II. Dünya Savaşı

1918
Birinci Dünya Savasi 1918 yilinda sona erdiginde ortaya çikan bilanço 37 milyon yarali ve 9 milyon ölüydü.Savaştan maglup olarak çikan Almanya’da hayat standarti adeta yikima ugramis hayat felç olmustu.Meclisteki demokratik partiler yikilan kraliyetin enkaziyla karsi karsiya kalmisti.Komünist-Muhafazakar çatismalari kisa zamanda sokaklara yayildi.Yeni Weimar rejimi ekonominin çökmüslügünü,sokak kavgalarini,siddet gösterilerini,kanunsuzlugu önleyecek gibi degildi dogrusu…
1919
Birinci Dünya Savasi sonunda Müttefikler maglup devletlere çok agir baris antlasmalari imzalattirdilar.Osmanlı Imparatorlugunun imzaladigi Sevr antlasmasi kadar agir sartlari olan bir antlasmayida Almanlar imzaladilar.(Versay Ant.)Bu antlasmaya göre Alman Deniz ve Hava Kuvvetleri tamamen ortadan kaldirildi ve Alman Ordusu 100.000 kisiyle sinirlandirildi.Buna bir ordu demektense paramiliter bir grup demek daha dogru olurdu çünkü bu grupda her türlü agir silahtan arindirilmisti.Buna ek olarakda Almanlar galip devletlere 33milyar dolar savas tazminati ödemeye mahkum edildi.Bu dönemlerde göze çarpan Alman Isçi Partisi , Nazi Partisinin atasi olup Birinci Dünya Savasinin issiz askerlerini bünyesinde barindiyor ve sagci bir politika güdüyordu.Adolf Hitler bu partiye 1919′da katildi ve etkileyici demeç ve söylevleriyle liderligine kadar yükseldi.Hitler ulusal gururu,militarizmi ve de %100 saf bir Alman Ulusunu savunuyor ve de tabiki Yahudi düsmanligi güdüyordu.Daha sonralari Hitler partinin ismini Nazyonel Sosyalist Alman Isçi Partisi (NSDAP) sekline degistirdi ve 1921′de parti liderligine yükseldi.Üye sayisida 3000′lere gelmis Almanyanin Führerligine giden yol açilmisti.
1923 Devamını Oku…

Türk Evinin Tarihi Gelişimi , Tanıma Ve Yayılma Alanları

I. BÖLÜM

TÜRK EVİNİN TARİHİ GELİŞİMİ , TANIMA VE YAYILMA ALANLARI

Son arkeolojik araştırmalar Orta Asya kültürlerinin M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzandığını ortaya koymaktadır. Türklere ait ilk bilgilerin ise M.Ö. 3000 yıllarına ait olduğu antropolojik bulgularla kesinlik kazanmıştır. Bu tarihten itibaren Asya’nın Çungarya bölgesinde tarih sahnesine atılan Türkler Tanrı Dağları ile Altay Dağları arasındaki steplerden çıkarak Asya, Afrika ve Avrupa’nın üçte birini ele geçirmişler, dünya siyasi tarihini yönlendiren büyük devlet ve imparatorluklar kurarak günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Tarihi serüvenine kısaca değinilen ve Anadolu’ya gelinceye kadar ciddi bir kentleşme olgusuna sahip olmayan Türklerin ilk sağlıklı yerleşim yerleri Anadolu da kurulmuştur. Daha sonra da Doğu Avrupa ve Balkanların ele geçirilmesiyle Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan da benimsenmiş ve kökleşmiştir.  İşte bu araştırmada söze edilecek olan TÜRK EVİ Osmanlı İmparatorluğu’nun kapladığı sınırlar içinde Anadolu ve Rumeli de yerleşmiş, gelişmiş ve 600 yıl tutunmuş, kendi özellikleri ile egemen olmuş bir ev tipidir.

