Evrim kuramının özü maymun sorunu mudur? Darwin,maymundan geldiğimizi mi söyledi? Maymundan geliyor olmakla kurttan geliyor olmak neyi fark ettirir? Darwin,Evrim kuramını hangi araştırmalar sonucu ortaya koydu? Doğal seçilim nedir? Yaşamın ortaya çıkışında rastlantının rolü var mıdır? Bugün yaşamın nasıl oluştuğu konusunda sağlam bir kurama sahip miyiz? Yaratılış kuramları ile Evrim kuramının farkı nedir? Erzurumlu İbrahim Hakkı,Darvin’den yüz yıl önce maymundan geldiğimizi nasıl söyledi? İslam toplumlarındaki bilimin parlak yüzyılları olan 8. ve 12. yy’larda evrim kuramının pırıltılarını savunan İslam bilgeleri var mıdır? Evrim kuramını reddetmek,bizlere Türkiye’mize neler kaybettirir?
Zümrütten Akisler :
Charles Darvin’den bilimsel düşünme dersleri… A. M. C. Şen gör
27 Aralık 1831′de Majestelerinin Gemisi Beagle, dünyanın etrafını dolaşmak üzere İngiltere’nin Plymouth limanından demir aldığı zaman yolcuları arasında bulunan “geminin doğa bilimcisi” Charles Darwin henüz 22 yaşında, teşebbüs ettiği tıp ve ilâhiyat eğitimlerinin her ikisinde de
22 views
Bir toplumda tabakalaşma sınıflar arası farklılaşmadan doğar tabakalar arasındaki bireyler arasında farklılaşma görülebileceği gibi aynı toplumsal tabaka( katman )içindeki bireyler arasında da farklar bulunabilir aynı tabaka içindeki farklar sosyal sınıfları oluşturur.
Genellikle bir toplumda yönetici pozisyonunda olanlar üst memurlar esnaflar orta işçiler ve yaşam koşulları iyi olamayanlar da alt tabakayı oluştururlar
Toplumsal yapı kendi içerisinde bir hareketliliği olan bir bütündür bu hareketlilik iki şekilde ifade edilebilir yatay hareketlilik ve dikey hareketlilik
Yatay hareketlilikte
A ) Sosyal yapıda yatay hareketlilik , Ör : Bakkalın manav olması öğretmenin Müdür yardımcısı olması vb
B ) Sosyal Hayat alanında yatay hareketlilik , : Bir lise öğretmeninin tayininin Bolu’dan Ankara’ya çıkması gibi ….
3 Tür Tabakalaşmadan söz edilebilir
1. Kapalı sınıf tabakalaşması Ör : Hindistan’daki kast sistemi ki doğumla kazanılr değişmez katı kurallara sahiptir tabakalar arasında geçiş yoktur.
173 views
1)Babamla annemin iki kabul oyuna karşı memlekete dönme teklifi altı oyla reddedildi. Annem şaşkına dönmüştü. Demokrasiye sığmayan bir davranışla bizlere bağırdı, çağırdı. Babamı da çoluk çocuğun sözleriyle hareket etmekle suçladı. Hayrettir, babam sesini çıkarmadı, bir tepki göstermedi.
Parçaya göre demokrasi ile bağdaşmayan davranış, aşağıdakilerden hangisidir?
A) Babanın oylama sonucunda tepkisiz kalması
B) Çocukların sözleriyle hareket edilmesi
C) Annenin çocuklarına yüksek sesle çıkışması
D) Memlekete dönme teklifinin kabul edilmemesi
2)Koyunu, kurdun elinden kurtaran çoban, koyuna göre kurtarıcı: kurda göre de özgürlüğüne engel olan kimsedir.
77 views
1-GİRİŞ
Bu çalışmamızda sizlere kulüp anlayışı, kulüpçülüğün sosyolojik öneminden ve futbol seyircilerindeki şiddet eğilimlerinden bahsetmek istiyoruz. Konuyu ele alırken önce temel kavramları ve kulüp kavramının tarihçesini irdeleyip, daha sonra çeşitli bakış açılarından kulüpleri, yaptıklarını ve yapması gerekenleri, futbol seyircilerindeki şiddetin toplumsal nedenlerini inceleyeceğiz.
