hoş geldin gelin, hoş geldin<br />
Benim oğluma eş geldin<br />
Sılaya bostan ekerler<br />
Vakti gelmeden sökerler<br />
Gurbete giden kızın<br />
Gözüne sürme çekerler<br />
Hoş geldin gelin, hoş geldin<br />
Benim oğluma eş geldin<br />
SALİME TAŞKIN</p>
<p>Kız anası, kız babası<br />
Yok mu bunun öz anası?<br />
Atlar gelir gemini dever<br />
Develer gelir camını dever<br />
Kız anam kınan kuru muydu?<br />
Kızlara emir böyle buyrulmuş.<br />
Nar ağacı dagım dagım7<br />
Gül ağacı dogum dogum<br />
Gelin arkadaşlar ayrılalım<br />
Alışalım ayrılık var bugün<br />
Kız anam kınan kuru muydu?<br />
Kızlara emir böyle buyrulmuş.<br />
ELİFE DEMİRCİOĞLU</p>
<p>Baba kızın çok muyudu?<br />
Bir kız sana yük müyüdü?<br />
Körolası emmilerim,<br />
Hiç oğlunuz yok muyudu?<br />
Kız anası, kız anası<br />
Hani bunun öz anası<br />
Yazıya bostan ekerler<br />
Kökünü deste çekerler<br />
Gurbet ele giden kızın<br />
Gözüne sürme çekerler<br />
Kız anası, kız anası<br />
Çağır gelsin öz anası<br />
Elimi yuduğum arklar<br />
Belimi verdiğim dutlar<br />
Aha bindim gidiyorum<br />
Silip süpürdüğüm otlar<br />
Kız anası, kız anası<br />
Elinde mumlar yanası<br />
Gelinci geldi kapıya<br />
Dam başıma zindan oldu<br />
Gurbet ele varanaça<br />
Asbabım üzerimde soldu<br />
HATİCE KÜÇÜK</p>
<p>2.1.1.2. Ham Çökelek<br />
Amman ammaaan<br />
Yoğurt gibi ela gözlüm<br />
Ayran gibi şirin sözlüm yar yar&#8230;<br />
Gel sarılıp yatalım<br />
Çökelek derisine benzer yüzlüm<br />
Sensiz yerde ben bizim evde<br />
Oda yan yana<br />
Ger Alim heey hey</p>
<p>Amman Ammaan<br />
Acımdan ölsem yemem yayık ayranı<br />
Acımdan ölsem yemem yayık ayranı yar yar&#8230;<br />
İlle Eşmeli ilen bal olsun<br />
Koca keçi kavurması<br />
Hiç olmazsa üstünde dört parmacık yağ olsun<br />
Anadan bellim heey hey.</p>
<p>Geli geliver ah sekerek<br />
Boğazına dursun ham çökelek<br />
Geli geliver ah sekerek<br />
Boğazına dursun ham çökelek</p>
<p>Amman Ammaaan<br />
Bre eşeğime biner şamlıbeli aşarım<br />
Bre eşeğime biner şamlıbeli aşarım<br />
Canımı sıkmayın hanımlar<br />
İkinizi birden boşarım<br />
Yandım Allah’ım yandım iki avradın elinden<br />
Küçüğü küçük hele kara domuzun dilinden<br />
Ger Alim heey hey.</p>
<p>Geli geliver ah sekerek<br />
Boğazına dursun ham çökelek<br />
Geli geliver ah sekerek<br />
Boğazına dursun ham çökelek<br />
BÜLENT KİLİT<br />
2.1.1.3. Silifke’nin Yoğurdu<br />
A’hey<br />
Silifke’nin yoğurdu<br />
Ah seni kimler doğurdu<br />
Seni doğuran ana bal ile mi doğurdu?<br />
Beşiği çamdan<br />
Yuvarlanıverdi damdan<br />
Keşke sevmez olaydım<br />
Usandırdı bu candan</p>
<p>A’hey<br />
Bağa vardım üzüme<br />
Ah çubuk battı gözüme<br />
Çubuk seni keserim<br />
Yar göründü gözüme<br />
Beşiği çamdan<br />
Yuvarlanıverdi damdan<br />
Keşke sevmez olaydım<br />
Usandırdı bu candan<br />
BÜLENT KİLİT</p>
<p>2.1.1.4. Keklik<br />
Yar yar yar&#8230;<br />
Nereden gelirsin, Silifke kalesinden<br />
Ne gezersin açlık belasından<br />
Nerede yattın beyin konağında<br />
Hey kekliğim hey<br />
Kekliği düz ovada avlarım<br />
Kanadını şamdanına bağlarım<br />
Şıkıdık mıkıdık şıkıdık mıkıdık oynarım<br />
Yar yar yar&#8230;<br />
Buyurun arkadaşlar davetim var benim<br />
Herkes kesesinden yesin içsin<br />
Aslı yok yaylasında bin beş yüz koyunum var benim<br />
Hey kekliğim hey.<br />
Kekliği düz ovada avlarım<br />
Kanadını şamdanına bağlarım<br />
Şıkıdık mıkıdık şıkıdık mıkıdık oynarım<br />
BÜLENT KİLİT</p>
<p>2.1.1.5. Türkmen Kızı<br />
Türkmen kızı Türkmen kızı<br />
İnek sağar Türkmen kızı<br />
Sen allar giy, ben kırmızı<br />
Çıkalım dağlar başına<br />
Sen gül topla ben nergizi<br />
Aman Ayşem yaman Ayşem<br />
Dağlar başı duman Ayşem</p>
<p>Türkmen kızı Türkmen kızı<br />
Yayık yayar Türkmen kızı<br />
Sen allar giy, ben kırmızı<br />
Çıkalım dağlar başına<br />
Sen gül topla, ben nergizi<br />
Türkmen kızı Türkmen kızı<br />
Hamur yoğurur Türkmen kızı<br />
Sen allar giy, ben kırmızı<br />
Çıkalım dağlar başına<br />
Sen gül topla, ben nergizi<br />
Aman Ayşem yaman Ayşem<br />
Dağlar başı duman Ayşem<br />
BÜLENT KİLİT<br />
2.1.2. Ağıt<br />
İnsanoğlunun ölüm karşısında veya canlı-cansız bir varlığını kaybetme, korku, telaş ve heyecan anındaki üzüntülerini, feryatlarını, isyanlarını, tâlihsizliklerini düzenli düzensiz söz ve ezgilerle ifade eden türkülere Batı Türkçesi’nde umumiyetle “ağıt” adı verilir. Ağıt söyleyen kişi için “ağıtçı” sözü yaygınlaşmış ve “ağıt yaymak” deyimi türemiştir.<br />
İslamiyet’ten önceki devirlerde “sagu” deyimi ile karşılanan ve hiç şüphesiz “sığıtmak: ağlamak” fiilinden türemiş ağıta bugün Azerbaycan’da “ağı”, Kerkük Türklerinde “sazlamağ” ve Türkmence’de “ağı” yanında “tavs”, “tavşa” adları verilmektedir.<br />
En az Hun Türkleri’nden itibaren ölü gömme ve yug törenlerine bağlı olarak ananesi zamanımıza kadar gelen ağıtlar bir bakıma ölen için söylenmiş medhiye demektir. Ancak zamanla cihânın fâniliği, ömrün kısalığı, ihânet, sadâkatsizlik, gençliğin geçişi, feleğin sitemleri, ayrılık gibi hâl, durum ve tasavvurlar ağıtın mânâ ve mâhiyetini genişletmiş oldu. Bu bakımdan “ağıt”ı  Fransızların “elegie” deyiminin hudutları içinde şekilden ziyade mûhteva olarak düşünmek lâzımdır.<br />
Ağıtlar, bâzı muhitlerde belli âdet, anane şekil ve usuller içinde söylenmektedir. Meselâ Kazak Türklerinde baş sağlığına gelenlere evin sâhibesi kızı veya gelini “Köris” adı verilen ağıtı hususi bir makamla okurlar. Adana’da ağıtçı, “ölü dehşeti” adı verilen evvelce söylenmiş ağıtların hâfızasında kalan bazı parçalarını söylemekle ağıtına başlar. Bu sözler ölünün niteliklerini belirleyici duygu ve düşünceye girebilmek için bir bakıma prolog olarak kullanılmaktadır.<br />
Binboğa Dağları’ndaki Türkmen aşiretlerinde ise ağıtçı, ölünün ortaya konulmuş çamaşırlarını birer birer eline almak suretiyle ağıtını terennüm eder ve çevresine toplanmış kadınların ağlamasını temin eder.<br />
Umumiyetle “mâni” ve “koşma” tipi şekiller içinde uzun ve kırık hava adı verilen ezgilerle hece vezni ile söylenen ağıtlarda ölenin ailede ve cemiyette bıraktığı boşluk, birlikte geçen günlerin hatıraları dostluk, iyilik, fazilet, cesâret, düşmanlık, merhamet vb. Temler ifâde edilir. Saz şâirlerinin zaman zaman aruz vezni ile de söyledikleri ve bir kısmı bestesiz olan ağıtlarda türkülerde olduğu gibi müzik birinci planda yer almaktadır. Kadınlar tarafından ücretle veya ücretsiz, irticâlen söylenen ağıtlar, ölenin ruhuna hakaret etmemek, onu methetmek esâsına dayanan lirik eserlerdir.*</p>
<p>2.1.2.1. Ömer’in Ağıdı<br />
Özlüce köyünden Durmuş Ağa adında biri oğlu Ömer’le Çukurova’ya çalışmaya giderler. Pamuk tarlasında çapa yapar, pamuk toplar ve evin istihkâkını temine çalışırlar.<br />
Ömer nişanlı imiş. Çukurova’da sıtmaya yakalanıp ölür. Ağıt onun içindir.<br />
Yoruldum yola oturdum<br />
Felek vurdu ben götürdüm<br />
Soyka pantol, soyka ceket<br />
Hatçeye hediye getirdim<br />
Geriye dönüşünde çocuğun elbiselerini de beraberinde getiriyor.<br />
Bizim yayla toplak toplak<br />
Kaş kara da gözler aplak<br />
Ömer Beyimi aldı da<br />
Gönendi mi kara toprak</p>
<p>Şıvara oldum şıvara<br />
İçmezdim içtim sigara<br />
Ömer oğlum can verirken<br />
Kolunu vurmuş duvara</p>
<p>Er yürüyen göç evleri<br />
Aştı tepeyi Kiraz’ı<br />
Ne ben aldım ne de kendi<br />
Elin aldığı murazı</p>
<p>Kuru çayın seli çöker<br />
O da boz bulanık akar<br />
Kalma orda Ömer oğlum<br />
Gözlerine mucuk çöker<br />
YILMAZ GÖKSAL</p>
<p>2.1.2.2. Ergen’in Ağıdı<br />
Adamın biri dağa ot biçmeye gider. Akşamdan sigarasını, çakmağını, ekmeğini, suyunu alır. Akşama kadar çalıştıktan sonra bir dalın altına yatar.<br />
Gece üç kişi gelir. Düşmanları olacak ki adamın başına taşla vururlar. Sürükleyerek bir odun yığınının üzerine korlar. Tam yakacaklarken yaralı adam kendisine vuranın birinin soyadını haykırır. O sırada Aydınlı Oymağı’nın evleri göçermiş. Tabiî duyarlar.<br />
Aydınlılar köye haber verir. Köylüler ekin biçmektedir. Orağı desteye koyan herkes gidip günlerce yaralıyı ararlar. Adamın da kimsesi yoktur. Köyün bekçiliğini yapmaktadır. Nihayet ölüyü bulurlar. Köye haber getireni de bulurlar. Bekçi Ergen’i (ismi Ergen’dir) kimin öldürdüğü sorulur ama Aydınlı söylemez.<br />
“Benim bir oğlum var. Düşman sahibi olamam” der. Hakimlerin hakimine havale eder.<br />
Hanımı ağlar:<br />
Yandım kavruldum kül oldum<br />
Dumanım göğe savruldu<br />
Bekçi elden gitmiş diye<br />
Köyde bir dellâl çağrıldı</p>
<p>Doktor tepemi açtı da<br />
Yakamdan döküldü kurtlar<br />
Bibi sen beni görmedin<br />
Üleşimi buldu itler</p>
<p>Uşaklar dala yükletti<br />
Çektiler engin aşağı<br />
Yedi gün dağlarda yattım<br />
Gelmedi bibim uşağı</p>
<p>Ardımda bir oğlum olsa<br />
Kısmet kız yalnız ağlar<br />
Düşman başına vurdu da<br />
Zelzele ediyor dağlar</p>
<p>Yaslan babam oğlu yaslan<br />
Karanlık derede seslen<br />
Anamın nazlı torunu<br />
Ergen değil adı Aslan</p>
<p>Veli babam oğlu Veli<br />
Bir arşın gelirdi kolu<br />
Vallaha sıtkınan diyom<br />
Ölsün bu dünyanın eli<br />
YILMAZ GÖKSAL</p>
<p>2.1.2.3. Hasta Kadının Ağıdı<br />
Hastane içinde uzandım yattım<br />
Yavrumu beyimi evde bıraktım<br />
Ayrılık şerbetini akşamdan tattım<br />
Onun için kapanmıyor gözlerim</p>
<p>Hastanenin ışıkları parlıyor<br />
Doktor gelmiş yaralarım bağlıyor<br />
Beyim gelmiş yanı başımda ağlıyor<br />
Onun için kapanmıyor gözlerim</p>
<p>Yeşil idi tabutumun tahtası<br />
Ömrümün son günü bayram haftası<br />
Beyime söyleyin her gün ağlasın<br />
Onun için kapanmıyor gözlerim<br />
ZEYNEP KÖSE</p>
<p>2.1.2.4. Yiğidin Ağıdı<br />
Ankara’yla Silifke’nin arası<br />
Her tarafı benim yarimin trafik yarası<br />
Nasıl dayansın buna annesiyle babası</p>
<p>Ev yaptırdım oturmadan<br />
İçine gelin getirmeden<br />
Cevabını bitirmeden<br />
Nasıl dayansın buna anne baba</p>
<p>Ev yaptırdım dört köşeli<br />
Önünde güller döşeli<br />
Bir yiğit öldü burada<br />
Kolları serum şişeli<br />
ZEYNEP KÖSE</p>
<p>2.1.2.5. Ali’nin Ağıdı<br />
Erdemli şehrinden okuntu geldi<br />
Alim erdeğine buyursun diye<br />
Küçük alim geldi büyük gelmedi<br />
Ne oldu pehlivanım da diyemiyorum</p>
<p>Çalgıcılar ah arkanda geziyor<br />
Güreşçiyi bir tarafa diziyor<br />
Alim durmuş kuşağını çözüyor<br />
Sen soyunma oğlum da diyemiyorum</p>
<p>Yedi kişi yıkmış çıkmış geliyor<br />
Nazar olmuş kel keli soluyor<br />
Bu dert benim yüreğimi deliyor<br />
Ne oldu pehlivanım da diyemiyorum</p>
<p>İncedir uzundur a beyaz taşı<br />
Tabuda sığmıyor o beyaz başı<br />
Kınamayın komşular Allah’ın işi<br />
Yitirdim oğlumu da bulamıyorum<br />
ARİF CERİT</p>
<p>2.1.2.6. Kardeşe Ağıt<br />
Sabahınan sabahınan, kahve gelir tabağınan<br />
Ömer bacıların kurban kucağında bebeğinen<br />
Oy oy babam olur, bacıların öle Ömer kardeş</p>
<p>Yolcuların cılga yolu gide gide kavuşuyor<br />
Ömer’i vuran Jandarmalar elvanına kavuşuyor<br />
Oy oy babam olur, bacıların öle Ömer kardeş</p>
<p>Yoncaların boz dumanı<br />
Hükümet bilmez amanı<br />
Ben kardeşim yolcu ettim<br />
Ot biçimi orak zamanı</p>
<p>Oy oy babam olur bacıların öle kardeş<br />
Oy oy babam olur bacıların öle kardeş</p>
<p>Martininin ucu gümüş bacısının adı Emiş<br />
Martinin ucu gümüş bacısının adı Emiş<br />
Ankara’dan İsmet Paşa ille Ömer’i vurun demiş<br />
Ankara’dan İsmet Paşa ille Ömer’i vurun demiş<br />
ARİF CERİT</p>
<p>2.1.3. Mâni<br />
Anonim Halk Edebiyatı mahsullerinin en yaygın olanlarından biri de ‘Mâni’dir. Düğünlerde, kadın topluluklarında, iş yerlerinde, tarlalarda vb. söylenen mâni umumiyetle hece vezninin 7 veya 8’lisi ile meydana getirilen 4 mısralık manzumelerdir. 4 mısradan az veya çok mısralarla ve hecelerle söylenen  mâniler de vardır. Bunlar karşılıklı mâni atışmalarında, “karşı-beri” adı verilen türkülerde, Kuzey Bulgaristan’la Romanya’da yaşayan Gagauz Türkleri’nin eserlerinde dikkati çekmektedir.<br />
Mânilerde birinci, ikinci ve dördüncü mısralar kafiyelenir: (a a b a) Bâzı saz ve tekke şairlerinin eserlerinde, meselâ ilâhi, destan ve koşmaların ilk dörtlüklerinde görüldüğü gibi (a b c d), (a a a b) şeklinde kafiyelendirilen mânilere rastlanır. Bu mânilere ‘düz mâni’ adı verilir.<br />
Her türlü hayat hâdiseleri arasında, aşk, gurbet, kıskançlık, hasret, kırgınlık, tabiat vb. temleri işleyen mânilerde ilk iki mısra bir bakıma duygu, düşünce ve hayâlin girişini teşkil eder. Dinleyenin veya okuyanın dikkat ve ilgisini çekmeye yarayan bu iki mısrâdan sonra üçüncü ve hususiyle dördüncü mısrâ asıl konuyu vermeye çalışır; nâdir olarak dört mısraın bütün bir duygu, fikir ve hayâlin işlediği görülür.<br />
Mânilerin ikinci bir şekli ‘kesik mâni’ veya ‘cinaslı mâni’ adını almaktadır. Mısrâ sayısı ile kafiye düzeni az-çok değişiklik gösteren cinaslı mâniler, umumiyetle ses, tekerleme, mânâ ve cinas hususiyeti gösteren bir kelime grubu halindeki eksik mısra ile başlar; daha çok bu biçimdeki mânilere Azerbaycan Türkleri Bayati, Güney ve Doğu Anadolu bölgelerimizi de Irak Türkleri (Kerkük) ‘hoyrat’ adını vermektedir.<br />
Kültür ve medeniyet tabakalarımızın maddi ve mânevî malzemesini aksettiren mâniler tabiî olarak bestesiz veya âşıklar tarafından hususî makamlarla söylenmektedirler.<br />
Ferdî eser olarak da bilhassa Irak Türkleri arasında görülen ve konularına göre araştırıcılar tarafından muhtelif şekillerde tasnif edilen mânilerin ilk kaynağı hiç şüphesiz halkın hâfızasıdır. Cönkler, mecmûalar, sözlükler, divânlar, halk hikâyeleri, ramazan nâmeler, mektuplar, bekçi destanları vb. eserler mânilerin yazılı kaynağını teşkil ederler.*<br />
(1)	Ateş yanar olur kor<br />
Düş görünce hayra yor<br />
Sevda çekmek nasılmış<br />
Sen onu çekene sor</p>
<p>(2) Çukurova uşağı<br />
İpek bağlar kuşağı<br />
Onu bunu dinlemez<br />
Çeker vurur bıçağı</p>
<p>(3) Dere dere giderim<br />
Mor koyun güderim<br />
Sultan benim olursa<br />
Yaylalara giderim</p>
<p>(4) İndim nane biçmeye<br />
Eğildim su içmeye<br />
Ben de senden öğrendim<br />
Böyle dalga geçmeyi</p>
<p>(5) Karınca toplar darı<br />
Bal yapar durmaz arı<br />
Sen de bunlara bakıp<br />
İbret alsana bari</p>
<p>(6) Karyolada yatıyor<br />
Yorgan göbek atıyor<br />
Çok yaklaşma sevgilim<br />
Bıyıkların batıyor</p>
<p>(7) Kızın adı Melek’tir<br />
Elbisesi yelektir<br />
Yakası açık gezmek<br />
Sevdalıyım demektir</p>
<p>(8) Maydanoz demet demet<br />
Yarimin adı Memet<br />
Memet benim olursa<br />
Ne karışır hükümet</p>
<p>(9) Mektup yazdım karadan<br />
Dağlar kalksın aradan<br />
Şu benim sevdiğimi<br />
Kavuştursun Yaradan</p>
<p>(10) Yayla gülü nedendir<br />
Çiçeği kendindendir<br />
Hep benim çektiklerim<br />
Yârimin derdindendir</p>
<p>2.1.4. Ninni<br />
Ninniler, annelerin süt emen çocuklarını uyutmak için ezgi ile söyledikleri manzum veya mensur sözlerdir. Batı Türkçe’sinde bu kelimeye bağlı olarak ‘Neni çalmak, ninni söylemek’ ve ‘uyku getirmek’ deyimleri doğmuştur. Ninniye Kâşgarlı Mahmud ‘balu-balu’, Azeri Türkleri ‘laylay’, Kerküklüler ‘leyley’, Türkmenler ‘hûdi: Allah de’, Özbekler ‘elle’, Kazanlılar ise ‘bişik cırı: beşik türküsü’ adını vermektedirler.<br />
Umumiyetle ilk söyleyicilerini tespit edemediğimiz ninnileri, anneden sonra, büyük anne, hala, teyze, abla gibi ailenin diğer şahısları da zaruret hâsıl oldukça terennüm ederler.<br />
Ninni, çocuk emzirilip kundaklandıktan sonra, salıncakta, beşikte veya kucakta sallanıp uyutulmaya çalışılırken tizden pese doğru söyleyen bir ezgidir; çocuğun ağlamasının durması veya uyuması ile nihayet bulur. Muhtelif türkü, mâni, ilâhi, destan ezgilerinin yardımı veya irticâlen meydana getirilen ölçücü, ölçüsüz söz ve tekerlemelerle çocuğu oyalayan ninniler, hece vezni ve sâde bir dille söylenirler. Umumiyetle dört mısralık bir bütün teşkil eden ninnilerin sonu bir bakıma nakarat gösteren ‘ninni yavrum ninni’, ‘uyusunda büyüsün ninni’, ‘e, e, e, ey’ vb. sözlerle biter.<br />
Ninnilerin konusunu çocuk teşkil eder. Sağlıklı doğmadan gelen sevinç, fizik güzellik, soy-sop, iyi huy, sünnet, öğrenim, nişan, gelin olma, evlenme gibi geleceğe ait dilekler; yalnızlık, gurbette kalan baba, koruyucu melekler, velîler, Hızır vb. madde, tem, motif ve merâsimler ninnilerin muhtevâsında belli başlı unsurlardır.<br />
Köy ve şehir hayatımızda canlı olarak yaşayan -arada bir erkeklerin de söylediği- ninniler maddî ve mânevî kültür mirasımızı sinesinde muhâfaza eden lirik mahsullerdir.*<br />
Evlerinin önü arpa<br />
Kırat gelir dırpa dırpa<br />
Benim yavrum hastalanmış<br />
Kuru yerde yata yata</p>
<p>Yavrum ninni, gülüm ninni<br />
Yavrum ninni, gülüm ninni</p>
<p>Evlerine varayım mı<br />
Kimi gördüm sorayım mı<br />
Benim yavrum hastalanmış<br />
Nereden hekim bulayım<br />
Gülüm ninni, yavrum ninni<br />
Gülüm ninni, yavrum ninni<br />
HATİCE KÜÇÜK</p>
<p>3. BÖLÜM</p>
<p>3.1. KALIPLAŞMIŞ SÖZLER</p>
<p>3.1.1. Bilmece<br />
Bilmeceler, tabiat unsurları ile bu unsurlara bağlı hâdiseleri; insan, hayvan ve bitki gibi canlıları; eşyayı, akıl, zekâ veya güzellik Nevi’nden mücerret kavramlarla dinî konu ve motifleri vb. kapalı bir şekilde yakın-uzak münâsebetler ve çağrışımlarla düşünce, muhâkeme ve dikkatimize aksettirerek bulmayı hedef tutan kalıplaşmış sözlerdir. Bu sözler bir takım eğlence, lügaz, muammâ ve bulmacalarda da görülen ve dinleyiciye sorulunca ondan halli istenen ‘bil bakalım’ veya ‘ol nedir ki’ ifadelerinin bir bakıma geniş târifidir.<br />
İlk çağlardan zamanımıza kadar bir çok milletlerin halk ve aydın çevreleri ile çocuk topluluklarında vakit geçirmek, eğlenmek, devlet adamları arasında gizli haber ulaştırmak; bir bakıma bilgide, zekâda, muhâkemede, hâfızada, dikkatte, sür’at-i intikâlde üstünlük yarışması olarak söylenen bilmeceleri anonim ve ferdi eser olmak üzere iki kolda incelemek mümkündür.<br />
Anonim mahsuller şekil bakımından nazım ve nesir olmak üzere iki ifade tarzı gösterirler. Manzum bilmeceler, vezin, kafiye ve nazım hususiyeti gösteren eserlerdir. Bunlarda kullanılan vezin, Türk dilinin bünyesinden çıkan ananevî hece veznidir. Bu vezin, bilmecelerde ve onların mısrâlarında tam kat’i bir intizam göstermez; türlü sebeplerle vezin aksaklıkları görülür. Duraklı, duraksız; az veya çok heceli muntazam veya gayri muntazam mısralarla örülen bilmecelerde kafiyeler, Türk halk nazmında görülen ‘aliterasyon,  redif, yarım, tam, cinaslı ve zengin’ gibi kafiyelerdir. Bazen kafiyesiz bilmecelere de rastlanır.<br />
Mensur bilemeceler, düz cümle halinde konuştuğumuz şekilde olan ve çoğu zaman ‘seci’ karakteri gösteren mahsullerdir. Bu mahsulleri bâzı durumlarda manzum bilmecelerden ayırmak mümkün olmaz. Tekerlemeleri andıran ve az da olsa atalar sözü ile duygu ve fikir alış-verişinde bulunan eserleri de bu grupta toplayabiliriz. Mensur bilmecelerin vezin ve kafiye unsurlarından mahrum bulunuşu hâfızalarda yaşamasını zorlaştırdığından manzum olanlara nispetle sayıları azdır.*</p>
<p>(1) Bu derenin akıntısı<br />
Kenarının yıkıntısı<br />
Kulağıma gelmez oldu<br />
Değneğinin tıkırtısı<br />
(AĞIT)</p>
<p>(2) Mini mini kuşlar camiyi taşlar<br />
Kendi yapar ele bağışlar<br />
(ARI)</p>
<p>(3) Ben giderim o gider<br />
Para para iz eder<br />
(ASA)</p>
<p>(4) İki tarla öbek<br />
Çalmadan oynar bu köpek<br />
(AYI)</p>
<p>(5) Sandalı biçtim<br />
Daracık yerden geçtim<br />
(AZRAİL)</p>
<p>(6) Dilim dilim nar<br />
Dizime çıktı kar<br />
Uçtu gitti keklik<br />
Yerinde kaldı dilber<br />
(BUĞDAY)</p>
<p>(7) Adın Abbası<br />
Yeşildir cübbesi<br />
Bunu bilmeyen<br />
Eşek sıpası<br />
(CAMİÎ)<br />
(8) Ağaç üstünde kilitli sandık<br />
(CEVİZ)	</p>
<p>(9) Yeraltında ak düğme<br />
(ÇİĞDEM)</p>
<p>(10) Çıktım gittim tepeye<br />
Bir yular kattım sıpaya<br />
(ÇUVALDIZ)</p>
<p>(11) Gece gider Leyla<br />
Gündüz gider Leyla<br />
Çalı çeker Leyla<br />
Dolu döker Leyla<br />
(DAVAR)</p>
<p>(12) Dağdan gelir tekerek<br />
Kara üzüm dökerek<br />
(DAVAR-KEÇİ)</p>
<p>(13) Değneğinin ucu yemiş<br />
Bunu yiyen ölmemiş<br />
Ramazan’da yemiş de<br />
Orucu bozulmamış<br />
(DAYAK)</p>
<p>(14) Taştandır demirdendir<br />
Yediği hamurdandır<br />
(DEĞİRMEN)</p>
<p>(15) Kale kapısından küçük<br />
Eşek sıpasından büyük<br />
Kan kırmızı tuz acı<br />
Bunu bilmeyen gunnacı<br />
(DEVE)</p>
<p>(16) Uzun uzun uzlama<br />
Ucunda bir bazlama<br />
(DEVE TABANI)</p>
<p>(17) Pata küten ağacı<br />
Kırmızı leylek<br />
Güle biten ağacı<br />
(DİKİŞ MAKİNASI)</p>
<p>(18) Yeşil ile başladım<br />
Beyaz ile işledim<br />
Kırmızı ile bitirdim<br />
(ELMA)</p>
<p>(19) Evimizin önünde bir ağaç var<br />
Dalsız budaksız<br />
Bir kuş kondu elsiz ayaksız<br />
O kuşu vursam topsuz tüfeksiz<br />
O kuşu pişirsem odsuz ocaksız<br />
O kuşu yesem dilsiz damaksız<br />
(GÖNÜL)</p>
<p>(20) Alaca yılan dünyaya dolan<br />
Vallahi de yalan Billahi de yalan<br />
(GÖZ)</p>
<p>(21) Bir dedem var metten<br />
Sakalları etten<br />
Şimdi gelir görürsün<br />
Güle güle ölürsün<br />
(HİNDİ)<br />
(22) Ak katır ağzını açar<br />
Kara katır gelir geçer<br />
(ISTAR TEZGÂHI)</p>
<p>(23) Gağal gağal gaz geçer<br />
Gağaltısı tez geçer<br />
Bir yumurtanın içinde<br />
Elli bin cülle geçer<br />
(KARGI MAKARNASI)</p>
<p>(24) Geriden baktım yamur yumur<br />
Yanına vardım gökçe demir<br />
(KARINCA)</p>
<p>(25) Dışı kazan karası<br />
İçi peynir mayası<br />
(KESTANE)</p>
<p>(26) Dökülür kavak yaprağı<br />
Dökülür Hz. Adem toprağı<br />
(KINA)<br />
(27) Ektim nohut bitti<br />
Söğüt dalları dut<br />
Başı armut<br />
(KOZA)<br />
(28) Karşıdan baktım ıldır ışık<br />
Yanına vardım yüzü kırışık<br />
(LAHANA)<br />
(29) İstanbul’da süt pişti<br />
Kokusu bura düştü<br />
(MEKTUP)<br />
(30) Bir karıştan boyu var<br />
Hem inekten hem öküzden soyu var<br />
Kendini yer bitirir<br />
Böyle kötü huyu var<br />
(MUM)</p>
<p>(31) Sarp yerde sandal asılı<br />
İçinde mercan basılı<br />
(NAR)</p>
<p>(32) Sarı ineğim sarkıp durur<br />
Düşeceğim diye korkup durur<br />
(PORTAKAL)</p>
<p>(33) Küçücük kutu<br />
Dünyayı yuttu<br />
(RADYO)</p>
<p>(34) Yol kıyısına sac koydum<br />
Geleni gideni aç koydum<br />
(RAMAZAN AYI)</p>
<p>(35) Herkes uyur, İlyas baba oturur<br />
(SAAT)</p>
<p>(36) Yeraltında sakallı hoca<br />
(SOĞAN)<br />
(37) Tid dedim tid dedim<br />
Var kapıya yat dedim<br />
(SÜPÜRGE)<br />
(38) Yoğurdun öz annesi<br />
Ayranın halasıyım<br />
Tereyağın nenesi<br />
Besinlerin hasıyım<br />
(SÜT)</p>
<p>(39) Yapılmadık duvar üstünde<br />
Doğmadık çocuk oturur<br />
(ŞEYTAN)</p>
<p>(40) Altı tahta üstü tahta<br />
İçinde bir ahraz softa<br />
(TOSBAĞA)</p>
<p>(41) Sındı sındı sıra vardı<br />
Ayağını kıra vardı<br />
(TUZAK)</p>
<p>(42) Anası yaman kadın<br />
Babası süklüm büklüm<br />
Kızı güzellerden güzel<br />
Oğlu gurbetlerde gezer<br />
(ÜZÜM)</p>
<p>(43) Melemez melemez<br />
Ocak başına gelemez<br />
(YAĞ DERİSİ)</p>
<p>(44) Benim bir guyum var<br />
İki türlü suyum var<br />
(YUMURTA)</p>
<p>3.1.2. Atasözleri<br />
Eski Türkçe’de Göktürk âbidelerinde, Uygurlardan kalma eserlerde, XI. asırda Karahanlılar devrinde Doğu Türk dilinde ‘söz, haber, mesaj, nutuk, şöhret, şey’ mânâlarına gelen ve ‘sa-‘ fiilinden türemiş, ‘sab-sav’ kelimesi XIV. asırda da İslâm tesirindeki Kıpçak sâhasında görülüyor.<br />
Bu gün yalnız Çuvaşça’da ‘çap’ şekli ve sesi ile ‘şân, şöhret’ mefhumlarına ad olan kelime, Göktürkçe’de ‘öğüt’ fikri ile genişlemiş Turfan metinlerinde açıkça ‘atalar sözü’ için kullanılmıştır. Göktürkler’de ve hattâ daha önceki devirlerde aynı mânâya geldiği muhakkak olan ‘sav’ı Kâşgarlı Mahmud’un ‘mektup’, ‘hikâye’, ‘tarihî hâdise’ yanında atalardan kalma öğütleri ifade maksadıyla tesbit ettiğini biliyoruz.<br />
Yukarıda Türk dilinde kullanılan karşılıklarını verdiğimiz ‘atalar sözü’ Arapça ‘nush, nasihat, meviza’, Farsça ‘pend’ ve Moğolca ‘erdeni üge: cevherli söz’ün ifade ettiği fikri zamanımıza kadar getiren sözlerdir; mânâsından da anlaşılacağı üzere atalardan intikâl etmiştir. Buna göre târihî hayatı olan sözlerdir. Zamanın seyri ve sosyal çevrenin coğrafyası içinde şekil ve muhtevasını kazanarak bugüne kadar gelen bu sözlere hususiyle Irak Türkleri’nin ‘eskiler sözü’ demeleri bundandır.<br />
Maddî şekli bir hareket noktası yapan ve ilk söyleyicilerini tespit edemediğimiz bu dil mahsulleri, hayat prensibi olacak fikir ve düşünceleri, din, ahlâk, hukuk, iktisad, terbiye, gelenek-görenek ile tabiat hât hâdiselerinden teknikten vb. çıkacak kaideleri müşahhasdan mücerrede giden bir yola, bâzen bir fıkra kılığında söz ve yazı ile nesillerden nesillere intikâl ettiren hikmetli cümlelerdir.*</p>
<p>	Aman ağlar diyeceğime aman dağlar derim.<br />
	Benim derdim inek ile danada, karımın derdi sürme ile kınada.<br />
	Erim el olsun, yerim çalı dibi olsun.<br />
	Fukaranın ahı, tahtından indirir şahı.<br />
	Genç avrat alma el için, yüksek yere harman kurma yel için.<br />
	Göç geri dönerse topal deve öne düşer.<br />
	Göçün geri döndüğü topal ite yarar.<br />
	Gurbete kız verme yiter gider, denize taş atma batar gider.<br />
	İnsanı el azdırır, yağmuru yel azdırır.<br />
	Koca ekmeği <a href="http://www.genelbilge.com/tag/meydan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Meydan">meydan</a> ekmeği, evlat ekmeği zindan ekmeği<br />
	Ölümden öte yol gitmez, mezardan öte sel gitmez.<br />
	Sekinin taşlısı, öküzün inek başlısı, kızın sarı saçlısı.<br />
	Senin yüzünün aklığı, benim ağzımın pekliğindendir.<br />
	Tarlayı taşlı yerden, kızı kardeşli yerden.<br />
	Ürmesini bilmeyen it, sürüye getirir kurt.</p>
<p>3.3.3. Tekerlemeler<br />
Tekerlemeler, masal, hikâye, bilmece ve halk tiyatrosu gibi bâzı türler içinde veya müstakil olarak ortaya çıkan mahsullerdir. Masalcı, meddâh, karagözcü, hoş-sohbet insan vb. masallarını anlatmaya başlarken dinleyicilerle seyirci topluluğunun dikkatlerini bir noktada birleştirmek ihtiyacını duyarlar.<br />
İşte bu tiyatrodaki gonga benzer. İhtiyaçtan doğan tekerleme, ‘yuvarlak bir şeyi hareket ettirip yürütmek’ mânâsındaki maddi karşılığı ile de uygunluk göstermektedir.<br />
Tekerleme söyleyicisi, vezin, kafiye, aliterasyon ve seciden faydalanarak hisleri, fikirleri, hayalleri, ‘tezâda, ‘mübalağaya, ‘güldürmeye, ‘tuhaflığa, ‘şaşırtmaya dayalı bir takım söz kalıpları içinde, ard-arda, ister açık ister kapalı şekilde ustalıkla sıralar ve yuvarlar. Dinleyici bu renkli prolog veya tasvirin kapısından asıl konuya girmiş olur. Kısa tekerlemeler bunun en tipik misâlini teşkil eder.<br />
Tekerlemeler umumiyetle içinde bulundukları türlere göre masal ve oyun tekerlemesi gibi adlar alırlar. En bol tekerlemeye masalların başında, ortasında veya sonlarında rastlanır. Bu halk edebiyatı mahsulleri muhtelif muhitlere göre isimler almaktadırlar. Doğu Anadolu’da ‘döşeme’ ve Güney Anadolu’da ‘sayıştırma’ bilinen tâbirler arasındadır.<br />
Hususiyetleri üzerinde kısaca durduğumuz tekerlemelerin kaynağını ise aklın kanunları dışında hayâlî, uydurma söz ve vakalarla gerçek mâcerâlarla teşkil eder.* </p>
<p>3.1.3.1. Mensur Tekerlemeler<br />
Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Zaman o zaman idi ki bitten binek, pireden yedek, çavdardan kalkan, çöpten kargı; bu hal ile düştüm yola. Vara vara vardım bir Çamlıbel’e. Çamlıbel’de çamur dizde. Yetmiş karga beni görünce, hepsi bir yerde, hep bir ağızdan ‘gelen ağamız, giden paşamız’ demezler mi.<br />
Armudu taşlayalım. Dibinde kışlayalım. Uzun sözün berisi, ala tavşan derisi, müsade ederseniz masala başlayalım&#8230;</p>
<p>Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde develer tellâl iken, pireler berber iken, aslan yatağından kalktı bir tilki, tüfeğim olsaydı vururdum belki. Anaypazarı’nda satıldı kürkü. Param olsaydı alırdım belki.<br />
Güle çıktım gülmedim, gülden düştüm ölmedim&#8230; </p>
<p>Bir varmış bir yokmuş. Tanrı’nın kulu çokmuş. Evvel zamanın içinde develer gölde uçarken, balıklar çölden geçerken. Sırtında kamburu, elinde kalburu, deve gibi yumru yumru. Geliyor çalım sata sata. Bindim bir yağız ata, dorudur diye. Minareyi beline sokmuş borudur diye. Keloğlan yatmış kalkmıyor, ayaklarım yorulur diye. Keloğlan yatar ama uyumaz. Kel kafası kızınca develer gelse korkmaz. </p>
<p>Vakti zamanında, zaman zaman içinde, kalbur saman içinde. Deve tellâllık ederken, eşek hamallık ederken, Şam’dan vurdum kılıcı, şarktan çıktı bir ucu. Yetmiş kazan kaygana pirinci yedik karnımız doymadı, yüzümüz gülmedi, dişimiz ışımadı. Ha şurada, ha burada, altmış tarla firik buğday. Onu da yedik karnımız doymadı, yüzümüz gülmedi, dişimiz ışımadı. İçi dolu boş ambar, minareden büyük bumbar. Onu da yedik karnımız doymadı, yüzümüz gülmedi, dişimiz ışımadı. O yalan bu yalan, eşeğe binip deveyi kucağına alan, fili yuttu bir yılan bu da mı yalan!..</p>
<p>Ne tarlamız vardı, ne darımız. Ne kovanımız vardı, ne arımız. “Kim demiş ki bal demekle ağız bal olmaz” diye, “Böyle çingenece fal olmaz” diye.<br />
Bir gün arı gelip kondu başımıza, görünce girdim yeni bir yaşıma. Bir gözünden bal akıyor, bir gözünden kaymak. Dünyalar değer bir kere tatmak. Gayri ne kirmen eğirdim, ne davar çevirdim. Her işi bir yana serip bir arıyı güttüm. Bağ bağ gezdirip, bahçe bahçe büyüttüm. Her çiçekten bal aldı, yaprak aldı, dal aldı. Velâkin yumurcağın biri bir taş attı, ayakları kırıldı. Bağlandım olmadı, yağlandım olmadı, bir türlü bir şifa bulmadı. Nihayet dolandım bayırı dağı, getirdim bir ceviz yaprağı. Sardım sarmaladım inceden ince; ne ağrı kaldı, ne sızı bence&#8230;</p>
<p>Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik, altı ay bir güz gittik. Arkamıza baktık ki bir örme uzunluğu yol gittik. Harda hurda altmış iki firik buğday yedik, karnımız doymadı. Kulağımızın dibi vız bile demedi.<br />
O yalan bu yalan. Karıncaya vurduk palan. Yedi yerden çektik kalan. Karıncaya bindik, fili kucağımıza aldık bu da mı yalan.</p>
<p>Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, biz hayladık hoyladık cümle alemi topladık. Allah’ın karışı, tandırın başı olur da kim gelmez. Haylayan da geldi, hoylayan da geldi. Hele büyük başı büyük ayak kara kadı geldi Kadıyı duyunca yabanın kazı, ördeği geldi. Ördeği, kazı görünce bir de çulsuz tazı geldi. Tazının peşinden de görmemişin oğlu, Kôr Memiş’in kızı geldi. Ne etti etti, arkası sökün etti. Kambur Ese, Sarı Köse geldi. Biri saltanata, biri süse geldi&#8230;</p>
<p>Çatalca’da Topal Nacar, Topal Nacar çatal saban yapar çatar satar. Topal Nacar ölürse, çatal saban kim yapar, çatar satar. </p>
<p>3.1.3.2. Manzum Tekerlemeler<br />
Tuz taşı tuz taşı<br />
Altın bilezik kaşı<br />
Senin baban değilse<br />
Benim babam da su başı</p>
<p>Su başının kulusun<br />
Altının çulusun<br />
Ağanın atı kişniyor<br />
Arpa için kişniyor</p>
<p>Arpayı nereden bulayım<br />
Satıcısını alayım<br />
Satıcısında yok derler<br />
Akarcada çok çerler</p>
<p>Akarcanın kinidi<br />
Ebize suyunu kinidi<br />
Geceki gelen kim idi<br />
Emmioğlu Musacık<br />
Elleri kolları kısacık</p>
<p>Çık çıkalım çardağa<br />
Ok atalım ördeğe<br />
Ördek başını kaldırmış<br />
Ak yelesini aldırmış</p>
<p>Ak yelesi başında<br />
İki bülbül bir torbada beslenir<br />
Birin kessen boğazlasan<br />
Elim kana bulaşır</p>
<p>Elimi nerede yuyayım<br />
Akarcada yuyayım<br />
Akarcanın kinidi<br />
Ebize suyunu kinidi<br />
Geceki gelen kim idi<br />
Emmioğlu Musacık<br />
Elleri kolları kısacık</p>
<p>Dinleyin tilkinin hikâyatını<br />
Tilkiden hocanın şikâyatını<br />
Dinleyin tilkinin destanını<br />
Tilki girdiği hocanın bostanını</p>
<p>Hoca tutdu kuşağı ile bağladı<br />
Çakal gördü zari zari ağladı<br />
Arkadaş nedir senin bu işlerin<br />
Yarın ölüm sırtaracak dişlerin</p>
<p>Ben ölürsem pekmez ile yusunlar<br />
Baklavayı sabun diye sürsünler<br />
Hemencecik mezarımı kazsınlar<br />
Kuru üzüm toprak diye atsınlar<br />
Bandırmayı hece taşı diye diksinler<br />
Tavuk bacım gelip baş ucumda ağlasın<br />
Hindi kardeş gelip telkin verip bağlasın</p>
<p>4. BÖLÜM</p>
<p>4.1. FOLKLOR<br />
4.1.1. Geçiş Dönemi Folkloru</p>
<p>4.1.1. Ad Verme<br />
Bebeğe isim ailenin en yaşlı erkek üyesi tarafından konur. Ama böyle biri yoksa bebeğe isim oğlanın babası tarafından konur.<br />
Bebeğe isim koyacak olan kişi önce abdest alır. Bebeği kucağa alırken besmele çeker. Bebeğin önce sağ daha sonra da sol kulağı üçer defa ismini söyler. Böylece bebeğin adı konmuş olur. Bebeğe kim isim veriyorsa âdet olarak o kişiye bir çorap ve bir mendi hediye edilir. </p>
<p>4.1.2. Sünnet<br />
Sünnetten bir gün önce sünnet kınası yapılır. Kına kadınlar arasında olur. Sünnet olacak çocuğun kına eline yakılır. Çocuğun mutlaka bir kirvesinin olması şarttır. Bu kirve yakın bir aile dostu olabileceği gibi herhangi biri de olabilir. Ancak akraba olmaz.<br />
Sünnet günü çocuğun kıyafetlerini kirvesi giydirir. Babasının yaptığı katkı kadar kirve de sünnete katkıda bulunur. Sünnetten önce yemek yenir. Mevlid okutulur. Mevlidde kirvenin hanımına iğne oyalı örtülüdür. Kirveye ailenin maddi gücü ölçüsünde hanımıyla birlikte bohça hazırlanıp hediye edilir.<br />
Kirve çocukla ilgilenir. Çocuğa sünnet yatağı hazırlanır. Bu yatağa yeni dantelli çarşaf, karyola takımı serilir. Yatağın etrafı süslenir. Sünnet saati geldiği zaman kadınlar odadan ayrılırlar. Odada sadece erkekler kalır. Kirvesi çocuğu kucağına alır. Sünnet sırasında çocuk bağırmasın diye ağzına sürekli lokum verilir.<br />
Sünnet bittikten sonra çocuk yatağa yatırılır ve kirvesi çocuğu hiç yalnız bırakmaz. Âdet olarak kirve çocuğa bir saat alır.<br />
Sünnetten bir gün sonra kirve yemeğe çağırılır. Böylece kirve akraba derecesine yükselmiş olur. Kirvenin çocukları aileye kardeş sayılacağı için kız alınmaz veya kız verilmez. Bunun sebebi sünnet olan çocuğun kanının kirvenin herhangi bir yerine değmiş olmasındandır.<br />
Çocuk büyüdükten sonra bile kirve çocuğun her şeyiyle ilgilenmek zorundadır.<br />
Çocuk sünnet olduktan sonra davul, zurna çalınır. Kadınlar erkekler kendi aralarında eğlenirler. </p>
<p>4.1.3. Askere Yolcu Etme<br />
Gençleri askere uğurlamak önemli bir olaydır. Askere gidecek olan genç, askere gitmeden önce bütün akrabalarını ve yakın dostlarını ziyarete gider. Ziyarete çıkmasa bile akraba ve yakın dostlar, genci yemeğe davet ederler. Bu yemeği veda yemeği şeklinde düzenlerler. Ziyaret ettiği akrabalar askere, uğurlama sırasında belli bir miktar para verirler. Bu paranın miktarı hiç önemli değildir. Önemli olan verilmesidir. Bu bir gelenektir. Askerin gideceği yeri öğrenmesi için gittiği jandarma komutanlığına bile köydeki bütün gençler, toplanıp giderler, askere gidecek genci yalnız bırakmazlar.<br />
Askere gidecek olan gencin ailesinin durumu uygunsa mevlid okutulur. Mevlid gencin askerliğini kazasız, belasız bitirmesi içindir. Âdete göre bir tane kurban kesilir. Kesilen kurbandan yemekler yapılır ve gelen misafirlere ikram edilir. Misafirlerle en fazla askere gidecek olan genç ilgilenir.<br />
Askerin bir de kınası vardır. Askere gitmesine bir gün kala kına yakılır kınada davulla, zurnayla köy ve akraba yakın dostlar eğlenirler. Kınaya gelenler asker gence hediyeler getirirler.<br />
Kınadan sonra askere gidecek genç ve arkadaşları köyde erkeklerin toplu olarak bulunduğu yerlere gider ve herkesle tek tek vedalaşıp helâllik ister.<br />
Askere genci genellikle akşam gönderirler. Otogarda herkes toplanır. Gencin akrabaları, yakın arkadaşları, yakın dostları ve ailesi vardır. Asker davullar, zurnalar eşliğinde uğurlanır. Genç, davul, zurnayla gönlünce oynar. Toplu halde erkekler halay çeker.<br />
Askerin uzun süre ait olduğu yerden ve ailesinden ayrı kalacağı düşünüldüğü için asker gencin o gün için dediği yapılır.<br />
Otobüse binmeden önce herkesle vedalaşır. Annesiyle vedalaşırken annesi oğluna simitten bir parça ısırtır. Gerisini saklar. Simidin gerisi bir odaya asılır. Geri dönene kadar bu simit saklanır.<br />
Asker genç, eğer sözlüyse, sözlüsü ona bir mendi hediye eder. Bu dantelli mendili genç kız eliyle işler. Bu mendili askerde kesinlikle kullanmaz. Askerden döndükten sonra ve hatta evlendikten sonra saklar. Bu bir gelenektir. </p>
<p>4.1.4. Düğün</p>
<p>4.1.4.1. Kız İsteme<br />
Evvelâ oğlan tarafının kendi arasında konuşmalar olur. Anne baba oğluna kimi istediğini; kimi arzu ettiğini sorar. Bu konuşmalar olduktan sonra kız isteme işlemine geçilir. Oğlanın karar kıldığı kızı istemek için köyün ileri gelen yaşlılarından, hacısından, hocasından iki, üç kişi kız evine yatsı namazından sonra, geç vakit gönderilir. Geç vakit gönderilmesinin nedeni hiç kimsenin görmemesi içindir.<br />
Giden kişiler, selâm, hoş beşten sonra niçin geldiklerini ev sahibine sezdirmeye çalışırlar. Daha sonra:<br />
“Ahmet Ağanın oğlu Mustafa’ya kızınız Emine Hatunu, Allah’ın emri peygamberin kavli üzere istemeye geldik. Allah yazdıysa siz de münasip görürseniz vereceğiniz kararı, diyeceğiniz sözlü bekliyoruz” denilerek kız istenir. Kız taraf, “Biraz düşünelim, kendi aramızda konuşalım. Başka bir gün tekrar buyurun gelin” der.<br />
Kızı istemeye giden kişiler gelip durumu oğlan tarafına anlatırlar. Kendi aramızda konuşalım, düşünelim sözü bir yumuşatma işareti olarak kabul edilir. Oğlan tarafı, bu işte bir yumuşaklık var herhalde diyerek sevinir. İkinci defa gidiş yani tekrar istemek için gidişte kız tarafı: “Allah yazdıysa ne diyelim.” diyerek önceden hazırladıkları bir listeyi dünürcülere sunar. Liste yazılmıştır. Bir beşi birlik, on sarı lira ve belli bir miktar başlık parası, iki top bez, şu kadar yorgan yüzü, bu kadar döşek yüzü gibi istekler listeye yazılmıştır. Liste istekçilere yani dünürcülere sunulur. Dünürcüler bu listeyi oğlan evine ulaştırır. Oğlan tarafı da bu listeyi makul görüp kabul ederse dünürcülere bildirir. Dünürcüler kız tarafına “Bu iş kabul olundu. Bundan sonra yapılacak işleri konuşalım” derler. </p>
<p>4.1.4.2. Nişan<br />
Bir gün alınır. Eski zamanlarda nişan takma işi gündüz değil, mutlaka gece olur. Nişan, çok kalabalık olmaz. Oğlan tarafından üç, beş kişiyle birlikte dünürcüler kız evine hazırlanmış tahin helvası götürürler. Bu işler yatsı namazından sonra yani geç vakit olur. Getirilen helva yenir. Nişana gelen kişiler arasında Kur’an okumayı ve dua etmeyi bilen varsa, Kur’an okunur ve dua edilir. Kızın parmağına yüzük takılır ama oğlan ortada yoktur. Oğlan kendi evindedir. Dünürcüler, kız evinin takacağı yüzüğü alır oğlan evine gelir. Oğlana yüzük kendi evinde takılır. Daha sonra ne zaman düğün yapılacak karara bağlanır. </p>
<p>4.1.4.3. Düğün Hazırlıkları<br />
Yöremizde gelirimiz ağustos, eylül, ekim bu üç aylar arasında olduğu için, üzümden sonra, pamuktan sonra denilerek eylül, ekim ve kasım aylarına düğün günü ayarlanır. Gün yaklaştığı zaman listedeki istekler, pamuklar bezler, astarlar oğlan evinden kız evine gönderilir. Kız evine oğlan tarafından giden bayanlardan, kız evinin yakını olan bayanlar bir araya toplanıp getirilen pamuktan belli bir miktar ister derler. Gelen pamuktan, pamuğa göre, iki, üç tane döşek, yastık, dört beş tane yorgan yapılarak yatak hazırlanır. Oğlan tarafında da köy davet edilerek düğün ekmeği yani yufka ekmek yapımı başlar. Oğlan evinde yapılmış yufka ekmeklerden beş altı kilosu ufalanır içine leblebi, kuru üzüm konulmuş şekilde becerikli bir kişi tarafından köye dağıtılır. Bu yapılan işleme okuntu, davetiye adı verilir. Bizim düğümüz var anlamına gelir.<br />
Oğlan evinde tekrardan düğün ekmeği yani yufka ekmek yapımı başlar. Köyden isteyenler, oğlan tarafını seven kişiler bir tabak içerisine un, buğday doldurur. Bulabildiği çiçeklerden unun içerisine koyar. Oğlan evine yani ekmek yapılan yere gelir. İçerisine çiçek koyduğu un tabağını da getirir. Ekmek yapımına yardım eder. Düğün ekmeği yani yufka ekmek yapımı iki, üç gün devam eder. </p>
<p>4.1.4.4. Bayrak Dikimi<br />
Düğün, gelenek gereği cuma günü olur. Gelin perşembe günü gelir. Gerdek perşembeyi cumaya bağlayan gece olur. Onun için gelinin geleceği haftanın başında yani pazartesi günü bayrak dikimi olur. Oğlan evinde davar kesilir, kavurmalar, çorbalar, yemekler yapılır. Köylüye ‘yarın bayrak dikimi var.’ diye ilân edilir. Köy halkı oğlan evine toplanır. Yemek yenilir, Kur’an okunur, dua edilir. Silahlar sıkılır ve oğlan evinin damına küçük bir Türk bayrağı dikilir. Bayrağın değneğinin başına ayna bağlanır, turunç veya portakal takılır. Bu, düğün olacak evin işaretidir. Dışarıdan gelen davetliler bu bayrak sayesinde evi sormadan bulabilirler. </p>
<p>4.1.4.5. Düğün Alayı<br />
Düğün alayı, yani yengeler, gençler, yakınlar, davetliler atlarla çalgı eşliğinde kız evine varırlar. Kız evi bunları karşılar. Kız evine salı günü varılır. Perşembeye hazırlık olsun diye çarşamba gününden yemekler yapılır. Kazanlarla pilav pişer, topalak çorbası, mantı yapılır. Hazırlanan yemekler perşembe günü, davetlilere yedirilir. </p>
<p>4.1.4.6. Kına Gecesi<br />
Çarşambayı perşembeye bağlayan gece kız evinde kına gecesi yapılır. Kız evinde davul, saz çalmaz. Davul, çalgı ne ise kahvelerde köy meydanında çalar. Kız evinde ise kadınlar toplanarak kendi getirdikleri dümbelek ya da deblek denilen çalgı aletini çalarak kendi aralarında eğlenirler. O akşam gelin kızın eline kına yakalar. </p>
<p>4.1.4.7. Gelinin Oğlan Evine Gönderilmesi<br />
Perşembe sabahı gideceği yerin uzaklığına göre gelinin bindirilmesi ayarlanır. Gelinin bineceği atın üzerine süslü, nakışlı terki atılır. Atın gemine ve başındaki yularına ise mendiller, gelinlik kız tarafından işlenmiş süslü çevreler bağlanır. Kız, evinin önündeki merdivenin dibine getirilir. Kız, yukarıda annesi, babası ve kardeşlerinin yanında, giyinmiş, kuşanmış bir vaziyettedir. Gelin kuşağı denilen kırmızı bir kuşak kızın kardeşi tarafından dua ile beline bağlanır. Yüzünü görülmemesi için de başına kırmızı bir örtü örtülür. Bir koluna erkek kardeşi, bir koluna da babası girerek, gelin kızı merdivenden indirir ve ata bindirirler. Atın başını bir kişi çeker. Gençler yol boyunca oynarlar, haya çekerler ve oğlan evine varılır. Oğlan evinin önünde pişmiş yemeklerin bulunduğu kazanlar vardır. Gelin at üzerinde, kazanın etrafında üç defa kıvrandırılır. Daha sonra merdiven dibine getirilir. Gelin burada bekler. Kaynanası ve kayınbabası tarafından geline hediyeler verilir. Kayınbabası der ki: “Ben falan bağı verdim.” Kaynanası: “Ben aşağıdaki ineği deveyi verdim.” Bu bağışlar da yapıldıktan sonra gelin attan indirilir. Sonraları güvey gelin kızın koluna girerek yukarı çıkar. Gelini odasına yerleştirir. Üç, beş dakikadan fazla olmamak şartıyla ufak bir konuşma yaparlar. </p>
<p>4.1.4.8. Gerdek<br />
Gençler, dışarıda güveyi bekler. Güvey çıkar ve gençler onu alıp götürür. Bir odada sohbet ederler. Güvey bu sırada tıraş olur. Gelin tarafından alınmış, hazırlanmış giysiler güveye giydirilir. Yatsı ezanı okununca iki sağdıç güveyin koluna girer. Diğer gençler de arkasından giderler. Önce camiye gidilir. Camiî’de yatsı namazı kılınır. Namazdan sonra köyün imamı nikah duası yapar. Daha sonra güvey sağdıçlar ve diğer gençler eşliğinde şarkılar, türküler, biliniyorsa ilâhiler söylenerek evin önüne yani merdivenin dibine getirilir. O arada oğlanın babası, yoksa yakını merdivenin başında bekler. Gençler: “Ey! Ev sahibi, size bir tosun getirdik. Boğa getirdik biz bunu satmak istiyoruz, alır mısınız?” Oğlan tarafı: “Alırım ne istiyorsunuz?” O zamanın parasına göre on lira, yirmi lira para isterler. Oğlanın babası veya yakını o parayı verir. Oğlanın yanındaki sağdıçları arkasına ufak bir yumruk vurarak serbest bırakırlar. Oğlan gerdeğe girer. Gençler de oğlanın babasından ya da yakınlarından aldıkları parayla kahveye giderler. Lokum, çerez, bandırma alarak yer, içer ve eğlenirler. </p>
<p>4.1.5. Ölüm Âdetleri<br />
Hıçkırık tutması, burnun dikilmesi, çenenin sarkması, gözlerin sabitleşmesi ölüm belirtileridir.<br />
Eğer hastanın öleceğine kanaat getirilirse başında Kur’an okunmaya başlanır. Hastaya zem zem suyu verilir. Eğer uzakta yakınları varsa hastanın yanına uzaktaki kişinin çamaşırları konur. Bu şekilde ona hasret gitmeyeceğine inanılır.<br />
Öldükten sonra kişi gömülene kadar serin bir yerde bekletilir. Sabah öldüyse, öğlen, öğlen öldüyse ikindi, akşam öldüyse, sabah namazının ardından cenaze namazı kılınıp gömülür.<br />
Gözleri açık öldüyse, birine hasret gittiği inancı vardır. Ölmeden önce, görmek istediği kişiyi görmemiştir. Arkasında sahipsiz kalacak birileri varsa da hasta gözleri açık ölür.<br />
Ölen kişinin önce yakınlarına haber verilir. Ölü, evinde yıkanır. Yıkandığı kazan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ters/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ters">ters</a> çevrilerek üstüne üç tane küçük taş konur. Bu taşlardan her gün bir tanesi atılır. Bu üç gün sürecinde odasında ışık yanar. Ruhun geleceğine inanılır. Ölen kişinin yıkandığı suyun artanı ayak değmeyen bir yere dökülür.<br />
Ölen kişinin eşi nikah düştüğü için kendisine haramdır. Bu nedenle eşi ölüyü göremez. Ama çocukları ellerini öper.<br />
Tabutun üzerine yeşil bir örtü ve namazlık örterler. Mezarlığa tabut dualarla götürülür. Ölü, gömülürken mezarının başında dualar ve Kur’an okunur.<br />
Kişi vasiyetinde nereye gömülmek istediyse oraya gömülür. Ölü gömüldükten sonra halktan biri beyaz bir beze zift sürerek bu bezi mezarın başına bağlar. Sırtlan taze ölü etini sevdiği için gece gelip mezarı kazar ve ölünün kefenini yırtarak etini yer. Buna engel olmak için bu işleme başvurulur. Kötü bir koku oluştuğu ve sırtlan bu kokuyu sevmediği için yeni gömülen kişinin mezarına yaklaşamaz.<br />
Cenazenin ilk günü ölü evinde yemek pişmez. Komşular ya da akrabalar tarafından yemek yapılır. Yakın akrabalar yemek yaparak ve hoca getirerek evi yas evi yaparlar. Cenazenin üçüncü günü ölünün helvası pişirilir. Bu helva herkese dağıtılır. Ölünün yedisinde kış ayı ise kuru fasulye, yaz ayı ise taze fasulye pişirilir. Ölünün mutlaka kırkında ve elli ikisinde de Kur’an okutulur. </p>
<p>4.1.2. Beslenme</p>
<p>4.1.2.1. Yöreye Ait Yemek Tarifleri<br />
Topalak Çorbası<br />
Malzemeler:<br />
Dört çay bardağı ince bulgur, iki çay bardağı un<br />
Bir çay kaşığı kimyon, bir çay kaşığı tuz<br />
İki yemek kaşığı sıvı yağ veya katı yağ<br />
Bir büyük soğan, bir kaşık biber salçası<br />
Bir kaşık domates salçası, bir su bardağı nohut<br />
Yarım kilo kemikli et, nane, limon<br />
Yapılışı:<br />
Bulgur sıcak su ile ıslatılır. İçine tuz, kimyon konulup yoğrulur. Biraz yumuşayınca bulgurun içine un katılıp yumuşayıncaya kadar yoğrulur. Yoğrulan hamurdan nohut büyüklüğünde parçalar alınıp avuç içinde yuvarlanır.<br />
Diğer taraftan kemikli et haşlanır. Nohut pişirilir. Tencere içine soğan rendelenir. Yağ konulur, soğanlar sararıncaya kadar pişirilir. Haşlanmış et parçaları ve doğranmış domatesler konulup pişirilir. Bir kaşık domates ile biber salçası da içine katılır. Haşlanmış et suyu ilave edilir, kaynamaya bırakılır. Su iyice kaynadıktan sonra içine yuvarlanmış bulgur hamuru atılır. Bir iki taşım iyice kaynatılır. Üstüne limon suyu ve nane atılır, servis yapılır. </p>
<p>Sarımsaklı Köfte<br />
Malzemeler:<br />
Dört çay bardağı ince bulgur, iki çay bardağı un<br />
Bir yumurta, bir çay kaşığı kimyon<br />
Bir çay kaşığı tuz, bir büyük baş sarımsak<br />
Bir su bardağı zeytinyağı, iki yemek kaşığı biber salçası<br />
Üç büyük domates, bir demet maydanoz, bir adet limon<br />
Yapılışı:<br />
Tepsi içinde bulgur ıslatılır. İçine bir kaşık salça, kimyon, tuz, yumurta ve un konulup yumuşayıncaya kadar yoğurulur. Yoğrulan hamurdan nohuttan büyükçe parçalar alınır. Avuç içinde yuvarlandıktan sonra baş parmakla ortası delinmeyecek şekilde basılır. Diğer taraftan tencere içine dövülmüş sarımsak, iki kaşık biber salçası küçük doğranmış domatesler konulup kaynatılır. Bir tutam tuz yapılan hamura atılır, kaynatılır. Kaynayınca süzülür. Tepsi içine dökülür. Yapılan sarımsaklı sos, doğranmış maydanoz ve limon suyu konulup iyice karıştırılır. Servis yapılırken yanına turşu, domates dilimleri, turp konulur. </p>
<p>İçli Köfte<br />
Malzemeler:<br />
Dört su bardağı bulgur, iki su bardağı un<br />
Bir çay kaşığı irmik, iki yüz elli gram siyah et<br />
Biber salçası, kimyon, tuz<br />
Yarım kilo kıyma, iki kaşık katı yağ<br />
Karabiber, yüz gram ceviz, maydanoz<br />
Yapılışı:<br />
Tepsi içine bulgur konulup ıslatılır. İçine, un, irmik, dövülmüş et, kimyon, tuz, salça konulup iyice yoğrulur. Hamur yumuşayınca ceviz büyüklüğünde parçalar alınır avuç içinde baş parmak yardımıyla içi açılarak bardak şekli verilir. İçine kıyma harcı konulup, ağzı kapatılır ve yumurta şekli verilir. Diğer taraftan tencere içinde su kaynatılır. Hazırlanan köfteler içine atılıp haşlanır. Haşlandıktan sonra köfteler kepçe ile servis tabağına alınır. Üzerine sarımsaklı sos yapılıp dökülür.<br />
Kıymanın Hazırlanışı:<br />
Yarım kilo kıyma, tencere içinde soldurulur. İçine yağ, doğranmış soğanlar konulup kavrulur. İçine dövülmüş ceviz, karabiber, tuz kıyılmış maydanoz konulur. Soğuduktan sonra köfte içinde kullanılır.<br />
Sosun Hazırlanışı:<br />
Dört, beş sarımsak dövülür. İçine sıvı yağ, bir kaşık salça, kırmızı biber konulup hazırlanır. Yapılan köftelerin üzerine dökülür. </p>
<p>Humus<br />
Malzemeler:<br />
Yarım kilo nohut, dört kaşık tahin<br />
İki limonun suyu, beş diş sarımsak<br />
Sıvı yağ, tuz, kimyon<br />
Maydanoz, kırmızı biber<br />
Bir fincan sıvı yağ, bir çay kaşığı sumak<br />
Yapılışı:<br />
Nohut akşamdan ıslatılır. Islatılan nohut yumuşayıncaya kadar pişirilir. İyice pişen nohut süzgeçten geçirilir. Macun haline gelen nohudun içine dövülmüş sarımsak, tahin, kimyon, tuz, limon suyu, bir fincan su konulup bir taşım pişirilir. Karışım servis tabağına konulur. Üzerine yağ biber karışımı kızdırılarak dökülür. Maydanoz ve sumakla süslenerek servis yapılır. </p>
<p>Baba Gannuş<br />
Malzemeler:<br />
Dört adet iri topak patlıcan, iki kaşık tahin<br />
Beş diş sarımsak, karabiber, tuz<br />
Limon, kırmızı biber<br />
Bir çay fincanı sıvı yağ, yarım demet maydanoz<br />
Yapılışı:<br />
Patlıcanlar kabuklu olarak közde veya fırında pişirilir. Pişen patlıcanların kabukları soyulur. Çatalla tabak içinde iyice ezilir. İçine dövülmüş sarımsak, limon suyu, tuz, karabiber, tahin konulup iyice karıştırılır. Karışım macun şeklini alıncaya kadar iyice karıştırılır. Servis tabağına konulup üzerine kırmızı biberle yağ karışımı dökülür. Maydanoz ile süslenerek servis yapılır.</p>
<p>Tutmaç Çorbası<br />
Malzemeler:<br />
Yarım kilo un, bir yumurta<br />
Bir su bardağı yeşil mercimek, iki kaşık katı yağ<br />
Tuz, üç diş sarımsak, bir kase yoğurt, nohut<br />
Kırmızı biber, nane, bir çay bardağı un, bir kaşık sıvı yağ<br />
Yapılışı:<br />
Tepsi içinde unun ortası açılır. İçine tuz, yumurta konulup, normal bir hamur yapılır. Hamurlardan da bezeler yapılır. Merdane yardımıyla çok ince olmayacak şekilde hamur açılır. Yağsız tavada tam pişmeyecek şekilde pişirilir. Çok az pişen bazlamalar kibrit çubuğu kalınlığında ince ince kesilir.<br />
Diğer taraftan tencere içinde mercimek haşlanır. İçine haşlanmış nohut ve tuz atılır. Kaynayan suyun içine hazırlanan hamurlar atılıp, çok su kalacak şekilde pişirilir. Başka bir tarafta bir çay bardağı un, bir kaşık sıvı yağ, tuz konulur, yoğrulur. Yoğrulan hamurdan ufak parçalar kesilir. Tavada sıvı yağ kızıncaya kadar pişirilir. Kıkırdak haline gelen hamurlar pişen çorbanın içine dökülür.<br />
Tabaklara çorbalar konulur. Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülür. Yoğurdun üzerine kızdırılmış yağ, biber, nane karışımı dökülüp servis yapılır.</p>
<p>4.1.3. İNANMALAR<br />
Çocuğu doğup yaşamayan birisi eğer çocuğu yaşarsa adı Mehmet olan yedi aileden bir parça bez alarak bu bezleri birleştirip elbise diker ve çocuğuna giydirir.<br />
Doğum yapan kadının evine un getirmezler. Un getirileceği zaman bebeği dışarı çıkarırlar. Unu eve öyle koyarlar. Gelen undan alıp bebeğin anlına, yanaklarına sürerler. Büyüsün, saçı, sakalı ağarana kadar yaşasın anlamındadır.<br />
Doğum yapan kadının yanına al basmasın diye kırmızı bir şey giyinip gelinmez.<br />
Hamile kadının saçını kestirmezler. Eline ve saçına kına yaktırmazlar. Doğacak bebeğin ömrünün kısa olacağına inanılır.<br />
Cuma akşamları çocuklara sakız çiğnetmezler. Ölü eti çiğnenmiş gibi olacağına inanılır.<br />
Örümceğin yuvası cuma günü bozulmaz.<br />
Saçın uzunu iyidir. Kadın öldüğü zaman göğsünü kapatması gereklidir. Bu nedenle saç kestirmek istemezler.<br />
Leylekler geldiğinde ayaktaysan işinin iyi olacağına, o yıl her işin yolunda gideceğine inanılır.<br />
Akşamları süt verilmez. İneğin hastalanacağına inanılır. Eğer mutlaka verilmesi gerekiyorsa süt verilen tasın üstüne yeşil bir yaprak konulur.<br />
Yumurta kabuğunu çiçeğe takarlar. Nazara uğrayıp solmasın anlamındadır.<br />
Dolu yağarken evin ilk ve tek kızı doluyu bıçakla keser. Kesilen dolu parçasıyla bıçağı evin önüne koyar. Bu şekilde dolunun kesileceğine inanılır.<br />
Eşiğe düşmeyi iyi saymazlar. Eşiğe düşen kişi cinlerin çocuklarının üzerine düşmüş olur.<br />
Gökkuşağının altından geçmeyi başaran kişinin kızsa erkek, erkekse kız olacağına inanılır.<br />
Hava karardıktan sonra acı soğan, kazan ve leğen istemeyi iyi saymazlar.<br />
Hızlı yağan yağmurda evin en büyük çocuğu ocağın altına konulan mangal demirini sırasıyla sayarak atar. Atarken dua okur. Demiri attıktan kısa bir süre sonra yağmurun duracağına inanılır.<br />
Namaz kıldıktan sonra, edilen duanın bitiminde Âyete’l Kürsî okunur. Bir sağına, bir soluna, bir yere bir göğe ayrı okunup üflenir. En son okunan Âyete’l Kürsî yutulur. Namazdan bu şekilde kalkan kişinin evine hırsız girmeyeceğine, hırsız gelse bile evin kapısını bulamayacağına inanılır.<br />
Nazar değmesin diye üzerlik adı verilen bir tohumu yağda kavurup kişiye koklatırlar.<br />
Nazar değmesin diye yanmış kömürü yani közü bir kap suya yedi defa her seferinde dua okuyarak atarlar. Köz suyun içinde parça parça olur. Bu dualı ve kömürlü suyu nazar değen çocuğa içirirler. Elini yüzünü bu suyla yıkarlar. Kalan suyu ayakla basılmayan bir yere dökerler. Bu şekilde çocuğun nazardan kurtulacağına inanılır.<br />
Suyu eşiğe dökmezler. Sıcak suyu serpmeyi tercih ederler. Çünkü eşiğe dökülen su ya da serpilen sıcak suyun cinlerin üzerine döküldüğüne inanılır.<br />
Suyun içine (dere, çay, su birikintisi) tuvalet yapılmaz. Öbür dünyada kirpiklerle bu pisliğin ayıklanacağına inanılır.<br />
Sünnet olan çocuğun sünnet sırasında annesinin ağlamasını iyi saymazlar. Ağlayan annenin gelinini kıskanacağına inanılır.<br />
Süpürgeye oturmayı uğursuzluk sayarlar.<br />
Tırnağı akşam kesmezler. Tırnağını akşam kesen birinin iftiraya uğrayacağına inanılır. Perşembe günü cumaya hazırlık olsun diyerek tırnak keserler. </p>
<p> SONUÇ</p>
<p>Kaynak Şahıslar<br />
1.					2.<br />
Adı Soyadı	: Arif CERİT	Adı Soyadı	: Ayla TOKAY<br />
Doğum Yeri	: Mersin/Ayva Gediği<br />
Yaylası	Doğum Yeri	: Mersin<br />
Yaşı	: 68	Yaşı	: 55<br />
Tahsili	: Ortaokul Mezunu	Tahsili	: Lise Mezunu<br />
Mesleği	: Emekli	Mesleği	: Ev Hanımı<br />
3.					4.<br />
Adı Soyadı	: Ayşe ÇOLAK 	Adı Soyadı	: Selime TAŞKIN<br />
Doğum Yeri	: Mersin	Doğum Yeri	: Mersin/Erdemli<br />
Yaşı	: 52	Yaşı	: 70<br />
Tahsili	: Lise Mezunu	Tahsili	: Öğrenim Görmemiş<br />
Mesleği	: Ev Hanımı	Mesleği	: Ev Hanımı</p>
<p>5.					6.<br />
Adı Soyadı	: Ayşe ŞENSOY 	Adı Soyadı	: Bülent KİLİT<br />
Doğum Yeri	: Mersin/Erdemli	Doğum Yeri	: Mersin/Silifke<br />
Yaşı	: 33	Yaşı	: 48<br />
Tahsili	: İlkokul Mezunu	Tahsili	: Lise Mezunu<br />
Mesleği	: Ev Hanımı	Mesleği	: Memur</p>
<p>7.					8.<br />
Adı Soyadı	: Zeynep KÖSE	Adı Soyadı	: Hamza UÇAR<br />
Doğum Yeri	: Mersin/<br />
Esenbeli Köyü	Doğum Yeri	: Mersin/<br />
Çiftlik Köyü<br />
Yaşı	: 72	Yaşı	: 51<br />
Tahsili	: Öğrenim Görmemiş	Tahsili	: Lise Mezunu<br />
Mesleği	: Ev Hanımı	Mesleği	: Çiftçi</p>
<p>9.  					10.<br />
Adı Soyadı	: Elife<br />
DEMİRCİOĞLU	Adı Soyadı	: Şerife DEMİR<br />
Doğum Yeri	: Tarsus/Ulaş Köyü	Doğum Yeri	: Mersin/Silifke<br />
Yaşı	: 70	Yaşı	: 47<br />
Tahsili	: İlkokul Mezunu	Tahsili	: Lise Mezunu<br />
Mesleği	: Ev Hanımı	Mesleği	: Ev Hanımı</p>
<p>11. 					12.<br />
Adı Soyadı	: Emine BULUT	Adı Soyadı	: Ülkü ÇOLAK<br />
Doğum Yeri	: Mersin/<br />
Ayva Gediği Yaylası	Doğum Yeri	: Mersin<br />
Yaşı	: 55	Yaşı	: 48<br />
Tahsili	: İlkokul Mezunu	Tahsili	: Lise Mezunu<br />
Mesleği	: Ev Hanımı	Mesleği	: Ev Hanımı </p>
<p>12. 					13.<br />
Adı Soyadı	: Arif Zeki<br />
DEMİRCİOĞLU	Adı Soyadı	: Eda ATEŞ<br />
Doğum Yeri	: Tarsus/Ulaş Köyü	Doğum Yeri	: Mersin<br />
Yaşı	: 65	Yaşı	: 27<br />
Tahsili	: İlkokul Mezunu	Tahsili	: Üniversite Mezunu<br />
Mesleği	: İmam	Mesleği	: Öğretmen</p>
<p>14.					15.<br />
Adı Soyadı	: Mehmet AKDAĞ	Adı Soyadı	: Selim KARAKAYA<br />
Doğum Yeri	: Mersin/<br />
Ayvagediği Yaylası	Doğum Yeri	: Tarsus<br />
Yaşı	: 64	Yaşı	: 68<br />
Tahsili	: İlkokul Mezunu	Tahsili	: İlkokul Mezunu<br />
Mesleği	: Esnaf	Mesleği	: Emekli</p>
<p>17. 					18.<br />
Adı Soyadı	: Sami KÜÇÜK	Adı Soyadı	: Hatice KÜÇÜK<br />
Doğum Yeri	: Mersin	Doğum Yeri	: Mersin<br />
Yaşı	: 56	Yaşı	: 53<br />
Tahsili	: Lise Mezunu	Tahsili	: İlkokul Mezunu<br />
Mesleği	: Emekli	Mesleği	: Ev Hanımı</p>
<p>19. 					20.<br />
Adı Soyadı	: Rüştü ATA	Adı Soyadı	: Durmuş ER<br />
Doğum Yeri	: Mersin	Doğum Yeri	: Tarsus<br />
Yaşı	: 40	Yaşı	: 53<br />
Tahsili	: Ortaokul Mezunu	Tahsili	: Lise Mezunu<br />
Mesleği	: Esnaf	Mesleği	: Esnaf</p>
<p>21. 					22.<br />
Adı Soyadı	: Cumhur TAŞTAN	Adı Soyadı	: Halil ASLAN<br />
Doğum Yeri	: Mersin	Doğum Yeri	: Mersin<br />
Yaşı	: 33	Yaşı	: 36<br />
Tahsili	: Lise Mezunu	Tahsili	: Ortaokul Mezunu<br />
Mesleği	: Memur	Mesleği	: Esnaf</p>
<p>23.					24.<br />
Adı Soyadı	: Yılmaz GÖKSAL	Adı Soyadı	: Hıdır ERSÖZ<br />
Doğum Yeri	: Mersin	Doğum Yeri	: Mersin<br />
Yaşı	: 51	Yaşı	: 54<br />
Tahsili	: Lise Mezunu	Tahsili	: İlkokul Mezunu<br />
Mesleği	: Basın Yayın<br />
Müdürü	Mesleği	: Esnaf</p>
<p>Kaynakça</p>
<p>DEVELİ Şinasi, Akdenizde Bir İnci Kent Mersin, Mersin 1998<br />
ELÇİN Şükrü, Halk Edebiyatına Giriş, Akçay Yayınları, Ankara 1993<br />
Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü, Tok Yayınları Sayı: 211<br />
Türkçe Sözlük, Tok Yayınları</p>
<p>Sözlük<br />
-A-<br />
Al: Düğünde güveyin boynuna atılan mendil büyüklüğünde kırmızı bez. 2. Kadınların alınlarına bağladıkları yeşilli kırmızılı ipek örtü.<br />
Ala: Karışık renkli, alaca. 2. Açık kestane renginde olan.<br />
Alaca: Siyahla beyaz karışık renk, siyahlı beyazlı.<br />
Âlem: 1. Dünya, acun, cihan. 2. Çevre. 3. Durum ve koşullar. 4. El gün, herkes. 5. Eğlence.<br />
Anadan belli: Doğuştan işareti, nişanı olan.<br />
Anay: Ara bozucu, müzevir.<br />
Anay pazarı: Ara bozuculuğun çok olduğu yer.<br />
Aplak: 1. Tembel. 2. Budala, şaşkın.<br />
Arşın: Eskiden kullanılan ve aşağı yukarı metrenin üçte ikisine eşit olan uzunluk ölçüsü.<br />
Asbab: Çamaşır. </p>
<p>-B-<br />
Bandırma: 1. İri taneli, beyaz üzüm, razak. 2. Kuru üzüm. 3. Ceviz içi, badem, ipliğe dizildikten sonra pekmezli veya şekerli nişastaya batırılarak yapılan sucuk, şeker sucuğu, pekmez sucuğu.<br />
Bazlama: Mısır, arpa, darı ve buğday unlarından yapılan mayalı, mayasız, yağlı, yağsız, şekerli, şekersiz, ince ve kalın pişirilen sac ekmeği.<br />
Belek: Kundak, çocuk bezi.<br />
Belik: Saç örgüsü.<br />
Bibi: 1. Hala. 2. Amca karısı, yenge. 3. Abla. 4. Nine, büyükanne. 5. Teyze.<br />
Bostan: 1. Sebze bahçesi. 2. Kavun, karpuz tarlası. 3. Kavun ve karpuza verilen ortak ad.<br />
Boz: 1. Açık toprak rengi, 2. Açılmamış, sürülmemiş.<br />
Bucak: 1. Memleket. 2. Semt, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/mahalle/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Mahalle">mahalle</a>. 3. Taraf, öte, uzak. 4. Dağ eteği. 5. Dağ tepesi doruğu.</p>
<p>-C-Ç-<br />
Cılga: 1. Harmanda saman ile taneyi ayırmak için her ikisi arasına uzatılan ağaç. 2. Kağnı veya araba izi. 3. Su yolu.<br />
Cihan: Dünya, âlem.<br />
Civan: Yakışıklı genç.<br />
Civan-ı Mert: Mert yaradılışlı, yüce gönüllü yiğit.<br />
Cübbe: Din adamlarının elbise üstüne giydikleri uzun, yenleri geniş, düğmesiz giysi.<br />
Cülle: 1. Kafa. 2. Küçük kefal balığı. 3. Yaramaz kötü.<br />
Çevre: 1. Bir şeyin kenarlarının meydana getirdiği kapalı çizgi. 2. Bir şeyi kuşatan yakın yerler. 3. Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar. 4. Sırma işlemeli mendil.<br />
Çökelek: Ayrandan yapılan yağsız peynir. </p>
<p>-D-<br />
Dağım: Çitlembik ağacı ve üzümü.<br />
Deste: 1. Demet bağlam. 2. Darıya benzeyen ak darı da denilen bir çeşit tahıl. 3. Mısıra benzeyen tohumundan un yapılan bitki.<br />
Devmek: 1. Kımıldamak hareket etmek. 2. Çırpınmak, kıvranmak, tepinmek. 3. Çabalamak, uğraşmak, didinmek.<br />
Dırpa: Tepe, en yüksek yer, uç.<br />
Doğum: Frenk üzümü.<br />
Dübek: 1. İçinde kahve ya da bulgur dövülen oyuk taş, taş havan. 2. Tahta havan. 3. Yayık. </p>
<p>-E-<br />
Elemir: Fal<br />
Elemirci: Falcı.<br />
Elvan: Renkler demek olup dilimizde “çeşit çeşit renkli” anlamında sıfat olarak kullanılır.<br />
Engin: 1. Alçak yer. 2. Geniş alan.3. Ucu bucağı görünmeyecek kadar geniş.<br />
Er: 1. Erkek. 2. Koca. 3. Aşamasız asker. 4. Kahraman yiğit.<br />
Eşmeli: Kaymak.</p>
<p>-F-<br />
Felek: 1. Gök. 2. Acun. 3. Talihleri çizdiği sanılan doğaüstü güç.<br />
Fetva: Dini ilgilendiren sorular üzerine müftünün verdiği genel yargı.<br />
Firik: Olgunlaşmaya başlayan tahıl. 2. Çerez olarak yenilen tahıl kavurması.</p>
<p>-G-<br />
Gagalı: Yeşil kabuğundan çıkarılmış ceviz.<br />
Garb: Batı.<br />
Gem: Atı kontrol altında tutabilmek için, ağzına takılan demir araç.<br />
Gökçe: 1. Gökle ilgili sema. 2. Gök rengi. 3. Yormayan, batıcı olmayan, güzel, latif.<br />
Gönenmek: 1. Mutlu rahat bir hayat yaşamak. 2. Birlikte yaşamayı  dilmek. 3. Bir işten hayır görmek. 4. Bir yere yerleşmek, oturmak. 5. Sahip olmak. 6. Mirasa konmak. 7. Geçinmek.<br />
Gunnacı: Gebe hayvan.<br />
Gurbet: Yurt, dışı, yad el.<br />
Guyu: Kuyu.<br />
Güvey: 1. Evlenmekte olan bir erkeğe, evlenme töreni sırasında verilen adı. 2. Bir kızın ailesinden olan büyüklere göre o kızın kocası.<br />
Güz: Sonbahar.</p>
<p>-H-<br />
Harda: Kıldan yapılan yaygı ya da hayvan örtüsü.<br />
Harman: 1. Bahçe, sebze ya da meyve bahçesi. 2. İncir bahçesi. 3. Kolay sulanan tarla.<br />
Haylamak: 1. Koşmak, kovalamak. 2. Seğirtmek. 3. Bağırıp, çağırmak. 4. Dövmek.<br />
Hoylamak: 1. Kovalamak. 2.Koşmak, kaçmak.<br />
Hûda: Tanrı.<br />
Hûdaperest: Tanrıya tapan.<br />
Hurda: 1. Çapa ile eşilen toprağın ince kısmı. 2. Topraktan yapılan küçük su testisi. </p>
<p>-I-<br />
Istar Tezgâhı: Halı, kilim vb. şeyler dokunan tezgâh.<br />
Işımak: Aydınlanmak.</p>
<p>-İ-<br />
İstihkâk: Hak, hak etme.<br />
İzdivaç: Evlenme.<br />
İzzet-i İkrâm: Ağırlama.</p>
<p>-K-<br />
Kabile: 1. Boy. 2. Oymak.<br />
Kalbur: Tahıl ve başka iri taneli maddeleri elemek için kullanılan büyük delikli ya da seyrek telli elek.<br />
Kaygana: Omlet.<br />
Keramet: Kimi ermiş insanların doğaüstü birtakım yetenekleri bulunduğuna inanılan şaşkınlık uyandırıcı durum.<br />
Kıvranmak: Döndürmek.<br />
Kirmen: Elde yün eğirmeye yarayan araç.<br />
Kirve: Sünnet olan çocuğun elini kolunu tutan ve çocuk üzerinde babalık hakkı olan kimse.<br />
Kolan: 1. Yünden ya da ipekten yapılmış üzeri işli ince kuşak. 2. Kuşakların üstüne getirilen üç santimetre eninde kayış. </p>
<p>-L-<br />
Lâl: Dilsiz.</p>
<p>-M-<br />
Martin: Eskiden kullanılan ve tek kurşun atan bir çeşit tüfek.<br />
Met: Kabarma.<br />
Mıntıka: Bölge.<br />
Mucuk: Bir çeşit küçük sinek.<br />
Murad: İstek, arzu.<br />
Münasip: Uygun, yerinde, yakışıklı.<br />
Mütevazi: 1. Alçak gönüllü., kurumsuz. 2. Gösterişsiz.<br />
Müzevir: Söz götürüp getiren, ara bozan.</p>
<p>-N-<br />
Nefer: 1. Kimse kişi, 2. Er.<br />
Noksansız: Eksiksiz.</p>
<p>-O-<br />
Oba: 1. Bölmeli büyük göçebe çadırı. 2. Çadır halkı, göçebe ailesi. 3. Göçebelerin bir zaman için konaklamış oldukları yer.<br />
Od: Ateş.<br />
Okuntu: Çağrı kağıdı, davetiye.<br />
Orak: 1. Ekin biçmekte kullanılan, yarım çember biçiminde, bir ucu tutmaklı, öbür ucu sivri kılıç. 2. Ekin biçme, deyirgi, hasat.<br />
Oymak: 1. Boy denilen topluluğun ayrıldığı kol, işaret. 2. İzcilikte küçük birlik. </p>
<p>-Ö-<br />
Öbek: 1. Maddeleri ya da nitelikleri bakımından birbirine yakın olan şeylerin topu, takım, grup. 2. Genel olarak yaş, yapı, uzay dağılımları ve hızları bakımından benzer özellikler gösteren dizgelere ilişkin yıldızlar kümesi.<br />
Ören: Eski yapı ya da şehir kalıntısı, harabe.</p>
<p>-P-<br />
Palan: Kaşsız, enli ve yumuşak bir çeşit eyer.<br />
Palas pandıras: Çok çabuk.<br />
Parça pinik: Paramparça.<br />
Pejmürde: 1. Eski püskü, yırtık. 2. Dağınık.</p>
<p>-R-<br />
Revan: Akıcı, akan.</p>
<p>-S-<br />
Sac: Demir levha.<br />
Sancaktar: Sancağı taşıyan kimse.<br />
Sarp: 1. Dik, geçilmesi ve çıkılması güç, yalman. 2. Sert.<br />
Sefer: 1. Yolculuk, 2. Savaşa gidiş, savaş.<br />
Seki: Kaldırım.<br />
Serden geçti: Fedaî.<br />
Sıddık: 1. Doğruluk, gerçeklilik. 2. İçten bağlılık.<br />
Sındı: Makas.<br />
Softa: 1. Eskiden medrese öğrencisi. 2. İlmiyeden olanlara aşağılama amacıyla verilen ad. 3. Körü körüne bir davaya bağlanıp ayak direyen kimse.<br />
Soyka: Ölünün üstünden çıkan giysi.<br />
Sumak: Antepfıstığıgillerden, sıcak bölgelerde yetişen, kabuğu hekimlikte ve yaprakları dericilikte kullanılan, mercimeğe benzeyen, taneleri dövülerek ekşilik vermek için yemeğe katılan ve yüz türü bilinmekte olan bir ağaç.<br />
Sürme: Kirpik diplerine sürülen siyah boya.</p>
<p>-Ş-<br />
Şah: İran ya da Afgan hükümdarı.<br />
Şark: Doğu.</p>
<p>-T-<br />
Tandır: 1. Su çevresi burgaç. 2. Fırında pişirilen ekmek.<br />
Telkin: 1. Aşılama, kulağına koyma. 2. Ölü gömüldükten sonra mezar başında imamın söylediği dinsel sözler.<br />
Tellâl: 1. Bir şeyin satılacağını ya da herhangi bir şeyi halka bildirmek için çarşıda pazarda yüksek sesle bağıran kimse. 2. Satışlarda aracılık eden kimse.<br />
Terki: Eyerin arka bölümü.<br />
Toplak: Camiî.<br />
Tuluk: Tulum.<br />
Tura: Kadınların başlarına taktıkları küçük altın dizisi.<br />
Turunç: Turunçgillerden bir ağaç ve bunun portakalı andıran, suyu acımtırak meyvesi.<br />
-U-<br />
Uvak: Ufak.<br />
Uzalam: 1. Masal. 2. Ahmak.</p>
<p>-Ü-<br />
Üleş: Hayvan ölüsü, leş.<br />
Ür-: Havlamak.<br />
Üzengi: Ayak altı çukuru.<br />
Üzerlik: Tütsü, nazara iyi geldiğine inanılan kokulu bir ot.</p>
<p>-Y-<br />
Yağız: 1. Karaya çalan buğday rengi, esmer. 2. Yiğit, yavuz.<br />
Yar: Sevilen kimse, sevgili.<br />
Yayık: Tereyağı elde etmek için sütün içinde dövüldüğü ya da çalkalandığı kap.<br />
Yörük: Hayvancılıkla geçinen, göçebe Türkmen boyu. 2. Bu boydan olan kimse.<br />
Yular: Hayvanın başlığına ya da tasmasına takılan ve onu bir yere bağlamaya ya da çekerek götürmeye yarayan ip.<br />
Yu-: Yıkamak.</p>
<p>-Z-<br />
Zari zari: Zırlamak, ağlamak.<br />
Zindan: Hapis yeri.</p>

