yolu ile başkanlığına gelen bir hükümdar veya tarafından yönetilmeyip seçimle belirtilen bir başkanının varlığını eden bir hükümet.

Avrupa dillerinde kullanılan republique(.) kelimesi latincede res publica (=kamu şeyi,malı) deyiminden . Yunanca’da ta koinoia (=ortak şeyler) kelimesinin bir calque (Almanca Lehnübersetzung)ıdır. Yunanca deyim, aslında bir şehir devletlerinin hazinesine, yani kamunun ortak servetine verilen bir ad olup, sonradan analoji yolu ile ‘kamunu ortak yararı ve yönetimi’ anlamını alıştır. Latince’de res publica deyimi ile karşılanan kelime, Roma’da “halkın tanınmış hakları” (res ) kavramını da kazanmıştır. Arapça’daki devlet (=servet,mülk) kelimesi de kavram grubuna girer. Alman Reicb (=zenginlik, servet, varlık, devlet ) kelimesi de kavramlara bağlıdır.

terimi Arapça’da halkın sosyal hayatta söz ve karar sahibi seçkin bir grubunun vasfı olan “cumhur” kavramından alınarak, devlet başkanının seçimle belirtildiği bir siyasal rejim ve devlet şekli anlamıyla dilimize yerleşmiştir. Terimin Latince aslı olan res publica’nın sözlük anlamı “kamu malı” dır. Siyasal ve tarihi gelişim, çok geçmeden bu kavramı demokratik bir rejimde kamu ve halk hizmetinin görüldüğü bir devlet yönetimi anlamına kavuşmuştur. Nitekim Yunanca ve Latince civitas denilen şehir devletlerinin sınırlarından taşarak bir ülke devleti veya imparatorluk halinde genişlemesi sıralarında, res publica terimi, daha çok siyasal topluluğun vasfı olarak sık sık kullanılmaya başlanmıştır. Roma’nın son devirlerinde aynı terim, az bir değişikle tamlama halinde siyasal topluluğu ve durumu belirten Status Rei Pullicae şeklini alarak Roma Devleti’nin çeşitli adlarından biri haline gelmiştir. Kuram niteliği olarak De re publica(Devlet üzerine) adını taşıyan ilk eser, Romalı Marcus Tullius Cicero tarafından yazılmıştır. M.Ö. 106-43 yılları arasında yaşamış olan Cicero, bu eserinde, Roma’da gelişmekte olduğunu gördüğü Sezerizm ve istibdat eğilimlerine karşı hürriyet ve demokrasi fikrini savunmaktadır. Açık ve ileri fikirleri işsiz bir belagelle savunan Ciçero, asıl anlayışlı yöneticileri öncülüğü tezine dayanan bir çeşit aydınlar aristokrasisine gönül bağlamıştı. Bu sebeple, eserine başlık yaptığı terimi, bugünkü anlayış ve kullanışımızın kapsadığı anlamından çok, siyasal birliğin hukuki deyişi olan devlet varlığı anlamına yorumlamak gerekir.

Çiçero’nun De Re Publica’ sı, Ortaçağda da devlet kuramı ile ilgili eserlere ad babalığı, fikir ve ilham kaynaklığı etmiştir. Bütün bu süre içinde De Re Publica’yı yazılarına başlık yapan düşünürler, bu terimle Cumhuriyeti değil , devleti kastetmişlerdir. Bu arada , modern egemenlik kuramının yaratıcısı olan Jean Bobin 1576 da yayınladığı Less Six Livres De La Republique ( Cumhuriyet hakkında altı kitap) adlı eserinde, Latince Res Publica dan fransızcalaştırdığı republique kavramını “cumhuriyet”değil , “devlet” anlamında kullanmıştır. Gerçekten Bobin, bugünkü anlayışımızla Cumhuriyetçi değil, aksine kralcı ve mutlakıyetçidir. Nitekim Bobin “Devlette mutlak ve devamlı kudret” olarak tanımladığı egemenliği Fransız krallığını bir yandan papalığın, öte yandan da feodal dere beylerin erkine karşı bağımsız bir kudret haline getirme amacını gütmektedir.
Cumhuriyet teriminin, başkanın seçimle belirlediği bir devlet ve hükümet şekli anlayışına kavuşturan Yeniçağ politika kuramının kurucusu Niccolo Machiavelli olmuştur.Siyasal hayatın gerçeklerini iyi ve kötü yönleriyle ortaya koyması yüzünden Makyavelizm adı altında “Amaç, her aracı mubah kılar” düsturunun savunucusu olarak damgalanan Machiavelli , hükümdar adlı eserinin ilk satırında “İnsanlar üzerinde emir kudretinin hüküm sürdüğü bütün eski ve yeni alanlar, devlet adını taşırlar; bunlar ise ya cumhuriyetler, yahut prensliklerdir.” Fikrini ileri sürmüştür. Böylece modern egemenlik kuramcısı Bobin’in republique terimini genel olarak “devlet” anlamında kullanan eserinin yayınlanmasından 44 yıl önce Machiavelli Cumhuriyet’in veraset yolu ile elde edilen hükümdarlığa karşıt olarak devletin özel bir vasfı ve şekli olarak belirtmiştir.

