Osmanlı İmparatorluğu, 16. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde doğuda ve batıda geniş sınırlara ulaşmıştı. Ancak bu yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti eski ilerleme hızını kaybetti. Osmanlı Devleti’nin kurumlarında bozulmaların başladığı ve güç kaybettiği dönemde Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketleri yapılmıştı. Osmanlı Devleti, Avrupa’daki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip edemedi ve eski geleneklerine bağlı kaldı. Bu durum devletin duraklamasına neden olmuştur.
DURAKLAMA NEDENLERİ
İç Nedenler:
1. Monarşi ile yönetilen Osmanlı İmparatorluğu’ nun çok uluslu bir karaktere sahip olması.
2. Osmanlı Merkez Yönetiminin Bozulması
Merkez yönetiminin bozulmasında etkili olan faktörler şunlardır:
- Tahta geçen bazı padişahların küçük yaşta ve tecrübesiz olmaları.
- 17. yüzyıl başında 1. Ahmet tarafından veraset sisteminde yapılan
101 views
-BİLİM-
Dil ve Edebiyat:
Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde hem devlet yazışmalarında hem de edebiyat ve bilim eserlerinde arı bir Türkçe kullanılmıştır.
Fatih zamanından itibaren Türkçe’ye Arapça ve Farsça kelimelerin girmesiyle OSMANLICA adında yeni bir dil ortaya çıkmıştır.
OSMANLICA’nın şiirde kullanılması ile DİVAN EDEBİYATI adı verilen bir tür ortaya çıktı.Ancak,Halk Edebiyatı her zaman önemini korudu.Türk halkının duyguları ve düşünceleri,halk şairlerinin mısralarında anlam kazandı.
Yükselme döneminde yetişen şairlerden BAKİ ve FUZULİ DİVAN EDEBİYATI,PİR SULTAN ABDAL ve KÖROĞLU ise HALK EDEBİYATI dalında ün kazandılar.
507 views
Teb’asını düşmana karşı korumak, içte de güven içinde yaşamalarını sağlamak ve adaleti uygulamak, klasik devlet anlayışının gerekleridir. Bu arada devletin teb’ası olan kişilerin sosyal ve ekonomik hayat seviyesinin yükseltilmesi, insanların sağlık, eğitim, kültür ihtiyaçlarının karşılanması için de önemli kurumlara çok eski zamanlardan beri ihtiyaç duyulmuştur. Dünyanın bir çok kültür çevresinde olduğu gibi, İslam uygarlığının gerçekleştirildiği alanlarda da bu konuda vakıflar çok önemli roller oynamışlar ve çeşitli görevler yüklenmişlerdir. Bu kültür çevresinin büyük bir temsilcisi olan Osmanlı Devleti’nde de vakıflar alnında büyük gelişmeler gerçekleştirilmiştir. Vakıf, İslam hukukuna göre, bir mü’minin alın teri ile kazandığı malından bir bölümünü, insanların hayrına olacak bir iş için ebediyen tahsis ve tevkif etmesidir. Vakfı kurana vâkıf,vakfettiği taşınır veya taşınmaz, gelir getiren mala mevkuf denirdi.Vâkıf tesis ettiği vakfın şartlarını belirleyen bir belgeyi beldesinin kadısı ve şahitlerin huzurunda düzenlerdi. Bu belgeye vakfiye denirdi. Vakfiyede belirlenen şartlar ışığında, kurulan vakfın yönetimi için bir yönetici tayin edilirdi.
317 views
Tanzimat fermanını diğer yenileşme hareketlerinden ayıran birinci özellik ; yeniliklerin pa-
dişahtan değil yetkili devlet adamlarından gelmesidir.
Tanzimat’ın diğer bir özelliği ise Avrupa’nın Osmanlı devleti üzerindeki değişimlerde büyük rolünün olduğuna dair bir kanıt olmasıdır.Avrupa’nın Osmanlı üzerindeki siyasi ve idari talepleri Osmanlı’daki bütün uyruklar arasında eşitiliğin sağlanması öne sürülerek gerçekleştirilmiştir.Özel-
likle de Hıristiyan tebaanın korunması öne sürülmüştür.
Tabi ki tanzimat sadece dış etkenlere bağlı değildir.Tanzimat’ın iç sebepleri vardır.Devleti güçlendirme fikrinin ısrarla savunulması , Mısır ve Boğazlar sorununun başka çözümü olmadığı gibi düşünceleri iç sebepler denince akla gelebilir.Bunların dışında devleti yeniden eski haline getir-
166 views
Gezi yazıları, bir yazarın gezdiği, gördüğü yerlerden edindiği izlenim ve bilgileri ele alan yazı türüdür. Bu yazı türünde gezilip görülerek yaşanan yerlerin doğal, ekonomik, tarihsel ve turistik özellikleri; yaşam biçimleri, inanç, gelenek ve görenekleri anlatılır. Gezi yazıları anlatılan yerleri görme özlemini bir ölçüde karşıladığından çok sevilen edebiyat türlerinden biridir.
