Körfez Depreminin Sosyal, Ekonomik, Beşeri Etkileri

17 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan ve Richter ölçeğinde 7.4 olarak kaydedilen deprem felaketi ülkemizin ve insanlığın 20. Yüzyılda yaşadığı en büyük felaketlerden birisidir.
Körfez depremi ülkemizin gerek nüfus gerekse ekonomik aktivite bakımından en ağırlıklı bölgesinde etkili olmuÅŸtur. Deprem, Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul, Bolu, Bursa ve EskiÅŸehir illerini kapsamış, ancak Kocaeli, Sakarya ve Yalova’da ağır can ve mal kaybına yol açmıştır.
12 Eylül 1999 tarihi itibariyle yapılan belirlemelere göre, deprem nedeniyle 15.466 insanımız hayatını kaybetmiş, halen hastahanelerde 23.954 insanımız ise yaralı olarak bulunmaktadır.
Depremin bina ve iÅŸyeri üzerindeki tahribatı da ağır olmuÅŸ ve 12 Eylül 1999 tarihi itibariyle tamamlanan hasar tesbit çalışmalarına göre ağır-yıkık ve orta hasarlı konut-iÅŸyeri sayısı 119.297′ye ulaÅŸmıştır. Devamını Oku…

Kayseri’de, Gelir Düzeyleri Çok Düşük Olan Gecekondu Mahallelerinde Yaşayanlar ile Gelir Düzeyleri Çok Yüksek Olan Kesimlerin Toplumsal Normlara Bakışının İncelenmesi

Bu çalışmanın konusu, Kayseri’de, gelir düzeyleri çok düşük olan gecekondu mahallelerinde yaşayanlar ile gelir düzeyleri çok yüksek olan kesimlerin toplumsal normlara bakışının incelenmesidir. Bu amaçla 16 sorudan oluşan üçlü Likert ölçeğini kullanan, Ek-A’da verilen anket hazırlanmıştır.

Bu anket, iki kesimde de 100‘er kişiye yaptırılmıştır. Bu iki kesim de kendi içinde bayan ve erkek olmak üzere iki grupta incelenmiştir.

Örnek büyüklüğü daha önceden her iki kesim için de sabittir ve 100 olarak belirlenmiştir. Tesadüfi olmayan örnekleme yapılmıştır. Bayan veya erkek ayrımı yapmadan, her iki kesimde de ayrı ayrı anketler yapılmıştır. Zümrelere göre anakütleler bayan ve erkek olarak iki gruba bölündükten sonra tesadüfi olarak 50 şer bayan ve erkek katılımcının anketi seçilmiştir ve bu araştırmada değerlendirilmiştir.

Bu çalışma sonucunda, yüksek gelire sahip bayanların, erkeklerin veya düşük gelire sahip bayanların, erkeklerin, bazı sorulara birbirinden farklı cevaplar verdiği görülmektedir. Bayanlarla ilgili sorularda ise, iki gelir seviyeli kesim için de, bayanların verdikleri cevaplar birbirlerine paraleldir.
Devamını Oku…

Zulüm Nedir

Zulüm mefhumu Kur’an-ı Kerim’de çok geniÅŸ yer tutan bir kavramdır. Bu kavram iman ve amel bakımından geniÅŸ manalar ih­tiva eder. Tespitimizde yanılmamışsak, zu­lüm ve müştakları Kur’an’da 280′den fazla geçmektedir. Bu sayıya zulüm manasında kullanılan diÄŸer kelimeler dahil deÄŸildir. Arap dilinde en eski lügatçilerden birisi olan Ibni Fâris (395/1004), zulmün iki kök manası bulunduÄŸunu, bunlardan birincisi­nin, ziya ve nurun aksini, diÄŸerinin de, “Bir ÅŸeyi yerinden baÅŸka yere koymak” anlamım ifâde ettiÄŸini belirtir. Bu manadan olmak üzere Arapların “Babasına benzeyen zul-metmemiÅŸtir” manasındaki atasözlerini ör­nek verir. Bu ikinci anlam, “Bir ÅŸeyi kendi yerine koymamak veya yerinden baÅŸka yere koymak”, zulüm için, hemen hemen bütün klasik Arap I üga iç ilerince ortak mana kabul edilir. O halde “Ya bir noksan, ya bir ilâve yahut vaktini ve yerini deÄŸiÅŸtirmek suretiy­le bir ÅŸeyi kendisine mahsus yerden baÅŸka bir yere koymaktır” zulüm. Devamını Oku…

Zimmi Nedir

Bir İslâm devletinin himaye ve hakimi­yetini kabul etmiÅŸ Yahudi ve Hiristiyana, Müslümanlar tarafından zimmî adı verilir. Mal, can, namus ve dîni için teminat veril­miÅŸ olan gayr-i müslim kiÅŸi anlamındadır. Zimmî kavramına bütün İslâm devletle­rinde rastlanır. Bir tslâm devletinin tebası durumunda olan kiÅŸilerden İslâm’ı din ola­rak benimseyenlere müslüman, dini ayrı ol­makla birlikte tslâm yönetimi altında kal­mayı ve müsl umanların hakimiyetini kabul edenlere ise “zimmî” denilir. İzin ve pasa­portla tslâm ülkesine giren yabancılara da “müste’men” adı verilmiÅŸtir. Devamını Oku…