2. BÖLÜM

2.1 TÜRK EVİNDE PLAN TİPLERİ Devamını Oku…

Ege Adalarında Türk Egemenliği Dönemi

Yarı kapalı bir deniz olan Ege’de Yunanistan’a ait çok sayıda ada ve adacığın Türkiye ankarasının çok yakınında olması ve Anadolu’yu kuzeyden güneye bir dizi halinde kapatması, ayrıca çok sayıda adanın da “ihtilaflı ada” statüsünde bulunması, Ege Denizi’ ni dünyadaki denizler arasında özel bir konuma getirmiştir. Ege Denizi’ndeki toplam ada, adacık ve kayalık sayısı hakkında Yunan kaynaklarına dayanan çeşitli dokümanlarda farklı rakamlar telaffuz edilmektedir. T.C. Dz.K.K. Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Diresi Başkanlığı’nın yaptığı çalışmalarda bu sayının 1800 civarında olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunların meskun olanlarının da 100 civarında olduğu, büyük bir çoğunluğunu insanların yaşamasına elverişli olmayan kayalıkların oluşturduğu bilinmektedir. Ege Denizi’ndeki adaları; genel coğrafi konumları, egemenlik devirlerinin tarihsel boyutları, Ege Denizi’nin statüsünü tayin eden uluslararsı antlaşmaların düzenleniş biçimleri, jeopolitik ve stratejik önemleri dikkate alındığında 5 grupta incelemek mümkündür :
• Boğazönü Adaları
• Saruhan Adaları
• Menteşe Adaları
• Kuzey Sporat Adaları
• Kiklat Adaları
Türkiye açısından jeopolitik ve stratejik önemi olan ve Anadolu’yu kuzeyden güneye bir dizi halinde kapatan Boğazönü, Saruhan ve Menteşe Adaları’ndan oluşan üçlü gruba Doğu Ege Adaları da denmektedir. Ege’nin batısında yer alan Kuzey Sporat ve Kiklat Adaları ile Girit Adası Türkiye ile Yunanistan arasında hiçbir egemenlik anlaşmazlığa yol açmamaktadır.

1 – Boğazönü Adaları Devamını Oku…

Haçlı Seferleri

Haçlı Seferleri, Batılı Hıristiyanların, kutsal saydıkları yerlerdeki Müslümanları buradan çıkarmak amacıyla yaptıkları seferlere denir (1096 – 1272). Genel amaçları şunlardır:
a) Dini Duygular: Bu savaşlar sırasında papaların konuşmalarının büyük etkisi oldu. Zira bu çağda Hıristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve diğer bir çok yer, Müslümanların elinde bulunuyordu. İslam Dininin 4 – 5 yy. içerisinde büyük gelişme göstermesi ve bazı yerlerde Hıristiyanlığı tehdit etmesi, batılıları endişeye düşürdü. Eskiden Kudüs ve civarını rahatça ziyaret eden Hıristiyan hacıları Ortadoğu’daki bazı karışıklılar yüzünden ziyaretlerde güçlüklerle karşılaşıyorlardı. Bu durum Türklerin Hıristiyan hacılara kötülük yaptığı şeklinde yorumlanıyordu. Kilise, bu yorumlar üstüne kutsal toprakların Müslümanlardan alınması için halka çağrıda bulundu. Din adamları, bu kutsal savaşa katılacaklar bir çok dini vaatlerde bulundular.
b) Doğu Ülkelerinin Zenginliği (İktisadi Durum): XI. yy. da Avrupa büyük bir iktisadi sıkıntı içinde bulunuyordu. Köylü aç ve perişandı. Toprak hiç kimseyi memnun etmiyordu. Buna karşılık İslam dünyası bolluk ve refah içerisinde yüzüyordu. Baharat ve İpek Yolları, İşlek Limanlar Müslümanların elindeydi. Kudüs’ü ziyaret eden Hıristiyanlar, ülkelerine döndükleri zaman gördüklerini mübalağlı bir şekilde anlatıyorlardı. Halk ve özellikle macera hevesli olan şövalyeler, doğuyu görmek, kutsal yerleri ziyaret etmek için can atıyorlardı.
c) Bizans’ın Avrupalıları Türklere Karşı Kışkırtması: XI. yy. da Türkler, Bizans İmparatorluğunu tehdide başlamışlardı. Selçuklular Anadolu’yu Bizans’ın elinden almışlar ve İstanbul yakınına kadar gelmişlerdi. Bizans bu durumdan çok kuşkulanıyor, gittikçe artan bu tehlike karşısında batılıları yardıma çağırıyordu. Avrupa’daki Hıristiyanlar da doğudaki kardeşlerini kurtarmak için savaşı lüzumlu sayıyorlardı.
Haçlı seferlerinin hazırlanmasında en büyük rolü papa Urbanus II oynadı ve 1095’te toplanan Clermont konsilinde doğu Hıristiyanlarının ıstırap içerisinde oldukları anlatıldı. Onların yardımana koşacak olanlara dini vaatlerde bulundu. Pierre L’Ermite adlı topal bir papaz da elinde bir haç, köyleri, kasabaları tek tek dolaştı. Hıristiyanların kutsal şehri Kudüs’ün Müslümanlardan alınması için ateşli konuşmalar yaptı. Devamını Oku…