Tıpkı anı ve günlükte olduğu gibi gerçek hayatı konu aldığından, diğer edebiyat türlerinden farklı bir yere sahiptir. Anı ve günlükte zaman kavramı vurgulanırken, gezi yazılarında gözlem ve yorumlama ön plana çıkar. Gezi yazıları okuyucuya belirli bir edebiyat zevki vermesinin yanı sıra okuyucunun kültürel, düşünsel ve duygusal gelişimine olumlu katkılarda bulunur. Okurda sıradan yaşamın sınırlarını aşma duygusunu ve başka dünyalara gidip değişik yerler görme isteğini uyandırdığı için her dönemde sevilen bir yazı türü olmuştur. Dünya edebiyat tarihinde gezi yazılarının geçmişi çok eskilere dayanır. Gezi türünün ilk örnekleri arasında Batı Hun İmparatoru Attila’ ya gönderilen (MÖ 448) elçi Priskos’ un ve Göktürklere elçi olarak gönderilen (MÖ 568) Kilikyalı Zemarkos’ un yazdıkları sayılır. Hun İmparatoru Attila’ ya gönderilen elçilik heyetinde
36 views
Günümüzden yaklaşık bin yıl önce Avrupa’nın kuzeyinde denizcilikle uğraşan halklar vardı. Bunlar kendilerine Viking adını vermişti. Vikingler kuzeyin tarıma çok da elverişli olmayan topraklarında yaşıyordu. Bu yüzden geçimlerini toprakta değil denizde aradılar. Cesur ama acımasız denizcilerdi. Kendi ülkelerinde yetişmeyen ürünleri almak için başka ülkelere gittiler. Kimi zaman ticaret yoluyla ama çoğunlukla zorla aldılar istediklerini. Hızlı hareket etmelerine olanak sağlayan gemileri vardı. Bu nedenle köyleri kolaylıkla bastılar; ülkeleri yağmaladılar. Viking adı uzun süre korkuyla anıldı Avrupa’da. Ama onların bir başka özelliği daha vardı. Vikingler aynı zamanda bilinmeyen denizlere yelken açan yürekli kişilerdi. Birçok yeni ülkeyi Vikingler buldu. Pusulanın, haritanın olmadığı dönemlerde onların bulduğu bu ülkeler Vikinglerin ne kadar cesur denizciler olduğunu göstermiyor mu? Vikingler, Avrupa’nın kuzeyinde yaşamış, çoğunlukla denizcilikle uğraşan insanlardı. Gotlar, Vandallar ve Lombardlar gibi İskandinav kökenli kavimler 4. yüzyılın sonlarından başlayarak büyük kavimler göçüne katıldı. 8. yüzyılın sonunda dünya İskandinavyalıların hem ticari hem de askeri başarılarına tanık oldu. İşte
78 views
Turgut Reis (1485-1565) büyük bir Türk denizcisidir.Muğla’ya bağlı bir köyde doğan Turgut Reis küçük yaşta denizlere açıldı. Akdeniz’deki korsan gemilerinde tayfa olarak çalıştı.Genç yaşta kaptanlığa yükseldi.Yavuz Sultan Selim döneminde(1512-1520)yavaş yavaşAkdeniz’e egemen olmaya başlayan Piri Reis Aydın Reis ,Oruç Reis,İshak Reis ve BarbarosHayrettin Paşa(Hızır Reis)gibi Türk denizcilerinin arasına katıldı.Barbaros Hayrettin Paşa’nın 1533’te Osmanlı Devleti’nin hizmetine girip kaptan-I derya olmasından sonra Akdeniz’de kendi adına korsanlık yapmayı sürdüren Turgut reis 1540’ta Korsika Adasın’da baskına uğrayarak tutsak düştü. O zamanlar denizde tutsak düşenler gemilerde forsa(kürekçi) olarak çalıştırıldı. Turgut Reis de üç yıla yakın forsalık yaptıktan sonra 1543’te Barbaros Hayrettin Paşa’nın Nice kentini kurtarmayı kaldırması karşılığında serbest bırakıldı. Yeniden Akdeniz’e çıkan Turgut Reis korsanlığa devam etti. 1548’de Napoli Körfezinde’ki Castel Nuovo’yu ele geçirmesi ününü dahada arttırdı.Bu arada Barbaros Hayrettin Paşa da ölmüş(1546).Akdeniz’I iyi bilen denizcilerden bir tek Turgut Reis kalmıştı.Bunu değerlendiren Osmanlı devleti Turgut Reis’iKarlı İli sancakbeyliğine atayarak ondan yararlanmak istedi.Bundan sonra korsanlık etkinliklerini devleti adına sürdüren Turgut Reis ,bir çok başarı elde etti.Ama İstanbul’a haraç götürmekte olan bir Venedik gemisini batırmasını üzerini sancakbeyliğinden alındı.Turgut Reis 1551’de Kanuni Sultan Süleyman’nın ,Trabrusgarp’I alırsa beylerbeyliğini ona verileceği yolundaki sözü üzerine harekete geçti.Ama Trabrusgarp’In alınmasına karşın beylerbeyliğe başkası atanınca kendisine bağlı gemilerle gene Akdeniz’e açıldı.1533’te Korsika Adasın’nın kıyılarını ve en önemli kenti Bastia’yı yağmaladı.Bu başarısı üzerine Kanuni Sultan Süleyman Turgut Reis’I Trabrusgap beylerbeyliğine getirdi.Bundan sonra kaptan-I Derya Piyale Paşa ile bilikte hareket eden Turgut Reis Akdeniz’de birçok deniz seferine katıldı. İtalya’nın güneyinde Reggio’nun (1555)Cezayir’de Oran ve Bicaye’nin (1556),Tunusta Bizerte’nin (1557)Minorka Adası’ında Ciudadela’nın ve Tunus açıklarındaki Cerbe Ada’sının (1560)alınmasında büyük rol oynadı.1565’te Piyale Paşa ile birlikte giriştiği Malta kuşatması sırasında aldığı yaralar sonucu ölen Turgut Reis’in mezarı Trablusgarp’tadır.