Zihin Nedir

Toplumların tarihi boyunca önemli an­lam kaymaları geçirmiÅŸ bir kavram olan zi­hin, geleneksel düşüncedeki insan anlayı­şında merkezî bir yer tutmaktaydı. Ruh’un ölümsüzlüğü ve insanî varoluÅŸun kozmos ve metakozmos ile baÄŸlantılı olduÄŸu ilkele­ri Rene Descartes (1596-1650) ile birlikte köklü bir deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸradı. Descartes, in­sanı deÄŸerlendirmede kendince çok basit gördüğü geleneksel Ruh anlayışım terkede-rek daha üretken olduÄŸuna inandığı zihin (mind) kavramını onun yerine geçirdi. Ona göre zihin düşüncenin temeliydi ve onu ma­tematiksel olarak ifade etmek mümkündü. Madde dünyasını da benzer tarzda yetile­rinden ve biçimlerinden kopartarak bütü­nüyle tek bir boyuta indirgedi. Descartes’a göre Tann bu boyuta, hayat ve hayvanların duyusal ve hareket iÅŸlevleri de dahil olmak üzere bütün doÄŸal süreçler mekanik olarak açıklanabilsin diye hareketi yerleÅŸtirmiÅŸti. Bu, Kartezyen zihin ve Kartezyen ikicilik (dualism) olarak adlandırıldı; Devamını Oku…

Zındıklık Nedir

Kelime, Fars kökenli olup muhtelif dö­nemlerde değişen manalara kullanılagel-miştir. Akide otoritelerinin ıstılahında şu anlamlan ihtiva ettiği tespit edilmiştir:

a) Farisî inançları benimseyenler için mutlak manada,

b) Mani bağlılarına,
Devamını Oku…

Zerdüştlük Nedir

Kurucusu ZaratuÅŸtara ya da Zar osten (yaygınca kullanılan Grekçe form) adından dolayı Zerdüştilik diye anılan bu eski tran dini, geleneksel olarak kurucusunun yaÅŸa­dığı tarih kabul edilen M.Ö. 628-551 ara­sında, kuzey-doÄŸu İran’da ortaya çıkar. Za­ratuÅŸtara ya da Zerdüşt’ün hayat hikayesi hakkında bildiklerimiz çok azdır. Genç yaÅŸlarında yaydığı dinden dolayı göç ettiÄŸi, Vitaspa adında bir hami bulduÄŸu, iki oÄŸlu ve bir kızının olduÄŸu dışında ona ait tüm bil­gilerimiz efsanelerle doludur.
Devamını Oku…

Zekat Nedir

Zekâtın sözlük anlamı; temizlemek, bü­yütmek, çoÄŸalmak ve bereketlenmektir. Malı çoÄŸalttığı için zekâta bu ad verilmiÅŸtir. Dinî bir terim olarak İse şöyle tarif edebili­riz: “Belli bir malın belli bir kısmını belli yerlere vermektir.” İslâm’ın beÅŸ ÅŸartından biri olan zekât, yukarıdaki tariften de anla­şılacağı üzere, belli bir miktarda mala sahip olan zengin m üs 1 umanların sorumlu bulun­dukları ilâhî bir emirdir. Bu miktar da nisap miktarı mal olup ileride açıklanacaktır. Zekâtın miktarı ise deÄŸiÅŸik ürünlere göre farklılık göstermektedir. Ticaret mallann-da 1/40, ziraî ürünlerde 1/10-1/20, maden­lerle su ürünlerinde 1/5′tir. İslâm dini, sahi­bine gelir saÄŸlayan tüm mallardan zekât vermeyi farz kılmış, böylece toplumda tam bir sosyal güvenlik ortamı meydana getir­miÅŸtir.
Devamını Oku…

Zeka ve Zeka Testleri

Sık sık kullanılmasına raÄŸmen tanımı üzerinde bir anlaÅŸma saÄŸlanamamış olan zekâ, “problemleri çözmek, yeni ÅŸeyler öğ­renmek, iyi düşünebilme yeteneÄŸi geliÅŸtir­mek için genel zihinsel kapasite” ya da “ye­ni durumlara karşı uyum yeteneÄŸi” olarak tanımlanabilir. Zekânın bilimsel olarak tanımlanmasın­da odaya çıkan güçlüklere raÄŸmen herkesin varolduÄŸunda hemfikir olduÄŸu ve nesnel bir biçimde ölçülmeye çalışılan zihnin bir iÅŸlevidir. XIX. yüzyılın sonlarında İngilte­re’de Sir Francis Galton, Darvin’in biyolo­jik evrim teorisinin etkisiyle insandaki kalı­tımla geçen özellikleri, bu arada zihinsel yetenekleri ve kiÅŸisel karakteristikleri ölç­meye giriÅŸti. Galton böylece bugünkü an­lamda zekâyı ölçemese bile bireyler arasın­daki farklılıkları bilimsel olarak tespit etme giriÅŸimini baÅŸlatmış oluyordu.
Devamını Oku…

Zanaat Nedir

İnsanların maddî ihtiyaçlarını karşıla­mak için yapılan, eÄŸitim ve tecrübe gerektiren iÅŸe zanaat adı verilir. Zanaatın hUner, marifet anlamı da vardır. Bir iÅŸle, bir mes­lekle uÄŸraÅŸan yahut bir iÅŸte ustalığı ve ma­hareti olanlara da “sanatkâr” denilir. İbn Haldun, insanların geçim yolların­dan söz ederken çiftçilik, sanat (zanaat, h it­fa) ve ticareti tabiî geçim yolları olarak zik­reder. Ona göre zanaatlar genellikle insan toplumlarının göçebelikten medenî ÅŸehir hayatına (bedevîlikten hadarîliÄŸe) geçme­leri ile birlikte ortaya çıkar. Dolayısıyla za­naat ÅŸehir hayatının tabii bir sonucudur. Devamını Oku…