<p class="sayac_bilgi">480 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/mersinin-tarihcesi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ankara Tarihi, Konumu, Genel Bilgiler</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/ankara-tarihi-konumu-genel-bilgiler.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/ankara-tarihi-konumu-genel-bilgiler.html/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Oct 2010 06:39:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Artan]]></category>
		<category><![CDATA[Ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Jansen]]></category>
		<category><![CDATA[Katma]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Oranda]]></category>
		<category><![CDATA[Tek]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=16008</guid>
		<description><![CDATA[1. ANKARA’NIN TÜRKİYE İÇİNDEKİ KONUMU 1970 yılı Ankara’sına baktığımızda kent nüfusun 1.200.000’e, kentleşme oranı ise %71’ne ulaşmış ve şehir 14000 ha.’lık bir alana yayılmış bulunmaktadır. Aynı yıl Türkiye’nin nüfusu 35 milyona, kentleşme oranı ise %35’e  gelmiştir. Bununla beraber bu veriler tek başına kentin 1923 yılından beri geçirdiği değişimleri yansıtmamaktadır. Ankara’nın büyümesindeki en büyük etken kentin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><strong> </strong></h1>
<h1><strong>1. ANKARA’NIN TÜRKİYE İÇİNDEKİ KONUMU</strong></h1>
<p>1970 yılı Ankara’sına baktığımızda kent nüfusun 1.200.000’e, kentleşme oranı ise %71’ne ulaşmış ve şehir 14000 ha.’lık bir alana yayılmış bulunmaktadır. Aynı yıl Türkiye’nin nüfusu 35 milyona, kentleşme oranı ise %35’e  gelmiştir. Bununla beraber bu veriler tek başına kentin 1923 yılından beri geçirdiği değişimleri yansıtmamaktadır. Ankara’nın büyümesindeki en büyük etken kentin II. Dünya Savaşı sonrasında tarım sektöründe meydana gelen yapısal değişimler sonucu ortaya çıkan kırdan kente göç dalgasından, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olması nedeniyle, fazlasıyla etkilenmesidir. Bunun yanı sıra bu 47 yıllık dönemde kentin kaderini etkileyen karrlar alınmış, imar konusunda yeni ve önemli sonuçlar doğuran düzenlemeler yapılmıştır.<br />
<span id="more-16008"></span><br />
Kentin kaderini etkileyen plan kararları 1932 yılında onanan Jansen planı ile, 1957 yılında onanan Yücel-Uybadın planında alınmış, bununla beraber bu planlama çalışmaları kentin önlenemez büyümesini kontrol altına alamamış, yanlış nüfus projeksyonları ve artan spekülatif baskılar 1970’e gelindiğinde kentin ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmasına sebep olmuşlardır. Kentin sorunlarına çözüm bulunması amacıtla, 1965 yılında alınan kararla İmar İskan Bakanlığı’na bağlı Ankara Nazım Plan Bürosu’nun (ANPB) kurulması için çalışmalara başlanmış ve büro 1968 yılında çalışmalarına başlamıştır.</p>
<p>Ankara’nın 1970 dönemindeki sosyal ve ekonomik yapısına bakldığında kentin başkentlilk işlevi kentteki faaliyetleri önemli oranda etkilediği görülmektedir. Kentin faal nüfusunun çoğunluğu hizmet sektöründe çalışakta ve bu nüfusun büyük kısmını kamusal hizmetlerde çalışanlar oluşturmaktadır. Kentin sınai faliyetlerde gelişmemişliği ürettiği katma değerden de anlaşılmakta ve kent sahip olduğu konuma göre az üretmektedir. Aynı eksiklik toptan ve perakende ticaret faaliyetlerinde de görülmektedir.</p>
<p>Kentin mekansal yapısına bakıldığında,kentin demiryolu ile ikiye ayrıldığı düşünülürse, bu iki parçanın kuzey tarafında daha çok alt gelir gruplarının, güneyde ise üst gelir gruplarının yaşadığı söylenebilir. Merkezin yapısına bakıldığında ise Ankara’nın 1970 yılında iki kutuplu bir yapıya sahip olduğu söylenebilir. 1950 sonrası dönem, kent merkezinde baskı unsuru oluşturan küçük sanayi kuruluşlarının kooperatifler oluşturarak, bu baskıyı azalttıkları söylenebilir. Kentteki diğer önemli alan kullanım şekillerine bakıldığında iki merkezli yapının bu alan kullanımlarını da ikiye böldüğü, ancak Kızılay’ın merkez gelişmişliği konusunda Ulus’a baskın çıkmaya başladığı söylenebilir.</p>
<h1><strong> </strong></h1>
<h1><strong> </strong></h1>
<h1><strong>2. ANKARA’DA YASAL VE YÖNETSEL YAPI</strong></h1>
<p><strong>2.1. YASAL YAPI</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>2.Dünya Savaşı sonrasında tüm dünya kentleri gibi Türkiye’deki şehirlerde büyük değişimlere uğramış, bu değişimleri karşılayabilmek adına pekçok yasal düzenlemeler getirilmiştir. Tekeli bu düzenlemeleri beş başlıkta anlatmıştır. Bunlardan birnicisi 1945 yılında 4759 sayılı yasayla İller Bankası’nın kurulmasıdır. Bu kurum hem kentleşmenin henüz algılanmadığı bu dönemde kurulmuş ve belediyelere teknik ve mali yardımda bulunmuş ancak kentlerin büyük dönüşüm yaşadığı bu dönemde yetersiz kalmıştır. İkinci değişiklik 1948 yılında 5237 sayılı yasayla <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belediye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belediye">belediye</a> gelirleri kanunun çıkartılmasıdır. Bu yasa henüz özerkleşmemiş yeni belediyelere bir kaynak sağladıysa da yeterli mali desteği verememiştir. Üçüncü değişiklik 1954 yılında 6235 sayılı yasayla Türk Mühendis ve Mimarlar Odası’nın kurulmasıdır. Bu odalar ileriki yıllarda eleştirel bir rol yüklenen sivil toplum örgütleri olmuşlardır. Dördüncü gelişme 1956 yılında 6785 sayılı imar kanunun çıkarılmasıdır. Tekeli bu yasayı dünyada o dönemde gelişmeye başlayan yeni planlama anlayışının yasası olarak tanımlanmıştır. Bu yasada da 1936’dan bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yana/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yana">yana</a> olduğu gibi imar planlarını onama yetkisi Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na aittir. Beşinci düzenleme ise 1958 yılında 7116 sayılı kanunla imar ve iskan bakanlığı’nın kurulmasıdır. Bu bakanlık hızlı kentleşmeyi planlama, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/konut/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Konut">konut</a> ve yapı malzemeleri konularındaki uzmanlarla karşılayabilmek amacıyla kurulmuştur.</p>
<p>Savaş sonrası bu erken dönem düzenlemelrinin ardında ülke çapında planlamasını etkileyen önemli bir değişiklik 1960 yılında 91 sayılı yasa ile, Milli Birlik Komitesi tarafından DPT’nin kurulmasıdır. Makro ölçekte tüm planlama faaliyetlerini üstlenmek, kalkınma planlarının yapmak, özel sektör veya yabancı sermaye gibi dış etkenlerin plan hedef ve amaçlarına uygun şekilde düzenlenmesini sağlamak, ve bu çalışmaların başarı ile uygulanabilmesi için ilgili yönetsel kuruluşlara önerilerde bulunmak gibi görevleri üstlenen kurum başbakana bağlı ve genel bütçe içinde yer alan bir kuruluş olarak oluşturulmuştur.</p>
<p>Daha demokratik bir çerçeve oluşturmak amacıyla oluşturulan 1961 Anayasası’nın etkilerinden biri olarak görülebilecek bir düzenleme yerel yönetimler için yapılmış ve 1963 yılında 307 sayılı belediye yasası oluşturulmuştur. Bu yasa ile belediye başkanının doğrudan halktarafından çoğunluk usulüyle seçilmesi kabul edilmiştir. Bununla beraber belediyeler maddi olarak merkezi yönetimlere bağımlı olmayı sürdürmüş, kaynak sorunları yaşamaya devam etmişlerdir.</p>
<p>1969 yılında 1164 sayılı yasayla kurulmuş olan Arsa Ofisi’nin oluşturlma amacı kent içindeki arsa fiyatlarını kontrol etmektir. Nitekim İmar ve İskan Bakanlığı bu konuda yeterli donanıma sahip değildir. (Tekeli:98) Arsa Ofisi Bakanlığa bağlı olarak kurulmuştur.</p>
<p>1970 öncesi konuta ilişkin önemli bir yasal düzenleme kooperatifler yasaı ile gelmiştir. 1163 sayılı kooperatif yasası 1969 yılında çıkarılmış ve konut kooperatiflerinin başarı şansının arttırmayı hedeflemiştir. Yasanın getirdiği önemli bir değişiklik kooperatiflerin üst örgüt kurabilmeleridir. Böylece kooperatiflerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/orta/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Orta">orta</a> çıkarlarını koruyabileceği düşünülmüştür.</p>
<p>1970 öncesinde bu konuya ilişkin bir başka önemli yasak düzenleme 1965 yılında çıkartılan 634 sayılı kat mülkiyet yasasıdır. Bu yasa kat sahipleri arasındaki ilişkileri düzenlemek açısından önemlidir. Bununla beraber bu yasa  Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde hızlı bir yık yap sürecine girilmesine sebep olmuştur.</p>
<p>Bu dönemde büyük kentlerdeki gecekondu sorununu çözmek amacıyla da pek çok yasal düzenleme getirilmiştir. 1948 yılında kabul edilen ve sadece Ankara için geçerli olan 5218 nolu yasa ile gecekondu yapacaklara arsa sunmak amaçlanmıştır. Daha sonra tüm türkiye için geçerli olan düzenlemeler getirildi. 1948 yılında çıkarılan 5228 sayılı yasa gereksinime sahiplerine yardım amacıyla Emlak Kredi Bankası’na yetki verdi. 1953 tarihli 6188 sayılı Bina yapımını teşvik yasası ise belediyelre, ihtiyaç duyanlara arsa temini için izin veriyordu. Buna benzer bazı başka düzenlemeler de getirilmiş, en son olarak 1966 yılında 775 sayılı gecekondu yasası kabul edilmiştir. “Gecekondu” kavramına <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> kez yer verilen bu yasa gecekondu alanlarında tasfiye, ıslah ve önleme bölgelerinin oluşturulmasına olanak tanımıştır.</p>
<h2>I. ve II. Beş Yıllık Kalkınma Planları:</h2>
<p>Birinci beş yıllık kalkınma planının ortaya koyduğu yıl olan 1963 sonrasında, bu çıkarılan yasaların bu plandaki hedeflere ulaşmak amacıyla çıkarıldığı düşürülse 1970 öncesi çıkan iki kalkınma planına kısaca değinmenin yararlı olacağı anlaşılabilir.</p>
<p>Birinci beş yıllık plan büyük kentlerin sınırsız büyümesini istememiş, az gelişmiş kentlerde kamu yatırımları yaparak buralarda iş olanaklarını artırmayı hedeflemiştir. Bu planda 61 anayasasının 49.maddesindeki dar gelirliye konut sağlama politikasından hareketle ve konut üretiminin yolları aranmış, gecekonduların içinde yaşayanlara barınak bulmadan yıkılmaması ilkesi kabul edilmiştir. İkinci beş yıllık kalkınma planı, 1.de olduğu gibi bölgelerarası dengeli kalkınma amacını gütmekle beraber büyük kentlerin daha da büyümesini ekonomik ve toplumsal gelişme için olumlu görmüş ve bu noktada çelişkiye düşmüştür.( keleş: 2000) bu planda imalat sanayinin konuttan önce geldiği belirtilmiş ve devletin konut sektöründe yatırımcı değil, düzenleyici olacağı belirtilmiştir. Toplu konut alanları da ilk defa bu planda önerildi. (Tekeli: 1998)</p>
<p><strong>2.2. YÖNETSEL YAPI</strong></p>
<p>1970 yılında Ankara’da planlama ile ilgili üçlü bir idari yapı söz konusudur. Bunlar:</p>
<p><strong>Ankara İmar Müdürlüğü ( AİM ):</strong> Ankara başkent olduktan sonra 1928 yılında uluslararası bir yarışma düzenlenerek Ankara için imar planı hazırlatıldı. H.Jansen’in planının şeçildiği bu yarışma sonrasında 1932’de onaylanarak yürürlüğe giren planın uygulama işini, teknik kadro ve örgütlenme açısından yetersiz görülen, Şehremaneti’nin yürütemeyeceği düşünüldüğünden planın uygulanması için İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir birim olarak Ankara İmar Müdürlüğü kuruldu. Hali hazır harita çıkartmak, imar planı ve programlarını hazırlatmak ve bunları uygulatmakla görevli olan AİM, plan yapmak için <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kendi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kendi">kendi</a> fonu olan ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kendi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kendi">kendi</a> koyduğu kurallara göre bunu kullanabilen bir yapıya sahipti.</p>
<p><strong>Ankara Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosu ( AMANPB ) :</strong> Göç, hızlı nüfus artışı, gecekondulaşma ve kent arazisi üzerindeki spekülatif talepler sebepleriyle bir süre sonra Jansen Planı uygulanamaz hale gelmiş ve 1955’te AİM Ankara için yeni bir imar planı hazırlatma girişiminde bulunmuştu. Açılan uluslararası bir yarışma sonucu Raşit Uybadin ve Nihat Yücel’in hazırladığı plan seçildi.1957’de onaylanarak yürürlüğe giren plan Ankara’nın 2000 yılında 750 bin nüfusa ulaşacağı varsayınına göre hazırlanmıştı. Ancak Ankara bu nüfusa daha 1965’te ulaştı. Uybadin-Yücel planı gelecek gelişmeleri yönlendirmekten çok geçmiş ve güncel gelişmelerin yönlendirdiği, gecekondu ve kent merkezi gelişmelerini değerlendiremeyen dar bakış açılı bir plan olmuştur.( Bademli, 86)</p>
<p>Ayrıca plan AİM şartları doğrultusunda belediye sınırları içerisinde kaldığından bir yandan imar planı sınırları içinde yoğunlaşma taleplerini, öte yandan da belediye ve imar planı sınırları dışında kaçak ve görece serbest yapılaşma eğilimlerini körükledi (Bademli:86)</p>
<p>Şöyle ki; kent toprağındaki değer artışının etkisi ile kent içindeki yapılaşmış alanda yoğunlaşma, kat yükseltme istemleri ortaya çıkmıştır(Altaban:86). 1965 tarihinde kabul edilen 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu ile 1968 tarihli Bölge Kat Nizamı İmar Planı değişiklikleri ve Mevzi İmar Planları ile yapılan ekler sonucunda Uybadin- Yücel Planı oldukça fazla değişmiştir. Plan sınırlarını aşan gelişme eğilimleri ile de 1970’lerde Ankara için yeni planlama çalışmaları zorunlu hale gelmiştir (EGO- Ankara Ulaşım Ana Planı).Bu sorunlar aynı zamanda planı uygulatmakla yükümlü AİM ve kentin sorunlarının sahibi olan belediye arasındaki uyumsuzluktan da kaynaklanıyordu (Bademli:86). Bu nedenle hem imar planı sınırları dışına taşan gelişmeleri yönlendirmek hem de AİM ile Ankara Belediyesi arasındaki eşgüdümü sağlamak amacıyla 1969 yılında İmar ve İskan Bakanlığı’nın bünyesinde Ankara Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosu kuruldu.</p>
<p>Ankara Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosu, planlamanın kenti yönlendirmesindeki en büyük engel olan spekülasyonu önlemek amacıyla kamu mülkiyetindeki kentsel toprak stokunun arttırılması politikasıyla hareket etmiştir. Kamu yatırımlarını bu alanlarda yoğunlaştırıp özel kesimi yönlendirmek amacıyla önemli bir kamulaştırma yapmıştır.</p>
<p>Ankara Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosunun hazırladğı plan bir uygulama planı olmamasına karşılık halen yürürlükte olan Uybadin-Yücel uygulama imar planı üzerinde yapılacak değişiklikler ile metropoliten alan içinde gerçekleştirilecek Mevzi İmar Planlarının AMANPB’nun hazırladığı şemaya uygun olarak hazırlatma zorunluluğu AMANPB’nun etki gücünü gösteriyordu. Nitekim büronun hazırladığı Nazım Planı onaylanmadan on yıla yakın bir süreyle kentteki glişmeleri yönlendiren ve sürekli olarak gözden geçiren bir çerçeve plan olarak değerlendirilmektedir (Bademli:86).</p>
<p>Kentin makroformunun denetlenmesi yanında özellikle batı koridorundaki gelişmelerin yönlendirilmesi büronun diğer bir politikasıydı. Bu anlamda Sincan, Gecekondu Önleme Bölgeleri, Yeni Yerleşmeler, Batıkent, Ankara Organize Sanayi Bölgesi gibi gelişmelere katkı sağlama yanında, Belediye’nin Batıkent, Kızılay Yaya Bölgesi, tahsisli yol, Eski Ankara’nın korunması, Atatürk Kültür Sitesi, Altınpark gibi projelerindede yapıcı ve yönlendirici bir rol üstlenmiştir.</p>
<p>Ancak kamuya ait arazilerin plan doğrultusunda geliştirilmesi gecikince özel kesim plan dışı alanlara kaymaya başlamış bu ise politik baskıları arttırmıştır.</p>
<p><strong>Ankara Belediyesi:</strong> Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosu çalışmalarını daha çok plan sınırları dışında gerçekleştirirken, Belediye plan sınırları içinde önemli çalışmalarda bulunmuşlardır. Bu çalışmalardan bazıları; Abdi İpekçi Parkı, Tahsisli Yol, Kızılay Yaya Bölgesi, Ankara Kalesi Koruma Çalışmaları ve Batıkent Projesi’dir. Bu çalışmalar AMANPB ile Belediye’nin ortak çabaları ile gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>1983 sonrası dönemde Ankara Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosu kapatılarak, Ankara Büyük Şehir Belediyesi’nin bünyesinde kurulan Metropoliten Planlama Dairesi’ne aktarılmıştır. Bu arada Ankara İmar Müdürlüğü de özel yapısını yitirerek Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bir birimi haline gelmiştir. İmar ve yerel yönetim mevzuatında yapılan çeşitli düzenlemeler sonunda Ankara Belediyesi’nin yapısı değişmiş; plan hazırlama, onaylama ve uygulamaya ile ilgili görev, yetki ve olanakları genişletilmiştir. Böylelikle Büyükşehir Belediyesi’nin kentin gelişimini yönlendirmede  etkin hale gelebileceği bir sürece girilmişir.</p>
<p><strong>3. DOĞAL YAPI </strong></p>
<p><strong>3.1. ARAZİ YAPISI VE TOPRAK KABİLİYETİ</strong></p>
<p>Toprakların türleri ve kullanma amaçları farklı olduğundan, yorumlamalarda değişik amaçla yapılmaktadır. Tarımsal amaçla yapılan Arazi  Kullanma Kabiliyeti sınıfları 8 adet olup toprak zarar ve sınırlandırmaları  1. sınıftan  8. sınıfa doğru  giderek artmaktadır. Ankara ilinin metropoliten alan sınırları içinde 8 sınıf araziden ilk 5 sınıfı mevcuttur. İlk 4 sınıf arazi, iyi bir toprak idaresi altında, yöreye adapte olmuş kültür bitkileri ile orman, mera ve çayır bitkilerine iyi bir şekilde yetiştirme yeteneğine sahiptir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>3.2. SU KAYNAKLARI</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>3.2.1. GÖLLER</strong></p>
<p>Ankara’da jeolojik oluşumlar sonucu ortaya çıkan doğal göllerden en önemlileri; Tuz Gölü, Mogan Gölü, Eymir Gölü ve Karagöl’dür.</p>
<p>Tuz Gölü ve Karagöl, Ankara Büyükşehir Belediyesi Mücavir Alan Sınırı dışında yer almaktadır. Fakat Tuz gölü Ankara ili sınırı içinde mücavir alanı dışında olmakla birlikte Mogan -Eymir Gölleri- İmrahor Vadisi su sisteminin başlangıç noktasıdır.</p>
<p>Mogan ve Eymir Gölleri ve İncesu  Deresini (İmrahor Vadisi) izleyen sistemde, Elmadağ’dan gelen derelerin taşıdıkları kolüvyal maddelerin yığılmasıyla doğal set oluşması  ve set arkasında akarsuyun  birikmesiyle Mogan  ve Eymir Gölleri oluşmuştur.</p>
<p>Ankara’nın  yaklaşık 25 km. güneyinde yer alan  Mogan ve Eymir Gölleri, birbirleri ile  bağlantılı olup, Eymir  Gölü’nü Mogan Gölü beslemektedir.</p>
<p>Mogan  Gölü çevresi 14 km. olup, yüzey alanı  5.6 km<sup>2</sup> ,uzunluğu 5.5 km., ortalama genişliği 1km., ortalama 3-5 m.’dir. Suyu hafif tuzlu olan gölün büyük bir bölümü yazın bataklık hale gelmektedir.</p>
<p>Eymir Gölü  ODTÜ kampüs arazisi içinde içinde bulunmaktadır. 1957 yılında Üniversite tarafından kamulaştırılarak ağaçlandırılmıştır. Dar ve kıvrımlı bir yüzeye sahip olan gölün yüzey alanı 1.08 km<sup>2 </sup>, uzunluğu 4.2 km. ortalama genişliği 250 m. ve ortalama derinliği 6-10 m., göl çevresi 9 km.’dir.</p>
<p><strong>3.2.2. AKARSULAR VE VADİLER</strong></p>
<p>Ankara’nın en önemli iki akarsuyu olan Kızılırmak ve Sakarya nehirleri, sularını bu nehirlere drene eden çok geniş yağış havzalarına sahiptir.</p>
<p>Ankara il sınırlarına Şereflikoçhisar’ın doğusundan giren Kızılırmağın Kesikköprü Köyü’ne kadar yatağı oldukça geniştir. Kısa bir bölümü Bala İlçesinden geçtikten sonra Kırıkkale il topraklarında akar. Kalecik ilçesinden tekrar Ankara il sınırlarına giren Kızılırmak, Sulakyurt’un Kuzeyin de Terme Çayını alır.</p>
<p>Polatlı ilçesinin Yenimehmetli Bucağının 12 Km. güneyinden başlayarak Ankara ve Eskişehir il sınırları üzerinde akan Sakarya nehiri  güneyde Ilıcaözü , daha Kuzeyde  Acıdereyi aldıktan sonra nehre sırasıyla Elvanlı deresi, Porsuk ve Ankara Çayı Karışır. Sakarya nehri daha sonra Sarıyar Baraj gölüne akar. Sakarya nehrinin Sarıyar baraj gölüne sularını boşaltan diğer önemli kolları; Hamamderesi,  Kirmir Çayı , Elma ve Karaboğaz dereleridir.</p>
<p>İl topraklarında irili ufaklı çay ve derelerde bulunmaktadır. Ankara çevresindeki akarsular mevsimlere göre kar, yağmur, kaynak, sızıntı ve pınar dereleri ile beslenmektedir. Bu nedenle düzenli bir yağış rejimleri yoktur.</p>
<p>Ankara Çayı; Çubuk, İncesu, Ova ve Hatip Çaylarından oluşur. Çubuk çayı Aydos dağlarından doğar. Çubuk Merkezinden geçtikten sonra akışını aynı adlı ovada sürdürür. Kuzeyde Çubuk I ve Çubuk II barajlarından sularını topladıktan sonra Solfasol ve Kalaba’dan geçerek Ankara ovasına girer ve İncesu, Hatip çayları ile birleşir.</p>
<p>İncesu Elmadağı’ndan çıkar, Yukarı imrahor’dan ve kentin içinden geçerek Çubuk Çayı ile birleşir. Hatip Çayı ise İdris dağından doğar, Kale ile hıdırlık tepesi arasındaki dar vadiden geçerek Dışkapı’da  Ankara Ovasına girer ve daha sonra Çubuk Çayına karışır.</p>
<p>Kent içinde topoğrafik özellikleri ile, kentin ekolojik dengesini ve mikroklimasını olumlu yönde etkileyen, rüzgar koridorları oluşturan vadiler, çevre geliştirme projelerinin de oluşturulması ile, Ankara’lıların rekreakratif gereksinimleri için önemli noktalar haline getirilmelidir.</p>
<p>Ankara’daki önemli vadilerin tümünün rekreasyon amaçlı kulanımının sağlanabilmesi amacı ile vadi yakın çevresinin farklı kullanım türleri ile birlikte değerlendirilebileceği özel proje alanları olarak belirlenmesi kabul edilecektir.</p>
<p>Ankara ilinin önemli vadileri; Dikmen Vadisi, Portakalçiçeği Vadisi, İmrahor Vadisi, Çubuk Çayı Vadisi, Zir Vadisi, Nenek Vadisi, Kalaba Vadisi ile Büyükesat Vadisi’dir.</p>
<p>Dikmen Vadisi Çankaya, Ayrancı ve Dikmen semtleri arasında yer alan, güneye doğru ortalama 300 m. eninde ve 5 Km. uzunluğunda devam eden vadinin tamamı gerçekleştiğinde kent merkezinin güneyindeki  Atatürk  Ormanı, İmrahor Vadisi ve Eymir , Mogan Gölleri ile bütünleşmesi sağlanarak çok amaçlı rekreasyon olanaklarının yaratıldığı yeşil aks oluşacaktır.</p>
<p>Portakalçiçeği Vadiside  Çankaya  ve Ayrancı semtleri arasında yer almaktadır. 12 ha.lık alana sahip vadi artan nüfusun rekreasyon alanı ihtiyacını karşılamaktadır.</p>
<p>İmrahor Vadisi kentin güneydoğusunda, Mamak ve Çankaya ilçe sınırları içinde yer alan güneyinde Eymir Gölü, kuzeyde de Mamak  Viyadüğü ile sınırlanan ve Ankara’nın Metropoliten alanı rekreasyon sisteminin en önemli halkasını oluşturan, Mogan ve Eymir su sistemi ikilisi ile bütünleşebilecek bir rekreasyon alanı  kapasitesinde olan yaklaşık 3526 ha.’lık  bir alandır.</p>
<p>Ankara kent merkezinin 12 km. kuzeyinde yer alan Çubuk I baraj gövdesinde güneye doğru 3 km. uzanan Çubuk Çayı Vadisi dar bir vadidir. Zengin bitki örtüsü ile çekici bir peysaja  sahip olan  Çubuk Vadisini, kent çevresinden kent merkezine doğru uzanan yeşil kuşak sisteminin bir parçası olarak düzenlenmesi halinde, doğa sporlarına yönelik önemli bir rekreasyon alanı kazanılmış olacaktır.</p>
<p>Zir Vadisi Ankara’nın kuzeybatısında yer alır. En önemli özelliği Ankara Çayı ile Ova Çayının birleştiği yerde yer almış olmasıdır. Günümüzde  vadi tarım alanı olarak kullanılmakla birlikte arkeolojik ve doğal zenginliklere sahiptir.</p>
<p>Ankara’nın doğusunda yer alan ve Nenek Köyü’nden ismini alan Nenek Vadisi, Ankara çevre otoyolunun Samsun karayolu ile kesiştiği noktada yer alır. Doğal güzelliği bakımından rekreasyon amacı ile kullanılır.</p>
<p>Bunlardan başka Ankara’nın kuzeydoğusunda, Keçiören girişinde Kalaba Vadisi, Ankara’nın güneydoğusunda Büyükesat Vadisi  rekreasyon amacı ile kullanılıp, Ankara’nın kişi başına düşen yeşil alanın artmasının sağlayacak vadilerdendir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>3.3. BİTKİ ÖRTÜSÜ</strong></p>
<p>Ankara’nın  kışları soğuk, yazları kurak geçen iklim koşulları ve topografik yapısı, yörede step ve orman olmak üzere iki ayrı bitki topluluğunun gelişmesine neden olmuştur. Ankara yöresi esas olarak bitki kuşaklarından step floru bölgesi içinde bulunmaktadır .Aynı zamanda kuzey Anadolu orman bölgesine geçiş kuşağı üzerinde bulunuşu doğal orman bölgelerinin oluşmasını sağlamıştır.</p>
<p>Step bölgesi bitki örtüsü oldukça geniş alanları kaplar ve üç grupta toplanır; 1. grup, yüksek dağlar ve yamaçlar ile arızalı seki düzlüklerindeki step alanlarıdır. Ankara Çayı Vadisinin güney ve kuzeyindeki sekiler ve arazi yükselmeleri, Çubuk Çayı Havzası ve çevresinde yükselen sekilerle Kuyumcu dağlarının yamaçları, Mürted Ovasının  kuzeybatısı ile Ayaş Dağı sıraları 1. grubun belirgin özelliğini taşır. Ağaçlıklar seyrek bünye gösterir ve yüksek ağaç kitlelerine hemen hiç rastlanmaz. Çalı ve yarım çalılar ile yıllık otsu bitkileri, doğal bitki örtüsünün özelliklerini belirler. Bu zemin örtüsü üzerinde geven ve kardikeni gibi yarım çalı niteliğindeki türler, küçük topluluklar ve tek bitkiler halinde seyrekçe dağılmıştır. Bu kesimlerde yavşanotu, pelin ve kekik en yaygın türlerdir. Mogan Ovası ve Bala’dan Haymana Platosuna doğru uzanan step düzlükleri hep bu tür step bitkisinin yayıldığı örnek alanlardır.</p>
<p>2. grup step bölgesi, akarsu yatakları çevrelerindeki düzlüklerdir. Ankara Çayı, Çubuk Çayı ve Ova Çayının  oluşturduğu geniş vadiler bu gruptadır. Bu grup çok geniş alanları kapsamaz.</p>
<p>3. grup step bölgesi, akarsu yatakları ve kaynak sızıntıları bulunan dere yataklarında oluşur. Dere yataklarında ağaçlar bir kaç taneden oluşan gruplar halindedir. Çalı türleri ise tek veya iki cins olarak geniş alanları kapsarlar. Dere içlerinin oldukça sık ve yoğun görünen yeşilliği yamaçlara doğru azalır. Özellikle dere yamaçlarının üst kısmında yarım çalılarla birleşerek stebin kendine özgü karakterini kazanırlar.</p>
<p>Orman bölgeleri de üç bölüme ayrılır. 1. grupta yer alan bölgeler,  step düzlükleri içinde kalmış orman kalıntılarıdır. Ağaçlar 0,5-2 metre arasında ağaç altı formasyonuna sahiptir. İdris Dağı, Elmadağı, Beynam ve Rıdvan dağları bu grubun belirgin özelliğini taşır.</p>
<p>2. grup; stepten ormana geçiş bölgeleridir. Ankara Çayı Vadisiyle kuzey ormanları arasında, Çubuk ilçesinin kuzeyinde Tahtayazı , Bayırbağı  yokuşu, Mire Dağı, Kurtboğazı ve Uyku dağı çevresinde görünür.</p>
<p>1.grup bölge ; asıl orman bölümüdür. Ankara’nın kuzey ve kuzeybatısında Türkiye’nin en zengin orman bölgelerine komşu olan dağlık alanlarla zengin bir orman örtüsü kendini <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belli">belli</a> etmeye başlar. Aydos Dağı, Kavak Dağı, Kızılcahamam ve Karaşar çevrelerinde genellikle yapraklı ağaçlar hakimdir. Daha kuzeyde ağaçlar sarıçam, karaçam, ardıç ve köknardır. Karagöl civarında 1700 metrede ve kayalıklarda ıhlamur ağaçları da vardır.</p>
<p><strong><em>I.Kuşak :</em></strong> Ankara’nın güneyinde, Atatürk Ormanından başlar, Eymir ve Mogan Gölleri Su Toplama Havzalarını, ODTÜ Ağaçlandırma Alanlarını, İmrahor Deresinin  büyük bir bölümünü  içine  alarak Üreğil ve Hüseyingazi Dağı sırtlarından geçmekte, Karapürçek, Gicik, Karacaören köyleri civarındaki Çubuk Su Toplama havzasını içine alarak Pursaklar Köyüne ulaşmakta ve Bağlum, Ovacık, Macunköy arazilerinin bir kısmınıda kapsayarak Atatürk Orman Çiftliğine ulaşmaktadır. Bu kuşakta yer alan devlet ormanları: Hisartepe Devlet Ormanı, Hacıkadın Devlet Ormanı, Teknetepe Devlet Ormanı, Çamtepe Devlet Ormanı, Kurbantepe Devlet Ormanı, Kaşkaya Devlet Ormanı, Kartaltepe Devlet Ormanı, Başpınar Devlet Ormanı, Pamuklu Devlet Ormanı, Cevizlidere Devlet Ormanı, Kartopu Devlet Ormanı, Çanakiçi Devlet Ormanı, ODTÜ Ahlatlıbel Devlet Ormanı ve Dikilitaş Devlet Ormanı (Ankara İli Turizm Envanteri ve Geliştirme Planı:1996 ).</p>
<p><strong><em>II.Kuşak.:</em></strong> Bayındır Barajı Su Toplama Havzasından başlamakta, Mamak ilçesinde Nenek, Altındağ ilçesinde Susuzköy arazilerinin bir bölümünden geçtikten sonra Sincan, Osmaniye, Elvan, bağlıca ve Alacaatlı köylerinin arazilerinden bir bölümünü kapsayarak tamamlanmaktadır.</p>
<p><strong><em>III. Kuşak</em></strong> ise Elmadağ, Hasanoğlan, Kırkkale, Kurtboğazı Baraj çevresi ve Kızılcahamam ilçesinin İç Anadolu Bölgesine bakan yamaçları ile, Haymana ilçesi arazilerinden bir bölümü ve Beynam Ormanlarını içine almaktadır. ( Ankara Nazım Plan Bürosu Çalışma Notları:1983 )  .</p>
<p><strong>3.4. JeomorfolojİK YAPI</strong></p>
<p>“Ankara kenti ve çevresinin topografik yapısına bakıldığında, kentin sırtı doğuya dönük at nalı biçiminde yakın ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uzak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uzak">uzak</a> tepe ve dağ dizileriyle çevrelendiği görülür. 1990 Ankara Metropoliten Alanı mevcut durum analizi çalışmasında, jeomorfolojik birimler; düzlükler(800-850 m.), alçak sekiler(850-900m.), yüksek sekiler(900-1000m.), alçak platolar(1000-1100m.) ve orta ve yüksek platolar(1100-1500m.) adı altında incelenmiştir. ”(Ankara 1985’den 2015’e:1987).</p>
<p>“800-850 m. arasındaki vadi ve ova tabanı düzlüklerinde yer alan akarsular, kum ve çakıl yığılmasından oluşan birikinti konilerini meydana getirir. Ankara’da hipodromdan başlatarak batıya doğru uzanan geniş alanlar, AOÇ, Çubuk ovası, Mürtet ovası ve Malıköy ovası bu nitelikteki yerlerdir. Gazi mahallesi Şeker fabrikası, AOÇ kenarındaki yerleşik fabrikalar ve bazı küçük sanayi tesisleri bu tür düzlüklerde yer almıştır. ”(Ankara 1985’den 2015’e:1987).</p>
<p>“850-900 m. yükseltideki alçak seki düzlüklerinin Ankara Çayı güneyi ve kuzeyinde yer alan bölümleri  büyük ölçüde kentsel kullanıma açılmıştır. Yenişehir, Maltepe ve Bahçelievler’in bir kısmı alçak sekilere yerleşmiştir. Atatürk bulvarı ve Necatibey caddesi bu düzlükler arasındaki vadilerden geçmektedir. Sincan ve Etimesgut güneyindeki alçak sekiler kısmen kentleşmiş, Çubuk-Esenboğa, Gölbaşı ve Malıköy’deki alçak seki düzlükleri ise tarımsal amaçlı kullanımlarını korumaktadır.” (Ankara 1985’den 2015’e:1987).</p>
<p>“900-1000 m. yükseltideki yüksek sekiler, Ankara kentinin büyük bir bölümünü oluşturur. Yüksek sekilerdeki zeminin taşıma gücü yüksektir.”(Ankara 1985’den 2015’e:1987).</p>
<p>“1000-1100 m. yükseklikteki alçak platolar, 1990 yılı Ankara kent formunun kuzey ve güneyindeki dış halkaların yerleştiği bölümlerde yer alır. Genellikle derin vadilerle parçalanmış olan alçak platoların çevresi de genelde yamaçlarla sarılmıştır. ”(Ankara 1985’den 2015’e:1987).</p>
<p>“1100-1200 m. orta yükseklikteki platolar, Ankara jeomorfolojik yapısı içinde yerleşmenin en üst sınırında kalırlar. (Ankara 1985’den 2015’e:1987).</p>
<p>“1200-1500 m. yükseklikteki yüksek platolar dağ eteklerindeki aşınım düzlükleridir. Ankara çevre köyleri içinde yüksek platolarda yer alan köy sayısı sınırlıdır. Bunlar arasında bulunan Yakup Battal, Kıbrıs, Dikmen köyleri de platoların vadi yamaçlarına saklanmışlardır. İklim koşulları açısından yaşantısı zor alanlar oluştururlar.”(Ankara 1985’den 2015’e:1987). <strong> </strong></p>
<p><strong>3.5. Depremsellİk</strong></p>
<p>Ankara Deprem Bölgeleri Haritasında genel olarak IV. Derece Deprem bölgesinde kalmaktadır. Bununla birlikte III. Derece Deprem Bölgesine ve civardaki aktif zonlara da oldukça yakın bir konumda yer almaktadır.</p>
<p>Ankara’nın yerleşimi genel olarak üç ayrı cins zemin üzerinde bulunmaktadır:</p>
<p>1. Genç alüvyal dolgu zeminler.</p>
<p>2. Eski nehir terasları ve Pliyosen yaşlı dolgu zeminler.</p>
<p>3. Paleozoyik yaşlı şist ve grovaklar, daha genç kalker ve volkanik kayaçların oluşturduğu kaya zeminler.</p>
<p>Genç alüvyal dolgu zeminler, Çubuk ve Ankara Çayı vadilerinde toplanmış, gevşek yapılı çakıl, kum, şist ve killerden oluşmakta ve kalınlıkları 20-50 m. Arasında değişmektedir. Taşıma güçleri 1 kg/cm² den daha azdır. Ampirik olarak hesaplanan hakim titreşim periyodları 0,5-0,8 sn arasındadır .</p>
<p>Eski alüvyal ve Pliyosen yaşlı dolgu birimler kentin güney ve kuzeyinde oldukça geniş alanları kapsamaktadırlar. Kalınlıkları 5-250 m. arasında bulunmuştur. Çok değişik seviyelerde yeraltısuyu taşırlar. Taşıma gücü 1-4 kg/cm² arasında değişmektedir. Ampirik olarak hesaplanan hakim titreşim periyodları kalınlıklarına bağlı olarak 0,4-0,8 sn arasında değişmektedir.</p>
<p>Kentin tepelerini oluşturan kaya zeminler kuzeyde genç volkanik, dasit, andezit, bazalt ve tüflerden oluşmaktadır. Güney ve güneybatıda ise kristalen şist, grovak, kalker ve mermerlerden oluşan, Paleozoyik yaşlı Elmadağ serisi hakimdir. Taşıma güçleri çok yüksek ve hakim titreşim periyotları çok kısadır (0,1-0,2 sn).</p>
<p>Ankara yaklaşık 100 km. Kuzeyinde bulunan Kuzey Anadolu Fayı ile yaklaşık 90-100 km. Güneydoğusunda bulunan Kırşehir-Keskin fay zonundaki depremlerden önemli ölçüde etkilenmiştir.</p>
<p>Ankara, 50 km.lik bir alan içinde oluşacak küçük depremlerin (M&lt;5.5) ve 70-100 km.lik uzaklıklar arasında oluşacak büyük depremlerin (M&gt;7.0) etkisi altında kalan bir kenttir.</p>
<p>Ankara’yı etkileyen deprem kaynakları 90-120 km. uzaklıkta olduğundan kent uzun periyodlu yüzey dalgalarından daha çok etkilenecektir. Bu dalgaların özellikle genç alüvyal alanlarla kalın Pliyosen dolgu alanlar üzerinde rezonans nedeniyle genliklerinin büyümesi olasılığı vardır. Kaya zeminlerle, doğal titreşim periyodları 0,5 sn.nin altında olan zeminler genellikle daha küçük yer hareket ivmesi vereceklerdir.</p>
<p>Genç alüvyonlar ve Pliyosen yaşlı kalın dolguların bulunduğu alanlar ve üstünde bulunan yapılarda, civarda olabilecek depremlerde daha büyük ivme değerli ve daha uzun deprem devam süresi verebilecek en tehlikeli yerlerdir.</p>
<p>Bu durumda gittikçe yükselen ve dolayısıyla titreşim periyodları zemin hakim titreşim periyoduna oldukça yaklaşmış olan bu yöredeki yapılara deprem kuvvetlerinin etkimesi daha büyük olacaktır (Ergünay, O. : 1976).</p>
<p>Ankara’da yakın tarihte hasar yapıcı (m&gt;7.0) büyük deprem oluşmamakla birlikte, civarındaki aktif zonlardan dolayı her zaman risk altındadır.</p>
<p>İmar planlarının hazırlanması, arazi kullanım kararları ve kullanma yoğunluklarının saptanmasında deprem riskini arttıracak kararlardan kaçınmak gereklidir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tablo 1: </strong>Ankara İli ve İlçeleri İçin Deprem Bölgeleri   (Ankara 2025)</p>
<p><strong>4. ANKARA’NIN TOPLUMSAL BÜNYESİ</strong></p>
<p><strong>4.1. NÜFUS YAPISI</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4.1.1. Nüfusun Zaman İçerisindeki Gelişimi</strong></p>
<p>Ankara kentsel nüfusu, 1923 yılında başkent fonksiyonunun yüklenmesiyle birlikte, Cumhuriyet döneminde hızlı bir artış eğiilmine girmiştir. Kentte 1927 yılı itibariyle 74553 kişi yaşarken, bu rakam 1970’te 1209000’a ulaşmıştır. Bu 16 katlık bir artışa denktir. Bu periyod içerisinde ise kentsel alan 46 kat artmıştır.</p>
<p><strong>Tablo 2:</strong> Ankara’nın Yıllara Göre Nüfus ve Alansal Değişimi (Nüfus İşgücü Çalışması:1976)</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="205" valign="top">YILLAR</td>
<td width="205" valign="top">NÜFUS</td>
<td width="205" valign="top">ALAN</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">1927</td>
<td width="205" valign="top">74553</td>
<td width="205" valign="top">300 ha</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">1932</td>
<td width="205" valign="top">110000</td>
<td width="205" valign="top">710 ha</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">1944</td>
<td width="205" valign="top">220000</td>
<td width="205" valign="top">1900 ha</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">1956</td>
<td width="205" valign="top">455000</td>
<td width="205" valign="top">3650 ha</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">1970</td>
<td width="205" valign="top">1209000</td>
<td width="205" valign="top">14000 ha</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ankara nüfusu, Türkiye toplam ve kentsel nüfusuyla karşılaştırıldığında, Ankara’nın 1927-1975 dönemleri arasında önemli nüfus artışına tanık olduğu görülmektedir. Bu dönemler içerisinde Ankara nüfusunun toplam ülke ve toplam kent nüfusu içerisindeki payı artmaktadır. Ankara’nın gelişim sürecini 1927-1950, 1950-1970 ve 1970-1990 olarak 3 periyoda ayırırsak, ilk dönem olan 1927-1950 yılları arasında Ankara, Türkiye kentsel nüfus artışının iki katı hızıyla büyümektedir.</p>
<p>Bu dönemi izleyen 1950-1970 döneminde Ankara nüfus artış hızı hala Türkiye kentsel nüfus artışının üzerindedir. Özellikle 1950-1955 döneminde Ankara nüfusu ikiye katlanmıştır. 1950’lerden sonraki hızlı artış ülkedeki değişmeye ve kentleşmeye paralellik göstermiştir. Bu durum, bu dönem içerisinde kırsal alanlardan büyük kentlere (İstanbul, Ankara, İzmir) olan yoğun göçlerin sonucudur.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="637">
<tbody>
<tr>
<td width="84" valign="bottom">Yıllar</td>
<td width="84" valign="bottom">Türkiye Nüfusu (Bin)</td>
<td width="84" valign="bottom">Türkiye Kentli Nüfusu (Bin)</td>
<td width="84" valign="bottom">Ankara Nüfusu</td>
<td width="84" valign="bottom">Türkiye Kentli Nüfusu Oranı</td>
<td width="108" valign="bottom">Ankara&#8217;nın Kentli Nüfus İçindeki   Oranı</td>
<td width="108" valign="bottom">Ankara&#8217;nın Toplam Nüfus İçindeki   Oranı</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">1927</td>
<td valign="bottom">13648</td>
<td valign="bottom">2223</td>
<td valign="bottom">74553</td>
<td valign="bottom">16,28</td>
<td valign="bottom">3,35</td>
<td valign="bottom">0,546</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">1935</td>
<td valign="bottom">16158</td>
<td valign="bottom">2721</td>
<td valign="bottom">122720</td>
<td valign="bottom">16,84</td>
<td valign="bottom">4,51</td>
<td valign="bottom">0,759</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">1940</td>
<td valign="bottom">17821</td>
<td valign="bottom">3216</td>
<td valign="bottom">157242</td>
<td valign="bottom">18,05</td>
<td valign="bottom">4,89</td>
<td valign="bottom">0,882</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">1945</td>
<td valign="bottom">18790</td>
<td valign="bottom">3466</td>
<td valign="bottom">226712</td>
<td valign="bottom">18,44</td>
<td valign="bottom">6,54</td>
<td valign="bottom">1,206</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">1950</td>
<td valign="bottom">20947</td>
<td valign="bottom">3924</td>
<td valign="bottom">228536</td>
<td valign="bottom">18,73</td>
<td valign="bottom">7,35</td>
<td valign="bottom">1,377</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">1955</td>
<td valign="bottom">24065</td>
<td valign="bottom">5425</td>
<td valign="bottom">451241</td>
<td valign="bottom">22,54</td>
<td valign="bottom">8,32</td>
<td valign="bottom">1,875</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">1960</td>
<td valign="bottom">27755</td>
<td valign="bottom">7200</td>
<td valign="bottom">650067</td>
<td valign="bottom">25,94</td>
<td valign="bottom">9,03</td>
<td valign="bottom">2,342</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">1965</td>
<td valign="bottom">31391</td>
<td valign="bottom">9343</td>
<td valign="bottom">905660</td>
<td valign="bottom">29,76</td>
<td valign="bottom">9,69</td>
<td valign="bottom">3,466</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">1970</td>
<td valign="bottom">35605</td>
<td valign="bottom">12724</td>
<td valign="bottom">1236152</td>
<td valign="bottom">35,74</td>
<td valign="bottom">9,71</td>
<td valign="bottom">3,471</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 3:</strong> Türkiye-Ankara Karşılaştırmalı Nüfus Oranları (Nüfus İşgücü Çalışması:1976)</p>
<p>1970-1990 dönemi, diğer dönemlerin aksine, Ankara nüfus artış hızının Türkiye kentsel büyüme hızının altına düştüğü dönemdir. Bu durum, diğer bölgesel merkezlerin gelişimlerinin açıklanması yönünde bir ipucu olarak değerlendirilebilir. Buradan, Ankara’ya yoğun olarak göç veren illerin bulunduğu kesimlerde, bölgesel merkezlerin nüfus kazanması gibi bir sonuca da varılabilir.</p>
<p>Türkiye nüfusu, 1935-1970 yılları arasında büyük ölçüde doğal artış nedeniyle 2,2 katına çıkmış, kentsel nüfus ise 4,7 katına yükselmiştir. Aynı dönemde Ankara’nın nüfusunun da 10.1 katına çıktığını görüyoruz. Başka bir deyişle, ülkede doğal artışın çok üzerinde bir kent nüfus artışı izlenmektedir. Ankara ise bu kentsel büyüme içinde yüksek pay almıştır. Tablo 3’ten da izlenebileceği gibi, Ankara’nın Türkiye nüfusu içindeki payı artarken, Türkiye kentsel nüfusu içindeki payı da artmış ve 1935’lerde, Türkiye kentsel nüfusunun ancak %4,5’ini oluştururken, 1970’de bu yüzde 10’a kadar çıkmıştır.</p>
<p>Kentleşme süreci 1950’lerden sonra birdenbire hız kazanmaktadır. Tablo 3’ten izlenebileceği gibi, 1000’den fazla nüfuslu yerlerin büyüme hızı %14’ten %38’e, Ankara’nın büyüme hızı ise %27’den %53’e çıkıyor. Ankara’nın yüzde olarak en büyük artışı da bu seneler arasında oluyor. Daha sonra oransal olarak büyüme hızı davamlı düşüyor. Ancak mutlak değer olarak, her 5 yılda Ankara nüfusuna eklenen miktar devamlı artıyor. 1950-55 arası 163000, 1955-60 arası 199000, 1960-65 arası 255000, 1965-1970 arası 331000 ve 1970-75 arası 464000 kişinin eklenmiş olduğu görülüyor.</p>
<p>1950’lerden sonra hızlanan kentleşme süreci içinde, öncelikle Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerde nüfus artışı görüldüğü söylenebilir. Ancak, özellikle 1960’ların ikinci yarısında, diğer kentsel merkezler de hızla büyümüştür. Bu büyümenin yapısına bakacak olursak, 1960-65 ve 1965-70 arası, hem kent sayısının, hem de kent nüfusunun arttığını görürüz. Özellikle 1965-70 arası, 100000’den büyük kentler nüfusuna 1,11 milyon kişi eklendiğini görürüz. Ancak, 1970-75 arası aynı hızlı büyüme izlenmemektedir. Nitekim,hem nüfusa eklenen mutlak dğer düşmüş, hem de 100000+ kent sayısında önemli bir artış olmamıştır. Bu dönemde, ortalama kent büyüklüğü artmış ve 200000’e yaklaşmıştır.</p>
<p>Tablonun 1970’lere kadar olan bölümünün yorumunu yapacak olursak, Ankara, İstanbul, İzmir dışındaki kentlere yığılmanın arttığını ve yeni merkezler geliştiğini kolaylıkla söyleyebiliriz. Ancak, 1975 yılı rakamları bu eğilimin devam etmediğini belirtmemiştir. Bu nedenle 1970-75 yılları arasındaki gelişme çok önemlidir. Nitekim, bu dönemde, Ankara’nın o zamana kadar düşme gösteren beş yıllık büyüme hızında da artış görülmektedir. 1970’e kadar süren eğilimin hangi nedenle değiştiğinin anlaşılması için nüfusu 100000’nin üzerindeki kentlerin incelenmesi gerekir.</p>
<h3>4.1.2. Ankara’nin Diğer Kentlerle Karşılaştırılması</h3>
<p>Ankara kentinin Türkiye’deki  diğer büyük kentler (100000+) arasında nüfus büyümesi bakımından durumu çok ilginçtir. Türkiye’de 1970 nüfus sayımı sonuçlarına göre 100000’den kalabalık kentlerin 1940 = 100 kabul edilerek hesaplanan büyüme indeksi şöyledir.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="256">
<tbody>
<tr>
<td width="64" valign="bottom">Kentler</td>
<td width="64" valign="bottom">1950</td>
<td width="64" valign="bottom">1960</td>
<td width="64" valign="bottom">1970</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">İstanbul</td>
<td valign="bottom">118</td>
<td valign="bottom">185</td>
<td valign="bottom">283</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Ankara</td>
<td valign="bottom">183</td>
<td valign="bottom">413</td>
<td valign="bottom">769</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">İzmir</td>
<td valign="bottom">124</td>
<td valign="bottom">161</td>
<td valign="bottom">283</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Adana</td>
<td valign="bottom">133</td>
<td valign="bottom">263</td>
<td valign="bottom">399</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Bursa</td>
<td valign="bottom">134</td>
<td valign="bottom">198</td>
<td valign="bottom">356</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Eskişehir</td>
<td valign="bottom">148</td>
<td valign="bottom">252</td>
<td valign="bottom">356</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Gaziantep</td>
<td valign="bottom">126</td>
<td valign="bottom">217</td>
<td valign="bottom">395</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Konya</td>
<td valign="bottom">114</td>
<td valign="bottom">212</td>
<td valign="bottom">355</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Kayseri</td>
<td valign="bottom">125</td>
<td valign="bottom">195</td>
<td valign="bottom">319</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Diyarbakır</td>
<td valign="bottom">106</td>
<td valign="bottom">188</td>
<td valign="bottom">316</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Erzurum</td>
<td valign="bottom">112</td>
<td valign="bottom">189</td>
<td valign="bottom">282</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Samsun</td>
<td valign="bottom">118</td>
<td valign="bottom">235</td>
<td valign="bottom">360</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Sivas</td>
<td valign="bottom">125</td>
<td valign="bottom">224</td>
<td valign="bottom">317</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Malatya</td>
<td valign="bottom">134</td>
<td valign="bottom">230</td>
<td valign="bottom">359</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Kocaeli</td>
<td valign="bottom">124</td>
<td valign="bottom">252</td>
<td valign="bottom">422</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Mersin</td>
<td valign="bottom">121</td>
<td valign="bottom">228</td>
<td valign="bottom">380</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Elazığ</td>
<td valign="bottom">115</td>
<td valign="bottom">237</td>
<td valign="bottom">425</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Maraş</td>
<td valign="bottom">124</td>
<td valign="bottom">196</td>
<td valign="bottom">379</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Adapazarı</td>
<td valign="bottom">138</td>
<td valign="bottom">308</td>
<td valign="bottom">393</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Urfa</td>
<td valign="bottom">109</td>
<td valign="bottom">170</td>
<td valign="bottom">284</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Kırıkkale</td>
<td valign="bottom">138</td>
<td valign="bottom">375</td>
<td valign="bottom">802</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Karabük</td>
<td valign="bottom">143</td>
<td valign="bottom">461</td>
<td valign="bottom">949</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 4:</strong>Bazı Kentlerin Büyüme İndeksi (Nüfus İşgücü Çalışması:1976)</p>
<p>Tabloda izlendiği gibi Karabük, Kırıkkale ve Ankara ülkede nüfus büyümesi bakımından en hızlı gelişen kentlerdir. Bunlardan Karabük ve Kırıkkale 1940-1970 arasında sanayileşmeye sahne olmuşlardır. Ankara ise başkent olması ve bağlı olarak hizmetler sektöründe aşırı yığılma görülen bir kent özelliğini taşımaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<h4><strong>4.1.3. GÖÇ</strong></h4>
<p>Göç olgusu, Ankara’nın başkent ilan edilmesinden bu yana, Ankara’nın nüfus yapısı ve gelişimini büyük oranlarda etkilemiş, kentin büyümesi yönünde en önemli itici gücü oluşturmuştur. Özellikle kentleşmenin yoğun olarak yaşandığı ve Ankara’nın daha yaşanması daha cazip olduğu dönemlerde göç, Ankara’nın kentsel gelişiminin anlaşılması için en önemli araçlardan birisidir.</p>
<p>Her beş yıllık dönemde, nüfus artışının %70-75 kadarını, çeşitli kırsal ve kentsel alanlardan Ankara’ya gelenler oluşturmuştur. Ankara’nın en çok göç aldığı iller incelendiğinde, göçlerin yoğun olarak Orta ve Doğu Anadolu’dan kaynaklandığı görülmektedir.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="448">
<tbody>
<tr>
<td width="64" valign="bottom"></td>
<td colspan="2" width="128" valign="bottom">1955-1960</td>
<td colspan="2" width="128" valign="bottom">1960-1965</td>
<td colspan="2" width="128" valign="bottom">1965-1970</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">Miktar</td>
<td valign="bottom">%</td>
<td valign="bottom">Miktar</td>
<td valign="bottom">%</td>
<td valign="bottom">Miktar</td>
<td valign="bottom">%</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Erkek Göç</td>
<td valign="bottom">81091</td>
<td valign="bottom">54,05</td>
<td valign="bottom">90480</td>
<td valign="bottom">49,66</td>
<td valign="bottom">115580</td>
<td valign="bottom">50,24</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Kadın Göç</td>
<td valign="bottom">68927</td>
<td valign="bottom">45,95</td>
<td valign="bottom">91712</td>
<td valign="bottom">50,34</td>
<td valign="bottom">114515</td>
<td valign="bottom">49,76</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Toplam</td>
<td valign="bottom">150018</td>
<td valign="bottom">100</td>
<td valign="bottom">182192</td>
<td valign="bottom">100</td>
<td valign="bottom">230095</td>
<td valign="bottom">100</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 5:<em> </em></strong>Yıllara Göre Erkek ve Kadın Göç (Nüfus İşgücü Çalışması:1976)</p>
<p>Bu değerlere göre, göçte sürekli bir artış olmaktadır. Bu artış, hem mutlak değer olarak, hem de oransal olarak gerçekleşmektedir. 1955-1960 arası yıllık ortalama 30000 kişi, 1960-1965 arası yılık 36000, üçüncü dönem olan 1965-1970 arası için ise yıllık 45000 kişilik bir göç olmuştur. 1970-1975 dönemi içerisinde ise, toplam 320000 kişi, yani yılda ortalama 65000 kişinin göç ettiği sanılmaktadır. Bu durum oransal olarak incelendiğinde ise, birinci ve ikinci dönemler arası göç eden nüfus %21, ikinci ve üçüncü dönemler arası artış hızı %36’ya çıkmıştır. 1970-1975 dönemi içinse bu oran, %40 dolaylarında gerçekleşmiştir. Bununla birlikte, yıllara göre göçteki değişimler incelendiğinde, ilk zamanlarda erkek göçünün kadın göçüne oranla daha fazla olduğu, ancak sonraki periyodlarda ise bu durumun eşitlendiği görülmektedir. Bu durum, eğilimlerin değişmesiyle açıklanabilir. Şöyle ki, 1960’lı yıllara kadar erkeklerin tek başlarına ya da bekar olarak gelme eğilimelri varken, bu tarihten sonta göçün aile ölçeğinde gerçekleştiği söylenebilir.</p>
<p>Bu dönemlere ilişkin olarak belirtilmesi gereken bir diğer şey, toplam nüfus artışı içerisinde göçün payının azalırken, doğal artışın payının artmasıdır. Kuşkusuz böyle bir duruma gelinmesinde kente göç etmit olan doğurgan kadın nüfusunun önemli rolü vardır.</p>
<h3><em>Bölgelere Göre Göç Yapısı:</em></h3>
<p>Tablonun izlenmesinden anlaşılacağı gibi, Ankara’ya en çok göç gönderen iller Doğu ve Orta Anadolu illeri olmaktadır. Özellikle Orta Anadolu’daki 5 ilden (Çankırı, Çorum, Yozgat, Kırşehir ve Nevşehir) gelen göç, kente gelen toplam göçün %25’inden fazlasını oluşturmaktadır. Bu illeri kuzey ve doğuya doğru yayılan ikinci bir kuşak içinde Kayseri, Erzincan, Sivas ve Niğde ile üçüncü kuşakta Gümüşhane, Artvin, Rize, Kars ve Erzurum izlemektedir. Bu 14 ilde yaşayanlar tüm ülke nüfusunun %18’ini oluştururken, Ankara’ya yolladıkları göç kente gelen göçün %50’sinden fazlasını tutmaktadır.</p>
<p>Bu bölge illerinin ortak özelliklerini arayacak olursak, Çankırı, Çorum, Yozgat, Kırşehir, Nevşehir, Kayseri, Niğde gibi illerde yakınlığın önemli olduğunu söyleyebiliriz. Bu illerden Kayseri, Sivas, Erzurum, Erzincan ve Rize dışında kalanlarda sanayileşme ve kentleşme oranları çok düşüktür. Buna karşılık özellikle Kayseri ve Erzurum bölgesel merkezlerdir, nüfusları 1960,1965 yıllarında 100000’i aşmıştır. Geçmişte daha çok kamu kesimi yatırımlarına dayanan sanayi gelişmesi ile çevreleri için birer merkez oluşturmuşlar, yakın yıllarda da özel sektörün örgütlenmesi ile gelişmeleri artmıştır.</p>
<p>Bu illerden gelen göçün dönemlere göre farklılaşmasına bakarak, Yozgat, Çankırı ve Çorum’dan gelen göçün 1955-60 ve 1960-65 yılları arasında önemli ölçüde arttığını görürürüz. Bu üç ilden gelen göçün toplamı 1955-60 arasında 18000 kişi dolayında iken, 1960-65 arası 43000’e yükselmiş, yani 25000 kişi dolaylarında artmıştır. Buna karşılık diğer 11 ilden gelen göçte önemli farklar görülmemekte, hatta bazılarında azalma bile izlenmektedir. Ancak, bu durum, 1970’lerde ülkede sanayileşme, kentleşme ve toplumsal değişmenin hız kazanması, bununla beraber 100000’in üzerinde kentsel merkezlerin artmasının bir sonucu olarak görülebilir.</p>
<p>Öte yandan Ankara’ya en az göç gönderen iller, Ankara çevresinde kuzey hariç diğer üç yönden en dış kuşağı oluşturmakta, yani mekansal uzaklık artıkça göç azalmaktadır. Bu kuşaktaki 25 il, ülke nüfusunun %33’ünü oluşturmakta, buna karşılık Ankara’ya gelen göçü katkıları %11 dolaylarında kalmaktadır. Ancak bu kuşak içinde, ülkenin en gelişmiş illerinden (İzmir, Bursa gibi) en geri kalmış illerine kadar (Hakkari gibi) çok çeşitli sosyo-ekonomik düzeyde yöreler bulunmaktadır.</p>
<p>Doğu ve Güneydoğu bölgesinde en az göç gönderen iller genellikle ülkenin en geri kalmış, dışarı ile bağlantısı zayıf, tarımda feodal ilişkilerin egemen olduğu, gelir ve üretimi düşük illerdir. Bu illerin genel özelliklerinden ayrılık gösteren tek merkez Diyarbakır olmaktadır. Ayrıca Maraş ve Urfa da 1970’lerde hızlı büyüyen merkezlerdendir.</p>
<p>Kuzeybatıda Kırklareli, Edirne, Tekirdağ ve Çanakkale de sosyo-ekonomik göstergeleri yüksek olmayan illerdir. Bu illerden olabilecek dış göçün çok daha yakın ve gelişmiş olan İstanbul’a gitmesi doğaldır. Aynı tez, Muğla ve Denizli gibi iller için, İzmir’e yakınlıkları nedeniyle geçerli olabilir.</p>
<p>Ankara’ya gelen göçün çoğunluğunu veren 14 ilin çevresinde, Doğu, İç ve Kuzey Anadolu’da orta yoğunlukta göç gönderen iller yer alıyor. Bunlar doğuda Malatya, Elazığ, Tunceli, kuzeyde Amasya, Tokat, Trabzon, Ordu, Sinop, Kastamonu, İç Batı Anadolu’da ise Bolu, Eskişehir, Bilecik ve Isparta’dır. Bu 13 il, ülke toplam nüfusunun %15,5’ini, göçün ise %17’sini oluşturmaktadır.</p>
<p>Ankara’dan güneye ve batıya yayılan kuşakta ise ortanın altında göç veren iller yer almaktadır. Bunların içinde İstanbul, Kocaeli, Sakarya ve Adana gibi gelişmiş sanayi yöreleri, Balıkesir, Konya, İçel gibi pazara dönük tarımsal faaliyetlerde ihtisaslaşmış iller, G.Antep ve Samsun gibi bölgesel merkezler bulunmaktadır. Bu 15 il toplam ülke nüfusunun %34’ünü, Ankara’ya gelen göçün ise %19’unu sağlamaktadır.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="633">
<tbody>
<tr>
<td width="394" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom">Ortalama</td>
<td width="64" valign="bottom">Standart Sapma</td>
<td width="111" valign="bottom">Göç Yoğunluğu ile Korelasyon</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">1. Ankara&#8217;ta olan uzaklık</td>
<td valign="bottom">595,6</td>
<td valign="bottom">307,9</td>
<td width="111" valign="bottom">-0,37446</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">2. 100000 kişiye yatak sayısı</td>
<td valign="bottom">98,3</td>
<td valign="bottom">114,1</td>
<td width="111" valign="bottom">-0,10026</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">3. Sanayi katma değeri (000 000)</td>
<td valign="bottom">102,1</td>
<td valign="bottom">319,8</td>
<td width="111" valign="bottom">-0,11603</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">4. 1000 kişiye düşen lise ve orta okul sayısı</td>
<td valign="bottom">0,032</td>
<td valign="bottom">0,013</td>
<td width="111" valign="bottom">-0,03236</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">5. 1000 kişiye kara taşıt aracı sayısı</td>
<td valign="bottom">2,68</td>
<td valign="bottom">2,5</td>
<td width="111" valign="bottom">-0,15859</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">6. Toplam tarımsal üretim içinde tahıl üretim yüzdesi</td>
<td valign="bottom">56,9</td>
<td valign="bottom">16,34</td>
<td width="111" valign="bottom">0,12183</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">7. Kırsal nüfus başına tarımsal üretim (ton/1000 kişi)</td>
<td valign="bottom">1304,8</td>
<td valign="bottom">769,2</td>
<td width="111" valign="bottom">0,17991</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">8. Kırsal nüfusun toplam nüfusa yüzdesi</td>
<td valign="bottom">74,1</td>
<td valign="bottom">12,1</td>
<td width="111" valign="bottom">0,23559</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">9. 10000&#8242;den fazla nüfuslu kentlerin toplam kentsel nüfusa yüzdesi</td>
<td valign="bottom">61,4</td>
<td valign="bottom">24,1</td>
<td width="111" valign="bottom">-0,13775</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 6: </strong>İllere Göre Göç Yoğunluğu İle İllerin Sosyo-Ekonomik Göstergeleri Korelasyon İlişkisi (Nüfus İşgücü Çalışması:1976)</p>
<p>Sonuç olarak, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/elde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Elde">elde</a> edilen verilere bakılarak Ankara’ya gelen göçün illere göre büyük farklılıklar gösterdiğini söyleyebiliriz. Yukardaki tablodan anlaşılacağı gibi en yüksek korelasyon katsayısını Ankara’ya olan uzaklık vermekte, uzaklığı arttıkça göç azalmaktadır.</p>
<p>Aynı şekilde, kişi başına yatak, lise ve orta okul, kara taşıt aracı sayıları ve, sanayi katma değerleri ve 10000’den fazla nüfuslu kentlerin toplam kentsel nüfusa oranı ile göç yoğunluğu arasındaki ilişki negatiftir, yani bu değerler azaldıkça göç artmaktadır. Buna karşın, kırsal nüfus ve tarımsal üretimle ilgili göstergeler pozitif değerler vermektedir, yani bu değerler yükseldikçe göç yoğunluğu da artmaktadır.</p>
<p><strong>4.1.4.  DEMOGRAFİK YAPI</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Ankara’da, 15-65 yaş grubu toplam nüfus içinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu yaş grubu yüzdesi Türkiye için izlenen nüfus yüzdesinden yüksektir. (Türkiye 1965 rakamlarına göre, erkek nüfusun %56,7’si, kadın nüfusun ise %57,3’ü bu gruptadır.) bunun nedeni de göç ederek Ankara’ya yerleşen kırsal nüfusun faal yaş gruplarında yığılmasıdır. Özellikle erkek nüfus için bu daha belirgin olmaktadır.</p>
<p>15-64 yaş grubunun Türkiye ortalamasında yüksek olmaksına bağlı olarak 0-14 yaş grubundakiler de Türkiye ortalamasının altında kalmaktadır. Ancak, yıllara göre dağılıma bakıldığında bu yaş grubunda devamlı bir yükselme izlenmektedir. Bunun nedeni ise, yine göç nedeniyle her yıl doğurgan yaş gruplarındaki kadın sayısına eklenen nüfustur.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="576">
<tbody>
<tr>
<td width="64" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom">1955</td>
<td width="64" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom">1960</td>
<td width="64" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom">1965</td>
<td width="64" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom">1970</td>
<td width="64" valign="bottom"></td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">Erkek</td>
<td valign="bottom">Kadın</td>
<td valign="bottom">Erkek</td>
<td valign="bottom">Kadın</td>
<td valign="bottom">Erkek</td>
<td valign="bottom">Kadın</td>
<td valign="bottom">Erkek</td>
<td valign="bottom">Kadın</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">0—4</td>
<td valign="bottom">9,78</td>
<td valign="bottom">13</td>
<td valign="bottom">10,3</td>
<td valign="bottom">13,41</td>
<td valign="bottom">11,02</td>
<td valign="bottom">13,25</td>
<td valign="bottom">11,15</td>
<td valign="bottom">12,25</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">5—9</td>
<td valign="bottom">8,83</td>
<td valign="bottom">11,67</td>
<td valign="bottom">9,47</td>
<td valign="bottom">12,36</td>
<td valign="bottom">10,98</td>
<td valign="bottom">13,1</td>
<td valign="bottom">11,27</td>
<td valign="bottom">12,09</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">10—14</td>
<td valign="bottom">7,6</td>
<td valign="bottom">8,77</td>
<td valign="bottom">8,77</td>
<td valign="bottom">9,76</td>
<td valign="bottom">9,89</td>
<td valign="bottom">10,38</td>
<td valign="bottom">11,3</td>
<td valign="bottom">11,36</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">15—19</td>
<td valign="bottom">11,34</td>
<td valign="bottom">9,08</td>
<td valign="bottom">11,83</td>
<td valign="bottom">8,55</td>
<td valign="bottom">12,43</td>
<td valign="bottom">9,79</td>
<td valign="bottom">12,64</td>
<td valign="bottom">10,57</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">20—24</td>
<td valign="bottom">21,45</td>
<td valign="bottom">10,63</td>
<td valign="bottom">18,16</td>
<td valign="bottom">10,03</td>
<td valign="bottom">14,33</td>
<td valign="bottom">9,25</td>
<td valign="bottom">14,24</td>
<td valign="bottom">10,14</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">25—29</td>
<td valign="bottom">11,17</td>
<td valign="bottom">10,57</td>
<td valign="bottom">10,5</td>
<td valign="bottom">9,91</td>
<td valign="bottom">8,94</td>
<td valign="bottom">8,98</td>
<td valign="bottom">8,45</td>
<td valign="bottom">8,28</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">30—34</td>
<td valign="bottom">7,73</td>
<td valign="bottom">7,84</td>
<td valign="bottom">8,74</td>
<td valign="bottom">8,85</td>
<td valign="bottom">8,58</td>
<td valign="bottom">8,15</td>
<td valign="bottom">6,69</td>
<td valign="bottom">7,74</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">35—39</td>
<td valign="bottom">5,01</td>
<td valign="bottom">5,76</td>
<td valign="bottom">6,21</td>
<td valign="bottom">6,58</td>
<td valign="bottom">7,18</td>
<td valign="bottom">7,34</td>
<td valign="bottom">6,6</td>
<td valign="bottom">6,95</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">40—44</td>
<td valign="bottom">5,77</td>
<td valign="bottom">5,58</td>
<td valign="bottom">3,8</td>
<td valign="bottom">4,19</td>
<td valign="bottom">4,82</td>
<td valign="bottom">4,76</td>
<td valign="bottom">5,4</td>
<td valign="bottom">5,68</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">45—49</td>
<td valign="bottom">3,84</td>
<td valign="bottom">4,44</td>
<td valign="bottom">4,31</td>
<td valign="bottom">4,15</td>
<td valign="bottom">2,96</td>
<td valign="bottom">3,18</td>
<td valign="bottom">3,74</td>
<td valign="bottom">3,71</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">50—54</td>
<td valign="bottom">3</td>
<td valign="bottom">3,84</td>
<td valign="bottom">2,93</td>
<td valign="bottom">3,5</td>
<td valign="bottom">3,42</td>
<td valign="bottom">3,38</td>
<td valign="bottom">2,4</td>
<td valign="bottom">2,68</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">55—59</td>
<td valign="bottom">1,99</td>
<td valign="bottom">2,91</td>
<td valign="bottom">2,07</td>
<td valign="bottom">2,73</td>
<td valign="bottom">2,17</td>
<td valign="bottom">2,55</td>
<td valign="bottom">2,34</td>
<td valign="bottom">2,46</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">60—64</td>
<td valign="bottom">1,12</td>
<td valign="bottom">2,39</td>
<td valign="bottom">1,44</td>
<td valign="bottom">2,43</td>
<td valign="bottom">1,51</td>
<td valign="bottom">2,28</td>
<td valign="bottom">1,52</td>
<td valign="bottom">2,25</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">65—69</td>
<td valign="bottom">0,48</td>
<td valign="bottom">1,21</td>
<td valign="bottom">0,73</td>
<td valign="bottom">1,53</td>
<td valign="bottom">0,95</td>
<td valign="bottom">1,57</td>
<td valign="bottom">1,03</td>
<td valign="bottom">1,53</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">70—74</td>
<td valign="bottom">0,37</td>
<td valign="bottom">0,94</td>
<td valign="bottom">0,38</td>
<td valign="bottom">1,03</td>
<td valign="bottom">0,44</td>
<td valign="bottom">0,98</td>
<td valign="bottom">0,68</td>
<td valign="bottom">1,09</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">75+</td>
<td valign="bottom">0,48</td>
<td valign="bottom">1,4</td>
<td valign="bottom">0,37</td>
<td valign="bottom">0,99</td>
<td valign="bottom">0,38</td>
<td valign="bottom">1,06</td>
<td valign="bottom">0,57</td>
<td valign="bottom">1,22</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 7: </strong>Yıllara Göre Erkek-Kadın Yaş Gruplarının Nüfus Oranları (Nüfus İşgücü Çalışması:1976)</p>
<p><strong>Şekil 1:</strong>1970 yılı yaş piramidi</p>
<p><strong>4.1.5. METROPOLİTEN ALAN İÇİNDEKİ YERLEŞMELERİN NÜFUS YAPISI</strong></p>
<p>Metropoliten alan içindeki akım ilişkilerindeki değişmeler metropoliten alandaki yerleşmelerin büyüme hızları ile ilişkilidir. 1975 yılına kadar Ankara kent nüfusu yüksek oranlarda artarken bu tarihten sonra nüfus artışı yavaşlamıştır. Bu durum metropoliten alandaki yerleşmelerle Ankara arasındaki trafiğin 1970-1980 dönemindeki hızlı artışı ile tutarlıdır.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="544">
<tbody>
<tr>
<td width="96" valign="bottom">İlçenin Adı</td>
<td width="64" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom">NÜFUS</td>
<td width="64" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom"></td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">Toplam Nüfus</td>
<td valign="bottom">Kent</td>
<td valign="bottom">Köy</td>
<td valign="bottom">Bucak Sayısı</td>
<td valign="bottom">Belde Sayısı</td>
<td valign="bottom">Mahalle Sayısı</td>
<td valign="bottom">Köy Sayısı</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Merkez Ankara</td>
<td valign="bottom">114419</td>
<td valign="bottom">114419</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">240</td>
<td valign="bottom">18</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Altındağ</td>
<td valign="bottom">348254</td>
<td valign="bottom">335096</td>
<td valign="bottom">13158</td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom"></td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Ayaş</td>
<td valign="bottom">17581</td>
<td valign="bottom">4454</td>
<td valign="bottom">13158</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">8</td>
<td valign="bottom">21</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Bala</td>
<td valign="bottom">42206</td>
<td valign="bottom">3899</td>
<td valign="bottom">38307</td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">5</td>
<td valign="bottom">62</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Beypazarı</td>
<td valign="bottom">36435</td>
<td valign="bottom">12830</td>
<td valign="bottom">23605</td>
<td valign="bottom">3</td>
<td valign="bottom">4</td>
<td valign="bottom">14</td>
<td valign="bottom">65</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Çankaya</td>
<td valign="bottom">683210</td>
<td valign="bottom">653290</td>
<td valign="bottom">29920</td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">4</td>
<td valign="bottom">43</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Çamlıdere</td>
<td valign="bottom">49539</td>
<td valign="bottom">10857</td>
<td valign="bottom">38682</td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">6</td>
<td valign="bottom">102</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Çubuk</td>
<td valign="bottom">18982</td>
<td valign="bottom">3759</td>
<td valign="bottom">15223</td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">8</td>
<td valign="bottom">40</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Delice</td>
<td valign="bottom">25942</td>
<td valign="bottom">2967</td>
<td valign="bottom">22975</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">3</td>
<td valign="bottom">10</td>
<td valign="bottom">33</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Elmadağ</td>
<td valign="bottom">23852</td>
<td valign="bottom">11196</td>
<td valign="bottom">12656</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">6</td>
<td valign="bottom">12</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Güdül</td>
<td valign="bottom">18153</td>
<td valign="bottom">4459</td>
<td valign="bottom">13694</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">4</td>
<td valign="bottom">26</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Haymana</td>
<td valign="bottom">51256</td>
<td valign="bottom">5739</td>
<td valign="bottom">45517</td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">3</td>
<td valign="bottom">87</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Kalecik</td>
<td valign="bottom">29784</td>
<td valign="bottom">5804</td>
<td valign="bottom">23980</td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">6</td>
<td valign="bottom">56</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Keskin</td>
<td valign="bottom">40769</td>
<td valign="bottom">8581</td>
<td valign="bottom">32188</td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">3</td>
<td valign="bottom">6</td>
<td valign="bottom">71</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Kırıkkale</td>
<td valign="bottom">30186</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">38528</td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">5</td>
<td valign="bottom">27</td>
<td valign="bottom">48</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Kızılcahamam</td>
<td valign="bottom">36645</td>
<td valign="bottom">6017</td>
<td valign="bottom">30628</td>
<td valign="bottom">3</td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">5</td>
<td valign="bottom">109</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Nallıhan</td>
<td valign="bottom">32713</td>
<td valign="bottom">7554</td>
<td valign="bottom">25159</td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">3</td>
<td valign="bottom">79</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Polatlı</td>
<td valign="bottom">74366</td>
<td valign="bottom">32326</td>
<td valign="bottom">42040</td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">10</td>
<td valign="bottom">88</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Sulakyurt</td>
<td valign="bottom">16163</td>
<td valign="bottom">2070</td>
<td valign="bottom">14093</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">3</td>
<td valign="bottom">26</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Şereflikoçhisar</td>
<td valign="bottom">75675</td>
<td valign="bottom">16982</td>
<td valign="bottom">58693</td>
<td valign="bottom">1</td>
<td valign="bottom">5</td>
<td valign="bottom">21</td>
<td valign="bottom">92</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Yenimahalle</td>
<td valign="bottom">175528</td>
<td valign="bottom">133347</td>
<td valign="bottom">42181</td>
<td valign="bottom">3</td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">7</td>
<td valign="bottom">65</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">TOPLAM</td>
<td valign="bottom">2041658</td>
<td valign="bottom">1467304</td>
<td valign="bottom">574354</td>
<td valign="bottom">27</td>
<td valign="bottom">43</td>
<td valign="bottom">397</td>
<td valign="bottom">1143</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 8: </strong>1970 Yılı İlçe Nüfusları (DİE,1970 Nüfus Sayımı)</p>
<p>Ankara’ya en yakın ilçelerden ve birer banliyö niteliğinde olan Sincan ve Gölbaşı metropoliten alanda nüfusları en hızlı artan yerleşmelerdir. On yıllık dönemde Sincan’ın yıllık ortalama nüfus artış hızı binde 109 olmuştur. Gölbaşının yıllık nüfus artış hızı binde 96’dır.</p>
<p>Ankara’ya 35-40 km. uzaklıktaki yerleşmelerden nüfusu 18982 olan Çubuk, binde 35, nüfusu 25852 olan Elmadağ binde 34 yıllık nüfus artış hızları ile Ankara kentine göre daha hızlı, yaklaşık Ankara ili kentsel ortalaması düzeyinde büyüme göstermişlerdir.</p>
<p>Ankara metropoliten alanında metropoliten merkeze günlük ev-iş seyehatlerinin yapıldığı önemli bir kentsel alan oluşmamıştır. İlk 35-40 km.lik kuşakta büyük yerleşmeler oluşmadığı gibi, gelişmiş ülke metropollerinde görülen konut ve çalışma yerlerinin metropoliten alan içinde desentralizasyonu süreci yaygınlık kazanmamıştır. Son yıllarda en yüksek nüfus artışlarının Sincan, Gölbaşı gibi Ankara’nın banliyösü niteliğindeki yerleşmelerde görülmesi kentin eklemeler şeklinde büyüdüğünü göstermektedir. Metropoliten merkeze 75 km. uzaklıktaki Kırıkkale, kamu kuruluşlarıyla eliyle burada yoğunlaşan sanayi yatırımlarının etkisiyle son yıllarda önemi giderek artan bir alt merkez niteliğini kazanmıştır. Bölgesel trafik akımları sayımları, Kırıkkale’nin artan önemine paralel olarak Ankara-Kırıkkale arasındaki trafik hacminin, İstanbul yolu trafiğine eşit ağırlığa eriştiğini göstermiştir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4.2. SOSYAL YAPI</strong></p>
<p>Ankara kenti, meydana gelen hızlı kentleşme ve göç hareketleri neticesinde, sosyal yapısında önemli çelişkileri barındırmıştır. Bunun nedeni, Ankara’nın yapısı itibariyle çok farklı bölgelere ait kültürel değerlerin bir kompozisyonunu içermesidir. Kuşkusuz bunda en büyük rol Ankara’nın almış olduğu göçtür. Ankara’nın toplumsal yapısı özellikle Orta Anadolu’nun etkisindedir.</p>
<p>Kentin Türkiye ortalamasının üzerinde bir çalışan nüfus oranına sahip olması, kentin başkentlilik fonksyonundan kaynaklanmaktadır. İdari fonksyonların bu kentte toplanması, şehirde alım gücü yüksek ve batı tarzı yaşamı benimsemiş bir nüfus yapısının oluşmasını sağlamıştır.</p>
<p>Kentteki nüfusun eğitim düzeyine bakıldığında Ankara İli’nde okuryazarlık oranın, Cumhuriyet dönemi boyunca, erkeklerde ve kadınlarda Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu görülmüştür.</p>
<p>6 ve daha yukarı yaştaki nüfusun bir milyona ulaştığı 1950’lerde Ankara’da her iki kişiden biri okuryazardı. 1975’te ise; her 100 kişiden 78’i okuma-yazma bilmekteydi. Bu sayı erkekler için 87, kadınlar için 67 idi. Aynı yıl Türkiye için ise okuryazarlık oranı %62 idi ve her 100 erkekten 75’i, her 100 kadından ise 48’i okuryazardı.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="92" valign="top">Yıllar</td>
<td width="126" valign="top">Toplam%</td>
<td width="96" valign="top">Erkek%</td>
<td width="108" valign="top">Kadın%</td>
</tr>
<tr>
<td width="92" valign="top">1950</td>
<td width="126" valign="top">45.1</td>
<td width="96" valign="top">57.5</td>
<td width="108" valign="top">30.9</td>
</tr>
<tr>
<td width="92" valign="top">1955</td>
<td width="126" valign="top">52.7</td>
<td width="96" valign="top">67.1</td>
<td width="108" valign="top">35.4</td>
</tr>
<tr>
<td width="92" valign="top">1960</td>
<td width="126" valign="top">54.9</td>
<td width="96" valign="top">67.7</td>
<td width="108" valign="top">39.6</td>
</tr>
<tr>
<td width="92" valign="top">1965</td>
<td width="126" valign="top">65.2</td>
<td width="96" valign="top">78.7</td>
<td width="108" valign="top">49.7</td>
</tr>
<tr>
<td width="92" valign="top">1970</td>
<td width="126" valign="top">79.2</td>
<td width="96" valign="top">88.3</td>
<td width="108" valign="top">68.6</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 9: </strong>6 Ve Daha Yukarı Yaşlarda Okuma Yazma Bilen Nüfus (Yurt Ansiklopedisi)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4.3. EKONOMİK YAPI</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’da kamu ve diğer hizmetlere yönelik faaliyetler, imalat sektörüne yönelik faaliyetlere oranla daha baskın olmuştur. Bu durum gerek istihdamın işkolları arasındaki dağılımından, gerekse Ankara’nın Türkiye’nin sınai üretimine yapığı katkıdan anlaşılabilir.</p>
<p>1955-80 yılları arasında Ankara’da sanayide çalışanların kentteki faal nüfus içindeki payı sürekli olarak Türkiye kentsel ortalamasının %7-10 altında, hizmetlerde çalışanlarınki ise %15-20 üstündedir (Bademli:1986). Tablo 10 Ankara’daki ekonomik faaliyetlerin yoğunlaşma oranını göstermekte, tabloda kentin kentin ekonomik faaliyetler açısından Türkiye ile karşılaştırıldığında, hangi sektörde ne durumda olduğu görülmektedir. Görüldüğü üzere Ankara hizmetler açısından Türiye ortalamasının üstünde bir yoğunlaşmaya sahiptir. Hizmetlerde çalışanların oranındaki bu yükseklik Ankara’nın başkentlik işlevinden kaynaklanmaktadır.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="172" valign="top">
<h6>Sektörler</h6>
</td>
<td width="50" valign="top"><strong>1950</strong></td>
<td width="85" valign="top"><strong>1955</strong></td>
<td width="85" valign="top"><strong>1960</strong></td>
<td width="85" valign="top"><strong>1965</strong></td>
<td width="85" valign="top"><strong>1970</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="172" valign="top">Tarım</td>
<td width="50">0,30</td>
<td width="85">0,37</td>
<td width="85">0,35</td>
<td width="85">0,36</td>
<td width="85">0,34</td>
</tr>
<tr>
<td width="172" valign="top">Maden   İstihracı</td>
<td width="50">0,10</td>
<td width="85">0,19</td>
<td width="85">0,13</td>
<td width="85">0,14</td>
<td width="85">0,26</td>
</tr>
<tr>
<td width="172" valign="top">İmalat   Sanayi</td>
<td width="50">0,60</td>
<td width="85">0,60</td>
<td width="85">0,60</td>
<td width="85">0,57</td>
<td width="85">0,58</td>
</tr>
<tr>
<td width="172" valign="top">Elektrik,Havagazı,su</td>
<td width="50">2,03</td>
<td width="85">1,66</td>
<td width="85">1,30</td>
<td width="85">1,66</td>
<td width="85">1,42</td>
</tr>
<tr>
<td width="172" valign="top">İnşaat</td>
<td width="50">2,03</td>
<td width="85">1,53</td>
<td width="85">1,40</td>
<td width="85">1,34</td>
<td width="85">1,01</td>
</tr>
<tr>
<td width="172" valign="top">Toptan ve   Perakende Ticaret</td>
<td width="50">1,10</td>
<td width="85">0,97</td>
<td width="85">0,94</td>
<td width="85">1,13</td>
<td width="85">0,88</td>
</tr>
<tr>
<td width="172" valign="top">Ulaştırma,   Haberleşme , depolama</td>
<td width="50">1,28</td>
<td width="85">1,05</td>
<td width="85">1,10</td>
<td width="85">1,13</td>
<td width="85">1,04</td>
</tr>
<tr>
<td width="172" valign="top">Mali   kurumlar, sigorta, taşınmaz mallara ait işler, yardımcı iş hizmetleri</td>
<td width="50">x</td>
<td width="85">x</td>
<td width="85">x</td>
<td width="85">x</td>
<td width="85">1,91</td>
</tr>
<tr>
<td width="172" valign="top">Toplum   hizmetleri</td>
<td width="50">2,01</td>
<td width="85">1,53</td>
<td width="85">1,45</td>
<td width="85">1,53</td>
<td width="85">1,55</td>
</tr>
<tr>
<td width="172" valign="top">İyi   tanımlanmamış faaliyetler</td>
<td width="50">0,92</td>
<td width="85">1,46</td>
<td width="85">1,30</td>
<td width="85">1,18</td>
<td width="85">1,04</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 10: </strong>Sektörlere Göre Yoğunlaşma Oranları (Türel:1986)</p>
<p>Ankara kenti 1970 yılına gelindiğinde, ticari faaliyetler bakımından da, konumu göz önünde bulundurulduğunda önemli bir merkez niteliğine kavuşamamış, iç ve dış ticaret bakımından İstanbul’un altında olmasının yanı sıra, dış ticaret bakımından coğrafi konum açısından avantajlı olan İzmir kentinin seviyesine erişememiştir. Nitekim ANPB (Ankara Nazım Plan Bürosu) 1970 yılı itibariyle hazırladığı çalışmasında Ankara’nın, bölgesinde üretilen pek çok malın ticaret ve transit amacı ile bu kentte toplanmaması, ürünlerin dış bölegelere dağıtımım için depolama servislerinin varolmaması ve bu alım-satım için gerekli mali işlemler için gerekli olan borsa sisteminin etkin olarak bulunmaması bağlamında bir metropolün özelliklerinin birçoğuna sahip olmadığını belirtmiştir. Türel Ankara’da sınai faaliyetlere çalışanların oranının gerek Bogota, Seul, Manila gibi gelişmekte olan ülke başkentlerine, gerekse gelişmiş ülke başkentlerine oranla çok düşük olduğunu belirtmiştir(Türel:1986).</p>
<p><strong>4.3.1. İstihdamın Sektörel Dağılımı:</strong></p>
<p>Ankara’nın çalışan nüfusunun sektörler arasındaki dağılımı, kentin başkentlilik işleviyle şekillenmiştir. 1970 yılı itibariyle Ankara kentinin işgücü yapısına baktığımızda, çalışan nüfusun toplam nüfus içinde %30-40 dolaylarında olduğunu görürüz. Bu yüzdeyi oluşturan 393.105 kişilik çalışan nüfusun 17500’ü devlet memuru olarak çalışmakta ve bu sayı, tüm Türkiye’de çalışan devlet memurlarının ¼’ünü kapsamaktadır. Tablo 11, özellikle toplum hizmetleri ile sosyal ve kişisel hizmetlerde gözlenebilen bu yoğunlaşmayı ortaya koymaktadır. Bunun yanında Akçura bu sayının, kentin faal nüfusunun %5.5’ini kapsaması sebebiyle Ankara’nın bir memur kenti olarak tanımlanamayacağına dikkat çekerek (Akçura:1971), başkentlik işlevinin devlet idaresinin dışındaki bazı kesimlerde de önemli yoğunlaşmalara neden olduğunu belirtir. Tablo 12 başkentlilik fonksyonuyla doğrudan ya da dolaylı olan iş kollarını ilk dört başlık altında ele almakta, beşinci başlık kentin bu özelliğinden bağımsız olarak istihdamın yoğunlaştığı faaliyetleri incelemektedir. Akçura bu tabloda orduyu ele alırken erleri ayrı bir grup olarak incelemiş, buna sebep olarak erlerin maaş almamalarını ve kent hayatından kopuk olmalarını göstermiştir.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="183" valign="top">
<h6>Sektörler</h6>
</td>
<td width="63" valign="top"><strong>1950</strong></td>
<td width="71" valign="top"><strong>1955</strong></td>
<td width="87" valign="top"><strong>1960</strong></td>
<td width="73" valign="top"><strong>1965</strong></td>
<td width="85" valign="top"><strong>1970</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="183" valign="top">Tarım</td>
<td width="63">6.14</td>
<td width="71">6.4</td>
<td width="87">3.77</td>
<td width="73">3.91</td>
<td width="85">4.05</td>
</tr>
<tr>
<td width="183" valign="top">Maden   İstihracı</td>
<td width="63">0.15</td>
<td width="71">0.26</td>
<td width="87">0.2</td>
<td width="73">0.19</td>
<td width="85">0.35</td>
</tr>
<tr>
<td width="183" valign="top">İmalat   Sanayi</td>
<td width="63">12.81</td>
<td width="71">12.87</td>
<td width="87">13.76</td>
<td width="73">13.63</td>
<td width="85">13.37</td>
</tr>
<tr>
<td width="183" valign="top">Elektrik,Havagazı,su</td>
<td width="63">0.88</td>
<td width="71">0.91</td>
<td width="87">0.62</td>
<td width="73">1.06</td>
<td width="85">0.37</td>
</tr>
<tr>
<td width="183" valign="top">İnşaat</td>
<td width="63">5.29</td>
<td width="71">8.56</td>
<td width="87">8.93</td>
<td width="73">10.07</td>
<td width="85">6.93</td>
</tr>
<tr>
<td width="183" valign="top">Toptan ve   Perakende Ticaret</td>
<td width="63">11.03</td>
<td width="71">10.44</td>
<td width="87">12.30</td>
<td width="73">11.01</td>
<td width="85">11.60</td>
</tr>
<tr>
<td width="183" valign="top">Ulaştırma,   Haberleşme , depolama</td>
<td width="63">5.2</td>
<td width="71">6.19</td>
<td width="87">7.35</td>
<td width="73">7.33</td>
<td width="85">6.57</td>
</tr>
<tr>
<td width="183" valign="top">Mali   kurumlar, sigorta, taşınmaz mallara ait işler, yardımcı iş hizmetleri</td>
<td width="63">*</td>
<td width="71">*</td>
<td width="87">*</td>
<td width="73">*</td>
<td width="85">6.19</td>
</tr>
<tr>
<td width="183" valign="top">Toplum   hizmetleri</td>
<td width="63">44.31</td>
<td width="71">22.29</td>
<td width="87">25.87</td>
<td width="73">28.03</td>
<td width="85">45.05</td>
</tr>
<tr>
<td width="183" valign="top">İyi   tanımlanmamış faaliyetler</td>
<td width="63">14.4</td>
<td width="71">32.04</td>
<td width="87">27.13</td>
<td width="73">24.76</td>
<td width="85">5.49</td>
</tr>
<tr>
<td width="183" valign="top">Toplam   çalışan sayısı</td>
<td width="63">117.075</td>
<td width="71">203.162</td>
<td width="87">266.550</td>
<td width="73">335.125</td>
<td width="85">393.105</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 11: </strong>Toplum Hizmetleri ile Sosyal ve Kişisel Hizmetlerde Yoğunlaşma (Türel:1986)<strong> </strong></p>
<p>Akçuranın bahsini ettiği diğer kesimlerden biri olan ordu istihhdamın özel olarak Ankara’da yoğunlaştığı kollardan biridir. Türkiye’de kentlerin faal nüfusunun %11.4’lük bölümünü kaplayan ordu çalışanlarının oranı Ankara’da %16’ya varmaktadır. Müze araştırma enstitüsü veya siyasi partiler olsun, yardım kuruluşları, odalar ve sendikalar olsun devlet tarafından yürütülmeleri veya devletle yakın bağlar kurmayı zorunlu kılmaları nedeniyle istihdamın yoğunlaştığı diğer faaliyetlerdir. Eğitim ve sağlık hizmetlerindeki yoğunlaşmalar da yine devletin başkente tanıdığı öncelikten kaynalanmaktadır.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="605">
<tbody>
<tr>
<td width="247" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td colspan="2" width="128" valign="top"><strong>Çalışanlar</strong><strong> </strong></td>
<td colspan="2" width="167" valign="top"><strong>Yoğunlaşma</strong><strong> </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top"><strong>Sayı</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>%</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>a/a*</strong><strong> </strong></td>
<td width="103" valign="top"><strong>a-a*</strong><strong> </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top"><strong>1-Başkentlik fonksiyonu</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>Toplam</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>52,4</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>17,3</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>2,4</strong><strong> </strong></td>
<td width="103" valign="top"><strong>30,4</strong><strong> </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Devlet idaresi</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">29</td>
<td width="64" valign="top">9,4</td>
<td width="64" valign="top">2,5</td>
<td width="103" valign="top">17,5</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Ordu</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">13</td>
<td width="64" valign="top">4,2</td>
<td width="64" valign="top">2</td>
<td width="103" valign="top">6,5</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Direkt ilgili hizmetler</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">7,6</td>
<td width="64" valign="top">2,5</td>
<td width="64" valign="top">2,5</td>
<td width="103" valign="top">4,5</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top"><strong>2-Devletin İktisadi   Faaliyetleri</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>Toplam</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>22</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>6,9</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>1,9</strong><strong> </strong></td>
<td width="103" valign="top"><strong>10,7</strong><strong> </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Demiryolları</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">4,2</td>
<td width="64" valign="top">1,4</td>
<td width="64" valign="top">1,5</td>
<td width="103" valign="top">1,3</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Havayolları</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">1,2</td>
<td width="64" valign="top">0,4</td>
<td width="64" valign="top">2,6</td>
<td width="103" valign="top">0,7</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Sigortacılık</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">1,6</td>
<td width="64" valign="top">0,5</td>
<td width="64" valign="top">2</td>
<td width="103" valign="top">0,8</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Devletle ilgili toptan   ticaret</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">4,9</td>
<td width="64" valign="top">1,3</td>
<td width="64" valign="top">1,8</td>
<td width="103" valign="top">2,1</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Bankacılık</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">10,1</td>
<td width="64" valign="top">3,3</td>
<td width="64" valign="top">2,4</td>
<td width="103" valign="top">5,8</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top"><strong>3-Devletin Sosyal   Faaliyetleri</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>Toplam</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top">19,6</td>
<td width="64" valign="top">6,3</td>
<td width="64" valign="top">1,5</td>
<td width="103" valign="top">6,7</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Eğitim</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">11,9</td>
<td width="64" valign="top">3,8</td>
<td width="64" valign="top">1,5</td>
<td width="103" valign="top">4</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Sağlık</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">7,7</td>
<td width="64" valign="top">2,5</td>
<td width="64" valign="top">1,6</td>
<td width="103" valign="top">2,7</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top"><strong>4-Ordu</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>Toplam</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>36,5</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>11,8</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>1,4</strong><strong> </strong></td>
<td width="103" valign="top"><strong>9,4</strong><strong> </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top"><strong>5-Başkentle dolaysız ilişkisi   bulunmayan yoğunlaşmış faaliyetler</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>Toplam</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>46,9</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>15,2</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>1,4</strong><strong> </strong></td>
<td width="103" valign="top"><strong>14</strong><strong> </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">İnşaat</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">31,4</td>
<td width="64" valign="top">10,1</td>
<td width="64" valign="top">1,3</td>
<td width="103" valign="top">8</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Gaz,su,elektrik</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">3,3</td>
<td width="64" valign="top">1,1</td>
<td width="64" valign="top">1,6</td>
<td width="103" valign="top">1,3</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Yoğunluk görülen imalat   alt Kesimleri</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">3,5</td>
<td width="64" valign="top">1,2</td>
<td width="64" valign="top">1,6</td>
<td width="103" valign="top">1,3</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Yoğunluk görülen perakende   alt Kesimleri</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">5,6</td>
<td width="64" valign="top">1,8</td>
<td width="64" valign="top">1,5</td>
<td width="103" valign="top">1,9</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top">Eğlence hizmetleri</td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">3,1</td>
<td width="64" valign="top">1</td>
<td width="64" valign="top">1,9</td>
<td width="103" valign="top">1,5</td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top"><strong>6-Yoğunluk Görülmeyen   Faaliyetler</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>Toplam</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>131,3</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>42,3</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"><strong>0,5</strong><strong> </strong></td>
<td width="103" valign="top"><strong>-71,7</strong><strong> </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="247" valign="top"><strong>GENEL TOPLAM</strong><strong> </strong></td>
<td width="64" valign="top"></td>
<td width="64" valign="top">309,7</td>
<td width="64" valign="top">100</td>
<td width="64" valign="top">1</td>
<td width="103" valign="top">0</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 12:</strong> Başkentlilik Fonksyonuyla İlşkisi Olan İş Kollarının Yoğunlukları (Akçura:1971)</p>
<p>1970 yılı itibariyle, ANPB’nin yaptığı bir çalışma da Ankara’da hizmet sektöründeki yığılmayı ortaya koymaktadır (Tablo 13) ve bu oranda kamunun payı ifade edilmektedir. Nitekim başkentliğe bağlı olarak yer alan kamu işyerleri, eğitim ve sağlık kuruluşlarında (toplam 910 kuruluş) 111.626 kişinin çalıştığı ve toplam çalışanların %30’unun kamu sektöründe toplandığı ifade edilmektedir(ANPB:1977).Büro raporunda batı ülkelerinde hizmet kenti olarak gelişmiş yerlerde dahi bu oranın  %50-51’i geçmediğini (Elbette bu oran raporun yazıldığı dönemde dünyanın içinde bulunduğu ekonomik durum için geçerlidir.) ve Ankara’nın durumunun ekonomik yapıdaki sağlıksızlığı gösterdiğini işaret etmektedir.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="192" valign="top"><strong>SEKTÖR</strong></td>
<td width="106" valign="top"><strong>İşgücü</strong></td>
<td width="105" valign="top"><strong> %</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="192" valign="top">Tarım</td>
<td width="106" valign="top">17800</td>
<td width="105" valign="top">4.51</td>
</tr>
<tr>
<td width="192" valign="top">İmalat</td>
<td width="106" valign="top">53597</td>
<td width="105" valign="top">13.52</td>
</tr>
<tr>
<td width="192" valign="top">İnşaat</td>
<td width="106" valign="top">27487</td>
<td width="105" valign="top">6.93</td>
</tr>
<tr>
<td width="192" valign="top">Ulaştırma , Haberleşme</td>
<td width="106" valign="top">26048</td>
<td width="105" valign="top">6.57</td>
</tr>
<tr>
<td width="192" valign="top">Ticaret</td>
<td width="106" valign="top">33364</td>
<td width="105" valign="top">8.41</td>
</tr>
<tr>
<td width="192" valign="top">Hizmetler ve iyi tanımlan.</td>
<td width="106" valign="top">238112</td>
<td width="105" valign="top">60.05</td>
</tr>
<tr>
<td width="192" valign="top"><strong>Toplam</strong></td>
<td width="106" valign="top"><strong>396508</strong></td>
<td width="105" valign="top"><strong>100</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 13: </strong>Hizmet Sektörü (Türel:1986)</p>
<p>Öte yandan aynı tarihte Ankara’nın sınai faaliyetlerdeki istihdam oranı İstanbul’dan %18, İzmir’den %12.8, Bursa’dan %17.5 ve G. Antep’ten %10.5 daha azdır(Bademli:1986). Ankara’da faal nüfusun ancak %13.6’sı (54000 kişi) sanayi sektöründe çalışmaktadır (bkz. Tablo 10). Akçura bu oranın 1950 verileriyle yaklaşık olarak aynı olduğunu(Tablo 12) ve bunun sanayide çalışanların sayısındaki artışın sadece kentsel büyüme ile paralel olduğunu gösterdiğine dikkat çeker(Akçura:1971). Bu dönemde İstanbul’da faal nüfusun %30’u, İzmir’de %25’i, Bursa’da %30’u ve G. Antep’te %23’ü sanayi sektöründe çalışmaktadır. Aynı şekilde Ankara ticaret, haberleşme, ulaşım, depolama ve özel sektöre yönelik hizmetlerde de İstanbul’a oranla daha sınırlı bir faal nüfus barındırmaktadır. Nitekim ANPB’nin yaptığı araştırmaya göre 1970 Ankara’sının tüm ilçeleri toptan ticaretini İstanbul ile yapmaktadır. Bu verilerin ışığında kentin bölgesel etki alanının, veya bölgesi ile olan ilişkilerinin, yani toplayıcı ve dağıtıcı fonksyonlarının zayıf olduğu sonucu çıkarılabilir.</p>
<p>1970 yılındaki ekonomik faaliyetleri incelerken özellikle 1955-65 yılları arasında inşaat sektöründeki canlılığa göz atmak gerekmektedir(Tablo 12). Türel inşaat sektörünün bu hareketliliğini kat mülkiyeti kanununun etkisiyle yap-satçıların hızla mevcut stoğu yenilemeleri ve boş arsalar üzerinde kat karşılığı konut inşa etmelerine, aynı zamanda kişisel birikimlerin SSK ve Emlak Kredi Bankası kredileriyle emekli ikramiyelerinin konut alımı için yeterli finansmanı büyük oranda karşılayabilmesi sebebiyle talebin artmasına bağlamakadır(Türel:1986).</p>
<p>Ankara’daki faal nüfus incelenirken göz önünde bulundurulması gereken bir başka konu da kentteki kalabalık öğrenci nüfusunun bulunmasıdır. Bunun yanı sıra göç eğilimleri, savaşın hemen ardından gelen dönemde kentteki erkek nüfusunu arttırmıştır. Bununla beraber 1970 yılına yaklaşıldıkça bu dengesizlik düzelmiş ve nüfustaki kadın oranı arttırmıştır. Artan kadın ve öğrenci nüfusu azalan çalışan nüfusunu açıklamaktadır(bkz Tablo 14).</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="523">
<tbody>
<tr>
<td width="75" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom">1945</td>
<td width="64" valign="bottom">1950</td>
<td width="64" valign="bottom">1955</td>
<td width="64" valign="bottom">1960</td>
<td width="64" valign="bottom">1965</td>
<td width="64" valign="bottom">1970</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">E</td>
<td valign="bottom">82,71</td>
<td valign="bottom">80,32</td>
<td valign="bottom">89,29</td>
<td valign="bottom">86,39</td>
<td valign="bottom">84,61</td>
<td valign="bottom">79,19</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">ANKARA</td>
<td valign="bottom">K</td>
<td valign="bottom">15,11</td>
<td valign="bottom">15,81</td>
<td valign="bottom">14,5</td>
<td valign="bottom">12,01</td>
<td valign="bottom">11,78</td>
<td valign="bottom">15,83</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">T</td>
<td valign="bottom">57,91</td>
<td valign="bottom">54,93</td>
<td valign="bottom">61,26</td>
<td valign="bottom">57,32</td>
<td valign="bottom">54,03</td>
<td valign="bottom">50,99</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">E</td>
<td valign="bottom">82,19</td>
<td valign="bottom">85,68</td>
<td valign="bottom">89,32</td>
<td valign="bottom">83,69</td>
<td valign="bottom">81,47</td>
<td valign="bottom">70,25</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">TÜRKİYE</td>
<td valign="bottom">K</td>
<td valign="bottom">9,85</td>
<td valign="bottom">20,77</td>
<td valign="bottom">18,06</td>
<td valign="bottom">8,89</td>
<td valign="bottom">8,92</td>
<td valign="bottom">10,84</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">
<h5>KENTSEL</h5>
</td>
<td valign="bottom">T</td>
<td valign="bottom">49,33</td>
<td valign="bottom">48,56</td>
<td valign="bottom">57,88</td>
<td valign="bottom">50,51</td>
<td valign="bottom">48,7</td>
<td valign="bottom">42,95</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 14:</strong> Çalışan nüfusun aktif yaştaki nüfusa oranı (1945-1965: 15 ve daha büyük yaştaki,1970 sonrası: 12 ve daha büyük yaştaki) (Nüfus İşgücü Çalışması:1976)</p>
<p><strong>4.3.2. Uluslararası ve Bölgesel Pazarlara Yönelik Faaliyetler:</strong></p>
<p><strong>Bölgesel Pazara Yönelik Faaliyetler:</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>1970 yılında Ankara’nın çevre merkezlerle ekonomik faaliyetler bakımından ilişkilerine baktığımızda kentin alt bölgesinde ve kendi içindeki ilçe ve kasabaların birçoğu ile çok yakın bir ilişkisinin bulunmadığı görülmektedir. Nitekim Beypazarı, Polatlı ve Şereflikoçhisar’ın Eskişehir ve Konya’ya; ilin kuzeyindeki merkezlerin Zonguldak, Gerede ve Çankırı’ya; doğudakilerin ise Çorum ve Yozgat’a dönük olduğu görülmektedir.</p>
<p>Ticari faaliyetlere bakıldığında kentin etki alanının darlığı anlaşılmaktadır. Ankara ilindeki kentsel ve yarı kentsel merkezler sadece işlenmiş gıda maddelerinin alımı ile tarımsal ürünlerin satımı için Ankara ilesıkı ilişkile içindedir. Merkezler bunun dışındaki ilişkilerini İstanbul ile yürütmekte hatta Polatlı ve Kırıkkale bazı ticari fonksyonları yüklenerek Ankara’ya rakip olmaktadır.</p>
<p>Öte yandan kentin başkentlilik fonksyonunu yüklenmesinden dolayı sosyal, kültürel ve idari hizmetler yönünden tüm Türkiye’ye hizmet etmektedir.</p>
<p>Akçura Ankara’nın bölge merkezliği fonksyonundaki yetersizliğinin bölgedeki nüfus yoğunluğunun azlığına, başkentlilik nedeniyle şehrin ihtisaslaşmış karakterde gelişmesine ve İstanbul ile bölgedeki diğer merkezlerin rekabetine bağlanabileceğini ifade etmektedir(Akçura:1971). Bu dönemde faal nüfusun sadece dörtte birinin milli pazara yönelik olarak çalışması bu gelişmemişliğin bir başka göstergesidir.</p>
<p><strong>Uluslararası Pazarlarla İlişkiler:</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><em>İthalat:</em></strong></p>
<p>Ankara kara ve demiryollarının kesiştiği bir noktada bulunmasına rağmen nakliyatta önemini koruyan deniz yollarına uzak olması sebebiyle ithalatta kıyısı olan büyük kentlerle yarışamamaktadır. Bunun yanı sıra Ankara’da yapılan ithalatın çoğu ya ithalatçının kendi ihtiyacı için, ya da kent içinde satış için yapıldığından girişimcileri, ithal ettikleri malı bütün Anadolu’ya dağıtan İstanbul ithalatçıları kadar ihtisas sahibi olamamış, daha dar bir çerçevenin içinde kalmışlardır(İl Yıllığı:1973). 1970 yılında kent toplam olarak 276 milyon TL. Civarında ithalat yapmıştır. Bu dönemde Türkiye için bu değer 947.6 milyon Dolar-14 milyar TL’dir.(1970 yılı için verilmiş olan bu değer 10 Ağustos 1970’e kadar 1 Amerikan Doları’nın 9.08TL’ye karşılık geldiği düşünülerek verilmiştir. 10 Ağustos’taki develüasyon sonrası bu değer 15.15TL’ye çıkmıştır (İktisadi Rapor:1971).</p>
<p><strong><em>İhracat:</em></strong></p>
<p>Diğer kentlerle, özellikle de ihrac merkezi kentlerle karşılaştırıldığında, Ankara’nın ihracatta önemli bir yere sahip olduğu görülür. Ankara’da ihraca yönelik çok sayıda ürünün bulunmasına karşın, kentin kendi bünyesinde bulundurduğu nüfusun alım gücünün yüksek olması ve iç pazardaki fiyatların tatminkar olması, ticari <a href="http://www.genelbilge.com/tag/liman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Liman">liman</a> kentlerine uzaklık, riskler, ticari sunumda yetersizlikler ve kalite standartlarının yakalanamaması Ankara’nın ihracatını sekteye uğratmaktadır.</p>
<p>1966 ve 1972 yılı ihracatı karşılaştırıldığı zaman her sahada olduğu gibi ihracatta da büyük artışlar olduğu görülecektir. Özellikle Ankara’dan ihraç edilen sanayi ürünlerinde büyük artışlar olmuştur.(Ankara İl Yıllığı:1973)</p>
<p>1966 yılında Ankara Ticaret Odası kanalıyla 39421157 TL’lık ihracat yapılmış, yapılan bu ihracatta beyaz kristal şeker ve halı ihracı büyük paya sahip olmuştur. Özel ve kamu sektörüne ait 1972 yılında Ankara Ticaret Odası tarafından ihrac edilen maddelerin TL tutarı 657757967TL olmuştur. 1972 yılı Türkiye genel ihracat toplamı10992747 TL olduğuna göre, Ankara’nın ihracattaki payı %6 olduğu anlaşılacaktır(Ankara İl Yıllığı:1973).</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="341">
<tbody>
<tr>
<td width="85" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom">1971</td>
<td width="64" valign="bottom">1971</td>
<td width="64" valign="bottom">1972</td>
<td width="64" valign="bottom">1972</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Ülkeler</td>
<td valign="bottom">Ton</td>
<td valign="bottom">TL   Tutarı</td>
<td valign="bottom">Ton</td>
<td valign="bottom">TL   Tutarı</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Kıbrıs</td>
<td valign="bottom">13692</td>
<td valign="bottom">1631621</td>
<td valign="bottom">875</td>
<td valign="bottom">110250</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Macaristan</td>
<td valign="bottom">159900</td>
<td valign="bottom">19364251</td>
<td valign="bottom">33600</td>
<td valign="bottom">5174468</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom"><a href="http://www.genelbilge.com/tag/suriye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Suriye">Suriye</a></td>
<td valign="bottom">40795</td>
<td valign="bottom">6219417</td>
<td valign="bottom">120000</td>
<td valign="bottom">22532756</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Cezayir</td>
<td valign="bottom">18950</td>
<td valign="bottom">3813071</td>
<td valign="bottom">900</td>
<td valign="bottom">203590</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Nijerya</td>
<td valign="bottom">7300</td>
<td valign="bottom">920403</td>
<td valign="bottom">23250</td>
<td valign="bottom">3336375</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">İran</td>
<td valign="bottom">21333</td>
<td valign="bottom">3484745</td>
<td valign="bottom">40000</td>
<td valign="bottom">12880000</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Kongo</td>
<td valign="bottom">20000</td>
<td valign="bottom">1930500</td>
<td valign="bottom">x</td>
<td valign="bottom">X</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">İsrail</td>
<td valign="bottom">x</td>
<td valign="bottom">x</td>
<td valign="bottom">77540</td>
<td valign="bottom">11223863</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">İsrail   (Klinger)</td>
<td valign="bottom">x</td>
<td valign="bottom">x</td>
<td valign="bottom">110425</td>
<td valign="bottom">11234387</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 15: </strong>1971 ve 1972 Yılları İhracat Oranları (Ankara İl Yıllığı:1973)</p>
<p><strong>4.3.3. Katma Değer</strong></p>
<p>1970 yılı Ankara’sının ekonomik faaliyetlerinin Türkiye’ye yaptığı maddi katkılara baktığımızda da kentin sınai faaliyetlerdeki az gelişmişliği anlaşılabilir. 1968 yılında yapılmış bir çalışmaya göre Ankara’da mevcut 16246 işyerinde sağlanan toplam 5.7 milyar kentsel gelirin %37.2’sinin imalat sanayiinden sağlanmakta ve o yıl kentte yaratılan 1.8 milyar TL’lik katma değerin %41.5’inin burada elde edilmektedir. Öte yandan Ankara’da imalat sanayiinin yarattığı katma değerin ülke katma değerine oranı yalnızca %4’tür(bkz. Tablo 16).</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="118" valign="top"><strong>Iller</strong></td>
<td width="229" valign="top"><strong>Imalat Sanayi Katma Değeri   (1968) (mil TL)</strong></td>
<td width="229" valign="top"><strong>Katma Değerin Ülke Katma   Değerine Oranı %</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="118" valign="top"><strong>Adana</strong></td>
<td width="229" valign="top">619708</td>
<td width="229" valign="top">3</td>
</tr>
<tr>
<td width="118" valign="top"><strong>Ankara</strong></td>
<td width="229" valign="top">863610</td>
<td width="229" valign="top">4</td>
</tr>
<tr>
<td width="118" valign="top"><strong>İstanbul</strong></td>
<td width="229" valign="top">6842361</td>
<td width="229" valign="top">35</td>
</tr>
<tr>
<td width="118" valign="top"><strong>İzmir</strong></td>
<td width="229" valign="top">1986911</td>
<td width="229" valign="top">10</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 16: </strong>Beş Büyük Kentte Katma Değerlerin Durumu (1990 Nazım Plan Raporu:1977)</p>
<p>Ticaret sektörü ise kentte yaratılan katma değerin %30.3’ünü oluşturmaktadır. Öte yandan Türkiye’de bu dönemde ticarette çalışanların %4.8’i Ankara’da çalışmakta iken kent bu sektörde Türkiye’de üretilen katma değerin %3.9’unu yaratabilmektedir. Türel bu durumun Ankara’da ticaretle uğraşanların içinde enformel işlerde çalışanların payının Türkiye ortalamasına göre daha büyük olduğunun göstergesi olabileceğini ifade eder(Türel:1986).</p>
<p>Ana faaliyet kolları önem sırasına göre ele alındığında ilk sırayı hizmet sektörü almakta, onu imalat sanayii ve perakende ticaret izlemektedir. Öte yandan kamu sektörü göz önünde bulundurulmadığı takdirde kentin yarattığı katma değerdeki en büyük pay imalat sektörünün olmaktadır(Tablo 17).</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="144" valign="top"><strong>Sektör</strong></td>
<td width="144" valign="top"><strong>Çalışan</strong></td>
<td width="144" valign="top"><strong>Katma Değer</strong></td>
<td width="144" valign="top"><strong>%</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="144" valign="top"><strong>İmalat</strong></td>
<td width="144" valign="top">35361</td>
<td width="144" valign="top">749340</td>
<td width="144" valign="top">41,5</td>
</tr>
<tr>
<td width="144" valign="top"><strong>Ticaret</strong></td>
<td width="144" valign="top">17913</td>
<td width="144" valign="top">548283</td>
<td width="144" valign="top">30,3</td>
</tr>
<tr>
<td width="144" valign="top"><strong>Hizmetler</strong></td>
<td width="144" valign="top">13122</td>
<td width="144" valign="top">293419</td>
<td width="144" valign="top">16,3</td>
</tr>
<tr>
<td width="144" valign="top"><strong>Diğer</strong></td>
<td width="144" valign="top">5992</td>
<td width="144" valign="top">213985</td>
<td width="144" valign="top">11,9</td>
</tr>
<tr>
<td width="144" valign="top"><strong>Toplam</strong></td>
<td width="144" valign="top"><strong>72388</strong></td>
<td width="144" valign="top"><strong>1805027</strong></td>
<td width="144" valign="top"><strong>100</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 17: </strong>Ankara’da Ekonomi Sektörlerinde Yaratılan Katma Değerler (1990 Nazım Plan Raporu:1977)</p>
<p>Sektörlerin kendi içlerine baktığımızda imalat sanayiinin yarattığı 749.340 milyon TL’lik katma değere en büyük katkıyı %25.2’lik payla gıda maddeleri imalatı yapmakta, onu %18.3’lük payla madeni eşya imalatı izlemektedir.</p>
<p>Ticaret sektörünün yarattığı katma değer 548.283 milyon TL’dir. Bu değerin (%30.3) %21.1’i perakende, %9.2’si toptan ticaretten gerçekleşmektedir. Toptan ticarette en büyük pay %23.41 ile gıda maddeleri toptan ticaretinde, perakende ticarette yine %29.2’lik payla gıda maddeleri perakende ticaretinde bulunmaktadır.</p>
<p>Hizmet sektörünün yarattığı 293.415 milyon TL’lik katma değere bakıldığında bunun %57.4’ünü şahsi hizmetlerin, %19.4’ünü iş hizmetlerinin, %10.7’sinin tıbbi ve sıhhi hizmetlerin, %12’sinin ise eğlence sektörünün oluşturduğu görülmektedir.</p>
<p><strong>4.3.4. Vergiler-Gelirler:</strong></p>
<p>Ankara’nın başkentlik fonksyonu 1970 yılında kentin bünyesindeki firmaların toplam sermayelerine ve kentteki bankacılık faaliyetlerinin yapısına da yansımatadır.</p>
<p>1968 yılında Türkiye’de bulunan 1237 anonim şirketten 127’si (%10) Ankara’da, 749’u (%62) İstanbul’da, 117’si (%9.5) İzmir’de bulunmaktadır. Bununla beraber ülkedeki anonim şirketlerin 7.5 milyar liralık toplam sermayesinin 2.1 milyarı (%28) Ankara’da, 3.5 milyarı (%47) İstanbul’da, 0.5 milyarı (%7) İzmir’deki şirketlere aittir. Bu durum Ankara’daki anonim şirketlerin İstanbul ve İzmir’dekilerden daha büyük olduğunu göstermektedir. Şirket başına düşen ortalama gelir İstanbul’da 4.5 milyon civarında iken Ankara’da 17 milyon liradır. Ankara’daki bu yoğunlaşmanın nedeni devlet sermayesiyle kurulan anonim şirketlerin merkezlerinin burada olması ve bu şirketlerin genellikle özel şirketlerden daha fazla ödenmiş sermayeye sahip olmasıdır.</p>
<p>Bankacılık faaliyetlerine bakıldığında, yine 1968 itibariyle, Türkiye’de bulunan 49 bankadan 12’sinin merkezinin Ankara’da, 21 tanesinin İstanbul’da, 2 tanesinin ise İzmir’de olduğu görülmektedir. Bununla beraber ülkedeki 25.3 milyar liralık toplam mevduatın 18.2 milyarı (%72) Ankara’daki, 6.9 milyarı (%28) İstanbul’daki, 63 milyonu (%0.2) İzmir’deki bankalarda bulunmaktadır. Bu dönemde küçük şehirlerde bulunan 14 bankanın toplam mevduatı 100 milyonun altındadır(Bayındırlık Bakanlığı). Akçura Ankara’daki bu fazlalığın devletin sermayesi ve özel kanunlarla kurulmuş bankaların (Denizcilik ve Turizm Bankalar, Emniyet Sandığı hariç) merkezlerinin burada olmasından, aynı zamanda bu bankaların belirli devlet fonksyonlarını yerine getirmek için kurulmasından (İlle Bankası, Ziraat Bankası, vb.) kaynaklandığını belirtmektedir(Akçura:1971).Nitekim tasaruf, ticaret ve iş yatırımlarına yönelik milli bankalarda Ankara ancak, devlet desteğiyle kurulmuş olan İş Bankası sayesinde İstanbul ile eşit paya sahip olabilmiştir. Sadece iş hayatına yönelik yabancı bankaların tamamı merkez şubelerini İstanbul’da açmıştır.</p>
<p>Bu dönemde ülke çapında ödenen vergiye bakıldığında 1967 yılında gelir vergisi beyannamesine tabi 327.000 mükelleften %30’u İstanbul’da, %9’u Ankara’da, %8’i İzmir’de bulunmaktadır. Net gelirlere bakıldığında %50’lik payla İstanbul en baştadır. Onu %9.5’lik payla Ankara ve İzmir takip etmektedir. Tahakkuk eden vergide ise İstanbul’un payı %60, İzmir’inki %9.5, Ankara’nınki %9’dur. Bu veriler bu dönemde vergi beyanamesine tabi, ticari ve diğer işler yapan kişilerin ve ortalama iş hacminin Ankara’daki düşüklüğünü göstermektedir. Kurumlar vergisinde ise Ankara’nın payı %17’ye çıkmakta, İstanbul ve İzmir’in payları sırasıyla %46.7 ve %6.1 olmaktadır.</p>
<p><strong>5. MEKANSAL YAPI</strong></p>
<p>Ankara’nın 1970 yılı itibariyle farklı işlevlere göre arazi kullanımı aşağıdaki gibidir:</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="359">
<tbody>
<tr>
<td width="231" valign="bottom">ARAZİ KULLANIŞLARI</td>
<td width="64" valign="bottom"></td>
<td width="64" valign="bottom">1970 (1)</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">(ha)</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">Düzenli</td>
<td valign="bottom">2769,3</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">KONUT</td>
<td valign="bottom">Düzensiz</td>
<td valign="bottom">6163,7</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">Toplam</td>
<td valign="bottom">8933</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">TİCARET- Merkez ve Alt Merkezler</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">212,3</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">ENDÜSTRİ VE DEPOLAMA</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">384</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">KURUMSAL HÜZMET ALANLARI</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom"></td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Kamu Kuruluşları</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">321</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Uluslararası K.</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">141</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Eğitim</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">661,7</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Sağlık-Sosyal</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">230,1</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Kültür-Eğlence</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">14,3</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Yeşil-Açıkalan-Spor</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">950,6</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">ASKERİ ALANLAR</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">841,5</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">ULAŞIM-HABERLEŞME-ALTYAPI</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">1087,8</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">TOPLAM KENTSEL KULLANIŞLAR</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">13778,3</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">TARIM-ORMAN-YEŞİL KUŞAK (Y.K.)</td>
<td valign="bottom"></td>
<td valign="bottom">167,2</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 18: </strong>Ankara Arazi Kullanımları</p>
<p><strong>5.1. KONUT</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye’de Konut:</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>1950’lerden sonrası  konut  sorunlarının tüm ülkede yoğun olarak hissedildiği dönemdir. Konut sorununun kavranması nitelik değiştirmiştir. Aynı zaman diliminde sanayisini de güçlendirmek isteyen Türkiye kentleşme ve sanayileşme hedefleri arasında kaynak dağılımı yapmak durumunda kalmış, yatırımlarını daha çok sanayileşmeye kaydırırken bir takım konut politikalarıyla da ucuz kentleşmenin yollarını aramıştır.  Sanayileşen alanlar; elektrik kentlerde üretildiği ve dağıtım sisteminin (enterkonnekte sistem)henüz oluşturulamadığı için kente bitişik alanlardı. Bu dönemde gecekonduların yer seçimleri de bu sanayilerin çevrelerinde oluyordu. Gecekondu hem sanayinin gereksindiği ucuz emeği sağlıyor, hem de kentleşmenin ülkeye maliyetini azaltarak ülkenin sanayiye ayırabileceği kaynakları arttırıyordu.( Tekeli:1996)</p>
<p>1956’da kabul edilen imar kanununda yer alan 6785 sayılı yasa ile planlamada bir üst nazım plan kademesinin gerekliliği kabul edilmiştir ve Türkiye kapsamlı planlama anlayışına girmiştir. Yine aynı kanunda  belediye sınırları dışında imar denetimine olanak sağlayan madde, bölge planlamanın gerekliliğinin anlaşıldığını göstermekteydi. 1958 yılında İmar ve İskan Bakanlığı’nın kurulmasıyla konut ve gecekondu sorunu ilk kez hükümet programlarinda yer almaya başlamıştır. Sonunda ,1961 Anayasası’nda “ Vatandaşa konut sağlama” devletin sosyal görevlerinden sayıldı.</p>
<p>1963’te çıkarılan 327 sayılı kanunla 1956’da kabul edilen imar kanunundaki, kullanma izni olmayan yapılara belediye hizmeti götürülemeyeceğine ilişkin kanun değiştiriliyor ve İmar ve İskan Bakanliğinca “gecekondu bölgesi” olarak tespit edilmiş alanlarin belediye hizmeti ve tesislerinden yaralanabilecekleri belirtiliyordu.</p>
<p>Arsa değerlerinin artmasiyla  orta sınıf için bir parsel üzerinde tek başına konut sahipliği olanağı kalmamıştı. İlk önce 1954’teki Tapu Kanunu’nda kat mülkiyeti sorunu çözülmüştü,   sonra,1966’da bu kanunun eksiklerini kapayan bir “kat mülkiyeti kanunu” yürürlüğe girdi. Bu kanun müstakil mülkiyeti öngörüyordu. yani her kat sahibinin ayrı bir tapu senedi olacakti. bunun yani sıra 1961’de İmar ve İskan Bakanliği yeni bir “Bölge Kat Nazim Plani” hazırlayarak kent içi parselle üzerinde yapı yapma haklarını arttırmıştı. sonra 1965’te Kat Mülkiyeti Yasası kabul edilmiştir. Bütün bu yasal düzenlemeler kent içinde sırasıyla yapsatçılığı ve yıkıp yapma süreçlerini hazırlamıştır.</p>
<p>Devlet bir yandan da sosyal sigorta fonlari ve kredi kanallariyla kooperatifçiliği teşvik ediyordu.</p>
<p>1965 yılına gelindiğinde konut sunum biçimleriyle ilgili ortaya  şöyle bir tablo çıkmıştır: Tüm konut sunumunun içinde; gecekondu sunumu payı %35, bireysel üretim %30, yap-satçı üretim %12, kooperatif sunumu %2, devlet sunumu %2 payalmaktadır( Tekeli:1996).<strong> </strong></p>
<p><strong>Ankara’da Konut:</strong></p>
<p>2. Dünya Savaşı’ndan sonra Ankara ‘da imarlı alanlar dışında kooperatifler yoluyla yapılaşma sürüyordu. Kent içinde, yüksek arsa fiyatları nedeniyle birçok boş alan vardı. Bu kent içi boş alanlarda yapı yapılabilmesi ancak bu kesimlerde yoğunluk arttırılması ile mümkün olabilecekti. Kat mülkiyetinin arttırılması için ilk baskılar 1948’de noter yasasında  kat mülkiyetine olanak tanıyan bir değişiklikle sonuçlanmıştır. Yine bu yıllarda gecekondu olgusu kendini kabul ettirmeye başlamıştı ve ilk kez 1948’de Ankara’daki gecekonduları yasallaştıran bir gecekondu kanunu çıkmıştır.</p>
<p>1950-1970 döneminde konut yapımıyla ilgili  ruhsatlı ve ruhsatsız olma kriterleri altında üç tür süreçten bahsedebiliriz. Birincisi  yeni alanların imara açılmasını zorlayan kooperatifleşme eliyle üretim süreci, ikincisi kentin imarlı alanlarındaki yoğunlaşma sürecidir. Bu iki üretim şekli ruhsatlı konutları oluşturmuştur. Üçüncü süreç  ise ruhsatsız konut olma kriteriyle ele alınacak 1945’lerde beri süregelen gecekondulaşmadır. Ruhsatlı konut alanları 1970 verilerine göre toplam 8933 hektarlık konut alanı içinde  2769.3 hektarlık alan kaplarken, ruhsatsız konut alanı ise 6163.7 hektarlık lan kaplamaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>5.1.1. RUHSATLI KONUT GELİŞİMİ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kooperatifleşme:</strong></p>
<p>Bu süreç 1924’te Yenişehir, 1932’de Bahçelievler örnekleriyle başlamıştı. Sonra 1948’de Yenimahalle örneği karşımıza çıkar. Yenimahalle gecekondu sürecinin anlatıldığı bölümde daha ayrıntılı değinilecek olan 5218 ve 5228 sayılı gecekondu kanunlarının belediyeye verdiği haklar sayesinde gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>1960’lara gelindiğinde ikinci yapılaşma süreci olarak bahsedilecek “yap-sat” sürecinin arsa rantlarını yükseltmesi nedeniyle konut kooperatifçiliği desteklenmiştir.</p>
<p>Sosyal Sigortalar Kurumu 1950 yılından itibaren kuruma bağlı işçilerin kurduğu yapı kooperatiflerine ipotekli konut kredisi vermeye başlamıştır. Ayrıca kamu kuruluşları ellerindeki arsaları kooperatiflere tahsis etmişlerdir. Aydınlıkevler, Subayevleri, Gazimahallesi, Yenimahalle Subayevleri, Çankaya İş Bankası blokları, Basın Sitesi, Oran bitişiğindeki kooperatifler bu yolla kurulan kooperatif örnekleridir. (Türel:1986)</p>
<p>1984’ den sonra, Toplu Konut Kanununun kabul edilmesiyle, SSK kredi vermeyi durdurmuştur.</p>
<p><strong>Kentin imarlı alanlarda yoğunlaşması:</strong></p>
<p><strong>1948’</strong>de noter yasasında kat mülkiyeti artırımına olanak sağlanmasıyla başlayan yoğunluk artışı, 16 Ocak <strong>1954</strong> yılında 6217 sayılı Kat Mülkiyeti Yasasının kabulü ile yasallaşarak hız kazandı. Bunun sonuçları Nihat Yücel Planı olarak adlandırabileceğimiz imar planın  <strong>1957</strong>’de onaylanarak yürürlüğe girmesinden sonra apartmanlaşma şeklinde ortaya çıktı. Bu planda da Jansen planında olan tekrarlanmış ve bu sefer de “ 20 yıl sonra 750000’lik bir nüfus büyüklüğü” veri alınmıştı.</p>
<p>1957 imar planı çok kısa sürede değişiklik taleplerine maruz kalmış ve dönemin siyasi karışıklığının da etkisiyle çok kısa sürede yoğunluk konusunda müdahalelere maruz kalmıştır.</p>
<p><strong>1959</strong> yılında yeni bir imar yönetmeliği uygulamaya sokulmuştur. Bu yönetmelikteki “ kooperatif biçiminde geliştirilen konut alanlarında, yapıların kooperatif yerleşme planını etkileyecek biçimde değiştirilmemesi” yönündeki maddeyi içermemesi sonucu yıkıp yapma süreci başlamış ve Bahçelievler ve Mebusevleri gibi  konut alanları yozlaşmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1961</strong> yılında İmar ve İskan Bakanlığı’nın onayladığı Bölge Kat Nizamı Planı uygulamaya girmiştir. Bu şekilde çok büyük bir inşaat  kapasitesi yaratılmıştır. Planda öngörülen  yoğunluk artışları şöyledir:</p>
<p>Cebeci, Maltepe Emek,-Gazi Osman Paşa, Çankaya ve Etlik’te 2.5-3 misli, Mebusevleri ve Keçiören’de Bahçelievler’de 6 misli ve daha fazladır. (Tekeli:1996)</p>
<p>Bu dönemin baskın konut üretim şekli yap-satçılıktır. Ali Türel bu üretim şeklini şöyle açıklamaktadır:</p>
<p>&#8220;Kat mülkiyetine geçişin en büyük etkisi tek parselde çok katlı konut üreten ve yap-satçı olarak tanımlanılan “ küçük kapitalist konut üreticilerinin “ konut üretimindeki paylarının giderek artmasıdır. Şöyle ki; 1954 yılında inşaat ruhsatı verilen 3862 konut biriminden 1500 tanesi ev olarak nitelendirilen 1-2 katlı konut 2361 tanesi apartman konutu iken 1960 yılında ruhsat verilen 4161 konuttan 89 tanesi bireysel üreticilerin yapımını üstlendikleri “ev”dir.</p>
<p>Yap-sat süreci, konutların yapımı sırasında satış işlemlerinin yapılmasına ve ödemenin inşaatın bitiminden sonraya da uzanan geniş bir zamana yayılmasına olanak sağladığı için talebin özelliklerine uyumludur. Ayrıca sermaye birikiminin ve   konut alım kredisi için ayrılan kaynakların yetersizliği koşullarıyla da uyumlu bir süreç olarak ortaya çıkmıştır.”( Türel:1996)</p>
<p>1965’te yeni bir kat mülkiyeti kanunu  yürürlüğe girmiştir. Bunu müteakiben 1968 Bölge Kat Nizamı planı hazırlandı. Aşağıdaki tablo Nazım Planlama Bürosunun 1977’de yaptığı bir araştırmanın sonuçlarını göstermektedir.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="154" valign="top">Konut Alanı</td>
<td width="154" valign="top">1957 İmar Planı Öngörüsü Net Nüfus Yoğunluğu (Kişi/Hektar)</td>
<td width="154" valign="top">1968 Bölge Kat Nizamı Planı Öngörüsü Net Nüfus Yoğunluğu</p>
<p>(Kişi/Hektar)</td>
<td width="154" valign="top">ANPB Ölçümlerine Göre 1977’de Gerçekleşen Net Nüfus Yoğunluğu   (Kişi/Hektar)</td>
</tr>
<tr>
<td width="154" valign="top">Emek Mah.</td>
<td width="154" valign="top">378</td>
<td width="154" valign="top">1124</td>
<td width="154" valign="top">532</td>
</tr>
<tr>
<td width="154" valign="top">Gazi Osmanpaşa</td>
<td width="154" valign="top">390</td>
<td width="154" valign="top">1123</td>
<td width="154" valign="top">469</td>
</tr>
<tr>
<td width="154" valign="top">Cebeci</td>
<td width="154" valign="top">447</td>
<td width="154" valign="top">1122</td>
<td width="154" valign="top">650</td>
</tr>
<tr>
<td width="154" valign="top">Çankaya</td>
<td width="154" valign="top">321</td>
<td width="154" valign="top">1070</td>
<td width="154" valign="top">477</td>
</tr>
<tr>
<td width="154" valign="top">Maltepe</td>
<td width="154" valign="top">426</td>
<td width="154" valign="top">1064</td>
<td width="154" valign="top">529</td>
</tr>
<tr>
<td width="154" valign="top">Yukarı Ayrancı</td>
<td width="154" valign="top">473</td>
<td width="154" valign="top">1051</td>
<td width="154" valign="top">634</td>
</tr>
<tr>
<td width="154" valign="top">Aydınlıkevler</td>
<td width="154" valign="top">160</td>
<td width="154" valign="top">962</td>
<td width="154" valign="top">410</td>
</tr>
<tr>
<td width="154" valign="top">Bahçelievler</td>
<td width="154" valign="top">69</td>
<td width="154" valign="top">915</td>
<td width="154" valign="top">317</td>
</tr>
<tr>
<td width="154" valign="top">Küçükesat</td>
<td width="154" valign="top">304</td>
<td width="154" valign="top">894</td>
<td width="154" valign="top">586</td>
</tr>
<tr>
<td width="154" valign="top">Mebusevleri</td>
<td width="154" valign="top">148</td>
<td width="154" valign="top">888</td>
<td width="154" valign="top">225</td>
</tr>
<tr>
<td width="154" valign="top">Etlik</td>
<td width="154" valign="top">245</td>
<td width="154" valign="top">737</td>
<td width="154" valign="top">532</td>
</tr>
<tr>
<td width="154" valign="top">Keçiören</td>
<td width="154" valign="top">100</td>
<td width="154" valign="top">665</td>
<td width="154" valign="top">277</td>
</tr>
<tr>
<td width="154" valign="top">Yenimahalle</td>
<td width="154" valign="top">358</td>
<td width="154" valign="top">537</td>
<td width="154" valign="top">379</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 19:</strong> Semtlere Göre Nüfus Yoğunlukları (ANPB –1977)</p>
<p>1968 Bölge Kat Nizamı planıyla yoğunluklar arttırılırken, önerilen servis alanlarının arttırılmayışı dikkat çekicidir.</p>
<p>1969 yılında aynı Bölge Kat Nizamı planına “çekme ve çatı kat yapmama koşulu ile” tüm planda birer kat artırma izni getirildi.</p>
<p>Son olarak 1973’te İmar İdare Heyeti 559 sayılı kararla ;Keçiören’de 2 ada, Altındağ’da 3 ada,Lakavuz Bağlarında 30 ada, Dikmen’de 66 ada olmak üzere 104 adaya 1 kat ek imar hakkı verdi.(Tekeli,Güvenç:1986)</p>
<p>Bu tarihten sonra Ankara’da imar haklarını arttırıcı kararlar verilmediği görülür. Bunu nedeni; hava kirliliği ve yoğunluk artışının doğrudan alakalı olduğunun anlaşılması, özel otomobil sahipliliğinin artışı ve kentte dışa yayılma sürecinin başlaması olarak gösterilebilir.</p>
<p>Bu süreç arsa rantlarının yükselmesine neden olduğu için bireysel konut üretiminin hakim olduğu dönemde olduğu kadar bu dönemde de kooperatifleşmeye olan eğilim sürmüştür.</p>
<p>Fakat birikimleri ve düzenli gelirleri olmayan aileler ne yapsatçılık ne de kooperatifleşme yoluyla konut elde edememişler ve gecekondu üretimlerini sürdürmüşlerdir.</p>
<p>1973 yılından sonra Ankara hakkında ortak kanı yoğunlukların yüksek ve hizmet alanlarının yetersiz olduğu idi. Bu yıldan sonra bölge kat nizamı planlarında değişiklik yapılmadığı yukarıda belirtilmişti. Fakat bu, uygulamada bu şekilde olmadı. Yasa ve yönetmeliklerin açıklıklarından ve esnekliklerinden yararlanılarak imar planı üzerinde nüfus yoğunluğu artışları gözlenmiştir.</p>
<p>Kısaca Ankara; 1970’lere kadar  alınan bir takım yoğunluk arttırıcı kararlarla, bu tarihten sonra da  ada ve parsel ölçeğinde ilgili yasa ve yönetmeliklerin açık noktalarından yararlanılması itibariyle hızlı ve sağlıksız bir kentleşme süreci yaşamıştır. Bunun yanı sıra kent sosyal servislerine ayrılan alanlarda yoğunluk arttırıcı kararlara paralel hiçbir artış olmamıştır. Hava kirlilik oranı hayati tehlikeye ulaşmış ve altyapı taşıdığı nüfusu kaldıramaz hale gelmiştir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>5.1.2. RUHSATSIZ KONUT GELİŞİMİ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gecekondulaşma:</strong></p>
<p>1950’lere gelinirken bireysel üretim ve kooperatifler  konut gereksinimini karşılamaya yetmemiş dolayısıyla gecekondu yapımı sürmüştür. 1948’de 5218 ve 5228 sayılı yasalar çıkarılmış ve mevcut gecekondular yasallık kazanmıştır. Bu yasalar bireysel üretimin yükselen arsa fiyatları ve yetersiz krediler nedeniyle girdiği krizi, belediyeler eliyle kamu elindeki arsaları ucuz fiyattan konut yapacaklara tahsisi ederek ve ayrıca yapım kredisi vererek çözmeyi amaçlamaktadır. 5228 sayılı yasa “Bina Yapımını Teşvik Kanunudur”. Bu kanuna göre belediye sınırları içindeki hazine ve özel idareye ait arsalar belediyeye devredilecek, belediyeler bu arsaları planlayıp alt yapı getirdikten sonra konut yapacaklara belli sürede inşaat yapma koşuluyla devredileceklerdir. (Türel: 1996) 1948 yılında Yenimahalle  ve 1951 yılında Etlik uygulamaları bu yasanın tek ve başarılı örnekleridir. Yasada bulunan ek bir harita vardır. Bu haritada yer alan 650 hektarı gecekondu ile kaplı 1611 hektar alan belediyeye devredilmiştir. Yasaya göre belediye bu gecekondulara arsalarını düşük bir bedel karşılığı verecektir yani bu alanlar yasallaşacaktır.</p>
<p>1949 yılında çıkarılan 5431 sayılı yasayla tüm Türkiye’deki gecekondular ilk kez yasallaşmıştır.</p>
<p>1950-1955 döneminde Ankara gecekondu bölgelerine baktığımızda;Altındağ iyice gelişmiş, Şafaktepe, Gülveren,Harman, Bahçeleriçi ile doğuya doğru, Abidinpaşa ile Akdere güneye doğru uzamıştır. Kuzeyde ise Hasköy oluşmuştur.</p>
<p>1953’te çıkarılan 6188 sayılı kanunla daha önceki kanunlar yürürlükten kaldırılır ve bu tarihe kadar yapılan tüm gecekondular yasallaştırılır. 1955-1960 dönemine gelindiğinde Altındağ nüvesine doğuya doğru Gütepe, Gülseren, Bahçelerüstü eklenir. Kentin güneyinde Türközü, güneydoğuda Kartaltepe, Tuzluçayır, Köstence, Küçük Kayaş alanları oluşur. Kuzeyde Bağlarbaşı gelişir. Batıda Etimesgut çevresinde imarsız alanlar ortaya çıkar.( Tekeli : 1996)</p>
<p>1960’larda Ulus’un kuzeyi ve kuzeydoğusu ve doğusu gecekondu dolmuştu. 1962 yılında kentteki gecekondu sayısı 80000’i aşmaktaydı ve 450000 civarı nüfus barındırmaktaydı. 1965’te gecekondu sayısı 90000’ e ulaşmıştı. Dolmuş ve otobüs ağları ile birlikte Sanayi, Siteler, İskitler gibi iş merkezleri ve Yenimahalle gibi ticaret merkezleri bu yeni gelişmeleri izleyerek yayılıyordu. ( Şenyapılı : 1996) Tüm gecekondu yerleşimlerinin hedefi mahalle statüsünü elde etmekti. Çünkü bu statü ile mahalle düzeyinde teknik altyapı ve eğitim, sağlık, iletişim gibi üstyapı hizmetler de sağlanabiliyordu. Ankara kentinde 1945’te 77, 1962’de 187’yi bulan mahalle sayısı 1965’te 201’e 1970’te 235’e yükselmiştir. Bu arda 1962 ‘deki imarsız mahalle sayısı 112 idi. Bu rakam 1981’de 186’ya ulaşacaktı. Kentin kapladığı alan ise 1924’te  1500 hektar, 1938’de 1600 hektar iken 1970’te gecekondular ile 31 000 hektara çıkmıştır. ( Şenyapılı : 1996)</p>
<p>1966 yılında çıkartılan ve bugünkü  yasal uygulamaların da genel çatısını oluşturan 775 sayılı yasa,  gecekondulara af getiren ve yenilerinin yapılmasını önlemeyi amaçlayan en önemli yasadır. Bu yasa kapsamında ıslah, tasfiye ve önleme bölgeleri öngörülmüştür. Diğer bir öngörü ise gecekondu önleme bölgelerinde kamulaştırılan arsaların alt yapısı getirildikten sonra halk konutu veya nüve konut yapacaklara tahsisidir.</p>
<p>Belediyeler eliyle yürütülmesi öngörülmüş olmasına rağmen İmar ve İskan Bakanlığınca yapılan gecekondu önleme bölgeleri Ankara’da 1965-1976 döneminde 3208.3 hektar arazinin 15 tane Gecekondu Önleme Bölgesi (GÖB) kurulması şeklinde gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Altyapı sunumu toplam alanı 1230 hektar olan 6 gecekondu önlem bölgesinde tamamlanabilmiş, diğerlerine kısmen getirilebilmiştir. Bunlardan ilk uygulanan Aktepe GÖB ile 1968’den bugüne kadar yapımı farklı yaklaşımlarla süren Sincan I.GÖB en başarılı olanlarıdır. Diğer gecekondu önleme bölgelerinde kooperatiflere tahsis edilenin dışındaki arazi genellikle işgal edilmiştir. Ali Türel GÖB uygulamalarını şöyle değerlendirmektedir:</p>
<p>“ Kamu eline geçen arsa stokunun büyüklüğü de göz önüne alındığında Ankara’daki gecekondu önleme bölgesinin uygulamasının amaçlarına ulaşmada başarılı olduğu söylenemez.”(Türel : 1996 )</p>
<p>1965-1980 döneminde çok sayıda gecekondu önleme bölgesi projesi uygulamaya konulsa da gecekondu sayısı yaklaşık 200 000 artmıştır. Buradan; projelerin gecekondu yapımını ruhsatlı konut yapım sürecine dönüştüremediğini, tersine gecekondu yapımı için kolayca işgal edilebilen kamu arsası stokunu arttırdığı sonucuna varabiliriz. (Şenyapılı : 1996)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1970 Ankara’ sı: Ankara Nazım Planlama Bürosu ve DİE, Konut Tespitleri:</strong></p>
<p>Tüm bu konut üretim süreçlerinden bahsettikten sonra Ankara Nazım Planlama Bürosunun  ve DİE’ nin yapmış olduğu tespitler bize çeşitli konularda 1970’te Ankara’nın konut istatistiklerini sağlamıştır. Aşağıda kısaca ANPB kuruluş amaçlarına değinildikten sonra bu büronun konutla ilgili bazı tespitlerine yer verilmiştir.</p>
<p>1970’lere gelindiğinde bütün ülke planlama sistemi içinde yeni bir planlama düzeyi geliştirilmek istenmiştir: “Metropoliten Planlama.”( Çakan, Okçuoğlu:1977)   İmar İskan Bakanlığı içinde, bu amaca hizmet edecek “Metropoliten Alan Nazım Planlama Büroları kurulmuştur.  Çıkarılan bir kararnameyle “ İstanbul, Ankara ve İzmir’in nazım planlarının İmar ve İskan  Bakanlığı’nın  direktifi altında, İller Bankasına bağlı olarak kurulacak müstakil bürolar tarafından ele alınması ve bu planların Belediyelerce aynen uygulanmasını sağlayacak kanuni tedbirlerin alınması” sağlanmıştır.</p>
<p>ANPB kapsamlı araştırmalar yapıp kent için makroform önerileri geliştiriyordu. ANPB çalışmalarına başladığında, 1968’de hazırlanıp 1970’ de Bakanlıkça onaylanan Bölge Kat Nazım Planı yürürlükteydi. Üstelik 1973’ de bu planda yapılan ek kat iznine dair yenilik de ANPB’ ye danışılmadan yürürlüğe girmişti.</p>
<p>Aşağıdaki  ANPB’nin hazırlamış olduğu tablolar  bu raporun araştırma döneminin sonu olan 1970 yılına ait bir takım konut verilerini göstermektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="123" valign="top"><strong>Bölge tanımı</strong></td>
<td colspan="2" width="246" valign="top"><strong>1970 Hane halkları dağılımı(%)</strong></td>
<td colspan="2" width="246" valign="top"><strong>1970 Nüfus dağılımı(%)</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="123" valign="top"><strong>Düzenli alan</strong></td>
<td width="123" valign="top">53</td>
<td width="123" valign="top">53</td>
<td width="123" valign="top">43</td>
<td width="123" valign="top">43</td>
</tr>
<tr>
<td width="123" valign="top"><strong>Düzensiz alan</strong></p>
<p><strong>.Eski Ankara</strong></p>
<p><strong>. Kaçak apt.</strong></p>
<p><strong>. Gecekondu</strong></td>
<td width="123" valign="top">
<p>4</p>
<p>1</p>
<p>42</td>
<td width="123" valign="top">
<p>47</td>
<td width="123" valign="top">
<p>4.8</p>
<p>1.2</p>
<p>51.0</td>
<td width="123" valign="top">
<p>57</td>
</tr>
<tr>
<td width="123" valign="top"><strong>Toplam</strong></td>
<td width="123" valign="top">100</td>
<td width="123" valign="top">100</td>
<td width="123" valign="top">100</td>
<td width="123" valign="top">100</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 20:</strong> Kentsel nüfus ve hane halklarının düzenli ve düzensiz bölgeler arasındaki dağılımı, 1970 (SAKA verilerine göre tahmin)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ANPB 1970-1990 Raporu:</strong></p>
<p>Tabloda  bahsedilen düzenli alanlar; yürürlükteki 1957 imar planının izin verdiği konut yapılarını, düzensiz alanlar ise 1932 Jansen planı öncesinden kalma kadastro parselli eski Ankara bölgesini, bu plandan sonra ruhsatsız olarak inşa edilmiş konutları göstermektedir. Düzensiz konutkar ise kendi içinde ruhsatsız kaçak çok katlı apartman ve gecekondu olarak ikiye ayrılmıştır.</p>
<p>Düzenli ve düzensiz konut bölgelerinin alansal oranları ise yine aynı araştırma sonucunda şöyle belirtilmiştir:</p>
<p>Düzenli konut alanları toplam alanın %31’ini ,</p>
<p>Düzensiz konut alanları toplam alanın %69’unu oluşturmaktadır.</p>
<p>Bu oranın %66’sını  gecekondu alanları oluşturur.( toplam konut alanı miktarı 8933 hektardır.<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="116" valign="top"><strong>Bölgeler</strong></td>
<td width="92" valign="top"><strong>Brüt yoğ.</strong></p>
<p><strong>k/ha</strong></td>
<td width="97" valign="top"><strong>Net yoğ.</strong></p>
<p><strong>K/ha</strong></td>
<td width="94" valign="top"><strong>TAKS</strong></td>
<td width="91" valign="top"><strong>KAKS</strong></td>
<td width="127" valign="top"><strong>Mevcut hizmetlerin gerekli alana oranı</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="116" valign="top">İmar   planına göre gelişen alanlar</td>
<td colspan="5" width="502" valign="top"></td>
</tr>
<tr>
<td width="116" valign="top">Cebeci</p>
<p>YukarıAyrancı</p>
<p>Küçükesat</p>
<p>Emek</p>
<p>Etlik</p>
<p>Maltepe</p>
<p>Çankaya</p>
<p>Gop</p>
<p>Aydınlıkevler</p>
<p>Bahçelievler</p>
<p>Keçiören</p>
<p>Mebusevleri</p>
<p>Subayevleri</td>
<td width="92" valign="top">351</p>
<p>347</p>
<p>332</p>
<p>314</p>
<p>314</p>
<p>313</p>
<p>293</p>
<p>291</p>
<p>267</p>
<p>224</p>
<p>203</p>
<p>174</p>
<p>135</td>
<td width="97" valign="top">650</p>
<p>634</p>
<p>586</p>
<p>532</p>
<p>532</p>
<p>529</p>
<p>477</p>
<p>469</p>
<p>410</p>
<p>317</p>
<p>277</p>
<p>225</p>
<p>165</td>
<td width="94" valign="top">0.56</p>
<p>0.43</p>
<p>0.57</p>
<p>0.50</p>
<p>0.40</p>
<p>0.44</p>
<p>0.47</p>
<p>0.41</p>
<p>0.48</p>
<p>0.35</p>
<p>0.22</p>
<p>0.49</p>
<p>0.26</td>
<td width="91" valign="top">2.40</p>
<p>2.00</p>
<p>2.41</p>
<p>1.87</p>
<p>1.55</p>
<p>1.91</p>
<p>2.41</p>
<p>1.31</p>
<p>1.64</p>
<p>1.15</p>
<p>0.67</p>
<p>1.19</p>
<p>0.48</td>
<td width="127" valign="top">6.7</p>
<p>8.1</p>
<p>2.5</p>
<p>9.8</p>
<p>12.9</p>
<p>25.3</p>
<p>15.7</p>
<p>17.0</p>
<p>17.8</p>
<p>9.8</p>
<p>7.8</p>
<p>15.3</p>
<p>18.0</td>
</tr>
<tr>
<td width="116" valign="top">Mahalle   ölçeğinde planlanmış alanlar</td>
<td colspan="5" width="502" valign="top"></td>
</tr>
<tr>
<td width="116" valign="top">Örnek   mah.</p>
<p>Yeni   mah.</p>
<p>Varlık   mah.</p>
<p>Devlet   mah.</p>
<p>Em.sub.ev.</p>
<p>Bankaevleri</p>
<p>İşbank   blok.</p>
<p>Saracoğlu</p>
<p>Gazi   mah.</p>
<p>Varlık   mah.</td>
<td width="92" valign="top">295</p>
<p>253</p>
<p>236</p>
<p>220</p>
<p>199</p>
<p>181</p>
<p>168</p>
<p>164</p>
<p>162</p>
<p>112</td>
<td width="97" valign="top">479</p>
<p>379</p>
<p>342</p>
<p>308</p>
<p>268</p>
<p>262</p>
<p>215</p>
<p>209</p>
<p>205</p>
<p>132</td>
<td width="94" valign="top">0.36</p>
<p>0.37</p>
<p>0.15</p>
<p>0.24</p>
<p>0.18</p>
<p>0.16</p>
<p>0.11</p>
<p>0.22</p>
<p>0.35</p>
<p>0.23</td>
<td width="91" valign="top">1.81</p>
<p>0.81</p>
<p>0.76</p>
<p>1.95</p>
<p>1.03</p>
<p>0.83</p>
<p>0.99</p>
<p>0.89</p>
<p>0.57</p>
<p>0.23</td>
<td width="127" valign="top">18.0</p>
<p>18.2</p>
<p>10.2</p>
<p>33.5</p>
<p>15.3</p>
<p>18.2</p>
<p>15.7</p>
<p>20.1</p>
<p>12.7</p>
<p>10.2</td>
</tr>
<tr>
<td width="116" valign="top">Konut   kooperatifleri</td>
<td colspan="5" width="502" valign="top"></td>
</tr>
<tr>
<td width="116" valign="top">MESA</p>
<p>Yüksel   yapı koop.</p>
<p>İlbank   koop.</p>
<p>İsrailevleri(emek)</p>
<p>Yıldızevler(erek)</td>
<td width="92" valign="top">343</p>
<p>342</p>
<p>302</p>
<p>301</p>
<p>290</td>
<td width="97" valign="top">620</p>
<p>617</p>
<p>499</p>
<p>496</p>
<p>467</td>
<td width="94" valign="top">0.56</p>
<p>0.48</p>
<p>0.20</p>
<p>0.36</p>
<p>0.20</td>
<td width="91" valign="top">7.31</p>
<p>6.26</p>
<p>2.09</p>
<p>1.95</p>
<p>2.42</td>
<td width="127" valign="top">0.7</p>
<p>2.9</p>
<p>2.5</p>
<p>9.8</p>
<p>9.8</td>
</tr>
<tr>
<td width="116" valign="top">İmar   düzeni dışı gelişmeler</td>
<td colspan="5" width="502" valign="top"></td>
</tr>
<tr>
<td width="116" valign="top">Demetevler</p>
<p>Altındağ</p>
<p>Hamamönü(G.K)</p>
<p>Mamak</p>
<p>Karşıyaka</p>
<p>Balgat(G.K)</td>
<td width="92" valign="top">387</p>
<p>351</p>
<p>346</p>
<p>120</p>
<p>80</p>
<p>49</td>
<td width="97" valign="top">783</p>
<p>647</p>
<p>631</p>
<p>143</p>
<p>90</p>
<p>52</td>
<td width="94" valign="top">0.49</p>
<p>0.36</p>
<p>0.50</p>
<p>0.12</p>
<p>0.10</p>
<p>0.07</td>
<td width="91" valign="top">2.87</p>
<p>0.47</p>
<p>0.96</p>
<p>0.14</p>
<p>0.10</p>
<p>0.07</td>
<td width="127" valign="top">0.6</p>
<p>0.8</p>
<p>9.5</p>
<p>10.1</p>
<p>6.1</p>
<p>12.9</td>
</tr>
<tr>
<td width="116" valign="top">Merkezi   iş alanları</td>
<td width="92" valign="top"></td>
<td width="97" valign="top"></td>
<td width="94" valign="top"></td>
<td width="91" valign="top"></td>
<td width="127" valign="top"></td>
</tr>
<tr>
<td width="116" valign="top">Yenişehir</p>
<p>Ulus</td>
<td width="92" valign="top"></td>
<td width="97" valign="top"></td>
<td width="94" valign="top">0.56</p>
<p>0.49</td>
<td width="91" valign="top">2.30</p>
<p>1.41</td>
<td width="127" valign="top">12.7</p>
<p>11.8</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong> Tablo 21: </strong>Ankara Konut  Alanlarından Örnek Yoğunluk  Özellikleri (ANPB 1970-1990 Raporu)</p>
<p>1970’lerde Ankara’da İmar planlarının yürürlüğe girme aşamasında imara açılacak büyük arazilerin kamulaştırılarak bu araziler üzerinde yüksek rantlar ödenmeden konut üretilmesinin en önemli örnekleri gerçekleşmiştir. Uygulamalarına 1970 sonrasında başlayacak olan Arsa Ofisi ve yetkileri 1966 tarihli 775 sayılı yasa ile genişletilen belediye, toplu konut üretimini canlandıracaklardı. ANPB’nun hazırladığı plan uyarınca kentin batı gelişme koridorunda Arsa Ofisi tarafından büyük parçalar halinde kamulaştırmalar yapılmıştır. Bu arazilerin kente en yakın ve 1035 hektar alanı olan parçası üzerinde katıldığı Kooperatif Birliği Modeli uygulanarak Batıkent inşa edilmiştir. Kente daha uzak ve Eryaman Toplu Konut Alanı olarak bilinen  yaklaşık 1100 hektar arazi ise yeni yerleşmeler alanı olarak kamulaştırılmış, daha sonra Başbakanlık Toplu Konut idaresine devredilmiştir. Toplam  42000 konutun inşa edilmesi planlanan bu arazi üzerinde halen toplu konut idaresi tarafından ortalama  4er bin konutluk sitelerin yapımı sürdürülmektedir.( Türel: 1996 )</p>
<p>Aşağıdaki tablolarda  1953-1970 yılları arası Ankara’da verilen inşaat ruhsatları ve yapı kullanma izni verilen konut sayılarının gösterildiği tablolar  yer almaktadır.</p>
<p>Türkiye‘de konut istatistikleri 1963 yılından itibaren yayınlanmaya başlandığından 2. tablo 1964 yılı itibariyle veri göstermektedir.</p>
<p>İnşaat ruhsatları tablosuna baktığımızda;  1-2 daireli konutlar için alınan ruhsatların 1954-1960 döneminde azaldığını görüyoruz. bunun sebebi  bu “ev” olarak tanımlanan konutların yerini yapımı yapsatçılar tarafından gerçekleştirilen apartmanların almasıdır. 1963’ten sonraki “ev” ruhsatlarındaki artışın sebebi ise kooperatif ruhsatlarıdır.</p>
<p>Yapı kullanma izinlerini gösteren tabloyla kıyaslandığında inşaat ruhsatı verilen 1-2 daireli konut (ev) sayısının çok az olduğu görülmektedir. Bu durum;  yapımına 1-2 katlı  olarak başlanan konutların “ev” statüsüne konmayıp sonradan kat eklenecek apartman statüsüne konulmasından ötürüdür.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="50" valign="top">Yıllar</td>
<td width="66" valign="top">Toplam Ruhsat Sayısı</td>
<td width="92" valign="top">1-2 Daireli Konut Ruhsat Sayısı (Daire)</td>
<td width="89" valign="top">1-2 Daireli Konut Ruhsat Sayısı Yüzde</td>
<td width="134" valign="top">Kooperatif Ruhsatlarının Toplam Ruhsatlara Oranı</td>
<td width="112" valign="top">Kooperatif Ruhsatı Verilen Daire Sayısı</td>
<td width="73" valign="top">Ev Dairesi Sayısı</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1954</td>
<td width="66" valign="top">3861</td>
<td width="92" valign="top">1500</td>
<td width="89" valign="top">38.85</td>
<td width="134" valign="top">*</td>
<td width="112" valign="top">*</td>
<td width="73" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1955</td>
<td width="66" valign="top">3529</td>
<td width="92" valign="top">1049</td>
<td width="89" valign="top">29.72</td>
<td width="134" valign="top">*</td>
<td width="112" valign="top">*</td>
<td width="73" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1956</td>
<td width="66" valign="top">3749</td>
<td width="92" valign="top">1037</td>
<td width="89" valign="top">27.66</td>
<td width="134" valign="top">*</td>
<td width="112" valign="top">*</td>
<td width="73" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1957</td>
<td width="66" valign="top">4808</td>
<td width="92" valign="top">726</td>
<td width="89" valign="top">15.10</td>
<td width="134" valign="top">*</td>
<td width="112" valign="top">*</td>
<td width="73" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1958</td>
<td width="66" valign="top">5654</td>
<td width="92" valign="top">440</td>
<td width="89" valign="top">7.78</td>
<td width="134" valign="top">*</td>
<td width="112" valign="top">*</td>
<td width="73" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1959</td>
<td width="66" valign="top">2908</td>
<td width="92" valign="top">263</td>
<td width="89" valign="top">9.04</td>
<td width="134" valign="top">*</td>
<td width="112" valign="top">*</td>
<td width="73" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1960</td>
<td width="66" valign="top">4161</td>
<td width="92" valign="top">89</td>
<td width="89" valign="top">2..14</td>
<td width="134" valign="top">*</td>
<td width="112" valign="top">*</td>
<td width="73" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1961</td>
<td width="66" valign="top">5512</td>
<td width="92" valign="top">132</td>
<td width="89" valign="top">2.39</td>
<td width="134" valign="top">*</td>
<td width="112" valign="top">*</td>
<td width="73" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1962</td>
<td width="66" valign="top">8030</td>
<td width="92" valign="top">66</td>
<td width="89" valign="top">0.82</td>
<td width="134" valign="top">*</td>
<td width="112" valign="top">*</td>
<td width="73" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1963</td>
<td width="66" valign="top">5206</td>
<td width="92" valign="top">699</td>
<td width="89" valign="top">13.42</td>
<td width="134" valign="top">20.68</td>
<td width="112" valign="top">1077</td>
<td width="73" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1964</td>
<td width="66" valign="top">5394</td>
<td width="92" valign="top">137</td>
<td width="89" valign="top">2.54</td>
<td width="134" valign="top">7.50</td>
<td width="112" valign="top">405</td>
<td width="73" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1965</td>
<td width="66" valign="top">9961</td>
<td width="92" valign="top">604</td>
<td width="89" valign="top">6.06</td>
<td width="134" valign="top">3.45</td>
<td width="112" valign="top">344</td>
<td width="73" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1966</td>
<td width="66" valign="top">8973</td>
<td width="92" valign="top">78</td>
<td width="89" valign="top">0.87</td>
<td width="134" valign="top">6.87</td>
<td width="112" valign="top">617</td>
<td width="73" valign="top">-</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1967</td>
<td width="66" valign="top">7442</td>
<td width="92" valign="top">56</td>
<td width="89" valign="top">0.75</td>
<td width="134" valign="top">3.65</td>
<td width="112" valign="top">272</td>
<td width="73" valign="top">-</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1968</td>
<td width="66" valign="top">8352</td>
<td width="92" valign="top">92</td>
<td width="89" valign="top">1.10</td>
<td width="134" valign="top">4.81</td>
<td width="112" valign="top">402</td>
<td width="73" valign="top">-</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1969</td>
<td width="66" valign="top">12220</td>
<td width="92" valign="top">588</td>
<td width="89" valign="top">4.81</td>
<td width="134" valign="top">10.13</td>
<td width="112" valign="top">1238</td>
<td width="73" valign="top">12</td>
</tr>
<tr>
<td width="50" valign="top">1970</td>
<td width="66" valign="top">13094</td>
<td width="92" valign="top">11</td>
<td width="89" valign="top">0.01</td>
<td width="134" valign="top">17.90</td>
<td width="112" valign="top">2344</td>
<td width="73" valign="top">-</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>*İstatistik elde edilememiştir.</p>
<p><strong>Tablo 22: </strong>1954-1970 Döneminde Ankara’da Verilen İnşaat Ruhsatları (DİE İnşaat İstatistikleri, İstatistik Yılları)</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="68" valign="top">Yıllar</td>
<td rowspan="2" width="128" valign="top">Toplam Daire Sayısı</td>
<td rowspan="2" width="145" valign="top">1-2 Daireli Konut Sayısı</td>
<td rowspan="2" width="151" valign="top">Ev Sayısının Toplam Daire Sayısına Oranı( Yüzde)</td>
<td colspan="2" width="122" valign="top">Kooperatif İzinleri</td>
</tr>
<tr>
<td width="60" valign="top">Toplam Daire Sayısı</td>
<td width="62" valign="top">Ev Daire Sayısı</td>
</tr>
<tr>
<td width="68" valign="top">1964</td>
<td width="128" valign="top">3348</td>
<td width="145" valign="top">28</td>
<td width="151" valign="top">1.31</td>
<td width="60" valign="top">*</td>
<td width="62" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="68" valign="top">1965</td>
<td width="128" valign="top">5442</td>
<td width="145" valign="top">67</td>
<td width="151" valign="top">2.37</td>
<td width="60" valign="top">*</td>
<td width="62" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="68" valign="top">1966</td>
<td width="128" valign="top">6755</td>
<td width="145" valign="top">66</td>
<td width="151" valign="top">0.98</td>
<td width="60" valign="top">*</td>
<td width="62" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="68" valign="top">1967</td>
<td width="128" valign="top">7188</td>
<td width="145" valign="top">530</td>
<td width="151" valign="top">7.37</td>
<td width="60" valign="top">466</td>
<td width="62" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="68" valign="top">1968</td>
<td width="128" valign="top">8319</td>
<td width="145" valign="top">270</td>
<td width="151" valign="top">3.25</td>
<td width="60" valign="top">696</td>
<td width="62" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="68" valign="top">1969</td>
<td width="128" valign="top">8513</td>
<td width="145" valign="top">373</td>
<td width="151" valign="top">4.38</td>
<td width="60" valign="top">452</td>
<td width="62" valign="top">*</td>
</tr>
<tr>
<td width="68" valign="top">1970</td>
<td width="128" valign="top">6645</td>
<td width="145" valign="top">280</td>
<td width="151" valign="top">4.21</td>
<td width="60" valign="top">212</td>
<td width="62" valign="top">17</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 23: </strong>Ankara’da Yapı Kullanma İzni Verilen Konut Sayıları (DİE  İnşaat İstatistikleri)</p>
<p>Tabloda görülmemekle birlikte 1951- 1955 döneminde konut sunumunda yetersiz kalındığını 1965’lere gelinirken bu açığın konut  arzındaki artışla azalmaya başladığinı, bunun konut yatırımlarındaki artıştan ziyade toplam sunum içinde gecekondunun payının bu zaman aralığında %16’lardan  %46’lara yükselmesi olduğunu, İlhan Tekeli’nin araştırmalarından(Tekeli:1996)  biliyoruz<a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/Administrator/Desktop/%C3%96dev/O-d-e-v-s-i-t-e-s-i-com-19075.doc#_msocom_1">[t1]</a> ..</p>
<p>Ankara’da konut üretiminin gereksinimi karşılama oranları aşağıdaki tabloda hesaplanmıştır. ( Türel : 1996) Gereksinim karşılama oranı 1975’e kadar düşük düzeydedir. nüfus artış hızının da yavaşlamasıyla bu oran ileriki yıllarda artacaktır.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="68" valign="top">Yıllar</td>
<td rowspan="2" width="128" valign="top">Konut Gereksinimi</td>
<td rowspan="2" width="145" valign="top">İnşaat Ruhsat Sayısı X 100 /   Gereksinim</td>
<td rowspan="2" width="151" valign="top">Yapı Kullanma İzni X 100/   Gereksinim</td>
<td width="0" height="30"></td>
</tr>
<tr>
<td width="0" height="30"></td>
</tr>
<tr>
<td width="68" valign="top">1966</td>
<td width="128" valign="top">1300</td>
<td width="145" valign="top">6905</td>
<td width="151" valign="top">51.96</td>
<td width="0"></td>
</tr>
<tr>
<td width="68" valign="top">1967</td>
<td width="128" valign="top">13800</td>
<td width="145" valign="top">5393</td>
<td width="151" valign="top">52.08</td>
<td width="0"></td>
</tr>
<tr>
<td width="68" valign="top">1968</td>
<td width="128" valign="top">14500</td>
<td width="145" valign="top">5760</td>
<td width="151" valign="top">57.37</td>
<td width="0"></td>
</tr>
<tr>
<td width="68" valign="top">1969</td>
<td width="128" valign="top">15450</td>
<td width="145" valign="top">7904</td>
<td width="151" valign="top">55.10</td>
<td width="0"></td>
</tr>
<tr>
<td width="68" valign="top">1970</td>
<td width="128" valign="top">16380</td>
<td width="145" valign="top">7994</td>
<td width="151" valign="top">40.57</td>
<td width="0"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 24: </strong>1966-1983 Döneminde Ankara’da Konut Gereksinimi Ve Konut Üretiminin Gereksinimi Karşılama Oranları (DİE  İnşaat İstatistikleri)</p>
<p><strong>Ankara’da Farklı Gelir Gruplarının Mekansal Dağılımı</strong></p>
<p>Konut alanlarının gelir ve sosyal statü gruplarına göre farklılaşması kentlerde sanayi devrimiyle ortaya çıkan bir özelliktir. Konut ve işyerlerinin birbirinden ayrılmasından sonra ortaya çıkan konut pazarında farklı gelirliler için farklı nitelik ve fiyatta konut üretilmeye başlanmıştır. Değişik nitelikteki konutların kentsel mekanda farklı yerlerde üretilmesiyle, toplumsal yapıdaki ayrışmaya paralel olarak çeşitli grupların konut alanları mekansal olarak da farklılaşmıştır. (Türel:1996)</p>
<p>Ankara gibi gelişmekte olan bir ülke kentinde yakın zamana kadar apartmanların hakim konut türü olması ve toplu taşım araçlarında ücret farklılaşmasının çok küçük oluşu mekansal gruplaşma konusunda çevresel etmenlerin önemini artırmaktadır.</p>
<p>Altyapı ve diğer kamu servislerinin sunum düzeyi, topografyanın sağladığı fiziksel özellikler, hava kirliliği düzeyi gibi nedenlerle semtlerin birbirlerine göre avantajları farklıdır.  En avantajlı semtlere üst gelir grubundaki ailelerin taleplerinin yoğunlaşmasının fiyatların yükselmesine yol açması beklenir. Kiralık konutlar için yapılan fiyat analizi bu semtlerde üst statü gruplarının yoğunlaşmasına paralel olarak konut fiyatlarının yükseldiğini göstermiştir. Henüz banliyöleşmenin yeni başladığı Ankara’da gelire göre farklılaşma banliyö-merkezi semtler ayrımına göre değil,  semtlerin özelliklerine göre oluşacaktır. (Türel:1996)</p>
<p>Ankara’da farklı gelir gruplarının kent mekanında yer alışlarını belirlemeye olanak tanıyan en güvenilir kaynak Ankara nazım plan bürosunun 1970 yılında gerçekleştirdiği anketlerdir. Bu anketlerden ailelerin toplam gelirlerini hesaplamak mümkün olabilmektedir. Ankara belediyesi EGO genel müdürlüğü tarafindan Ankara kent içi raylı ulaşım projesi kapsamında 1980 yılında gerçekleştirilen hane halkı anketleri, aile gelirleri sorulmadığı, yalnız özel araba sahipliği öğrenildiği için, gelir düzeylerini belirlemede kullanılabilecek daha az güvenilir bir kaynak olarak kabul edilebilir. Bunun nedenleri, toplumdaki farklı grupların özel oto taleplerinin gelir esnekliğinin bilinmemesi, taşıtların model, marka ve fiyat olarak farklılaşması ve bazı meslek sahiplerinin, özellikle ordu mensuplarının özel araba alımı için düşük faizli kredi kullanabilmeleridir. 1970 yılından sonra bu konuda daha güvenilir bir kaynak bulunmadığı için, 1980 yılındaki anketten elde edilen bilgilerle her semtte 1000 kişiye düşen araba sayısı hesaplanmıştır. Semtler arası gelir farklılaşmasi, araba sahipliği oranındaki farklılıkla açıklanacaktır.</p>
<p>Ankara’da 1970 yılında gerçekleştirilen anketin verileri 31 kent bölgeciği için özetlenerek ortalama aile gelirleri hesaplanmıştır. Tüm şehir için belirlenen 6 gelir kategorisine göre konut alanlarını farklılaşması gösterilmiştir. Gelir ortalamasına göre Çankaya’da en yüksek gelir grubunun yoğunlaştığı görülmektedir. Topoğrafik olarak yüksekte olan bu semt hava kirliliğinden daha az etkilenmektedir. Cumhurbaşkanliği köşkü ve yabancı elçilikler bu semtin prestijini arttırmaktadir. İkinci en yüksek gelir düzeyi Kavaklıdere, Aşağı Ayrancı, Küçükesat, Kızılay, Maltepe, Bahçelievler ve Emek semtleri için tespit edilmiştir. Demiryolunun güneyindeki Kolej, Cebeci semtleri ve Gazi mahallesi, kuzeyindeki Aydınlıkevler, Subayevleri, Akköprü ve Yenimahalle için hesaplanan gelirler üçüncü yüksek gelir kategorisi içindedir. Düzenli konut bölgeleri içinde en düşük gelirlilerin oturduğu semtlerin Samanpazarı, Etlik ve Keçiören olduğu ortaya çikmiştir. Ulus ve Kazıkiçi bostanları semtlerinde gecekondu sahibi olan ailelerin ortalama gelirlerinin, bu semtteki düzenli konutlar ortalamasına yakın düzeyde olduğu görülmüştür. Daha çok sayıda olan gecekondu kiracılarının ortalama gelirleri ise şehirdeki en düşük düzeydedir.</p>
<p>Gecekondu bölgeleri şehir içindeki en düşük iki gelir kategorisini oluşturmaktadır. Altıncı kategoriye giren en alt gelir düzeyindeki gecekondu bölgeleri Karşıyaka ve Kayaş’tır. Özellikle kiracı oranının yükseldiği gecekondu bölgelerinde ortalama gelir düşmektedir.</p>
<p>Düzenli konut bölgelerinde gelir gruplarinin kent merkezinden uzaklığa göre mekansal dağılımını incelemek için gelir düzeyleri eğilimleri tahmin edilmiştir. Tüm şehir ve demiryolunun güneyindeki bölgeler için istatistiksel olarak güvenilir katsayılar tahmin edilememiştir. Demiryolunun kuzeyindeki bölgeler için tahmin edilen pozitif eğim katsayısı ise Ulus’tan Yenimahalle, Etlik, Keçiören yönüne gidildikçe aile gelirlerinin arttığını göstermektedir.</p>
<p>Güneyde Kızılay’dan başlamak üzere, Çankaya, Bahçelievler ve Cebeci yönündeki üç sektör boyunca katsayılar tahmin edildiğinde birinci ve üçüncü sektörler için istatistiksel olarak güvenilir sonuçlar tahmin edilmiştir. Buna göre, Kızılay-Çankaya yönünde uzaklıkla gelir artmakta, Kızılay-Cebeci yönünde ise azalmaktadır. Kızılay-Bahçelievler yönünde azalma eğilimi görülmekle birlikte tahmin edilen katsayı istatistiksel olarak yüzde on oranında güvenilir değildir. (Türel:1996)</p>
<p>Sonuç olarak, 1970 yılı verilerine göre Ankara’da yüksek gelir gruplarının merkeze yakın semtlerde oturduğu, bu bölgelerin alt gelir gruplarının yer aldığı gecekondu bölgeleri ile çevrildiği görülmektedir. Henüz banliyöleşmenin başlamadığı bu dönemde çeşitli gelir grupları kentin değişik bölgelerinde yoğunlaşarak yer seçmişlerdir. Yüksek gelir gruplarının prestiji yüksek bir semtte oturmayı, kentin uç alanlarında bahçeli ve geniş bir konutta oturmaya tercih ettikleri ortaya çıkmıştır. Yap-satçı konut üretiminin hakim üretim tarzı olduğu bu dönemde, kentin yerleşik alanından uzakta villa türü konutlardan oluşan yerleşmeler ne konut üreticisi firmalar tarafından, ne de kooperatif örgütlenmesi şeklinde gerçekleştirilmemiştir. (Türel:1996)</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="205" valign="top">Bölgecik Adı</td>
<td width="180" valign="top">Hane Halkı Geliri (TL)</td>
<td width="205" valign="top">Bölgecik Gelir Grubu</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">1- Karşıyaka</td>
<td width="180" valign="top">9260</td>
<td width="205" valign="top">6</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">2- Etlik</td>
<td width="180" valign="top">17450</td>
<td width="205" valign="top">4</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">3- Senatoryum</td>
<td width="180" valign="top">11860</td>
<td width="205" valign="top">5</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">4- Keçiören</td>
<td width="180" valign="top">19700</td>
<td width="205" valign="top">4</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">5- Aktepe</td>
<td width="180" valign="top">13600</td>
<td width="205" valign="top">5</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">6- Hasköy</td>
<td width="180" valign="top">11650</td>
<td width="205" valign="top">5</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">7- Siteler, Ulubey</td>
<td width="180" valign="top">11250</td>
<td width="205" valign="top">5</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">8- Aydınlıkevler</td>
<td width="180" valign="top">21900</td>
<td width="205" valign="top">3</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">9- Akköprü, Varlık</td>
<td width="180" valign="top">20400</td>
<td width="205" valign="top">3</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">10- Yenimahalle</td>
<td width="180" valign="top">23500</td>
<td width="205" valign="top">3</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">11- A.O.Ç Gazi Mahallesi</td>
<td width="180" valign="top">20300</td>
<td width="205" valign="top">3</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">12- Altındağ</td>
<td width="180" valign="top">11900</td>
<td width="205" valign="top">5</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">13- Aktaş, Asri Mezarlık</td>
<td width="180" valign="top">10400</td>
<td width="205" valign="top">5</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">14- Samanpazarı</td>
<td width="180" valign="top">17550</td>
<td width="205" valign="top">4</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">15- Cebeci</td>
<td width="180" valign="top">22200</td>
<td width="205" valign="top">3</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">16- Gülseren, Gülveren</td>
<td width="180" valign="top">12400</td>
<td width="205" valign="top">5</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">17-Karaağaç,Mamak As.Tes.</td>
<td width="180" valign="top">-</td>
<td width="205" valign="top">-</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">18- Kayaş</td>
<td width="180" valign="top">9300</td>
<td width="205" valign="top">6</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">19- Mamak</td>
<td width="180" valign="top">13300</td>
<td width="205" valign="top">5</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">20-Akdere,İmrahor, T.Köyü</td>
<td width="180" valign="top">10800</td>
<td width="205" valign="top">5</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">21- İncesu,Seyranbağları</td>
<td width="180" valign="top">26700</td>
<td width="205" valign="top">3</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">22- Küçükesat,Kavaklıdere</td>
<td width="180" valign="top">36400</td>
<td width="205" valign="top">2</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">23- Ayrancı</td>
<td width="180" valign="top">38000</td>
<td width="205" valign="top">2</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">24- Çankaya</td>
<td width="180" valign="top">60800</td>
<td width="205" valign="top">1</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">25- Dikmen,Öveçler</td>
<td width="180" valign="top">14000</td>
<td width="205" valign="top">5</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">26- Devlet Mah.</td>
<td width="180" valign="top">32400</td>
<td width="205" valign="top">2</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">27- Balgat,Çukurambar</td>
<td width="180" valign="top">10800</td>
<td width="205" valign="top">5</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">28- Bahçelievler,Emek</td>
<td width="180" valign="top">33000</td>
<td width="205" valign="top">2</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">29- Maltepe,Anıttepe</td>
<td width="180" valign="top">39000</td>
<td width="205" valign="top">2</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">30- Söğütözü</td>
<td width="180" valign="top">14200</td>
<td width="205" valign="top">5</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">31- Yenişehir,Kızılay</td>
<td width="180" valign="top">31500</td>
<td width="205" valign="top">2</td>
</tr>
<tr>
<td width="205" valign="top">32- Ulus</td>
<td width="180" valign="top">13000</td>
<td width="205" valign="top">5</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2>Tablo 25: Ankara’da 1970 Yılında Bölgeciklere Göre Ortalama Hane Halkı Geliri (1990 Ankara Nazım Plan Raporu:1977)</h2>
<p>Ankara’nın sosyal yapısını tanımak amacıyla ANPB tarafından 1970-1971 yıllarında yürütülen sosyal araştırma konut anketi (SAKA)1 sonuçlarından yararlanarak, gelir gruplarının kent mekanında dağılımını özetlersek:</p>
<p>1970 Ankara nüfusunun;</p>
<p>%52 sini düşük gelirliler (0-1200 TL/ay)</p>
<p>%39 unu orta gelirliler (1200-2750 TL/ay)</p>
<p>%9 unu üst gelirliler (2750+  TL/ay) oluşturmaktadir.</p>
<p>sosyal anketin kapsadiği 33 kent bölgeciğinde değişik gelir gruplarinin kent alanini kullanma oranlari ise şöyledir:</p>
<p>- Düşük gelirliler, kentsel alanın %60’ını (7655 ha) kullanmaktadırlar. Bahçelievler-Cebeci aksının kentin kuzeyini ve güneyini ayırdiğını varsayarak, düşük gelirlilerin %57’sinin kuzey kesimde, %43’ünün ise güney kesimdeki gecekondu alanlarında oturdukları görülmektedir.</p>
<p>- Orta gelirli gruplar, kentsel konut alanlarının %30’unu kullanmakta ve bu alanlarında %83’ü kentin kuzey kesiminde (genellikle Keçiören, Aydınlık, Etlik, Yenimahalle, Gazi, Cebeci, Ulubey, Aktepe), %17’si güney kesimde (Dikmen, Ayrancı, Bahçelievler, Seyranbağları) yer almaktadir.</p>
<p>- Üst gelirli kentliler ise, konut alanlarının %10 tutarında bir bölümünde yaşamaktadır. Üst gelir gruplarinin alansal dağilimina bakildiğinda toplam alanin %73’ünün güneydeki Çankaya, Kavaklıdere, K.Esat, Ayrancı, Yenişehir, Maltepe, Bahçelievler bölgelerinde, %17’sinin ise kuzey kesimde yer alan Aydinlikevler, Keçiören, Etlik, Varlık Mahallesi, Yenimahalle gibi konut alanlarinda oturduklari görülmektedir.</p>
<p>Çeşitli gelir gruplarinin oturduğu konut alanlarinin, kent merkezine uzakliklari veya gelir gruplarinin merkeze göre dağilimlari şöyledir:</p>
<p>0-2 km’lik 1. kuşakta:</p>
<p>- düşük gelirli ailelerin yerleştiği konut alanlarinin %3’ü</p>
<p>- orta gelirlilerin konut alanlarinin %17’si</p>
<p>- üst gelirlilerin konut alanlarinin %26’si</p>
<p>2-4 km’lik 2. kuşakta:</p>
<p>- düşük gelirlilerin konut alanlarinin %23.5’i</p>
<p>- orta gelirlilerin konut alanlarinin %29’u</p>
<p>- üst gelirlilerin konut alanlarinin %48’i</p>
<p>4-6 km’lik 3. kuşakta:</p>
<p>- düşük gelirlilerin konut alanlarinin %31’i</p>
<p>- orta gelirlilerin konut alanlarinin %34’ü</p>
<p>- üst gelirlilerin konut alanlarinin %18.5’i</p>
<p>6-11.5 km’lik en diş kuşakta:</p>
<p>- düşük gelirlilerin konut alanlarinin %42.5’i</p>
<p>- orta gelirlilerin konut alanlarinin %20’si</p>
<p>- üst gelirlilerin konut alanlarinin %7’si</p>
<p>Bu alansal dağilim oranlarindan çikarilacak oranlari özetlersek:</p>
<p>- düşük gelirlilerin, arazi ve konut piyasasi koşullari ve ekonomik güçlerin bağimli olarak genellikle 4 km’den uzak diş çevredeki alanlarda yaşadiklari (%73).</p>
<p>- orta gelirlilerin yaşama alanlarinin %46’sinin ilk 4 km’lik kuşaklarda, %54’ünün 4-10 km’lik diş çevrede yer aldiği, yaklaşik olarak bu gelir grubunun da %40’a varan konut alanlarinin gecekondu bölgelerinde bulunduğu,</p>
<p>- üst gelirli gruplarin konut alanlarinin da büyük çoğunlukla (%74) ilk 4 km içinde olduğu anlaşilmaktadir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>5.1.3. TÜRKİYE’DE KONUT </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>1950’lerden sonrası  konut  sorunlarının tüm ülkede yoğun olarak hissedildiği dönemdir. Konut sorununun kavranması nitelik değiştirmiştir. Aynı zaman diliminde sanayisini de güçlendirmek isteyen Türkiye kentleşme ve sanayileşme hedefleri arasında kaynak dağılımı yapmak durumunda kalmış, yatırımlarını daha çok sanayileşmeye kaydırırken bir takım konut politikalarıyla da ucuz kentleşmenin yollarını aramıştır.  Sanayileşen alanlar; elektrik kentlerde üretildiği ve dağıtım sisteminin (enterkonnekte sistem)henüz oluşturulamadığı için kente bitişik alanlardı. Bu dönemde gecekonduların yer seçimleri de bu sanayilerin çevrelerinde oluyordu. Gecekondu hem sanayinin gereksindiği ucuz emeği sağlıyor, hem de kentleşmenin ülkeye maliyetini azaltarak ülkenin sanayiye ayırabileceği kaynakları arttırıyordu.( Tekeli:1996)</p>
<p>1956’da kabul edilen imar kanununda yer alan 6785 sayılı yasa ile planlamada bir üst nazım plan kademesinin gerekliliği kabul edilmiştir ve Türkiye kapsamlı planlama anlayışına girmiştir. Yine aynı kanunda  belediye sınırları dışında imar denetimine olanak sağlayan madde, bölge planlamanın gerekliliğinin anlaşıldığını göstermekteydi. 1958 yılında İmar ve İskan Bakanlığı’nın kurulmasıyla konut ve gecekondu sorunu ilk kez hükümet programlarinda yer almaya başlamıştır. Sonunda ,1961 Anayasası’nda “ Vatandaşa konut sağlama” devletin sosyal görevlerinden sayıldı.</p>
<p>1963’te çıkarılan 327 sayılı kanunla 1956’da kabul edilen imar kanunundaki, kullanma izni olmayan yapılara belediye hizmeti götürülemeyeceğine ilişkin kanun değiştiriliyor ve İmar ve İskan Bakanliğinca “gecekondu bölgesi” olarak tespit edilmiş alanlarin belediye hizmeti ve tesislerinden yaralanabilecekleri belirtiliyordu.</p>
<p>Arsa değerlerinin artmasiyla  orta sınıf için bir parsel üzerinde tek başına konut sahipliği olanağı kalmamıştı. İlk önce 1954’teki Tapu Kanunu’nda kat mülkiyeti sorunu çözülmüştü,   sonra,1966’da bu kanunun eksiklerini kapayan bir “kat mülkiyeti kanunu” yürürlüğe girdi. Bu kanun müstakil mülkiyeti öngörüyordu. yani her kat sahibinin ayrı bir tapu senedi olacakti. bunun yani sıra 1961’de İmar ve İskan Bakanliği yeni bir “Bölge Kat Nazim Plani” hazırlayarak kent içi parselle üzerinde yapı yapma haklarını arttırmıştı. sonra 1965’te Kat Mülkiyeti Yasası kabul edilmiştir. Bütün bu yasal düzenlemeler kent içinde sırasıyla yapsatçılığı ve yıkıp yapma süreçlerini hazırlamıştır.</p>
<p>Devlet bir yandan da sosyal sigorta fonlari ve kredi kanallariyla kooperatifçiliği teşvik ediyordu.</p>
<p>1965 yılına gelindiğinde konut sunum biçimleriyle ilgili ortaya  şöyle bir tablo çıkmıştır: Tüm konut sunumunun içinde; gecekondu sunumu payı %35, bireysel üretim %30, yap-satçı üretim %12, kooperatif sunumu %2, devlet sunumu %2 payalmaktadır( Tekeli:1996).<strong> </strong></p>
<h1><strong>5.2. ÇALIŞMA ALANLARI</strong></h1>
<p><strong> </strong></p>
<h1><strong>5.2.1. MERKEZ</strong></h1>
<p>Ankara 1923’ten 1970 yılına kadar, özellikle 1950 sonrası, hızlı bir kentleşme süreci yaşamıştır. Bu süreç kentin merkez yapısı üzerinde önemli etkiler yaratmıştır.</p>
<p>Buna göre başkent olmadan önce Ankara’da, 20-25 bin nüfusa hizmet eden, Kale önünden bugünkü Ulus’a kadar uzanan iki ucu birbirinden farklı çizgisel bir kent merkezi yapısı sözkonusudur. Kale tarafında Atpazarı, Koyunpazarı, Samanpazarı gibi kırsal üretim işlevlerinin; Ulus tarafında ise, 1892 demiryolu bağlantısının güçlendirdiği görece yeni bir ticaret merkezinin yer aldığı (Bademli,86)</p>
<p>1923’ ten sonra başkent olmasının etkisiyle bir yandan dışardan aldığı göçle nüfusu hızla artmaya, diğer yandan başkentlikle ilgili fonksiyonlarla yüklenmeye başlayan Ankara yeni yapılanma sürecine girerken kent merkezi olarak dönemin gelişme politikalarına uygun olarak istasyon bağlantılı Ulus önem kazanmıştır.1950’lere gelindiğinde Ulus yöresi kent merkezinin çekirdeği, yani kentin merkezi iş alanı olarak durmaktadır. (Bademli:1986)</p>
<p>Zamanla kent merkezi Ulus’tan Kızılay’a kaymaya başlamıştır. 1932 Jansen planı’nda Ulus kent merkezi olarak kabul edilmiş olmasına karşın idari merkez olarak Yenişehir’in seçilmesi ve bu çevrede konut alanlarının açılması ile kent gelişmesinin güneye sıçradığı görülmektedir. Planda Ulus’u Yenişehir’e bağlaması öngörülen ulaşım aksı zamanla önem kazanmış, Yenişehir ve çevresindeki  memur nüfusunun oturduğu konut bölgelerindeki genişlemeye paralel olarak alışveriş fonksiyonları da Yenişehir’de gelişmiştir (AMANPB:71). Ulus’un prestij kaybetmesine neden olan bir diğer olgu özellikle 45-46 yılları sonrası kırsal kökenli göçlerle gelen düşük gelir gruplarının Ulus çevresinde gecekondu alanlarının oluşturması, dolayısıyla üst gelir gruplarının buraları terkederek kuzeye yerleşme eğilimleri olmuştur. Böylece Ulus, prestij ticaret işlevlerini, üst gelir grupları ile Cumhurbaşkanlığı, Bakanlıklar, Üniversite, Elçilikler gibi işlevlerin yoğunlaştığı, Eskişehir yolu ve çevre yolu bağlantılarıyla (Uybadin-Yücel planında önerilen) ulaşılabilirliği artan  Yenişehir’e kaptırmaya başlamıştır (Bademli:86).</p>
<p>Ankara Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosunun tespitlerine göre  1970 yılında Vilayet, Adliye, Belediye gibi mali kurumlar ve mahalli idare kuruluşları ile çeşitli ticari ve servis hizmetlerini bünyesinde barındıran Ulus merkezi iş alanı hala kentin en önemli merkez bölgesidir ancak Kızılay’da beliren ikinci MİA hızla gelişmeye başlamıştır( AMANPB:71 ) .Diğer bir yandan  Ulus’un kent nüfusunun büyük oranını teşkil eden düşük gelirlilere hitap eden; Kızılay’ın ise genellikle üst gelir grubunun ve orta gelirli memurların tüketim ihtiyacını karşılayan bir merkez yapısı sergilemektediği görülmektedir ( AMANPB71 ).</p>
<p>Yeni MİA işlevleri Kızılay Bölgesine yönelirken, Ulus’un yavaş yavaş eski önem ve prestijini yitirip yakın kırsal bölge ve görece fakir gruplara dönük bir merkez görünümü alması 1970’lerin ‘ İkili Kent Merkezi’tartışmalarına konu olmuştur.  Tartışmada, Türkiye gibi azgelişmiş ülkelerin büyük kentlerinde biri modern diğeri geleneksel MİA işlevlerinde ihtisaslaşmış iki ayrı kent merkezinin mi, yoksa tek bir kent merkezinin modern ve geleneksel kesimlerinin mi sözkonusu olduğu anlaşılmaya çalışılmaktadır. Ankara’da iki kesimli bir merkez yapısının varlığı üzerinde birleşilmiştir.Ama Ankara’daki modern ve geleneksel kent merkezi kesimleri, İstanbul ve İzmir örneklerinde olduğu gibi bir eklenme veya geçiş deseni sergilememektedir. Kızılay ve Ulus merkez bölgeleri arasındaki yaygın kamusal kullanımlar kuşağı sözonusu MİA kesimlerini birleştirmekten çok birbirinden uzaklaştırmaktadır (Bademli:86).</p>
<p>Merkezi iş alanlarının dönüşümünü etkileyen ve bu dönemde kentlerin aldığı makroformda belirleyici rol oynayan iki önemli etmen yeni konut sunum biçimleri ve yeni ulaşım sorununu çözmeye yönelik çabalardır ( Osmay:86 ). Hızlı nüfus artışı sonucu kentsel topraktaki değer artışlarının etkisi ile kent içindeki yapılaşmış alanda yoğunlaşma, kat yükseltme istemleri  ortaya çıkmıştır. 1954 ‘te tapu kanununda yapılan bir değişiklik ve 1965’te çıkan kat mülkiyeti yasası ile bu istem yasallaştırılmıştır (Altaban:86 ). Kızılay’da bu gelişme önceleri konutların yerlerini merkez fonksiyonlarına terketmesi ile başlamış daha sonra hızla yükselen arsa fiyatlarıyla başedemeyen eski sahiplerin elinden çıkarak prestij büro binalarını oluşturmuştur ( AMANPB:71 ). 1960-70 yılları arasında Atatürk Bulvarı ve ona bağlanan Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, Meşrutiyet Caddesi, Mithatpaşa Caddesi gibi ana caddelerin üstündeki apartmanların çoğu yıkılmış ve yerlerine çok katlı altı işyeri üstü konut olan binalar inşa edilmiştir.Ulaşımda da benzer bir yaklaşım izlenmiş ve merkezdeki trafik sıkışıklığını çözmek için Atatürk Bulvarı genişletilmiştir ( Osmay:86).</p>
<p>1970 yılı Kızılay ve Ulus merkez bölgelerinde arazi kullanış dağılımını karşılaştırdığımızda Kızılay Merkez Bölgesinin 179 ha, Ulus Merkez bölgesinin ise 167 ha’lık bir alana yayıldığı görülmektedir. Kızılay Merkez Bölgesi Ulus Merkez Bölgesinden daha geniş yer kaplamaktadır ancak bu alanın büyük bir kısmını konut, askeri ve resmi kullanışlar oluşturmaktadır. Nitekim AMANPB’nun yaptığı çalışmaya göre Kızılaydaki merkez adalarının % 25’i çekirdek ada özelliği gösterirken bu oran Ulus için % 60’dır. Ayrıca Ankara’daki toplam 17140 işyerinin % 32’si Ulus, % 14’ü Kızılay merkez bölgesinde yer almaktadır. Görüldüğü gibi nicelik olarak Ulus daha fazla merkez özelliği göstermektedir, ancak Kızılay da işyeri başına düşen ortalama istihdam ve ortalama yıllık ciro değerleri Ulus’takinin birbuçuk iki katına ulaşabilmektedir (Bademli:86). Bunun yanısıra merkezlerin işlevlerini tek tek incelediğimizde bu dönemde Ulus’da daha çok manifaturacı, tuhafiyeci, ayakkabıcı, konfeksiyoncu, çantacı, kuyumcu, terzi, dokumacı, bakırcı, tenekeci, çömlekçi, trikocu tipi zenaat hizmetleri; açık hava zahire ve bakliyat pazarları,perakende ve  yarı toptancı ticaret orta sınıf oteller  bulunurken; Kızılay’da yukarı sınıf oteller, pahalı veya orta sınıf lokantalar, yabancı kültür merkezleri, tiyatrolar, sinemalar, kulüpler, parti merkezleri, devlet daireleri sendikalar,dernekler, yabancı ve İstanbul şirketlerinin temsilcileri, İstanbul gazetelerinin Ankara büroları ve organize mimarlık, mühendislik büroları gibi kullanışlar yer almaktadır.(Akçura,T.:1971)</p>
<p>Son olarak Ankara 1970 sonunda 3 alt merkezden oluştuğu izlenimi vermektedir. Bu</p>
<p>merkezler: üst gelir grubuna hitap eden perakende ticaretin yoğunlaştığı Kızılay; kent içi ve kent dışı düşük ücretli işçi, memur ve kendi hesabına çalışan esnafa hizmet veren ve toptan ticaretin yoğunlaştığı Ulus ile küçük bir semt merkezliğinden Bulvar üzerinde güneye doğru uzanan  Elçilikler, devlet ve kültür kullanışlarının da etkisiyle bankaların şube açtığı yabancı film gösteren sinemaların odaklalandığı bir alt merkez  haline gelen Kavaklıdere- Çankaya’dır.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="139" valign="top">Hakim Kullanışlar</td>
<td colspan="2" width="232" valign="top">Ulus Merkezi</td>
<td colspan="2" width="248" valign="top">Yenişehir Merkezi</td>
</tr>
<tr>
<td width="108" valign="top">Alan ( ha )</td>
<td width="124" valign="top">%</td>
<td width="124" valign="top">Alan ( ha )</td>
<td width="124" valign="top">%</td>
</tr>
<tr>
<td width="139" valign="top">Konut</p>
<p>Yollar</p>
<p>Yeşil Alan</p>
<p>Otopark</p>
<p>Askeri Alan</p>
<p>Resmi Kuruluşlar</p>
<p>Okullar</p>
<p>Diğer Konut Dışı Kullanımlar</td>
<td width="108" valign="top">22.32 ha</p>
<p>40.78 ha</p>
<p>3.52 ha</p>
<p>1.88 ha</p>
<p>1.27 ha</p>
<p>13.69 ha</p>
<p>6.58 ha</p>
<p>77.75 ha</td>
<td width="124" valign="top">13.0</p>
<p>24.0</p>
<p>2.0</p>
<p>1.0</p>
<p>0.7</p>
<p>8.1</p>
<p>4.9</p>
<p>46.3</td>
<td width="124" valign="top">43.31   ha</p>
<p>43.26   ha</p>
<p>4.06   ha</p>
<p>1.80   ha</p>
<p>14.50   ha</p>
<p>25.88   ha</p>
<p>8.00   ha</p>
<p>37.00   ha</td>
<td width="124" valign="top">26.0</p>
<p>24.0</p>
<p>2.0</p>
<p>1.0</p>
<p>8.0</p>
<p>14.0</p>
<p>4.5</p>
<p>20.5</td>
</tr>
<tr>
<td width="139" valign="top">Toplam</td>
<td width="108" valign="top">167.79 ha</td>
<td width="124" valign="top">100</td>
<td width="124" valign="top">179.81 ha</td>
<td width="124" valign="top">100</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tablo 26: 1970 Yılı Ankara Merkez Bölgelerinde Arazi Kullanımı (Ankara Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosu 1970 Yılı Ankara Çalışması)</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td width="91" valign="top">Merkezler</td>
<td width="96" valign="top">Toplam <sup> </sup> Döşeme Alanı (m2)</td>
<td width="48" valign="top">
<p>%</td>
<td width="72" valign="top">Toplam İşyeri</td>
<td width="48" valign="top">
<p>%</td>
<td width="73" valign="top">Toplam İşgücü</td>
<td width="47" valign="top">
<p>%</td>
<td width="96" valign="top">Toplam Yıllık Ciro  ( Mil. TL)</td>
<td width="48" valign="top">
<p>%</td>
</tr>
<tr>
<td width="91" valign="top">Ulus</p>
<p>Yenişehir</p>
<p>Merkezler Toplamı</p>
<p>ANKARA</td>
<td width="96" valign="top">971 445</p>
<p>770 578</p>
<p>1 742 023</p>
<p>-</td>
<td width="48" valign="top">
<p>100</td>
<td width="72" valign="top">5 465</p>
<p>2 419</p>
<p>7 884</p>
<p>17 140</td>
<td width="48" valign="top">31.9</p>
<p>14.0</p>
<p>45.9</p>
<p>100</td>
<td width="73" valign="top">37 913</p>
<p>36 298</p>
<p>74 211</p>
<p>183 555</td>
<td width="47" valign="top">20.7</p>
<p>19.7</p>
<p>40.4</p>
<p>100</td>
<td width="96" valign="top">1 662</p>
<p>1 104</p>
<p>2   766</p>
<p>5 913</td>
<td width="48" valign="top">29.3</p>
<p>19.5</p>
<p>48.8</p>
<p>100</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 27: </strong>1970 Yılı Ankara Konut Dışı Kullanışlarda Toplam Alan / İşyeri /Ciro (Ankara Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosu- 1970 Yılı Ankara Çalışması)</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="624" align="left">
<tbody>
<tr>
<td rowspan="2" width="138" valign="top">Ana Kullanış Sınıfları</td>
<td colspan="2" width="137" valign="top">Ulus</td>
<td colspan="2" width="175" valign="top">Yenişehir</td>
<td colspan="2" width="174" valign="top">Merkezler Toplamı</td>
</tr>
<tr>
<td width="83" valign="top">Alan (m<sup>2</sup>)</td>
<td width="54" valign="top">%</td>
<td width="106" valign="top">Alan (m<sup>2</sup> )</td>
<td width="69" valign="top">%</td>
<td width="110" valign="top">Alan ( m<sup>2</sup> )</td>
<td width="65" valign="top">%</td>
</tr>
<tr>
<td width="138" valign="top">Konut</p>
<p>1 Geçici Konut</p>
<p>2 İmalat</p>
<p>3 Ulaşım + H.A.Y</p>
<p>4 Ticaret</p>
<p>5 Servisler</p>
<p>6 Kültür- Eğlence</p>
<p>7 Kaynak Üretimi</p>
<p>8 Boş Alan</p>
<p>9 Bilinmeyen</td>
<td width="83" valign="top">381 314</p>
<p>157 186</p>
<p>33 886</p>
<p>10 800</p>
<p>158 113</p>
<p>510 596</p>
<p>18 706</p>
<p>268</p>
<p>48 757</p>
<p>144 714</td>
<td width="54" valign="top">26.0</p>
<p>10.7</p>
<p>2.3</p>
<p>0.7</p>
<p>11.0</p>
<p>35.0</p>
<p>1.3</p>
<p>0.0</p>
<p>3.0</p>
<p>10.0</td>
<td width="106" valign="top">976 408</p>
<p>31 581</p>
<p>20 141</p>
<p>16 711</p>
<p>97 603</p>
<p>446 361</p>
<p>33 877</p>
<p>3 222</p>
<p>27 056</p>
<p>105 893</td>
<td width="69" valign="top">55.5</p>
<p>1.8</p>
<p>1.2</p>
<p>1.0</p>
<p>5.5</p>
<p>25.4</p>
<p>1.9</p>
<p>0.2</p>
<p>1.5</p>
<p>6.0</td>
<td width="110" valign="top">1 357 722</p>
<p>188 767</p>
<p>54 027</p>
<p>27 511</p>
<p>255 716</p>
<p>956 957</p>
<p>52 583</p>
<p>3 490</p>
<p>75 813</p>
<p>250 607</td>
<td width="65" valign="top">42.1</p>
<p>5.9</p>
<p>1.7</p>
<p>0.9</p>
<p>7.9</p>
<p>29.7</p>
<p>1.6</p>
<p>0.1</p>
<p>2.3</p>
<p>7.8</td>
</tr>
<tr>
<td width="138" valign="top">Toplamlar</td>
<td width="83" valign="top">1 464 340</td>
<td width="54" valign="top">100.0</td>
<td width="106" valign="top">1 578 853</td>
<td width="69" valign="top">100.0</td>
<td width="110" valign="top">3 223 193</td>
<td width="65" valign="top">100.0</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 28: </strong>1970 Yılı Ankara Merkez Bölgelerinde Ana Arazi Kullanış Sınıflarında Kat Alanı Dağilımı (1970 Yılı Ankara Çalışması)</p>
<p><sup> </sup></p>
<p><strong>5.2.2. SANAYİ ALANLARI</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>1970 yılı Ankara’sında mekanların kullanım şekli incelendiğinde farklı ölçekteki üretim merkezlerinin değişken yer seçim eğilimleri gözlemlenebilir.</p>
<p>1968 yılı itibariyle Ankara’da 5307 snayi işyeri bulunmaktadır. Bunları %98.5’i 50’den az işçi çalıştıran küçük ve orta boy işletmelerdir. Ankara’nın 1970 yılına kadarki kentsel gelişimi büyük ölçüde küçük sanayi sitelerinin yer seçimi ile ilişkilidir. Türkiye’de  ilk defa 1935 yılında konut alanında görülen yapı kooperatiflerinin 1950 yılından sonra küçük sanayi sitelerinin örgütlenmesinde de görülmüş, bu dönemden itibaren bu tip sanayi sitelerinin yer seçim süreçleri önemli ölçüde değişmiştir. Bu sanayi kooperatifleri merkez alanlarındaki yüksek arazi fiyatları karşısında tutunamayan, bununla beraber önemli ulaşım aksları üzerinde yer bulamayan ve aynı zamanda emek gücünün oturduğu konut alanlarından fazla uzaklaşmak istemeyen küçük ölçekli kuruluşlar için yer seçimi konusunda avantajlı bir durum yarattı. Bu siteler genel olarak Ulus-İskitler bölgesinde yer tutmuş, Yücel-Uybadın plan önerisiyle yapılmış olan çevre yolunun üzerinde yoğunlaşmışlardır. Bu dönemde kurulan sanayi siteleri sırasıyla Yeni Sanayi Çarşısı, Büyük Sanayi Çarşısı, Ata Sanayi Çarşısı, Demir Sanayi Çarşısı ve Siteler’dir.</p>
<p>Yeni Sanayi Çarşısı 1950 yılında, Demirciler-Sobacılar Derneği tarafından gerçekleştirilen Esnaf Dükkanları Yapı Kooperatifi girişimi ile Ulus’ta Roma Hamamı Harabeleri’nin bulunduğu alanla Kazım Karabekir Caddesi arasında kuruldu. Kooperatif öncelikle 90 üyeden oluşuyordu, ancak daha sonra 150 işyeri daha eklendi ve alan 16000 m2’ye yükseldi. Bu sitede yedek parça üreticileri, demir-döküm işleri, çelik eşya, otoboya, inşaat makineleri, tarım aletleri, mobilya, lastik ayakkabı üretimi ve boya atölyeleri yer aldı(Güvenç:1991).</p>
<p>Büyük Sanayi Çarşısı, Yeni Sanayi Çarşısında yer bulamayanlarca oluşturulan Demirbirlik Yapı Kooperatifi tarafından 1953 yılında, İstanbul Caddesi’nin kuzeyinde 14000 m2’lik bir alanda kuruldu. Alanın inşaatı Emlak Bankası kredileriyle yapıldı ve site 1955’te faaliyete geçti. Bu sitede torna, kaynak, demir işleri, kalorifer kazanı, madeni eşya, oto boya, inşaat makineleri, çelik konstrüksyon, akü imalatı, lastik eşya, oto yedek parça imalatı yer aldı.</p>
<p>Ata Sanayi Çarşısı, ikinci kooperatifte yer alamayanlarca 1953’te bir araya gelen kooperatifçe kuruldu. Emlak Bankası kredileriyle inşa edilmeye başlanan site 1962 yılında kullanıma açılabildi. Kooperatif Çubuk Çayı ile İskitler Caddesi arasında itfaiyeye bitişik 20000 m2’lik bir alanda kuruldu.</p>
<p>Demir Sanayi Çarşısı 1954 yılında kurulan Demirciler ve Sobacılar Yapı Kooperatifi tarafından, Ata Sanayi Çarşısı’nın yanında 35000 m2’lik bir alanda hayata geçirildi. İnşaatı 1967’de tamamlanan site ancak 1974’te işler hale gelebildi. Bu dört sanayi sitesi çevrelerini de etkileyerek, Akköprü İskitler alanını bir küçük üreticiler mekanına dönüştürdüler(Güvenç:1991).</p>
<p>Ankara’nın en büyük küçük sanayi sitesi olan Siteler 1959 yılında oluşturulan Keresteciler Kooperatifi  tarafından Çevre Yolunda İskitler Caddesi;’nin devamı olan Samsun Yolunun kenarında  kuruldu. Bu alanda bir yıl sonra ikinci bir keresteciler kooperatifi ve 1969 yılında da Mobilyacılar Kooperatifi kuruldu. Bu alan ilerleyen yıllarda genişlemeye devam ederek ve gecekondu alanlarını kendine çekmiş daha sonra üretim alanları, bu gecekondu alanlarına yayılmıştır.</p>
<p>1950-70 döneminde geçerli olan ithal ikameci politikalar doğrultusunda oluşturulan büyük sanayi kuruluşları Ankara’da genel olarak demiryolu hattı üzerinde yer tutmuşlardır. Bu kurumlardan en büyüklerinden biri olan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’na (MKE) bağlı Ankara Fişek Fabrikası (1957) ve Ankara Silah Fabrikası (1968) Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisinde yer tutmuşlardır. Demiryolu hattı üzerinde yer tutan bir başka kurum Ankara Çimento Sanayi AŞ’dir (1953). Bu kurum da AOÇ topraklarnda kurulmuştur. 1962 yılında faaliyete geçen Ankara Şeker Fabrikası da Etimesgut’ta demiryolu üzerinde yer seçmiştir. Bu dönemde kurulan bir başka önemli KİT olan Yem Fabriası ise 1958 yılında Eskişehir yolunun 8.km’sinde kurulmuştur.</p>
<p>1952 yılında kabul edilen ve nüfusu 100000’den fazla olan şehirlerde sütün ve tereyağın pastörize edilmesini zorunlu kılan 5882 sayılı kanun doğrultusunda, 1957 yılında UNICEF’in yardımlarıyla AOÇ’de bir süt fabrikası kuruldu(Güvenç:1991). Bunu 1958’de Zaroğa Süt Mamülleri Fabrikası, 1959 yılında Alemdağ Tereyağ Fabrikası ve İncesu Süt Mamülleri Fabrikası, 1961’de İmren ve Bursa Yoğurthaneleri izledi.</p>
<p>Bu dönemde büyük ölçeli sanayi kuruluşlarının ise genel olarak İstanbul yolu üzerinde yer seçtiği görülmektedir. Bu seçimin sebepleri bu yolun önemli bir bağlantı hattı üzerinde olması, elektrik hattının buradan geçmesi ve yol boyuncaAnkara Çayı’nın bulunuşu ve kuyu ile yeraltı suyu sağlama olanağının bulunması şeklinde sıralanabilir(Güvenç:1991). 1970 yılı itibariyle bu hat üzerinde var olan kuruluşlar İstanbul Yolu 7. km’de kurulan Sensa Çelik Çekme Sanayi (1968), 9. km’de kurulan Erkunt Sanayi (1961), 10. km’de kurulan Nace Makine Sanayi (1955) ve Demsan Demir Çelik Metal sanayi (1968), 12. km’de kurulan Doksan Döküm sanayi (1962), 16. km’de kurulan Layne Bowler Dik Türbin Pompaları Sanayi (1965) ve Muratsal Filtreli Sondaj Boruları Sanayi (1968), ve 18. km’de kurulan Fe-Ga Öngerilmeli Beton Sanayi (1968) olarak sıralanabilir.</p>
<p>Büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının bu eğiliminin istisnaları Baraj yolu üzerinde 1957’de kurulan Fruko-Tamek Tesisleri, Elmadağ’da 1967 yılında kurulan Baştaş Çimento Fabrikası, Konya yolu üzerinde 1962’de kurulan Gölbaşı Un Fabrikası ve Remzi Balcı Briket İmalathanesi olarak gösterilebilir. Bununla beraber bir kısmı Çubuk-Esenboğa yolu üzerinde Yenice Köyü yakınlarında, kalanı İmrahor Vadisi’nin Eymir Gölü’ne yakın bölümlerinde bulunan tuğla ocakları bu dönemde yerleşik kent lekesi ierisinde yer seçen tek sanayi kuruluşlarıdır. Bu seçimin sebebi bu tip kuruluşların hammadde dolayısıyla mekana bağımlı olmasıdır. Bir başka istisna da 1945 yılında AOÇ topraklarında, daha once THK’ye tahsis edilmiş arazi üzerinde kurulan Mineapolis-Moline Türk Traktör Fabrikası’dır.  Bu örnek AOÇ’nin bu dönemde kurulan sanayi kuruluşları için arazi stoğu işlevi görmesinin göstergesidir. Bu eğilim ileriki yıllarda da devam etmiştir(Güvenç:1991).</p>
<p>1970 yılına kadarki dönemde Ankara’da sanayi kuruluşlarının yer seçim eğilimlerine genel olarak değinirsek şu sonuçlara varabiliriz: Bu dönemde kamu kesimi sanayi kuruluşları kendi yerlerinde dönüşüm geçirmiş ve genişlemiş, yeni kurulanlar demiryolu hattı üzerinde yer seçmişlerdir. Küçük ölçekli özel girişimlerin yer seçiminde Ulus hakimiyetini korumuş, fakat Kızılay ciddi bir üretim merkezi olarak ortaya çıkmaya başlamış, yapı kooperatiflerinin kurduğu küçük sanayi çarşıları da yine Ulus merkezi etrafında 2 km yarı çaplı bir alanda- özellikle çevre yolu üzerinde- oluşturulmuşlardır. Büyük ölçekli özel girişim sanayi kuruluşlarının genel eğilimi ise 1960’a kadarki dönemde Güvercinlik civarında, daha sonra ise İstanbul yolu üzerinde yer seçmek şeklinde görülmüştür.</p>
<p><strong>5.2.3. KURUMSAL KULLANIMLAR</strong></p>
<p><strong>Kamu:</strong></p>
<p>1970 yılına kadarki dönemde Ulus genel olarak kamu kullanımlarında önemini korumuştur. Ticari merkez niteliğini koruyan bölge, bununla beraber idari merkez olma niteliğini Kızılay’a kaptırmaya başlamıştır.</p>
<p>Banka genel müdürlükleri, merkez postanesi ve vilayet Ulus Meydanı’nda bulunmakta ve bu durum bu bölgenin şehrin mali karar, kamu ve idari merkez niteliğini elinde bulundurmasını sağlamakla beraber Ankara Sanayi Odası, Türkiye Ticaret ve Sanayi Odası ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin burayı terk etmesi değişimin önemli bir göstergesidir. Ankara Ticaret Odası Ulus’daki yerini korumuştur. Adliye’nin Ulus’ta varlığını sürdürmesi kentin hukuki faaliyetlerinin burada yoğun olarak devam etmesini sağlamıştır. Nitekim kentteki avukatlık bürolarının %80’e yakını Ulus’ta bulunmaktadır.</p>
<p>Öte yandan Kızılay’daki Bakanlıklar Sitesi pek çok bakanlığı bünyesinde barındırmakta ve Kızılay’ı hem kentin yeni idari merkezi haline getirmekte, hem de ticari faaliyetler açısından bu bölgenin Ulus’a ciddi bir rakip olmasını sağlamaktadır.</p>
<p>Kent merkezinin yapısını değiştiren bir başka kullanım alanı şekli ünüversiteler, sağlık binaları ve demiryolu depo alanlarıdır. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi, Ankara ve Hacettepe Tıp Fakülteleri, Sağlık Bakanlığı gibi kuruluşlar ile demiryolu depo alanı Ulus ile Kızılay arasında yer seçmiş ve bu iki merkezi geniş araziler kapladıkları için ikiye ayırmışlardır.</p>
<p>Bu dönemde bazı başka devlet daireleri, sanayi depolama alanları ile eğitim alanları Konya-Samsun Yolu üzerinde; DSİ, MTA, Kara Yolları Genel Müdürlüğü, Odtü ve bazı askeri kuruluşlar ise Eskişehir Yolu üzerinde yer tutmuşlardır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Uluslararası Kullanışlar:</strong></p>
<p>Ankara, bir başkent olarak, uluslararası ilişkilerin, sağladığı, yabancı ülke ve kuruluşlarının da temsil edildiği bir özellik taşımasına karşın, Kentte Diplomatik Temsilciliklerin yer seçimi ve planlaması, Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana etkin bir biçimde gerçekleştirilememiştir. Yabancı temsilciliklerin yaklaşık %20’si Yenişehir-Çankaya aksı üzerinde Atatürk Bulvarı ile Cinnah Caddesi boyunca ve yakın çevresinde karşılıklı anlaşmalara bağlı olarak tahsis edilmiş alanlarda yerleşmiştir. Bu oluşum, 1950’lere kadar devam etmiş, daha sonraki dönemlerde ülkenin gelişen dış ilişkilerine koşut olarak artan Ankara’daki yabancı misyonlara yer gösterilememiş, dolayısıyla yabancı temsilcilikler çok sayıda kiralık yapıya yayılmışlardır.</p>
<h1><strong>5.2.4. KAMU HİZMET ALANLARI</strong></h1>
<p>II. Dünya Savaşı sonrası göç dalgasından etkilenen Ankara özellikle 1960 sonrasında yık-yap sürecine girmiş, kat yüksekliklerini arttırmaya yönelik yasal düzenlemeler, kentteki yapı yoğunluğunu arttırmıştır.bu süreçler sonrasında, daha sonrasında, daha öncesinde yeterli olan kentsel altyapı, sosyal servisler ve yeşil alanlar yetersiz hale gelmişlerdir. Artan gecekondulaşmabu yetersizliği daha da artırmıştır.</p>
<p>Ankara Nazım Plan Bürosu’nun 1970 yılında yaptığı çalışma kentin kentsel servilser açısından yetersizliğini ortaya koymaktadır. Tablo 29 semt ölçeğinde kent servis alanlarındaki eksiklikleri, tablo 30 kent ölçeğinden tüm kente hizmet eden servis alanları açığını vermektedir.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="608">
<tbody>
<tr>
<td width="233" valign="bottom">Semt Ölçeğinde Hizmetler</td>
<td width="64" valign="bottom">Varolan Standart M²/Kişi</td>
<td width="64" valign="bottom">Olması Gereken M²/Kişi</td>
<td width="64" valign="bottom">Varolan Alan /Ha)</td>
<td width="64" valign="bottom">Olması Gereken</td>
<td width="119" valign="bottom">Varolan Alanın Olması Gereken Yüzdesi</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Ana ve İlkokullar</td>
<td valign="bottom">0,66</td>
<td valign="bottom">3,2</td>
<td valign="bottom">80,52</td>
<td valign="bottom">387,52</td>
<td width="119" valign="bottom">21%</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Ortaokullar</td>
<td valign="bottom">0,32</td>
<td valign="bottom">1,8</td>
<td valign="bottom">38,3</td>
<td valign="bottom">217,98</td>
<td width="119" valign="bottom">18%</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Liseler</td>
<td valign="bottom">0,18</td>
<td valign="bottom">2</td>
<td valign="bottom">21,8</td>
<td valign="bottom">242,2</td>
<td width="119" valign="bottom">9%</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Yeşil Alanlar</td>
<td valign="bottom">0,42</td>
<td valign="bottom">8</td>
<td valign="bottom">51,27</td>
<td valign="bottom">968,79</td>
<td width="119" valign="bottom">5%</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Kültür ve Eğlence Servisleri</td>
<td valign="bottom">0,07</td>
<td valign="bottom">0,5</td>
<td valign="bottom">8,29</td>
<td valign="bottom">60,55</td>
<td width="119" valign="bottom">14%</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">İdari Srevisler</td>
<td valign="bottom">0,03</td>
<td valign="bottom">0,1</td>
<td valign="bottom">3,42</td>
<td valign="bottom">12,11</td>
<td width="119" valign="bottom">28%</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Sağlık Servisleri</td>
<td valign="bottom">0,02</td>
<td valign="bottom">0,3</td>
<td valign="bottom">2,84</td>
<td valign="bottom">36,33</td>
<td width="119" valign="bottom">8%</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Dini ve Diğer toplumsal Servisler</td>
<td valign="bottom">0,06</td>
<td valign="bottom">0,4</td>
<td valign="bottom">7,4</td>
<td valign="bottom">48,44</td>
<td width="119" valign="bottom">15%</td>
</tr>
<tr>
<td valign="bottom">Toplam</td>
<td valign="bottom">1,76</td>
<td valign="bottom">16,3</td>
<td valign="bottom">213,84</td>
<td valign="bottom">1973,92</td>
<td width="119" valign="bottom">100%</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 29: </strong>Semt Ölçeğinde Kentsel Servis Eksiklikleri (AMNPB, Ankara Kentsel Servisler ve Çevre Standartları)</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="259" valign="bottom">Kentsel Servisler</td>
<td width="66" valign="bottom">Varolan Standart M²/Kişi</td>
<td width="73" valign="bottom">Olması Gereken M²/Kişi</td>
<td width="73" valign="bottom">Varolan Alan /Ha)</td>
<td width="67" valign="bottom">Olması Gereken</td>
<td width="142" valign="bottom">Varolan Alanın Olması Gereken Yüzdesi</td>
</tr>
<tr>
<td width="259" valign="bottom">Eğitim Tesisleri (ODTÜ, Hacettepe   Kampüsleri Ve Askeri Eğitim Hariç)</td>
<td width="66" valign="bottom">2,3</td>
<td width="73" valign="bottom">4</td>
<td width="73" valign="bottom">277,9</td>
<td width="67" valign="bottom">484,39</td>
<td width="142" valign="bottom">57%</td>
</tr>
<tr>
<td width="259" valign="bottom">Yeşil Alanlar</td>
<td width="66" valign="bottom"></td>
<td width="73" valign="bottom"></td>
<td width="73" valign="bottom"></td>
<td width="67" valign="bottom"></td>
<td width="142" valign="bottom"></td>
</tr>
<tr>
<td width="259" valign="bottom">A) AOÇ&#8217;nin Kent Lekesi Içinde Kalan   Kısmı Dahil</td>
<td width="66" valign="bottom">7,85</td>
<td width="73" valign="bottom">20</td>
<td width="73" valign="bottom">950,6</td>
<td width="67" valign="bottom">2421,97</td>
<td width="142" valign="bottom">39%</td>
</tr>
<tr>
<td width="259" valign="bottom">B) AOÇ&#8217;nin Kent Lekesi Içinde Kalan   Kısmı Hariç</td>
<td width="66" valign="bottom">2,778</td>
<td width="73" valign="bottom">20</td>
<td width="73" valign="bottom">353,54</td>
<td width="67" valign="bottom">2421,97</td>
<td width="142" valign="bottom">14%</td>
</tr>
<tr>
<td width="259" valign="bottom">İdari Servisler</td>
<td width="66" valign="bottom">2,52</td>
<td width="73" valign="bottom">1,28</td>
<td width="73" valign="bottom">305,54</td>
<td width="67" valign="bottom">155</td>
<td width="142" valign="bottom"></td>
</tr>
<tr>
<td width="259" valign="bottom">Sağlık Servisleri</td>
<td width="66" valign="bottom">1,71</td>
<td width="73" valign="bottom">1,4</td>
<td width="73" valign="bottom">207,09</td>
<td width="67" valign="bottom">169,54</td>
<td width="142" valign="bottom"></td>
</tr>
<tr>
<td width="259" valign="bottom">Kültürel, Sosyal ve Diğer Servisler</td>
<td width="66" valign="bottom">0,12</td>
<td width="73" valign="bottom">2,1</td>
<td width="73" valign="bottom">14,35</td>
<td width="67" valign="bottom">254,31</td>
<td width="142" valign="bottom">6%</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 30: </strong>Tüm Kent Ölçeğinde Kentsel Servis Eksikliği (AMNPB, Ankara Kentsel Servisler ve Çevre Standartları)</p>
<p>Tekeli bu verilerden yola çıkarak kentsel servislere katılması gereken alanın 4500 olduğunu hesaplamıştır. Bunun 200 hektarı semt düzeyindeki servis alanlarında 2500 hektarı kent düzeyindeki servis alanlarındadır. ( Tekeli:1986) Tekeli, araştırmadqa kullanılan standartların <a href="http://www.genelbilge.com/tag/avrupa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avrupa">Avrupa</a> standartlarının altında olduğunu belirtip buna rağmen kentin bu standartlara erişmediğinin altını çizmektedir. Tekeli ayrıca çalışmasında Ankara’da kamunun elinde büyük miktarlarda toprak bulunmasıyla servis alanlarının yetersizliği arasındaki çelişkiye işaret etmiş, bu durum bilinçli bir arsa politikasının güdülmesine, bu toprakların servis ihtiyaçları düşünülmeden elde çıkarılmasına ya da kamu elindeki toprakların belli kuruluşların ipoteği altında kalarak kentsel kullanışlara açılmamasına bağlamıştır</p>
<p><strong>Eğitim Servisleri:</strong></p>
<p>Ankara yüksek öğrenim kuruluşları açısından ihtisaslaşmış bir kenttir ve 1970 yılı itibariyle kent bütünündeki 24 üniversite ve yüksekokulda toplam 40000 öğrenci eğitim görmektedir. ANPB yaptığı çalışmada ODTÜ ve Hacettepe hariç 22 yüksek eğitim kururluşunun 138 hektar alan kullandığını, ODTÜ’nün 4500 ha (81 hektarı eğitim için), Hacettepe’nin Beytepe Kampüsü’nün 1085 ha. alan kullandığını saptamıştır. Ankara’da iki büyük kampüs dışındaki diğer yğksek eğitim kuruluşları kent lekesi içinde sıkışık ve yetersiz alanlar kullanmaltadır.</p>
<p><strong>Sağlık servisleri:</strong></p>
<p>Ankara kenti sağlık açısından tüm Türkiye’ye hizmet eden bir konumda bulunmaktadır. Kentte toplam 9243 adet hasta yatağı bulunmakta ve sağlık servislerinin kapladığı alan 243 hektarı bulmaktadır (ANPB, 1977)</p>
<p>Bununla beraber kentteki sağlık hizmetlerinin ülke ve bölge seviyesinde hizmet vermesi semt ölçeğinde eksiklik yaratmaktadır. ANPB’nin çalışmasında semtlerin sağlık servisi ihtiyacının ancak %15’I sağlanabilmektedir.</p>
<p><strong>Kültürel Faaliyetler:</strong></p>
<p>1970 yılında, Bakanlıklar’ın etkisiyle gelişmeye başlayan Kızılay yabancı kültür merkezleri, tiyatrolar, sinamalar ve çeşitli başka eğlence mekanlarını barındırmakta ve kentteki batı tarzı yaşamın görüldüğü kesim olma niteliğindedir. Bunula beraber bu mekanlar bu bölge içinde dağınık şekilde yerleşmişler ve yukarıdaki tabloda görülebileceği gibi kentsel alan kullanım standartlarının altındadırlar.</p>
<p><strong>5.3. ALTYAPI VE ULAŞIM</strong></p>
<h3>5.3.1. ANKARA İÇME VE KULLANMA SUYU</h3>
<p><strong> </strong></p>
<p>Ankara’nın içinde yer aldığı coğrafi konum itibariyle zengin su kaynaklarına sahip bir yöre olmaması ve özellikle 1950’lerden sonra hızla başlayan kentleşmenin kentin altyapısını olumsuz olarak etkilemesinden dolayı; kentin içme ve kullanma suyu, pis su ve yağmur suyu taşıma sistemlerinin kentin büyüme hızını uygun bir şekilde geliştirememesine neden olmuştur. Çalışma alanımız olan bu bölge; su kaynakları bakımından:</p>
<p>a)      Sakarya Havzası’nın bir uzantısı niteliğindeki Ankara ve Kirmir Çayları,</p>
<p>b)      Batı Karadeniz Havzası’na katılan Gerede Çayı Havzalarına ayırmaktadır.</p>
<p>Ankara kenti içinde yer aldığı coğrafi bölge, iklim itibariyle yarı kurak kuşakta yer alır. Yıllık ortalama yağış 360mm civarındadır. Kentsel alan 800m ile 1200m katları arasındadır.</p>
<p>Ankara ve çevresindeki çay havzalarının yıllık su potansiyelleri incelendiğinde sonucun hiç de iç açıcı olmadığı görülür. Bu havzalardan elde edilen yıllık su miktarı Ankara kenti ölçeğindeki bir kentin su gereksinmesi için yeterli değildir. Bu nedenden dolayı, gelecek zaman içinde daha uzak havzalardan su aktarımı vasıtasıyla bu sorun giderilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Daha önce belirtildiği üzere, Ankara kenti konumu açısından kolay geliştirilebilir su kaynaklarına sahip bir yerleşme olmadığından su temini hemen her dönemde üstesinden gelinmesi gereken bir sorun olmuştur.</p>
<p>1969’da 950000 olan şehir nüfusu 1980’de 1800.000’e ulaşmış, su abone sayısı da aynı dönemde 3,5 misli artmıştır. Su tüketimine bakıldığında kişi başına ortalama verilmesi gereken su miktarının yeterince karşılanmadığı da görülür. Bu yıllarda gerek su kaynaklarının yeterli olmaması gerekse de</p>
<p>a)      Su tesisleri oluşturan ince hidrolik hesapların yeterince yapılamamış olması,</p>
<p>b)      Şehir şebekesinin eskimiş olması,</p>
<p>c)      Ankara’nın topoğrafik yapısı nedeniyle terfili boru hatlarının yüksek basınçlarda çalıştırılması,</p>
<p>d)      Su sistemlerinde kullanılan malzemelerin düşük kaliteli olması, %40’a varan su kaybı nedeniyle enerji kayıplarında çok büyük boyutlara ulaştığı görülmektedir.</p>
<p>1970’li yıllarda Ankara’nın su sorunu incelenmiş ve bu sorunları bir nebze de olsa azaltmak için birtakım çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmaların yoğunlaştığı en önemli alan su temininde önemli bir yer tutan barajlardır.</p>
<h1><strong>Barajlar: </strong></h1>
<p>Ankara ilindeki barajları, elektrik enerjisi üretimi ve sulama suyu, içme suyu temini amacıyla kurulmuş  barajlar olmak üzere iki kısımda incelemek mümkündür:</p>
<p>a)      Elektrik enerjisi üretimi amacıyla kurulmuş olan barajlar:</p>
<p>Bu amaçla kurulmuş iki adet baraj, Sarıyar ve Hirfanlı Barajlarıdır. Ancak bunlardan Hirfanlı Barajı, Kırşehir İli sınırları içinde olmasına rağmen baraj gölünün bir kısmı Ankara ili sınırları içerisinde bulunmaktadır.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Sarıyar Barajı:</em></strong></p>
<p>Sakarya Irmağının Ankara ilinin batısında, Sarıyar köyü önlerinde, önce batıdan kuzeye ve sonra yine batıya doğru bir kavisle yönü değiştirdiği mevkide, bu kavisin 1.5 km kadar gerisinde inşa edilmiştir.</p>
<p>Ankara’ya 165km uzaklıkta olan bu baraj, Anadolu’nun elektrik ihtiyacını karşılamak üzere kurulmuştur. 1954 yılında inşaatına başlanan bu barajda 1956 yılının nisan ayında ilk su tutulmuş, 2 Aralık 1956 yılında da hidroelektrik santralı hizmete girmiştir.</p>
<p>Barajın başlıca özellikleri şunlardır:</p>
<p>Göl sahası: 8300ha.</p>
<p>Ölü hacim: 1.900.000.000 metreküp</p>
<p>Faydalı hacim: 1.590.000.000 metreküp</p>
<p>Tip: Beton</p>
<p>Dolgu hacmi: Temelden 108m., ırmak yatağından 90m.</p>
<p>Tepe uzunluğu: Temelden 250m., ırmak yatağından 480m.</p>
<p>Sarıyar Barajı bir beton ağırlık barajıdır. Baraj, elektrik enerjisi üretimi dışında feyezan hallerinde, suyun zarar vermeyecek şekilde akışını tanzim etmek ve böylece Sarıyar’dan Karadeniz’e kadar olan 360km.’lik ırmak vadisindeki şehir, kasaba, köy ve arazileri su baskınlarından korumak amacını da gütmektedir.</p>
<p>Baraj gölünün su toplama havzası 41.778 kilometrekarelik bir sahayı kaplamaktadır. Bu saha Türkiye yüzölçümünün yaklaşık 19 da biridir.</p>
<p>1966 yılının ilk sekiz ayında 432.000.000kwh. enerji üreten sarıyar hidroelektrik santralı halen takat ve yapı bakımından yurdumuzun en büyük hidroelektrik santralıdır.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Hirfanlı Barajı:</em></strong></p>
<p>Hirfanlı Barajı, Kızılırmak üzerinde inşa edilmiş olup, dere yatağından yüksekliği 92m.’dir. enerji üretimi için kurulan bu baraj 1960 yılının ocak ayında hizmete girmiştir.</p>
<p>Barajın başlıca özellikleri şunlardır:</p>
<p>Göl hacmi: 27.700ha.</p>
<p>Ölü hacim: 4.000.000.000 metreküp</p>
<p>Faydalı hacim: 2.000.000.000 metreküp</p>
<p>Tipi: Kaya dolgu</p>
<p>Dolgu hacmi: 2.600.600 metreküp</p>
<p>Yükseklik: 81m.</p>
<p>Tepe uzunluğu: 365m.</p>
<p>En geniş yeri 18400m. ve en dar yeri 2000m. olan Hirfanlı Barajı’nın sulayacağı saha 30.000ha. olup taşkından koruyacağı saha ise 25.000ha.’dır. bu baraj yılda 400 milyon kwh. enerji üretebilecek kapasitededir.</p>
<p>b)  Sulama ve içme suyu temini amacıyla kurulmuş barajlar:</p>
<p>Mevcut durumda Ankara’ya su temin eden ana kaynaklar şunlardır:</p>
<p>1)  Çubuk I Barajı</p>
<p>2)  Çubuk II Barajı</p>
<p>3)  Kayaş-Bayındır Barajı</p>
<p>4)  Kurtboğazı Barajı</p>
<p>Bu barajlar akarsular üzerindeki baraj ve regülatörlerle toplanan ve depolanan suları sisteme vermektedir. Bütün bu sistemlerden temin edilen yıllık ortalama su miktarı aşağıda belirtildiği gibidir.</p>
<p>Çubuk Barajı    35.10<sup>6</sup>m<sup>3</sup></p>
<p>Kayaş-Bayındır Barajı    6.10<sup>6</sup>m<sup>3</sup></p>
<p>Kurtboğazı Barajı   57.10<sup>6</sup>m<sup>3</sup></p>
<p>İl sınırları içinde kalan bu barajları inceleyelim:</p>
<p>a)   Çubuk I Barajı:</p>
<p>Çubuk Çayı üzerinde, şehre 12km. uzaklıkta, İç Anadolu’nun stepleri içinde kurulmuş olan bu barajın inşasına 1930 yılında başlanmış ve 1936 yılında işletmeye açılmıştır. Ankara’nın sulama, feyezan kontrolü, mesire yeri, şehrin su ihtiyacının temini, ağaçlandırma gibi amaçlarla kurulmuştur.</p>
<p>Barajın gölü 903m. kodunda, ortalama olarak 300m. genişliğinde ve 5km. uzunluğundadır.</p>
<p>1952 ve 1960 yıllarında Çubuk I Barajındaki su arıtma tesisinin kapasitesi arttırılarak kente sağlanan su miktarı iki misline çıkarılır. Çubuk I aktarım hattına paralel olarak 600mm. çapında ikinci bir aktarım hattı inşa edilir.</p>
<p>b)  Çubuk II Barajı:</p>
<p>Ankara’nın 54km. kuzeyinde, Çubuk Çayı üzerinde Çubuk İlçesinin 5km. kuzeyinde vadinin nispeten daraldığı bir yerde, 1964 yılında kentin artan su ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuştur.</p>
<p>Çubuk I ve II Barajlarında regüle edile4n su mansaptaki Çubuk I Barajı dipsavağından alınarak Dışkapı civarında Ziraat Fakültesi yanındaki filtre tesislerine isale edilmekte ve buradan şehir şebekesine verilmektedir.</p>
<p>c) Kayaş-Bayındır Barajı:</p>
<p>Ankara’nın 12km. güneydoğusunda, Kayaş’ın 2km. doğusunda ve Bayındır Çayı üzerindedir. Baraj, Hatip Çayı Bayındır kolunun taşkınlıklarını kontrol ve bu vadilerin taban topraklarının depolanan su ile Ankara şehri içme suyunu besleme ve kanalizasyon artıklarının atılması için yatağa su bırakmak amacı ile kurulmuştur. Bu baraj 1965 yılında hizmete açılmıştır. Bu barajdan alınan sular çelik bir boru ile Kayaş civarındaki filtre tesislerine verilmektedir.</p>
<p>d)  Kurtboğazı Barajı:</p>
<p>Bu sistem Ova Çayı’nın bir kolu olan Kurtboğazı deresi üzerinde Ankara’nın 56km. kuzeyinde tesis edilmiş olan Kurtboğazı Barajı ile Ova Çayı üzerinde Ankara’nın 30km. kadar kuzeyinde inşa edilmiş Köprübaşı regülatöründen Ova Çayının sularını Kurtboğazı’na aktaran Kışlacık derivasyonundan ibarettir. 1967 yılında inşasına başlanan bu baraja, 1974 yılında Kurtboğazı-İvedik 2200mm. çapındaki aktarım hattı eklenmiştir. Kurtboğazı Deresi’nin tabii suları ile Ova Çayından derive edilen suları toplayan ve regüle eden Kurtboğazı Barajı’ndan alınan sular beton bir boru sistemi ile İvedik Arıtma tesislerine isale edilmekte ve buradan dağıtım şebekesine verilmektedir. Barajdan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yaz">yaz</a> aylarında sulama maksadıyla bir miktar su alınmaktadır.</p>
<p>Kente su teminini sağlayan diğer bir kaynak da yeraltı suları ve membalardır. Özellikle 1950’lerden sonra nüfus artışının hızlanmasıyla birlikte Çubuk I Barajı’ndan sağlanan su kentin ihtiyacını karşılamaya yetmemiş ve belediye 1950-69 yılları arasında 119 adet kuyu açmış ve yeraltı sularından yararlanma yoluna gitmiştir.</p>
<p>Kentsel nüfus artış hızının yüksek olduğu bu dönemde, açılan kuyularla artan su gereksiniminin önemli bir bölümü karşılanmıştır. Örneğin; 1969 yılında kuyulardan sağlanan su, kentin toplam su tüketiminin %44’ünü, 1980’lerde ise yaklaşık %30’unu karşılamaktadır. Ancak, bu kuyuların da açılmasıyla kent yakın çevresindeki Ankara Çayı akiferinden emniyetli olarak çekilebilecek su miktarının sınırına erişilmiştir. Bu nedenle eldeki kaynaklar daha etkin kullanılarak üretilen su miktarında artış sağlanmaya çalışılır. Genellikle kuyulardan alınan suların kalitesi kimyasal yönden kullanma ve içme maksadına uygun değildir.</p>
<p>Kusunlar Kaptajı ve Elmadağ membalarından da kente su sağlanmaktadır. Kusunlar’dan alınan sular Cebeci’ye, Elmadağ’dan getirilen sular Çankaya’ya verilmektedir. Kusunlar’da vadiyi kesen 12m. derinlikte beton bir yeraltı bendi yapılarak sular toplanmakta ve 600’lükm boruya verilmektedir. Elmadağ’da pınarlardaki sular kaptajlarla toplanmaktadır. Kusunlar’ın normal verimi ortalama olarak 85lt/sn, Elmadağ membalarının verimi ise 87lt/sn.dir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Mevcut İsale Sistemleri</strong></p>
<p><strong><em>Çubuk İsalesi:</em></strong></p>
<p>Çubuk I ve II Barajlarında regüle edilen sular Çubuk I Barajı’ndan 600’lük ve 700’lük iki çelik boruyla alınmakta ve Dışkapı’da Süzgeç diye bilinen filtre tesislerine getirilmektedir. İlk olarak 1935 yılında inşa edilen 600’lük borunun uzunluğu 10500m., kapasitesi 350-400lt/sn.’dir.1960’da servise girmiş olan 700’lük borunun uzunluğu 10500m., kapasitesi ise 600-650lt/sn.dir. Her iki boru ile barajdan şehre 1000lt/sn su verilebilmektedir.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Kayaş-Bayındır İsalesi:</em></strong></p>
<p>Kayaş-Bayındır Barajı dipsavağından suyu alan ve filtre tesislerine götüren isale hattı 700’lük çelik bir borudur. 1965 yılında döşenmiş olan bu hattın uzunluğu 3700m kapasitesi 400lt/sn. civarındadır.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Kurtboğazı İsalesi:</em></strong></p>
<p>Kurtboğazı Çayı’nın kendi suları ve Ova Çayı’ndan Kışlacık derivasyonu ile Kurtboğazı’na aktarılan ve bu barajda regüle edilen suların Ankara’daki İvedik Arıtma Tesisleri’ne isalesi, beton borularla yapılmaktadır. İsalenin toplam boyu 47200m.dir. Bu hatla Ankara kentine isale edilen su miktarı yılda 60-65 milyon m<sup>3</sup> dür.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Yeraltı Suları ve Membaların İsalesi:</em></strong></p>
<p>Yeraltı kuyularından alınan sular uygun en yakın yerde genellikle pompajla olmak üzere depolara ve sisteme verilmektedir. Kusunlar memba suları 11300m uzunluğunda 600mm çaplı bir boru ile Cebeci’ye verilmektedir. Elmadağ membaları ise 200-250 mm çapında isale hatları ile Çankaya civarını beslemektedir.</p>
<p><strong>Mevcut Su Dağıtım Şebekesi: </strong></p>
<p>halihazırda Ankara şehri Su Dağıtım Şebekesi Dapta Firmasınca hazırlanan ‘Kati Proje Raporu- 1973’ ve Suiş Firmasınca hazırlanan ‘Kati Proje Revizyon Raporu’na göre inşa edilmektedir. Bu projenin hazırlandığı tarihte mevcut olan ve halen de kısmen kullanılan eski şebeke sistemi, depo ve pompa istasyonları zaman içinde devreden çıkmaktadır. Kati proje uygulamasından önce inşa edilen ve halen kullanılmakta olan borularla, kati projeye göre inşa edilmiş 150mm ve daha büyük çaplı isale, ana besleme ve ana dağıtım borularının toplamı yaklaşık 612km.dir. Su Dağıtım Şebekesi içindeki dağıtım depoları ve pompa istasyonlarının inşaatı bu projelere göre yapılmıştır. Dağıtım depolarının hacimleri 1000-60000m<sup>3</sup> arasında değişmektedir. Dağıtım depolarının 45’i inşa edilmiştir. Değişik zonlara suyu iletmesi için pompa istasyonları inşa edilmiştir.</p>
<p><strong>Mevcut Arıtma Tesisleri</strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>İvedik Arıtma Tesisi:</em></strong></p>
<p>Ankara kentine standartlara uygun su temin etmek amacıyla İvedik mevkiinde dört üniteden oluşan bir arıtma tesisi planlanmıştır. Bu plana göre, bu tesis beş isale hattı ile beslenmektedir. Tesise giriş kotu 920m.dir. Dört üniteden oluşan İvedik arıtma Tesisi’nin ilk ünitesine 1977 yılında başlanmıştır.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Çubuk Filtre Tesisi:</em></strong></p>
<p>Çubuk Barajı’ndan gelen suları arıtmak için kullanılan bu tesis Süzgeç adı altında Dışkapı ziraat Fakültesi yanında kurulmuştur.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Kayaş-Bayındır Filtre Tesisi:</em></strong></p>
<p>Bu tesis 1966 yılında devreye girmiş olup kapalı ve tazyikle çalışan bir filtre tesisi durumundadır. Kayaş’ta mevcut derin kuyu ve pompaj istasyonlarının bulunduğu sahada kurulmuştur. Bu filtreler dört üniteden meydana gelmektedir. Filtre tesisinin toplam kapasitesi 25.000m<sup>3</sup>/gündür. Kayaş’ta filtre tanklarının üst kotu 936m.dir.</p>
<p><strong>Mevcut Sistemdeki Eksiklikler </strong></p>
<p>Ankara kentinin büyümesine paralel olarak artan su gereksiniminin karşılanabilmesi için devreye sokulan yakın çevredeki kaynaklarla kentin içinde bulunduğu havzanın sun potansiyeli tümüyle tüketilmiş durumdadır. Fakat bu kaynaklardan sağlanan su kentin gereksinmesini karşılamaktan çok uzaktır. Çubuk I Barajı dışında devreye giren bütün su kaynaklarının, ancak kentsel su gereksinmesi ile su arzı arasındaki fark belli bir düzeyi aştığında devreye girdiği görülmektedir.</p>
<p>Önemli bir sorun da kat  yüksekliklerinin büyük ölçüde artması ve kent bölgelerinde nüfus yoğunluklarının yükselmesi yetersizlikleri en üst seviyeye çıkarmıştır. Mevcut su şebekesi ancak 150kişi/ha. lık bir yoğunluğa yetecek seviyede hesaplanmışken yaklaşık iki misli büyüklükte bir kenti beslemek zorunda kalınca su dağıtımı da yetersiz kalmıştır.</p>
<p>Nüfusun ve hayat standardının artmasına paralel olarak kişi başına günlük su tüketimi artacağı yerde eksilmiştir. Diğer taraftan, hızlı gecekondulaşma süreci sonunda kentte ikinci bir dağıtım sistemi oluşmuştur: Çeşmeler. Kentin imarlı kesimlerine su sağlıksız koşullarda çalışan basınçlı bir şebeke ile dağıtılırken, gecekondu alanlarında hizmet, çeşmeler aracılığıyla yürütülüyordu. Bu durum kentte imarlı ve imarsız kesimler arasında kişi başına tüketilen su miktarlarının önemli ölçüde farklılaşmasına neden olmuştur. 1968’de Ankara’da minimum su tüketen gecekondu alanlarıyla, tüketim düzeyi en yüksek imarlı kesim arasında kişi başına tüketilen su bakımından 10 kata varan farklar bulunduğu gözlenmiştir. 1975’lere gelindiğinde Ankara’da gecekondu alanlarında bulunana 1700 civarında çeşmede yaklaşık yılda 5 milyon m<sup>3</sup> su tüketiliyordu. Daha sonra yerel yönetim tarafından uygulanan altyapı götürme politikaları sonucu bu miktar düşürülmüştür.</p>
<p>Bu eksiklikler, o dönemde sadece Ankara’nın değil diğer bütün büyük kentlerin ortak sorunlarındandı. Sorunların ağırlaşması sonucu o zamana kadar uygulanan bütün müdahale biçimleri bir kenara bırakılmış ve yeni yaklaşım biçimleri benimsenmiştir. İlk olarak, 1053 sayı ve 1968 tarihli yasa ile Ankara-İstanbul ve 100.000’den çok nüfuslu kentlerin su şebekelerinin proje ve uygulamaları Devlet Su İşlerine görev olarak verilmiştir. Dağıtım şebekesinin yapım ve işletimi ise belediyelerin sorumluluğuna bırakıldı. Yasanın verdiği yetki ile DSİ, Ankara’nın içme ve kullanma suyu projesi ve fizibilite etüdlerini Camp-Harris-Mesera adlı yabancı bir firmaya hazırlattırmıştır. Hazırlanan bu master planda, sorunun teknik ve mühendislik boyutunun yanı sıra sosyal, ekonomik, demografik, mekansal, idari ve parasal yönleri de  ele alınmıştır. Fakat , CHM tarafından hazırlanan ‘Ankara Project, Report On Feasibility and Master Plan For Water Supply’ adlı raporda önerilen tesislerin bir kısmının zamanında devreye girmemesi, nüfusun ve hayat standardının artmasına paralel olarak kişi başına günlük su tüketiminin artacağı yerde azalmasına neden olmuştur. Ayrıca 1969 yılında hazırlanan Büyük Ankara İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Projesi gereğince 1972 yılında yapılan ve 1990 yılına kadar olan bütün içme suyu yatırımlarını kapsayan kati projeye göre gerçekleştirilen yatırımlar, 12 adet pompa istasyonu, toplam 275.000m<sup>3 </sup>hacminde 33 adet su deposu ve 665 km.lik boru hattıdır. Bu projeye göre Ankara İvedik Tasfiye tesisleri ile A.O.Ç .lığını birleştiren hattın doğusunda kalan 18ha.lık Ankara Belediyesi sınırları içerisinde yapılması gereken tesislerin sokak içi dağıtım şebekesi hariç tamamı bitirilmiştir.</p>
<p>İncelediğimiz bu dönemde su talebinin tam olarak karşılanamaması şebekeye fasılalı su verilmesine sebep olmakta, bu durum ise özel depo ihtiyacının artmasına, suların kirlenmesine, zaiyatına ve şebekede arızalara yol açmaktadır.</p>
<p>Ankara’ya verilen suların bir bölümü yeraltı sularından karşılanmaktadır. Yeraltı sularının sertlikleri oldukça yüksektir. Ayrıca yeraltı suları herhangi bir arıtma işlemi görmeksizin klorlanıp doğrudan şebekeye verildiklerinden, fazla sabun tüketimine, borularda alan daralmasına, kaynatıldığında kaplarda kireç birikimine neden olmaktadır.</p>
<p>İvedik Arıtma Tesisleri ile arıtılan Kurtboğazı sistemi suları haricindeki Çubuk ve Kayaş-Bayındır barajlarından temin edilen suların arıtma işlemleri hızlı filtre tesisleri ile yapılmakta ise de yetersizdir. Diğer bir sorun ise eski şebekenin büyük bir bölümünün 150mm.den daha küçük çaplı borulardan oluşmasıdır. Borular zamanla korozyona maruz kalmış ve taşıma kapasiteleri azalmıştır. Oldukça eski olan bu küçük çaplı borular enerji kaybına neden olmakta, kontrolü zorlaştırmakta, kaçak ve sızıntılarla zaiyatın artmasına neden olmaktadır.</p>
<p>Ayrıca kati proje haricindeki bölgelerde, bilhassa yüksek kotlu olan alanlarda hızla artan nüfus ve yerleşim bölgeleri nedeniyle, kısa vadede mevcut tesislerden acilen su iletilmesi zorunluluğu doğmuş ve tesisler kapasitelerinin üzerinde çalıştırılarak aynı hatlara fazla basınçla su verilmiştir. Bu şekilde genellikle istenilen su iletilmekle beraber bu durum pompa ve şebekede arızalara ve enerji kaybına neden olmaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak, özellikle 1950’lerden sonra Ankara su gereksinmesinin karşılanamayışı dağıtım sistemindeki yetersizliklerden çok, kente yeterli miktarda su temin edilemeyişinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca sorun, yürütülmekte olan bir yatırımın gecikmesinden değil, gerekli yatırıma, bitirilmesi gereken tarihten sonra başlanmasından kaynaklanmaktadır. Yine CHM Master Planında önerilen yatırımlar konusunda da büyük gecikmeler söz konusudur. Kısaca Ankara’da sorunun temelinde, su temininin, gereksinimi on yıl kadar geriden izlemesi yatmaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>5.3.2. ELEKTRİK </strong></p>
<p>Ankara’nın elektrik talebi TEK ve EGO’nun santrallerinden karşılanmaktadır. TEK, kenti toplam gücü 240 MW’lık üç indirici merkezden ( Balgat, Akköprü, Mamak ) beslemektedir. EGO santralinin toplam kurulu gücü 25 MW’dır.1976’daki elektrik tüketimi 954,422 milyon MW olup bunun %97’si TEK tarafından karşılanmıştır. Ankara’daki elektrik tüketim talebi yılda ortalama %10 artmaktadır. Kurulu elektrik gücünün 1978’de yetersiz kalacağı, dolayısıyla TEK indirici merkezlerinin kapasitesinin arttırılmasının veya yeni merkezlerin devreye girmesi gerekmektedir. TEK ve EGO Ankara’nın gelecekteki elektrik ihtiyacını karşılamak üzere projelendirme çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<p>Belediye sınırları içinde, yeni kurulan gecekondu bölgeleri hariç elektrik götürülememiş bölge yoktur. Kentin yeni açılan konut ve diğer kullanış bölgelerinde altyapı servis alanlarının yapılanmadan önce temini TEK ve EGO gibi enerji veren kuruluşlar için büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>5.3.3. HAVAGAZI</strong></p>
<p>Ankara’nın havagazı ihtiyacı EGO’nun iki fabrikasından ( Maltepe ve Güvercinlik ) karşılanmaktadır. Tüketim talebine karşılık üretilen miktar 180-200 bin m<sup>3</sup> civarındadır. Toplam şebeke uzunluğu 515.7 km ve abone sayısı 92.000’dir.<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong> <strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>5.3.4. ANKARA&#8217;NIN KANALİZASYON SİSTEMİ</strong></p>
<p>1970 Ankara&#8217;sı kanalizasyon sisteminin gelişimi açısından incelendiğinde, alt yapı gelişiminin , artan nüfus ve bunun doğurduğu talebin sonucu olan makroform gelişim hızını yakalamakta başarısız olduğu görülmektedir . 1970&#8242;te hızlı bir gelişim sürecine giren Ankara , aynı hızı altyapı hizmetlerinde yakalayamadığından , bu anlamda ortaya çıkan birçok problemle yüzleşmek zorunda kalmıştır .</p>
<p>1970&#8242;li yıllarda Ankara&#8217;nın %50&#8242;sinden fazlasında kanalizasyon sistemi bulunmamaktaydı . Kanalizasyon sisteminden bağımsız olan sahalar bu sorunu , tank sistemi yada fosseptik çukurlarla çözmekteydiler .</p>
<p>Bu dönemdeki kanalizasyon sistemi çok sınırlı bir alana yayılmış olmasının yanı sıra ( Yenişehir , Kızılay , Ulus , Akköprü vs) bulunduğu alanlarda da kusursuz bir hizmet verememekteydi . Kullanılan boru tiplerinin yanlış olması , eskimesi ve yenileme sorunun baş göstermesiyle zamanla sistemde sızıntılar oluşmaya başlamış ve pis suyun içme suyu ile karışması sonucunda önemli sağlık sorunları ortaya çıkmıştır .</p>
<p>Bu dönemde ortaya çıkan sorunların ve mevcut durumun anlaşılması için ilk önce kanalizasyon sisteminin incelenmesi gerekmektedir .</p>
<h3>Kanalizasyon Sisteminin Genel Yapısı:</h3>
<p>Ankara&#8217;nın kanalizasyon sistemi  bu dönemde iki ayrı tipten oluşmaktaydı. Bunlardan birincisi olan karışık sistemde; pis su ve yağmur suyu birlikte toplanmakta ; ,ikincisi olan ayrık sistemde ise sadece pis su toplamakta , yağmur suyu başka bir sistemle taşınmak üzere ayrı tutulmaktaydı .</p>
<p>Bu dönemde sistemce toplanan pis sular Ankara , Çubuk , İncesu , Dikmen derelerine boşaltılmaktaydı.</p>
<h3>Ankara Kanalizasyon Sisteminin İncelenmesi</h3>
<p>Ankara kanalizasyon sisteminin incelenmesi esnasında bölgeleme yöntemini kullanmak sistemi anlamak açısından daha yararlı olacaktır . Bu bağlamda ; Ankara sekiz ayrı bölgede incelenebilir :</p>
<p><strong><em>I. Bölge</em></strong>: I. Bölgeyi kentin doğusunda kalan Kayaş ve Uregil oluşturmaktadır . Bölgenin toplam alanı 2966 ha. ve nüfusu 27500&#8242;dür . Bu dönemde birinci bölgeye hizmet eden kanalizasyon sistemi bulunmamaktaydı .Bu yüzden bölge hem bu anlamda sorunlar yaşarken , hem de çayların taşması sonucu ortaya çıkan kötü durumla başa çıkmak zorunda kalmıştır .</p>
<p><strong><em>II. Bölge</em></strong>: II. Bölgeyi ; Mamak ,Tuzluçayır ,Saimekadın ,Gülveren , Şafaktepe ve sitelerin doğu kısmı oluşturmaktadır . Bölgenin alanı 2481 ha. ve nüfusu 134500 olarak belirlenmiştir . Bu bölgede yer alan  sitelerde ayrı bir kanalizasyon sistemi bulunurken ; diğer alanların kanalizasyon sorunu fosseptik çukurlarla halledilmekteydi .</p>
<p><strong><em>III.Bölge</em></strong>: III. Bölgeyi ; İncesu ,Topraklık , Akdere ve Seyran oluşturmaktadır . Bölgenin alanı 1775 ha. ve nüfusu 86000 olarak belirlenmiştir . Bu bölge şehir merkezine yakın bir alanda olduğu için mevcut sistemden bir ölçüde yararlanabilmiştir . Bölgede toplanan pis su İncesu deresine dökülmektedir .</p>
<p><strong><em>IV. Bölge: </em></strong>IV. Bölgeyi ;Aydınlık <a href="http://www.genelbilge.com/tag/evler/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Evler">Evler</a> , Hasköy , Keçiören , Kalaba , Etlik , Subay Evleri , Merkez Bankası Evleri ve Mebus evleri oluşturmaktadır . Bölgenin alanı 4618 ha. ve nüfusu 160000&#8242;dır. Bu bölgedeki sistemin çoğunluğunu karışık sistem oluşturmaktadır.</p>
<p><strong><em>V: Bölge:</em></strong> V: Bölge ; Yenişehir , Maltepe , Samanpazarı , Akköprü , Hisar , Ulus , Altındağ&#8217;dan oluşmaktadır . Bu alan merkez bölge olarak da isimlendirilebilir .  Bölgenin alanı 1666 ha. ve nüfusu 295000 kişi olarak belirlenmiştir . Bu alan tüm Ankara macroformu üzerinde en gelişmiş kanalizasyon sistemine sahip bölgedir .  Bölgedeki sistem 225 ha.lık bir alana yayılmakta ve toplanan  pis su  Ankara , İncesu ve Çubuk derelerine boşalmaktadır .</p>
<p><strong><em>VI. Bölge:</em></strong> IV. Bölgeyi ; Dikmen , Ayrancı , Çankaya , Kavaklıdere , Balgat , Bahçelievler , Eskişehir yolu üzerindeki askeri binalar , Konya yolu üzerindeki okullar , Atatürk orman çiftliği ve Gazi mahallesi oluşturmaktadır . Bölgenin alanı 7287 ha. ve nüfusu 123000 olarak belirlenmiştir . Bölgedeki kanalizasyon sisteminin çoğunluğunu karışık sistem oluşturmaktadır . Kavaklıdere ve Çankaya&#8217;da toplanan pis su İncesu deresine ; Askeri binalar , Bahçeli evler ve Konya yolu üzerindeki okullar da toplanan pis su ise Dikmen deresine dökülmektedir .</p>
<p><strong><em>VII. Bölge: </em></strong>VII: bölgeyi ; Yenimahalle , Karşıyaka  ve Macun&#8217;dan oluşmaktadır . Bölgenin alanı 2085 ha. ve nüfusu 58500 olarak belirlenmiştir . Bu bölgedeki kanalizasyon sisteminde hem karışık hem de ayrık sistem   bulunmaktadır . Sistemde toplanan atık su Ankara deresine boşaltılmaktadır .</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>VIII. Bölge :</em></strong> Ankara&#8217;nın batı bölümü VIII. Bölgeyi oluşturmaktadır . Bölgenin alanı 10358 ha. ve nüfusu 32500 olarak belirlenmiştir . Askeri kurumların yer aldığı alanda kanalizasyon sistemi bulunmamaktadır .</p>
<p>Bu tabloya göre  kent alanı üzerinde hizmet edilen toplam alan 2733 ha. ve  hizmet edilen toplam nüfus 468550 kişi olmaktadır . Buna göre tüm Ankara kenti üzerinde nüfusun % 51&#8242;ine hizmet verilirken ; alan olarak düşünüldüğünde bu oran % 8&#8242;e düşmektedir .</p>
<p><strong>Sonuç:</strong><br />
1970 dönemi Ankara&#8217;sı altyapı açısından makroform gelişme hızını yakalayamadığından birçok problemle karşılaşmış ve bu anlamda iyi hizmet verememiştir .  Gerek kanalizasyon sisteminin dar bir alana yayılmış olması gerekse kullanılan materyalin yanlış seçimi , hizmetlerin uygulanmasını daha bir zora sokmuş ve çözülmesi gereken  problemin daha da büyümesine neden olmuştur .</p>
<p>Ayrıca pek çok alanda yağmur drenaj sisteminin de bulunmaması , yağmurlu havalarda pis suların döküldüğü derelerin taşmasına ve sellerin olmasına sebep  olmuş ve bu durum sonucu pis su ile içme suyunun karışması ile Ankara önemli sağlık problemleri ile yüzleşmek zorunda kalmıştır .</p>
<p>Görülmektedir ki 1970 dönemi Ankara pek çok altyapı hizmetinde sağlayamadığı başarıya kanalizasyon sisteminde de ulaşamamıştır .</p>
<p><strong>5.3.5. ULAŞIM</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Ankara’nın ulaşım yapısının 1970 li yıllardaki durumu inceleğinde belirli sorunları  ve bu sorunları çözmeye yönelik çalışmalar saptanmıştır. Kimi sorunlar çözülse de bazıları geçmişten günümüze kadar sürmüştür hatta bazıları artık neredeyse çözülemez hale gelmiştir. Bu raporda  Ankara’nın ülke ve bölge ulaşımındaki konumu ve kentiçi ulaşımın yapısı ele alınmaya çalınmıştır.</p>
<p><strong>5.3.5.1.BÖLGESEL ULAŞIM</strong></p>
<p><strong>Ankara’nın Ülke Ve Bölgesel Ulaşımdaki Konumu</strong></p>
<p>Ankara’nın ülke içindeki konumu ve başkentlik fonksiyonu dolayısıyla ulaşım bağlantıları ,özellikle Cumhuriyet Dönemin’den günümüze büyük gelişme göstermiştir. Marmara ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ege/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ege">Ege</a> Bölgeleri’ni; Orta, Doğu, Güney ve Karadeniz Bölgeleri’ne bağlayan karayollarının bir çoğu Ankara üzerinden geçerler. Ülkenin Avrupa bağlantısını sağlayan E-5 Karayolu; Edirne, İstanbul, İzmit, Adapazarı ve Bolu üzerinden Ankara’ya ulaşır. Ayrıca aynı karayolu Adana ve Antakya’ya kadar  Anadolu’yu katederek (1349 km) Ortadoğu ülkelerine devam eder.</p>
<p>Ankara’nın başkent olmasındaki en büyük etkenlerden biri kentin Anadolu ile bağlantısını sağlayan demiryoludur. Ülkenin doğu ve batısı arasında önemli bir düğüm noktası durumunda, yüklü bir transit trafiği hizmet etmektedir.Bu özelliği bakımından   önemli bir konuma sahip olan Ankara; 1970 yılına gelindiğinde  ülkenin diğer kentleriyle bağlantısında demiryolu kullanımı %5.6’dır. Aynı oran Ankara’ya yıllık gelen ve giden yük için %30’dur</p>
<p>Ankara’nın havayolu ulaşımı inceleğinde; Havayolu iç hat seferleri için önemli bir düğüm noktası olan Esenboğa’dan ülkedeki 12 hattın 8’i geçmektedir. Ülkedeki havayolu ile taşınan yolcunun %58.9 ‘u, yükün %52.9’u Ankara bağlantılıdır.1973-1974 yıllarında Ankara’ya gelen ve giden yolcular tüm havayolu yolcularının %37.6’sıdır. Bu oranın%35’i de İstanbul bağlantılıdır. Ankara ile önemli havayolu yolcu ilişkisi olan ikinci kent Adana , üçüncüsü ise İzmir’dir.</p>
<p><strong>Karayolu Ulaşımı</strong></p>
<p>Türkiye’nin  önemli bir karayolu aksı olan (E-23) İzmir’den başlayarak Uşak, Afyon üzerinden Ankara’ya gelir ve Yozgat, Sivas, Erzincan, Erzurum, Ağrı’ya ve İran’a uzanır. Bu aks ülkenin batı ve doğu bölgelerini birbirine bağlar. Ayrıca Anadolu’yu kateden en uzun karayolu(1839 km) bağlantılarından biridir. Bu önemli karayolu bağlantısından başka Ankara-Afyon, Isparta, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/antalya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Antalya">Antalya</a>; Ankara-Konya, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/silifke/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Silifke">Silifke</a>; Ankara-Çorum, Samsun; Ankara-Çankırı, Kastomunu; Ankara-Eskişehir, Bursa,Balıkesir, Çanakkale; Ankara-Gerede, Zonguldak bağlantıları sayılabilir.<em> (ANPB:1977)</em></p>
<p>Ankara kentinin dış çevre ile-bölgesi ve ülke ile –ulaşım bağlantılarındaki araç yoğunlukları 1970 yılında dış kordon anketi verileriyle saptanmıştır.<em>( Günay, 1986) </em> Bu verilere göre :</p>
<ol>
<li><em>1. </em><em>İstanbul   yönünden gelen                   6018  araç/gün</em></li>
<li><em>2. </em><em>Eskişehir yönünden gelen                   928    araç/gün</em></li>
<li><em>3. </em><em>Adana yönünden gelen                        1250  araç/gün</em></li>
<li><em>4. </em><em>Erzurum-Samsun yönünden gelen      2564  araç/gün</em></li>
<li><em>5. </em><em>Ankara ilinden gelen                           8628  araç/gün</em></li>
</ol>
<p><strong><em> Toplam gelen                                           19296 araç/gün</em></strong></p>
<p>1970 yılındaki bu değerlere göre  Ankara’ya gelen ve transit geçen araçların geliş yönlerine göre oransal ağırlıkları Ankara ilinden %45, İstanbul yönünden %31, Erzurum-Samsun yönünden %13, Adana yönünden %6, Eskişehir yönünden % 5 olmaktadır. Ankara’dan çıkış yapan ve sözü edilen yönlere giden araçların günlük oranları ise aynı sırayla %45, %30, %13, %7 ve %4 olarak saptanmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Şekil 2: </strong>1970 Yılı Ankara’ya Gelen Araçların Yönlerine Göre Yüzdeleri</p>
<p><strong>Demiryolu Ulaşımı</strong></p>
<p>Ankara’nın demiryolu yolcu taşımısında en çok bağlantı kurduğu il yıllık 410 000 yolcu ile İstanbul’dur. Bu rakam taşınan toplam yolcu sayısının %37’sını oluşturmaktadır  Bunu %9 ile Balıkesir, %5.8 ile İzmir, %4.3 ile Eskişehir,%4.2 ile Yozgat, %3 ile Zonguldak takip eder. 1973 yılında yapılan istatistiklere göre Ankara kentiçi trafiğine demiryolu ile yapılan dış seyehat yüklemesi günlük ortalama 3000 kişi civarındadır. Bu rakam Ankara şehirlerarası yolcu taşımasının %5.6 ‘sını oluşturmaktadır<em>. (ANPB, 1977)</em></p>
<p>Ankara demiryolu banliyö servisi 1973 yılında Sincan-Kayaş arasında 36 km’lik çift hat elektrikli tren şeklindedir.Ayrıca günde birer sefer doğuda Elmadağ, batıda Malıköy’e kadar uzatılmaktadır. Sincan-Kayaş arasında tamamı herzaman hizmette olmayan 23 ara istasyon vardır. Banliyö trenlerinin yolcu sayıları artmakta fakat genel ortalamaya bakıldığında (türel dağılım açısından) azalmaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Havayolu Ulaşımı</strong></p>
<p>Ankara çevresinde hava trafiği için 5 alan mevcuttur, ancak bunlardan 4 tanesi askeri ve eğitim amaçlı olduklarından Ankara’nın ülke ve dışarısı için sivil havayolu bağlantısı Esenboğa hava alanından yapılmaktadır.Ankara Esenboğa hava alanı kentin kuzey doğusunda, merkezden 28 km uzaklıktadır.</p>
<p>Ankara ülke ile yolcu bağlantısının %2.4’ünü havayolu ile yapmaktadır. 1967-1972 yılları arasında gelen ve giden toplam havayolu yolcusu ortalama %18.3 artış oranı gösterir. Bu yolcuların büyük bir kısmı havayolu servis otobüsleri ile bir kısmı da taksi, dolmuş ve diğer ulaşım türleri ile Ankara’ya taşınmaktadır.Ayrıca Ankara’ya havayolu ile gelen ve giden yük miktarı kentin diğer yollarla yaptığı yük taşımasının yanında çok küçük bir değerdedir.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="590" valign="top"><strong>Toplam yolcu/gün                      %</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="590" valign="top"><strong>Demiryolu</strong> 3000-3200                               5.6</td>
</tr>
<tr>
<td width="590" valign="top"><strong>Havayolu</strong> 1300-1400                              2.4</td>
</tr>
<tr>
<td width="590" valign="top"><strong>Karayolu </strong> 48.000-50000                         92</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 31: </strong>Ankara‘nn Şehirlerarası Yolcu Taşıma istemlerinin Payları-1970</p>
<p><strong>5.3.5.2. KENTİÇİ ULAŞIM</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kentsel Gelişme Süreci Ve Ulaşım Altyapısı</strong></p>
<p>Kentiçi ulaşım hareketleri kentin kuzey, güney, doğu ve batı kesimlerinde yerleşen konut alanlarının kent merkezleri (Ulus,Kızılay) ile yoğun ilişkisini sağlayan Keçiören-Çankaya ve Bahçelievler-Cebeci bağlantıları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Tarihi gelişim içinde incelediğimizde; Cumhuriyet’ten önce kale civarında toplanmış küçük bir kasaba iken Cumhuriyeten sonra kuzeyde Keçiören , Etlik ve güneyde Çankaya’da teşekkül eden yerleşmeler ile kuzey-güney istikametindeki bir yol aksı etrafında gelişmelerin teşvik edildiği görülmekte , 1936-37’lerden sonra Sıhhiye, Kızılay-Cebeci bağlantılarının sağlanması ve Bahçelievler’in inşa edilmesine başlanması ile doğu-batı yönünde gelişmenin hızlandığı izlenmektedir. Özellikle doğu-batı aksının kent fiziki yapısında yeralması ve Kızılay yakınında Bakanlıklar sitesinin yerleştirilmesi ile kentin güney yarısında ilişkiler çok hızlı artmış ve Kızılay merkezinin güneyde yerleşen sosyal tabakalara hizmet edecek bir yapıda oluşması gerçekleşmiştir <em> (EGO Araştırma Raporu: 1994)</em></p>
<p>Kızılay merkezi, yukarda bahsettiğimiz kuzey-güney ve doğu-batı akslarının kesiştiği yerde hızlı bir gelişme göstermiş ve daha çok üst gelirli sosyal kesime hizmet veren bir alışveriş merkezi niteliğini almıştır.</p>
<p><strong>Kent Makroformu İle Ulaşım Yapısının Etkileşimi</strong></p>
<p>Kent formu ile kentiçi yolcu taşıma hizmetlerinin gelişimi ve niteliği arasında karşılıklı belirleyicilik ilişkileri vardır. Eğer bir alana taşıma hizmeti gidiyorsa, bu sunum o yörenin gelişmesini hızlandırır. Öte yandan bir alanda kentsel yapılaşmanın yoğunlaşması ulaşım hizmetinin sunumunu gerektirir. Bu iki yönlü ilişkide hangisinin etkili olacağını büyük ölçüde sunulan ulaşım hizmetlerinin etkinliği, konfor düzeyi ve örgütlenme biçimi belirler.</p>
<p>Gecekondulaşmanın yoğun olduğu Ankara’da toplumsal yapının sonucu olan marjinal kesimin varlığı ulaşımda küçük girişimci türünün yaygınlaşmasında büyük ölçüde etkili olmuştur. Bu kesim zamanla şirketleşememelerine karşın dernekler aracılığı ile örgütlenerek baskı gurupları oluşturmuşlar ve en karlı yoğun yolculuk istemlerinin bulunduğu hatları ele geçirmiş, toplam yolculuklar içindeki payları kamu toplutaşım araçlarının paylarıyla eşit duruma gelmiştir. (EGO Araştırma Raporu: 1994)</p>
<p>Kent çevresinde yeni gelişme alanlarına hizmet götüren etkin, konforlu ve yüksek kapasiteli bir toplutaşım ağının kurulamamış olması, kent merkezi ile yoğun konut alanları arasında oluşmuş hatlarda çalışan küçük girişimcilerin etkili varlığı hem makroformun gelişimini etkilemiş, hemde kamu işletmelerinin zarar görmesine sebep olmuştur. Böyle bir kentiçi taşımacılık örgütlenmesinin sonucunda kent formunun sağlıklı gelişiminde etkili olan bir ulaşım hizmeti sunulamamış, sürekli olarak, büyüyen kentin yarattığı istemlere cevap vermeye çalışılmıştır. (1970 Yılı Toplutaşım Güzargahları için bkz. Şekil 2)<strong> </strong></p>
<p>Ankarada kentiçi yolağı konusunda da önemli sorunlar mevcuttur. Kentin hızlı gelişme süreci içerisinde, merkez içerisindeki ve merkezle konut alanları arasındaki bağlantıları sağlayan ana yollara, alternatif yolların oluşturulamamış olması sorunları güçleştirmektedir.</p>
<p><strong>Kentiçi Ulaşımının Türel Dağılımı</strong></p>
<p>Kentiçi ulaşımın 1970 dönemindeki genel yapısı aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir;  (1930 yılından 1985 yılına kadar Ana Kent İçi Ulaşımın Türel Dağılımı için bkz Şekil 3)<em> </em></p>
<p><em>1.  Dolmuş sistemi</em></p>
<p><em>2.  Belediye  otobüsleri</em></p>
<p><em>3.  Özel oto kullanımı</em></p>
<p><strong>Şekil 3: </strong>1976 Yılı Ulaşım Sistem Payları</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><em>Dolmuş Sistemi :</em></strong></p>
<p>Gecekondularda yaşayan kesimin ekonomik yönden kısıtlı koşullarda yaşaması özel otomobil kullanım düzeyinin cok düşük olmasına neden olmaktadır. Belediye bütce ve olanaklarının kısıtlı olması ve ruhsatsız alanlara karşı servis sunumundaki tutum, bu kesimlere yönelik farklı toplutaşım mekanizmalarının gelişmesine neden olmustur. Bundan dolayı Ankara`da gecekondu alanlarına hizmet eden dolmus sistemi kendi iç dinamiklerinden güc alarak doğmustur.(Akçura: 1971)</p>
<p><strong><em>Otobüs:</em></strong></p>
<p>“1969 yılına gelindiğinde otobüsle taşımacılığın yetersizliği sonucu özel otomobil alacak gücü olmayan halk dolmuş ve minibüs kuyruklarını oluştururken, tecimsel taşımacılık karlı bir meslek haline gelmiştir. Bu sorun doğrultusunda 1969 yılında EGO büyük miktarda bir otobüs alımı yaparak servise verdiği araçlarda bir sıçrama yaratmıştır. Fakat takip eden yıllarda araç alımı yapılamadığı için 1977 yılına kadar bir artış olmamıştır.” (Tekeli: 1986)</p>
<p>Ankara`nın ulaşım sorunlarının kaynağı toplutaşımaya verilen önemin azalmasıdır. Özellikle 1970 dönemiyle başlayan aşırı özel oto alımı nedeniyle toplutaşım kullanım oranı azalmıştır. Oysaki 1977 yılında yapılan bir çalışmaya göre toplu taşımanın şehrin genelinde hakim olması halinde birçok yönde tasarruflar yapmak mümkün hale gelebilmektedir. Böylece şehrin genelinde yapılan bu tasarruflar başka alanlara kaydırılabilir ve şehrin gelişimi ivme kazanabilir. Tekeli`nin çalışmasına göre 1977 yılında tüm yolcuların otobüsle taşınması halinde tasarruf oranları; Ana yatırımda %91, bakım ve onarımda %75, yakıtta %84, insan gücünde %88`dir.</p>
<p><strong><em>Özel Oto Kullanımı:</em></strong></p>
<p>1973-1977 yılları arasında Ankara’daki özel oto sayısı %125 artmıştır. 1977 yılını esas alan bir araştırmaya göre, büyük kentlerdeki özel otolar şehiriçi trafiğin %85’ini oluşturmaktadır. Buna karşılık yolculukların ancak %22’si özel otomobillerle yapılmaktadır.</p>
<p><strong>Ankara Kentiçi Toplutaşım Sistemleri </strong></p>
<p>1960’lı yıllar EGO araç parkının ve hat sayısının büyük ölçüde sabit kaldığı yıllardır. Taşınan yolcu sayısı azalmış, kamunun payi ise %30’lara düşmüştür. Bunun nedenlerinden biri de Türkiye’de minibüs üretiminin başlaması ve Belediye’nin çıkardığı bir yönetmelikle minibüs hatlarını denetim altına alarak kontenjanları arttırmasıdır. Minibüs hatları çoğunluğu Ulus’tan, az bir bölümü de Kızılay’dan gecekondu mahallelerine uzanan radyal hatlar halindedirler. Bu dönemde sunulan hizmetin sınıflara göre farklılaşması başlamıştır. Otobüs ve minibüsler düşük gelirli sınıflara hizmet verirken, dolmuşlar orta ve üst-orta gelir grupları için bir seçenek oluşturmuştur.  Dolmuş, Otobüs, Minibüs Hat ve Hacimleri için bkz Tablo 32)</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="266" valign="bottom"><strong>SİSTEM</strong></td>
<td width="101" valign="bottom"><strong>YÜZDELER </strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="266" valign="bottom"><strong>1-Kamu Otobüsü(ego)</strong></td>
<td width="101" valign="bottom">15</td>
</tr>
<tr>
<td width="266" valign="bottom"><strong>2-Dolmuş(minibüs ve steyşin)</strong></td>
<td width="101" valign="bottom">57.6</td>
</tr>
<tr>
<td width="266" valign="bottom"><strong>3-Özel ve resmi otomobil</strong></td>
<td width="101" valign="bottom">21.7</td>
</tr>
<tr>
<td width="266" valign="bottom"><strong>4-Resmi otobüs</strong></td>
<td width="101" valign="bottom">2.1</td>
</tr>
<tr>
<td width="266" valign="bottom"><strong>5-Tren</strong></td>
<td width="101" valign="bottom">3.6</td>
</tr>
<tr>
<td width="266" valign="bottom"><strong>MOTORLU TOPLAM</strong></td>
<td width="101" valign="bottom">100</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Tablo 32: </strong>Dolmuş, Otobüs, Minibüs Hat ve Hacimleri</p>
<p>Küçük girişimciliğin bir türü olan taksi taşımacılığında da arz 1960-1965 döneminde hızlı bir artış göstermiştir. Taksi sayısı 7500’lere ulaştığında Ankara Umum Otomobilciler ve Şoförler Derneği İl Trafik Komisyonundan 2.2.1966 günü plaka kısıtlaması kararı çıkartarak taksi sayısını dondurtmuştur. (Tekeli: 1986)<em> </em></p>
<p>1969 yılında Ego’nun 140 adet otobüs alımı araç sunumunda bir sıçrama yaratmış olmasına karşın 1970’li yılların ilk yarısında yeni alımlar sürdürülememiş ve servise verilen araç sayısında artış sağlanamamıştır. Küçük girişimcilerin araç sayıları büyük ölçüde artmamış daha az araçla daha çok yolcu taşınarak talep karşılanmaya çalısılmıştır. Yolcuların bekleme süreleri uzamış, bir önlem olarak çalışma saatlerinde kaydırmalar yapılarak sabah ve akşam doruklarının yayılmasına çalışılmıştır.</p>
<p>Toplutaşım sunumundaki yetersizlik ve kamu kuruluşlarının kent merkezinden uzakta yer seçmeleri bir başka kentiçi ulaşım türünün doğmasına yol açmıştır. Resmi kuruluşlar kendi personelini taşımak için servis aracı işletmeye başlamışlar ve bu araçların sayısı hızla artmıştır. Bu dönemde  görülen en önemli gelişmelerden birisi de <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yerli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with yerli">yerli</a> otomobil fabrikalarının üretime geçmesi ve kentiçi trafikte hızla artan özel oto sayılarıdır. 1967 yılında Anadol (Ford)ların, 1971 yılında Renault ve Fiat (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/murat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Murat">Murat</a>) otomobil fabrikalari kurulmuştur. 1975 yılında özel otoların kentiçi yolculuklardaki payı EGO’nun payına ulaşmıştır. Bu gelişme, üst gelir gruplarının konut alanlarını kent saçaklarında seçmesi eğilimini başlatacaktır. (Tekeli: 1986)<em> </em></p>
<p>1977 sonrası kamu kesimi yeni atılımlara girişmiş, bu dönemde önemli sayıda otobüs alımlarıyla araç parkı yenilenmiş ve servise verilen araç sayısı arttırılmaya çalışılmıştır, Dikimevi-Beşevler arasında 5,3 km.lik otobüs özel yolu hizmete açılmıştır. 1979-80 yıllarında ilk kez körüklü otobüsler servise verilmiş, böylece kentiçi yolcu tasımacılığında bir rahatlama sağlanmıştır. Bunun sonucunda kamunun payı % 32’ye yükselmiş ve aynı dönemde özel girişimcilerin araç parkında bir gelişme olmamıştır. Küçük girişimci örgütlerin amacı araç sayısını sabit tutarak rantlarını korumaya çalışmak olmuştur.</p>
<p><strong>Ulaşım<em> </em> Planlama Çalışmaları Ve Projeleri</strong></p>
<p>Bu alanda yapılan ilk çalışma Alman kent ve ulaşım plancısı Kurt Leibrand&#8217;ın 1959 yılında EGO için hazırladığı rapordur. Bu yıla gelindiğinde, Ankara&#8217;da toplutaşım sektöründe belediyenin  payı yüzde ellinin altına düşmüş, ancak otobüs hatlarının belli güzergahlarda ve terminal alanlarında yoğunlaşması sonucu belli yerlerde tıkanmalar görülmeye başlanmıştır. Leibrand yüzde yetmişi Ulus&#8217;ta yoğunlaşan, genelde ışınsal güzergahlı otobüs işletmeciliğini  eleştirerek, Ankara için dört noktada (Ulus-Adliye, Dörtyol-Cebeci, Yenişehir, İstasyon) ana kesişme ve terminal alanlarına sahip, genelde çapraz hatlar önermiştir .</p>
<p>Bunun dışında Ankara Toplutaşım Sistemi ve Ulaşım Etüdü konusunda bugüne kadar yapılan dört ayrı çalışma vardır:</p>
<p><strong>a) SOFRETU (Fransız Sofretransport Urbain) + Ankara Belediyesi Ulaşım Çalışması (1972)</strong></p>
<p>Bu çalışma kentsel ağır raylı sistem konusunda Ankara&#8217;da ilk çalışma olup, Leibrand&#8217;dan sonra otobüs sisteminin yeniden örgütlenmesine de yönelik ilk araştırmadır. Sofretu çalışması tümü tünelde olmak ve iki aşamada tamamlanmak üzere, toplam 14 km.lik metro sistemi önermiştir. Her aşama 7&#8242;şer km.lik hat uzunluğuna sahiptir. 1. aşama Kavaklıdere-Dışkapı, 2. aşama ise Dikimevi-Beşevler hattı yapımını öngörmüştür . Ayrıca bu çalışma ile;</p>
<p>a) idari yapının organizasyonu</p>
<p>b) işletme hatlarının ve malzeme bakımının teknik organizasyonu,</p>
<p>c) ücret toplama sistemi,</p>
<p>d) trafiğin, troleybüs ve otobüs ağının etüdü,</p>
<p>e) demografik yapının belirlenmesi ve orta vadeli nüfus tahmini gibi etüdler yapılmıştır. (EGO Araştırma Raporu: 1986 )</p>
<p><strong>b) </strong><strong>Yapı Merkezi + EGO Raylı Toplutaşım Çalışması (1978-1980)</strong></p>
<p>Bu çalışma, herhangi bir yabancı danışmanlık firmasının desteği olmaksızın EGO tarafından gerçekleştirilmiştir. Çalışma, o yıllarda EGO Genel Müdürlüğü bünyesi içinde kurulan kentsel ulaşım planlaması alanında uzmanlaşmış ayrı bir birim ile yürütülmüştür.</p>
<p>Bu birim proje faaliyetlerinin denetiminden sorumlu olup, yerel danışmanlık hizmetleri Yapı Merkezi tarafından sağlanmaktadır. Çalışma yüzde doksanı hemzemin olmak üzere toplam 25 km.lik bir raylı toplutaşım sistemi kurulmasını önermiştir. Sistemin tüneldeki bölümünün büyük kısmını kapsayan Bakanlıklar-Sıhhıye kesimi  de dahil olmak üzere, Cumhuriyet Bulvarı/İstiklal Caddesi kesişmesi &#8211; Atatürk Bulvarı/İsmet İnönü Bulvarı kesişmesi arasındaki kesim 1. aşama olarak projelendirilmiştir. Toplam sistemin 3 aşamada gerçekleştirilmesi öngörülmekte idi.</p>
<p>Proje belgeleri Mayıs 1980&#8242;de onay için ilgili kamu kuruluşlarına verilmiştir. Dört ay sonra Belediye, hükümetin onayını beklemeksizin Opera Meydanı&#8217;nda inşaata başlamıştır. Fakat 19 gün sonra yapılan askeri darbe nedeniyle inşaat durdurulmuştur.<em> (EGO Araştırma Raporu, 1986 )</em></p>
<p><strong>c) 1980-1983 yılları arası Ankara Belediyesi &#8211; EGO işbirliği ile yürütülen proje ve fizibilite çalışmaları</strong></p>
<p>Bu çalışmalar bir önceki çalışmanın mantığı ve veri tabanına dayandırılmaya çalışılmıştır. Ancak Yapı Merkezi ve EGO çalışmasının 110 kişi/hektar kentsel yoğunluk varsayımını 1980 yılı için 85 kişi/hektar varsayımı ile değiştirerek sonuçta daha düşük yolculuk ve trafik yoğunluğu projeksiyonları getirerek, böylece Ankara için bir hızlı raylı sistemin yeterli olacağı kararına varmıştır. Transurb Consult (Belçika)&#8217;dan kısa süreli danışmanlık yardımı alan proje 1984 yılında Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca reddedilmiştir. Bu proje,  aşamada tamamlanmak ve Kızılay-Kavaklıdere tünel kesimi dışında tamamen hemzeminde olmak üzere hızlı raylı sistem önermekte idi (EGO Araştırma Raporu: 1986 )</p>
<p><strong>d) Ankara Kentsel Ulaşım Çalışması (AKUÇ)(EGO-Kanada Konsorsiyumu-Kutlutaş) (1985-1987)</strong></p>
<p>Ankara Kentsel Ulaşım Çalışması, bugün yürürlükte olan ulaşım önlemlerine ve Ankara Metropolitan alanı için bir kentsel ulaşım ana planı üretmetye yönelik bir çalışmadır ve bu güne kadar yapılan çalışmaların en kapsamlısıdır. Büyük bölümü ile yürürlükte olması ve ağır raylı sisteme ilişkin son yapılan çalışma olması nedeni ile önemlidir.</p>
<p>31 Aralık 1986 tarihinde tamamlanan Ankara Kentsel Ulaşım Çalışması dört aşamadan oluşmuştur:</p>
<p>(1) Ulaşım Etüdü,</p>
<p>(2) Ulaşım Ana Planı,</p>
<p>(3) Yapılabilirlik Çalışması ve Kavram Projesi,</p>
<p>(4) Sistem Özellikleri ve Avan Proje.</p>
<p>Çalışmanın 1. aşaması olan Ulaşım Etüdü&#8217;nün iki amacı vardır. İlk amaç Ankara&#8217;daki mevcut ulaşım isteminin analiz edilmesidir. İkinci amaç ise tüm ulaşım sistemini oluşturan çeşitli öğelerin genel bir değerlendirmesinin hazırlanmasıdır</p>
<p>2. Aşama olan Ulaşım Ana Planı&#8217;nın amacı geleceğe dönük eğilimleri değerlendiren ve aynı zamanda yönlendirip etkileyebilecek bütünsel bir kentsel ulaşım sistemine dönük bir planın geliştirilmesidir. Çalışma Ankara ulaşım ana planı kapsamında raylı toplutaşım sistemleri için başlıca 8 yol ağı-tür planı seçeneği üretmiş ve yapılan değerlendirmeler sonucunda 8. seçenek  uygun bulunmuştur. Toplam uzunluğu 55 km.yi bulan Ankara metro sisteminin ilk aşamasını oluşturan 14.636 m uzunluğundaki Batıkent-Kızılay hattı ayrıca projelendirilmiştir. 2. aşamada ise Kızılay-Eskişehir yolu olarak adlandırılan kesimin yapımı öngörülmektedir.</p>
<p>Kentsel ulaşım ana planı ayrıca seçilen yolağı-tür planındaki seçenek güzergahları da saptamış  ve bu güzergahları da bir değerlendirmeye tabi tutmuştur. 22.9.1986 tarih ve  UKOME Genel Kurulu Kararı ile Kentsel Ulaşım Çalışmasıyla belirlenen Ankara Raylı Toplutaşım Sistemi&#8217;nin uzun vadeli 54,4 km&#8217;lik raylı sistem ağı ile 15 km&#8217;lik Birinci Aşaması&#8217;nın (Kızılay-Batıkent hattı) güzergah ve sistem özellikleri onaylanmıþştır.</p>
<p><strong>Sonuçlar:</strong></p>
<ul>
<li>Ankara şehrının 1970 yılındaki ülke ve bölgesel ölçekteki ulaşım yapısı incelendiğinde; günlük yolcu sayısı bakımından, 48.000-50.000 yolcu ile en fazla paya %92 ile Karayolu Ulaşımı sahiptir. Karayolu Ulaşımını, 3000-3200 yolcu ile %5.6 paya sahip olan Demiryolu Ulaşımı ve 1200-1400 yolcu ile %2.4 paya sahip olan Havayolu Ulaşımı izlemektedir.
<ul>
<li>Ankara kentinin büyümesine paralel olarak nüfus artışından daha hızlı artan bir araçlı yolculuk talebiliyle karşı karşıya olmuştur. (1935 yılı Ankarası&#8217;nda Belediyenin servisteki bir otobüsüne 1534 nüfus düşmekte iken ,1977 Ankarası&#8217;nda bu rakam %479 artarak 7347&#8242;e ulaşmıştır.)</li>
</ul>
</li>
</ul>
<ul>
<li>Kentiçi taşımacılık talebi kamu girişimciliğinin ve küçük girişimcilerin arzı ile karşılanmıştır. Kamunun kaynakları <span style="text-decoration: underline;">kısitli</span> olmuş ancak bazen arzını artırmıştır.(1969, 1976 gibi yıllarda EGO tarafından yeni otobüs alımları yapılmıştır, 1978 yılında Cebeci-Beşevler arasında otobüs özel yolu yapılmıştır). Ama zaman içinde küçük girişimciler karşısında payını kaybetmiştir. (1960-1968 yılları arasında kamunun payı %30, 1975 yılına bu pay %20&#8242;nin altına düşmüştür.</li>
</ul>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<ul>
<li>Küçük girişimciler örgütlenerek rant oluşturma ve rantlarını koruma eğilimi taşımıslardır. (İl Trafik Komisyonu tarafından taksi(1966), dolmuş (1969) ve minibüs plakalarının dondurulması). Ozel sektor girisimcileri talebin yoğun olduğu saatlerde ve hatlarda alışmaktadırlar, diğer hatlarda ve saatlerde belediye otobusleri  çalışmaktadir.</li>
</ul>
<ul>
<li>En göze çarpan özellik özel oto sahipliğinin 1967&#8242;de Anadol&#8217;ların, 1971 &#8216;de Renault ve Fiat&#8217;ın üretime başlaması ile artmasıdır. (1950&#8242;de 123 kişiye 1 oto,  50-60&#8242;da 71 kişiye 1 oto, 60-70 &#8216;de 41 kişiye 1 oto, 70&#8242;de  44  kişiye 1 oto, 76&#8242;da 28 kişiye 1 oto düşmektedir). Bu gelişme ile üst gelir gruplarının konut alanlarının kent saçaklarında seçme eğilimini başlatacaktır.</li>
</ul>
<ul>
<li>Böyle bir kent içi taşımacılık örgütlenmesinin sonunda kent makroformu sunulan hizmeti değil, sunulan ulaşım hizmeti kent formunu izlemiştir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Demiryolu taşımacılığının özellikleri ve Ankara kentinin mekansal yayılma biçimi nedeniyle demiryolu taşımacılığında  tasinan yolcu orani 1965`te 0.82 iken, 1975`te 1.02 olmustur. 1972 yılında Ankara Banliyö Tren Hattının Ankara-Kayaş arası çift hat haline getirilmesi ile banliyö taşımalarında artış istemi olmuştur.</li>
</ul>