TURGUT REİS’İN YAPTIĞI EN ÖNEMLİ SAVAŞ
PREVEZE DENİZ SAVAŞI
(27 –28 Eylül 1538) Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması ile Cenevizli Amiral Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanması arasında geçen Pereveze Deniz Savaşı ,Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’deki egemenliğini pekiştirmiş ve bu egemenlik 1570’lere kadar sürmüştür.Osmanlı donanması Barbaros Hayrettin Paşa’nın kaptan-I Derya olmasına (1533)kadar varlığını Ege Deniz’inde duyurmuş ,Akdeniz’de daha çok bağımsız Türk korsanları etkinlik göstermiştir.Bu korsanların önderi olan Barbaros Hayrettin Paşa’nın Osmanlı devletinin hizmetine girmesinden sonra donanma Akdeniz kıyılarını vurmaya Akdeniz ‘deki ticareti ellerinde tutan
9 views
Bir görüşe göre, Ermenilerin ilk olarak Mezopotamya ve Suriye’nin bir kısmında varlıkları tespit edilmiştir. Ermeni kelimesinin aslı, dağlık mıntıkada oturanlar anlamında “Armeni” kelimesinden gelmektedir. Bu hususta etimolojistler birleşmektedirler. Ermenilere Hai halkı (Haiks) da denmiştir. Asya ve İran dillerinde dağlık mıntıkada oturanlar ifade edilmek istenmiştir. Tarihte Erivan ve Nahçıvan civarında da Ermeni çoğunluğuna rastlanmıştır. Bir görüşe göre Asya ortalarında yaşamışlar, bir kısmı Kafkasya’ya, bir kısmı İran’a, bir kısmı da Türkiye’ye göç etmişlerdir. Romalılar ile Perslerin hakimiyeti altında krallıklar kurdukları söylenir.
Ermeni tarih geleneği yalnız Türk’lerle de uğraşmamaktadır. Bizanslılar “iki yüzlü hain Rum milleti”, Araplar “Haç düşmanı”, Persler (İranlılar) “Ezeli düşmanlar” diye anılır. Bilhassa Urfa’lı Moteos adında bir köy papazının yazılarında bu terimlere çok rastlanır. Türkler için de küfürlerde bulunmuştur. Mateos, Ermeni’yi melek, diğer herkesi şeytan olarak kabul eder. Osmanlı İmparatorluğu herhangi bir bölgeyi Ermenilerden istila etmemiştir. Ermenilerin küçük Ermenistan dedikleri bölgeyi de Yavuz Sultan Selim Kölemenlerden almıştı. Daha evvel buradaki Ermeniler, Selçuklular, İran, Bizans ve Gürcülere tabi olmuşlardı. Orada bulunan
15 views
Yere düşen bir yumurtanın kırılıp parçalandığını, defalarca görmüşsünüzdür. Bu “tersinir olmayan” bir olaydır. Çünkü olayın tersinin kendiliğinden oluştuğunu, yani kırık bir yumurtanın kendiliğinden derlenip toparlanarak eski haline döndüğünü, asla görmemişsinizdir. Bu ikincisi “tersinir” bir olaydır ve aslında, fizik yasaları bu olaya engel değildir. Fakat gerçekleşmesi olasılığı o kadar küçüktür ki, hiçbir insanın böyle bir olaya tanık olmadığını ve olamayacağını güvenle iddia edebiliriz.
Tersinir bir olayın kendiliğinden yer aldığına tanık olamayız demek, olaya asla tanık olamayız demek değildir. Kırık bir yumurta, atomlarına ya da moleküllerine varıncaya kadar parçalanmış dahi olsa, dış etkenler aracılığıyla eski haline getirilebilir. Bu tersinir işlem için gerekli malzeme kırık döküklerde zaten varolduğuna göre, söz konusu dış etkenlerin tümü tek bir kaleme, yani enerjiye indirgenebilir. Nitekim dünyadaki milyarlarca tavuk bu tersinir işlemi her gün gerçekleştiriyor ve bünyesinde barındırdığı atomlarla molekülleri, yumurtalığında bir araya getirip sağlam birer yumurtaya dönüştürüyor. Bunu yaparken kullandığı etken, besin maddelerinden sağladığı enerjidir. Yumurtayı oluşturan atomlar ve moleküller, kırılma olayından önce derli toplu ve düzenli, kırılmadan
189 views
Cumhuriyetçilik devlet yönetiminde ve düzeninde millet iradesinin egemen olmasıdır. Devletin biçimini belirleyen yönetim tarzıdır şeklinde de tanımlanabilir.
Bu açıdan devlet hayatında kişisel otorite ve keyfiliği önlemenin güvencesini oluşturur. Hürriyet, eşitlik ve adaletin dayanağı milli egemenliktir.Cumhuriyetçilikte egemenliğin kaynağı millettir. Millet kendi yöneticilerini belli bir süre için seçer, denetler ve gerektiğinde değiştirir.
Cumhuriyet rejimin gereği halk kendi temsilcilerini temsili demokrasi esasına göre belli bir süre için seçer ve dilediğinde onları değiştirir. Cumhuriyette yönetime çoğunluk egemendir.
Cumhuriyet yönetimlerinin temel ilkelerinden biri de devletin yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrı olması anlamına gelen kuvvetler ayrılığıdır. Cumhuriyet devleti bir hukuk devletidir
Cumhuriyetçilik ilkesi, millî egemenlik ilkesini ve yönetimde herkesin söz sahibi olmasını gerektirir. Bu da milliyetçilik ve halkçılık ilkelerinin uygulanmasıyla sağlanabilir. Milliyetçilik ilkesi millî birliği, halkçılık ilkesi ise halkın durumunun iyileştirilmesi ve eşitliğin gerçekleştirilmesini sağlar. Millî birlik ve eşitlik de cumhuriyetçilik ilkesinin temelidir..
Cumhuriyetçilik, devletin yönetim biçimi olarak cumhuriyeti kabul etmek, onun gereklerini yerine getirmek, onu korumak ve yüceltmek demektir.
Atatürk’ün cumhuriyetçilik ilkesinin dayandığı esasların temelini, egemenliğin hiçbir koşul tanımadan millete verilmesi ve ülkenin yönetiminde milletin söz sahibi olması oluşturur. Atatürk’e göre, “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.” Buna göre devlet başkanı, kanun yapanlar ve yöneticiler, seçimle iş başına gelir. Bir toplumda demokrasinin kurulması ve kurumlaşması, ancak bu yolla sağlanabilir
Cumhuriyet öncelikle vatandaşlar arasında eşitliği ve onların devlet yönetimine eşit olarak katılmalarını sağlar
Atatürk cumhuriyet yönetiminin önemini şu sözlerle belirtmiştir: “Cumhuriyet yeni ve sağlam esaslarıyla Türk milletini güvenli ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar, asil fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.”