18 Mart Çanakkale Zaferi Tarihteki ve Ulusal Yaşantımızdaki Yeri

3 Kasım 1914 ve 18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı’nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla Gelibolu Yarımadası’nda 25 Nisan 1915 – 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşları, Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer destanıdır.
Çanakkale Zaferini, büyük Türk Ulusuna, Atatürk gibi dahi bir lider hediye etmiştir. Türk bağımsızlık savaşının temelleri, Çanakkale’nin sularında, Conkbayırı’nda ve Anafartalar’da atılmış, bu zaferler Türk Kurtuluş Savaşına maya çalmıştır.
Türk Ulusu; İstanbul’u kurtaran Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşayı Çanakkale’den tanımış; 19 Mayıs 1919′da O, Samsun’a çıktığı gün Suriye ve Filistin cephelerinden terhis olarak Anadolu’ya dönen Türk halkı, “bu benim kahraman komutanımdı” diyerek O’nun etrafında kenetlenip İstiklal Savaşı’na katılmıştır.
Türk Ulusu ve dünya O’nu böylece tanırken, O da Conkbayırı’nın, Kocaçimen’in, kan deryası can pazarında ulusunun ve Türk askerinin asıl cevherini yakından tanıyarak daha sonra girişeceği Bağımsızlık Savaşını kesin zaferle sonuçlandıracağı kanaatini daha o zamandan edinmiştir. 18 Mart zaferi kazanılmasaydı, düşman donanması, daha 1915′in Mart ayında İstanbul’a girerek Osmanlı İmparatorluğu’nu çökertebilecekti.
Çanakkale Boğazı’nı denizden aşıp İstanbul’a giremeyen İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915′ten başlayarak 8-9 Ocak 1916′ya kadar süren Çanakkale kara savaşlarında Mustafa Kemal tarafından durdurulamasaydı, Birinci Dünya Savaşında Çarlık Rusyası en kısa yoldan müttefiklerinin yardımlarına kavuşacağı için yıkılmayacak, muhtemelen Ekim 1917 Bolşevik İhtilali de olmayabilecekti. Bu durumda Almanya’nın yenilgisi hızlanacak ve 1. Dünya Savaşı belki de 1915′te sona erecekti. Çanakkale Zaferi; harbin 4 yıl sürmesine, üç imparatorluğun (Osmanlı, Çarlık ve Avusturya/Macaristan İmparatorlukları) tarih sahnesinden silinmesine neden olmuştur. Gelibolu Yarımadası’nda düşmana kesin darbeler vurarak onları yenilgiye uğratan Alb. Mustafa Kemal’in Anafartalar tepesinde yaktığı zafer meşalesi, Kurtuluş savaşımızın da yolunu aydınlatmıştır.
Böylece 18 Mart deniz zaferimizi taçlandıran 25 Nisandan sonraki kara savaşlarında, Mustafa Kemal’in etkin liderliği sayesinde kazanılan zaferlerin, ulusal tarihimize ve dünya tarihine yön veren etkin rolünü yukarda belirtilen noktalarda toplamak mümkündür.
18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı ve Öncesi
Boğaz savunması, girişten itibaren “Dış-Orta-İç Tabyalar” olmak üzere üç savunma grubu halinde tertiplenmişti. Boğaz kıyıları boyunca 20 tabyamızda, çoğunluğu kısa menzilli ve eski model, 170 adet top mevzilendirilmişti. İtilaf Devletlerinin savaş gemilerinde çoğunluğu büyük çaplı uzun menzilli 247 adet en modern toplar bulunmaktaydı.