2- TANIM
Önce kulüp tanımıyla başlayalım:
Aynı amacı güden ve yalnız üye olan kişilerin girebildikleri görüşmek konuşmak, okumak, spor yapmak vb için açılmış toplantı yeri. Ancak bu genel tanım dışında, spor kulüplerini ele aldığımızda, bunların kendilerini mekandan soyutladığını, daha kavramsal bir nitelik kazandığını, kulübe bağlılığın ise üyelikten ziyade bir gönül verme işine dönüştüğünü görürüz. Yine de çoğu dernek statüsünde olan kulüplerin bazı resmi faaliyetleri için üyelik kavramı gereklidir.
3- KULUPÇÜLÜĞÜN TARİHÇESİ
Ortada bir spor örgütlenmesi olabilmesi için önce spor ve spor yapan kişilerin olması gerekir. İnsanlık tarihinin ilk sporcuları da ürün fazlasını bölüştüren mekanizmada tuttukları ayrıcalıklı yer dolayısıyla toplumsal boş zamandan da aslan payını alan soylulardı. Bunların hepsi özgür, eşit ve seçkin yurttaşlar olduğu için hangi sporun ne zaman nerede nasıl yapacaklarını otoriter ve hiyerarşik bir yönetim yapısı
139 views
Düşe, doğaüstüye, büyüye ya da kurgubilime başvurarak gerçeği hiçe sayan sanat. İnsanın başlangıçtaki doğal gece korkusunun yerini, zamanla, gündüzden sonra gelen, insanın kötülükle mir tuttuğu ve ölümünden sonra kurtuluşa erişemediğinde gömüleceğini düşündüğü gece gibi, her çeşit geceden korkma duygusu aldı. Temel olarak, bu biçimde açıklanabilecek, daha da güçlenmiş ve büyüye karışmış bu korkunun doğurduğu akıldışı imgelerin çevresinde, bazı sanat yapıtlarındaki fantastik öz düşüncesi gelişmiş oldu. Bu bağlamda, fantastik sanatın, farklı bir sanat kategorisi olarak, çok yakın bir geçmişte, akılcılığın, aynı yapıda bir öz içinde tekmiş gibi kabul edilen bir algılar dünyası ile algılarüstü bir evren arasında kopukluk yaratmasından sonra doğduğunu görmek anlamlı bir olgudur. Söz konusu kopukluğun, günümüzde fantastik sanata yönelik, haklı ya da haksız değerlendirmeleri anlayabilmek için üstünde durulması gereken bir nokta olduğu söylenebilir.
83 views
Kentleşme hareketlerinin büyük kentler yönünde oluşu ve çok
büyük kentler yaratma eğiliminde bulunuşu, büyük kentlerin büyümesine bir sınır çizmek, sorunun araştırma konusu yapılmasına yol açmıştır, özellikle, gelişmekte olan bir çok ülkelerde nüfusu birkaç milyonu bulan kentlerde, hizmet maliyetlerinin yükselmesi, rahat yaşama olanaklarının yitirilmesi, beslenme, barınma, çalışma ve eğlenme ihtiyaçlarının karşılanmasında yetersizlikler baş göstermesi, kentleşmenin hem hızı, hem de biçimi üzerinde müdahalede bulun mayı kaçınılmaz duruma getirmiştir.
Ne var ki, sözü edilen sorunların, kent ne kadar büyüdükten sonra başladığını saptamak için yapılan araştırmalar olumlu sonuç vermemiştir. Başka ülkelerde yapılmış araştırmaların sonuçları, kent hizmetlerinden bazıları için optimal büyüklükler bulunabileceğini ortaya koymuştur. Bir üniversite kentinin en az birkaç yüz bin kişi olması gerektiği, ya da aydınlatma, ısıtma ve içme suyu şebekesi kurmada, kentin nüfusu l milyonu aştıktan sonra hizmetlerin kişi başına maliyetinin yükseldiği; veyahut da maliyet değişmediği halde hizmet kalitesinin düştüğü saptanmıştır. Buna benzer optimallik hesaplan, ulaşım, haberleşme ve taşınım için de yapılmıştır.