<p class="sayac_bilgi">522 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/ankara-tarihi-konumu-genel-bilgiler.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarih Boyunca Antalya</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/tarih-boyunca-antalya.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/tarih-boyunca-antalya.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Sep 2010 12:04:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Adalia]]></category>
		<category><![CDATA[Adeta]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Bergama]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Garbi]]></category>
		<category><![CDATA[Haline]]></category>
		<category><![CDATA[Hemen]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Ki]]></category>
		<category><![CDATA[Lerin]]></category>
		<category><![CDATA[Liman]]></category>
		<category><![CDATA[Mahfuz]]></category>
		<category><![CDATA[Sahil]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=15574</guid>
		<description><![CDATA[Antalya (Adalya, Antaliya) Anadolu’nun cenubunda, Akdeniz kıyısında, kendi adını taşıyan körfezin şimalî garbi müntehasında kurulmuş bir şehirdir. Eski eserlerde Atalia yeni Avrupa dillerinde Adalia ve Türk eserlerinin bir çoğunda Adalya şeklinde zikredilen bu şehrin adı, ilk banisi sayılan Bergama hükümdarı Attalas II ’un     (MÖ159-138) isminden gelmektedir. Şehir kurulmadan evvel de, burasının bir yerleşme sahası olması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya (Adalya, Antaliya) <a href="http://www.genelbilge.com/tag/anadolu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Anadolu">Anadolu</a>’nun cenubunda, Akdeniz kıyısında, kendi adını taşıyan körfezin şimalî garbi müntehasında kurulmuş bir şehirdir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eski/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eski">Eski</a> eserlerde Atalia <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> Avrupa dillerinde Adalia ve Türk eserlerinin bir çoğunda Adalya şeklinde zikredilen bu şehrin adı, ilk banisi sayılan Bergama hükümdarı Attalas II ’un     (MÖ159-138) isminden gelmektedir. Şehir kurulmadan evvel de, burasının bir yerleşme sahası olması muhtemeldir. Antalya’nın bulunduğu mevkide, kadım devirlere ait bir iman beldesi kurulmasını kolaylaştıran tabi şartlar dikkati celbeder. Evvela karaların içine doğru hayli sokulmuş körfezin nihayetinde bulunan bu mevki, Akdeniz’den <a href="http://www.genelbilge.com/tag/anadolu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Anadolu">Anadolu</a> içlerine nüfuz etmek bakımından, elverişlidir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/anadolu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Anadolu">Anadolu</a>’nun cenubunda sahili ekseriyetle çok yakından ve kıyıya muvazi bir şekilde takip eden dağlar, körfezin müntehasına yerleşmiş geniş bir ova bırakır; ova dağların arasında bir hayli içeriye sokulur ki, sahilden göller mıntıkasına ve oradan Frikya (İç <a href="http://www.genelbilge.com/tag/anadolu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Anadolu">Anadolu</a>’nun garp kısmı) ‘<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a>, tabiatın hazırlamış olduğu bir yol vasıtası ile, oldukça kolay bir şekilde geçilir. Bu umumi vaziyet içinde, Antalya’nın yerleşmiş olduğu noktanın da, bir takım müsait şartlar irade ettiği göze çarpar; sahil üzerinde 20-30  m. Yükselen yarlar kolay tahkim edilebilirdi; bu yarlar arasında, eski ve ortaçağ gemilerinden büyücek bir filoyu içine alabilecek, hemen bütün rüzgarlardan mahfuz ve kum ile dolmak tehlikesinden masun tabii bir liman vardır ki, bilahare inşa edilen  mendirekler sayesinde adeta “kapalı bir liman” haline sokulmuştu. <span id="more-15574"></span>Attalosun’un şehri, bu kadar müsait şartlar altında bulunmayan şartlar altında bulunmayan komşu beldeler arasında derhal inkişaf ederek, onları gölgede bıraktı; fakat az sonra, Attalit’lerin arazisi Roma İmparatorluğu’na intikal edince, bu şehir, hemen bütün civar kıyılarında olduğu gibi, deniz haydutlarının eline geçmiş bulunuyordu. MÖ 79’da, İsauricus lakabı ile maruf konsul P. Servilius tarafından bunların tenkil edilmesi üzerine, Roma’nın fiili hakimiyeti başladı ve şehrin surları tevsi ve takviye edildi. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bizans/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bizans">Bizans</a> devrinde Antalya’nın ehemmiyeti arttı ve şehir Akdeniz havzasında faal bir ticaret limanı oldu.<br />
Anadolu&#8217;muzun güney batı kesiminde, Akdeniz kıyılarında uzanan Antalya ilimiz 29°20<sup>1</sup> -32°35<sup>1 </sup>doğu boylamları ile 36°07<sup>1</sup>-37°29<sup>1</sup> kuzey enlemleri arasında yer alır. İlin ölçümü 29.591km<sup>2</sup> olup, bu alan Türkiye yüz ölçümünü %2.6 &#8216;sını kapsar.</p>
<p>Kara sınırlarını Toros sıradağlarının çevirdiği Antalya ili, İçel, Konya, Isparta, Burdur ve Muğla illerimiz ile komşudur. İlin topografik durumunu Doğu ve Batıda denize uzanan Taşeli ve Tekeli platoları ile bunlar arasında kalan Antalya körfezi ve kuzeyde Toros Dağları olarak özetleyebiliriz. İlin doğu hududu Kaladran Çayı, batı hududu da Esen Çayı’ dır. İlin yüz ölçümünün %19 unun denizden yüksekliği 0 ile 250m, %81’i ise 250m’eden yüksektir.</p>
<p>Antalya şehrinin merkez olduğu Antalya ili İçel, Konya, Isparta, Burdur illeri ve Akdeniz sahilleri ile kuşatılmıştır. Merkez ilçesinden başka Akseki, Alanya, Elmalı, Finike, Gazipaşa, Gündoğmuş, İbradı, Kale, Kaş, Kemer, Korkuteli, Kumluca, Manavgat ve Serik adlı on dört ilçeye ve otuz üç bucağa ayrılmıştır, sınırları içerisinde 611 köy bulunmaktadır.</p>
<h2>I.2.  Antalya&#8217;nın Tarihi</h2>
<h1>Anadolu’nun antik bölgelerinden Kilikya’nın batı kısmı ve Likya’ nın doğu kısmı ve güney Psidya ile Pamfilya toprakları üzerinde kurulmuş olan bugünkü Antalya ilimiz, yurdumuzun en eski yerleşme alanlarından biridir.</h1>
<p>Yapılan kazı ve araştırmalar göstermektedir ki, Antalya peleotik çağdan bu yana uygarlığın var olduğu bir bölgedir. Karain ve Beldibi mağaralarında bulunanlar peleotik neditik, mezolitik çağların; Semahöyük kazıları da bronz çağının izlerini taşımaktadır.</p>
<h1>II.  İSLÂM ÖNCESİ DÖNEMDE ANTALYA</h1>
<h2>II.1.  Antalya&#8217;nın Tarihçesi</h2>
<p>Antalya, Batı Akdeniz kıyısında yer alan ve coğrafi konum açısından önemli bir liman şehridir. Bu özelliğinden dolayı, kurulduğu tarihten başlayarak sürekli istilalara maruz kalmıştır.</p>
<p>Helenistik dönemde Bergama Kralı II. Attalos (M.Ö. 159-138) bölgenin stratejik önemini dikkate alarak buraya bir şehir aynı zamanda bir deniz üssü kurdurmuştur. Kent, kurucusunun adından da dolayı “Attaleia” olarak anılmıştır. Arap kaynaklarında şehrin adı “Antaliye” Türk kaynaklarında ise “Adalya” olarak geçmektedir. Yerleşme 20. yy. ilk çeyreğinden başlayarak “Antalya” olarak adlandırılmıştır.</p>
<p>Antalya’nın ilk surlarının II.Attalos zamanında inşa edildiği rivayet edilmektedir. M.S. 130 yılında Roma imparatoru Hadrianus, Antalya seferi sırasında “Hadrianus Kapısı”nı yaptırmış, surların doğu bölümünü de onarttırmıştır.</p>
<p>Anadolu’nun en eski yerleşme bölgelerinde biri olan Antalya yöresinin tarihi, insanlığın Anadolu’da görülmeye başladığı çağa kadar uzanır. Antalya’nın ise bu bölgede tabii bir deniz üssü arayan Bergama Kralı II  Attalos tarafından eski bir şehrin bulunduğu yerde yeniden kurulduğu kabul edilir. II. Attalos’un burada bir şehir kurmak zorunda kalması, bölgenin en gelişmiş şehirlerinden olan ve Antalya’nın doğusunda bulunan Side’nin (Arap ve Osmanlı kaynaklarında eski Antalya) Roma hakimiyetinde olmasına bağlanır.</p>
<p>M.Ö. I. yy. başlarında Bergama Krallığı toprakları Romalılara geçince Antalya ve civarındaki limanları çoğu korsanların (Pamfilya Korsanları) nüfusu altına girdi. Bölgeyi korsanlardan temizleyen Roma konsülü P. Servilius, Şehrinde Roma hakimiyetini sağladı ve surları tahkim ettirdi (M.Ö. 79). Roma idaresinde Antalya giderek gelişti ve önemli bir ticaret merkezi haline geldi. Bizans hakimiyeti döneminde de Akdeniz’in faal bir limanı olma özelliğini sürdürdü.</p>
<p>Hatta bu özelliği sebebiyle daha VII. yy. dan itibaren Arap akınlarına uğradı. 860’ta Halife Müvekkil’in donanma kumandanı Fazl B.Karin şehri kısa sürede ele geçirildi Bizans imparatoru VI. Leon ve oğlu Konstantin Porphyregenefos döneminde (M.S. 912-914) surların yeniden onarıldığı bilinmektedir. Bu dönemde surlar, ikinci bir sur ve sur dışında bir hendekle kuşatılmıştır.</p>
<h2>II.2.  Selçuklular Devrinde Antalya</h2>
<p>Bizanslılarla Türkler arasında altı kez el değiştiren Antalya’nın Bizanslılardan ilk alınışı 860’da Abbasi Halifesi Müvekkil’in Kumandanı, Türk asıllı Fazl B.Karin tarafından denizden bir saldırıyla olmuştur. İkinci kez ise, Malazgirt Savaşı’ndan sonra Selçuklu Sultanı ve Anadolu Fatihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından 1085 yılında şehir alınmıştır. Ancak uzun süre <a href="http://www.genelbilge.com/tag/elde/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Elde">elde</a> tutulamamış, tekrar 1103’te İmparator Alex Kumnen zamanında Bizans’a geçmiştir. Fakat Antalya son derece önemli bir limandı. Türkleri bir süre sonra tekrar şehri geri almışlarsa da, 1120 yılında İmparator İoannes Kommenos zamanında şehir tekrar Bizanslılara geçmiştir. Bu defa Antalya 87 yıl Bizans’ın elinde kalmıştır.<br />
Bu sıralarda şehir önemli bir ithalat ve ihracat limanı durumunda olup Avrupa ve Mısır ticaret gemilerinin uğrak noktasıydı. Bu sebeple Antalya’da Bizans hakimiyeti döneminde de bir Müslüman tüccar kolonisi mevcuttu. İkinci Haçlı Seferi sırasında bir müddet haçlı kuvvetlerine üs vazifesi gördü(1148).<br />
Karayolu ticaretini geliştirmeye çalışan Selçuklular’ın en önemli hedeflerinden biri Akdeniz ticaretini geliştirmekti. Stratejik öneminin yanı sıra, ticari açıdan Anadolu’yu diğer Akdeniz ülkelerinden ayıran bir liman olması nedeniyle de Antalya’nın alınması gerekiyordu. Mısır ve Suriye’den gelen tacirler, Anadolu’ya geçiş yolu olarak Antalya’yı kullanıyorlardı. Nitekim, 1182 yılında Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan (1155-1192) Antalya’yı kuşatmış fakat alamamıştır.</p>
<p>Latinlerin 1191 yılında Kıbrıs adasına yerleşmelerinde sonra Antalya’ya gelen tacirlerin malları çalınmaya başlamıştır</p>
<p>Ardından I.Gıyaseddin Keyhüsrev kaleyi kuşattıysa da Kıbrıs’tan yardım gelmesi yüzünden burayı zaptedemedi ancak abluka altına aldı. Nihayet 5 Mart 1207’de Latin idaresinden memnun olmayan Rumlar’ın da desteği ile fethi gerçekleştirdi. Mübarizüddin Ertokuş’u valiliğe ve Subaşılığa getirdiği gibi şehre bir kadı, imam, müezzin, hatip tayin etti; ayrıca kalenin surlarını onarttı ve bir de mescit yaptırdı.</p>
<p>“Uç, hudut şehri” anlamında Darü’ssagr unvanını taşıyan Antalya’nın bu defa ki zaptı buraya yavaş yavaş bir Türk hüviyeti kazandırmaya başladı. Ayrıca iktisadi ve ticari gelişmeye de yol açtı. Kıbrıslı Latinler ile yapılan ticaret anlaşması bu gelişmede önemli bir rol oynadı. Ayrıca Antalya limanı Selçuklu Deniz Kuvvetleri içinde önemli bir üs durumuna geldi</p>
<p>Bizans İmparatorları Antalya’da Venedikli ve Cenevizli tacirleri ticari olanaklar sağlamışlardı. Selçuklular, batılı tacirlere kendilerinden önce kurulmuş olan bu ilişkileri devam ettirdiler. Bu devirlerde Antalya çevresinin çeşitli ürünlerinden başka, Anadolu’nun yünlü, ipekli ve sırma işlemeli dokumaları, değerli halı ve kilimleri özellikle Isparta taraflarındaki ağaçlardan elde edilen ve Avrupa pazarlarında boyama ve yaldızlama işlerinde kullanılan Adragan zamkı gibi bir çok aranılan orman ürünleri ve buna karşılık Doğunun baharat ve buna benzer malların hep Antalya antrepolarından geçiyordu. Hatta Konya’ya demiryolu varıncaya kadar bu şehir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/orta/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Orta">Orta</a> Anadolu’nun Mısır ve Suriye ile ticaretine aracılık ediyor, limana yüzlerce gemi, şehre binlerce deve kervanı birbiri ardına girip çıkıyordu Fakat 1215’te, evvelki vak’ada mağlûp ve esir edilmiş iken, bırakılmış olan Gautier de Montbeliard, tekrar Kıbrıs’tan Antalya’ya gelerek, şehri işgal edip Türkleri kılıçtan geçirdi. Düşmanın bu saldırısı uzun sürmedi. Sultan İzzettin Keykavus birinci şehri savaşarak geri aldı. Gautler de Montbeliard ve bütün Hıristiyanlar misilleme olarak kılıçtan geçirildi. Bu olay Antalya’nın beşinci kez Türkler tarafından <a href="http://www.genelbilge.com/tag/fetih/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fetih">fetih</a> edilişidir. Artık Akdeniz donanmasının bir merkezi olan Antalya “Melik’üs Sevahil” veya “Amir’üs Sevahil” adıyla anılan bir valinin idaresine</p>
<p>verilmişti. Halk bunlara “Sahilbeyi” derdi. Bu isim Bizanslılar tarafından “Selberg” olarak telâffuz edilmiştir. Hatta bu lakap daha sonra buraya hakim olan Tekeoğulları’ nın beyleri içinde kullanıldı.</p>
<p>Alâeddin Keykubad Alaiye’yi (Alanya), Antalya bu önemli limanın yanında ikinci dereceye düşmedi. Aynı parlaklığını sürdürdü. Sultan Keykubad ve oğulları, Alaiye’de olduğu kadar, Antalya’daki saraylarında da kışı geçirmekten hoşlanırlardı.</p>
<p>Selçuklu Sultanları İzzeddin Keykavus ve Alâeddin Keykubad zamanında Antalya’da bir çok eserler meydana getirilmiştir. Bazı bölümlerde yeniden kaleler, köşkler, köprüler, camiler, türbeler, medreseler, imaretler ve hanlar yanında Hadrianus kapısının kuzey tarafındaki kule Selçuklular tarafından yeniden inşa edilmiştir. Bu arada rıhtım ve mendirekler yapılmış ve bir de tersane kurulmuştur.</p>
<p>Antalya ve civarı, Selçuklu Devleti’nin zayıflaması üzerine Isparta ve Teke bölgesine hakim olan Hamidoğulları’nın eline geçmiştir.</p>
<h2>II.3. Selçuklular Döneminde Ekonomi, Nüfus, Fiziki ve Kültürel Yapı</h2>
<p>Selçuklu döneminde Antalya’nın iktisadi hayatında esnaf kuruluşlarının ve ahilerin önemli rolleri olmuştur. İbni Batuta buraya geldiğinde kalabalık bir ahi topluluğu ile karşılaşmış ve bir ahi zaviyesinde gecelemiştir.</p>
<p>Selçuklu dönemi Antalya’sı, burayı etraflıca anlatan Arap seyyahların ifadesine göre, etrafı üç kat surlarla çevrili, bağlık bahçelik, mamur bir şehirdi ve ticaret limanı olması sebebiyle etnik bakımdan karışık bir nüfusa sahipti. Şehirde asıl unsuru meydana getiren Türklerin yanı sıra Arap tüccarlar, Rumlar, Yahudiler, ve Avrupalı tüccarlar da bulunuyordu. Bu etnik gruplar, duvarlarla çevrilmiş birbirinden ayrı mahallelerde oturuyorlardı. Dış mahallelerin birinde, muhtemelen şehrin kuzey kesiminde yabancı tüccarlar ikamet ediyor ve bunların bulundukları mahalleye “Mina” deniyordu. Şehrin esas kısmında yani limanın güneydoğu, batı ve kuzeydoğusunda Türkler, sur içinde ayrı bir mahallede ise Yahudiler bulunuyordu. Güneydoğudaki bölümde Rumlar oturuyor, Pazar ve çarşılar Türk kesiminde yer alıyordu.</p>
<h1>III.  BUGÜNKÜ ANTALYA</h1>
<p>1913’te mutasarrıflık olan Antalya, Cumhuriyetin ilk yıllarında il haline getirildi. 1925-1926’da şehirde 32.000 kişi yaşıyordu. Ancak mübadele anlaşması gereğince şehirdeki Rumların göçüyle nüfusta düşüş görüldü.  1927 &#8216;deki Cumhuriyet döneminin ilk sayımında nüfus 17.635 olarak tespit edildi. Zamanla ulaşım imkanlarının gelişmesi sonucu şehir yavaş yavaş ekonomi ve nüfus yönünden önem kazanmaya başladı.</p>
<p>1950’de 28.000 dolayında olan nüfus, bu tarihten sonra hızla artarak 1970’de 96.000’e, 1987’de 261.114’e yükseldi. Antalya’da özellikle 1960’dan itibaren tarıma dayalı ekonomik yapıda bir değişme başladı. Ekonomik hayatta imalat sanayii ve ticaretin payı gittikçe arttı. Antalya bugün civardan getirilen malları toplama ve dağıtma işini yüklenen bir merkez durumundadır. Şehirde daha çok dokuma, yağ, ambalaj malzemesi, un ve konserve sanayii gelişmiştir. Bunların dışında ferro-krom sanayii de vardır. Ayrıca şehrin ekonomik hayatında turizmin payı gittikçe artmaktadır. Ayrıca Antalya’da Akdeniz Üniversitesi kurulmuştur. Bu üniversiteye bağlı Tıp Fakültesi, Ziraat Fakültesi, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/turizm/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Turizm">Turizm</a> İşletmeciliği ve diğer bazı bölümler açılmıştır. Diyanet İşleri Bakanlığı’na ait 1996 yılı istatistiklerine göre Antalya’da il ve ilçe merkezlerinde 300, kasaba ve köylerde 1.142 olmak üzere 1.442 cami bulunmaktadır.</p>
<h2>III.1.  Antalya&#8217;da Bugüne Ulaşan Başlıca Tarihi Yapılar</h2>
<p>Antalya’da bugüne ulaşan Selçuklu eserleri arasında, Yivli Minare Camii (<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ulu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ulu">Ulu</a> Cami, XIII. Yüzyıl), Ahi Yusuf Mescidi (1249), <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ulu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ulu">Ulu</a> cami Medresesi (XIII. Yüzyıl), Atabey Armağan Medresesi (1239), Mevlevîhane, Zincir Kıran Mehmed <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bey/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bey">Bey</a> Türbesi, Nigâr Hanım Türbesi, Yivli Minare Hamamı, Şeyh Şücaeddin Türbesi sayılabilir.</p>
<h2>III.2. Antalya&#8217;nın Bugünkü Ekonomik Faaliyetleri ve Tabii Güzellikleri</h2>
<p>İlin başlıca ekonomik faaliyetini tarım ürünleri ve özellikle sebze, meyve, narenciye, muz üretimi teşkil eder. Son yıllarda seracılık çok gelişmiş olup elde edilen ürünler Ortadoğu ürünlerine ve iç pazarlara sevk edilir. Antalya ili tabii güzellikleri, sahilleri, mağaraları (Karain, Beldibi, Damlataş), orman örtüsü, çağlayanları (Manavgat, Düden), Antikçağ şehir harabeleri (Aspendos, Demre, Patana, Perge), Likya mezar anıtları, Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemi eserleriyle önemli bir turizm merkezidir.</p>
<h1>İKİNCİ  BÖLÜM</h1>
<h1>I.  ANTALYA MERKEZ SELÇUKLU DÖNEMİ ESERLERİ</h1>
<p>Antalya merkezdeki Selçuklu dönemi eserlerinin tamamına yakını Kale içindedir. Sadece Şeyh Şüca Türbesi Doğu Garajındadır.</p>
<p>Antalya’da İç Kale’de, Selçuk mahallesinde yer alan Yivli Minare yapı topluluğundaki Mevlevihane, batısındaki hamam ve Antalya’nın simgesi olan Yivli Minare ile Bali Bey mahallesindeki Bali Bey Çeşmesi (1228) araştırmacılarca               I. Alâeddin Keykubad dönemine yerleştirilmektedir. Şehirdeki diğer Selçuklu dönemi yapıları; yine bu yapı topluluğunda bulunan ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev dönemine 1237-1247 ait 1239 tarihli Atabey Armağan Medresesinin kapısı ve XIII. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen  İmaret Medresesi ile Çaybaşı mahallesindeki 1238 tarihli Şeyh Şüca Türbesi, Selçuklu Mahallesi, Mermerli sokaktaki Ahi Yusuf Mescidi ve türbesidir.<strong> </strong></p>
<h2>I.1.  Yivli Minare Külliyesi</h2>
<p>Antalya’nın en tanınmış altı eserini bir araya toplamış olan Yivli Minare Külliye içinde yer alan ve Külliyeye de ismini veren Ulu Camii’nin 1. Alâeddin Keykubat zamanında 1219-1236 tarihleri arasında eski bir Hıristiyan yapısının üzerine yeniden yapılmış olduğu bilinmektedir.</p>
<p>Caminin mimarisinden ziyade,hemen yanında bulunan muhteşem minaresinden dolayı büyük şöhgret kazanmış olan eser Külliyenin aynı zamanda en büyük yapısıdır.</p>
<p>Cami enine dikdörtgen planda dıştançok sade bir yapıdır. Biri kuzeyde diğeri batı cephede olmak üzere iki basık yay kemeri kapısı bulunan eserin üst örtüsü altı kubbeli olup bedestenleri andırmaktadır. Beden duvarları badanalı bir sıva tabakası ile kaplanmış olan eserin üstü içten sipahi başlıklı sütünlar ve bu sütunlar üzerindeki kemerlerin taşıdığı kubbelerle örtülmüştür. Duvarlar pahlı saçak silmeleri ile nihayetlenmekte olup, beden duvarlarındaki pencereler birbirinden farklı ebatlarda dikdörtgendir. Doğu cephedeki giriş kapısı üzerinde sivri kemerli niş içinde kitabe yer alır.</p>
<p>Caminin üst örtüsünü teşkil eden altı kubbeye ilaveten batı cephede boydan boya uzanan beşik tonoz dolayısıyla eserin eski bir kiliseden camiye söylenmekte ise de, aslında orta kubbe üzerindeki fener ile, kubbeli Ulu Cami’lerin tipik bir örneğini teşkil etmektedir. Boyuna uzanan orta aks üzerinde altı sütun, enine olarak da üç aks halinde ve her aks da üçer sütun olmak üzere onüç sütun üst örtüyü taşır.</p>
<p>Esere bugünkü adını veren Yivli Minare caminin doğu cephesinde ve camiden birkaç metre açıkta tek başına yapılmış olup büyük abidevi değerler bulunmaktadır.</p>
<p>Blok kesme taştan yapılmış kaidesinin üstü tamamen tuğladandır. Geniş ebatta bir kaidesi olan minarede <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gerek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gerek">gerek</a> pabuç ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gerek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gerek">gerek</a> gövde ilgi çekicidir. Kaidenin üst köşeleri pahlanarak kareden sekizgene geçilmiş ve üçgen pahların kenar profilleri bariz şekilde belirtilmiştir.</p>
<p>Kaidenin dört kenarı ortasına <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kare/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kare">kare</a> nişler içine mozaik tekniğinde lacivert ve firuze renkli çinilerle “Allah” ve “Muhammed” isimleri yazılmıştır.</p>
<p>Pabuç kısmı kaide üzerinde bir tuğla ve iki beyaz taş kuşaktan sonra yer almakta olup sekiz kenarlı ve tamamı perdahlanmış tuğlalardan yapılmıştır. Her kenarda kenar profilleri dikdörtgen olan nişler içinde sivri kemerler ve bu kemerler üzerinde yatık dikdörtgen nişler yer almakta, sekizgenin köşegenlerinde tuğlalar yuvarlatılarak köşelerin keskinliği giderilmiştir. Eski fotoğraflarından ve bu günkü izlerinden nişlerin içini çini ile süslü olduğu anlaşılmakta ise de bu gün bir sıva tabakası ile kaplanmış, sadece doğu cephesindeki niş içine bir kitabe parçası yerleştirilmiş bulunmaktadır.</p>
<p>Üç sıra tuğlayı takiben başlayan minare gövdesi altta tuğla profillerle ayrılmış silindirik kuşaklar halindedir. yivli kumun başladığı yerden yivli olarak devam eden bu kuşaklarında çini ile kaplı olduğu eski fotoğraflarında bariz olarak görülmektedir.</p>
<p>Pabuç kısmının sekiz kenarında her kenarına tekabül eden, yarım silindirik yivlerde tuğla sıraları arasında kare çinilerin bulunması gerekmekte ise de, bu gün için sadece derzler görülmektedir. yarım silindirik iki yivin birleştiği yerde boyuna küçük tuğla köşeler minareye ayrı bir güzellik vermektedir.</p>
<p>Gövde üzerindeki taş şerefenin alt kısmı mukarnaslarla süslenmiştir. Şerefe üzerinde petek silindirik ve çok kısa olup gene küçük bir külahla nihayetlenmektedir.</p>
<h2>I.2.  Ulu Camii Medresesi</h2>
<p>Yivli Minare Külliyesinin ikinci büyük binasını teşkil eden medrese, avlunun girişe göre sağ tarafında kalmaktadır. Tarihi kesin olarak bilinmeyen bir Selçuklu eseri olan bina muhtemelen XIII. yüzyıl içinde yapılmıştır.</p>
<p>İsmi tam olarak bilinmeyen medrese, Yivli Minare Camii avlusunda yer almış olmasından dolayı aynı isimle tanınmaktadır. Bugün yarı harap vaziyette olan medresenin cephesi onarılarak yenilenmiş ise de eyvan ve avlu etrafındaki odalar harabe halinde bulunmaktadır.</p>
<p>Dört eyvanlı medreseler grubuna dahil olan yapının, planı tam bir dikdörtgen teşkil etmekte olup güney cephede portal beden planlarından ileri çıkmakta ve kesme taştan yapılmış güney cephede ileri çıkıntı teşkil eden portalin ön kısmı yeniden onarılırken tezyinatsız sade profiller halinde yapılmak suretiyle, yeni onarılan kısımlar belirtilmiş bulunmaktadır. Sivri kemerli büyük portal nişinin iki yanında bulunan mihrabiyeler beş kenarlı nişler şeklinde ve üzeri mukarnaslıdır. Basık yay kenarlı giriş kapısının üst kısmından başlayan mukarnaslar portal nişinin içini tamamen doldurmaktadır.</p>
<p>İsmi tam olarak bilinmeyen medrese yıkık medrese adıyla da anılmaktadır. Dört eyvanlı medreseler grubuna giren yapının planı tam bir dikdörtgendir. Ara giriş kapısının üzerinde hiç okunmayan dört satır halinde kitabe bulunmaktadır. Giriş kapısı takiben yer alan eyvanın yanındaki dikdörtgen hücrelerin sadece temel duvarları kalmış bulunan medresede, iç avlu dikdörtgen şeklinde olup Doğu ve Batı kenarlarında sütunlu rebakların bulunduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır.</p>
<p>Girişin tam karşısında sivri beşik tonozlu ana eyvan yer almaktadır. Kuzey kısmı, arazi şekli dolayısıyla bir tepeye yaslanmış olan medresenin ana eyvanının sol köşesindeki hücre enine olmasına mukabil sağ köşedeki boyuna olup, köşe hücresi ile eyvan arasına sivri beşik tonoz ile örtülü küçük bir hücre sıkışmıştır. Doğu ve Batı cephelerin ortasındaki giriş bölümlerinde eyvan olduğuna mutlak nazarı ile bakılabilir. Böylece yanlarda köşe hücreleri ile eyvanlar arasında birer hücre daha bulunmaktadır.</p>
<h2>I.3.  Mevlevihane</h2>
<p>Yivli Minare Külliyesinin dördüncü binası olan Mevlevihane teraslanmış düz bir arazi üzerinde ve ana caddenin yanında yer almaktadır. İlk defa Selçuklular zamanında yapılarla birlikte yapıldığı rivayet edilen eser, daha sonra  XVIII. Yüzyılda Tekeli Mehmet Paşa tarafından Mevlevihane haline getirilmiştir.</p>
<p>Antalya, Mevleviliğin Anadolu’da en erken yayıldığı yerlerden birisidir. İki katlı yapının alt kat planı dikkate alındığında, I. Alâeddin Keykubad döneminde yapılmış bir Mevlevihane yapısı olduğu kanısındayız. XVIII. yüzyılda Tekeli Mehmet Paşa tarafından dergaha çevrilen yapıya belki, belirleyebildiğimiz bu ilk onarımda ikinci katın eklenmesi mümkündür.</p>
<p>Boyuna dikdörtgen planda, kalın beyaz badanalı bir sıva tabakası ile kaplanmış olan yapının taksimatı güney cephe ortasındaki yay kemerli giriş kapısının açıldığı üçgen intikalli ve üzeri fenerli bir kubbe ile örtülmüş ana mekan ile bunun üç yanında kalan tali hücrelerden meydana gelmiştir. Doğu kenarda eyvan şeklinde açılan tonozlu kısım mutribin bulunduğu yer olup, dikdörtgen bir penceresi olan bu bölümün zemini orta kısmın zemininden daha yüksektir. Kuzey cephenin doğu cephesinde gene orta zeminden daha yüksekte, Doğudaki eyvan şeklinde tonozlu bir hücre yer almaktadır. Ortadaki kubbeli kısma açılan ve yönleri kuzey güney istikametinde iki hücre bulunmakta olup birer kapı ile orta kısma açılır. Doğu cephede yer alan iki hücre arasında dar ve tonozlu koridor bulunmakta olup bu hücrelerinde üzerleri beşik tonozla örtülüdür. Orta kubbenin sadece fenerinde ve batı kenarı ortasında pencereleri bulunmaktadır. Dıştan uzunca bir dikdörtgen olan planı muntazam olmayıp Güneydoğu duvarlar hafif çıkıntı teşkil etmektedir. Güney cephenin orta kısmının tonozlu eyvanlar ile birleştiği yerde duvarlar bir payanda ile desteklenmekte, cephe ortasındaki giriş kapısı kesme taştan yay kemerli yapılarak kapı üzerine kemerli bir niş konulmuştur.<br />
Üst örtü kubbe dahil tamamı kiremitle kaplanmıştır. Orta kubbe üzerindeki fener altıgen kasnaklı küçük bir kubbe ile örtülmekte ve her kenar üzerinde yuvarlak kemerli pencereler bulunmaktadır. Bacalar kesme taştır. Batı ve kuzeyde ikinci kat olarak 2’şer hücre daha bulunmakta olup bunların girişleri Kuzey cephe üzerindedir.</p>
<p>Batı ve Kuzey cephedeki birinci kat hücrelerin üzerinde aynı ölçülerde olan ikinci kat hücreler dervişlerin ikametine tahsis edilmiş hücreler olduğu tahmin edilmektedir.<br />
20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Mevlevî  tekkesi işleriyle kullanıldığı belirtilen yapı birkaç kez onarılmıştır. Bu yüzyıldaki ilk onarımı 1961 yılında Vakıflar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">Genel</a> Müdürlüğü&#8217;nce  gerçekleştirilmiştir. 1972 yılında Güzel Sanatlar&#8217;a galeri olarak verildiğinde bazı değişiklikler yapılmıştır. Sıvalar yenilenmiş, yapının görünümünü bozmayacak biçimde aydınlatma düzeni kurulmuştur. Duvarların harap olmaması için 5 cm. önüne demirler konulmuş, üzerlerine sunta resim panoları çakılmıştır. Batıda, üst katta çıkışı sağlayan merdivenler yapılmıştır. 1984 yılında sıvalar yenilenmiştir. Alt katın batısında, güneydeki odada bir niş ve yapı ortaya çıkarılmış; kapı doldurularak kapatılmış, niş dolap olarak kullanılmak üzere bırakılmıştır. Merdivenin ve kapının önüne birer ahşap kapı yapılmıştır.  Mevlevihane tümüyle sıvalı olduğundan malzemesi anlaşılamamaktadır. Ancak, duvarların moloz ve düzensiz kesme taşlarla örülmüş olduğu belirtilmektedir.</p>
<p>Yapı birçok onarım geçirmesine rağmen orijinal özelliklerini koruyan ve işlev kazandırılarak resim galerisi olarak kullanılan Selçuklu dönemine, büyük olasılıkla I.Alâeddin Keykubad zamanına ait bir tarikat yapısıdır. Selçuklular döneminde inşa edilen tarikat yapılarının sınırlı örneklerinin günümüze gelebilmiş olması ve bir bölümünün oldukça harap durumda bulunması, Antalya Mevlevihanesinin önemini artırmaktadır.</p>
<h2>I.4.  Atabey Armağan Medresesi</h2>
<p>Yivli Minareli Medresenin karşısında bulunan ve külliyenin üçüncü binası olan Atabey Armağan Medresesi&#8217;nin, kapısı üzerindeki kitabesinde 637 H. (1239) tarihinde II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Atabey Armağan tarafından yaptırıldığı kaydedilmiştir.</p>
<p>Yivli Minare Camii avlusunda bugün sadece bir kapısı ile temel izlerinin bir kısmı kalmış olan medrese hakkında fazla bir şey söylemek mümkün değildir (Resim12).</p>
<p>Gayet sade olan portalin iki kenarını üçgen ve yarım yıldız motiflerinden kabartma bir bordür çevreler. Geniş ve basık yay kemerli kapının üzerinde diğer eserlerin bir çoğunda olduğu gibi üst kısmı yuvarlak, altı satır halinde yazılmış kitabe taşı yer alır. Medresenin içinde kazı yapılıp temelleri ortaya çıkarılmadıkça planı hakkında fazla bir şey söylenemez.</p>
<p>Kitabesinde 637 H. (1239) tarihinde II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Atabey Armağan tarafından yapıldığı yazılmaktadır:</p>
<ol>
<li>El &#8211; Mülkü li&#8217;l &#8211; lâhi</li>
<li>Emne bi&#8217;imareti&#8217;l &#8211; medreseti&#8217;l &#8211; mübareke</li>
<li>Fî devleti&#8217;s &#8211; Sultani&#8217;l &#8211; A&#8217;zam zıllullahi fi&#8217;l-arz</li>
<li>El &#8211; alem Gıyasûd &#8211; Dünya ve&#8217;d &#8211; Din  Ebul &#8211; Feth Keyhüsrev bin Keykubad.</li>
<li>Emirü&#8217;l &#8211; Mü&#8217;minin fesellemehu ve hallede&#8217;l &#8211; ilahu Sultanehu el &#8211; abdü&#8217;z-zaif</li>
<li>El &#8211; muhtac ila rahmeti Rabbini Atabek ce&#8217;alehu bunyad fi sene seb&#8217;a selasine sitteni&#8217;e.637 (1239).</li>
</ol>
<h2>I.5.  Zincir Kıran Mehmet Bey Türbesi</h2>
<p>Yivli Minare Külliyesi avlusunda yer alan beşinci eser Zincir Kıran Mehmet Bey Türbesidir. Selçuklu kümbetleri tarzındaki türbenin kitabesinden H.774(1377) tarihinde yapılmış olduğu anlaşılır.</p>
<p>Mevlevîhane&#8217;nin doğusunda bulunan küçük terasta kurulmuş olan türbe kare kaide üzerine sekizgen plânlı olup tamamı kesme taştan yapılmıştır. Sekiz kenarlı prizmatik gövde üzeri gene sekizgen piramit taş bir külah il örtülmüştür (Resim  14). Sekizgen gövdenin yedi yüzünde birer dikdörtgen pencere yer almakta sekizinci kenar olan güneybatı kenarda türbeye giriş kapısı bulunmaktadır (Resim 15).</p>
<p>Beden duvarlarından hafif çıkıntı teşkil eden giriş kapısı pahlı profillerle çevrilerek dikdörtgen bir niş meydana getirmekte olup, niş içinde basık yay kemerli giriş kapısı bulunur. Geçmeler halinde yapılmış olan kemer taşlarının üzerini 3 adet rozet süsler (Resim 16). Üstte kapı genişliğince iki satır kitabe yer alır (Resim 17).</p>
<p>Beden duvarlarının saçakları bir metre kadar altında ve her kenarda, pencerelerin üzerine gelen birer rozet duvarları süslemekte ve kapı üzerindeki, diğerlerinden farklı olarak taştan bir halka halinde yapılmış bulunmaktadır. Bu halkanın Mehmet Bey&#8217;e lakâbını veren bilek kuvvetiyle koparmış olduğu zincirin asılması için yapıldığı kabul edilmekte ise de halka biraz mübalağalıdır. Esasen binaya sembolik olarak konmuştur.</p>
<p>İç mekan dıştaki kesme taş işçiliğinden farklı olarak tamamen kireçli bir sıva tabakası ile kaplanmıştır. 8 köşedeki küçük ve içleri dilimli küçük trompçuklarla  kubbeye geçilmekte olup türbe içten kubbeli dıştan piramit taş külahlıdır.</p>
<p>Türbe içinde 3 sanduka bulunmakta ve bazı kayıtlara göre sandukaların haç şeklinde Selçuklu çinileri ile kaplı olduğu bilinmekte ise de bugün sandukalar çinisizdir(Resim 18).</p>
<p><strong><em>Zincir Kıran Mehmet Bey Türbesi Kitabesinin Türkçe&#8217;si:</em></strong></p>
<ol>
<li>Allah&#8217;tan başka her şey helak olucudur. Devlet, din ve dünyanın savaşçısı, alim ve fikirlerin terbiyecisi, büyük emir Mahmut Yunus Bey oğlu Mehmet&#8217;e,</li>
<li>779 H.(1377) senesi Şaban ayının sonlarında merhum ve mağfir, Emirzade Ali için -Allah kabrini nurlandırsın- şu şerife kubbemin (türbenin) inşasını emir etti, mülkü halkı ebedi olsun.</li>
</ol>
<h2>I.6.  Nigar Hanım  Türbesi</h2>
<p>Şehzade Korkut&#8217;un annesi Nigâr Hanım&#8217;a ait olduğu rivayet edilen ve Mevlevihane ile yivli minare Camii arasındaki terasta bulunan türbe, altıgen planlı olup (Resim 19) su basman kısmının üzerinde, yontma taştan ve taşlar arası derzli olarak yapılmıştır. 1961 yılında yapılan onarımlar esnasında duvarları tamamen yenilenmiş olan eserin eski durumunun ne şekilde olduğu bilinmemektedir. Beden duvarlarında yer yer devşirme mermer malzemenin de kullanılmış olduğu türbede saçak kenarları pahlı taş silmelerle nihayet bulmaktadır.  Mekanın üzerini 6 kenar ortasında birleşen ve her kenarda üçgen yüzeyler meydana getiren piramidal kiremitli bir çatı örtmektedir. Güney cephede dikdörtgen bir niş içine alınmış olan giriş kapısı mermerden ve basık yay kemerlidir (Resim 20).</p>
<h2>I.7.  Yivli Minare Hamamı</h2>
<p>Külliyenin yedinci binası olan hamam, Mevlevihane binasının yanında bulunmaktadır. Muntazam olmayan dikdörtgen planlı hamam çok küçük ölçüde olup Mevlevihane ile birlikte ve Mevlevihane&#8217;deki dervişler için yapıldığı sanılmaktadır. Soyunmalık kısmı bulunmayan hamamın, soğukluk ve sıcaklığı üç hücreden meydana gelmektedir (Resim 21).</p>
<h2>1.8.  Ahi Yusuf Mescidi Ve Türbesi</h2>
<p>Selçuk Mahallesi Mermerli Sokakta bulunmaktadır. H.647  (1249) tarihinde Ahi Yusuf adına yapıldığı bilinmektedir (Resim 22).</p>
<p>Kare planda küçük bir mescit olan eserin beden duvarları moloz taştan yapılmıştır. Dar bir silme ile nihayetlenen duvarlar mekanı örten kubbeyi tamamen gizlemektedir. Son onarımdan sonra beyaz badanalı bir sıva tabakası ile kaplanmış olan duvarlar fazla bir hususiyet göstermez. Ancak kuzeydeki giriş kapısı kesme taştan yapılmış olup kapı üzerinde küçük bir niş bulunan pencereler sivri kemer alınlıklıdır. Eser daha çok güney ve doğu cephelerde orijinal durumunu muhafaza etmektedir (Resim 23).</p>
<p>Bazı kalıntılardan ve eski resimlerinden evvelce kuzey cephede sütunlu bir son cemaat <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeri">yeri</a> bulunduğu anlaşılmaktadır. Fakat bugün son cemaat <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeri">yeri</a> sütunları avlu duvarı giriş kapısı kenarlarında kalmış bulunmaktadır (resim 24).</p>
<p>Mescidin iç mekanı da çok sade olup kubbeli intikali köşelerde Türk üçgenleri sağlanmaktadır. Kıble duvarı ortasında yarım silindirik bir niş teşkil eden mihrabın iki yanındaki pencereler sivri kemerlidir.</p>
<p>Meyilli bir arazi üzerinde yapılmış olan Ahi Yusuf Mescidi&#8217;nin kuzey cephede duvarları, diğer cephelere göre daha yüksektir. Mescidin güney tarafında kale duvarlarının kalıntıları arasına yapılmış Ahi Yusuf&#8217;a ait türbe bulunmaktadır(Resim 25). Türbenin içinde bir tane de sanduka vardır (Resim 26).</p>
<p>İki katlı olan türbenin ikinci katı dervişlerin sema odası olarak bilinmektedir (Resim 27).</p>
<p>Türbe kapısının tam karşısında üç tane mezar bulunmaktadır (Resim 28). Bir tanesinin başında bulunan mezar taşında mezarın kime ait olduğu yazmamaktadır. Sadece orayı ziyaret eden kardeşlerden bir fatiha istenmektedir (Resim 29).</p>
<p>Mezarların ortasında bulunan bir kitabede ise Ayet&#8217;el &#8211; Kürsî bulunmaktadır (Resim 30).</p>
<p>Caminin batı cephesinde bulunan çeşmenin üzerindeki kitabe tahrip olduğundan dolayı tam olarak okunamamaktadır (Resim &#8211; 31).</p>
<h2>I.9.  Şeyh Şücaeddin Türbesi</h2>
<p>Çaybaşı Mahallesinde bulunmaktadır. Kitabesine göre 636 H. (1238) yılında yapılmış olan eserin etrafında bir takım binaların bulunduğu ve binanın bir tekke olduğu bilinmekte ise de bugün diğer yapıların sadece temel kalıntıları ile türbe kalmıştır. Kitabesinde de eser imaret ve türbe olarak geçmektedir. Onarımdan sonra kitabe artık görünmemektedir (Resim 32).</p>
<p>Muntazam kare planda küçük bir yapı olan Şeyh Şücaeddin Türbesi&#8217;nin üst yapısı bugün mescid olarak kullanılmakta, türbe ise cenazelik kısımda kalmaktadır.</p>
<p>Tamamı kesme taştan yapılmış eserin, yarısına kadar olan duvar orijinal olup yarıdan yukarısı ise 1969 yılında onarımla, alt kısma uygun olarak yeniden inşa edilmiştir (Resim 33).</p>
<p>Kuzey cephedeki kemerli küçük giriş kapısının önünde bugünkü zeminden daha aşağıda 9 basamak merdivenle inilen bir sahanlık kısmını takiben ikinci defa 5 basamak merdivenle türbenin cenazelik kısmına inilmektedir. Sivri beşik tonozlu tavanın güneyinde mazgal şeklinde bir havalandırma deliği açılmıştır. Cenazelik kısmının ağzı onarımdan sonra kapatıldığı için şu anda iç kısma girilememektedir (Resim 34).</p>
<p>Mescit olarak kullanılan üst yapının giriş cephesinde kapının her iki tarafında iki adet sivri kemerli niş yer almaktadır. Doğu cephede iki dikdörtgen penceresi olan türbenin beden duvarları pahlı taş silmelerle nihayetlenmektedir (Resim 35).</p>
<h1>SONUÇ</h1>
<p>İki bölüm halinde ele alınan bu araştırmada önce, Antalya ilimiz genel olarak incelenmeye çalışıldı. Tarih boyunca Antalya anlatılırken, Bergama Kralı II. Attalos&#8217;un Antalya&#8217;yı almasından başlandı ve Selçuklu Dönemi&#8217;ne kadar çok kötü bir özeti verildi. Selçuk Dönemi Antalya&#8217;sına ise tarihi, ekonomik faaliyetleri, nüfusu, fizikî ve kültürel yapısı olarak biraz uzunca yer verildi.</p>
<p>Bütün bu bilgilerden sonra özet olarak bir sonuca varılacak olursa şunların söylenmesi mümkündür:</p>
<p>Anadolu&#8217;nun en eski yerleşme bölgelerinden biri olan Antalya yöresinin tarihi, insanlığın Anadolu&#8217;da görülmeye başladığı çağa kadar uzanır. Antalya&#8217;nın ise bu bölgede tabiî bir deniz üssü arayan Bergama Kralı II. Attalos tarafından eski bir şehrin bulunduğu yerde yeniden kurulduğu kabul edilir.</p>
<p>M.Ö. I. yüzyıl başlarında Bergama Krallığı toprakları Romalılara geçince Antalya ve civarındaki limanların çoğu korsanlardan  temizleyen Roma Konsulü          P. Servilius şehirde Roma hakimiyetini sağladı ve surları tahkim ettirdi(M.Ö.79).  Roma idaresinde Antalya giderek gelişti ve önemli bir ticaret merkezi haline geldi. Bizans hakimiyeti döneminde de Akdeniz&#8217;in faal bir limanı olma özelliğini sürdürdü. Hatta bu özelliği sebebiyle daha VII. yüzyıldan itibaren Arap akınlarına uğradı. 860 &#8216;da Halife Mütevekkil&#8217;in  donanma kumandanı Fazl b. Karin şehri ele geçirdi. Ancak bu hakimiyet uzun sürmedi. Türklerin Anadolu&#8217;yu fethi sırasında Süleyman Şah burayı aldı ve şehir çeşitli tarihlerde el değiştirmelerden sonra uzun süre Selçuklu hakimiyetinde kaldı.</p>
<p>Antalya ve civarı, Selçuklu Devleti&#8217;nin zayıflaması üzerine Isparta ve Teke bölgesine hakim olan Hamidoğulları&#8217;nın eline geçti.</p>
<p>Antalya&#8217;da Selçuklu Dönemi&#8217;nden bugüne ulaşan tarihî yapılar arasında, Yivli Minare Camiî, Ahi Yusuf Mescidi (1249), Ulu Camiî Medresesi (XII. yüzyıl), Atabey Armağan Medresesi (1239), Şeyh Şücaeddin Türbesi, Nigâr Hanım Türbesi ve Zincir Kıran Mehmet Bey Türbesi sayılabilir.</p>
<h1>BİBLİYOGRAFYA</h1>
<p>-         ÇİMRİN  Hüseyin, <em>Antalya Tarihi ve Turistik Rehberi</em>, İstanbul 1990.</p>
<p>-         DURUKAN  Aynur, <em>Antalya 2. Selçuklu Eserleri Semineri.</em></p>
<p>-         <em>İl İl Türkiye,</em> MEB, Ankara 1990.</p>
<p>-         <em>İslam Ansiklopedisi,</em> TDV, İstanbul 1997.</p>
<p>-         <em>İslâm Ansiklopedisi, </em>M.E.B.,  İstanbul 1998.</p>
<p>-         <em>Kent Kent Türkiye,</em> MEB, Baskı Tarihi 1969.</p>