Cumhuriyet yönetiminde millet, yöneticilerini ve devlet başkanını belirli bir süre için kendi seçer. Bu süre içinde yönetimi beğenmezse yöneticilerini yeniden seçme ve değiştirme hakkına sahiptir.
Cumhuriyetçilik ilkesinde, devlet yönetimi sınıfların, kişilerin,.ailelerin, bir zümrenin eline bırakılamaz. Milletin bütün bireyleri yönetime katılabilir ve söz sahibidir. Çünkü, cumhuriyet yönetiminde bütün vatandaşlar eşit haklara sahiptir.
Atatürk; cumhuriyeti ahlâk faziletlerine dayanan bir yönetim olarak nitelemiş, cumhuriyet yönetiminin faziletli ve namuslu insanlar yetiştirdiğini belirtmiştir.
DEMOKRASİ
Demokrasi lâtince bir deyimdir.Halk anlamına gelen demos ile egemenlik-iktidar anlamına gelen kratos sözcüklerinden oluşur.
Sözcük anlamında demokrasi,halkın kendi kendini yönetmesi, halk iktidarı demektir. Özgürlük, kendi kendini yönetme, başkası tarafından yönetilmeme olduğuna göre, demokrasi soyut olarak, toplum ve kişi yönünden özgürlük anlamına da gelir. Bu nedenle demokrasi ve özgürlük, birbirini kapsayan ve tamamlayan iki kavramdır.
Halkın tam anlamda özgür olabilmesi için, yönetenler ve yöneticiler ayırımı yapılmadan, kendi kendini yönetmesi gerekir.halkın çoğunluk tarafından yönetilmesi durumunda ise, tam anlamda özgürlükten söz edilemez. Demokrasinin amacı ise halkın tam anlamda, ideal anlamda özgür olmasıdır.
DEMOKRASİ İLE CUMHURİYETİN FARKI
- Demok¬¬rasi toplum içinde değişik düşünce ve fikirlerin serbestçe temsil edilmesi ve kişilerin bunlardan dilediklerine taraf olması esasına dayanır. Bununda uygulanabildiği en iyi sistem Cumhuriyet sistemidir.
- Demokrasi ile Cumhuriyet iç içedir. Yalnız her Cumhuriyet demokratik olmadığı gibi her demokrasinin olduğu yerde de Cumhuriyet sistemi olmayabilir.
- Demokrasi ancak cumhuriyetle gelişebileceğinden diğer rejimlerle cumhuriyetle olduğu gibi uyum içerisinde olamaz.
- Milletler cumhuriyete bağlanıp onu yüceltip geliştirebilirse demokrasinin nimetlerinden yararlanır ve çağdaş toplumlar içindeki yerini alabilir.
- Cumhuriyet, demokrasiyi geliştiren en iyi sistemdir. Kişinin hak ve özgürlükleri ancak bu sistem içinde güvencede olabilir.
T.C.
SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ
KAMU– 2
Ders
YÖNETİM BİLİMİ
Konu
CUMHURİYET VE DEMOKRASİ
YÖNLENDİREN
Öğr. Gör. İsmail başaran
HAZIRLAYAN
S. Selimhan BAŞER
0011403052
Cumhuriyetçilik devlet yönetiminde ve düzeninde millet iradesinin egemen olmasıdır. Devletin biçimini belirleyen yönetim tarzıdır şeklinde de tanımlanabilir.
Bu açıdan devlet hayatında kişisel otorite ve keyfiliği önlemenin güvencesini oluşturur. Hürriyet, eşitlik ve adaletin dayanağı milli egemenliktir Cumhuriyetçilikte egemenliğin kaynağı millettir. Millet kendi yöneticilerini belli bir süre için seçer, denetler ve gerektiğinde değiştirir.
Demokrasi ise toplum içinde değişik düşünce ve fikirlerin serbestçe temsil edilmesi ve kişilerin bunlardan dilediklerine taraf olması esasına dayanır. Bununda uygulanabildiği en iyi sistem Cumhuriyet sistemidir. Yani demokrasi ile Cumhuriyet iç içedir. Yalnız her Cumhuriyet demokratik olmadığı gibi her demokrasinin olduğu yerde de Cumhuriyet sistemi olmayabilir.
Türkiye’de Cumhuriyet rejimin gereği halk kendi temsilcilerini temsili demokrasi esasına göre belli bir süre için seçer ve dilediğinde onları değiştirir. Cumhuriyette yönetime çoğunluk egemendir.
Cumhuriyet yönetimlerinin temel ilkelerinden biri de devletin yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrı olması anlamına gelen kuvvetler ayrılığıdır. Cumhuriyet devleti bir hukuk devletidir
cumhuriyetçilik ilkesi, millî egemenlik ilkesini ve yönetimde herkesin söz sahibi olmasını gerektirir. Bu da milliyetçilik ve halkçılık ilkelerinin uygulanmasıyla sağlanabilir. Milliyetçilik ilkesi millî birliği, halkçılık ilkesi ise halkın durumunun iyileştirilmesi ve eşitliğin gerçekleştirilmesini sağlar. Millî birlik ve eşitlik de cumhuriyetçilik ilkesinin temelidir. Demek ki, milliyetçilik ve halkçılık ilkeleri olmadan, cumhuriyetçilik ilkesi uygulanamaz.
Cumhuriyetçilik, devletin yönetim biçimi olarak cumhuriyeti kabul etmek, onun gereklerini yerine getirmek, onu korumak ve yüceltmek demektir.
Atatürk’ün cumhuriyetçilik ilkesinin dayandığı esasların temelini, egemenliğin hiçbir koşul tanımadan millete verilmesi ve ülkenin yönetiminde milletin söz sahibi olması oluşturur. Atatürk’e göre, “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.” Buna göre devlet başkanı, kanun yapanlar ve yöneticiler, seçimle iş başına gelir. Bir toplumda demokrasinin kurulması ve kurumlaşması, ancak bu yolla sağlanabilir
Cumhuriyet öncelikle vatandaşlar arasında eşitliği ve onların devlet yönetimine eşit olarak katılmalarını sağlamış, Türk milletinin milletler arası sahada itibarını artırmıştır. Cumhuriyet aynı zamanda Türk toplumunun çağdaşlaşmasını amaçlamaktadır. Türk toplumu cumhuriyetin sağladığı imkânlarla çağdaşlaşma yolunda önemli adımlar atmıştır.