İtilaf Devletlerinin Akdeniz Başkomutanı Amiral Carden, Boğazı geçerek İstanbul’a girmek için üç aşamalı saldırı planı yapmıştı. İstanbul’a bir ay içinde ulaşacağını hesaplamıştı. Plan gereğince, 3 Kasım 1914 günü 7 zırhlı ile Boğaza bir keşif taarruzu yaptı. Girişteki tabyalarımız zarar gördü. İkinci saldırıyı 19-25 Şubat 1915 tarihleri arasında 7 gün süreyle devam ettirdi. Türk topçusunun atış menzili dışından yapılan bombardımanlar etkili oldu. 19 topumuz ve Boğaz girişindeki tabyalarımız kullanılamaz hale geldi. 26 Şubat günü düşman donanması Boğaza girdi orta kesimdeki tabyalar 8 saat süreyle kesintisiz bombardımana tabi tutulup sarsıldı. Bu başarılar üzerine Amiral Carden, Londra’ya çektiği bir telgrafta, 14 gün içerisinde İstanbul’a ulaşabileceğini müjdeliyordu. Amiral, hazırlıklarını tamamlamaktaydı. Son darbe 18 Martta indirilecekti. Ne var ki, kağıt üzerinde yapılan bu savaş planında, Türk’ün kahramanlığı ve savaş azmi hesaba katılmadığı için evdeki hesap çarşıya uymayacaktı.
18 Mart 1915 Günü Savaşı
18 Mart günü, bundan 85 yıl önce, Çanakkale’de ufukları ümit ve zafer neşesi kaplayan bir gün daha doğdu. İtilaf Donanması 18 savaş gemisiyle saat 10.00′da boğazı yarıp geçmek üzere girmeye başladılar. İlk ateşi TRIUMPH zırhlısı, Çanakkale’ye 12 Km. mesafedeyken saat 11.15′te açtı. Savunma planımıza göre, gemiler topçularımızın ateş menziline girinceye kadar pusuda bekleyecek ve baskın tarzında ateş açılacaktı. Nitekim böyle yapıldı. Düşman; yaklaştıkça, topçularımızın giderek yoğunlaşan isabetli atışlarıyla karşılaşıyordu. Saat 12.00′ye geldiğinde orta kesimdeki 3 tabyamız ağır hasar almış, ama ayakta kalan diğer topçularımızın hedefini şaşmayan mermileri AGAMENNON zırhlısının çelik yeleğini parçalamış, INFLEXIBLE zırhlısının komuta köprüsü uçurulmuş ve bu arada düşman donanması Çanakkale’ye 7 Km. kadar sokulmayı başarmıştı. Savaşın en şiddetli anları yaşanıyordu. Türk topçuları Boğazı cehenneme çeviriyor, düşman zırhlıları da kıyı şeridindeki mevzilerimizi hallaç pamuğu gibi atıyor, kıran kırana bir savaş oluyordu.
Bu sırada Fransız GAULOIS zırhlısı aldığı ağır yaralarla saf dışı kalmış, BOUVET zırhlısı yırtılan çelik gömleğini yenilemek üzere geriye kaçarken, bir gece önce Dz. Yzb. Hakkı’nın NUSRET mayın gemisiyle boğaza döşediği mayınlara çarparak 639 personeli ile birlikte karanlık limanın sularına gömülerek kayboluyordu. BOUVET’in imdadına koşan SUFFREN ve GAULOIS da aynı akıbete uğramıştır. Saat 15.00′te IRRESISTIBLE ve onu takiben 16.00′da INFLEXIBLE ve 10 dakika sonra OCEAN zırhlıları, tam ileri atılacaklarken onların da ayakları Yzb. Hakkı’nın tuzağına takılarak batarken, INFLEXIBLE güçlükle kurtularak römorkör yedeğinde İmroz’a dönüyordu. Böylece 6 saatte 3 büyük zırhlısını kaybeden, bir bu kadarı da ağır hasara uğrayan gemilerini acıyla seyreden Amiral De ROBECK, kalanları kurtarabilme telaşıyla saat 17.30′da boynu bükük çekilme emrini veriyordu.