<p class="sayac_bilgi">75 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/tarih-boyunca-antalya.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Isparta İlinin Başlıca Sosyal Ekonomik Ve Ticari Göstergeler</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/isparta-ilinin-baslica-sosyal-ekonomik-ve-ticari-gostergeler.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/isparta-ilinin-baslica-sosyal-ekonomik-ve-ticari-gostergeler.html/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2010 17:39:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya KöRfezi]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hisar]]></category>
		<category><![CDATA[Ilini]]></category>
		<category><![CDATA[Isparta Ili]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=15180</guid>
		<description><![CDATA[İLİN GENEL OLARAK TANITILMASI A. TARİHÇESİ Isparta ilinin tarihçesi M.Ö.&#8217;ki yıllara kadar uzanmakta olup M.Ö. ki dönemde Frigya ve Lidya medeniyetleri izlerine rastlanmaktadır. Daha sonraki yıllarda Makedonya, Selefküs, Roma, Selçuk, Hamidoğulları ve Osmanlı hüküm sürerek İl&#8217;e zengin bir tarih ve kültür mirası bırakmışlardır. İl&#8217;de bulunan ören yerleri, arkeolojik kalıntılar, tarihi siteler, camiler, medreseler, hanlar, çeşmeler, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İLİN GENEL OLARAK TANITILMASI<br />
A. TARİHÇESİ<br />
	Isparta ilinin tarihçesi M.Ö.&#8217;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ki">ki</a> yıllara kadar uzanmakta olup M.Ö. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ki">ki</a> dönemde Frigya ve Lidya medeniyetleri izlerine rastlanmaktadır. Daha sonraki yıllarda Makedonya, Selefküs, Roma, Selçuk, Hamidoğulları ve Osmanlı hüküm sürerek İl&#8217;e zengin bir tarih ve kültür mirası bırakmışlardır. İl&#8217;de bulunan ören yerleri, arkeolojik kalıntılar, tarihi siteler, camiler, medreseler, hanlar, çeşmeler, köprüler ve kaleler de bunu doğrulamaktadır.<br />
	Isparta adının kökeni hakkında çeşitli görüşler vardır. Böcüzade Süleyman Sami&#8217;nin Isparta tarihinde, Meydan Larousse&#8217;de Kamusul Alam&#8217;da Psidia şehirlerinden Baris&#8217;in yerine kullanıldığı ifade edilmektedir. Baris kelimesinin Sanskritçede &#8220;Su&#8221; anlamına gelen &#8220;Vari&#8221; kelimesiyle bağlantısı olduğu sanılmaktadır. Bu adın başına &#8220;Is&#8221; zarf edatı getirilerek &#8220;ISBARTA&#8221; şekline geldiği ve zamanla &#8220;ISPARTA&#8221; ya dönüştüğü belirtilmektedir.<span id="more-15180"></span><br />
B. COĞRAFİ KONUM<br />
	Isparta İli Akdeniz Bölgesi&#8217;nde &#8220;Göller bölgesi&#8221; adı verilen kesimde 37.18&#8242; &#8211; 38.30&#8242; Kuzey enlemleri,  30.20&#8242; &#8211; 31.33&#8242; Doğu boylamları arasında yer alır. İlin doğusunda <a href="http://www.genelbilge.com/tag/konya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Konya">Konya</a>, basında Burdur, kuzeyinde Afyon, Güneyinde ise Antalya İlleri bulunmaktadır. İlin denizden yüksekliği ortalama 1.050 metre civarında olup 8.933 km2 &#8216;lik bir yüz ölçümüne sahiptir.<br />
C. YÜZEY ŞEKİLLERİ<br />
Isparta İli&#8217;nin toprağı genel olarak engebeli bir yapıya sahiptir. Bölgede yüksekliği 300 metreye ulaşan dağlar vardır. Bölgede bulunan dağlar Batı Toroslar&#8217;ın bir devamıdır. Bunlar birkaç sıra halinde bölgeye sokulurlar. Antalya Körfezi&#8217;nin doğu ve batısının bir uzantısı olan bu dağlar Isparta&#8217;da dar bir görünüm alırlar.<br />
Isparta&#8217;nın kuzey doğusunu Sultan Dağları çevreler. Bu dağlar ilin toprakları ile Konya ilini doğal bir sınır halinde ayırır. Isparta&#8217;nın doğusunda, Hisar dağı bulunmaktadır. Güneyinde ise Gölcük tepeleri, batısında bulunan Sidre, Karatepe, Kundaklı, Ebe tepeleri Isparta Torosları&#8217;nın zirveleri sayılabilir.<br />
Isparta Ovası ve Çevresindeki bu dağlar çeşitli yapısal özellik gösterirler ve genel görünüşleriyle 3. zamana aittirler. Dağların aşınmaya uğramış kısımlarında püskürük kayalara rastlanır. Isparta Ovası&#8217;nın kuzeyinde Gelincik Dağları&#8217;na kadar devam eden alan ile Davraz ve yayla Dağları Dosen Devri kalkerlerinden oluşmuştur.<br />
İlimiz topraklarının %68,8&#8242;ini ovalar, %14,8&#8242;ini Platolar oluşturmaktadır.<br />
AKARSU VE GÖLLERİ<br />
Isparta İli&#8217;nde bir çok küçük akarsu varsa da bunlardan çoğu yazın kurur, en mühim akarsuları Isparta ve Ağlasun Çayları ile Zindan ve Ayvalı sularının birleşmesinden meydana gelen ve Antalya Aksu beldesinde Akdeniz&#8217;e dökülen Aksu Çayı&#8217;dır.<br />
Türkiye&#8217;nin 4. büyük gölü olan 482 km2 yüzölçümü bulunan Eğirdir Gölü&#8217;nün tamamı, Beyşehir Gölü&#8217;nün bir bölümü İlimiz toprakları içerisinde yer alır.<br />
Bundan başka İl merkezinin 6 km. güney batısında Gölcük krater gölü yer almaktadır. Bu göllerin tamamı ilimiz yüz ölçümünün %7,5-8&#8242;ini teşkil etmektedir.</p>
<p>D. İKLİM VE BİTKİ ÖRTÜSÜ<br />
	İKLİM : İlimiz Aknediz iklimi ile Orta Anadolu iklimi arasında bir geçiş iklimine sahiptir. 1998 yılında ölçülen meteorolojik değerlere göre en soğuk ay olarak Ocak (-8.3C0), en sıcak ay olarak Ağustos (35.8 C0) tespit edilmiştir.<br />
	BİTKİ ÖRTÜSÜ :  İlimizin topraklarını örten bitki örtüsü İl sınırları içinde farklı özellik gösterir. Orman tahribat nedeniyle azalmış,bazı yerlerde çalılıklara dönüşmüştür. Ancak son yıllarda ve özellikle 1986 yılından itibaren yoğun şekilde toprak ve orman ıslahı çalışmalarına girişilmiş bulunulmaktadır. İl hudutları içerisinde en çok rastlanan orman ağaçları Ardıç, Katran ve Çam cinsi olarak görülmektedir.<br />
E. İDARE VE NÜFUS YAPISI<br />
	En son 1979 yılında yapılan genel nüfus sayımı sonuçlarına göre İlimizin genel nüfusu 456.421 kişi olup, bunun 126.196&#8242;sı İl merkezi nüfusudur. İlçelerde ve köylerde toplam nüfus 330.225&#8242;dir.</p>
<p>1997  GENEL NÜFUS  TESBİTİNE GÖRE<br />
İL VE İLÇELERİN TOPLAM ŞEHİR VE KÖY NÜFUSLARI<br />
             İLÇELER	ŞEHİR NÜFUSU<br />
1990          1997	KÖY NÜFUSU<br />
  1990             1997	TOPLAM NÜFUS<br />
  1990           1997<br />
00   MERKEZ İLÇE 	112.117	126.196	20.944	24.771	133.061	150.967<br />
0l    AKSU	2.921	2.253	6.670	6.684	9.591	8.937<br />
02   ATABEY	5.010	7.336	2.551	2.189	7.561	9.525<br />
03   EGIRD1R	15.828	13.726	25.438	26.220	41.266	39.946<br />
04  GELENDOST	7.338	5.626	15.401	16.005	22.739	21.631<br />
05  GÖNEN	6.053	7.138	5.050	2.356	11.103	9.494<br />
06  KEÇİBORLU	8.955	9.038	10.811	12.569	19.766	21.607<br />
07  SENIRKENT	10.738	12.875	13.650	12.030	24.388	24.905<br />
08  SÜTÇÜLER	4.062	3.475	17.895	14.477	21.957	17.952<br />
09  ŞARKİKARAAĞAÇ	12.253	20.813	26.740	23.033	38.993	43.846<br />
IO  ULUBORLU	10.072	10.382	1.898	1.366;	11.970	11.748<br />
11  YALVAÇ	28.028	34.802	57.025	54.017	85.053	88.819<br />
12  YENİŞARBADEMLİ	6.199	6.665	1.124	379	7.323	7.044<br />
TOPLAM	229.574	260.325	205.197	196.096	434.771	456.421</p>
<p>İLÇELERİN BELEDİYE VE KÖY SAYISI</p>
<p>İLÇE  ADI		BELEDİYE  SAYISI	     KÖY  SAYISI<br />
00   MERKEZ İLÇE<br />
0l    AKSU<br />
02   ATABEY<br />
03   EGIRD1R<br />
04  GELENDOST<br />
05  GÖNEN<br />
06  KEÇİBORLU<br />
07  SENIRKENT<br />
08  SÜTÇÜLER<br />
09  ŞARKİKARAAĞAÇ<br />
IO  ULUBORLU<br />
11  YALVAÇ<br />
12  YENİŞARBADEMLİ<br />
TOPLAM		</p>
<p>III.  BÖLÜM<br />
İLİN  SOSYAL,  EKONOMİK  VE  TİCARİ  DURUMU<br />
A.  EĞİTİM VE KÜLTÜR<br />
Eğitim :<br />
	İl Eğitim ve öğretim açısından köklü bir geçmişe sahiptir. Yüz yıllar boyunca değerli devlet adamları yetişmiş ve çeşitli kademelerde görev yapan bürokratlar yetişmiştir. İlkokul düzeyinde eğitim seviyesi Türkiye ortalamasının üzerinde olup, bu düzey okur yazar oranı %92 seviyesindedir.</p>
<p>EĞİTİM KADEMESİ	  OKUL SAYISI	 ÖĞRENCİ SAYISI	ÖĞRETMEN SAYISI<br />
Okul Öncesi<br />
İlköğretim Okulu<br />
Lise<br />
Meslek lisesi<br />
Spastik Çocuk Okulu<br />
Özel İlköğretim Okulu<br />
Özel Lise<br />
 1998-1999  Eğitim-Öğretim yılı itibariyle İlin okul ve öğretmen sayıları aşağıda çıkarılmıştır.</p>
<p>İlde Dernek ve vakıflara ait 24 adet öğrenci yurdu bulunmakta olup 1.026 öğrenci barınmaktadır.<br />
İlde 3 Temmuz 1992 tarihinde T.B.M.M.&#8217;de görüşülerek 3837 sayılı yasa ile kurulması kabul edilen Süleyman Demirel Üniversitesi bulunmaktadır. İl merkezinde ve ilçelerde Üniversiteye bağlı bir çok bölüm bulunmaktadır.<br />
Bu bölümlerle ilgili Tablo 1998-1999 ders yılı itibariyle aşağıda çıkartılmıştır:<br />
Fakülte	Yüksekokul	Öğrenci Sayısı	Akademik Personel Sayısı<br />
12	12	22.826	1.7073</p>
<p>Ayrıca 3 yüksek lisans ve doktora çalışmaları yapılan Enstitü bulunmaktadır. Üniversitede  çalışan idari personel sayısı ise 982 kişidir.<br />
1998-1999 Öğretim yılında Yüksek Öğretim ve Kredi yurtlar Kurumuna bağlı Öğrenci Yurtlarında 12.560 erkek, 2.226 kız olmak üzere toplam 3.786 öğrenci barınmaktadır. Süleyman Demirel Üniversitesine bağlı İl merkezi ve ilçelerde herhangi bir öğrenci yurdu bulunmamaktadır.<br />
İl merkezinde ve bütün ilçelerinde birer Halk Eğitim Merkezi bulunmakta olup,1998-1999 öğrenim yılında Halk Eğitim Merkezi ve Akşam Sanat Okulu Müdürlüğünce 69 adet çeşitli kurs açılmış, bu kurslarda 1.508 öğrenci eğitim görmüştür.</p>
<p>SPOR TESİSLERİ VE SPORTİF FAALİYETLER<br />
b. Spor Tesisleri :<br />
İl merkezinde 1.500 kişilik bir Kapalı Spor Salonu ile 1.500 seyirci kapasiteli bir Stadyum bulunmaktadır. 6 mart Spor salonu adını taşıyan kapalı spor salonu, salon sporlarının tamamının yapılmasına elverişli bulunmaktadır. ATATÜRK STADYUMU ise 2 çim futbol sahasından oluşmakta ve spor yapmak için gerekli yeterli tesislere sahip bulunmaktadır. İl merkezinde ayrıca özel şahıs tarafından işletilen bir kapalı Yüzme havuzu ile bir de Aletli Jimnastik Salonu bulunmaktadır. Yine ayrıca 1992 yılında Beden Terbiyesi İl Müdürlüğü bünyesinde bir adet yüzme havuzu da hizmete girmiştir. İlçelerimizin hemen hepsinde, faaliyete geçerilmiş olan özellikle futbol sahaları ve tesisler gençlerin yararına sunulmuştur.<br />
b. Sportif Faaliyetler :<br />
1998 yılı içerisinde İlimiz ve İlçelerimizde Atletizm, Basketbol, Dağcılık, Futbol, Güreş, Halter, Hentbol, Judo, karate, Kayak, Masa Tenisi, Okçuluk, Teakvando, Voleybol, Yelken, Yüzme, Satranç, İzcilik, Bilardo ve Geleneksel Sporlar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> değişik spor branşlarında sportif aktiviteler yapılmıştır.<br />
1998 yılının Cumhuriyetimizin kuruluşunun 75. yıldönümü olması münasebetiyle bu yıl içerisinde yapılan spor faaliyetleri diğer yıllara oranla daha fazla olmuştur.</p>
<p>Aşağıda belirtilen spor dallarında yapılan faaliyetler ise;</p>
<p>ATLETİZM :<br />
Çeşitli kategorilerde yarışmalar yapılmış olup 01.Kasım.1998 tarihinde İslamköy &#8211; Isparta I. Demokrasi Maratonu yapılmıştır. Bu Maratona Ülke genelinde Bay ve Bayan Sporcular katılmışlardır.<br />
DAĞCILIK :<br />
İlimizin Dağcıları diğer illerde yapılan spor yarışmalarına katılmışlardır. Ayrıca, yılın anlam ve önemine binaen 29 Ekim 1998 günü Davraz Dağına zirve tırmanışı yapılarak zirvede havai feşek gösterisi yapılmıştır.<br />
FUTBOL :<br />
Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü&#8217;nce Kurum ve kuruluşlar arasında Milli Egemenlik Spor Kompleksi içerisinde bulunan Halı Saha&#8217;da 75. Yıl Futbol turnuvası düzenlenmiş ve katılımcılara çeşitli ödüller verilmiştir.<br />
KAYAK :<br />
Cumhuriyet Kupası adı altında Davraz Kayak merkezinde yaş grupları kayak müsabakaları yapılmıştır.<br />
YELKEN :<br />
Eğirdir Gölünde yaş grupları yelken yarışmaları ve 75. Yıl Cumhuriyet Kupası Müsabakaları düzenlenmiş olup, katılımcılara teşvik amacıyla çeşitli ödüller verilmiştir.<br />
YÜZME :<br />
Tahsin Bilginer Kapalı yüzme havuzunda değişik kategorilerde yüzme müsabakaları ve75. Yıl cumhuriyet kupası müsabakaları yapılmış olup katılımcılara çeşitli ödüller verilmiştir.<br />
SATRANÇ VE BİLARDO :<br />
Bu spor dallarında da yaş grupları İl birincilikleri ve 75. Yıl Cumhuriyet Kupası müsabakaları düzenlenmiş olup katılımcılara teşvik amacıyla çeşitli hediyeler verilmiştir.<br />
HERKES İÇİN SPOR :<br />
25 Ekim 1998 günü İlimizde büyük halk topluluğunun katıldığı 75. yıl Cumhuriyet yürüyüşü büyük bir coşkuyla yapılmış olup yürüyüş esnasında 75. Yıl logolu tişörtler dağıtılmış ve Halk Oyunları gösterileri yapılmıştır.</p>
<p>1998 Yılı İtibariyle Gençlik ve Spora İlişkin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/genel-bilgiler/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel Bilgiler">Genel bilgiler</a> Aşağıdaki Gibidir.</p>
<p>LİSANSLI SPORCU SAYISI<br />
HAKEM<br />
ANTRENÖR<br />
TOPLAM SPOR KULÜBÜ<br />
TOPLAM SPOR TESİSİ<br />
STADYUM<br />
KAPALI SPOR SALONU<br />
YÜZME HAVUZU<br />
SEMT SAHALARI	</p>
<p>DAVRAZ DAĞI KAYAK MERKEZİ TESİSLERİ<br />
Davraz Dağı&#8217;na;<br />
İlimiz Özel İdare Müdürlüğü&#8217;nce 1995 yılında 1600 m2 &#8216;lik alan üzerine yapımına başlanılan Kayak Evi 1997 yılında tamamlanarak, 06.03.1997 tarihinde yapılan bir protokolle 5 yıllık kullanma hakkı Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü&#8217;ne verilmiştir. Kayak evi 51 yatak kapasiteli olup mutfağı ve yemek salonu mevcuttur. Binanın iç tefrişatı 1997 yılında İl Özel İdare Müdürlüğümüzce yapılarak hizmete açılmıştır. Şehir merkezine 28 km. mesafede olup, yol asfalttır. Kayak merkezinde 300 m.lik kayak pisti düzenlemesi yapılarak, Baby lift sistemi kurulmuştur. Kayak tesislerinin yapımı 1997 yılı yatırım programına alınmıştır. Ayrıca Turizm Bakanlığı&#8217;nca söz konusu yer Kış Sporları Turizm Merkezi olarak ilan edilerek, turizm tesisleri kurulması teşvik edilmektedir.</p>
<p>         SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ&#8217;NDE SPOR VE KÜLTÜR HİZMETLERİ<br />
Üniversitemiz spor tesisleri açısından hem performans sporu yapan öğrencilerin faaliyetlerine hem de kısa süreli sportif uğraşıda bulunanlara cevap verebilecek kapasiteye sahiptir.<br />
Özellikle son yıllarda tesislerin planlı bir yapılaşma sürecine girmesi ile daha geniş bir öğrenci kesimine spor yapma fırsatı sağlanmıştır. Bu yapılaşma sonucunda da sportif faaliyetlerde kalite ve başarı düzeyi yükseltilmiştir.<br />
Şu anda merkez kampüsünde bulunan bir kapalı spor salonu, bir futbol sahası, tartan zeminli bir basketbol sahası, çok amaçlı açık tesis, bahçe satrancı, sentetik zeminli mini futbol sahası ve tenis kortu spor severlerin hizmetine sunulmuştur. Öğrencilerde spor salonu sorumlularının saptayacağı saatlerde bu tesislerden faydalanabilmektedirler. Ayrıca; öğrencilerimizin bütün yıl boyunca Gençlik ve Spor İl ve İlçe Müdürlüklerine ait kapalı yüzme havuzlarından ve diğer tesislerden yararlanmaları mümkün kılınmıştır.<br />
Isparta İl Merkezinde kampüs dışında Sağlık Meslek Yüksek Okuluna ait bir Spor Salonu bulunmaktadır. İlçelerde ise birimlerimizin kendi bünyelerinde bulunan spor tesisleri sürekli yararlanabilir duruma getirilmek üzere düzenlenmektedir.<br />
Üniversitemizde Futbol, basketbol, voleybol, hentbol, atletizm, jimnastik, güreş, kros, badmington dallarında takım çalışmaları yapılmaktadır.<br />
Halk Oyunları :<br />
Milli Kültürümüzün ve geleneklerimizin önemli parçası olan Halk Oyunu çalışmaları bazı okullarımızda başlatılmıştır. Folklor ekipleri Teke yöresi oyunlarına ağırlık vermektedir.<br />
Dağcılık ve Mağaracılık :<br />
Süleyman Demirel Üniversitesi bünyesinde kurulan dağcılık kulübü, Isparta ve Burdur&#8217;daki mağara ve kalyonlarda çalışmalar yapmaktadır. Bu güne kadar Isparta&#8217;da Sorgun ve Zindan Mağaralarında, Burdur&#8217;da İnsuyu Mağarasında, Isparta Sütçüler Köprüçay Kanyonunda, Davraz Dağında ve Senirkent Kapı Dağı&#8217;nda amatörce dağcılık ve mağaracılık çalışmaları yapmışlardır.<br />
Kültür :<br />
Isparta&#8217;nın tarihi M.Ö. ki devirlere uzandığından o yıllardan beri yaşayan tüm halkların kültür özelliklerini taşımaktadır. Kültür mirasının bir bölümü müzelerde teşhir edilmektedir. İl merkezinde ve yalvaç İlçesinde olmak üzere toplam 2 adet Müze mevcuttur. Müzeleri 1998 yılı içerisinde yerli ve yabancı olmak üzere toplam 18.260 kişi ziyaret etmiştir. Bu müzelerde Arkeolojik ve Etnografik eserler mevcuttur.<br />
Isparta Müzesinde 15.902 adet, Yalvaç Müzesinde 19.110 adet olmak üzere İlimiz Müzelerinde 35.012 adet tarihi eser bulunmaktadır.<br />
İl ve İlçelerdeki ören yerlerini 1998 yılı içerisinde yerli ve yabancı olmak üzere 118.913 kişi ziyaret etmiştir. İl bazında 79 adet Sit Alanı içinde 151 adet tescilli yapı bulunmaktadır.<br />
İlimiz ve İlçelerimizde bulunan tarihi ve kültürel zenginliklerimizden bazıları ise;<br />
Eğirdir Hanı, Eğirdir Dış ve İç Kalasi, Gelendost Kudret Hanı, Uluborlu Kalesi, Yalvaç Hoyran Gölü yakınındaki Limnai Kasabası Kalesi, Atabey Köprüsü, Ertokuş Medresesi, Aksu Zindan Köprüsü, Gelendost Afşar Köprüsü, Sütçüler Çandır Köprüsü, Uluborlu Girinbolu Köprüsü ve Su Kemeri yine Yalvaç&#8217;taki Su Kemerleri ile merkezdeki Bey Hamamı, Yeni Hamam, Mimar Sinan tarzı ile yapılan Firdevs Bey Bedesteni&#8217;dir.<br />
1998 YILI İÇERİSİNDE YAPILAN KÜLTÜREL ETKİNLİKLER<br />
24 Şubat 1998 &#8211; 1 Mart 1998 tarihleri arasında mersin İli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tarsus/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tarsus">Tarsus</a> ilçesinde düzenlenen Unutulmaya Yüz Tutmuş El Sanatları Sergisi ve ödül törenine katılınmıştır.<br />
06.03.1998 günü Atatürk&#8217;ün ısparta&#8217;ya gelişinin 68. yıl dönümü nedeniyle çeşitli etkinlikler yapılmış, Halk Kütüphanesinde Atatürk Kitap Sergisi ve S.D.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri tarafından İlimiz Müze Müdürlüğü Sergi Salonunda &#8220;Atatürk&#8221; konulu resim sergisi açılmıştır.<br />
34. yıl Kütüphanecilik haftası, 30 Mart &#8211; 5 Nisan 1998 tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle kutlanmıştır.<br />
17.05.1998 tarihinde Sivas Devlet Tiyatrosu tarafından yunus Emre isimli oyun sergilenmiştir.<br />
11-17 Mayıs 1998 tarihleri arasında Aile Haftası kutlamaları çerçevesinde Müze ücretsiz olarak halkın ziyaretine açılmış, Halil Hamit Paşa İl Halk Kütüphanesinde Aile ile ilgili kitap sergisi açılmıştır.<br />
18-24 Mayıs 1998 tarihleri arasında kutlanan Müzeler Haftası&#8217;nın açılışı Sütçüler İlçemizde eski Valimiz Sayın M. Ertuğrul Dokuzoğlu&#8217;nun katılımıyla yapılmıştır.<br />
21 Mayıs 1998 tarihinde Yalvaç ilçesinde Müze Müdürü Dr. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/mehmet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Mehmet">Mehmet</a> Taşlıalan tarafından Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Merkezinde Psidia Antiochiasi konulu konfrans verilmiştir.<br />
22 Mayıs 1998 Cuma günü Cumhuriyetimizin Kuruluşu&#8217;nun 75. yılı münasebetiyle Müze bahçesinde &#8220;Cumhuriyet, Atatürk, Kadın ve Moda&#8221; konulu defile düzenlenmiş, Kız Meslek Lisesi Kermesi yapılmış, aynı gün saat 19.30 da Yetiştirme Yurdu Salonu&#8217;nda öğrencilere Dia gösterisi yapılmıştır.<br />
Cumhuriyetimizin Kuruluşu&#8217;nun 75. yılı münasebetiyle Ankara&#8217;da açılan &#8220;Cumhuriyetimizin 75. yılında İçişleri Bakanlığı ve İller&#8221; sergisine katılınmış, bu sergi için gerekli ürünler İl ve İlçelerimizce temin edilmiştir.<br />
29 Ekim 1998 günü Cumhuriyet Bayramı Kutlamalarına katılınmış, Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü&#8217;nce Atatürk ve Cumhuriyet konulu Resim ve Fotoğraf Sergisi açılmıştır.<br />
Ulu Önder Atatürk&#8217;ün ebediyete intikalinin 60. yılı nedeniyle 10 Kasım 1998 tarihinde Öğretmen Evi Sergi Salonu&#8217;nda Atatürk konulu Resim ve Fotoğraf Sergisi açılmıştır.<br />
Kütüphaneler :<br />
Isparta Merkez ve İlçelerinde 33 adet Kütüphane, ayrıca İl Halk Kütüphanesi Müdürlüğüne bağlı bir Çocuk Kütüphanesiyle bir gezici Kütüphane mevcuttur. Bu Kütüphaneler de mevcut kitap ve okuyucu sayıları ise şöyledir:<br />
KÜTÜPHANENİN ADI	KİTAP SAYISI	OKUYUCU SAYISI<br />
H.H.P. Halk Kütüphanesi<br />
Merkez Çocuk Kütüphanesi<br />
Aksu Halk Kütüphanesi<br />
Atabey Halk Kütüphanesi<br />
Atabey-İslamköy Halk Kütüphanesi<br />
Eğirdir  Halk Kütüphanesi<br />
Eğirdir-Barla Halk Kütüphanesi<br />
Gelendost Halk Kütüphanesi<br />
Yaka Halk Kütüphanesi<br />
Gönen Halk Kütüphanesi<br />
Gönen-Güneykent Halk Kütüphanesi<br />
Keçiborlu Halk Kütüphanesi<br />
Keçiborlu-Senir Halk Kütüphanesi<br />
Senirkent Halk Kütüphanesi<br />
Senirkent B.Kabaca Halk Kütüphanesi<br />
Sütçüler Halk Kütüphanesi<br />
Sütçüler-Kesme Halk Kütüphanesi<br />
Ş.Karaağaç Halk Kütüphanesi<br />
Ş.Karaağaç-Çiçekpınar Halk Kütüphanesi<br />
Ş.Karaağaç-Göksöğüt Halk Kütüphanesi<br />
Ş.Karaağaç-Çarıksaraylar Halk Kütüphanesi<br />
Uluborlu Halk Kütüphanesi<br />
Yalvaç Halk Kütüphanesi<br />
Yalvaç-Bağkonak Halk Kütüphanesi<br />
Yalvaç-Hüyüklü Halk Kütüphanesi<br />
Yalvaç-Kozluçay Halk Kütüphanesi<br />
Yalvaç Halk Kütüphanesi<br />
Kumdanlı Halk Kütüphanesi<br />
Yalvaç-Sücüllü Halk Kütüphanesi<br />
Yalvaç-Tokmacık Halk Kütüphanesi<br />
Yenişarbademli  Halk Kütüphanesi		</p>
<p>İlimiz sınırları içinde 132 adet koruma altına alınmış tescilli yapı bulunmaktadır. Bunların en önemlileri;<br />
İl Merkezinde 19. yüzyıldan kalma Ayayorgi Kilisesi (Metruk)<br />
İl Merkezinde 19. yüzyıldan kalma Ayapayana Kilisesi<br />
İl Merkezinde 19. yüzyıldan kalma Tabakhane Camii<br />
İl Merkezinde 19. yüzyıldan kalma Metruk Çeşmesi<br />
İl Merkezinde 18. yüzyıldan kalma Ulu Camii Çeşmesi<br />
İl Merkezinde 17. yüzyıldan kalma Kapalı Çarşı (Bedesten)<br />
İl Merkezinde 13. yüzyıldan kalma Ertokuş Medresesi<br />
İl Merkezinde 13. yüzyıldan kalma Ertokuş Kervansarayı<br />
Eğirdir İlçesinde 14. yüzyıldan kalma Dündar Bey Medresesi<br />
Uluborlu İlçesinde 18. yüzyıldan kalma Balta Bey Hamamı<br />
Uluborlu İlçesinde 7. yüzyıldan kalma Savunma Kalesi<br />
Mesirelik :<br />
Ayazma adı altında anılan mesirelik 1996 yılında yapılan bir düzenleme ile İl Merkezinde halkın ilgisini çeken bir mesirelik haline getirilmiştir. Ayazma mesireliği İl Merkezinin 4 km. güneydoğusundadır.</p>
<p>B.  SAĞLIK  HİZMETLERİ<br />
İl genelinde Sağlık İl Müdürlüğü&#8217;ne bağlı olarak faaliyet gösteren Kamu ve Özel Sağlık Kuruluşları ve bu kuruluşlarda istihdam edilen personel sayıları şöyledir;<br />
SAĞLIK KURULUŞLARI	SAYISI	SAĞLIK PERSONELİ	SAYISI<br />
Hastane		Pratisyen Doktor<br />
Sağlık Merkezi		Uzman Doktor<br />
Sağlık Ocağı		Diş Hekimi<br />
Köy Sağlık Evi		Eczacı<br />
Verem Savaş Dispanseri		Hemşire<br />
Ana Çocuk ve Aile Planlaması		Ebe<br />
Sağlık Meslek Lisesi		Diğer Sağlık Personeli<br />
Esnaf Polikliniği<br />
Halk Polikliniği<br />
Yatak Sayısı<br />
Eczane<br />
Ecza Deposu			</p>
<p>Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü&#8217;ne bağlı olarak:<br />
- Isparta Çocuk Yuvasında					116 çocuk<br />
- Isparta Yetiştirme Yurdunda				 98 genç<br />
- İslamköy Yetiştirme Yurdumda				 89 genç<br />
- Atabey Kız Yetiştirme Yurdunda				112 genç kız<br />
- Atabey Huzurevinde			 		23 yaşlı      bulunmaktadır.<br />
Ayrıca  Isparta Huzurevi Vakfının bünyesindeki<br />
- Isparta Huzurevinde				 		76 yaşlı kalmaktadır.<br />
- Spastik Özürlü Çocuklar Rehabilitasyon Merkezinde	56 çocuk,<br />
- Zihinsel Özürlü Çocuklar Rehabilitasyon Merkezinde	38 çocuk,<br />
- İletişim ve Zihin. Özürlü Çocuk. Reh. Merkezinde (özel) 14 çocuk eğitim görmektedir.</p>
<p>	C.  ÇALIŞMA  HAYATI<br />
1997 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre; 456.421 olan İl nüfusunun 0-14 ile 65 yaşın üstü olarak tespit edilen pasif kısmı 130.016 kişidir.<br />
Bu grupların dışında aktif olan kısmı ise 326.405 kişidir.<br />
Çalışma çağındaki (aktif) nüfusun 196.096&#8242;sı kırsal alanlarda geri kalanı da İl ve İlçe merkezinde çeşitli iş kollarında istihdam edilmektedir. Kırsal alanlarda çalışanlar tarım ve başta halıcılık olmak üzere el sanatlarıyla uğraşmakta, İl ve İlçelerde çalışan nüfus ise çoğunlukla ticaret ve üretimle iştigal etmektedir.<br />
Isparta&#8217;da geleneksel üretim kollarını oluşturan Halıcılık, Debbağlık, kentteki iplik ve boya sanayii ile ev tezgahlarındaki küçük üretim, yıkama ve pazarlamayı da kapsamaktadır.<br />
İl merkezi itibariyle yapılan değerlendirmelerde çalışanların yarısının hizmet sektöründe, 1/5 &#8216;nin de sanayi sektöründe istihdam edildiği görülmektedir.<br />
1998 yıl sonu itibariyle ilimiz Bağ-Kur&#8217;una kayıtlı 20.525 sigortalı aktif olarak çalışmaktadır. Emekli olan Bağ-Kur&#8217;lu sayısı ise 10.808, toplam kayıtlı Bağ-Kur&#8217;lu sayısı ise 31.323&#8242;tür.<br />
İŞ ARAYANLAR<br />
1998 Yılındaki Kayıtlı İşsiz Sayısı :<br />
Erkek		Kadın		Toplam</p>
<p>1998 yılında iş için müracaat sayısı ve kaç kişinin işe yerleştirildiği<br />
Müracaat Edenler:<br />
Erkek		Kadın		Toplam</p>
<p>İşe Yerleştirilenler:<br />
Erkek		Kadın		Toplam</p>
<p>1998 yılı sonu itibariyle İş ve İşçi Bulma Kurumu&#8217;nca açılan istihdamı geliştirici kurs sayısı ve konuları ise şöyledir:<br />
Kimo Tekstil Konfeksiyon san. Tic. A.Ş. işyerinde 11 adet konfeksiyonculuk mesleğinde işgücü yetiştirme kursuna 275 kursiyer alınmış, bunlardan 177 kişi kursu başarıyla bitirerek aynı işyerinde istihdam edilmiştir.<br />
Öz Yılmazlar Tuhafiye Ltd. Şti. işyerinde açılan 1 adet tezgahtar mesleğinde işgücü yetiştirme kursuna 15 kursiyer alınmış, tamamı kursu başarıyla bitirerek aynı iş yerinde istihdam edilmişlerdir.<br />
Oğuzhan Tekstil San. Tic. Ltd. Şti. Üçtuğ Çorap fabrikasında 2 adet çorapçı kursu açılmış, kursa katılan 23 kursiyerden 15&#8242;i mezun olarak aynı firmada işe başlamışlardır.<br />
Diriliş Tekstil San. Tic. A.Ş.&#8217;de açılan 2 adet battaniyecilik kursuna 35 kişi katılmış, 34 kişi mezun olarak işe başlamışlardır.<br />
Kervan Tekstil San. Tic. A.Ş. İş yerinde açılan 1 adet konfeksiyonculuk kursuna 14 kursiyer katılmış, bunlardan 10 kursiyer başarı göstererek iş yerinde istihdam edilmişlerdir.</p>
<p>FİNANSMAN POTANSİYELİ<br />
Bankacılık Faaliyetleri<br />
1998 yılı itibariyle kamu ve özel 17 adet banka ve bunlara ait toplam 53 şube mevcuttur. Alfabetik sıraya göre bankalar ve şube adetleri ile il ve ilçelerdeki dağılımları şöyledir:<br />
00  &#8211;  İl  Merkezi<br />
Ziraat Bankası			2 Şube<br />
İş Bankası			2 Şube<br />
Halk Bankası			2 Şube<br />
Vakıflar Bankası		1 Şube<br />
Eskişehir Bankası		1 Şube<br />
Yapı Kredi Bankası		1 Şube<br />
Akbank			1 Şube<br />
Türk Ticaret Bankası		1 Şube<br />
Şekerbank			1 Şube<br />
Emlakbank			1 Şube<br />
Yaşarbank			1 Şube<br />
Kuveyt Türk			1 Şube<br />
Egebank			1 Şube<br />
Sümerbank			1 Şube<br />
Etibank			1 Şube<br />
İmar Bankası			1 Şube<br />
Garanti Bankası		1 Şube<br />
01  &#8211;  Aksu<br />
Ziraat Bankası			1 Şube<br />
02-  Atabey<br />
Ziraat Bankası			1 Şube<br />
03-  Eğirdir<br />
Ziraat Bankası			1 Şube<br />
Halk  Bankası			1 Şube<br />
İş Bankası			1 Şube<br />
Emlakbank			1 Şube<br />
Vakıflar Bankası		1 Şube</p>
<p>04 &#8211; Gelendost<br />
Ziraat Bankası			1 Şube<br />
Halk Bankası			1 Şube<br />
İş Bankası			1 Şube<br />
05 &#8211;  Gönen<br />
Ziraat Bankası			1 Şube<br />
06 &#8211; Keçiborlu<br />
 	Ziraat Bankası			1 Şube<br />
	Halk Bankası			1 Şube<br />
İş Bankası			1 Şube<br />
07  &#8211;  Senirkent<br />
Ziraat Bankası			1 Şube<br />
Halk Bankası			1 Şube<br />
Ziraat Bankası(B.Kabaca)	1 Şube<br />
08  &#8211;  Sütçüler<br />
Ziraat Bankası			1 Şube<br />
Halk Bankası			1 Şube<br />
09 &#8211; Şarkikaraağaç<br />
	Ziraat Bankası			1 Şube<br />
	Halk Bankası			1 Şube<br />
İş Bankası			1 Şube<br />
Şekerbank			1 Şube<br />
10  &#8211;  Yalvaç<br />
	Ziraat Bankası			1 Şube<br />
	Halk Bankası			1 Şube<br />
İş Bankası			1 Şube<br />
Emlakbank			1 Şube<br />
Şekerbank			1 Şube<br />
Ziraat Bankası (Bağkonak)	1 Şube<br />
Ziraat Bankası (Sücüllü)	1 Şube<br />
11  &#8211;  Yenişarbademli<br />
	Ziraat Bankası			1 Şube<br />
12  &#8211;  Uluborlu<br />
	Ziraat Bankası			1 Şube<br />
Halk Bankası			1 Şube</p>
<p>İl genelinde Halk Bankası aracılığı ile 1998 yılında kredi kullandırılması aşağıdaki gibidir:<br />
	PLASMAN	KREDİ MİKTARI	NİTELİĞİ<br />
Esnaf ve Sanatkarlara<br />
Ticaret Erbabı (Nakit)<br />
Ticaret Erbabı<br />
(Gayri Nakdi)<br />
Banka Mevduat Toplamı			</p>
<p>Vergi : (X.1000 TL)<br />
1998 yılında 23.428.465.336 TL. vergi geliri tahakkuk ettirilmiş olup 21.811.390.217 TL. vergi tahsilatı gerçekleştirilmiştir.<br />
1998 yıl sonu itibariyle il genelinde<br />
Tahakkuk eden vergi gelirleri miktarı	:<br />
Tahsil edilen vergi gelirleri toplamı		:<br />
1998 yılı sonu itibariyle il genelinde<br />
Tahakkuk eden vergi dışı gelirler		:<br />
Tahsil edilen özel vergi dışı gelirler		:<br />
1998 yıl sonu itibariyle il genelinde<br />
Tahakkuk eden özel gelirler ve fonlar	:<br />
Tahsil edilen özel gelirler ve fonlar		:<br />
1998 yıl sonu itibariyle il genelinde<br />
Tahakkuk eden genel vergi toplamı		:<br />
Tahsil edilen genel vergi toplamı		:</p>
<p>İl genelinde en yüksek vergi veren 5 şirket :<br />
1.	Tedaş A.Ş.<br />
2.	Göltaş A.Ş.<br />
3.	Isparta Mensucat San. Tic. A.Ş.<br />
4.	Aksu Enerji A.Ş.<br />
5.	Orma A.Ş.<br />
İl genelinde en yüksek vergi veren 2 şahıs :<br />
1.	Şevket Demirel<br />
2.	Ali Nihat Alay</p>
<p>D. ULAŞIM, TAŞIMACILIK, HABERLEŞME,<br />
KARA YOLU ULAŞIM VE TAŞIMACILIĞI<br />
Karayolu Ulaşım :<br />
Karayolları 135 Şb. Şefliğinden alınan bilgiye göre 1998 yıl sonu itibariyle Isparta İli sınırları içerisindeki toplam yol uzunluğu 663 km.&#8217;dir. Bunun 356 km.&#8217;si devlet, 307 km.&#8217;si İl yolu olup tamamı asfalt kaplamadır.<br />
1998 yılı yatırım programında; Isparta il hudutlarında 8 adet proje bulunmaktadır:<br />
	Devlet yolları yapım programında; 1 adet Isparta-Eğirdir(Eğirdir geçişi ve Kuleönü)<br />
	İhalesi BSK yapım programında; 1 adet Sandıklı-Keçiborlu,<br />
	Heyelan önleme programında; 1 adet Baladız-Isparta (Antalya Manavgat ayrımı)<br />
	Şehir geçişi programında; 1 adet Isparta Köy Hizmetleri kavşağı (ödenek yeterli olmadığından çalışma yapılamamıştır),<br />
	İl yolları yapım ve onarım programında; Madenli-yalvaç (Yalvaç çevre yolu dahil) ve Eğirdir-Sütçüler (Pazarköy geçişi dahil) olmak üzere 2 adet olup bunlardan Eğirdir-Sütçüler ödenek yetersizliğinden bitirilememiştir.<br />
	Devlet yolları onarım programında; 1 adet Isparta-Konya ayrımı-Şarkikaraağaç bağlantısı kavşak düzenlemesi,<br />
	KİTGİ (Karayolları İyileştirme ve Trafik Güvenliği) programında; 1 adet Keçiborlu geçişi (Dış kredi destekli)<br />
Bu projelerin 1998 yılı bütçe ödeneklerinin toplamı 871.000.000.000 TL.&#8217;dir. Yapılan harcama ise sağlanan ek ödeneklerle 957.600.000.000 TL&#8217;dir.<br />
1998 yılında devama eden projeler:<br />
ISPARTA &#8211; EĞİRDİR YOLU (Eğirdir Geçişi ve Kuleönü Varyantı Dahil)<br />
1993 yılında programa alınan proje (Bölünmüş yol) olarak inşaa edilmektedir.<br />
Projedeki 1998 yılı çalışmaları Km. : 25 + 000  &#8211;  40 + 000 arası ihalesi Genel Müdürlüğümüzce AI Beton + Altınbaşak ortak girişimiyle yapılan yapım ihalesiyle devam edilmiştir. Eğirdir geçişinin kamulaştırma çalışması devam etmektedir.<br />
Projenin toplam uzunluğu			:<br />
1. Keşif bedeli					:<br />
Başlama ve Bitiş tarihi			:<br />
1998 yılı ödeneği				:<br />
1998 yılı harcaması ve gerçekleşmesi	:<br />
Toplam harcama				:<br />
1999 yılı ödenek talebi			:<br />
SANDIKLI &#8211; KEÇİBORLU YOLU (BSK &#8211; İhaleli)<br />
Bu proje Afyon İli ile müştereken Karyol İnş. San. Tic. A.Ş. tarafından yapılmaktadır. Proje Sandıklı&#8217;dan Keçiborlu istikametine doğrudur.<br />
Projenin toplam uzunluğu			:<br />
1. Keşif bedeli					:<br />
Başlama ve Bitiş tarihi			:<br />
1998 yılı ödeneği				:<br />
1998 yılı harcaması ve gerçekleşmesi	:<br />
Toplam harcama				:<br />
1999 yılı ödenek talebi			:<br />
MADENLİ &#8211; YALVAÇ YOLU<br />
1998 YILI İl yollarının yapım ve onarım programında yer alan projenin bedeli 870.000.000.000 TL. olup taşeron Bülent KARAKOÇ taahhüdünde yapılmaktadır. Projeye 1998 yılında ödenek verilmemiştir. Bölgemizden Projeye 9.000.000.000 TL. harcama yapılmıştır. Fiziki gerçekleşme %10&#8242;dur.<br />
ISPARTA &#8211; KONYA AYR. &#8211; ŞARKİKARAAĞAÇ BAĞLANTISI<br />
Geçmiş yıllarda tamamlanan Şarkikaraağaç çevre yolundaki (5 adet) kavşak düzenleme çalışmaları sürdürülmüştür. Proje bedeli 958.000.000.000 TL.&#8217;dir. Bu projenin 4 adedi bitirilerek asfalt kaplama haline getirilmiştir.<br />
Projenin 1998 yılındaki işler için 53.800.000.000 TL. harcama yapılmış bu ödenek Bölge Müdürlüğümüzce karşılanmıştı. Fiziki gerçekleşme %100&#8242;dür.<br />
BALADIZ &#8211; ISPARTA AYR. &#8211; HEYELAN ÖNLEME PROJESİ (Antalya-Manavgat)<br />
	1996 yılı sonunda tamamlanarak trafiğe açılan yol 1998 yılı ilkbaharında aşırı yağışlar sonucu meydana gelen heyelanlar nedeniyle proje onarım programına alınmıştır. Projenin 1998 yılı ödeneği 370.000.000.000 TL.dır. Heyelan önleme çalışması 2 adet taşeron ile sürdürülmüştür.<br />
1.kısım Km. 20 + 250 deki küçük heyelan onarımı,  12 + 000 (Çünür) şev döküntüsü işleri yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda 30.800.000.000 TL. harcanmış, iş bitmiştir.<br />
2. kısım  Km. 24 + 000   &#8211;  25 + 000 (Konak 1  ve Konak 2  tünelleri) arasında meydana gelen heyelan çalışması tamamlanmıştır. Projenin toplam maliyeti 404.200.000.000 TL.dır. Fiziki gerçekleşme %100 nakdi gerçekleşme %9&#8242;dur. Bu proje 1999 yılında da devam etmektedir.<br />
EĞİRTİR AYRIM  &#8211;  SÜTÇÜLER YOLU  (Pazarköy geçişi dahil)<br />
	1998 yılında bütçe ödeneği olmayan bu projede Pazarköy geçişindeki kamulaştırma sorununun çözümlenmemesi nedeniyle çalışma yapılamamıştır.<br />
	Proje bedeli 650.000.000.000 TL.&#8217;dır.<br />
KEÇİBORLU GEÇİŞİ  (KİTGİ)<br />
	Karayolları iyileştirme ve trafik güvenliği projesi kapsamında bulunan küçük şehir geçişlerinden alınan projedeki çalışmalar 1997 yılından sağri mukaveleli iş ile sürdürülerek bitirilmiştir.<br />
	Proje bedeli 27.000.000.000 TL. olup, 1998 yılı ödeneği 18.000.000.000 TL.dır.<br />
1998 yılındaki projeler tamamlanmış olup, taşerona 17.300.000.000 TL. verilmiştir. Fiziki gerçekleşme %100, nakdi gerçekeleşme %96&#8242;dır.<br />
Isparta İl merkezinin İlçelere olan uzaklıkları:<br />
ISPARTA &#8211; Atabey			=	 21 km.<br />
ISPARTA &#8211; Aksu			=	 60 km.<br />
ISPARTA &#8211; Eğirdir			=	 34 km.<br />
ISPARTA &#8211; Gelendost		=	 79 km.<br />
ISPARTA &#8211; Gönen			=	 23 km.<br />
ISPARTA &#8211; Keçiborlu		=	 39 km.<br />
ISPARTA &#8211; Senirkent			=	 76 km.<br />
ISPARTA &#8211; Sütçüler			=	100 km.<br />
ISPARTA &#8211; Şarkikaraağaç		=	119 km.<br />
ISPARTA &#8211; Yalvaç			=	105 km.<br />
ISPARTA &#8211; Yenişarbademli		=	169 km.<br />
ISPARTA &#8211; Uluborlu			=	 65 km.<br />
	Karayolları 135. Şube Şefliğinin verilen bilgiye göre 1998 yılında İlimiz Karayollarıda seyreden araç sayısı 4.989.915&#8242;dir.<br />
	TAŞIT  CİNSİ		ADEDİ<br />
	Motosiklet<br />
Otomobil<br />
Jeep<br />
Minibüs<br />
Otobüs<br />
Kamyonet<br />
Kamyon<br />
Traktör<br />
Çekici<br />
Ambulans<br />
Tanker<br />
Arazi Taşıtı<br />
		TOPLAM :</p>
<p>Demiryolu Ulaşım ve Taşımacılı :<br />
Isparta İli hudutları içerisinde 88.7 km. demiryolu mevcuttur. Yönetimi Şube şefliği tarafından yapılmakta olup, Kaklık, Çivril, Burdur, Isparta ve Eğirdir birimleri bu şefliğe bağlıdır. Görev alanına giren 1.250 km.&#8217;lik yolun bakımı ve yenilenmesi Şube Şefliğince yürütülmektedir.<br />
1998 yılında Isparta Garından 117.832 yolcu taşınmış, bundan 60.184.000.000 TL. gelir elde edilmiştir. Aynı yıl içerisinde 1.350 ton yük taşınmış ve 8.903.000.000 TL. gelir sağlanmıştır. Günde 4 adet ekspres ve 6 adet mototren olmak üzere toplam 10 adet tren seferi vardır. Isparta&#8217;dan tren yolu ile ulaşım sağlanan yerler ve tren isimleri aşağıdaki gibidir:<br />
Tren Cinsi		Ulaşımı Sağlanan Yerler<br />
Pamukkale Ekspresi		Isparta-Burdur-Dinar-Afyon-Kütahya-Eskişehir-Adapazarı-İstanbul<br />
Göller Ekspresi		Isparta-Dinar-Nazilli-Aydın-İzmir<br />
Yolcu Treni			Isparta-Denizli-İzmir-Afyon-Burdur-Eğirdir</p>
<p>Göl ve Hava Yolu Ulaşım ve Taşımacılığı :<br />
Isparta, Göller Bölgesinde olmasına rağmen göller üzerinde salların dışında önemli bir taşıma faaliyeti yapılmamaktadır.<br />
Isparta-Burdur illeri arasında Burdur Gölü kenarında 80 milyar TL. proje bedelli Süleyman Demirel Hava Limanı 1997 yılında hizmete açılmıştır. 1998 yılı içerisinde THY  ve özel uçak olarak toplam 796  hat, 16 dış hat yolcusu olmak üzere toplam 6.186 yolcu taşınmıştır. Kış tarifesi döneminde THY İstanbul-Isparta-İstanbul olmak üzere haftada karşılıklı olarak iki sefer yapılmaktadır. Yurt dışı seferleri THY Hac seferleri limanımızdan gerçekleştirilmiştir. Rus uçakları yolculu ve yolcusuz olarak yatı amacıyla iniş ve kalkış yapmışlardır. Özel Hava Yolcu Şirketlerinin küçük uçakları yurt dışından ve yurt içinden tarifesiz olarak limanımıza sefer yapmışlardır. THY&#8217;na ait uçaklar Anadolu Üniversitesi uçakları, Orman Bakanlığı&#8217;na ait uçaklar, DHMİ Genel müdürlüğüne ait uçaklar ile Hava Kuvvetlerine ait askeri uçak ve helikopterleri limanımıza sefer düzenlemişlerdir. Apronumuz büyük gövdeli 5 uçak kapasiteli olup, aynı anda 5 uçak park edebilir. Küçük gövdeli uçaklar için  bu sayı 15&#8242;e kadar çıkartılabilir. Kargo seferi yapılmamaktadır.<br />
Haberleşme :<br />
1998 yılı itibariyle Isparta ilinde mevcut haberleşme araçlarının sayısı aşağıya çıkartılmıştır.<br />
Telefon Abone Sayısı			:<br />
Telex					:<br />
Araç Telefonu				:<br />
Faks Abone				:<br />
Cep Telefon Abone			:<br />
Santral Sayısı ve Düşünülen Yatırım:<br />
İlde telefon bağlantısına kavuşmamış köy bulunmamaktadır.</p>
<p>E.  TARIM  YAPISI<br />
Isparta ili oldukça dağlık ve engebelidir. Dağlar üzerinde önemli yaylalar yer almaktadır. İlin yer aldığı Anadolu platosu bayırları, dağları, dalgalı arazileri, gölleri ve birkaç dar düzlüğü ihtiva eden parçalı bir plato görünümündedir.<br />
Toprakları killi ve kalkerlidir. Meyil %10&#8242;a kadar değişiklik gösterir. Üst toprak 80-10 cm. arasında derinliğe sahiptir. Genellikle killi, tınlı, kalkerli, granülür ve dağılabilir durumdadır. Alt toprak üst toprakla aynı olmasına rağmen daha kaba bünyeli ve killidir. Toprak seviyesi bazı yerlerde taban suyu ile sınırlanmıştır.<br />
İlin tarım arazisi genel yüzölçümünün %21&#8242;lik bir kısmını teşkil etmektedir. Türkiye tarım arazisi içindeki payı ise %0.68&#8242;dir. Tarım ile uğraşan toplam nüfusun %60&#8242;nı teşkil etmektedir.<br />
İlin Tarım Alanı :<br />
	İlimizin toplam yüzölçümü 893.307 Ha., çiftçi ve aile sayısı tahmini 40.000 &#8216;dir. 1998 yılına ait arazi dağılımı ve bunun toplam alana oranı aşağıdaki gibi belirlenmiştir:<br />
CİNSİ		:		YÜZÖLÇÜMÜ      :		ORANI   :<br />
Orman-Fundalık alan		336.720 Ha.			%38<br />
Tarım Alanı			251.282 Ha.			%28<br />
Çıplak Kaya-Moloz		141.604 Ha.			%16<br />
Çayır-Mera			  81.719 Ha.			% 9<br />
Su Yüzeyi			  70.156 Ha.			% 8<br />
Tarım Dışı			  11.826 Ha.			% 1<br />
                         TOPLAM      893.307 Ha.			%100  </p>
<p>TARIM ALANLARININ KULLANILIŞ AMAÇLARINA GÖRE DAĞILIMI<br />
Tarla Alanı	(Ekilen)		132.140 Ha.		%52,6<br />
		(Nadas)		  33.418 Ha.		%13,3<br />
Sebzelikler				    5.583 Ha.		% 2,2<br />
Meyvelikler				  20.312 Ha.		%8,1<br />
Bağlar					    7.033 Ha.		%2,8<br />
Zeytinlikler				       255 Ha.		%0,1<br />
Kavaklıklar				    2.073 Ha.		%0,8<br />
Güllükler				    1.772 Ha.		%0,7<br />
Kullanılmayan Alan			  48.696 Ha.		%19,4<br />
Toplam Tarım Alanı		251.282 Ha.		%100</p>
<p>	Tarım ürünleri arasında gül, elma ve kirazın özel bir yeri vardır. Gülden elde edilen gülyağının tamamına yakın bir bölümü ihraç edilmektedir.<br />
Elmanın ve kirazın da büyük bir bölümü ihraç edilerek ülkemize döviz kazandırılmaktadır. Ancak son yıllarda gülden elde edilen gelirin azalmasıyla gül dikim alanları büyük ölçüde azalmıştır.<br />
İL GENELİNDE ELMA VE KİRAZ ÜRETİMİ<br />
Ürün Adı	Alan (Hektar)	Toplam Meyve Veren Ağaç Sayısı 	Üretim(Ton)<br />
Elma<br />
Kiraz			</p>
<p>Merkez İl ve İlçeler İtibariyle Soğuk Hava Depo Sayısı ve Kapasiteleri<br />
İLÇELER	SOĞUK HAVA DEPOSU	KAPASİTE(Ton)<br />
MERKEZ	8	23.300<br />
AKSU	2	2.300<br />
ATABEY	3	4.250<br />
EĞİRDİR	25	83.850<br />
GELENDOST	9	44.400<br />
KEÇİBORLU	5	21.250<br />
SENİRKENT	6	15.250<br />
ULUBORLU	3	10.150<br />
YALVAÇ	3	8.515<br />
GÖNEN	1	3.500</p>
<p>	Gülbirliğine bağlı 13 adet Tarım Satış Kooperatiflerinde yıl sonu itibariyle 7.384 kayıtlı ortağı bulunmaktadır. 1998 yılında Gülbirlik tarafından; toplam 2.901.090 kg. gül çiçeği alınmış olup bunlardan 751.575 kg. gülyağı, 36.244 kg. gülsuyu üretilmiştir.<br />
Elde edilen gelir ise;<br />
751.575 kg. gülyağından	295.000.000.000 TL.<br />
152.550 kg. konkretinden	    6.860.000.000 TL.<br />
Yan Ürün Gülsuyundan	   10.311.226.000 TL.<br />
Kozmetik ürünler		   16.321.065.000 TL.    olmuştur.<br />
Keçiborlu&#8217;nun Kılıç ve Senir kasabaları başta olmak üzere Merkez ve Gelendost İlçelerinin bazı köylerinde 20-50 büyük başlık besihaneler mevcut olup, bunlarda kesim ve bilinçli büyükbaş hayvan besiciliği, Senirkent ve Yalvaç İlçelerimizde de küçükbaş hayvancılık yapılmaktadır. Diğer aile işletmelerindeki hayvancılık her evde 1-2 inek, 3-5 koyun-keçi ve 8-10 tavuk şeklindedir. Son yıllarda Keçiborlu ilçesi kılıç kasabasında hayvancılık üretimi şirketleşme bazında gelişmiş ve ilerlemiştir. Ancak son yıllarda Hükümet ve Tarım Teşkilatının, yüksek <a href="http://www.genelbilge.com/tag/verimli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Verimli">verimli</a> damızlıklara verdiği önem nedeniyle süt üretiminde gelişme olduğu gözlenmektedir.<br />
İlde Hayvan Sayısı :<br />
Küçükbaş hayvan sayısı	:<br />
Büyükbaş hayvan sayısı	:<br />
Kümes hayvanları sayısı	:<br />
Proje Damızlık Sığır İşletmeleri<br />
İlçeler	İşletme Sayısı	Hayvan Sayısı<br />
MERKEZ<br />
AKSU<br />
ATABEY<br />
EĞİRDİR<br />
GELENDOST<br />
GÖNEN<br />
KEÇİBORLU<br />
SENİRKENT<br />
SÜTÇÜLER<br />
ŞARKİRARAAĞAÇ<br />
ULUBORLU<br />
YALVAÇ<br />
YENİŞARBADEMLİ<br />
TOPLAM		</p>
<p>İl sınırları içerisinde T.C. Ziraat Bankası ve bağlı şubelerince 1998 yılında 3.382 kişi tarafından tarımsal kredi talebinde bulunulmuş olup bunun tamamı karşılanmıştır. Süt hayvancılığı ve besi hayvancılığı için verilen teşvik kredi tutarı 744.000.000 TL. olup 1998 yılı içerisinde toplam Kredi Tutarı 3.813.590.000 TL.&#8217;dır.<br />
1998 yılı içerisinde toplam plasman tutarı 4.546.676.000.000 TL, mevduat (Vadeli+Vadesiz) toplamı ise 13.086.175.000.000 TL. dır. Döviz mevduat toplamı da 10.652.787.000.000 TL.dır.<br />
Ayrıca;<br />
Göller Bölgesinde 24 saat tabii göl, 20 adet Baraj, 146 akarsu yer almaktadır. Türkiye&#8217;nin iç su ürünleri üretiminin (Kerevit, Sudak ve Sazan balığı gibi) yaklaşık %20&#8242;si bölgeden karşılanmaktadır.<br />
Ancak son 5 yıl içinde kerevitte görülen bir hastalık nedeniyle kerevit avlanması yapılmamaktadır. Yapılan klasik tarım faaliyetlerine ek olarak çiftçilerin gelirinin artırılması amacıyla, ipek böcekçiliği, arıcılık ve çiçek ziraatının il genelinde yaygınlaştırarak yerleştirilmesi için çalışmalar yapılmaktadır.</p>
<p>F.  ORMANCILIK<br />
İl Ormancılık açısından yeterli imkanlara sahiptir. Bunun yanı sıra bozuk orman alanları ve tarım yapılmayan sahalar süratle ağaçlandırılmaktadır.<br />
1998 yılı itibariyle verim durumuna göre ormanlık alanların dağılımı<br />
	Verimli Koru Ormanı			:	142.901 Ha.<br />
	Verimli Baltalık Orman		:	       691 Ha.<br />
	Verimsiz Bozuk Koru Ormanı	:	164.843 Ha.<br />
	Verimsiz Bozuk Baltalık Orman	:	 50.016 Ha.<br />
	Toplam Orman Alanı			:	358.451 Ha.</p>
<p>Isparta İlinde 1998 Yılında Üretilen Orman Ürünlerine İlişkin Cetvel :<br />
	Tomruk		:<br />
	Tel Direk		:<br />
	Maden Direk		:<br />
	Sanayi Odunu		:<br />
Kağıtlık Odun		:<br />
Li-Yonga Odun	:<br />
Yakacak Odun	:</p>
<p>	1998 Yılında Isparta İlinde Gerçekleştirilen Önemli Ormancılık Faaliyetleri :<br />
		Dikilen Fidan		:<br />
Tabii Gençleştirme	:<br />
Suni Gençleştirme	:<br />
Enerji Ormanı Tesisi	:</p>
<p>G.  MADENCİLİK<br />
	Isparta İli jeolojik yapısı itibariyle çeşitli türden maden rezervlerine sahiptir.<br />
	Merkez İlçeye bağlı Yakaören, Deregümü ve Gelincik köyleri civarında zengin POMZA yatakları mevcuttur.  İlk tespitlere göre 2.000.000 ton pomza madeni rezervinin bulunduğu anlaşılan bölgede ISBAŞ A.Ş. tarafından işletilen yapı elemanları (Bimsblok) üretim tesisinde 120.000 ton pomzadan 1998 yılında değişik ebatlarda 10.120.000 adet briket üretimi gerçekleştirilmiştir.<br />
Sav kasabası civarında çimento hammaddesi olan lav (Tras), Senirce köyü civarında ise Marn ve Kalker (Kireçtaşı) ocakları bulunmaktadır.  Bu ocaklardan mevcut kapasiteleri ile bölge ihtiyacının karşılanmasından istifade edilmektedir.<br />
Yalvaç ilçesi Hisarardı, Özgüney ve Özbayat köyleri ile Ş.Karaağaç ilçesi Çarıksaraylar Murat Bağı ve yukarı dinek köyleri civarındaki Barit madenleri, Ş. Karaağaç ilçesinde kurulu bulunan Başer Maden San. A.Ş. tarafından işletilen 120.000 ton/yıl kapasiteli öğütme ve paketleme tesislerinde işlenerek yurt içi ve yurt dışı piyasalara pazarlanmaktadır. Tesislerde 1998 yılında işlenen 33.000 ton öğütülmüş Barit madeninin 36.063 tonu ihraç edilerek ülke ekonomisine 2.607.473 USD döviz kazandırılmıştır.<br />
Yalvaç ilçesi Yarıkkaya ve Yukarı Kaşıkara ile Eğirdir ilçesi Akbelenli ve Aşağı Göktere köyleri civarında maden kömürü, Fele, Bağıllı ve Pazarköy civarında demir madeni, Salur ve Belceğiz köyleri civarında krom madeni, Atabey ve Sütçüler ilçeleri civarında da mermer yatakları mevcuttur. Yukarıda belirtilen maden yataklarından sadece yalvaç ilçesi Yukarı Kaşıkara civarında bulunan maden kömürü sahaları AK-SE kömür işletmesi Ltd. Şti. tarafından işletilmekte olup, çıkartılan yıllık 15.000-20.000 ton kömür çevre il ve ilçelerin ısınma ihtiyacında kullanılmaktadır.</p>
<p>H.  ENERJİ  ÜRETİMİ<br />
Elektrik enerjisi üretimine yönelik faaliyet gösteren 4 adet Hidroelektrik Santrali bulunmaktadır. Bunlardan TEAŞ&#8217;a ait olan Kovada-I ve Kovada-II Hidroelektrik Santrallerinin işletmesi Dereboğazı Turistik Tesisleri Ticaret ve Sanayi A.Ş. tarafından yapılmaktadır. Çayköy Hidroelektrik Santralı da bir özel sektör olan Aksu Enerji A.Ş.&#8217;ne aittir.<br />
H.E. Santralleri  Enerji Üretim Durumları Aşağıda Çıkartılmıştır :<br />
Santralin Adı	1996 Üretim	1997 Üretim	1998 Üretim<br />
Kovada &#8211; I   HES<br />
Kovada &#8211; II   HES<br />
Çayköy  HES<br />
Sütçüler  HES<br />
TOPLAM			</p>
<p>1998 YILINDA Isparta iline Ulusal Elektrik Sisteminden toplam 748.386.740 Kwh enerji verilmiştir. Tüketilen elektrik enerjisi önceki yıllara göre mukayese edildiğinde:<br />
Tüketim Alanı	1996 yılı	1997 yılı	1998 yılı<br />
Sanayide<br />
Konutlarda<br />
Diğer Aboneler ve Kayıplar<br />
TOPLAM			</p>
<p>I.   SANAYİ<br />
	Eski çağlarda bez dokumacılığı ve deri işlemeciliği gibi küçük sanat dallarına bağlı olan Isparta Ekonomisi, Orta Çağda tuz, şarap, koku ve renk veren bitki ihraç eden bir şehir olarak göze çarpmaktadır. Evvelce arazisinin büyük kısmı tarıma elverişli olmayan Isparta toprağının kokulu ve tıbbi bitkileri yetiştirmeye müsait bulunduğu anlaşılınca bölgede gülcülük başlamış ve yurdumuzun yegane gülyağı ihracatı yapan bölgesi durumuna gelmiştir. Yine geçmişin basit dokumacılığı zamanla gelişerek yerini halıcılık sanayiine bırakmıştır. Bu yüzden bölgenin en büyük halı pazarı durumuna gelmesi ilin ticari hayatına canlılık kazandırmıştır.<br />
İlin merkezi ve yalvaç ilçesindeki tabakhanelerde yakın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> kadar iptidai usullerle yapılan deri ve kösele işlemeciliği son zamanlarda bir kısım tabakhane esnafının modern teknolojiye yönelmeleri, ayrıca Çıraklık ve Kalfalık Kanununun tatbiki ile kalifiye eleman sayısının artması sonucu dericilik sektörü il ekonomisi için büyük önem kazanmıştır.<br />
İlin orman yönünden zengin olması orman ürünlerine dayalı sanayiinin de gelişmesini sağlamıştır. Çok sayıda kereste, mobilya fabrikaları ve yonga levha fabrikası kurulmuştur.<br />
Eğirdir Gölü&#8217;nden avlanan Sudak balığı ile bölgeden temin edilen kerevit, ilçede kurulan tesislerde işlenip tamamen ihraç edilerek il ekonomisine olduğu kadar yurt ekonomisine de önemli bir katkı sağlamaktadır.<br />
Isparta&#8217;da gıda sanayisi de gelişme göstermektedir. İldeki un fabrikaları çevre illerden temin ettikleri buğdayları işleyerek ilin un ihtiyacını karşıladığı gibi çevre illerin ihtiyacının da büyük bölümünü karşılayacak duruma gelmişlerdir.<br />
İlde yetiştirilen yılda yaklaşık 508.820 ton elmanın muhafazası ve ihracata yönlendirilebilmesi için Eğirdir ve Gelendost ilçeleri başta olmak üzere il genelinde soğuk hava depoculuğu hizmet sektörü de gelişmiştir. Bu alanda toplam 216.765 ton depolama kapasiteli 65 adet soğuk hava deposu faaliyet göstermektedir. Elma ürününe dayalı olarak elma suyu ve konsantresi üretiminde de gelişme kaydedilmiştir.<br />
Süleyman Demirel Hava Limanının işletmeye açılması ve Organize Sanayi Bölgesi&#8217;nin kuruluşunun gerçekleştirilmesi neticesinde sanayi yatırımlarına hız kazandırılmıştır.<br />
İlde halen 1.726&#8242;sı 6 adet küçük sanayi sitesinde olmak üzere toplam 2.500 adet irili ufaklı sanayi tesisi mevcut olup, bu tesislerin çoğunluğu il merkezinde faaliyet göstermektedir.</p>
<p>SANAYİ  SEKTÖRÜYLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR<br />
a. Gıda Sanayi :<br />
Gıda sektöründe un ve unlu mamuller, meşrubat, meyve suyu ve konsantresi, karma yem, süt mamulleri ve kuruyemiş üretimine yönelik sanayi kuruluşları dikkati çekmektedir.<br />
İlde1997 yılında gerçekleştirilen başlıca üretim faaliyetlerine ait rakamlar aşağıya çıkartılmıştır. Üretilen Fleto balık ve konserve kerevit, meyve suyu ve  konsantresi, domates salçası, meyve ve sebze kurusu ile meyveli gazozlar ihracatından ülkemiz ekonomisine 21.902.000 USD döviz temin edilmiştir.<br />
Buğday unu			:<br />
Gazlı Meşrubat		:<br />
Meyve Suyu Konsantresi	:<br />
Biber-Domates Salçası	:<br />
Meyveli İçecekler		:<br />
Fleto balık-Kerevit		:<br />
Karma Yem			:<br />
Süt Mamulleri			:</p>
<p>b. Kozmetik Sanayi :<br />
İlde Gülyağı üretimine yönelik gül yetiştiriciliğinin yaygın olması nedeniyle, bu sektörde ince gülyağı, katı gülyağı (gül konkreti), gülsuyu ve gülden mamul krem, losyon ve şampuan üretimi önem kazanmıştır.<br />
Sektörde 1998 yılında gerçekleştirilen fiili üretime ait rakamlar aşağıya çıkartılmıştır. Ülkemizin yegane gül kozmetikleri üreticisi ve ihracatçısı durumunda bulunan ilimizden, bu ürünlerin ihracatından 4.939.650 USD döviz elde edilmiştir.<br />
İnce Gülyağı			:<br />
Gül Konkreti			:<br />
Gülsuyu Konsantresi		:<br />
Biberiye Yağı			:<br />
Biberiye Konsantresi		:<br />
Ardıç Yağı			:<br />
Tütün Konkreti		:<br />
Günlük Yağı			:<br />
Günlük Konkreti		:</p>
<p>c.  Tekstil Sanayi :<br />
Isparta Tekstil Sanayi, el halısı ve makine halısı dokumacılığı ile bu alanda tüketilen yün ve pamuk ipliği imalatı olarak ağırlık kazanmışken son yıllarda sektörde kumaş ve trikotaj ipliği, sentetik iplik, dokuma, penye örgü, konfeksiyon yan sanayi ve konfeksiyon imalatı olarak gelişme göstermektedir.<br />
1998 yılı itibariyle ilimizde tekstil sektöründe,  irili ufaklı 70 fabrika üretim yapmaktadır. Yatırımı devam eden sanayi kuruluşlarının tekstil sektörü ağırlıklı olduğu gözlenmektedir.<br />
El halısı dokumacılığı 1958-1975 yılları arasında hızlı bir gelişme göstermesine karşılık günümüzde Isparta halısı küçük yerleşim birimlerinde halkın zorunlu ihtiyaçlarını temin amacıyla dokunmaktadır. 1972 yılında maksimum seviyeye çıkarak 43.400 tezgahta 93.700 çalışanı ile üretim 2.000.000 m2&#8242;ye ulaşmış ancak maliyet artışları ile kullanılan iplerdeki kalitenin düşmesinin yanı sıra tüketicinin makine halısına yönelmesinin de etkisiyle zaman içinde el halısı dokuması cazibesini kaybetmiş ve günümüzde 15.000-20.000 tezgahta 400.000 &#8211; 500.000 m2 seviyesine düşülmüştür.<br />
Tekstil sektöründe 1998 yılı içinde ilimizden pamuk ipliği, trikotaj ve akrilik örgü ipliği, el halısı ile konfeksiyon ihracatından 17.100.000 USD döviz temin edilmiştir.<br />
İlde 1998 yılında Tekstil Sektöründeki üretim miktarları aşağıya çıkartılmıştır.<br />
Pamuk ipliği		:<br />
Yün Halı ipliği	:<br />
Kumaş ve Trikotaj ip.:<br />
Sentetik iplik		:<br />
El dokusu yün halı	:<br />
Battaniye		:<br />
Makine halısı		:<br />
Dokuma		:<br />
Penye örgü		:<br />
Çözgü-Haşıl		:<br />
Çorap			:<br />
İç giyim		:<br />
Konfeksiyon		:<br />
Biye kurdele		:<br />
Saten kurdele		:<br />
Kemer astarı		:<br />
Kotex şerit bant	:<br />
Kumaş boyama	:</p>
<p>d. Orman Ürünleri İşleme Sanayi :<br />
Isparta ilinin  ormanlık alanlar bakımından zengin olması, orman ürünleri işleme sanayisini ağırlıklı sektör durumuna getirmiştir. Yapılan hesaplamalara göre bu sektörde irili ufaklı 190 firma faaliyet göstermekte ve yılda 170.000 m3 kereste işleme kapasitesine sahip bulunmaktadır. Sektörde kereste imalinin yanı sıra Yonga-levha (Sunta), mobilya, dekorasyon ve ahşap doğrama imali sektörün ağırlıklı alt gruplarını oluşturmaktadır.<br />
1998 yılında ilde üretilen orman ürünleri aşağıda belirtildiği şekilde gerçekleşmiş olup, yonga-levha, melamin kaplı yonga-levha ve tüfek dipçiği ihracatından toplam 3.177.000 USD döviz temin edilmiştir.<br />
Yonga &#8211; Levha			:<br />
Melamin kaplı yonga &#8211; levha		:<br />
Kereste				:<br />
Prese kapı &#8211; kasa			:<br />
Yapıştırıcılı katkılı madde		:<br />
Tüfek dipçiği				:</p>
<p>e.  Maden ve Mermer İşleme Sanayi :<br />
 Sektörde ağırlıklı olarak üretim faaliyetlerini, 1 Çimento Fabrikası, 6 Mermer İşleme Tesisi, Barit, Maden Kömürü, Pomza Madeni İşletmeciliği ile alt ve üst yapı elemanları ve kanalet imalatı oluşturmaktadır.<br />
1998 yılında sektörün üretim değerleri aşağıda çıkartılmış olup, yurt dışına öğütülmüş barit,klinker, mermer fayansı ve plaka mermer ihracatından 7.700.000 USD döviz temin edilmiştir.<br />
Çimento			:<br />
Hazır Beton			:<br />
Bims Blok (Briket)		:<br />
Öğütülmüş Barit		:<br />
Beton Kanalet			:<br />
Alt ve Üst Yapı Elemanı	:<br />
Prefabrik Yapı Elemanı	:<br />
Yer Karosu			:<br />
Maden Kömürü		:<br />
Mermer Fayansı		:<br />
Plaka Mermer			:</p>
<p>f.  Tarım Aletleri, makine İmalatı ve Metal İşleme Sanayii :<br />
Sektördeki küçük ve orta ölçekli işletmelerde çelik hasır, tarım römorku, pulvarizatör, rotovatör, kalorifer kazanı, termosifon, tel çivi, akaryakıt pompası, asansör imalat ve montajı çelik konstrüksiyon imalatı dikkati çekmektedir.</p>
<p>g.  Deri İşleme Sanayii :<br />
Dericilik sektöründeki faaliyetler; İl Merkezinde 65, Yalvaç İlçesinde 90 civarında esnafın faaliyet gösterdiği 2 adet tabakhanede geleneksel usullerle sürdürülmekte olup, son yıllarda bir kısım esnafın modern makine ve teçhizat kullanımının yaygınlaştığı ve ham derilerin boyanmak suretiyle yarı mamul ve konfeksiyon olarak pazarlandığı gözlemlenmektedir.<br />
Tabakhanelerin zaman içinde yerleşim merkezleri içerisinde kalması nedeniyle sektöre gelişme imkanı yaratmak için İl Merkezi ve Yalvaç İlçesinde 2 adet Organize Deri Sanayi Bölgesi kurulması Sanayi ve ticaret Bakanlığı&#8217;nın Yatırım Programı&#8217;na alınmıştır.<br />
İl Merkezinde 60 hektar arazi üzerinde kurulması kararlaştırılan Deri Organize sanayi Bölgesi arazi kamulaştırılmasına başlanılmıştır. Yalvaç ilçesinde 100 hektar arazide kurulacak olan Deri Organize Sanayi bölgesi ise ÇED raporu onay aşamasındadır. Ayrıca Yalvaç ilçesinde 100 işyerlik Deri Küçük Sanayi Sitesi kuruluş çalışmaları sürdürülmektedir.<br />
İl Merkezindeki Tabakhanede yılda 500 ton gön-kösele, 1.000.000 adet küçükbaş hayvan derisi işlenmekte, Yalvaç tabakhanesinde ise 4.000 ton deri ve kösele işleme kapasitesi bulunmaktadır.<br />
Sektörde 1998 yılında deri konfeksiyon ihracatından 257.780 USD döviz temin edilmiştir.<br />
h.  Müteferrik İmalat Sanayi :<br />
Yukarıda sıralanan imalat sanayi sektörleri dışında, İlde PVC Doğrama, Isı-Cam, LPG Tüpgaz Dolumu, Sentetik Boya, Optik Gözlük Camı, Plastik ve Naylon Malzeme Üretimi, Konik Bobin ve Oto Lastik Kaplama İmalat işleri yapılmaktadır.<br />
Yıl içinde gerçekleştirilen başlıca üretim çeşitleri aşağıya çıkartılmıştır.<br />
LPG Tüpgaz Dolumu		:<br />
Optik Gözlük Camı		:<br />
Sentetik Boya			:<br />
Plastik Malzeme		:<br />
Isı-Cam			:<br />
PVC Doğrama		:<br />
Konik Bobin			:<br />
KÜÇÜK SANAYİ SİTELERİ VE ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİ<br />
A.  KÜÇÜK  SANAYİ  SİTELERİ<br />
Isparta İlinde bu güne kadar İL Merkezinde 1.236, Eğirdir İlçesinde 73, Şarkikaraağaç İlçesinde 155 ve Yalvaç İlçesinde 262 işyerlik olmak üzere toplam 1.726 işyerlik 6 adet Küçük Sanayi Sitesi kurularak faaliyete geçmiştir. Bunlardan İl Merkezindeki toplam 1.236 işyerlik iki Küçük sanayi Sitesi Sanayi ve Ticaret bakanlığı kredi desteği ile, ilçelerdeki 4 adet Küçük Sanayi Sitesi ise Kooperatiflerin kendi imkanları ile inşa edilmiştir.<br />
Bakanlığımız yatırım programında bulunan Keçiborlu ve Gelendost ilçelerindeki 100&#8242;er işyerlik Küçük Sanayi Sitelerinden Keçiborlu K.S.S. %55 Bakanlık kredisi ile %35 inşaat seviyesine gelinmiştir. Gelendost K.S.S. inşaatı ise Kooperatifin kendi imkanları ile su basmanları %10&#8242;u seviyesine gelinmiştir.  Yalvaç ilçesinde 100 işyerlik Deri Küçük Sanayi Sitesi kuruluş çalışmaları ile arazinin harita ve proje çalışmalarına devam edilmektedir.<br />
B.  ORGANİZE  SANAYİ  BÖLGELERİ<br />
İlde Süleyman Demirel Organize Sanayi Bölgesi, Isparta deri Organize Sanayi bölgesi ve Yalvaç Deri Organize Sanayi Bölgesi olmak üzere 3 adet OSB kuruluş faaliyetleri sürdürülmektedir.<br />
a.  Süleyman Demirel Organize Sanayi Bölgesi :<br />
Organize Sanayi Bölgesi kuruluş çalışmalarına 30.01.1997 tarih ve 15835 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararıyla başlanılmıştır.<br />
1991 yılında İl Özel İdaresi ile Isparta Ticaret ve Sanayi Odası&#8217;nın katılımıyla müteşebbis teşekkül ettirilmiş, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı&#8217;nca 200 hektarlık alan için i1992 yılı Yatırım Programı&#8217;na alınmasına müteakip kuruluş çalışmaları hızlandırılan OSB yer seçimi 06.02.1992 tarihinde yapılarak Isparta-Burdur karayolu kavşağı Gümüşgün köyü mevkiinde seçimi yapılan arazinin kamulaştırılması yıl içinde gerçekleştirilmiş, 1993 yılında alt yapı çalışmaları başlatılan bölgenin alt yapı yatırımları 1998 yılı sonu itibariyle tamamlanmıştır.<br />
200 hektarlık alanı kapsayan bölge 85 sanayi parseline ayrılmış olup, 1998 yılı itibariyle başvuruda bulunan 68 sanayiciye arazi tahsisi yapılmıştır. Tahsisi yapılan arazinin sektörlere göre dağılımı ise Metal 4, Tekstil 32, Ahşap 15, Ambalaj 2, Kağıt 1, Plastik 2, Gıda 5, İnşaat 6 ve Lastik 1 olmak ürete toplam 68 adettir.<br />
Bölge Tekstil Sektöründe gelişmekte olup, 1998 sonu itibariyle 17 tesisin inşaatı tamamlanarak faaliyete geçirilmiştir. Bölgede halen 23 tesisin inşaatına devam edilmektedir.<br />
b. Deri Organize Sanayi Bölgeleri :<br />
29.01.1993 tarih ve 21480 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan bakanlığımız 1993 yılı Yatırım Programı&#8217;na alınmasıyla Isparta İL Merkezi ve Yalvaç ilçelerinde Deri Organize Sanayi Bölgesi kuruluş çalışmaları başlatılmıştır.<br />
Her iki bölge için 1994 yılında alternatif alanların yer tespitleri yapılmıştır.<br />
İL Merkezinde Minasın mevkiinde 60 hektarlık alanda kurulacak olan Isparta Deri Organize Sanayi Bölgesi&#8217;nin arazi kamulaştırılmaları başlatılarak 1998 yılı sonu itibariyle 85.000 m2 arazi kamulaştırılmıştır. Bölge arazisinin Hukuki sorunlarının çözümüne çalışılmıştır.<br />
Yalvaç ilçesinde 100 hektarlık alanda kurulacak olan Yalvaç Deri Organize Sanayi Bölgesi&#8217;nin ÇED. Raporu hazırlık çalışmalarına devam edilmiştir. Bu arada Yalvaç Belediyesince ilçede Karma Organize Sanayi Bölgesi ve 100 işyerlik Deri Küçük Sanayi Sitesi kuruluş çalışmaları başlatılmıştır.</p>
<p>J.  ÖZEL  SEKTÖR YATIRIMLARI<br />
İlde kuruluş çalışmaları sürdürülen 3 adet OSB.&#8217;den Isparta-Burdur yol ayrımında Gümüşgün köyü civarında 200 hektar alan üzerinde kurulmakta olan Süleyman Demirel Organize Sanayi Bölgesinde 85 sanayi parselinden 68 parsel talepte bulunan sanayicilere tahsis edilmiştir. Organize Sanayi Bölgesi alt yapı çalışmaları devam ederken 17 sanayi tesisinin inşaatı tamamlanarak işletmeye açılmış, 23 tesisin inşaatları ise devam etmektedir. Bölge bitişiğinde kurulan Süleyman Demirel Hava Alanının da tamamlanarak hava ulaşımına açılması, bölgeyi cazibe merkezi haline getirmiştir. İl içi ve diğer illerden arsa tahsis talepleri yoğunlaşmıştır. Bölgede yapılan tahsislerin tekstil ağırlıklı olduğu gözlenmektedir.<br />
İl Merkezi ve Yalvaç İlçesinde kuruluşu kararlaştırılan Deri Organize Sanayi Bölgelerinden İl Merkezindekinin arazi kamulaştırılmasına başlanmıştır. Bu bölgenin faaliyete geçmesiyle yerleşim merkezleri arasında sağlıksız koşullarda sıkışmış bulunan tabak esnafının Deri OSB.&#8217;lerde orta ve büyük ölçekli gelişme ortamı yaratılmış olacaktır.<br />
İlimizde mevcut özel sektör yatırımları ağırlıklı olarak Tekstil, Orman Ürünleri, Gıda, Kozmatik, Maden, Deri ve Çimento dallarında yoğunlaşmıştır. Yukarıda bahsedilen alt yapı çalışmalarının gerçekleşmesiyle İlimizde Tekstil (İplik, Dokuma, Konfeksiyon) Kozmetik, deri, Orman Ürünleri, Çimento Mamulleri, Meyve Suyu ve Konsantresi, Et ve Süt Ürünleri, İnşaat malzemeleri ile Su Ürünleri işlenmesine yönelik yatırımların öncelikli yatırım alanları olabileceği düşünülmektedir.</p>
<p>ISPARTA İLİNDE 25 KİŞİNİN ÜZERİNDE İSTİHDAM SAĞLAYAN<br />
SANAYİİ KURULUŞLARI</p>
<p>FİRMA ÜNVANI<br />
ÜRETİM<br />
KONUSU	FİİLİ<br />
ÜRETİM	İSTİHDAM<br />
(KİŞİ)<br />
		1997	1998	1997	1998<br />
Hediye Un Fa. İm.San.Tic.A.Ş. İl Merkezi	Buğday Unu Kepek<br />
Fruko-Tamek Meyve Su.        San. Tic. A.Ş. İl Merkezi	Meyve SuyuMeşrubat<br />
Elma &#8211; Su A. Ş. Atabey	Kons. Elma suyu Kons. Vişne suyu Domates salçası<br />
Asya Meyve Suları ve Gıda San. Tic. A.Ş. Eğirdir	Meyve suyu Kon. Meyve suyu Gazlı içecekler<br />
Pucinelli-Elmataş A.Ş. Atabey	Meyve sebze kurusu Domates-Biber Salçası<br />
Has Su Ürünleri Tic. Ltd.Şti.     İl Merkezi	Fileto Balık<br />
Er-Ku Gıda San. ve Dış Tic. Ltd.  İl Merkezi	Fileto Balık     Canlı  Kerevit<br />
Şahlanlar Gıda San. Tic. Ltd. Şti	Fileto balık Konserve Kerevit<br />
AY-SU Aydıner Su San.Tic.A.Ş. AKSU	Su şişeleme<br />
Has Yem San. ve Tic. A.Ş. Keçiborlu	Karma Yem<br />
Gülbirlik Tarım Satış Koop.Bir. İl Merkezi	İnce gülyağı       Gül konkreti Naturel gülsuyu</p>
<p>ISPARTA İLİNDE 25 KİŞİNİN ÜZERİNDE İSTİHDAM SAĞLAYAN<br />
SANAYİİ KURULUŞLARI</p>
<p>FİRMA ÜNVANI<br />
ÜRETİM<br />
KONUSU	FİİLİ<br />
ÜRETİM	İSTİHDAM<br />
(KİŞİ)<br />
		1997	1998	1997	1998<br />
Erçetin Gülyağı A.Ş.                  İl Merkezi 	İnce gülyağı       Gül konkreti<br />
Biolondes Gül San.Tic.A.Ş.        İl Merkezi	İnce gülyağı       Gül konkreti<br />
Gürkan Halı ve Gülyağı A.Ş.      İl Merkezi	İnce gülyağı       Gül konkreti<br />
Orma A.Ş. İl Merkezi	Yonga Levha Melamin kaplı yonga levha				</p>
<p>Robertet Gülyağı ve Itriyat San.Ltd.Şti. Keçiborlu	İnce gülyağı       Gül konkreti   Tütün konkreti    Gülsuyu kons.  Biberiye yağı-posa  Kons. Biberiye  Artıç yağı        Günlük yağı-konk.<br />
Adım Yapı Ürün. Tic.San. A.Ş.   İl Merkezi	Yapıştırıcı katkı maddesi<br />
Sakarya Kerestecilik San.Tic.A.Ş. İl Merkezi	Kereste<br />
Çağlar İnşaat ve Tic.A.Ş.           İl Merkezi	Kereste<br />
Akdeniz Kereste Sanayi       Hasan Hilal &#8211; İl Merkezi	Kereste<br />
Yükselen Kereste  San.Tic.A.Ş.	Kereste<br />
Antın Kereste Tic.San.Ltd.Şti.   İl Merkezi	Kereste<br />
Alaaddin Özdemir Orman Ür. San.veTic. A.Ş. İl Merkezi	Tüfek dipçiği  Kabza<br />
ISPARTA İLİNDE 25 KİŞİNİN ÜZERİNDE İSTİHDAM SAĞLAYAN<br />
SANAYİİ KURULUŞLARI</p>
<p>FİRMA ÜNVANI<br />
ÜRETİM<br />
KONUSU	FİİLİ<br />
ÜRETİM	İSTİHDAM<br />
(KİŞİ)<br />
		1997	1998	1997	1998<br />
Isparta mensucat San.Tic.A.Ş.   İl Merkezi	Pamuk ipliği<br />
İteks A.Ş. İl Merkezi	Pamuk ipliği      Bez dokuma<br />
Seda Tekstil San.Tic.A.Ş.      OSB &#8211; Gönen	Pamuk ipliği<br />
Erkoçlar Tekstil A.Ş.                 İl  Merkezi	Pamuk ipliği<br />
Özkoç Tekstil San.Tic.A.Ş.       İl Merkezi	Pamuk ipliği<br />
Tütüncü Tekstil Zeki Küçüktütüncü ve Ort. İl Merk.	Pamuk ipliği<br />
Tü-Teks Tütüncü Tekstil     Fethi Küçüktütüncü İl Merk.	Pamuk ipliği<br />
Çelikörs Yün ve Pamuk İplik San.Tic.A.Ş.  OSB &#8211; Gönen	Pamuk ipliği<br />
Yumak Tekstil San.Tic. A.Ş.     OSB &#8211; Gönen	Pamuk ipliği<br />
Çıraklar Tekstil ve Oto San.Tic.Ltd.Şti. OSB-Gönen	Pamuk ipliği<br />
Isparta Kamgarn Tekstil San.Tic.A.Ş.   İl Merkezi	Akrilik iplik<br />
Teksan Dülgeroğlu Tekstil  San.Tic.A.Ş.  İl Merkezi	Akrilik iplik				</p>
<p>ISPARTA İLİNDE 25 KİŞİNİN ÜZERİNDE İSTİHDAM SAĞLAYAN<br />
SANAYİİ KURULUŞLARI</p>
<p>FİRMA ÜNVANI<br />
ÜRETİM<br />
KONUSU	FİİLİ<br />
ÜRETİM	İSTİHDAM<br />
(KİŞİ)<br />
		1997	1998	1997	1998<br />
İpliksan Isparta İplik San.A.Ş.   İl Merkezi	Akrilik örgü ipliği<br />
Isparta Kardelen Dülgeroğlu Tekstil San.Tic.A.Ş. İl Merk.	Battaniye          Yün halı ipliği<br />
Üç Kardeş Kamgarn Tekstil San.Tic.A.Ş.    İl Merkezi	Trikotaj ipliği<br />
Sümer Halı A.Ş. Isparta Halı Fb.       İl Merkezi	Yün halı ipliği Pamuk ipliği        El  halısı<br />
Çam Halı İm. İhracat San.Tic.A.Ş.   İl Merkezi	Yün halı ipliği    Yün elyaf boy.    Yün yıkama<br />
Çelikörs Yün ve Pamuk İplik San.Tic.A.Ş.    İl Merkezi	Yün halı ipliği<br />
Üç Kardeş Teks. San.Tic.A.Ş.   İl Merkezi	Yün halı ipliği<br />
Yorgancıoğlu Tekstil San.Tic.Ltd.Şti. OSB &#8211; Gönen	Yün halı ipliği Makine halısı<br />
Yünteks Tekstil San.Tic. Ltd.Şti. OSB &#8211; Gönen	Yün ve sent. İplik<br />
Sema Makine Halıları İm.ve Alım Satımı A.Ş.   Atabey	Kamgarn iplik Makine halısı<br />
Diriteks Diriliş Tekstil San.Tic.A.Ş.  OSB &#8211; Gönen	Akrilik battaniye<br />
Kotex Konfeksiyon ve Tekstil San.ve Tic.A.Ş.   İl Merkezi	Sentetik iplik    Yapışkan bant Saten kurdela				</p>
<p>ISPARTA İLİNDE 25 KİŞİNİN ÜZERİNDE İSTİHDAM SAĞLAYAN<br />
SANAYİİ KURULUŞLARI</p>
<p>FİRMA ÜNVANI<br />
ÜRETİM<br />
KONUSU	FİİLİ<br />
ÜRETİM	İSTİHDAM<br />
(KİŞİ)<br />
		1997	1998	1997	1998<br />
Kotex Tekno Polimeri İplik San.Tic.A.Ş.  İl Merkezi	Sentetik iplik    Biye Kurdele,   Plise                 Saten Kurdela<br />
Koteks_san Konfeksiyon San.Tic.A.Ş.  İl Merkezi	Kemer Astarı    Pantolon cebi, Biye<br />
Kimo Tekstil Konfeksiyon San.Tic.A.Ş.    Gönen	Bayan dış giyim<br />
Konfek Isparta Konfeksiyon San.Tic.Ltd. Şti.  İl Merkezi	Bayan dış giyim<br />
Detay Isparta Konfeksiyon San. Tic.Ltd. Ştd.   İl Merkezi	Bayan dış gilim<br />
Mekik Isparta Konf. San.Tic.A.Ş.    İl Merkezi	Bayan dış giyim<br />
Optik Isparta Konf. San.Tic.Ltd.Şti.   İl Merkezi	Bayan dış giyim<br />
Diteks-Dilek Tekstil San.Tic.Ltd.Şti.  OSB &#8211; Gönen	Likra gömlek<br />
Selçuk Teks. Boya İplik  Ent.Tes.Ltd.Şti.  OSB &#8211; Gönen	Kumaş boyama<br />
Senpas Senirkentliler Tekstil Paz.Tic.A.Ş.   Senirkent	Atlet, slip, tişört Pijama takımı<br />
Cobra Teks. San.Tic. A.Ş.         İl Merkezi	Penye Tişört   Eşofman         Çanta				</p>
<p>ISPARTA İLİNDE 25 KİŞİNİN ÜZERİNDE İSTİHDAM SAĞLAYAN<br />
SANAYİİ KURULUŞLARI</p>
<p>FİRMA ÜNVANI<br />
ÜRETİM<br />
KONUSU	FİİLİ<br />
ÜRETİM	İSTİHDAM<br />
(KİŞİ)<br />
		1997	1998	1997	1998<br />
Kaçıkoçlar El Halıları Tekstil San. Tic. A.Ş.  İl Merkezi	Pamuk ipliği      Yün halı ipliği<br />
Özler Deri Giyim İml. Paz. Tic. Ltd. Şti.   İl Merkezi	Deri Konfeksiyon<br />
Göltaş Göller bölgesi Çimento San.Tic.A.Ş. İl Merkezi	Çimento          Hazır Beton<br />
ISBAŞ A.Ş.    İl Merkezi	Bimsblok<br />
Başer Maden San.A.Ş.   Ş.Karaağaç	Öğütülmüş Barit<br />
Aras İnşaat A.Ş.  Kuleönü	Beton Kanalet  Prefabrik Yapı Ele.<br />
Betaş &#8211; Ayhan Gürsü ve Ort.     İl Merkezi	Prefabrik Yapı El. Alt ve Üst Yapı El.<br />
Modülmer &#8211; Modül Mermer San.Tic.A.Ş.   İl Merkezi	Mermer Fayans Plaka Mermer<br />
Metamar Mermer Granit  San.Tic.A.Ş.  İl Merkezi	Mermer Fayans<br />
Ayes Akdeniz Yapı Elemanları San.Tic.A.Ş.     Atabey	Çelik Hasır<br />
Is-Cam Isparta Cam San.Tic.A.Ş İl Merkezi	Isı-Cam            PVC Doğrama				</p>
<p>ISPARTA İLİNDE 25 KİŞİNİN ÜZERİNDE İSTİHDAM SAĞLAYAN<br />
SANAYİİ KURULUŞLARI</p>
<p>FİRMA ÜNVANI<br />
ÜRETİM<br />
KONUSU	FİİLİ<br />
ÜRETİM	İSTİHDAM<br />
(KİŞİ)<br />
		1997	1998	1997	1998<br />
Lipet A.Ş. Dolum Tesisi  Gümüşgün	LPG Tüpgaz Dolumu<br />
Isparta Optik San.Tic.      Hüseyin Yiğit   İl Merkezi	Optik Gözlük Camı<br />
Kale-Kim Kimyevi Madde San.Tic.A.Ş.   OSB &#8211; Gönen	Fayans yapıştırıcı<br />
Nuh Çimento A.Ş.                OSB &#8211; Gönen	Gaz Beton<br />
Trakya Cam San. Isparta Sercam Merkezi   İl Merkezi	Seracamı kesimi<br />
Seva Ayakkabı ve Yan Sanayi İmalat Tic.A.Ş.   İl Merkezi	Ayakkabı				</p>
<p>K.  İŞ  PİYASA  DENETİMLERİ<br />
a. Standart Denetimleri<br />
1998 yılı içerisinde standart ve TSE marka denetimlerine devam edilmiştir.  İmalat ve satış safhasında olmak üzere 121 işyerinde 582 mamul üzerinde standart ve ambalaj etiket denetimi 45 işyerinde 517 adet LPG tüpgaz, 1.165 adet yangın söndürücü ve 396 adet basınçlı gaz tüpü denetimi yapılarak Bakanlığımız tebliğlerine uyum sağlanmıştır.<br />
Araç projeleri ile ilgili olarak ilimizde mevcut Bakanlığımızdan yetki belgeli 4 adet Makine Mühendisine tanzim edilen 500 adet münferit araç tadilat projesiyle 34  adet karayolu uygunluk belgesi Müdürlüğümüzce A.İ.T.M. (Araçların İmal, Tadil ve Montaj) Yönetmeliği çerçevesinde tetkik ve tasdik edilmiştir.<br />
b. Tüketicinin Korunması Faaliyetleri<br />
4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun çerçevesinde tüketiciler ile satıcılar arasında meydana gelen ve promosyonlar, ayıplı mal ve hizmetler, taksitli kampanyalı kapıdan satışlar konularındaki uyuşmazlıklar nedeni ile Müdürlüğümüze 203 adet başvuru yapılmış, bunlardan 16 adet başvuru Müdürlüğümüz imkanları ile tüketiciler lehine sonuçlandırılmış, 188 başvuru hakem heyetinin 15 toplantısında görüşülerek karara bağlanıp ilgilileri ile yazışmaları yapılmıştır.<br />
4077 sayılı Kanun gereğince belediyelerin kontrol ve denetimine verilen perakende satışa arz edilen mallar üzerine konulacak etiket ve hizmet tarifeleri ile ilgili ilimizde 50 belediyece yapılan denetim sonuçları 3&#8242;er aylık dönemler halinde Bakanlığa intikal ettirilmiştir.<br />
ç. Ölçü Aletleri Muayene ve Denetimi<br />
Müdürlüğümüz Ölçüler ve Kalite Kontrol Şube Müdürlüğü ile faaliyet alanımızda bulunan Isparta ve Yalvaç Grup Merkezi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belediye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belediye">Belediye</a> Ölçüler ve Ayar Memurluklarının ölçü aletleriyle ilgili muayene ve denetim faaliyetlerine 1998 yılında da devam edilmiş, yıl içerisinde toplam 49.370 adet ölçü ve ölçü aleti muayeneleri yapılarak, damgaları yapılmıştır.<br />
Dönem içerisinde 334 adet <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilk/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilk">ilk</a> muayene, 49.906 adet periyodik muayene, 16 işyerindeki 103 ölçü ve tartı aleti üzerinde ani muayene,2.027 adet elektrik ve su sayacı üzerinde de şikayetli muayene yapılmıştır.<br />
Müdürlüğümüzce 1998 yılında yapılan periyodik ve ani muayeneler neticesinde 3516 sayılı Kanunun 14. maddesi hükümlerine aykırı ölçü aleti kullanan 4 işyeri sahibi hakkında idari para cezası uygulanmıştır.</p>
<p>L.  İHRACAT  İŞLEMLERİ<br />
	Isparta İlindeki Sanayi Kuruluşlarınca 1998 yılında gerçekleştirilen ihracat miktar ve değerleri ürün bazında yıllık işletme cetvelleri bilgilerine göre aşağıya çıkartılmıştır:<br />
Meyve Suyu Konsantresi<br />
Meyve Suyu<br />
Gazlı İçecekler<br />
Domates Salçası<br />
Elma Kurusu<br />
Elma Kurusu Unu<br />
Domates Kurusu<br />
Biber Kurusu<br />
Fleto Balık<br />
Canlı Kerevit<br />
Şişe Suyu<br />
İnce Gülyağı<br />
Gül Konkreti<br />
Tütün Konkreti<br />
Gülsuyu Konsantresi<br />
Biberiye Yağı<br />
Konsantre Biberiye<br />
Biberiye Posası<br />
Artıç Yağı<br />
Günlük Yağı<br />
Günlük Konkreti<br />
Öğütülmüş Barit<br />
Mermer Fayancı<br />
Plaka Mermer<br />
Yonga Helva<br />
Melamin Kaplı Yonga levha<br />
Tüfek Dipçiği, Kabza, Karabin<br />
Deri Konfeksiyon<br />
Konfeksiyon<br />
Pamuk İpliği<br />
Akrilik Örgü İpliği<br />
Yün İpi<br />
Vizon Battaniye		</p>
<p>	İşletme cetvelleri bilgilerine göre toplam 56.223.495 USD ihracatın 37.260.862 USD&#8217;ı Isparta Ticaret ve Sanayi Odasından işlem görmüştür. Gümrük Müdürlüğü verilerine göre 1998 yılında 14.791.036 USD ithalat gerçekleşmiştir.<br />
	M.   TURİZM<br />
Turistik Yöreler<br />
Isparta İli Ankara, İstanbul, İzmir gibi üç büyük ilin Antalya&#8217;ya bağlandığı İzmir, Konya, Adana, Gaziantep geçidinin sağlandığı yol üzerinde bulunduğundan ve tabii güzelliklere sahip olduğundan turizm açısından önem taşımaktadır. Gölcük ve Isparta&#8217;da yapılacak ve yapılmakta olan tesisler hizmete açıldığında Isparta turizm açısından da elverişli bir potansiyele sahip olacaktır.<br />
Öte yandan bölgedeki göller su ürünleri bakımından zengin olduğu gibi yaban ördeği ve su kuşları içinde önemli bir toplanma bölgesidir. Bu yüzden ilimiz av turizmi yönünden de önem taşımaktadır.<br />
İl Merkezindeki Tarihi ve Turistik Yöreler<br />
İl Merkezinde Ulu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cami/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cami">Cami</a>, Hacı Abdi İplikçi Camii, Firdevs Camii, Kavaklı Camii ve Bedesten <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belli">belli</a> tarihi yerlerdir. Bir krater gölü olan Gölcük ve çevresi, tarihi kestane ağaçlarıyla tanınan Ayazma ve Kirazlıdere mevkii İl Merkezinde mesire yeri olarak ilgi çekmektedir.<br />
İl Merkezinde Belediyeye bağlı Atatürk Yüzme Havuzu ve Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü&#8217;ne bağlı Davraz Tahsin Bilginer Yüzme Havuzu vardır.<br />
ATABEY<br />
İlçede tek mesirelik yer Hıdırlık&#8217;tır. İlçenin en önemli tarihi yeri &#8220;Taş Medrese&#8221; niteliğindeki Ertokuş Medresesidir.<br />
EĞİRDİR<br />
İlçenin en önemli tarihi yeri Dündarbey Medresesidir. Mesire yerleri ise Adalar, Bedir Koyu, Kervansaray Piknik Yeri ve Kovada Milli Parkıdır.<br />
GELENDOST<br />
İlçenin Akmescit ve göl kıyıları mesirelik yerlerindendir. Ayrıca ilçeye 10 km. uzaklıkta bulunan yenice köyü Kemer Mh. (Karaot mevkii) tabii bir güzelliğe sahiptir. Bu bölgede göl kaynakları ve orman bir aradadır. Her mevsimde bulunabilen balık ve diğer av kaynakları yönünden oldukça zengindir.<br />
KEÇİBORLU<br />
İlçede Senir kasabasındaki ve Burdur Gölü kıyısındaki plajlarından yararlanmakta mümkündür. Karayolunun birleştiği bir kesimde oluşa, mola turizmi açısından önemlidir.<br />
SENİRKENT<br />
İlçenin güneyinde Belediye Gazinosu, Kuyucak mesireliği, 5 km. uzaklıkta Değirmen Dere, Kaya Ağzı mesireliği görülmeye değerdir.<br />
ŞARKİKARAAĞAÇ<br />
İlçenin doğusunda 6 km. uzaklıkta KIZILDAĞ tabii güzellikleriyle bir dinlenme ve mesire yeridir. Bu alan Milli Park olarak koruma altına alınmıştır. Kızıldağ&#8217;ın yanısıra Aslandoğmuş Kaplıcası, Deregül Yenişarbademli İçmeleri, Pınar Gözü (Dünyanın en geniş Yer altı Gölü ilan edilmiştir) görülmeye değerdir.<br />
ULUBORLU<br />
İlçenin en önemli tarihi yeri asırların yıpratamadığı üç katlı Su Kemeri ve Kalesidir. İlçenin mesirelik yeri ise Fasle Pınarı, Armağan Pınarı ve Tahta Köprü olarak bilinmektedir.<br />
YALVAÇ<br />
İlçenin en önemli tarihi yeri beylikler döneminde yapılmış Devlet Han Camii&#8217;dir. Mesirelik yerleri ise Geziri Mevkii, Hisardı Köyü, Hıdırlık Tepesi ve Teavi köyüdür. Son kazılarda Psidia Kendi ortaya çıkarılmıştır. Kazılar halen sürmektedir.<br />
SÜTÇÜLER<br />
İlçenin en önemli yerleri Selçuklular zamanından günümüze kadar kalabilen Eferoğlu Camii&#8217;dir. Ayrıca antik Karasiler Harabeleri görülmeye değer yerlerdir. İlçenin ormanlarla kaplı olması dinlenmek için elverişlidir.<br />
TURİZM POTANSİYELİ<br />
İlimizde yukarıda belirtilen yerler nedeniyle önemli bir turizm potansiyeline sahip olmakla beraber hali hazırda Doğu Akdeniz ve Ege Bölgesi&#8217;nden Anadolu&#8217;ya, Anadolu&#8217;dan bu bölgelerimize geçiş yapan yerli ve yabancı turistler için transit turizm merkezi durumunda çok kısa sürelerle olmaktadır.<br />
1998 yılında gelen yerli ve yabancı turist sayısı:<br />
Yerli Turist Sayısı		:	65.208 kişi<br />
Yabancı Turist Sayısı		:	 7.574 kişi<br />
Toplam Turist Sayısı		:	72.782 kişi</p>
<p>KONAKLAMA TESİSLERİ<br />
Isparta Merkezi ve İlçelerinde bulunan Turizm Bakanlığı İşletme Belgeli ve Belediye Belgeli konaklama tesisleri şunlardır.<br />
ISPARTA İL MERKEZİNDE BULUNAN OTELLER<br />
a. Turizm Bakanlığı&#8217;ndan İşletme Belgeli Oteller<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
B. Isparta Oteli	***	63	126	Kaymakkapı meydanı	232 44 22 (4 hat)<br />
Artan Oteli	***	36	71	PTT Sarayı Arkası	232 57 00<br />
Bolat Oteli	**	60	118	S.Demirel Bulvarı	223 90 01</p>
<p>b. Turizm Bakanlığı&#8217;ndan Yatırım Belgeli Tesisler<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
Dos-Pet Ltd. Şti.	**	36	72	Antalya Yolu	218 18 20<br />
Isparta Davraz	Oberj<	10	20	Davraz Dağı	264 20 20</p>
<p>c. Belediyeden Belgeli Tesisler<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
Erkoç Oteli	Lüx	20	36	Isparta	212 19 19<br />
Bayram Oteli	Lüx	28	56	Isparta	218 14 80<br />
Selçuk Oteli	Lüx	36	80	Isparta	218 47 24<br />
Güleş Oteli	Lüx	41	70	Isparta	218 29 49<br />
Gülistan Oteli	Lüx	42	92	Isparta	218 40 85<br />
King Oteli	Lüx	35	65	Isparta	218 21 23<br />
Yatbay Oteli	I. Sınıf	41	70	Isparta	218 12 88<br />
Ufuk Oteli	I. Sınıf	27	42	Isparta	223 58 85<br />
Pamuk Oteli	I. Sınıf	23	43	Isparta	218 25 03<br />
Site Oteli	I. Sınıf	41	70	Isparta	218 98 12<br />
Kalem Oteli	I. Sınıf	12	26	Isparta	218 23 63<br />
Şehir Oteli	II. Sınıf	14	27	Isparta	212 18 12<br />
Akdeniz Oteli	II. Sınıf	11	22	Isparta	218 35 66<br />
Polat Oteli	II. Sınıf	17	37	Isparta	218 15 45<br />
Yeni Şafak Oteli	II. Sınıf	18	46	Isparta	218 18 63<br />
Billur Oteli	II. Sınıf	13	36	Isparta	218 34 30<br />
Şark Oteli	II. Sınıf	14	35	Isparta	218 52 83</p>
<p>d. Turizm Bakanlığı&#8217;ndan Deneme İşletme Belgeli Olan Oteller<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
Akkoç Oteli	**	26	46	Mimar Sinan Cd. No: 34 Isparta	232 58 12</p>
<p>	AKSU İLÇESİNDE BULUNAN OTELLER<br />
	a. Belediye Belgeli Konaklama Tesisleri<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
Belediye Oteli	Otel	10	23	Pazarcık Mah.	</p>
<p>	EĞİRDİR İLÇESİNDE BULUNAN OTELLER<br />
	a. Turizm Bakanlığı&#8217;ndan İşletme Belgeli Tesisler<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
Eğirdir Oteli	**	54	108	Çarşı / Eğirdir	312 32 91</p>
<p>	b. Turizm Bakanlığı&#8217;ndan Yatırım Belgeli Tesisler<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
Atabey Oteli	*	20	24	Yeşilada / Eğirdir	311 42 47</p>
<p>c. Belediye  Belgeli Konaklama Tesisleri<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
Eğirdir Tur Otel	Lüx	39	76	1.Sahil yolu, No:82	312 37 00<br />
Apostel Otel	Lüx	27	60	Cami mh. Ant.Yolu,No:7<br />
Otel Ünal	Lüx	16	35	1.Sahil Yolu No:20	311 40 51<br />
Sinan Oteli	Lüx	123	22	Cami mh. No.9	312 30 07<br />
Mavi Otel	1. Sınıf	34	72	Eğirdir	311 50 81<br />
Cankoru oteli	1. Sınıf	13	27	Cami mh. No:7	311 40 45<br />
Otel Barla	2. Sınıf	113	22	Cami mh. 26. Sok.No:1	311 27 02<br />
Ankara Oteli	2. Sınıf	5	13	Eğirdir	311 43 70<br />
Otel Dereli	2. Sınıf	10	20	Cami mh. No:1	</p>
<p>d.  Belediye Belgeli Pansiyonlar<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX</p>
<p>OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX</p>
<p>	GELENDOST İLÇESİNDE BULUNAN OTELLER<br />
	a. Belediyeden  İşletme Belgeli Tesisler<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
 Otel	1. Sınıf	6	15		</p>
<p>KEÇİBORLU İLÇESİNDE BULUNAN OTELLER<br />
	a. Belediyeden  İşletme Belgeli Tesisler<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
 Belediye Oteli	3. Sınıf	5	15	Orta Mh. Atatürk Cad.<br />
Arıkan Oteli	3. Sınıf	7	17	Yukarı Mh. Atatürk Cd.	</p>
<p>SENİRKENT İLÇESİNDE BULUNAN OTELLER<br />
	a. Belediyeden  İşletme Belgeli Tesisler<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
  Belediye Oteli	2. Sınıf	12	24<br />
Keskin Kardeşler	2. Sınıf	5	10<br />
B.Kabaca Belediye	2. Sınıf	10	25	Sultan Süleyman mh.	</p>
<p>ŞARKİKARAAĞAÇ İLÇESİNDE BULUNAN OTELLER<br />
	a. Belediyeden  İşletme Belgeli Tesisler<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
  BÜYÜK Ş.K. Ot.	Lüx	32	75	Çarşı içi	411 43 85<br />
Otel Rüya	3.Sınıf	11	27	Çarşı içi	411 41 89</p>
<p>ULUBORLU İLÇESİNDE BULUNAN OTELLER<br />
	a. Belediyeden  İşletme Belgeli Tesisler<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
  Uluborlu Oteli		6	25	Cumhuriyet Meydanı	</p>
<p>YALVAÇ  İLÇESİNDE BULUNAN OTELLER<br />
	a. Turizm Bakanlığından Belgeli Tesisler<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
Yalvaç Oteli	***	48	100	İtfaiye Garajı	441 56 48<br />
Oba Oteli	**	20	40	Hastane Caddesi	441 29 37</p>
<p>	a. Belediyeden Belgeli Tesisler<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
Belde Oteli	2. Sınıf	16	45	Çınar Bulvarı	411 29 37<br />
Ateş Palas Oteli	3. Sınıf	8	18	Çarşı içi	411 42 88</p>
<p>ATABEY  İLÇESİNDE BULUNAN OTELLER<br />
	a. Belediyeden Belgeli Tesisler<br />
OTELİN ADI	SINIFI	ODA SAYISI	YATAK SAYISI	ADRESİ	TEL&#038;FAX<br />
Belediye Oteli	Lüx	26	49	Cumhuriyet Meydanı	271 31 31</p>
<p>ISPARTA İLİNDE DÜZENLENEN ÖZEL KUTLAMA GÜNLERİ<br />
KUTLAMANIN ADI	YAPILDIĞI<br />
 YER	İLK BAŞLA.<br />
 YIL	KUTLAMA<br />
TARİHİ<br />
Atatürk&#8217;ün Isparta&#8217;ya Gelişi	Isparta	1930	6 Mart<br />
Antiocheia Kültür ve Sanat Festivali	Yalvaç	1983	23-25 mayıs<br />
Gönen Yunus Emre Dergahı Aşure Ş	Gönen	1994	10 Haziran<br />
Kızıldağ Helva Bayramı	Ş.Karaağaç	-	Haziran içinde<br />
Körküler Kardeşlik ve Sevgi Festivali	Yalvaç	1994	1 Temmuz<br />
Kiraz Festivali ve Yağlı Peh.Güreşi	Uluborlu	M.Ö.153-1968	Temmuz ilk hafta<br />
Duz Pekmezi Festivali	Sütçüler	1987	5-6 Temmuz<br />
Aksu Anamas Yörük ve Türmen Şenl.	Aksu	1998	8 Temmuz<br />
Yeniköy Karpuz Festivali	Ş.Karaağaç	1998	25 Temmuz<br />
Veli Baba Sultanı Anma ve Pilav Fest	Uluiğbey	1970	Ağustos ayı 1.Cmts.<br />
Ardıçlı Köyü Yörük Türkmen Şenliği	Keçiborlu	1996	Ağustos son Pazar<br />
Miryakefelon Zaferi	Gelendost	1974	17 Eylül<br />
Su Gözü Festivali	Yalvaç	1950	30 Ekim<br />
Gümüşgün Yunus Emre Dergahı Aşure	Keçiborlu	1994	</p>
<p>1998 YILINDA İLİMİZDEN YURT DIŞINA TURİZM AMACIYLA GİDENLERİN           SAYISI VE HANGİ ÜLKELERE GİTTİKLERİ<br />
ÜLKELER	SAYISI	ÜLKELER	SAYISI</p>
<p>TOPLAM    :</p>
<p>	N. İÇ TİCARET<br />
	a.  İl Hudutları İçinde Piyasa Faaliyetleri<br />
Geçmişte arazinin tarıma elverişli olmaması nedeniyle ilimizde geçim daha çok ziraata ve ticarete dayalı sürdürülmüştür.<br />
Günümüzde Isparta ili, Burdur kısmen de Afyon ve konya illerinin alış-veriş merkezi durumuna gelmiştir. Geniş bir kitlenin Pazar ihtiyaçlarına cevap veren ilimizde çok güçlü bir esnaf zümresi olmuştur.<br />
Isparta başta halıcılık pazarlaması olmak üzere su ürünleri gül yağı ve müstahzarlar üretim pazarlamada da tekdir.<br />
Elma ve kiraz gibi bazı meyvelerin iç ve dış pazarlaması Isparta piyasasında yapılmaktadır.<br />
b. Diğer İllerle Ticaret İlişkileri ve Mal Mübadeleleri<br />
Diğer illerde mal mübadeleleri olmaktadır. Örneğin Şeker Burdur ve Konya illelrinden, yetmeyen buğday Konya&#8217;dan diğer maddelerde değişik illerden sağlanmaktadır. Buna karşılıkta ilimizden diğer illere elma, halı, kundura ve giyim eşyası gönderilmektedir. İlimizde, haftanın belirli günlerinde kurulan Halı Pazarı yurdun çeşitli illerinden gelen alıcılar için canlı bir alışveriş ortamı yaratmaktadır.<br />
TAZE MEYVE &#8211; SEBZE HALLERİNİN FAALİYETLERİ<br />
İl merkezinde ve ilçelerinde birer adet meyve ve sebze hali bulunmakta, bunun yanı sıra haftanın belirli günlerinde açık halk pazarı kurulmaktadır.<br />
1998 yılı ortalama sebze kg. 90.000 TL. meyve fiyatları ise 125.000 TL.&#8217;dır.<br />
1998 yılı itibariyle halde satışı gerçekleşen yaş meyve miktarı 7.000 ton olup, yaş sebze miktarı 10.000 tondur. Bunların parasal değeri 1.046.142.500.000 TL.&#8217;dır. 1998 yılı içerisinde Hal Müdürlüğü&#8217;nde işlem gören ürünler ise; domates, biber, salatalık, marul, patlıcan, fasulye, ıspanak, karnabahar, patates, soğan, elma, şeftali, karpuz, kavun, çilek, kiraz, üzüm, portakal, mandalina, muz vs.&#8217;dır.<br />
1998 yılı itibariyle faaliyet gösteren komisyoncu sayısı 11&#8242;dir.<br />
FİYATLAR<br />
İl genelinde fiyatlar ülke genelinde olduğu gibi serbest piyasa ekonomisine uygun olarak arz ve talebe göre oluşmaktadır. Fiyatlar zaruri gıda maddelerinde belediyelerce saptanarak kontrolleri de Belediye Mevzuatı&#8217;na göre yapılmaktadır.</p>
<p>İL HUDUTLARI İÇİNDEKİ TİCARİ KURULUŞLARIN<br />
EKONOMİK TİCARİ TARIMSAL SOSYAL VE MESLEK FAALİYETLERİ<br />
a. Ticaret Odaları<br />
İlimizde müstakil Ticaret Odası yoktur.<br />
b. Sanayi Odaları<br />
İlimizde müstakil Sanayi Odası yoktur.<br />
c. Ticaret ve Sanayi Odaları<br />
İlimizde bir adedi merkez bir adedi de Yalvaç ilçesinde olmak üzere iki adet Ticaret ve Sanayi Odası vardır. 1998 yılı itibariyle odaların 11 meslek grubunda 2.987 kayıtlı üyesi bulunmaktadır. Bu üyelerden 880 adedi hakiki şahıs niteliğindedir.<br />
Odalar her yıl olduğu gibi 1998 yılında da iktisadi, ticari ve sanayi konularında Kanun, Tüzük, Kararname Tebliği gibi yeni çıkan mevzuatı takip ederek tüccar ve sanayicilere bunlar hakkında bilgi vermek, odaya gelen iş tekliflerini, yurt içi ve dışı ile ilgili firmanın adreslerini tüccar ve sanayicilerin menfaatine sunma ticari ve sanayi emtiaların fire nispetlerini tayin ve tespit etmek, oda üyelerine kanun ve mevzuatın gerektirdiği çeşitli belgeleri hazırlayıp vermek il hudutlarına dahil tüccarların sicil kayıtlarını yapmak tüccar ve sanayicilerin aralarındaki ihtilafların çözümünü sağlamak, imalatçıların hammadde, yardımcı madde, yedek parça ve makine gibi ihtiyaçların sağlanmasına yardımcı olmak gibi görevlerini yerine getirmiştir. Oda 1997 yılından beri Türk Standartları Enstitüsü&#8217;nün İl Temsilciliği görevini de tedviren yürütmektedir.<br />
d. Ticaret Borsası<br />
Ticaret Borsası 1996 yılında kurulmuş olup, 136 üyesi bulunmaktadır.<br />
e. Ziraat Odaları<br />
İl merkezi ve tüm ilçelerinde Ziraat Odaları mevcuttur. Bu odalar 1998 yılında da statülerindeki kayıtlı kanuni faaliyetlerini sürdürmüştür.<br />
f. İhracatçı Birlikleri<br />
İhracatçı birliği yoktur. Antalya İhracatçılar Birliği&#8217;nin Isparta Gülbirlik binasında irtibat bürosu bulunmaktadır.<br />
ODALARIN FAALİYETLERİ<br />
a. Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Odası<br />
507 sayılı Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Kanunu&#8217;na göre kurulan ve faaliyetini sürdüren 40 adet Esnaf Odası bulunmaktadır. Bu odaların bağlı bulunduğu bir adet Esnaf ve sanatkarlar Odaları birliği mevcuttur. 40 adet odaya kayıtlı 19.167 adet Esnaf ve Küçük Sanatkar bulunmaktadır. Bu odalar üyelerinin maddi ve manevi sorunlarının giderilmesi için çalışmaktadır.<br />
Isparta Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği&#8217;nin mülkiyetinde bulunan 1 Poliklinik Esnaf ve Sanatkarlara hizmet vermektedir.<br />
b. Isparta Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası<br />
Oda 3568 sayılı yasa ile kurulmuştur. Isparta Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası&#8217;nda 110 üye çalışanlar listesine kayıtlı olup, 72 üye bağımlı olarak çalışmaktadır.<br />
	YERİ	KURULUŞUN ADI	ÜYE    SAYISI	K. TARİHİ<br />
1<br />
2<br />
3<br />
4<br />
5<br />
6<br />
7<br />
8<br />
9<br />
10<br />
11<br />
12<br />
13<br />
14<br />
15<br />
16<br />
17<br />
18<br />
19<br />
20<br />
21<br />
22<br />
23<br />
24<br />
25<br />
26<br />
27<br />
28<br />
29<br />
30<br />
31<br />
32<br />
33<br />
34<br />
35<br />
36<br />
37<br />
38<br />
39<br />
40<br />
                              T O P L A M</p>
<p>ESNAF VE KÜÇÜK SANATKARLAR ODALAR BİRLİĞİ<br />
Isparta ilinde faaliyet gösteren 40 adet Esnaf Odasının bağlı olduğu ve teşekkül ettiğ i1 adet birlik bulunmaktadır.<br />
Esnaf ve Sanatkarlarca üretilen mal ve hizmetlerin ücretlerinin tespitinde, onaylanan tarifelere yapılan itirazların çözüme kavuşturulması, 507 sayılı Kanunun 125. maddesi hükümlerince İl Sanayi ve ticaret müdürlüğü Başkanlığınca toplanılan komisyonlar tarafından yapılmaktadır. Ayrıca 507 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince aynı şekilde İl Sanayi ve ticaret müdürlüğü başkanlığınca kurulan komiteler Esnaf ve Tacir ayrımını yapmaktadır.</p>
<p>KOOPERATİFÇİLİK<br />
a. Tarımsal Amaçlı Kooperatifler<br />
İlde 23 adet Tarım Kredi Kooperatifi, 11 adet Tarım Satış Kooperatifi, 6 adet Su Ürünleri ve Balıkçılık Kooperatifi, 54 adet Sulama Kooperatifi ve 51 adet Köy Kalkındırma Kooperatifi mevcuttur.<br />
b. Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri<br />
İl Merkezi ve ilçelerde toplam 11 adet Esnaf ve Sanatkarlar kredi ve Kefalet Kooperatifi faaliyet göstermektedir.<br />
Isparta Esnaf ve sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifi 1998 yılı içerisinde ortaklarına toplam 579.730.185.000 TL. kredi kullandırmıştır.<br />
c. Küçük Sanat Kooperatifi<br />
İlde 3 adet faal Küçük Sanat Kooperatifi mevcut olup kooperatifler ana statülerine göre hizmet vermektedir.<br />
d. İstihsal ve Pazarlama<br />
1998 yıl sonu itibariyle 28 adet faal İstih9sal ve pazarlama türü kooperatif mevcut bulunmaktadır.<br />
e. Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi<br />
İl ve İlçelerde 23 adet Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi faaliyet göstermektedir.<br />
f. İşyeri ve Sanayi Siteleri Yapı Kooperatifi<br />
İl ve İlçelerde Esnaf ve Sanatkarlar işyeri yapımı ve temini konusunda faaliyet gösteren 19 adet faal kooperatif mevcut bulunmaktadır.<br />
g. Yapı Kooperatifleri<br />
İl Merkezi ve ilçelerde 1998 yıl sonu itibariyle 509 adet yapı kooperatifi faaliyet göstermektedir. Bunlardan 27 adeti 1998 yılında kurularak faaliyete geçmiştir. Toplu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/konut/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Konut">Konut</a> Yasasındaki düzenlemeler sebebiyle kooperatifleşme olayı artan bir hızla devam etmektedir. Bu cümleden olarak il merkezi ve ilçelerde yeni toplu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/konut/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Konut">konut</a> alanları ihdas edilmekte ve geniş bir halk resmi kooperatifler aracılığıyla <a href="http://www.genelbilge.com/tag/konut/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Konut">konut</a> sahibi olmaktadırlar. 4.800 konutluk 2 ayrı toplu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/konut/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Konut">konut</a> projesi Isparta&#8217;da yaşayan 25 bin kişiyi ucuz ve sağlıklı konutlara kavuşturacak dev projeler arasındadır. İl genelinde toplu konuttan 7 adet kooperatif kredi talebinde bulunmuş, bunlardan bir adedine 386.750.000.000 TL. kredi verilmiştir. Bu krediden toplam 24 kişi yararlanacaktır.</p>
<p>ŞİRKETLERME FAALİYETLERİ<br />
a. Anonim Şirketler<br />
1998 yılı itibariyle 274 Anonim Şirket faaliyet göstermekte olup bunların 20 adeti 1998 yılı içerisinde kurulmuştur.</p>
<p>İL SINIRLARI İÇİNDE FAALİYET GSÖTEREN BAZI ÖNEMLİ ANO. ŞİRKETLER<br />
Pamuktaş	Pamuklu Mensucat San. Tic. A.Ş.<br />
Orma		Orman Mahsulleri İntegre San. Tic. A.Ş.<br />
Göltaş		Göller bölgesi Çimento San. Tic. A.Ş.<br />
Ayes		Akdeniz Yapı Elemanları San. Tic. A.Ş.<br />
Diriteks 	Diriliş Tekstil San. Tic. A.Ş.<br />
Gökdere	Elektrik A.Ş.<br />
Kovada	Elektrik  A.Ş.<br />
Ş. Demirel	Holding A.Ş.<br />
Has Yem	San. Tic. A.Ş.<br />
İplik San	Isparta İplik San. Tic. A.Ş.<br />
Isbaş		Isparta Bims Yapı Elem. San. Tic. A.Ş.<br />
Kotex		Konfeksiyon ve Tekstil San. Tic. A.Ş.<br />
Kimo		Tekstil Konfeksiyon San. Tic. A.Ş.<br />
Modülmer	Modül Mermer San. Tic. A.Ş.<br />
Orteks		Organize Tekstil San. Tic. A.Ş.<br />
Yemtaş	Isparta Yem Fabrikası A.Ş.<br />
Seda		Tekstil San. Tic. A.Ş.<br />
Senpaş		Senirkent Gıda tekstil Paz. A.Ş.<br />
	Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü  kayıtlarında 1998 yılı itibariyle il sınırları içinde 1.204 Limited Şirket faaliyet göstermektedir. Bunların 152 adedi 1998 yılı içerisinde kurulmuştur.<br />
SİGORTACILIK FAALİYETLERİ<br />
İlde sigorta şirketleri bulunmamakta buna karşılık bazı sigorta şirketlerinin acentelikleri faaliyet göstermektedir. Bu acenteliklerin ekseriyeti banka şubelerince üstlenilmiş bulunmaktadır.<br />
FUAR, SERGİ, PANAYIR VE PAZAR FAALİYETLERİ<br />
İl merkezinde haftanın 4 günü, yalvaç ilçesinde de haftanın 1 günü halı pazarı kurulmaktadır. Bunun dışında İl ve İlçelerde haftalık sebze ve meyve pazarları faaliyet göstermektedir.<br />
Ayrıca Eğirdir ilçemiz sınırları içinde senenin sonbahar mevsimine rastlayan ve 7 hafta süren Pınarbaşı isimli her türlü gıda maddesinin satıldığı panayır kapasitesinde bir Pazar kurulmaktadır.</p>
<p>1998 YILI IV. DÖNEM<br />
KAMU + MAHALLİ İDARE YATIRIMLARININ<br />
SEKTÖRLER İTİBARİYLE DEĞERLENDİRİLMESİ<br />
Sektör Adı	Top. Proje Sayısı	Toplam Proje	Program Yıl. Kad. Yapılan Harcama	1998 Yılı Ödeneği	IV. Dönem Harcama	Parasal Gerç. %	Fiziksel Gerç. %<br />
ULAŞTIRMA<br />
TARIM<br />
EĞİTİM<br />
SAĞLIK<br />
ENERJİ<br />
TURİZM<br />
KÜLTÜR<br />
KONUT<br />
İMALAT<br />
HABERLEŞME<br />
DİĞERLERİ<br />
TOPLAM							</p>
<p>1998 YILI IV. DÖNEM<br />
MAHALLİ İDARE YATIRIMLARININ<br />
KURULUŞLARI İTİBARİYLE DEĞERLENDİRİLMESİ<br />
Sıra No	+Kuruluşun Adı	Topl. Proje Sayısı	Toplam Proje Tutarı	Program Harcama	1998 Yılı Kad. Ödeneği	Iv. Dönem Sonu Harcama	Parasal Gerç. %	Fiziksel Gerç. %<br />
1<br />
2<br />
3<br />
4<br />
5<br />
6<br />
7<br />
8<br />
9<br />
10<br />
11<br />
12<br />
13<br />
14<br />
15<br />
16<br />
17<br />
18<br />
19<br />
20<br />
21<br />
22<br />
23<br />
24<br />
25<br />
26<br />
27<br />
28<br />
29<br />
30<br />
31<br />
32<br />
33<br />
34<br />
35<br />
36<br />
37<br />
38<br />
39<br />
40<br />
41<br />
42<br />
43<br />
44<br />
45<br />
46<br />
47<br />
48<br />
49<br />
50<br />
51<br />
TOPLAM</p>
<p>1998 YILI IV. DÖNEM<br />
KAMU KURULUŞLARI  YATIRIMLARININ<br />
KURULUŞLARI İTİBARİYLE DEĞERLENDİRİLMESİ<br />
Sıra No	+Kuruluşun Adı	Topl. Proje Sayısı	Toplam Proje Tutarı	Program Harcama	1998 Yılı Kad. Ödeneği	Iv. Dönem Sonu Harcama	Parasal Gerç. %	Fiziksel Gerç. %<br />
1<br />
2<br />
3<br />
4<br />
5<br />
6<br />
7<br />
8<br />
9<br />
10<br />
11<br />
12<br />
13<br />
14<br />
15<br />
16<br />
17<br />
18<br />
19<br />
20<br />
21<br />
22<br />
23<br />
24<br />
25<br />
26<br />
TOPLAM							</p>
<p>IV.  BÖLÜM<br />
SONUÇ<br />
	Isparta ilinde kurulu bulunan üniversite ekonomik ve sosyal açıdan oldukça önemli bir unsur olmuştur.<br />
Açılan havalimanı, ilde üretilen her malı dışarıya daha hızlı ve güvenli bir şekilde ulaştıracağından ulaşım ve ticaret sirkülasyonunu artıracağı bir gerçektir.<br />
Organize Sanayi İlin Ekonomisine ve İstihdamına büyük katkılarda bulunacaktır.<br />
Henüz gelişme sürecinde olan turizm sektörü ise göl shoping ve dağcılık turizmi yönünden umut verici olmaktadır.<br />
Ayrıca Antalya turizminin ihtiyacı olan ara malzemeyi (sanayi ve tarımsal) üretip pazarlama çalışmaları da ilin ekonomik düzeyini artırabilir.<br />
Halen ekonominin temelini oluşturan elma, kiraz ve gül başta olmak üzere tarım ve orman ürünleri de ekonomiye canlılık kazandırmaktadır.<br />
I. BÖLÜM<br />
1	Yüzölçümü	8.933 km2<br />
2	İl genel nüfusu	456.421 kişi<br />
3	İlçe adeti &#8211; Merkez İlçe Dahil	13<br />
4	Okur yazar oranı	%88<br />
5	Köy sayısı	175<br />
6	Belediye sayısı	50<br />
7	Trafiğe kayıtlı araç sayısı	60.887<br />
8	Telefon Abone Sayısı	108.803<br />
9	Toplam Otel sayısı	44<br />
I 0	Konaklama tesisi ve pansiyon	27<br />
11	Öğrenci pansiyonu	25<br />
12	Gelen turist sayısı	7,574 kişi (yabancı)<br />
I3	Ziraat Odası	1 Adet<br />
14	Ticaret ve Sanayi Odası	2 Adet<br />
15	Ticaret Borsası	1 Adet<br />
I6	Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği	1 Adet<br />
I7	Esnaf ve Sanatkarlar Odası	41  Adet<br />
18	Esnaf ve Sanat. Kredi ve Kefalet Koop.	11 Adet<br />
19	Küçük Sanatkarlar Kooperatifi	3 Adet<br />
20	Anonim Şirket1er	281 Adet<br />
21	Limitet Şirketler	1.201 Adet<br />
22	Kollektif Şirketler	13 Adet<br />
23	Komandit Şirketler	2 Adet<br />
24	Yapı Kooperatifi	554 Adet<br />
25	Sulama Kooperatifi	40 Adet<br />
26	Tüketim Kooperatifi	30 Adet<br />
27	Kalkınma Kooperatifi	54 Adet<br />
28	Motorlu Taşıyıcı1ar Kooperatifi	23 Adet<br />
29	Balıkçılık Su Ürünleri Kooperatifi	16 Adet<br />
30	Tarım  Satış Kooperatifi	15 Adet<br />
31	Zirai Donanım Kooperatifi	2 Adet<br />
32	Banka	53 Adet<br />
33	Hakiki Şahıs Firmaları	879 Adet<br />
34	Sağlık ocağı	83 Adet<br />
35	Il Sağ. Müd.  Kayıt. Hekim Sayısı (Pratisyen)	353 Adet<br />
36	Hastanelerdeki Hekim Sayısı	238 Adet<br />
37	Hemşire ve Ebe sayısı	1.352 Adet<br />
38	İlin Sağlık Kuru1uş1arındaki Yatak Kapasit.	2.600 Adet<br />
39	Serili yatak sayısı	1.597 Adet<br />
40	Eczane sayısı	118 Adet<br />
41	I1koğretim okulu (1998 &#8211; 1999 öğretim yılı)	315 Adet<br />
42	Lise sayısı (Meslek lisesi dahil)	79 Adet<br />
43	Yüksek oku1 &#8211; Fakü1te sayısı	24 Adet<br />
44	Yüksek okul öğrenci sayısı (98 &#8211; 99 öğr. yılı)	22.826 Adet<br />
45	İ1köğretim ve liseler Öğretmen sayısı	5.336 Adet<br />
46	Yüksek okul ve Fakü1te Öğretim görevlisi	1.073 Adet<br />
47	1998 Yılı İhracatı (Tic. ve San. Od. Verileri)	37.260.862 USD<br />
48	1998 Yılı İthalatı (Gümrük Md. Verileri)	14.791.036 USD</p>

<p class="sayac_bilgi">817 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/isparta-ilinin-baslica-sosyal-ekonomik-ve-ticari-gostergeler.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erzurum</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/erzurum.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/erzurum.html/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 15:23:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Arada]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Dile]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[Fetih]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Hemen]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Kale]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Vatana]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>
		<category><![CDATA[Yanda]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>erzurum</category>
	<category>erzurum</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=15140</guid>
		<description><![CDATA[Tarihte, kılıçla, kalkanla alınamayacak gibi görünen Erzurum Kalesi ilginç bir kale kuşatması ve esir mübadelesiyle ele geçirilir. Bu fetih şu hikayeyle süslenir: &#8221;Türkler, kaleyi önce dört yönden kuşatırlar ve bu kuşatma birkaç hafta savaşla geçer. Bu arada esirler alınır, esirler verilir. Sonra da, bir akşam karanlık bastığı sırada, kale tekfuruna elçi gönderip şöyle derler; (Kuşatmadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihte, kılıçla, kalkanla alınamayacak <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> görünen Erzurum Kalesi ilginç bir kale kuşatması ve esir mübadelesiyle ele geçirilir.<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/fetih/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Fetih">fetih</a> şu hikayeyle süslenir: &#8221;Türkler, kaleyi önce dört yönden kuşatırlar ve bu kuşatma birkaç hafta savaşla geçer. Bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arada">arada</a> esirler alınır, esirler verilir. Sonra da, bir akşam karanlık bastığı sırada, kale tekfuruna elçi gönderip şöyle derler; (Kuşatmadan vazgeçtik. Hemen gideceğiz. Elimizde kırk kadar esir var. Bir anlaşma yapalım. Biz size esirleri teslim edeceğiz. Siz de bizimkileri bırakın). Bu haber, kalede sıkışıp kalan Bizanslıları çok sevindirir. Hemen Türk esirlerinin zincirlerini çözer, kale kapısı önüne çıkarırlar. Türkler de, kırk yiğit seçer, bunları esir kılığına sokarak, alaca karanlıkta kaleye sokarlar ve burayı fethederler.&#8221; Erzurum Kalesi&#8217;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/nin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nin">nin</a> güneyinde bugün bir Saat Kulesi, kulenin önünde de &#8221;Kırklar Türbesi&#8221; adıyla anılan küçük, sade bir yapı bulunmaktadır&#8230;<br />
Türk Tarihine Tepeden Bakan Şehir<br />
Erzurum, Anadolu&#8217;da bir zirvedir. Türk tarihine, Türk coğrafyasına 1945 metre yüksekten bakar. Malazgirt zaferinin Anadolu&#8217;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">ya</a> açtığı gedikten, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> vatana giren dedelerimizin ilk fethettikleri büyük şehirlerden biri Erzurum olmuş, Selçuklu Türkleri, Doğu Anadolu&#8217;daki egemenliklerini, Erzurum Kalesi&#8217;ne diktikleri bayrakla temsil etmişlerdir.<br />
Tarihçiler, Erzurum&#8217;un 1080 yıllarına doğru, Selçuklu Sultanı Melikşah&#8217;ın komutanlarından Emir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ahmet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ahmet">Ahmet</a> tarafından fethedildiğini yazarlar.<span id="more-15140"></span><br />
Tarihçiler böyle yazarlar <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ama">ama</a>, öte yanda yüzyıllardır söylenegelen fetih destanları da Erzurum&#8217;un adsız gazilerini <a href="http://www.genelbilge.com/tag/dile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Dile">dile</a> getirir, bu fethi şu hikâyeyle süslerler:<br />
Türkler, Erzurum Kalesi önüne geldikleri zaman, bir an için atlarının dizginlerini çeker, hayran hayran kaleye bakarlar. Böylesine sağlam ve sarp bir kale görmemişlerdir:<br />
- Bu kale kılıçla, kalkanla alınmaz, derler. Çevresine bile yaklaşmak her babayiğidin harcı değildir. Böyle de olsa bir çare bulunmalı, Erzurum Kalesi fethedilmeli, burçlarına Türk Bayrağı çekilmelidir.<br />
Türkler, kaleyi, önce dört yönünden kuşatırlar. Bu kuşatma birkaç hafta savaşla geçer. Bu arada esirler alınır, esirler verilir. Sonra da, bir akşam karanlık bastığı sırada, kale tekfuruna elçi gönderip şöyle derler:<br />
- Kuşatmadan vazgeçtik. Hemen gideceğiz. Elimizde kırk kadar esir var. Bir anlaşma yapalım. Biz size esirleri teslim edeceğiz. Siz de, bizimkileri bırakın.<br />
Bu haber kalede sıkışıp kalan Bizanslıları çok sevindirir. Hemen Türk esirlerinin zincirlerini çözer, kale kapısı önüne çıkarırlar. Türkler de, kırk yiğit seçer, bunları esir kılığına sokarak, alaca karanlıkta kaleye sürerler. Bizanslılar, bunlara kale kapılarını açtıkları an, kıyamet kopar. Esir kılığındaki kırk yiğit, birer aslan kesilir, sakladıkları kılıçlarını sıyırarak kale muhafızlarının üzerine atılırlar. Göz açıp kapayıncaya kadar, kale kapısı tutulmuş, pusuda bekleyen öteki bahadırlar, bu şaşkınlık anından faydalanarak şehre girmişlerdir. Birkaç saat sonra, Erzurum Kalesi&#8217;nin en yüksek burcunda Türk bayrağı dalgalanmaktadır.<br />
Bugün Erzurum Kalesi&#8217;nin güneyinde bir Saat Kulesi, kulenin önünde de &#8220;Kırklar Türbesi&#8221; adıyla anılan küçük, sade bir yapı var. Türbe ne zaman yapılmıştır, bunu kimse bilmez ama, içerisinde Erzurum&#8217;un ilk fatihleri olan kırk yiğidin gömülü olduklarına inanırlar. Bir &#8220;Meçhul Asker&#8221; anıtı gibi, adsız kahramanlar&#8230;<br />
Erzurum&#8217;da Selçuklular devrinden kalma <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> nice anıtlar ve mimarî şaheserler vardır. Bunlardan biri de, herkesin bakmakla doyamadığı &#8220;Çifte Minareli&#8221; denilen &#8220;Hatuniye Medresesi&#8221; dir. Bu eser, Selçuklu Sultanı Birinci Alâeddin Keykubat&#8217;ın kızı Hunt Hatun tarafından 1253 yılında yaptırılmıştır. Aradan geçen yedi yüz şu kadar yıl, bu sanat şaheserini <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yer-yer/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yer Yer">yer yer</a> göçürmüş, taş işçiliğinin seçkin örneği olan büyük kapısı üstten uçmuş, kapının iki yönünde, başlıbaşına bir anıt olarak yükselen minareleri, yarıya kadar yıkılmıştır.<br />
    Dadaşlar Diyarı<br />
    ERZURUM<br />
Erzurum yalnız yiğitlerin değil, efsanelerin, destanların, türkülerin, koşmaların da vatanıdır. Bir Erzurum barındaki davulun tokmağı, dadaşın gür sesi destanları dile getirirken, Erzurum&#8217;u kucaklayan yüzyıllar, efsanelerle, hikayelerle süslenir.<br />
Sendedir tarihin şerefli payı<br />
Sendedir Selçuk&#8217;un ok, gürzü, yayı<br />
Ata, sende kurdu ilk Kurultay&#8217;ı<br />
Yiğitlik sırrını bilen Erzurum&#8230;<br />
Diyor şair.<br />
Eski kitaplarda Erzurum&#8217;un adı &#8220;Erzenelrûm&#8221; dur. Söylentilere göre, Siirt&#8217;in batasındaki Erzen halkı, Selçuklular devrinde buradan alınarak, bugünkü Erzurum&#8217;un bulunduğu yerdeki küçük bir kasabaya yerleştirilmiş. Gelenler, kasabaya kendi şehirlerinin adını vermişler. Ama, iki Erzen&#8217;in karışmaması için, buraya &#8220;Anadolu Erzeni&#8221; demek olan &#8220;Erzenel &#8211; Rûm&#8221;, ötekine de &#8220;Diyarbakır Erzeni&#8221; anlamına <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> &#8220;Erzen&#8217;ül Amid&#8221; adını takmışlar.<br />
Başka bir söylentiye göre, şehrin surlarının yüksek ve sağlam oluşuyla, buraya, Anadolu&#8217;nun en yüksek <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeri">yeri</a> demek olan &#8220;Elzenel-rûm&#8221; denilmiş.<br />
Bunlar, Erzurum adı için söylenenler. Tarihçiler, Erzurum&#8217;un ilk önce, bugün Karaz denilen eski Karin şehrinde kurulduğunu, bir süre sonra bugünkü Erzurum&#8217;un bulunduğu yere taşındığını, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bizans/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bizans">Bizans</a> devrinde, adının &#8220;Teodos şehri &#8221; demek olan &#8220;Teodosyopolis&#8221; olduğunu yazarlar.<br />
       Çifte Minarelerin Hikâyesi<br />
Minarelere şöyle geriden bir bakacak olsanız, ikisinin birbirine benzemediğini, ayrı biçimlerde işlendiğini görürsünüz. Erzurum&#8217;un yaşlı nineleri de bu konuda size şu hikâyeyi anlatacaklardır:<br />
Çifte Minareleri, usta ile çırağı yapmaya başlamışlar. Usta bir minareye başlamış, çırağı ötekine. Günler geçtikçe minareler de yükselirmiş. Ne var ki, çırağın yaptığı minare, ustanın yaptığından daha güzel, daha göz alıcı olmuş. Usta bunun farkına varmış ama, ağzını açıp tek kelime söylemeyi de gururuna yedirememiş. Çırak ise, ustasını geçtiğine inanmış. O da anlayamadığı bir gurura, bir büyüklüğe kapılmış.<br />
Sıcak bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yaz">yaz</a> günü. Usta- çırak, harıl harıl minarelerini örüyorlarmış. Bir ara çırak dayanamamış, alnındaki terleri silerek, öteki minarede çalışan ustasına seslenmiş:<br />
- Usta, bana bir su getir!<br />
Bunu duyan ustanın elinden malası düşüvermiş. Gururu incinmiş, gönül kâsesi çatlamış, gözleri bulanmış:<br />
Usta idim oldum çırak,<br />
At kendini aşağı bırak!<br />
Diyerek, kendisini aşağı bırakıvermiş. Bu durumu gören çırak, işlediği kusuru o zaman anlamış, üzülmüş. Elinden malasını atmış:<br />
Çırağiken oldum üstad,<br />
Ne durursun kendini at!<br />
Diyerek, o da kendini aşağı bırakıvermiş. Her ikisi de oracıkta can vermişler.<br />
Gel gör ki, minareler yarım kalmış. O günden bugüne tamamlanmamış.<br />
Erzurum&#8217;da her anıtın bir hikâyesi, her taşın bir efsanesi anlatılır size. Bunlar susarsa, âşık Sümmanîler, Emrahlar dile gelir. Akar sular, dağlar ses verir sazlarının telinde. Aşık Veysel Şatıroğlu:<br />
Sordum Erzurum&#8217;un Dumludağına,<br />
Niçin akar gözlerimin yaşları&#8230;<br />
Palandöken denen dert ortağına<br />
Niçin akar gözlerimin yaşları?&#8230;<br />
Ben Palandökenim, hem de gaziyim,<br />
Kalem verin dertlerimi yazayım&#8230;<br />
Çalar ağlar âşıkların sazıyım,<br />
Durmaz akar gözlerimin yaşları&#8230;<br />
Diyerek konuşturur onları&#8230;<br />
Yeter ki, halden anlayan bir kalem verin onlara&#8230;<br />
Çifte Minareler<br />
Türk Tarihine Tepeden Bakan Şehir<br />
Erzurum, Anadolu&#8217;da bir zirvedir. Türk tarihine, Türk coğrafyasına 1945 metre yüksekten bakar. Malazgirt zaferinin Anadolu&#8217;ya açtığı gedikten, yeni vatana giren dedelerimizin ilk fethettikleri büyük şehirlerden biri Erzurum olmuş, Selçuklu Türkleri, Doğu Anadolu&#8217;daki egemenliklerini, Erzurum Kalesi&#8217;ne diktikleri bayrakla temsil etmişlerdir.<br />
Tarihçiler, Erzurum&#8217;un 1080 yıllarına doğru, Selçuklu Sultanı Melikşah&#8217;ın komutanlarından Emir Ahmet tarafından fethedildiğini yazarlar.<br />
Tarihçiler böyle yazarlar ama, öte yanda yüzyıllardır söylenegelen fetih destanları da Erzurum&#8217;un adsız gazilerini dile getirir, bu fethi şu hikâyeyle süslerler:<br />
Türkler, Erzurum Kalesi önüne geldikleri zaman, bir an için atlarının dizginlerini çeker, hayran hayran kaleye bakarlar. Böylesine sağlam ve sarp bir kale görmemişlerdir:<br />
- Bu kale kılıçla, kalkanla alınmaz, derler. Çevresine bile yaklaşmak her babayiğidin harcı değildir. Böyle de olsa bir çare bulunmalı, Erzurum Kalesi fethedilmeli, burçlarına Türk Bayrağı çekilmelidir.<br />
Türkler, kaleyi, önce dört yönünden kuşatırlar. Bu kuşatma birkaç hafta savaşla geçer. Bu arada esirler alınır, esirler verilir. Sonra da, bir akşam karanlık bastığı sırada, kale tekfuruna elçi gönderip şöyle derler:<br />
- Kuşatmadan vazgeçtik. Hemen gideceğiz. Elimizde kırk kadar esir var. Bir anlaşma yapalım. Biz size esirleri teslim edeceğiz. Siz de, bizimkileri bırakın.<br />
Bu haber kalede sıkışıp kalan Bizanslıları çok sevindirir. Hemen Türk esirlerinin zincirlerini çözer, kale kapısı önüne çıkarırlar. Türkler de, kırk yiğit seçer, bunları esir kılığına sokarak, alaca karanlıkta kaleye sürerler. Bizanslılar, bunlara kale kapılarını açtıkları an, kıyamet kopar. Esir kılığındaki kırk yiğit, birer aslan kesilir, sakladıkları kılıçlarını sıyırarak kale muhafızlarının üzerine atılırlar. Göz açıp kapayıncaya kadar, kale kapısı tutulmuş, pusuda bekleyen öteki bahadırlar, bu şaşkınlık anından faydalanarak şehre girmişlerdir. Birkaç saat sonra, Erzurum Kalesi&#8217;nin en yüksek burcunda Türk bayrağı dalgalanmaktadır.<br />
Bugün Erzurum Kalesi&#8217;nin güneyinde bir Saat Kulesi, kulenin önünde de &#8220;Kırklar Türbesi&#8221; adıyla anılan küçük, sade bir yapı var. Türbe ne zaman yapılmıştır, bunu kimse bilmez ama, içerisinde Erzurum&#8217;un ilk fatihleri olan kırk yiğidin gömülü olduklarına inanırlar. Bir &#8220;Meçhul Asker&#8221; anıtı gibi, adsız kahramanlar&#8230;<br />
Erzurum&#8217;da Selçuklular devrinden kalma daha nice anıtlar ve mimarî şaheserler vardır. Bunlardan biri de, herkesin bakmakla doyamadığı &#8220;Çifte Minareli&#8221; denilen &#8220;Hatuniye Medresesi&#8221; dir. Bu eser, Selçuklu Sultanı Birinci Alâeddin Keykubat&#8217;ın kızı Hunt Hatun tarafından 1253 yılında yaptırılmıştır. Aradan geçen yedi yüz şu kadar yıl, bu sanat şaheserini yer yer göçürmüş, taş işçiliğinin seçkin örneği olan büyük kapısı üstten uçmuş, kapının iki yönünde, başlıbaşına bir anıt olarak yükselen minareleri, yarıya kadar yıkılmıştır.	</p>

<p class="sayac_bilgi">199 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/erzurum.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adana Ceyhan İlçe Tanıtımı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/adana-ceyhan-ilce-tanitimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/adana-ceyhan-ilce-tanitimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 19:51:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulkadir]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Cami]]></category>
		<category><![CDATA[Cey]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhan]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Dede]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Eser]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Kare]]></category>
		<category><![CDATA[Mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan]]></category>
		<category><![CDATA[Minare]]></category>
		<category><![CDATA[Misis]]></category>
		<category><![CDATA[Muradiye]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Paralel]]></category>
		<category><![CDATA[Ulu]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>ceyhan</category>
	<category>ceyhan</category>
	<category>adana</category>
	<category>adana</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=12910</guid>
		<description><![CDATA[Ceyhan&#8217;ın kuruluşu oldukça eski olmamakla beraber, Ortaçağ&#8217; da Misis&#8217;in gelişmesi Ceyhan&#8217;ın aleyhine olmuştur. 1097&#8242;de Haçlılar’ın işgaline uğrayan Ceyhan, daha sonra sırasıyla Küçük Ermenistan Krallığı, Mısır Kölemenleri, Dulkadirli Beyliği ve Osmanlı egemenliğini yaşamıştır.Osmanlı idaresinde Cey¬han,&#8221;Yarbisi&#8221; &#8220;Yarsuvat&#8221; adlarını almıştır. Ceyhan, 1866&#8242;da Halep ve Adana vilayetleriyle Kozan, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa sancaklarının birleşmesi ile yeniden oluşturulan Halep vilayetine bağlanmıştır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/ceyhan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ceyhan">Ceyhan</a>&#8217;ın kuruluşu oldukça eski olmamakla beraber, Ortaçağ&#8217; da Misis&#8217;in gelişmesi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ceyhan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ceyhan">Ceyhan</a>&#8217;ın aleyhine olmuştur. 1097&#8242;de Haçlılar’ın işgaline uğrayan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ceyhan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ceyhan">Ceyhan</a>, daha sonra sırasıyla Küçük Ermenistan Krallığı, Mısır Kölemenleri, Dulkadirli Beyliği ve Osmanlı egemenliğini yaşamıştır.Osmanlı idaresinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cey/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cey">Cey</a>¬han,&#8221;Yarbisi&#8221; &#8220;Yarsuvat&#8221; adlarını almıştır. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ceyhan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ceyhan">Ceyhan</a>, 1866&#8242;da Halep ve Adana vilayetleriyle Kozan, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa sancaklarının birleşmesi ile yeniden oluşturulan Halep vilayetine bağlanmıştır. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ceyhan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ceyhan">Ceyhan</a>&#8217;da vakıf anıt ve eski eser olarak iki cami ve bir türbe vardır. Geniş bir meydan ortasında bulunan Ulu Cami, aynı zamanda Abdulkadir Ağa Cami ismiyle de tanınmaktadır. 1295 Hicri ( 1868 ) tarihinde muhacir Nogaylardan Abdulkadir Ağa tarafından yaptırılmış olan Ulu Cami, önce üç sıra halinde kıble duvarına paralel beşerden, on beş kubbeli tuğla bir yapı iken, 1946 yılında bu caminin ihtiyaca yetmemesi sonunda kıble yönünde genişletilerek iki sıra kubbe<span id="more-12910"></span> ilavesi ile yirmi beş kubbeli hale getirilmiştir. Sütunları birleştiren yuvarlak kemerler renkli taş şeklinde boyanarak cami içine değişik bir görünüş kazandırmıştır. Eserin 100 yıla yakın bir geçmişi vardır.<br />
Durhasan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/dede/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Dede">Dede</a> Türbesi, kare planlı küçük kargir bir bina olup, Abidin Efendi tarafından tamir etti¬rilmiştir. Durhasan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/dede/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Dede">Dede</a>&#8217;nin bir adı da &#8220;Yanyatır&#8221; dır. Bu kolu oluşturan tahtacıların piri olup, türbe bütün Alevilerin ziyaret ettiği bir yerdir. Adana Müze Kütüphanesinde Durhasan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/dede/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Dede">Dede</a> hakkında hicri 1129 Miladi ( 1717 ) ve Hicri 1132 Miladi ( 1720 ) tarihli iki belge olduğuna göre bu türbenin XVIII. yy. ilk çeyreğinde yapıldığı söylenebilir.<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/muradiye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Muradiye">Muradiye</a> mahallesindeki, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/muradiye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Muradiye">Muradiye</a> Cami&#8217;nin, cami ve minare üzerindeki kitabelerden Hicri 1328-1335         (1912 -1919) yılları arasında mahalle halkı tarafından yaptırıldığı okunmaktadır.<br />
Çukurova’nın Tepebağ&#8217;dan sonraki en büyük Höyüğü Ceyhan sınırları içindedir. Yılan kalenin güneybatısında kalan Sirkeli höyüğünde yapılan araştırmalarda buranın Hititler devrine kadar giden eski bir yerleşim merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Höyüğün kuzey ucunda ve Ceyhan nehri kıyısında büyükçe bir kaya üzerine işlenmiş olarak Hitit Krallarından Muvattali’nin&#8217;nin sakallı ve uzun elbiseli rölyefi görülmektedir.<br />
Dumlu kalesi, Ceyhan-Kırmıtlı arasında, Ceyhan ırmağının 17 km. kuzeybatısındaki Dumlu (Tumlu) köyü yakınlarında 70 m. yüksekliğinde bir tepe üzerindedir. Sağlam kalmış kalelerdendir. Kalenin çevresi 800 m.&#8217;dir. 8 burcu ve doğuya açılan bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tek">tek</a> kapısı vardır. Ovaya bakan doğu köşesinde bir gözetleme kulesi, ayrıca savunma hendekleri ve surlar bulunmaktadır. Kale içinde bazı yapı ve mahzen kalıntısı görülür. Tepenin çevresinde ise kaya mezarları ve barınaklar dikkati çeker.</p>
<p>Kurtkulağı Camisi&#8217;nin, 8 satırlık kitabe¬sinden 1601 yılında Haydar Ağa adlı bir zengin vatandaşın yaptırdığı anlaşılmaktadır.<br />
İki kubbeli bina yontma taşlarla yapılmıştır. Minaresi cümle giriş kapısı üzerindedir. Ca¬minin önünde revaklı bir avlusu vardır.<br />
Kurtkulağı Menzil Han&#8217;ı 1711 yılında Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cey¬han&#8217;ın Kurtkulağı Köyü&#8217; nün 1 km. kuzeyin¬de, eski Halep kervan yolu üzerindedir. Mimarı Mehmet Ağa&#8217; dır. Eser Selçuklu ker¬vansarayları tipindedir. Giriş kapısı doğuda olup, odaları beşik tonozla örtülüdür.<br />
Ceyhan ilçesine bağlı Kurtkulağı Köyü&#8217; nün 1 km. kadar kuzeyindeki Kazan¬kaya Kalesi&#8217;nin de yapım tarihi oldukça eskilere dayanır. Kalede Asur, Pers ve Roma iz¬lerini görmek mümkündür.</p>
<p>Çukurova Efsanelerinden Örnekler<br />
Anavarza Efsanesi<br />
Çukurova&#8217;nın kuzeydoğusunda, Savrun suyu&#8217;nun Ceyhan ırmağına kavuştuğu yerin yakınında bir kale vardır. Adına &#8220;Anvarza Kalesi&#8221; derler. Ceyhan&#8217; dan Kadirli&#8217; ye giderken, Anavarza Kalesi sağda, ovadan bitercesine birden bire yükselir. Kale yalçın bir kaya üzerindedir. Şehir kalenin eteklerine kurul¬muştur. Bugün şehir ve kale kalıntısı halen ayakta durmaktadır. Bu tarihi kalıntının güzel bir efsanesi vardır.<br />
&#8220;Vaktiyle Anavarza yiğit insanların, güzel kızların yaşadığı büyük bir şehirmiş. Kent ve kale dıştan gelecek her tehlikeye karşı koyabilecek durumdaymış. O zamanlarda şehirde yaşayan taş ustaları taştan oymalarla evleri, meydanları süsler, insana şaşkınlık verecek hayranlık uyandıracak eserleri yaratırlarmış.<br />
Gündüzleri halk, kentten çıkar, tarlada bayırda işini görür, akşam olduğunda kente geri dönermiş. Kentin dışı derin hendeklerle ve yüksek duvarlarla çevriliymiş. Kentin kapısındaki asma köprüden başka içeri girilebilecek hiçbir yer yokmuş.<br />
	Halk bu güzel kentte huzur içinde yaşarmış. Akşamları her ev kahkahayla dolarmış, ağıtlar şarkı<br />
diye söylenirmiş. Halk mutluymuş, tabi ki kentin kralı da mutluymuş, günler böyle gelir geçermiş.<br />
Anavarza Kralı&#8217;nın ( Aya sen doğma, ben doğayım ) diyen dünya güzeli bir kızı varmış. Bu kız akıllımı akıllı, güzel mi güzelmiş. Gel gör ki, günlerden bir gün işte bu kız yüzünden kentin huzuru kaçmış,<br />
	Kralın o gülen yüzü kararmış, kaşları çatılmış.<br />
 Bir gün Sis Kralının elçisi, Anavarza Kralına gelmiş<br />
-Ulu Sis Kralı adına yüce Anavarza Kralına saygılarımı sunarım, demiş, Kral :<br />
-Söyle bakalım ne diler kralın bizden ? deyince de elçi :<br />
-Kralım kızınızı oğluna ister.<br />
-Yaa, öyle mi ?<br />
-Evet yüce kralım.<br />
-<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ya">Ya</a> isteğini kabul etmezsem ?<br />
-Ulu Kralım bunu da düşünmüştür. Kızınızı oğluna vermezseniz, Krallığınıza savaş açacağını bildir¬mekle de görevli bulunuyorum.<br />
-Savaş diler demek ?<br />
-Hayır &#8230;Ama &#8230;<br />
-Sis Kralına söyle, bu işi düşünmemiz gerekir.<br />
Anavarza Kralı işte böyle demiş.<br />
Dert geldi mi üst üste gelirmiş. Sis Kralı&#8217;nın elçisi gidince bu defa Misis Kralı&#8217;nın elçisi kapıya<br />
dayanmış. Oda kızı Misis Kralı&#8217;nın oğluna istemeye gelmiş. Oda aynı istek ve tehditlerde bulunmuş.<br />
Anavarza Kralı, çok halim-selim, iyi yürekli bir insanmış. Ne yapacağına karar verememiş, dalmış kara düşüncelere. Durum çok çetin. Kızını bu krallardan hangisinin oğluna verse diğeri yine kendi halkına savaş açacak. Belki de ülkesi elden gidecek. Hiçbirine vermezse bu defa iki ülke halkı ile savaşmak zorunda kalınacak diye düşünüp durmuş.<br />
Kız babasının <a href="http://www.genelbilge.com/tag/haline/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Haline">haline</a> çok üzülmüş yürüğinden vurulmuş, babasına :<br />
-Olur mu Kral babam. Ben senin kızın değil miyim? Bana derdini niçin açmazsın? diye kahırlanmış.<br />
Kral :<br />
-Kızım, güvercin topuklu yavrum demiş.  Çok haklısın. Bilmem ki ne etsem. Sis Karalı elçi göndermiş, oğluna seni ister. Misis Kralı&#8217;da elçi göndermiş. Oda oğluna seni ister. Vermezsem, savaş<br />
açılacak, hangisin peki desem yinede olacağı bu. Ne yapmalı bilemedim demiş.<br />
Kız gülmüş :<br />
-Ondan kolay ne var ?<br />
-Şeytan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> çözemez bu düğümü kızım, demiş kral.<br />
Kız :<br />
-Hayır kral babam ; Bundan kolay bir şey yok. Dersen ki onlara, ben kızımı veririm, veririm ama, bir<br />
koşulum var. Anavarza&#8217;nın suyu az. Buraya bol suyu ilk önce kim getirirse, onun oğluna veririm kızımı.<br />
Onlara böyle söyleyin siz. Gerisine karışmayın.<br />
-Bak işte, bunu hiç düşünmemiştim. O zaman savaşsız çözeriz bu işi.<br />
-Elbette babacığım. Halkımız rahat, huzur içinde yaşıyor. Onların benim yüzümden acılara katlan¬malarını, ölmelerin istemem hiç, demiş.<br />
Böylece aradan günler geçmiş her iki kralın elçileri, Anavarza Kralı&#8217; nın kararını öğrenmek üzere Anavarza&#8217; ya gelmişler. Kral onlara kzının öğrettiğini söylemiş.<br />
-Anavarza&#8217;ya bol suyu ilk getirenin oğluna kızımı vereceğim. Kararımı krallarınıza böyle iletiniz.<br />
Elçiler bu kararı hemen kendi krallarına iletmişler.<br />
Bunun üzerine , Sis Kralı yukarıdan, Misis Kralı aşağıdan başlamışlar su yolunu yapmaya, Sis Kralı<br />
su yolunun yontma taşlardan, çok güzel, sağlam biçimde yaptırmaya uğraşırmış. Bu yüzden işi gecikir¬miş. Misis Kralı da kerpiçten yaparmış su yolunu. Bu yüzden Misis&#8217;lilerin su yolu çabuk ilerlemiş. Günler geçmiş, yollar ilerlemiş, sonunda aşağıdan Misis&#8217;lilerin su yolu görünmüş. Sis&#8217;lilerden bir haber yok. Misis&#8217;lilerin su yolunun kente yaklaşmakta olduğunu gören kızı almış bir üzüntü. Meğer içten içe yiğitliğini duyduğu Sis Kralı&#8217;nın oğlunu seviyormuş. Ona adamlar göndermiş ve ;<br />
İyiye kötüye bakma. Elini çabuk tut demiş.Ama taş yol bu. Peynir değil ki doğrana, çamur değil ki sıvana. Sonunda Misis&#8217;lilerin yolu bitmiş. Su gelmiş kentin kapısına dayanmış. Dayanmış dayanmasına ama, kız buna dayanamamış. Kaldırmış kendi¬sini kayalıklardan aşağı atmış.<br />
	Derler ki, Anavarza o günden sonra bir daha şenlik nedir bilmemiş. Kentin evlerinden neşe dolu kahkahalar yükselmemiş.</p>
<p>Adana Ağızları<br />
Geniş bir alana ve yoğun bir nüfusa sahip olan ilde tek bir ağzın varlığından söz etmek mümkün<br />
değildir. Merkezden hayli uzak ilçelerin ağızlarının farklı özellikler taşıyacağı kesindir. İdari açıdan Adana&#8217;ya bağlı bulunan, ancak komşu illere daha yakın olan bu yerleşim merkezlerinin ağızları, komşu il ağızlarından da izler taşımaktadır.<br />
İl merkezinde ise durum çok farklıdır. 1935-1950 yılları arasında Adana köylerinden, 1960’tan sonra da Doğu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/anadolu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Anadolu">Anadolu</a>, Güney Doğu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/anadolu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Anadolu">Anadolu</a> ve Orta <a href="http://www.genelbilge.com/tag/anadolu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Anadolu">Anadolu</a> Bölgelerinden Adana il merkezine göçler sonucunda il merkezi hızla büyümüş, merkeze bağlı yeni mahalleler meydana gelmiştir. Adana&#8217;nın sanayi şehri olması ile birlikte il merkezinde meydana gelen bu değişiklikler ağızda da kendisini göstermiş ve böylece il merkezinde farklı farklı ağızlar ortaya çıkmıştır. Radyo ve Televizyonun her eve girmesi, okur-yazar nüfusunun artması ise yerli ağzı hızla standart Türkçeye yöneltmiştir. Bugün il merke¬zindeki yerli ağızı kaybolmaya yüz tutmuştur. Değişik bölgelerden gelerek Adana&#8217; ya yerleşenler ise ge¬nellikle merkezden uzak hemşehri mahalleleri meydana getirerek bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arada">arada</a> oturmuşlar ve ağız özelliklerini kısmen korumuşlardır. İl merkezine yerleşenler ise yerli ağızın etkisinde kalmışlar, sonuçta da standart Türkçeye yönelmişlerdir.<br />
Ses Bilgisi Özellikleri<br />
	Ünlüler e (kapalı e: e ile i arasında ses}:<br />
	Adana ağızlarında, özellikle Pozantı, Tufan¬beyli, Feke ağızlarında, yaygın biçimde kullanılmaktadır:<br />
gece, ver-geç<br />
Adana ağızlarındaki uzun ünlüler genellikle bazı ünsüzlerin yumuşayıp düşmesiyle meydana<br />
gelmiştir.<br />
düğün > dün<br />
Pahalı > palı, balı<br />
Zahir > zar<br />
Öksür > öşür<br />
Akşam > aşam<br />
Büyük ünlü (kalınlık-incelik) uyumuna aykırı yabancı kaynaklı kelimeler, ağızlarda genellikle uyuma<br />
uyar:<br />
cahil       > cahal, cal<br />
kıymetli > gıymatlı<br />
otobüs   > otobos<br />
gazete   > gazata<br />
Halit      > Halıt<br />
Zerdali > zerdeli<br />
Ancak, büyük ünlü uyumuna aykırılıklar da söz konusudur.<br />
kolay    > goley<br />
seksen > seksan<br />
Küçük ünlü (düzlük-yuvarlaklı) uyumuna aykırı bazı kelimelerin Adana ağızlarında uyuma girdikleri<br />
görülür:<br />
yağmur > yamır<br />
Çamur > çamır<br />
karpuz > karpız<br />
pamuk > pambık</p>
<p>Ünsüzler<br />
n (nazal n) ünsüzü Adana ağızlarında varlığını korumaktadır.<br />
yen.i &#8221;yeni&#8221;<br />
baban. &#8221;baban&#8221;<br />
don.uz &#8221;domuz&#8221; ban.a &#8221;bana&#8221;<br />
Bugün yazı dilinde g-, d- ünsüzleri ile başlayan ancak eski Türkçe döneminde k-, Ii, t-,&#8217;<br />
kelimeler Adana ağızlarında eski şekillerini korumaktadır:<br />
kölge &#8221;gölge&#8221;<br />
köm &#8221;göm&#8221;<br />
künde &#8221;günde, hergün&#8221; tolu &#8221;dolu&#8221;<br />
Buna karşılık kelime başında sedalılaşma sık görülen bir olaydır :<br />
koyun > goyun<br />
kuzu > guzu<br />
kahve > gahve, gave<br />
taş > daş<br />
Tuz > duz<br />
tatlı > datlı<br />
sabah > zabah<br />
Kelime sonunda k > h değişimi. Eski Anadolu Türkçesi döneminde görülen bu sese değişi Adana<br />
ağızlarında varlığını devam ettirmektedir :<br />
yok / yoh<br />
Çok /  çoh<br />
bak 1 batı</p>
<p>içseste ç > ş değişimi:<br />
Içli köfte > işli köfte<br />
Adana ağızlarınlarında görülen ses olaylarından bazıları ise şunlardır:<br />
Başta ünsüz türemesi (protez)<br />
elbet > helbet<br />
eyvah > heyvah<br />
ayva > hayva<br />
Yer değiştirme (metatez) Adana ağızlarında sık görülür.<br />
	kirve > kivre<br />
kibrit > girbit<br />
memleket > melmeket<br />
çömlek > çölmek<br />
Meryem > Meyrem<br />
ekşi > eşki<br />
Başta ünsüz türemesi<br />
r ve l ünsüzleriyle başlayan yabancı kaynaklı kelimelerin başına ünlü getirilmesi çok yaygındır<br />
Bunun sebebi, Türkçede r ve l ünsüzlerinin kelime başarıda bulunmamasıdır.<br />
	Rum > Urum</p>