Atatürk cumhuriyet yönetiminin önemini şu sözlerle belirtmiştir: “Cumhuriyet yeni ve sağlam esaslarıyla Türk milletini güvenli ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar, asil fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.”
Cumhuriyet yönetiminde millet, yöneticilerini ve devlet başkanını belirli bir süre için kendi seçer. Bu süre içinde yönetimi beğenmezse yöneticilerini yeniden seçme ve değiştirme hakkına sahiptir.
Cumhuriyetçilik ilkesinde, devlet yönetimi sınıfların, kişilerin,.ailelerin, bir zümrenin eline bırakılamaz. Milletin bütün bireyleri yönetime katılabilir ve söz sahibidir. Çünkü, cumhuriyet yönetiminde bütün vatandaşlar eşit haklara sahiptir.
Atatürk; cumhuriyeti ahlâk faziletlerine dayanan bir yönetim olarak nitelemiş, cumhuriyet yönetiminin faziletli ve namuslu insanlar yetiştirdiğini belirtmiştir.
Atatürk, cumhuriyetçilik ilkesinden kesinlikle taviz verilmemesini istemiş, bu
temel ilke anayasamızın birinci maddesinde “Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.’` biçiminde yer almıştır. Anayasamızın ikinci maddesinde ise Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri sayılmıştır.
Bu nitelikler şöyledir: Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. Bu hükümler değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif bile edilemez. Çünkü millî egemenlik ilkesinin en mükemmel biçimde uygulanması ve vatandaşların hak ve hürriyetlerinin en iyi şekilde düzenlenmesi bu niteliklerin korunmasıyla mümkündür.
Cumhuriyet, demokrasiyi geliştiren en iyi sistemdir. Kişinin hak ve özgürlükleri ancak bu sistem içinde güvencede olabilir. Demokrasi ancak cumhuriyetle gelişebileceğinden Türk İnkılâbı’nın önde gelen ilkeleri arasında cumhuriyetçilik sayılmıştır. Türk milleti ancak cumhuriyete bağlanıp onu yüceltip geliştirebilirse demokrasinin nimetlerinden yararlanır ve çağdaş toplumlar içindeki yerini alabilir. Bu nedenle cumhuriyeti yüceltip sürdürmek her Türk’ün millî görevidir.
Demokrasi ise toplum içinde değişik düşünce ve fikirlerin serbestçe temsil edilmesi ve kişilerin bunlardan dilediklerine taraf olması esasına dayanır. Bununda uygulanabildiği en iyi sistem Cumhuriyet sistemidir. Yani demokrasi ile Cumhuriyet iç içedir. Yalnız her Cumhuriyet demokratik olmadığı gibi her demokrasinin olduğu yerde de Cumhuriyet sistemi olmayabilir
Cumhuriyet, demokrasiyi geliştiren en iyi sistemdir. Kişinin hak ve özgürlükleri ancak bu sistem içinde güvencede olabilir. Demokrasi ancak cumhuriyetle gelişebileceğinden Türk İnkılâbı’nın önde gelen ilkeleri arasında cumhuriyetçilik sayılmıştır. Türk milleti ancak cumhuriyete bağlanıp onu yüceltip geliştirebilirse demokrasinin nimetlerinden yararlanır ve çağdaş toplumlar içindeki yerini alabilir. Bu nedenle cumhuriyeti yüceltip sürdürmek her Türk’ün millî görevidir.
DEMOKRASİ
Demokrasi latince bir deyimdir.Halk anlamına gelen demos ile egemenlik-iktidar anlamına gelen kratos sözcüklerinden oluşur.
Sözcük anlamında demokrasi,halkın kendi kendini yönetmesi ,halk iktidarı demektir.Özgürlük , kendi kendini yönetme ,başkası tarafından yönetilmeme olduğuna göre ,demokrasi soyut olarak , toplum ve kişi yönünden özgürlük anlamına da gelir. Bu nedenle demokrasi ve özgürlük ,birbirini kapsayan ve tamamlayan iki kavramdır.
Halkın tam anlamda özgür olabilmesi için ,yönetenler ve yöneticiler ayırımı yapılmadan ,kendi kendini yönetmesi gerekir.halkın çoğuinluk tarafından yönetilmesi durumunda ise , tam anlamda özgürlükten söz edilemez. Demokrasinin amacı ise ,halkın tam anlamda ,ideal anlamda özgür olmasıdır.
ÜLKÜCÜLÜĞÜN TEMEL KAVRAMLARI
ÜLKÜCÜLÜK : Varlığını Türk tarihinden, hayat görüşü esasına ise İslâm’dan alan görüştür.
ÜLKÜCÜLÜĞÜN GAYESİ : Türk Milletini çağlar üzerinden sıçratarak bilimde, fende, edebiyatta, teknikte en uygar milletler seviyesine getirmektir.
- Ülkümüz Aleme Nizâm verme ülküsüdür.
- Hedefimiz Allah rızasını kazanmak ve İlahi Kelimetullah yolunda savaşmaktır.
- Türk millete Ahlâkta ve Mâneviyatta, ilim ve Teknikte yeniden cihana öncü olacaktır.
- Anadolu yaylalarında parlayan meşale bütün cihanı aydınlatacaktır.
- Bütün dünya Türklüğü bağımsız olacak ve birleşecektir.
- İslâm milletleri kölelik zincirini kıracak ve kaynaşacaktır.
- İnsanlığı içinde bulunduğu zulüm çağından kurtaracak, maddeye tapan köleler olmaktan çıkaracak, kendini bulacaktır.