Kaynak: Turhan OLCAYTU * E.Tümgeneral

Fransız Devrimi Ve Etkileri

SINIFLAR
-BURJUVAZİ
-PROLETERYA
-SOYLULAR VE RUHBAN
-KIRSAL KESİM
BURJUVAZİ
18.yüzyılda burjuvazinin yükselişi tekrar başlamıştır. Bunun nedeni yüzyılın ikinci ve sonuncu çeyreği arasında sanayi üretiminin değerinin, iç ve dış ticaretin, koloni ticaretinin artmasıdır. Kazanç hızlanmıştır ve burjuva rahatça ve daha çabuk servet yapmaktadır. Ancak;
-Nüfus artmıştır ve ürün azlığı tarımdaki fiyatların yükselmesine yol açar.
-Gitgide zenginleşen, kalabalıklaşan, bilgilenen bu sınıf birçok şeyin bilincindedir ve egemenliğe katılmak istemektedir(Rejime borç para verdiği için denetlemek istemektedir. )
-Yükselen bir sınıfın gücü ile ilgili sorunlar çıkar.
-Burjuva yurttaşlık ilişkilerinde gerilemektedir ve zümrelerin olmadığı bir toplumun özleyişi içindedir.
DEVRİM ÖNCESİ FRANSA
18. yüzyıla girerken Fransa’da görünüşte uyum ve düzenin egemen olduğu güçlü bir monarşik yapı vardı. Devlet ve toplumun iç içeliğini belirtmek için “ancien régime” (eski rejim) olarak nitelendirilen bu yapı, gerçekte belirli çıkar ilişkilerine dayalı bir denge üzerinde durmaktaydı. Bu yapının ekonomik ,toplumsal ve düşünsel gelişmelere ayak uyduramayan hantallığı, Fransız monarşisinin ortaçağdan modern çağa geçme şansını yitirmesine ve reform kapısı aralığını 1770’lerden kısa bir süre sonra şiddetli bir devrim daldasıyla yerle bir olmasına yol açtı. Devamını Oku…

Tuğrul Beğ (Bey) ve Çağrı Beğ Kimdir

Türkiye Devleti’nin kuruluşunda çok büyük payı olan bu kahraman Oğuz Beği, Mikaîl Yabgu’nun büyük oğlu, Selçuk Sübaşı’nın da torunudur. Mikaîl yabgu büyük ihtimalle babası Selçuk Beğ’den önce ölmüş, fakat tarihe Çağrı Beğ ve Tuğrul Beğ adında iki ateş parçası oğul bırak…mıştır. Hazar Kağanlığı’na bağlı olan Oğuzlar, XI. Yüzyıl başlarken bu kağanlığın dağılmaya yüz tutmuş olması dolayısıyla dağınık bir halde bulunuyorlardı. Doğularında kuvvetli Karanlı Hakanlığı, güneylerinde daha kuvvetli Gazneliler İmparatorluğu vardı. Oğuzlar’ın büyük bir bölümü Gazneliler’e tâbi olduğu halde Çağrı Beğ’le Tuğrul Beğ, Karahanlılar’ın Talas valisi olan Yağan Tegin Mehmet Buğra Han’a bağlıydılar. Yağan Tegin, Talas ırmağı boyundaki Selçi şehrini dirlik olarak Çağrı ve Tuğrul beğlere vermişti. Fakat huzur içinde değillerdi. Bir yandan Karahanlı-Gazneli rekabetiş ve savaşları, öte yandan kendi aralarında birlik olmayışı, geleceklerine güvenle bakmalarına engel oluyordu. İktisadî darlık içinde de bulunuyorlardı. Çağrı Beğ bu düzensizliği ve huzursuzluğu giderecek bir yol aradı. Kendi buyruğundaki savaşçılarla Anadolu’ya geçerek Devamını Oku…