<p class="sayac_bilgi">142 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/adana-ceyhan-ilce-tanitimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erzincan İli Tanıtımı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/erzincan-ili-tanitimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/erzincan-ili-tanitimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 19:47:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Bazen]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Eski]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Kale]]></category>
		<category><![CDATA[Karasu]]></category>
		<category><![CDATA[Plato]]></category>
		<category><![CDATA[Platolar]]></category>
		<category><![CDATA[Yana]]></category>
		<category><![CDATA[Yer Yer]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>erzİncan</category>
	<category>erzincan</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=12908</guid>
		<description><![CDATA[Köklü bir tarihi geçmişe sahip olan Erzincan’ ın Türk tarihinde yeri ve önemi büyüktür. Özellikle sahip olduğu coğrafi konumu nedeniyle, eski çağlardan bu yana büyük uygarlıkları sinesinde barındıran Doğunun kale kapısı Erzincan yakın tarihimizde de büyük çarpışmalara ve önemli siyasi olaylara sahip olmuştur. Doğu Anadolu’ nun batı bölümünde Yukarı Fırat Havzasında yer alan Erzincan ’ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Köklü bir tarihi geçmişe sahip olan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/erzincan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Erzincan">Erzincan</a>’ ın Türk tarihinde yeri ve önemi büyüktür. Özellikle sahip olduğu coğrafi konumu nedeniyle, eski çağlardan bu yana büyük uygarlıkları sinesinde barındıran Doğunun kale kapısı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/erzincan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Erzincan">Erzincan</a> yakın tarihimizde de büyük çarpışmalara ve önemli siyasi olaylara sahip olmuştur. Doğu Anadolu’ nun batı bölümünde  Yukarı Fırat Havzasında yer alan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/erzincan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Erzincan">Erzincan</a> ’ ın ilk dönemlerine ait kesin bilgiler henüz bulunmamıştır. Bölgenin fiziki coğrafyasının belirgin temelini, Orta Toroslar’ ın uzantısı olan Munzur silsilesi ile çok dolambaçlı Karasu ile birlikte batıdan doğuya çıkıp, bilahare Çaltı suyu ile birleştiği yerden güneye yönelip çıkan bölgenin önemli düzlüklerini yer yer çevresinde toplayan Fırat ırmağını teşkil eder.  Adı geçen bölge kuzeyden Murit dağları, Keşiş dağları, Sipikar dağı, “Akdağ” denilen ve bazen ayrılan bazen bir silsile halinde birleşen dağlarla; batıdan Karadağ, Çimen dağı dağlarıyla  çevrilmiş olup, dağlar özellikle doğu – batı doğrultusunda uzanmaktadır. Bölgenin yaklaşık % 65 i dağ, % 35 i ise plato ve ovalardan müteşekkildir. Bölgenin % 25 kadarını teşkil eden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/platolar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Platolar">platolar</a> çeşitli akarsular tarafından yarılmış müsavi olmayan yüksek düzlüklerdir.  Ova ve düzlükler daha ziyade Fırat ve ona bağlı akarsuların çevresinde <span id="more-12908"></span>bulunur. Genellikle bu ovalar doğu-batı ve kuzey-güney doğrultusunda uzanan ovalar birbirine boğazlarla bağlanmıştır. En önemli ovası Erzincan ovası, daha sonra Tecan ovası gelmektedir. Bölgenin il toplam alanının yirmide birini yaylalar, daha sonra önemli vadisi olan Karasu vadisi, akarsuları ve göller gibi yer üstü zenginlikleri yanında yer altı zenginlikleri ile bölge sürekli ilgi çeken bir konumdadır.<br />
Fırat’ ın yukarı havzasında, tarihin çeşitli dönemlerinde de doğu-batı, kuzey-güney yönlerine giden ticaret yoları kavşağında bulunan Erzincan’ ın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir.  Asur kaynaklarında Zuhma (suhmi-suhma) bölgenin bilinen en eski adıdır. Fırat nehrinin kıvrılarak büyük yay oluşturduğu bir alanda bulunan Zuhma; güneyde İşuva (Elazığ, Tunceli), kuzeyde Azzi-Hayaşa (Gümüşhane-Bayburt) ülkeleriyle çevriliydi. Aynı yöre, ünlü coğrafyacı Strabon’ un eserinde (M.Ö. 64 / M.S. 23) AKİLİSİNE diye anılmaktadır.  Erzincan adının Eriza’ dan geldiği sanılmaktadır. Bu bölgede kurulmuş olan Eriza kenti, kimi tarihçilere göre Erzurum’ un batısında Karasu üzerinde bulunmaktaydı. Erzincan adının yine bu bölgeden bahseden Grek kaynaklarında Aziris’ den geldiği sanılmaktadır.  Eriza adı, Selçuklarca, XI asırda ERZİNGÂN olarak kullanılmıştır. Halk dilinde Erzingan, daha sonra da Erzincan şeklini almıştır. Selçuklar Aziriz adını çok beğenmişlerdir.  Şehrin ismi bir tekerlemede şöyle telaffuz etmişlerdir;<br />
“Rahmet yağarsa can Aziriz can,<br />
Rahmet yağmazsa yan Aziriz yan”<br />
Bu tekerlemedeki Aziriz sözcüğü zamanla değişerek Erzincan biçimini almıştır.<br />
Şehrin adı Ermeni kaynaklarında Erez, Erzng ve Erznga; <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bizans/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bizans">Bizans</a> kaynaklarında Aringam (Arıngan), ARSİNGAN, Erzingan; Arap kaynaklarında ise Erzencan şeklinde geçer.  İlkçağ Ermeni kaynaklarında geçen Erzingan yada Erez olarak adlandırılan şehrin adının, “Kayalı Taş” anlamına gelen “Eriz” sözcüğünden geldiği sanılmaktadır.<br />
Erzincan, Anadolu tarihinin başlangıç devirlerinden itibaren bölge toprağının verimliliği, iklimin güzelliği ve önemli kervan yollarının kavşak noktasında olmasından dolayı hemen hemen her medeniyetin ilgi sahası içerisinde kalmıştır. Tarih öncesine ait yeterli kaynak bulunmadığı için, bölgede yerleşmenin ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemektedir.<br />
Erzincan tarihinin eski devirlere yani “Paleolitik Çağ” a kadar uzandığı belirtilmektedir.  Yapılan inceleme ve kazılardan şehrin bulunduğu bölgedeki ilk yerleşimlerin M.Ö. III binyıla kadar indiği anlaşılmaktadır.  Araştırmalar, Altıntepe’ de bulunan Urartu kalesinin bir ilk Tunç Çağ yerleşmesinin üzerine kurulduğunu ortaya çıkarmıştır.  Bölgeye ait kesin ve yazılı kaynaklardan öğrenmekteyiz.  Anadolu’ nun tarihi dönemlerine girişinin (M.Ö. 2000) ilk iki yüzyılı, Hititlerin kendilerinden önceki toplumları egemenlikleri altında birleştirme faaliyetlerini kapsar. Birliğin tam olarak tesis edilmediği bu devrede, çeşitli yörelere dağılmış olan site şehir krallıkları kendilerine tahsis ettikleri küçük sahalarda hüküm sürmekteydi.  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hitit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hitit">Hitit</a> kaynaklarında Erzincan ile Erzurum arasındaki alan Mayaşa olarak geçmekle birlikte uzun yıllar devam eden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hitit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hitit">Hitit</a> Mayaşalılar mücadelesini Mayaşalılar üstün gelmişlerdir.  Yazılı belgelere göre <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hitit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hitit">Hitit</a> kralı, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hitit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hitit">Hitit</a> krallarına sık sık saldıran Mayaşalılarla uzun süre savaşmışlardır. Hitiler imparator I. Şuppiliuma (İ.Ö. 1375-1338) Anadolu’ daki birliği sağladıktan sonra Suriye yönelmiş, önce kuzey Suriye’ deki Amurru prensleri ile anlaşmaya çalıştı.  Bu sırada Erzincan’ ı milattan önce II. binyılda egemenliğinde bulunduran Hurri-Mitanni İmparatorluğu’ nun  geçimsizliğinden yaralanarak Hurri krallığı ile anlaşır ve daha sonra bölgede herhangi bir karışıklığın çıkmasını önlemek amacıyla Hayaşa ülkelerini egemenliği altına aldı.  Erzincan bölgesinde Asur Devletininb M.Ö. XIII yüzyıldan itibaren giderek güçlenmeye başlaması üzerine, Doğu Anadolu’ nun siyasi durumunda büyük değişiklikler görülmeye başlandı. Doğu Anadolu ile Asur arasında bir tampon güç olan Hurri-Mitanni Devleti’ nin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Asurlular bu bölgeye amansız akınlar düzenlemişlerdir. Ancak bu akınlara karşı Doğu Anadolu’ daki Feodal beylikler birleşerek Urartu Devletinin temellerini oluşturmuşlardır. İşte <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hitit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hitit">Hitit</a> kaynaklarında Mayaşa, Asur kaynaklarında Suhmi denilen bölge Urartu kralı II. Argişti devrinde (M.Ö. 714-685) Urartu Devleti’ ne katılarak batı sınırında güçlü bir eyalet haline getirildi.  Erzincan ve çevresinde üçyüzyıl egemen olan Urartu Devleti bir çok medeniyet izleri bırakmışlardır.  Altuntepe Urartuları ait kalıntıların gösterilmesi bakımından önemli bir kaynaktır. Yine aynı yörede ilk Tunç Çağının yerleşim merkezlerinden biri olan küçük tepe (Cimin-Üzümlü) Mayüğü de Erzincan bölgesinin eskiçağ tarihinin araştırılmasında önemli bir kazı merkezi olmuştur.  Bu bölgelerde 1959 yılında Tahsin Özgüç başkanlığında başlanarak Urartu Uygarlığı kazıları başlatılmıştır.  Altıntepe, Erzincan ovasının 15-20 km doğusunda bulunup, Erzincan ile Erzurum karayolunun tam kuzeyinde bulunan bir Urartu yerleşim yeri ve kalesidir.  Kazılarda Urartu dönemine ilişkin iki yapı katı bulunmuştur. Bunlardan ilki, İ.Ö. VIII yy.’ ın ikinci yarısına , ikincisi de İ.Ö.VII.yy.’ ın ikinci yarısına tarihlenmektedir. Urartulara ait bu yapıda mabet, yanmış evler, çanak-çömlek, saray ve diğer şeyler incelenerek hem dönemin tarihini hem de şehir hakkında bilgilenmemizin sağlanması açısından yararlı olunmuştur.  taş işlemeciliğindeki ustalıkları ile sanatlarındaki görkemi ve önemli yollarla olan bağlantıları sayesinde diğer devletlerin ilgisini çekmişlerdir.<br />
Urartuların yayılma hareketi Asur hükümdarı III: Tiglat Plasarca (İ.Ö. 745-727) durduktan kısa bir süre sonra İzbit alanları ve med devletinin saldırıları sonunda (İ:Ö: 600 lerde) yöredeki Urartu egemenliği son bulur.<br />
Urartuların yıkılmasından sonra bir süre Medler’ in kontrolüne giren Erzincan ve yöresi, Persler tarafından alındıktan sonra Armina /Arminiya satraplığına bağlandı. Büyük İskender, İ:Ö: 334’ te küçük Asya’ ya ayak basmasıyla başlayan İskender-Ahameniş savaşları ve özellikle Gavgamela Savaşı (İ:Ö: 331) sonunda Persler’ in Anadolu’ daki egemenliği sona erdi. Erzincan yöresinde İskender’ in egemenliği altına girdi. Ve yaklaşık iki asır boyunca Helenastik krallıklar, Persler, Romalılar, Pontuslar ve Ermeniler arasındaki mücadeleler de önemini her zaman korudu.  M.Ö. II ve I. yüzyıllarda Roma hakimiyeti sırasında doğu eyaletinin Pontus eyaletine dahil edilen yöre bir ara tekrar Part hakimiyetine geçti.  M.Ö. 63’ ten sonraki yıllarda Roma idari taksimatı dört ana bölüme ayrılmış Erzincan doğu prensliği içinde Pont Diyosezi(eyalet) ne dahil edilmiştir.<br />
M.Ö. 585 yıllarında Erzincan’ a gelen Midyalılar, karşılarına çıkan Lidyalılar beş sene kadar kanlı savaşlar yapmışlardır. Bu savaşlarda güneş tutulmasının olması nedeniyle savaşlar yavaşlamış fakat Midyalılar da bölgede hiçbir medeniyet izi bırakmamışlardır. Erzincan’ ı Midyalıların elinden İran hükümdarı Keyhüsrev almıştır. İran hükümdarından Dara ile büyük İskender arasında savaşlar sonunda Erzincan ve çevresi Ermenilerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eline/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eline">eline</a> geçer, fakat çok sürmeden IV yüzyılda Anadolu ile birlikte Erzincan’ da Makedonyalıların topraklarına katılmış ve asıl sahiplerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eline/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eline">eline</a> geçmiş oldu. Büyük İskender’ in ölümünden sonra Ermeni ve Pontus krallığı arasında çekişme konusu olmuştur.  Erzincan ve çevresi, Roma İmparatorluğu’ nun zayıfladığı dönemlerde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> presliklerin kurulduğu bir mekan olarak da bölgenin dini merkezi konumundaydı.M.S. 55 yıllarında Portlar, akilisena yöresini egemenlikleri altına aldıklarında Eriza’ daki “Anahitu” bölgenin ünlü bir tapınağıydı.  Bu bölgede bulunan prensliklerin birbiri ile mücadeleri nedeniyle bazen Doğu Roma’ nın bazen de İran’ ın nüfusu altına girmişlerdir. Şehir iki imparatorluk arasındaki mücadeleler nedeniyle gelişememiştir. Kama bölgesindeki Hun Türklerinden Zumreler IV. Yüzyılın başında Daryol ve Derbent geçitlerinden Doğu Anadolu’ ya girerek bu bölgede bir müddet tutunabilmişler ve yine aynı yolla geri dönmüşlerdir.<br />
M.Ö. I yy. da Romalıların eline geçen bölge , M.S. 395 te Romanın ikiye ayrılmasından sonra Erzincan, İran, Ermeni ve Bizans mücadelelerine sahne olmuştur.  Roma, Arsak, Pontus ve Araks arasındaki çekişmelere sahne olan bölge, Arsakların eline geçtikten sonra İ.S. 3 yy. da Sasanilerin denetimine girer.  Fakat her ne kadar Sasanilerin baskısına ve denetimine geçen bölge Bizans imparatorluğu Heraklius tarafından geri alındı.<br />
İran ile Bizans arasında sürekli savaşlara sahne olan Erzincan ve yöresi, 622 de Yukarda da belirttiğimiz gibi Bizans imparatoru Herakleios tarafından Sasaniler’ den geri alındı. Bu dönemde İranlılarla Araplar arasındaki mücadele özellikle Hz. Ömer Kadisiye savaşını kazandığında Sasaniler başkentine bile hakim olmuş, İran ülkesini İslam mülkine katmıştır.  Bundan sonra Arapların dikkatini Anadolu’ ya çekmiştir. Araplar Halife Ömer zamanında 638 de İyaz b. Ganem komutasında burada görülmüşlerdir.  Bu bölgede Bizans egemenliğinde bulunan Doğu ve Güneydoğu yörelerinde uç örgütleri oluşturarak Anadolu’ nun içlerine doğru etkinliklerini arttırmaya başlamışlardır.  643 te Armenia nın önemli yerleşim merkezlerinden biri olan Erzincan, Herakleios un yerine geçen İmparator II. Konstans ‘ ın (642-668) yönetimindeydi. Fakat 643’ te Konstans tarafından vali atanan Sempat yeni bir istilaya uğramamak için halifeye bağlılığını bildirerek vergi ödemeyi kabul etti.  Böylece Erzincan ve yöresi 644’ ten başlayarak Araplara bağlı bir eyalet oldu..  Daha sonra Hz. Osman zamanında, 651 – 653 yılları arasında Hbib b. Mesleme komutasındaki Arap birliklerin tamamen kontrolüne geçer.  Bölge valisi olan Sempat’ ın ölümünden sonra yörede bazı ayaklanmalar oldu. Bunlar halife Osman’ ın Muaviye komutasında yöreye gönderdiği birliklerce bastırıldı(651 &#8211; 653). Bizans imparatoru II. Justianus (685 &#8211; 695) Erzincan ve yöresini ele geçirebilmek amacıyla kent halkını özellikle Ermeniler’ i Araplar’ a karşı ayaklanmaya kışkırtıyordu. Ama yönetimden hoşnut olan halk böyle bir şeye kalkışmadı. Justiniyen Arap egemenliğinden çıkıp Rus egemenliğine geçmelerini istediği Ermeniler : “Biz Rumlardan bir yarar görmedik; bırakınız da korumalarına seçtiğimiz şimdiki efendilerimize bağlı olalım.”  karşılığını vermişlerdir.<br />
Ancak Araplar arasında ortaya çıkan savaşın uçlardaki gücün azalmasına ve zayıflamasına yol açtı. Bu durumdan yararlanan Bizanslılar yöreyi kısa zamanda egemenliği altına aldı. Fakat bu egemenlik Emevi halifesi Abdülmelik dönemine kadar sürer ve bu dönemden itibaren Erzincan tekrar Araplar egemenliğine geçer(699). Bundan sonra sık sık el değiştiren bölgeye Kafkasya’ daki Hazar Türklerinin saldırılarına uğradı. Emevilerden sonra yöre Abbasilerin egemenliğine geçer ve bu dönemde de Türk akınları devam eder. Bölgedeki karışıklıklardan faydalanan Bizans bölgeyi ele geçirmek için faaliyetlere geçer. Fakat <a href="http://www.genelbilge.com/tag/malatya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Malatya">Malatya</a> valisi Ömer b. Abdullah Bizans a karşı harekete geçer ve bölge tekrar Arap kontrolüne geçer.  fakat 926 – 1025 de Bizans İmparatoru II. Basileios zamanında Anadolu’ yu ele geçirir. Bundan sonra Bizans komutanı Anadolu’ yu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kendi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kendi">kendi</a> egemenliğine alır ama Bizans komutanı Fakos’ un ölümüyle bölge 989’ da Bizans eline geçer. Bölgedeki bu Arap- Bizans mücadelesinde Arapların Erzincan’ da ne kadar hakimiyet sürdüğü ve kesin olarak ne zaman Bizanslıların eline geçtiği bilinmemektedir.<br />
Bu dönemde Bizans-Arap, Ermeni ve Gürcü birlikleri arasındaki çekişmelere sahne olan bölge 1048’ de Tuna akınlarına uğradı.  Özellikle X ve XI yy. da Arapların bölgedeki hakimiyeti zayıflayınca Türk akınlarına uğrayan bölge 1066’ da daha da bu akınlara maruz kalır. Bu durumda git gide Bizans İmparatoru tedirgin olmaktaydı ve bu nedenle 1067’ de Anadolu’ nun kent ve kasabalarını Türklere karşı güçlendirmeye başladı.  Ama Türkmenlerin bölgedeki baskıları giderek artmaya başlamıştır. Bunun üzerine Bizans ordularının başına Manuel Kommenos’ u atadı. Ama buda başarılı olamaz. Erzincan’ da Türk akınlarının gücü iyice artar ve bölgeye adeta bir üs ve barınma merkezi olarak kullanırlar.  Erzincan’ ın bir üs haline gelmesi Bizans komutanı Kommenos’ un başarılı olmaması üzerine Diogenes ordunun başına geçer ve yöreye büyük bir sefer düzenlemeye başlar. Bu seferde Orogenes 1071’ de Malazgirt’ de yenilir. Bundan sonra Türk beyleri Anadolu’ yu fethe başlar. Malazgirt’ teki bu başarıdan kısa bir üsre sonra Erzincan’ ın fethi kesinleşti.  Bu zaferle birlikte Alparslan’ ın kumandanlarından Artuk Bey, aşağı yukarı 1074 tarihinden itibaren Kelkit ve Yeşilırmak havzalarını, Mengücek Gazi tarafından kurulan Mengüceklü Beyliği’ de Divriği, Erzincan ve Şebinkarahisar taraflarını fethetmeye başlamıştır.  Mengücek Gazi’ nin ölümünden sonra yerine oğlu İshak geçmiştir. Emir İshak’ ın 1142 yılında ölümünden sonra beylik bir Kemah – Erzincan, diğeri Divriği olmak üzere ikiye ayrıldı.  bu ayrılışta Erzincan Davut Şah’ a, divriği Süleyman Şah’ a, Kemah ise Melik Mahmud’ a düşmüştür. Melih Mahmud’ un kısa süreli yönetiminden sonra Kemah’ ta Erzincan Melik’ i Davud Şah’ a bağlanmıştır.<br />
Bundan sonra Davut Şah Erzincan-Kemah’ ta Süleyman ŞAH’ ta Divriği’ de egemen olarak Mengücik Beyliğini yönetmeye başladılar. Beyliğin bu bölünüşü gücünün azalmasına sebep oldu.<br />
Davut Şah’ ın Erzincan’ ı merkez yapması ile burası siyasi bakımdan önem kazandı.<br />
Şehir topraklarının zengin ve sulak olması meyve ve bağlarının, bal, ticaret ve sanayiinin gelişmiş bulunması ile ilerlemeye çok elverişli idi. Anadolu’ yu Şark’a, Tebriz’ e ve İran’ a bağlayan büyük kervan yolu da iktisadi ve medeni yükselişi arttırıyordu. Bu şartların mevcudiyeti dolayısıyla Erzincan’ da sanayi ilerlemiş, şehirde imal edilen Buharin kumaşları dünyaca meşhur olmuştu. 1151’ de Davut Şah’ ın boğdurarak öldürten eşi, Mengücekler’ in Divriği kolu Beyi Süleyman Şah ile evlendi. Böylece Erzincan’ da Süleyman Şah’ a bağlı olarak yönetildi.<br />
Daha sonra Davut Şah’ ın ölümünden sonra oğlu Fahrettin Behran Şah, amcası Süleyman Şaha karşı çıkarak Erzincan yönetimini ele geçirip hükümdar oldu.  Behram Şah zamanında Erzincan ticaret ve kültür merkezi haline geldi.  mengüceklerden ilk defa Behram Şah para bastırmaya başlamış, ayrıca kendi adını taşıyan bir de medrese yaptırmıştır. Behrem Şah ölünce (1225) aşağı Urla köyünde defnedilir ve “Melik Fahrettin Türbesi” yattığı yerdir.<br />
Erzincan ve yöresinde gelen büyük zelzeleler nedeniyle burda inşa edilmiş bir çok bina ve abidelerin ykılmasına ve günümüze kadar gelmesini engelemiştir.<br />
Behrem Şah’ ın 1225’ te ölümünden sonra yerine oğlu II. Alaaddin Davud Şah geçti.  Öbür oğlu Muhammed Hinkarahisar beyi idi. Kemah beyi olan büyük oğlu Selçuk Şah ise dahaönce ölmüştür. II. Davud Şah babası gibi güzel sanatlara ve bilime düşkün iyi bir yönetici idi. Onun zamanında Erzincan, önemli bir kültür ve sanat merkezi oldu. Özellikle tıp bilimi bu şehirde önemli gelişme gösterdi. Emirin alakasından dolayı devrin ünlü tıp alimi Muvaffakuddin Abdullatif Erzincan da bir müddet misafir edilmiştir.<br />
Bu sırada Anadolu Selçuklu Sultanı Allaaddin Keykubat doğudan gelecek saldırılara karşı amcasının oğlu Cihan Şah’ ın Erzurum’ u II. Davud Şah’ ın da Erzincan’ ı koruyacağından kuşku duyuyordu. Bu nedenle doğu sınırını güçlendirmek için bu bölgeden bir beyliği kaldırıp Anadolu Selçuklularına bağlamak istiyordu. Bunu öğrenen II. Davud Şah her ne kadar harekete geçip bunu durdurmak istediyse de başarılı olamadı. Alaaddin Keykubat, 1228’ de Mengücek Beyliğini ortadan kaldırdı. II. Davud Şah ise ilginç yerleştirdi. Oğlu Gıyaseddin Keyhüsrevi Erzincan’ a vali atadı. Gıyaseddin’ in yaşının küçük olmasından dolayı Mubarizeddin Ertakuş’ ta atebek olarak Erzincan’ a gönderildi.<br />
Mengücekler; Erzincan, Kemah, Divriği ve Şarki- Karahisar gibi fethettikleri şehirler ile alakalı olarak her biri aynı zamanda birer sanat abidesi olan hayır müesseseleri vücuda getirmişlerdir.<br />
Celaleddin Harezmi Şah’ ın Ahlat’ ı alması üzerine, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad, müttefiki Eyyubi Hükümdarı El- Eşref ile birlikte Celaleddin Harzem Şah’ ı Erzincan Akşehir’ in de Yassı Çimen Yaylaında ağır bir yenilgiye uğrattı(10 Ağustos 1230)  Alaaddin Keykubat devrinde (1120-1237) Erzincan etrafı surlarla çevrili mamur bir şehir haline geldi.  şehrin doğu boylarını güçlendirmek gayesiyle de Harezmiler’ i sınır boylarına yerleştirdi.<br />
Alaaddin Keykubat’ ın ölümünden sonra yerine II. Gıyaseddin Harezmililer, sınır boylarındaki görevlerinden ayrıldılar. Bu durum özellikle doğu sınırının savunmasını zayıflattı.  26 Haziran 1243 yılında başlayan Kösedağ Savaşında II. Keyhüsrev’ in Moğollara yenilmesi üzerine Anadolu Selçuklu Devleti ile birlikte Erzincan’ da Moğol egemenliğine girmiştir.  Özellikle bu savaş Erzincan civarında oldu ve burayı istila eden Moğollar şehirde tahripler ve yağmalamalar yaptılar.  Bu tarihten itibaren Erzincan İlhanlıların valileri tarafından yönetilmeye başlandı.  Mengücikler ve Selçuklular zamanında Erzincan siyasi ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ekonomik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ekonomik">ekonomik</a> yönden Anadolu’ nun önde gelen merkezleri arasındaydı. Devrin ünlü seyyahı İbn-i Batu’ ta, Erzincan’ ın büyük bir şehir olduğunu, burada çeşitli kumaşlar dokunduğunu, bakır madenlerinin işletildiğini, sanatkarane bakır eşya yapıldığını ve çalışanların çok usta olduğunu belirtir. Bu dönemde Anadolu şehirlerinde ekonomi ve sosyal düzenin temelini oluşturan Ahiler, Erzincan’ da da çok iyi teşkilatlanmışlardır. Seyyah burada Ahi Nizameddin’ in zayiyesinde kaldığını anlatır. Marco Polo ve B. Pegolotti gibi seyyahlar XIII. Ve XIV yüzyıllarda Erzincan’ da diğer sanatlarında gelişmiş olduğunu söylemişlerdir. Eserin VIII. YY. başlarında yazan Yakut, Erzincan’ ın güzel, hayratı çok, halkın eğlenceye düşkün olduğunu ve Müslümanların şehrin ileri gelenleri olduğunu ifade eder. Hamdullah Kazvini’ de Erzincan’ da hububatın, meyvenin, üzümün ve pamuğun bol oldğunu belirtmektedir. Şehrin surları yontma taştan olup Alaaddin Keykubat tarafından inşa olunmuştur.<br />
Erzincan Hamdullah Kazviniye göre 1336 yılı İlhanlı bütçesine dahil vergi veren on bir Anadolu şehri içerisinde ikinci sırada yer alıyordu.  Şehir Sen İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ ın ölümünden sonra, Kemah ve Erzincan havalisi daha batıda bir devlet kurmaya muvaffak olan Eratnaoğullarının eline geçmiştir. Nitekim Eratnaoğullarının Erzincan ve Bayburt’ a kadar yayıldıkları, tarihi kayıtlardan ve kendi adına bastırdıkları paralardan anlaşılmaktadır. 1378 – 1402 yılları arasında Erzincan Irak’ ta kurulan Celalilere mensup Mutahhertan’ ın eline geçmiştir.  Bu sırada Akkoyunlu ile dostluğunu sürdüren Mütahhertan çevredeki etkinliğini de yaygınlaştırmıştır.  Bu gelişmelere Eratna hükümdarı Alaaddin Ali Bey büyük tepki gösterdi. Erzincan üzerine bir sefer yapmaya karar verdi. Fakat Mutahhertan’ ın Akkoyunlulardan yardım alması sebebiyle sefer başarılı olmadı.  Ali Bey’ in ölümnünden sonra yönetime kadı Burhaneddin ele geçirir. Mutahhertan bunu istemez ve bundan sonra 1402 yılına kadar aralarında mücadeleler olur. 1389 tarihinden itibaren araları iyi olan Akkoyunlu ile Mutahheran arası Mutahheran’ ın yersiz ve kırıcı davranışları nedeniyle bozulmaya başlar.bu gelişmelere Akkoyunlu Kadı Burhaneddin’ e yakınlaştırır. Özellikle bu tarihlerde ise 1378’ de adını duyuran Timur tehlikesi nedeniyle büyük kabileler hareketi başlamış, Türkmenler de batıya doğru göçe mecbur kalmışlardır. Erzincan ve yöresi de göçmenlerin sığındığı yer olmuştur. O dönemlerde Mutahhertan da Osmanlılar ile Timur arasında tampon vaziyette kalmış ve gelişen siyasetlerinin gereği Timur’ u tercih etmiştir. Karakoyunlular ve Akkoyunlular arasındaki mücadeleler Erzincan’ da da meydana gelmiş, bu bölge geniş ölçüde tahrip olmuştur.  XIV yüzyıl sonlarında yörenin Akkoyunlular ile Karakoyunlular arasındaki çekişme alanı olmasından yararlanan Burakoğlu Mutahhertan şehri alarak başkent yapmıştır.  Aynı yıllarda Anadolu’ ya giren Timur ve torunu Muhammed Mirza Erzincan’ ı ve Kemah’ ı alıp batıya doğru fütuhatını  gerçekleştirecekken Timur, torununun ani ölümü üzerine taht kentine geri dönmüştür. Bu yıllarda Timur ile Beyazıd arasında (1401) sert yazışmalar olur. Bu yazışmalardan sonra Timur harekete geçip Erzurum’ a, buradan da Erzincan’ a geçerek Kemah kalesini kuşatıp alarak, Mutahhertan’ a verdi(1402). Timur, Beyazıd yenilgisiyle sonuçlanan Ankara Savaşı’ ndan sonra 1403’ te Erzincan’ a geldi.  Timur, Erzincan’ ı Mutahhertan’ ın torunu Yar Ali Bey’ in yönetimine bıraktı.  Ankara savaşından sonra Osmanlı Devletinin Fatih Sultan Mehmed dönemine değin Erzincan’ da Osmanlı yönetimi etkili olamamıştır.<br />
Bu dönemde Timur’ a giderken Erzincan’ a da uğrayan İspanyol sefiri seyyah Kalviye şehir hakkında şu bilgileri vermektedir: “Trabzon’ dan hareket eden elçi yolda Rumların tecavüzlerinden, Rumlar ile Çepniler arasında savaşların devamından bahsettikten sonra Erzincan beyliği hudutlarına girer. Bu hudutlar içinde ilk Türk köyü Alanza’ ya gelince emniyet ve huzura kavuştuğunu söyler. O, buradan Erzincan’ a kadar çok misafirperverlik gördüğünü, Türklerin kendisinden hiç para almadıklarını, yol boyunca Ermenilere de rastladığını anlatan elçi, Erzincan’ a yaklaşınca ileri gelenler tarafından karşılandığını, valinin misafiri olduğu için onun hesabından günlük harçlık aldığını, merasimle kabul edildiğini ve kendisine ziyafet verildiğini” yazar.<br />
İspanyol elçiye göre; Erzincan şehrinin cadde ve meydanlarının çok kalabalık, tüccar ve memurlarının da çok zengin olduğu, şehrin de surlarla çevrili olduğunu belirtmektedir. Suriye’ den ticaret kervanları, Erzincan’ a ve oradan Anadolu’ nun içlerine giderlermiş. Erzincan’ dan hareket eden elçi her tarafı bağ ve bahçelerle çevrili köylerden geçtiğini, bütün ovanın üzüm bağları ve buğday tarlaları ile bağlı olduğunu söyler. Erzincan hükümdarı Mutahherten’ in Hıristiyanlara çok itibar gösterdiği, büyük kilise inşaatlarına izin verdiği, bu durumdan Müslümanların şikayetçi olduğunu da yazmaktadır.  fakat Timur Müslümanların bu şikayeti üzerine, bu şikayetleri prens Tahrat’ a bildirmiş, Prens, Hıristiyanların ticaretle uğraştıklarını ve daha zengin olduklarını ve onun için daha muhteşem kiliseler vücuda getirdiklerini söyler. Bunun üzerine Timur şehirdeki kiliseleri yıktırmış ve Timur’ un bu istilasından korkan bir çok halk göçe başlar.<br />
Moğol istilası öncesi Doğu Anadolu’ ya gelen ve Oğuzların Bayındır boyundan olan Karayuklu Osman Bey idaresindeki Akkoyunlular 1422’ de bu bölgeye hakim olmuşlardır.<br />
Bölge özellikle 1467’ de Uzun Hasan’ ın Karakoyunlu devletini ortadan kaldırarak bunları hakimiyeti altına almasına kadar geçen devrede iki topluluk arasında sürekli el değiştirmiştir. Fakat şehir Uzun Hasan’ ın ortaya çıkışına kadar bir derece sakin ve sessiz bir hayat geçirmiştir.  Bölgede uzun süre meydana gelen Akkoyunlu ve Karakoyunlu savaşları nedeniyle şehir ve çevresi büyük tahribatlara uğramış, ancak düzen ve istikrar Uzun Hasan’ ın Karakoyunlu Devletini oratadan kaldırmasıyla başlamış, fakat Uzun Hasan’ ın bölgedeki gücü artmasıyla Osmanlı Devleti ile karşı karşıya gelinir ve yeni mücadelelere sahne olunur.<br />
Erzincan Akkoyunlu &#8211; Karakoyunlu mücadelesinden sonra Osmanlı – Akkoyunlu mücadelesine de sahne olmuştur. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan ile Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan MehmedOtlukbeli mevkiinde karşılaşmışlar ve Osmanlı kuvvetleri Akkounluları mağlup etmişlerdir(11 Ağustos 1473)  Ancak şehir Akkoyunlular’ a bırakılmış ve bayındır bir ticaret merkezi olrak gelişmiştir. Otlukbeli savaşından sonra Erzincan 30 – 40 yıl süren bir sulh dönemi yaşadı. Bu dönemde Erzincan, Akkoyunlu soyundan Pir Ali oğlu Kılıçarslan ve Ferahsat Bey gibi Hareciler tarafından yönetildi. Mengücikler, Eratnalılar ve Akkoyunlular devrinde Erzincan’ da pek çok <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cami/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cami">cami</a>, mescid, medrese, zaviye ve han yaptırılmıştır.  Bu döneme ait eserler arasında Gülahi Bey Hamamı, Gülahi Bey Camii (Ulu Camii), Akkoyunlu (Cimin)Mescidi, Ahi İne Bey Tekkesi, Mutahharten Medrese ve Zaviyesi, Pir Ömer Zaviyesi, Veled Bey Zaviyesi kaydedilebilir. Eratralı, Timurlu, Karakoyunlu ve Akkoyunlular’ ın Erzincan’ da bastırdıkları paralarda vardır.<br />
Akkoyunlu Devletinin dağılması ile Erzincan Safeviler’ in kontrolü altına girmiştir. Safevi Devletinin başına geçen Şah İsmail Erzincan’ ı, Anadolu’ da yaymak istediği Şİİ Mezhebi’ nin karargahı yapmıştır. Şah İsmail’ in, II. Beyazıd’ ın son yıllarındaki bu hareketleri, Trabzon valisi olan Şehzade Selim’ in dikkatini çekmişti. Selim, Şah İsmail’ in adamlarını öldürerek Erzincan’ ı geçici olarak işgal etmişti.  Erzincan valiliğine Bıyıklı Mahmud Paşa’ yı atamıştır.<br />
Osmanlı tahtına geçtikten sonra, kardeşleri ile ilişkilerini düzenleyen Sultan Selim, Şah İsmail üzerine sefere çıktı. Erzincan’ a geldiğinde Erzincan Beyi Gulgen, Selim’ e bağlılığını bildirdi ama savaştan bağışlanmasını istedi. Sultan Selim ordunun gereksimlerinin karşılanması koşuluyla Gulgen’ in isteklerini kabul etti. Osmanlı ordusu bir hafta kaldıktan sonra Erzincan’ dan ayrılarak Tercan’ a doğru yola çıktı. 23 Ağustos 1514’ de Çaldıran’ daki savaşta Erzincan kesin olarak Osmanlı egemenliğine geçer. Bu sefer sırasında Osmanlılarca alaınan Bayburt, Erzincan ile Kıgı’ ya savaşta yararlılığı görülen Bıyıklı Mehmed Paşa beylerbeyi olarak atadı ve hukuki bir statü kazanmıştır.  Kanuni Sultan Süleyman’ ın İran seferi sırasında Erzincan’ a iki defa uğradı; ve şehir ekonomik ve sosyal açıdan geliştirdi.<br />
Kanuni’ nin Tebriz-Van-Muş seferlerinden sonra Safeviler’ in yeni Şah’ ı Tahmasb, Osmanlılar’ ı doğudan barışa zorlamak gayesiyle, Doğu Anadolu’ nun muhtelif yerlerinde, özellikle Erzincan’ da büyük bir yağma ve tahribata başlamıştır. Bu tahribatlar önce Erçiş – Ahlat, daha sonra da Erzurum – Erzincan – Bayburt bölgelerinde gerçekleşmiştir. Bunun üzerine hükümdar, bölgeye Osman Paşa kumandasında bir kuvvet göndererek Safeviler’ i bölgeden çıkarmıştır.<br />
Osmanlı idaresi döneminde Tercan, Erzincan ve Erzurum çevreleri ordunun kışlık bölgesi olarak seçildiğinden buraların ahalisi asker zulmüne dayanamayacak halde idi. Kapıkulları, İran seferi esnasında kazanç sağlamak maksadıyla, Erzincan – Erzurum güzergahında ahalinin evlerini ve topraklarını zaptetmiştir.<br />
Bunun dışında şehirde önemli bir olay meydana gelmemiştir. Coğrafi keşiflerle birlikte dünya üzerindeki yeni yolların keşfi, XVI yüzyıl sonlarına doğru, geleneksel kervan yollarında büyük kopukluklara neden olmuştur. Gerek Avrupalıların denizaşırı yeni yollara gerekse Doğudaki İran’ ın batılı devletlere yaptığı antlaşmalar sonuç vermiş ve özellikle doğu – batı ticareti ile zenginleşen Osmanlı şehirlerinin kervansarayları, yoları ve limanları giderek tenhalaşmıştır. Erzurum üzerinden Trabzon’ a, Erzincan üzerinden İzmir’ e giden ana güzergahlarda ve tali yollardaki ticaret günden güne azalma göstermiştir.  Osmanlı egemenliğine girdiği ilk yıllarda (1514-1520) eyalet durumunda olan Bayburt sancağı ile birlikte Bıyıklı Mehmed Paşa’ nın yönetimindeydi. Bayburt sancağı ise önceleri Diyarbakır Beylerbeyliğine bağlı iken 1520’ de Rum Beylerbeyliğine bağlandı. Erzincan, 1535’ te Erzurum Beylerbeyi kurulunca buraya bağlı Kemah sancağının bir kazası olmuş, 1566’ da Kemah sancağı kaldırılınca doğrudan Erzurum Beylerbeyliğine bağlı bir kaza durumuna getirilmiştir.  Bu düzenleme sırasında Erzincan, Kuzey Erzincan ve Güney Erzincan şeklinde iki nahiyeye ayrılmıştır.  1566’ da Kemah’ tan ayrılarak müstakil bir kaza olmuştur.<br />
1516 – 1518 tarihinde kentte 20 mahalle olduğu kaydedilmiştir. Bunlardan 7 tanesi Müslüman, 13’ ü Ermeni mahallesidir.  Erzincan yine 16 yy.’ da 112 köyü, 28 mezrası kaydedilmiştir.  Uzun süre Erzurum’ a bağlı bir kaza olarak kalan Erzincan’ da XVI yüzyıl başlarında 933 hane, 168 mücerred Müslüman , 2191 hane 645 mücerred Hıristiyan nüfus varken, bu sayılar XVI yüzyıl sonlarında 1486 hane 382 mücerred Müslüman, 7921 nefer Hıristiyan nüfusa yükselmiştir. Yine aynı şekilde İbn-i Btutanın seyahatnamesinde Erzincan’ dan bahsederken; “Gümüşhane’ den hareketle Erzincan’ a vardık <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ki/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ki">ki</a>, Irak padişahlarına tabi şehirlerden biridir. Halkın çoğunluğunun Ermeniler teşkil eder, Müslümanlar Türkçe konuşurlar, çarşıları pek muntazamdır.”  şeklinde bahsedilir ve bölgenin nüfus yapısı hakkında bir bilgi verir. Evliya Çelebi’ ye göre XVII. Yüzyılın ortalarında Erzincan’ ın ova ortasında küçük ve alçak duvarlı kalesi, içinde 200 kadar ev ile 1 camii vardır. Kale dışında ise 1800 kadar ev, büyük küçük 70 mihrab, 7 cami, 7 tekke, 2 büyük hamam, 11 han, 500’ den fazla dükkanın bulunduğu 1 çarşı bulunuyordu. Bütün şehirde 48 mahalle, bir kum camii ve mescidler de ders gören öğrencilerin bulunduğu 40 kadar okul vardır. Buralarda bütün ilimler okutulurdu. Onun verdiği imkanlara göre şehrin nüfusu bu yıllarda 10.000 dolayında idi. Şehir nüfusu daha sonraki yıllarda da pek değişmedi. İnciciyan’ a göre : XVIII Yüzyıl sonlarında 8000 haneden ibaret olan şehir de 31 Temmuz 1786’ da uğradığı deprem sonrasında ancak 500 – 600 hane ayakta kalabildi. 1867 yılında Ali Paşa’ nın sadrazamlığı döneminde bütün vilayetlere mahsur bir nizamname tanzim edilmiş, u nizamname ile düzenlenen mülki tenzime göre Erzincan, Erzurum vilayetine bağlı bir sancak beyi olmuştur. Erzurum’ a bağlı bir vilayet olan Erzincan’ ın yıllara göre nüfus oranları ise şu şekildeydi.<br />
1845 de Tanzimat Fermanının ihtiva ettiği hükümler Erzurum Eyaletinde de teşbik edilmeye başladığında en mühim iş nüfus sayımına girişilmiş olmasıdır. Erzurum va bağlı kazalarında yapılan nüfus sayımı 1847 tarihli olup, o dönemde Erzurum’ a bağlı sancak olan Kaza-i Erzincan’ ın nüfus özelliğine baktığımızda;<br />
Müslümanlar	Ermeni	Yabancılar	Rum	İran  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tek">Tek</a>.	Yekün<br />
4353	1449	4	2	5	5813<br />
Bölgenin nüfus özelliği ortaya çıkmaktadır.<br />
XIX yüzyılın ikinci yarısında muhtelif senelerde yapılan nüfus sayımına dair tablolara baktığımızda;<br />
1872 Salnamesine göre Erzincan sancağı bağlı kazalar, köy sayıları ve Müslüman – Hıristiyan nüfus dağılımı</p>
<p>Kaza ve nahiyeler	Köyler	Erkek Nüfus	Yekün<br />
		Müslüman	Hıristiyan<br />
Erzincan merkez<br />
Gercanis nh.<br />
Kemah kz.<br />
Kuruçay kz.<br />
Kuzican kz.<br />
Ovacık kz.<br />
Mazgirt kz.<br />
Yekün 	97<br />
114<br />
56<br />
41<br />
113<br />
177<br />
195<br />
723	12127<br />
6695<br />
4903<br />
3680<br />
5853<br />
5991<br />
10420<br />
50729	5126<br />
1131<br />
1873<br />
1041<br />
741<br />
416<br />
1115<br />
11443	18262<br />
7826<br />
6826<br />
4241<br />
6064<br />
6457<br />
11525<br />
62172<br />
Tablo 1. a<br />
Yukarıdaki tabloda (1.a) ki rakamlar, 1872 tarihli salnameden aynen nakledilmiş olup, ancak yekün hanesine yazılan toplama işleminde mühim yanlışlıklar yapılmış. Buna yapılan ilave salname bazı düzeltmelere gidilmişse de yine de bazı hatalar giderilememiştir. 1872 tarihli salnameye göre Erzincan, Gercanis ve Kemah, Kuruçay kasabalarının nüfusu şu şekilde yeniden düzetmeler ve ilaveler yapılmıştır.</p>
<p>Kaza ve nahiyeler	Köyler	Erkek Nüfus	Yekün<br />
		Müslüman	Hıristiyan<br />
Erzincan merkez<br />
Gercanis nh.<br />
Kemah kz.<br />
Kuruçay kz.<br />
Yekün	97<br />
144<br />
56<br />
41<br />
338	12127<br />
6695<br />
4903<br />
3680<br />
27405	5126<br />
1131<br />
1873<br />
1041<br />
9171	17253<br />
7826<br />
6726<br />
4741<br />
36576<br />
Yukarıdaki salnamelerden sona müteaddit senelerde tutulan diğer salnamelerden nüfus mevzuu sağlıklı bir biçimde öğrenile bilinmektedir. M. 1303 senesine kadar nüfus, özellikle dini – milli bakımdan ele alınmışken; daha sonraki senelerde kadın erkek diye ayrıca belirlenmiştir.<br />
1883 tarihli salnameye göre Erzincan, Refehiye, Kemah, Kuruçay ve Tercan’ ın köy , hane sayıları ve nüfusunun dağılımı;<br />
Kazalar	Köyler	Hane	Müslüman	Ermeni	Rum	Yekün<br />
Erzincan<br />
Refehiye<br />
Kemah<br />
Kuruçay<br />
Tercan<br />
Yekün	132<br />
141<br />
68<br />
55<br />
167<br />
563	8394<br />
2894<br />
2852<br />
1763<br />
3948<br />
19851	16839<br />
8037<br />
5599<br />
4476<br />
11374<br />
46325	5280<br />
466<br />
1947<br />
1134<br />
3550<br />
12277	38<br />
539<br />
133<br />
-<br />
199<br />
909	22157<br />
9042<br />
7579<br />
5610<br />
15123<br />
39511<br />
Tablo 2<br />
1886 tarihli salnameye göre Erzincan ve kazaların nüfus dağılımına baktığımızda;<br />
Kazalar	Köy	Nahiye	Hane	Müslüman	Ermeni	Rum	Pratika	Yabancı	Yekün<br />
				E	K	E	K	E	K	E	K	E	K<br />
Erzincan<br />
Kemah<br />
Refehiye<br />
Kuruçay<br />
Yekün	197<br />
176<br />
86<br />
61<br />
520	19<br />
9<br />
4<br />
3<br />
26	10635<br />
3376<br />
3076<br />
1799<br />
18886	29590<br />
10602<br />
7121<br />
4935<br />
52248	19631<br />
9984<br />
6112<br />
4765<br />
39892	6132<br />
327<br />
1474<br />
1112<br />
9100	6474<br />
398<br />
1201<br />
1117<br />
9740	94<br />
540<br />
297<br />
-<br />
938	81<br />
560<br />
297<br />
-<br />
920	48<br />
-<br />
86<br />
-<br />
134	40<br />
-<br />
86<br />
-<br />
126	819<br />
-<br />
-<br />
132<br />
961	828<br />
-<br />
-<br />
74<br />
672	53947<br />
21456<br />
17166<br />
12279<br />
104848<br />
Tablo 3<br />
Bu tarihten sonra 1892 tarihinde ki salnamede Erzincan ilinde 43583 Müslüman, 13962 Ermeni, 192 Rum, 1437 Yabancı uyruk olmak üzere 59174 nüfusa sahiptir. Bundan sonra 1894 tarihli salnameye baktığımızda;</p>
<p>Kazalar	Köy	Nahiye	Hane	Müslüman	Ermeni	Rum	Pratika	Yekün<br />
				E	K	E	K	E	K	E	K<br />
Erzincan<br />
Refehiye<br />
Kemah<br />
Kuruçay<br />
Tercan<br />
Yekün	132<br />
159<br />
75<br />
61<br />
191<br />
638	11<br />
8<br />
7<br />
5<br />
12<br />
43	11368<br />
3286<br />
3119<br />
1954<br />
4900<br />
26703	22492<br />
11122<br />
678<br />
5409<br />
10488<br />
57186	26613<br />
10961<br />
7422<br />
5854<br />
9960<br />
10801	6815<br />
1178<br />
2348<br />
1353<br />
3666<br />
10361	6858<br />
958<br />
2123<br />
1671<br />
2480<br />
13836	114<br />
-<br />
-<br />
-<br />
72<br />
186	98<br />
-<br />
-<br />
-<br />
51<br />
149	22<br />
-<br />
72<br />
-<br />
-<br />
84	12<br />
-<br />
72<br />
-<br />
-<br />
84	12824<br />
24220<br />
19715<br />
14224<br />
26714<br />
142697<br />
Tablo 4<br />
1895 tarihinde, Ali Cevad’ a göre Erzincan nüfusunu şu şekilde belirtmiştir. Erzincan merkezde 15000 Müslüman, 7500 Ermeni, 200Rum, 300 Yabancı olmak üzere toplam 23000 nüfusa sahiptir.<br />
Şemsettin Semiye göre ise 165848 nüfuslu olup bunun 39621 Müslüman, 12606 Ermeni olduğu belirtmiştir.<br />
Bir başka kaynakta, 1897 Erzincan’ da 124539 kadar nüfusun var olduğu işaret edilmektedir. Bu nüfusun : 99960 Müslüman, 2038 Grek, 22364 Ortadoks Ermeni ve 177 si protestan Ermeniler den meydana gelmektedir.<br />
1902 yılı Erzurum vilayeti salnamesi ne göre Erzincan sancağında kaza, köy ve hane sayıları kadın ve erkek nüfusunun dağılımı<br />
Kaza adı	Nahye	Köy	Hane	Erkek	Kadın<br />
Merkez<br />
Kemah<br />
Refehiye<br />
Kuruçay<br />
Toplam	5<br />
4<br />
3<br />
2<br />
14	140<br />
85<br />
72<br />
61<br />
358	10478<br />
3480<br />
3569<br />
1705<br />
19232	31191<br />
10665<br />
12673<br />
6840<br />
60769	30727<br />
10119<br />
12496<br />
6<br />
59892<br />
Erzincan kazasında 210 camii ve mescid ve 28 medrese ve 3 tekke, ruşdi, mülki ve askeri 9 erkek ve kız iktidai mektebi, 135 sübyan mektebi, 35 kilise – manstır, 1 hükümet konağı, 1 askeri dairesi, mükemmel bir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belediye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belediye">belediye</a> binası10 han ile 1550 dükkan bulunmaktadır.<br />
1903 Marif salnamesinde göre ise Erzincan sancağında 98 öğrencinin devam ettiği Merkez Rüştiyesi ile Kemah ta 66 öğrencinin öğrenim gördüğü bir rüştiye daha bulunmaktaydı. Aynı salnamede 200 öğrencinin okumakta olduğu belirtilmektedir. Ayrıca merkez kazada 2 kütüphane, Kemah’ ta 11 medrese ve 1 kütüphane bulunmaktadır.<br />
1904 yılına ait Erzincan şehrinin keşif haritasında şehre ait önemli bilgilere yer verilmektedir. Kasaba ahalisi, Müslüman ve Ermeniler’ den meydana gelmekte olup 3850 haneden oluşur. Devlet dairelerinin önemli bir kısmı orduya ait binalardan meydana gelmektedir. Bunlar Ordu müfettişliği, kale kışlası, askeri rüştiyesi, market kışlası, sanayi mektebi, ve askeri imalathane kışlasıdır. Bundan başka şehirde 6 cami, 4 tekke, 3 han, 6 hamam 5 mektep ve 6 medrese yer almaktadır.<br />
1914 yılında Erzincan merkez nüfusu 70314 olup bunun 53892 i Müslüman olup, 275 Grek Ortodoks ve 16144 Ermeni Gregonen<br />
1914 yılı itibarıyla Erzincan ve Erzincan’ a bağlı dört kazanın nüfusu şu şekildeydi.<br />
Kaza	Müslüman	Gerk	Ermeni	Protestan<br />
Erzincan merkez<br />
Sülümür<br />
Refehiye<br />
Kuruçay<br />
Kemah<br />
Toplam	53898<br />
11755<br />
23308<br />
11466<br />
20742<br />
121619	275<br />
-<br />
1394<br />
-<br />
560<br />
2229	16144<br />
511<br />
1270<br />
2649<br />
4597<br />
25171	147<br />
-<br />
-<br />
-<br />
144<br />
291<br />
I.Dünya savaşından önce, Erzincan sancağının mevcut nüfusu 150000 kadar iken savaş yılları ve sonrasında Rus ve Ermeni nedeniyle ciddi bir kayba uğramıştır. I. Dünya savaşında azalan bu nüfus sayısını ikinci bölümde daha ayrıntılı olarak göreceğiz.<br />
31 Mart Olayının Erzincan’ da Hissedilmesi<br />
İstanbul’ da başlayan ayaklanmalar ülkenin her tarafında olduğu gibi Erzurum ve Erzincan’ da da görülmüştür.  Ayaklanma genellikle askeri garnizon bulunan yerlerde etkisini göstermiştir. Olay şöyle gelişmiş ; 23 Nisan 1909’ da Erzincan garnizondaki topçu kışlasında Ahmed Paşa, İshak Paşa, Fuat Paşa bir toplantı yaptılar. 23 Nisan 1909 Cuma günü askerin Erzincan’ a giderek askerlere nasihatte bulundular. Ayaklanmayı yapanlar arsında tek bir subay bulunmamaktaydı. Cuma günü yapılacak olan ayaklanmayı yönetecek olan başçavuş ve çavuşlar olup bunlar Kurutelek köyündeki kor kuyusunda sabaha kadar süren bir toplantı yaparak planı tespit ettiler. Plan ana hatları ile şöyleydi: 23 Nisan 1909 Cuma sabahı bütün birlikler silahbaşı borusuyla silahlanıp harbiye eğitim alanında toplanacaklar. Bu boruya uymak istemeyen birliklerin silah zoruyla kendilerine katılmaları sağlanacak, cephanelikleri bir tabur koruyacak ve cemiyet açık bulundurulacak, birlikler toplu olarak Azizye kışlası eğitim alanına girecek ve buradaki bütün topçuların kendilerine katılmaları bir kez daha önerecek uymazlarsa üzerlerine ateş açılacaktı. Oradan topçu kışlası yoluyla şehre gidilecek bir tabur piyade ile süvari alayı, Ermeni mahallesi kuşatacak, geri kalan birlikler Saray meydanına gidecek Hükümet’ te bulunan adliye memurlarını yerlerinden alacak, direnirlerse öldürüp yerlerine hocaları oturtacak, istekleri kabul edilene kadar şehirde gösteri sürdürülecek.<br />
Ayaklanma Birliklerine Kimler Komuta Ediyor;<br />
-7. Nişancı Taburundan Başçavuş Osman Ziya (Genel Komutan)<br />
-75. Alaydan Başçavuş Celal Başçavuş Mehmed,<br />
-76. Alaydan Başçavuş Asım, Başçavuş Tevfik, Başçavuş Nurettin, Çavuş Ali Çavuş Veli, Çavuş Halit<br />
-8. Nişancı Taburundan İsmail Hakkı<br />
-Ağır Makinalı Tüfek Bölüğünden Cemil Vehbi<br />
-Muharebe Bölüğünden Başçavuş Remiz<br />
-22. Süvari Alayından Başçavuş Mehmed<br />
Ayaklanma 23 Nisan 1909 Cuma sabahı, topçu kışlasında kalmakta olan bu yüzbaşı, pencerenin önünden muharebe bölüğü başçavuşu Ramiz’in elinde yeşile sarılı bir şeyle geçtiğini koşarak Hamidiye kışlasına doğru gittiğini az sonra da boru takımı ve bando başta olmak üzere başlarında hiçbir subay bulunmadığı uzun bir yürüyüş kolunu topçu kışlası dolayındaki top hangırına yaklaşmakta olduğunu gördü böylece askerin isyanı başlamış oldu.<br />
Bir çok er ellerindeki kitapları havaya kaldırarak kimi “Allah Allah” diye kimisi de “Yaşasın İttihadi Muhammedi Cemiyeti” diye bağırarak arkadaşlarını özendirerek cesaretlendirmekteydiler.<br />
Bu gelişmeler üzerine yüzbaşı feci olayları engellemeye alıştı. Bunların önlerine çıkıp memleketin durumunu, vatanın tehlikede olduğunu anlatarak çok güç ve kendisi için de çok tehlikeli olduğunu anladı. Görev yaptığı 22. Topçu Alayının 3. Bateryasına gitti. Erlerin bu ayaklanmaya katılmamalarını istedi, daha sonra isyancılar arasına katılarak durumu anlattı, fakat hiçbir sonuç elde edemedi. Ermeni mahallelerinin zarar görmesini önlemek için bazı tedbirler alındı. Askerler Cirit meydanına doğru ilerlerken Kolbaşı Terzi Baba Dergahın hizasında Hoca Fevzi Efendi görünür. Fevzi Efendi’ de bu durumdan memnun olmaz ve askerin bulunduğu meydana gelir ve askerlere bazı nasihatler de bulunur. Bu sözlerden sonra askerler kışlalarına geri dönerler.<br />
Bundan sonra yüzbaşı, 8 Mayıs 1909 tarihinde ayaklanmayla ilgili ayrıntılı bir rapor yazmıştır. 10 Mayıs 1909 tarihinde Erzincan’ da Daimi Divanı Harp Başkanlığı, ayaklanma konusunda yüzbaşıdan bilgi istedi. Yüzbaşı askeri mahkemenin yazısına yazılı olarak cevap vermekle beraber, raporu da mahkemeye verdi.<br />
Başçavuş, çavuş, onbaşı ve er olarak toplam 61 kişi tutuklanarak duruşmaları yapıldı.<br />
Erzincan Daimi Harbi 30 Mayıs 1909’ da kararını bildirdi. Bu karar İstanbul sıkıyönetim Birinci Askeri Mahkemesince 31 Temmuz 1909 tarihinde onaylandı.<br />
Buna göre; 6 başçavuş ve çavuş ölüm cezasına çarptırıldı. 5 kişi 11’ er ay, 22 kişi 6 ay 15 gün arasında değişen, Pranga’ ya vurulma ve ordudan atılma cezasına çarptırıldı.<br />
Ayaklanma özellikle Erzincan içinde bulunduğu cehalet, ekonomik durumun iyi olmayışı ve sosyal adaletin iyi olmayışının da ayaklanmanın çıkışında etkili olmuştur. Bu ayaklanmanın bölgenin içinde bulunduğu düzensizlikleri su üstüne çıkarmış buda emperyalist güçler için bir fırsat olmuştur.  </p>
<p>I.BÖLÜM</p>
<p>A)Rusya’nın Doğu siyaseti ve Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşına Girmesi</p>
<p>1-Rusya’nın Doğu Politikası<br />
Osmanlı devletinin özellikle son üç yüz yıl içindeki siyasi gelişmelerinin en önemli kısmını Rusya ile akın münasebetleri oluşturmaktadır. Rusya’nın özellikle Büyük Petro’dan itibaren takip ettiği genişleme ve Fütühat Siyaseti ve Osmanlı Devletinin jeopolitik konumu dolayısıyla bir iki devler arasında, başta askeri olmak üzere çok çeşitli karşılaşmalar olmuştur. I.Petro’dan itibaren Osmanlı Devleti ile Rusya arasında I.Dünya Savaşı da dahil olmak üzere dokuz büyük savaş olmuştur.  Osmanlı Devletinin bu savaşlardan ikisi hariç (1711 Prut Savaşı, 1856 Kısım Savaşı) bütün savaşları kaybetmiştir. Özellikle Meşrutiyetten sonraki yıllarda (1876’da) yapılan savaşlarda Osmanlı Devleti büyük oranda toprak kaybına uğramıştır.  Sonuçta Rus ordusu 1878 Şubatında İstanbul surlarına kadar gelmişlerdir. Rusya İstanbul ve boğazları ele geçirme hayalleri, I.Dünya Savaşının çıkışında önemli rol oynamıştır. Rusya deli Petro’dan sonra Doğu ve Asya işleriyle daha fazla uğraşmaya başlamıştı. 1828’de Erzurum’u istila ederken Avrupa’nın müdahalesi ile geri çekilmeye mecbur kalan Ruslar askeri istila planında bazı değişiklikler yapmaya karar vermişlerdir. Esasen Rusya bur da amaçları askerlerini bir denizden bir denize yani Hazar Denizinden Karadeniz’e ve İskenderun Körfezine kadar götürmeyi planlamışlardır. Fakat bu plan gerçekleşmedi ve Doğu Anadolu ve Maverayı Kafkas bölgesi birbirinden faklı iki bölgeye ayrılıyordu.<br />
Bu arada 1828-1829 Türk-Rus Harbinde Osmanlı Devletinin Yenilmesi, Avrupa devletleri arasında Osmanlı Devletinin çökmek üzere olduğu fikri yayılır. Bundan sonra büyük devletlerin yıkılan bu mirastan pay alma düşüncesi “şark meselesine” döner. Rusya’nın 1829-1878 yılları arasında yeni bir siyaset takip etmeye başlar ama her iki planında da başarılı olamamıştır. Bundan sonra Rusya Ermenileri cezbetmek için gizli bir politika takip eder. Osmanlı Devleti Rusya’nın böyle bir politika takip ettiğini hissedince Ermenilere karşı kayıtsız kalmak istememiştir. Çünkü Rusya’nın doğu siyasetinde Ermeni meselesini öne çıkarmaya çalıştığını görmüştür. Diğer taraftan Ermeniler ise Berlin Kongresinin 61. maddesini tatbikine uğraşmaya başlamışlardır. 1800 tarihinde çeşitli bölgelerden oluşturdukları delegeler, büyük devletlerle görüşmeye başlamış ve bu görüşmelerde kürtler, Osmanlı devletinin bölgede zayıflığı ve heyetlerinden endişe ettiğini bahsederek;<br />
1-	Berlin Antlaşmasının 61. maddesinin uygulanması<br />
2-	Avrupa’ dan resmi bir genel valinin atanması<br />
3-	Milli Jandarma Teşkilatının kurulması<br />
4-	Osmanlı devletinin himayesi talep edilmiştir.<br />
Rusya Ermenilerin bu taleplerini destek vermişse de İngiltere’ nin ortaya atılması ve Ermeni delegelerinin İngilizlere meyal olması nedeniyle fikir değiştirir. Rusya doğu vilayetleri sayesinde Almanya ile birleşme emelindeydi. Ama meydana gelen gelişmeler buna imkan vermez.<br />
Rusya esasen Osmanlı devletini, Rumeli’ den Bulgaristan aracılığıyla Anadolu’ da da Ermeniler aracılığıyla çembere almak ister. Bu yönüyle Türklerin Kafkasya’ daki Müslümanlarla münasebetlerini istiyor ve böylece İstanbul’ la ilgili planları gerçekleştirmesi daha kolay olacaktır. Fakat diğer yanda da Şark meselesi itilaf devletleri arasındaki bir hadise olarak ortaya çıkmıştır. Devletlerin her biri kendi menfaatini tatmin etmeye çalışıyor ve her ne kadar Osmanlı devleti büyük devletlerin garantisin,i almışsa da hiçbir devlet buna uymak istemiyordu.<br />
2-Avrupa’ da Meydana Gelen Bloklaşma ve Osmanlı Devleti’ nin Birinci Dünya Harbine Girmesi<br />
Rusya’ nın Boğazlara ve İstanbul’ a sahip olma çalışması, büyük devletler ise Rusya’ nın bu hayallerine engel olmak isteyişi Rusya’ nın Avusturya ve İngiltere’ ye yanaşma politikası işler. Ama bu politikasında başarılı olamayan Rusya Almanya’ ya yanaşmak ister. Ama bunda da başarısız olur.<br />
Bundan sonraki devrede gelişen olaylar ise büyük devletleri bir takım menfaat gruplaşmasına doğru itmiştir. Bu gruplaşma daha sonra Dünya ülkelerinin büyük bir bölümünü etkileyen I. Dünya Savaşı olarak ortaya çıkar.<br />
Gerek bu gruplaşma gerekse Avrupa’ daki siyasi gelişmeler bu harpte etkili olmuştur. Şöyle ki, Almanların Berlin-Bağdat yolu ile Hindistan’ a ulaşmak siyasetleri de ortaya çıkınca Osmanlı devleti sınırları üzerinde Rus – Alman ve İngiliz siyasetleri sert bir surette çarpışmaya başlamıştır. Aynı grupta olan İngiltere ve Fransa tarihi emellerini peşindeydiler. Diğer yandan Avusturya ile İtalya’ nın artık Osmanlı Devleti’ nden isteyecekleri kalmamıştı. Almanya ise aksi düşünmekteydi. Osmanlı devletinin ortadan kalkması demek kendisinin itilaf devletlerinin çelik çemberi içine girmesi demektir. Bundan dolayı Osmanlı devleti güçlü olmalıydı. Rusya bütün bunlar dışında Osmanlı Devleti ile ilgili planı vardı ki oda Ermenileri bir piyon olarak Osmanlı Devleti aleyhine kullanmaktı. Çünkü Rusya biliyordu ki Ermeniler tarih boyunca kullanılmaya müsait bir topluluktu.<br />
İki grup devletin aralarında savaş başlaması için bir kıvılcım yeterliydi.  İşte bu kıvılcım 28 Haziran 1914’ te yapılan suikast sonucunda I. Dünya Savaşı resmen başlamış oldu. Avrupa’ da çıkan bu genel harp Osmanlı Devleti için mevsimsiz bir zamana rastlamıştı. Trablusgarp ve Balkan harbinin yaraları henüz sarılmamıştı. Osmanlı devletinin bu olumsuz şartlar içerisinde savaşa girmesi açıktan açığa siyasi varlığı için büyük tehlike oluşturabilirdi. Osmanlı ordusunun seferberliğinin tamamlamadan genel harbe katılması Almanya için bir fayda temin etmekle beraber Osmanlı Devleti için de intihar olurdu.  Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu durum harbe girmesine müsait olmamasına rağmen Enver Paşa askeri hazırlıkları hızlandırmakla kalmayıp 30 Temmuz’ dan itibaren kısmi seferberliğe başlamış ve Ağustos başında seferberlik umumileştirilmiştir. Her ne kadar Osmanlı Devleti başlangıçta tarafsızlığı ilan etmişse de İngiltere ile Rusya’ nın yakınlaşması Osmanlı Devletinin doğrudan doğruya Almanya’ nın yanında yer almasına zemin hazırlamış ve sonuçta 2 Ağustos’ da Almanya ile Osmanlı Devleti arasında gizli ittifakın imzalanması ile bu birlik resmi hale sokulmuştur.<br />
Sonuç’ da devletlerin yaptıkları planlar ve amaçlar doğrultusunda harp başlamış ve Osmanlı devleti de harbe iştirak etmiştir. Böylece Kafkas cephesinde Rusya ile üç yıl boyunca savaşmak zorunda kalan Osmanlı devleti, sonuçta değil 1914 sınırlarına ulaşmak, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sivas/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sivas">Sivas</a>’ a kadar olan bütün Doğu vilayetlerini de kaybetmiştir.<br />
İşte bundan sonra ki kısımda doğu siyasetinden bahsettiğimiz Rusya’ nın bu siyasetini gerçekleştirmek için doğuda işgallere başladığı ve bu işgallerden biri de Erzincan bölgesi olduğu ve bu amaçlarını gerçekleştirmek için Ermenileri kendi amaçları doğrultusunda kullanmasını göreceğiz.<br />
B)DOĞUDA RUS İLERLEYİŞİ VE ERZİNCAN’ IN İŞGALİ<br />
1-Kafkas ve Doğu Anadolu Cephesinde Rus İlerleyişi ve İlk Çarpışmalar<br />
1914’ teki Türk – Rus sınırı 1878’ de Berlin Kongresinde tespit edilmişti. Bölgede daha çok Türkler hakim olup, bunun yanında Ermeniler’ de mevcuttur.alman general Larcher; bölgenin nüfusunun % 30 Türkler, % 30-40 ise Ermenilerin oluşturduğu iddia etmiştir. Bu açıklamasında daha çok taraflı olduğu görülmüştür.<br />
Bölgede Türk ordusunun başında başkomutan vekili sıfatıyla Enver Paşa bulunmaktaydı. Orduda tamamen onun emrindeydi. Rus sınırında yeni doğu cephesinde ise III. Ordu olup, IX, X ve XI kolordulardan oluşan III. Ordunun X. Kolordusu Sivas ile Karadeniz arasında IX. Ve XI. Kolordular da Erzurum çevresinde idi.III. Ordu komutanı Hasan İzzet Paşa olup merkezi Erzurum’du.  Kurmay başkanı ise bir Alman subayı binbaşı Guze idi.<br />
Rus ordusuna bakıldığında Rusya, Kafkasya’ da Almanya ile mücadelesi nedeniyle sınırlı kuvvetlerle yetinmek zorundaydı. I. Rus Kafkas ordusu II. Türkistan kolordusu ile takviye edilmişti.<br />
Bunun yanında Rus ordusu içinde Ermenilerden oluşan bir gönüllü birlik vardı. Bu Ermeni gönüllülerin çoğunluğu Türkiye’ den kaçıp gidenlerdi. Rusya’ dan Avrupa’ dan hatta Amerika’ dan gelen tahrikler ve bilhassa Ermeni milliyetçilerin teşkilatı olan Taşnaksutyün’ un Türkiye’ deki Ermenileri kışkırtmaları neticesinde Ermeniler Rusları kurtarıcı kabul etmişlerdir. Fakat 1914 yılı Ekim’ inde Kafkasya’ da Rus kuvvetleri zayıftı ve Türk kuvvetlerine karşı üstün bir durum sağlayacak halde değildir.<br />
Savaşın başlamasından hemen sonra 1 Kasım 1914’ te Rusya hücuma geçerek Kuzey Anadolu’ yu işgale kalkıştı.<br />
Bu işgaller 5 Kasım günü Rus kuvvetleri, Türk topraklarının ilk önemli müstahkem mevkii olan Köprüköy’ e doğru ilerlemesi ile başlar. Bundan sonra 1914 Kasım ayından itibaren Kafkas cephesinde Ruslarla hemen her gün çarpışmalar muharebeler olmuştu. Bu çarpışmalarda Rus kumandanları zayıf oldukları zaman bizim kuvvetlerimizi oylamak ve kendilerini tehlikeye koymamak için muntazam geri çekilmek maharetini göstermişlerdir. Bizim ordumuz ise Köprüköy muharebelerinde ne de Azap muharebesinde düşmana ezici bir darbe vurmak önemli mağlubiyete uğratmak, bir çok esir ve ganimet bıraktırarak perişan bir surette geri çekilmeye mecbur etmek, şiddetli takip ile paniğe düşürmek gibi önemli bir başarı kazanamamıştı.<br />
Bütün ileri hareketimiz taarruz teşebbüslerimiz düşmanı püskürtmek, biraz ilerlemek veya gerilemekten kalmamıştı. Son Azaf muharebesinde bile Ruslar, mağlup edilmemiş sadece geri çekilmeye mecbur bırakılmışlardır. III. Ordumuz iaşe ve ikmal işlerinin zorluğu yüzünden köprüköy doğusundaki mevzilere tekrar çekilmeye karar verdiği zaman, Ruslar hemen yeniden ilerlemişler ve bizim emniyet teşekküllerimizi geri atmışlardır. Düşmana önemli zayiat bile verdirilememişti; bilakis biz elimizdeki cephaneyi ve yiyeceği sarf ederek güç duruma düşmüştük. Şiddetli soğuklar iyi giyinememiş olan askerlerimizi ve subaylarımızı sarsmıştı. Bütün bu durum Ermenileri şaşırtır ve Ermenilerin bu durumlardan istifa edip ayaklanmaya sevk ettirecekti.<br />
2-Rusların Sarıkamış Taarruzları<br />
Ruslarla yapılan bu çatışmalar sonunda İzzet Paşa askeri hareketlerinin sukuna ereceği umarken, Enver Paşa’ nın yeni ve büyük bir baskın kararını duyunca istifasını verir.  Çünkü başkumandan vekili Enver Paşa bütün olumsuzluklara rağmen İzzettin Paşa’ nın düşüncesinin aksine Ruslara ani bir baskın şeklinde muazzam bir taarruza geçmesi için plan hazırlığına girer.  Enver Paşa bundan sonra III. Ordunun başına kendi geçmek ister. Bunun için Trabzon’ dan Erzurum’ a gelir. Hasan İzzet Paşa’ dan sonra istifa eden IX. Ve X kolordu kumandanlarının yerine İhsan Paşa, Hafız Hakkı Paşa ve Abdülkerim Paşa getirilir.<br />
Bu amaçlanan taarruzda Rusları bizzat kesin mağlubiyete uğratmak ve 1878’ de kaybedilmiş olan Kars, Ardahan, Batum’ u geri almaktı. Bu amaçla Kafkasya’ ya şu birlikleri göndermiştir. İstanbul’ daki I. Kolordudan bir fırka, Trabzon üzerinden Bayburt’ a, Irak’ taki 36. ve 37. fırkaları ise Van’ a göndermişti. Böylece III. Ordunun mevcudu bu takviyelerle yüzelli bin insana ulaşmıştı. III. Orduyu da ilk talimat olarak sınır koruyarak Rusların ilerlemesine engel olmak ve sınırdan Avrupa’ ya asker çekmelerine karşı koymak için gereğinde taarruz ve Erzurum’ u kale olarak müdafaa idi. En son planda ise XI. Kolordu cephede Rusları oyalarken, IX. ve X. kolordular sola doğru ve dağlar üzerinden günlerce devam edecek bir yürüyüşle Sarıkamış’ta Rusların yan ve arkasını çevirecek, sonra da III. Ordu Kars’ı zaptedecekti.<br />
Planın gerçekleşmeme imkan yoktu. Yollar çok dardı. Bu şartlar altında cephane ve yiyecek nakliyatının eldeki vasıtalarla yapılması çok zordu. Fakat Enver Paşa planında karalıydı. Aralık ayı netice de mücadele için geçen, nitekim 22 Aralıkta yapılan hücum, 9 Ocak 1915’te gerek soğuk, açık, hastalık ve iyi planlama yapılmamış olmasından  dolayı 90 bin kişilik ordudan geriye kalanların sayısı 10-12 bin kişi olup Rusların 16 bin ölü, 12 bin yaralı vardı.  Sarıkamış harekatının başarısızlıkla sonuçlanması III.Ordunun kayıplarını artırarak erimesine neden olmuştur ki  9. kolordu Ruslara tamamıyla esir olmuştu.<br />
3-Rusların Sarıkamış Galibiyetinden Sonra İleri Hareket Planları Ve 1915 Taarruzları<br />
Sarıkamış savaşları Ruslar için zorlu bir imtihan olmuş, onlarda bunu başarı ile vermişlerdir. Savaştan hemen sonra Kafkas cephesinde Türklere karşı savaşan ordunun başına general Yudaniç geçer. Göreve başlar başlamaz savaşta maruz kalınan kayıpları telafi için hemen harekete geçerek bilhassa askerin giyimi ve yolların tamiri işi ile yakından ilgilenmiştir.<br />
Bu sırada Ermeniler ayaklanarak için harekete geçmişlerdir. Sarıkamış savaşından sonra ayaklanan Ermeniler, Rusya’nın saldırı hareketlerini de kolaylaştırmış oluyordu. Şubat ayında Bitlis’te, Mart ayında Van’da, Nisan’da ise Sivas’ta ayaklanmaları Rus faaliyetlerini kolaylaştırıyordu. Rusya’da bu ayaklanmalar ile ortada bulunan karışıklıklardan faydalanıp bir an önce bu bölgeleri işgale çalışıyordu.<br />
Bunu için, general Yudaniç derhal bir taarruz planı hazırlar; buna göre Türk kuvvetlerini kuzeyde tutmak için, 2. Türkistan kolordusunu Tortum üzerine taarruzla Erzurum’u kuzeyden tehdit ve tazyik edecekti. Güneyde ise Ermeni isyanı ve hazırlık harekatı devam ederken Kuzeyden de bu saldırı yapılacaktı. Her iki yönden başarılı olunduğu takdirde Türk ordusu imha edilecekti. Bunun yanında Yudaniç bu planlarını bir an önce yapılması için acele ediyordu. Çünkü bu sırada Çanakkale’de büyük bir çarpışma içinde olan Türk kuvvetlerini bu durumdan faydalanıp Pasin ovası ve Oltuk çayı ovasını ayıran sırtlarından ani bir taarruzla Türk cephesini yarmayı planlıyordu. Çünkü Erzurum Türk sınır bölgesini anahtarı idi. Bu amaçlarda olan Rusya, 10-16 Temmuz 1915 günlerinde Malazgirt yanlarında savaş yapılmışsa da bir sonuç alınamamıştır.<br />
İkincisi 20-26 Temmuz 1915’te yapılmış ve Rus yenilgisi ile sonuçlanmıştır. Ruslar işgal ettikleri yerden çekilirler. Bu çekilmelerden kısa bir süre sonra Rusya tekrar taarruza geçecektir.<br />
4-1916 Rus Taarruzları ve Erzurum’un İşgali<br />
Rusların 1915’deki taarruzlarına 1916 yılında da devam ederler. Bu sırada Türk kuvvetleri IX. X. XI. Kolordulardan hariç 3. ihtiyat süvari fırkası, 36. fırka ve Van gölü güney müfrezesinden ibaret olup seyyar kuvveti 83 bin kişiden ibaretti. Askerin bir kısmı tedavi maksadıyla hastanelerde bulunuyordu. Ayrıca Ruslar tarafından piyon olarak kullanılan Ermenilerin de Türklerin aleyhindeki faaliyetleri; Rusların bu taarruzlarını kolaylaştırmaktaydı. Bu gelişmeler içinde 11-12 Ocak 1916 tarihli Rus hücumu şiddetli Türk mukavemeti ile karşılanmış ve Ruslar geri sürülmüşlerse de 12 Ocak’ta kanlı muharebeler başlamıştır. 16-17 Ocak gecesi Türk birlikleri büyük bir süratle geri çekilmiştir. 17 Ocak günü Rus birlikleri ilk kuvvetli tahkimli mevzi olan Köprüköy’ ü işgal etmişler ve 19 Ocak günü Rus ordusu Hasan kaleye hücumla burayı ele geçirmişlerdir.<br />
Köprüköy’ ü muharebesi Rus Kafkas ordusu için önemli bir zafer olmuştur. Bununla Erzurum’a doğrudan kuşatma yapabileceklerdi. Erzurum yolu artık Ruslara açılmış oluyordu. Nitekim böyle de oldu. 11 Şubat günü taarruz başladı. En kritik savaşlar 14 Şubat günü yapıldı. Ruslar Ağ-Dağdan ve gürcü boğazından geçip şiddetli süngü hücumları ile Türk tabyasını ele geçirmeyi başardılar. Yudaniç’in  amacı geniş bir müstahkem mevki olan Erzurum’a taarruz ile cephenin zayıf noktalarından geçerek ovaya inmekti. Nihayet 15 Şubat günü Ruslar emellerine ulaştılar. 16 Şubat 1916’da Erzurum’u işgal ederler.  Osmanlı hükümeti Erzurum’un düşüşünü gizli tutar, resmi tebliğlerde bildirmezler.<br />
Erzurum işgalinden sonra geriye kalan Türk ordusu Aşkale’ye doğru çekildiler. Türk ordusunun Erzurum’ dan tahliye kararı yerinde ve zamanında alınmış bir karardır. Tahliye gerçekleşmeseydi bütün ordu esir düşebilirdi. Savaşın en kötü sonucu; bir milyon üzerindeki Müslüman köylünün kaçmaya zorlanması olmuştur. Erzincan ‘ a çekilen orduyu izlemeye çalışan binlerce insan telef olmuştur. Ermeni halk ise bu işgalden etkilenmemek için Rus tarafına geçer.<br />
Bu gelişmelerden sonra, pek büyük kayıplara uğramış olan üçüncü ordunun kalan kısımları batıya çekilebilir ve ordu karargahı Erzincan’ a yerleşir.  Üçüncü ordunun başına Hasan İzzet Paşa’ nın istifası ile Mahmut Kamil Paşa getirilmiştir. Mahmut Kamil Paşa ise Enver Paşa ile düştüğü fikir ayrılığından dolayı azledilecek yerine Vahip Paşa atanmıştır.  Aynı zamanda Erzurum’ un Ruslar tarafından işgali ise Türk başkumandanlığı üçüncü ordunun zayıflığının farkına varmış ve orduyu iyileştirmeye çalışmıştır. Bunun için Çanakkale muharebesinin sona ermesi dolayısıyla serbest kalan ikinci orduyu bu bölgede kullanmayı planlamış ve komutanlığına Ahmet İzzet Paşa’ yı atamıştır.<br />
5-Rusların Erzurum’ u İşgal Etmesinden Sonra İleri Harekatı<br />
Erzurum’ un İşgalinden sonra Yudaniç hiç vakit kaybetmeden takip işine devam etmiş çünkü Yudaniç yardıma gelecek olan ikinci ordunun hazırlıkları bitmeden üçüncü orduyu yok etmek istiyordu. Bu amaçla 16 – 17 Şubat geceleri yapılan çarpışmalardan sonra Ilıca Rusla’ ın eline geçmişti. Bu mağlubiyetler üzerine ordu iyice zor duruma düşmüştü. Kitle halinde firarlar olmuş ve sonuçta geriye ancak yirmibeşbin kişi kalmıştı. 17 – 19 Şubat arası IX. ve XI. Kolordular Aşkale’ ye doğru ilerlerken X. kolordu da Bayburt’ a doğru ilerlemişti. 20 Şubat’ ta yapılan şiddetli çarpışmadan sonra Aşkale’ de ele geçirilmişti. Bundan birkaç gün sonra 23 Şubat’ ta İspir kasabasını  Ruslar işgal ettiler. Rusların bu işgali ile bölgedeki halkta heyecan yaratır ve bir çok hane Erzincan’ a doğru göçe başlar. Tercan kasabası bu göçmenlerle dolar. Arkasından da ordu Tercan’ a çekilir. Üçüncü ordu karargahını Mama Hatun’ a taşıdı ve Sense Boğazında mevzilendi. Ruslar ise Terzcan’ daki Türk kuvvetinin  gücünü öğrenir ve 17 Mart 1916’ da Ruslar kasabayı alırlar.  Tercan’ ın zaptı ile 44. zabit, 770 askerimiz esir edilmiş; 5 topumuz ele geçirilmiştir.<br />
General Yudaniç ise elde ettiği bu başarılarından dolayı pek memnun değildi. Bu defa Trabzon’ a gözünü diker. Trabzon’ un alınması Ruslar’ ın Erzurum’ da tutunabilmesi için gerekli idi. Trabzon’ un Ruslar’ a sağladığı yararlardan biri de Erzincan’ a yapılacak herhangi bir harekette sağladığı yarardır. Rusya bu amaçlarla bazı planlar yapar; bu planı 1 ay kış harbi ile üçüncü orduyu bozup Erzurum’ a tam anlamıyla hakim olacak ve 1 ay istirahatla ordularını tanzim edecekler ve sonra tekrar hücuma geçeceklerdi.<br />
Rusların bu hareket planına karşılık, üçüncü ordu tarafından bir takım planlar yapılmıştı. Buna göre ordunun bir kısmı Rusları Karasu ve Karadeniz kıyısındaki Of kasabası arasındaki cephe üzerinde oyalarken, diğer kuvvetlerde Rus ordusunu yandan kuşatmak ve Rusları arkadan tehdit etmek gayesiyle Kığı – Oğnut – Muş – Bitlis hattı boyunca ilerlemek üzere <a href="http://www.genelbilge.com/tag/harput/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Harput">Harput</a> ve Diyarbakır’ da toplanacaktı. Bu görev İzzet Paşa kumandasındaki ikinci orduya verilmişti.  Ahmet İzzet Paşa III. Ordunun düşmana ettirilmemesini talep etmiş ve çok durumda kalındığında Erzincan’ a çekilmesini tavsiye etmişti.<br />
Türk karargahında alınan bu gizli kararlar Ruslar tarafından haber alınarak ona göre taarruz planı yapılmış ve sonuçta 18 Nisan 1916’ da Trabzon’ da Ruslar tarafından zapt edilir.  Trabzon’ un Rusların eline geçmesine bölgedeki Rum ve Ermeni azınlıkları büyük sevinç gösterirler.<br />
Bundan sonra Rus hücumları sürer, Türk ordusu kendisinden katça fazla olan Rus kuvvetlerine karşı taarruz yapmış adeta birer kahramanlık destanı yazmışlardır.<br />
Türk ordusundan bazı değişiklikler yapılıp, Erzurum’ a bir taarruz yapıp burayı Ruslar’ dan geri alama amacıyla harekete geçme planları yapılıyordu. Rus komutanı Yudaniç Türk birliklerinin toplandıklarının farkındaydı. Fakat Türk birliklerinin Temmuz’ dan önce böyle bir taarruza geçemeyeceklerini de tahmin ediyordu. Bunun için kendisi daha önce harekete geçerek, Haziran ayında Bayburt ve çevresini zaptederek Erzincan’ a ilerleme planı yapıyordu.<br />
Yudaniç bu planlarla meşgulken Vehip Paşa beklenmedik bir anda taarruza geçmişti. Yaklaşık 130 bin kişi ve ikiyüz topa sahip olan Türk ordusu ikiyüzbin kişi ve dörtyüz topa sahip olan Rus ordusuna karşı Mayıs ayı ortalarında kendi taarruzlarını gerçekleştirirler.  Böylece ilk taarruz hedefi olarak Mama Hatun bölgesini seçerler. Çünkü bu bölgede Ruslar, hem kuvvetli değillerdi hem de bizden taarruz beklemiyorlardı.<br />
İlkbahar’ da yapılan taarruzun başlangıç günü 16 Mayıs’ tır. Rus 15. avcı Kafkas alayı, mevzilerinden atılmış, kolordusu da aynı şekilde yarılarak Mama Hatun geri alınabilmiştir. Ricat eden Ruslar 2 doj topuyla bazı hayvanlarını bırakmak zorunda kalmışlardır. Fakat Yudaniç bu saldırıya kayıtsız kalmamış, durumu düzeltmek için hemen karşı taarruza geçmiş ve Türk ilerleyişi Mama Hatun – Bernakaban arasında durdurulmuştur.<br />
Enver Paşa, Rusların yapacakları ileri harekatlarında Trabzon’ u üs olarak kullanma ihtimallerinden rahatsızdı. Çünkü Ruslar hiç beklenmedik bir anda, gelecek takviye kuvvetlerinin Kafkas cephesine geçişini kolaylaştıracak olan yeni bir yolu açmış bulunuyorlardı. Bunun için Vehip Paşa’ yı bu geçişi engellemekle görevlendirdi.<br />
Vehip Paşa kumandasındaki Türk birliklerinin 29 – 31 Mayıs 1916 tarihlerinde yaptıkları hücumlar, 4 Haziran’ a kadar devam etmişse de hiçbir sonuç alamamıştı. 20 Haziran’ da tekrar başlayan hücumlar 30 Haziran’ a kadar devam eder, fakat planladıkları başarıyı elde edememişlerdir.<br />
General Yudaniç, Türk taarruzlarına karşılık olarak 19 Haziran 1916’ da V. Kafkas ve II. Türkistan kolorduları kumandanlarına ileri hareket emri vermiştir. Asıl hücum ise Erzincan ve Erzurum yaylaları ile Anadolu sahili arasındaki ana yolların merkezi olan Bayburt’ a yöneltmişti.<br />
6-Bayburt’ un İşgali İle Ruslar’ ın Erzincan’ a Doğru İlk Hareketleri<br />
Yudoniç’in taarruz planlarından habersiz olan Vahip Paşa, Bayburt’ta iken bu hususta Alman askerleri tarafından uyarılmıştı. Fakat Vahip Paşa, Almanlara güvenilmeyeceğini söyleyerek haberi geçiştirmiştir. Nitekim 2 Temmuz’da şafakla beraber Ruslar taarruzu geçtiler. Vahip Paşa ise Enver Paşaya Bayburt’u bir Plevne yapacağını yazmış ve sonuçta Bayburt bir plevne gibi müdafaa olunuştur. Rusların ileri  harekatının ilk safhasında, Kaledere Tepesi ile ziyaretlere zapt edilmiş ve Çoruh cephesinde ikinci hafta çekilmeye mecbur olmuştur. Rusların diğer noktalarda yaptıkları baskınlar geri püskürtülmüşse de cephenin en önemli noktası düşmüştür. Dört gün devam eden kanlı boğuşmalar neticesinde, Ruslar Akdağ’ ı zaptetmişlerdir. 11 Temmuz’da Memehatun işgal edilmiş, 12 Temmuz’da General Perjevaleski Sibirya kazaklarını yardıma çağırmıştır. 13 Temmuz’da ise Madendeki Türk kuvvetleri geri çekilince maden Rusların işgaline uğrar.<br />
Madenin işgalinden sonra Rusların ilk hedefi Bayburt olmuştur. 14 Temmuz’da Ruslar Kazakları Bayburt tarafına yerleştirir.  15 Temmuz’da Bayburt Ruslar tarafından işgal edilir.<br />
Sonuçta Bayburt Yudoniç’in tahmin ettiği zamanlardan dört-beş gün daha sonra zapt edilmişti.<br />
Bayburt’un işgali ile II.Türkistan kolordusu karargahını Bayburt’a taşımıştır. Orduyu beslemeye Erzurum yolu ile yeterli gelmediğinden, kolordu Trabzon’dan beslemek için Trabzon-Erzincan yolunun da kuvvetle tutulması gerekiyordu. Bu nedenle Rus ordusu ileri harekatına devam etmek zorundaydı. Böylece Rusya 1916’da Gümüşhane ve Bayburt’un düşmesinden sonra Ruslar ileri harekatı Tercan ovasından Erzincan’a doğru yönelmişlerdir.  Rus ileri harekatına karşı Türk ordusu Mamahatun bölgesinde Rus ordularına darbe indirmek ister fakat Türk birliklerinin taarruzu Dumanlıdağ-Başköy cephesinde durduruldu. Dumanlıdağ muharebelerinden sonra III.Ordu, büyük bir bozguna uğramıştı. Önemli miktarda geri çekilirken cephane ve erzak  ziyan olmuş,<br />
Bu harekatta Enver Paşanın planı şöyleydi; III.ordunun ileri harekatı Karadeniz’in Erzincan’a kadar olan Rus kuvvetlerini durduracak ve bu sırada tekrar toparlanan II.Ordunun da bölgeye gelmesiyle Harput, Unukale, Kiğı ovasından Masonkale’ye ve Köprü köyüne darbe indireceklerdi. Böylece Rus Kafkas ordusunun esas kuvvetleri, Transkafkas sınırlarına atılacak ve II. ve III. Türk Orduları bölgeye saldırı yapabileceklerdir. Fakat bu planlar suya düşmüş, Erzurum ve Trabzon’u almak isterken Erzincan’a kadar olan bütün yerleri Ruslara kaptırmıştır.<br />
7-Erzincan’ın İşgali<br />
1914’te Erzurum’a bağlı 25000 nüfuslu bir sancak merkeziydi. Tarımsal açıdan hayli etkin olan kentte, nüfusun bir bölümü ayrılıkçı olan Ermeniler, gerekse de Ruslar İngiltere ile yaptığı antlaşması ile Erzincan’ı kendi nüfus bölgesi sayıyorlardı.<br />
Ruslar, artık Erzurum, Bayburt, Trabzon’u ele geçirince, cepheleri hem küçülmüş hem de kolaylıkla irtibat kurulması mümkün hale gelmişti. Bu halde kuvvetlerinin bir kısmını geride ihtiyata bırakıp kendi nüfus bölgesi gördüğü Erzincan üzerine hareket imkanı bulmuşlardır.<br />
20 Temmuz’dan itibaren Ruslar Erzincan yolu üzerine Kelkit’e taarruza başladılar ve 22 Temmuz’da Kelkit’İ işgal ettiler. Böylece batıya doğru ilerleyen II.Türkistan ve I.Kafkas Kolorduları, Kiğı Bölgesindeki birliklerin donatılmasından dolayı çıkan zorlukları gidermeye, gerinin işini kolaylaştırmaya, ulaşım durumunu düzeltmeye karar vermişlerdi. Bunu için ordunun merkezini ileriye çıkarmak, V.Kafkas kolordusu cephesinde Ruslar için tehlikeli olan çıkıntıyı düzlemek kararını almışlardır. Bu ise ordunun sağ tarafının ve merkezinin taarruza geçmesi zaruretini doğurmuşlardır.  Bundan sonra Rusların Erzincan taarruzunu gerçekleştirme zamanı gelmişti.<br />
Rus taarruzu başladığında Rus ordusunun kuvvetleri, 1831 tabur, 49 müfreze, 6 gönüllü müfreze, 175 yüzlü, 657 mitralyüz, 470 top, 28 mühendis bölüğü, 4 uçak ve havacılık müfrezesi ve bölüğü, 9 zırhlı otomobilden ibaretti. Türk kuvvetleri ise; 206 tabur, 45 süvari taburu, 700 bin arasında kurt müfrezesinden ibaretti. Rus ordusunun durumu, Türk ordusundan daha iyiydi. Yerli halktan olan casuslar vasıtasıyla Türk ordusunun planları hakkında alınan haberler, Rus ordusunu daha iyi duruma sokmuştu.  Erzincan taarruzu ile, önceden zapt edilmiş bölgeleri teslim etmemek ve Anadolu’ya sonraki saldırı için koz olarak kullanmak isteyen Ruslar için önemli bir mevki olan Erzincan’ın askeri yapısı şöyleydi;<br />
Bölge Tatar Osman Paşadan bu yana Ordu Müfettişlik merkezi idi. Vilayetlerdeki Jandarma olayları seferber edilerek orduya verilmiş ve ihtiyarlardan sabit jandarmalar bunların yerine konulmuştur. Tabi bu doğal olarak bölgede asayişin sağlanmasını zorlaştırmıştır. Halkın Ermeni çetelerinden korunması daha zorlaşmıştır. Erzincan seyyar jandarma taburu 1500 mevcutlu olup, 9.Kolorduya katılır. Yine X.Kolordu seyyar jandarma taburu ve dairesinde 4 seyyar jandarma, 3 sahil muhafazasında görevli olup, biri Sivas-Ulukışla-Erzincan hattında görevliydi. Yine Erzincan’da 4 depo taburu mevcuttur.  Bu birlikler Rus işgallerinin başlamasıyla vatanın savunulması için diğer ordu birliklerine katılırlar. Nitekim Rus işgalinin Erzincan’a doğru genişlemesiyle III.Ordu ve birlikleri Erzincan’a doğru çekilir ve burada birleşirler.<br />
I.Dünya savaşının kötü günlerini sinesinde yaşayan Erzincan, 14 Şubat 1916 yılında Erzurum’un kaybedilmesi üzere batıya doğru ilerlemelerine devam eden Ruslar 1916 yılının Mart ayında Tercan’ı ve Bayburt’u alarak Erzincan’a doğru ilerlemelerine üzere  Türk komutanlığı II.Ordu Kafkas cephesine sev eder. III.Ordu takviye kuvvetleri aldıktan sonra Karadeniz-Dorsim yönünde taarruza geçerek Rus kuvvetlerini Erzincan yönünde bağlamayı düşünmüşlerdi. Planın bazıları olması halinde, Rus Kafkas ordusunun kalıntıları Transkafkas sınırlarına püskürtülecek ve II. ve III. Ordular o bölgeye saldırı yapacaklardı.<br />
Fakat planlar suya düşmüştü. III.Orduya ağır darbe indirilmişti. Böylece Türklerin Erzincan savunması olumsuz sonuçlanmıştı. Rus ordusu, artık Erzincan kapılarına dayanmıştı. Durumun korkunçluğu karşısında orduda savunma planları ve taarruz hazırlıkları son haddine ulaşmıştı. Rus taarruzları karşısında ordunun yapmasını planladığı tek şey vardı. O da, en az zayiatta geri çekilme, fakat geri çekilirken de müdafaadan vazgeçmemekti. Ordu başarısız olduğu anda en son çare olarak geri çekilmeyi düşünüyordu. Bunun için III.Orduya bağlı birlikler ve fırka kumandanları, birliklerine bu yolda emir ve tamimler göndermeye başlamışladır. 9.Fırka kumandanı 11.5.332/ 24 Temmuz 1916 tarihli birliklerine gönderdiği emrinde alay ve bölüklerinin harekat şekillerini en ince ayrıntısına kadar planlamıştı. Buna göre; düşmanın taarruzu halinde mevzide kalınarak düşmana karşı konulacak, eğer durum tehlikeli olmaya başlarsa geri çekileceklerdi. Bu sırada Türk ordu karargahı Erzincan’daydı. Ordu, mümkün mertebe bulunduğu bölgeyi daha iyi savunabilecek duruma getirilmeye çalışıyordu. Rus taarruzu esnasında fedakar bir şekilde müdafaada bulunmak gerekiyordu. Fakat vaktinden önce ordu geri çekilecek olursa, o zamanda Çardaklı Boğazı elden kaçırılabilirdi. Bunun için bütün hususlar göz önünde bulundurulup dikkatli davranılması gerekmekteydi. Bu arada Zeki Paşa köprüsü Erzincan savunması için kilit noktası olduğundan, bu köprünün korunması için de ayrıca bir müfrezenin kurulması dahi planlanmıştı. Ayrıca ordunun ve fırkaların yiyecekleri Erzincan’dan temin edilmeye cephane nakliyatı da Erzincan’dan yapılmaktaydı.<br />
İşgal karşısında halk tarafından alınan bir diğer tedbir ise, subay ailelerin bu civarda bulunmasından dolayı eğer ordu geri çekilecek olursa, subaylar ve askerler bu geri çekilme esnasında aileleri ile ilgileneceklerinden ve birliklerinin asker ve vasıtalarını ailelerini geri çekmekte kullanacaklarından bu ihtimali göz önüne alarak, bütün subay ailelerinin su şehrinin batı kısmına nakli ordu karargahından emredilmişti. Vahip Paşa, bizzat nakil işini takip etmiş ve ailelerin eşyasız nakli için ayrı bir emir daha vermişti. Fakat bu emir uygulanmamış subay aileleri eşyaları ile birlikte Su şehrine nakledilmişti.<br />
Gerek Rus orduları gerekse Türk ordusu tarafından planlar yapılmış, Rusların Erzincan’ın işgal planına karşı, Türk ordusu karşı Tedbirler alıp bölgenin işgale uğramasını engellemeye çalışmışlardır.<br />
Ruslar işgallerinde başarılı olacaklardı. Türk ordusu da eldeki kuvvetlerle bir karşı taarruz yapılmasına rağmen, yalnız ordu elindeki mevzilerin savunulmasına ve her karış toprağın düşmana pahalıya mal olması  için canı pahasına kahramanca savaşmıştır.<br />
Ruslar nihayet Bayburt çıkıntısını bertaraf ettikten sonra, Erzincan, Trabzon yolunun ele geçirerek cepheyi hem küçültmüşler hem de irtibatlarını kolaylaştırmışlardır. Böylece Erzincan üzerine harekata imkan bulmuşlardır.<br />
Bunun üzerine 39.Rus Fırkası bir hafta istirahattan sonra takviye edilerek, Erzincan üzerine taarruza sevk edilmişti. Zaten bundan önce 17. ve 18. Türkistan fırkaları üzerinden Erzincan’a hareket etmiş ve ikinci mıntıka doğudan ve kuzeyden gelen taarruzu maruz kalınca, tehlikeyi sezen Yusuf İzzet Paşa Fırat dirseğindeki kuvvetlerini kuvvetli artçılar himayesinde batıya doğru çekmeye başlamıştı. Bunun üzerine 39.Rus Fırkası herhangi bir zorlukla karşılaşmadan 21 Temmuz’da Fırat’ı geçerek Cibice ve Sorsa geçitlerinden Erzincan’a doğru taarruza başlamıştı. Burada Erzincan taarruzunun gerçekleştirilmesinde II.Türkistan kolordusu önemli rol oynamıştı. Bu kolordu I.Kafkas kolordularına karşı bulunan Türk birliklerinin irtibatını kesmek ve onları kuşatmak için 19 Temmuz’da Arman-Yenbosdi cephesinden taarruza geçmişti. Nitekim Türkistan kolordusunun manevrası komşu I.Kafkas kolordusunun taarruza geçmesi, için geniş imkan yaratmıştı. Sonuçta Rusların Erzincan-Trabzon yolunu kontrol altına almasını sağlamıştı.<br />
Rus kolordusu batıya ilerlerken, Temmuz 1916’da III.Ordu kumandanı, 3 mıntıka emrindeki kop cephesinin 2.mıntıka emrine girmesi bildirilmiş ve Kop cephesi daha sonra X.Ordu adını alarak Yusuf İzzet Paşanın emrine girer. Daha sonra yapılan muharebelerde X.Kolordu geri çekilecek kısa süre sonra Çoruh cephesi de aynı akıbete uğramış ve Sadak hanları-Yenice doğru hattına çekilmişlerdir.<br />
Rusların Erzincan’a doğru yürüyüşü, üç gün devam etmiştir. Sahil müfrezemiz taarruz üzerine Su dağı-Çavuşlu dere batısına çekilmeye mecbur kalmıştır. 2. mıntıka, karargahını Rus taarruzu nedeniyle Kelariş’ten Erzincan’a almıştır. 3.mıntıka karargahı Şiran’a hareket eder.  23 Temmuz 1916’da 3.Türkistan fırkası Erzincan üzerine taarruz edince X.Kolordu güneye çekilmiş ve Pendule ziyaret tepe hattı da Ruslar tarafından işgal edilmişti. Bunun üzerine II.Ordu karargahını Erzincan’dan Refahiye’ye nakletmişti. Bu çekilmeden daha önce Yusuf İzzet Paşayı Vehip Paşadan Kelkit’e kadar çekilmesini talep etmişti. Vehip Paşa ise durumun vahameti karşısında Enver Paşaya çektiği telgrafında şunları söylemişti; Topraklarını kendi işleriyle terk etmeye hiçbir vatan ferdi razı olmaz. Buna bizi sevk eden stratejik mecburiyettir. Duruma merhamet nazarlarınızı istirham ederim.  Bu telgrafta da anlaşılıyor ki bu dönemde alınan bütün kor ve uygulamalar içinde bulunan vaziyetten kaynaklanmaktadır.<br />
Devam eden işgal hareketi karşısında, bir çok fırkalara da 24 Temmuz’da geri çekilme emri verilmişti. II.Kolordu Kazantepe ve Kuzey yaylaları hattında çekilmişti. 9.süvari fırkası Sarpa-Kalur bölgesine sevk edilmiş, 32.Alay Hamidiye Akdağına yürüyüş emri almıştı. 17.Alay Yalnız bağlarda toplanma emri, 9.birliğe Mahmutlu-Nurgah-Çakırman hattına ulaşarak o hattı doğuya karşı işgal emri, 28.Alaya Sürperan-Karakilise yoluyla hareket edip, Mahmutlu ve Pirvan Köprüsünü doğuya karşı işgal etme emri 29.Fırkaya da Pirvan Köprüsü ve Ekşisu arasındaki bölgeyi doğuya karşı işgal emri, 28. ve 29.Fırka süvari birliklerine düşmanın saldırı anında Karakilise-Kazanhan sınır hattına çekilerek burada mukavemet ettikten sonra, düşmanın saldırısı anında Nurgah hattı gerisine çekilme emri, 28.Fırka’ ya  büyük ağırlıklarıyla Kemah Boğazı yönüne sevk emri verilmişti. Bütün bu geri çekilme olayı yavaş bir şekilde yapılacak, düşmana herhangi bir şey hissettirilmeyecekti.  Bütün bu çekilme esnasında taşınmayan bütün evde, taşınmayan cephane ve eşyalar ile Erzincan ve etrafındaki tesisler ve fabrikalar, telefon telleri toplanması ve hatların tahribatı ordu komutanlığından emredilir. 24 Temmuz akşama doğru Erzincan kamilen tahrip edilmiş bulunacaktı.  Aynı gün 2.Mıntıka kumandanı Yusuf İzzet Paşa, düşmanın Erzincan’ın batısındaki Maha-Karadağ üzerinden Kemah ve Befehiye’ ye saldırma ihtimalini göz önüne alarak, bunu meydan vermemek için Maha girişini kontrol altına almaya ve Karadağ’ı işgal etmeye karar vermişti.<br />
24 Temmuz’da Rus Ordusu sipikür mıntıkasına yaptığı saldırı sonucunda Sipehe çayırının kuzey sırtlarını işgal etmiş ve Türk askeri ise gücünün sonuna kadar bölgeyi müdafaa etmiştir. İşgal karşısında 29.Fırkaya Nergah Yerhanı arasında toplanma emri diğer yandan 28.Fırkaya Fırat’ın kuzeyine çekilme emri, 36.Fırkaya güneyden hareketle 28.Fırkayı takiben Kemah Boğazının kuzeyindeki ve güneyindeki mevziiyi işgal emri verilmişti. Diğer yandan kolordu karargahı da Yer hanına taşınıştı. Aynı gün 28.Fırka yeniden Erzincan’daki Mıntıka karargahına sevk edilmiştir.  Şöyle ki, Vehip Paşa şehrin IX.Kolordusunun dağınık bir şekilde savunulmasının imkansız olduğunu görür. Bu amaçla Rusların daha fazla Anadolu’ya sızmasını önlemek için batı ve güneyden Erzincan ovasına inen ona noktaları tutmaya çalışıyordu.<br />
25 Temmuz 1916 günü Rus ileri birlikleri Erzincan kuzeyindeki Akdağ hattındadır.  Vehip Paşada Rus ileri birliklerin Erzincan’a yaklaşmaya başladıklarını görünce şehri çoktan tahliye etmişti. Hatta tahliye kısım kısım, safha safha gerçekleştirilmişti. Ruslar Sürperan deresini işgal ettikten sonra X.Kolordu üzerine saldırı yapınca 29.Fırka Yalnız bağlara X.Kolordu ise 9. ve 30. Fırkalarda Concican köyü doğusuna çekilmiştir.<br />
Rus saldırısı karşısında Z.Mıntıka kumandanı Yusuf İzzet Paşa 29.Fırkanın Yalnız bağlardan Yerhanına gelmesini, IX.Kolordu kumandanının emri altında girmesini, çardaklı yolundaki birliklerin ağırlıklarını biran önce Yerhanından, Karahanına taşınmasını emretmiş ve kendisi de Mıntıka karargahını Yerhanına sevk etmiştir.<br />
Rusların 25 Temmuzdan itibaren Kemah Boğazı ile Çardaklı Boğazını ele geçirme girişimleri üzerine , Kemah Kolu Kumandanı Rüştü Paşa, emrindeki olaylara şu şekilde görev vermişti. 84.Alaya; Kemah Boğazı batısında ve Karasuyun doğusundaki mevziden Kürtperastiği. Erkek hattı arasındaki bilgeyi işgal ve müdafa, 83.Alaya; 84.Alayın sol tarafından Çuha Köyünün kuzeyindeki dereye kadar olan bölgeyi işgal ve müdafaa ile görevlendirilmiş olup, fırka karargahını Karasus Köyünde kurmuştu. Kemah takip mürfezesi ise 28.Fırka kumandanlığına bağlanarak Kemah Boğazı kuzeyindeki mevziiyi işgalle görevlendirilmişti. Ayrıca eldeki silah ve mühimmat da herhangi bir ihtimale karşı Erzincan-Kemih, Erzincan Kürtperastiği istikametlerine gönderilmişti.<br />
25 Temmuz Erzincan üzerine hücuma geçen Rus birlikleri sabah saat 11’de Erzincan’ın iki km kadar doğusuna kadar ilerlemişlerdi. Artık Rus keşif bölükleri Erzincan ve yakınlarında kol gezmeye başlamışlardı. Artık Ruslar Erzincan’a üç koldan ilerliyordu. Bir Rus bölüğü Karakilise yönünden, diğer bir bölük Serçe Boğazından diğer üçüncü bir bölük ise, Sipikür Yoluyla ileri harekata geçip, Çember donatılmıştır.  Nihayet öğlen saat 1200 de Erzincan’a girmişlerdi.  Türk kuvvetleri Kemah boğazı yönünde çekilmeye başlar.  Her ne kadar Türk askeri bir takım tedbirler almışlar ve işgali engellemeye çalışmışlarsa da bunda başarılı olamamışlardır.<br />
Erzincan’ın 25 Temmuz’da Rusların eline geçmesiyle birlikte General Yudoniç şehre girmiş, orduya ait binalara el koyarak karargahını yerleştirmiştir.  Rus kumandanı işgal gücü kenti talan etmiş ve daha sonraki günlerde baskıcı bir yönetim kurar. Ufak tefek suçlar için bile ölüm cezası vermeye başladı; yerli halkı silah ve kaçak arama bahanesiyle tedirgin ettiler.<br />
Öğle vaktinde kasabaya giren Rus askerlerinin kentteki zulüm ve yağmalarındaki alçaklıkla, Ermeni askerler ve komitecilerin Rusları gölgede bıraktığı görülmüştür.<br />
Rus komutanı işgali izleyen günlerde bir bildiri yayınlamıştı. Bunda, karma ve geçici bir hükümet kurulduğu, Osmanlılar zamanına ait davaların dinlenemeyeceği günlük olayların her kavmin kanununa göre çözüleceği ve himayesinde Ermeni çocuğu olanların bundan özel komisyonuna teslim etmeleri gerekeceğini ilan edilmekteydi.<br />
Ruslar, istilanın 5.gününde ki köyünden iki Müslüman’ı bir Rus erini yağmadan alıkoymak için öldürmüş ve saklamış olmalarından dolayı Saray Meydanında arasak idam etmişlerdir.  Bu da Rusların ne kadar alçalabileceğinin bir göstergesi olmuştur.<br />
Osmanlı idaresi döneminde, XVII. Yüzyıldaki bazı isyan hareketleri dışında önemli olayların meydana gelmediği ve sınırlarının uzaklığı nedeniyle XIX. Yüzyıllara kadar ordular için sadece bir konuk yeri olan Erzincan’ın  25 Temmuz’da işgal edildikten sonra ki Rus ileri harekatı devam eder. Fakat bu ilerleyiş onlar için pek kolay olmamış bölge yerli halkının karşı koyması sonucunda onlarla çatışmaya girmişlerdi. Daha sonra Medikler Çiftliği yönünde ilerleyen düşman kuvvetleri Kemah yolu Kumandanı Rüştü Paşa tarafından o geceye mahsus olmak üzere durdurabilmişti. Diğer taraftan Gözeler Mevkiinden ilerleyen Rus kuvvetleri ise 36.Fırka tarafından durdurmaya çalışılırken oldukça ciddi muharebeler dahi olmuş, hatta bu muharebelerde bölgedeki Kürt çetelerinin Ruslar tarafından yer alması ordunun durumunu iyice zayıflatmıştı.<br />
Böylece ordumuz Rusların ileri hareketi karşısında, sürekli olarak geri çekiliyordu. Geri çekilme esnasında askerin ihtiyacı olan yiyecek ve malzeme bölge halkı tarafından temin edilmekle birlikte, ellerinde bulunan depoları da beraberinde götürmüşlerdi. Geri çekildikleri yerde bir savunma hattı kurup, Rus kuvvetlerini geri püskürtmek ve durdurmak isteyen Türk kuvvetleri bunu başaramamışlardır.<br />
Nitekim Ruslar 26 Temmuz’da ileri harekatlarına devam etmişler ve Mercan Boğazından geçen Erzincan yolunu genişletmek için, ovacılık üzerinden asker sevk’ ine daha başlamışlardı. Bunun üzerine 28.Fırka ve 36.Fırka tarafından pek çok tedbirler alınmış hatta askerlere gerektiğinde sürgü ile karşı koymaları emri dahi verilmişti. Fakat ne alınan bu tedbirler ne de yapılan mücadeleler Erzincan’ın işgalini engelleyememişti.<br />
8-Erzincan’ın İşgalinden Sonraki Askeri Durum<br />
Erzincan taarruzunda Rus Kafkas Ordusu III.Ordu’yu ağır bir mağlubiyete uğramıştı ve bu mücadele de ordumuz büyük zayiat vermişti. 17 bin Türk askeri Ruslara esir düşer. Erzincan taarruzu ile Türk ordusunun Erzurum’u geri almak planı suya düşmüş ve III.Ordu ve II.Ordu birlikte hareket edemeden Erzincan işgal edilmişti. Diğer yandan Erzincan’ın işgalinden sonra Rus birlikleri Dorsimdeki aşiret mensubu halkı da Türklere karşı isyana teşvik ediyor ve bunları kazanmaya çalışıyordu.<br />
Bu işgalle birlikte artık Rus Kafkas ordusu, Trabzon sahasını genişletebilecek ve Sivas vasıtasıyla Ankara’ya ve Anadolu’nun merkezi dahi tehdit edebilecekti. Ruslar nitekim ileri harekatlarına devamla Anadolu içlerine kadar ilerleyebileceklerdi. Artık Çar Petro’ dan beri sıcak denizlere inme hayallerinin gerçekleşmesi an meselesiydi. Erzincan’ın işgali de Rusların hayalleri için büyük moral kaynağı olmuştur.<br />
Rusların Erzincan taarruzu ile III. ve II.Ordularımızın da müşterek taarruzları sonuçsuz kalmıştı. Artık yapabilecek hiçbir şey kalmamıştı. Ordumuzun morali bozuk, maneviyatı kırıktı. Doğuda Rusların ileri harekatına devamı da başlamak üzereydi. Nitekim 26-27 Temmuz günleri taarruzları başlar. 19 Temmuz günü bu Rus ileri birlikleri IX. ve X. Türk kolorduları tarafından geri püskürtülür. Bu mağlubiyete rağmen Yudaniç, mücadeleyi elde bırakmaz, vakit kaybetmeden kuvvetlerini yeniden toparlamaya çalışır. Nihayetinde 3 Ağustos’ta Ruslar 39.Fırka ile 5.Türkistan Fırkaları taarruza geçerler. Bu muharebeler 9 Ağustos tarihine kadar devam eder.<br />
Yusuf İzzet Paşa ise içinde bulunan bu durum karşısında bazı planlar yapar. Fakat bu planların gerçekleşmesi çok zordu. Birlikler daha muharebeye girmeden hastalık ve firar dolayıyla çok zayıf düşmüşlerdi. Ordunun toplam kuvvetli elli bin kişiyi Erzincan’ın düşmesiyle kırk bin firarı asker Sivas vilayetini doldurmuştu. Cephaneye gönderilen asker, daha yolda iken kaçıyordu. Bu kaçışlarla birlikte birliğin mevcudu kadronun üçte birine düşmüş, köyde kalanlar ise maneviyatlarını kaybetmişlerdi. Buna karşılık Rus Ordusu ise Erzurum batısındaki ilerlemesinde on beş bin ve II.Orduya karşıda yirmi bin insan kaybetmiş buna rağmen Rusya’nın insan kaynağı büyük olduğundan bu zayiatlarını kolayca telafi edebilirdi. Yine Ruslar ordularının durumunu iyileştirmek için etkili planlar yapmıştır. Kış sonunda bile ordunun mevcudu yüz doksan bin muharip dört yüz yetmiş top idi.<br />
9-Rusların, Erzincan’daki Son Taarruz Safhası<br />
Orduların karşılıklı durumları bu şekildeydi. Her iki taraf da mücadeleye devam etmek için hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyordu. Birliklerin asıl kuvvetlerini Oğnut yönünde toplayan II.Ordumuz, taarruza geçer. Bunun üzere Ruslar 4 Ağustos’ta Oğnut istikametinde saldırı yaparak Türk kuvvetlerine darbe indirmek istemişlerdir. Fakat IV.Kafkas kolordusunun çekilmesi ve Türklere takviye kuvvetlerin geleceği hususunda alınan bilgiler, Rusların darbe grupları ve ordu yedeği kurulması işinde acele etmeye mecbur etmişti. Amaçları Türk ordusu tam olarak toplanmadan karşı manevraya geçmişti. 11 Ağustos’ta Ruslar Çanakçı istikametinde Türk cephesini yormaya ve yol kavşağı olan Çolik’ i işgal etmeye karar vermişlerdir. Harekete geçen Dubiski grubu Oğnut-Çelik boyunca Türk mukavemeti ile karşılaştı. 12 Ağustos’ta Türk ordusu Rus cephesini yardılar. Kırıl-Çubuk-Başköy vasıtasıyla Rus ulaşım yolunda tehlikeli yarattılar.<br />
Fakat kesin başarı elde edilememiştir. Ruslar belli bir zaman sadece durdurulmuştu. Fakat Ruslar durumu eski haline döndürmek için 13-18 Ağustos’ta Oğnut bölgesinden ikinci defa karşı taarruzu geçmişlerdir. Fakat bir başarı elde edememiş, netice de her iki tarafta da ilkbahara kadar savunmaya geçmişlerdir.<br />
Fakat 1 Eylül’ e gelindiğinde III. ordunun durumu 9 Ağustos’ taki durumundan daha zayıf hale gelmiş, kaçışlar durdurulamamıştır.  Vahip Paşa, düşmanla arasındaki kuvvet dengesizliğini göz önüne alarak bir plan yapar. Buna göre Erzincan ovasına batıdan ve güney batıdan inen yolları elde tutmaya karar verir. Bu sırada Erzincan ‘ da Ermeni asker ve komitecilerin mezelimleri sürmekteydi.<br />
II. Ordu, Oğnut bölgesinde Rus ordusu tarafından durdurulmuştu. Fakat İzzet Paşa yeni bir taarruz planı yapıyordu. Her iki ordu ile saldırı yapılacaktı. Bu sırada Romanya’ nın savaşa girmesi Yusuf İzzet Paşa’ nın taarruz planlarını suya düşürmüştü. Osmanlı İmparatorluğu bu durumla birlikte Avrupa’ ya birlikler göndermek zorunda kalmıştı. Bundan dolayı Eylül başında yapmayı planladıkları harekat suya düşmüş oluyordu. Sonuçta cephede ne varsa Avrupa cephesine kullanmak üzere geri çekilmişti.<br />
“Erzincan ve çevresi artık Ruslar tarafından işgal edilmişti ve uzun müddette işgal altında kalacaktı. İşgal altında bulunduğu müddet içinde, cephede olaylar tamamen durmamış birtakım gelişen olaylara sahne olmuştu. Bundan sonra Rus ordusunun daha ileriye doğru taarruz harekatı yapmasına imkan yoktu. Zira önünde yakın bir hedef olmadığı gibi, üstelik Sivas yönünde genel bir ilerleme Rus ordusuna pek çok maddi problemler yaratabilirdi. Diğer yandan Rus Kafkas ordusunun harekat  üstünden çok fazla uzaklaşması Rus ordusu açısından stratejik bir tehlike yaratabilirdi. Ruslarda bu tehlikeyi göz önünde bulunduruyor, durumlarını ona göre değerlendiriyorlardı.<br />
Ruslar şehirde kendilerine göre haberleşme ve iletişim imkanlarını düzene koymaya başlamış, Ermeni çeteleri vasıtasıyla köyleri hakimiyeti altın almışlardı. Savaş hukukuna aykırı olmasına rağmen hasta ve mecalsiz Türk esirlerini yol inşaatlarında çalıştırmışlardır.<br />
Yudaniç uzun süren taarruz hareketleri ile III. orduyu saf dışı edip genel bir taarruzda atlama taşı olarak kullanabileceği Bayburt ve Erzincan üslerini ele geçirdikten sonra bölgeden ayrılır, yerine Albay Morel Erzincan’ a tayin edilir. Morel Ermeni asıllı olup bölgede Ermeni çeteleri ile birlikte katliamlar yapacaktır.<br />
Türk ordusu ile ilgili değerlendirme yapan Korsun; sonuç olarak Haziran ve Temmuz aylarında III. ve II. ordular iki defa Rus birliklerini karşısında mağlup oldular böylece Türk komutanlığının macerası planı suya düşmüş oluyordu.  Karusun yapmış olduğu bu açıklamada Türk ordusunun maceracı olarak adlandırılması onun saygısızlığına veriyor ve Türk ordusuna yapmış olduğu mücadelenin vatan savunması olduğunu kendisine hatırlatıyoruz.<br />
Bu konuyla ilgili olarak Alman Generali Guze ise Rusları geri çekilmeye mecbur etmek için toplanmanın bitiminin takiben ordunun bütün kuvvetini kullanması gerekiyordu. Türk ordularının 1916’ daki taarruzlarının başarısız olması, sevk ve idaredeki tedbirlerin noksanlığından değildir. Bu başarısızlığın sebebini Türkiye’ nin dahili zarfında aramak gerekir. Bunlar başka sükunet devam ettiği müddetçe ilk olarak gelen birliklere son kademe gelinceye kadar sancak altında tutabilmeye ne yiyecek durumu ve ne de inzibat keyfiyeti kafi gelmemişti.  açıklamasını yapar.<br />
Bu mücadelelerde Türk ordusu ve komutanları bir takım hata yapmışlarsa da acaba kendisinden katça malzeme ve teçhizat bakımından üstün olan Rus kuvvetlerine karşı daha fazla ne yapabilirdi? Türk ordusu elinden geldiğince işgalci Ruslara karşı en iyi şekilde mücadelesini vermiştir. Artık olayda hata aramak yerine objektif olarak dönemin şartlarını ve içinde bulunan koşulları düşünmek her halde daha yerinde olacaktır.<br />
II. BÖLÜM</p>
<p>C) ERZİNCAN VE ÇEVRESİNDE ERMENİ MEZALİMİ</p>
<p>1-Erzincan Ve Çevresinde Ermeniler</p>
<p>Osmanlı Devletinin ilk kuruluş devresinde Ermeniler çoğunlukla Kilikya’ da ve Doğu Anadolu ile Kafkasya bölgelerinde küçük krallık ve beylikler halinde veya dağınık bir vaziyette, İran, Bizans, Gürcü Selçuklu Devletleri ve diğer küçük devlet ve beyliklerle karışık bir durumda ve bunlara tabi bir şekilde bulunuyorlardı.</p>
<p>İlk dönemlerden itibaren yani Osmanlı Devleti yönetimi altına girmeden evvel ne politik nede sosyal bir örgütlenmeleri yoktu; bölgelerdeki egemen devletler (Bizans vb.) bunları yüzyıl boyunca bir köle gibi çalıştırmışlardır. Onlara bir hak vermeyi düşünmemişler, din ve ekonomik konularındaysa kendileri ile birleşmeleri için devamlı olarak baskı yapmışlardır.  Ermenilerin bu durumuna, kendileri tarafından hiçbir talep vaki olmadan himayesine alan, onlara diğer kuvvetli unsurların bütün hak ve hukukunu sağlayacak devlete en sadık ve en güvenilir bir unsur haline getiren hükümdar, İstanbul’ u fethederek artık bir devlet olmak vasfını kaybetmiş Bizans hakimiyetine son veren ve Orta çağı kapatan Fatih Sultan Mehmet olmuştur.  İstanbul’ a girer girmez, Fatih Sultan Mehmet’ in ilk işi hiçbir tazyik ve zorunluluk mevcut olmamasına rağmen, Sırp Devletin baş prensi olarak asırlarca tatbik edilen din ve vicdan hürriyetine olan inancından dolayı, Rum Patriğini çağırıp kendilerine cemaat olarak en geniş din hürriyetini bahsetmek olmuştur. Fatih Sultan Mehmet aynı hakları tanımakta gecikmemiştir. Anadolu’nun muhtelif yerlerinde Bizans’ ın dini, mezhebi baskıları, Ermenileri bir bölgeden diğerine sürmeleri, onları üçüncü bir sınıf vatandaş olarak kullanan, tahkir eden uygulamaları, diğer taraftan da Bizans’ a karşı mücadelelerinde Osmanlılar zaman zaman Ermenilerden askeri destek görmüşler ve fethedilen yerlerin iskanında sulh ve sükununun temininde ve iktisadi kalkınmasında Ermenilerden faydalanma yoluna gitmişlerdir.  Yine İstanbul’ da bir patrikhane tesis etmiş ve başına da Bursa’ daki Ermeni Patriği Ovakim’ i getirerek Ermenilerin din bakımından yönetimini bu patrikhaneye vermiştir. Fatih Sultan Mehmet’ in bu icraatı ile tarihlerinde ilk defa olarak, Ermenilerin dinlerine, dillerine, örf ve adetlerine serbest olarak sahip oldukları bu haklar nedeniyle bir süre içinde muhtelif yerlerden İstanbul’ a göçler olacaktır.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet’ ten sonra ki padişahlar döneminde de din, dil, gelenek ve göreneklerinde serbest bırakıldı ve II. Mahmut zamanına kadar din ve sosyal işlerine hiçbir şekilde karışılmadı. Bu yüzdendir ki İstanbul’ a çeşitli bölgelerden gelen Ermeni göçü bu dönemlerde de devam eder. </p>
<p>Burada şunu ifade ettik ki; Romalılar, Persler, Bizanslar zamanında zorunlu göçe tabi tutulup yerlerinden, yurtlarından edilen hatta mezelim yapılan Ermeniler, Osmanlılar zamanında gönüllü olarak göçe, iskana tabi tutulmuşlar ve özellikle İstanbul ve civarına yerleştirilmişlerdir. Öyle ki XIX yy. ‘ la gelindiğinde İstanbul’ daki Ermeni nüfusu 150.000’ e ulaşmış ve o devrede en kalabalık Ermeni nüfusu olan şehir İstanbul olmuştur. Sahip oldukları bu din, dil, milli, iktisadi ve kültürel serbestlik sadece İstanbul’ da değil diğer bölgelerde de geçerliydi. Bu bölgelerden biri de Doğu Anadolu bölgesinde Erzincan içinde aynı şeyi söylemek mümkündü.</p>
<p>Erzincan ve çevresi önceden beri Ermenilerin yaşadığı bölgelerden biri idi.  Fakat çoğunluğu sağlayamadıkları bölgelerden birisidir.  Osmanlı yönetimi içinde diğer gayri Müslimlere olduğu gibi Ermenilere de her türlü müsamaha gösterilmiş, Erzincan ve çevresinde her türlü ticaret ve sosyal hayatlarını rahatlıkla devam ettirebilmeleri için her türlü imkan verilmiştir. kasabalarda sanat ve ticaretle uğraşarak köylerde de çiftçilik yaparak zengin olmuşlar, diğer Müslim olmayan unsurlar gibi askerlik yükümlülüğünden azade oldukları için servetlerini ve nüfuslarını sürekli arttırarak diğer bölgelerde olduğu gibi Erzincan merkez ve kasabalarında müreffeh bir kesin oluşturmuşlardır.</p>
<p>Özellikle Erzincan vilayeti dahilinde en yoğun olduğu yer Armudanlar bucağıydı. Armudanlar Kuruçay ilçesine bağlı ve “Milletin Kurtuluşu” adına kötülükler yapan Ermeni eşkıya çetelerinin genellikle karargah yaptıkları Divriği ilçesine bağlı Pingan köyüne yakındı.  Mektup ve kiliselerin tesiriyle Türkleri düşman olarak telakki eden ihtilalciler, “Armudanlar” ı faaliyetleri için çok musait bir zemin olarak görmekteydiler. </p>
<p>İlk önce Aharon adında bir dava vekilinin öldürmekle işe başlamışlardı. Efendi, Çıkmaz Yola gidilmemesini, “beylik fikrini”nin terk edilmesini söylediği için, hain sayılmış, komite tarafından idama mahkum edilmişti.  Komitenin Kararını İlbis oğulları yerine getirmiştir. Bunlar büyük Armudan halkında üç komiteciydi. Fedailer defterine ilk önce yazılmış olmakla övünen insanlardır. Her zaman bu ihtilalciler okul ve kilise aracılıyla faaliyetlerine devam ettiler ve alanlarında yıllarca düşüncelerini işlediler. Bu düşüncelerini iktisadi bakımdan güçlendikleri ve Osmanlı Devletinin zayıfladıkları dönemlerden itibaren su yüzüne çıkarıp, katliamlarda bulunmaya başlamışlardır. </p>
<p>Tarihin her devrinde, kendileri için bir şan ve şeref sayfası bulmak isteyen, eski bir uygarlığın varisi olduğunu iddia eden Ermenilerin bu halleri; muhtemel ki şairane birer eğlenceden başka bir şey olmayacaktı. Ama Avrupa okullarında aldıkları zehirli fikirlerle, esrarengiz manastırların sesiz duvarları arasında milliyet duygularını büyütmeye çalışan papazların aşıladıkları duygularla büsbütün seven bir hale gelen istekleri için kuvvet ve şiddet kullanmak, kan dökme yollarını açtı. Özellikle bulundukları bölgede belli bir güce ulaştıktan sonra bu hayallerini gerçekleştirme peşine düştüler. </p>
<p>Nitekim öteden beri Erzincan merkez, ve beraberinde esnaf ticaretle uğraşırken, köylerinde çiftçilik yaparak zengin hale gelmişlerdir. Zamanla şehirde bir çok işin ehli olup, işleri kendi tekeline almışlardır. Erzincan yöresindeki bir çok Ermeni, çelikten bir çok yapma, gümüş işlemeciliği ve bu madenlerden küçük hediyelik eşyalar yapma gibi işleri rahatlıkla yapıp zamanla zenginleşmişlerdir.  Sahip oldukları bu iktisadi rahatlığın yanında dini eğitim ve kültürel faaliyetlerini de rahatlıkla yapabilmişlerdir. </p>
<p>Eğitimin XIX. y.y.’da fazla gelişmediği, Erzincan Sancağında az sayıda Müslüman öğrencinin okuduğu 55 medrese, 180 öğrencinin öğrenim gördüğü 1 askeri Rüştiye ve 119 İlkokulun bulunduğu bölgede Tebça-i Lehanene-e, azınlık / cema kabul edilen Ermenilerin nüfusu ancak %17’sine meydana getirmelerine karşı kendileri için Türkler tarafından, 800 erkek öğrencinin okuduğu ve 12 öğretmenin ders verdiği 5,350 kız öğrencinin ve 4 öğretmenin ders verdiği 3 kız okulu temin edilmiştir.  Erzincan’ın bir çok kazasında da rahat bir şekilde eğitimlerini görmek için okulları mevcut olup, Kuruçay Kazasında 8 Ermeni okulu, Kemah kazasında 8 okulları vardı.</p>
<p>1901-1902 yıllarında İstanbul Ermeni Patrikhanesini resmi istatistiği adıyla Osmanlı devletindeki Ermeni okul, talebe ve öğretmen sayısını Dr. Kevork K. Bayhdjianın vermiş olduğu bilgiye göre; Erzincan 22 Ermeni okulu, 1389 Erkek öğrenci, 4785 kız öğrenci, 63 öğretmen, Kemah ilçesinde 13 Ermeni okulu, 646 erkek öğrenci, 28 kız öğrenci, 16 öğretmen, Tercan ilçesinde 12 Ermeni okulu, 485 erkek öğrenci, 3 öğretmenin olduğu belirtilmiştir.<br />
Sadece eğitimle değil dini bakımdan da büyük bir hoş görüye ve imtiyaza sahip olmuşlardır. Ermenileri din hüviyeti ile vicdan hürriyetine kesinlikle karışılmayıp, ırk ve dini bakımdan kendileri ile aynı derecede görmüşlerdir. Tarihlerinde hiçbir devlet ve millette görmedikleri din ve vicdan hürriyeti Osmanlı dan görmüşlerdir. Zaman zaman Gregoriyan Ermenilerle Katolik ve Ortadoks Ermeniler arasında görülen husumet ve mücadele olmasına karşı Müslüman Türklerle böyle bir husumet görülmemiştir.</p>
<p>Erzincan ve yörelerinde de rahatlıkla dinlerini yaşayabildiklerini ve ibadetlerini yapabileceklerini kilise ve manastırlara sahip idiler. Rahat bir şekilde ibadetlerini yaptıkları bu kilise ve manastırlar Erzincan’ da çeşitli tarihlerde meydana gelen depremlerden dolayı yıkılmasına rağmen hala bu yıkıntıların izleri görülmektedir. Bunlardan biri Kemah kazasında olup, diğeri de daha bilgin bir şekilde görülen, Kuruçay kazasında Çörencil denen bir köyün doğusunda ve köye 4 km uzaklıkta “Kapıkayısı” adıyla anılan yerde iki kargir duvardan ibaret olan harabenin köyün yaşlıları tarafından Ermeni kilisesi olduğu, 5-6 yüzyıldan önce yapıldığı ve bir keşiş tarafından idare edildiğini “Karabas” dedikleri bu kesişin burada yaşadığı anlatılıyor.  yine bu bölgeye yakın olan Hasanova köyünde ise Paskalya günlerinde toplanır, o kilise harabesinde hem ibadet ettikleri ve hem de oyunlar ve eğlenceler düzenledikleri yer olmuştur. Yine Ermenilere meskun olan Mitini, Germili, Mahmutlu, Güllüce ve Hancıçifliği köylerinde ise aynı şekilde bütün iktisadi, dini işlerini fakat bir şekilde yerine getiriyorlardı.</p>
<p>XIX: yüzyıl ortalarına kadar 500 sene devletin en güvenilir unsurlarından birisi idiler. Devletle olan münasebetleri yanında beraber yaşadıkları Türklerle münasebetleri de son derece iyidi. Türklerin örf, adet ve ananelerini Türkler gibi benimsemiş olup, bir çoğu Türk mektebine gider, kiliselerde ayinlerinde bile ekseriye Türkçe yaparlardı. </p>
<p>Osmanlı topraklarında sosya, ekonomik, dini, siyasi, idari ve kültürel hürriyetlere sahip olan ve memleketin hiçbir vilayetinde yeterli nüfus çoğunluğuna sahip bulunmayan Ermenileri bir ayaklanmaya sevk edecek, yönetimden gelen herhangi bir baskı mevcut değildir. Bu gerçeklere rağmen bir isyan çıkarmak maceraya atılmak demekti. Böyle olduğu halde İngiltere ve Rusya kendi çıkarlarını ön plana alıp bu toplulukları  isyana teşvik etmişlerdir. Ermenilerin isyan etmeleri için onların politik düşüncelerini, direnme ve isyanlarını propagandalarıyla; silah, cephane ve savaş malzemesi gibi maddi yardımlarıyla desteklemişlerdir.  Nitekim sonuçta gerek patrikhaneye bağlı cemaat okullarında ve gerek misyonerlerin açmış olduğu kolejlerde Ermeni gençleri Fransız devriminin milliyet ilkesi ile tanıştırılır, aynı sınıflarda kendilerine Ermenistan coğrafyası ve yüceleştirilmiş edebiyatı ve efsaneleştirilmiş tarihleri öğretilir. Yine bu okullarda okutulan kitaplarda büyük bir Türk düşmanlığı ortaya konulur.  Böylece Osmanlı İmparatorluğunda bir Ermeni sorunu meydana getirilir, fikri olarak büyük bir Türk düşmanlığı aşılanan bu bilinçsiz toplum bundan sonra ikinci bir safhaya geçerek büyük devletlerin emellerine daha ulaşmaları için isyan ve bulundukları özellikle Doğu Anadolu bölgesinde köy, kasaba ve şehirlerde Müslümanlara karşı mezelimde bulunurlar.</p>
<p>İşte bir taraftan Ermeni kilisesinin bir taraftan Avrupa büyük devletlerince desteklenen misyonerlerin faaliyetleri sonunda Anadolu’ da isyan tohumları ekilmiş ve kurulan komiteler de bütün güçleri ile bunu yeşertmeye çalışmışlardı. Nitekim 1880 yıllarından itibaren doğu vilayetlerinden gelen haberler Ermeniler arasında bir kıpırdamanın başlamak üzere olduğu görülür. </p>
<p>I.Dünya Savaşı sonuna kadar sürecek olan ilk siyasi Ermeni isyanı Erzurum da 1890 tarihinde görülür. Bu tarihten itibaren ülkenin bir çok yerinde bu isyanlar patlak verir. Bu bölgelerden biri de Erzincan şehridir. Erzincan şehrinde Ermeni faaliyetleri Aharon adında bir dava vekilinin öldürülmesiyle başlanılır. Fakat kısa sürede bu olay kapatılır. Ama Ermeniler okul ve kilise aracılığıyla gizliden gizliye faaliyetlerini sürdürür ve işlerler. Nihayet 1891 tarihinde Müsir Zeki Paşanın kardeşi Kuruçay Kaymakamı Ahmet bey bölgede Ermeni faaliyetlerinin farkına varır.  Ermeniler gizli bir örgüt aracılığıyla Erzincan ve civarında faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bunun anlaşılması üzerine Armudan köyünden Muşik oğlu Ömer Ağayı gerçeği araştırmakla görevlendirilmiştir. Fakat Ömer ağa görevini yerine getirmeden, önemli vazifesi Ermeniler tarafından anlaşıldığından Büyük Armudan köyünde Agik oğlu Kapril’ in evinde düzenlenen ziyafette fedailer tarafından korkunç bir şekilde öldürülür. Cesedi de evinin bacasının yanına getirilip üzerine gazyağı dökülerek yakıldı. </p>
<p>Ermeni ihtilalcinin bu politikası, onların imhakar maksatlarını daha açık bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Ahmet bey bu öldürme olayından sonra geri çekilmeden meselenin üzerine gitmiş ve yaptığı tahkikat sonucunda Ilbız oğulları ile etrafındakilerini yakalayıp mahkemeye vermişse de kişiye mahkum olan kişiler meşrutiyetin ilanı üzerine hapishaneden çıkmışlardır.</p>
<p>İsyan belirtileri açıkça ortaya çıkınca liva merkezinde, yeni Erzincan’ da çalışma yoğunlaştı, doğal olarak ilgilenmeye başlandı. Ancak hükümetin dikkati arttıkça, Ermenilerin hali tavrı değişiyor, zabıta ne kadar uyanık davranıyorsa onların da düşmanlığı o ölçüde artıyordu. Hele gençlerin İslamlara karşı takındıkları tutum büsbütün sert, kırıcı, düşmancaydı.</p>
<p>Bu sırada Ermeni fedailerinden Rupen adında bir,sahış ortaya çıktı. Kemah’ a bağlı Görni köyünün üst tarafındaki yüksek ve sarp dağda oturan Çanlı manastır-ı başına topladığı yüzsüzler, alçaklarla birlikte bir karargah edindi ve Türklere sarkıntılığa başladı.<br />
1894 yılında görevli olarak Malatya’ ya gitmekte olan askeri kaymakamlardan Raşit beyin yolunu keserek ve savunmada bulunan emrindeki çavuşu öldürerek, Raşit beyi dağa kaldırmış, biçareye dağ başında akla hayale gelmez hareketler yapılmıştı. Ağa adında bir adamcağız öğrendiğinde bu duruma dayanamayarak Rupen çetesiyle çarpışmaya girişmiş ve olaydan haberdar olan hükümetin girişiyle olay yerine yetişen asker de Çanlı manastırı ablukaya alarak Raşit beyi kurtarmış, çetenin de hepsini yakalamıştır. Rupen adındaki çeteci reisi yakalanıp Erzincan’ a götürülerek idam edilir. </p>
<p>Ancak bu idam Ermenileri amaçlarından ayırmamış, tersine hınç ve kinlerini arttırmıştır. Raşit beyi kurtaran ağa, Erzincan’ dan bir Ermeni dostunun aldatması sonuncunda bir Ermeni’ nin evinde öldürülür.</p>
<p>Artık bundan sonra Ermeni iltilakçilerinin Erzincan’ daki çalışmaları kontrol altında tutulmaya çalışılmışsa da devletin sıkı yönetimine rağmen Ermeniler faaliyetlerini arttırmaktan çekinmemişler, bundan sonra sırf Erzincan’ da değil ülkenin bir çok yerinde isyan çıkartırlar. Erzincan’ da çıkarmış oldukları korkunç bir ihtilal de 1985 yılı Ekim ayında meydana get6irmişlerdir. Ali Kemali olayı şöyle anlatmıştır;</p>
<p>“1895 senesi Taşcin-i evvelinin dokuzuncu pazartesi günüydü. O gün Erzincan’ ın haftalık pazarına rastlıyordu ve Pazar çok kalabalıktı. Halkın en fazla toplu bulunduğu Buğday Meydanında birden bire bir silah patladı. Silah sesi esasen endişeli olan halkı, heyecana düşürdü. Herkes sığınacak yer ararken birkaç el silah daha atıldı. Artık kıyım başladı.”</p>
<p>Mutasarrıf Namık Bey hemen askeri makamlara başvurarak kuvvet istemişti. Askeri müfrezeler sokak başlarını tutarak İslamların Ermeni mahallelerine girmelerini önleyecek kıyımın daha sürekli ve korkunç olmasının önüne geçmişlerdir. Öbür yandan Namık bey İslam ileri gelenlerini Ermeni ileri gelenlerini ve Ermeni piskoposunu yanına çağırarak nasihatte bulunmuş komiteciliğin zararlarını ve bir bayrak altında yaşamakta olduklarını Müslümanların dostluklarını, iyilik severliklerini açık olduğundan, onlarla aynı düşünecek olarak yaşamaları gerektiğini anlatmış ve aralarını bulmuştur.</p>
<p>Ermeniler her yerde olduğu gibi Erzincan olayını da Türklere yüklemekten geri kalmadılar. Ama bu yavuz hırsızlıklarına rağmen tarihi değiştirmeyi başaramadılar. Bu olaylar nedeniyle Türkleri ne kadar vahşetle suçlarla suçlasınlar ancak bir şey denilebilir ki her yerde olaylara neden olanlar Ermenilerdir. </p>
<p>Bu olaydan sora da Ermeniler faaliyetleri durmamıştır. Asıl idealleri Ermenilere yeni ve özerk bir idare sağlamak olan Hınçak ve Taşnak cemiyetlerini Erzincan’ daki Ermeniler üzerinde etkili oldular. Meşrutiyetin ilanından sonra da iyice faaliyetlerini sürdüren Ermeniler, Birinci Dünya Savaşıyla birlikte Doğuda bir Ermeni devleti kurma hayalleri için katliamlarına devam ederler. </p>
<p>2-I. Dünya Savaşı İle Birlikte Erzincan Ve Çevresinde Ermeni Teşkilatlanmaları Ve Yaptıkları Mezalimler</p>
<p>1-Erzincan Ve Çevresinde Ermeni Teşkilatlanması</p>
<p>a)Birinci Dünya Savaşından Önceki Teşkilatlanma</p>
<p>Ermeniler aileleriyle birlikte Sibirya’ da, Kafkasya’ da siyasi suçlu adı altında ezilip yok edilirken, Türkiye’ dekiler hükümetin gözü önünde açıkça milli meclislerinde tam bir serbestlik içinde görüşmek patrikhanelerini, okullarını ve öğretmenlerini sürdürmek, öğretmen ve ruhani başkanların istedikleri gibi tayin etmek haklarına sahip olacaklardır.</p>
<p>Fakat yine de sahip oldukları bu geniş haklara rağmen Osmanlı devletinin zayıfladığı dönemlerde önce İngiltere’ nin çıkarları doğrultusunda hareket ederler ve Rusya’ nın Anadolu’ ya ve Irak’ a inmesini engellemek için İngiltere tarafından bu bölgelerde bir tampon kurulacağı saftasatısıyla kandırırlar. Bu gelişmeler Rusya’ nın işine gelmediğinden Osmanlı devletinin tarafını tutarlar. Rusya’ da aynı zamanda Doğu Anadolu’ da bir Ermeni devletinin kurulması için yeterli bir çoğunluğa sahip olmadığını savunurlar.fakat daha sonra Rusya ile İngilizler anlaşınca Rusya Ermenilere’ e dönerek bu bölgelerde Ermenileri kışkırtarak bir devlet kuracağı sözünü verirler.  İşte sürekli büyük devletler tarafından piyon olarak kullanılmasından ders almayıp I. Dünya Savaşında Rusya için teşkilatlanmış ve bu bölgelerde çeşitli yöntemlerle yeni zar kullanarak halkı genel isyan yoluyla Türk hükümetin karşı savaşa sokmak, propaganda, terör yoluyla hareket ediyorlardı. </p>
<p>İşte Osmanlı Devletinin Balkan savaşlarında acı bir mağlubiyete uğraması ve ardından da meydana gelen gelişmeler. Osmanlı devletinin savaşa  gireceği ve başarı sağlayamayacağı Ermeniler tarafından görülmesi Ermeni istiklali için büyük bir fırsat olarak görülür ve bulundukları bölgede Rusya’ ya yardım için bazı faaliyetlere girerler.</p>
<p>1914 Haziran’ ında Erzurum’ da Taşnaksutyun kongresi toplanmıştır.  Kongre Erzurum’ da gayet sakin bir ortamda yapılır.  Kongreye doğu ve batı bölgelerinde oturan toplam 30 Ermeni delegesi gelip katılmışlardır. Kongrede Osmanlı ittihak ve terakki hükümetinin ıslahat hareketlerinin göstermelik olduğu bundan dolayı muhalefette kalınarak faaliyetlerine devam edilecektir şeklinde karar alırlar.  Türkiye’ deki şubelerinin hepsine şu talimatı verirler;</p>
<p>“Rus ordusu sınırdan ilerler ve Osmanlı askeri çekilirse her taraftan birden eldeki vasıtalarla baş kaldırılacak, binalar ve resmi binalar bombalanacak, yakılacak,, hükümet kuvvetleri içeride oyalanacak sabotajlar düzenlenecek, aksine Osmanlı ordusu taarruza geçerek Ermeni askerleri Ruslara katılacak ve silah altına alınanlar kıtalarından kaçarak Türk silahlı kuvvetlerinin geri teşkillerine zarar vermek ve memleket içinde çeşitli olay çıkarmak için çetelere teşkil edecek”  şeklinde bir karar gönderilir. Ermeniler bu talimata göre daha erken faaliyete geçmişlerdir.</p>
<p>Nitekim seferberlik ilanıyla birlikte, bir çok Ermeni silahlarıyla birlikte Rus ordusuna katılmışlardır. Buna benzer olaylar ise Erzincan sancağında meydana gelmiştir.</p>
<p>Burada seferberliğin ilanı ile Müslüman halk toptan askerlik şubelerine baş vururken bir çok Ermeni evlerine gizlenerek kendilerini dış ülkelere çıkmış gösterdikleri gibi  silahlarıyla silah altına alınan Ermeni eratı da silah ve cephaneleriyle Rusya’ ya firar ederek gönüllü olaylara ve çetelere katılmışlardır.  Piskoposlukta boş durmayıp, patrikhanenin rızası ve teşvikiyle para bedeli olarak kırküç lirayı vermek isteyenlerden bu paranın yarısını alarak bunlara “Diyakos” unvanını vermiştir. Taş oyuklarına, duvar kalıntılarına kilise ismini vererek, bir çok Ermeni’ yi bu kiliselerin rahip ve mustehdemi sıfatıyla askerlikten kurtarmaya çalışmıştır. Nakliye vasıtaları ve harp vergileri hususunda her türlü hileye başvurarak Osmanlı ordusunu vasıta sıkıntısıyla karşı karşıya bırakmışlardır. Halkın moralini bozmak için bizim ve müttefiklerimizin başarısız olduğunu ve düşmanlarımızın başarılarını propaganda etmişler ve düşmanlarımızın zaferi için kiliselerde dua etmişlerdir.  Hatta Erzincan’ da Taşnaksütyan şubesi üyelerini Osmanlı ve Rus olarak ayırdıkları iki horozu dövüştürerek Rus addettikleri horozun mağlubiyetine son derece üzüldükleri halkın kendi ağzından işitilmiştir.</p>
<p>Erzincan’ da komitecilerin ve kilise papazlarının teşvikiyle Erzincan’ daki Ermeniler yıllık yiyecek ve giyecek ile silahlarını kilise, evlere ve metruk yerlere saklamışlar ve kiliselerde Osmanlılar ve müttefikleri aleyhinde propagandaya başlamışlardır. Bunların büyük bir kısmı sonradan yapılan aramalarla ortaya çıkar. </p>
<p>Ermenilerin kendi aralarında kendi çabaları ile silahlanmalarının yanında harp arifesinde Rusya’ nın Doğu Anadolu Ermenilerden çeteler teşkil etmek için soktuğu silahlarla Osmanlı Doğu vilayetlerinde Ermenilerin yaşadıkları yerler silah depoları haline getirilmiştir. </p>
<p>Bütün bu pasif direnişinin yanında seferberlikle birlikte Beyazıt ve bir çok yerde olduğu gibi Erzincan Ermeniler’in dörteüçü de Rus ordularına silahlarıyla katılmış, askere alınanlarda ve geri hizmette çalışanlarda firar ederek çeteler kurmuşlar, cepheden dönen askerlere, yaşlılara, kadın ve çocuklara saldırmışlar  bazıları da Rus komuta ve tümenlerini komuta edip, kurmay başkanı bile olanları vardı.  Rusya’ nın özellikle bunu yapması Ermeniler’ in bölgeyi iyi tanımalarındandır.</p>
<p>b)Erzincan Mütarekesinden Sonraki Teşkilatlanmalar</p>
<p>Erzincan ve çevresinde en büyük amir çok eski Ermeni komiteccilerinden Sivaslı Murat adında biriydi. Murat bir Gürcü hükümet memuru olup, Erzincan’ a yerleşmişti. Yanında belediye reisi olarak Yusuf efendi isminde bir Müslüman bulundurmaktaydı. Erzincan ve çevresindeki bütün faaliyetleri onun tarafından tertip edilmiştir. </p>
<p>Taşnak reislerinden Murat’ ın emri altında bin kadar Ermeni gönüllüsünün mevcut olduğu söyleniyordu. Fakat 2. Kafkas fırkası kumandanı mirliva Şevki Paşanın 30 Ocak tarihli raporunda ise; Erzincan’ da Murat paşanın komutasında üçbin kadar Ermeni’nin olduğu belirtilmiştir. Bunlar arasında Gürcü olmayıp muntazam bir teşkilata sahip değildiler. Burada bulunan birliklerden üçyüz kadarı Rus Ermeni’si geri kalanı Osmanlı Ermeni’ siydi. Hatta Rusya’ dan üç tabur daha getirileceği söyleniyordu.  Bu arada Erzincan’ da yüz kadar da Ermeni ailesi bulunuyordu. Bunlar Ermeni mahallerinde ikamet etmekteydi. </p>
<p>Gürcülerle Ermeniler arasında geçici bir ittifakın olduğu alınan haberler arasındaydı. Hatta Osmanlı Devleti eski sınırını muhafaza ile yetinirlerse Gürcülerin hiç.bir teşebbüste bulunmayacakları ve sınırı isterlerse her ne pahasına olursa olsun müdafaaya da girişecekleri bilinmekteydi. İspece’ deki mütareke komisyonu Rus üyeleri ile yapılan haberleşmede Rus üyeleri Erzurum ve çevresine gitmek üzere bir Ermeni kolordusunun oluşturulduğunu ve Gürcülerin de teşkilat yaptıklarını haber vermişlerdir. Bu teşkilatlara Ruslar da silah ve cephane yardımı yapmışlardır. Ruslar Erzincan’ daki Ermenilere yedi cebel topu, beş mitralyüz otuzbeş sandık cephane bırakmışlardır. Rus askeri bölgeden çekildikten sonra Erzincan’ da da olan silah ve cephanesini, idare ve iaşesini Murat’ a bırakmışlardı. Erzincan kalesinde Ruslar’ dan kalma erzak Rus ordusunun çekilmesinden sonra kilise meydanına getirilmiş ve meydandaki dört büyük ambarda biriktirilmiştir. Ayrıca şehirdeki bütün Ermeni evlerinde bol ve çeşitli erzakta vardı. Ermeniler ekmeklerini evlerde ve kendi mahallelerindeki fırınlarda pişirip, bu fırınların dışında başka hiçbir tarafta fırının işletilmesine izin vermemişlerdir.</p>
<p>Ermeniler sadece Erzincan’ da değil çevre ilçelerde de teşkilatlarını yayarak planlı bir şekilde dağılmışlardı. Erzincan’ da yüz kadar Ermeni ailesi vardı. Bunlar Ermeni mahallesinde oturmakta ve kilise meydanında daima iki yüz kadar toplu asker bulundurmaktaydılar. Ayrıca Mamahatun da ikiyüz Surperen hanında otuz asker bulunduruyorlardı. Hacı Vahid Bey çiftliğinde ise üçyüz kadar Ermeni vardı. Sansa boğazında Avram adında bir Ermeni iki askerle birlikte erzakların muhafızlığı yapıyordu.</p>
<p>Ermenilerin silah ve malzemeleri Ruslarda kaldığı için uzun süre idare edecek durumda idiler. Sansa boğazında beş top, Erzincan içinde iki topları bulunmakta ayrıca makinalı tüfeklerinin olduğu da tespit edilmiştir. 30 Ocak 1918’ de 36. Kafkas fırkası cephesine iltica eden Erzincan’ ın kuzey batısındaki Kurtgözü ve Gezeler köyleri muhtarlarının  ifadelerine göre Ermeniler’ in Erzincan’ da mevcut üç toplarından başka Harbiye kışlası onda da iki topları daha olduğu ve Erzincan’ da beşyüzden fazla Ermenilerin o0lmadığı haber alınmıştır.</p>
<p>Bunlardan başka Erzincan civarında Polathane’ de toplanan Ermeni, Rum ve Gürcü çetelerine Rusların silah verdikleri, parta ile top ve makinalı tüfek sattıkları, bu top ve makinaların Müslüman çetelere karşı Polathane civarına tayin edildiği Ardua, Trabzon yolundan Trabzon’ a doğru nakliyenin devam ettiği ve Ziganadaki erzağın Rumlara satıldığı da bilinmekteydi.</p>
<p>Kurt köyü Gazeler deki Kırmo Yusuf tarafından I. Kafkas kolordusu komutanı Kazım Karabekir’ e verilen mektup Erzincan ve çevresindeki Ermeni teşkilatını en ince ayrıntılarına kadar anlatmaktadır. Mektup şöyledir :</p>
<p>“III. Ordu Komutanlığına,<br />
Erzincan’ da dört beş aylık her hususta bir alayı idare edecek erzak ve gerekse hayvanat iadesi bulunabilir. Ermeni askerleri arasında Rus ferdi yoktur. Üçyüz kadar Ermeni askeri Hacı Vahid Beyin hanında bulunuyor. Birazda kışlalar ve kırklar tepelerinde vardır. Yirmi kişi kadar pErastik karyesinde bulunuyor. Kalanı da kasabada bulunuyor. Rusya askeri gittikten sonra Erzincan’ da olan silah ve cephanesini idare ve iaşesini kamilen Murat’ a teslim eylemişlerdir. Kendilerinden rivayet engiz emriyle bize terk edilmiştir. Sivas’ a kadar bize mülk verilmiştir. şimdi ise aynen Erzincan’ da bir hükümet teşkil etmiştir. Yetmiş kadar Rus jandarması yazılmıştır.burada bulunan kuvvetleri ise yüz kadar Rus Ermeni’si dahi bizim Osmanlı içerisinde bulunan Ermenilerdir. Talimgahı kilise meydanında olup burada taze çocukları talim ettiriyorlar. Fabrikaları ve bir çok mühimmatları da saklanan yerlerden Rus gittikten sonra Ermeniler tarafından çıkarılmıştır.</p>
<p>“Şimdi Murat güya kendine melik olmuş gibi Kürtlere buradan Van’ a kadar mülk bahsediyor. Beraber müşterek bir müşavfak olalım diyor. Kürtler ise asla kabul etmedikleri doğrudan doğruya kalplerinden anlaşılmaktadır. Kürtlerin intizamlarından biraz noksanlıkları vardı. Murat’ a Karagöz oyunu çıkarıyorlar. Ahaliye ve Kürtlere karşı da Rusya’ dan bizim üç tabur Ermeni askeri gelecek diyorlarsa da burada bulunan Rusya Ermenileri sipikür yoluyla içeriye biraz daha geriye gidiyorlar. Bizim için Kemah’ tan Halil Ağa Hanına kadar Erzincan’ ın güney tarafında hiç mani yoktur, gittim gördüm. Tilek’ e kadar gitmek arzusundaydım. Ellerinizde4n öperim.”<br />
                                                            Kürt Köyü Güzelerde Bulunan<br />
                                                                    Kırmo Yusuf<br />
Alınan bütün bu bilgileri birleştirecek olursak Erzincan’ da Ermeni birliklerinin başında kumandan bulundurmamakla birlikte çete reisi Murat’ ın emri altında bulunuyor ve ona itaat ediyorlardı. 15 Ocak 1918 Ermeni orduları oluşturmak amacıyla Erzincan’ a Moral ,isminde bir İngiliz generali gelmişti. Bu İngiliz generalinin çabasıyla 31 Ocak 1918’ de Erzincan’ da Müslümanlara karşı umumi katliam başlamıştır.</p>
<p>General katliamdan önce de şehirdeki hareketlerinde planlı olarak davranmışlar, bölge halkına bir takım yalanlar söyleyerek maneviyatlarını kırmak için çaba göstermişlerdi. Yine 18 Ocak 1918’ de aslen Fransız olan bir erkanı harbiye miralayı da mevki kumandanı adıyla Erzincan’ a gelmiştir. Ayrıca şehirde çevre halkın şikayetlerini dinlemek amacıyla ayrı ayrı Ermeni Müslümanlar ve Rus komiteleri burulmuş ve bunlar Müslümanlar Ermeniler arasında çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlığı çözmekle görevlendirilmiştir. </p>
<p>Erzincan’ ın işgalinde ele geçen Rus birliklerine ait belgelerin içinde Murat tarafından Erzincan Ermeni’si müfrezesine verilmiş bir emir bulunmuştu. 19 Ocak 1918 tarihli bu emirde Erzincan’ daki Ermeni müfrezesi hakkında tafsilatlı bilgiler elde edilmişti. Bu bilgilere göre </p>
<p>19 Aralık 1917’ de oluşturulan bölük, 1 Ocak 1918’ de üç Ermeni gönüllü bölüğüne ayrılmıştı. Bu bölüklere kumandan olarak Kafkas cephesinden üsteğmen Milikyan tayin edilmiştir.</p>
<p>20 Aralık 1917’ de Mitralyüz bölüğü oluşturulmuştur. Bu bölüğe kumandan olarak 3. Türkistan alayına mensup bir yüzbaşı vekili tayin edilmişti.</p>
<p>2 Aralık 1917’ de Rem müfrezesi oluşturulmuştu. Buna yüzbaşı Kakin tayin olunmuştur. </p>
<p>8 Aralık 1917’ de süvari müfrezesi oluşturulmuştu. Kumandanlığına zabit vekili Ermeni Mebusu tayin edilmişti. Teğmen Alabanko zabit vekili Agap , Sono, 3. Kafkas alayından zabit vekili Metuf Kömüryan ise Fenn müfrezesinde istihdam edilecekti. Bu müfrezeye yaver olarak Ermeni zabıtı Yabav tayin edilmiştir. Daha sonra alınan bu habere göre; I. Erzurum Ermeni alayının da Erzincan’ a hareket edeceği öğrenilmiştir. Erzincan müfrezesinin kumandanı ise Miralay Morel idi.</p>
<p>Ermeniler bölgede aha etkili olabilmek için Erzincan ve çevresindeki yerli halkı bölmek amacıyla bir Türk – Kürt sorunu çıkarmaya çalışmışlarsa da Kürt halkını Türk halkının yanında yer almasından dolayı bunu uygulayamamışlardır.</p>
<p>2-Erzincan’ Da Ermeni Çete Faaliyetleri Ve Yaptıkları Mezalimler</p>
<p>a)Seferberliğin İlanından Sonraki Faaliyetler </p>
<p>13 Temmuz 1916 senesinde Erzincan ve yöresi Rus askeri idaresi altında tutulmuştur.istilacı güç olan Rusya’ ya istila ettiği yerlerin daimi sahibi olma niyetinde olduğu için, sivil halka karşı zulmetmeye yeltenmeyip, zemine göre bunu dolaylı şekillerde yapmak ister. İşte Erzincan ve diğer bazı Anadolu şehirlerinde büyük göçlerin maşa olarak kullandığı katliam aleti Ermenilerdir. Büyük millet olmamak ve sadece azınlık milliyetçiliğinin hırsıyla hareket ettikleri için de bu kitle efendilerini dahi şaşırtacak kadar adi ve iğrenç hareket edeceklerdir. </p>
<p>Seferberlik ilanından sonra Ermeniler, Erzincan’ da kendilerini en az bir sene idare edecek erzak ve kısım zaruri ihtiyaç maddelerini seferberlik ilan edilir edilme hazırlamışlar, bunları kuyulara evlerde kapıları sıvanmış kiler ve odalara depo etmişlerdir. Bu hareketleriyle Osmanlı devletini sıkıntıya sokmak ve ileri harekatta bulunan Ruslara yiyecek ve malzeme desteğinde bulunma gibi haince davranışlar içinde bulunmuşlardır. Seferberliğin ilanı ile birlikte bölgede Ermeni zulmü iyice artmıştır. Hatta seferberlik üzerine Erzincan Ermenilerinin dörtte üçü, İran ve Rus sınırlarından geçerek Rusya’ ya kaçtılar. Nizamiye ve amele taburlarına alınanlar kaçarak yollarda rastladıkları hasta ve tebdil havalı Müslüman erlere saldırmışlardır.  Köylerinde erkeksiz kalan İslam kadınlarıyla, çocuklar da tehdit edilerek arazilerine çıkartılmıyordu. </p>
<p>1914 yılının Kasım ayında Kemah’ ın garni köyü yakınlarındaki Çanlı Vank Manastırında komiteciler toplanarak isyan planları yaptılar.  Bu planlara göre Erzincan’ a bağlı nahiyelerde geceleri silahlanarak Müslüman evlerine saldıracak halkı katle başlayacaklardı.  Aradan çok zaman geçmeden azgın bir komiteci olan ve bu yüzden Kemah’a atanan Kemah piskoposu başına topladığı fedailerle İslamlara çok yıkım yaptı. Sonunda Çanlı manastırına çekilip karargah kurarak bir süre dayandıktan sonra çarpışma sırasında öldürüldü. Fakat komiteciler geceleri Müslüman evlerine girerek Masum kadın ve çocukları öldürmüşlerdir. Bu gibi olayların cereyan ettiği çeşitli yerlerde yapılan aramalar da binlerce silah ve bomba ele geçirilmişti.</p>
<p>Yapılan aramalarda Erzincan piskoposluğu ile bazı evlerin mahzenlerinde bine aşkın kaçak yakalanmış ve bu kaçakların korunması ve ihtiyaçlarını Ermeni piskoposu tarafından temin edilmiştir. Hükümetin silah araması yapacağı duyumu üzerine Ermeniler ellerindeki silahları Fırat nehrine atmışlardır.  1913 yılında bomba patlamalarıyla ünlü olan Erzincan’ ın Kayseri’ de olduğu gibi şehir komitelerce bomba deposu haline getirilmiş, bu bombaların kiliselere gömülerek saklandığı haberi alınmıştır. Surp Azap kilisesinde müteselsilen gömülerek saklanan bombalardan biri patlayınca diğerleri intilak etmiş ve isyanlarda kiliselerin yaptıkları faaliyetler ortaya çıkmıştır.  Bundan sonraki suikastlar memur ve askerlerin gözü önünde kurşunlanması olayları basit birer olay haline gelmiştir. Evlerde hazırlık yapıldığı, gizli yollar, mazgallar, delkler, evleri birbirine bağlayan yer altı dehlizleri yapıldığı haber alınmıştır.  Erzincan ve Zercan arasında önemli bir yol olan Sansa yolunda çalışan işçiler arasındaki Ermeniler yol açmaya yarayan teknik aletleri imha etmişlerdir. Askerlerden bazılarıyla kondüktör Fehmi efendinin öldürülmesine neden oldular. Ermenilerin şehirde yapmış oldukları katliamın daha feci bir duruma varacağının Erzincan’ lı papazyan Dikra’ nın tutuklanması ile ortaya çıkmıştır. İhbar sonucunda yakalanan Erzincan’ lı papazyan Dikan isimli kişinin ifadesi olayların nasıl tezgahlandığını ortaya koymuştur.  İfadesinde “3 – 5 gün daha geçmiş olsaydı, komitelerin yaptığı hazırlıklarla Erzincan’ ı bütünüyle ateşler içinde bırakacaklarını bütün İslamları ve askerleri doğrayacaklarını” pervasızca söylemiştir.  1915 yılında hükümet savaş dolayısıyla meşguldü., asayiş sarsılmıştı. Apuşta taşlarında bir jandarma şehit edilmişti. Katillerden birinin Pingan komitelerinden Kuşger oğlu Kiragos adındaki eşkıyanın cebinden bir beyanname çıktı. Kuruçay mahkeme üyesinden Mağdıç efendinin çevirisine göre şu anlamdaydı :</p>
<p>“Ey Armudanlılar ! Biz, önceden vermiş olduğumuz açık ve kesin sözler üzerine, vatani görevimizi yerine getirdik, ufak bir çete ile amacımızı gerçekleştirmek için sizi Apuşta’ da bekledik; gelmediniz. İsa’ nın iğrenç ve lanetli evlatları!&#8230; hala uyanmadınız  mı ? komiteye vermiş olduğunuz kesin sözü, kiliseye ettiğiniz yemini tutunuz. Dediğimizi yapmazsanız sonunuz ölümdür.” </p>
<p>Bu beyanname Türklere karşı zülüm için her aracı doğru gören Ermenilerin yola getirmeyi ne kadar hakkettiklerini göstermeye yeterlidir. </p>
<p>1914 sonlarında başlayan hazırlıklarla Emeniler, 1915’ de harekete geçmiş ve özellikle 1916 Temmuzundan itibaren Erzincan’ ın Rusların eline geçmesiyle katliamlar yoğunlaşmıştır.  Bu katliamlar da Rus askerlerde Ermeni komitecilerle birlikte şehri ilk günden itibaren yağmaya başlamışlardır.  </p>
<p>İşgalin ilk gününde Rus işgal komutanı bir beyanname yayınlayarak; himayesinde Ermeni çocuğu bulunanların bu çocukları kurulan komisyona teslim etmelerini, Müslüman halktan istemiştir. Bu durumu fırsat bilen Ermeni komiteciliği Müslüman evlerini sık sık basarak Ermeni çocuğu aradıkları ileri sürerek yağma ve tecavüzü günden güne arttırmışlardır. Rus kumandanı Ermeni tecavüzlerine mümkün olduğu kadar engellemeye çalışmıştır. Çünkü bölge resmen Rus işgali altında bulunduğundan Ermenilerin her hareketi Ruslar tarafından yapılmış sayılacaktı. Bunun için dünya karşısında suçlu duruma düşmek istememişlerdir. Fakat Ermeni Rusların bu sınırlamalarından memnun kalmamışlardır. İstedikleri gibi hareket edemediklerini görünce bu sefer Rusları tahrik etmeye başlamışlardır. </p>
<p>Türk düşmanlığı ile tanınan en büyük Ermeni nüfuslu komitecisi Dikran Rusları kandırmaya çalışmıştır. Şiddetle Türk aleyhtarı olan bu haydut bozuntusu, Türkler aleyhine tahrik için bir gün Rus ve Ermenilerden oluşan bir kürsüye karşı söylev vermiştir : </p>
<p>“İki Rus kolordusu Çardaklı ve Kemah boğazlarında tehlike ortasındadır. Çekilme hattı kesilmiştir. Osmanlıların, çekilirken bütün silah ve savaş gereçleriyle Erzincan’ da saklamış oldukları 2 bin asker, bu orduları arkadan vuracaktı&#8230;. göç ettirme sırasında kendilerini korumuş olan Kürt kardeşleri bu istihbaratı doğruluyorlar” demişti.  Bu yalan söylevle Ruslar, memleketi tarayacak azıcık kuşkulandıkları kimseleri tutmuş ve sürgün etmişlerdir.</p>
<p>Ermeniler Türklere karşı Rusları kışkırtmayı devam etmiş hatta onlara Türk kadınlarının kendilerinden tiksindikleri için örtülü olduklarını söylemişlerdir.</p>
<p>Fakat Ermenilerin bu tahriklerinin asılsız olduğunu Ruslar tarafsız davranmaya başlamalarında kısa bir süre sonra Kalitin adlı komutan yerine gelen Lahof ile birlikte Ermeniler tekrar şımarmaya başlayıp eziyet ve kargaşaya tekrar başladılar.</p>
<p>Böylece Ermeniler her geçen gün teşkilatlarını genişletmişler ve faaliyetlerini arttırmışlardır. Onların bu faaliyetlerine 5 Ocak 1917’ de general Vişinski tarafından Morel’ e gönderilen telgraf güzel bir örnek oluşturmuştu. Telgraf şöyleydi<br />
“İrtibatın tesisi için atideki tedbir ittihaz edilmiştir.</p>
<p>1-Mamahatun’ dan itibaren telgraf hattının tamiri b. Mıntıka müstakil amiri miralay Miniskeviç’ e tevdi edilmiştir.</p>
<p>2-Bir telsiz istasyonunun Ermenileştirilmesi için tedbirler ittihaz edilmiştir. İkmalinde s,zin emrinize Erzincan’ a gönderilecektir.</p>
<p>3-Erzincan’ a telgrafçı, telefoncu gönderilmesi hakkındaki ricanız komiser Astamilyon’ a tebliğ edilmiştir. I. Ermeni nişancı veya avcı olayı Erzurum’ a vücud etmişse de maatesüf mevcudu pek zayıf olduğundan efradı Erzincan’ a hareket ikna etmişlerdir. </p>
<p>Miralay Tarkum tarafından oluşturulmakta olan I. Erzurum Ermeni alayının Erzincan’ a sevki için tedbir – i lazimiye tevessül etmekteyiz. Bu günlerde mezkur alayın ilk müfrezesinin Erzurum’ dan hareket etmesi ismid ediliyorum. Umumiyet itibarıyla hali hazırda size hiçbir mücuvenette bulunamayacağız. Başak nazar-ı dikkatinizi Kürtlerle tesis-i hüsünü münasebette atf ediniz. İstikbal-i Karibde uhualin hulasa tahvilini ümit ediyoruz.” </p>
<p>Buradan da Ermeniler’ in ne kadar planlı ve titiz çalıştıklarını ispatlamış olunuyor. Daha sonra Rus askerlerinden Mülazım Nikola’ da bu konuda oldukça uzun bir ifade vermiştir. İfadesine göre; Ermeniler Sarıkamış harekatı esasında dahi katliam yapmaya başlamışlardı. Bunun sebebinin ise Rusya dahilinde bulunan Müslümanların kargaşalıkları olduklarını söylemişlerdi. İşte bütün bu hareketlerinden dolayım Ermeniler Rus ordusu tarafından nefret edilen kişiler durumundaydılar. Savaş sırasında geriye kaçıp, köylerde istirahat etmekte, yalandan hasta olduklarını söylemekte, kendi kendilerini övmekteydiler. Buna rağmen yağma fırsatını kaçırmamakta düşmanın geri çekilmesini duyar duymaz derhal ileriye giderek ellerine geçen harp malzemesini toplayıp ve saklayıp Türk cenazelerini soymuşlar, Türkçe bilmedikleri için Erzurum’ da kendilerini Kafkasya Müslüman’ı diye tanıtıp Türklerin iyi niyetini kullanmışlar, şehir ve köylerden bilhassa Müslümanlardan aldıkları şeyin para vermemişler, ücra köylerde ve mahallelerde kadınlara saldırmışlardır.</p>
<p>Ermeniler I. Dünya Savaşı’ nın başlamasıyla birlikte asıl faaliyetlerine başlamış özellikle bölgeden çekildikten sonra en büyük katliamları ortaya koymuşlardır.</p>
<p>b)Rusya’ da Çıkan İhtilalden Sonraki Faaliyetler</p>
<p>Rusya’ da ihtilalin patlak vermesiyle Rusya’ daki siyasi durumun değişmesi ve Rusların geri çekilmesi ihtimali kuvvetlerince, Ermeni komitecileri Erzincan’ ın idaresini resmen üzerlerine alacaklarını halka bildirmişlerdir. Fakat Ruslar kendileri çekildikten sonra bölgede Ermenilerin arsız hareketlerde bulunacaklarını çok iyi biliyorlardı. Bunun için Erzincan halkının ileri gelenlerini belediye dairesinde toplayarak durumu görüşmek istemişlerdi. Toplantıya Ermeni komiteleri de katılmıştı. Komite başkanı Murat görünüşü kurtarmak için herkesten önce söz alarak Türklerin Ermenilere çok kötülük yaptıklarını kendilerinin ise buna iyilikle karşılık vereceklerini ileri sürmüştü.</p>
<p>Türk temsilcisi ise Ermenilere kesinlikle güvenleri olmadıklarını, muhafazaları için Rusya’ nın yeterli sayıda asker bırakmasını, bu mümkün olmadığı takdirde de Türklerin Osmanlı idaresindeki yerlere gönderilmelerini yada asayişin korunması için Türk askerlerinin getirilmesini istemişti. Fakat Türk heyetinin bu temennileri hiçbir sonuç vermemiştir. Kafkas ordular grup komutanı Ahmet İzzet Paşanın başkumandanlık vekaletine gönderdiği Mayıs 1917 tarihli telgrafta Rusların bütün Erzincan’ daki Müslüman halkı toplayıp Ermeni komitelerine teslim ettikleri ve bu komiteler vasıtasıyla halkı yok ettikleri ve halka karşı her türlü tecavüzün yapıldığı haber verilmiştir. </p>
<p>Nitekim bu sıralarda III. ordumuza gelen bilgilerden Lenin ihtilali (27 Şubat / 11 Mart 1917) sebebiyle Rus askerlerinin komutanlarını dinlemeyerek cepheyi terk edip memleketlerine gittikleri ve cephede yalnız bazı Gürcü askerleri ile Rus birliklerine mensup Ermeni askerlerinin kaldığı anlaşılmaktadır. Aynı zamanda Rus ordusu ile işbirliği yapan Ermeni çetelerinin cephede Rus kuvvet ve nüfusunun taraflı olmasında ve yalnız Ermeni subay ve askeri kalmasından faydalanarak silahsız bulunan Müslüman halkı öldürüp yok etmeye başladıkları hakkında Müslüman halktan yalnız şikayetler geliyordu. </p>
<p>Gerçekten de Rusların tahliye emri gelince şehirde bir yağma fırtınası daha kopmuştu. Yapmış olduğu yağma faaliyetleri köylere kadar genişletilmişti. Şehrin idaresi Ermeni komitecilerin eline geçmişti. Zekkin köyünün yıkılması ve burada mezelim yapılması mezelimler zincirinin başlangıcı olmuştur. Şehirde sıkı yönetim ilan etmiş ve gelecek olan Ermeni süvari alayı içinde hazırlıklara başlanılmıştır. Hanlar boşaltılmış, gelen Ermeni askerleri için birkaç Müslüman mahalle boşaltılmıştır. </p>
<p>Fakat bütün bu gelişmelere rağmen olaylar çok farklı bir şekilde anlatılmış. Türk ve Kürtlerin Rus ordusu çekildikten sonra Rus ağırlıklarına ve Rus keşif kollarına saldırıya geçtikleri aralarında çatışmalarının olduğunu söylemişlerdir.</p>
<p>Fakat bazı Rusya gazetelerinde ise olaylar gerçek şekliyle anlatılıyordu. İşte 7 Aralık 1917 tarihli bir Rus gazetesi bölgedeki Türk halkın durumu hakkında şunları yazmıştır : </p>
<p>“Kafkas hududunda Türklerden zapt edilen yerlerdeki Müslümanların hali pek fena ve her türlü yardıma nihayet derecesinde muhtaç oldukları cümlece malumdur. Lakin bu acıklı halleri ve muavenete ihtiyaçları zaman geçtikçe dehşetli surette terakki etmektedir. Bunların çoğu yersiz yurtsuz açlıktan kırılıp bittiler. Yerlerinden yurtlarından yoksun edilen biçare Türkler 30 – 3 5 derece soğukta asker zeminliklerine tepelerinde bacalar etrafında dörder beşer toplanıp oradan çıkan sıcak dumandan istifade edecek dereceye düşmüşlerdi. Burada soğuktan donup ölenler ve yahut el veya ayak gibi azalarını donduranlar bi had ve hesap idi&#8230;.”</p>
<p>Şeklinde bir çok daha haber vardı. Bu haberler, Rusların iddia etmeye çalıştıkları Ermenilerin masum olduğu tezini yine kendilerinin çürüttüğünü ispatlamıştır. Bundan sonraki bölümde Ermenilerin bölgede yapmış oldukları katliamların ne şekilde vuku bulduğunu inceleyeceğiz.</p>
<p>c)Erzincan Mütarekesinden Sonraki Faaliyetler Ve Mezalimler</p>
<p>Bundan önceki bölümlerde Ermeniler’ in seferberliğinin ilanından beri teşkilatlanma yoluna gittikleri, bu teşkilatlanmayı da 1917 Rus ihtilaline kadar tamamladıkları ve bu teşkilatlanma esnasında rahat durmayıp Müslüman halka baskılar ve katliamlar yapmışlardır. Artık teşkilatlanmaları bittikten sonra planları uygulamaya geçmiştir. Bunun içinde artık hiç zaman kaybetmekte istemiyorlardı. Erzincan mezalimlerin başladığı yerdi. Gerek merkezde gerekse köylerde katliamlara girişmek zamanı gelmişti. Ama şunu da belirtmek gerekir ki, Ermeniler seferberlik ve seferberlikten de önce potansiyel bir tehlike idiler. Hükümette bunun farkındaydı. 16 Mart 1915’ de Ermenilerin elinde bulunan silah, cephane ve bombalar tehlike arz edince bunları harbiye nezareti tarafından toplanma emri verilmiştir.* Fakat gerek silah toplama ve gerekse 1915 yılında yapılan techir olayı neticesiz kalır. O sıralarda hükümetin içinde bulunduğu karışık durum ve Erzincan mütarekesinin imzalanmasından sonra Rus kuvvetlerinin çekilmesinden de istifade ederek Ermeni ve Hıristiyan köylerine Kürtler tarafından yapılan baskınlar bahane edilerek Müslüman köylerinde zulme başlamışlardır. Köyler tahrip edilmekte ve köy halkı öldürülmekteydi.</p>
<p>Ermenilerinin yaptıkları katliamların gerek yüzü o bölgeden ordu karargahına kaçmayı başaran kişiler veya bölgeye özel olarak gönderilen muhbirler den veya katliamlara tanık olan yerli halktan öğreniliyordu.</p>
<p>Ermenilerin 1915 de yapılan techir ve iddia ettikleri sözde katliamların öcünü almak maksadıyla Rus işgal bölgesindeki Müslüman halka karşı imha hareketlerine girişmişlerdir. Bu durum üzerine Osmanlı komutanı Vehip Paşa Enver Paşa’ dan aldığı telgraf üzerine Rus Kafkas orduları başkomutanı General Przevalskiy’ e 24 Aralık 1917 tarih ve 7312 numara ile Suşehri’nden gönderdiği resmi mektupta İstanbul’ dan aldığı emir üzerine kendisine başvurduğunu belirterek:<br />
“Rus ordusunun işgal altında ve ordusunun karşısında bulunan bölgelerde oturan Osmanlı halkının gerek yerli ve gerekse dışardan gelen Ermeniler tarafından mal, can ve ırzları tecavüze uğradığı bölgelerden anlaşıldığından dolayı Rus ordusu yüksek kumandan heyetinin isteklerine tamamıyla aykırı olan bu durumun sert emirlerimizle önlenilmesine çalışılması” ifadesiyle ricada bulunuyordu.</p>
<p>Fakat bu mektuba daha cevap gelmediği ve Müslüman halka karşı yapılan mezelim ile ilgili şikayetlerin devam etmesi üzerine Kafkas ordusu grup komutanlığından Rus Kafkas ordusu komutanı general Odişelidze’ ye Suşehri’ nden bir mektup yazılır. 516 numara ile yazılan bu emri mektupta :</p>
<p>“Erzincan’ da imza edilen mütarekeye göre tespit edilmiş bölgelerden Rus birliklerinin kara ve deniz yolu ile geriye çekilmesi sebebiyle  kısmen boş alan ve kısmen de asker yoğunluğu azalan bölgelerde Ermeni çetelerinin ve Rumların meskun olduğu yerlerde Müslüman halka saldırmaya can ve ırzına saldırıda bulunduklarını ve bunları da bu zulümden kaçan kişilerden ve iki Rus subayının vermiş olduğu ifade ile doğru olduğu anlaşılmıştır.” Bundan sonra bu saldırıların önlenilmesi Rus heyetinden istenilmektedir. </p>
<p>Fakat bu girişimler hiçbir sonuç vermemektedir. Sadece Rus tarafının Ermenilerin uygunsuz davrandığı bölgelerde derin ve dikkatli araştırma yapılacağı ve bundan sonra Osmanlı halkına karşı yapılan her türlü şiddetli davranışın zamanında önlenmesi için tesirli ve şiddetli tedbirler düşünüldüğü söyleyip işten sıyrılmak gibi basit bir davranışın içine girmişlerdir. Özellikle Rusya kendi ülkesi içinde çıkan karışıklıklardan dolayı bu bölgeleri elinde bulunduramayacağını bildiği için bu bölgelerin kendi adına korunmasını istiyorlardı. Bunu da Ermeniler aracılığıyla yapmak istiyorlardı.<br />
Yer yer katliamlara başlayan Ermeni komitecileri asıl faaliyetlerine Ocak 1918’ de Rus Kafkas ordusunun işgal ettiği bölgelerden geri çekilmesi ve I. Rus Kafkas kolordusu ile 4. Türkistan fırkaları karargahlarını 13 Ocak 1918’de Erzincan’ dan Erzurum’ a nakletmiş, Erzincan’ daki son alayı da 21 Ocak 1918’ de cepheyi terk eder. Nitekim 12 Ocak 1918’ de alınan bir telgrafta Karan hanına kadar olan bölgede hiçbir düşman askerinin kalmadığı haber edilmiştir.</p>
<p>Bu tarihten sonra daha olmuş alenen başlamış olan Ermeni katliamları bundan sonra vahşete döner. Bu dönemde Ermeni planları, ordunun ileri hattında şehir halkını mahvetmek ve tasarladıkları herhangi bir istikametten kaçmak. Bu hale maruz kalmadan önce aşiret tarafından kapatılan Sansa boğazını açmak. Tezcan’ dan gelen takviye birliklerini içeri almak. Bu arada bölgede bulunan Kürt aşiretleriyle de irtibatta bulunmak istemişlerdir.  Kürt halkı kesinlikle Ermenilere yanaşmadıkları gibi onlarla mücadeleye hazır olduklarını belirtmişleridir. </p>
<p>3 Ocak 1918’ de Milis Kumandanı İsmail Hakkı 36. Kafkas fırkasına gönderdiği telgrafta Erzincan’ da Ermeni katliamının başladığını haber veriyordu. Erzincan’ dan kaçmayı başaran kırk kişiden mezraya kaçan yedi kişinin ifadesine göre: Ermenilerin sekiz günden beri evlerden dışarı çıkmayı ve bir köyden diğer bir köye gitmeyi yasaklamışlardır. Gece gündüz erkek halkı toplayarak bilinmeyen bir yere götürmüşler ve gidenler bir daha geri dönmemişlerdir.</p>
<p>Ardasa’ nın üç kilometre kadar güney batısındaki Kaska adlı Müslüman köyünü basarak evleri yakmışlar, malları yağma etmişler, halka tecavüz etmişlerdi. Erzincan’ ın ondokuz kilometre güneydoğusundaki Zelakih köyü halkı da aynı akıbete uğramıştı. </p>
<p>Osmanlı komutanının general Odişelidze’ ye gönderdiği mektupta da bu olaylar anlatılmıştır.</p>
<p>“Rus Kafkas Ordu Komutanı Tuğgeneral Odişelidze Cenaplarına,</p>
<p>Sayın General<br />
Eskiden beri Rus ordusunun işgali altındaki toprakların şurasında burasında görülen ve belgelerle ispat edilmiş olan Ermeni mezalimlerine özellikle Rus Kafkas ordusu I. kolordu karargahının Erzincan’ dan çekilmesinden sonra Erzincan ve çevresindeki köylerde daha büyük çapta devam edildi. Ermeniler tarafından Müslümanlara yapılan bu mezalimin yalnız ıssız yerlerde bulabildiklerini öldürmekle kalmayıp son zamanlarda bazı köylerde Müslüman halkın namusuna tecavüze, mallarını yağmaya ve evlerini yakmaya kadar ileri gidildi. 12 Ocak 1918  tarihinde Erzincan’ ın 18 km güneydoğusundaki Zekkih köyü, halkına her türlü mezalimi yaptıktan sonra tamamen yakıldı. Bundan başka aşağı yukarı bir hafta önce de Ardasa’ nın üç kilometre güneybatısındaki Kaska Müslüman köyünün 30 kişilik bir Ermeni çetesi tarafından basılacak Müslüman kadınlarına tecavüz edildiği ve köyün yakıldığı anlaşıldı. Baş kumandan piyade general Prazavalskiy tarafından 19Aralık 1917 tarih ve 56057 numaralı resmi mektubuyla verilen güvenceye tamamıyla inandığım halde olaylar ve benzer olayların kesin bir şekilde önlenmesini zat-ı ali-yi kumandanlarından dostluk hisleriyle rica eder ve insanlık ve medeniyet namına Osmanlı Müslüman halkının ırz, can ve mallarını korumaya sarf edilecek gayretlere minnettar kalacağımı arz ederim, sayın General!&#8230;” </p>
<p>Yine Erzincan’ daki mezalimden kaçarak Tilek köyüne iltica eden dört kişi 31 Ocak’ ta Erzincan’ daki mezalimi şöyle anlatmışlardır : “Erzincan’ da bulunan Ermeni sergelerinden Sivaslı Murat’ ın emriyle şehir dahilinde gezdirilen devriyeler İslamların kilise meydanında toplanmasını ilan ettiler. Esbabını anlamak için mustemian müracaat eden muhtarları çete reisi Murat derhal tevkif ve idam ettirdi. Müteakiben Ermeni devriyeleri ahaliyi evlerinden çıkararak posta posta telgrafhaneye ve oradan da kasaba dahilindeki Vehip Bey’ in konağına götürdü. Gece saat sekize doğru Vehip Beyin konağında binbeşyüze yakın Müslüman toplanmıştı. Ermeniler konağın her tarafını ateşe verdiler. Yanmamak için kendilerini pencereden atmak isteyenler konağı abluka etmiş bulunan Ermenilerin kurşun ve süngüleriyle öldürüldüler.”</p>
<p>Ermeniler ayrıca Erzincan dahilinde kale kışlasına ve üç büyük konağı kadın doldurarak yakmışlar ve şehirde bine yakın evi tahrip etmiş ve yakmışlardır.</p>
<p>Aynı hafta içinde mezalimden kaçan ve iltica eden Hulusi adında biri ise verdiği ifade de Ermenilerin Erzincan’ da bulunan eşraf ve muhtarları toplayarak yaktıklarını, kapılarını kırarak evlere taarruz ettiklerini ve rastladıkları Müslümanları evlere doldurarak yaktıklarını ve dört evin çok korkunç bir şekilde yakıldığı ve şehirde bulunan bin kadar Ermeni’nin de Müslümanları tamamen imhaya başladıklarını söylemiştir.</p>
<p>Bunun gibi pek çok kişiden başladıkları ifadeden Erzincan’ daki katliamın yapılış ve şekli hakkında bilgi edinilmişti. Umumi katliamın çok korkunç bir şekilde yapıldığı hakkındaki haberler birbirini doğruluyordu. Memeden kesilmemiş çocuklar katledilmiş, hamile kadınların karınları yarılarak çocukları çıkarılmış, insanlar diri diri yakılmış, kız çocuklarına çeşitli şekillerde işkence yapılmış, bir çok insan evlere doldurularak yakılmıştır.</p>
<p>Zetkiğ köyünü basıp camiyi yaktıkları bazı kimseleri öldürdükleri, köyü talan ettikleri, götüremeyeceği eşyaları da köy meydanında ateşe vermişlerdir.<br />
Şehrin ileri gelenleri çeşitli bahanelerle tevkif edilmiş, katliamlar, yağmalar iyice artmıştır. Bu olanlar nedeniyle İslam komitesi reisi Abdulmasut Bey, Ruslar tarafından işi soruşturmakla görevlendirilecek Molla köyüne gider. Orada bir heyet oluşturularak Ermenilerin suçlamasını ortaya koymak üzereyken Erzincan’ da çok acı bir olay olur. Abdulmasut beye bağlı 4 er bir arabaya binerek kasabadan ayrılmak üzereyken Zetkiğli Tayyar bey ve arkadaşları müdafaa için bir arabanın içine silah ve cephane koyup götürürken Ermenilerin ihbarı sonucu yakalanmış araba aranmış ve arabadan dört tüfek ve bir sandık cephane çıkmıştır. Bunun üzerine Tayyar bey ve arkadaşları tevkif edilerek götürülmüşlerdir. Bilahare de ortadan kaldırılmışlardır.  Ermenilerin işlerini arada bir engellemeye çalışan Abdulmasut beyi öldürmeye çalışmışlardır. Abdulmasut bey kaçarak kendini kurtarmıştır. Fakat kaçmadan önceden seksen çuval un ile bir miktar da silahı saklamış sonradan halka dağıtmak için ancak sonradan bu saklananlarda Ermenilerin eline geçmiştir. Saklananlar bulununca katliam daha da şiddetini arttırmıştır.</p>
<p>Fırat köprüsü havya uçurulmuştur. Kececi Hasan adında birinin evine baskın yapılmış, burada gizlenen onbir kişi korkunç şekilde öldürülmüştür. Bunların bazılarının da derisi yüzülüp vücudu doğranmıştır. Ele geçirilemeyen Zahit usta adındaki bir başka Türk bu kadar feci sahnelere dayanamayarak saklandığı köşeden dışarı fırlamış ve o anda parça parça edilmiştir.</p>
<p>Bir başka evde de ev halkını ellerini arkadan bağlamışlar, bellerinden duvara dayamışlar, birinin sağ ayağını diğerinin sol ayağını birleştirip bacakları arasında ateş yakmak suretiyle yakarak öldürmüşlerdir. Sarıgöl köyünde ise bir delikanlı ise gözlerinin ortasından bacaklarının arasında kadar gövdesi diklemesine ikiye ayrılarak parçalanmıştı. Ayrıca Pala Yusuf adında bir ihtiyarı da kazığa geçirmek suretiyle öldürmüşlerdi.</p>
<p>Diğer yandan değişik tarihlerde yapılan muharebelerde esir düşen başka başka birliklerden olan üç askere, iki sivil 20 Ocak 1918 günü Mezekler deresi yönünde Manzuri’de bulunan 36. tümen ileri karakoluna sığınmışlardı. Bu kişilerden 36. tümende yapılan sorgulamalarında Erzincan’ da Ermenilerim Müslüman halka karşı yaptıkları insanlık dışı eziyetleri anlatmışlardır. </p>
<p>Aslen Zazalar köyü halkından olup Erzincan’ da oturan Kara Mehmet’ in oğlu ile dört arkadaşı içinde bulunduğumuz ayın başında Haşhaş değirmeninde Ermeniler tarafından parçalanmışlardır. </p>
<p>Erzincan’ da Karalise köyünde olup Erzincan’ da oturan Dursun Ağa adında bir sığırların altına sürmek için aldığı izin üzerine bir gübre deposundan arabası ile gübre alırken üç-beş küçük çapta Rus piyade tüfeği meydana çıkmış ve oradan geçen Rus gezici karakolları tarafından adı geçen tüfekleri çalmakla suçlayarak tutuklamışlardı.</p>
<p>Erzincan’ da demirciler civarında Kürt Mehmet Ağa adında bir sivile saldırmışlar ve aynı mahallede oturan ve ismini bilmedikleri bir İslam kadınını zorla alıp götürmüşlerdi.</p>
<p>Önceleri belediye yazıcısı bulunan ve nerede oturduğunu bilmedikleri Mehmet efendiyi tutsak olarak Erzincan’ dan alıp bilinmeyen bir yere görmüşler ise de sözü geçenin annesinin, eşini ve dört yaşındaki çocuğunu parçalamışlardır.</p>
<p>Ongün evvel on kadar kürdün bulunduğu Cincike köyüne gelen Ermeni gönüllüleri adı geçen köyü basarak bir gün boyunca Kürtlerle çarpışmışlar ve bu çarpışmada Ermeniler dokuz ölü vermişlerdir. Ermeni işkenceleri altında zor durumda kalan köylüler Erzincan’ daki Rus kumandanına baş vurarak siz gitmeden bizi Ermenilere teslim ettiniz. Eğer burada Ermeniler kalırlarsa bizi kamilen çoluk çocuklarımızı mahvedeceklerdir. O da olmadığı takdirde bizi siz öldürünüz demişlerdi.</p>
<p>Türk halkının bu şekilde talebine karşılık bir Ermeni subayı da yapmakta oldukları ve yapmayı planladıkları faaliyetlerini şu şekilde açıklamıştır : “Ruslar bu araziyi bize terk edeceklerdir, biz de feri çekileceğiz. Fakat bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arazi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arazi">arazi</a> de bir tek İslam bırakmamak şartıyla intikamımızı da alacağız.” Bölgedeki faaliyetlerin tek sebebi intikamdı. Uzun zamandan beri bu anı bekledikleri yaptıklarından belli olmuştu.</p>
<p>Kazım Karabekir ise 30Ocak 1918 tarihli telgrafı ile Vehip Paşa’ ya Erzincan’ dan Ertkendi köyü muhtarı İsmail oğlu Feyzi, Gözeler köyü muhtarı Mustafa oğlu Halil efendiden mezelim hakkında aldığı ifadeleri vermiştir. İfadeler şöyledir : “Erzincan’ da iki günden beri Ermeniler İslamları katlediyorlar. Kapılarını kıramadıkları hanelere bomba atıyorlar ve evlerine gaz yağı dikerek yakıyorlar. Yeni camii ye bugün yedi tane bomba atılmış. Erzincan’ da beş yüzden fazla Ermeni’ nin olmadığı tahmin edilmiyorsa da Mamahatun’ da yirmibin kadar Ermeni toplanmış ve Erzincan Erzurum arasını kesmiş bulunan Kürtlerle şiddetli muharebe ediyorlardı. Mamahatun kışlasında Ermenilerin iki topu daha varmış. Cibice boğazında Tilek Karyesinde beşyüz ve Plamur’ da yediyüz Kürt varmış. Erzincan’ da yalnız göze görünmüş erkekler kalabilmişti. Kadın ve çocukların hali malum değildir. Murat paşa ve avanesi kaçmak istiyorlar. Fakat kaçacak yerleri ancak Kemah boğazı ve Çardaklı olduğunu diğer yerlerin sarılı olduğunu söylüyorlar.</p>
<p>Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, 20 Ocak 1918 günü 36. tümen ileri karakoluna sığınmış üç askerin anlatmış olduklarını sağlam belgeleri ve haberleri olup, hakkında sağlam bilgi olmayanlar sarf-ı nazar edilmiş olup, bu üç askerin söylediklerinden başkada meydana gelen katliamlar vardır.  Ermeniler 15-16 Ocak 1918’ de Erzincan’ da silah arama bahanesiyle bir katliam düzenlemişlerdir. Lütfi ve Cemal adında iki kişi bu katliamda binbeşyüze yakın çocuk, kadın ve erkeğin katledildiğinin ve ayrıca yollarda çalıştırılmak bahanesiyle altıyüzelli Müslüman’ı da kasaba dışında katlettiklerini söylemişlerdi.</p>
<p>Erzincan’ ın işgalinden sonra Erzincan’ da kalmış olan Rus yüzbaşı vekili Karmizi ise; aynı olayda sekizyüz Müslüman’ın katledildiğini Miralay Marel’ in aldığı tedbirlerin neticesiz kaldığını zulüm ve yağmanın devam ettiğini kendisinin de mani olmaya çalıştığını ve birkaç Türk ailesini ancak kurtarabildiğini söylemiş ve sözlerini şu şekilde bitirmiştir: Ermeniler arasında zabıtanı olmasa idi. Mezalim daha vasimi kıyasta tatbik edileceği tabii idi. Bu ve bunun gibi pek çok Rus askeri verdikleri ifadelerde : Ermenileri engellemeye çalıştıklarını söylemişlerse de söyledikleri yalan dolan ve aldatmacadan başka bir şey değildi. Türk heyeti de bunu aslında çok iyi biliyordu. Nitekim olayların devamlı ve tehlikeli bir durum arz ettiği ve Rus birliklerinin terhisi sebebiyle Rus komuta heyetlerinin olayların önüne geçmediği görülüyordu. Rus Türkistan II. kolordu karargahının Kelkit’ ten çekilmesi o bölgeyi de bir katliam sahnesine çevirmiş, hatta Kelkit’ teki mütareke komisyonu üyelerinin boyutlarının da tehlikede olduğu anlaşılmıştır. Bu facia ve olaylara bir an evvel son verilmesi için taraflarca tedbirler alınması Osmanlı orduları komutanlığı tarafından Rus komutanına teklif edilmiştir:<br />
“Numara : 815                                                                                                Suşehri’nden<br />
Sayın General,                                                                                                2 Şubat 1918<br />
Osmanlı topraklarının işgaliniz altına giren yerlerinde oturan Müslüman halkın Rus askerlerinin çekilmesiyle ve yerlerine Ermenilerin yerleşmesi ile uğradıkları mezalim ve yolsuzlukların çok ileriye vardığını ve Müslümanları diri diri yakmak birbirine bağlayarak kurşuna dizmek gibi tüyler ürpertecek cinayetlerin birbirini takip ettiğini haber alırken duyduğum üzüntüyü zat-ı devletlerine bildirirken de acılarımın sonsuz olduğuna inanmamızı özellikle rica ederim.<br />
Bu mezalimin emir ve uyarı ile engellenmesi zamanının geçtiğine inanarak bu yolda taraflarca alınması lüzumlu acil ve tesirli tedbirlerin uygulanmasında gecikilmeyeceği şüphesizdir.</p>
<p>29 Ocak 1918 tarih ve 839 numara ile benzer tecavüzlerin gittikçe genişlediğini ve hatta Rus Türkistan kolordusunun Kelkit’ ten ayrılmasından sonra orada bulunan karma komisyon üyelerinin de hayatlarının emniyette olacağını iddiaya değer yeri olmadığını bildirdikten sonra seçme hakkı bulunmayan sebepten dolayı Rus askerlerinin çekildikleri bölgelerdeki  zulüm görmüş halkın ırz, mal ve canlarının korunması bahis konusu olduğunda ekselansının tespit edeceği şekilde tarafımdan yardım etme imkanımın her zaman mevcut bulunduğunu zat-ı devletlerine ulaştırmakla şeref duyar ve bu münasebetle takdim ettiğim derin saygılarımın kabulünü rica ederim, sayın general!&#8230;Bu mektubun bir sureti de General Odişelidze’ye gönderilmiş ve kendisinden çaresiz kalan Osmanlı Müslüman halkına yardım etmesi rica edilmiştir. </p>
<p>Fakat Türk heyetinin bu çalışmalarına rağmen Erzincan’ daki katliamın seyri hakkında çeşitli kaynaklardan bilgiler alınmakta ve bu katliamın korkunçluğu hakkındaki haberler birbirini teyit etmekteydi. Katliam o derece devam ediyordu ki sütten kesilmemiş çocukların öldürüldüğü, hamile kadınların karınlarının yarılarak çocuklarının çıkarıldığı, insanların diri diri yakıldığı, bakirelere her türlü kötülük ve alçaklığın yapıldıktan sonra parçalandığı ve bir çok insanın evlere doldurularak yakılması gibi mezelime haberleri geliyordu.</p>
<p>13. Türkistan avcı alayına mensup yüzbaşı vekili Kazmir Erzincan’ da Ermenilerin işledikleri mezalimi yazdığı raporda bütün çıplaklığı ile ortaya koyuyor : </p>
<p>“Ermeniler’ in İslamları Sarıkamış’ ta çalıştırmak bahanesiyle topladılar ve şehirden iki kilometre ayrılınca katlettiler. Ermeniler arasında Rus subayları bulunmaktaydı. Mezelimin daha geniş mikyasta tatbik edileceği tabiiydi. Bir gecede sekizyüz Müslüman’ ın kesildiği Ermeniler’ den işittim. 15 – 16 Kasım gecesi Ermeniler, Erzincan’ da Müslüman ahaliye katliam tertip ettiler. Zulüm ve yağma devam eder&#8230;.” </p>
<p>Yukarıdaki vesikalar ve delilleriyle mezelimin ne kadar insanlık dışı duygularla yapıldığını göstermektedir. Geb kadınların karınları yarılarak çocukları çıkartılması, kadın ve kızlara her türlü işkence ve melanetlerin yapıldığını ispatlayan deliller ortadadır. İşte bunlardan biri daha;</p>
<p>Bağos Nobar’ ın bir meziyeti varmış :  en feci intikamı, en iyi dostlarımızdan almakla muzaffer olursunuz. Ermeniler bu vasiyeti içeren kartları her Ermeni’ ye dağıtmış ve kendilerine bir zaman insanlık etmiş olan Kürtleri, Türklerden çok yok etmek suretiyle tamamen uygulamışlardır. </p>
<p>Fakat Ermenilerin bu hareketlerinden son derece sorumlu olan Ruslar mezelimden kendilerinin sorunlu olmadığını ispatlamaya çalışmışlardır. Buna güzel örnekte general Odiselze’ nin 9 Şubat 1918’ de Vehip Paşa ya gönderdiği telgraf olmuştur. Telgrafta şu açıklamayı yapmıştır.”Ekselansınıza aşağıdaki şu üzücü olayları bildirmeyi bir görev bilirim :  Bazı kışkırtıcıların Müslümanların 15 – 16 Ocak ‘ ta karmaşıklıklar çıkardıkları haberini yaymaları üzerine Erzincan’ da yerleşmiş olan kıtalar Müslümanların konutlarında araştırmalar yapmaya başlamışlardır. Müslümanlar şehrin çeşitli noktalarında direniş gösterip bir asker de tabanca kurşunuyla yaralanınca, kıtalar Müslümanlara ateş açmışlardır. Her iki taraf da sayısı henüz belirlenemeyen ölü ve yaralılar vardır. Rus subaylarının müdahalesi kan akmasını durdurmuş ve karmaşıklıkların daha da yayılmasını önlemiştir. Bundan başka Müslümanlar aleyhine kışkırtıcılıkta bulunanlarla asılsız söylentiler yayanlara karşı ciddi önlemler alınmıştır.”</p>
<p>General Odişelitze’ nin yaptığı bu yorum ve savunmanın tamamen taraflı olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Ayrıca Ermeni ihtilaki örgütünü yönetmek için Ocak ayında Erzincan’ a gelmiş olan Albay Morel2 in mevki kumandanı gönderdiği mektubu da aynı şekilde taraflı olarak kaleme alınmıştır. Morel mektubunda Kürtlerin Erzincan Erzurum yolu üzerindeki Rus askeri taşımasına ve şehre saldırıya hazırladıkları öne sürmüştür. Ayrıca halkı Kürtlere yardım ettiği için Erzincan Erzurum yolu üzerinde bulunan Müslüman köylerinin tahrip edilmesi için emir verdiğini de söylemiştir. </p>
<p>Albay Morel’ in Tchoplikin’ e çektiği telefon mesajı :<br />
Aşağıdaki hususun Osmanlı ordu komutanlığına bildirilmesine sizden rica ederim. </p>
<p>Erzincan’ da 15 / 16 Ocak gecesi garnizonumuz askerleri ile şehrin yerli Müslüman halkı arasında silahlı çatışma meydana gelmiştir. Müslümanlar’ dan yüzden fazla ölü vardır ve içinde askerimiz üzerine ateş edilmiş bir ev yıkılmıştır. </p>
<p>Kürtler’ in Erzincan Erzurum yolu üzerindeki askerimize ve depolarımıza devamlı saldırılar ve şehirli Müslümanların yardımı ile Erzincan’ a taarruz edeceklerine dair alınan haberler ve şehirli halkın pencerelerden askerler ile subaylar üzerine ateş etmesi bu silahlı çatışmaya zemin hazırlamıştır ki, bu ateşe ben ve kurmay başkanı heyeti da maruz kaldık. </p>
<p>Silah saklandığı tahmin edilen bir aranması sırasında bir Türk tarafından askerimizin yaralanması silahlı çatışmanın çıkmasına sebep olmuştur. Silahlı çatışma subaylar ve aklı başında olan kimselerin yardımı ile yatıştırılmıştır. Türkiye ile Rusya arasındaki dostluk ilişkilerinin kurulmak olması sebebiyle yukarıda anlatılan üzücü durumlardan dolayı duyduyum derin üzüntüyü ve bu gibi durumların tekrarlanmaması için tarafımdan her türlü tedbirin alınmış bulunduğunu Osmanlı Genel Karargahına bildirmenizi rica ederim.<br />
                                                                      Erzincan Komutanı Kurmay Albay Morel<br />
Morel’ in gerek mektubunda gerekse telefon mesajında general Odişelitze’ nin yaptığı yorum ve savunmasının ne kadar taraflı olduğunu kendi ağzından bizzat itiraf etmiş oluyordu. Yine Erzincan’ daki mezelimde Erzincan’ da ki Rus yüzbaşı vekili Kazmir’ in söyledikleri tyanında Rus askeri Aleksandır ve Rus olduğunu söyleyen Paş adındaki kadının ifadeleri ile Ermenilerin işledikleri mezelimi bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.</p>
<p>Rus askeri Alexsandır I. Rus Kafkas kolordusunun I. İstihkam Taburunun S. Telgraf bölüğünde hat inşasıyla görevlendirilmişti. Kendisi Alexsandropol’ de telsiz telgraf bölüğünde iken iki sene önce 153 alaya katılmış adı geçen alayla Erzincan’ a gelmiştir. 39. fırkanın Erzincan’ dan ayrılmasından sopnra Erzincan’ da telgraf bölüğüne katılmış ve bu suretle Erzincan!’ da kalmıştır. İfadesine göre : Ruslar başlangıçta muntazamca Erzincan’ ı tahliyeye başlamışlarsa da daha sonra büyük karışıklıklar çıkmış ve yaklaşık otuziki gün önce tamamen kasabayı terk etmişlerdir. Geri çekilen Rus askerleri ise mensup oldukları askerlik şubelerine kadar gitmişlerdir.</p>
<p>Telgraf bölüğü giderken Alexsandır kurmay başkanlığı tarafından burada hat tamiri için kalması istenmiş ve dah sonra Ermeniler eşkıyalığa başladığından yollar kapanmış ve gidememiştir. Kasabanın Ruslar tarafından tahliyesinde Ermeniler fazla maaşla isteyenin kalmasını ilan etmişse de kimse kalmamıştır. Sonradan gördüğü üç telgraf subayının gönüllü olarak mı yoksa görevli olarak mı kaldığını bilmiyormuş. Bu subaylardan birisi Han’ da, diğeri Çars köyünde, üçüncüsü de Erzincan’ da bulunuyormuş. Rusların ne surette şehri Ermenilere teslim ettiğini bilmediğini söyleyen Alexsandır makinalı tüfek ve topları Ruslar terk etmek istemiyorlarsa da kumandanlıktan verilen emir üzerine Ermenilere teslim etmiş olduklarını anlatmıştır.</p>
<p>Ermeniler silahları Rusların Erzincan’ daki silah deposundan almışlardı. Alexsandır silah deposunun yeri ile fazla tüfek kalıp kalmadığını bilmiyor. Kendisi Çiftlik köyünde iken Ermenilerin katliamı yaptıkları ve Erzincan’ n tahrip edildiği işitilmiştir. Erzincan’ da kalan Rus subayları Ermenilerin bu feci hareketleri aleyhinde bulunuyorlarmışsa da mani olmak için teşebbüste bulunup bulunmadıklarını bilmiyor. Rusça bilen Ermeniler konuşurken Türkler Erzincan’a gelirlerse erzak bulamayacaklarını söylediklerini işitmiştir. Bu erzağın saklanmış olduğunu zannediyor. Erzak ve cephane ambarlarının mevkiini bilmiyor. Yalnız Tercan’ da bir erzak ambarının bulunduğunu zannediyor.</p>
<p>Paş adındaki Rus kadını ise esasen Rostaklı olup Petro ismindeki kocası ile beraber onbeş seneden beri Sarıkamış’ta oturduğunu neferlikle orduya katılan kocasının Erzincan’ da iken kendisini de oraya götürdüğünü ve daha sonra Sarıkamış’ ta devlet ormanlarına memur edildiğini ve dönmek üzere gitmiş iken orada Ermeniler tarafından katledildiğini anlatmıştır. Bu olay üzerine kimsesiz kalan Paş’a, Rusların Erzincan’ da bulundukları sürece zabıtan lokantasında aşçılık ederek para kazanmış ve böylece kendini geçindirmiştir. Ruslar Erzincan’ ı tahliye ederken bir Rus otomobilcisi bir daha dönüşünde kadını eşya ve çocukları ile birlikte Rusya’ ya götüreceğini vaad etmişse de adı geçen kişi bir daha dönmemiş ve kadın da memleketine gidememiştir.</p>
<p>Böylece Erzincan’ da kalan Paş’ a Ermenilerin mezalimlerine şahit olmuştur. Anlattıklarına göre : Ruslar aşağı yukarı bir ay önce Erzincan’ ı tahliye etmiştir. Rusların çekilmesinden bir hafta sonra Ermeniler kasabada bir komite açmışlar, Rus hükümet görevlilerini dinlemeyerek halkı zülüm ve düşmanlığa başlamışlardır. Rular giderken bütün teyyare, otomobil vesair savaş araç gereçlerini beraberlerinde götürdüklerinden ve daha önce Ermenilerin istemiş oldukları Özerk idaryi kabul etmediklerinden Ermenilerle Rusların arası açılmış ve Tiflis civarında çarpışmalar olmuştur.</p>
<p>Tiflis ve Alezsandropol’den Ermenilere yardımcı kuvvet geleceğini işitmiş Ruslarla aralarının açıldığından beklenen bu kuvvet gelmemişti. Erzincan’ da kalan Ermeniler arasında doğum yeri Türkiye olup uzun müddet Rusya’ da kalmış olan kişiler mevcut ise de Rusyalı Ermeni olarak yalnız Bağdasorof isminde bir doktor varmış. Erzincan’ da altıyüz subay kaldığını işitmiş, Ermenilerden korktuğu için çıkıp gelmemiş, vazifeleri ile sonucunu öğrenememiştir. Sadece pencere altından geçen Ermenilerin konuşmalarından  Erzurum ve civar halkını kestik, burayı da öğle yapacağız. Sözlerini işitmişti.  buda Ermenilerin yapmış oldukları mezalimin hangi boyutta olduğunun bir göstergesidir.</p>
<p>Kazım Karabekir mezalimden kurtulanlardan ve kendisine verilen raporlardan Ermeni faaliyetlerini yakından takip etmiştir. Kocaarılar mevkisinin doğusundaki mevziye Erzincan’ ın Gülhasa köyünden İsmail oğlu Hürrem, Süleyman oğlu Aziz, Kil köyünden Murat oğlu Ağa veli oğlu Hasan ve Güzeler köyünden İsmail oğlu Şemsettin’ in Kazım Karabekir’ e verdikleri ifade de Ermeniler!’ in civar köy halkının ipe bağlıyarak Erzincan kışlasına götürüp, oradan kurşuna dizdiklerini, Erzincan hükümet konağını  Zekkik ve Pahak köy camilerinin de yıkıldığını söylemişlerdir. Ayrıca Erzincan’ daki yeni camiyi dahi bomba ile harap etmişlerdir. </p>
<p>Erzincan’ın Cilhas köyüne kaçmayı başaran onyedi kişi ise; Ermenilerin Erzincan’ın haricle olan irtibatını kestiklerini ve halkı evlerinde oldukları yerde yaktıklarını söylemişlerdi.</p>
<p>Yine Erzincan’ dan gelen bir köylünün ifadesini alan Şevki Paşa’nın bildirdiğine göre; 28 Ocak 1918’ de Ermeniler erkekleri bir kışlaya doldurmuşlar ve bunlardan bir adam kaçmış bir eve saklanmış, o sırada altı top atılmış ve o adamın saklandığı ev civarındaki Ermeniler evlere girip birkaç kadın öldürmüşler, o adamda bacadan kaçmış, Akdaj köyüne gelmiş ve bu ifadeyi vermiştir. Şevki paşa köylüden bu ifadeyi aldıktan sonra olaylara son verilmesi için mütareke komisyonu üyelerini kolordu kumandanının başvurmuşsa da münacatları sonuçsuz kalmıştır.</p>
<p>2 – 3  Şubat gecesi Erzincan’ dan kaçmayı başaran kırk askerden yedisi Mezraya ve geri kalanı Fırat’ ın güneyindeki köylere iltica etmişlerdir. Bunlardan alınan ifadelere göre; Ermenilerin sekiz günden beri evlerden çıkmayı yasakladıkları, gece, gündüz erkek halkı toplayarak bilinmeyen bir tarafa sevk ettikleri ve gidenlerin bir daha geri dönmediklerini, Taş kilise ve civarında öldürdüklerini söylemişlerdir. Ermenilerin kadın ve çocukları alanen öldürmekle beraber kilise meydanında ve civarında gruplar halinde topladıklarını ve sekiz günden beri akla hayale gelmeyen cinayet ve rezillikleri de yaptıklarını anlatmışlardır.aşağı Mazra köyünden Ahmet oğlu İbrahim, Ethem oğlu Dursun, Siverek köyünden veli oğlu İsmail’ in 36. fırka karargahında 3 Şubat 19187’ de alınan ifadelerine göre Kürt persliğinde on Ermeni askeri olduğunu Erzincan’da kilise meydanında iki, kalede bir, hükümet konağının önünde bir olmak üzere dört top olduğunu, Ulu camii baş muhtarının evinin kapısının önünde asıldığı ve evinin aşilesi ile birlikte yakıldığı öğrenilmiştir. İfadelerin devamında “Fırat güneyindeki Kürt köylerinden somun almak için gitmiş olan Ermenileri Kürtler soymuşlar ve dövmüşlerdi. Bunlardan dört beş tanesi kaçarak kurtulmuştu. 29 Ocak 1918’ de Erzincan’ın Aguvar ve Karaviran halkını kilise meydanında toplayacak sizi yakacağız demişlerdi.”</p>
<p>Adı geçen şahıslar Murat’a başvurarak mezalimlerin durdurulması ricasında bulunmuşlarsa da Murat : Ben ne yapayım sözümü dinlemiyorlar dem,iştir. Murat Trabzon civarındaki Ermenilerden imdat istemiş olanlar da kırk kadar Ermeni imdat göndermişlerse de Kürtler gelenleri soymuşlar, silahlarını almışlar, ancak onüç kadarı silahsız ve perişan bir halde Erzincan’ a gelebilmişlerdir.<br />
Ermenilerin bölgedeki hareketlerine karşı kendi aralarında bir birlik olulşturmuş olan Kürtler ellerinden geldiği kadar bu Ermeni çetelerini püskürtmeye çalışmışlardır. Doğu Dersim kumandanı Hüseyin Lütfi bey Surperan ve Kişdem köylerinde Ermenilerin Kürt çeteleriyle mücadelelerini anlatmıştır. Onun ifadesine göre Sürperan’ daki Ermeni çetesi Kişdem köyüne baskın yapmışsa da etraf köylerdeki Kürt milisleri yetişerek muharebeye tutuşmuşlar ve Ermeniler Kişdem köyünde iki evi yakmışlar. </p>
<p>Ermenilerin bölgedeki girmiş oldukları katliamları bu kadar basit değildi tabi ki. İçine yüzlerce kadın, çocuk ve ihtiyar doldurarak askerler tarafından yıkılan evin yanında Osmanlı topraklarındaki Ermeni mezalimini yazmak ve tespit etmek üzere Alman ve Avusturya gazetecileriyle birlikte yapılan inceleme gezisinde Ermeniler tarafından öldürülerek kuyulara doldurulan insanların cesetleri kuyulardan seksener seksener çıkıyordu. Bu kuyuların sayısı 200 geçiyordu.  Erzincan’ daki katliamın seyri hakkında çeşitli kaynaklardan bilgiler alınmakta, katliamın korkunçluğu hakkındaki haberler birbirini teyit etmekteydi.</p>
<p>İşte yukarıda anlattığımız olayın canlı şahidi Yusuf Han Özü’nün anlattıkları, insanların kuyulara kesilerek nasıl koyulduğunun en açık belgesidir. </p>
<p>“Ümmeti Muhammede Allah’ım öyle günleri bir daha yaşatmasın. O günlerde yani, düşman gelmeden Sülperen denilen yerden öküz arabam ile Mamahatun’a cephane taşıyordum. Cephanemi Mamahatun’ a götürdüm. Orada teslim aldılar. Bende orada bir dereye cephanemi yıktım ve akladım. Oysa düşman basmış geliyor, ne haberim ola&#8230;.Tekrar Sülperene geldim. Dediler tekrar cephaneye götüreceksin. Bende : Yahu nereye götüreyim? Götürdüklerimi almadılar. Sülperende bir yüzbaşı var, hiç söz anlamıyor. Oradaki askerleri de sopa altına almış, deynekle durmadan vuruyor. O sırada bir çavuş ile baş altı asker atlarla geldi. Subaya engel olmak istediler&#8230;. bundan sonra düşmanın geldiğini herkesin başının çaresine bakmasını söyledi.bundan sonra düşmanın her tarafa hakim olduğu, Ermeni gavurunun mal, ırza sataşmaya başladılar. Şehirde ve köylerde temizleme işine girmişlerdir. Gece evlere baskınlar yapmaya başlamışlar. Sonra bir gün Ethemin dükkanında otururken Ermeniler içeri girerek hepimizin ellerini bağladılar. Sizi Murat paşa istiyor dediler. Bizi ite kaka kilise meydanına getirdiler. Ellerinde balta, bıçaklar hazır bekliyorlardı. Buradan sizi çalışmaya götüreceğiz diyerek hayvanlar gibi sürüp götürdüler. Gide gide Leponun konağına (Eski Erzincan’ da hastane olarak kullanılan bina) götürdüler. Orada bir kapıdan içeri soktular. İçeride Ermeniler içki alemi yapıyorlardı. Girdiğimiz kapının karşısında dışarı bir kapı daha vardı. O kapının önüne bir gün evvel öldürdükleri Müslümanlara kazdırdıkları koca bir kuyu vardı. Bizi o kapıya doğru itiyorlardı.</p>
<p>Kapıdan çıkanı iki tarafta duran Ermeniler şişliyor, kuyuya bırakıyordu. Dışarı çıkanın sesi bir çığlık oluyordu ve kayboluyordu. Kan kokusu ortalığı sarmıştı. Kuyudan gelen hırıltılar ve akan kanın çıkardığı sesler birbirine karışıyordu.</p>
<p>Kuyuya doğru gitmek istemeyenleri Ermeniler iterek çeşitli küfürler savuruyorlar, masa başında içenler ise coşuyorlardı. Ermeniler mazbahane köpekleri gibi kurbanlarına saldırıyor, oracıkta işini bitiriyorlardı. Yürekler dayanmıyordu. Herkes içinden dua ediyordu. Bunlar karşısında bir delikanlı ileri atılarak ulan gavurlar deyip daha söz ağzından bitmeden bir Ermeni delikanlıya saldırdı. Tepeden inen balta delikanlının başını iki parçaya ayırdı. Büyük bir hırıltı içinde kuyuya yuvarlandı. Sıra bana gelmişti. Ermeni yürü köpeğin oğlu diye itti. Bir baltanın yukarı kalktığını hissettim. Baltanın inmesine fırsat vermeden bir adam bana sarıldı. Beni öldürün ondan sonra da bunu öldürün. Bunun babasından ve kendisinden çok iyilik gördüm diyordu. Ermeniler seyrediyorlardı. Ellerimi çözdükten sonra beni kenara çekti. Oradan uzaklaştım, eve gittim&#8230;.” </p>
<p>Hergün sokaklardan topladıklarını götürüp katlediyorlardı. Yollarda zorla sürüklenen ve dövülerek götürülen insanların izahı dağları inletiyordu. Erzincan bir kan deryasına dönmüştü. Sokaklarda insan cesedinden geçilmiyordu. Saç ve sakalı bembeyaz ihtiyarlar, çocuğunu bağrına basmış kadınlar, mini mini yavrular yan yana uzanmış yatıyorlar. Taşlarla kafalar ezilmiş, karınları deşilmiş, bağırsakları boyunlarına geçirilmiş, el ve ayakları doğranıp atılmış, biçarelerin sayısı bini aşmıştı. Kuyulara doldurulmuş fırınlarda diri diri yakılmış evlere doldurularak yakılmış insanlarla birlikte yaklaşık ikibine aşkın masum insanların cesetleri ortalıktaydı. </p>
<p>Burada dikkati bir konu üzerine almak isterim, burada sadece kuyulara doldurulacak insan sayısı onaltıbin olduğu ortaya çıkmaktadır. O zaman bazılarının aklına bu dönemlerde Erzincan’ da onaltıbin insan var mıydı? Bu soruya Erzincan diğer bölgelerden de Kars, Erzurum, Ardahan’ dan da göç aldığını da unutmamak gerekir. O zaman Erzincan için onaltıbin insan söz konusu değildi. Erzincan’da yalnız kuyulara doldurulup öldürülen insanlar dışında onbinlerce insanda çeşitli eziyet ve cefalarla katledilmişlerdir.</p>
<p>Ermenilerin Erzincan’daki katliamları Engizisyon mahkemelerine rahmet okutacak mertebede olduğunu Rus subaylarının soykırımı teyid eden raporlarından da anlaşılmaktadır.  Rus subaylarının Osmanlı kumandanlarına vermiş oldukları yazılarda kırgının tesadüfü değil, tertipli olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Twerdo Khlebof 7 Şubat 1918’ de Erzincan’ daki olayları şöyle anlatmıştır : “ 7 Şubat ta şu olay dikkatimi çekmişti. Şehirde Ermeni milis ve askerlerinin birkaç yüz Müslüman’ı bilinmeyen bir yere götürmekte olduklarını saptadım. Bu tedbirin sebebini sorunca bu işlerin tren yolundaki karı küremek üzere toplatılmış oldukları cevabını aldım. Yalan olduğu ilerideki açıklamadan anlaşılacak bu cevapla yetindim. Saat üçe doğru alayımın subaylarından teğmen Lipski, bana telefon ederek birkaç Ermeni askerinin sokakta beş Türk’ ü vurduklarını, sonra kışla meydanının bir köşesine dikerek acımasızca dövüp sonunda öldürdüklerini bildirdi. Bu kötü bahtlılar lehine müdahale tehditlerle karşılanmış ve bu sahnenin başka bir tanığı olan Ermeni subayı da haydutların tarafını tutarak kendisinin müdahalesini ile olayı önlemiş olduğunu söylemişti. Bu haber üzerine yanımda üç Rus subayıyla hemen cinayet yerine gittim. Yolda bana telefon etmiş olan subayı Erzurum belediye başkanı Stavraski’ nin yanında giderken rahatladım. Her ikisi de Ermeniler tarafından tutuklanmış olan Bir Türk dostlarını aramaya gidiyorlardı. Askerlerin kışlaya girilmesine silahla engellediklerini öğrendim. Yoluma devam ettim. Kışla yakınlarında kışladan çıkan ve dehşet içinde kaçan 12 Müslüman fark ettim. Birini durdursam da dilini bilmediğim için kendisiyle anlaşamadım. Sonunda güçlük çekmeden kışlaya girebildim. Hemen sokakta tutuklanan Müslümanların nerede olduğunu sordum.askerler şehirden hiç kimsenin kışlada olmadığına dair güvence verdiler. Kışlanın bütün köşe bucağını gezdim ve sonunda hamamda en büyük facianın kurbanı olan 70 Müslüman’ı buldum. Hemen açtırdığım soruşturma sonucunda 6 Ermeni tutuklattım. Fakat bu alçakça suikastın kurbanlarını serbest bıraktım.”</p>
<p>Yine başka önemli bir rapor ise, Güzeler köyü muhtarı Halil tarafından 107. alayın 3. tabur kumandanlığına teslim edilen Haçik oğlu Kirkor adındaki bir Ermeni çetesinin kolordu karargahında alınan ifadesi olmuştu. 19 Şubat 1918 tarihli rapor Kazım Karabekir tarafından Vehip Paşa’ ya bildirilmiştir. Rapora göre Kirkor Erzincan sancağının Kurt közü halkından olup bir tüccardır. Ermenilerin techiri sırasında ailesiyle orta yönüne sevk edilmişse de kaçarak Dersim’e gidip İdare ağanın maiyetine girmişti. Bir müddet sonra Kemah köylerinden birine gelerek Mürtega ağaya hizmetkarlık etmeye başlamıştı. Erzincan’ın Ruslar tarafından işgalinden 10 gün önce Murtega ağayla beraber Munzur Dağlarına çekilmiş ve Rusların işgalinden sonra gelerek tekrar köyüne gitmiştir. Bu kişiden alınan ifade de Ermeniler’in halkı katletmeye, ırza tecavüze başladıklarını söylemiştir.<br />
Yine Şubat 1918 tarihinde Ermeniler Türkleri harbiye kışlası ile Ermeni içine doldurarak Fırat köprüsü ile havaya uçurmuşlar. </p>
<p>Erzincan’ daki Ermenilerin çıkardığı olayların bir kısmı III. ordu komutanı Vehip Paşa nın başkumandanlığına verdiği raporlardan öğrenilmiştir. Vehip Paşa Erzincan’ ın geri alınmasından sonra Erzincan’ daki manzarayı şöyle anlatmıştır : Çardaklı boğazından Erzincan’a kadar olan bütün köyler, hatta bir kulübe bile sağlam kalmamak üzere tahrip edilmiş gördüm. Kasaba dahilinde ötede beride öldürülüpte henüz defnedilmemiş bir çok cenaze toplattırıldı. Şehit edilen bu bigünah ve masum halk arasında memeden kesilmemiş çocuklar, doksan yaşını tamamlamış ihtiyarlar, parçalanmış kadınlar vardı.</p>
<p>Vehip Paşanın Enver Paşaya gönderdiği raporunda ise şu ifadelere yer verilmiştir : Erzincan ve Erzurum şehirlerinin uğramış oldukları felaket ve yıkıntı bakımından birbirine çok benziyordu. Bu iki şirin kentimizin önemle yapılmış resmi ve özel binaları, Ermeniler tarafından tümüyle bile bile yakılmış ve ikinci derecedeki veler ve kurumlar iki yıldan beri Rus ordusunun yerleşmesi ve işgali dolayısıyla harap olmuştu. Alenen denilebilir ki, her iki kent yeniden yapılmaya ve onrılmaya muhtaç olup acınacak bir haldedir.</p>
<p>Vehip paşa raporun devamında; Erzincan’ın bütün kışlalarının kolordu dairelerinin yakıldığını, ağaçlarının kesilmiş olduğunu ve şehrin bir yangın yerine çevrilmiş olduğunu, kent halkının ise eli silah tutanlarının başlangıçta yol yaptırmak bahanesiyle toplanılarak öldürüldüklerini, geri kalan halkın ise Rus ordusunun çekilmesiyle Ermeni zulmüne maruz kaldıklarını, zulümler neticesinde ortadan kaldırıldıklarını, kuyulara atıldıklarını, evlere doldurulup yakıldıklarını, süngü ve kılıçtan geçirildiklerini, kasaphane olarak kullanılan yerde karınlarının deşildiğinin ciğerlerinin çıkarıldığının, kadın ve kızlara her türlü kötülük yapıldıktan sonra saçlarından asıldıklarını ve ölmeden sağ kalanların ise bu vahşilikten dolayı delirdiklerini ve bunların sayısının binbeşyüzü geçmediği söylemiştir.</p>
<p>Sözlerine devamla şehrin topraklarının ekilmemiş olduğunu halkın elinde ne varsa alındığını aç ve çıplak bir halde bulunduğunu Ruslardan ele geçirdikleri malzeme ile geçinmeye çalıştıklarını, köy üzerindeki bazı köyleri kökünden yıktıklarını, halkını tümden kestiklerini taş üstünde taş bırakmadıklarını söylemiştir. </p>
<p>Erzincan katliamını bizzat anlatanlardan biri de tarihçi Ahmet Refik beydir. Alman yazarı Dr. Weiss, Avusturyalı yazar Dr. Stein le birlikte Ahmet beyden müteşekkil tarafsız bir heyet  17 Nisan – 20 Mayıs 1918 tarihleri arasında Trabzon, Erzincan, Kars, Erzurum ve Batum Bölgesini dolaşarak gördüklerini tespit etti ve kaleme almıştır. </p>
<p>Ahmet Refik gördüklerini şöyle anlatmıştır. “Erzincan’da iki aydan beri hala daha Müslüman cenazelerinin defni ile uğraşılıyor. Şimdiye kadar kuyulardan çıkarılan veya hendek kenarında katledilenlerin sayısı altı yüz kişidir. Bunlar Rusların Erzincan’ı işgal etmeleri üzerine Anadolu’ya çekilmeyen fukara ahalidir. Bir çoklarının elleri telefon telleriyle bağlanarak katledilmiştir. Kuyudan çıkarılanlar kamilen çürümüştür. Bazılarının göğüslerinde süngü yasaları, boğazlarında tel yerleri görülüyor. Şimdiye kadar kuyularda bulunabilen naaşlar cami meydanına getirilmiş ahali tarafından tanınanları ailelerine teslim edilmiştir. Kuyular İslam ölüleriyle doludur. Yıkık evlerin bahçelerinde, arsaların üzerlerinde insan ölüleri ile eller, ayaklar bulunuyor. En süslü Ermeni evlerinin kapı kolları kanla bulaşmıştır. Rusların kenti boşaltması sırasında Müslüman halkın bir çoğu Ermeniler tarafından hapsedilmiş taşlık önlerinde kütükler üzerinde öldürülmüştür.” </p>
<p>Viraneler, yangın yerleri, duvar dipleri hep Türk ölüleri, kol parçaları, kafatasları, yağlı bacak kemikleri, henüz çürümemiş insan gövdeleriyle doluydu. </p>
<p>Mezarlığa doğru gittim. Birkaç kişi kabir kazıyorlardı. Yanlarındaki çuvalda bir şey vardı. Baktım genç bir adam ölüğü! Ezilmiş simsiyah kesilmiş. Elbiseleri parçalanmış, ayakları yarısına kadar çürümüş, otuz dört yaşında bir tüccarmış. Bunun gibi daha nice ceset vardı. </p>
<p>Ahmet Refik, Erzincan katliamını en ince ayrıntılarıyla anlattıktan sonra bölgedeki mezalimin İstanbul ve çevresinde karşılanışı hakkında da şunları söylemişti: “Erzincan’da Ermeni çetelerinin kanlı hançerleriyle telef olan, açlıktan ölen bedbaht Türkleri bile düşünen yoktu. Maliye Natırı Cavid Bey, Sulh ve Mutbessim Kazı Köyünde Çiçek bayramları idare ediyordu. İstanbul’un zarif hanımları tenlerinin tr-vetini gösteren ince, ipek çorapları, şakaklarına dökülen sarışın ve siyah saçları, ipekler, pırlantalar ve elmaslar içinde bu vatan pervane şenliklere iş ve karane koşuyorlardı. İstanbul’u açlıktan öldüren Osmanlı Sultanı Cahilane siyasetleriyle ihtiraza sürükleyen bu zatlar zevkleri ve eğlenceleriyle meşgul gecelerini kumar masalarında geçirirlerken Erzincan’ın dar kuyularında hendekler içinde bir ruh, cesetler kolları yanlara doğru açılmış ağızları mevzi katillerine intizar eder. Vaziyette semaya müteveccih çoluk, çocuk, kadın ve erkek kanlar içinde, kanlar üzerinde yatıyorlardı. Harabeler ortasındayım, etrafımda türbeler, yıkılmış camilerin, çinilerine varıncaya kadar sökülmüş evlerin yanmış direklerinden elan boğucu bir duman çıkıyor. Ellerimi sürdüğüm tuz çuvalları bile sıcak. </p>
<p>İstanbul’da ittihat erkanı şampanya neşeleriyle saz ve ahenk dinlerken, burada Yetzin alevleri içinde boğucu dumanlar, kızgın ateşler arasında feryatları ayyuka çıkarak can veren Türkler Ermeni zulmüyle perişan olmuşlar, yanık direkler altında yanıyorlar. Ermeni zulmünü şimdi açlık takip etmiş. Ordu bile vatandaşlarına düşman. Erzincan’da çayın okkası dokuz yüz kuruşa satılmakta. </p>
<p>İstanbul bu felaketlerden bihaberdi. Batum işgal olmuştu. İstanbul paşaları için bir ganimet bir sefahat membası elde edilmiştir. Dört senedir Anadolu’da artık soyulacak, soğana döndürülecek yer kalmamıştı. Şimdi Batum’ da her halde ticaret için eğlence için bir şey bulunabilirdi. Batum kulübünde konserler verilirken Erzincan’da babalarının ölülerini Ermeni evlerinin kuyularından çıkaranlar kalpleri ezilerek aç ve perişan göz yaşları döküyorlardı. Kasabanın her tarafı matem içinde idi. Ötede babaları kaçan beş-on Ermeni çocuğu kırmızı yanakları masum simalarıyla tekrar evlerine dönmüşler, duvar diplerinde boyunları bükük, topraklar üzerine oturuyorlar. Beride birkaç Türk omuzlarında çuvallar, çocuklarının ve babalarının naaşlarını taşıyorlardı. İnsanlığa karşı yapılan bu feci cinayet karşısında Türk ve Ermeni bütün müsebbiplerine lanet etmemek gayri kabildi. Erzincan ne kadar perişandı. Türkler ve Ermeniler asırlarca dostluk ve samimiyetle yaşadıktan sonra kan ve ateş içinde birbirlerinden ayrılmışlardır. Şimdi bu güzel yerlerde matem sahasından göz yaşları arasında ruhi ezan seslerinden başka bir şey işitilmiyordu.” </p>
<p>Doktor Rıza Nur ise, Erzincan katliamını şöyle anlatmıştır. “Erzincan Ovasında ilerliyoruz. Artık Ermeni tahribatını görüyoruz. Harb-i Umümi Sonunda Rus Ordusu Bayburt-Erzincan taraflarından çekilirken Rus ordusundaki Ermeniler müthiş katliamlar ve emsalini yapmışlardır. Buradaki insanlığın hikayesine bakmaya lüzum yok. Bunu söyleyen şey, ikide bir gördüğümüz bir çok yıkık duvardan meydana gelmiş viraneler. Bunlar Türk köyleri imişler. Ermeniler ahaliyi kadın, erkek ve çocuk kesmişler, köyleri de yıkmışlar. Tuhaf, buralarda tek bir ağaç da yok. Sordum, dediler; “Ağaçları da yakmışlar.”Artık, Kars’a kadar iki geceyi böyle viraneler arasında geçiyoruz. Koca ovada in cin yok. Cidden kan ağlatıcı bir manzara görülüyor. Anlaşılıyor ki, bir müddet evvel buraları memur imiş. Evler varmış, ocaklarından duman tütermiş, koyunları varmış. Nadiren bu haberlerde de dumanlar görüyoruz. Sağ kalan bir iki aile şimdi gelmiş, yıkık duvarlardan biraz örüp üstünü toprakla örtmüş, içine girmiş.”</p>
<p>Erzincan katliamının şehitleri çoktu. Tarihçi Ahmet Refik, Doktor Rıza Nur’ dan başka katliamı bizzat yaşayan Erzincan halkı 29 Nisan 1918’de yetkililere yaşadıklarını ve gördüklerini şöyle anlatmışladır. “Rusların avdetini mütekib Ermenilerin zulmettiği beldelerden biri de, Erzincan şehriydi. Vaktiyle yirmi bin nüfusu ihtiva eden kasabada, şimdi üç dört bin kişi bile yok. Rusların istila hengamında kaçıp göçemeyerek kasaba da kalanlar, fakir ve aciz halk. Bunlarında yedi yüze yakın kısmı Ermeniler tarafından kesilmiş, öldürülmüş, yakılmış ve kuyulara atılmış. Kasaba da, Osmanlı ordusu tarafından 13 Şubatta işgal olunmuş. Ölülerin toplanması hala bitmiyor. Bu feci kan ve sefalet manzarası karşısında karlı dağlar, bahara hazırlanan ovalar, henüz çiçeklenen ağaçlar sabit ve sukut.” </p>
<p>İspirin Güneysu Köyünden Mehmet oğlu Ebu Zer ise, Bayburt’ta Mehmet Hoca oğluna Erzincan’ın durumu hakkında şunları söylemiştir. “Erzincan ve Erzurum’da hükümet Ermenilerin elindeydi. Türkler bu korkunç idare altında, silahtan müdafaadan himayeden mahrum kimsesiz bir mekan halindeydi. Her zaman düşündükleri tehlike Ermenilerin korkunç intikamıydı. Ermenilerin düşünceleri Türklerin korkularını haklı çıkaracak şekildeydi. Ermeniler tabaları olan Türklerden intikam almaya çalışıyorlar, şurada buradaki cinayetlerle hislerini teskin edemiyorlar, bazen sokaklarda toplandıkları zavallı Türkleri işçi kollarına götürüyorlar, takım takım boğazlayarak hendeklere atıyorlardı. Ermenilerim maksadı idarelerinde kalan Türkleri suçlayarak yavaş yavaş yok etmekti. </p>
<p>Türk şehitlerinin sanı sıra I.Rus Kafkas kolordusu Kumandanı General o dişelitze de katliam hakkında hemen hemen aynı bilgileri vermiştir. O dişelitze katliamların tüccar ve doktorlar tarafından planlandığını ve isimlerini söylemekten çekindiğini belirtmiş ve katliamı şöyle anlatmıştır. “Türklerin koyun gibi kesilerek kuyulara atıldığı, kuyulara atılmadan elbiseleri üzerinden alındığını belirtmiştir. Bur da bir katliamlar sırasında, konuşan birkaç Ermeni’nin kuyuda yetmiş kişi olduğu, on kişiyi daha alabileceğini söyleyip, bu konuşmalarından hemen sonra on kişi daha öldürmüşlerdir.” General Odişelitze bundan sonra katliamları anlatmaya devam eder. Kara Sehemsi Kitabında Generalin olaylar karşısında tepkilerinin büyük olduğunu yazar. Fakat Türk arşivlerinde bununla ilgili herhangi bir belge mevcut değildir. </p>
<p>Ermeni kumandanları ise, çok az sayıda Ermeni’nin işlediği bu cinayetten bütün bir milletin şerefine mal edilemeyeceğini ve Ermenilerin sağ duyulu olduklarını iddia etmişlerdir.</p>
<p>Fakat şerefli bir tarihe sahip olduklarını iddia eden bu Ermenilerin gerçekleştirdikleri bu katliamları Rus kumandanları dışında bazı Ermeniler tarafından bizzat itiraf edilmiştir. Özellikle Erzincan Ermenilerinden Papazyan Dikran’ın katliamları hakkında söyledikleri Ermenilerin çok güç bir tarihleri içinde ne kadar şerefli sayfalar açtıklarını görmekteyiz. </p>
<p>Tiflis’li Murzof Mıgırdış isminde bir Ermenidir. Erzincan mücadelesinde I.Kafkas kolordusu tarafından esir edilen Ermeni Murzof Mıgırdış Erzincan katliamına dair bir rapor yazmıştı. Fransızca olan bu rapordaki taraflı ifadesi şöyledir. “Bir taraftan münfecid askerlerin Ermeniler tarafından duvar-ı taarruz olması, diğer taraftan Kurtların umumi bir kıyam hazırlığında bulundukları hakkında bir rivayetin devranı, Miralay Morel’i Ruslara karşı tecavüz edebilecek bilumum ahalinin tevkifi için emir vermeye mecbur etmiştir. Bu dakikadan itibaren hiçbir taraftan emir verilmeksizin katliam başladı. Katliama en ziyade Ermeni kilisesi civarında icra edilmiştir. Edilen nesayibe rağmen katliamın önüne geçmek mümkün olamamıştı. Erzincan ve civarında takriben iki yüz elli ile üç yüz kişi katlolmuştu.” </p>
<p>Aynı katliamı Erzincan Kalesinde bir gün sonra iltica eden Hulusi Efendi adındaki bir kişi de anlatmıştı. Hulusi Efendi; evlerinde kapalı olarak yakılan kadınların feryatlarını bizzat işittiğini söylemiştir. Hulusi Efendiden başka kanlı elbiseleri ve yaralı vücutlarıyla mütareke hattına iltica eden halk da, Miralay Morel’ in katliam için emir verdiğini söylemişlerdir. </p>
<p>Alınan bu ifadeler ve yapılan itiraflar sonucunda Ermenilerin genel bir katliama giriştikleri tamamen ispatlanmıştı. Rus subayları suçu kendi üzerlerinden atmak için olaya engel olmaya çalıştıklarını söylemişlerdi. Tuverdo Khlebof da hatıratında; Ermeni mezalimine engel olmadıklarından dolayı üzüntü duyduğunu söyleyerek, şunları anlatmıştır. “Ermeni facialarını önlemek konumundaki imkansızlık yüzünden orada bulunmamız adımızı kirletecekti. Odişelitze bize, Osmanlı Ordusu Kumandanı Vehip Paşanın kıtalarının Erzincan’ı işgal etme ve Rus kıtalarıyla ilişki kuruluncaya kadar görüşlerini sürdürme emri aldıklarını bildiren bir telgraf gösterdi. Vehip Paşa bu bölgedeki Ermenilerin Türk halkına karşı işledikleri zulümlerin önüne geçmek için bunun tek çare olduğunu söylüyordu.”</p>
<p>Bu arada Osmanlı Devleti ile Transkafkasya komiserliği arasında da <a href="http://www.genelbilge.com/tag/baris/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with barış">barış</a> çalışmaları başlamıştı. General Odeşelitze, Gegeçkori ve Başkumandan General Lebendinski ile kurduğu irtibat sonucunda Ermeni Milli Meclisine; Ermeni zulümlerinin kesinlikle durdurulması isteğini belirten bir ultimaton vermişti. </p>
<p>Kısaca söylemek gerekirse Erzincan’ın tahliyesi esnasında Rus subayları, gösterdikleri çabalara rağmen Ermeni tecavüzlerine mani olamamışlardır. Hatta bir Rus subayı emrine yolladığı raporunda tahliye hareketini haber verirken şu şartları yazmıştır. “Katliama mani olmak için ne kadar uğraşsam da muvaffak olamadım. Ermeniler sekiz yüz kişiyi telef etti. Şehir tahliye olundu. Allah büyük.” </p>
<p>Erzincan’ın kurtuluşundan sonra tutuklanan Erzincanlı Ermenilerinden papazyan Dikran adındaki komiteci de, açıkça kendi mezalimleri hakkında şunları söylemişti. “On beş daha geçmiş olsaydı komitelerin aldıkları tertiplerle Erzincan’ın baştan başa ateşler içinde bırakacaklar, yakıp yakacaklar, bütün Müslümanları ve askerleri doğrayacaklardı. Fakat hükümetin uyanık bulunmasıyla bu teşebbüsler başarıya ulaşmamıştı.  </p>
<p>Her ne kadar Erzincan katliamının başarıya ulaşmadığını Rus subayları tarafından iddia edilirse de, olayı bizzat yaşayan Hacı Dursun Dayı, Hulusi Efendi, Yusuf dayı gibi olayı gözü yaşlı anlatan kişiler ise tamamen aksi iddialarda bulunarak böyle olayların bir daha yaşanmaması için Allah’a dua etmişlerdir. </p>
<p>3-Ermenilerin Erzincan Köylerindeki Yaptıkları Katliamlar</p>
<p>Ünlü tarihçi Ahmet Refik Altınay, Erzincan’dan Trabzon’a kadar olan bütün bölgeyi gezmiş, durumu incelemiş, hakkında rapor tutmuştu. Erzincan dışındaki meydana gelen olaylar hakkındaki raporunda Erzincan’dan Trabzon’a kadar olan köylerin birer yıkıntı halinde olduğunu ve yıkma işinde Ruslarında Ermenilerin yanında yer aldığını Trabzon-Erzincan yolu üzerindeki meyve ağaçlarının kesildiğini, evlerin yıkıldığını, aç kadınların yollarda dilendiklerini ve buna karşılık Hıristiyan köylerinin korunmuş olduğunu söylemiştir. </p>
<p>Mezalimden kaçıp ve iltica edenlerden alınan bilgilere göre; 12 Ocak 1918’de Keksen Köyünü basan Ermeniler on beş Müslüman’ın kollarını bağlayarak kurşuna dizmişlerdir. 8 Ocak 1918’de Rus askeri elbisesini giyen Ermeniler Karadeniz sahilinde Ful Kasabasının elliye aşkın erkek ve kadının, Trabzon’a doğru sürmüşler ve daha sonra bunların cesetleri Ful Deresinde görülmüştü.<br />
Ermenileri Görele ve Erikli Köylerine Civar Köylerindeki Müslüman halkı da katle başlamışlar ve köy kadınlarına da çeşitli kötülüklerde bulunmuşlardır. Şarlı pazarı, İnesil, Akkilise Köylerinin Müslüman halkı katledilmiş, eşyaları yağma edilmişti. Elli kişilik bir Ermeni çetesi Ardasa Kasabasını basarak çarşıya bakmışlar ve kasabayı yağma etmişlerdir. Erzincan’daki dört köy halkından beş yüz kişiyi bağlayarak Erzincan’a getirmişler ve kurşuna dizmişler. </p>
<p>Bican köyündeki mezalimi gören şehitler, şu şekilde ifade vermişlerdir. “Bican’ da köyün yaygın yerlerine getirdiğimiz zaman etrafıma baktım. Ufak bir kız çocuğu başı yolun kenarına yuvarlanmış, oyuk gözleri sırıtmış dişleriyle karanlık içinde ağlıyor gibiydi&#8230;&#8230;Bican ufak ve harap bir köy&#8230;. Yollar, evlerin içi, hep atılmış fişek kovanları ile dolu&#8230;.” </p>
<p>Yine Ermenilerin Erzincan ilçesi Refayede’ de faaliyetlerde bulunmuşlar, bu bölgede de yıkım, yağma, tecavüzler, masum insanları öldürme faaliyetlerinde bulunmuşlar. </p>
<p>4-Ermenilerin Tercan (Mamahatun) da ki Katliamları:</p>
<p>a)Şehir İçindeki Mezalimleri:</p>
<p>Erzincan’ın en fazla mezalime uğrayan ilçelerinden birisi de eski adıyla Mamahatun, yeni adıyla Tercan olmuştur. Tercan’daki Ermeniler Taşnaksutyan ve Hınçak gibi cemiyetlerin tesirinde “Antranik” önderliğinde katliamlarda bulunmuşlardır.  Tarihçi Ahmet Refik, Mamahatun’un durumu hakkında şunları yazmıştır. : Mamahatun parçalanmış evlatlarını sinesine gömmüş, harab camileri, yıkılmış evleriyle adeta ağlıyordu. Ermeniler Akkoyunlulardan kalan camileri mavf  etmişler, ahaliden pek çok nüfusu katletmişlerdir. Aşağıda dere kenarınd geniş bir çukur yüzlerce Türk ölüsüyle dolu idi. Kokmuş insan naaşları esbaplarıyla çarıklarıyla birbirine karışmıştı. Bu cesetlerin eriyen yağları, ezilmiş başları, kopmuş kolları ve ayaklarıyla yığınlar teşkil ediyordu. Sığırcık kümeleri bu talihsiz naaşları etrafında soğuktan kabaran siyah tüyleri ile ötüyor ve uçuşuyorlardı.</p>
<p>Kafkas kolordu kumandanı Kazım Karabekir ise, 15 Eylül 1919’ da Erzurum’a gelen Amerikalı general Harbord heyetine verdiği raporda Mamahatun’daki mezalimi şöyle anlatmıştı. Müfrezemiz 22 Şubat’ ta Mamahatun’u işgal etti. Burada sağ kalan kimse bulunmadı. Bütün ahalisi büyük bir çukura doldurularak öldürülmüştü. Her taraf yanıyordu. Bunları gözümle gördüm. </p>
<p>Erzurum merkez sancağına bağlı Ilıca nahiyesi müdür Şükrü ve vilayet hukuk müşaviri Kemal, bir rapor tanzim ettiler. Tahribat ve mezalim hakkında icrası için memur edilen komisyon raporlarında yazılan gerçekler Ermeni vahşetinin ilk örnekleri sayılıyordu. Tercan ve Pekeriç civarında Ermenileri bazı mahkemeler teşkil etmişlerdir. Verilen kararlarla mahkeme adeta zulüm heyeti di. Tercan ve çevre köylerinde 300-400 kişi idam etmişlerdir. </p>
<p>Ermenilerin Tercan kazası ve havalisinde yaptığı mezelime dair bir başka belge : Ermenilerin Tercan kazası ve civarında yaptıkları mezalimle ilgili olarak köylerde oturan ahalinin verdiği bilgilere göre; Yavi nahiyesinin 70 köyünde 300 kadar binanın tahrip edildiği, yollarda çalışmak üzere evlerinden alınan ahalinin çoğunun öldürüldüğü, Manas nahiyesine bağlı 40 kadar köyde 200 kadar binanın yakıldığını ve 60 kişinin yakıldığını, Karakulak nahiyesinin 30 köyünde 120 hane yakılıp 40 kişinin öldürüldüğünü, merkez nahiyesinin 60 köyünde 1000 hane tahrip edilip 120 kişinin katledildiğini, Mamahatun kasabasında IV. Murat’ ın inşaa ettiği cami, hükümet binası ve mektebin yakıldığı, 300’ den fazla ahalinin kuyulara doldurularak katlettikleri. </p>
<p>III. ordu kumandanlığından Mamahatun hakkında gönderilen rapor ise şöyledir : Ermeniler tarafından tamamen tahrip edilen kasabada hiçbir bina yoktur. Rusların cephane ambarı yaptıkları cami dinamitle uçurulmuştur. Mamahatun türbesi yıkılmıştır. Kasaba bir harabedir. Her taraf Müslüman ölüleri ile doludur. Yalnız kasabada Ermenilerin öldürdüğü çoluk çocuk sayısı 700’ e ulaşmıştır. Cesetlerin bazılarını hendek kenarında kolları bağlı olarak bırakmışlardır. Birçoklarının başları balta ile kesilmiştir. </p>
<p>Sonradan tutulan komisyon raporunda ise Mamahatun’ daki olaylar şu şekilde anlatılmıştır : Kasabada mevcut binaların dördü beşi yıkılmış, caminin minberi yıkılarak kiliseye çevrilmiş ve minareye çan takılmıştı. Ermeniler bazı Rus kazakları ile birlikte evleri yağma etmişler ve zorla bir çok kızın ve kadının namuslarını kirletmişlerdir. Mamahatun’ lu Bayram oğlu Ethem’ in jandarma çavuşu Cemal’ in Dedeoğlu Hüseyin’ in ve belediye katibi Bekir Efendinin aileleri ile birlikte Kiraz adındaki kadın tecavüze uğramıştı. Bunlardan Cemal çavuşun haremi nefsine müdafaa için mukavemette bulunarak muvaffak olmayınca intihar etmişti. Diğer köylerde olduğu gibi burada da bir takım gençler ayrılarak Erzurum’ a gönderilmişlerdir. Sonradan öğrenildiğine göre bu gençler yollarda tamamen öldürülmüşlerdi.</p>
<p>Mamahatun’u bizzat işgal eden I. Kafkas kolordu kumandanı Kazım Karabekir ise işgalden sonraki tespit ettiği manzarayı şöyle anlatmıştır : Burada Ermenilerin tüyler ürpertecek cinayetleri karşısında çok ızdırap duyduk. 8 metre derinliğinde bir çukur açmışlar, içi çoluk çocuk her yaştan ve her cinsten Türk ölüleri ile dolu&#8230;. Vurmuşlar, süngülemişler, soymuşlar bir çukura doldurmuşlar. Mamahatun’ dan yalnız bir ev halkı dağlara kaçıp kurtulabilmiş. Bu manzara karşısında duyduğum acıyı şimdiye kadar gördüğüm en kanlı muharebe cephesinde bile duymamıştım. Yürümek, koşmak ve biçare vatandaşlarımıza canavarların elinden kurtarmak için büyük azmin vardı. Bu manzara karşısında dimağım, kalbin büsbütün ateşlendi. Elindeki kuvvetlere biran evvel Erzurum’ da ilk intikamı almak, sonra da Kars’a, Gümrü’ye Ermenistan’ın yüreğine saplanmak için her şeyi göze aldım.</p>
<p>Ermeni komitecilerin yıllardan beri zehirlenmiş fikirleriyle sapıklıktan hala kurtulamıyordu. Mamahatun’da açtıkları ve içini masumların kanları ve cesetleriyle doldurdukları bu şehitler çukuru Ermeni varlığı için çok tehlikeli bir hatıra idi. Bunu gören erlerimiz, subaylarımız, komutanlarımız yumruklarını sıkıyor ve intikam diye haykırıp cepheye koşuyordu. Bilmem Ermeniler neye güveniyorlardı? Bağımsız Ermeni birliklerine mi ? Erzurum kalesine mi ? Fakat onlar ruhlarımızı isyan ettirmişler, damarlarımızı, kalbimizi ateşlemişlerdir. Hiçbir kuvvet hiçbir kale sıkılan yumruklarımızın darbeleri altında uzun zaman dayanamayacaktır. Ermeni çeteleri, Ermeni ordusunun değil, Ermenin milletinin bile varlığına suikast etmiş oluyorlardı. Bu gerçeği ilk fırsatta Ermeni başlarına yazmayı da düşündüm.</p>
<p>İşgalden sonra bölgeyi gezen Doktor Rıza Nur ise, Mamahatunda gördüğü manzarayı şöyle anlatmıştır : Mamahatuna geldik. Ufak bir şehir, güzel bir iki cami var. Bir tanesi inci gibi imiş. Kör olası Ermeniler kaçarken içine dinamit koyup ateşlemişler. Bir kısmı berhave olmuş. Kalan duvarlarına baktım, içim delindi. Ne güzelmiş. Buralar koyun sürüleri yetiştiren bir yerdi. Fakat Ermeni katliamıyla birlikte koyunların bittiği haberini de duymuştuk. Ermenilerin yine köyde bir hamile kadını yakalayıp, karnını yararak öldürmüşler. Sonra da gelin Türkler karnınız açtır, size yemek hazırladık, diye bağırmışlar. Yine bir yerde insanları, kol, but, kelle, gövde parça parça edip her birini bir çiviye takmışlar, üzerlerine okkası on parçaya yazmışlardır. Bunları görmek ve dinlemek için insanın taştan olması gerekir. </p>
<p>b)Tercan’ a Bağlı Köylerdeki Ermeni Katliamları</p>
<p>Ermeniler Mamahatun’ u yakmakla kalmayıp, köylerinde de aynı mezalimi uygulamışlardır. Ermeniler Mamahatun civarındaki Beğendik köyünde büyük tahribat yapmışlardır. Kız ve kadınlara tecavüz etmişlerdi. Ailelerini savunan 7 kişi, çoluk çocukları ile birlikte şehit edilmişlerdir. Servet oğlu Süleyman Mustafa oğlu Durak, Süleyman oğlu Mahmut, Mustafa oğlu Dursun, Çavuş Mustafa oğlu Naim, Rüştü Mehmet, Bayburtlu Mustafa şehit edilmişlerdi. Yine köyde küçük çocuklarla genç kızlar çeşitli şekillerde işkence yapılarak öldürülmüşlerdir. Köyün ihtiyar kadınlarına dahi tecavüzde bulunmuşlardır.</p>
<p>Aktaş köyünde de çok büyük facialar olmuştu. Halk kadın ve kızları geçilmez dağlarda mağaralara gizleyerek namuslarını korumaya çalışmışlardır. Yalnız hastalığından dolayı bir yere gidemeyen Zübeyde hanıma tecavüz etmişlerdir.</p>
<p>Havik köyünde, köy camisini tahrik ederek, ahıra çevirmişlerdir. Burada birkaç köylü yemşin ederek şunları söylemişlerdir. Bu köyün bütün eşyası alınmış, halktan Hançer oğlu Hasan, Hüseyin oğlu Dursun, Hasan oğlu Mehmet ile annesi, Hasan oğlu İsmail, Hüseyin oğlu Ali, Hasan oğlu Halis, Hasan oğlu Mahmut her türlü mezelim ve çok acı işkencelerle şehit edilmişlerdir. Masum bir çocuk olan Mella ile köyden Mustafa’nın kızı kılıçta parçalanmıştır. Yine köyden çok kişi kasatura ile parçalanmıştır. </p>
<p>Pelaliç köyünde de halkın mal ve mülkü yağma edilmiş cami ise tahrip edilmişti. Buradan da halktan birkaç kişi yemin ederek gördüklerini şöyle anlatmışlardır: “Düşmanla birlikte köye giren Ermeniler Karaçaylı Emrah ile Mahmut’un yolda rastladıkları bir altı diğri yedi yaşlarında iki masum çocuğunu almışlar, kilise kapısının eşiğine götüreek, orda koyun boğazlar gibi kestikten sonra kesilmiş başlarını kilise tarafına, gövdelerini de kapının önüne bırakmışlardır. Yine Mustafa’nın 6 yaşındaki kızı Fatma’yı Karslı Ömer’in 8 yaşındaki kızı Lefçe’yi 4 yaşında diğer kızı Esmer’i çok korkunç bir sürette şehit etmişlerdi&#8230;”</p>
<p>Ilıca nahiyesinin müdür Şükrü ile vilayet hukuk müşaviri Kemal, Erzincan ili Mamahatun arasındaki köydeki durumları hakkında verdikleri imzalı raporda pek çok köyde yapılan Ermeni mezalimini ayrıntılarıyla anlatmışlardır.</p>
<p>Bunlardan Kurukol köyüne ait izlenimlerini şöyle anlatmışlardı : Bu köy Ermeniler tarafından yapılan tahribattan dolayı elim bir harabe manzarasına duçar olmuştu. Perişen enkaz, yapılan alçaklıkları sanki lisanı hal ile sessiz birer şehidi idi. Bu ıssız harabeyi büyük bir tesettürle konuşturmayı çalışırken Mizgik köyünden ailesiyle birlikte hicret etmekte bulunan tahminen altmış beş yaşlarında Kaya Mehmet namında bir ihtiyara tesadüf ettik. Bu zavallı bedbaht adam Mizgik köyünde Ermeni çeteleri tarafından irtikab olunan alçaklıklara bir daha hedef olmamak için Erzincan’a hicret ediyordu. Şahid olduğu facialar hakkında malumat talep ettik, yemin ederek aşağıdakileri söyledi : </p>
<p>Kadın ve çocukları taarruzdan kurtarmak için binalarda yerin altındaki ambarlarda, erzak kuyularında saklamaya mecbur olduk. Ermeniler kadınları bulamayınca büsbütün hiddetlenerek ele geçirdikleri erkekleri öldürüp yok ediyorlardı. Mizgik köyünde İsmail adındaki kardeşimi kurşunla kafasını parçalanmak suretiyle şehit ettiler. Altmış yaşlarında Kürt Ahmet adında bir ihtiyarın süngü ile göbeğinden, Esat adındaki oğlunun da kılıç darbeleriyle boynundan vurularak vahşiyane bir tarzda şehit edildiğini ve Sabri oğlu Meded ve Ali oğlu Ağa ile Dursun oğlu Hüsnü’yü de türlü zulüm ve işkencelerle yok ettiklerini bizat gördüm. Hele Dursunoğlunun haremi İzzet hatunu öğle bir eziyetle öldürdüler ki, bunları unutmak kabil değildir. Biçare kadının sağ bacak budunu adeta kıyma doğrarcasına süngü ile parçaladılar, dedi.</p>
<p>Bunları naklederken  musemadiyen ağlıyor gördüğü korkunç faciaların tesiri ile pek heyecanlı bulunuyordu.</p>
<p>Aynı şekilde Tercana bağlı köylerden olan Terposek köyünden Saded oğlu Musa ile muhtar Hüseyin, Süleyman oğlu Hürrem, sonra Seyki köyü, Göktaş köyü Alirik ve Parsinik köyüne geldiklerinde de “Tahrip edilmiş evler, tecavüze uğramış genç kızlar, yıkılmış ve yakılmış camiler, masum çocukların çoğu şehit edilmiştir”. İlginç olan da bu katliamları yapan Ermenilerin çoğu Tercan’da oturdukları halk tarafından belirtilmiştir.</p>
<p>5-Türk Basınında Ermeni Katliamına Dair Haberler</p>
<p>Erzincan ve çevresindeki mezelimler, İstanbul gazetelerinde dahi sayfalar dolusu anlatılmıştı. Bölgelerdeki mezalimlere ait bilgiler sadece mezalimden kaçan ve olayı yaşayan kişilerden değil, ayrıca oraya gönderilen muhabirler gördükleri, duydukları olayları gazetelerde yazmak suretiyle vatanın dört bir yana duyurmaya çalışmışlardır. Kafkas cephesi muhabiri 6 Şubat 1918 tarihli ikdam gazetesinde cephedeki olayları anlatırken Rus birliklerinin Erzincan ve çevresindeki köylerden sahile doğru çekildiklerini ve boş kalan topraklarda Ermeni çetelerinin her tarafa yayılarak mezelime başladıklarını haber vermişti.</p>
<p>Diğer bir haberde Erzincan’da Müslüman ev ve mahalleleri Ermeni taarruzundan kurtulmak için özel Rus nöbetçilerinin görevlendirildiğini Ermenilerin Erzincan’daki Müslümanlara zulmetmeye başladıktan sonra Rus ordusunun Tatar subayların Ermeniler aleyhine mücadeleye başladıklarını köylerden Rusların çekilmesi üzerine hemen Ermeni taburlarının türediklerini ve bunlardan bir kısmının bu kısmının kendine verildiğini Ruslar gibi kendilerinin de çekileceklerini fakat intikam aldıktan sonra çekileceklerini söylemişlerdir.</p>
<p>Ermenilerin aldıkları intikamda korkunçtur. Olayları gören gazeteci; mezelimin içinde her çeşit işkence metodunun bulunduğunu köylerin yıkıldığını, çoluk, çocuk, kadın, erkek ihtiyarlardan rast geldiklerini en feci surette katlettiklerini veya bunları sürülerle toplayıp öteye beriye doldurarak ateşte yaktıklarını, çocukları benzine buladıktan sonra yaktıklarını, ırza geçme ve malların talan edilmesi gibi ne kadar feci ve mezalim varsa bunların hiçbirinin ihmal edilmediği belirtmiştir.</p>
<p>Şehir kurtarıldıktan sonra ki manzarayı da anlatmış, şehrin çok korkunç halde olduğunu, kıyılardaki cesetleri soymanın imkansız olduğundan, sokaklarda kesilmiş kadın cesetlerinin, çıkarılmış gözlerden, kesilmiş kulaklardan ziynet kordonlar yapılmıştı. Bütün bu mezalimi Avrupa kamuoyuna ispatlıyan deliller ise yerinde ve zamanında tutulmuştu. Fotoğraflar alınmış, mazbatalar tutulmuş, özellikle de Rus kumandanları tarafından verilen vesikalar her şeyi ortaya koymaktadır.</p>
<p>13 Mart 1918 tarihli sabah gazetesinde mezalimler hakkında şu yorumlar yapılmıştır : Ermeni çetelerinin vilayeti şarkiyemizde ika ettikleri cinayetler hakkında akmakta aldığımız haberler pek facialı ve kanlı tahsilat ile doludur. Mübalağa denilebilir ki vatanımızın ve Müslüman vatandaşlarımızın bu çeteler yüzünden çektiği felaketler harbi umuminin yekün mezalimine hemen hemen yakın hele Rus askerinin hini istikdaki taadiyatını bunların mezalimine nispetle kat kat ehvandır. </p>
<p>Gazetelerde bu haberlerin yer alması itilaf devletlerinde bir rahatsızlık yaratmamış olup, yapılan katliamlara rağmen itilaf devletleri, Ermenileri masum çıkarmak için matbuat çapında hayli uğraşmışlardır. Bunun ispatı için kendilerine geçerli vesikalar bulmaya çalışmışlardır. Kitaplar, broşürler, makaleler, istatistik cetvelleri yayınlanmışlardır. Fakat onların bu çalışmalarının gerçeğe dayanmadığını kendilerine çok iyi biliyorlardı. Nitekim Türk heyeti bu konuda gerekli bütün vesikalar, raporlar vb. kaynakları toplamışlardır. Rus kumandanları ile birlikte dahi özel zabıtlar tutulmuştur.<br />
Ermenistan hayaliyle ortaya çıkıp, büyük devletler tarafından piyon olarak kullanılan Ermenilerin yapmış oldukları mezalime karşı Türk heyeti karşı bazı önlemlere geçmişlerdir. Gerek mezalimi yerde tespit etmek, gerekse mezelimi Rus makamlarına protesto şeklindeki önlemleri yanında Bresk – Litovsk görüşmeleri sırasında gündeme getirilerek protesto edilmiştir.                             </p>
<p>III. BÖLÜM</p>
<p>ERZİNCAN’ IN KURTULUŞU</p>
<p>A)İleri Harekattan Önce Cephede Genel Durum ve Bazı Hazırlıklar</p>
<p>1-1917 Yılındaki Bazı Gelişmeler</p>
<p>Erken başlayan 1916 – 1917 kışı bütün şiddetiyle devam etmektedir. Tarafların faaliyetleri de daha çok kış ile mücadele etmekle geçmekte olup, karşılıklı keşif faaliyetleri ve mevzi baskıları da yapılmaktadır. Taraflar ise içinde bulundukları bu dertler nedeniyle ileri harekatlarda zayıf kuvvetler bırakmak suretiyle, asıl kuvvetlerini gerilerde konaklamışlardır.</p>
<p>Alınan bütün önlemlere rağmen şiddetli kış ulaştırma zorlukları göstermekte büyük çapta zayiata neden olmaktadır. 3. ordu insan kaynaklarının tükenmesi nedeni ile ikmalini yapamamakta, üstelik firar olayları da artmış bulunmaktadır.</p>
<p>Rus Kafkas Ordusunun açlık, donma ve hastalık nedeniyle 100.000 kadar zayiat verdiğini Rus kaynakları bildirmektedir. İnsan kaynakları bol olan Ruslar bile bu zayiatlarını tamamlama olanağı bulamamışlardır.<br />
3. Türk ordusu harekat sahasındaki kaynaklarının tükenmesi nedeniyle ihtiyaçlarını yüzlerce kilometre uzaklığındaki demir yolundan ilkel ve yetersiz ulaştırma araçları ile taşımaktadır. Yiyecek ve özellikle yem istihkakı azalmıştır. </p>
<p>Fakat bütün bu olumsuz şartlar içinde Sivas ve Sinop vilayetlerine kadar olan Doğu Anadolu’yu ve Boğazları ele geçirme emelinde olan Ruslar, Bitlis – Muş – Erzincan – Trabzon hattını ele geçirmek suretiyle siyasi hedeflerin bir kısmına ulaşmışlardır. </p>
<p>Fakat bundan sonra ki (1917) gelişmeler her iki taraf içinde önemli sonuçları doğuracak gelişmelerdir. 1916 – 1917 kışı Kafkas cephesindeki Türk ordularını, 1917 Mart’ında ki ihtilal ise, Rus ordularını tahrip etmiştir. Böylece 1916 yazında yapılan ve Rusya’ nın bazı siyasi hedeflerini gerçekleştirmesini sağlayan Rus ileri harekatı, cihan harbinde Kafkas cephesinin son askeri harekatı olmuştur. 1917 yılı ortasına kadar cephede durum sabit kalmıştır.</p>
<p>a)Rus İhtilali </p>
<p>Ruslar Doğu Anadolu’ da tutunabilmek için halkın desteğini kazanmanın zaruretini bildiklerinden halktan bir kısım insanlara para vererek kendi taraflarına çektikleri bilinmektedir. Ruslar’ ın gerek halk ile olan münasebetleri ve gerekse yeni istihkamlar yaparak ikamet etme hazırlıklarında bulunmaları Ermeniler’ den alay kurarak faaliyetlerini yoğunlaştırması, onların Doğu Anadolu bölgesini geçici olarak işgal ettiklerini göstermemekteydi. Ancak 1825 yılından beri Rusya’ da meydana gelen gelişmeler ve Birinci Dünya Savaşı’ nın tesirleri Rusya’ nın bu hazırlıklarını boşa çıkarmıştır. </p>
<p>Fransız büyük ihtilalinden sonra Rusya’ da başlayan fikir akımları müspet çarlık idarenin önlemlerine rağmen gelişti. Diğer taraftan yeni fikirlerin filizlenmesi için, Rusya’ daki köylü ve işçinin içinde bulunduğu fakirlik, iyi bir ortam teşkil etmektedir. Birinci Dünya savaşı süresince yalnız kalan ve Çanakkale mağlubiyeti sebebiyle müttefiklerinden yardım alamayan Rusya, bu son olay ile içinde bulunduğu bunalım bir kat daha artmış oldu.  </p>
<p>8 Mart 1917’ de halk ve işlerini bırakan işçiler, Petersburg sokaklarında idare aleyhine gösterilere başladı. Petersburg sokaklarında hükümet kuvvetleri ile ayaklananlar arasındaki çarpışmalar iki gn devam etti.</p>
<p>10 Mart 1917’ de durum gerçek bir ihtilal halini aldı ve 12 Mart 1917’ de Petersburg’ da “İşçi ve Askerin Sovyeti” kuruldu. Sovyet yetkilileri ve Duma temsilcileri arasında iki gün devam eden görüşmeler sonunda, 14 Mart 1917’ de geçici bir hükümet kurulması ve Çar’ ın istifa ettirilmesi kararlaştırıldı. 16 Mart 1917’ de Çar istifa etti. Böylelikle 300 senedir devam eden Romanof hükümdarlığı da sona erdi.</p>
<p>Geçici hükümet harbe devam kararındadır. 9 Mart 1917 günü ayrıca Kafkasya dağlarının ötesindeki vilayetlerin ve Osmanlılar’ dan alınmış toprakların askeri valiliklerden alınıp yeni oluşturulan Özel Trans-Kafkasya Komitesi’ne devretmişlerdir. </p>
<p>Fakat bundan sonra da Rusya içinde iç karışıklıklar devam eder. Cephedeki Rus ordusu savaşmak istemediklerini, sulh istediklerini her fırsatta açıklamalarına rağmen, Rus Kafkas emir ve komuta heyeti harbe devam kararı olduklarından, Rus mevzi baskınları ve topçu ateşiyle birlikte Rus donanması da Karadeniz kıyısındaki kentlerimize saldırılarına devam etmektedirler. Fakat Rus ordusu içinde huzursuzluklar giderek büyür, Mayıs ayında, Rus 6. Kafkas Tümeni silahlarını bırakır, Temmuz ayında Kerensky’ nin yaptığı taarruzun başarı ile sonuçlanması olayları bir kat daha arttırıyor. 14 Eylül’ de Cumhuriyet ilan edilmişse de ülke karma karışık, yağma faaliyetleri içindeydi. Bu gelişmelerden faydalanan Bolşevikler 3 Kasım 1917’ de hükümet darbesi yaparlar. 8 Kasım’ da da Lenin’ in Petersburg’a gelmesiyle Bolşevik resmi ilan edilir.</p>
<p>Bolşevik hükümetinin ilk işi Çarlık idaresinin gizli anlaşmalarını açıklamak ve arkasından Alman ile barış girişimine geçmek oldu. Bolşevik hükümeti gizli antlaşmaları açıklayarak Rus halkını, işçilere, devam etmekte olan harbin bir emperyalizm harbi olduğunu anlatarak harbe karşı koymalarını sağlayacaktı.</p>
<p>b)Erzincan Mütarekesi</p>
<p>Rusya’ da meydana gelen rejim değişikliğinin doğurduğu buhran tabiatı ile Rus ordusuna da yansımıştı. Bu durumu Rus generali Ludendorf tarafından da dile getirilmiştir. Rus ihtilali sebebiyle, ordunun kaynakları ihtilalin icrasında kullanılması, ordu mensuplarının bir kısmının Çarlık taraftarlığını muhafaza etmesi, ordudaki firar hadiselerinin artması sebebiyle, Rus ordusu da zayıflamış olduğundan, savaşı sürdürmesi ve savaş halinde bulunan devletlerin teklif ettikleri sulh şartlarından kendi menfaatini koruyabilmesi için, gerekirse savaşı sürdürmesi gerekmekteydi. Fakat Rus ordusu yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı buna müsait olmadığı için Rusya, savaş süresince elde ettiği menfaatlerinden taviz vermek mecburiyetindeydi.</p>
<p>Rusya’da ihtilalin yapıldığı günden bir gün sonra yani 26 Ekim 1917 günü bizzat Lenin tarafından kaleme alınan “Barış delilleri” yayınlandı. Bu belge “Harbe Son Vermek”, “Barış Akdetmek”, “Köylülere Toprak Dağıtmak” ilkelerini ihtiva etmekteydi. İlgili devletler ve Türkiye de bu dekcetin üzerinde durarak Rusya ile barış yapmanın yollarını aramışlardır. Hatta bu konu Osmanlı Mebuslar Meclisi’ nin 3 Aralık 1917 günü yapılan görüşmelere sırasında Hariciye Nazırı Necmi Bey tarafından da dile getirilmiştir. Necmi Bey, Osmanlı devletinin harp halindeki durumunu izah eder ve Rusya ile bir antlaşmanın yapılmasını dile getirir. </p>
<p>Rusya’ da rejim değişikliğinin ortaya çıkardığı iç buhran sebebiyle, dış münasebetlerini yumuşatmak, savaş süresince işgal ettiği topraklardan geri çekilmek mecburiyetinde kalmıştır. Rusya bu düşüncesini 26 Kasım 1917 tarihinde Almanya’ ya bildirerek “İlhaksız Barış” teklifinde bulunmuştur. 52 Aralık 1917 tarihinde karşılıklı münasebetlere geçilmiş olup, bu müzakereler sonunda 15 Aralık 1917 tarihinde Brost – Litovsk’ i mütarekesi imzalanmıştır.</p>
<p>Brest – Litovsk da bir tarafta Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Türkiye, diğer taraftan Rusya olmak üzere antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya Türkiye adına Berlin’ deki askeri ateşe Zeki Paşa, Ruslar adına da A. Joffe, L. Kamenev ve Bitsenko imzaladılar.</p>
<p>Bu uzlaşma, Türkiye ile Sovyet Rusya arasında imzalanan ilk resmi vesika idi. Zeki Paşa da bu suretle Sovyetlerle yapılan bir antlaşmaya imzasını atan ilk Türk mümessili oldu.</p>
<p>Brest – Litovsk’ ta verilen anlaşma gereğince Türkiye ile Rusya arasındaki harp haline filen son vermek ve Kafkas cephesindeki mütareke ahkamını tayin ve tespit etmek üzere ayrı bir antlaşma yapmak gerekiyordu.</p>
<p>Bu maksatla Osmanlı ile Rus temsilcileri, 4 Aralık 1917’ de Erzurum’ da bir araya geldiler. Ancak, cepheye daha yakın olması nedeniyle görüşmeler Erzincan’a kaydırıldı. Bu maksatla Ruslar’ ın işgali altında bulunan Erzincan şehrinde Türk ve Rus murahhasları bir araya geldiler.  Türk heyeti, III. Ordu Kurmay Başkanı Albay Ömer Lütfi Bey’ in Başkanlığında, III. Ordu Harekat Şube Müdürü Binbaşı Hüsrev Bey, III. Ordu Tercümanı Yüzbaşı Yakup Beyden meydana geliyordu. Rus heyeti ise askeri ve sivil karışık olup, Sovyet ihtilali nin karakterini taşımakta idi. Heyetin başında Kafkas ordusu başkanı general Major Vişısyk bulunmakta idi.  </p>
<p>Bu arada Vehip paşa generale gönderdiği telgrafta talik-i muhasemata dair alınan kararları kolaylaştırmak ve teferruzta ait esasları görüşmek üzere, III. Ordu erkan-ı harbiye reisi miralay Ömer Lütfi ile erkan-ı harp binbaşısı hüsrev beyi görevlendirdiğini ve yapılacak olan ön görüşmelerin hangi tarafta yapılacağının kesin olarak kararlaştırılmasını gerektiğini ve bu konuda kararı kendisine bıraktığını söylemişti.</p>
<p>Ruslar ise general Visinski’ yi başkan seçmiş ve görüşmelere de bulunmak üzere Refahiye’ ye göndermişti. General Vişinski’ ye 10 Aralık 1917 de Kafkasya Komiserliği mütareke şartları hakkına talimat vermiş ve bu talimat dairesinde mütarekenin hazırlanmasını istemişti. </p>
<p>Fazla uzun boylu görüşme ve tartışmalara gerek kalmadan 18 Alalık 1917’ de 14 maddelik bir mütareke vesikası imzalandı.  Bu mütarekeyle 29 Ekim 1914 tarihinde başlamış olan Türk – Rus harbine son verilmiş oldu. Maddeler özetle şöyledir.</p>
<p>1-Bu mukavelenin hükümleri, 18 Aralık 1917’ den itibaren kesin sulhun imzalanmasına kadar her iki taraf için de geçerli olacaktır. Taraflardan biri bu mütarekeyi fes etmek lüzumu görürse, harbe tekrar başlamadan ondört gün önce durumdan karşı tarafı haberdar etmek zorundadır.<br />
2-Karşılıklı olarak bütün düşmana hareketlerin durdurulması<br />
3-Kurmay haritası üzerinde demarkasyon hattının tespiti.<br />
4-Herhangi bir askeri stratejik yer değişmelerinin yapılmaması<br />
5-Mevcut askeri birliklerin bulundukları yerlerde kalmaları, fakat takviye alamamaları<br />
6-Taarruz hazırlığı yapılmaması, fakat tüfek ve top atışlarının muayyen mesafede yapılabilmesi<br />
7-Keşif hareketlerinde bulunulmaması<br />
8-Demerkasyon hattı arasındaki tarafsız sahada her iki tarafın askeri ve sivil kimselerinin giriş ve çıkışlarının yasak edilmesi<br />
9-Anlaşmazlıkların ortaya çıkması durumunda her iki tarafın müzakerecilerin bir araya gelmeleri ile halledilmesi<br />
10-Tarafsız sahada işlenen cinayetlerin tetkik edilerek gereği gibi cezalandırılması<br />
11-İş bu müzakere ahkamının, Türkler tarafından kusursuz olarak riayet edileceğinin Türk kumandanlığı tarafından taahhüt edilmesi, Kürtler tarafından düşmanca hareketler vuku bulduğu takdirde, Rus kuvvetleri tarafından mezkur sınır hattı içindeki Kürtlere karşı hiçbir ahkam tanımayan eşkıya muamelesi tatbik edilmesi<br />
12-Her iki tarafın iş bu  mütarekeyi tamamlayıcı veya değiştirici mahiyette teklifte bulunmak hakkına haiz olması<br />
13-Harb halindeki devletler arasında Karadeniz’ de mütareke akdedilecektir. Buna ait teferruat her iki tarafın donanma mütehassıslarınca tespit edilecektir. Harp gemileri, sahillere 10,5 km den daha yakın bir mesafeye sokulmayacaktır.<br />
14-İş bu uzlaşmanın Türk ve Rus dillerinde kaleme alınmış olduğu ve her iki dilde yazılan ve muvahhasların imzasını taşıyan birer tanesi teati edilecektir.</p>
<p>Erzincan mütarekesinin akdi, münasebetiyle Anadolu’ da Türk makamları ilk defa Rus – Bolşevik makamları ile temasa geçmişlerdi. Bu uzlaşma gereğince her iki tarafın kuvvetleri arasında tarafsız bir saha bırakılmak üzere bir sınır çizgisi tespit edilecektir. Bununla komisyonun vazifesi sona ermiş ve 29 Ekim 1914 tarihinde başlayan Türk – Rus savaşı da bu suretle 3 yıl 50 gün sonra 18 Aralık tarihinde fiilen bitmiştir.</p>
<p>Mütareke emri, 19 Aralık 1917’ de cephedeki bütün ordu kumandanlarına bildirmiş ve fırkaların kendi cephelerinde ve bölgeleri dahilinde bu mukavelename ve ilave hükümlerine harfiyen uyulması ve bu konuda hiç kimsenin kesinlikle itiraz etmesine izin verilmemesi rica edilmiştir.</p>
<p>Daha sonra mütareke maddeleri özet şeklinde açıklanarak uyulması gereken bütün kurallar tek tek verilmek suretiyle fırkalar uyarılmıştır.</p>
<p>Kısa bir süre sonra I. Kafkas kolordusuna mensup Rus birlikleri yaptıkları mülakatta verdikleri sözü yerine getirmeye başlamışlar ve 25 Aralıktan itibaren geri çekilme olaylarını aşikar hale getirmişlerdir. Cephedeki Rus askerin artık harp işleriyle meşguliyetinden ziyade sulh illeriyle uğraştıklarını ve kesin sulh için çalıştıklarını diğer yandan Rus askerinin bu fikirde olmasına rağmen Ermeni asıllı olan askerlerin başka emellerde oldukları gelen bilgiler arasındaydı.</p>
<p>Böylece cephede en son gelişen olaylar Ermeni faaliyetleriydi. Dağılan ve geri çekilen Rus ordusunun silah ve mühimmatlarını bölgedeki Ermeniler’ e teslim ettikleri alınan haberlerdendi. Bu arada Ermeniler Ruslar’ ın silah ve malzemelerden faydalanarak üç tümen kurma hazırlığına girişmişlerdi.  Gelişen olaylar Büyük Ermenistan hayali için Ermenilerin katliam ve mezelime girişeceklerini göstermiştir. Gerçekten de Ermeniler büyük katliamlara girerler.</p>
<p>En büyük katliamları da Erzincan’ da yaparlar. Ermenilerin faaliyetleri ve Rusya da meydana gelen olaylar Türk tarafının karşı taarruza geçmelerini de getirmiştir. </p>
<p>2-1917 Yılı Sonunda Cephedeki Türk Ordusunun Durumu</p>
<p>1916-1917 kışı cephede her iki tarafın ordularını zor duruma sokmuştu. Özellikle Erzincan mütarekesinden sonra Rus kuvvetleri bölgeden çekilince Ermeni faaliyetleri başlar ve bölgede bir çok masum halkı katlederler. Bu durumda Türk ordusunun harekata geçmesi beklenilen bir durumdu.</p>
<p>Ancak bölgede kış bütün şiddetiyle devam ettiğinden III. Ordunun giyecek, yiyecek ve ulaştırma araçları bakımından bir ileri geçme harekatı kalmamıştır. Bulunduğu yede bile güçlükle beslenmekteydi. Böylece yiyecek kaynakları tükenmiş olduğundan menzil kolları kolorduların madelerini bile taşımaya yeterli değildi.</p>
<p>Cephede dört kolordu iki orduya bölünmüştü. II. Ordu : Kemah, Şiran, Alucra, Tirebolu hattının doğusunda bulunuyordu. II. Ordu, II: ve IV kolordularından oluşmakta ve karargahı Halep’ te bulunmaktaydı. 13 Mart’ ta Kafkas ordular grubu kumandanı olan Ahmet İzzet paşanın yerine Mustafa Kemal Paşa, II. Ordu kumandanı olmuştu. </p>
<p>III. ordu ise 1917 yılına gelinceye kadar şu aşamalardan geçmiştir : Erzurum bölgesinde IX. Ve Van bölgesinde XI kolordu vardı. Ağustos 1914’ te seferberlik başlarken Enver paşa, Hasan İzzet paşa kumandasında Kafkas ordusu adıyla II. Orduyu kurmaya karar vermişti. Bu ordu iki kolordu ve iki muazzam süvari fırkasından oluşuyordu.    </p>
<p>Eylül 1914’de XI kolordu Van bölgesindeki Rus sınırını be Beyazıd-Karakilise vadisinin keşfini muntazam olmayan Kürt birliklerine bırakarak Erzurum’a yaklaştırılmıştır. Kürtler o tarihten itibaren sınırı tecavüze ve Rus sınır muhafızları ile çarpışmaya başlamışlardı.</p>
<p>Ekim 1914! De Osmanlı devleti Almanların ısrarı üzerine harbe girince II. Ordu malzeme noksanlığı, ulaşım zorluğu ve pek çok mahrumiyetler içinde bulunuyordu. Elbise ve yiyecek yetersizdi. Seferberliğini henüz layıkıyla tamamlayamamıştı. Mevcudu 190bin insan ve 44 makinalı tüfeği vardı.</p>
<p>Bu şartlar altında Ruslarla harbe başlamıştı ve 1916 yılına kadar gelinmişti. 13 Mart’ ta Kafkas ordular grup kumandanı Ahmet İzzet Paşanın yerine Mustafa Kemal Paşa II. Ordu kumandanı tayin olmuştu. Vehip paşa ise Ahmet İzzet paşa bahanesiyle ordudan ayrılmıştı. Bu tarihten itibaren Fevzi Çakmak Paşa merkezi Suşehrin’de bulunan III. Orduya vekaleten kumandanlık yapmış ve 18 Temmuz’ a kadar bu görevde kalmıştır.</p>
<p>III. ordunun 1917 yılındaki Kurtuluşu şöyleydi.<br />
I. Kafkas kolordusu : Bu kolordunun başına 1918’ e girildiği tarihlerin başında albay Kazım Karabekir atanır. Daha önce Kafkas cephesinde ikinci kolordu komutanı olan Kazım Karabekir Rusya’nın çekilmesi ve Erzincan mütarekesinin imzaladığı dönemde kendi emri altındaki yerlerin durumunu incelemekte iken Beşiri kasabasında kendisine bir telgraf ulaştırılır, telgraf şöyledir;<br />
Beşinci Jandarma Kumandanı Vasıtasıyla<br />
Kazım Karabekir Bey’ e<br />
Zatıalileri birinci Kafkas kolordu kumandanlığına tayin buyruldunuz. II.kolordu kumandanlığına da miralay Galatalı Şevket Bey tayin olundu. Halen yollar otomobil mürununa müsait olmadığından Egin-Kemah üzerinden Refahiye’ yi teşrifiniz müddeti seferin tenkisi noktai nazarından faydalıdır. Bu tarihi ihtiyar buyurmanız takdirinde zatıalilerine Eğin’ de karşılamak üzere bir müfreze-i askeriye sevk ve izami için otuz altıncı Kafkas fırkası kumandanlığına emir buyurmanızı rica ederim&#8230;.<br />
31.Kanunuevvel 333<br />
III.Ordu Kumandanı<br />
        Ferik Vehib<br />
Kazım Karabekir’in kumandasında 9,10 ve 36 tümenlerden oluşuyordu. Kolordu Erzincan’ ın batısındaki dağlarda, Refahiye ve Kemah doğusundaki geçitleri kapıyordu.</p>
<p>II. Kafkas kolordusu : Yakup Şevki Paşa kumandasında 5.11 ve 37 tümenlerden oluşmakta ve karargahı Alvara’ da idi. Ayrıca 10 jandarma taburu ve 7 müstahfaz taburu, 3 topçu taburundan ibarettir.</p>
<p>IV. Kolordu : Ali İhsan Paşa kumandasında 5 ve 12. tümenlerle Van gölü güney müfrezesi, milli kuvvetleri vardır. IV. Kolordu bir müfreze ile Van gölü güneyinde 5. tümen Bitlis’ te ve bir müfreze ile 12. Tümen Çapakçur bölgesinde bulunuyordu. </p>
<p>III.Ordu karargahı Suşehrin’ de idi. Toplam savaş 12132 kişiydi. I. Kafkas kolordusunun muharip kuvveti 498 subay, 11390 muharip piyade, 98 makinalı tüfek, 40 toptu. I. Ve II Kafkas kolordularının 1918 yılı başında cephede kullanılan tüfek adedi 20026, makinalı tüfek  186, top 151 di. Orduya bağlanan IV kolordunun riyade mevcutları  150 ile 300 kadardı. Fırkalr üçer alayı, üçer taburu ve makinalı tüfek bölüğü, birer süvari bölüğü, birer kudretli cebel taburu,birer seri atışlı cebel taburu, birer istihkam bölüğü, birer sıhhiye bölüğü, birer seyyar hastane, birer telgraf takımı, birer ekmekçi müfrezelerinden ibaretti.</p>
<p>Kolordu kıtaları bir avcı taburu, bir makinalı tüfek bölüğü, bir seri cebl topçu taburu, bir istihkam bölüğü, bir telgraf takımı, bir seyyar hastane, bir ekmekçi müfrezesinden ibaretti. </p>
<p>Türk ordusunun bir yıla yakın bir zamandır dinlenmekte oldukları ve birliklerinin iyi durumda olduğu görüşlerine rağmen bir kış hareketine göre donatılmamış olduğu, güçlükle beslenebildiği dolayısıyla hareketin ilk baharda yapılmasının uygun olacağı düşünülüyordu.</p>
<p>3-1917 Yılı Sonunda Cephede Rus ve Ermeni Ordularının Durumu</p>
<p>Kafkas cephesinde mütareke devam ederken Ermeniler ve Gürcüler silahlanmakta, mütareke sonucunda bölgeden Rus kuvvetlerinin çekilmeye başlaması ile birlikte bölgenin jandarmalığını Ruslar adına Ermeniler üslenmişlerdir.</p>
<p>Rus ordusunun 1916-1917 kışı Kafkas cephesinde sabit kalması ve zayiatların fazla olması ikmal işlerindeki zorluklara dayandırılmıştır.<br />
Yıpranmış, zayıf düşmüş ve ülkede meydana gelen ihtilalle birlikte askeri yardımın cepheye değil de bu ihtimal için harcanması Rus askerlerinin durumunu daha da kötü bir hale4 sokmuş ve çekilmeleriyle birlikte gerekli olan tehzizat ve yiyecek maddelerini de Ermenilere bırakmışlardır.</p>
<p>1 Ocak 1918’ e kadar Ermeni kolordusuna iki Ermeni piyade tümeni, Ermeni gönüllülerden meydana gelmiş 3 tugay, bir süvari tugayı ve bazı milis taburları bulunmaktaydı. Alay kuvveti 3 tabur olarak tespit edilen bu iki tümenin her biri dörder alaydan meydana gelmiştir. Gönüllülerden kurulan tugayların her biri 4 kuvvetli bölüğün bulunduğu iki alaydan oluşturulmuştur.</p>
<p>General Karganof 1918 yılı hareketlerine ait kitabında Kafkas cephesinden çekilen Rus kuvvetlerinin yerini alan Ermeni kuvvetlerini 1 avcı tümeni, 3 piyade tugayı, 3 süvari alayı olarak toplam 36 piyade taburu olarak göstermektedir. Ermeni kuvvetleri geri teşkilleri ile birlikte 50 bin kadar tahmin edilmektedir.  Merkezi Erzincan’ da bulunan 3 alaylı bir Ermeni grubu Fırat havzasında, diğer bir 3 alaylı grup Murat havzasında ve 2 alaylı bir tugayda Van ve civarında bulunmaktadır.</p>
<p>3. ordu komutanlığının 9 Şubat 1918 tarihli harekat emrinde Erzincan ve havalisinde 100 kadar süvari olmak üzere çoğu gençlerden oluşan bir miktar Gürcü ile karışık en çok 3000, Fem’ de 300, Tercan’ da 200, Bayburt’ ta 800 kadar Ermeni bir bu kadar da Gürcü kuvvetleri bulunmaktaydı.</p>
<p>Bu çeteci Ermeni kuvvetleri arasında Osmanlı tebaasından birçok Ermeni de vardı ve Rusların çekilmesinden sonra bölgede vakit kaybetmeden faaliyetlere başlamışlardı. Her geçen gün zulümlerini arttırmaya devam ediyorlardı. Hatta bu hususunda III. ordu komutanı Vehip Paşa ile Rus ordusu komutanı Odişelitze arasında yapılan haberleşmelerinde bir tesiri olmamıştır. Çünkü bu komutan bir kukla mahiyetindeydi.</p>
<p>Her geçen gün artan Ermeni zulümleri ve cinayetleri karşısında Türk ileri harekatının yapılması bir zaruret halini almıştır. Bunun da en kısa zamanda yapılması bütün ordu kademesinin ortak düşüncesiydi. Türk ileri hareketinin gerçekleşmesine kadar halkı Ermeni zulmümden kurtarmak ve geçici de olsa Ermenileri durdurmak için milis kuvvetlerin ileri sürülmesi ön görülmüştü.</p>
<p>4-İleri Harekata Karar Verilmesi</p>
<p>Rus birlikleri Erzincan mütarekesi gereğince geri çekilmeye başlamışlardı. Geri çekilme alayı 5 aralık 1918’ den beri cepheden Trabzon’ a, Trabzon’ dan Rusya’ ya sevkıyat yapılmak suretiyle gerçekleştirmekteydi. Hatta 37. fırka cephesindeki bütün topraklar Gtörele’ ye sevk edilmişti.</p>
<p>Alınan istihbarata göre Ruslar geri çekilirken işgal ettikleri toprakları Ermeni ve Gürcülere tamamen teslim edeceklerdi. Bu amaçla birlikler oluşturulmaya başlanmıştı. Böylece orada olan gerçek şuydu ki, her iki orduda bölgenin işgal konusunda büyük çatışmaya gireceklerdi.çatışmanın olması muhtemel olduğuna göre, önceden ordunun buna göre hazırlanması, taarruz noktasında yetiştirilmesi ve müsait fırsatlarla çeşitli sınıfların katılmasıyla tatbikatlar yapılması hususunda Enver paşa, Vehip paşadan taleplerde bulunmuştu.</p>
<p>3 Ocak 1918’ de Vehip paşaya telgrafta : Rus ordusuyla çatışmak şartı ile temasın devam ettirilerek Türk halkının Ermeni zulümlerinden kurtarılması gerektiğini söylemiştir.<br />
Bütün bu bilgilerin değerlendirmesini yapan Enver paşaya gönderdiği telgrafta fikrini şu şekilde bildirmişti :</p>
<p>“Rus kıtaatı hemen tamamen denebilecek derecede cephe gerilerine çekildi. Bir kısım geriye döndü. Bir kısım dönmek üzeredir. Kafkas ordusunu şu haliyle buralarda sınırlı bir zaman zarfında aleyhimizde istihdam edebilecek kuvvet ve şartlar mevcut değildir&#8230;.”</p>
<p>fakat bu telgrafın sonlarında Rusların yerine Ermenilerin ve Gürci çetelerinin faaliyetle bulunduğu ve bunların fazla teşkilatlarını tamamlamalarına meydan vermemek gerektiğini söylemiştir.</p>
<p>Türk ileri hareketinin planlayıcısı ve uygulayıcısı III. ordu kumandanım olan Vehip paşa, kesin bir zafer için fazla zaman kaybedilmemesi gerektiğini söyleyerek kafasında hareket planları yapmaya başlamıştır. Kısa bir süre sonra da Hüsamettin beyden Kafkasya’ daki duruma dair ayrıntılı bir rapor istemiştir. Hüsamettin bey Vehip paşaya sunduğu raporda bölgede hem Rus hem de Ermenilerin durumu hakkında çok önemli bilgiler vermekteydi.</p>
<p>Hüsamettin bey raporun sonunda ordumuzun vakit geçirilmeden ileri harekata geçmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu da Vehip paşanın yapacağı ileri harekatın daha kısa zamanda yapma düşüncesini daha da kuvvetlendirmiştir. Vehip paşa gerek rapor gerekse Hüsamettin beyin ileri harekatın daha erken yapılması konusundaki düşünceleri derhal Enver paşaya bildirmiştir. Telgrafta ;</p>
<p>“Erzincan’ dan Rus kıtalarının çekildiği, yalnız Ermeni komitacılarından Sivaslı Murat’ ın komutası altında bir Ermeni alayının bulunduğu öğrenilmiştir. Bu alayda 4 makinalı tüfekle, üç dört adet top bulunmaktadır. Bayburt’ ta Rus kıtaları yoktur. Orada da Ermeni komitacılarından Arşak adında birinin komutasında bir Ermeni taburu vardır. Ermeni zulümlerine engel olmak için ileri harekata başlamasını öneririm.”</p>
<p>Vehip paşanın 28 Ocak 1918 tarihli ileri harekata başlama hususundaki teklifini değerlendiren Enver paşa da bu hususta ona destek vermiştir. Bundan sonra iki ordunun durum karşılaştırması yapılır ver ikinci adımda da mevcut birliklerin şimdiden cephe gerisine alınarak sahra harbine kabiliyetleri olacak şekilde talim ve terbiye imkanının olup olmadığı araştırılması olmuştur. </p>
<p>Vehip paşa bölgede tam olarak Ermeni teşkilatı hakkında bilginin olmadığı ancak Türk karargahına gelen bir Rus subayının verdiği ifadeden bilgilerin elde ettiğini Enver paşaya bildirmiştir.</p>
<p>Bu subaydan alınan bilgilere göre bir Ermeni fırkası ile bir çok Gürcü fırkasının oluşturulduğunu, Tiflis’ ten cepheye devamlı olarak Ermeni kıtaatı sevk edildiğini ve Rus kıtaatı dahilinde aşağı yukarı % 12,%15 nispetinde bulunan Ermenilerin tazyik olunarak birlik oluşturduğunu ve işgal edilen bölgede yalnız Ermeni kuvveti olarak otuz bin kadar silahlı birliğin toplanabileceğini tahmin edildiği, bunlara ek olarak Gürci kuvvetlerinin de ilave edileceği bildirilmiştir.</p>
<p>Ermeni kuvvetlerinin üçte birinin Erzincan ve Karadeniz arasında olduğu Erzincan’ da Ermenilerin 3500 kişilik bir kuvvet olduğu ve beraberinde top ve makinalı tüfeklerin bulunduğu anlaşılıyor. </p>
<p>Vehip paşa bu bilgilere dayanarak harekat hakkında şu planları tasarlamıştır : Erzincan ovasının Ermeni kıtaatında temizlenmesi ve şehrin işgali suretiyle oradaki Müslüman halkın kurtarılması hususunda Dersimlilerle kesin bir hareket icrasını mümkün görüldüğü, böyle bir harekat için mütareke müddetince nizamiye kıtaatın teşkiline imkan olmadığı takdirde bu harekatı Dersimlilerle vücudu getirmekte kabildir. Bilahare ordunun henüz hareket edememesi yüzünden Erzurum’ dan önemli Ermeni kuvvetleri Dersimlilerle mümkün olduğu kadar çarpışarak havaliye hakim olmaya çalışıyorlar. Fakat böyle bir halde başarısızlık ihtimaline karşı halkın tekrar Ermeni ellerine düşüp mahvolmamaları için Erzincan’ın işgalini müteakip oradaki kendi arazisine nakledilmek suretiyle kurtarılabilir. Harekat için IV. Kolordu doğu ve batı Dersim milislerinden bunların arasına tebdil-i kıyafet ettirmek askerden icap ettiği kadar istihdam ve lüzum kadar subay seçileceğini belirtilmiştir.<br />
Bu plana göre Enver paşa, Dersim milislerinin Erzincan bölgesindeki Ermeni çeteleriyle mücadelede öncü kuvvet olarak kullanılacaktı.</p>
<p>Vehip paşa Enver paşanın talimatının o durumda yapılacak en iyi şey olduğuna inanmıştı. Hemen harekata geçerek milis müfrezelerini oluşturmak amacıyla eli silah tutan kişileri silahlandırarak bir taarruzdan ziyade bölgedeki Müslüman halkı korumayı düşünmüştü.</p>
<p>Çünkü Ermeniler, Erzincan ve doğu kısmında toplu halde bulunuyorlardı. Bunlar tarafından herhangi bir taarruz olmadığı takdirde milis müfrezelerinin taarruza girişmeleri tehlikeden başka bir sonuç getiremezdi. Ermenilerle çatışacak kadar güçlü teşkilatın kurulmadan böyle bir taarruza girişmek Türk ordusu için zararlı olabilir.</p>
<p>Bölgede Ermeni faaliyetleri giderek artması, bölgenin viran hale gelmesi, katliamların giderek artması özellikle Rus tarafının bunu durduracak önemli girişimde bulunmaması ve 31 Ocağa gelindiğinde artık Erzincan’ da toplu katliamların başlanması kadın, çocuk, erkeklerin camilere doldurularak yakılması artık Türk tarafının ileri harekatını zorunlu kılıyordu. Bundan sonra fazla zaman kaybetmeden harekete geçilme kararı alınır ve buna giderek bir çok bölgede bulunan ordu komutanlıkları aynı düşünmeye başlamaları bu harekatı daha da hızlandırmıştır.</p>
<p>5-İleri Harekat Planları </p>
<p>Uzun zamandan beri yapılması düşünülen Türk ileri harekatının planlayıcısı ve uygulayıcısı, III. ordu kumandanı Vehip paşa olmuştur.  23 Ocak 1918’ de Enver paşanın ileri harekat taleplerine karşı Vehip paşa II. ve III. orduların taarruza geçmeleri halinde o zaman ki durum başka şekilde hareketi gerektirmediği takdirde şu şekilde harekete karar verilmiştir.</p>
<p>III. ordu I. Kafkas kolordusu, 36 Kafkas fırkası ile Kemah ve 9. Kafkas fırkasıyla Çardaklı boğazlarından Erzincan’a II. Kafkas kolordusu, 5. Kafkas fırkası ile Kelkit vadisini takiben Köse, 37. Kafkas fırkası ile sahili takiben Trabzon yönünden ilerleyerek ilk hat Melikşerif ve civarında ve Iı. Kafkas fırkası Şiranven havalisinde toplanacaktır. Bu esnada Doğu Dersimliler Sansa boğazını kesecektir. Bu ise hareketin birinci safhasını teşkil eder. </p>
<p>Harekatın ikinci safhasında 9. ve 36. fırkalar Mamahatun’ a 5. fırka Bayburt, 36. fırka Köse!’ ye alınacaktır. 10. fırkanın Erzincan’ da kalmasını gerektirecek ve I. Kafkas kolordusu takviyeye hazır bir durum meydana gelmezse gerek ordu ihtiyatını birlikte olarak ve önemli hususlara sahip olan Bayburt. Erzincan istikametinde kullanmak ve sahil bölgesine de ulaşabilmek ve ikinci derecede önemli olan yiyecek husussunu kolaylaştırabilmek için o fırkayı Erzincan’ dan sonra sipikür üzerinden kuzeye alarak 11. fırka ile birlikte Köse, Pulur, Sadak bölgesinde toplu bulundurmayı düşünüyordu.<br />
Ayrıca III. ordu tarafından Mamahatun-Bayburt-Of hattının işgal edilmesinden önce güzergahın hareketini uygun görmemiştir.</p>
<p>Mevcutları yavaş olan bu ordu kesiminin esaslı bir karşı koymaya tesadüfü halinde III. ordu tarafından yardım edilmesi için bu süratle yapılmasını mümkün olacağını söylemişti.</p>
<p>Vehip paşa ilanını Enver Paşaya bildirmişti. Fakat Enver paşa palanda bir takım değişikliklerin yapılmasının daha uygun olacağını düşünmüştü. Ona göre; III. ordunun harekat istikameti uygundu. Fakat III. ordunun ilk hamlede Mamahatun-Bayburt-Trabzon hattına vasıl olarak Bayburt – Trabzon caddesini takiben emin bir suretle elde bulundurması ve imkan olursa Erzurum’ u da işgal etmeleri daha uygun olacaktı. Bu suretle hem II. ordunun kuzeyine yürüyecek kısmının hareketlerini kolaylaştıracak hem de Ermeniler kendilerini bir üsü’l hareket olabilecek şehirlerden işin başlangıcında mahrum edilmiş olacaktı. III. ordu bu hareketi yaparken II. ordunun da yalnız kuvvetli bir fırkasıyla ve milli teşkilatıyla Erzurum’ un doğusuna doğru ilerleyerek hareketin birleşmesi ve başlangıçta ihtimal olarak Malazgirt-Hınız hattında birleşmesi maksada daha uygun olarak görülmüş ve bu sırada Van güney müfrezesi de takviye edilerek savunma vazifesi ile yerinde kalacaktı. II. ordudan harekata katılacak kısmın hareket tarzları kendileri tarafından tayin edilecekti.</p>
<p>Bu arada Birest-Litosvk’da sulh görüşmelerine katılan Talat paşa durumu bildiren Enver paşa telgrafında; III. ordu cephesinde Müslüman halka Ermeniler tarafından tecavüz yapıldığını ve bundan dolayı Rus kuvvetlerinin bölgeden çekildikten sonra bölgenin Türk kuvvetleri tarafından işgal edileceğini ve Ruslar bu hususa uymazsa III. ordunun ileri harekata girişmesinin mecbur olduğu hususunu Rus delegelerini bildirmesini istemişti. Enver paşanın Talat paşadan bu talebi formaliteden başka bir şey değildi. Ruslar bu talimata uysalar da uymasalar da değişecek bir şey yoktu. III. ordu her halikata ileri harekete başlayacaktı.<br />
Bunun için Vehip paşa da her nesuretle olursa olsun III. ordunun ilerleyeceğinden hareket için hazırlığın bir an evvel yapılmasını istemiş ve erzaksızlık yüzünden ordunun tekrar geri alınması mecburiyetinden kalınmaması için gerekli tedbirlerin alınmasını ve orduya öncülük edecek yerli Kürt çetelerinin de istek dahilinde bu görevi yerine getirecek surette harekatın düzenlenmesini talep etmişti. Enver paşanın talebi üzerine hemen harekete geçen Vehip paşa kolordu komutanlarına derhal bir emir göndermiştir. 23 Ocak 1918 tarihli bu emirde işgal altındaki toprakları kurtarmak için her an bir ileri hareket emri verilebileceği ve bu emrin verildiğinin 3. gününde kolordularının bütün birlikleriyle hareket etmelerinin gerekeceğinden gerekli hazırlığın yapılmasını istemişti. </p>
<p>Özellikle üst düzey komutanlar ve diğer kolordu komutanları ileri hareket planlarını herhangi bir sorun çıkmaması için en ince ayrıntısına kadar planları yapıp ve ileriye dönük ordunun sıkıntı çekmemesi için gerekli olan birkaç aylık erzakın belli yerlerde toplanması gerektiğine karar vermişlerdir.</p>
<p>Vehip paşa bir yandan ileri hareket planlarını yerine oturtmaya çalışırken diğer yandan da Ermeni faaliyetlerinin toplu katliamlara dönüşmesi durumunda meseleyi Rus generallerine protesto etmiş ve ileri hareket planında kararlı olduğunu belirtmiştir. Fakat bu Rus generallerinin tepkisini çekmiş Ermenilerin doğu Anadolu’ da yaptıkları toplu katliamları görmelerine rağmen Türk ileri harekatının Erzincan bölgesini işgal etmek için uydurduklarını yorumlamışlardır ve Türk tarafını protesto etmişlerdir. Fakat Vehip paşa ileri harekatın palanını I. ve II. Kafkas kolordu komutanlarına, Menzil müfettişliğine, Enver paşaya vfe Rus başkumandanlığına bildirmişti. Planına göre I. safhada Trabzon, Gümüşhane, Erzincan yolunun elde bulundurulması hedef alınmıştır. Trabzon’ dan bu yol boyunca yakılacak menzil talimatını takip eden harekatın Şase’ ye doğru devam eden bir sahada sürdürmesini imkan sağlayacaktı. Bunun için ilk hamlede Erzincan, Küre, Trabzon hattını işgal etmek üzere ilerlenecekti. Bu hattın işgali ile ileri hat bu hattın 15 ile 20 km doğusuna doğru uzatılacaktı. Harekatın II. safhasında daha rahat hareket etmek için bu işlerin yapılması gerekiyordu. Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra III. ordu 5 Şubat’ tan itibaren tespit edilen istikametlerden harekata başlayacak, fakat umumi hareket 20 Şubat 1918’ den itibaren başlayacaktı. Bir yandan ordu karargahında içeri hareket planları yapılırken, diğer yandan da işgal altında bulunan bölge halkı kendi çapında bir takım tedbirler düşünmeleri ve Vehip paşaya ihtiyar köy heyetlerinin yardım için Vehip paşaya mektup yazmaları ve kendilerinin üzerine düşen görevi yapacaklarını milis kuvvetleri şeklinde bulundukları bölgelerde Ermenilere karşı çete faaliyetleri şeklinde hareket edeceklerini bildirmeleri Vehip paşayı memnun etmiştir. </p>
<p>Bu gelişmelerden sonra Kazım Karabekir’ de I. Kafkas kolordusu kumandanı olarak 28 Ocak’ ta Refahiye de göreve başlar başlamaz hemen harekete geçmiş Erzincan ve civar halktan askerlerden orta büyüklükte bir çete hazırlayarak Erzincan’ sevk etmiştir.  bundan sonra II. Kafkas kolordusu kumandanı Şevki paşa ise, 4 Şubat 1918 de birliklerine ileri harekat için hazır olmalarını ve ordu emirlerine uymasını istemiştir. </p>
<p>Artık bundan sonraki gelişmeler ileri harekatın amacı ve planları doğrultusunda harekete geçilip, bölgenin ve halkın Ermeni zulmünden kurtarılması safhasına geçilir.</p>
<p>B-İLERİ HAREKATIN BAŞLAMASI VE ERZİNCAN’ IN KURTULUŞU</p>
<p>1-İleri Harekat İçin Gerekli Olan Ordu Emirleri Ve Harekatın Başlaması</p>
<p>İleri harekata ilk kademe olarak Kemah yönünden 1500 insan ve 310 hayvanlık bir kafilenin ve Çardaklı yolu ile de 402000 insan ve 700 hayvanlık bir kafilenin  hareket etmesi ve ayrıca makinalı tüfekleri ve topçusu ile bir piyade alayının da gerekirse sevk edilmek üzere Ilgar çayında hazır bulundurulmasına Vehip paşa tarafından karar verilmiştir. ileri harekatın başarıya ulaşması demek Erzurum şehrinin kurtulması, Ermenilerin hayallerinin sona ermesi demektir. Bu nedenle Erzincan harekatının neye mal olursa olsun başarıyla sonuçlanması gerekiyordu.</p>
<p>İleri harekatta yapılacak olan planın mükemmel olması harekatın başarısıyla doğru orantılı olarak tespit edilmişti. Vehip paşanın Erzincan’ ı işgal planı şöyleydi;</p>
<p>III. ordunun I. ve II. Kafkas kolorduları ileri birlikleriyle Erzincan-Köse-Ardasa-Görele hattını işgal etmek üzere 11 Şubat 1918’ de hareket edeceklerdi. I: Kafkas kolordusunun Erzimcan’ ı işgal taarruzu 13 Şubat 1918 sabahı başlayacaktı. Bunlardan başka Batı Dersim birliğinde Dersim ve Elazığ jandarma taburu ise 12 Şubat 1918 den itibaren Sultanseydi üzerinden kuzeye doğru hareket edecekti. I. kolordu birliğinin Batı Dersim birliği Erzincan’ ın işgalinden sonra sevk ve idare noktasından bu kolordunun emrine girecekti. Doğu Dersim birliği ise önceden kararlaştırıldığı üzere Sansa ve Çicike boğazlarını işgal etmek üzere takviye olunacaktı.</p>
<p>9 Şubat 1918 e gel,indiğinde artık tüm harekat hazırlıklarının tamamlanmak üzere olduğu görülmüştür. Rus birlikleri çekilmiş olmalarına rağmen gerideki Ermeni faaliyetleri harekatın bir an önce yapılmasını gerektirmişti. Harekatın başlama esnasında da Erzincan’ da Fransız asıllı albay Morel komutasında bir piyade alayı, bir gönüllü süvari bölüğü, bir sahra bataryası, bir dağ top taburundan ibaret güç ile  yine Erzincan ve çevresinde aşağı yukarı yüzü süvari olan bir miktar Gürci olan 3000, Fem’ de 300, Mamahatun’ da 200, Bayburt’ ta 800, Cevizlikte 300 ve Trabzon’ da 400 kadar Ermeni mevcuttu. Türk birliklerine karşı bölgede direnme gösterimi daha büyük bir Ermeni birliği oluşturmaktı. İşte bu nedenle Türk ileri harekatı bir an önce başlayıp buna da engel olunmalıydı. </p>
<p>Bu durum karşısında harekete geçilme emri 9 Şubat’ ya verilir. Fakat iaşe durumu ve ulaştırma vasıtalarının yetersizliği nedeniyle ordu hareket emrinde tümenlerin iki kademe halinde ilerlemesini gerekli görür. Bu palan göre şu şekilde hareket edeceklerdi;</p>
<p>1-Kafkas Kolordusu: Erzincan kasabasını işgal ile doğuya ve kuzeye karşı güvenlik için makinalı tüfekleriyle kolordu üç tabur bir süvari bölüğü ve bir kuvvetli cebal bataryasından ivbaret bir kol ile Kemah boğazı ve makinalı tüfekleri ve seri cebel takımlarıyla iki piyade alayı, bir süvari bölüğü bir kudretli batarya diğer bir kol ile de Çardaklı boğazı istikametlerine hareketle 12 Şubat 1918akşamı Kemah boğazı Yalnız bağlar kuzey hattına ulaşacak ve 13 Şubat 1918 sabahı Erzincan kasabasını ve çevresini işgal etmek üzere taarruza edecekti.</p>
<p>II.Kafkas Kolordusu : Erzincan – Bayburt yolunu kesecekti. Sadk’ ın kuvvetli bir halde elde bulundurulması gerekiyordu. Ardasa’ nın başlangıçta işgali kolordu kumandanının oyuna bırakılmıştı. Sahilden Trabzon’ a kuvvetli bir makinalı piyade alayı, bir seri cebel bataryası gönderilecekti ve Trabzon’ un işgali, İstanbul’ dan beklenilen alayın ulaşması ve Rus birliklerinin Trabzon’ dan ayrılmasına bağlıydı. Bundan dolayı bu güzergahtaki yolların güvenliği sağlanacaktı.</p>
<p>Artık harekat planı tamamlanmış hareket emrini beklemeye başlamıştı. Fakat bu sırada ordu karargahında çıkan karışıklık nedeniyle harekatın 13 Şubat’ ta başlatılması kararı verilir. Harekat yönünden bir gün önce birlik Kocaarılar- Ilgar çayırında toplanmayı ve burada geceyi ve ertesi günü geçirdikten sonra akşamleyin yürüyüşe başlayarak geceleyin boğazları geçmek ve şafakla beraber ovaya hakim sırtları tutması uygun olacaktı.</p>
<p>Bu durumda düşman kuvvetlerinin hafif olduğu anlaşılırsa birkaç saat istirahattan sonra Erzincan’ ı işgal ettirmek üzere tekrar yürüyüşe başlamak daha kolay olacaktı. Bu arada etraflı araştırma için zaman elde edilecekti.</p>
<p>Bundan dolayı Vehip paşa harekatın bir gün önce bildirilmesini istemişti. 11 Şubat 1918 sabah Erkan-ı Harbiye yüzbaşısı Talat Beyi yanına alarak Kemah’a gidecekti. Ayrıca Refahiye’ de kalacak olan mütareke komisyonu Rus üyelerinin Suşehrine gönderilmelerine ve bu suretle harekat sahasından <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uzak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uzak">uzak</a> bulundurulmalarına karar vermişti. </p>
<p>Vehip paşa, Kazık Karabekir’in planını uygun bulmuştu. </p>
<p>Buna göre Gözelerden sonra Fırat güneyinden gönderilecek kuvvetin topçusu ile bir piyadesi Zeki paşa ciftliği civarındaki Fırat köprüsünün tahtibatını veyahut bu köprünün önemsiz bir kuvvetle muhafazası haslinde başka bir geçit olmaması nedeniyle burada kalacaktı. </p>
<p>Bununla birlikte Kazım Karabekir bölgedeki Ermeni milis kuvvetlerini karşıda Batı Dersim mıntıkası kumandanının emrinde bulunan aşiret reislerini çağıranda, çetenin yerli kuvvetlerle takviyesivfe aynı zamanda Orta Han’a da bir kuvvet gönderilmesi uygun görülmüştü. Böylelikle Ermeni çetelerinin hiç olmazsa Kürt çetelerinin işgal ettiği bölgedeki halka zarar vermelerine meydan verilmemiş olacaktı.</p>
<p>Kazım Karabekir bütün bu planları 10 Şubat 1918’ de 9. Kafkas kumandanlığına bildirmiştir.<br />
1-Erzincan-ı işgal maksadıyla yapılacak harekat için hattı fasıl 13 Şubat 1918’de geçilecek ve Erzincan ovasına inilecektir. Bu maksat için hareket müfrezeleri 12 Şubat 1918 günü mümkün olduğu kadar yaklaştırılıp istirahat verilecek13 Şubat 1918 günü şafakla beraber boğazları kurtarmak suretiyle hareket düzenlenecektir.<br />
2-Yürüyüş sırasında boğazlarda ve her iki taraftaki sırtlarda muhtemel ufak tefek düşman postaları oldukları yerde imha edilecekti.<br />
3-Boğazlara yalnız bir kol halinde girilmesi için Kemah ve Çardaklı kuvvetlerinin arasındaki boşlukta yerleştirmeyi düşündüğüm için bu tabur Kürtperestiği istikametinde ve 9. Kafkas fırkasının Gedek’ teki bölüğü de Zazalar üzerinden ve önceden hazır olan askerde Çardaklı boğazının kuzey sırtlar5ından Espeha Çayırı istikametinde sevk edilecektir.<br />
4-17 ve 32. alay 9 Şubat 1918 günü emirde bildirdiğim mıntıkalara 13 Şubat 1918 günü ulaşacaklardır. 17. alay derhal hareket edilecek şekilde hareket emrine hazır bulunacaktır.<br />
5-İleriye giden kıtanın geri ile olan bağlantısı tem,in için 36. fırkanın şimdilik harekete iştirak etmeyen kıtaatın Kemah boğazının uygun mahallelerine ve 12. alydan da Karan Hanı-Yer Hanı’ na kuvvetli postalar gönderilmelidir.<br />
6-Hareket ayrıca vereceğim emirle başlayacaktır.<br />
I. Kafkas Kolordusu Kumandanı<br />
Kazım Karabekir<br />
Kazım Karabekir 9. Kafkas fırkası kumandanlığına gönderdiği başka bir emrinde ise işgal edilmiş ve edilecek olan bölgelerde görülmüş ve görülecek ve civardan toplanmış şahitlerin ve HARABE OLMUŞ Müslüman askerlerinin fotoğrafların alınmasını istemişti. Ayrıca fotoğrafların alınması için de kolordudan istihkam bölüğü ve subay da göndermişti. </p>
<p>11 Şubat 1918 de Refahiye’ de gönderdiği emirde ise 9. fırka bütün kuvvetiyle Erzincan’ a gidecekti. Bunun iç,in 13 Şubat 1918’ de Ilgar çayırında bulunacak olan 17. Kafkas alayının aynı günde Ilgar çayırında kalmayarak fırkayı tahrip ile yürüyüşe devam edecektir. 9. fırkanın bölgesinde kalan bütün kısımlar ve bu fırkaya katılan 19 seyyar hastane dahi fırkayı takip edecektir.</p>
<p>9. fırkaya bu şekilde hareket emri veren Kazım Karabekir 10 Şubat 1918’ de de tekrar bir kolordu emri yayınlatmıştır.</p>
<p>31. Alay Komutanlığına 11 Şubat 1918 tarihli gönderilen ordu emrinde ise;</p>
<p>1-Erzincan’ ın işgal maksadıyla I. Kafkas kolordusunca icrası tekanür eden hareket için mütareke hattı faslı 13 Şubat 1918’ de geçilecekti.<br />
2-Harekatın 36. ve 37. fırkadan tertip eden bir müfreze icra edecektir.<br />
3-13 Şubat 1918 günü bu müfrezelerin harekatı takip eden aynı günde 9. fırkanın 17 Kafkas Alay Ilgar Çayırına 3. fırkanın 36. Kafkas alayı da Melikşerif ve civarına hareket edecekti.<br />
4-13 Şubaqt 1918’ de 32. Kafkas layı kıtaatı sabahleyin kanatlardan hareket ile Lorilerde toplanacak ve aynı gün akşamüzeri Melikşerif civarında konaklara dahil olacaklardı&#8230;&#8230;. şeklindeki emir dışında Vehip paş aynı gün I. ve II. Kafkas kolordu kumandanlıklarına Menzil müfettişliğine ve IV kolordu kumandanlığına gönderdiği emrinde siyasi durumun bir an önce ileri harekata başlamış olduğunu gerektirdiğinden Giresun’ a gelen vapurun tahlisi için yalnız 37. Kafkas fırkasının hareketinin ertelenmesinin yeterli gördüğünden I. ve II. Kafkas kolorduları 37. Kafkas fırkası hariç birinci kademesiyle 12 Şubat 1918 de harekete başlamalarını bildirmişti.</p>
<p>Bu emirden sonra Enver paşa ve Vehip paşanın ileri harekata bir ana önce başlama fikri, Kazım Karabekir tarafından da uygun görülmüştü. Böylece hareket 13 Şubat 1918 günü değil de 12 Şubat 1918’ de başlayacaktı. Bunun için Kazım Karabekir verilen emri uygulamak amacıyla 12 Şubat’ ta hareketi idare etmek üzere Kemah’ a gelmiş ve aynı günü Vehip paşaya telgrafla harekata hazır olduğunu ve 13 Şubat sabahı Erzincan ovasına hakim sırtları ele geçirmiş olacağını bildirmişti.</p>
<p>Böylece hareket şu şekilde yapılacaktı; Fırat güneyinde bir tabur, iki, top 13 Şubat 19187 sabahı Gözelerde bulunacak ve Ermenilerin boğazlardaki mukavemeti görülürse yanda tesir ile bulunacak ve birlik boğaza hakim olduktan sonra Erzincan’ ın güneyinde Zeki paşa çiftliği civarına giderek buradan Dersim grubu birliği ve Kemah boğazından ilerleyecek birliğin harekatını gerekirse topçusuyla kolaylaştıracaktı.</p>
<p>36. Kafkas fırkası harekat müfrezesinin tamamı Kemah Erzincan yolundan avcı taburu makinasıyla birlikte Aşağı Mezra Kürtperesliği yolunu takip edecekti. Her iki fırkanın süvari bölükleri taraf dahilinde hareket ettirilecekti. Bütün kuvvetiyle hareket edecek olan 9. fırkadan bir tabur Mezekler –Zazalar yoluyla tamamı Çardaklı boğazı yoluyla ve seçilmiş askerlerden oluşan bir müfreze de Çimendağı üzerinden Espeha çayırı ve Ahmediye’ ye gidecekti.</p>
<p>Bununla birlikte 13 Şubat’ ta 9. fırkdan bir müfreze Sipikur dağındaki karakolu işgal edecek ve bilhare süvariler vasıtasıyla II. Kafkas kolordusu birlikleriyle irtibat kurulacaktı. Kolordu karargahı 12 Şubat 1918’ de öğleden sonra saat 2 de Kemah’ tan hareketle Kocaarılar’ a gidecekti. Kocaarılara gittikten sora harekatı yeniden planlamıştı. Vehip paşa da bu konuda Kazım Karabekir’ i desteklemiştir. Bu planın yerine getirilmesinde ortaya çıkacak aksaklıkların gidermek için ne gibi tedbirler alınır diye bazı bilgiler alınmıştır.</p>
<p>Bundan sonra bütün hazırlıklar yapılmış ve 12 Şubat’ ta harekete geçmeye karar vermişlerdi. Hatta bazı bölgelerin hiç vakit geçirilmeden ele geçirilmesi isteniyordu. Çünkü bölgede Ermenilerin katliamları iyice artmış, Erus komutanlar ise bütün olayları gördükleri halde Ermenileri masum olarak göstermeye çalışmakta harekatı zorunlu hale getirir.</p>
<p>Türk ordusu bu durumu Rus tarafına bildirmek istemiş ve 12 Şubat 1918 tarihli bir telgraf la durumu bildirmiştir. Bu telgrafta Ermenilerin bölgedeki halka zulüm yaptıkları bu durumun bölgede huzuru bozduğu ve olaylara müdahale edip işin kesin sonuçlanacağı bildirilmiştir. Fakat Odişelitzi burada Türk heyetinin abartılı olduğunu söylemiş, haberlerin doğru olmadığını ileri sürmüştür. Artık bu olaylardan sonra karşı taarruz zamanı gelmiştir.</p>
<p>2-Erzincan’ın Kurtuluşu</p>
<p>Yapılan bütün hazırlıklar ve planlar sonucunda Enver paşa bir an önce başlama emrini verir. Ermenler ve Cernabı Kafkasya hükümeti ile de harp halinde olunmasını bildirmişti. İleri harekatın başlamasıyla 18 Aralık 1917’ de imzalanmış olan Erzincan mütarekesi de fesh edilmiş oluyordu.</p>
<p>12 Şubat’ ta ileri harekat başlamıştır. Kazım Karabekir o günü şöyle anlatıyor: Öğleden sonra ikide karargahın birinci kademesiyle Kemah’ dan hareket ettim. Yol boyunca hareket eden 341. fırkanın hareket müfrezesini gözden geçirdim. Tek kol nizamında yürüyorlardı. O geceyi Koca Araplar’ da geçirdim. Gökte incecik hilala kursi ile birlikte pek latif bir manzara teşkil ediyordu.<br />
Kemah boğazının girişini tutacak olan 36. fırka 2400 insan ve 550 hayvandan meydana geliyordu. Adı geçen fırka 13 Şubat sabahı Kemah boğazının girişini tutmuştu. </p>
<p>Aynı sabah Ilgar çayından gelen ve Yalnızlar boğazını tutan 9. fırka ise 400 insan ve 1100 hayvandan müteşekkildi. Dersim müfrezesi 300 milis kuvvetiyle Güneydeki Tilhas’ ta geçirmiştir. Ancak bu yolculuk kış şartlarının ağırlığı içinde geçtiğinden bu nizamiye taburu harekata iştirak edecek konumda değildi. </p>
<p>Bunlarla birlikte II. Kafkas kolordusunun 5. Kafkas fırkasının iki taburu Sadak’ ta bir taburu Köse’de, bir alay Kelkit’ te bulunacaktı. 11. Kafkas fırkasının bir taburu Gümüşhane ili Ardasa arasındaki İkisu mevkiini işgal etmek üzere gönderilmişti. 9. Kafkas fırkasının Sipikur karakoluna sevk edilen bir irtibat müfrezesi ise I. ve II. Kafkas kolordularının ileri birlikleri arasındaki ulaşımı sağlayacaktı.</p>
<p>Aynı günün akşamında 36. fırka hareket müfrezesi Ortahan civarında yürüyüşe devam edip 12-13 gecesini Ortahan’ da geçirecekti. 9. fırkann öncü kuvvetleri de Karahanı’ nın doğusuna geçmiş fakat Ermeni çetelerine rastlamadığı için geceyi Karahanında geçirmeye karar vermiştir. IV. Kolordu karargahı ise geceyi Kocaarılar ‘ da geçirmeye karar vermiştir.</p>
<p>Böylece 36. Kafkas tümeninin birinci kademesi 2400 mevcutlu 36. Kafkas alayı da 12-13 Şubat gecesini Kemah boğazında Pervani deresinde 12 Şubat 1918’ de öğleyin Ilgar çayından hareket eden 4000 insan mevcutlu 9. Kafkas tümeninin birinci kademesi 28. ve 29. alaylar 12-13 Şubat gecesini Yerhan ve Arahanında geçirmişlerdir. </p>
<p>Erzincan ovası 13 Şubat günü büyük bir mütarekeye sahne olur. Kadişev işgalden önce Ermeni kuvvetleri için şunu söylemişti : Türkler taarruza başladıkları zaman cephe hattı, Trabzon-Gümüşhane-Erzincan-Hınıs-Van gölünden geçmekteydi. I Ermeni kolordusunun kuvvetleri Gümüşhane’ den Vangölüne kadar geniş bir bölgeyi işgal etmişlerdi. Bu birlikler küçük gruplar halinde Bayburt Erzincan civarında Hınuıs ve Van gölü çevresine yerleşmişlerdi. Erzincan grubunun 70 km lik cephede sayısı 2000 süngü ve kılıçla, 6 mitralyüz ve 6 toptan fazla değildi. Cephenin diğer bölgelerinde Ermeni kuvvetleri daha azdı.</p>
<p>Kargonoff ise Ermeni kuvvetlerinin 1000 piyade askeri, 120 asker ve 6 sahra topçusundan ibaret olduğunu geri kalan kuvvetlerin ise haberleşme hattında muhafızlar tarafından etkisiz hale getirildiğinden bahsederken, kuvvetlerin arasındaki bu eşitsizlik geri çekilmenin meydana geldiğini belirtmiştir.</p>
<p>Buna karşılık 9.Kafkas tümeninin yürüyüş kolu 4000 kişilik 2 piyade alayı ve 1100 hayvandan ibaretti. 36. tümenin yürüyüş kolu ise 2400 kişilik bir piyade alayı ve 550 hayvandan ibaretti. </p>
<p>Her iki tarafın kuvvetleri 12 Şubat 1918’ den itibaren karşı karşıya gelmişlerdir.<br />
9. fırkanın müfrezesi öğlede Igar çayından harekete başlamış öğleden sonra Yerhan’ a varmıştı9. fırkanın süvari bölüğü akşam Karahan’ a vardığı zaman 3 atlıdan ibaret Ermeni grubu geri kaçmış ve Yerhan’ a gelirken de 15 atlı ve 10 piyade Ermeni kuvveti Erzincan yönüne çekilmişlerdi.</p>
<p>Yarbay Halit bey kumandasındaki Batı Dersim müfrezesi 10 Şubat 1918’ de verilen emir zamanında ulaşmadığından Munzur dağlarını aşarken askerlerin çoğunun el ve ayakları donduğundan müfreze 12 Şubat akşamı 300 milis ve 30 nizamiye askeri ile ancak Fırat nehri güneyinde Tilhas’ a gelebilmiş ve Erzincan’ ın batısına ulaşamamıştır.</p>
<p>13 Şubat’ ta 36. fırkann hareket müfrezesinin ileri kısımlar Kemah boğazı çıkışını tutmuşlardır. 9. fırkanın öncü kuvveti ise Yalnızboğazları tutmuştur.</p>
<p>Aynı gün 36. fırkadan 100 asker kuvvetinde bir grup Kürtperastiğin ‘ de bulunan Ermeni çetesini bastırarak 2 kişiyi telef etmişler, köyü de yakmışlardı. </p>
<p>Öğleden önce saat 10 da Harabedi ve Aşağrula’ da 150 Ermeni savaşsız Erzincan yönüne çekilir. 8 Ermeni atlısı da Til ve Aşağıvla arasından Hediklerdeki Türk birliklerine bir iki el ateş ettikten sonra kışlalar yönüne çekilmişlerdir. Kısa bir süre sonra da batı çıkışındaki siperleri işgal ederek mücadeleye başlamışlardır. Bu durum karşısında Cavğid bey 108. alayın ikinci taburunmu makinalı takımı ile birlikte ileri göndermiş, fırka süvari bölüğü ile topçusunu Kemah boğazı yönünde bırakmıştı.</p>
<p>Cavid bey şehir tahliye olunmadığı takdirde o gece ileri sürdüğü mğüfrezeyui geri çekerek ileri karakollarını Fırat nehri, Medikler çiftliği, Til hattında kurmayı planlamıştı. Fakat Kazım Karabekir bu kararı kabul etmeyerek derhal Erzincan’ı işgali için emir vermişti. Hemen süvari bölüğünü Erzincan’ın kuzeyine harekete geçirerek orada 9. fırka süvarisi ile temasta bulunmasını Erzincan’ın gerilerine dönerek bu suretle Ermenği mevzilerini ve Ermeni harekatını meydana çıkarmalarını ve topçusuna da müfrezesinin diğer kısımlarını ileri sürmesini istemişti. 9. fırkaya da kışlaları işgal etmesini ve Erzincan’a taarruz ede 36. fırka ile irtibat kurmasını emretmişti. </p>
<p>İlerleyen bu kuvvetler karşısında kuzeyden ve güneyden kuşatılma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan albay Morel saat 10 da ağırlıklara ve Ermeni mültecilerine Erzincan’ı terk etmelerini emretmiştir.  Çünkü Morel’ in şehri derhal tahliye ederek Erzurum’ a çekilmekten başka yapacağı hiçbir şey kalmamıştı. Zor kış şartlarına rağmen geri çekilme 14-24 Şubat günleri arasında gerçekleşmişti. Muratoff geri çekilme sırasında Ermeni birliklerinin % 40 – 5 0 sinin soğuktan donarak öldüğünü söylemiştir.</p>
<p>Böylece 13 Şubat 1918 günü Kemah yönünden ilerleyen 36. Kafkas fırkası Kemah boğazının kuzey yönünde Ekrek, Kürtperastiği köylerindeki Ermeni çetelerini geri püskürterek Erzincan ovasına girmişler ve ileri birliklerle Erzincan’a yürüyüşe devam etmiş ve Ermenilerin şehrin batı kısmında gösterdikleri birkaç saatlik mukavemeti kırarak saat beşbuçuk da Erzincan’a girmişlerdir.</p>
<p>II. Kafkas kolordusu ise ileri kısmıyla Sadak-Gülhanı-İkisu-Gümüşhane-Ardusa yolu üzerinde Görele hattını işgal etmişlerdi.</p>
<p>Kazım Karabekir aynı gün verdiği raporda; Erzincan’ın tamamen işgal edildiğini ve yangınların söndürüldüğünü, şehirde eşkıyalık gösteren Ermeni birliklerinin kışlalara çekildiklerini ve burada da tutunamayarak şehri boşatltıklarını ve aralarındaki temasın kaybolduğunu haber vermişlerdir. </p>
<p>Aynı şekilde Erzincan’ ın kurtuluşunda yer alan Rıfat Erdal ise, sabahın erken saatlerinde yola çıktıklarını her tarafın karla kaplı olduğunu belirterek, çok zor şartlar altında ilerleyebildiklerini ancak askerin yılmadan Erzincan’ a girip halkı Ermenilerden kurtarma hırsı içinde olduğunu belirterek Şubat 15’ te Yanlızboğaz girdiklerini 17 Şubat’ ta ise çok küçük Ermeni kuvvetleri ile karşılaştıklarını ve Ermenilerin zayiat vererek kaçtıklarını, askerimizin şehre girdiğini ve bunu gören halkın hemen sokaklara dökülerek askere yardım ettiğini artık Erzincan’ ın kurtulduğunu belirtmiştir.</p>
<p>Erzincan’ ın kurtuluş anında Erzincan’ ı boşaltmak zorunda kalan albay Morel Erzincan’ daki görülen gelişmelerin verdiği ümitsizlik yüzünden ordunun Erzincan’ dan çekilme kararı verdiklerini , ordunun önce Çalik2 e oradan da Çars’ a çekildiğini ve kısa bir süre sonra da Erzurum’ a doğru yol aldıklarını belirtmiştir.</p>
<p>Muratoff ise Moerl’ in geri çekilmesini Morel’ in verdiği kararın doğru olduğu Erzurum’ a çekilmekten başka yapacağı bir şeyin kalmadığını belirtmiştir. Bu geri çekilişi Havannisian ve Karganof’ da aynı şekilde ifade etmiştir. Fakat Havannisian bir çok Ermeni öldüğünü belirtirken, Karganof bu konuya değinmemesi ilginçtir.</p>
<p>Erzincan’ ın kurtuluşunu gerçekleştiren Kazım Karabekir ise 14 Şubat 1918’ de emri altındaki askerlere hitaben yayınladığı beyannamesinde “iki senden beri düşman ayağı altında çiğnenen ve son zamanlarda Ermeni mezalimine uğrayan Erzincan’ ı kurtardıklarını söyleyerek Ermeni eşkıyasının günden güne artan dehşetlerinin, kadınlarımızın ırzına, mevsufların hayatlarına varıncaya kadar ileri gitmişlerdir. Bum yürüyüşle boğaz bölgesinde mukavemeti imkansız bıraktığınız ve büyük şekavet ve cinayetlerine meydan vermediniz. Bu günlerde binlerce Erzincan ve havalisi dualar ediyor. Millyonlarca Müslüman’ın hayır duasını aldınız. Üç senedir fedakarlığın sabru sebatın mükafatını topluyoruz” şeklinde sözlerine devam etmiştir. Erzincan’ ın kurtuluşu diğer ordu kumandanları tarafından da hemen haber alınmış ve büyük sevinçle karşılanmıştır. Aynı gün tebrik telgrafları gelmeye başlamıştır. Özellikle Çanakkale grubu kumandan Yususf İzzet paşa, Vehip paşayı büyük bir şükranla tebrik etmiştir. </p>
<p>Halkta so0n derece ızdırap çekmiş, katliamlara uğramış, yüzbinlerce şehit vermiş olan Erzincan yaklaşık bir buçuk yıllık esareti 13 Şubat Çarşamba günü sona ermiş olup yeni ve tertemiz bir sayfa açıyordu.</p>
<p>3-Erzincan’ın Kurtuluşundan Sonra İleri Harekat</p>
<p>Erzincan’ ın kurtuluşu amacıyla başlatılan Türk ileri harekatı Rus ve Ermeni işgali altında bulunan bütün bölgenin kurtarılmasına kadar ileri harekat devam edecekti.</p>
<p>Nitekim Erzincan’ ın kurtuluşundan sonra Enver paşaya  gönderdiği telgrafında işgal altındaki bölgenin sınıra kadar Rus ve Ermenilerden kurtarılması gerektiğini ve ayrıca Kafkasya Müslüman ve Gürcülerine yardım edebilmek üzere daha ileri gidilebileceğini belirtmiştir.</p>
<p>Böylece Erzincan’ ın kurtuluşu ile başlayan Türk ileri harekatının amacı ve amhiyeti, daha da genişletilmiş olacaktı. Enver paşa bütün toprakların kurtarılmasını istiyordu. Hatta sulh görüşmelerine Ruslara bir türlü teklif etmekten çekindiği Elviye-i Selase’ nin de kurtarılması da paln dahilindeydi.</p>
<p>13 Şubat’ tya Erzincan kurtarılmış ve harekatın ilk safhası gerçekleştirilmişti. Sıra Erzincan’ dan kaçan Ermenilerin ortadan kaldırılmasına gelmişti. 14 Şubat’ ta Kırklar tepesi yönünde harekete devam etmeye karar veren Kazım Karabekir kolordu karargahını da aynı sabah Erzincan’ a nakletmeye karar vermiştir. Bu sırada Batı Dertsim kumandanı Halit beyde beraberinde 300 milisle birlikte Erzincan’ a gelmişti. </p>
<p>Erzincan’ da kalan Ermenilerin Sanca ve Cşibice yönelerinden kaçmaları mümkün olmayacağından Erzincan ile Surperan Hanı arasında Keşiş dağlarının batı ve büyük bir ihtimalle doğu yönünden kaçmaları mümkün olacağından Dersim yönünden gelen askerin veya Kürtlerin Erzincan’ ı doğu tarafından kuşatmalarına karar vermişti.</p>
<p>Bunun için Doğu Dersim milisleriyle irtibat kurmak ve Sansa boğazına çekilmekte olan Ermenilerle temas etmek üzere yarbay Halit bey Batı Dersim milisleri ve ayrıca vacı taaburu, makinalı tüfek takımı ile Sandsa boğazındaki Vahit bey hanlarını işgalle görevlendirilmiştir. </p>
<p>36. fırka ise Fırat nehri ile Ilıca 9. fırka Ilıca’ nın sağ tarafına Yanlızbağlara kadar olan bölgeyi kapatmak üzere gönderilmişlerdir.</p>
<p>5. Kafkas fırkasına ise nizamiye birlikleri ile takviye edimiş milis kuvvetleri ile Karmuş-Ahlat yönünde ilerlemeleri ve düşmanın nerede ne kadar kuvveti bulunduğunun öğrenilmesi emri verilmiştir.</p>
<p>Yapılan hazırlıklar ve verilen emirlerden sonra 14 Şubat sabahı Türk ordusu ileri harekata devam eder. 15 Şubat 1918’ de4 Peterih güneyindeki hanlarla Surperan Batı Dersim milisleri şiddetli bir baskın yapmışlar ve sonuçta Ermeniler hanları yakarak ve oniki şehit bırakarak Sanasa boğazına kaçmışlardır. Burda da Ermeniler takip edilir ve bu durmdan kısa bir süre sonra Sansa’ da Türk ordusunun eline geçer ve bubndan sonra Ermeniler 16-17 Şubat gecesi Tercan’ a geçerler. Bunun üzerine I. Kafkas kolordusu tarafından takip edilerek Yanlızboğazlar civarında her iki taraf çatışmaya girişmişler ve elli kadar Ermeni telef edilmiş, bir top ve bir mitralyüz de ele geçirilmiştir.</p>
<p>4-Mamahatun (Tercan) ‘ un Kurtarılması</p>
<p>III.ordu Erzincan’ ın kurtarılmasından sonra Bayburt-Ofhattından doğuya ilerlerken IV.kolordu ise Van gölü güney müfrezesini takviye ederek Malazgirt – Hınıs hattını tutmak üzere yürümesine ve durumun gerektiği şekilde hareket etmesine karar verildi. Böylece genel olarak yapılan bütün mücadeleler sonunda Ermeni çetelerinin tümü Peterih üzerinden Mamahatun yönünde geri çekilmişlerdir. Erzincan’ dan Mamahatun’ a çekilen bu Ermeni çeteleri burada katliam ve tecavüzlerde bulununca Tercan halkı bundan rahatsız olur ve Doğu Dersim milislerinden yardım isterler.</p>
<p>Bunun üzerine Kazım Karabekir Erzincan’ dan 9. fırka kumandanlığına gönderdiği emrinde Mamahatun-Erzurum yolunun ele geçirilmesi için bölge halkından gerek bir çete idaresi suretiyle ve gerekse seyahat tarzında bu hususa kabiliyetli olan subay ve askerlerin 17 Şubat 1918 akşamına kadar kolordu karargahına bulunmalarını istemiştir.</p>
<p>Bu sırada Tercan’ da Ermeniler bu çevreyi tamamen işgal etme planları hazırlamış, kısa sürede alabya Morel bu planı devreye sokmak istemiştir. Bunu anlayan Kazım Karabekir Ermeni birliklerinin Bican’ da toplanarak Sanasa boğazını ele geçirmelerini engellemek için derhal 28. alayı on makinalı tüfeği ile birlikte Halit beyin emrine göndermiş ve önceden Ruslardan kalan erzak depolarını elde etmek görevine ilave olarak, diğer birliklerin derhal saldırı için harekata geçmelerini istemiştir.</p>
<p>Bu emirlerden sonra 22 Şubat 1918’ de Mamahatun’ u tamamen işgal edileceğine karar verilir. Gerçekten de 21 Şubat’ ta Kazım Karabekir’ in emri ile 36. fırka süvari bölüğü Mamahatun’ u kuşatır. Sabah saat 10 da kurtarılır. Bundan sonra Türk ordusu 24 Şubat’ a kadar ileri harekatına devam ederler, bu harekat sonucunda Tuzla vadisinde ve Mamhatun’ da Ermeni kalmamıştır.<br />
Uzun zaman Ermeni işgalinde bulunan ve bu işgal döneminde yıkılıp yakılan Mamahatun’ da yapılan katliamlar, Ermeniler için her zaman bir utanç sayfası olmuştur. </p>
<p>Bundan sonra Türk birlikleri Erzurum’ a doğru ileri harekatını devam ettirirler.</p>

