Süveyş Buhranı ve Türkiye

Tutum
Süveyş Buhranı öncelikle saldırıya geçen ülkelerden olan İngiltere’nin Bağdat Paktı üyesi olması,ayrıca buhrana neden olan Süveyş Kanalından geçişi düzenleyen 1888 İstanbul Antlaşması akitlerinden olması,buhranın ilerleyen dönemlerinde Sovyetlerin Ortadoğu’da ki faaliyetleri ,ayrıca Mısır’ın ise Ortadoğu’da ki muhtemel bir rakip olması dolayısıyla Türkiye’yi yakından ilgilendirmiştir. “Ayrıca 1854 İngiltere Mısır Antlaşması ,Kanaldan İngiltere’nin faydalanabilme halleri sırasında Türkiye’nin bir saldırıya uğramasından varlığı ve Mısır’ın Kanalın yönetimine el koymasıyla ortaya çıkan durum İngiltere’nin kanaldan yararlanabilmesi geniş ölçüde zorlaştığı için Türkiye’nin bu bakımdan da ilgi ve endişesi söz konusu olmuştur.”
Daha öncede belirttiğimiz gibi Buhranı ortadan kaldırmak için düzenlenen Londra Konferanslarına Türkiye’de katılmıştır.Türkiye 1. Londra Konferansında ortaya atılan Amerika Dışişleri Bakanı Dulles’ın planının destekledi. “Londra Konferansında Türkiye, Batılı ülkelerin yanında yer almıştır. Konferanslara katılan Türk delegeleri Kanalın uluslar arası bir teminat altına alınmasını istiyorlardı.Ayrıca bu teminatın Mısır’ın egemenliğine aykırı olmayacağını iddia ediyorlardı.Aslında böyle bir teklifin Türkiye’den gelmesi aslında şaşırtıcıdır.Çünkü Türkiye henüz Montreux Antlaşmasında kendi boğazlarında ki uluslar arası kurulu kaldırabilmiştir.Bu çok çelişkili bir iddia idi ve tek nedeni Batılı devletleri desteklemekti.

40 views

19 Mart 2009
Okunma 40
bosluk

ORTADOĞUDA BUHRAN YILLARI VE DEMOKRAT PARTİ

SÜVEYŞ BUHRANI
Buhranın Ortaya Çıkması

Bağdat Paktı’nın teşekkülü esnasında ortaya çıkan Ortadoğu’da ki buhranı daha sonra Süveyş üzerinde çıkacak olan buhrana öncelik teşkil etmiştir.Ancak Süveyş’te patlak veren buhran sadece Bağdat Paktı gelişmeleri çerçevesi içinde çıkmış bir durum değil aksine kökü 1950’lere dayanan İngiliz–Mısır sürtüşmesine dayanıyordu.Bu yüzden olayın gelişimine kısaca değinmek yerinde olacaktır.
2.Dünya Savaşı sonucunda İngiltere Ortadoğu’da yerini ABD’ye bırakırken Filistin’den ayrılırken İsrail’in kurulmasına imkan hazırlamıştı.İsrail ise kurulduktan sonra Ortadoğu’da ki bütün problemlerin kaynağında bulunuyordu.Araplar ise İsrail’in kurulmasında İngiltere’yi sorumlu tutuyorlardı.Özellikle 1948 yılına Araplar İsrail karşısında aldıkları yenilginin yen olaylara gebe gibi görünüyordu. İşte bu savaş tehlikesi üzerine “Batılı devletler; ABD,İngiltere,Fransa 25 Mayıs 1950’de yayınladıkları ortak bildiri ile Ortadoğu’da silah ambargosunu uygulamaya koydular.Yani ambargoyu bölge barışının korunmasının temel unsurunu teşkil ediyordu.Lakin bu ambargonun yürütülmesi ,İsrail – Arap silahlanma yarışını hızlandırmış ve neticede ambargonun fiyaskosu ,1956 Süveyş savaşının başta gelen sebeplerinden biri olmuştur. Verilen üçlü deklarasyonda bu üç devlet barışın teminatı oluyor ve barışın ihlali halinde müdahale edeceklerini belirtiyorlardı.