Girit’in Tarihteki Yeri

Girit Adası hemen hemen hiçbir ada gibi tarihin milattan önceki zamanlarından başlayarak bugüne kadar olan türlü devirlerinde bir çok fetihlerin hırslı bakışlarını üzerine çekmiştir. Hiç şüphe yok ki bu keyfiyet onun Avrupa, Asya ve Afrika gibi dünyanın üç eski kara parçası arasında uzanmış olan Akdeniz’deki coğrafi durumdan ileri gelmektedir. Girit Akdeniz’in Kıbrıs’tan sonra en büyük adasıdır. Batı dillerinde “Krete, Creta, Crete” şeklinde yazılan ve Arapların “ikritiyye, Akritiş, ikridiş, ikritiş” adını verdikleri Girit adası Akdeniz’i Ege denizinden ayıran bir konumda olup,8259 km2 büyüklüğündedir. Girit adası Akdeniz’den geçen veya Eğe denizine girip çıkan tüm deniz yollarına egemendir. Batı-doğu istikametinde uzunluğu yaklaşık 260 km. genişliği ise 15-50 km. arasında değişmektedir. Yüzey şekilleri açısından oldukça parçalanmış olan ada, Mora yarımadası ile Anadolu’nun güneyindeki Toros sıradağları arasında bir bağ oluşturmaktadır. En yüksek dağları Ak dağlar “Leuka Ore, Aspra Vauna, Madaras, 2482 m” ve İda’dır. “Psiloritis, 2498 m.” Girit adası bilhassa doğu Akdeniz’ in kilidi durumunda olup, 25.20 ve 23,31 boylam derecesi ile 34,55 ve 35,41 enlem dereceleri arasındadır. Devamını Oku…

Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı Türk-Ermeni İlişkileri

Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.Geçmişte Osmanlı devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Osmanlı devletini parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri de kullanmışlardır.Tarihte olduğu gibi günümüzde de, Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler bulunmaktadır. Bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykırımla suçlayan anıtlar dikilmekte, bazı ülkelerde de soykırım iddiasını tanımaya yönelik kararlar parlamento gündemlerine getirilmekte, hatta kimi ülke parlamentolarında kabul edilmektedir. Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken bu konular, siyasetçilerin elinde çıkar aracı haline dönüştürülmektedir.Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu’nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu’ya girişlerinden sonra Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici anlayış ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar süren devir, “Ermenilerin altın çağı” olmuştur. Osmanlı devletinin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her vatandaşına sağladığı imkanlardan gayr-i müslimler içinde en çok faydalananlar Ermeniler olmuştur. Devamını Oku…

Coğrafi Keşifler Ve Sonuçları

Ortaçağın sonuna kadar Avrupalılar, dünyanın pek az yerini tanıyorlardı.
Coğrafya bilgisinin artması ve gemicilikteki gelişmeler sonucu açık denizlere çıkan Avrupalılar, yeni kıtalar ve ülkeler keşfetmeye başladılar.
İşte xv. ve xvı. yy’da Avrupa’da ortaya çıkan Dünya’yı tanıma ve kaynaklardan daha fazla yararlanma hareketlerinin genel adına coğrafi keşifler denir.Keşiflerin Nedenleri :
1-)Zengin doğu ülkeleriyle ticaret yapmak için yeni yolların aranması :
Ortaçağ’da Avrupa’nın ihtiyacı olan baharat,altın,gümüş,elmas,inci,pamuk ve
ipekli kumaşlar gibi değerli mallar Avrupa’ya 2 önemli yoldan ulaşıyordu:
Birincisi; Orta Asya üzerinden kara yolu ile Hazar Denizi’nin güney ve
kuzeyinden Trabzon ve Kırıma ulaşan İpek Yolu idi.Bu yol Türklerin elinde idi. Devamını Oku…