<p class="sayac_bilgi">428 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/erzincan-ili-tanitimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Malatya İli Tanıtımı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/malatya-ili-tanitimi-2.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/malatya-ili-tanitimi-2.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jan 2010 20:06:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[1000m]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Arazi]]></category>
		<category><![CDATA[Belli]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Derme]]></category>
		<category><![CDATA[Erzincan]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ilin]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya]]></category>
		<category><![CDATA[Ovalar]]></category>
		<category><![CDATA[Plato]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>
		<category><![CDATA[Tohma Suyu]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>malatya</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=12843</guid>
		<description><![CDATA[Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat Havzasında yer alan Malatya, 34° 54’ ve 39° 03&#8242; kuzey enlemleri ile 39° 45&#8242; ve 39° 08&#8242; doğu boylamları arasındadır. İç Anadolu, Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine doğal geçişi sağlayan yol güzergahındadır. Doğu Anadolu bölgesinin güney batısında yer alan Malatya doğuda Elazığ, kuzeydoğuda Erzincan, kuzeybatıda Sivas, batıda Kahramanmaraş, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat Havzasında yer alan Malatya, 34° 54’ ve 39° 03&#8242; kuzey enlemleri ile 39° 45&#8242; ve 39° 08&#8242; doğu boylamları arasındadır. İç Anadolu, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/akdeniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Akdeniz">Akdeniz</a>, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine doğal geçişi sağlayan yol güzergahındadır. Doğu Anadolu bölgesinin güney batısında yer alan Malatya doğuda Elazığ, kuzeydoğuda Erzincan, kuzeybatıda Sivas, batıda Kahramanmaraş, güneyde Adıyaman ve güneydoğuda Diyarbakır illeriyle çevrilidir. Malatya genel olarak yüksek plato ve dağlardan oluşan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bir">bir</a> arazi yapısına sahiptir. Ortalama yükseklik 750-1000m dir. Güneydoğu Torosların yüksek batı kısmını oluşturan sıradağlar, ilin güneyinde geniş yer kaplar. Bunlardan Beydağı; 2544m. Bozdağ; 2613m. Karadağ; 2400m. ve Kurudağ; 2100m. yüksekliktedir. Bu dağ sıralarının kuzeyinde Malatya ovası uzanır. Kabaca üçgen şeklinde olan ovanın güney kenarını; Güneydoğu Toroslar,doğu kenarını; Fırat nehri, batı kenarını ise Akçadağ ve Doğanşehir yaylalarının etekleri kuşatır. Bu büyük ovayı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tohma-suyu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tohma Suyu">Tohma suyu</a> ikiye ayırır.<span id="more-12843"></span></p>
<p>Fırat, Tohma, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/derme/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Derme">Derme</a> Suyu, Kuru Çay, Sürgü ve Şiro Çayı Malatya’nın belli başlı akarsularıdır.</p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/ovalar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ovalar">OVALAR</a></p>
<p>Malatya il alanında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/platolar/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Platolar">platolar</a> ve ovalar geniş bir yer tutar.<br />
Başlıca ovalar;<br />
Malatya Ova’sı,Doğanşehir Ova’sı,Mığdı Ova’sı,Sürgü Ova’sı ve Çaplı Ova’larıdır. </p>
<p>BİTKİ ÖRTÜSÜ </p>
<p>Malatya genel olarak dağlar ve yüksek ovalardan oluşan doğal bir yeryüzü yapısına sahiptir. Bu nedenle; tahrip edilen ve yok olan orman dokusunun yerini küçük otlaklardan oluşan bitki örtüsü almıştır. </p>
<p>İlin güney bölümü meşe ağaçlarından oluşan korular ve baltalıklarla, kuzeyi ise bozuk nitelikli yapraklı ormanlarla kaplıdır. Nehir ve çay kenarlarında kavaklık ve söğütlükler bulunur. İl merkezi ve ilçelere bağlı köylerde, kayısı başta olmak üzere geniş meyvelikler yeralır. </p>
<p>İl arazisinin %34’ü tarım arazisi, %11’i ormanlık ve fundalık, %30’u çayır ve mera, %25’i tarım dışı araziden oluşmaktadır.<br />
KARAKAYA DEMİRYOLU KÖPRÜSÜ		                            KARTALTAŞLAR</p>
<p>Türkistan, Orta <a href="http://www.genelbilge.com/tag/asya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Asya">Asya</a> ve Batı Çin’i içerisine alan çok geniş bir bölgenin kayısının ana vatanı olduğu sanılmaktadır. Günümüzden 5000 yıl gibi çok uzun bir zaman önce kayısı bu bölgede bilinmekteydi. Büyük İskender’in seferleri sırasında kayısı M.Ö. IV’yy’da Anadolu’ya getirilmiş, Anadolu kayısının ikinci vatanı olmuştur. M.Ö. I. yy’ da <a href="http://www.genelbilge.com/tag/roma/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Roma">Roma</a> ve Pers savaşları sırasında tüccarlar tarafından önce İtalya’ya sonra da Yunanistan’a götürülmüştür. İtalya ve Yunanistan’dan diğer Avrupa ülkelerine geçişi uzun yıllar almış 13. yy’ da İspanya ve İngiltere, 17. yy’ da da Fransa ve Amerika’ya da götürülmüştür. </p>
<p>Bugün dünyanın hemen hemen her yerine dağılmış olsa da <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> çok Akdeniz ülkelerinde, Avrupa, Orta Asya, Amerika ve Afrika kıtalarında yetiştirilmektedir.</p>
<p>Dünya yaş kayısı üretiminde Türkiye birinci sıradadır. İspanya, İtalya, Birleşik devletler topluluğu, İran Fransa, Yunanistan ve ABD izlemektedir. Bu ülkelerin yaş kayısı üretimleri 100 bin tonun üzerindedir. Fas,Pakistan, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/suriye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Suriye">Suriye</a>, Çin, Güney Afrika, Macaristan, eski Yugoslavya, Romanya, Avustralya, kayısının yetiştiği diğer ülkelerdir. </p>
<p>KAYISININ FAYDALARI</p>
<p>1.Beynin düzenli çalışmasını sağlar,stres azaltır.</p>
<p>2.Karaciğerin tahrip olan kısmının tamirini yapar.</p>
<p>3.Kemiklerin çok daha düzgün ve sağlam olmasında önemli rol oynar.</p>
<p>4.Kan yapımını artırarak,kansızlığa engel olur.</p>
<p>5.Mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin meydana gelmesine engel olur, meydana gelmiş ülserlerin iyileşmesinde rol oynar.</p>
<p>6.Böbreklerde taş teşekkülünü azaltır.</p>
<p>7.Üreme sistemi üzerinde önemli rolü bulunup, cinsel gücü artırmaktadır.</p>
<p>8.Kansere karşı koruyucu bir etkiye sahiptir.</p>
<p>9.Dişlerin daha sağlam ve kuvvetli olmasında önemli rol oynar.</p>
<p>10.Kalp kaslarını kuvvetlendirir ve daha düzenli çalışmasını sağlar. Klinik ölümündeki reanimasyon çalışmalarında kalbin cevap vermesinde etkili olur. </p>
<p>İlde ekonomik değeri ve kalitesi yüksek olan yeraltı ve yerüstü maden yatakları bulunmaktadır.<br />
Maden Tetkik Arama Bölge Müdürlüğünce ilde, madencilik sektöründe yürütülen faaliyetler, üretilen madenlere göre aşağıdaki gibidir;<br />
Krom : Darende Kuluncak bölgesinde % 40 Cr2O3 tenöründe 320.000 ton rezervli, zaman zaman işletilmektedir.<br />
Bakır : Pütürge-Poluşağı yöresinde % 4-12 5000 ton (muhtemel) rezervli, özel şirket tarafından zaman zaman işletilmektedir.<br />
Kurşun-Çinko : Yeşilyurt Cafana yöresinde % 12-29 çinko, % 68 BaSO4, % 1.6-4 Pb tenöründe 153.462 ton görünür muhtemel rezervli, Çin Kur tarafından işletilmiştir.<br />
Asbest : Yeşilyurt Gündüzbey yöresinde lif yüzdesi düşük 230.000 ton muhtemel rezervli sahada zaman zaman üretim yapılmaktadır.<br />
Profilit : Pütürge yöresinde 5.215.584 ton muhtemel görünür rezervli sahada özel bir şirket tarafından yıllık ortalama 2000 ton üretim yapılmaktadır.<br />
Demir-Hematit-Manyetit : Hekimhan Deveci yöresinde 13.400.000 ton muhtemel rezervli sahada DÇİ tarafından üretim yapılmaktadır. Ayrıca, Hekimhan Karakuz yöresinde de DÇİ tarafından 1.300.000 &#8211; 13.400.000 ton görünür muhtemel rezervli sahada üretim yapılmaktadır.<br />
Kömür : Arguvan Parçikan bölgesinde 30.000.000 ton muhtemel rezervli sahada üretim yapılmaktadır. </p>
<p>Demir Madeni Yatakları,<br />
Malatya-Hekimhan-Hasançelebi Demir Yatağı:<br />
Cevher yatağının yeknesak ve homoje olmaması nedeniyle cevherli zonunun jeolojik yönden dört farklı yapıya sahip olduğu görülmüştür. Demir yatağı A,B,C,D gibi dört zona ayrılmıştır.<br />
 A+B+C+D = 1.414 milyon ton ort. Tenör %14 Fe 304<br />
Hasançelebi demir yataklarının ortalama tenörünün düşük olması nedeniyle doğrudan yüksek fırına verilememektedir. Bunun için zenginleştirilmesi gerekmektedir.<br />
Karakuz Demir Yatağı<br />
Hekimhan ilçesinin 17km kuzeybatısında bulunmaktadır.hematit,manyetit ve limonit başlıca cevher minarelleridir.<br />
Sahada mevcut durumda<br />
%Fe>50=3.297.206 ton<br />
%Fe=45-50=444.299 ton<br />
%Fe =40-45=234.366 ton<br />
%Fe>50 ve %S>2,5=312.711 ton görünür cevher rezervi bulunmaktadır.<br />
Deveci Demir Yatağı<br />
Hekimhan ilçesinin 22km doğusundadır.başlıca limonit ve Seritten oluşmuştur.%50 Fe tenörlü 13.968.015 tonluk okside cevher üretilerek tüketilmiştir.Mevcut durumda % 36.48 tenörlü 56.000.000 ton siderit rezervi bulunmaktadır.<br />
Yerinde kalsine edilerek zenginleştirilmesi durumunda verimli olacaktır.<br />
Endüstriyel hammaddeler<br />
Malatya, Pütürge profilit yatağı:<br />
Cinsi:Profilit<br />
Tenör :%69 SiO2, %19 A12O3<br />
Rezerv :2.000.000 ton(yer karosu)<br />
:4.000.000 ton (seramik)<br />
Enerji Hammaddeleri:<br />
Malatya, Arguvan, Parçikan Kömür yatağı:<br />
Cinsi :linyit<br />
Su :%22.78<br />
Kül :%3544<br />
AID :2200Kcal/kg<br />
Rezerv:1000.000 ton<br />
Malatya ekonomisi ağırlıklı olarak tarıma dayalı bir yapıya sahiptir. İktisaden faal nüfusun yaklaşık %64’ü tarım sektöründe çalışmaktadır. Tüm Türkiye’de olduğu gibi tarımsal üretim geleneksellikten kurtularak,hızla modernleşmektedir. Son yıllarda yapılan barajların da etkisiyle yumuşayan iklim ve sulanabilir arazinin artması nedeniyle zaten verimli olan topraklarda narenciye hariç her türlü bitki yetişebilmektedir. Özellikle kayısı üretiminde dünya piyasasında önemli bir yere sahiptir.1999 yılı kayısı rekortesi 39.879 ton olup,önceki yıldan devreden stoklarla beraber 57.040 ton kayısı ihracatı gerçekleştirilmiştir. Bunun karşılığı olarak yaklaşık 128 milyon dolar ihracat geliri elde edilmiştir.<br />
Diğer önemli tarımsal ürünlerse: hububat,şeker pancarı,tütün, yaş <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sebze/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sebze">sebze</a> ve meyvedir.<br />
1999 yılında 4.216 Hektarlık alana ekilen Şeker Pancarından 160.000 ton ürün, 1.880 Hektarlık alana ekilen tütünden 2.841 ton ürün elde edilmiştir.<br />
İl arazisinin; 425.045 hektarını tarım alanı, 112.705 hektarını ormanlık ve fundalık alan, 572.729 hektarını çayır-mera ve 120.827 hektarını da tarım dışı alan oluşturmaktadır. Tarım alanının; 327.676 hektarını tarla, 97.369 hektarını bağ-bahçe oluşturmaktadır. Son yıllarda tarımsal girdi maliyetlerindeki artışlar, üreticilerin tarla ziraatından vazgeçerek kayısı ürününe yönelmelerine yol açmıştır. Böylece her geçen gün tarla alanlarında daralma, meyve alanlarında genişleme olmaktadır.<br />
425.045 hektar tarım alanın 391.541 hektarı sulamaya elverişlidir. Bunun 212.531 (%54.28) hektarı sulanabilmekte, 179.010 hektarı ise halen susuzdur. Bunları da sulanabilir hale getirmek için çalışmalar devam etmektedir. DSİ’nin inşaat halindeki<br />
projeleriyle 56.706 hektar,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/koy/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with köy">Köy</a> Hizmetlerinin inşaat halindeki projeleriyle 6.488 hektar olmak üzere toplam 63.194 hektar arazi daha sulamaya açılarak sulanan arazi miktarı 261.909 hektara (%66.9) ulaşacaktır.<br />
Malatya ilimizde; tarım alanlarının genişletilmesi, birim araziden daha fazla verim alınması için arazi ıslah çalışmalarının artırılması, nadas alanlarının daraltılması, verimli ve selekte edilmiş tohumluk temini, çiftçi eğitimi, zirai mücadele çalışmalarının zamanında yapılması, kültür ırk hayvan varlığının artırılması, hastalıklarla mücadele ve bu konuda çiftçi eğitimi çalışmalarının sürdürülmesi, boğa barınakları ve tohum temizleme evlerinin kurulması gibi faaliyetler sonucu tarım ve hayvan ürünlerinde büyük miktarlarda artışlar sağlanmıştır.<br />
HAYVANCILIK<br />
Malatya’da tarımın önemli kollarından biri de hayvancılıktır. Geniş meraları ve yeterli besicilik imkanları hayvancılık için uygun bir zemin oluşturmaktadır. Hayvan ırkı ıslah çalışmaları yoğun bir şekilde sürmektedir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yerli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with yerli">Yerli</a> ırk büyükbaş hayvanlar,yerini son zamanlarda melez ırka erk etmiştir. İlde 119.563 büyükbaş, 244.088 küçükbaş, 23.020 kanatlı hayvan ile 9.605 eski usul, 64.425 fenni kovan olmak üzere toplam 74.030 kovan arı bulunmaktadır.<br />
ORMANCILIK<br />
İl ve ilçelerde daha ziyade yakacak olarak kullanılmak için orman ürünleri yetiştirilmektedir.<br />
Malatya Orman İşletme Müdürlüğü; sorumluluğundaki 112.704 hektarlık orman alanında meşe, çam ve sedir yetiştirmekte olup, bunlar sanayi, yakıt ve enerji olarak kullanılmaktadır. 1438 hektarlık normal, 159 hektarlık bozuk koru ile 17.347 hektarlık normal ve 93.280 hektarlık bozuk baltalık orman mevcuttur. Doğanşehir Orman İşletme Şefliğine bağlı 15.178 hektar meşelik orman sahası bulunmaktadır. Pütürge Orman İşletme Şefliğine bağlı 138.176 hektar toplam saha, 41.992 hektar meşelik orman sahası bulunmaktadır. İlimiz ve ilçelerinde ağaçlandırma ve toprak muhafaza çalışmaları sürdürülmektedir.</p>
<p>Malatya’da merkez ilçe hariç 13 ilçe ve 494 köy bulunmaktadır. Ayrıca biri merkez 13 ilçe ve 41’i belde belediyesi olmak üzere toplam 54 belediye teşkilatı mevcuttur.<br />
Malatya Doğu Anadolu’nun İç Anadolu’ya açılan kapısıdır.12.313 km2’lik yüzölçümü ile 81 il içerisinde 23 üncü, 815.105 nüfusu ile 24 üncü sıradadır.Malatya şehir merkezi 400248 nüfusu ile iller arasında 14 üncü sıradadır.<br />
Malatya daha çok kayısısı ile tanınmaktadır.Yılda ortalama 350-400 bin ton yaş kayısı üretilmektedir.Malatya kayısısının %90’nı (80- 100 bin ton) sofralık kuru kayısı olarak ihraç edilmekte bunun karşışlığı 130 milyon dolar girdi sağlanmaktadır.<br />
Her yıl temmuz ayında 15 gün süren “ Malatya Fuar ve Kayısı Şenliği” düzenlenmektedir.Dalbastı kirazı ile de ünlü olan Malatyanın Yeşilyurt ilçesinde her yıl Haziran ayının sonunda “Kiraz Festivali” yapılmaktadır.<br />
Dünyanın 8.harikası olarak bilinen ünlü Nemrut kalıntıları Malatya ile Adıyaman illerinin müşterek hududu üzerindedir.<br />
Malatya üzerinden 94km’lik kara yolu ile Nemrut’a ulaşılmaktadır.Malatya son yıllarda sanayileşmede de önemli atılımlar yapmıştır.Birinci Organize Sanayi bölgesinde 86 fabrika çalışmaktadır.İkinci organize sanayi bölgesinde 3.000.000m2 arsa sanayicilere parasız olarak sunulmaktadır.<br />
Malatya Valisi</p>
<p>Malatya’nın en belirgin özelliklerinden birisi de tarihi ve doğal güzelliklerle dolu olmasıdır. Tarihi camiler, medreseler, hamamlar görülmeye değerdir. Ayrıca Aslantepe, Nemrut Dağı, Fırıncılar Höyük, Ören Höyük, İkinciler Höyük, Aslantaş, Bağköy Kaya Kabartmaları, Levent Vadisi, Ansur ve Kaletepe Höyük görülebilecek arkeolojik alanlardır.<br />
Malatya’da Orduzu Pınarbaşı, Horata, Battalgazi, Karakaya Baraj Gölü, Darende Somuncu Baba, Gürpınar Şelalesi, Doğanşehir Sürgü Takas, Sulu Magara, Yeşilyurt Davullu Pınar, İnek Pınarı, Gündüzbey Pınarbaşı gibi görülmeye değer doğal güzellikler de bulunmaktadır. İspendere, Balaban ve Harapşehir olmak üzere üç yerde de içmece bulunur.<br />
Malatya ili sahip olduğu doğal ve tarihi değerleriyle, bölgedeki yeri ve ulaşım olanaklarının elverişliliği ile önemli bir turizm potansiyeline sahiptir. GAP Projesiyle, barajların faaliyete geçmesinin turizm açısından Malatya’nın önemini artıracağı beklenmektedir. Yapay bir deniz görünümünde olan Karakaya Baraj Gölü etrafında yapılacak dinlenme tesisleriyle de il cazip bir turizm merkezi haline gelecektir.<br />
Malatya ilinde faaliyette bulunan toplam 9 adet belgeli tesiste 729 yatak kapasitesi mevcuttur.<br />
Malatya’da turizm faaliyetlerini yürütmek ve gerekli organizasyonu sağlamak amacıyla 1979 yılında Turizm Danışma Müdürlüğü kurulmuştur.1984 yılından itibaren turizm ile ilgili çalışmalar Kültür ve Turizm Müdürlüğünce yürütülmektedir.1985 yılından beri,başta Avrupa ülkeleri,Uzak Doğu ve Güney Afrika’dan her yıl artan sayıda turist geldiği gözlenmektedir.</p>
<p>Türkiye’nin Güneydoğusunda, Toros Dağları’nın ortasında Kommagene’in kutsal dağı; Nemrut Dağı (2150m.) 1882’de mühendis Karl Sester, dağın doruğunda bulunan kocaman tahtlardan ve heykellerden söz etti. Berlin’deki Prusya Bilimler Akademisi, hemen bir inceleme ekibi gönderdi. Ekibin başında Alman Arkeolog Otto Puchstein bulunuyordu.<br />
İncelemeler sonucunda yayınlanan raporda, dağın doruğunda insan eliyle yapılmış bir taşlık tepe olduğunu bildirdi. Dağın 50m. altında ise doğu-batı arası 150m. olan üç platform bulundu. Ondan sonra kazı çalışmaları zaman zaman dursa da hep sürdü. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ama">Ama</a> bugün hala Tanrılar Dağının sırrı çözülmüş değildir. M.Ö. 36 yılında ölen ve arkasında küçük <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ama">ama</a> iyi örgütlenmiş bir devlet bırakan Kral 1. Antiyokos yaptırmıştı. Antiochos, Nemrud Dağı’ndaki kitabesinde, krallığının sınırları içinde her yere kutsal kültler yaptırdığını belirtiyor. Antiochos, Sofraz Köyü’ndeki kült yerini ,Apollona ve kız kardeşi Tanrıça Artemis Diktynna’ya adamıştır. Kommagene mi daha önce vardı yoksa Artemis Diktynna kültünü ilk olarak Antiochos mu başlattı bilinmiyor.<br />
Kral I.Antiochos, dindar bir tanrı olarak diğer tanrılara yardımlarından dolayı teşekkür amacıyla ve Kommagene hanedanı için geniş kaideli dizileriyle bir atalar galerisi yaptırmıştır. Dağın doğu terasında Kralın baba tarafından atalarının kaidelerinin, güney tarafta ise ana tarafından atalarının kaidelerinin galerisi yer almaktadır. Bütün atalar kabartması aynı şemaya göre yaptırılmıştır. Her kaideye, ön tarafında atanın veya büyükannenin kabartmasını gösteren bir taş levha, levhanın arka tarafında ise, kabartmadaki kişinin kim olduğunu bildiren bilgiler vardır.<br />
Kahta Çayı kıyısındaki Arsemeia’da Kral Mithradates(Tanrı Kral Antiochos’un babası) için yapılan kült’te ölümsüz bir haber emanet etmiştir.<br />
Kitabeye göre bütün bir yıl boyunca baba ve oğlunun doğum günleri kutlanmaktadır. Kitabeden birkaç alıntı:<br />
‘’….Benim tarafımdan Hierothesion için hizmete alınan kadın müzisyenler ve sonradan onlara katılanlar,kızları ve soylarından gelecek herkes, başka tüm işlerden muaf tutulacaktır….<br />
‘’….Tanrıların arzusuyla bu kitabeyi inançlılığımın duyurucusu yaptım. Onun kutsal harflerini naçizane bir dille, tabiatın oluşumunda payı olan ve sadece soylarının ve sınıflarının adıyla birbirinden ayrılan herkese, bildirir. Zeus-Oremasdes’in yardımı ve öbür tanrıların arzusu ile,yavaş bir sesle şunu duyurur….’’<br />
Burada krallığının yönetimi,iyi ve kötü işler yapan insanların ödüllendirilmesi ve cezalandırılması ve bunun gibi bir çok kuralı ilan etmektedir Kral.<br />
‘’Haksız bir hayattan arınmış,kutsal işler yapma hevesiyle dolu herkes,Tanrıların yüzlerine korkmadan baksın. Mutluların hayırlı izlerini takip etsin. Bizi saymalarından ötürü mutlu yıllarda kendi umutlarına iyi bir hayat yolu bulsunlar. Bunların hepsi Zeus’un büyük göksel evini yakından görsünler. Ve tanrıların gözlerinin ve kulaklarının yakınında görevleri olan nezirlerini ve kurbanlarını yerine getirsinler.’’<br />
Bölgedeki kültlerden Zincirlide bulunan anıtın arka yüzündeki hitabelerin tercümelerinden bir kaçı:<br />
‘’Her kim bu anıtı yerinden uzaklaştırırsa, yazılı adımı silerse ve kendi adın oraya yazarsa, onu tozla örter, suya atarsa, karanlık bir yere götürürse, erkekliğini savaş ve çarpışma tanrıçası İştar kadın yapsın ve onu bağlı olarak, düşmanının ayakları önünde oturtsun.<br />
‘’Sonraki bir hükümdar, adımı taşıyan anıtı bulsun, bu ona okunsun, o da anıtı kutsal yağla yağlayıp kutsasın, bir kurban adasın ve efendim Asur’un sözüne uysun.’’<br />
Ziyaretçiler her ay iki kere,onun doğum gününde (16 Audnaios;aslında ana rahmine düştüğü tarihtir onu kutsal yapanda o günkü yıldız ve gezegenlerin konumlarıdır.) ve taç giyme gününde(10 loas), 2 150m yükseklikteki Hierothesion’a her bir yandan, ayin alayları için yapılan özel yolları izleyerek çıkıyorlardı. Yeşile çalan kum taşından yapılmış, hem güneş ışınlarıyla yanan hem de cilalanmış oldukları için küçük birer güneş gibi parlayan ataların kabartmalarından etkilenmemek mümkün değil. Kült şenlikleri başladığında rahipler tarafından, ataların kabartmaları önündeki sunaklarda güzel kokulu otlar yakılıp, kurbanlar adanırmış. Şenlik Hizmetkarları tarafından misafirlere en güzel yemekleri ve sulandırılmış şaraplarla dolu testiler sunarlarmış. Kadın-erkek müzisyenler tanrılar için çalarlar. Baş rahip yerli ve yabancı bütün halkı kardeşçe karşılar ve eşit şartlarda eğlenmelerini sağlar.<br />
I.Antiochos, küçük devletini politik kargaşalardan zarar görmeden kurtardığına inanıyordu. Geride büyük bir devlet hazinesi bıraktı. Ancak tanrılaşmış bir kral bile geleceği göremezdi. Antiochos da Roma’nın gücünü tam değerlendiremedi. Düşmanlarının Roma’yla dostluk politikası izlemeleriyle, M.S.72 yılında kaybedilen son ‘’Kommagene Savaşı’’ ile bağımsızlığı sona erdi ve ülke ‘’Syria’’ eyaletinin bir parçası oldu. Heykellerin arkalarına ve çeşitli taşlara o döneme ışık tutan yazıtlar yazdırmıştı. Yazıtların birinde;<br />
‘’Böylece benim ileri bir yaşa kadar sağlığını korumuş bedenimin dış kılıfı,Tanrı sevgisi ile dolu ruhum Zeus’un göksel tahtına yükseldikten sonra burada sonsuza dek dinlensin.’’<br />
Kral Antiyochos,Nemrut dağının 1 000m aşağısında Eski Kahta’da ki atalarının mezarlarını yenileyerek 6m boyundaki yazıta şunları yazdırıyor.<br />
‘’Adil Tanrıların kararlarını yürütme yetkisini bahşettiği büyük Kral, sonsuza dek anılsın diye, el sürülmeyecek bir anıta ölümsüz bildiriler yazdırarak zamanın sarsılmaz bir yasasını bıraktı.’’<br />
Bugüne kadar yapılan çalışmalarda bu ‘’ölümsüz bildiriler’’e ulaşılamadı Antiochos lahdini dağın tepesine gömdürmüş daha sonrada doruğun çevresi çakıl taşlarıyla kapattırmıştır. Yüzyıllardır 2 000m yükseklikteki sert kış ve yakıcı güneşin etkisi, insanların yıkıcılığı, Tanrılar Dağı’nda büyük tahribatlara neden olsa da tüm tanrıların koruduğu Kral I.Antiochos’un mezarına ve hazinesine ulaşılamamıştır.<br />
Adıyaman’ın il olmasından sonra Adıyaman –Malatya sınırı arasında kalan Nemrut dağı Kommegane Krallığı kalıntılarına; Malatya ilinden ulaşım sağlanabilmektedir. Malatya’nın Pütürge ilçesi üzerinden 94km’lik karayolu ile Nemrut’a ulaşım daha kolay ve daha kısadır. Dağda konaklamayı sağlamak için bir öncü ve örnek yatırım olarak Malatya Özel İdaresi tarafından yaptırılan yataklı otel özel bir girişimci tarafından işletilmektedir.<br />
Nemrut Dağı’nın Malatya tarafından güneşin doğumunu izlemek için havanın açık ve bulutsuz olması gerektiğinden en iyi Ağustos ve Temmuz aylarında gözlenmektedir.<br />
Nemrut Dağından güneşin doğuşunun ve batışının verdiği mistik ve olağanın dışında ki görüntüler bir çok yerli ve yabancı gezginin ilgisini çekmekte,sırf bu nedenle Nemrut Dağına yoğun bir ziyaretçi trafiği oluşmaktadır.</p>