- Türk-İslâm medeniyeti çağımıza ve gelecek çağlara mührünü vuracaktır.
ÜLKÜCÜLÜK VE ÜLKÜCÜLÜĞÜN DÜNYA GÖRÜŞÜ
Ülkücülük; VARLIĞINI Türk tarihinden, hayat görüşü esasını İslâmiyet’ten alan bir İDEOLOJİ, bir HAREKET, bir FİKİR sistemidir.
Ülkücülerin ana hedefi; Çağlar üzerinden sıçrayarak, İlimde, Teknikte, Sanatta, Ahlâk ve Mâneviyatta insanlığın en ön safına geçmiş, insanlığın girmek üzere olduğu yeni medeniyetin kuruculuğu görevini yürütecek, Nizam-ı Âlem davasının davacısı Büyük Türkiye’yi gerçekleştirmektir.
TÜRK FİKİR HAREKETLERİ TARİHİ’NE BAKIŞ
1. İSLÂMCILIK: Bütün Müslüman ülkelerin birliğini hedef tutan bir görüştür. Bu görüşün Osmanlı İmparatorluğunda kabul edilmiş olmasının önemli sebeplerinden birisi Osmanlı padişahlarının aynı zamanda İslâm Halifeliği ünvanını ve görevini de taşımış olmalarıdır.
2. OSMANLICILIK: Osmanlıcılık fikri ise, Tanzimat’ın ilanından sonra daha çok üzerinde durulan bu fikir hareketi olmuş. İmparatorluğun o günkü sınırlar içerisinde bulunan çeşitli milletleri din ve millet farkı gözetmeksizin “OSMANLI” adı altında bir millet haline getirmek görüşüdür.
3. MİLLİYETÇİLİK: Türk milliyetçiliği, Türk milletinin kendi varlığını meşru savunma isteğinden, meşru savunma duygusundan doğmuş bir şuur ve duygu bütünlüğüdür.
Türkçülük, Milliyetçilik anlayışımız mânevi şuurlanmaya dayanır. Bu temel üzerinde TÜRKÇÜLÜK ŞUURU’na erişmiş samimi olarak ben TÜRKÜM diyen herkes Türk’tür. Türkçülük ve Türk tarihine sahibiz.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE….
4. ANADOLUCULUK: Türkiye’ye Türklerin Orta Asya’dan 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra gelip yerleştiklerini, yerleştikten sonra Anadolu’da yaşayan insanları da Müslüman etmek suretiyle onlarla kaynaşarak burada yeni bir varlık, yeni bir vücut meydana getirmiş oldukları görüşüdür.
5. TÜRKİYECİLİK: Lozan Antlaşmasıyla tespit edilmiş olan sınırları içerisindeki insanların varlığıyla ilgilenmek ve onların yükseltilmesini sağlamak bu sınırlar dışında kalmış Türklerle ilgilenmemek, onların da kendileri için iyi temenniler beslemek görüşüdür.
YABANCI FİKİR HAREKETLERİ (İDEOLOJİLERİ)
1. SOSYALİZM: Komünizme çıkan bir basamaktır. Din de komünist rejime göre daha yumuşak ve esnektir. Ekonomide komünist rejimden bir farkı yoktur.
2. KOMÜNİZM: Ekonomide mülkiyet hakkı yoktur. Bir insan kendi başına bir ev, bir araba sahibi olamaz. Mülkiyet devlete aittir. Kağıt üzerinde bütün insanlar en alttan tutunda en üste kadar eşittir. Kağıt üzerinde Valisi de, Devlet Başkanı da, öğretmeni de, ilkokul mezunu da aynı parayı alır. Uygulamada bu tatbik edilemez. Üstelik insanları isyana iter. Okumamaya, çalışmamaya sevk eder.
Bu rejimde insan üretene kadar insandır. Diyelim ki bir insan yıllarca çalıştı ve yaşlandı, elden ayaktan kesildi. O insanın maddi ve manevi yönden hayatı bitmiştir. Üreten insanın maddi ihtiyaçları karşılanır. Toplumsal ve din yönlerinden ele aldığımızda aile kavramı din kavramını reddeder.
3. POZİTİVİZM: Fikir babası AUGUST COMDE’dir. Pozitivizm fikir olarak her olayın duyularla, hislerle çözülebileceğini savunur. Bu da materyalist görüşü (maddeciliği, her şeyin maddene doğduğu ilkesi), Fetichizmi (putperestlik) doğurur. Comte’nin Pozitivizm görüşü yalnızca bir ideoloji değildir ve bir din haline getirmiştir. Ve pozitivizmin ilmihali diye bir kitap çıkartmıştır. Bu kitap 1950’li yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı’nda okutulmuştur. Bu da tarihine, törelerine, örflerine saldırmak isteyenler için bir aracı olmuştur.
4. RASYONALİZM (AKILCILIK): Rasyonalizmin fikir babası DESİCARTES’dir. Her olayın, her fikrin, her şeyin akıl ile çözülebileceğine inanır. Aklı yüceltir. Oysa İslâm dininde bile akılcılık olduğu halde aklı ilahlaştırmak yoktur. Kur’an Terminolojisinde akıl, bilgi edinmeye yarayan güçtür. İslâm aklı bir aracı, bir vasıta kabul eder. Kur’an-ı Kerim’de kırk üç yerde akılla ilgili ayet geçmektedir. Örnek; “Onlar sağırdırlar, kördürler, dilsizdirler, onlar akledemezler” (Bakara Suresi).
5. KAPİTALİZM: Milli toplum içinde sadece kapitalistleri ve patronları koruyan sınıfçı bir sistemdir. Zengin daha zengin, fakir daha fakirdir.
6. FAŞİZM: İtalya’ya mahsus korparatif sistemdir.Marksistlere karşı bir reaksiyondur. Eski bir Marksist tarafından kurulup yürütülmüştür.
7. NAZİZM: Avrupa milletleri arasında kökü hayli eskiye dayanan “Ari Irkın Üstünlüğü” ilkelerini siyasi bir tatbikat haline getiren Hitler’in Cermen ruhuna uygun bir doktrindir.