50 views

19 Mart 2009
Okunma 50
bosluk

1955 BAĞDAT PAKTI’NIN SONUÇLARI

Bağdat paktının başlıca amaçlarından biri Ortadoğu’da birliğin sağlanmasıydı.Fakat paktın amacı üyelerine göre biraz daha farklılık gösteriyordu.Ortadoğu’da birliğin sağlanması Amerika için önemliydi.Çünkü ABD’nin pakt “Kuzey Kuşağı” stratejisi içinde oluşturulan “NATO – Balkan – paktı Seato” gibi parçalardan sadece bir tanesiydi ve bölgedeki dağınık durum ve karışıklık bölgede ki ABD’nin rakibi Sovyetler Birliği için ise yarardı.İngiltere ise Ortadoğu’da gönüllü liderliği ABD’ye devretmekle beraber bu bölgedeki üstlerinden tamamen vazgeçmek istemiyordu.Ortadoğu Komutanlığı planı ile amacına ulaşmaya ,İngiltere hiç olmazsa Bağdat Paktı ile özellikle Irak’ta ki üslerinin ve denge unsuru olma pozisyonu devam etmesini istiyordu.Türkiye ise NATO’ya alınmadan önceki Ortadoğu’yla ilgili sözleri gereği yeni teşekküllere önderlik yapmaya çalışıyordu. Belki bir sonra ki amacı da Ortadoğu’da liderlik konumuna yükselmektir.Irak ve Pakistan ise ABD ve İngiltere’den alınacak yardım ve destek karşılığı böyle bir pakta giriyorlardı. Oysa ki bütün bu nedenlerin yerine sadece mevcut kominizim tehlikesini bölgeden uzak tutmak temel sebep olarak gösteriliyordu.Fakat sonuçlar pek de beklentilere cevap vermedi.

461 views

19 Mart 2009
Okunma 461
bosluk

TÜKİYE İLE IRAK ARASINDA KARŞILIKLI İŞBİRLİĞİ ANDLAŞMASI (24 ŞUBAT 1955)

Türkiye ile Irak arasındaki dostluk kardeşlik ilişkilerinin sürekli olarak gelişme içinde bulunması nedeniyle ve iki ülke arasındaki barış ve güvenliğinin bütün dünya uluslarının, özellikle Ortadoğu uluslarının bir parçasını oluşturduğunu kabul ederek ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile Majeste Irak Kralı arasında Ankara’da 29 Mart 1946’da Bağıtlanan Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşmasını bütünlemek amacıyla hareket ederek ve bunun her iki ülkenin dış politikalarının temelini oluşturduğuna inanarak .
Bundan başka, Arap Birliği Devletleri arasındaki Ortak Güvenlik ve Ekonomik İşbirliği Antlaşmasının 11.Maddesinde, antlaşmanın herhangi bir hükmünün Bağıtlı Tarafların Birleşmiş Milletler Anayasasından doğan hak ve yükümlülüklerinden hiçbirini herhangi bir biçimde zedelemeyeceği ya da onları etkilemeyeceği yazılı olduğundan,

28 views

19 Mart 2009
Okunma 28
bosluk

DEMOKRAT PARTİ VE BAĞDAT PAKTI

Türkiye’nin 1949 yılında İsrail’i tanıması; Ortadoğu Komutanlığı Projesinde tamamen Batı yanlısı tavırları ve nihayetinde NATO’ya katılması Türkiye’nin Ortadoğu Politikasına yeni bir görünüş vermekteydi. Özellikle NATO’ya katılımdan sonra Türkiye’nin dış politikası tamamen batıya endeksli bir hal almıştır. Türkiye ile ABD ve Batı arasındaki bu dış politik birliktelik özellikle Ortadoğu’da kendini göstermiştir.
II.Dünya Savaşı sonunda Batılı müttefikler ile Sovyetler arasındaki sıcak ilişkiler çabuk sona ermiş ve soğuk savaş rüzgarları esmeye başlamıştı. Soğuk savaşın şüphe yok ki en can alıcı bölgesi Ortadoğu idi. Ortadoğu’da devletlerin bir kısmı yeni teşekkül ediyor,bir kısmı ise mevcut durumlarını kuvvetlendiriyorlardı. Bölgede eski sömürgeci güç olan İngiltere ise nüfuzunu belirli yerlerdeki üsleriyle devam ettirmeye çalışıyordu.Bunların başında Mısır’da bulunan Süveyş Kanalı ile Irak’ta ki askeri üsler gelmekteydi. Ancak İngiltere’ye eski sömürücü güç olması nedeniyle bölge ülkeleri tarafından pek sempatiyle bakılmıyordu ayrıca bu bölgede artık bağımsız devletler vardı ve bu devletlerde artan Arap Milliyetçiliği İngiltere’yi buralarda istenmeyen güç haline getiriyordu.