<p class="sayac_bilgi">210 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/malatya-ili-tanitimi-2.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çanakkale&#8217;nin Tanıtımı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/canakkalenin-tanitimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/canakkalenin-tanitimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 16:32:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Eden]]></category>
		<category><![CDATA[Gelibolu]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Ters]]></category>
		<category><![CDATA[Trakya]]></category>
		<category><![CDATA[Yumurtlama]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=12662</guid>
		<description><![CDATA[İlin Coğrafi Konumu Çanakkale, Türkiye&#8217;nin kuzeybatı yönüne düşen Balkan Yarımadası&#8217;nın doğu Trakya topraklarına bir kıstakla bağlanmış, Gelibolu Yarımadası ile Anadolu&#8217;nun uzantısı olan Biga Yarımadası üzerinde toprakları bulunan bir ilimizdir. 25&#8243; 35&#8242; ve 27&#8243; 45&#8242; doğu boylamları ile 39&#8243; 30&#8242; ve 40&#8243; 45&#8242; kuzey enlemleri arasında 9.737 km2 lik bir alanda kurulmuş olup, doğu ve güneydoğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlin Coğrafi Konumu<br />
Çanakkale, Türkiye&#8217;nin kuzeybatı yönüne düşen Balkan Yarımadası&#8217;nın doğu Trakya topraklarına bir kıstakla bağlanmış, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelibolu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelibolu">Gelibolu</a> Yarımadası ile Anadolu&#8217;nun uzantısı olan Biga Yarımadası üzerinde toprakları bulunan bir ilimizdir. 25&#8243; 35&#8242; ve 27&#8243; 45&#8242; doğu boylamları ile 39&#8243; 30&#8242; ve 40&#8243; 45&#8242; kuzey enlemleri arasında 9.737 km2 lik bir alanda kurulmuş olup, doğu ve güneydoğu yönünde Balıkesir, batıda <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ege/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ege">Ege</a> Denizi, kuzeybatıda Edirne İli, kuzeyde Tekirdağ İli ile Marmara Denizi tarafından çevrelenmiştir.<br />
Ekonomik Yapı İlimizde tarımsal üretim yapılan arazinin toprak varlığına oranı % 5&#8242;dir. Hububat, ayçiçeği, zeytin, sebze, meyve üretimi ile hayvancılık İlimizin en önemli gelir kaynaklarını<br />
<span id="more-12662"></span><br />
teşkil etmektedir. Zeytincilik, Ege bölgesinin devamı niteliğindedir. Bakla üretimi, iç bakla ihracatında önemli rol oynamaktadır. Ayçiçeğinde verim, Türkiye ortalamalarının üzerindedir. Meyve üretimi, elma, şeftali ve kiraza yönelmiştir. Bölgemiz, şarap ve kanyak üretimine çok elverişli üzümlerin yetişmesine uygun toprak ve iklim koşullarına sahiptir. Üretim miktarı yılda 10.000 ton civarındadır.<br />
Çanakkale ve çevresi, iklim değişmelerine bağlı olarak önemli bir balık mecrası olan Karadeniz&#8217;den Marmara ve Akdeniz&#8217;e, yumurtlama mevsimini müteakiben ters yönde cereyan eden balık göç yollarını kapsamaktadır. Bölgede balık üretimi takriben 5.925.907 kg/yıl&#8217;dır. Ayrıca önemli miktarda sazan, alabalık, yılan balığı ve bıyıklıdan oluşan takriben 56 ton su balığı da üretilmektedir.<br />
Nüfus ve İdari Bölüm<br />
1990 Genel Nüfus sayımına göre İl nüfusu 432.263 dür. İl&#8217;de <a href="http://www.genelbilge.com/tag/merkez/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Merkez">Merkez</a> ilçe ile birlikte 12 ilçe, 568 köy ve 34 Belediye bulunmaktadır. İlçeleri; Ayvacık, Eceabat, Ezine, Gelibolu, Gökçeada, Lapseki ve Yenice&#8217;dir.</p>
<p>İklim<br />
Çanakkale İlinde, Akdeniz ve Karadeniz iklimlerinin geçiş iklimi hüküm sürmektedir. Yağışlar genellikle bahar ve kış aylarında olmaktadır.<br />
Turizm sezonunda, iklim mutedil olup, deniz suyu sıcaklığı Temmuz ve Ağustos aylarında maksimum seviyeye çıkmaktadır. Günlük hava sıcaklıkları ise sezonda maksimum 35 ve minimum 25 derece olup, gece uzun yıllar ortalaması olarak en düşük sıcaklık 10 derece olmuştur.<br />
Yıl boyunca, Çanakkale İlinde hakim rüzgar kuzeyli rüzgar olup, güneyli rüzgar en etkilisidir.<br />
Sosyal Yapı<br />
Çanakkale İlinin sosyal yapısı; statik sayabileceğimiz bir nüfus ve ülkemizin bazı bölgelerine nazaran oldukça küçük bir şehirleşmenin belirginliği olan, önemli sorunları bulunmayan bir İl olarak kendisini hissettirmektedir.1990 Genel Nüfus sayımına göre İlimizin 432.263 olan nüfusu, &#8220;Nüfus Artış Onanı&#8221; ve &#8220;Kır kent Nüfus Bölümü&#8221; itibariyle, ülkemiz nüfus hareketlerine nazaran kararlı bir gelişme göstermiştir.<br />
Eğitim ve öğretim hizmetleri yönünden Türkiye ortalamalarına göre yüksek bir düzey göstermektedir.<br />
Sağlık kurumlarının sayısı ve ilçeler itibariyle dağılımı, ülke ortalamasının üzerinde ve dengeli bir düzeydedir. İlimiz de kuruluşu yeni olmakla beraber her geçen gün büyük bir gelişme gösteren 18 Mart Üniversitesi&#8217; de ilimizin sosyal yapısının yükselmesine neden olan önemli bir eğitim kuruluşu olup; Mühendislik &#8211; Mimarlık, Fen &#8211; Edebiyat, Eğitim, Ziraat, Su Ürünleri, ilahiyat ve Biga iktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri ile Turizm işletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu (Ayvacık, Bayramiç, Biga, Çan ve Çanakkale Meslek Yüksek Okulları), Çanakkale Sağlık Hizmetleri Yüksek Okulu&#8217; (Ezine, Gelibolu ve Yenice Meslek Yüksek Okulları) nu bünyesinde faaliyeti geçirmiştir. Çanakkale İli, tarihi boyunca önemli kültürlere sahne olmuştur. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> özellik, halkın dış dünyaya açılmasını ve kültürel faaliyetlere ilgisini arttırıcı bir unsur olarak kabul edebilir. Her yıl yöremizde açılan ve ekonomik olmaktan çok kültürel nitelik taşıyan kurslara, halkın küçümsenemeyecek oranda katılımı bunun bir göstergesi olarak sayılabilir.<br />
Kültürel Faaliyetler<br />
Çanakkale sahip olduğu tarihi, turistik ve kültürel zenginlikleri ile yerli ve yabancı turistlerin daima gözdesi olmuş bir İlimizdir. Çanakkale Savaşlarının cereyan ettiği Gelibolu Yarımadası Tarihi ve Milli Parkı&#8217;nda bulunan Türk Anıt ve Şehitlikleri ile Yabancı Anıt ve Mezarlıklar, özellikle 18 Mart ve 25 Nisan haftaları içerisinde yoğun bir şekilde yerli ve yabancı turist akınına uğramaktadır.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/troya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Troya">Troya</a>, Alexandreia &#8211; Troas, Assos gibi nice eski uygarlık merkezlerinin beşiği olan İlimiz, yerli ve yabancı ziyaretçileri tarihin derinliklerine götürmektedir. Uygarlık Tarihinin en eski el sanatlarından birisi olan Seramikçilik ve Halıcılık, Çanakkale folklörünün otantikliğini kaybetmemiş en belirgin özelliklerini günümüze kadar getirebilmişlerdir. Sağlık Turizminin en önemli faktörlerinden biri olan kaplıcalardan en az 10 adedini hudutları içerisinde bulunduran İlimizin üç tarafı denizlerle ve eşsiz doğa güzellikleri ile çevrelenmiştir.<br />
İlimiz, eğitim ve öğretim hizmetleri yönünden Türkiye ortalamalarına göre yüksek bir orana sahiptir. Mehmet Akif Ersoy İl Halk Kütüphanesi ve Kültür Merkezi, Yetişkinler Bölümü, Çocuk Bölümü ve Ödünç kitap Verme servisleriyle Çanakkale halkının ve öğrencilerin okuma, araştırma ve inceleme ihtiyaçlarını büyük ölçüde karşılamaktadır.<br />
Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezinde, 277 kişilik Tiyatro Salonu, ile Sergi Salonu bulunmaktadır. Tiyatro salonunda, bursa ve Ankara Devlet Tiyatroları ile Özel Tiyatrolar, Oyunlarını yılın belli zamanlarında Çanakkale halkına sunmaktadırlar. Tiyatro salonunda, Konferans, Konser ve Folklor gösterileri de düzenlenmektedir.<br />
Belirli gün ve haftalarda Sergi Salonunda, fotoğraf, kitap ve resim sergileri, açılmaktadır. 18 Mart 1990&#8242;da açılan, Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü, 19 yy. sonlarında yapılmış, 2 katlı eski bir Konakta hizmet vermekte olup, giriş katında, 190 m2 lik sergi salonuna, üst katında kurs salonları ve 60 kişilik Toplantı Salonuna sahiptir. 8-12 yaş grupları ve yetişkinlere yönelik resim kursları ile İlimizdeki kültür etkinliklerine katkıda bulunmaktadır.<br />
İlin Tarihçesi<br />
Eski çağlarda adı &#8220;Hellespontus&#8221; ve &#8220;Dardan&#8221; olarak anılan Boğazın iki yakasında toprakları bulunan Çanakkale, tarihin ilk devirlerinden beri önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. Anadolu&#8217;da henüz mağara devri yaşanırken Çanakkale şehir medeniyetine sahiptir. M.Ö. 3000 yıllarında kurulan l. Troya, M.Ö. 2500 yıllarında depremle yıkılmıştır.Bundan önce de yörede eski yerleşmelerin bulunduğu bilinmektedir.<br />
l. Troya&#8217;dan önce kurulduğu sanılan Dardonos şehrinin Troya&#8217;dan 100-150 yıl öncelere dayandığı düşünülmektedir. Troya şehirlerin M.Ö. 1200 yıllarına kadar sürmüş, bu dönemde çıkan büyük savaşlar sonucunda Troya yıkılmış ve Çanakkale&#8217;yi yeni kavimler ele geçirmiştir. &#8220;dor göçleri&#8221; sonucunda Hitit Krallığının yıkılması, yeni krallıkların kurulması Çanakkale yöresini de oldukça etkilemiştir. M.Ö. 1150 yıllarındaki bu göçler yörede karanlık bir devir başlatmış, bu dönem M.Ö. 671 yıllarında lon kolonilerinin kurulması ile bitmiştir. Bölge M.Ö. Vll. yy. da Lidya, M.Ö. 480&#8242;de Pers ve M.Ö. 479&#8242;da Atinalıların <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eline/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eline">eline</a> geçmiştir. Daha ileriki çağlarda boğazın önemini anlayan milletler, Boğaz çevresindeki şehirleri ellerinde<br />
tutmaya çalışmışlardır. Çanakkale Boğazı Asya ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/avrupa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avrupa">Avrupa</a> kıtalarını birbirine bağlayan önemli bir su yolu olduğundan ilk çağlardan itibaren stratejik bir önem kazanmış ve tarihin her kesiminde uygarlık açısından etkin bir rol oynamıştır. Troya, Assos, Alexandreia-Troas, Dardanos, Neandria, Sestos, Abydos, Lampsakos, Chryse ve Kebrene gibi önemli şehir merkezi ve kültürlerinin kuruluşlarına sahne olmuş ve 1366 yılında Osmanlı egemenliğine geçmiştir 1452 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen Çimenlik ve Kilitbahir Kaleleri, bugünkü şehrin kuruluşuna başlangıç olmuştur. 1656 yılında Venediklerin, 1770&#8242;de Rusların, 1807&#8242;de İngilizlerin, 1911&#8242;de İtalyanların saldırılarına maruz kalan Boğaz, 1915&#8242;de İtilaf Devletlerince geçilmeye çalışılmış ancak Şanlı Türk Ordusunun yılmaz azim ve cesareti karşısında geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Boğazı denizden zorlayarak geçmek isteyen düşman, bir netice alamayınca Gelibolu Yarımadasını ele geçirerek Boğazı açmak amacıyla 25 Nisan 1915 gününün sabahından itibaren İngiliz, Fransız, Yeni Zelanda ve Avustralya kuvvetleri ile seddülbahir ve Arıburnu bölgelerine çıkartma harekatına başladır. 18 Mart&#8217;tan ders almayan İtilaf Kuvvetleri, Arıburnu ve Anafartalar Kahramanı, Ulu Önder, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve emrindeki Kahraman Türk Ordusunun sarsılmaz azim, cesaret ve imanı karşısında, 20 Aralık 1915&#8242;de Arıburnu ve Anafartalar Cephesini, 9 Ocak 1916&#8242;da Seddülbahir Cephesini tamamen terk etti.</p>
<p>“ Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur.” düşüncesiyle hareket eden İngilizler, boğazları ele geçirmek için donanmanın yeterli olacağına inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill’in planları Akdeniz filosu komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher’ın şüpheli gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi. Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah, teknoloji ve başarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez donanması, Fransa’nın da desteği ile dünyanın en büyük armadasını oluşturuyordu. Bu donanmaya karşı gelebilecek hiçbir güç düşünülemezdi. Hele ki yıpranmış, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan Osmanlı, bu armada ile asla baş edemezdi.<br />
İtilaf Devletleri’nin deniz harekatı 19 Şubat 1915’te başladı. 13 Mart 1915’e kadar düşman gemileri tabyaları top ateşine tuttu, mayın tarama gemileri olabildiğince yol açtı. Boğazları zorlayarak geçebileceklerine inanan düşman kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karşılık almaları bu işin o kadar da kolay olmadığını gösteriyordu. Bir ay boyunca yapılan binlerce mermi atışının ardından çok da büyük bir gelişme elde edilememişti.<br />
18 Mart’a kadar geçen bu dönemde boğazın girişinde bulunan Rumeli yakasındaki Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları ile, Anadolu yakasındaki Kumkale ve Orhaniye tabyaları tahrip edilmişti. Boğaza giriş kapıları aralanmış ama hala ilerde olacaklar belirsizdi.<br />
Ve 18 Mart 1915 sabahı geldiğinde kimse günün sonunda neyle karşılaşacağını bilmiyordu.<br />
17 Mart 1915’te Amiral Carden’in yerine Amiral De Robeck’in atanmasıyla 18 Mart da gerçekleşecek plan uygulamaya konuluyordu.<br />
Plana göre; 18 Mart sabahı 3 deniz tümeninden oluşan düşman filosu boğazda belirdi. Filonun en güçlü gemilerinden oluşan 1. Tümen bizzat Amiral de Robeck tarafından kumanda ediliyordu.<br />
Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson muharebe gemileri ve Inflexible muharebe kruvazöründe oluşan 1. Tümen, saat 10:30’da boğazdan içeri girdi. Filonun önündeki muhripler savaş alanını tanıyorlardı. Planlanan noktaya ulaşıldığında Queen Elizabeth’in hedefi Rumeli Mecidiye Tabyası, Lord Nelson’un hedefi Namazgah Tabyası, İnflexible hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi. “A Savaş Hattı” olarak adlandırılan bu plan 11.30’da uygulanmaya başlandı ve 11.30’da merkez tabyalarına ateş başladı.<br />
Bu arada düşman gemileri Kumkale’den <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelen">gelen</a> tedirgin edici ateş hattına da girmişlerdi. Obüslerden üstlerine ateş yağıyordu. Yine de mesafe uzak olduğundan Türk bataryaları savaş gemilerine karşılık veremiyordu. Saat 12.00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye ateş almıştı. B Hattı diye adlandırılan Amiral Guepratte komutasındaki 3. Tümen Suffren, Bouvet, Goulois, Charlemagne adlı dört Fransız gemisiyle Triumph ve Prince George adlı iki İngiliz muharebe gemisinden oluşuyordu. Plana göre bu tümen 1. Tümenin arkasından hareket geçti ve B hattı önündeki yerini aldı. Yavaş yavaş yaklaşan gemiler bu cesurane ilerleyişlerinde Türk bataryalarından düşen mermi ateşi altında B hattına vardılar. Şiddetli yapılan karşılıklı çatışmalarda aradaki bataryalar sustuysa da merkez bataryalar ateşe devam ediyorlardı. 900 yarda kadar içeri sokulduklarından şiddetli ateş bu gemilerin üzerine yağıyordu. 3. Tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve Prince George A hattının kıç omuzluklarında yerlerini almış Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını hedeflemişlerdi.<br />
Rumeli merkez bataryaları çok yoğun bir ateş altındaydı. Mermilerin çoğu tabyalar içine düşmüş, telefon hatlarını bozmuş, yangınlar çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye tabyası topçuların şehit olması ile devre dışı kalmıştı.<br />
Planın ikinci aşamasında Türk bataryaları üzerinde yeteri kadar üstünlük sağlanabilirse Albay Hayes Sadler komutasındaki 2. Tümen devreye girecekti. Ocean, İrresistible, Albion, Vengeance, Swiftsun ve Majestic’ten oluşan 2. Tümen, 3. Tümenin yerini alacak ve B Hattından son olarak yakın muharebe yapılarak Tabyalar içinde olmayıp mayın hatlarını savunan toplar tahrip edilerek bombardımandan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hemen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hemen">hemen</a> sonra mayın tarama işlemlerine başlanacaktı. Fakat 3. Tümenin yerini alacak 2. Tümen gelmeden önce beklenmedik bir şey oldu. Saat 14:00’e doğru Suffren büyük bir hızla boğazı terk etmekte ve Bouvet’de onu izlemekteydi. A hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi Bouvet’de bir iki patlama oldu ve Anadolu Hamidiye tabyasınca ateş altındayken 3 dakikada suların altına gömüldü. Derin bir şaşkınlık yaşanıyordu. Queen Elzabeth ve Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateşi kestiler. Muhripler ve istimbotlar personeli kurtarmaya gittiklerinde 20 kişi kurtarılabilmiş, 603 kişi sulara gömülmüştü. Bu arada 12.30 sularında Goulois isabet almış ve ağır yaralarla boğazı terk ediyordu. 15.30 sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoğun çabayla Bozcaada’ya ulaştı. 2. Tümen İngiliz gemileri, 3. Tümenin yerini aldığında bu manzara ile karşılaşmıştı. Saat 14.30’da ateşe başlayarak 10 yardaya kadar yaklaştılar. Namazgah tabyasını bombardıman ediyordu. Saat 15.00’te Rumeli Hamidiye daha sonra da Namazgah aldığı isabetle savaş dışına kalmıştı.<br />
Anadolu Hamidiye tabyası hasar görmemişti ve İrrisistible’a ateş ediyordu. Saat 15.14’de İrrisistible’ın yanında korkunç bir patlama duyuldu. Saat 16.15’te tabyalarda uzaklaşmak isterken bir mayına çarptı. Bu bölgede bir gece önce Nusret’in döktüğü mayınlar hiç hesapta yokken can alıyordu. Bölgenin mayınlı olduğunu anlayan Amiral de Robeck 2. Tümenin geri çekilmesi için emir verdi. 18.05’te geri çekilirken Ocean da mayına çarpmıştı. Güçlü top ateşine rağmen Ocean’ın personeli muhripler tarafından boşaltıldı.<br />
18 Mart’ta yaşananlar şaşkınlık yaratmıştı. Lord Fisher gibi ordusuz bir donanmanın başarıya ulaşamayacağını söylayenler haklı çıkıyor, de Robeck ve Churchill gibi hala donanma ile boğazları zorlayıp İstanbul’a çıkılabileceği düşüncesi yeni hareket planları doğuruyordu.<br />
KARA SAVAŞLARI<br />
Çanakkale Savaşları’nda Deniz Harekâtı’nın başarısızlığı umutları Kara Harekâtı’na çevirmişti.Daha 1 Mart’ta Yunanistan, Gelibolu yarımadasını işgal etmek, mümkün olduğu takdirde İstanbul üzerine yürümek üzere İngiltere’ye üç tümenlik bir kuvvet önermişti. İngiliz ve Fransızlara kalsa öneri kabul edilebilirdi. Ancak Rus Çarı, İngiliz Büyükelçisi’ne, hiçbir şart altında Yunan askerinin İstanbul’a girmesine izin vermeyeceğini bildirerek bu tasarıyı önledi.<br />
Londra’da ise, harekâtı Donanma yalnız mı yapsın, yoksa Kara Ordusu ile birlikte mi hareket etsin tartışması yapılmakta idi. Bir Kara Ordusuna ihtiyaç olduğunu savunanların arasında Lord Fisher geliyordu. Bununla beraber son karar, Savaş Bakanı (Harbiye Nazırı) Lord Kitchener’indi. O ise, ısrarla elinde birlik olmadığını söylüyordu, ama seçkin bir birlik olan ve İngiltere’de bulunan 29’ncu Tümen’e hiçbir görev verilmemişti.</p>
<p>Nihayet Mart’ta Kitchener Çanakkalecilerin tarafına kayarak 29’ncu Tümenin Ege’ye sevk edileceğini, Çanakkale’de bulunan Deniz Piyadelerine Gelibolu Yarımadası’nın temizlenmesinde yardım edeceğini açıkladı. Bu haber Fransa cephesinde buluna İngiliz Generallerinin öylesine büyük tepkisine yol açtı ki, Mareşal sözünü geri alarak 18 Şubat’ta bu birliğin yerine o sırada Mısır’da bulunan Avustralya ve Yeni Zelanda Tümenlerinin gideceğini bildirmek zorunda kaldı.<br />
Askeri durumu tetkik için Çanakkale’ye gönderilen General Sir William Birdwood, 5 Mart’ta Kitchener’a gönderdiği raporda, Donanmanın <a href="http://www.genelbilge.com/tag/tek/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Tek">tek</a> başına Bağaz’dan geçemeyeceğine inandığını, kuvvetli bir ordunun karadan donanmayı desteklemesi gerektiğini bildiriyordu. Bu rapor Kitchener’in bütün tereddütlerini giderdi. 10 Martda 29’ncu Tümenin Ege’ye gönderileceğini açıkladı. Ayrıca bir Tümen de kendilerinin göndermeleri için Fransızları ikna edeceğini ilave ediyordu.<br />
Böylece Mısır’daki Anzac Tümenleri ile birlikte 70 bin kişilik bir kolordu bu işe ayrılmış oluyordu.<br />
Birdwood’un raporuna rağmen, hala donanmanın tek başına Boğazı geçebileceğini düşünenler vardı. Bu karışıklık içinde Kara kuvveti hazır olana kadar Donanmanın harekatını geri bırakmasını, bu suretle Kara ve Deniz Kuvvetlerinin müşterek harekata başlamasının en iyisi olacağını hiç kimse aklına getiremiyordu.<br />
O sıralarda Londra’ya hakim olan bu kargaşalık ve belirsizliği, ne yapacağı belli olmayan Sefer Kuvveti’nin Komutanlığına yapılan atamadan anlamak mümkündür. Bu komutan, Kitchener’in Güney Afrika savaşlarından eski bir arkadaşı General Sir Ian Hamilton’du.<br />
Donanma asıl saldırısını yapana kadar, Hamilton’un birlikleri işe karışmayacaktı. Eğer deneme başarıya ulaşmazsa Hamilton Gelibolu yarımadasına çıkarma yapacak, başarıya ulaşırsa yarımadaya zayıf bir kuvvet bırakıp doğrudan doğruya İstanbul üzerine yürüyecekti. Oradan İstanbul Boğazına çıkarılmış bir Rus Birliği ile birleşmesi umuluyordu.<br />
Türk tarafı ise, 18 Mart’ta kazandığı zaferden dolayı kendisine olan güvenini tazelemiş, Çanakkale’nin Boğazlar’dan geçilemeyeceğini tüm dünyaya göstermişti. Bu zaferin ardından, Müttefiklerin kaçınılmaz kara harekâtına karşı Türk tarafı da son sürat hazırlıklara başlamıştı. Çanakkale ‘de 5. Ordu oluşturulmuş başına da Mareşal Liman von Sanders getirilmişti. Kıyılara dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli yerlere yerleştiriliyor, müttefiklerin her hareketi gözleniyordu. Müttefik çıkarmasını bekleyen bir başka kişi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin başında bulunan yarbay Mustafa Kemaldi.</p>
<p>Daha önce yabancı kaynaklardan ve Anzakların anılarından yapılan aktarmalarla nasıl başlandığı ve ilk günleri açıklanan Arıburnu’ndaki Anzak Kolordusunun Nisan’da yaptığı çıkarmanın temel amacı önce, Kabatepe ile KüçükArıburnu arasındaki kumsallık bölgeye çıkmaktı. İlk aşamada Conkbayırı- Kocaçimentepe çizgisi denetim altına alınıp, oradan Maltepe bölgesi ele geçirilecek, böylece, Kuzeyde’ki Türk kuvvetlerinin Güneyde, Seddülbahir bölgesindeki Türk birliklerine yardımı engellenmiş olacaktı.<br />
25 Nisan sabahı savaş gemilerinin, Türk mevzilerini sürekli vuran koruyucu ateş altında, Anzak Kolordusu’nun 1. Tugayından 1500 kişilik ilk hücum dalgası, çıkarma botlarının bir şekilde kuzeye kayması sonucu, saat 05.00’te, Kabatepe bölgesi yerine Arıburnu kesimine çıkmak zorunda kalır.<br />
Bu noktada kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının direnişine karşın, karaya çıkan Anzak birlikleri belirli bir noktaya kadar ilerler. Diğer taraftan, Bigalı’da bulunan ordu yedeği 19. Tümen, 24-25 Nisan gecesi Conkbayırı yönünde tatbikat yapmakta idi. Gün ağarırken, Arıburnu yönünden top seslerinin gelmesi üzerine, 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, bir çıkarma yapıldığını anlayıp durumu Ordu Komutanına bildirir, ancak bir yanıt alamaz. Durum çok kritiktir. Mustafa Kemal, kıyıda çok zayıf gözetleme ve koruma birlikleri olduğunu düşünerek ve geniş bir sahile yayılmış olan 27. Alayın da, ağır kayıplar verdiği haberini alınca, düşmanın Conkbayırı-Kocaçimentepe çizgisi ve uzantısını ele geçirmesi durumunda, onarılamayacak durumlarla karşılaşacağını kavrar. Ordudan emir gelmemiş olmasına karşın girişimi ele alıp tüm sorumluluğu yüklenerek, 57.Alayı bir batarya ile Kocaçimentepe yönünde harekete geçirir. Kendisi de durumu izlemek üzere Conkbayırı’na çıktığında,, Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini görür.<br />
O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır.<br />
“&#8230;Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm&#8230; Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:<br />
-Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.<br />
-Efendim düşman dediler!<br />
-Nerede?<br />
-İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.<br />
Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye&#8230;Düşman da bu tepeye gelmiş&#8230;Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O <a href="http://www.genelbilge.com/tag/zaman/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Zaman">zaman</a> artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere:<br />
- Düşmandan kaçılmaz, dedim.<br />
- Cephanemiz kalmadı, dediler.<br />
- Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.<br />
Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır&#8230;”<br />
Gerçekten de, çekilen Türk askerleri mevzi alınca, karşı taraf ta mevzi alıp duraklar. Böylece, 57. Alay Öncü Bölüğü&#8217;nün Conkbayırı’na yerleşmesi için gereken süre kazanılmış olur. İşte bu an, Çanakkale Savaşları Kara Harekatı’nın kaderini belirleyen önemli anlardan birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü oynayan kişi ise, tartışmasız Mustafa Kemal’dir. Bu husus, Çanakkale Savaşları tarihiyle uğralan Türk ve yabancı bütün uzmanlar tarafından doğrulanıp vurgulanmaktadır.<br />
Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşa&#8217;nın izniyle, 27. Alay’dan geri kalan birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alay&#8217;a şu emri verir :<br />
“ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”<br />
25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken, Anzak Kolordusu’nun sahile çıkan Tümeni, Arıburnu’nun sarp yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başlayarak harekat, 1915’in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, Conkbayırı- Kocaçimentepe-kabatepe bölgelerinde, tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla, yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir. Bu çarpışmalar sırasında Türkler de, Anzaklar da ağır kayıplar vermişlerdir. Ağustos ile birlikte ise savaş şiddetli çarpışmalara dönüşür. Tıpkı Seddülbahir’de olduğu gibi, Anzak ordusu da taarruz hedeflerine varamamış, çıktıkları yerlerde 3-4 km.lik bir mesafe ilerleyip, boşaltmaya kadar da o noktada kalmışlardır.</p>
<p>SEDDÜLBAHİR MUHAREBELERİ<br />
25 Nisan günü, Müttefik Kuvvetleri Donanmanın koruyucu bombardımanı altında, beş ayrı yerden Gelibolu Yarımadası’na çıkmaya başladılar. İngiliz ve Hint birliklerinin çıkarıldığı ilk hedef , güneyde Alçıtepe’yi ele geçirip Kilitbahir platosuna ilerlemek, oradaki merkez tabyalarını susturduktan sonra Boğaz’ın giriş bölgesini ele geçirmekti. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/burada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Burada">Burada</a> Müttefik donanmasına bağlı savaş gemilerinin yaptığı bombardımanın şiddetine bir örnek vermek gerekirse; sadece Ertuğrul Koyu sırtlarındaki 26. Alayın 10.Bölüğünün savunma mevzilerine 4650 mermi atılmıştı.<br />
Buna rağmen Türk bataryaları ve kuvvetleri imha olunamadığından İngiliz Birlikleri ağır kayıplar vermekte ve bu durum, Müttefik kuvvetler arasında büyük bir şaşkınlık yaratmaktaydı. Bu günlerde, gerçek bir kahramanlık destanı yaratan Yahya Çavuş’un takımı, işte bu 10. Bölüğün takımıdır.<br />
Temmuz 1915 sonuna kadar, çok kanlı geçen, göğüs göğüse süngü hücumları ve karşı hücumlarla süren Kirte-Kerevizdere- Zığındere Muharebeleri, özellikle Türk birliklerinin, Müttefik Donanması’nın ateşinden korunmak amacıyla, gece yaptıkları süngü hücumlar şeklinde olmuştur. Sekiz gün, geceli gündüzlü süngü hücumlarıyla geçen Zığındere muharebesi, iki taraf için de kayıpların en fazla olanı ve en kanlı geçenidir.<br />
Bu bölgedeki harekat ağustos ayıyla birlikte mevzi muharebesine dönüşür. Böylece işgal kuvvetleri, 3-4 kilometrelik bir arazide çakılıp kalmış, Alçıtepe ve Kirte ele geçirilememiş, durum boşaltmaya kadar değişmeden böylece devam etmiştir.<br />
KUMKALE MUHAREBELERİ<br />
25 Nisan 1915 günü saat 04.30’da Fransız filosu Kumkale önlerinde savaş düzeni almıştı. Kumkale ve Kumkale-Orhaniye arasını hedef alan şiddetli donanma ateşinin ardından Fransız birlikleri karaya çıktılar.<br />
Kumkale’deki Türk takımı Fransız bombardımanlarına ve karaya çıkan iki Fransız bölüğüne karşı kahramanca dayandıysa da, sürekli takviye edilerek tabur seviyesine çıkan Fransızlar karşısında kaleyi bırakarak Kumkale köyüne çekilmek zorunda kaldı. Sadece yarım takımlık 6. Bölük’ün ihtiyatıyla takviye edilebilen takım, Kumkale sokaklarında Fransızlarla kısa süren sokak muharebelerine girdi. 6. Bölük komutanı, birliklerini Kumkale mezarlığına çekti. Takım komutanlarından birinin şehir düşmesine, diğerinin de yaralanmasına ve cephane sıkıntısına rağmen, bölük inatla savunmasını sürdürdü ve Fransız kuvvetlerinin kanadını Kumkale’de bastırıp, bütün cephesini hareketten alıkoydu.<br />
Türk birlikleri Kumkale’yi geri almak için taarruza geçince Kumkale sokaklarında göğüs göğüse yakın muharebe başladı. Fransızlar da direnişlerini sertleştirmişlerdi. Türk hücumlarının en şiddetli bir anında Fransızlar beyaz bayrak çektiler. Üst rütbeli Fransız subayı da kendi rütbesine denk bir Türk subayına teslim olmak istedi, fakat dil farkı yüzünden anlaşılamadı.<br />
Teslim alma olayı uzayınca Fransızlar tekrar toplanarak mevzilerine döndüler ve yer yer ateş muharebeleri başladı. Fransız filosu da kendi birlilerine zayiat verdirme pahasına, Fransız ve Türk birliklerinin birbirine girdiği Kumkale’ye şiddetli ateşlere başladı. Türk birlikleri Mezarlık-Kumkale-Orhaniye hattına çekilmek zorunda kaldılar.<br />
Fransızlar da Kumkale’de kıyı başı tutmuşlar ama ilerleyememişlerdi. Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yapan İngiliz kuvvetlerinin takviye edilmesi amacıyla, Seferi Kuvvetler Başkomutan’ı General Hamilton’un emriyle, Fransız kuvvetleri 26/27 Nisan 1915 gecesi başarılı bir çekilme harekatıyla geri alındılar.<br />
ANAFARTALAR ZAFERİ<br />
25 Ağustos 1915’ten Ağustos sonuna kadar, Müttefikler hem Seddülbahir hemde Arıburnu’nda başarılı olamayınca, Çanakkale Boğazı’nı, geriden sarkarak ele geçirmek amacıyla harekete geçerler. Bu arada General Hamilton, Türk Ordusu’nun gerilerine sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için, Büyük ve Küçük Kemikli Burunları arasında yeralan Suvla sahillerine çıkıp, Anafartalar’da üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef, Conkbayırı ve Koçaçimentepe blokunu ele geçirerek buradan ilerleyip, çanakkale Boğazı’na inerek hakim olmaktır.<br />
Bu amaçla da, 9.İngiliz Kolordusu&#8217;nu ,6-7 Ağustos gecesi karanlıktan yararlanarak bölgeye çıkartır. Amaç, sabah gün ağarmadan von Sanders, Saros Grup Komutanına 7. ve 12. Tümenlerle süratle Anafartalar kesimine gitmesini ve karaya çıkan İngiliz birliklerine 8 Ağustos sabahı erkenden taarruz edilmesi emrini verir. Anafartalar Müfrezesi komutanı Yarbay Vilmer’e de, Saros’dan iki tümenin gelişine kadar, İngilizlerin ilerleyişine engel olunmasını emreder.<br />
25 Ağustos 1915’ten Ağustos sonuna kadar, Müttefikler hem Seddülbahir hemde Arıburnu’nda başarılı olamayınca, Çanakkale Boğazı’nı, geriden sarkarak ele geçirmek amacıyla harekete geçerler. Bu arada General Hamilton, Türk Ordusu’nun gerilerine sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için, Büyük ve Küçük Kemikli Burunları arasında yeralan Suvla sahillerine çıkıp, Anafartalar’da üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef, Conkbayırı ve Koçaçimentepe blokunu ele geçirerek buradan ilerleyip, çanakkale Boğazı’na inerek hakim olmaktır.</p>
<p>Bu amaçla da, 9.İngiliz Kolordusu&#8217;nu ,6-7 Ağustos gecesi karanlıktan yararlanarak bölgeye çıkartır. Amaç, sabah gün ağarmadan von Sanders, Saros Grup Komutanına 7. ve 12. Tümenlerle süratle Anafartalar kesimine gitmesini ve karaya çıkan İngiliz birliklerine 8 Ağustos sabahı erkenden taarruz edilmesi emrini verir. Anafartalar Müfrezesi komutanı Yarbay Vilmer’e de, Saros’dan iki tümenin gelişine kadar, İngilizlerin ilerleyişine engel olunmasını emreder.<br />
Liman von Sanders, bundan sonra, Kurmay Albay Mustafa Kemal’i, 8 Ağustos 1915 günü saat 21.45’de, Anafartalar Grup Komutanlığına atar. Anafartalar Grup Komutanı Kurbay Albay Mustafa Kemal, 9 Ağustos sabahı ,12. tümenle 9. İngiliz Kolordusuna. 7.Tümenle de Anzak Kolordusu ile işbirliği yapmasına engel olmak amacıyla, damakçılık Bayırı yönünde saldırıya geçer. Her iki tümenin saldırıları da başarılı olur. İngiliz Birlikleri, beklemedikleri bu karşı Türk taarruzu ile şaşkına dönmüş, ağır kayıplar verirler.<br />
Birinci Anafartalar Muharebeleri olarak adlandırılan bu harekat sonunda, durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal şöyle demiştir: “&#8230;Gerçekte, düşmanın bir kolordusunu zayıf bir tümenimle Kireçtepe-Azmak arasında yenmiş, Tuzla Gölüne kadar takip ederek orada tesbit etmiştim.”<br />
Diğer taraftan yeni çıkan birliklerle güçlendirilen 9. İngiliz Kolordusu, Anafartalar yönünde iki kanat harekatı daha denediyse de başarılı olamamıştır. Ancak, Türkler açısından bu bölgede durum, savunulması güç bir konum olduğu için tehlikeli sayılırdı. Tehlikeli durumu düzeltmek için Liman von Sanders, Kuzey Grubundaki 8 Tümeni iki alayla takviye ederek , Anafartalar grup Komutanı Mustafa Kemal’in emrine verir. Tümen karargahına 9-10 Ağustos gecesi gelen Grup Komutanı Mustafa Kemal, takviyeli 8. Tümeni 10 Ağustos sabahı karanlıkta, sadece süngü kullanarak hücuma geçirir. İngilizlere çok ağır kayıplar verdirilerek harekat başarılı olur. Daha sonra, savunma yapılabilecek ek arazinin ele geçirilmesi üzerine, ulaşılan bu ileri çizgide de destek ve güçlendirmeler yapılarak savunmaya geçilir. Böylece, diğer bölgelerde olduğu gibi Anafartalar Bölgesinde de savaş, boşaltmaya kadar , siper ve mevzi savaşına dönüşmüş olur. Diğer bir deyişle, General Hamilton’un İkinci Planı da başarısız olmuş, hedefine ulaşmamıştır.<br />
Çanakkale Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli bir diğer nokta da şudur: tüm bu çarpışmalar ve karşılıklı saldırılar sırasında, Türkler mertçe, dürüstçe ve kahramanca çarpışmış, insancıl meziyetlerini ve güçlü kişiliklerini sergilemişlerdir. İster Seddülbahir’de, ister Suvla’da ya da, Anafartalar’da olsun durum aynıdır. rneğin Kızılhaç çadırları ve hastane gemileri, yaralı taşıyan botlar, ya da sedyeleri hedef alan atışlar yapılmamıştır.<br />
Tepeler Türklerin elinde olmasına ve olumlu doğa koşullarına karşın, düşmanın sürekli olarak çekindiği zehirli gaz kullanılmamış, su kaynakları zehirlenmemiş, bu yöntemler hiçbir zaman mert ve dürüstçe bir tutum sayılmamıştır. Savaş alanında ele geçen esirlere ve yaralı düşman askerlerine yapılan insancıl muameleler öyle görünüyor ki, Anzakları ilkin gerçekten şaşırtmıştır. Çünkü, daha önce kendilerine anlatılan , ya da Mısır’da karşılaşıp hakkında belirli ön yargılar ve imajlar geliştirdikleri Türk askeri Abdul, Gelibolu Yarımadası’nda çok farklı bir tutum sergilemektedir.</p>
<p>SAVAŞIN SONU<br />
Anafartalar’da yaşanan zaferin ardından, Müttefik Kuvvetlerinin hem moralleri bozulmuş, hem de Çanakkale’nin geçilebileceği umutları yok olmaya başlamıştı. Ian Hamilton’un bütün ısrarlarına rağmen cepheye artık tek bir asker <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a> gönderilmediği gibi, Çanakkale’den iki tümen alınmış ve batı cephesine gönderilmişti.<br />
Kısacası Ağustos’tan sonra çekilme planları yapılmaya başlanmıştı. Harbiye Nazırı Lord Kitchener, son <a href="http://www.genelbilge.com/tag/defa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Defa">defa</a> bölgeyi ziyaret etmiş, artık Çanakkale bölgesindeki Türk savunmasını sökmenin ve buradan boğaz harekatını bir neticeye vardırmanın, hele hele İstanbul sevdasına kapılmanın imkanı kalmadığını anlayarak, Ocak 1916’da Çanakkale’deki kuvvetlerin, Selanik çıkarmasında kullanılmak üzere gönderilmesinin kararını komiteye sunmuştur.<br />
Müttefik askerleri 8 Aralık’tan 20 Aralık’a kadar Anafartalar ve Arıburnu bölgelerini, 28 Aralık’tan, 9 Ocak 1916’ya kadar da Seddülbahir bölgesini tahliye etiler.<br />
Boşaltma işlemi gerçekten çok iyi planlanmıştı. Askerler her türlü tedbiri almış, geride ayarlı ve sonradan patlayacak olan tüfekler, takip edilmelerine karşı mayınlar bırakmışlar, sessizlik için ayaklarına çuvallar bağlamış ve hatta son güne kadar ileri mevzilerden çekilmeyerek, savaşmışlardır.<br />
Türklerin bu çekilmeden haberi yok muydu? Bu soru Türk tarafı için en çok sorulan sorulardan biridir. Müttefik kuvvetlerinin çekilmedeki başarısı yadsınamaz; çekilme iyi planlanmış, hava koşulları beklendiği gibi gitmiştir.<br />
Türk kuvvetleri ise, Müttefik kuvvetlerine göre hep yüksek noktalarda mevzilenmişler ve bu nedenle de düşman askerlerine geçit vermemişlerdi. Türk resmi kaynaklarına göre Yarımada&#8217;nın Müttefik askerleri tarafından boşaltılmasından, Türk tarafının haberi kesinlikle olmamıştır.<br />
Türk askerleri çekilmeden haberdar olsalar dahi, büyük bir taarruza kalkışmamışlardır. Çekilen tarafa çok büyük zayiat verdirmek mümkünken, saldırmamayı tercih etmişlerdir. Çünkü artık feda edilecek tek bir Türk askeri bile yoktu. Dört bir yanda savaş içinde olan Osmanlı Devleti’nin eli silah tutan herkese ihtiyacı vardı.<br />
Sonuç olarak; 9 Ocak 1916’da Gelibolu Yarımadası’nda tek bir Müttefik askeri bile kalmamış, Çanakkale’nin geçilememesi ile Birinci Dünya Savaşı’nın çizgisi, savaşa katılan bir çok ülkenin de kaderi değişmiştir.<br />
HAVA MUHAREBELERİ<br />
İlk motorlu uçağın uçuşundan yedi yıl gibi kısa bir süre geçtikten sonra, 1910 yılında uçaklardan askeri amaçlarla yararlanma düşüncesi ortaya çıkmış ve takip eden yıllarda uçak, yeryüzünde etkin bir taarruz silahı olarak kullanılmaya başlanmıştır.<br />
Dünyadaki bu gelişmeyi yakından izleyen ve önemini değerlendiren zamanın Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın direktifiyle, 1911 yılında, Genelkurmay başkanlığı bünyesinde askeri havacılıkla ilgili bir şube oluşturulmuş ve Türk Askeri havacılığı’nın temeli olan teşkilat kurulmuştur.<br />
Bu yeni silahın edinilmesine büyük önem veren Mahmut Şevket Paşa maaşının bir kısmını bağışlayarak uçak alımı için kampanya başlatmış ve bu kampanyaya başta padişah Sultan Reşat olmak üzere Donanma Cemiyeti, subaylar ve bazı zenginler iştirak etmiştir. İki uçaklık para, kısa zamanda toplanmış ve Fransa’dan biri 25 Beygirlik, biri de 50 Beygirlik iki uçak satın almıştır.<br />
Müteakiben, Yeşilköy Safra düzlüğünde Kara tayyare Mektebi, Yeşilköy Feneri yakınlarında da deniz tayyare Mektebi kurulmuş ve havacı personel yetiştirilmek üzere ordu ve donanmadan istekli subaylar seçilmiştir.<br />
Çanakkale Muharebeleri başladığı zaman dünya ve Türk askeri havacılığı mütevazı ve geliştirilmeye muhtaç bir durumda idi.<br />
Çanakkale Muharebeleri havacılık yönünden, yeni silahın gerçek değerinin anlaşıldığı ve bugünkü modern hava kuvvetlerinin temelini atan kahramanları kavramaya çalışırken, icra edilen hava harekatının sadece o günkü müşterek harekata katkısı değil aynı zamanda bugünkü havacılığımıza olan katkısı da düşünülmekte ve hava kuvvetlerinin temelinin atılarak, hava stratejisi ve taktiklerinin oluşturulmaya başlandığı bir harekat noktası olarak değerlendirilmektedir.<br />
Havacılık açısından işte böyle bir ortam içinde, 2 Ağustos 1914 günü seferberlik ilan edilmiş ve buna paralel olarak Yeşilköy’de bulunan deniz uçaklarından 2’si İzmir, birisi de Çanakkale Müstahkem Mevzi Komutanlığı emrine verilmiştir.<br />
25 Ağustos 1914 tarihinde Çanakkale Nara Meydanı’na konuşlandırılan Nievport tipi deniz uçağı ile, Deniz Yzb. Savmi, Ütğm. Fazıl ve Ütğm. Cemal’in yaptığı keşif uçuşları sayesinde, bölgedeki İngiliz ve Fransız gemilerinin faaliyetleri izlenmeye başlanmıştır.<br />
18 Mart 1915 tarihine kadar olan dönemde yapılan başarılı hava keşif görevleri hem düşmanın elindeki gemi tip ve miktarını tespit, hem de taarruz hazırlıklarını devamlı takip imkanı sağlamıştır.<br />
18 Mart 1915 günü, havacılarımız erken saatlerde yaptıkları keşif raporunu vermişlerdir.<br />
“ Bozcaada önünde, 40 düşman gemisi sayıldı. Bunlardan; 19’u ağır, 3’ü hafif olmak üzere 22’si kruvazör, diğerleri; şilep, destek gemisi ve uçak gemisidir. Sayıları tam olarak saptanamayan denizaltılar görülmüştür. 6 adet zırhlı İngiliz gemisi, muharebe düzeninde boğaza doğru ilerlemekte ve Fransız gemileri de demir almaktadır. ”<br />
Bir süre sonra, boğaza giren ve kıyı bataryalarını şiddetle bombardıman eden düşman donanma topçusuna, Ark Royal uçak gemisinden havalanan İngiliz uçakları da ateş tanziminde geniş çapta yardım etmiştir.<br />
18 Mart günü öğleden sonra, havacılarımıza; Limni Adası civarındaki düşman kuvvetlerinin durumunu keşfetmeleri emredilmiştir.<br />
Bir saat içinde görev bölgesine ulaşan pilotlar Mondros Koyu’nda 13 harp, 4 nakliye, 29 kömür gemisi olmak üzere toplam 46 geminin bulunduğunu, ayrıca Fransızların Gaulois gemisinin sahil topçumuzun ateşi ile Çanakkale ağzında yara aldığını rapor etmiştir.<br />
Çanakkale Muharebeleri süresince, karşılıklı keşif harekatı devam ederken; Türk havacıları, o tarihler için başarılı sayılabilecek diğer hava görevlerini de icra etmişledir. Bu görevlerden biri 18 Nisan 1915’de yapılmıştır.<br />
O gün Çanakkale Boğazı bölgesinde gittikçe kuvvetlenen ve hava üstünlüğü kurmasından endişe edilen düşman hava gücünü tesirsiz hale getirmek maksadıyla, Bozcaada’da 18 düşman uçağının konuşlandığı meydana hava taarruzu planlamıştır. Ancak bu meydandaki uçaklar, keşif görevi için daha önceden kalktığından, havada karşılaşılmış, kısa bir hava muharebesinden sonra zayiatsız olarak meydana dönülmüştür. Bu görev amacına ulaşmadıysa da, asli taktik hava görevlerinden olan “mukabil hava harekatı” nın ilk ve tipik bir uygulaması olması açısından önem taşımaktadır.<br />
Türk uçaklarının meydan taarruzu planlamasından esinlenen İngilizler aynı gün üçer uçaklık iki kol ile meydanımıza taarruz etmişler, ancak uçaklarımız daha önceden meydan içinde dağıtılarak gizlenmiş olduğundan, atılan bombalar hasar meydana getirememiştir. Bu da, ufki dağılma ve gizleme yapılarak, beka tedbirlerinin alınışına güzel bir örnek teşkil etmiştir.<br />
14-19 Mayıs 1915 günleri, güney cephemizdeki karşı taarruzumuzu desteklemek amacıyla; düşman çıkarma gemileri ve ordugahı bombalanmış Mayıs ayı başından itibaren <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sabit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sabit">sabit</a> balon ile boğaz gözetlemesi ve topçu atış tanzimi ve birliklerimizi taciz eden manika balon gemisine taarruzlar yapılmış, her hava hücumunda gemi, balonunu toplayıp yer değiştirmek zorunda bırakılmıştır. Böylece bugün “yakın hava desteği” olarak bilinen görev tipinin basit bir uygulaması yapılmıştır.<br />
25 Haziran’da; Arıburnu bölgesindeki düşman karargahı üzerine propaganda amacıyla 300 adet ingilizce yazılı bildiri atılmıştır. Bu görev, hava gücünün psikolojik harpte kullanılmasına ilişkin güzel bir örnektir.<br />
30 Kasım 1915’te ise, Üsteğmen Ali Rıza, Teğmen Orhan’la beraber, Çanakkale girişinde karaya oturmuş bulunan bir düşman kruvazörüne taarruz etmek için görevlendirilmiştir. Tam bu esnada bir düşman uçağının yaklaştığı görülmüş ve yapılan hava muharebesinde Üsteğmen Ali Rıza fransız uçağını makinalı tüfek ateşiyle düşürmeyi başararak Türk havacılık tarihine ilk düşman uçağını düşüren pilot olarak geçmiştir.<br />
Sonuç olarak;<br />
Çanakkale Muharebeleri’nde, kahraman kara ve deniz kuvvetlerimiz gibi havacılarımız da, üstün silah ve teknik olanaklara sahip düşmanları karşısında, kendilerine düşen görevleri cesaret ve üstün görev bilinici içinde başarıyla icra etmişler ve resmi İngiliz harp tarihi kitaplarında:<br />
“Harikulade müdafaasında yılmadan mücadele eden ve sonunda başaran düşmanımıza hayran kaldık” dedirtmişlerdir.<br />
Çanakkale Muharebeleri’nin ileri görüşlü askeri önderleri yeni silahın gereksinimi olan strateji ve taktiklerin oluşturulmasına öncülük etmiştir. Bu kapsamda ulu önder Atatürk şöyle buyurmuştur:<br />
“ GÖKLERDE BİZİ BEKLEYEN YERİMİZİ ALMAK ZORUNDAYIZ. YOKSA O YERİ BAŞKALARI İSTİLA EDER VE İŞTE O ZAMAN BU ÜLKE VE MİLLET ELDEN GİDER. HALBUKİ BİZ TÜRKLER, BÜTÜN TARİHİMİZ BOYUNCA HÜRRİYET VE İSTİKLALE ÖRNEK OLMUŞ BİR MİLLETİZ.<br />
TAYYARECİLER! ŞUNU UNUTMAYIN Kİ YARININ EN BÜYÜK TEHLİKELERİ SEMALARDAN GELECEKTİR. BU SEBEPLE SİZLER DAİMA HAZIR BULUNMAYA VE O ŞEKİLDE YETİŞMEYE GAYRET EDECEKSİNİZ.”</p>

<p class="sayac_bilgi">218 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/canakkalenin-tanitimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İznik’in Tanıtımı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/iznik%e2%80%99in-tanitimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/iznik%e2%80%99in-tanitimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 16:46:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Adla]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Eseri]]></category>
		<category><![CDATA[Ev]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Iskender]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Iznik]]></category>
		<category><![CDATA[kilise]]></category>
		<category><![CDATA[Lefke]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara BöLgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Nde]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Sahne]]></category>
		<category><![CDATA[Senato]]></category>
		<category><![CDATA[Turistik]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=12580</guid>
		<description><![CDATA[İznik ilçesi, dünyada eşine az rastlanan ve bütünüyle &#8220;açık hava müzesi&#8221; olan tarihi ve antik bir şehirdir. Yaz kış demeden adeta bereket saçan verimli toprağı kendine özgü iklimi ve doğal güzelliği nedeniyle tarihin her döneminde insanlığın ilgi odaklarından biri haline gelmiştir. Bursa&#8217;nın 86.km kuzey doğusunda yer alan İznik İlçesi aynı adla anılan gölün doğu kıyısında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İznik ilçesi, dünyada eşine az rastlanan ve bütünüyle &#8220;açık hava müzesi&#8221; olan tarihi ve antik bir şehirdir. Yaz kış demeden adeta bereket saçan verimli toprağı kendine özgü iklimi ve doğal güzelliği nedeniyle tarihin her döneminde insanlığın ilgi odaklarından biri haline gelmiştir. Bursa&#8217;nın 86.km kuzey doğusunda yer alan İznik İlçesi aynı adla anılan gölün doğu kıyısında kurulmuştur. Rakımı 85m, yüzölçümü 753 km2, toplam nüfusu ise 44.690&#8242;dır. Bağlı iki kasaba ve 37 köyü mevcuttur. Halkın temel geçim kaynağı tarımdır. Çevresi zeytinlik, bağ ve bahçelerle çevrili olan İznik etrafı 5 km. uzunluğundaki surlarla çevrilmiştir. İlk çağda kurulan kentin ızgara planı bugünde korunmaktadır. Büyük İskender&#8217;in askerlerinden, Roma askerlerine, Arap askerlerinden, Bizans&#8217;ın Haçlı ordularına, Selçuklu askerinden, Osmanlı askerlerine ev sahipliği <span id="more-12580"></span>yapmıştır. İznik sadece Bursa civarının değil bütün Marmara bölgesi&#8217;nin en önemli tarihi ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/turistik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Turistik">turistik</a> yörelerindendir. Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait çok sayıda eseri, tarihsel kent dokusu içinde şu anda da yaşamaktadır. İznik Hıristiyanlık dünyasının önemli olaylarına sahne olmuştur. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/senato/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Senato">Senato</a> Sarayında 325 yılında I.Konsil, 787 yılında İznik Ayasofya Kilisesi&#8217;nde 7. Konsil toplantıları yapılmıştır. 1331 yılında Osmanlı egemenliğine giren İznik, gerçek ününü 19. ve 21. yy.arası en parlak çağını yaşadığı çiniciliği ile yapmıştır. Bugün bütün Dünya müzeleri İznik en kıymetli <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eser/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eser">eser</a> olarak ziyaretçilerine sunmaktadırlar.<br />
İznik&#8217;te Roma döneminden kalma kent surları ve anıtsal <a href="http://www.genelbilge.com/tag/lefke/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Lefke">Lefke</a> ve İstanbul Kapıları Tiyatro&#8217;su, Beştaş anıtı, Bizans döneminden kalma Ayasofya ve diğer kilise kalıntıları, Hipoje mezar odası, Osmanlı döneminden kalan Yeşil <a href="http://www.genelbilge.com/tag/camii/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Camii">Camii</a> ile çekici bir turistik merkez olmuştur. İznik Çinilerinin ünü bugün, İznik eğitim ve öğretim vakfı atölyelerinde ayrıca yerli sanatkarlarca atölyelerinde sürdürülmektedir.<br />
•  İznik; kendine özgü iklimiyle<br />
•  Yaz-kış demeden bereket saçan toprağıyla,<br />
•  Doğal güzelliğiyle,<br />
•  Tarihi ve kültürel zenginliğiyle,<br />
•  Her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği bir kent olmasıyla,<br />
•  Adını verdiği gölüyle,<br />
•  Dünyaca meşhur çinileriyle, turizm sektörü açısından son derece önemli bir merkezdir.<br />
Yeşil dokusu zeytinlikleri, bağları ve bahçeleriyle adeta bir cenneti andırmaktadır. Günümüze kadar ayakta duran anıtsal eserleriyle hemen herkeste hayranlık uyandırmaktadır. İlgi duyan her insana, henüz gün ışığına çıkmamış birçok alanı ile, potansiyel araştırma ve inceleme imkanları sunan nadide bir ilçedir.<br />
Nasıl Gidilir<br />
İznik ilçesi Bursa iline bağlı ve ile 85 km uzaklıkta, Türkiye&#8217;nin Marmara bölgesinde, bölgenin güneydoğusunda ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kendi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kendi">kendi</a> adıyla anılan gölün doğu kıyısındadır. İlçe 29-30&#8242; (Demirışık köyü batısı) ve 29-57&#8242; (Elmalı köyü doğusu) doğu boylamları ile 40-21&#8242; (Hisarderetepesi) ve 40-37&#8242; (Ayvaşa dağı) kuzey enlemleri arasındadır. İznik kenti ise 29-42&#8242; doğu boylamları ile 40-26&#8242; doğu boylamının keşisme noktası çevresinde kurulmuştur.<br />
İznik, doğudaki Lefke boğazı tarafından Sakarya vadisine bağlanır. Batıdaki göl-Karsak suyu vadisi ile Gemlik körfezi ile ilişkilidir. Lefke boğazından geçen 30km.lik yol ile Mekece tren istasyonuna ulaşır. Kuzeyinde Samanlı dağları, güneyinde ise Katırlı dağları ile çevrelidir. İstanbul Yeşilköy, Atatürk havaalanına uzaklığı karayolu ile yaklaşık 210km.dir. Ancak İznik, Yalova arası 60km.olan karayolundan sonra Yalova&#8217;dan İstanbul&#8217;a deniz yoluyla yaklaşık iki saatte geçilir.<br />
İznik Gölü<br />
&#8220;Burası beşinci iklimin yaşandığı yerdir. Suyu ve havası çok güzeldir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> gölün çevresinde 45 tane <a href="http://www.genelbilge.com/tag/koy/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with köy">köy</a> vardırki, bunlar bağlı bahçeli, camili, hamamlı, küçük birer çarşılı mamur köylerdir. Bu gölün suyunda cıvar ahali çamaşır yıkar. Hiç sabun sürmedikleri halde yinede bembeyaz olur. Bu gölde 70 çeşit balık bulunur.&#8221;<br />
Bu sözler 1648 yılında <a href="http://www.genelbilge.com/tag/iznik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Iznik">iznik</a>&#8217;e uğrayan Evliya Çelebinin &#8220;seyahatname&#8221;sinde yer almaktadır.<br />
İznik Gölü Cennet ülkemizin en güzel göllerinden biridir. Beşinci büyük gölümüzdür. Çevresindeki zeytin ormanlarının altın sarısı müşküle üzüm bağları ve her mevsim binbir çeşit sebze ve meyvenin yetiştiği bitek topraklarının yaşam kaynağı; ilkçağın &#8216;Askanya&#8217;sıdır. (Ascanius) Mitolojiye göre; bolluk, bereket, şarap ve toprak tanrısı &#8216;Dionizos&#8217;un yıkandığı yerdir. Bir teknotik çukur içinde oluşan İznik Gölü&#8217;nün yüzölçümü 310 kilometrekaredir. Doğu-batı doğrultusunda uzanan bu elips şeklindeki gölün uzunluğu 33 km. genişliği 12km. çevresi 95 km.dir. En derin yeri 87 metre yüzölçümü 303 kilometre karedir. Denizden yüksekliği 85 metredir.<br />
Samanlı dağları ile Avdan ve Gemiş dağlarının arasındaki çukur bir alanda bulunur. Binlerce yıldır bu gölün suyunu yağışlar ve dipsu kaynakları ile, gölün hemen güneyinde uzanan Avdan ve Gürle dağlarından gelen Sölöz Deresi, Ekinlik Deresi, Seki Deresi, Karabük Değirmenderesi, Şaraphane Deresi ve daha 30&#8242;u geçkin, kışın ve bahar aylarında gölü besleyen küçüklü büyüklü dereler sağlamaktadır. Genellikle tatlı, çok az miktarda sodalı bir tadı vardır. Bu tadın tabanında bulunan kükürtle karışmasından geldiği tahmin edilmektedir. Kıyılarının çoğu yeri kumluktur. Bazı yerleri sazlık ve bataklıktır. Eski kaynaklara göre boyu iki metreyi aşan Sazan ve Yayın balıklarının yakalandığı bilinmektedir. İsmini sazlıklardaki yaşantı tarzına borçlu olan Sazan balığının sevdiği durgun, sıcak, sığ ve çamurlu su, gölün genellikle sazlık kısımlarında mevcuttur. Fazla sular Gölyazı (Karsak) Deresi ile Gemlik Körfezi&#8217;ne akıtılmaktadır. Son yıllarda bu bağ DSİ&#8217;ce tamamen kesilmiştir. Zira kurulan sulama kanalları ile tarım alanları sulanmaktadır.<br />
Bu su yolu ilk çağda &#8220;ulaşım&#8221; için de kullanılmıştır. Tarih öncesi devirlerde İstanbul Boğazı, çeşitli nedenlerle kapatılınca Marmara Denizi&#8217;nden Karadeniz&#8217;e; Gemlik Körfezi Karsak Suyu ile Askanya Gölü&#8217;ne (İznik Gölü) geçilmekte, oradan da Sangarios (Sakarya lrmağı) yolu ile Karadeniz&#8217;e ulaşmaktaydı.<br />
Ama İznik gölü ve havzası kanalizasyonlar kirletilmektedir. İlaç tankerleri artıklarını göle boşaltmakta, göl kıyısındaki kumlarda çalınmaktadır. Göle karşı bu ilgisizlikten dolayı bugün İznik gölü ve çevresi büyük bir tehlike altındadır.<br />
İznik Çinisi<br />
İznik Osmanlı devrinde, büyük çini merkezlerinden biridir. Osmanlı devrinden zamanımıza kadar gelen en eski çinileri 1391 tarihinde inşaatı tamamlanan İznik Yeşil Cami minaresinde görmek mümkündür. Bu çinilerin renk ve kalite bakımından Selçuklu çinilerine nazaran daha farklı bir işçiliği vardır. İznik&#8217;te 15.yüzyılın ilk senelerinde başlayan çinicilik çok kısa bir zamanda büyük bir gelişme gösterdiğinden şehre çinili İZNİK adı verilmiştir. 17.yüzyılda İznik&#8217;i gezen Evliya Çelebi, bu şehrin dokuz mahallesinde halkın çini ve çanak çömlek imal ederek geçimini sağladığını ve İznik&#8217;te 340 adet çini fırının bulunduğunu seyahatnameside belirtmiştir. İznik&#8217;te çinicilikle meşgul olan esnaf bir Lonca halinde teşkilatlanmıştı. Bunların başlarında Kaşici başı bulunuyordu. Tarihte çini Kaşi adı ile geçer. Bu isim çininin vaktiyle yapıldığı Kaş şehrine izafeten verilmiştir. Osmanlı Padişahları yaptıracakları cami, medrese, köşk ve sarayların tezyinatı için lüzumlu olan çiniyi iznik Valisine bir emir göndererek ısmarlardı. Böyle bir çini siparişi alındığında Kaşici başı ustaları toplar aralarında iş bölümü yaparak siparişlerin zamanında yetişmesini sağlardı. </p>
<p>Osmanlı devrinde mimari eserlerin iç tezyinatında kullanılan çiniler 24&#215;24 cm. ebatında ve 2-3 cm.kalınlığında tabakalar halinde yapılmıştır. Yalnız İznik Yeşil Cami minaresmi süsleyen çiniler, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kare/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kare">kare</a>, eşkenar ve dikdörtgen şeklinde tuğlalardan ibarettir. Bunlar firüze kahverengi, lacivert ve koyu yeşil renkte olup üzerinde hiçbir figür veya motif bulunmamaktadır. Umumiyetle Selçuk çini tezyinatı Osmanlıların ilk devirlerde bazı küçük değişikliklerle devam etmiştir. İstanbul Çini Köşk Müzesi mihrabında, Selçuklu hendesi ve yıldızlardan müteşekildir. İznik çinilerinde hendesi şekiller yerine zarif kıvrık dallar üzerine serpiştirilen Hatayi ve Rumi tezyinata önem verilmiştir. Bugün birçok mimari eserimizi süsleyen ve bazı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/avrupa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avrupa">Avrupa</a> müzelerinin en mutena köşelerinde muhafaza edilen İznik çini ve seramiğinin yapılma işine 16.yüzyılda büyük önem verilmiştir. Çinicilikteki bu inkişaf 16.asırda artan inşa faaliyetlerine sıkı sıkıya bağlıdır. 16.asrın 1.yarısında imal edilen çinilerde beyaz zemin üzerine çiçek motifleri, rumiler ve palmetler mavi, lacivert ve sarı renkte işlenmiştir. 16.yüzyılın ikinci yarısından itibaren çinilerin renk ve motiflerinde kendini gösteren değişme neticesinde büyük bir zenginlik ve kalite yükselmesi görülür. Beyaz zemin üzerine natüralist çiçek ve yaprak, şakayık, lale, sümbül, kararıfil, gül, erik ve nar çiçeği motifleri itina ile işlenmiştir. Sırlar parlak ve çok temizdir.<br />
İznik&#8217;te ilk medrese olma özelliğini taşıyan Süleyman Paşa Medresesinin yeniden dekore edilip bu alanda kullanılmak düşüncesi de İznik çiniciliğinin yeniden doğuşunu müjdelemektedir. Çiniciliğin ilçemizde eski görkemine kavuşturulması için atılan en büyük adımlardan biri olmuştur. Yeni çehresiyle bu medrese ilgili kişilere, değişik konularda çalışan yerli ustalara ev sahipliği yapmaktadır. </p>
<p>İznik&#8217;e geldiğinizde unutmamanız gerekenler;<br />
•  Lefke ve İstanbul kapılarını mutlaka görün.<br />
•  Ne yapın edin küçük bir parça da olsa iyi bir İznik Çinisi alın.<br />
•  &#8220;Hayri market&#8221; e uğrayıp bir &#8220;iznik t-shirt&#8221; ü siparişi vermeyi unutmayın.<br />
•  Sazan balığı çorbası içmeden geri dönmeyin.<br />
•  İznik’in dünyanın en önemli kültür hazinelerinden biri olduğunu unutmayın.<br />
•  Kent, özellikle hafta sonu tatili için ideal.<br />
•  Yeşil Camii’nin Anadolu’nun en güzel minaresine sahip olduğunu bilin.<br />
•  Yanınıza mutlaka fotoğraf makinenizi alın.<br />
•  Göl kenarı,akşamları soğuk oluyor. Tedbirli olun.<br />
•  Sivrisinek,özellikle yaz aylarında önemli bir problem.<br />
•  İznik zeytinleriyle de ünlü.İznik zeytinini tatmayı unutmayın.<br />
•  İznik&#8217;e gelirken yol kenarlarında bağ ve bahçelerdeki insanları ziyaret<br />
ediniz. Mevsimine göre dalından meyva ve sebze tadabileceğinizi unutmayınız<br />
•  Ayasofya’yı mutlaka gezin.<br />
•  Müze’nin yakınında Bizans döneminden kalma Yeraltı Mezarı var.<br />
•  Giderken, Orhangazi’den sucuk almayı unutmayın.<br />
•  Çiniciliğe meraklıysanız &#8220;İznik çinicilik vakfı&#8221; nı ziyaret etmeyi unutmayın</p>
<p>Sansarak Kanyonu<br />
Dağ-bayır gezmek, şehir yaşamının karmaşasından kurtulmak, temiz havada doğal hayatı tanımak, doya doya içinde hissetmek arzusunda olanların başvurdukları zevkli bir uğraş trekking. İznikli daha yeni yeni farkediyor bu zevkli uğraşı. Özü, dağ, bayır, orman demeden; doğal hayatın zorluklarına da göğüs gererek belirli noktalara yürümek (bazen de tırmanmak) olan Trekking, Türkiye&#8217;de özellikle son 5 yılda büyük gelişim gösterdi. Bütün haftanın sıkıntısını, stresini sağlıklı bir yürüyüşle doğanın içinde eritmek isteyen işadamı-sanatçı, yaşlı-genç herkes, hafta sonlarında eşofmanlarını giyip kendini dağlara, tepelere vurmaya başladı. İş temposunun artmasıyla birlikte, bu sporu yapanların sayısı da arttı. Sadece İstanbul&#8217;da 25 tane Trekking firması açıldığı söylenmekte.<br />
Türkiye, trekking yapmak için oldukça iyi fırsatlara sahip. Şehirlerin çarpık yapılanmasından hâlâ etkilenmeyen, doğal dokusunu koruyabilen yerler var. Ancak bunun yanında, bilinçsiz olarak trekkinge çıkıp çevreye büyük zararlar verenlerde var. Genelde hafta sonları yapılan trekking faaliyetlerinin ağırlıkla yapıldığı yerler İstanbul&#8217;a yakın ve doğallığını çok fazla yitirmemiş yeşil bölgeler. Bolu Dağı, İznik-Sansarak kanyonu, Gebze-Ballıkayalar, Karadeniz trekking için uygun. Trekking parkurları değişik zorlukta. Eğimin, yüksekliğin ve iklimin farklılığı parkurların zorluk derecelerini belirliyor. Yazın her sağlıklı insanın yürüyebileceği rotalar kışın en deneyimli sporcuların geçmekte güçlük çekeceği yerler haline gelebiliyor.<br />
Trekking öncesinde yanınızda bulunması gereken temel malzemeler; Yürüyüş pantolonu, (hareket kabiliyetini engellemeyecek esneklikte ve kolay kuruyan kumaştan yapılmış her türlü pantolon-keten türü, tayt ve eşofman da olabilir) atlet veya tişört benzeri ince üst giyecek, kazak veya polar, yağmurluk, ayakkabı (bileği saran ve altı kaymayacak şekilde girintili olan ayakkabılar), su taşıyabilmek için matara veya pet şişe, çöplerimizi yanımıza alabilmemiz için bir çöp torbası, küçük bir sırt çantası yürürken her iki elimizin de boş olması önemli olduğundan sırt çantası olmasında fayda var ve yedekler. Üstümüzdeki her türlü giyeceğin bir yedeği olmalı. En az iki çift çorap, yedek pantolon, yedek ayakkabı.<br />
Derbent KanÇiçeği Şenlikleri<br />
Kançiçeği. Literatürdeki adı &#8220;Ponera Pregrına&#8221;. İznik&#8217;in Derbent Köyü, Değirmendere Mevkii&#8217;nde yetişen kan kırmızı bir çiçek. Lale türünden, soğanlı bir bitki. Değirmendere Mevkii&#8217;nde, İznik&#8217;i ve iznik Gölü&#8217;nü tepeden gören sınırlı bir alanda yetişiyor. Öyle uzun ömürlü bir bitki değil. Mayıs ayının ilk haftasından son haftasına uzanan bir zaman diliminde görebilirsiniz onu. Ormanlık alanda, pınarların arasında, öbek öbek yetişen bu güzelim bitkinin, adına uygun biçimde, kan kırmızı çiçekleri var. Bal arıları hiç eksik olmuyor çiçekleri üzerinden. Anlaşılan bu çiçeğin tozlarında onları çeken bir aroma var. Kan çiçeğinin keşfedilişi de ilginç. 1996 yılında, İznik Dostluk ve Kültür derneği üyeleri, Derbent Köyü&#8217;ne pikniğe davet ediliyor. Yörede yürüyüşe çıktıkları sırada kan çiçeğine rastlıyorlar. Bu olağanüstü güzellikteki çiçek herkesi büyülüyor. Hemen o gün, çiçeğin güzelliğini ve köyün adını duyurmak amacıyla &#8220;Kan çiçeği Senliği&#8221; düzenlemeye karar veriyorlar. Ünü günden güne artan kan çiçeği, ilerki yıllarda İznik&#8217;te düzenlenecek bir festivale de isim babalığı yapacak gibi görünüyor.<br />
Gelelim Derbent Köyü&#8217;ne&#8230; Derbent, İznik Yenişehir karayolu üzerinde, gölü ve İznik&#8217;i yüksekten gören bir köy. 1923 Mübadelesi öncesinde bir Rum köyü imiş. Mübadeleden sonra Rumlar Yunanistan&#8217;a dönerken, köyün şimdiki sahiplerini oluşturan Selanikli 20 aile buraya yerleştirilmiş. Bugün Derbent&#8217;lilerin, Yunanistan&#8217;la ilişkileri azalmış olsa da sürüyor. Mübadele sırasında Yunanistan&#8217;a giden Rumlardan bazıları zaman zaman Derbent&#8217; e gelerek özlem gideriyor, atalarının yaşadığı yerleri görüp inceliyorlar. Derbent&#8217;in bir özelliği de, İznik&#8217;te okuma yazma oranı en yüksek köy olması. Köy bu özelliğiyle, Türkiye çapında bazı ilklere imza atmış. Örneğin Cumhuriyet tarihimizin ilk bayan kaymakamı, Derbent Köyü nüfusuna kayıtlı. Köyden çok sayıda üst düzeyde bürokrat, hukukçu, subay, öğretmen, memur yetişmiş. Derbentliler son derece konuksever ve güler yüzlü insanlar. Köyün zengin bir folkloru var. Yöresel oyunlardaki kıvraklık hemen dikkati çekiyor. Kan çiçeği Şenliği, dört yıldır büyüyen bir coşkuyla gerçekleşiyor Derbent&#8217;te. Şenlik, bu yıl İznik Kaymakamlığı, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belediye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belediye">Belediye</a> Başkanlığı ve Derbent Köyü Muhtarlığı&#8217;nın (ortak çabasıyla gerçekleştirildi. Şenliğin amacı; doğa sevgisi ve çevre bilincini gündemde tutmak, kan çiçeği sayesinde İznik&#8217;i daha geniş kesimlere tanıtmak.<br />
Tarihi Eserler<br />
Tarihsel geçmişine baktığımızda İznik&#8217;in yüzyıllar boyu, pek çok uygarlığa ev sahipliği yaptığını görmekteyiz. Bunlar sırasıyla; Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemleridir. Bu dönemlerde İznik, dönemlerinin askeri, siyasi, dini, sosyal ve kültürel yaşam biçimlerini yansıtan yoğun imar faaliyetlerine sahne oldu.<br />
Lefke Kapı<br />
İmparator Adrianus (117-138) zamanında yapılmıştır. Şehrin doğusundadır. İki yanındaki kuleleriyle bir zafer takı biçimindedir. Lefke Kapının kuzey dış kapısında yer alan Laskarisler döneminde konduğu tahmin edilen beyaz mermerden iki friz parçası tüm seyyahlann ve arkeologların ilgisini çekmektedir. Uzunluğu 1,35 m. yüksekliği 0,86 nt olan yüksek kabartma friz parçasındamağlup olan tarafın ganimetleri getirişi işlenmiştir. Diğer friz parçasında Romalı piyadelerin askeri giysileri içinde kalkan ve mızrakları ile birlikte hareketleri işlenmiştir.<br />
İstanbul Kapı<br />
İmparator iladrianus zamanında yapılmıştır.İçiçe üç kapı halindedir. İstanbul kapının kente açılan ve değişik mimari parçalarla örülmüş iç kapının iki yanmda ve üstte, Iznik Tiyatrosu&#8217;ndan alınarak burada kullanılmış iki kiklopik Tiyatro maskı ilgi çekicidir.Bu paçaların 8yy.da İstanbul&#8217;u ve İznik&#8217;i zaptetmek için gelen Arap ordularına karşı koyabilmek için buna benzer pek çok parçanın surları güçlendirmek için buralara taşındığı tahmin edilmektedir.<br />
Roma Tiyatrosu<br />
Şehrin Güney Batısındadır. Saray bahçe veya Eski saray olarakta anılır. Kuzeybatı Anadolu&#8217;nun ayakta kalan en görkemli arkeolojik yapıtı olan tiyatro, Roma İmparatoru Trajanus tarafından eyalet valisi Plinius&#8217;a yaptırılmıştır. 85-55 m. ölçülerindedir. Büyük ölçüde yıkılmıştır. Kuzey sahne kısmı lotus palmet, kymation ve üçlü defne yaprak dizileri ile mermer kuşaklarla sınırlı alanlar kalkanlar, mızraklar, kılıçlar, miğferler, zırhlar, pazumentler gibi Roma askerlerinin kullandığı savaş gereçleri ile kabartma olarak bezenmiş firizlere sahiptir. Sahne cephesinde Herakles, Perseus, Eros kabarmalı mermer plasterle ve kaideler bulunmaktadır. 1980 yılında başlatılan kazı çalışmaları Dr.Bedri YALMAN başkanlığında devam etmektedir. Bu çalışmalar sonunda son derece önemli bilgi ve belgeler elde edilmiştir. </p>
<p>Taş Köprü<br />
Bu tarihi köprü kentin 3km. batısında İznik-Orhangazi karayolunun 50 metre kuzeyindedir. Roma döneminde yapılan ve tarihi ipek yolu üzerinde bulunan Taş köprü 20 metre uzunluğunda ve 2,5 metre genişliğindedir.<br />
İznik Surları<br />
İznik surları, yapımı Roma döneminden Osmanlı dönemine kadar uzanan ve bugün tüm Anadolu&#8217;nun en iyi korunmuş savunma sistemlerinden biridir. Helenistik dönemde kurulmasına rağmen, kentin bugün de görülebilen topografik yapısı Roma tipi şehirciliğini yansıtır. İki ana cadde-antik cardus ve decumanus-surlardan açılan üç ana kapıya uzanmaktadır. Yolların vardıkları şehirlerin adlarını alan başlıca kapılardan (İstanbul, Lefke ve Yenişehir) başka, bugün günümüze gelemeyen bir Göl kapısı ve bir çok tali kapı daha vardı. Muhtemelen Helenistik kent Roma imparatorluk döneminde genişletilmiştir; tipik Roma zafer takı biçiminde olan Lefke ve İstanbul kapıları, Adrianus devrinde (117-138),123 yılı depreminden sonra, surların içine alınmıştır.<br />
Ayasofta Kilisesi<br />
İki ana caddenin şehrin tam ortada kesiştiği yerde İznik&#8217;in en eski dini yapısı yer almaktadır. İsa&#8217;nın vasıflarından biri olan &#8220;Kutsal BilgeIik&#8221;e adanmış olan kilise, özellikle 787de gerçekleşen Vll. Ökümenik Konsil&#8217;in toplandığı mekan olarak tarihi bir önem taşır. Her ne kadar bu tarihten önce hiç bir kaynak kiliseden söz etmese de, merkezi konumu ve orijinal planı, binanın V. yüzyıl sonları veya VI. yüzyıl başlarında yapıldığını göstermektedir. Orijinal kilise sütunlarla üç nefe ayrılmış bazilikal bir plana sahipti. Bu plan İstanbul&#8217;da V. yüzyılda yapılmış olan İmrahor Camii (Studios manastırının aziz loannes kilisesi) ve Acem Ağa mescidi (Meryem-Theotokos Khalkoprateia kilisesi) diye bilinen eski Bizans kiliseleri ile büyük benzerlik gösterir.  </p>

<p class="sayac_bilgi">301 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/iznik%e2%80%99in-tanitimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erdek’in Tanıtımı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/erdek%e2%80%99in-tanitimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/erdek%e2%80%99in-tanitimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 16:43:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[C5]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[Emek]]></category>
		<category><![CDATA[Erdek KöRfezi]]></category>
		<category><![CDATA[Evler]]></category>
		<category><![CDATA[Gerek]]></category>
		<category><![CDATA[Iline]]></category>
		<category><![CDATA[Kirli]]></category>
		<category><![CDATA[Konut]]></category>
		<category><![CDATA[Kullan]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara BöLgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[sabit]]></category>
		<category><![CDATA[Sahil]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[Turistik]]></category>
		<category><![CDATA[Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[Yapan]]></category>
		<category><![CDATA[Yaz]]></category>
		<category><![CDATA[Yeri]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category>erdek</category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=12578</guid>
		<description><![CDATA[Erdek Marmara Bölgesi’nde , Balıkesir iline bağlı ilçe ve ilçe merkezi kenttir.Yüzölçümü 400 km²‘dir.Marmara Denizi’ndeki Marmara adaları ile Kapıdağ Yarımadası’ndan oluşmaktadır.Yarımadanın güneyindeki Bandırma ilçesine bitişiktir. Alçak ve engebeli Kapıdağ Yarımadası’nın en yüksek noktası Kese tepede 782 m’ dir.Kapıdağ eskiden kıyıya çok yakın bir adayken, dar ve alçak bir kıstakla karaya birleşerek yarımada haline gelmiştir.Karayla bağlantısını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erdek <a href="http://www.genelbilge.com/tag/marmara/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Marmara">Marmara</a> Bölgesi’nde , Balıkesir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/iline/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Iline">iline</a> bağlı ilçe ve ilçe merkezi kenttir.Yüzölçümü 400 km²‘dir.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/marmara/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Marmara">Marmara</a> Denizi’ndeki <a href="http://www.genelbilge.com/tag/marmara/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Marmara">Marmara</a> adaları ile Kapıdağ Yarımadası’ndan oluşmaktadır.Yarımadanın güneyindeki Bandırma ilçesine bitişiktir. Alçak ve engebeli Kapıdağ Yarımadası’nın en yüksek noktası Kese tepede 782 m’ dir.Kapıdağ eskiden kıyıya çok yakın bir adayken, dar ve alçak bir kıstakla karaya birleşerek yarımada haline gelmiştir.Karayla  bağlantısını sağlayan kıstak yağışlı dönemlerde bataklık durumuna gelir ve Belkıs Bataklığı olarak adlandırılır.<a href="http://www.genelbilge.com/tag/bu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with bu">Bu</a> bataklık ta oluşan bir takım doğa olaylarıyla kapanıp, ada yarımada halini aldı.Kapıdağ Yarımadası’nın gerek Erdek Körfezi gerek Bandırma Körfezi kıyıları geniş doğal kumsallarla kaplıdır.Fakat Bandırma’ nın sanayi özelliğinin nedeniyle Bandırma Körfezi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/daha/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Daha">daha</a> <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kirli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kirli">kirli</a> hale gelmiştir. İlçedeki başlıca ekonomik etkinlikler <a href="http://www.genelbilge.com/tag/turizm/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Turizm">turizm</a> ve zeytinciliktir.Erdek’e ulaşımın gelişmesiyle, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/turizm/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Turizm">turizm</a> potansiyeli yükselmiştir ve iç turizmin önemli merkezi haline gelmiştir. İlçenin sabit nüfusu 18.000 iken,bu sayı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yaz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yaz">yaz</a> aylarında 150.000 e kadar  çıkmaktadır.Bu nedenle kıyı boyunca  hotel, motel, yazlık site ve <span id="more-12578"></span>dinlenme kampları <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> birçok resmi ve özel kuruluşlara ait turistik mekanlar mevcuttur.Tatil yapan kesim orta sınıf insanlarıdır. Erdek yerlisinin ekonomik kazancı turistik gelirlere dayalı olmaya başlamıştır.Zeytincilik, turizmin gelişmesiyle 2. plana düşmüştür ve zeytin alanları gittikçe azalma göstermektedir. Zeytinciliğe verilen emek teknolojiyle azalmıştır.<br />
          Kıyıya paralel, lineer bir yerleşme karakteri gösteren ilçenin merkezinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/evler/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Evler">evler</a> genellikle 3-4 katlı.Binaların giriş katları ticaret <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeri">yeri</a>, üst katları konut olarak kullanılıyor.Sahil boyunca dinlenme yerleri, çay bahçeleri, fast food mekanları  bulunuyor <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ama/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ama">ama</a> turizme yönelik olduğundan bu yerler kışın kullanılmıyor. Merkezde bulunan anıt sembolik bir yer halini almış.Merkeze açılan yollar ticarete uygun olarak yayalara açıktır.Kıyı boyunca evler birbirine bitişik düzendedir, parselden tamamen yararlanmak için bahçe mesafeleri bırakılmamıştır.Kıyıdan içeri doğru girildikçe bina katları artmakta, ticari alanlar azalmakta,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/eski/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eski">eski</a> yapılarla karşılaşılmakta ve caddelerin birbirini dik kestiği ızgara sistemi görülmektedir. Merkez etrafında topoğrafya yükselmektedir.<br />
           Erdek’ te toplu konut yapımı 80’ li yıllarda bir iki yerde başlayıp 88 yılında tamamlanmıştır.Buna örnek olarak amaca uygun olarak yapılan Alaaddin Mahallesi verilebilir.Aynı zamanda 88 yılında, 30 dönümlük bir arazi gecekondu koruma alanı olarak ayrılmış. Bayındırlık Bakanlığı bu alanın yetkilerini belediyeye devretmiş, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belediye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belediye">belediye</a> de bir kısmını parsellere ayırıp halka dağıtmış ve bu  yapsatçılığa neden olmuş. Birkaç yerde rastlanılan gecekonduların artmaması amacıyla halka <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> toplu konut alanları yapılmaya çalışılıyor. Gecekondu önleme bölgesinin %15 civarındaki  kısmı toplu konut yapımı için ayrılmış fakat maliyeti fazla olduğu için hazırlanan projeler hayata geçemiyor. Bu alanların çevresi zeytinliklerle ve askeri alanlarla sınırlandırıldığı için <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> imar alanlarının oluşturulması çok zor.</p>
<p>       21 dönüm civarındaki bu eğimli araziye yapılacak konutların 7-8 katı olmasında bir tereddüt var.Yapılması düşünülen 370 konutun,170 tanesinin satılması, 100 tanesinin arsa bedeli olarak toprak karşılığı verilmesi ve 100 tanesinin de bedava verilmesi planlanmaktadır. Evlerin fiyatları 10000-15000 $ civarında, vadeyle, sabit nüfusa satılması düşünülmektedir. 20 yıldır malına sahip çıkamayan halk, devlete başvuruyor ve uzlaşma bu aşamada başlıyor.<br />
         Erdek turizmin ilk başladığı yer olması itibariyle, toprak değeri yüksek olan, alt yapı sorunları çoğunlukla çözülmüş bir yer. Çevredeki illerden talebi var.Antalya-Erdek arası fiyat farkı çok az.Erdek’e dışardan işçi akımı %20 e kadar düştü. Yömiye şeklinde çalışan işçi var.Belediyede yazın çalışan personel sayısı yazın yarıya düşüyor.<br />
          Çerkez ve Rum evleri olarak iki mimari dokusu bulunuyor. Kurtuluş Savaşında ahşap doku yanarak yok oldu.<br />
          Erdek, ilköğretimde gösterdiği başarıyı daha ileriki eğitim basamaklarında gösterememiştir bu nedenle başka illere öğrenci vermektedir.</p>

<p class="sayac_bilgi">34 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/erdek%e2%80%99in-tanitimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Malatya İli Tanıtımı</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/malatya-ili-tanitimi.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/malatya-ili-tanitimi.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 16:38:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Asur]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Elde]]></category>
		<category><![CDATA[Eski]]></category>
		<category><![CDATA[Harput]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Kapadokya]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya Ili]]></category>
		<category><![CDATA[Pers]]></category>
		<category><![CDATA[Pirot]]></category>
		<category><![CDATA[Pontus]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Sancak]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[Urartu]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Yy]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<category></category>
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=12575</guid>
		<description><![CDATA[Elde bulunan belge ve bulgulara göre bölgede ilk yerleşim M:Ö 7000 yıllarında Caferhöyük’te başlamıştır. (Bu höyük, Karakaya baraj gölü suları altında kalmıştır.) Aslantepe , Değirmentepe , İmamoğlu, Köşkerbaba ve Pirot höyüklerinde yapılan kazılar, burada yerleşimin M.Ö 5000-3000 tarihleri arasında, Genç Kalkolifik ve Eski tunç devirlerinde de devam ettiğini göstermektedir. M.Ö 1950-1800 yıllar arasında Asur ticaret [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Elde bulunan belge ve bulgulara göre bölgede ilk yerleşim M:Ö 7000 yıllarında Caferhöyük’te  başlamıştır. (Bu höyük, Karakaya  baraj gölü suları  altında kalmıştır.) Aslantepe , Değirmentepe , İmamoğlu, Köşkerbaba ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/pirot/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Pirot">Pirot</a> höyüklerinde yapılan kazılar, burada yerleşimin M.Ö 5000-3000 tarihleri arasında, Genç Kalkolifik  ve Eski  tunç devirlerinde  de devam ettiğini göstermektedir. M.Ö 1950-1800 yıllar arasında Asur ticaret kolonileri devrinde önemli bir ticaret merkezi olan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/malatya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Malatya">Malatya</a>, M.Ö 1750 yılında Hitit Krallığı’nın yönetimine girmiştir. M.Ö 1200 yıllarında Hititlerin siyasi varlıklarını kaybetmelerinden sonra,  bölgede şehrin adıyla anılan “Melit Krallığı” kurulmuş (M.Ö VII.yy), bu krallığın dağılmasından sonra <a href="http://www.genelbilge.com/tag/malatya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Malatya">Malatya</a> sırasıyla Asur,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/urartu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Urartu">Urartu</a>,Med,Pers, Kapadokya Krallığı, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/pontus/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Pontus">Pontus</a> Krallığı, Roma ve Bizans egemenliğinde kalmıştır.<span id="more-12575"></span></p>
<p>              Türkmen boylarının Anadolu’da başlattıkları fetih hareketleri sonucu, 1057 yılında  kısa bir süre Türklerin elinde kalmış fakat Bizanslılar geri almıştır. Daha sonra 1100 yılında  Malatya Türk akıncıları tarafından Selçuklular egemenliğine girmiştir.</p>
<p>                1399 tarihinde, Yıldırım Beyazıt döneminde Osmanlı topraklarına katılan şehir, Timur istilasından sonra Dulkadiroğluları Beyliği yönetimine girmiştir.<br />
                 En son olarak bir daha istilaya ve düşman saldırılarına uğramamak üzere  1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.<br />
                  Malatya’da Osmanlıların yaptığı ilk sayım 1518tarihlidir. Daha sonra 1530’da yapılan sayımda kent nüfusu 7300, 1560’ta ise nüfus 8700’ü bulmuştu. Bunun 1300’ünü Ermeniler oluşturuyordu. Malatya yöresi önceleri Maraş İline bağlı bir liva idi. 1847’deki yeni şekilleşmeyle Harput Eyaletine bağlandı. 1867’deki Vilayet Nizamnamesi ile Malatya Diyarbakır Vilayetine bağlı bir sancak durumuna geldi. Cumhuriyetin kurulmasıyla vilayet haline getirilen Malatya’nın belediyesi de o tarihlerde kurulmuştur. O tarihten sonra her geçen gün biraz daha gelişerek gönümüzde büyük bir şehir durumuna gelmiştir. Mustafa Kemal Atatürk 13 Şubat 1931 ve 14 Kasım 1937’de şehri  ziyaret etmiştir. </p>
<p>“Malatya” Adı Nereden Geliyor?</p>
<p>Günümüzden 3000 yıl önce burada ilk kenti kuran Hititler buraya “Meyve bahçesi” anlamına gelen “Maldiye” adını vermişlerdir. Bu kelime daha sonra Asurlar ve Urartular dilinde “Melita” olarak anılmıştır. Romalılar döneminde “Melitene” denmiş müslüman araplar ise, kenti “Malatiye” diye anmışlardır. Bu ad, Türklerin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eline/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eline">eline</a> geçtikten sonra “Malatya” oldu ve o zamandan beri bu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/adla/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Adla">adla</a> anılarak günümüze kadar gelmiştir.(Anonim 1996,Çetiner,2000) </p>
<p>1.2 COĞRAFİ KONUM :</p>
<p>	Malatya; Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat havzasında yer almaktadır. İli doğuda Elazığ ve Diyarbakır, güneyde Adıyaman, batıda Kahramanmaraş kuzeyde Sivas ve Erzincan illeri ile çevrilidir.</p>
<p>	Malatya ilinin yüzölçümü  12.313 km2  olup 350541 ve 390 031  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kuzey/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kuzey">kuzey</a> enlemleri ile  380 191 doğu boylamları arasında kalmakta il merkezi  380 211 <a href="http://www.genelbilge.com/tag/kuzey/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Kuzey">kuzey</a> enlemi  ile  380 191 doğu boylamının belirlediği noktada bulunur. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deniz">Deniz</a> seviyesinden yüksekliği 998m’dir.</p>
<p>          Malatya, Sultansuyu ve Sürgü çayı vadileri ile Akdeniz’e  Tohma  vadisi  ile İç Anadolu’ya, Fırat Vadisi ile Doğu Anadolu’ya  açılarak bu bölgeler arasında geçiş alanı oluşturur.(Anonim, 1996).</p>
<p> 1.2.1 Jeolojik Yapı: </p>
<p>              Malatya il alanı, Alp kıvrımlaşması sırasında şekillenmiştir. Daha sonra III. zamanın  sonu IV. zamanın başlarında ortaya çıkan  tektonik  hareketler sırasındaki kırılmalarla  kimi kesimleri  çökmüş  yada  yükselmiştir. İl alanında  çok  şiddetli  bir aşınma olmuş, çöküntü alanları alüvyonlarla dolmuştur.</p>
<p>             Başta Malatya  Ovası  olmak üzere, ilin diğer ovaları  bu gelişmelerle ortaya çıkmıştır. Malatya topraklarında, IV. Zamanın başlarında volkanik hareketler yoğunlaşmış, yüzeye çıkan havlar çevreye yayılarak çukur yerleri doldurmuş ve yüksek plato düzlükleri oluşturmuştur. Malatya ovası 1500 metreyi aşan dağ sıraları ve platolarla çevrili geniş bir çöküntü alanıdır. İl merkezi Beydağları ve Fırat Vadisi arasındaki alanda, eski alüvyonların altında III. zaman gabro ve granodiyoritler uzanmaktadır. İl alanının Güneybatı ve Batısında III. zaman neojen kalkerleri egemen durumdadır. 50-60 metre kalınlıkta yatay tabakalar oluşturan aynı yaştaki konglomeralar Tohma Sultansuyu ve Kuruçay vadilerine doğru sokulurlar. Malatya’da hemen hemen her toprak tipine rastlanır. Büyük kesimi dik eğimli ve dağlık olup erozyon nedeniyle sorunlu bir topraktır. (Anonim, 1996) </p>
<p>1.2.2. Yeryüzü Şekilleri:</p>
<p>1.2.2.1. Dağlar</p>
<p>	İl alanının büyük bir bölümü Alp kıvrımlaşması sırasında şekillenen Güneydoğu Toroslarının kolları, ilin güneyini doğu-batı yönünde baştan başa kaplar. Güneyde daha düzenli sıralar oluşturan bu dağlar, Tohma suyu ve Fırat’a katılan çok sayıda akarsular aracılığıyla sıkça parçalanmıştır. İldeki Belli başlı dağlar.<br />
           Malatya Dağları: Besni, Adıyaman ve Kahta ile Malatya ovasını doldurur. Yüksek ve çok dalgalı olan Malatya Dağlarında önemli düzlükler yoktur. En önemli doruklar, batıdan doğuya doğru Korudağ (2100m), Karasuya (2424m), Becbel Tepe (2006m), Beydağı (2544m), Kelletepe (2150m), Gayruk Tepe (2306)’dir. </p>
<p>	Nurhak Dağları: Akçadağ ilçesinde Sultansuyu ile Kahramanmaraş ili arasında bulunur. Sönmüş Volkanik durumludur. Üzerindeki en önemli yükseltiler Derkent Dağı (2428), Kepez Dağı (2140m)  Kuşkaya Tepesi (1922 m) Akçadağı (2013 m) dir. </p>
<p>	Yama Dağı: Malatya’nın kuzeyindedir. Yüksekliği 1500m’dir. Büyük bir kısmı Sivas ile içerisinde kalır. </p>
<p>	Diğer önemli dağlar: Öğle kayası Dağı (2397 m) Kartaltepe (2916), Yetlicek Dağı (2727 m) Karakaya Tepesi (2424m )  Venk ve İzollu Dağlarıdır.</p>
<p>          Anadolu’nun öteki dağları gibi, Malatya’daki dağlar bir zamanlar ormanlarla kaplıyken kesilerek ve yakılarak tüketilmiştir. Fakat son zamanlarda “Yeşil Kuşak” adıyla orman yetiştirme çalışmaları yapılmaktadır.(Anonim 1996) </p>
<p>1.2.2.2. Platolar</p>
<p>	Malatya il alanında platolar çok geniş yer tutar. Özellikle kalker yapılı<br />
olan dağlar hızla aşınarak orta ve yüksek platolara dönmüştür. Volkanik hareketler sonucu çıkan lavlar dalgalı yapıyı düzleştirerek geniş düzlüklerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. </p>
<p>         Güney platoları Malatya dağları üzerine sıralanmışlardır. Bu platolar su bakımından zengindir. En önemlileri Mendol ve Elemendik platolarıdır. Batı platoları güney platolarına göre daha alçak yükseklik de olup, 1500m’nin üzerine çıkmaz. Tohma suyu ve kolları ile oldukça parçalanmış ve oldukça derin vadiler arasında sıralanan platolar genellikle kuru ve çıplaktır. Önemli platolar Büyük Kuruca ve Küçük Kurucadır. Kuzey Platoları Malatya’nın en önemli platolarıdır. Sivas sınırına yakın kesimleri daha geniş ve düzdür. Sarıçicek, Yama , Tabar, Büyükyazı, Akçadağ, Küçük Yazı, Üçpınar, Darende Platoları belli başlılarındandır. (Çetiner, 2000)</p>
<p>1.2.2.3  Vadiler ve Ovalar</p>
<p>	Malatya’da araziler kalkerli bir yapıya sahip olduğundan vadiler çok ve oldukça önemlidir. İldeki bütün vadiler fırat ana vadisine açılmaktadır. Bunlardan özellikle Tohma vadisi ve yan vadileri ile geniş bir ağ oluşturur. Bu  vadilerin tabanı Fırata yaklaştıkça genişler ve ilin önemli ovaları ortaya çıkar. Malatya ile sınırları içinde yer alan belli başlı ovalar şunlardır. </p>
<p>	Malatya Ovası: Tohma Havzası, Akçadağ, Sultansuyu ve Fırat Vadisi arasında oldukça geniş alanı kaplar. Bu ovanın tektonik bir çukur olduğu bilinmektedir. Ortalama yüksekliği 700 ile 1000 m arasında değişir. Malatya ovasında meyvecilik ve bunun yanında önemli miktarda buğday ve arpa tarımı yapılır. </p>
<p>	Yazıhan Ovası: Tohma suyunun kuzeyinde kalan bölümdür. Çok <a href="http://www.genelbilge.com/tag/verimli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Verimli">verimli</a> Toprakları olan bu bölümde su kaynakları çok azdır. Tohma çayı üzerinde kurulu Medik Barajı Gölünden büyük kanallarla akıtılan su ile bu ovada esas olarak şeker pancarı ve önemli miktarda buğday ve arpa tarımı yapılır. </p>
<p>	Akçadağ Ovası: Sultansuyu Vadisi’nin her iki yanı ile, Tohma Vadisi’ne uzanan eğimli bir bölümde bulunmaktadır. Bu arada Şekerpancarı, Kayısı, elma, nohut, fasülye, vb. ürünlerin tarımı yapılır. Meyveciliğin en yoğun yapıldığı ovadır.</p>
<p>	İzollu (Kale) Ovası: Malatya Ovası’nın doğusundan Fırat Nehrinin’nın dar ve derin bir koridor oluşturduğu Kömürhan Köprüsü Boğazı’na kadar uzanan kesimdeki irili ufaklı düzlüklere İzollu Ovası denir. Burada yazları sıcak ve kurak kışları oldukça ılıman geçer. Bu nedenle 10-15 yıl öncesine kadar pamuk ekimi yapılırdı. Buranın büyük bir kasımının 1986’da Karakaya Baraj Gölü suları altında kalmasına rağmen, Malatya ilinin sebze ihtiyacının büyük çoğunluğu bu bölümden sağlanır. Son dönemlerde kayısının değer kazanmasından sonra geniş çapta veya ağacı dikimine ağırlık verilmiştir. </p>
<p>Diğerleri</p>
<p>         Mığdı Ovası, Sürgü Ovası, Mondora Ovası, Çaplı Ovası, Pistrik Ovası ve Erkenek Ovalarıdır.<br />
           İldeki belli başlı vadiler ise Fırat Vadisi, Tohma Vadisi, Kuru çay Vadisi ve Sürgü Vadisidir.(Anonim, 1996; Çetiner,2000)</p>
<p>1.3İLİN MEVCUT SU POTANSİYELİ</p>
<p>1.3.1 Akarsuları</p>
<p>             Malatya, akarsu ve diğer su kaynakları bakımından çoğu illerimize göre daha zengindir. Yer aldığı Fırat Havzası, Türkiye’nin en büyük havzasıdır. Su toplama alanı 127.000 km2  olan bu havzanın yıllık ortalama su hacmi 28 milyar m3’ü aşmaktadır. Fırat havzasında 4.900.000 hektara yakın ovalık alan vardır. Bunun 1.700.000 hektarlık alanındaki akarsuların en önemlileri Tohma suyu, Kuruçay, Fırat Nehri ve Sürgü Çayıdır.(Anonim 1996)</p>
<p>1.3.1 Fırat Nehri:</p>
<p>Keban Barajı’ndan çıkan nehir Malatya’nın Elazığ ile sınırını oluşturacak şekilde güneybatıdan güneydoğuya doğru genişçe bir yay çizerek akar. Önce Kuruçay’ı  sonra Tohma suyunu alarak akan Fırat, zaman zaman kollara ayrılarak odacıklar oluşturdu.Bu alan günümüzde Karakaya Baraj Gölü sahası içinde kalmıştır. Fırat nehri, Doğu Anadolu’nun  en uzun ve en derin boğazlarından  biri  olan Kömürhan boğazına girerek akmasına devam edip boğazdan sonra Malatya –Diyarbakır sınırını oluşturmaktadır.(Anonim 1996)</p>
<p>  1.3.1.2 Tohma Suyu </p>
<p>                  Malatya’nın doğu sınırını oluşturan Fırat nehrinden sonra ilin en büyük suyu Tohma’dır. İki koldan oluşmaktadır. En uzun kolu Uzunyayla’dan  doğan Yukarı Tohma veya Ayvalı Tohmasıdır. Diğer kolu  Tahtalı dağlarından doğan Hacılar Tohmasıdır. Bu iki büyük kol Mığdı ovasında birleşirler. Daha sonra Malatya ovasından geçerek Fırat nehrine katılır. Malatya ovasından geçerken kuzeyde Havlavun  çayı ile Epreme  çayı, güneyde karışır. Uzunluğu 52,5km’dir.(Anonim 1996) </p>
<p>1.3.1.3 Kuruçay</p>
<p>                   Hekimhan  ilçesi yakınlarında  bulunan Hasançelebi ve Alacahan arasındaki Zorbaba Dağı’nın eteklerinden çıkar, Karakaya baraj gölüne karışır. Yaz aylarında suyu iyice azaldığından hatta kuruma noktasına geldiğinden Kuruçay adını alır. Bu yüzden bu sudan pek faydalanılmamaktadır. Uzunluğu 67km’dir.(Anonim, 1996) </p>
<p>1.3.1.4 Sürgü Çayı<br />
Malatya yöresinin batı kesimlerinde yer alan Karakaya tepesinin güney yamaçlarından doğar. Sürgü çayı, Göksu ırmağının önemli bir koludur. Sürgü kasabasından sonra Kapıdere’ye kadar batı yönünden akan çay sonra güneye döner Burada, Göksu ile birleşen ve Göksu adını olan akarsu Adıyaman il topraklarından Fırat’a katılır. Uzunluğu 30km&#8217;dir.(Anonim 1996) </p>
<p>1.3.1.5 Sultan Suyu<br />
	Doğanşehir ilçesinin batı sırtlarından doğar, Doğanşehir ovasından geçerek Tohma Suyu’na karışır. Su içinde bol miktarda gümüş balığı yaşar. Ayrıca ünlü Sultansuyu Pirinci bu su ile sulanan topraklarda yetişir. Uzunluğu 21,5m’dir.(Anonim, 1996)</p>
<p>1.3.1.6 Diğerleri:</p>
<p>	Yukarıda sayılan akarsulara şunları da eklemek mümkündür. Söğütlü çayı (17,5 km) Morhamam çayı (22,5 km) Beylerderesi (38 km), Mümihan çayı, (10 km), Şiro çayı (37 km) Derme çayı,  Orduzu Çayı Horata çayı, Elemendik çayı, Bu akarsuların dışında ya doğrudan Fırat’a, ya da diğer büyük akarsulara karışan çok sayıda küçük çay ve dereler vardır. Emin, Mircan, Göksu Aksu, Benenyel, Sazlıdere, Söğütlüdere, Sotikdere, Kozluk çayı, Yenice çayı, Sertrek çayı, Arapgir çayı, Davulgan çayı, Cevizli su, Kırmehmet çayı, Balaban çayı, Şişman çayı, Gürpınar çayı, Balıklı ağa suyu Sakızlı çay, Kızılmağara, Karaçayır, Bıyıkboğazı, Valide Deresi, Kerek çayı, Pereç suyu bunların bazılarıdır. (Çetiner, 2000) (Anonim, 1996).</p>
<p>1.3.2 Barajlar</p>
<p>1.3.2.2 Karakaya Barajı<br />
         Bu önemli ve büyük baraj Fırat Nehri üzerinde Diyarbakır&#8217;ın Çüngüş ilçesinde kurulmuştur. Malatya’nın Merkez ilçesinde 42, Pötürge ilçesinde 15 Akçadağ ilçesinde 2 Arguvan ilçesinde 6, Arapgir ilçesinde 2 köy olmak üzere 67 köy göl alanı içerisinde kalmış olup baraj gölü Malatya sınırları üzerinde 150.875.583 m2&#8242;lik bir alanı kaplamaktadır. Bu gölde önemli miktarda balıkçılık yapılmaktadır. Motopomplar gölden çekilen sudan geniş bir şekilde bahçe, bakliyat ve tahıl tarımı yapılabilmektedir. Malatya ile Elazığ’a bağlı köyler arasında ulaşım feribotla yapılmaktadır. Arazileri suyun altında  kalan halkın bir kısmı devlet desteğiyle başka illere göç etmişlerdir.(Anonim, 1996)</p>
<p> 1.3.2.2 Medik Barajı</p>
<p>          1975&#8242;te hizmete açılmıştır. Sulama ve elektrik amaçlı olarak inşa edilmiştir. Bu barajda toplanan sulama suyunu kanalarla temin eder. Suyun ulaşmasıyla bu ovada sulu tarıma geniş yer verilmiş, endüstri bitkilerinden şeker pancarı yetiştirilmeye başlanmıştır. Ayrıca buğday, arpa, patateste önemli miktarda yetiştirilir. Gölet hacmi 22 bin m3&#8242;tür. Net suladığı <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arazi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arazi">arazi</a> 9350 hektardır. Yüzölçümü 1.62 km2  .(Anonim, 1996)</p>
<p>Şekil 1 Karakaya Barajı’ndan bir görünüm</p>
<p>1.3.2.3 Çat Barajı<br />
Yeşilyurt ilçesinde 1996&#8242;da hizmete açılmış ilin en yeni barajıdır. Sulama artı içme suyu sağlamak amacıyla yapılmıştır. Net olarak 20 bin hektar arazi sulanmaktadır. Yüzölçümü 14.30 km2&#8242;dir.(Çetiner, 2000)</p>
<p>1.3.2.4 Sultansuyu Barajı<br />
         Akçadağ ilçesinin güneyinden gelen Sultansuyu üzerinde 1993&#8242;te hizmete açılmıştır. Bu barajda biriken su ile Akcadağ ilçesiyle Tohma çayı  arasında kalan arazinin sulanması amacıyla kurulmuştur. Yüzölçümü  2.26 km2.(Çetiner 2000)</p>
<p> 1.3.2.5 Polat Barajı<br />
1989 yılında hizmete açıldı. Polat kasabası, Fındık ve Topraktepe  köylerinin 2473 hektar alanını sulamaktadır. Barajın  yüksekliği  56m&#8217;dir ve  göl alanı 30 hektardır.  Yüzölçümü 2.99 km2&#8242;dir.(Çetiner, 2000</p>
<p>1.3.2.6 Sürgü Barajı      </p>
<p>Sürgü suyu üzerinde kurulmuştur. Bu gölden alınan su kanallarla  Doğanşehir ilçesi ve Ören  kasabasına kadar ulaştırılmaktadır. Baraj net 9350 hektar araziyi sulamaktadır. Burada büyük çapta bakliyat tarımı  ayrıca kayısı ve elma yetiştiriciliği yapılmaktadır. Yüzölçümü 5.10 km2.(Çetiner 2000) </p>
<p> 1.3.2.7 Orduzu Pınarbaşı Göleti:</p>
<p>Malatya &#8211; Elazığ karayolu üzerinde, il merkezine 5km uzaklıktadır. Kaynak sularını önünde suni gölet oluşturulmuştur. Burada toplanan su ile bağ ve bahçeler sulanır. Bu barajlardan başka sulama amaçlı olarak regilatörler kurulmuştur. Bunlar Şahnahan regilatörü (net olarak 3500 hektar alanı sulamakta), Kapılık regilatörü ( net 4000 hektar alanı sulamakta), Erkenek Regilatörü (2000 hektar alanı sulamakta)&#8217;dır.<br />
          Malatya&#8217;da önemli bir tabii göl yoktur. Yalnızca dağlık kesimlerden akan  suların kaynak alanlarında ve yükseltili plato basamaklarında yüzeye çıkan suların oluşturduğu küçük göller vardır. Bunlar dışında sulama amaçlı 5 gölet vardır. Bunlardan Orduzu Sulama Göletti,Orduzu Zorbalı Göletti ve Hançayı II. Sulama Göleti Malatya merkezde, İsaköy sulama göleti Arguvan ilçesinde ve bir sulama göletti de Darende ilçesinde bulunmaktadır. (Anonim, 1996; Çetiner, 2000; Anonim, 1990)</p>
<p>1.4 NÜFUS VE SOSYAL YAPI</p>
<p>          Malatya&#8217;nın sosyal yapısı bütün özellikleri Türkiye sosyal yapısının küçük bir örneğini göstermektedir. Malatya&#8217;nın; Doğu, Güneydoğu, Güney ve Orta  Anadolu bölgelerinin hemen noktasında bulunması nedeniyle sosyal yapısı çeşitlilik ve zenginlik gösterir. Malatya Nüfus ile Türkiye&#8217;nin 14.büyük kenti, doğunun ise en kalabalık iki ilinden birisidir. Ekonomik ve sosyal yönden çok geniş bir etki alanı nüfusu üzerine etkili olmaktadır. </p>
<p>          İl nüfusunu gelişimi 1927 yılında yapılan sayımdan başlayarak değerlendirildiğinde düzenli bir artış görülmediği, zaman zaman da azalmalar olduğu görülmektedir. 1936’da %036.71 olan nüfus artış oranı, sonraki yıllarda %04.81’e düşmüştür. 1950’de  nüfus artış oranı  %24.11’e çıkmıştır. Nüfusu  1954 yılında Adıyaman’ın  il olarak  ayrılması, Kemaliye  ilçesinin Erzincan’a bağlanması ile %68.79 oranında azalmıştır. Sonraki yıllarda artış devam etmiş ve 1985-1990yılları arasında yıllık artış oranı %10.60 olmuştur. Nüfus dalgalanmaları ile ilde yaşayanların sayısı sayımda 305.708 iken 1935’de 410.162, 1950’de 483.568, 1960’da 702.055 ve 1997 yılında ise 823.000 kişiye ulaşmıştır. İl nüfusunun %47.5’i Malatya ovasına yayılan merkez ilçede yaşamaktadır. </p>
<p>         Şehir nüfusunun en hızlı arttığı dönem  1955-1960 yılları arasında olmuştur. Tarımda teknolojilerin ilerlemesi ile köylerde iş gücü fazlalığı doğmuş ve şehre göç hızlanmıştır. Ayrıca 1986 yılında Karakaya Baraj gölünün hizmete girmesi ile köyleri baraj altında kalan çok sayıda insan yine Malatya’ya göçmüştür. Malatya’dan öteki illere göçenlerin büyük bir bölümü İstanbul’a yerleşmiştir. </p>
<p>          Başta şehir merkezi olmak üzere öteki iskan alanlarına kısa süreli yerleşmelerin en önemli nedeni 2. Ordu Merkezi’nin Konya’dan  Malatya ya kaydırılmasıdır. Şehir merkezine gelen üçüncü grup ise kayısı, elma, meyve, şeker pancarı gibi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sanayi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sanayi">sanayi</a> bitkilerin hasadında çalışmak üzere gelen mevsimlik işçilerdir.</p>
<p>Coğrafi yapı nedeniyle kuru tarım yapılan tarlalara sürekli gidilmesi gerekmediğinden insanların bir arada yaşadığı toplu köyler ortaya çıkmıştır. Malatya’da %84.7’sini toplu köyler teşkil eder. Sulu tarım uygulanması nedeniyle  her an tarım alanında bulunması zorunlu olan dağınık bir yerleşim özelliği gösteren köyler Malatya’da %15.3 oranındadır.(Web sayfası) </p>
<p>Türkiye genelinde olduğu gibi Malatya nüfusu da çok gençtir. Yaş ortalaması 25.41‘dir. Malatya il merkezi ile birlikte 14 ilçe 10 bucak ve 494 köyden oluşmuştur . Malatya’da  nüfus yoğunluğu bakımından ilk üç ilçe Merkez ilçe( 461.266),Akçadağ (44.954), ve Battalgazi (44.917) ilçeleridir. (Anonim 1998)<br />
        Çizelge .1  1997 yılı nüfus sayımına göre <a href="http://www.genelbilge.com/tag/malatya-ili/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Malatya Ili">Malatya ili</a> ve ilçelerinin nüfus dağılımı (Anonim, 2001a)</p>
<p>İLÇE</p>
<p>MERKEZ<br />
AKÇADAĞ<br />
ARAPGİR<br />
ARGUVAN<br />
BATTALGAZİ<br />
DARENDE<br />
DOĞANŞEHİR<br />
DOĞAN YOL<br />
HEKİMHAN<br />
KALE<br />
KULUNCAK<br />
PÜTÜRGE<br />
YAZIHAN<br />
YEŞİLYURT</p>
<p>TOPLAM	Belediye sayısı</p>
<p>10<br />
4<br />
1<br />
1<br />
3<br />
7<br />
7<br />
2<br />
6<br />
1<br />
2<br />
3<br />
3<br />
4</p>
<p>54	Köy sayısı</p>
<p>44<br />
69<br />
42<br />
46<br />
12<br />
44<br />
29<br />
13<br />
50<br />
18<br />
20<br />
60<br />
27<br />
20</p>
<p>494	Uzaklık(km)</p>
<p>-<br />
37<br />
107<br />
56<br />
10<br />
104<br />
61<br />
70<br />
70<br />
50<br />
100<br />
75<br />
36<br />
9</p>
<p>-	Nüfus sayısı</p>
<p>461.266<br />
44.954<br />
17.482<br />
10.716<br />
25.790<br />
44.917<br />
56.685<br />
9.847<br />
41.288<br />
8.470<br />
16.858<br />
26.539<br />
18.980<br />
39.729</p>
<p>823.521</p>
<p>Malatya ilinde faal nüfusun %64’ü tarım kesiminde görev yapmaktadır.(çizelge 2) (Anonim, 1998)</p>
<p>ÇİZELGE .2 İktisadi faaliyet kurallarına göre nüfus(Anonim, 1998)</p>
<p>Toplam</p>
<p>Tarım </p>
<p>Madencilik</p>
<p>İmalat Sanayi</p>
<p>Elektrik gaz ve su</p>
<p>İnşaat </p>
<p>Toptan ve Perakende ticaret ,lokanta ve oteller</p>
<p>Ulaştırma haberleşme<br />
Depolama Mali kurumlar, sigorta taşımaz mallara ilişkin işler ve kurumları yardımcı iş hizmetleri </p>
<p>Sosyal ve kişisel hizmetler</p>
<p>Diğer	Türkiye<br />
Sayı<br />
23.381.893</p>
<p>12.457.796</p>
<p>130.823</p>
<p>2.781.717</p>
<p>80.324</p>
<p>1.184.306</p>
<p>1.854.242</p>
<p>541.742</p>
<p>3.344.033</p>
<p>141.483<br />
%<br />
100</p>
<p>53.66</p>
<p>0.56</p>
<p>11.90</p>
<p>0.34</p>
<p>5.06</p>
<p>7.93</p>
<p>2.32</p>
<p>14.30</p>
<p>0.6	Doğu Anadolu<br />
Sayı<br />
2.198.905</p>
<p>1.581.564</p>
<p>4664</p>
<p>76.754</p>
<p>6.076</p>
<p>70.210</p>
<p>8.0764</p>
<p>14.116</p>
<p>315.577</p>
<p>6.442<br />
%<br />
100</p>
<p>71.93</p>
<p>0.21</p>
<p>3.49</p>
<p>0.28</p>
<p>3.19</p>
<p>3.67</p>
<p>0.64</p>
<p>14.22</p>
<p>0.29	Malatya<br />
Sayı<br />
275.880</p>
<p>176.502</p>
<p>367</p>
<p>18.522</p>
<p>669</p>
<p>9.895</p>
<p>15.788</p>
<p>2.942</p>
<p>42.444</p>
<p>1.103<br />
%<br />
100</p>
<p>63.98</p>
<p>0.13</p>
<p>6.71</p>
<p>0.24</p>
<p>3.59</p>
<p>5.72</p>
<p>1.07</p>
<p>15.38</p>
<p>0.40</p>
<p>     2  İLİN İKLİM ÖZELLİKLERİ VE BİTKİ ÖRTÜSÜ </p>
<p>2.1 İKLİM<br />
 Malatya ilinde <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gnl/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Genel">genel</a> olarak karasal iklim koşulları geçerlidir. İlde yazlar sıcak ve kurak kışlar soğuk ve çoğu kez kar yağışlı geçmektedir. Doğu, Güneydoğu ve İç  Anadolu  iklim özelliklerinin görülebildiği ilde denizden yüksek ve uzak olduğundan iklim serttir. Ancak Malatya ovasında içeren çöküntü alanında son yıllarda Karakaya ve  diğer baraj göllerinin etkisiyle, iklim yumuşayarak zaman zaman Akdeniz iklimi özelliklerini gösteren bir mikroklima özelliğine sahiptir.(Veb sayfası)</p>
<p>ÇİZELGE 3 Malatya ili uzun yıllar meteorolojik verileri ortalamaları(Anonim 2001a)</p>
<p>	Ocak	Şubat	Mart 	Nisan 	Mayıs 	Haziran 	Temmuz 	Ağustos	Eylül 	Ekim	Kasım 	Aralık 	Yıllık<br />
Max. Sıcaklık (0C)<br />
   13,4<br />
   18,6<br />
  24,5<br />
  30,4<br />
   36,0<br />
     40,0<br />
      42,2<br />
     40,8<br />
  37,0<br />
  33,1<br />
   25,0<br />
   18,0<br />
  42,2<br />
Min. Sıcaklık (0C)<br />
  -17,0<br />
 -15,3</p>
<p>-13,9<br />
  -4,2<br />
     1,9</p>
<p>       8,7<br />
       10,0<br />
     12,7<br />
    5,7<br />
    0,6<br />
    -7,5<br />
  -13,2<br />
-17,0<br />
Ort. Sıcaklık (0C)<br />
     0,3<br />
     1,3<br />
    6,2<br />
  13,0<br />
   17,8<br />
     23,0<br />
       27,5<br />
     26,7<br />
  22,2<br />
  15,0<br />
     7,2<br />
     2,4<br />
  13,6<br />
Ort. Bağıl nem(%)<br />
      72<br />
      68<br />
     61<br />
     54<br />
      51<br />
        41<br />
          35<br />
        34<br />
     38<br />
     55<br />
      68<br />
      74<br />
     54<br />
Ort.Toplam Yağış mik. (mm)<br />
   33,1<br />
   36,8<br />
  52,2<br />
  50,5<br />
   50,1<br />
     23,5<br />
         3,5<br />
       1,8<br />
    5,9<br />
   405<br />
    440<br />
   42,5<br />
384,4<br />
Ort. Rüzgar hızı(m/s)<br />
     0,9<br />
     1,0<br />
    1,3<br />
    1,6<br />
     1,4<br />
       1,5<br />
         1,5<br />
       1,4<br />
    1,2<br />
    1,0<br />
     0,8<br />
     0,8<br />
    1,2<br />
Hakim rüzgarın esme sayısı<br />
    145<br />
    188<br />
   206<br />
   264<br />
    224<br />
      248<br />
        290<br />
      271<br />
   172<br />
   129<br />
    110<br />
    128<br />
 2375<br />
Ort. Basınç (hPa)<br />
 908,3<br />
 906,6<br />
904,9<br />
904,0<br />
 904,1<br />
   902,1<br />
    899,9<br />
   901,0<br />
904,5<br />
907,8<br />
 908,9<br />
 908,9<br />
905,1<br />
Donlu gün sayısı<br />
    249<br />
   18,0<br />
    8,6<br />
    0,5<br />
    -<br />
     -<br />
    -<br />
      -<br />
   -<br />
   -<br />
     5,4<br />
  15,6<br />
  70,0<br />
Ort. Toprak üstü sıcaklık (0C)<br />
    -4,7<br />
    -4,6<br />
  -0,8<br />
    4,3<br />
     8,2<br />
     12,5<br />
       16,3<br />
     15,9<br />
  11,4<br />
    6,5<br />
     0,9<br />
    -2,5<br />
    5,3<br />
Ortalama 50 cm toprak sıc.(0C)<br />
     4,8<br />
     4,5<br />
    7,5<br />
  12,9<br />
   17,9<br />
     23,0<br />
       26,8<br />
     27,8<br />
  25,0<br />
  18,9<br />
   11,9<br />
     7,0<br />
  15,7<br />
Karla örtülü gün sayısı<br />
   10,5<br />
     9,2<br />
    3,3<br />
    0,2<br />
    -<br />
     -<br />
     -<br />
    -<br />
    -<br />
   -<br />
     1,4<br />
     5,2<br />
  29,8<br />
Ort. Sisli gün sayısı<br />
     2,6<br />
     1,2<br />
    0,3<br />
   0,2<br />
    -<br />
    -<br />
   -<br />
    -<br />
   -<br />
    0,3<br />
     1,5<br />
     4,9<br />
  11,0<br />
Ort. buhar basıncı<br />
     4,7<br />
     4,7<br />
    5,9<br />
    7,9<br />
   10,2<br />
     11,2<br />
       12,4<br />
     11,9<br />
  10,1<br />
    9,1<br />
     7,1<br />
     5,5<br />
    8,4<br />
Ortalama bulutluluk 0-10<br />
     5,8<br />
     5,3<br />
    4,9<br />
    4,7<br />
     3,9<br />
       1,9<br />
        0,9<br />
       0,6<br />
    1,1<br />
    3,1<br />
     4,7<br />
     6,3<br />
    3,6</p>
<p>2.1.1 Sıcaklık<br />
Malatya yöresi karasal iklim koşullarına sahip olduğundan yaz ve kışları ekstrem değerler görülebilir. Uzun yıllar yapılan ölçümlere göre yıllık ortalama sıcaklık 13,60C’dir. Yıl içindeki yüksek sıcaklık ortalaması 19.10Cdüşük sıcaklıklar ortalaması  ise 8,30C’dir. sıcaklığın en yüksek aylar Temmuz, Ağustos. Bu dönemdeki ortalama sıcaklık 270C’dir. En düşük sıcaklıklar Ocak, Şubat aylarında görülür. Bu ayların sıcaklık ortalamaları  0,80Cdir.1980-2000 yılları arasında 21 yıllık dönem de yapılan ölçümlerde en düşük sıcaklık 13Ocak1993 de -170Colarak ölçülmüş, en yüksek sıcaklık ise 31Ağustos 2000 tarihinde 42,290C olarak ölçülmüştür. Yıl içinde 00C’nin altındaki günler yani don olan günlerin sayısı 70 gündür. -100Caltındaki gün sayısı ise 4 gün olarak belirlenmiştir. Malatya da aynı zamanda meyveciliği de önemli derecede sınırlayan ilk bahar geç donları çok sık görülmektedir. Yaz aylarında ise 300C’nin üzerindeki gün sayısı 90 olarak kaydedilmiştir. (Anonim, 2001b)</p>
<p>2.1.2 Yağış</p>
<p>Malatya  yöresinde uzun yıllar yağış ortalaması 384,4 mm olarak kaydedilmiştir. Yağışın yıl içerisindeki dağılış Temmuz, Ağustos, Eylül ayları yağış miktarı düşük olmakta diğer aylarda yağış homojen dağılım göstermektedir. Uzun yıllar ortalamasına göre  yılın 150 gününde yağış görülmektedir. Bunun 49 günü kar yağışı olarak geçmektedir. Yılın en çok yağışlı geçen ayı Mart ayıdır. Ortalama 52.2 mm yağış görülmektedir. Toplam dolu yağışlı gün sayısı ise 2.1 gündür.(Anonim, 2001b)</p>
<p>2.1.3 Rüzgar</p>
<p>Malatya yöresinde hakim rüzgar yönü güneybatı olarak hafif ve orta kuvvette 1.2 m/s  saatte 20-25km olarak belirlenmiştir.Yetiştiricilik açısından sorun olan kuvvetli rüzgarlı gün sayısı 65 gün/yıl 10,8-17,1m/s olarak kaydedilmiştir.(Anonim, 2001b)</p>
<p>2.1.4 Nem ve Sis</p>
<p>Uzun yıllar yapılan ölçümler sonucunda Malatya yöresinin yıllık ortalama nemi %54 civarındadır ve ortalama bahar basıncı 8,4 hpA’dır. Ortalama sisli günler sayısı ise 11 gündür . Havanın çok nemli veya sisli olduğu dönemlerde özellikle kaysılarda monilya yani çil hastalığı görülmektedir. Monilya hastalığı kayısı yetiştiriciliğinin en önemli sorunlarından biridir.(Anonim, 2001b) </p>
<p>2.2 BİTKİ ÖRTÜSÜ</p>
<p>Malatya toprakları önemli bitki örtüsünden yoksundur. Eskiden il alanının önemli bir bölümü ormanlarla kaplı iken çıkan yangınlar sonucu bu örtü zamanla yok oymuştur. Doğal şartlar ormanların kendi kendisini yenilemesini büyük ölçüde güçleştirdiğinden <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yer-yer/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yer Yer">yer yer</a> bozkırlar ortaya çıkmıştır. İl arazisinin 120.827 hektarı fundalık orman arazisi, 572.729 hektar daimi çayır ve otlak arazisi, 120.827 dekarı tarımı elverişsiz arazi, tarımsal üretim yapılan alan veya işlenen alan ise 425.045 hektardır. </p>
<p>İl topraklarının güneyini boydan boya kaplayan batı- doğu doğrultulu Malatya dağları meşenin egemen olduğu koru ve baltalıklarla kaplıdır. Malatya vadisinin batı ucunda sultan suyu vadisine bakan yamaçlarda Doğu Anadolu’da ortadan kalkmakta olan kızılcıklara rastlanır. Malatya dağları üzerinde yer alan platolar ile Malatya ovasına yakın kesimlerde yer alan yarı ova nitelikli düzlükler, zengin çayır otları ile kaplıdır. İl alanının güneybatısındaki platolarda doğal bitki örtüsü hemen hemen ortadan kalkmıştır. </p>
<p>Malatya’nın kuzeyini kaplayan dağlar ise batıya göre daha zengin bitki örtüsüne sahiptir. Bu kesimde çoğu bozuk nitelikli olmak üzere meşenin çoğunlukta olduğu yapraklı ormanlar vardır. Nehir ve çay kenarlarında kavaklık ve söğütler bulunur.</p>
<p>Malatya ili ve ilçelerinde daha çok yakacak olarak kullanmak için orman ürünleri de yetişmektedir. Malatya orman işletme müdürlüğü sorumluluğundaki 112.704 hektarlık orman alanında meşe, çam ve sedir yetiştirilmekte olup bunlar sanayi yakıt ve enerji olarak kullanılmaktadır.(Veb sayfası ;Anonim, 1996)</p>
<p>3 TOPRAK VARLIĞI VE ARAZİ KULLANIMI</p>
<p>3.1 TOPRAK YAPISI<br />
İklim, topoğrafya ve ana madde farklılıkları nedeniyle Malatya’da çeşitli büyük toprak grupları oluşmuştur. Büyük toprak gruplarının yanı sıra toprak örtüsünden yoksun bazı arazi tipleri de görülmektedir. Malatya ilinin toprak yapısı şekil-1’de gösterilmiştir. (Anonim 1985)</p>
<p>3.1.1. Alüvyal Topraklar</p>
<p>        Bu topraklar, akarsular tarafından taşınan, depolanan materyaller üzerinde oluşan genç topraklardır. Üzerlerindeki bitki örtüsü iklime bağlıdır. Bulundukları iklime uyabilen her türlü kültür bitkisinin yetiştirilmesine elverişli ve üretken topraklardır. </p>
<p>         Alüvyal topraklar Malatya ilinde daha çok Fırat Nehri ile Tohma Çayı boyunca uzanmaktadır. Toplam alanları 20.236 hektardır. Bunun 19.703 hektarı 1. sınıf, 442 hektarı yetersiz drenajlı ve 2. sınıf, 95 hektarı ise kötü drenajlı 3. sınıf arazilerden oluşmaktadır. (Anonim, 1985)</p>
<p>ŞEKİL 2 Malatya ilinin toprak yapısı(Anonim, 1985)</p>
<p>	Kahverengi orman<br />
	59.961<br />
	%4,9</p>
<p>	Kolüvyol<br />
            Kireçsiz                                                                           31.201ha  %2,5<br />
    Kahverengi orman<br />
	128.370	Alüvyol<br />
                   %10,4                                                                      20.236ha  %1,6</p>
<p>	Çeşitli Araziler<br />
	Yüzeyleri<br />
	49.182 %4.0<br />
                   Kireçsiz kahverengi<br />
                      141.636  %11.5<br />
	Kırmızımsı Kahverengi<br />
	  212.470   %17.3<br />
	        Bazaltik<br />
75.80	%6.1</p>
<p>3.1.2. Kolüvyal Topraklar ,</p>
<p>	Yerçekim, toprak kayması, yüzey akışı ve yan derelerle taşınarak biriken materyaller üzerinde oluşmuş genç topraklardır. Ara sıra taşkına maruz kalsa da eğim ve bünye nedeniyle drenajları iyidir. Tuzluluk ve Asitlik sorunları yoktur.<br />
	Kolüvyal topraklar Kale, Darende ve Hekimhan çevresinde ve küçük akarsu vadilerinde görülür. Yağışın yeterli olması veya sulanmaları halinde verimleri yüksektir. Toplam alanları 31.201 hektardır.(Anonim, 1985) </p>
<p>3.1.3. Kahverengi Orman Toprakları</p>
<p>	Bu topraklar kireçle zengin ana madde üzerinde oluşur. Gözenekli ve granüler yapıya sahiptir. Genellikle geniş yapraklı orman örtüsü altında oluşur. Drenajlar iyidir. Bu topraklar Akçadağ ilçesi ile Levent bucağında, Hekimhan’ın güneydoğusunda Pütürge’nin güney ve güneybatısında ayrıca Doğanşehir’in güneybatısında görülmektedir. İldeki toplam alanları 59.961 hektar olup %18’i işlemeli tarıma uygun II.III.IV. sınıf arazilerden oluşmaktadır. Bu toprakların %26’sı mera olarak kullanılmakta %56’sı ise ormanla kaplıdır.(Anonim, 1985) </p>
<p>3.1.4 Kireçsiz Kahverengi Orman Toprakları</p>
<p>	 Bu toprak tipi genellikle yaprağını döken orman örtüsü altında oluşur. Malatya’nın güneybatısı ile kuzeybatısında, Arguvan’ın batısında Pütürge çevresinde görülmektedir. Eğimleri genellikle dik ve çok dik derinlikleri sığ ve çok sığdır.Toplam kapladıkları alan 128.370 hektar olup %10’ u işlemeli tarıma uygun II. ,III., IV. sınıf arazilerden oluşmakta %82’si ise ormanla kaplıdır.(Anonim, 1985)</p>
<p>3.1.5 Kahverengi Topraklar</p>
<p>	Çeşitli ana maddelerden oluşur. Profillerinde çok miktarda kalsiyum bulunur. Bu topraklar yazın uzun peryotlar kuru kalır ve bu peryotlar kimyasal ve biyolojik etkinlikler yavaştır.<br />
	Kahverengi topraklar Darende ile Hekimhan ve Arguvan ile Yazıhan arasında Kuluncak Darende, Arguvan, Arapkir, ve Yeşilyurt çevresinde Akçadağ’ın kuzeyinde ve güneydoğusunda görülmektedir. Malatya’daki toplam alanları, 513. 170 hektar olup bunun %47.7 si toprak işlemeli tarıma uygun I,II,III ve IV. Sınıf arazilerden oluşmakta %46’sı Çayır ve mera olarak kullanılmaktadır.(Anonim, 1985) </p>
<p>3.1.6 Kireçsiz Kahverengi Topraklar</p>
<p> 	Bu topraklar genellikle İspendere ve Keferdiz buçakları çevresinde ve Hekimhan ile Yazıhan arasında görülmektedir. Yarıya yakın bir kısmı taşlıdır. Malatya’daki toplam alanları 141. 636 hektar olup işlemeli tarıma uygun olan I.II.III ve IV. Sınıf araziler %12,6’lık bir alan kaplamaktadır. Kireçsiz kahverengi toprakların %84’ü mera olarak kullanılmaktadır.(Anonim, 1985) </p>
<p>3.1.7 Kırmızımsı Kahverengi Topraklar </p>
<p>	Rengi hariç hemen hemen diğer bütün özellikleri kahverengi toprakların aynı veya benzeridir.Bu topraklar Akçadağ’ın kuzey, batı ve kuzeybatısında Doğanşehir ve Hekimhan çevresinde, Yeşilyurt ve Doğanşehir arasında bulunmaktadır. Kırmızımsı kahverengi toprakların oranı 212.470 hektar olup bunun %20’si toprak işlemeli tarıma uygundur. %69,1’i mera olarak kullanılmakta %4,9’u orman ve funda ile kaplı bulunmaktadır.(Anonim, 1985)</p>
<p>3.1.8 Bazaltik Topraklar</p>
<p>	Bu topraklar genellikle orta derin veya sığdır. Ağır killi topraklardır ve profilleri iyi gelişmemiştir. Malatya’da bu topraklar Kürecik bucağının batısında ve güneyinde ve Arapkir ile Arguvan arasında bulunurlar. 75.080 hektarlık ölçümleri ile ilde % 6,1’lik yer tutan Bazaltik toprakların %26’sı toprak işlemeli tarıma uygundur. %66’lık kısmı meradır.(Anonim, 1985) </p>
<p>3.1.9 Çıplak Kaya ve Molozlar</p>
<p>	Üzerinde toprak örtüsü parçalanmamış veya kısmen parçalanmış sert kaya ve taşlarla kaplı sahalardır. Malatya’da bütün arazilerin toplam alanı 32.299 hektar olup il genel yüzölçümünün %32’sini oluştururlar.(Anonim, 1985)</p>
<p>3.1.10	 Irmak ve Taşkın Yatakları<br />
	Akarsuların normal yatakları dışında feyezan halinde iken yayıldıkları alandır. Malatya’da bu tip arazilerin toplam alanı 2792 hektardır.(Anonim, 1985) </p>
<p>Kullanma durumuna göre yapılan arazi sınıflandırmada ise;</p>
<p>I.Sınıf Araziler: Yayılma alanı 70.177 hektar olup il yüzölçümünün %5.7 sini teşkil etmektedir. Bu sınıf arazilerin %47,2’si kahverengi ,%28,1’i Alüvyal ,%12,5 ‘i kolüvyal, %9,3’ü kırmızımsı kahverengi  ve %2,8’i de kireçsiz topraklardır.<br />
	Bu arazilerin 27423 hektarında nadaslı    kuru 2832 hektarında da nadassız kuru tarım 17.032 hektarı bahçe, 152 hektarı çayır olan arazilerin kalan 2304 hektarı da yerleşim alanı haline gelmiş bulunmaktadır.(Anonim, 1985) </p>
<p>II. Sınıf Araziler: Malatya ilinde 81.265 hektarlık yüzölçümleri ile %6,6’lık bir oran teşkil etmektedir. Bu arazilerin %0,5 Alüvyol, %16,4’ü kolüvyol, %59,1’i kahverengi, %5,1’i Bazaltik topraklar ve %0,1’i kahverengi orman %3,2’si kireçsiz kahverengi orman topraklarıdır.(Anonim, 1985)</p>
<p>III. Sınıf Araziler: Bu araziler 126.383 hektar yüzölçümleriyle Malatya ilinin %10,2 ‘sini teşkil etmektedir. Bu arazilerin %0,1’i Alüvyal, %6,2’si kolüvyal, %68,8’i kahverengi orman toprakları oluşturmaktadır. İlde kullanım alanları ise ; 88.301 hektar kuru tarım, 15.471 hektar sulu tarım, 16.129 hektar bağ-bahçe ,2400 hektar çayır-mera, 1023 hektar orman ve 3059 hektar ise yerleşim alanıdır.(Anonim, 1985)</p>
<p>IV. Sınıf Araziler: 124.076 hektar yüzölçümü ile Malatya’da %10,1’lik bir orana sahiptir. Bu sınıfın %0,9’u kolüvyol, %61,7’si kahverengi, %4,2’si kireçsiz kahverengi, %12,5’i kırmızımsı kahverengi, %4,2’si kireçsiz kahverengi orman toprakları oluşturur. Bu arazilerin büyük bir kısmında kuru tarım uygulanmaktadır. 38999 hektarı orman ve fundalık, 1556 hektarı ise yerleşim alanı olarak kullanılır.(Anonim, 1985) </p>
<p>V. Sınıf Araziler: Bu tip araziler tarla ve bahçe kültürüne uygun olmamakla birlikte çayır ıslahı yapmak veya uygun ağaç türleri yetiştirerek bu arazilerden kazanç sağlamak mümkündür. Bu sınıf için Malatya’da hiçbir çalışma yapılmamıştır.(Anonim, 1985) </p>
<p>VI. Sınıf Arazileri: Bu topraklar kültür bitkilerinin yetiştirilmesi için uygun değildir. Ancak çayır, mera ve orman için kullanılabilirler. Malatya ilinde 143.137 hektarlık yüzölçüme sahiptir. Bu arazilerin 77391 hektarı mera 48.287 hektarı kuru tarım, 1489 hektarı sulu tarım, 10.597 hektarı orman ve fundalık, 680 hektarı yerleşim alanıdır. (Anonim, 1985)</p>
<p>VII. Sınıf Araziler: Bu sınıf araziler 637.086 hektarlık yüzölçümü ile %51,7’lik bir orana sahiptir. Bu sınıfa giren topraklar erozyon dik eğim, toprak sığlığı, taşlılık, tuzluluk veya alkalilik gibi kültür bitkilerinin yetiştirilmesini engelleyen çok şiddetli sınırlandırmalara sahiptir. Ayrıca çayır-mera ıslahı içinde kullanılma olanakları da oldukça sınırlıdır. Bu arazilerin 5908 hektarında kuru tarım 144593 hektarı orman funda, 479559 hektarı mera ve 1899 hektarı da yerleşim alanı halindedir.(Anonim, 1985)</p>
<p>VIII. Sınıf Arazi: Bu arazilerin toplam alanı 42091 hektar olup 2792 hektarı ırmak taşkın yatağı ve 39299 hektarı çıplak kayalardır.(Anonim, 1985)</p>
<p>	Malatya ilinde sınıflandırması yapılan tüm bu arazi tipleri dışında 7091 hektar su yüzeyi bulunmaktadır. (Anonim, 1996)</p>
<p>3.2 MALATYA TOPRAKLARINDA KARŞILAŞILAN PROBLEMLER </p>
<p>	Malatya il topraklarında kültür bitkilerinin yetiştirilmesini ve tarımsal kullanımı kısıtlayan erozyon, sığlık, taşlılık, kayalık ve drenaj bozukluğu gibi etkinlik dereceleri değişen bazı sorunlar bulunmaktadır.(Anonim, 1985) </p>
<p>3.2.1Erozyon</p>
<p>	Malatya da en yaygın sorun su erozyonudur. Bu sorundan çok az etkilenen veya hiç etkilenmeyen alanlar genellikle Alüvyal  topraklardan oluşan taban araziler ile kolüvyal toprakların düze yakın ve hafif eğimli alanlarında görülür. (toplam arazinin %5,6’sı) Diğer alanlarda belli ölçüde erozyonlar görülmektedir.  </p>
<p>	Malatya ilinin 279.616 hektarlık (%23,6) bölümünde orta derecede erozyon,  528,414 hektarında (%44,7) doğal bitki örtüsünün tahrip edilmesi ve arazilerin kabiliyetlerine uygun olarak kullanılmaması sonucu şiddetli erozyon ve doğal bitki örtüsünün aşırı derecede tahrip olan 260.170 hektarlık (%22,1) alanda çok şiddetli erozyon görülmektedir. </p>
<p>	Malatya’da erozyona karşı ve arazi ıslahı amacıyla ağaçlandırma çalışmaları 1960’lı yıllardan beri sürmektedir.1962-1982 yılları arasında Şiro Çayı havzasında<br />
5500 hektar alanda 15 milyon adet fidan dikilmiştir.1986 yılında Malatya çevresinde “Yeşil Kuşak Projesi” devreye sokulmuş ve 1800 hektar alanda yaklaşık 5 milyon adet fidan dikilmiştir.1989 yılında 32.000 hektar alanı kapsayacak “Karakaya Barajı Sağ <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sahil/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sahil">Sahil</a> Toprak Muhafaza Projesi” uygulamaya konmuştur. Bu proje kapsamında 1600 hektar alanda 4 milyon adet fidan dikilmiştir.</p>
<p>	25 Mart 1993 tarihinde  Orman Bakanlığı ve Dünya Bankası ile yapılan anlaşma sonucu “Doğu Anadolu Su Havzası Projesi” uygulanmaya başlanmıştır. Projeye göre Adıyaman, Elazığ ve Malatya illerinde her yıl üçer adet olmak üzere toplam 54 mikro havzada çalışma yapılması planlanmıştır. Proje ile 20 hektar alanda 50 milyon adet fidan dikimi yapılacaktır. (Anonim, 1985;Anonim, 1996)</p>
<p>3.2.2	Toprak Sığlığı </p>
<p>	Topraklarda köklerin geliştiği ve bitki besin maddelerinin ve suyun temin edildiği bölgenin derinliği bitki yetiştirme açısından önemlidir. Bu bölge derin olursa iklime uyabilen her tür kültür bitkisini yetiştirmek mümkündür. Ancak Malatya ilinin 131.507 hektarı (%11,1) 90 cm’den fazla derinliğe sahiptir. Bununda 73.782 hektarı düz ve düze yakın eğimlerde yer almaktadır. Erozyon hiç yok ya da hafiftir. Büyük bir kısmı I. Ve II. Sınıf topraklardır. İlin 232.297 hektarlık alanı (%19,6) orta derinlikte topraklardan oluşmaktadır. Bu topraklar orta derecede erozyondan etkilenmişlerdir. Araziler daha çok III.  ve IV. Sınıftır. </p>
<p>	İlin 296.372 hektarlık (%25,1) kısmı sığ topraklardan oluşmaktadır. Sığ toprakların %85’inde şiddetli erozyon görülmektedir. Bu araziler genellikle VI. VII. Sınıftadır. </p>
<p>	Çok sığ topraklar %44,1’lik bir orana ve 521.948 hektarlık yüzölçüme sahiptir. Bu topraklarda şiddetli ve çok şiddetli erozyon görülmektedir. Bu araziler mera ve ormanlık arazilerdir. Bitkisel üretim açısından fazla yararlı olmayan sığ ve çok sığ topraklar 818.320 hektarlık yüzölçümü ile il genelinde %69,2’lik bir oran oluşturmaktadır.(Anonim, 1985)</p>
<p>3.2.3 Taşlık Kayalık<br />
	Toprak işlemeye ve bitki gelişmesine zarar verecek derecede taşlılık ve kayalık ihtiva eden topraklar 591.864 hektar (%50,1) alanda yayılmıştır. Toprak profilinde taşlılık ve kayalık miktarı arttıkça toprakların su ve besin maddesi miktarı azalır. Bitki gelişimi önemli miktarda sınırlanır. Malatya’da taşlılık genellikle sarp, çok dik ve dik eğimlerde, ayrıca sığ ve çok sığ topraklarda görülür.(Anonim, 1985) </p>
<p>3.2.4 Drenaj<br />
 	Alüvyal düzlüklerde görülen ve taban suyunun her zaman ve yılın bir bölümünde bitki gelişimine zarar verecek kadar yüksek düzeyde bulunduğu topraklar 533 hektarlık bir saha kaplamaktadır. Yetersiz drenajlı 442 hektar arazinin 298 hektarında sulu bahçe tarımı yapılmakta 244 hektarı ise diğer kullanımlarda bulunmaktadır. Kötü drenajlı 91 hektarlık arazi ise çayır ile kaplıdır.(Anonim, 1985)</p>
<p>3.3 İLDE ARAZİ KULLANIMI</p>
<p>3.3.1 Genel Arazi Kullanımı</p>
<p>        Toplam 1.231.306 hektarlık bir alanı kaplayan Malatya ilinde 425.045 ha’lık kısmına tekabül eden yani yaklaşık %34.5’lik kısmında tarımsal üretim yapılmaktadır. Geriye kalan 806.261 hektarlık alanın 572.729 hektarlık alanın bir bölümünü (%46) çayır-mera bitkileri 112.705 hektar alanını (%9) orman ve fundalık alan, 120.827 hektarını  (%10) kültür dışı alan (yerleşim alanı, su satıhları, taşlık-kayalık ) oluşturmaktadır</p>
<p>         ÇİZELGE.4 Malatya ilinin Arazi Dağılımı (Anonim, 2001a)  </p>
<p>Arazinin Karakteri<br />
	Kapladığı alan   (ha)	Toplam alan    (ha)<br />
Kültür<br />
	Sulanan alan        198.175	                 452.045<br />
	Sulanabilir alan   192.826<br />
	Susuz alan             33.504<br />
Tarım dışı alan<br />
	Çayır-Mera          572.729	                 685.434<br />
	Orman-Fındık     112.705<br />
Kültür Dışı alan<br />
	Taşlık-Kayalık     87.688	                 120.827<br />
	 Su satıhları          17.859<br />
	 Yerleşim Alanı    15.280<br />
Toplam alan<br />
                                    	                                                               1.231.306                                            </p>
<p>3.3.2 Tarımsal amaçlı arazi kullanımı </p>
<p>        Tarım alanı  olarak fiilen kullanılan 425.045 hektar alanın 391.541 hektarı sulamaya elverişli arazilerdir. Bu alanın 198.715 (%50,75) hektarı sulanabilmekte 192.826 (%49,25) hektarı ise halen susuzdur. Bu alanları da sulanabilir hale getirmek için çalışmalar devam etmektedir. DSİ’nin inşaat halindeki projeleriyle 56.706 hektar Köy hizmetlerinin inşaat halindeki projeleriyle 6488 hektar olmak üzere toplam 63.194 hektar arazi daha sulamaya açılarak sulanan arazi miktarı 261.909 (%66,9) ilin toplam nadas alanı 133.161 hektardır. 425.045 hektarlık tarım alanının kullanma durumuna göre yapılan değerlendirmede 325.963 hektarlık kısmı tarla (%76,6) 86.278 hektarı meyve (%1,8) kısmında ise bağ tarımı yapılmaktadır.</p>
<p>ÇİZELGE:5 Kullanım durumlarına göre tarım arazileri. (Anonim, 2001a)</p>
<p>ARAZİNİN VASFI	TARLA	MEYVE	SEBZE	BAĞ	TOPLAM<br />
Sulanan	107.194	86.278	5243	-	198.715<br />
Sulanabilir	192.826	-	-	-	192.826<br />
Susuz	25.943	-	-	7561	33.504<br />
TOPLAM	327.676	86.278	5243	7561	425.045</p>
<p>	Malatya ilinde tarım alanlarının genişletilmesi birim araziden daha fazla verim alınması için arazi ıslah çalışmalarının artırılması, verimli ve selekte edilmiş tohumluk temini, çiftçi eğitimi, zirai mücadele çalışmalarının zamanında yapılması gibi faaliyetler sonucu tarım ürünlerinde büyük miktarlarda artışlar sağlanmıştır.(Anonim, 2001a)</p>
<p>   4  MALATYA İLİNİN TARIMSAL POTANSİYELİ </p>
<p>	Malatya ilinde bitkisel üretim yönünden ilk sırayı en büyük ekim alanı bulan tarla ürünleri almaktadır. Bunu sırayla meyveler, sebzeler takip etmektedir. </p>
<p>	Malatya ilinde en yoğun yetiştiriciliği yapılan ve ekim alanı yönüyle ilk beş sırayı alan tarla ürünleri Buğday 131.794, Arpa 25.977 fasulye 6.138 Nohut 5.928 şeker pancarı 5910 ha ve 15476 hektarlık alanda yetiştiriciliği yapılan tütündür. </p>
<p>		Malatya’da sebzecilik çok sınırlı alanlarda yapılmaktadır. Tarım alanları içinde 4.178 hektar alanla %0,98’lik bir paya sahiptir. Sebzecilikte 1209 hektar ekim alanıyla Domates ilk sırayı almıştır. Bunu sırayla Kavun, Karpuz, Hıyar, Biber, Yeşil Fasulye takip etmektedir. </p>
<p>	1997 yılından itibaren Kale ilçesinin baraj gölü kıyı şeridinde, Battalgazi ilçesinde, Yazıhan, Yeşilyurt ve Darende ilçelerinde örtü altı sebze yetiştiriciliği yaygınlaşmaktadır.  </p>
<p>	Malatya ili bağcılık ta gelişmiştir. Bütün Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki bağların yaklaşık yarısı Malatya ilindedir. 7834 hektarlık alanda 17.932 tonluk bir üretim söz konusudur. (Anonim, 1998)</p>
<p>ÇİZELGE 7: Malatya İli Bitkisel Üretim Değerleri (Anonim, 1998) </p>
<p>Ürünler                                                               Üretim<br />
Toplam 						           948.474</p>
<p>Tarla ürünleri                                                   521.854<br />
Tahıllar                                                               253.463<br />
Baklagiller                                                            15.811<br />
Endüstriyel Bitkiler                                            237.469<br />
Yumru Bitkiler                                                     15.111</p>
<p>Sebzeler                                                               88.468<br />
Yaprağı yenen sebzeler                                           3015<br />
Baklagil sebzeler					       765<br />
Meyvesi yenen sebzeler 				  83.800<br />
Soğansı yumru ve kök sebzeler                                 887<br />
Diğer sebzeler                                                               -<br />
Meyveler                                                             338 152<br />
Yumuşak çekirdekliler                                          14.688<br />
Sert çekirdekliler                                                   298.326<br />
     Turunçgiller                                                                     -<br />
Sert kabuklular                                                          2158<br />
Üzümsü meyveler                        		              22.980<br />
Çay                                                                                &#8211;  </p>
<p>	5 İLDE EKONOMİK OLAN MEYVE TÜRLERİNİN YETİŞTİRİCİLİĞİ, ÜRÜNÜN DEĞERLENDİRİLMESİ VE PAZARLANMASI 	</p>
<p>5.1 MEYVECİLİĞİN DURUMU<br />
	Turunçgiller çay ve fındık dışında hemen hemen tüm meyvelerin yetiştiği ve bir meyve üretim bölgesi olarak nitelenen Malatya’da bitkisel üretiminin en önemli kolu meyveciliktir.<br />
	Malatya için en büyük öneme sahip meyve kayısıdır. Malatya denince akla ilk gelen meyve olan kayısı Türkiye içinde de büyük bir öneme sahiptir. Malatya çiftçisinin en büyük geçim kaynağıdır. Malatya’da kayısıdan başka yetiştirilen meyveler ve bunlarla ilgili bazı değerler çizelge 8’de verilmiştir.<br />
     ÇİZELGE 8 1998 Yılı Meyveler Ağaç Sayısı – Üretim-Verim              Durumu(Anonim, 2001)</p>
<p>Meyvenin cinsi </p>
<p>Kayısı<br />
Armut<br />
Ayva<br />
Elma<br />
Erik<br />
İğde<br />
Kızılcık<br />
Kiraz<br />
Şeftali<br />
Badem<br />
Ceviz<br />
A.Fıstığı<br />
Vişne<br />
Zerdali<br />
Dut<br />
Nar<br />
	Anaç<br />
(adet) </p>
<p>5.106.623<br />
190.797<br />
17.730<br />
295.375<br />
27.440<br />
2.800<br />
5115<br />
57.652<br />
53.695<br />
30.535<br />
75.173<br />
3268<br />
38.310<br />
34.580<br />
117.613<br />
1530	Fidan<br />
(adet )</p>
<p>1.131.316<br />
26.930<br />
2.225<br />
32.745<br />
3680<br />
1300<br />
1155<br />
24.276<br />
5615<br />
2577<br />
15.810<br />
40.360<br />
5673<br />
5550<br />
10556<br />
250	Üretim </p>
<p>294.091<br />
3356<br />
306<br />
11.025<br />
508<br />
34<br />
45<br />
1291<br />
990<br />
271<br />
1846<br />
41<br />
597<br />
770<br />
4958<br />
8<br />
	Verim</p>
<p>58<br />
17<br />
17<br />
37<br />
18<br />
12<br />
9<br />
22<br />
18<br />
9<br />
24<br />
1<br />
16<br />
23<br />
43<br />
5	Toplu </p>
<p>58.619<br />
240<br />
15<br />
2117<br />
71</p>
<p>325<br />
203<br />
23</p>
<p>256<br />
120<br />
40</p>
<p>29	Dağınık</p>
<p>234.696<br />
182.182<br />
17.565<br />
55.565<br />
21.445<br />
4100<br />
6270<br />
30.813<br />
19.345<br />
28.157<br />
90.983<br />
32.766<br />
25.538<br />
23.130<br />
125.069<br />
1.780</p>
<p>      5.2. KAYISI</p>
<p>	Malatya’da yoğun şekilde yetiştiriciliği yapılan, Malatya adıyla özdeşleşmiş ilin ekonomisine büyük katkısı olan meyve kayısıdır. </p>
<p>5.2.1. Kayısının İl Ekonomisindeki Önemi ve Dış Ticaretteki yeri</p>
<p>	 Türkiye’nin en önemli kayısı üretim merkezi Malatya’dır. Türkiye yaş kayısı üretiminin %50’si Malatya tarafından sağlanmaktadır. 2001 yılı itibariyle üretilen 330.724 ton yaş kayısının 221.560 ton’u kurutmalık olarak ayrılmış ve bundan 80.912 ton kuru kayısı üretilmiştir. Elde edilen kuru kayısının %90-95’i yurt dışına ihraç edilmektedir. Türkiye’nin kuru kayısı ihraç ettiği ülkelerin sayısı 70’in üzerindedir. En fazla ihraç edilen ülkeler <a href="http://www.genelbilge.com/tag/avrupa/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Avrupa">Avrupa</a> Birliği ülkeleri (%45) ve ABD’dir. Dünyada üretilen kayısının %65-80’ini Malatya kayısısı teşkil eder. 1 kg yaş kaysının ihraç fiyatı 0,9 –1,3 $  1 kg kuru kayısının ihraç fiyatı ise 1.9-2.6 $’dır. Kayısı diğer meyve türlerine göre daha yüksek gelir sağladığından kayısıcılık gün geçtikçe gelişmektedir. Bu gelişmeye paralel olarak  kayısı ihracatı da büyük artışlar görülmektedir. Çizelge 8’de de görüldüğü gibi Malatya ili kuru kayısı ihracatı 1989 yılına göre 1999’da yaklaşık %102 oranında bir artış göstererek 28000 tondan 57.000 tona elde edilen döviz girdisi de 56. milyon dolardan 128 milyon dolara yükselmiştir.(Anonim, 2000)</p>
<p>ÇİZELGE 9: Malatya İli 1989-1999 Yılları Kuru Kayısı İhracat Değerleri.(Veb    sayfası )</p>
<p>YILLAR	İHRAÇ EDİLEN MİKTAR(kg)	İHRACAT GETİRİSİ (Dolar)	1 KG KURU KAYISININ İHRAC TUTARI<br />
1989	28.261.773	 56.702.533	2,006<br />
1990	32.409.237	 71.929.072	2,219<br />
1991	30.056.071	 69.231.326	2,303<br />
1992	34.476.532	 84.601.199	2,454<br />
1993	33.063.329	 83.405.555	2,522<br />
1994	46.175.709	 89.381.293	1,935<br />
1995	52.778.881	100.074.244	1,896<br />
1996	43.370.000	106.784.816	2,462<br />
1997	45.544.838	122.235.690	2,684<br />
1998	50.655.724	119.821.425	2,365<br />
1999	57.039.784	128.423.842	2,356<br />
	2005 yılında bu değeri 1999 yılına göre %33 oranında artacağı tahmin edilmektedir. Kuru kayısı kuru meyve ihracatında kuru üzümden sonra ikinci sırada yer almaktadır. Türkiye’de kuru kayısı üretimi Malatya ve çevresinde lokalize olmuştur. Bu yönüyle Malatya kayısısı ülkeye önemli oranda döviz kazandırır.</p>
<p>	Kayısı yetiştirme, hasat, kükürtleme ve kurutma işlemleri işletmeler tarafından aile işgücü kullanarak yapılmaktadır. Yaklaşık 50 bin aile ve 250000 kişinin (bula toplam nüfusun %33’ü demektedir.) geçim kaynağı olan kayısı Malatya için önemli bir ekonomik gelir işletme fabrikasında 1561 adet işçi çalışmaktadır. Ayrıca hasat kükürtleme, paketleme işlemleri sırasında da Malatya’da mevsimlik geçici işçiler çalışmaktadır. Malatya’da kişi başına düşen milli gelir 1972 $’dır (Veb sayfası; Anonim, 2000)<br />
5.2.2. Kayısı Üretimi kapladığı Alan ve Ağaç Sayısı </p>
<p>	Türkiye’nin en önemli kayısı üretim merkezi Malatya’dır. Türkiye yaş kayısı üretiminin %50’si Malatya tarafından sağlanmaktadır. </p>
<p>ÇİZELGE 10: Ülkemizde Yaş Üretiminin En Fazla Yapıldığı İller ve Bu İllerin Kaysı Ağacı Sayısı ve Yaş Kayısı Üretimi (Anonim 1998)</p>
<p>İLLER	 AĞAÇ SAYISI(Adet)	YAŞ KAYSI ÜRETİMİ (ton)	VERİM<br />
(Kg/ağaç)<br />
	1995	1996	1997	1995	1996	1997<br />
MALATYA 	5.904	5.948	6.113	133,1	84,3	142,6	24,6<br />
ERZİNCAN	929	924	975	12,2	12,3	13,1	16,9<br />
K.MARAŞ	721	830	943	7,0	1,80	8,4	12,2<br />
KAYSERİ	806	810	839	1,7	1,8	8,4	12,2<br />
ELAZIĞ	661	643	663	14,5	13,7	16,0	26,1<br />
İÇEL	440	441	633	18,3	20,7	16,0	44,7<br />
KONYA	417	417	424	2,4	3,6	7,0	12,3<br />
ANKARA	314	321	321	10,7	9,2	9,6	34,5<br />
SİVAS	366	358	361	8,1	8,9	8,5	26,3<br />
NEVŞEHİR	258	276	342	1,1	3,0	3,7	10,7<br />
IĞDIR	150	147	147	9,8	10,9	5,3	70,3<br />
HATAY	182	186	177	5,0	4,1	4,0	30,2<br />
AFYON	108	135	148	0,3	3,0	2,5	19,7<br />
ISPARTA	119	122	168	0,5	3,1	4,0	28,2<br />
İZMİR	145	144	143	4,2	4,2	3,1	28,6<br />
GAZİANTEP	166	155	149	3,1	1,4	1,1	15,8<br />
ADIYAMAN	143	147	120	1,4	1,7	1,5	12,8<br />
MANİSA 	147	150	148	1,6	2,0	1,5	15,4<br />
TÜRKİYE	14.522	14.773	15.085	2.810	241,0	306,0	23,2<br />
	Gerek ağaç sayısı gerekse yaş ve kuru kayısı üretim miktarı ile Malatya sadece Türkiye’nin değil aslında dünyanın en önemli kayısı üretim merkezidir. Genel anlamda ilde üretilen yaş kayısının %90-95’i kurutularak ihraç edilmektedir. 2001 yılı verilerine göre 330.724 ton kuru kayısının 221.560 tonu kurutmaya ayrılmış ve bundan 80.912. kuru kayısı üretilmiştir. Çizelge 11’de görüldüğü gibi Türkiye’de kuru kayısı üretiminde yaş kayısı üretiminde de olduğu gibi dalgalanmalar görülmektedir. İlde her yıl ağaç sayısının artmasına rağmen (Çizelge 12) görülen bu dalgalanmanın en büyük sebebi İlkbahar geç donlarıdır. Karasal ilklimin hüküm sürdüğü İç ve Doğu Anadolu Bölgelerinde İlkbahar geç donlarına sık sık rastlanır. Bu sebepten dolayı donların olmadığı yıllar üretim yüksek olduğu yıllar ise düşüktür.<br />
                                                                                                                                                                             ÇİZELGE 11) 1989-2001 Yılları Arası Meyve Veren Kayısı Ağaç Sayısı<br />
YILLAR	AĞAÇ SAYISI<br />
1989	3.194.950<br />
1990	3.326.015<br />
1991	3.790.815<br />
1992	3.898.015<br />
1993	4.131.300<br />
1994	4.405.600<br />
1995	4.711.400<br />
1996	4.821.400<br />
1997	4.986.760<br />
1998	5.106.623<br />
1999	5.403.566<br />
2001	5.643.558<br />
(Anonim, 2001a)</p>
<p>ÇİZELGE 12 Yıllar İtibariyle Malatya Kuru Kayısı Üretimi (Anonim2001c)</p>
<p>YILLAR	ÜRETİM (ton)<br />
1989	49.267<br />
1990	21.050<br />
1991	37.660<br />
1992	39.474<br />
1993	23.023<br />
1994	66.935<br />
1995	30.652<br />
1996	18.343<br />
1997	34.599<br />
1998	73.510<br />
1999	38.879<br />
2001	80.912<br />
	Devlet İstatistik Enstitüsü 1998 verilerine göre Malatya ili tarımsal üretim değeri 88.344 473 milyon TL olup kayısı 52.20 153 milyonluk kayısı üretim değeri ile %60’lık bir paya sahiptir. Meyvecilik yönünden incelenerek olursa 58.423.062 milyon TL meyvecilik üretimi değerini kayısının payı 52.201.153 milyon TL ile tüm meyveler içinde %90’lık paya sahiptir. Ayrıca çizelge 8’de görüldüğü gibi 338.152 ton’luk meyve üretiminin %86’lık kısmın yani 294.091 ton’u kayısı üretimidir. </p>
<p>	Malatya’nın her ilçesinde kayısı yoğun olarak incelemektedir. Fakat Malatya ili kayısı üretiminin büyük bir kısmını karşılayan gerek olan gerekse meyve veren ağaç sayısı bakımından en önemli iki ilçe Akçadağ ve Darende ilçeleridir. Bunu sırasıyla Hekimhan ve Merkez ilçeleri takip etmektedir. Toplam kayısı üretiminin %54’ü bu iki ilçeden karşılanır. Kayısı üretiminde ilk sırayı Akçadağ ilçesi almaktadır. 1.281.960 adet meyve veren ağaç bulunmakta olup 17.000 hektarlık alanda kayısıcılık yapılmaktadır. Ağaç başına ortalama verim 76.5 kg olup yaş kayısı üretim miktarı 98.000 ton’dur. Bu da toplam yaş kayısı üretiminin %30’una karşılık gelmektedir. </p>
<p>	Kayısı üretiminde 2. sırayı Darende ilçesi almaktadır. Meyve veren ağaç sayısı 1.190.000 adet olup kapladığı alan 10.800hektardır. ağaç başına ortalama verim 66 kg’dir. Yaş kayısı üretim miktarı, 78.540 ton olup toplam üretimin %24’üne denk gelmektedir. </p>
<p>	Malatya’da 330.724 ton yaş kayısı üretilmektedir. Bunun 221.560 tonluk kısmı kurutmaya ayrılmakta 109164 tonluk kısmı ise yaş kayısı olarak pazarlanmaktadır. Kurutmaya ayrılan 221.560 ton kayısıdan 80.912 ton kuru kayısı elde edilmektedir.(Anonim, 2000) </p>
<p>ŞEKİL 3 Malatya’nın meşhur kayısısı</p>
<p>ÇİZELGE 13 Malatya İli Merkezi ve İlçelerinin Ağaç Sayıları Kapladıkları<br />
     Alan ve Üretim değerleri. (Anonim2001a)</p>
<p>İLÇELER	Kapladığı alan(ha)	Meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı	Meyve veren yaşta ağaç sayısı	Ağaç başına ort. Verim (kg)	Üretilen yaş kayısı (ton)	Kurutmak için ayrılan  (ton)	Elde edilen kuru kayısı (ton)<br />
Merkez	4.820	74.100	493.750	58	28.638	26.550	6.950<br />
Akçadağ	17.000	142.000	1.281.960	76.5	98.000	90.000	22.500<br />
Arapgir	371	5.446	260.000	20	520	400	100<br />
Arguvan	1.760	19.050	149.580	53	7.928	7.600	1.906<br />
Battalgazi	4.151	48.400	362.840	55	19.956	18.905	4.726<br />
Darende	10.800	154.000	1.190.000	66	78.540	74.540	18.635<br />
Doğanşehir	3.200	72.000	349.000	80	24.920	27.180	6.795<br />
Doğanyol	1.400	21.000	120.550	72	8.680	8.635	2.160<br />
Hekimhan	7.700	226.000	514.000	52	26.728	26.000	6.500<br />
Kale	1.450	18.200	143.500	60	8.610	8.000	2.000<br />
Kuluncak	2.700	25.000	274.500	25	6.863	6.750	1.690<br />
Pütürge	1.620	37.500	150.500	36	5.569	5.300	1.325<br />
Yazıhan	3.828	35.244	389.320	15	5.840	5.200	1.300<br />
Yeşilyurt	2.057	95.650	198.058	35	6.932	6.500	1.625<br />
Toplam	62.827	973.590	5.643.558		330.724	221.560	80.912</p>
<p>5.3 Diğer Meyve Türlerinin Kapladığı Alan, Ağaç Sayısı ve Üretimi</p>
<p>5.3.1. Elma </p>
<p>	Malatya’da kayısı dan sonra 2. sırayı bir ılıman ilklim meyvesi olan, Anadolu’da uzun zamandır yetiştiriciliği yapılan ve dünyada geniş yayılım alanı bulan elmadır. Elma yetiştiriciliği hemen hemen her ilçede yapılmaktadır. </p>
<p>	Malatya’da Elma üretimi yönünden ilk üç sırayı Doğanşehir, Akçadağ Darende ilçeleri Doğanşehir en önemli elma yetiştiriciliği ilçedir. Meyve veren yaş ağaç sayısı 101.450 adet olup kapladığı alan 750 hektardır. Toplam elma üretiminin yaklaşık yarısı bu ilçe tarafından sağlanmaktadır. Ağaç başına ortalama verim 69 kg’dır. Doğan şehir ilçesi geçmiş aylarda yani kayısıcılığın yoğun olmadığı yıllarda elmacılık bölgesiymiş ve ekolojisi elma için daha uygundur. Elma üretiminde ikinci sırayı Akçadağ ilçesi almaktadır. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 74.650,  kapladığı alan ise 640 hektardır. Toplam üretimi 1866 ton ve ağaç başına ortalama verim 25 kg’dır. </p>
<p>	Üretim yönünde üçüncü sırayı Darende ilçesi alır 125 hektarlık alanda toplam üretim 980 tondur. Ağaç başına ortalama verim 53 kg’dır. Yeşilyurt ilçesi gerek ağaç sayısı gerekse elma yetiştiriciliği yapılan alan bakımından Darende‘den daha büyük değerlere sahip olsa da verim düşüktür. (23 kg). </p>
<p>	Malatya’da toplam elma üretimi 14.135 tondur. Toplam 337.050 adet meyve veren ağaç bulunmaktadır ve toplam üretim yapılan alan 2261 hektardır.<br />
(Anonim, 2001a)</p>
<p>ÇİZELGE 14) Malatya İl Merkezi ve İlçelerinin Elma Üretim Miktarı Ağaç              Sayıları ve Kapladığı Alan.(Anonim 2001a)</p>
<p>İLÇELER	Kapladığı alan (ha)	Toplam meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı	Toplam meyve veren yaşta ağaç sayısı	Üretim (ton)	Ağaç başına ort. Verim (kg)<br />
Merkez	131	550	22.900	34	 779<br />
Akçadağ	640	4820	74.650	25	1.866<br />
Arapgir	45	100	16.000	25	400<br />
Arguvan	125	1.250	12.300	35	431<br />
Battalgazi	32	150	6.800	85	578<br />
Darende	125	2.900	18.500	53	980<br />
Doğanşehir	750	13.000	101.450	69	7.000<br />
Doğanyol	6	330	1.230	38	47<br />
Hekimhan	80	200	29.100	30	873<br />
Kale	10	600	1.175	39	46<br />
Kuluncak	103	2.450	18.175	15	273<br />
Pütürge	12	1.200	2.500	35	88<br />
Yazıhan 	2	385	2.470	36	89<br />
Yeşilyurt	200	5.000	29.800	23	681<br />
Toplam	2.261	34.735	337.050		14.135</p>
<p>    ŞEKİL 4 Malatya ili Merkez ilçede yetişen bir elma ağacından görünüm</p>
<p>    5.3.2. Armut </p>
<p>	Bir ılıman iklim meyvesi olan armut Anadolu’nun her yerinde yetiştirildiği gibi Malatya’nın hemen hemen her ilçesinde belirli miktarda yetiştirilmektedir. Malatya ilinin toplam armut üretimi 3.767 ton meyve veren yaşta ağaç sayısı 188.397  adet ve yaklaşık olarak kapladığı alan 248  hektardır. </p>
<p>	Ayrıca Malatya ilinde genellikle kırsal ve dağlık kesimlerde yabani armut yani Ahlat’a da sıkça rastlanmaktadır.</p>
<p>	Genel olarak incelediğimizde Malatya’da armut üretiminde ilk üç sırayı Doğanşehir, Akçadağ ve Doğan yol ilçeleri almaktadır. Fakat meyve veren ağaç sayısı bakımından bu sıralama Akçadağ Doğanyol, Yeşilyurt ilçeleri olarak değişmektedir. </p>
<p>	Ağaç sayıları ile üretim arasındaki ters orantının sebebi bu ilçelerin kapama meyve bahçelerinin fazla olmaması, verimli çeşitlerin yetiştirilmemesi ve verimin düşük olmasından kaynaklanır. 1998 yılı verilerine göre toplam 15 hektar alanda toplu halde yetiştiricilik yapılırken 17.565 hektar alanda dağınık yetiştiricilik yapılmaktadır. (Çizelge 8)</p>
<p>	Armut üretiminde ilk sırayı Doğanşehir ilçesi almaktadır. Toplam armut üretiminin yaklaşık 1/3’ü yani 1.238 tonu bu ilçe tarafından sağlanmaktadır. Toplam meyve veren ağaç sayısı Akçadağ, ve Yeşilyurt ilçesine göre az olmakla birlikte 21.350 adettir. Fakat ağaç başına ortalama verim 58 kg’dır. Doğanşehir ilçesinin verimi diğer ilçelere göre daha yüksektir. </p>
<p>	Armut üretiminde ikinci sırayı Akçadağ ilçesi almaktadır. Toplam meyve veren ağaç sayısı 54.000 adet olmasına rağmen Ağaç başına ortalama verim 15 kg’dır. Toplam üretim ise 810 tondur. Ayrıca Akçadağ ilçesinin armudu il çapında tanınmıştır. </p>
<p>	Armut üretiminde üçüncü sırayı Hekimhan ilçesi almaktadır. Meyve veren ağaç sayısı 35.000 adet, ağaç başına ortalama verim ise 14 kg’dır. </p>
<p>	Malatya ilinin bazı ilçelerinde  Armut yetiştiriciliği dağınık halde yapıldığı için bu türün kapladığı alan hakkında bazı ilçelerde kesin veriler saptanamamıştır.(Anonim, 2001a)</p>
<p>ÇİZELGE 15) Malatya il merkezi ve ilçelerinin Armut üretim, ağaç sayıları ve kapladığı alan(Anonim, 2001a)</p>
<p>İLÇELER	Kapladığı alan (ha)	Toplam meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı	Toplam meyve veren yaşta ağaç sayısı	Ağaç başına ort. Verim (kg)	Üretim (ton)<br />
Merkez	32	8.550	14.150	20	283<br />
Akçadağ	-	1.000	54.000	15	810<br />
Arapgir	-	-	17.000	5	85<br />
Arguvan	26	690	5.000	15	75<br />
Battalgazi	4	310	2.275	50	114<br />
Darende	15	400	2.750	14	39<br />
Doğanşehir	3	1.580	21.350	58	1238<br />
Doğanyol	-	130	670	40	27<br />
Hekimhan	-	5.200	35.000	14	490<br />
Kale	5	200	780	18	14<br />
Kuluncak	13	300	3.350	10	34<br />
Pütürge	-	700	3.500	15	53<br />
Yazıhan 	-	580	4.962	21	104<br />
Yeşilyurt	150	2.900	23.600	17	401<br />
Toplam	248	22.540	188.387		37.671</p>
<p>  ŞEKİL 5 Malatya ili Akçadağ ilçesinde yetişen armut ağacından görünüm </p>
<p>5.3.3 Ceviz</p>
<p>	Malatya ilinde ceviz yetiştiriciliği yıllardır yapılmaktadır. Fakat ceviz yetiştiriciliği   kapama bahçe şeklinde değilde, dağınık şekilde yetiştiriciliği yapılmaktadır.Fakat son yıllarda kapama ceviz bahçelerinde artış görülmektedir. Her ilçede ceviz üretimi yapılmaktadır. Malatya ilinde meyve veren yaştaki ceviz ağaçları sayısı 80.315 adet olup toplam üretim 2.025 tondur. </p>
<p>	Ceviz üretiminde ilk üç sırayı Hekimhan, Arguvan, Arapgir ilçeleri almaktadır. </p>
<p>	Ceviz yetiştiriciliğinde ilk sırayı Hekimhan alır. Özellikle Hekimhan’da yetişen cevizlerin tadı, kabuğunun, inceliği ve dolgunluğu dikkati çeker ve Malatya yöresinin en meşhur cevizleridir. Hekimhan’da meyve veren yaşta ağaç sayısı 35.000 adettir. Toplam üretim 700 ton olup verim 20 kg’dır. </p>
<p>	Ceviz üretiminde ikinci sırayı Arguvan ilçesi almaktadır. Bu ilçenin toplam ceviz üretimi 338 ton meyve veren yaşta ağaç sayısı 6.500 adet olup ağaç başına ortalama verim 52 kg’dır.</p>
<p>	Ceviz üretiminde üçüncü sırayı Arapgir ilçesi almaktadır. Arapgir’de meyve veren ceviz ağacı sayısı Arguvan ilçesininkinden  iki kat fazla olmasına rağmen ağaç başına ortalama verim yarı yarıya düşüktür. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 12.100 adet, Toplam üretim 254 ton ve ağaç başına ortalama verim 21 kg’dır. (Anonim, 2001a)</p>
<p>   ÇİZELGE 16. Malatya İli Merkezi ve İlçeleri Ceviz Üretimi, Ağaç Sayısı                        </p>
<p>İLÇELER	Kapladığı alan (ha)	Toplam meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı	Toplam meyve veren yaşta ağaç sayısı	Ağaç başına ort. Verim (kg)	Üretim (ton)<br />
Merkez	2	600	5.200	38	198<br />
Akçadağ	 30	7.000	1.200	95	114<br />
Arapgir	-	2.100	12.100	21	254<br />
Arguvan	10	2.400	6.500	52	338<br />
Battalgazi	-	200	1.350	32	43<br />
Darende	-	1.500	6.000	10	60<br />
Doğanşehir	-	250	1.175	30	35<br />
Doğanyol	-	75	1.760	25	44<br />
Hekimhan	-	9.500	35.000	20	700<br />
Kale	-	100	260	20	5<br />
Kuluncak	-	1.650	3.100	12	37<br />
Pütürge	-	300	2.400	25	60<br />
Yazıhan 	-	3.000	1.770	25	44<br />
Yeşilyurt	-	700	3.100	70	93<br />
Toplam	42	25.075	80.915		2.025</p>
<p>ŞEKİL 6 Malatya ili Kuluncak ilçesinde ceviz ağacından görünüm</p>
<p>5.3.4 Kiraz </p>
<p>	Malatya’da kiraz üretimi giderek artmaktadır. DİE 1998 yılı istatistiklerine göre 7.291 ton kiraz yetiştiriciliği yapılırken 2001 yılı istatistiklerine göre bu değer 217 ton artarak 1.508 ton’a yükselmiştir. Özellikle Malatya ilinde yetiştirilen Dalbastı kirazı çok önemli bir çeşittir. Malatya’nın  bütün ilçelerinde kiraz yetiştirilmektedir. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 60.940 adettir. Kapladığı alan 326 hektardır. </p>
<p>	Malatya kiraz yetiştiriciliğinde ilk üç sırayı Yeşilyurt, Arapgir, Akçadağ ilçeleri almaktadır. </p>
<p>	Kiraz üretiminde ilk sırayı Yeşilyurt ilçesi almaktadır. Toplam üretim 630 ton olan bu ilçede meyve veren yaşta ağaç sayısı 21.000 adet ve kapladığı alan 200 hektardır. Ağaç başına ortalama verim 30 kg’dır. </p>
<p>	Üretimde ikinci sırayı 259 tonluk üretimiyle Arapgir ilçesi alır. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 10.350 adet ve Ağaç başına ortalama verim 25 kg’dır. </p>
<p>	Üçüncü sırada ise Akçadağ ilçesi bulunmaktadır. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 6.210 adet, toplam üretim 150 ton ve ağaç başına ortalama verim 24 kg’dır.(Anonim, 2001a)</p>
<p> ŞEKİL 7 Malatya ili Merkez ilçede yetişen kiraz ağacından görünüm</p>
<p>ÇİZELGE 17) Malatya il merkezi ve İlçeleri Kiraz Üretimi Ağaç Sayıları ve Kapladığı Alan (Anonim 2001a)</p>
<p>İLÇELER	Kapladığı alan (ha)	Toplam meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı	Toplam meyve veren yaşta ağaç sayısı	Ağaç başına ort. Verim (kg)	Üretim (ton)<br />
Merkez	6	495	2.450	20	49<br />
Akçadağ	44	200	6.210	24	150<br />
Arapgir	-	600	10.350	25	259<br />
Arguvan	13	1.060	3.410	22	75<br />
Battalgazi	5	390	1.450	30	44<br />
Darende	9	1.750	2.200	15	33<br />
Doğanşehir	20	270	2.550	18	53<br />
Doğanyol	4	265	900	20	18<br />
Hekimhan	-	600	3.800	26	99<br />
Kale	5	150	1.020	18	16<br />
Kuluncak	10	400	2.450	9	22<br />
Pütürge	6	550	1.600	20	32<br />
Yazıhan 	4	230	1.150	24	28<br />
Yeşilyurt	200	15.500	21.000	30	630<br />
Toplam	326	22.460	60.940		1.508</p>
<p>      5.3.5 Şeftali</p>
<p>	Malatya’da kayısı gibi sert çekirdekli meyve olan şeftali üretimi de belirli miktarda yapılır. İlin toplam şeftali üretimi 1.107 ton olup kapladığı alan 213 hektar ve meyve veren yaşta ağaç sayısı 55.705 adettir. </p>
<p>	Şeftali üretiminde ilk üç sırayı alan ilçeler sırasıyla Merkez ilçe, Akçadağ ve Yeşilyurt’tur. </p>
<p>	Şeftali üretiminde ilk sırayı Merkez ilçe almaktadır. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 10.370 adet, toplam üretim 249 ton, ağaç başına ortalama verim 24 kğ ve kapladığı alan 43 hektardır. İkinci sırada 199 tonluk üretimiyle Akçadağ ilçesi almaktadır. Ağaç başına ortalama verimi 25 kğ olan Akçadağ ilçesinin meyve veren yaşta ağaç sayısı 8.310 şeftali yetiştiriciliğinin kapladığı alan 53 hektardır.<br />
	Üretimde üçüncü sırayı Yeşilyurt ilçesi almaktadır. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 12.650 ve üretim 190 tondur. Akçadağ ilçesinin ağaç başına toplam verimi düşük olup 15 kg’dır. Yeşilyurt ilçesi gerek meyve veren yaşta ağaç sayısı gerekse meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı yönünden diğer illere göre daha yüksek değere sahiptir. Bu da Yeşilyurt ilçesinde şeftali yetiştiriciliğinin gün geçtikçe arttığını göstermektedir.(Anonim, 2001a)</p>
<p>ÇİZELGE 18 Malatya il merkezi ve ilçelerinin şeftali üretimi , ağaç sayısı ve kapladığı alan(Anonim, 2001a)</p>
<p>İLÇELER	Kapladığı alan (ha)	Toplam meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı	Toplam meyve veren yaşta ağaç sayısı	Ağaç başına ort. Verim (kg)	Üretim (ton)<br />
Merkez	43	330	10.370	24	249<br />
Akçadağ	53	360	830	24	199<br />
Arapgir	-	100	2.100	11	23<br />
Arguvan	2	360	1.200	11	13<br />
Battalgazi	28	1.050	4.750	35	166<br />
Darende	9	280	2.700	10	27<br />
Doğanşehir	5	150	1.000	35	35<br />
Doğanyol	-	70	940	18	17<br />
Hekimhan	-	350	-	-	-<br />
Kale	2	140	285	30	9<br />
Kuluncak	4	210	1.500	12	18<br />
Pütürge	-	50	350	25	9<br />
Yazıhan 	38	100	9.550	16	152<br />
Yeşilyurt	29	1.550	12.650	15	190<br />
Toplam	43	5.000	55.705		1.107</p>
<p>ŞEKİL 8 Malatya ili merkez ilçede şeftali ağacından görünüm </p>
<p> 5.3.6 Vişne</p>
<p>	Malatya’da yetiştiriciliği yapılan meyvelerden biride Vişnedir. Toplam üretim 700 ton olup meyve veren yaşta ağaç sayısı 39.980, meyve vermeyen yaştaki ağaç sayısı 3.417 adettir. Toplam 116 hektar alanda vişne yetiştiriciliği yapılmaktadır. İlçeler itibariyle üretim miktarına gelince ilk üç sırayı Arapgir, Akçadağ ve Yeşilyurt ilçeleri almaktadır. </p>
<p>	Üretimde ilk sırayı Arapgir ilçesi almaktadır. Toplam üretim 204 ton, ağaç başına ortalama verim 20 kğ ve meyve veren yaşta ağaç sayısı 10.200 adettir. </p>
<p>	Üretimde Arapgir’den sonra ikinci sırayı 119 tonluk üretimle Akçadağ ilçesi almaktadır. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 5.590 adet olup ağaç başına ortalama verim 20 kg’dır. </p>
<p>	Üçüncü sırada Yeşilyurt ilçesi bulunmaktadır. Toplam üretim 88 ton, meyve veren yaşta ağaç sayısı 6.250 adet ve ağaç başına ortalama verim 14 kg’dır. (Anonim 2001a)</p>
<p>ÇİZELGE 19 Malatya il merkezi ve ilçelerinin vişne üretimi , ağaç sayısı ve kapladığı alan (Anonim, 2001a)</p>
<p>İLÇELER	Kapladığı alan (ha)	Toplam meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı	Toplam meyve veren yaşta ağaç sayısı	Ağaç başına ort. Verim (kg)	Üretim (ton)<br />
Merkez	2	960	3.400	15	51<br />
Akçadağ	47	120	5.950	20	119<br />
Arapgir	-	-	10.200	20	204<br />
Arguvan	7	560	1.850	14	26<br />
Battalgazi	-	100	1.400	20	28<br />
Darende	9	250	2.600	12	31<br />
Doğanşehir	7	50	1.340	25	34<br />
Doğanyol	-	800	340	20	7<br />
Hekimhan	-	200	1.600	26	40<br />
Kale	1	100	270	25	7<br />
Kuluncak	9	100	1.950	10	20<br />
Pütürge	-	100	450	20	9<br />
Yazıhan 	4	170	2.380	15	36<br />
Yeşilyurt	30	800	6.250	14	88<br />
Toplam	116	4.310	39.980		700</p>
<p>5.3.7 Zerdali</p>
<p>	Kayısının yabani bir formu olan ve kayısı için çok iyi anaç olan Zerdali kayısıdan ayrı olarak Malatya’da sınırlı miktarda yetiştirilmektedir. Bu çeşidin meyveleri kayısıya göre ekşi olmakta sofralıktan ziyade  doğal olarak güneşte kurutularak  tüketilmektedir.Toplam üretim 1.607 ton kadardır. Zerdali yetiştiriciliği dağınık halde yapılmaktadır. Bu yüzden kapladığı alan hakkında kesin bir bilgi yoktur. Zerdali üreten ilçeler Merkez, Akçadağ, Arapgir, Arguvan, Darende, Hekimhan, Yazıhan ve Yeşilyurt’tur. Diğer ilçelerde üretimi yapılmamaktadır. Üretimde ilk üç sırayı Battalgazi, Akçadağ, Darende ilçeleri almaktadır.<br />
	Üretimde birinci sırada 585 tonluk üretimle Merkez ilçe bulunmaktadır. Ağaç başına ortalama verim 43 kg ve meyve veren yaşta ağaç sayısı 13.600 adettir. </p>
<p>	İkinci sırada ise 480 tonluk üretimle Akçadağ ilçesi bulunmaktadır. Bu ilçede meyve veren yaşta ağaç sayısı 12.000 adet ve ağaç başına ortalama verim 40 kg’dır.<br />
	Üretimde Akçadağ’dan sonra üçüncü sırayı Darende ilçesi almaktadır. Toplam üretim 196 tondur. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 2300 adet ve Ağaç başına ortalama verim 85 kg’dır.(Anonim, 2001a) </p>
<p>ÇİZELGE 20 Malatya il merkezi ve ilçelerinin vişne üretimi , ağaç sayısı ve                       kapladığı alan (Anonim, 2001a)</p>
<p>İLÇELER	Toplam meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı	Toplam meyve veren yaşta ağaç sayısı	Ağaç başına ort. Verim (kg)	Üretim (ton)<br />
Merkez	-	13.600	43	585<br />
Akçadağ	-	12.000	40	480<br />
Arapgir	-	750	10	8<br />
Arguvan	710	3.100	25	78<br />
Battalgazi	-	-	-	-<br />
Darende	350	2.300	85	196<br />
Doğanşehir	-	-	-	-<br />
Doğanyol	-	-	-	-<br />
Hekimhan	300	100	55	55<br />
Kale	-	-	-	-<br />
Kuluncak	-	-	-	-<br />
Pütürge	-	-	-	-<br />
Yazıhan 	-	7.100	14	100<br />
Yeşilyurt	-	3.500	30	105<br />
Toplam	1.360	43.350		1.607</p>
<p>5.3.8 Erik</p>
<p>	Malatya’da her ilçede azda olsa yetiştiricilği yapılan meyvelerden birisi eriktir. Malatya’nın toplam erik üretimi 653 tondur. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 27.715 meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı ise 4.092 adettir. </p>
<p>	Malatya’da erik üretiminde ilk üç sırayı Akçadağ, Hekimhan ve Yeşilyurt ilçeleri almaktadır. </p>
<p>	Üretimde ilk sırayı Akçadağ ilçesi alır. Toplam üretim 96 ton olup, meyve veren yaşta ağaç sayısı 3.100 adet ve Ağaç başına ortalama verim 31 kg’dır. </p>
<p>	İkinci sırada Hekimhan ilçesi yer almaktadır. Toplam üretim 94 ton,  meyve veren yaşta ağaç sayısı 1.850 adettir. Hekimhan’da ağaç başına ortalama verim çok yüksek olup 51 kg’dır.</p>
<p>	Üretimde üçüncü sırayı Yeşilyurt ilçesi almaktadır. Toplam üretimi 90 ton olup meyve  veren yaşta ağaç sayısı 5000 adet ve verim 18 kg’dır. </p>
<p>     ŞEKİL 8 Malatya ili merkez ilçede yetiştirilen erik ağacından görünüm </p>
<p>ÇİZELGE 21 Malatya il merkezi ve ilçelerinin Erik üretimi, ağaç sayısı ve kapladığı alan (Anonim, 2001a)</p>
<p>İLÇELER	Kapladığı alan (ha)	Toplam meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı	Toplam meyve veren yaşta ağaç sayısı	Ağaç başına ort. Verim (kg)	Üretim (ton)<br />
Merkez	2	220	1.535	30	46<br />
Akçadağ	21	50	3.100	31	96<br />
Arapgir	-	50	1.600	8	12<br />
Arguvan	3	435	1.560	25	39<br />
Battalgazi	-	850	985	30	30<br />
Darende	1	330	330	16	37<br />
Doğanşehir	12	-	-	35	77<br />
Doğanyol	-	7	7	33	12<br />
Hekimhan	-	600	600	51	94<br />
Kale	2	100	100	29	11<br />
Kuluncak	1	-	-	10	25<br />
Pütürge	-	700	700	20	62<br />
Yazıhan 	-	150	150	18	22<br />
Yeşilyurt	26	600	600	18	90<br />
Toplam	68	4.092	27.715		653</p>
<p>5.3.9 Ayva</p>
<p>	Bir ılıman iklim meyvesi olan Ayva, Malatya’nın her ilçesinde olmasa da yetiştiriciliği ve üretimi yapılan bir meyvedir. </p>
<p>	Malatya’da toplam Ayva üretimi 236 tondur. Toplam meyve veren yaşta ağaç sayısı 18.215 adet meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı 1572 adettir. Üretim bakımından ilk üç sırayı alan ilçeler Yeşilyurt, Doğanşehir ve Merkez ilçedir.<br />
	Üretimde ilk sırayı alan aynı zamanda Malatya’da toplam ayva üretiminin yaklaşık yarısını karşılayan ilçe Yeşilyurt ilçesidir. Toplam üretim 102 tondur. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 10.200 adet olan Yeşilyurt’ta Ağaç başına ortalama verim 10 kg’dır. </p>
<p>	Üretimde ikinci sırayı Doğanşehir ilçesi almaktadır. Toplam Ayva üretimi 44 ton olup ağaç başına ortalama verim 27 kg ve meyve veren yaşta ağaç sayısı 1.640 adettir. </p>
<p>	Üretimde Doğanşehir’den sonra üçüncü sırada Merkez ilçe bulunmaktadır. Toplam ayva üretim 21 tondur. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 1.250 adet ve ağaç başına ortalama verim 17 kg’dır. (Anonim, 2001a)</p>
<p>  ÇİZELGE 22 Malatya il merkezi ve ilçelerinin ayva üretimi , ağaç sayısı ve   kapladığı alan (Anonim, 2001a)</p>
<p>İLÇELER	Kapladığı alan (ha)	Toplam meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı	Toplam meyve veren yaşta ağaç sayısı	Ağaç başına ort. Verim (kg)	Üretim (ton)<br />
Merkez	2	220	1.250	17	21<br />
Akçadağ	-	35	865	18	16<br />
Arapgir	-	-	1.150	5	6<br />
Arguvan	2	150	760	12	9<br />
Battalgazi	-	-	-	-	-<br />
Darende	1	-	350	29	10<br />
Doğanşehir	8	145	1.640	27	44<br />
Doğanyol	-	-	-	-	-<br />
Hekimhan	-	-	-	-	-<br />
Kale	1	150	-	-	-<br />
Kuluncak	1	40	500	10	5<br />
Pütürge	-	300	400	25	10<br />
Yazıhan 	-	250	1.100	12	13<br />
Yeşilyurt	-	600	10.200	10	102<br />
Toplam	15	1.890	18.215		236</p>
<p>ŞEKİL 9 Malatya merkez ilçede yetiştirilen ayva ağacı </p>
<p>5.3.10 Badem</p>
<p>	Malatya’da yetiştirilen bir diğer meyve türü Bademdir. Malatya’da yetiştirilen badem çeşitleri  yoğunlukla yörede bulunan yabani bademlerin aşılanması yoluyla elde edilmişlerdir. </p>
<p>	Malatya’da toplam badem üretimi 363 ton dur. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 30.605 adet meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı 1.825 adettir. Badem üretiminde ilk sırayı Arapgir ilçesi almaktadır. Toplam üretimi 187 ton ve ağaç başına ortalama verim 15 kg’dır. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 12.500 adettir. </p>
<p>	İkinci sırada Arguvan ilçesi bulunmaktadır. Toplam 81 ton badem üretilmektedir. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 8.050 adet ağaç başına ortalama verim 10 kg’dır. </p>
<p>	Badem üretiminde üçüncü sırada 29 tonluk üretimiyle Pütürge almaktadır. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 2.400 adet, ağaç başına ortalama verim ise 20 kg’dır.(Anonim, 2001a)</p>
<p>ÇİZELGE 23 Malatya il merkezi ve ilçelerinin badem üretimi , ağaç sayısı ve   kapladığı alan (Anonim, 2001a)</p>
<p>İLÇELER	Kapladığı alan (ha)	Toplam meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı	Toplam meyve veren yaşta ağaç sayısı	Ağaç başına ort. Verim (kg)	Üretim (ton)<br />
Merkez	1	185	1.040	8	8<br />
Akçadağ	-	-	750	27	20<br />
Arapgir	-	200	12.500	15	187<br />
Arguvan	16	850	8.050	10	81<br />
Battalgazi	-	-	-	-	-<br />
Darende	-	-	-	-	-<br />
Doğanşehir	-	100	860	10	-<br />
Doğanyol	-	40	1.550	10	16<br />
Hekimhan	-	-	-	-	-<br />
Kale	-	250	-	-	-<br />
Kuluncak	-	-	-	-	-<br />
Pütürge	-	200	24.000	12	29<br />
Yazıhan 	-	-	655	10	7<br />
Yeşilyurt	2	-	2.800	2	6<br />
Toplam	19	1.825	30.605		363</p>
<p>5.3.11 Antep fıstığı</p>
<p>	Malatya’da son yıllarda yetiştiriciliği artmakta olan ve bademde olduğu gibi yabani formlarının  daha çok Melengiç (Pistacia Terebinthus) ağaçlarının kültür formlarıyla (Pistacia vera) ile aşılanması sonucu yetiştirilir.</p>
<p>	Malatya’da toplam Antepfıstığı üretimi 57 tondur. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 38.070 adet ve meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı 248 adettir. Çizelge 23’te görüldüğü gibi Malatya ilçelerinde ağaç başına ortalama verim çok düşüktür. Bunun sebebi Malatya’da Antepfıstığının meyvelerini olgulaştırması için gerekli yaz sıcaklık toplamının bulunmasıdır. </p>
<p>	Malatya’da Antepefıstığı üreten ilçeler azınlıktadır. Bunlar Merkez, Arapgir, Arguvan, Darende, Doğanşehir, Yazıhan ve Yeşilyurttur.<br />
	Üretimde ilk sırayı Doğanşehir ilçesi alır. Toplam üretim 20 ton, meyve veren yaşta ağaç sayısı 3.550 ve ağaç başına ortalama verim 2 kg’dır. </p>
<p>	İkinci sırada Yeşilyurt ilçesi bulunmaktadır. Toplam üretimi 19 ton meyve veren yaşta ağaç sayısı 6.110 adet ve ağaç başına ortalama verim 2,5 kg’dır.(Anonim, 2001a)</p>
<p>ÇİZELGE 24 Malatya il merkezi ve ilçelerinin antep fıstığı üretimi , ağaç sayısı     (Anonim, 2001a)</p>
<p>İLÇELER	Toplam meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı	Toplam meyve veren yaşta ağaç sayısı	Ağaç başına ort. Verim (kg)	Üretim (ton)<br />
Merkez	10	2.280	2	3<br />
Akçadağ	-	-	-	-<br />
Arapgir	-	16.000	1	2<br />
Arguvan	6	600	3	4<br />
Battalgazi	80	-	-	-<br />
Darende	16	8.400	0,5	5<br />
Doğanşehir	-	3.520	2	20<br />
Doğanyol	-	-	-	-<br />
Hekimhan	-	-	-	-<br />
Kale	-	-	-	-<br />
Kuluncak	-	-	-	-<br />
Pütürge	-	-	-	-<br />
Yazıhan 	6	1.135	2,5	4<br />
Yeşilyurt	130	6.110	2,5	19<br />
Toplam	248	21.415		57<br />
    5.3.12 Dut</p>
<p>	Bir üzümsü meyve olan dut üretim bakımından kayısı ve elmadan sonra ücüncü sırada üretimi yapılan meyvedir. Malatya’nın her ilçesinde üretimi yapılan dut kapama bahçe şeklinde fazla yetiştirilmez .Daha çok sınır ağacı olarak, dere ve ırmak kenarlarında,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ev/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ev">ev</a> bahçelerinde ve benzeri yerlerde yetiştiriciliği yapılır. Bu yüzden kapladığı alan hakkında kesin bir bilgi yoktur. </p>
<p>	Malatya’da toplam dut üretimi 5.426 tondur. Meyve veren yaşta ağaç sayısı 130.830 meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı ise 7.339 adettir. Dut meyvesi sofralık olarak tüketimden daha çok pekmez, pestil, sucuk, ve benzeri şekilde işlenerek tüketilmektedir. </p>
<p>    Malatya’da üretim yönüyle ilk üç sırayı alan ilçeler Arapgir, Merkez Akçadağ ilçeleridir</p>
<p>	Üretimle ilk sırayı 1.520 tonluk üretimiyle Arapgir ilçesi almaktadır. İlçe de ağaç başına ortalama verim 32 kg ve meyve veren yaşta ağaç sayısı 47.500 adettir. </p>
<p>	İkinci sırada Merkez ilçe yer almaktadır. Toplam üretim 1.024 ton meyve veren yaşta ağaç sayısı 20.480 adettir. </p>
<p>	Üretimde üçüncü sırayı Akçadağ ilçesi almaktadır. Toplam üretimi 944 tondur. İlçede meyve veren yaşta ağaç sayısı 16.000 adet ve ağaç başına ortalama verim 59 kg ‘dır.(Anonim, 2001a) </p>
<p>  ÇİZELGE 25 Malatya il merkezi ve ilçelerinin dut üretimi , ağaç sayısı ve   kapladığı alan (Anonim, 2001a)</p>
<p>İLÇELER	Toplam meyve vermeyen yaşta ağaç sayısı	Toplam meyve veren yaşta ağaç sayısı	Ağaç başına ort. Verim (kg)	Üretim (ton)<br />
Merkez	475	20.480	50	1.024<br />
Akçadağ	90	16.000	59	944<br />
Arapgir	1.000	47.500	32	1.520<br />
Arguvan	2.260	5.200	48	250<br />
Battalgazi	850	7.600	65	494<br />
Darende	500	7.000	23	161<br />
Doğanşehir	100	1.110	45	50<br />
Doğanyol	40	1.290	40	52<br />
Hekimhan	350	8.600	32	275<br />
Kale	50	850	28	24<br />
Kuluncak	750	2.600	25	65<br />
Pütürge	400	900	30	27<br />
Yazıhan 	450	6.550	30	197<br />
Yeşilyurt	24	6.450	50	323<br />
Toplam	7.339	130.830		5.426</p>
<p>     5.3.13 Diğer meyveler</p>
<p>	Malatya’da açıklanan meyvelerden başka Nar, İğde, Kızılcık, Çilek yetiştiriciliği de yapılmaktadır. </p>
<p>	Malatya’da toplam 70 ton kızılcık üretim yapılmaktadır. Bunun en büyük bölümünü Yeşilyurt ilçesi üretmektedir. Toplam üretimi 54 ton, meyve veren yaşta ağaç sayısı 3.850 adet ve ağaç başına ortalama verim 14 kg’dır. Diğer Kızılcık üreten ilçeler ise Merkez, Arapgir, Battalgazi Kale ve Yazıhan ilçeleridir. </p>
<p>	Malatya’da üzümsü bir meyve türü olan çilek yetiştiriciliği de son yıllarda yaygınlaşmaktadır. Fakat ekonomik anlamda yalnız Kale ve Doğanşehir ilçelerinde yapılmaktadır. Bu iki ilçenin toplam üretimi 57 tondur. Özellikle Kale ilçesinde 48 ton çilek Üretimi yapılmaktadır ve Çileği il çapında değerlidir. </p>
<p>	Bu meyvelerden başka 1998 yılı verilerine göre Malatya’da 34 ton İğde ve 8 ton Nar üretimi yapılmaktadır. </p>
<p>ŞEKİL 10 Malatya Meyvecilik Araştırma Enstitüsünde yetiştirililen kızılcık ağacından görünüm</p>
<p>    5.4 Bahçe Tesisi</p>
<p>	Malatya’nın tüm ilçelerinde kayısılar kapma bahçe şeklinde tesis edilmektedir. Kendine verimli tür olduğu için tozlayıcıya ihtiyaç duyulmaktadır. Bahçeler genellikle 8&#215;8, 7&#215;7, 10&#215;10 SaxSü mesafelerde tesis edilmektedir. </p>
<p>	Kayısıda olduğu gibi elma da kapama bahçe şeklinde tesis edilmektedir. Tozlayıcı çeşitlere ihtiyaç vardır. Çeşitler genellikle yabani elmalar üzerine aşılandığı için sıra arası ve sıra üzeri mesafeler 9-12 m olmaktadır.</p>
<p>	Ceviz bahçeleri genelde sınır ağacı, ev bahçeleri, karışık bahçe son yıllarda da kapama bahçeler şeklinde yapılmaktadır. Tozlayıcı çeşit kullanılmaktadır. Ağaçlar dağınık şekilde yetiştiğinden belirli bir aralık ve mesafe yoktur. Önerilen ceviz çeşitleri ve dölleyiciler Antepfıstığı ve badem yetiştiriciliği ise yabani formların aşılanması ile yapılmaktadır. </p>
<p>	Kiraz yetiştiriciliği kapama bahçeler ve ev bahçeleri şeklinde yapılır. Tozlayıcı çeşit kullanılmaktadır. Ağaçlara verilen sıra arası ve sıra üzeri masafeler ise 10-12 m verilmektedir. Bileçik Yalova, tozlayıcısı Yalova 2 veya 4, Yalove 3 (tozlayıcısı Yalove 4) ve şebin Vişne yetiştiriciliği kapama ve ev bahçesi şeklinde tesis edilir. Tozlayıcı genelde kullanılmaz verilen sıra arası mesafeler 6-8 metredir. </p>
<p>	Armut bahçeleri kapama bahçeler, ev bahçeleri, yabanı formların aşılanması ile yetiştiriciliği yapılır. Tozlayıcı çeşit kullanılır. Ağaçlar arası verilen aralık ve mesafeler ise 8-12 m’dir. </p>
<p>	Şeftali bahçeleri genelde kapama bahçeler ve nadiren ev bahçesi olarak yetiştiriciliği yapılır. Ürün için tozlayıcıya kullanılabilir ağaçlara verilen sıra arası ve üzeri mesafeler ise 5&#215;5, 6&#215;6, 7&#215;7 dir. </p>
<p>	Erik bahçeleri kapama bahçeler ve ev bahçeleri şeklinde resis edilir. Tozlayıcı çeşit kullanılır. Ağaçlar arası mesafe ise 6&#215;6 m’dir. </p>
<p>5.5. Çeşit Seçimi ve Fidan Temini </p>
<p>	Malatya’da üretilen kayısı çeşitlerinin başında %90’la Hacıhaliloğlu gelir. Son yıllarda Kaabaşı, Soğancı çeşitlerinin de yaygınlaştığı görülmektedir. Ayrıca Hasanbey, Çöloüğlu, Çataloğlu, Şekerpare, Yeğen, Hacıkız Paşamişmişi ve Turfanda diğer önemli Malatya kayıslarıdır. Bu çeşilerden Hacıhaliloğlu, Kaabaşı, Soğancı ve Çataloğlu kurutmalığa elverişli diğerleri ise sofralık çeşitlerdir. Malatya’da zerdali çöğürleri üzerine aşılanarak hazırlanan kayısı fidanları kullanılmaktadır. Üretilen fuidanın %70’ini Kamu Kuruluşları, %30’unuda Özel Sektörler üretmektedir. Malatya meyvecilik Araştırma Enstitüsü ve Akçadağ Tarım İl Müdürlüğü fidanlığında 2001 Yılı itibariyle 35.000 fidan üretilmiştir. </p>
<p>	Başlıca yetiştirilen Elma çeşitleri Golden Delicious, Starking ve Mutsu çeşitleridir.<br />
2001 yılında meyvecilik araştırma enstitüsünde 2000 adet elma fidanı üretimi yapılmıştır. </p>
<p>	Malatya’da 0900 Ziraat (Dalbastı) Kiraz çeşidi en hakim çeşittir. 2001 yılı itibarıyla Meyvecilik Araştırma Enstütüsünde 500 adet Kiraz fidanı üretilmiştir. </p>
<p>	Malatya’da en çok yetiştirilen şeftali çeşidi ise Halehaven çeşididir. Meyvecilik Araştırma Enstitüsünde 200 adet şeftali fidanı üretilmiştir. </p>
<p>	Erik’te ise Farmosa ve Santarosa çeşitleri en fazla üretilen çeşittir. Meyvecilik Araştırma Enstitüsünde 300 adet Erik fidanı üretilmiştir. </p>
<p>	Bundan başka Armut’ta Akça, Williams, Vişne’de Kütahya çeşitleri Cevizler aşısız olarak yetiştirilmekte Antepfıstığı ve bademde yabanı formlar üzerinde aşılama yapılarak birçok çeşit elde edilmektedir. </p>
<p>5.4. KÜLTÜREL İŞLEMLER</p>
<p>5.4.1. SULAMA</p>
<p>	Meyvecilikte en önemli üretim faktörlerinde birisi sulamadır. Maden girdilerin verimlilik üzerine etkinliği ve Ekonomik anlamda meyve yetiştiriciliği önemli ölçüde arazinin sulanmasına bağlıdır. Malatya’da uzun yıllar ortalama yağış miktarı 384.4 mm’dir. Malatya’da yağış miktarı yetersiz olduğundan mutlaka sulama yapılmalıdır. Malatya su potansiyeli yönünde Ülkemizin belli başlı kentlerinden birisidir. </p>
<p>	Su kaynakları Potansiyeli (Anonim 1996)<br />
	Yerüstü Suyu (İl çıkış toplamı) 175b. 54 hm3/Yıl<br />
	Yer altı Suyu (İl Toplamı)     = 74.7 hm3/Yıl<br />
	Çizelge 5’te görüldüğü gibi Malatya ilinde meyvecilik sadece sulu arazilerde yapılmaktadır. </p>
<p>	Malatya ilinde 198715 hektar alan sulanabilmektedir. Sulanan arazinin 60254 hektarı DSİ tarafından, 48213 hektarı Köy Hizmetleri tarafından ve 90248 hektarı halk tarafından sulanmaktadır. (Web sayfası) Ayrıca 192.826 hektar alan ise sulamaya elverişli arazi bulunmaktadır. Bu alanların sulu tarıma alanlarına dönüştürülmesi için projeler sürmektedir. </p>
<p>	Malatya’da genellikle salma, karık ve göllendirme sulama yöntemleri kullanılmaktadır. (Anonim 2002)</p>
<p>5.4.2 GÜBRELEME</p>
<p>	Verim ve Kalitenin arttırılmasında en önemli rölü oynayan faktörlerden biriside gübredir. Malatya’da Kimyasal gübre kullanımının tarihi çok yakındır. Malatya üreticileri son 25 yıl öncesine kadar çok az miktarda suni gübre kullanılmaktadır. Son yıllarda ise bu konuda önemli gelişmeler olmuştur. Kimyasal gübre kullanımı Malatya’da her yıl sürekli artış göstermektedir. 1994 yılı itibarı ile 37.327 ton kimyevi gübre kullanılırken 1998 yılı itibarı ile 76.671 ton kimyasal gübre kullanılmıştır. En çok kullanılan gübre azot, fosfor ve potasyumlu gübredir. (Çizelge 25) (Anonim 1996, Anonim 1998) </p>
<p>Çizelge 25: Malatya İli                   1998 Yılı      Gübre Kullanımı (Anonim 1998)</p>
<p>%21 Azotlu                                      39.832<br />
%16-18 Fosforlu                              36.380<br />
% 48-52 Potaslı                                     459<br />
Toplam                                              76.671  </p>
<p> 	Malatya İlinde daha çok kimyasal gübre kullanılmasına rağmen Ahır gübresi kullanımıda armaktadır. Fakat ahır gübresinin kullanımını etkileyen en önemli faktör çiftçilerin yakacak ihtiyacını gübreler tarafından sağlamasıdır. </p>
<p>	Ahır gübresi genellikle son bahar aylarında kimyasal gübreler ise ilkbahar aylarında verilmektedir. </p>
<p>5.4.3. TOPRAK İŞLEME</p>
<p>	Toprağ havaldırma, yağışlardan etkin biçimde yararlanmak, toprağın ısınmasını sağlamak, yabancı otları yok etmek, topraktaki bitki besin maddelerinin yarayışlı hale gelmeleri amacıyla pulluk ve benzeri aletle kullanılarak toprağı karıştırma işlemine Toprak işleme denmektedir. Malatya’da her yıl sonbahar aylarında derin toprak işleme ilkbahar aylarında ise yabancı ot durumuna göre yüzeysel toprak işleme yapılmaktadır. </p>
<p>	5.4.5. BUDAMA</p>
<p>	Meyve ağaçlarının düzgün ve kuvvetli taç oluşturmalar ve verim çağlarında uzun süre kalmalarını sağlamak amacıyla budama yapılmaktadır. Kayısılarda ağaçlar, goble, değişik doruk dallı ve palmet şekli uygulanır. Şekil budaması yapıldıktan sonra fazla budama yapılmaz. Sofralık kayısı üretiminde ise seyretme yapılmalıdır. Elma ve Armutlarda ise, değişik doruk dallı ve goble şekil budaması uygulanır. Daha sonraki yıllarda ise yıllık budamalar yapılmaktadır. </p>
<p>5.4.5. ZİRAİ MÜCADELE</p>
<p>	Zirai mücadele faaliyetlerini dört grup altında toplamak mümkündür. </p>
<p>a)	Demanstrasyon (öğretici) çalışmaları<br />
b)	Devlet yardım mücadelesi çalışmaları<br />
c)	Yönetimli çiftçi mücadelesi çalışmaları<br />
d)	Projeye tabi çalışmalar</p>
<p>İlde yoğun bir Zirai mücadele faaliyeti sürdürülmektedir. 1994 yılında devlet yardım mücadelesi kapsamında Süne ve Kımıl için 105.0000’da olan 16.620 lt ilaç kullanılmıştır. Aynı yıl yönetimli çiftçi mücadelesi kapsamında 3.300.000 adet kayısı ağacında yaprakdelen ve Monilya 720.494 lt ilaç kullanılmıştır. Kayısıdan ayrı olarak elma armut ceviz’de ve diğer birçok bitkisel üretim alanlarında Zirai mücadele faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. (Anonim 1996)</p>
<p>5.4.6. Hasat ve Muhafaza</p>
<p>	Malatya’da meyve bahçeleri özellikle kayısı bahçeleri çok büyük alanlarda kurulduğundan hasat, kükürtleme, patikleme işlemleri için çok fazla sayıda işçiye gereksinim duyulmaktadır. Bu yüzden yaz aylarında özellikle Güneydoğu illerinden getirilen geçici işçiler çalıştırılmaktadır. Kayısılarda hasat Temmuz ayında başlamakta,  sofralık  ve kurutmalık oluşuna göre 40-45 gün sürmektedir. Hasat doğrudan yere silkelenerek ve ağaç altına süngerli bez veya tentele serilerek yapılır. Yere silkelenerek yapılan hasatta kayısılar sert toprak zeminde parçalandığında ve içersine toprak ve taş parçaları girdiğinden son yıllarda diğer yöntem kullanılmaktadır. Bir ağaçta hasat normal olarak üç defada yapılır. Sofralık kayısılar uzun süre muhafaza edilemez. Fakat pazarda stok fazlası olduğunda 0 oC’de  7.70 gün muhafaza edilebilir. Kurutmalık kayısılar hasattan sonra iki şekilde kurutulur. En çok kullanılan kurutma şekli kayısılar kükürt uygulaması yapıldıktan sonra kurutlmasıdır. </p>
<p>	Kükürtleme işlemi için hasat edilen kayısılar sandık, sepet veya meyve kasaları, ile kükürtleme odalarının bulunduğu sergi yerlerine taşınarak 12-15 kğ’lık kasalarda kürütleme odalarına (islim odası) yerleştirilmektedir. Kükürtleme odaları genelde 2.40&#215;2.40&#215;2.20 metre boyutlarında yapılmaktadır. Kükürtleme de bir ton kayısıya ortalama 2.4 kg kükürt kullanılmaktadır. Kükürtleme işleme 8.12 saat sürmektedir. Kükürt çekirdeğe işleyinceye kadar ve meyve açıldığında meyve etinde beyaz damar<br />
Kalmayıncaya kadar kükürtleme devam etmektedir. Genelde kükürtleme işlemi iki kez tekrarlanmakta ve bir gün sürmektedir. Daha sonra sık dokunmuş bezler üzerinde 2-3 gün kurutulmaktadır. Belirli miktar kurumadan sonra tüm meyveler toplanarak el ile çekirdekleri çıkarılmakta ve yörede patik yapma olarak bilinen şekil verme işlemi uygulanır. Bu şekilde meyvelerin %20-23’e varıncaya kadar 2-3 gün güneşte bekletildikten sonra toplanarak depolama amacıyla kapalı bir alana götürülmektedir. </p>
<p>	İkinci kurutma şekli ise hiçbir kimyasal uygulamadan direk güneşte kayısıların kurutulmasıdır. Meyvede %10-15 nem kalıncaya kadar kurutulan meyveler toplanarak çekirdekleri çıkarılmakta ve şekil 	verildikten sonra depolanmaktadır. </p>
<p>	Elmalarda hasat Temmuz ayında Eylül ayına kadar sürmektedir. Hasat her ağaçta  2 veya 3 defada yapılır. Hasat edilen elmalar boylandıktan sonra pazara ya da Pazar durumuna göre +1 oC’de %85-95 oransal nemde uzun bir süre muhafaza edilmektedir. </p>
<p>	Diğer meyvelerdeki hasat zamanları: Armut Ağustos ayı, Dut Temmiz-Ağustos ayları, Ayva Eylül ayı, Ceviz Ekim ayı, Badem Eylül ayında, Eriklerde Haziran, Şeftali’de Temmuz Kirazda, Temmuz Vişne içinde Temmuz olarak sıralanmaktadır. (Malatya kayısı Raporu). </p>
<p>YETİŞTİRİCİLİKTEKİ SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ</p>
<p>-  Ekolojik Faktörler (İlkbahar geç donları, nem&#8230;.) Malatya ili genel olarak karasal iklime sahiptir. Bu yüzden ilkbahar geç donları sıkça görülmektedir. Bu durum özellikle kayısı yetiştiriciliğinde verimi etkileyen bir faktördür. Bu sorunu gidermek için; sorunlu olan bölgede ilkbahar geç donlarından etkilenmeyecek çeşitler yetiştirilmeli yada islah edilmelidir. </p>
<p>-	Kültürel uygulamalardaki yanlışlar Malatya’da genel olarak aşırı dozda gübre<br />
 ve ilaç kullanımı söz konusudur. Meyvelere yapılan yanlış ilaçlama sonucu<br />
 özellikle ihraç edilen kuru kayısıda oflotoksin sorunu gündeme gelmiştir.<br />
 Ayrıca yapılan aşırı gübrelemenin toprağa ve bitkiye ve zararları vardır. Ayrıca<br />
 maliyeti arttırır. Bu sorunu gidermek için; çiftçilerin bu konularda eğitilmesi,<br />
 Toprak analizlerine bakılarak gübreleme yapılması, ilaçlamanın bilinçli<br />
 kişilerce yapılması ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınılması gerekmektedir. </p>
<p>- Hasatlama sırasındaki sorunlar meyvelerin yanlış şekilde hasadından dolayı meyvede darbe zedelemeler ve çürümeler meydana gelmektedir. Bu sorunu gidermek için geleneksel hasat şeklinden vaz geçilip modern hasat yöntemlerinin kullanılması gerekir. En ideal hasat el ile yapılan hasattır. Fakat el ile yapılan hasatın pahalı olması nedeniyle makinalı hasat imkanlarının gerçekleştirilmesi gerekir. </p>
<p>   &#8211; Malatya’da üretim yapılan tüm meyveleri birlikte değerlendirdiğimizde kayısının gerek ülke gerekse il ekonomisindeki yerinin ne derece önemli olduğu görülmektedir. Diğer ürünlere göre elde edilen gelirin yüksek olması nedeniyle her geçen gün birçok bölgede monokültür denecek seviyede kayısıcılığa yönelim görülmektedir. Bu yüzden kayısı üretim her yıl artma eğilimindedir. İhracat miktarında artma olmadığı takdirde bir stok sorunu ile karşılaşılacağı kaçınılmaz görünmektedir. Bu sorunu gidermek için; iç tüketim miktarını attırılması, kayısıya alternatif olarak ürünlerin seçilmesi ve yetiştirilmesi gerekir. </p>
<p>         Malatya Tarım İl Müdürlüğü ve meyvecilik araştırma enstitüsü bu konuya yönelik olarak, Pazar olanaklarının genişletilmesi, tarımda çeşitliğin sağlanması ilin iklim ve toprak koşullarına uygun çeşitlerin belirlenmesi amacıyla projeler hazırlanarak bu konuda gereken çalışmalar başlatılmıştır. Proje kapsamında Yeşilyut ilçesinde sarking elma ve Kiraz, Hekimhan, Pütürge, Doğanyol Kuluncak ve Darende ilçelerinde ceviz, Arapgir, Yeşilyurt, Pütürge ilçeleri ve Merkez ilçeye bağlı konak kasabası ve Beydağı civarında üzüm Kale ilçesinde çilek ve il genelinde yer bitkileri üretimi gerçekleştirilecektir. </p>
<p>-	Kayısıda doğal sarı renginin korunması ve depoda tümigant özelliği göstererek fermantasyon ve böcek zararının önlenmesi kayıslar kükürtlenmektedir. Malatya’da kayısılar için kullanılan kükürt miktarı dünya standartının üzerindedir. Bu da, ihracatta problem doğurmaktadır. Türk gıda kadeksine göre kuru kayısıda maximum kükürt miktarı 2000 ppm olarak belirlenmiştir. </p>
<p>-   Muhafaza daki eksikler Malatya’da kayısı hariç diğer meyveler taze olarak tüketildiği için muhafazasında bir sorun yaşanmamaktadır. Fakat Pazar arzı fazla olduğu zaman ürünlerin muhafaza edilmeleri zorunludur. Fakat Malatya’da meyveler genellikle soğutucusuz depolarda muhafaza edilmektedir. Yeterli sayıda soğut hava deposu bulunmamaktadır. Bu durum ürünün kalitesinin, veriminin ve fiyatının düşmesine sebep olmaktadır. Ayrıca kuru kayısıların kalitesini kaybetmeden muhafaza edilebilmesi için düşük bağıl nemli %60-65 soğut hava depolarına ihtiyaç vardır. </p>
<p>      &#8211; Yüksek maliyet<br />
   &#8211; Kayısının Pazarlama aşamasındaki karşılaşılan sorunlar: Kuru kayısı başta ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda olmak üzere 70 Ülkeye ihraç edilmektedir. Özellikle İspanya ve Portekiz’in  Avrupa Birliğine katılması ile birlikte Avrupa Birliği ülkelerinin bu iki ülkeden kuru kayısı ithalatlarını yapma eğitimi ağırlık kazanmaktadır. Bu yüzden yeni pazarların aranmasına özen gösterilmelidir. </p>
<p>	1992 yılında kurulmuş olan Kuru Kayısı Satış Kooperatifleri Birliği kuru kayısı pazarlamasında etkili olmamaktadır. Bu kooperatifi etkili hale gelebilmesi için üreticiden aldığı kuru kayısıyı küçük paketler halinde yurt içi ve yurtdışına pazarlayacak temsilci ve bayilik ağlarının güçlü bir şekilde kurması gerekir. </p>
<p>	Kuru kayısı ihracatçılarını bir çatı altında toplayarak ihraç fiyatının belirlenmesinde rekabet yerine ortak bir tavır alınmasını sağlayacak, dış pazardaki gelişmeler düzenli olarak takip edecek reklam ve tanıtım faaliyetlerin etkin şekilde yürütecek “Kuru Kayısı İhracatçıları Birliğinin” kurulması gerekmektedir. Ayrıca son yıllarda gündemde olan kayısının hasattan önce (olivre satış) işleminden vaz geçilmelidir. Hollanda İspanya, İtalya gibi ülkeler 12,5 kg’lık paketler halinde ithal ettikleri kuru kayısı 200, 250, 500 ve 1000 g gibi daha küçük paketler halinde ambalajlayıp başka ülkelere ihraç etmektedirler. Dökme tabir edilen 10-12,5 kg’lık paketler yerine kuru kayısının daha küçük ambalajlarda diret tüketiciye ulaştırılması için güçlü bir organizasyona ihtiyaç vardır. Böylece hem kayısı daha yüksek fiyatlarda satılacak hem de kayısının paketlenmesi sırasında iç gücü istidamı sağlanacaktır. </p>
<p>SONUÇ:</p>
<p>	Malatya ili meyvecilik açısından Türkiye’nin önde gelen İllerinden biridir. İl genelinde ekonomik önemi olan, hatta Türkiye ekonomisine büyük katkısı olan, yurt dışına ihraç edilen, yoğun şekilde yetiştiriciliği yapılan meyve kayısıdır. Kayısı Malatya’nın en önemli geçim kaynaklarından birisidir. Kayısı üretimi her geçen yıl artmaktadır. İleriki yıllarda bu artış fındıkta olduğu gibi stok sorunu yaratabilir. Bu yüzden kayısıya alternatif olabilecek diğer meyvelerinde yetiştiriciliği yapılmalıdır. Son yıllarda bu konuda çok büyük ilerlemeler olmuş ve başka Elma, Şeftali, Ceviz, Kiraz olmak üzere diğer meyvelerinde yetiştirilmesinde artışlar görülmektedir. İleriki yılarda bu meyvelerinde gereken önemi kazanacağı muhtemeldir. </p>