DOKUZ IŞIK DOKTRİNİ ve KIZILELMA
Gaye olarak düşündüğümüz şeyi evvela belirtmek ve ondan sonra bu gayenin gerçekleşmesini sağlayacak yolları görüşmek isabetli olacaktır. Gaye Türk milletini, insanca usullerle, en kısa yoldan, kendi gücüyle ayakta durabilecek, kuvvetli, müreffeh, mutlu, hak ve şereflerine sahip bir millet haline getirmek ve modern uygarlığın en ön safına geçirmektir.
İnsanlar nasıl her şeyden önce kendi kendilerine hürmetkar olmak, kendi benliklerini hürmet duygusu ile hissetmek mecburiyetinde iseler, milletlerin de kendi kendilerine hürmetkar olmaları, kendi varlıklarına güvenmeleri ve kendi varlıklarına duyulan saygı ve güvenle çalışmaları sayesinde mutluluğa ermeleri mümkündür.
Bir insanın, kendine saygısı yoksa, kendini aşağı görürse, kabiliyetsiz hissederse, o insanın büyük iş yapması, içinde bulunduğu çevreye yararlı olması mümkün olamaz. Bir insan bir hendeğe doğru “Ben bu hendeği atlayamam, gücüm yetmez, kabiliyetim yoktur” endişesiyle ümitsiz ve tereddütlü gelirse, o hendeği aşamaz, atlayamaz. Bir insan kendine güvenerek “Ben kuvvetliyim, ben bu hendeği hiç yüksünmeden atlayabilirim” diye korkusuzca gelirse atlar. Zafer, hiçbir zaman mahvolduklarını zannedenler tarafından kazanılamaz. Milletlerin hayatı da böyledir. Milletler kendi varlıklarının değerini hissederler, kendi kudretlerine inanç duyarlar, kendi izzeti nefislerini her şeyin üstünde tutabilirler ve kendi varlıklarına saygı duyarlarsa, uygarlık âleminde büyük varlık gösterirler, büyük eserler meydana getirirler ve aynı zamanda kendi toplumları içinde yaşayan bütün insanları mutluluğa, refaha erdirirler. Bundan dolayıdır ki biz prensiplerimizin başına milliyetçiliği koyuyoruz.
Milliyetçilik:
Dünya üzerinde insan toplulukları milletler hâlinde yaşamaktadırlar. Her millet kendi özelliklerini korumaya, geliştirmeye gayret etmekte ve kendi topluluğunu diğer milletlerden daha ileri, daha yüksek, daha refahlı yapmaya çalışmaktadır. Milletler arasındaki bu rekabet ve karşılık yarışma milleti meydana getiren insanların müşterek duygular halinde birleşmeleri ve müşterek bir millî şuur etrafında toplanarak kendi toplum varlıklarını belirli hedeflere yöneltmek şuuruna sahip olmalarıyla mümkündür. Milletlerin faaliyetlerinde, yükselmelerinde ve kendi toplumlarını refaha kavuşturmak, geliştirmek çabalarında milliyetçilik şuuru ve milliyetçilik duygusu başlıca tesir yapan faktör olmaktadır. Milliyetçilik duygusundan yoksun olan bir toplumun millet manzarası göstermesi mümkün değildir. Milliyetçilik duygusuna sahip olmayan, millî şuura sahip olmayan bir topluluğun bir arada yaşaması mümkün değildir. Böyle bir duygudan ve şuurdan mahrum toplulukların dış olayların en ufak bir tesirine karşı kendilerini koruyamadıklarını, hatta dış tesirler olmasa dahi kendi kendilerine dağıldıklarını ve belirli vasıfları olan, belirli hedefleri olan bir topluluk hüviyetinden çıktıkların görmekteyiz.
Türk milletinin yükselmesi ve tehlikelerden korunması, Türk milletini meydana getiren kişilerin teker teker millî şuur sahibi olmasına ve kalplerinin millet sevgisi, vatan sevgisi ile çarpmasına bağlıdır. Bunun için millî doktrin Dokuz Işık’ın birinci ilkesi olarak milliyetçiliği koymuş bulunmaktayız. Şüphesiz burada bahis konusu edilen milliyetçilik Türk milliyetçiliğidir. Türk milliyetçiliği ne demektir? Türk milliyetçiliği, Türk milletine karşı beslenen derin sevgi, bağlılık duygusunun, müşterek bir tarih ve müşterek hedeflere yönelme şuurunun ifadesidir. Türk milliyetçiliği insani duygularla beslenen bir anlayıştır. Türk milliyetçiliği ki ne garazı esas kalmayan, sevgiyi esas alan bir düşünce tarzıdır. Milliyetçilik, milletinin sevmek, vatanının sevmek ve milletinin tehlikelere karşı korunması için her fedakarlığı göze almak duygusu ve düşüncesidir. Türk milliyetçiliği bütün Türkleri kardeş sayan bir düşüncedir.
MİLLİ DOKTRİN
9 IŞIK
DOKUZ IŞIK DOKTRİNİ; Ülkücü hareketin Temel Uygulama Programıdır.
1. MİLLİYETÇİLİK : “Her şey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre” sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir.
2. ÜLKÜCÜLÜK: Türk milletini en ileri, en medeni, en kuvvetli bir varlık haline getirme ülküsüdür.
3. AHLÂKÇILIK: Türk milletinin ruhuna, örf ve adetlerine uygun yüksek varlığını korumayı ve geliştirmeyi ön gören esaslara dayanır.
4. İLİMCİLİK: Olayları ve varlığı önyargılardan ve ard düşüncelerden sayarak ilim mantalitesi ile incelemek ve girişilecek her çeşit faaliyette ilmi önder yapmak prensibidir.
5. TOPLUMCULUK: Her çeşit faaliyetin toplumun yararına olacak şekilde yürütülmesi görüşülür. İçtimai ve iktisadi olmak üzere ikiye ayrılır.