27 views

19 Mart 2009
Okunma 27
bosluk

DEMOKRAT PARTİ’NİN AKTİF ORTADOĞU POLİTİKASI

Kore Savaşı

Demokrat Parti iktidara geldikten yaklaşık 1 ay sonra 25 Haziran 1950’de Kore Savaşı patlak verdi.Kuzey Kore,Sovyetler Birliği’nin desteğiyle Güney Kore’ye saldırdı.Güvenlik konseyi Kuzey Kore kuvvetlerinin Güney Kore’ye saldırmasını barışı bozucu olduğunu kararlaştırmış ve 27 Haziran’da Birleşmiş Milletler üyelerini barış ve güvenliği geri getirecek yardımlarda bulunmaya çağırmıştır.
Bu olay, Batı yanlısı bir politika izlemekte olan Türkiye hükümeti ve basında tepkiyle karşılanarak “komünist güçlerin”yayılmacılığı olarak algılamışlardır. Örneğin Yeni Sabah gazetesinden Burhan Belge “Kore’de baş gösteren tehlikeli çıban, Sovyet Emperyalizminin askeri talim ve terbiyesinden geçen Kuzeylilerin işidir”diyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler çatısı altında Güney Kore’ye yapacağı yardımın “niteliği” ve “boyutu” tartışma konusu oldu. Herkes yardım konusunda henüz meclisten karar çıkmadan, birlik içindeydi.
25 Temmuz 1950’de Demokrat Parti liderleri ve üst düzey askeri yetkililerin Yalova’daki toplantıda Kore’ye asker gönderme meselesi tartışılarak karara bağlandı. Menderes Hükümeti 4500 kişilik bir kuvvet ile Kore Savaşına katılmayı kararlaştırmıştır.

105 views

19 Mart 2009
Okunma 105
bosluk

DEMOKRAT PARTİ’NİN DIŞ POLİTİKA ANLAYIŞI

İnönü Dönemi Türkiye’nin Ortadoğu Politikası
Türkiye Truman Doktrini ile birlikte batılılaşma sürecini hızlandırdığı ve Batı Savunma ittifakında (NATO) antlaşmaya dayalı güvenlik garantisi aramaya devam ettiği sırada,CHP Hükümeti’nin dış politikada takip ettiği yola karşı bir takım sesler gittikçe yükselmeye başlıyordu.Türkiye Cumhuriyeti,kuruluşundan beri sayıca küçük ordulara sahip olan ve de gerçekçi bir siyaset izlemeyen Arap ülkeleriyle sürekli olarak kendini askeri sorumluluklara sokacak bir takım ilişkilere girmekten kaçınmıştır. 8 Temmuz’da kurulan Sadabat Paktı çerçevesinde Irak ve Ürdün ile imzalanan dostluk antlaşmaları , II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan gelişmeler nedeniyle artık bir anlam taşımıyordu.