72 views
Çağdaşları Sofistler evreni, bugün bizim yaptığımız gibi mantıksal kurallara, yani pozitivist düşünceye uygun bir biçimde incelemeye yönelmişken Plato (İ.Ö. 427-317), “İdeal şehir – devlet” nasıl olması gerektiğini araştırmaya yönelmiştir. Plato bir aristokratın ve ticari faaliyetin artmasını ve bu nedenle tüccar sınıfının siyasi gücünün çoğalmasını hoş karşılamıyordu.Plato’nun ekonomi ile ilgili görüşleri, onun; insanın varlığı, şehir-devletin doğuşu ve ideal devletin nasıl olması gerektiğini inceleyen felsefenin içinde yer alır. Bu nedenle çok kısa da olsa Plato’nun düşünce sistemini incelemek kaçınılmazdır. Plato, Socrates’in etkisinde kalarak, siyasal yaşama girmemeyi, kenarda kalmayı, böylelikle de “seyre dalma” ve “derin düşünme” yoluyla teori (theoria) oluşturmayı ve bu yoldan “hakikat”e ulaşmayı tercih etmiştir.
402 views
Sorular
Soru 1. Islâm dünyasinda, “Karsilastirmali Dinler Tarihi” alaninda önemli bir eser olan “el Asâru’l-Bâkiye” kime aittir?
Ebu Mansur Ebdulkadir el-Bagdadi
Ebu’r Reyhan Muhammed b. Ahmed el Birun’î
Ebu Muhammed Ali b. Hazim
Ebu’l Feth Muhammed b. Abdûlkerim es Sehristanî
Mahmut Es’ad b. Emin Seydisehrî
Soru 2. Islâm dünyasinda diger dinlerden bahseden ilk kaynak asagidakilerden hangisidir?
54 views
17 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan ve Richter ölçeğinde 7.4 olarak kaydedilen deprem felaketi ülkemizin ve insanlığın 20. Yüzyılda yaşadığı en büyük felaketlerden birisidir.
Körfez depremi ülkemizin gerek nüfus gerekse ekonomik aktivite bakımından en ağırlıklı bölgesinde etkili olmuştur. Deprem, Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul, Bolu, Bursa ve Eskişehir illerini kapsamış, ancak Kocaeli, Sakarya ve Yalova’da ağır can ve mal kaybına yol açmıştır.
12 Eylül 1999 tarihi itibariyle yapılan belirlemelere göre, deprem nedeniyle 15.466 insanımız hayatını kaybetmiş, halen hastahanelerde 23.954 insanımız ise yaralı olarak bulunmaktadır.
Depremin bina ve işyeri üzerindeki tahribatı da ağır olmuş ve 12 Eylül 1999 tarihi itibariyle tamamlanan hasar tesbit çalışmalarına göre ağır-yıkık ve orta hasarlı konut-işyeri sayısı 119.297′ye ulaşmıştır.
85 views
Bu çalışmanın konusu, Kayseri’de, gelir düzeyleri çok düşük olan gecekondu mahallelerinde yaşayanlar ile gelir düzeyleri çok yüksek olan kesimlerin toplumsal normlara bakışının incelenmesidir. Bu amaçla 16 sorudan oluşan üçlü Likert ölçeğini kullanan, Ek-A’da verilen anket hazırlanmıştır.
Bu anket, iki kesimde de 100‘er kişiye yaptırılmıştır. Bu iki kesim de kendi içinde bayan ve erkek olmak üzere iki grupta incelenmiştir.
Örnek büyüklüğü daha önceden her iki kesim için de sabittir ve 100 olarak belirlenmiştir. Tesadüfi olmayan örnekleme yapılmıştır. Bayan veya erkek ayrımı yapmadan, her iki kesimde de ayrı ayrı anketler yapılmıştır. Zümrelere göre anakütleler bayan ve erkek olarak iki gruba bölündükten sonra tesadüfi olarak 50 şer bayan ve erkek katılımcının anketi seçilmiştir ve bu araştırmada değerlendirilmiştir.
Bu çalışma sonucunda, yüksek gelire sahip bayanların, erkeklerin veya düşük gelire sahip bayanların, erkeklerin, bazı sorulara birbirinden farklı cevaplar verdiği görülmektedir. Bayanlarla ilgili sorularda ise, iki gelir seviyeli kesim için de, bayanların verdikleri cevaplar birbirlerine paraleldir.
38 views