İktisadi görüş olarak mülkiyeti esas kabul eden, fakat mülkiyetin millet zararına kötüye kullanılmasına karşı olan bir görüş belirtir. Karma ekonomiyi ve ara stratejik iktisadi faaliyetlerin devlet kontrolünde bulunmasını ön görür.
Sosyal görüş olarak, sosyal adalet düzeni, fırsat eşitliği, sosyal güvenlik ve sosyal yardımlaşma teşkilatı kurulmasını kabul eder.
6. KÖYCÜLÜK: Köyleri tarım kentleri halinde birleştirerek kalkındırmayı ön görür. Köylünün tefecilerin elinden kurtarılmasını ve ihtiyacı olan kredi ve diğer yardımların sağlanması için kooperatifleşmeyi esas alır. Bilhassa orman bölgesinde yaşayan köylüleri öncelikle ve hızla refaha kavuşturmak amacı güder.
7. HÜRRİYETÇİLİK VE ŞAHSİYETÇİLİK: Birleşmiş Milletler Anayasası’nda yazılı bütün hürriyetlerin sağlanmasını gaye edinmiştir. İnsanların şahsiyet olarak geliştirilmesini toplum kalkınması için yararlı bir yol olarak kabul eder.
8. GELİŞMECİLİK VE HALKÇILIK: İnsanlık ve medeniyetler daima daha iyiyi, daha güzeli, daha mükemmeli istemek ve aramakla gelişir. Elde edilenle yetinmemek ve daima daha iyisini istemek ve bunu elde etmek için gayret göstermek şuurudur. Ancak bu gayret ve çabalarda Türk milletinin tarihinden, milli benliğinden ve kökünden kopmadan yükselmek ve ilerlemek gayedir. Yapılacak her işte halka doğru, halkla beraber olmayı ilerlemenin, yükselmenin vazgeçilmez bir prensibi olarak kabul ederiz.
9. ENDÜSTRİCİLİK VE TEEKNİKÇİLİK: Türk milletinin kalkınması için acele sanayileşmesi lazımdır.
Dokuz ışık görüşümüzün esasları özet olarak bunlardır.
ÜLKÜCÜLÜK VE ÜLKÜCÜLÜĞÜN DÜNYA GÖRÜŞÜ
“Nasıl olsa bir gün, ufukta görünecek
Börtüçine adlı kurt,
Nasıl olsa yakında
Kurtulacak ANAYURT”
A.Zeki ALTALI
Ülkücülük; varlığını TÜRK TARİHİ’nden, hayat görüşü esasını İSLAMİYET’ten alan bir ideoloji, bir hareket, bir fikir sistemidir.
Ülkücülerin ana hedefi; çağlar üzerinden sıçrayarak, ilimde, teknikte, sanatta, ahlâk ve mâneviyatta insanlığın en ön safına geçmiş insanlığın girmek üzere olduğu yeni medeniyetin kuruculuğu görevini yürütecek, Nizam-ı Âlem davasının davacısı Büyük Türkiye’yi gerçekleştirmektir.
DOKUZ IŞIK DOKTRİNİ, Ülkücü Hareketin temel uygulama programıdır. Buna göre Dokuz Işık:
1. Milliyetçilik.
2. Ülkücülük.
3. Ahlâkçılık.
4. İlimcilik.
5. Toplumculuk.
6. Köycülük.
7. Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik.
8. Gelişmecilik ve Halkçılık.
9. Endüstricilik ve Teknikçilik.
Kısaca açıklarsak:
1. MİLLİYETÇİLİK : “Her şey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre” sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir.
2. ÜLKÜCÜLÜK: Türk milletini en ileri, en medeni, en kuvvetli bir varlık haline getirme ülküsüdür.
3. AHLÂKÇILIK: Türk milletinin ruhuna, örf ve adetlerine uygun yüksek varlığını korumayı ve geliştirmeyi ön gören esaslara dayanır.
4. İLİMCİLİK: Olayları ve varlığı önyargılardan ve ard düşüncelerden sayarak ilim mantalitesi ile incelemek ve girişilecek her çeşit faaliyette ilmi önder yapmak prensibidir.
5. TOPLUMCULUK: Her çeşit faaliyetin toplumun yararına olacak şekilde yürütülmesi görüşülür. İçtimai ve iktisadi olmak üzere iki ayrı bölümü kapsamaktadır.
İktisadi görüş olarak mülkiyeti esas kabul eden, fakat mülkiyetin millet zararına kötüye kullanılmasına karşı olan bir görüş belirtir.
Sosyal görüş olarak, sosyal adalet düzeni, fırsat eşitliği, sosyal güvenlik ve sosyal yardımlaşma teşkilatı kurulmasını kabul eder.
6. KÖYCÜLÜK: Köyleri tarım kentleri halinde birleştirerek kalkındırmayı ön görür. Köylünün tefecilerin elinden kurtarılmasını ve ihtiyacı olan kredi ve diğer yardımların sağlanması için kooperatifleşmeyi esas alır.
7. HÜRRİYETÇİLİK VE ŞAHSİYETÇİLİK: Birleşmiş Milletler Anayasası’nda yazılı bütün hürriyetlerin sağlanmasını gaye edinmiştir.
8. GELİŞMECİLİK VE HALKÇILIK: İnsanlık ve medeniyetler daima daha iyiyi, daha güzeli, daha mükemmeli istemek ve aramakla gelişir. Elde edilenle yetinmemek ve daima daha iyisini istemek ve bunu elde etmek için gayret göstermek şuurudur. Ancak bu gayret ve çabalarda Türk milletinin tarihinden, milli benliğinden ve kökünden kopmadan yükselmek ve ilerlemek gayedir.
9. ENDÜSTRİCİLİK VE TEEKNİKÇİLİK: Türk milletinin kalkınması için acele sanayileşmesi lazımdır.
Ülkücü dünya görüşünün iki kaynağı vardır:
1. İslâmiyet.
2. Milli Tarih
162 views