289 views

19 Mart 2009
Okunma 289
bosluk

DEMOKRAT PARTİNİN KURULUŞU VE İKTİDARA GELMESİ

Demokrat Partinin Kuruluşu
Demokrat Parti 23 yıl süren tek parti dönemine son vermesi nedeniyle Türk siyasi tarihinde önemli bir yere sahiptir.
Demokrat Partinin kurulma sebeplerini iki ana başlık altında toplayabiliriz. Bunlardan birincisi dış politikanın iç politikaya etkisi olarak zorunlu çok partili hayata geçiş; diğeri ise iç politikada meydana gelen değişiklikler olarak ele alınabilir.
Türkiye Cumhuriyeti II.Dünya Savaşından sonra çok partili rejime götüren süreç esas itibariyle 1945 yılında tamamlanmıştır. II.Dünya savaşı demokrasi taraftarı memleketlerin zaferi ile sonuçlanmıştır. Bu devletler ise tek partili otoriter yönetimleri hoşgörüyle karşılamıyorlardı. Batı dünyasıyla iç içe olmak aynı çatı altında yer almak o sistemin gerektirdiği bazı kurumlara sahip olması ve bunların gereği gibi işler hale getirmesi gerektiriyordu. Bu gelişmeler ise Türkiye’yi zorunlu olarak çok partili hayata geçişe zorlayan önemli bir etken oluyordu.
İnönü Hükümetini çok partili hayata geçiş konusunda zorlayan ikinci büyük etken ise ülkenin iç dinamikleri olmuştur.

937 views

19 Mart 2009
Okunma 937
bosluk

TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU İLE İLİŞKİLERİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Tarih Faktörü
16.Yüzyıldan ,I.Dünya savaşına kadar Arap ülkeleri Osmanlı yönetimi altında kalmıştır. Fakat bu ülkeleri birer sömürge statüsü görmediği gibi, özellikle dinî sebeplerden dolayı onlara ayrı bir ehemmiyet vermiştir.1517 tarihin de Halifeliğin Araplardan alınmasıyla Osmanlı Devleti İslam Dünyası’nın lideri olmuştu. “Din unsurunun Osmanlı devlet yönetiminde kazandığı önem ,Müslümanlığın kaynağını teşkil eden Arap Dünyası’nda Osmanlı Devleti içinde ayrıcalıklı bir muamele görmesi sonucunu vermiştir.”
II.Abdülhamit dönemine kadar Arapların bu özel statüsü siyasi olarak kullanılmazken; II.Abdülhamit bunu siyasal platforma taşımış ve İslamcılık tezi sayesinde Arapları daha da iyi bir duruma getirmiştir.(Panislamizm) Bunun da tek nedeni parçalanma sürecine giren imparatorluğun ömrünü uzatmaktı.Fakat bu olumlu sonuç vermedi.1882’de Tunus ve Mısır İngiltere tarafından ele geçirildi. Abdülhamit Han ,İngiltere ve Fransa’ya karşı Almanya ili işbirliğine gitti .Bu devletler ise buna karşılık Ortadoğu’daki Osmanlı’nın hakimiyeti altın olan Arapları Osmanlı’ya karşı isyana teşvik ettiler.Ayrıca Arapların da bağımsızlık vaadiyle kandırılan ve 1914 yılında Sykes –Picot Anlaşmasıyla bu bölgeleri aralarında paylaştılar.

117 views

19 Mart 2009
Okunma 117
bosluk

Ortadoğu Bölgesinin Tanımı

Ortadoğu bölgesi için kesin ve belirli bir sınır tespit edilmiş değildir.Kavram az çok farklı anlamlarda kullanılmıştır.Her araştırmacı kendi ilgi alanına göre bölgeyi tanımlamaktadır. “Fakat bu deyimin kapsamı yani hangi ülkelerin Ortadoğu bölgesine dahil olduğu konusunda tam bir görüş birliğine varılmış değildir”.
Terim Avrupa merkezlidir ve özellikle II.Dünya Savaşından sonra uluslararası literatüre yerleşmiştir.H.Sami Türközü Ortadoğu tabirinin ilk defa 1902’de Alfred Mahan tarafından kullanıldığını bunun sebebini de jeopolitik durum olduğunu belirtmiştir.
Bölgenin tarifinin güç bir tarafı da tarihî,ekonomik, politik,coğrafî , stratejik faktörler göz önüne alındığı zaman farklı haritaların ortaya çıkmasından kaynaklanmaktadır. “Bölgeyi tanımlamanın bir başka güçlüğü de aynı yere hem “Ortadoğu” hem de “Yakındoğu” denmesinden kaynaklanmaktadır. “Ortadoğu” teriminin II. Dünya Savaşı sırasında “İngiliz Ortadoğu Müttefik Komutanlığı” ve “Müttefik Ortadoğu Lojistik Merkezi” gibi askeri kuruluşların ortaya çıkmasıyla yaygınlık kazanmıştır.”

177 views

19 Mart 2009
Okunma 177
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed

Tavsiye Bağlantılar