<p class="sayac_bilgi">313 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/malatya-ili-tanitimi.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çanakkale’nin Genel Özellikleri</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/canakkale%e2%80%99nin-genel-ozellikleri.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/canakkale%e2%80%99nin-genel-ozellikleri.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 08:08:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Alexandria]]></category>
		<category><![CDATA[Assos]]></category>
		<category><![CDATA[Bozcaada]]></category>
		<category><![CDATA[Eceabat]]></category>
		<category><![CDATA[Edirne Ili]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Gelibolu]]></category>
		<category><![CDATA[Gelir]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Lapseki]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Nin]]></category>
		<category><![CDATA[Sahne]]></category>
		<category><![CDATA[Sebze]]></category>
		<category><![CDATA[Troas]]></category>
		<category><![CDATA[Troya]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yerli]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11340</guid>
		<description><![CDATA[Coğrafi Konum: Çanakkale Türkiye’nin Kuzeybatı yönünde Gelibolu yarımadası ve Anadolu’nun uzantısı olan Biga yarımadası üzerinde toprakları olan bir ilmizdir. Yüz ölçümü 9.737 kilometrekaredir.Güneydoğu yönünde Balıke- sir,batıda Ege denizi,kuzeybatıda Edirne ili,kuzeyde Tekirdağ ili ile Marmara denizi tarafından çevrelenmiştir Nüfus ve İdari Bölüm: Merkezle birlikte 12 ilçe,568 köy ve 34 belediye bulunmak- tadır.İlçeleri;Ayvacık,Bayramiç,Biga,Bozcaada,Gökçeada,Çan,Eceabat, Ezine,Gelibolu,Lapseki ve Yenice’dir. İklim: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Coğrafi  Konum:</p>
<p>    Çanakkale       Türkiye’nin   Kuzeybatı  yönünde      <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelibolu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelibolu">Gelibolu</a>     yarımadası    ve  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/anadolu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Anadolu">Anadolu</a>’nun   uzantısı      olan  Biga  yarımadası   üzerinde  toprakları  olan  bir  ilmizdir.<br />
   Yüz  ölçümü   9.737 kilometrekaredir.Güneydoğu  yönünde   Balıke-<br />
sir,batıda  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ege/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ege">Ege</a>   denizi,kuzeybatıda  Edirne  ili,kuzeyde  Tekirdağ  ili   ile    Marmara  denizi    tarafından    çevrelenmiştir<br />
Nüfus  ve  İdari  Bölüm:<br />
    Merkezle  birlikte  12  ilçe,568  köy    ve  34  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belediye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belediye">belediye</a>  bulunmak-<br />
tadır.İlçeleri;Ayvacık,Bayramiç,Biga,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/bozcaada/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bozcaada">Bozcaada</a>,Gökçeada,Çan,Eceabat,    Ezine,Gelibolu,Lapseki  ve Yenice’dir.<span id="more-11340"></span><br />
İklim:<br />
     Çanakkale  ilinde  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/akdeniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Akdeniz">Akdeniz</a>  ve  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/karadeniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Karadeniz">Karadeniz</a>   iklimlerinin   geçiş   iklimi   hüküm   sürmektedir.Yağışlar  genellikle  bahar  ve  kış   aylarında   görülür.Yazlar   kurak  ve  sıcaktır.Kuzey   rüzgarları   hakimdir.</p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/ekonomik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ekonomik">Ekonomik</a>   Yapısı:<br />
      Çanakkale’de  üretim   yapılan   tarım   alnları     %55   oranındadır.<br />
Hububat,ayçiçeği,zeytin,sebze  ve  meyve,üzüm   üretimi   ile   hayvancılık    en   önemli    gelir  kaynağıdır.<br />
      Çanakkale  balıkçılık   bakımından    önemli    potansiyele   sahiptir.<br />
Ayçiçeği   Çanakkale’nin   önemli   tarım  ürünlerindendir.<br />
Sosyal  Yapı:<br />
      Çanakkale’nin   nüfusu   yaklaşık   450.000’dir.Ülkemizin  bazı   bölgelerine  göre  oldukça   gelişmiş   bir   ildir.Önemli   sorunları   yoktur.Eğitim  ve   öğretim   durumu   Türkiye   ortalamalarına   göre   yüksek   düzeydedir.Kuruluşu   yeni   olmakla  beraber   her  geçen  gün   gelişen   18  Mart  Üniversitesi     <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilin">ilin</a>   sosyal  yapısının  yükselmesine     neden   olan   bir  eğitim   kuruluşudur.<br />
  18   Mart  Üniversitesi   rektörlüğü<br />
Kültür   ve  Turizm:<br />
      Çanakkale  ili  tarihi   boyunca  önemli   kültürlere  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sahne/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sahne">sahne</a>  olmuştur.<br />
Sahip  olduğu    turistik,tarihi   ve  kültürel  zenginlikleri   <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yerli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with yerli">yerli</a>  ve   yabancı   turistlerin   ilgisini   çekmiştir.<br />
      Çanakkale   Savaşlarının   olduğu   Gelibolu   Yarımadası    Milli<br />
Parkı’nda   bulunan   türk   anıt  ve   şehitlikleri   ile  yabancı   anıt   ve  mezarlıkları   turistler  için  önemli   yerlerdir.<br />
      Çanakkale  ili   <a href="http://www.genelbilge.com/tag/troya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Troya">Troya</a>,Alexandria,<a href="http://www.genelbilge.com/tag/troas/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Troas">Troas</a>,Assos  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a>   uygarlıkların<br />
merkezidir.<br />
      Uygarlık   tarihinin   en   <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eski/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eski">eski</a>   el  sanatlarından  olan   seramikçilik   ve   halıcılık   günümüze   kadar    gelmiştir.<br />
      Çanakkale  adının  burada   yapılan   çanak   çömlekten     geldiği    kabul  edilmektedir.Çanakkale’nin   eski   adı   Kale-i  Sultaniye  idi.Çevresi    eşsiz   doğa   güzellikleri  ve   denizlerle   çevrili   olan<br />
Çanakkale   sağlık   turizmine   çok   sayıda   kaplıcalarla   hizmet    vermektedir.<br />
      Çimenlik  Kalesi  1462   tarihinde   Fatih  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sultan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sultan">Sultan</a>   Mehmet    tarafından   Çanakkale  Boğazının    kontrolü   için     Anadolu    yakasında   inşa   ettrilmiştir.<br />
       Kent   merkezinde   sıra   dükkanlar   şeklinde  yaptırılan    aynalı     çarşı   ise     türkülere     konu   olmuştur.   Saat  Kulesi<br />
       Önemli   Turizm   Merkezleri<br />
Troya:Çanakkale’ye   30  km. Uzaklıkta   Hisarlık   mevkiindedir.Ya-<br />
pılan     kazılar   sonucu   9     kültür   katı  saptanmış   ve   kırktan   fazla   yerleşim  evreleri   oraya   çıkarılmıştır.Erken    Bronz    döneminin    ilk   yerleşmelerindendir.Küçük    bir   alanı    kaplayan   kentin      çağdaşlarından    çok   daha   gelişmiş   olduğu   saptanmıştır.<br />
Troyalıların   ataları   sayılan   Romalılar   kente    önem    vermişlerdir.<br />
Dönemin  en   önemli   yapısı   Athena   tapınağı,meclis,tiyatro  ve   belediye  sayılabilir.<br />
Dardanos:Çanakkale’ye   11  km.   uzaklıkta    Kalabaklı   çayının<br />
kıyısındadır.Mezarda  Arkaik,İyonik  ve   Roma   dönemlerinde   yapılar  vardır.<br />
Gelibolu Yarımadası Milli  Parkı:Gelibolu  Yarımadası,doğal  ve  kültürel  değerleri   yanısıra  dünya   savaş   tarihindeki  yeri   ile   milli<br />
park    ilan   edilmiştir(1973).Gelibolu   Yarımadası  Çanakkale’nin   önemli   gezi   yerlerinden   biridir.<br />
Anafartalar,Conk   Bayırı,Koca  Çimen,Alçı  Tepe,Çanakkale(Şehitler)<br />
Abidesi   görülecek   yerlerdir.<br />
 Çanakkale  Abidesi<br />
 Önemli  turizm   merkezlerinden  Assos<br />
 Kilitbahir<br />
 Çanakkale’nin  şirin  ilçesi   Lapseki<br />
                 Lapseki   dolaylarında   bulunan   sikkeler<br />
   İskele   Nusrat   mayın gemisi<br />
 Kordon<br />
Bir  Çanakkale  Manzarası</p>
<p> Çanakkale’den  güzel  bir görünüm<br />
 Çanakkale   sokaklarında   bir   fayton<br />
  Piri  Reis  Anıtı</p>
<p>Çanakkale’den  iki  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deniz">deniz</a>   manzarası</p>
<p>Çanakkale’nin   uydudan  çekilmiş  fotoğrafı<br />
Ulaşım:<br />
Çevre  İllere  Ulaşım:Çanakkale  ilinin   çevre  illere ulaşımı   karayolu   ile   sağlanmaktadır.<br />
      Çanakkale-Ankara:659   km.<br />
      Çanakkale-İzmir:331  km.<br />
      Çanakale-İstanbul:310  km.<br />
İl  İçerisinde  Ulaşım:Çanakkale  ilinin   ilçelere  olan   ulaşımı<br />
kara   ve  deniz   yolu   ile  olmaktadır.Troya,Assos,Alexandria,Troas  ve  diğer   merkezlere  ilçe  merkezinden  ulaşım   oldukça   kolaydır.Hergün   yarım saat   aralıklarla  otobüs  ve   minibüs   seferleri   yapılmaktadır.<br />
      Eceabat,Bozcaada   ve  Gökçeada’ya  feribot   seferleri  yapılmaktadır.Ayrıca  Gökçeada’ya  tarifeli   uçak  seferleri  vardır.</p>
<p> Limandan  3  görünüm<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/merkez/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Merkez">Merkez</a>  İlçedeki  Oteller:<br />
Akol  Oteli:</p>
<p>Büyük  Truva  Oteli:</p>
<p>İris   Oteli:</p>
<p>Tusan  Oteli:</p>
<p>Anafartalar  Oteli:</p>
<p>Anzak  Oteli:</p>
<p>Bakır  Oteli:</p>
<p>Mola  Oteli:</p>
<p>Kestanbol  Oteli:</p>
<p>Temizay  Oteli:	</p>
<p>ÇANAKKALE  SAVAŞLARI<br />
    Çanakkale  savaşları  Birinci  Dünya   Savaşı   içinde  tarihin  en  kanlı  bölümü  olarak  bilinir.Türkün  sayısız  zafer,şan  ve  şerefle   dolu   tarihinin   en   parlak  sayfasıdır.1.Dünya  Savaşı’nın  en   büyük  ve  en   modern   donanması  18  Mart  1915’te boğazı   geçme  girişiminde   bulunmuş  ancak  kahraman  Türk  askerleri  ve  Nusrat  Mayın  gemisinin   döktüğü  mayınlar  sayesinde  boğazdan   bir  adım  <a href="http://www.genelbilge.com/tag/bile/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Bile">bile</a>  ilerleyememiştir.<br />
     Bunun  üzerine  25  Nisan  ve  6 Ağustos    </p>

<p class="sayac_bilgi">561 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/canakkale%e2%80%99nin-genel-ozellikleri.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bursa İn Turkey</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/bursa-in-turkey.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/bursa-in-turkey.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Oct 2009 18:57:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa Turkey]]></category>
		<category><![CDATA[Candied Chestnuts]]></category>
		<category><![CDATA[Delightful View]]></category>
		<category><![CDATA[Ethnographical Museum]]></category>
		<category><![CDATA[Founder Of The Ottoman Empire]]></category>
		<category><![CDATA[Hacivat]]></category>
		<category><![CDATA[Iskender Kebap]]></category>
		<category><![CDATA[Karagoz]]></category>
		<category><![CDATA[Mausoleums]]></category>
		<category><![CDATA[Mount Olympos]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Ottoman Capital]]></category>
		<category><![CDATA[Ottoman Style]]></category>
		<category><![CDATA[Religious Monuments]]></category>
		<category><![CDATA[Silk Trade]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Mosque]]></category>
		<category><![CDATA[Turkish Folklore]]></category>
		<category><![CDATA[Turkish Style]]></category>
		<category><![CDATA[Yesil]]></category>
		<category><![CDATA[Yildirim Beyazit]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=11334</guid>
		<description><![CDATA[Known as &#8220;Green Bursa&#8221;, this province stands on the lower slopes of Uludag (Mount Olympos of Mysia, 2543 m). The title &#8220;Green&#8221; of Bursa comes from its gardens and parks, and of course from its being in the middle of an important fruit growing region. In Bursa there are things you should not miss. First [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Known as &#8220;Green Bursa&#8221;, this province stands on the lower slopes of Uludag (Mount Olympos of Mysia, 2543 m). The title &#8220;Green&#8221; of Bursa comes from its gardens and parks, and of course from its being in the middle of an important fruit growing region. In Bursa there are things you should not miss. First of all you are in the homeland of the delicious &#8220;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/iskender/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Iskender">Iskender</a> Kebap&#8221;. The <a href="http://www.genelbilge.com/tag/candied-chestnuts/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Candied Chestnuts">candied chestnuts</a> are a specialty and have an unforgettable taste. The peaches of Bursa are unique. As for something to purchase; Bursa is a center of the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/silk-trade/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Silk Trade">silk trade</a> and towel manufacturing. It is also the homeland of the very famous <a href="http://www.genelbilge.com/tag/turkish-folklore/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Turkish Folklore">Turkish folklore</a> figures, Karagoz and <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hacivat/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hacivat">Hacivat</a>.<br />
Because of its being the first Ottoman capital, Bursa is very rich in <a href="http://www.genelbilge.com/tag/religious-monuments/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Religious Monuments">religious monuments</a>, mosques, and tombs (turbes), baths. One of the places to be seen in Bursa is the Yesil Mosque (Green Mosque), with its carved marble doorway which is one of the best in Anatolia. It is an elaborate and significant building in the new Turkish style. Just <span id="more-11334"></span>opposite, is the Yesil Tomb &#8220;Green Tomb&#8221;, set in a green garden with an enchanting exterior decorated with turquoise tiles. Near the tomb, the Medresse complements the others and makes this the &#8220;green&#8221; trio, now it houses the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ethnographical-museum/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ethnographical Museum">Ethnographical Museum</a> which certainly deserves visiting. The <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yildirim-beyazit/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yildirim Beyazit">Yildirim Beyazit</a> Mosque is important as it is the first one built in the new Ottoman style and is accompanied by the Emir <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sultan-mosque/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sultan Mosque">Sultan Mosque</a> which lies in a peaceful setting. The province is decorated with these monuments-each of which is a masterpiece. Here are the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ulu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ulu">Ulu</a> Mosque built in the Seljuk style, with impressive calligraphic wall decorations; the Orhan Gazi Mosque; the &#8220;Hisar&#8221; an attractive part of the province, and in the park the Mausoleums of Osman, the <a href="http://www.genelbilge.com/tag/founder-of-the-ottoman-empire/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Founder Of The Ottoman Empire">founder of the Ottoman Empire</a>, and his son Orhan Gazi. The <a href="http://www.genelbilge.com/tag/muradiye/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Muradiye">Muradiye</a> Complex has a <a href="http://www.genelbilge.com/tag/delightful-view/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Delightful View">delightful view</a> with its mosque and tombs of important characters from the Ottoman era and their tiles and charming decorations appeal to the sightseers. The Ottoman Museum offers a lively exhibit of the traditional life style of Ottomans.<br />
Something you will enjoy in Bursa are the warm, mineral-rich springs; indeed most of the hotels in this province have thermal bath facilities. The Turkish baths &#8220;hamam&#8221; are great places which should be visited in Bursa. The Eski Kaplica (Old Spring) is the oldest in the province. The Karamustafa Pasha Baths are famous, and boast the best hot, mineral waters.<br />
As for souvenirs, you should visit the Covered Bazaar, &#8220;Bedesten&#8221;, or the Koza Han-an attractive building and also a center of silk trade. It is certain that Bursa will take some of time for you to see and add some more delightful experiences to your memories.<br />
Environs:<br />
Uludag is the largest and most celebrated winter-sports center in Turkey. It is 36 kms from Bursa and easily accessible by car or cable-car (teleferik). The area is also a national park and is worth a visit at any time of the year. The accommodation is high quality offering the opportunity to enjoy, with a variety of entertainment and sports activities.<br />
Mudanya is a seaside resort town from fine fish restaurants and night-clubs there so you can have a pleasant<br />
Zeytinbagi (Trilye) is a town of typical Turkish architecture and lay out. There are sea bus and ferry connections with Istanbul.<br />
Gemlik (27 km north), is another seaside resort with a wide, sandy beach.<br />
<a href="http://www.genelbilge.com/tag/iznik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Iznik">Iznik</a> (Nicaea) lies 85 kms northeast of Bursa, at the eastern tip of Lake knik. The town has witnessed many civilizations which have left their marks all over the land. This town is famous for its unique tiles and has been the center of tile production in the 16th century. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/iznik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Iznik">Iznik</a> tiles were the basic decorative element of Seljuk and Ottoman architecture. The turquoise-tiled Yesil Mosque and Nilufer Hatun imareti are among the Islamic works in the town.</p>

<p class="sayac_bilgi">6 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/bursa-in-turkey.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aydın ili&#8217;nin Tarihçesi (Merkez İlçe)</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/aydin-ilinin-tarihcesi-merkez-ilce.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/aydin-ilinin-tarihcesi-merkez-ilce.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2009 17:33:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[BüYüK Menderes]]></category>
		<category><![CDATA[Defa]]></category>
		<category><![CDATA[Denizli]]></category>
		<category><![CDATA[Ege]]></category>
		<category><![CDATA[Eline]]></category>
		<category><![CDATA[Eski]]></category>
		<category><![CDATA[Iskender]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[Merkez]]></category>
		<category><![CDATA[Murat]]></category>
		<category><![CDATA[Orta]]></category>
		<category><![CDATA[Sahil]]></category>
		<category><![CDATA[Sasa]]></category>
		<category><![CDATA[Sona]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Verimli]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Bir]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/aydin-ilinin-tarihcesi-merkez-ilce.html/</guid>
		<description><![CDATA[Merkez İlçe; doğusunda Köşk ile Yenipazar, batısında İncirliova, güneyinde Koçarlı ile Çine İlçeleri, kuzeyinde İzmir ili ve Aydın Dağları ile çevrilidir. Deniz seviyesinden yüksekliği 65 m. olan Merkez ilçe, en fazla nüfusa ve yoğunluğa sahiptir. Aydın&#8217;dan çok önce şehrin kuzeyinde kurulmuş bulunan Tralles eski çağda ege bölgesinin önemli şehirlerinden biridir. M.Ö.V. yüzyılda bir ara İran [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>    Merkez İlçe; doğusunda Köşk ile Yenipazar, batısında İncirliova, güneyinde Koçarlı ile Çine İlçeleri, kuzeyinde İzmir ili ve Aydın Dağları ile çevrilidir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/deniz/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Deniz">Deniz</a> seviyesinden yüksekliği 65 m. olan Merkez ilçe, en fazla nüfusa ve yoğunluğa sahiptir.<br />
    Aydın&#8217;dan çok önce şehrin kuzeyinde kurulmuş bulunan Tralles eski çağda <a href="http://www.genelbilge.com/tag/ege/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ege">ege</a> bölgesinin önemli şehirlerinden biridir. M.Ö.V. yüzyılda bir ara İran hakimiyetine girmiş, M.Ö. IV.yüzyılda iskender imparatorluğunun eline geçmiştir. M.Ö. 189&#8242;da roma Devletinin eline oradan da Doğu Roma İmparatorluğunun hakimiyetine girmiştir. 1071 Malazgirt Savaşından kısa bir süre sonra yöre Selçuklu&#8217;ların eline geçti. Fakat XII. yüzyıl başında I. Haçlı Seferi sırasında Bizanslılarca geri alındı.<span id="more-10979"></span> 1177&#8242;de II. Kılıç Arslan tarafından fethediyse de İmparator Manuel tarafından geri alınan yöre, 200 yıl süren Türk-Bizans mücadelelerine <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sahne/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sahne">sahne</a> olmuş ve sık sık el değiştirmiştir. Sonunda Sultan II. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında &#8220;<a href="http://www.genelbilge.com/tag/sahil/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sahil">Sahil</a> Beyi&#8221; adını taşıyan Menteşe Bey tarafından kesin olarak Türk hakimiyetine geçirildi. (1280) Selçuklu Devleti dağılırken önce bir süre Menteşe Beyin damadı SaSa Beyin eline kaldı. Sasa Bey Aydınoğlu <a href="http://www.genelbilge.com/tag/mehmet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Mehmet">Mehmet</a> Bey tarafından öldürülünce bu defa Aydınoğul&#8217;larına geçti. Adı da &#8220;Aydın Güzelhisarı&#8221; oldu. Sonra bu ad kısaca &#8220;Aydın&#8221; olarak kaldı. Kesin bilinmemekle beraber bu ad değişikliğinden sonra şehrin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeri/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeri">yeri</a> de değişerek ova kenarına <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">yeni</a> bir şehir kuruldu.</p>
<p>    Beylikler döneminden sonra 1426&#8242;da  II. Murat zamanında Aydın yöresi kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.</p>
<p>    İdari yönden de bir çok değişiklikler geçiren Aydın, 27 Mayıs 1919&#8242;da Yunanlılarca işgal edildi.Büyük Önder Atatür&#8217;ün başlattığı &#8220;Büyük Taarruz&#8221;la 7 Eylül 1922&#8242;de işgal sona erdi. Aydın Kurtuldu.</p>
<p>   Verimli Büyük Menderes Havzasının orta yerinde bulunması; İzmir, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/denizli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Denizli">Denizli</a>, Muğla Karayollarının kavşak noktasında bulunması, Demir yolunun şehrin ortasından geçmesi ve tarımsal üretimin pazarlanmasının odağı durumunda olması merkez ilçenin önemini ön plana çkarmıştır.</p>
<p>    Halkın başlıca geçim kaynağı tarım olmakla beraber, son yıllardaki sanayileşme Merkez İlçe&#8217;de de kendini göstermiş, küçük de olsa kent, bu sürecin içine girmiştir. </p>
<p>    1953 yılında kurulan, mamüllerini hem iç hemde dış pazara satan ismini yurt dışında da tanıtan Aydın Tkstil İplik Ve Dokuma Fabrika&#8217;sının yanı sıra, elektronik araçlar üreten Testaş Ve Transmisyon zinciri yapan Aysan gibi kuruluşlar, buna <a href="http://www.genelbilge.com/tag/paralel/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Paralel">paralel</a> olarak zeytin yağı, pamuk, çırçır ve tuğla kremit fabrikaları hem Aydına, hemde ülke ekonomisine büyük katkılar sağlamaktadır.</p>
<p>    Aydın Dağlarının güney yamaçlarından başlıyarak ovaya doğru yer alan topraklarda; pamuk, incir, zeytin, arpa, buğday, mısır, susam, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/sebze/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Sebze">sebze</a>, tütün, narenciye, erik, üzüm, kavun, karpuz gibi <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hemen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hemen">hemen</a> hemen bütün tarımsal üretim yapılmaktadır. Süt İnekçiliği ve Besicilik ile tavuk yetiştiriciliğide bir kısım yöre halkının <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gelir/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gelir">gelir</a> kaynağıdır.</p>
<p>    Aydın&#8217;ın Köyleri (Merkez Köyleri) : Alatepe, Ambarcık, Armutlu, Bademli, Balıkköy, Baltaköy, Böcek, Çeştepe, Çiftlik, Dağeymiri, Danişment, Doğan, Gölhisar, Gözpınar, Horozköy, Işıklı, Kadıköy, Kardeşköy, Kalfaköy, Karaköy, Kenker, Kızılcaköy, Konuklu, Kuyulu, Mesutlu, Ovaeymir, Savrandere, Sıralılar, Şahnalı, Şevketiye, Tepecik, Tepeköy, Yeniköy, Yılmazköy, Zeytinköy.</p>
<p>    Dalama Köyleri : Alanlı, Dereköy, Gödrenli, Karahayıt, Kırıklar, Kozalaklı, Kuloğulları, Yağcılar, Yeniköy.</p>
<p>    Umurlu Köyleri : Aşağıkayacık, Çayyüzü, Eğrikavak, Emirdoğan, Gölcük, İlyasdere, İmamköy, Kocagür, Kuyucular, Musluca, Pınardere, Ortaköy, Serçeköy, Terziler, Yukarıkayacık.</p>

<p class="sayac_bilgi">68 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/aydin-ilinin-tarihcesi-merkez-ilce.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aydın İli</title>
		<link>http://www.genelbilge.com/aydin-ili.html/</link>
		<comments>http://www.genelbilge.com/aydin-ili.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 18:36:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		<br />
<b>Warning</b>:  Invalid argument supplied for foreach() in <b>/home/genelbil/public_html/wp-content/plugins/autometa/autometa.php</b> on line <b>300</b><br />
		<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Bati]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[BüYüK Menderes]]></category>
		<category><![CDATA[Darp]]></category>
		<category><![CDATA[Dogu]]></category>
		<category><![CDATA[Frigler]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Hitit]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi]]></category>
		<category><![CDATA[Kilikya]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[Lidya]]></category>
		<category><![CDATA[Milet]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlik]]></category>
		<category><![CDATA[Misir]]></category>
		<category><![CDATA[Nitekim]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Uzak]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>

	<!-- AutoMeta Start -->
	<!-- AutoMeta End -->
	
		<guid isPermaLink="false">http://www.genelbilge.com/?p=10931</guid>
		<description><![CDATA[Tarihçesi Aydin, Bati Anadolu Bölgemizde tarih ve uygarligin izlerini tasiyan, dünyanin ender yerlerinden biridir. Tarihin çesitli evrelerindeki degisik kültür birikimlerinin açik bir müzesidir. Tarihi M.O. 7000 yilina dayanan bu topraklarda yerlesen ilk insanlar kimlerdir? Nerelere nasil yerlesmislerdir? Bu sorulara açiklik getirecek el yapimi kayitlar elimizde mevcuttur. Bu eserlerde M.O. 5000 yilindaki koy kültürü, M.O. 3000 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <strong>Tarihçesi</strong></p>
<p>Aydin, Bati Anadolu Bölgemizde tarih ve uygarligin izlerini tasiyan, dünyanin ender yerlerinden biridir. Tarihin çesitli evrelerindeki degisik kültür birikimlerinin açik bir müzesidir.<br />
Tarihi M.O. 7000 yilina dayanan bu topraklarda yerlesen ilk insanlar kimlerdir? Nerelere nasil yerlesmislerdir? Bu sorulara açiklik getirecek el yapimi kayitlar elimizde mevcuttur. Bu eserlerde M.O. 5000 yilindaki koy kültürü, M.O. 3000 yilinda sehir devletleri kültürüne dönüsmektedir. <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yeni/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yeni">Yeni</a> gelenlerin M.O. 2000 yilindan itibaren devlet kurarak Anadolu kültürüne katkida bulunduklarini görüyoruz.<span id="more-10931"></span></p>
<p>M.Ö. 14. VE 12. yy da Ege ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/dogu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Dogu">Dogu</a> Akdenizin her yanina dagilan halk topluluklari kavimler halinde Ege kiyilarina kadar geldiler. Bu göç sonucunda Hitit devleti, Troia Kralligi, Miken kolonileri yikilmistir. Bu kavimlerden Aioller ve Ionlar Bati Anadolu&#8217; da, Büyük ve Küçük Menderes ovalarina yerlestiler ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/lidya/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Lidya">Lidya</a> Kralligi bünyesinde 12 kiyi kenti kurdular, site denilen bu kentlerde deniz ticareti gelistirildi. Siyaset, sanat, bilim, felsefe, mimarlik, alaninda da sosyo-kültürel etkinlikler yarattilar. </p>
<p>Lidya döneminde, Tralles kenti, Karya, Kilikya, Iran ve Suriye ve <a href="http://www.genelbilge.com/tag/uzak/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Uzak">Uzak</a> Dogudan gelen ticaret mallarinin toplandigi ve Ege limanina gönderildigi dagitim merkezi durumundaydi. Ayrica Büyük Menderes vadisinde yetistirilen ürünler Milet limanindan Yunanistan, <a href="http://www.genelbilge.com/tag/roma/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Roma">Roma</a>, Misir ve Fenike&#8217;ye ihraç edilmekteydi. Nitekim Lidya gerek kendi kaynaklari gerekse topladigi vergilerle olaganüstü gelisti, bölge ekonomisinde önderlik etti. Dünyanin ilk parasini darp <a href="http://www.genelbilge.com/tag/eden/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Eden">eden</a> ülke oldu. </p>
<p>Frigler, Anadolu&#8217;da ilk büyük devleti kurdular. M.O. 1200 yilinda Büyükmenderes&#8217;in yukari platosuna yerlestiler. Frigler&#8217;in Trak Kavimlerinden oldugu Iiliryalilar&#8217;in saldirisi üzerine Bogazlar&#8217;dan geçerek Geldiklerini, Hitit kiralligini yiktiklarini biliniyor.</p>
<p>lonlar&#8217;in M.O. 1200 yilinda Gediz ve Büyükmenderes ovalarinda kurmus olduklari sehirlerin en Önemlisi Milet sehri idi. lonlar felsefede önemli asamalar yaptilar. Matematik ve Astroiiomi bilgini Thales (Tales) herseyin ana elemtinin su oldugunu ileri sürdü; Lidylilar&#8217;la Modyalilar arasinda yapilan savastaki günes tutulmasi olayini önceden hesapladi. Miletli diger bir bilgin Anoksimandros, herseyin baslangicinin &#8220;sinirsizlik-sonsuzluk&#8221; oldugunu ileri sürdü. </p>
<p>M.Ö. 5.YY da Irandan gelen Perslerin istilasi sonucunda dogu kültürü ile tanisan Bati Anadolu kentlerinde Greko-Pers denilen yeni ve özgün bir kültür sentezi olustu. M.O. 546 yilinda Lidya krali Krezüs, Pers krali Kyros (Kurus) ile yaptigi savasi kaybedince, Ion sehirleri Pers Kraligi&#8217;na baglandilar. Persler&#8217;in hosgörüsüz davranislari kolonileri ile Sehirlerin baglarini kopardi. M.O. 500 yilinda karisikliklar basladi. Perslerin bölgedeki egemenligi Mekadonya&#8217; nin basina Aleksandr gelene dek devam etti ve Hellenistik dönem basladi. Tüm bu istilalar sirasinda Tralles odaksal konumu nedeniyle askeri üs olarak kullanilmistir. </p>
<p>M.Ö. 1.ve 2. YY.da Roma yönetimi altinda kalan bölge, ekonomik, ticari ve kültürel alanda önemli gelismeler gösterdi. Romalilarin yerel kültürü benimsemeleri, kaynaklari, yollari ve ticareti gelistirmesiyle yöredeki antik kentler, özellikle Efes, Milet, Tralles, Aphrodisias kalkindi, büyük boyutlu anitsal yapilarla donatildi. </p>
<p>M.S. 4. Y.Y. sonlarinda Roma imparatorlugunun ikiye ayrilmasi sonucunda Anadolu tümüyle dogu Roma diger bir deyisle Bizans egemenliginde kaldi. Antik tapinaklar kiliseye, tiyatrolar savunma kulelerine dönüstürüldü. Düz alanlarda bulunan kentlerin çevreleri yüksek surlarla koruma altina alindi. Ramsey&#8217; e göre Tralles açik alanlardan, bir çayin sürükleyip getirdigi tas yiginlarinda olusmus bir tepe üzerine alindi. Böyle bir ortamda, 10.YY. dan itibaren devam eden Türk göçleriyle gelen Türkmenler kirsal alanlari <a href="http://www.genelbilge.com/tag/hemen/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Hemen">hemen</a> hemen bosalmis olarak buldular. </p>
<p>Anadoludaki erken dönem Türk kolonizasyonu sistematik bir fetih olmaktan öte küçüklü büyüklü göç gruplarinin Anadolu&#8217;ya gelerek kirsal yöre halklariyla uzlasmasi ve ekonomik kaynaklari paylasmasidir. Türkler denizlere ulasmadikça uluslararasi ticaretin disinda kalacaklarini gördüklerinden Anadolu yarimadasini çevreleyen yabanci kusatmasini kirarak denizlere ulastilar. Önceleri merkezi otoritenin ortadan kalkmis olduguna sevinen Latinler, bölgeye daha önceleri göçle gelmis olan Türkmen topluluklari ile yeni gelenler arasindaki yakinlasma ile yüzyüze geldiler. Böylece <a href="http://www.genelbilge.com/tag/belli/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Belli">belli</a> bir isim (Aydin Beyligi) ve bayrak altinda Ege denizinin Anadolu kiyilarinda siyasi ve ekonomik gücü elde eden Türkmenler denizcilikle tanismislardir. </p>
<p>Aydin beyliginin hükümdarlari kültür, sanat ve bilim hayatina önem vermislerdir. Yörede günümüze ulasan <a href="http://www.genelbilge.com/tag/cami/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cami">cami</a>, medrese, türbe <a href="http://www.genelbilge.com/tag/gibi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Gibi">gibi</a> mimari eserlerin yanisira günümüze ulasan ve çesitli kütüphanelerde bulunan degerli el yazma eserler bulunmaktadir. Aydinogullari Beyligi, 14. YY.&#8217;in sonlarinda Osmanli Devletine katilmistir. </p>
<p>Osmanli Imparatorlugunu son döneminde bati Anadolu&#8217;da yayginlasan çetecilere &#8220;EFE&#8221; denilmistir. Genelde Ege kirsal alaninda tek tek ya da gruplar halinde yasayan gözüpek dürüst, mert kisilerdir. Baskanlari &#8220;Efe&#8221;, yardimcilari &#8220;Zeybek&#8221; ve &#8220;Kizan&#8221; adiyla anilir. Efelik 10.y.y.&#8217; in sonunda Yusuf Pasa ile baslamis olup, en bilinenleri, 17.y.y. da Sivri Bölükbasi, 19.y.y. da Atcali Kel Memet ve nihayet 20.y.y. da Yörük Ali&#8217; dir. Bu efeler adaletsizlige ve haksizliga ugradiklari gerekçesiyle hükümete baskaldiran silahli eylemcilerdir. Zenginden alip fakire vermisler, milli mücadele yillarinda kurtulus yanlisi savasçilar olmuslardir. Milli mücadele yillarinda bölgenin Yunanlilarca isgali karsisinda yörenin yurtsever asker, aydin ve din adamlari efeleri yurt savunmasina davet etmisler ve Yörük Ali Efe grubu olusturulmustur. Az sayida maiyetiyle daginik halde Yunan askerleriyle mücadeleye giren Yörük Ali Efe ile birlikte Demirci <a href="http://www.genelbilge.com/tag/mehmet/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Mehmet">Mehmet</a> Efe ve maiyetindekiler giderek artan direnis göstermis ve Yunan askerlerinin geri çekilmelerini saglayarak çok etkili olmuslardir. Düsman isgalinden kurtulus günü olan 5 Eylül Kuyucak, Nazilli, 6 Eylül Söke, 7 Eylül Aydin&#8217;da her yil törenlerle kutlanmaktadir.</p>
<p>İlçeleri: Bozdogan , Buharkent , Çine , Didim , Germencik , İncirliova , Karacasu , Karpuzlu , Koçarlı , Kösk , Kusadası , Kuyucak , Nazilli , Söke , Sultanhisar , Yenipazar.</p>
<p>Cografi Konum :  Aydin; Dogu Avrupa, Orta Asya ve Orta Dogu üçgeninin tam ortasinda yer alan, Türkiye&#8217;nin tarim, sanayi ve dis ticaret ile turizm faaliyetlerinin birarada bulundugu, ekonomisi en gelismis bölgelerden olan Ege Bölgesi içindedir.</p>
<p>Aydin ili ilk çaglardan beri verimli topraklari, elverisli, iklimi, ticaret yollari üzerinde bulunmasi nedeniyle önemli bir yerlesim merkezi olmustur. Tarihi süreç içerisinde çesitli uygarliklara besiklik etmis, bugün hala geçmisin derin izlerini tasiyan güzel yurt köselerimizden biridir. Günümüzde de tarimsal faaliyetlerin yogunlugu ve çesitliligi, turizm olanaklarina sahip bulunmasi il&#8217;in önemini giderek artirmaktadir.</p>
<p>Aydin, Anadolunun batisinda, Ege Bölgesi&#8217;nin güneybati kesiminde kiyi Ege bölümündedir.Kuzeyinde Izmir, Manisa, dogusunda Denizli, güneyinde Mugla ve batisindan Ege Denizine açilir.Kuzey ve güneyi daglik, engebelidir, iki bölüm arasinda iki yandan faylarla sinirlanmis ve sonradan alüvyonlarla örtülmüs genç bir çöküntü alani olan Büyük Menderes ovasi yeralir. 1. derece deprem alani olan bölge bir çok kez yikici depremlere maruz kalmistir.Yüzölçümü 8.007 km² dir. 37-38 kuzey enlemleri ile 27-29 dogu boylamlari arasindadir. Nüfusu, 1997 nüfus sayimina göre 897.821&#8242;dir.</p>
<p>Ekonomi :  OSMANLI IMPARATORLUGU DÖNEMINDE AYDIN EKONOMISI </p>
<p>Bizans döneminde görülen koyu merkeziyetçi yapinin bir benzeri, Osmanli Imparatorluk yönetim sisteminde karsimiza çikmaktadir. Toprak ve isletmelerin gözetimi ve yönetimi, büyük bir bürokrat kesim tarafindan yapiliyordu. Büyük kentler de toplanmis tüccarlar, sarraf denilen tefeciler, has, zeamet ve timar sahipleri sermayeyi ellerinde bulunduruyorlardi. Ancak devlet, bu sermayeyi kontrol ediyor ve gerektiginde müsadere edebiliyordu. Bu ise özel mülkiyet, yatirim ve özel girisimciligin gelismesini engelliyor, sermaye, küplerle toprak altina gömülüyordu.</p>
<p>Osmanli Devleti’nin erken dönemlerinde baskentin Bursa, daha sonra Edirne ve Istanbul’a tasinmasi, Bizans döneminde oldugu gibi sermayeyi ve yatirimlari Marmara, Karadeniz ve Trakya’ya yönlendirmisti. Bu dönemde Bati Anadolu limanlarindaki Latin tacirlerin imtiyazlarina son verilmis, bunun üzerine Antik Çag da Hellen ve Romalilar’in, Orta Çag da Ceneviz ve Venedikliler’in organize ettigi uluslar arasi ticaretle büyük ölçüde gelisen Efes, Milet, Foça ve Izmir gibi liman kentleri birer köye dönüsmüslerdi.Selçuklu ve Beylikler döneminden gelen üretken ve canli yapisiyla Menderes vadisi ürünleri, erken dönemlerde Osmanli Sarayi’nin ilgi ve talebini çekmisse de, uluslar arasi iliskilerin kopmasi, ekonomik potansiyelin büyük ölçüde yitirilmesine ve içe kapali bir ekonomiye dönüsmesine neden olmustu. Bunun anlami ise Büyük ve Küçük Menderesler ile Gediz vadilerinin yüzyillarca dünyaya kapanmasi idi.</p>
<p>Bütün bu olumsuzluklara ragmen, birçok ülkeden olusan Osmanli Imparatorlugu kendi içinde pazarlara sahipti ve bu pazarlar canliligi uzun süre korudu.</p>
<p>Evliya Çelebi, Aydin yöresindeki tarimsal zenginlikten sözederken Kusadasi için; “ &#8230;Ve bag ve bahçesinin ve üzümü ve incir kurusu ve köftürü ve susami ve fistiki sanavberi ve bademi rub’u meskunda yoktur diyecek kadar var Memduh nimetleri kati vafirdir ve hayir ve bereketleri mütekasidir.” Diye yazar. Evliya Çelebi, Aydin boyacilar çarsisinda 70 adet boyahane oldugunu, buraya Denizli’den ve baska yerlerden binlerce yük bez getirilip, çesit çesit boyalarla boyalandigini, ayrica 200 adet boyaci tokmagi vurulan dükkan oldugunu yazar.</p>
<p>9. yüzyilda, Osmanli Imparatorlugu’nda yasanan köklü degisiklikler ve Bati ile bütünlesme girisimleri sonucu, üretim ve ticaret desteklenmis, uluslar arasi ticarete katilim saglanmaya baslanmisti. Bati Anadolu’nun fiziki cografyasinin da etkisiyle, bölgedeki toplanma merkezi konumundaki Izmir, bu süreçte ön plana çikti. Bati Anadolu kiyi kentlerine ve izmir’e nüfus göçleri ile birlikte, ticaret için buralara gelen yabanci sayisinda büyük artis oldu. Izmir de 1847’de 17584 yabanci varken, bu rakam 1860’da 28352’ye ulasti. Bu süre içinde Osmanli ticaret hacmi dört kat artti.Rakamlarla ifade etmek gerekirse; 1842 yilinda Ingiltere’ye 59742 ton mese palamudu, 14771 ton kuru üzüm, 7586 ton afyon ile 955 ton pamuk ihraç edilirken, 1876’da bu rakamlar, sirasiyla 601266, 361910, 221703 ve 12350 ton gibi çok yüksek rakamlara ulasmisti. </p>
<p>DEMIRYOLU ILE GELEN EKONOMIK CANLILIK (1853)</p>
<p>Aydin ilinin ekonomik yapisinin gelismesinde en belirgin adim, Aydin-Izmir demiryolunun yapilmasidir. Amerikan iç savasinin baslamasiyla Ingiliz tekstil sanayiinin pamuk ihtiyacini karsilamak için Pazar arayislari Bati Anadolu’yu ve Aydin-Izmir demiryolunu gündeme getirmistir. 1853 yilinda Robert Wilkin adli bir ingiliz isadaminin baslattigi demiryolu insaati ile ilgili girisimler sonuç vermis ve Aydin demiryolu sirketi tarafindan 7 Haziran 1866’ da 133 km.’ lik Aydin-Izmir demiryolu isletmeye açilmistir. </p>
<p>Bu modern ulasim hatti, menderes vadisi için yeni bir dönemin baslangici oldu, tasima giderleri km. basina %76 azaldi ve böylelikle bölgeye yilda 500.000 sterlin dolayinda tasarruf saglanmis oldu. 1877 lerde Aydin vilayetinin tüm giderleri karsilandiktan sonra, hazineye yilda ortalama 770.000 sterlin dolayinda para aktarabilmekteydi. 1910 da bu gelir 1.700.000 sterline ve toplam devlet gelirlerinin %15 ine ulasmisti.</p>
<p>TÜRKIYE CUMHURIYETI ÖNCESINDE AYDIN EKONOMISI (1890)</p>
<p>1890 Salnamesi’nde Aydin’da dokuma dallarinin, beyaz ve renkli ipek ile bez oldugu kaydedilmektedir. Karacasu’da yöreye özgü dokumalar, Nazilli’de pestamal, havlu, battaniye, ipek gömleklik, astarlik bez, Bozdogan ve köylerinde kildan çorap, çul, torba, heybe dokunuyordu.</p>
<p>Aydin Salnamesi’nde, Aydin Sancagi’ndaki isletmeler ve sahipleri ile ilgili olarak su bilgiler yer almaktadir;</p>
<p>Aydin’da; Ingiliz Hackins’in buharla çalisan meyan kökü fabrikasi, Miss Lorm’un buharli çalisir zeytinyagi fabrikasi, Asnasu Kukule’nin buharla çalisir pamuk fabrikasi,</p>
<p>Söke’de; Ingiliz Jan Forbes’un buharla çalisan meyanbali fabrikasi,</p>
<p>Çine’de Abacioglu Dimitri’nin su ile çalisan un fabrikasi,</p>
<p>Nazilli’de Haciseyhzade ve Haci Ahmet Efendi’nin buharla çalisan un fabrikasi, Denk’in buharla çalisan pamuk ve un fabrikasi,</p>
<p>Atça’da Istavraki Lazopulo’nun buharla çalisan pamuk fabrikasi,</p>
<p>Gelenbe’de Kirçiogul Vasilaki’nin su ile çalisir pamuk, un imalathanesi,</p>
<p>Bu isletmelerin yanisira çok sayida degirmen ve zeytin isleme tezgahlari bulunuyordu.</p>
<p>Aydin, tahil disi tarimin yayginligi ve yüksek verim gibi özellikler nedeniyle, bütünüyle tarima dayali Osmanli ekonomisi içinde özel bir yere sahipti.Tarimsal üretimin en belirgin özelligi incir üretimi olan Aydin’da Osmanli Imparatorlugu topraklarinda yeralan tüm incir agaçlarinin yarisindan fazlasi (3,5 milyonun üzerinde) bulunmaktaydi. 1913 yili rakamlarina göre Aydin Sancagi’<a href="http://www.genelbilge.com/tag/ndan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ndan">ndan</a> 43.724 ton incir elde edilmistir. Incir’in yanisira dissatim ürünleri arasinda pamuk ve üzüm’de basta gelmekteydi.</p>
<p>Aydin’da bu dönemde hayvansal üretime iliskin sayisal veriler söyleydi; 26.669 öküz, 19.053 inek, 166.098 koyun, 181.998 keçi, 12.388 at, 5.794 deve vd.</p>
<p>Cumhuriyet öncesi dönemde, yörede çikan madenler zimpara tasi ve linyit kömürüydü.</p>
<p>Osmanli Devleti’nde 19. yüzyilin ikinci yarisindan baslayarak özellikle yabancilar, ticareti desteklemek ve Babiali’nin borç talebini karsilamak amaciyla bankalar kurmuslardi. Ancak, Müslüman-Türk tüccar ve toprak sahipleri, yabancilardan ve azinliklardan bagimsiz olarak parasal konularda kendileri için gerekli kaynaklari yaratmak ve güvence altina alabilmek için ulusal bankalar halinde örgütlenme çabalarina girmislerdir. Bu yillarda ortaya çikan bankalardan biri de milli Aydin Bankasi’dir.</p>
<p>Milli Aydin Bankasi, merkezi Aydin olmak üzere 18.temmuz.1914 te kurulmustur. 21.agustos.1915 tarihinde Milli Aydin Bankasi’nin bir kolu olarak “Kooperatif Aydin Incir Müstahsilleri Anonim Sirketi” ismiyle Taris kurulmustur.</p>
<p>CUMHURIYET DÖNEMINDE AYDIN EKONOMISI</p>
<p>Yeni Türkiye Cumhuriyeti, kuruldugu yillarda disa bagimli ve açik, ekonomisi tarima dayali yoksul bir ülke özelligini tasimaktaydi. Bu olumsuz özelliklerden kurtulmak, kalkinma ve sanayilesme hareketlerini baslatmak için 17 Subat – 4 Mart 1923 de Izmir Iktisat Kongresi toplanmistir. Kongrede alinan kararlar dogrultusunda, öncelikle özel sektörün yetersiz oldugu alanlardaki açigin devlet tarafindan giderilmesi benimsenmistir.</p>
<p>Izmir Iktisat Kongresi ve Cumhuriyetin ilaniyla ülkemiz ekonomik yapilanmada yenilenme sürecine girmistir. Bu çerçevede, bölgede üretilen incir, pamuk, zeytin, tütün gibi tarim ürünleri Aydin ve Nazilli’de toplanmis, Izmir’de ayiklanmis, tasnif ambalaj edilmistir. Dolayisiyla bu islemlerin yapildigi sanayi dallari Izmir de gelismis, Aydin’daki imalathaneler ise genellikle iç tüketime yönelik olarak, tarim ürünleri isleyen gida, dokuma, sabun, tarim araçlari üretiminde faaliyet göstermislerdir. </p>
<p>1930’lu yillarda birinci bes yillik sanayilesme plani hazirlanmis ve bu plan dogrultusunda, Aydin Nazilli’ de 1937 yilinda faaliyete geçen Nazilli Basma Fabrikasi kurulmustur. Atatürk tarafindan isletmeye açilan fabrika, Aydin sanayinin temel taslarindan birini olusturmustur. Bu fabrika, 1950 yilinda 60.000 ton iplik ve 23 milyon metre basma üretecek kapasitedeydi.</p>
<p>1950’lerden sonra, Kemer Hidroelektrik santralinin devreye girmesiyle enerji olanaklari artan ilde, tüketim mallari sanayiinin gelisiminin yani sira, insaat malzemeleri sanayii de kurulmustur. Bu dönemden sonra, geleneksel olarak atölye düzeyinde yapilan gida ve dokuma sanayii, fabrika ölçeginde yapilmaya baslandi, insaat malzemeleri sanayiinin kurulmasi, metal esya sanayiinin gelismesini sagladi. </p>
<p>1958 de Sümerbank öncülügünde kurulan ve giderek özel sektöre devredilen Aydin Tekstil fabrikasi ildeki pamuk ipligi ve pamuklu dokuma üretimini arttirmistir. 1960 yillar dokuma alaninda özel sektör girisimciliginin arttigi yillar olmustur. 1970’li yillarin ortalarinda SÖKTAS ve Nazilli Iplik fabrikalarinin kurulmasi ile Aydin büyük ölçekli dokuma tesislerine ulasmistir. </p>
<p>Aydin imalat sanayiinde 1960 sonrasi önemli gelisme gösteren bie sanayi koluda gida sanayiidir. Imalat sanayiinde gida sanayii içinde zeytin isletmeciliginin yan sanayii durumunda olan sabun imalati büyük gelisme göstermistir. Imalat sanayii alninda 1955 de bir devlet kurulusu olan Türkiye Çimento Sanayii T.A.S. bünyesinde kurulan Söke Çimento Fabrikasinin da önemini belirtmek gerekir.</p>
<p>1975 – 1978 arasinda il gayri safi hasilasi içinde ortalama %10-11 paya sahip olan imalat sanayiinde agirlik, tarim ürünleri isleyen tüketim mallari sanayiindedir. Ilde insaat malzemeleri sanayiinde faaliyet gösteren diger kuruluslar tugla ve kiremit fabrikalari ve bu fabrikalara hammadde saglayan ocaklardir.</p>
<p>Ülkemizin en büyük dondurma makinasi üreten fabrikasi Nazilli’ dedir. 1940’larda atölye ölçeginde kurulmus, daha sonra genisleyerek Türkiye’nin en büyük ve modern dondurma makinesi üreten fabrikasi durumuna gelmistir.</p>
<p>GÜNÜMÜZDE AYDIN EKONOMISI</p>
<p>GIDA SANAYII</p>
<p>Aydin, 1994 yilinda ülke üretiminin zeytinde %47’si, kestanede %42’si ve incirde %60’ini üreterek lider konumda olmasina ragmen; bu potansiyeli isleyerek, üretilecek katma degeri ilde birakacak ölçüde sanayilesememistir.</p>
<p>Gida imalat sanayiinde Aydin’li firmalar, ülke firmalar toplaminin 1987 yilinda %22, 1988 yilinda %17, 1989 yilinda %18, 1990 yilinda da %18 oranlarinda katma deger ürettiklerini görüyoruz. Bu rakamlarin en az %50’ler seviyesine ulasmasi için yeni isletmeler devreye girmekte ve yeni yetirimlar yapilmaktadir.</p>
<p>Örnegin, 1995 yilinda kurulan ve açilisi Cumhurbaskani Süleyman Demirel tarafindan 12.06.1998 tarihinde yapilan Ardes Ihratcat, Ithalat ve Ticaret Ltd.Sti. Ürettigi zeytin, sebze konservelerini vb. avrupa, Amerika ve Asya ülkelerine ihraç etmektedir.</p>
<p>DOKUMA GIYIM ESYASI IMALAT SANAYII</p>
<p>Dokuma giyim esyasi imalat sanayiinde Aydin, Çukurova’dan sonra ülke üretiminin %46’si oraninda pamuk üreterek ikinci sirada yer alir. 1987-1990 döneminde en fazla katma deger bu sektörde üretilmistir. Ayrica, firma basina üretilen katma deger yine ayni dönemde Türkiye ortalamasinin iki kati ya da daha fazlasi olmustur. Sektörde isçi basina üretilen katma deger de Türkiye ortalamasinin üzerindedir. 1994 yilinda 246.555 ton pamuk üreten Aydin’in, 1995 yilinda 92.208 ha ekilisle 275.030 ton, 1997 yilinda 92.306 ha ekilisle 277.580 ton pamuk üretmistir. Bu üretim potansiyeline karsilik, dokuma imalat sanayiinin temel girdisinin oldugu kaynakta dokuma sanayiinin istenilen düzeyde olmadigini görüyoruz. Dokuma imalat sanayiinde üretilen katma degerin ildeki diger sektörlerde üretilen toplam katma degerlerin, ülkede üretilen katma degerlerle karsilastirildiginda büyük bir farkla lider konumda oldugu görülmektedir. 604 kisi istihdamiyla 1954 yilinda kurulan Aydin Tekstil AS., yine ayni yil kurulan yaklasik 1220 kisi istihdamiyla Nazilli Basma Fabrikasi (Sümerbank Holding AS), 1972 yilinda kurulan 968 kisi istihdamiyla Söktas AS, 1976 yilinda kurulan 288 kisi istihdamiyla Köytas, 1991 yilinda kurulan 90 kisi istihdamiyla Mavi Ege Söke Giyim Sanayii AS gibi kuruluslar, sektörün önde gelen kuruluslaridir. Üretilen katma degerde en büyük katkiyi 1220 isçi çalistiran ve üretimini ihracata yönelik 2190 ton/yil iplik, 16.460.000 mt/yil hambez, 15.000.000 mt/yil mamül bez kapasiteli Sümerbank Nazilli Dokuma Fabrikasi’dir. Ancak, bu deger üretiminde kamu sektörü agirlikta olmasina karsilik çalisan basina üretilen katma degerde özel sektör, 2 kat verimlilikle çalismaktadir. TASA VE TOPRAGA DAYALI IMALAT SANAYII</p>
<p>Ilde tasa ve topraga dayali imalat sanayiinde 22 isletme faaliyet göstermektedir. Sektörün önde gelen kuruluslarindan 1950-1980 döneminde Aydin sanayi incelenirken belirtilen Türkiye Çimento Sanayi TAS’nin bünyesinde yer alan Söke Çimento Fabrikasi, 1989 yilinda özel sektöre satilmistir.Bugünkü adiyla Bati Söke Çimento Fabrikasi’nin yillik çimento üretimi 324.000 tondur.</p>
<p>Ildeki tugla fabrikalarinin yillik üretim kapasiteleri 104.320.730 adettir.</p>
<p>Sektörün belli basli isletmeleri 1955 yilinda kurulan Bati Söke Çimento AS, 1990 yilinda kurulan Kaltun Madencilik Tic.AS, 1975 yilinda kurulan Aykas AS, 1983 yilinda kurulan Çine Akmaden Isletmecilik Tic.A.S, 1978 yilinda kurulan Aytopsan AS, 1979 yilinda kurulan Göçtug AS, 1985 yilinda kurulan Kaletopsan AS, 1964 yilinda kurulan Itimat Toprak ve Tarim San. AS., 1976 yilinda kurulan Ortaklar Toprak San. ve Tic. AS gibi kuruluslardir. Fabrikalarda kullanilan kalker ve kil, ildeki ocaklardan karsilanmaktadir.</p>
<p>1986 yilinda kurulan Bati Yapi Elemanlari AS, 60.000 m2 mermer isleme kapasitesine sahip, 1994 yilinda kurulan Mersan Mermer AS, 1992 yilinda kurulan Bati Ege Mermer Sanayii AS, 10.000 m3 mermer isleme kapasitesine sahip, 1995 yilinda faaliyete geçen Özçelikler AS ve Atay sirketler toplulugundan Mermer Tay AS sektörün önde gelen kuruluslaridir.</p>
<p>METAL ESYA MAKINA TEÇHIZAT SANAYII</p>
<p><a href="http://www.genelbilge.com/tag/ilin/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ilin">Ilin</a> en önemli imalat sanayii alt sektörlerinden birisi metal esya, makine teçhizat imalat sanayiidir. Bu sektördeki isletmelerin büyük bir bölümü tarim araçlari üreten, bir kismi da agirlikla Izmir’deki makine imalat ve otomotiv sanayiinin parça üreten yan sanayileri durumundadir. Tarim sektörünün gelismis oldugu ilde özel bir önem tasiyan tarim is makinalari sanayiinde; pulluk,diskaro,</p>
<p>Gübre serpme makinalari, pulverizatör gibi tarim is makineleri yüksek kalitede üretilmektedir.</p>
<p>Türkiye’nin en büyük dondurma makineleri, derin dondurucu ve dondurma muhafazasi üreten ve ülkenin önemli elektronik sanayi kuruluslarindan biri Aydin’dadir.</p>
<p>Ilde orman ürünleri, kagit, kagit ürünleri ve mobilya sanayii, kimya, petrol ve plastik ürünler sanayii dallari gelisememistir. Kömür ve sabun üretimi disinda kimya, petrol ve plastik sektörünün büyük tarim potansiyeli olan Aydin’da gelisememesi, sektörün getirecegi çevre kirliligi nedeniyle bir sans olarak yorumlanmasi gerekir.</p>
<p>Ilde imalat sanayiinde bazi olumlu göstergelere ragmen ilin potansiyelini isleyecek imalat sanayiinin gelismesi son yillarda hiz kazanmistir.Bu gecikmenin baslica nedenleri arasinda; verimli toprak yapisina sahip ilin tarihsel süreç içerisinde ürettigi tarim ürünlerini Izmir’de yogunlasan acentalari araciligiyla düsük fiyatlarla satin alinmasi ve batinin ürettigi mamul mallarin yüksek fiyatlarla Aydin <a href="http://www.genelbilge.com/tag/iline/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Iline">iline</a> girmesi sonucunda olusan deger transferi; son yillarda ürettigi banka mevduatiyla Türkiye’de ilk 10 il arasindaki Aydin’in, bu mevduatin ancak 1/10’unu kullanabilmesi ve bu oran içerisinde sanayi kredilerinin %8 civarinda kalmasi, kollektif isletmeciligin yayginlasmamasi, sanayi alanlari yaratmada karsilasilan güçlükler, ülkede uygulanan tesvik mevzuatinin yeterince bilinememesi ve bu nedenle de tesvik tedbirlerinden yeterince faydalanilamamasi gösterilebilir.</p>
<p>ÜRETIME YÖNELIK SERMAYE SIRKETI DURUMUNDAKI<br />
BÜYÜK VE ORTA BOYUTLU SANAYI TESISLERININ BASLICALARI</p>
<p>Resmi: (Kamunun sahip ya da ortak oldugu)<br />
Sümer Holding AS. Nazilli<br />
Nazilli Basma Sanayi Isletmesi Nazilli<br />
Özel Sektör<br />
Ege Et Çine<br />
Akçay Gida Bozdogan<br />
Aydin Tekstil ve Nebati Yag AS. Aydin<br />
Taiwan Firstohm Aydin Elektronik San.ve Tic.AS Aydin<br />
Köytas Tekstil San.Tic.AS. Nazilli<br />
Ugur Dondurma Mak.San.Tic.AS Nazilli<br />
Jantsa Jant Sanayi Tic.AS Nazilli<br />
Alpler Ziraat Aletleri San.Tic.AS. Aydin<br />
Söktas Pamuk ve Tarim Ürünleri San.Tic.AS Söke<br />
Mavi Ege Söke Giyim Sanayi ve Ticaret.AS Söke<br />
Selkim Selüloz Kimya San. Tic.AS Nazilli<br />
Ege Et Mamülleri Yem Sanayi AS Çine<br />
Bati Çimento Sanayi AS Söke<br />
Çine Akmaden Madencilik Tic.AS Çine<br />
Kaltun Madencilik Tic.AS Çine<br />
Polat Maden San.Tic.Ltd.Sti. Çine<br />
Çine Yem Besicilik ve Süt Sanayi Tic.AS Çine<br />
Söke Degirmencilik ve Tic.AS Söke<br />
Eyüp Sahinler Un Mamulleri San.ve Tic.Ltd.Sti. Aydin<br />
Sütman Süt Ürünleri San.Tic.A? Nazilli<br />
Alba Tarim Su ve Hayvan Ürünleri San.Tic.AS Nazilli<br />
Bagci Su Ürünleri Üretimi San.Tic.AS Aydin<br />
Pehlivan Tekstil San.Tic.Ltd.Sti. Aydin<br />
Ardes Ithalat Ihracat Ltd.Sti .(Gida) Aydin<br />
KuteksKutsallar Tekstil San.Tic.AS Nazilli<br />
Melka Tekstil Konfeksiyon San.Tic.AS Nazilli<br />
Ekenerler Tekstil Ürünleri San.Tic.AS Söke<br />
Aykas Aydin Kagit ve Toprak San.Tic.AS Aydin<br />
Özege Dericilik San.Tic.Ltd.Sti. Karacasu<br />
Bilal Sabuncu Yag ve Sabun Sanayi Tic.AS. Aydin<br />
Beton Elemanlari San. ve Tic.AS Nazilli<br />
Yüksel Insaat AS. Söke<br />
Mermer Tas AS Aydin<br />
Özçelikler AS Aydin<br />
Aydin Modern Beton Sanayi ve Ticaret AS Aydin<br />
Mak-Is Pompa Brülör Otomatik Kont.Cihz.San.Tic.AS Aydin<br />
Azim Ziraat Aletleri Tic.San.Ltd.Sti. Ortaklar<br />
Sebat Ziraat Alet.Fab.San.Tic .It. Ih.. Ltd. Söke<br />
Mak-El Isi Cihazlari San.Tic.AS Aydin<br />
Göçsan Endüstriyel San.Tic.AS Yilmazköy </p>
<p>ORGANIZE SANAII BÖLGELERI</p>
<p>Organize Sanayi Bölgeleri, birbirleri ile uyumlu üretim <a href="http://www.genelbilge.com/tag/yapan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Yapan">yapan</a> küçük ve orta ölçekli sanayi kurulu?larynyn planly bir alanda ve ortak altyapi hizmetlerinden yararlanacak sekilde standart ve düzenli bir fabrikalar toplulugudur.</p>
<p>AYDIN (ASTIM) ORGANIZE SANAYII BÖLGESI</p>
<p>Aydin ili merkezinde ve Aydin-Denizli karayoluna cepheli olup, Tasbatan, Karaagaç Turnali ovasi ve Hava alani mevkiinde yerlesik Astim Sanayi ve Ticaret Is Merkezi isimli küçük sanayi sitesinin sahip oldugu sanayi tesislerinin büyüklükleri göz önüne alinarak, Bakanlik tarafindan Organize Sanayii Bölgesine dönüstürülmesi kabul edilmis ve Mütesebbis Tesekkül Heyeti kurulusu tamamlanmistir.Mevcut 5300 dekar Astim alanina, 280 hektar civarinda daha ilave edilmesi için Aydin merkeze bagli Tepecik Belediyesi ile Aydin Belediyesi ve Mütesebbis Tesekkül Heyeti Baskanligina satin alma veya kamulastirma çalismalari talimatlandirilmistir.</p>
<p>AYDIN (UMURLU) ORGANIZE SANAYII BÖLGESI</p>
<p>Aydin-Denizli karayolu, Umurlu Bucagi Çörüklü mevkiinde, Aydin’a 11 km mesafededir.</p>
<p>Aydin (Umurlu) Organize Sanayi Bölgesi, 15.07.1976 tarih ve 7/12207 sayili Bakanlar Kurulu karariyla kurulmus olup, kamulastirma çalismalari 30.01.1996 tarihinde tamamlanmistir. 845.000 m2 alandan brüt 1.021.305 m2’ye çikarilmis, yollar ve yesil alanlar ayrildiktan sonra sanayi alani net 821.975 m2 olup, 5000 ila 10000 m2 arasinda degisik alanlara sahip 103 parsel mevcuttur. 31.12.1997 tarihi itibariyle Aydin Organize Sanayi Bölgesinin sanayi parsel dagilimi su sekildedir: </p>
<p>Toplam parsel sayisi 103 Adet<br />
Proje safhasynda olan 14 Adet<br />
Üretime geçen tesis 16 Adet<br />
Insaat halinde olan 26 Adet </p>
<p>olmak üzere toplam 56 firmaya arsa tahsisi yapilmistir.</p>
<p>Üretime geçen firmalarin sektörel dagilimi:</p>
<p>Mermer sanayi 2 Adet Ambalaj sanayi 1 Adet<br />
Mobilya sanayi 1 Adet Kimya sanayi 1 Adet<br />
Hazir beton 1 Adet Gida sanayi 3 Adet<br />
Oto yan sanayi 2 Adet Tekstil sanayi 2 Adet </p>
<p>-Toplam 16 adet</p>
<p>Insaat halinde olan ve proje safhasindaki tesislerin dagilimi:</p>
<p>Aluminyum dograma sanayii 2 Adet Ambalaj sanayi 1 Adet<br />
Sabun sanayi 1 Adet Kimya sanayi 1 Adet<br />
Dayanikli tük.maz.san. 1 Adet Gida sanayi 14 Adet<br />
Oto yan sanayi 4 Adet Tekstil sanayi 8 Adet<br />
Ziraat aletleri sanayii 2 Adet Soguk hava deposu 1 Adet<br />
Makine sanayii 2 Adet Akü sanayi 1 Adet<br />
Elektrikli ev.alet.san. 2 Adet Mobilya sanayi 1 Adet<br />
Kagit bobin sanayii. 1 Adet Yapi elemanlari sanayii 1 Adet<br />
Tibbi ger.sanayii 1 Adet Rad. TV.haber alt.san. 1 Adet<br />
Plastik dog.sanayii 1 Adet Mermer sanayii 2 Adet </p>
<p>ORTAKLAR ORGANIZE SANAYII BÖLGESI</p>
<p>Aydin iline bagli Germencik ilçesi Ortaklar beldesinde, O.S.B kurulmasi Bakanlar kurulu karari ile 1997 yilinda yatirim programina alinmistir. Etüt ve kamulastirma ve yatirim için gereken harcamalarin tamami Mütesebbis Tesekkül Heyeti tarafindan karsilanacaktir. Vali’nin baskanliginda olusturulan Mütesebbis Tesekkül Heyet, Bakanlik tarafindan da uygun görülmüs olup, çalismalar devam etmektedir.</p>
<p>Ortaklar beldesi, Gümüsyeniköy Karakovan mevkiinde 1000 dekarlik alanda kurulmasi düsünülen O.S.B., ilgili tüm Müdürlüklerin ortaklasa imzali raporu, Bakanliga sunulmustur.</p>
<p>Aydin ilinde mevcut, Umurlu ve ASTIM O.S.B’leri ile tamamlanarak devreye girecek olan Nazilli,Söke ve Ortaklar O.S.B.’leri, il genelinde büyük bir sanayi potansiyeli olusturacaklari gözönüne alinarak sanayiciye teknolojik destek, danismanlik ve Pazar arastirmasi gibi hizmetleri verecek olan KOSGEB’e (Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Gelistirme ve Destekleme Idaresi Baskanligina ) bagli bir birimin ilde kurulmasi ile ayrica Sanayi ve Ticaret ürünlerinin ihracat ve pazarlanmasinda kolayliklar saglanmasi bakimindan Gümrük Müdürlügü’nün Aydin’da bulunmasinin uygun olacagi düsünülmektedir.</p>
<p>Ortaklar beldesi, Gümüsyeniköy Karakovan mevkiinde 1000 dekarlik alanda kurulmasi düsünülen O.S.B.,ilgili tüm Müdürlüklerin ortaklasa imzali raporu, Bakanliga sunulmustur.</p>
<p>Aydin ilinde mevcut, Umurlu ve ASTIM O.S.B’leri ile tamamlanarak devreye girecek olan Nazilli, Söke ve Ortaklar O.S.B.leri, il genelinde büyük bir sanayi potansiyeli olusturacaklari gözönüne alinarak sanayiciye teknolojik destek, danismanlik ve Pazar arastirmasi gibi hizmetleri verecek olan KOSGEB’e (Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Gelistirme ve Destekleme Idaresi Baskanligina) bagli bir birimin ilde kurulmasi ile ayrica Sanayi ve Ticaret ürünlerinin ihracat ve pazarlanmasinda kolayliklar saglanmasi bakimindan Gümrük Müdürlügü’nün Aydin’da bulunmasinin uygun olacagi düsünülmektedir.</p>
<p>NAZILLI ORGANIZE SANAYI BÖLGESI</p>
<p>Nazilli ilçesinde O.S.B.kurulmasi, Bakanlar kurulu karari ile 1996 yili yatirim programina alinmis bulunmaktadir. Vali’nin baskanliginda olusturulan Mütesebbis Tesekkül Heyeti olusumu, Bakanlik tarafindan uygun görülmüs olup, çalismalarini sürdürmektedir. O.S.B.’nin kurulmasinin düsünüldügü <a href="http://www.genelbilge.com/tag/arazi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Arazi">arazi</a> Egrek mevkiinde olup, Nazilli Sümerbank Fabrikasi arkasinda ve Bozdogan yoluna cephelidir. Büyüklügü 1500 dekar civarindadir. Alt yapisinin gerçeklesmesi ise Bakanligin kredi destegi ile saglanacaktir.</p>
<p>SÖKE ORGANIZE SANAYII BÖLGESI</p>
<p>Söke ilçesinde O.S.B. kurulmasi Bakanlar öurulu karari ile 1996 yili yatirim programina alinmis bulunmaktadir. Vali’nin baskanliginda olusturulan Mütesebbis Tesekkül Heyeti’nin olusumu Bakanlik tarafindan uygun görülmüs olup, kurulus çalismalari sürdürülmektedir. Alani 2000 dekardir. Organize Sanayi Bölgesinin kurulmasinin düsünüldügü arazi Söke-Aydin demiryolunun güneyinde yer alan Kizilgin mevkiinde olup, arazi 1300 dekardan 2000 dekara çikarilmistir. Alt yapinin gerçeklesmesi Bakanligin kredi destegi ile yapilmasi saglanacaktir. Bu proje Bakanlik tarafindan da uygun görülmüstür</p>
<p>Tarım : Aydin ili, toprak, topografik yapi itibariyle polikültür tarima uygun illerimiz arasindadir. Tarimin hemen her dalinda faaliyet gösteren ilde, sanayi bitkileri, tarla, bag ve bahçe ürünleri yetistirilen isletmeler agirlikta olup, hayvancilik ikinci derecede gelir kaynagidir.</p>
<p>Ilin ana ürünleri pamuk, zeytin, incir ve kestanedir. Zeytin, incir, kestane üretiminde Türkiye genelinde 1. sirada, pamuk üretiminde Adana’dan sonra 2.sirada, misir üretiminde 3. sirada yer almaktadir. Süt hayvanciliginda saf ve melez sigir varligi en fazla olan illerdendir.</p>
<p>1997 nüfus sayimina göre 897.821 olan genel nüfusun 431.304’ü köylerde yasamaktadir. Kentlerde yasayan nüfusun bir kisminin da tarimla ugrastigi göz önüne alindiginda, toplam nüfusun % 57’sinin (511.758) tarimsal nüfus oldugu görülür.</p>
<p>Önemli Bitkisel Ürünlerin Ekilis ve Üretimi (1997 Yili) </p>
<p>Cinsi Miktari (Ha.Ad.) Üretim (Ton)<br />
Seftali 2274 Ha 22492<br />
Incir (Yas) 34867 Ha 148166<br />
Kestane 5510 Ha 21661<br />
Zeytin 144543 Ha 51408<br />
Üzüm 3308 Ha 23254<br />
Narenciye 5149 Ha 36103<br />
Susam 547 Ha 405<br />
Bugday 28164 Ha 103590<br />
Arpa 10992 Ha 26621<br />
Ayçiçegi 3655 Ha 6562<br />
Misir 7300 Ha 52490<br />
Tütün 11286 Ha 6516<br />
Pamuk 92306 Ha 277580<br />
Biber 1780 Ha 55478<br />
Domates 3259 Ha 107555<br />
Patlican 1596 Ha 64446<br />
Kavun Karpuz 3476 Ha 110831<br />
Karnabahar 826 Ha 15723 </p>
<p>INCIR</p>
<p>Aydin iline özgü bir meyve olan incir, ilin simgesi haline gelmistir. Yerel olarak yemis de denilen incirin antik ve egzotik bir yapisi vardir. Eski çaglardan beri incir ve incir yapragi gücün ve barisin simgesi olmus, incir kutsal niteligini korumustur. Noel zamani ve öncesi batidaki Hristiyan ülkelere ihraç edilen incir, bahar aylarinda da Müslüman ülkelere ihraç edilmektedir.</p>
<p>Aydin’da yetistirilen incirin özelliklerine baska bölgelerde rastlanmamaktadir. Il topraklarinin verimli olmasi, havasinin uygunlugu, rutubetin istenilen düzeyde olusu ve rüzgarlarin özellikle incirin olgunlasmasindaki olumlu etkisi, Aydin incirinin yüksek nitelikli olmasini saglamaktadir. Ayrica, kabuklarinin inceligi, çekirdeklerinin küçük olusu, çok balli olmasi, kisa zamanda sekerlenmemesi, yaklasik 30 tane islenmis incirin bir kiloyu bulacak kadar büyük olmasi, güzel kokulu olusu ve kurutmaya çok elverisli bulunmasi özellikleri ile dünyada rakipsizdir. Aydin incirleri nitelik itibariyle Sarilop, Göklop, Sofralik, Bardacik ve Karayaprak gibi çesitlere ayrilirlar. Bunlardan Sarilop ve Göklop türleri özellikle kurutmaya çok elverislidir. Diger cinsleri olan Bardacik, Bursa, Silap, Siyah Kus, Yesilgüz, Morgüz, Beyaz Orak ve Silap Orak çesitleri taze olarak tüketilmektedir. Orak cinsi erkencidir ve Haziran ile Agustos’ta iki defa meyve vermektedir.</p>
<p>Incirler Agustos ayinda ballanmaya baslayinca toplanip incir bahçeleri içinde daha önceden hazirlanmis bulunan ve Aydin’da “incir harmani” adi verilen yerlerde kurutulur. Kuruyan incirler büyüklüklerine, renklerine göre ayrilirlar. Sonunda iri, beyaz, lekesiz ve yarasiz olanlara “süzme”, ayni nitelikte olduklari halde biraz küçük olanlara “elleme”, renkçe esmer, yarik, lekeli veya daha küçük olanlara “naturel” denilir. Anlatilan niteliklere sahip olmayan incirlere de “hurma” denir ve bunlar daha çok ispirto üretiminde kullanilir. Yetistirmekten çok saklanmasi güç olan kuru incir için en önemli konu fümigasyondur.</p>
<p>Kuru incir içindeki kurt ve çesitli hasereleri öldürmek için yürütülen mücadeleye verilen addir. Incirin kurutulmak üzere harman yerlerine kondugu noktadan isleme yerlerine kadar sürekli korunmasi zorunludur. Yapisi ve özelligi dolayisiyla çok çabuk bozulan incire kurutulurken büyük özen gösterilmesi gerekir.</p>
<p>Incirin zengin mineral ve vitamin içermesi ve sekerinin dogrudan kana geçmesi özelliklerinden dolayi hazir bir enerji kaynagidir. Hazmi kolaylastirici, bagirsak düzenleyici ve kabizligi önleyici niteliklerinden dolayi tibbi olarak da kullanilmaktadir.</p>
<p>Erbeyli’de bir Incir Arastirma Enstitüsü bulunmaktadir.</p>
<p>ZEYTIN</p>
<p>Insan sagligindaki önemi her geçen gün daha iyi anlasilan ve tüketimi hizla artan zeytinyaginin elde edildigi zeytin, Antik Çaglar’dan günümüze kadar yörenin en önemli tarimsal ürünlerinden biri olmustur. Yapilan bir arastirmaya göre, zeytin yaginin dökme olarak yurt disina satisina izin verildigi 100 adet zeytinyagi isletmesinde, 280 000 ton zeytin islenerek yaklasik 46 000 ton zeytinyagi üretilmis, bunun %60’i dökme olarak ambalajlanmadan ihraç edilmistir. Bu ihracatta basli basina bir deger transferi söz konusudur. Dökme olarak ihraç edilen zeytinyagi, bu sektörde gelismis tesisleri olan Ispanya, Yunanistan, Italya gibi ülkelere satilmakta, rafine edilerek asit orani düsürülmektedir.</p>
<p>Aydin ilinde, 19.600.000 adet zeytin agaci olup, Türkiye zeytin agaci sayisinin %23’ünü olusturmaktadir. Bu agaçlardan ülke üretiminin %47’sini olusturan 356.670 ton zeytin üretilmistir. Ayni zamanda Aydin’daki üretim tesislerinde pres ve kuru sistem metodlariyla sikilan zeytinden yüksek asitli zeytinyagi üretilmekte ve bu ürün kisa sürede bozulmaktadir. Bunun nedeni genelde zeytin toplama tekniginin yeteri kadar bilinmemesi seklinde degerlendirilmektedir. PAMUK </p>
<p>Pamuk, elyafinin yanisira yagindan ve küspesinden de yararlanilan bir sanayi bitkisidir. Bu nedenle, pamuk ekimine Aydin’da önem verilmis ve üretimi yillar ilerledikçe artmistir. Pamuga verilen önemde, Aydin’in pamuk bitkisinde aranilan tüm iklim ve toprak özelliklerine sahip olmasindan ötürü, verimin çok yüksek olmasinin etkisi büyüktür. Tekstil sanayiinin hammaddesi ve birinci derecede dis satim ürünlerinden olan pamuk, Aydin ilinde 30.000’in üzerinde çiftçi ailesinin geçim kaynagidir. 1927’de 3.000 tonun altinda olan pamuk üretimi, 1950’de 35.000 tonu asmis ve 1960’larin basinda 60.000 ton, 1960-1970’lerin baslari arasindaki hizli artisla 1970’lerin ilk yillarinda 108.000 ton dolayina çikmis ve 1970’lerin sonlarinda 110.000 tonu asmistir. 1960’lardan sonraki bu gelismede, pamuk ekiminde islah istasyonlarinin etkisiyle yen tohumlarin ekimine baslanmasinin etkisi vardir.</p>
<p>1997 yilinda pamuk üretimi ise 277.580 ton seviyelerine ulasmistir.</p>
<p>KESTANE </p>
<p>Aydin için büyük bir potansiyel üretim olan kestane, gittikçe önem kazanmistir. Ilde Türkiye yillik üretiminin %42’si yani 35.000 ton kestane üretilmektedir. Bu üretimin yalnizca 111 tonu ihraç edilebilmis, geri kalan miktari iç tüketimde baska iller tarafindan islenmistir.</p>
<p>DIGER SANAYI BITKILERI</p>
<p>Zeytin, incir, pamuk ve kestane disinda ekimi yapilan sanayi bitkileri tütün, ayçiçegi, misir, susam, patates ve yerfistigi sayilabilir. Ayçiçegi ekimine 1970’lerin ikinci yarisindan sonra baslanmistir.</p>
<p>Hayvancılık :<br />
HAYVAN VARLIGI VE ÜRETIM DURUMU</p>
<p>Aydin ilinde tarimin ayrilmaz bir parçasi olan hayvancilik da önemli bir geçim kaynagidir. Ilde hayvan varligi sayisal olarak çok yogun olmamakla birlikte, hayvan basina düsen verim Türkiye ortalamasinin üzerindedir.</p>
<p>Ülkemizin polikültür tarim yapilan Ege Bölgesi’nde hayvancilik oldukça yaygindir. Ege Bölgesi’nde büyükbas hayvan varligi açisindan Aydin ili 3.durumdadir. Küçükbas hayvan sayisi bakimindan ise 8. konumda, bitkisel üretim ve hayvanciligi birlikte yürüten isletme sayisi bakimindan Aydin ili 54.252 adet ile 6., sadece hayvancilik ile ugrasan isletmeler yönünden inceledigimizde ise 2058 adet ile 4. durumdadir. Bunun baslica nedeni, 1950’li yillardan sonra tarima açilan alanlarin genisletilmesi, meralarin tarlaya dönüstürülmesi olmustur.</p>
<p>Ilin hayvan varligi yogunluk olarak az olmasina ragmen, verim yönüyle ortalamalarin çok üzerindedir. Izmir gibi büyük bir tüketim merkezine yakinlik, çevre illerde kurulu et kombinalari; Izmir, Manisa, Burdur’da Pinar Et ve Süt fabrikalari; Izmir ve Yatagan’da Sek ve Pinar Süt, Dünya Bankasi ve Ziraat Bankasi kredileri ile kurulan modern hayvancilik isletmeleri, 1949 yilindan beri sürdürülen suni tohumlama çalismalari ve son yillarda Bakanlikça uygulamaya konulan dis kaynakli hayvancilik projeleri (GSM-103, ANAFI), çiftçiyi, hayvancilik yatirimlarina yöneltmek amaciyla uygulanmakta olan Kaynak Kullanim Destekleme Fonu çalismalari, hayvanciligin gelecek yillarda daha da gelismesini saglayacaktir.</p>
<p>Sagilan inek basina Türkiye’de ortalama süt verimi 1.230 lt. oldugu halde, Aydin ilinde bu rakam 2.895 lt’dir. Yine yumurta üretimi ülke genelinde tavuk basina 150 adet oldugu halde ilde 166 adettir.<br />
Turizm :<br />
Aydin ili, tarihi, kültürel ve dogal degerlerine sahip olmanin ötesinde, turizm faaliyetlerinin en yogun oldugu Bati Anadolu’nun orta yerinde bulunmaktadir. Ayrica, turizm açisindan en önemli deniz sinir kapisina sahip olmasi, Aydin’i, sektörün en gelismis illerinden biri haline getirmistir. Aydin’in batisi Ege denizine açildigindan, Kusadasi ve Yenihisar ilçeleri turizmin her alaninda, diger ilçeler ise daha çok folklorik ve arkeolojik degerler açisindan günübirlik ziyaretlere daha uygundur. Bu nedenle yatirimlar, bu iki kiyi ilçesinde toplanmis olup, ileriye dönük taleplerde bu bölgede yogunlasmaktadir.</p>
<p>Aydin ilinin bir diger önemi, Izmir metropoliten alana çok yakin ve dogrudan etki alani içinde olmasidir. Izmir’e otoyol baglantisi ile 100 km uzaklikta olan Aydin kent merkezi, Istanbul’a 930 km, Ankara’ya 530 km uzakliktadir. Deniz yolu, il içinde Kusadasi limanindan saglanmakta, daha büyük liman kullanimi için Izmir limanindan yararlanilmaktadir. Demiryolu, Denizli-Aydin-Izmir hattinin yanisira Türkiye’nin ilk demiryolu hatti olan Söke uzantisi il içinden geçmektedir. Menderes havaalani ise Aydin-Izmir otoyolunun üzerinde olup, Izmir’in yanisira Aydin iline dolayisi ile Kusadasi ve Didim’e de hizmet etmektedir.</p>
<p>Aydin ilinde iklimin uygunlugu ve uzun bir turizm sezonuna olanak saglamasi en önemli tesvik edici etkenlerden biridir. Akdeniz ikliminin hakim oldugu Aydin ilinde sicak aylar çogunluktadir. Ayni zamanda deniz suyunun sicakligi Mayis-Ekim aylarini kaplayan senenin yarisinda su sporlari ve yüzme olanagi da saglamaktadir. Ayrica, deniz kiyisinda halka açik plajlardan il içindeki yerlesmelerden ve çevre illerden gelenler, günübirlik veya hafta sonu olmak üzere yararlanmaktadirlar. Bu çesit kullanim ulasim rahatligi ve iklim özellikleri nedeniyle oldukça yaygindir. Bu talebi basta Söke, Aydin, Nazilli ve Denizli kentleri olusturmaktadir. Aydin ilinin batisi ile dogusu arasinda turizm sektörü açisindan oldukça fark vardir. Batisi iç ve dis turizme uygun hizmet veren kaynaklarin mümkün oldugunca kullanima açilmis, potansiyel durumda olanlarin ise kullanima açilmasi için gerekli girisimlerin yapildigi bir kesimdir. Dogusu ise daha çok iç turizme yönelik hizmet vermektedir. Ancak ören yerleri ve yaratilacak çesitlilikler bu kesimde de dis turizmin yogunlasmasina neden olabilecektir.Aphrodisias ve Pamukkale’yi kapsayan tur güzergahlari nedeniyle dis turizm tarafindan ilin dogusu kullanilabilmektedir.</p>
<p>Kiyi ve ören yerleri disinda saglik turizmi (termal), tarihi ve mimari eserler, ören yerleri, müzeler, geleneksel el sanatlari, yöresel festivaller, deve güresleri gibi, kültür turizmi sportif turizm, doga yürüyüsleri-trekking, atli doga gezileri, golf,dalma,deniz ve kara avciligi, yüzme,yelken, su sporlari gibi sportif turizm ildeki gelistirilebilecek potansiyele sahip etkinliklerdir.</p>
<p>KÜLTÜREL TURIZM</p>
<p>Aydin ili arkeolojik sit alanlari yönünden Türkiye’nin en zengin yörelerinden biridir. MÖ 4000 yilinin sonundan günümüze kadar Hitit, Ion,Lidya, Roma, Bizans, Anadolu Selçuklulari, Aydinogullari, Mentesogullari ve Osmanli Imparatorlugunun bir parçasi olan il, bu birikimin sonucu olarak sahip oldugu antik kentler ve müzeleri ile iç ve özellikle dis turizm açisindan büyük bir potansiyele sahiptir.</p>
<p>Batida kiyi kesiminde bulunan önemli antik yerlesimlerden Milet,Didyma, Priene; orta güneyde Alinda, Alabanda; kuzeyde Tralles, Nyssa ve doguda Aphrodisias ve kuzey yakininda Izmir, Efes ve Meryemana evi, doguda Denizli’de Hierapolis, güneyde Mugla’da Labran’da, lasos ve Halikarnassos antik kentleri, tarihi ve arkeolojik gezi alanlari oldukça yogun turizm talebi yaratmaktadir.</p>
<p>Kent merkezlerindeki Camiler ve Nazilli’deki Arpaz Kalesi, Bozdogan’daki Körteke Kalesi, Koçarli’daki Cincin Kalesi, türbeler, medreseler, mescitler ve hamamlar, gereken restorasyonlarin yapilmasi ve tanitimlarina agirlik verilmesiyle yukarida sözü edilen Roma ve Yunan dönemlerine ait ören yerleri disindaki Selçuklu ve Osmanli dönemlerine ait yapilarin da <a href="http://www.genelbilge.com/tag/turistik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Turistik">turistik</a> amaçli ziyaretlere tesvik edilmesi, il turizmine farkli bir perspektif kazandiracaktir.</p>
<p>Turizm talebi yaratabilecek ildeki diger çekici unsurlar arasinda, eski kentsel dokulari, özellikli tarihi yöresel konut yapilari, festivalleri, otantik kirsal yerlesmeleri, gelenekleri, hali dokuma tezgahlarini, deve güreslerini, orman ve yaylalardaki piknik ve mesire alanlarini saymak mümkündür.</p>
<p>Degisik kültürleri ve kültür eserlerini görmek, izlemek, folklorik faaliyetlere katilmak, yöresel mutfak, müzik, giyim gibi geleneksel etkinlikleri izlemek, ziyaretlerde bulunmak için, Aydin ili önemli olanaklara sahiptir.</p>
<p>Sivil mimari örnekleri ve ilginç kirsal yerlesmelerden biri olan Kusadasi yakinindaki Kirazli köyü, mimari dokusunun yanisira halicilik ve dokuma tezgahlari, saç böregi-ayran gibi yöresel yiyeceklerini de hizmetleri içinde sunan nitelikleri ve yakinindaki Aslan Magarasi ile turist çekmektedir.Eski Çine ise mimari dokusu, 14. yüzyildan kalma Ahmet Gazi Camii ve Ahi Ibrahim Türbesi ile yakininda Asarlik mevkiindeki kaya mezari ve kalintilari, el dokuma sanatlariyla dikkate deger bir tarihi yerlesimdir. Ayrica Aphrodisias, Neopolis arasinda Bozdogan ilçesinde Olukbasi köyünde Türkmenler’in geleneksel kil çadirlari üretilmekte ve bu çadirlarda otantik giysilerle yerel yemekler sunulmasi için çalismalar yapilmaktadir.</p>
<p>Genellikle turizm mevsimi disinda yapilan festival ve özellikle, deve güreslerine, daha ziyade yerel halk ve iç turizm tarafindan katilim saglanmaktadir. Deve güresleri, kisitli sayida da olsa, yabanci turistlerin de oldukça ilgisini çekmektedir. Ayrica Sultanhisar, Nazilli, Ortaklar, Germencik, Incirliova, Kuyucak ve Kösk tren gar binalari, 19. yüzyil ekonomi ve ulasim tarihinin yasayan örnekleridir.</p>
<p>SAGLIK TURIZMI (TERMAL)</p>
<p>Aydin ilinde küçüklü-büyüklü termal tesisler bulunmaktadir. Germencik’teki Alangüllü (Bozköy), Ömerli ve Gümüs (Gümüsilica); Kusadasi’nda Davutlar, Sultanhisar’da Salavatli ve Buharkent’te olmak üzere toplam 6 bölgede termal kullanima yönelik tesis alani vardir.</p>
<p>Alangüllü Ilicasi : Germencik ilçesi Bozköy mevkiindedir. 32 oda ve 70 yatak kapasitesinde, Belediye belgeli kapali termal havuzu olan bir tesis mevcuttur. Ayrica Il Özel Idare tarafindan kür tesisi ve modern termal ve konaklama tesisleri insa edilmis olup, bölgenin en modern ve büyük kaplicalarindan biri durumuna getirilmistir.</p>
<p>Gümüsköy Ilicasi : Germencik ilçesi Gümüsköy mevkiindedir. Gümüs termal tesisi, 2 oda ve 4 yatak kapasiteli çok küçük bir tesistir.</p>
<p>Davutlar : Kusadsi ilçesi Davutlar beldesi yerlesmesinin hemen yakininda olan sicaksu kaplicasi mevkiinde konaklama kismi olmayan bir özel tesis vardir.</p>
<p>Salavatli Kaplicasi : Sultanhisar’in batisindadir. Halen faal durumdadir.</p>
<p>SPORTIF TURIZM</p>
<p>Aydin ilinde su sporlari ve denizde yapilan sporlardan; yüzme, dalma, yelken, sörf, su parasütü ve su kayagi ile ayrica dalarak zipkinla veya kiyidan-tekneden olta ile balik avciligi da yapilmaktadir. Bu sporlardan yüzme, sörf, su kayagi ve parasüt ile bunlarin disinda deniz bisikleti, muz kayak gibi rekreaktif amaçli faaliyetler daha çok yerlesimlerin, hatta turistik tesislerin, ya da halkin yogun olarak kullandigi plajlarin bulundugu koylarda daha çok yapilmaktadir.</p>
<p>Su alti dalma konusunda özel dalma alanlari saptanmakta ve gruplar halinde bu alanlara turlar düzenlenerek, izlemek amaciyla denetimli dalislar yapilmaktadir. Bunun için eski batik gemi, anfora ya da fok baligi,mercan kayaliklari gibi dogal özellikler tasiyan alanlar bulunmaktadir.<br />
Ulaşım:<br />
 Karayolu </p>
<p>Aydin ili konumu nedeniyle ilk çaglardan beri önemli yollarin geçtigi bir yöre olmustur. Günümüzde de E 24 Aydin-Denizli ve Aydin-Izmir karayolu, yük ve yolcu trafiginin yogun oldugu yollardir. Yapimi tamamlanma asamasinda olan herbiri Aydin-Izmir otoyolu, üçer seritleri, viyadükleri ve 3000 m uzunlugundaki tünelleri ile kara ulasiminda daha kisa, daha güvenli ve hizli akisi saglayacak, örnek bir bayindirlik hizmeti sunmaktadir. Otoyol, basta turizm ve ulastirma olmak üzere, yöre ekonomisi her alanda büyük katkilar saglayacaktir.</p>
<p>Aydin ilinin en önemli turizm potansiyeline sahip olan Kusadasi ilçesini çevredeki il ve ilçelere baglayan yapimi ve bakimi karayollarinin sorumluluguna giren üç anayol vardir. Bu yollar Kusadasi-Selçuk, Kusadasi-Söke, Kusadasi-Söke ayrimi-Davutlar yollaridir.</p>
<p>Aydin ilinde toplam devlet yolu uzunlugu ise 3790 km’dir. 3.790 km’lik köy yolunun 724 km’si asfalt, 1.484 km stabilize, 1.930 km’si tesfiye, 622 km’si ise ham yoldur.</p>
<p>Demiryolu</p>
<p>Aydin ilini bati-dogu dogrultusunda kateden demiryolu üzerinde Söke, Germencik, Incirliova, Aydin Merkez, Kösk, Sultanhisar, Nazilli, Kuyucak ve Buharkent ilçeleri bulunmaktadir. Aydin il hudutlari dahilinde toplam demiryolu uzunlugu Söke-Buharkent arasi 134.6 km’dir. Bunun 169 adedi serbest hemzemin geçit, kalan 9 adedi bekçili/bariyerli hemzemin geçittir. Il dahilinde sadece Kuyucak-Horsunlu istasyonlari arasinda 34.20 uzunlugunda bir adet tünel vardir. Izmir-Aydin-Kuyucak arasinda hizli tren projesi ile demiryolu isletmeciligi daha modern hale gelecektir.</p>
<p>Denizyolu</p>
<p>Ilin tek limani Kusadasi limanidir. Güvercinada mendireginin yapilmasiyla korunakli hale gelmistir. Limanin rihtim uzunlugu 971 metre, su derinligi ise 15 metredir. Limanin gemi kabul kapasitesi 6’dir. Kusadasi limani Türkiye’de denizyolu ile en fazla giris-çikis yapilan limandir.</p>
<p>Ilçede ayrica bir yat limani mevcut olup, 1.150 metre iç rihtim uzunlugu, 630 adet yat kapasitesi ile yerli ve yabanci turistlere hizmet vermektedir.</p>
<p>Ege adalarinda turistik ring yaparak Efes turu için günü birlik yabanci turist getiren yolcu gemileri, yatlar ve motorlarin yanisira, feribotlarla da Kusadasi-Sisam seferleri devamli yapilmaktadir.</p>
<p>Havayolu</p>
<p>1.435 metre pist uzunlugu olan Aydin-Çildir (Stool tip) havaalani 1990-1993 arasinda tamamlanmistir. Yalnizca pervaneli uçaklarin inis-kalkis yapabilmesine uygun olup, ilin hava ulasimi için Izmir Adnan Menderes Havalimanindan da yararlanilmaktadir</p>

<p class="sayac_bilgi">17 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelbilge.com/aydin-ili.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