O günden sonra cumhuriyet terimi bütün dünya dillerinde Machiavelli ‘nin belirttiği anlamda yerleşmiştir.Hatta bir kısım politika ve devlet kuramcıları Machiavelli’nin hükümdar ile aynı zaman çerçevesi içinde yazdığı başka bir eserden ilham alarak “ cumhuriyet=demokrasi” denklemine ulaşmışlardır.Bu arada unutulan nokta , Machiavelli’nin cumhuriyet kavramı içine , klasik devlet kuramının üçlü ayrımdan son ikisini de almış olmasıdır. Nitekim “ Hürriyeti korumanın her cumhuriyette zorunlu” sayıldığını belirten Machivelli, “Hürriyeti koruyan kuvvetin, eski Roma’da halk, fakat kendi devrindeki Venidik’te aristokrasi olduğunu “ açıkça belirtmektedir.

Bu görüş açısından,devlet başkanının belli ve seçkin bir grup veya bütün seçmenlerin katılması ile doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesi, Cumhuriyetin özüne ve aslına dokunmayan, olsa olsa aristokratik veya demokratik Cumhuriyet şeklinde bir vasıf değişikliği yaratan ikinci derecede bir etkendir.Gerçekten siyasal tarih boyunca, devlet başkanının seçkin bir grubun belirttiği Cumhuriyetler vardır. Bugün de cumhurbaşkanının parlamentolarca veya belli kurullarca seçildiği Cumhuriyetleri, Ortaçağın özellikle İtalyan şehir devletlerindeki Cumhuriyetlerle kıyaslamak mümkündür.Bu arada Muhammed’in ölümünde sonra ilk halife Ebu-Bekir’in eshab-i kiram’ın çoğunluğu (devrin cumhuru)tarafından seçildiğini unutmamak gerekir.

Bununla birlikte, gerçek anlamda Cumhuriyetin, sadece seçkin bir gruba dayanan aristokrasi ile değil, ancak geniş halk yığınlarının benimsediği demokrasi ilke ve ülküsü ile bağdaşabileceği açıktır.Gerçekten demokrasinin ana ilkesi eşitliktir.Eşitlik haklar bakımından yurttaşlar arasında her türlü farkları, aile, grup,sınıf ve kişi ayrıcalıklarını reddeder.Cumhuriyetlerde devlet başkanlarının seçimle iş başına gelmeleri de bu ilkenin uygulanması sonucudur. Cumhur başkanı devleti temsil yetkisini kendi kişiliğindeki özellikten veya belli bir aile ve gruba bağlı olmaktan değil, doğrudan doğruya halkın güven oyundan almalıdır.Eşitlik ilkesinin bu anlamda kavranıp uygulanması, yalnız aristokrasilerin değil. İngiltere gibi hürriyetin beşiği olan krallıkların da gerçek anlamda demokrasi uyuşma derecesini gölgelendirmektedir.
Aslında bu karışık ve çelişmeli anlayışın kaynağı ilk klasik demokrasilerdeki düşünce ve uygulama gelişiminin farklılığında aramak gerekir.Atina da solom kanunlarıyla başlayıp PERİGLES devrinde en üstün evreyi ulaşan ve sitenin yönetimine bütün hemşehrilerin katılmasını sağlayan halk demokrasisiyle Isparta da Lyurgos anayasasının çizdiği çerçeveye uygun disiplinli, hatta tarimli bir seçkin grubun gerçekleştirdiği aristokratik demokrasi arasında anlayış ve örgüt bakımından uçurumlu ayrılıkların bulunduğu bir gerçektir. Bununla birlikte, her iki rejiminde devleti temsil eden en yüksek organın soyla değil seçimle belirtilmesi konusunda tam bir ilke ve görüş birliği halindedir.
Ancak ve fikri ve iktisadi gelişimin tabii sonucu olarak, halk yığınlarının devlet yönetimiyle ilgilerinin artması ölçüsünde, bir devlet ve hükümet şekli olarak cumhuriyet kavramının gerçekleşme şansını monarşi ve aristokrasiden çok demokraside arama zorunluluğu siyasal bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Atatürk’ün “Cumhuriyet fazilettir” vecizesini bu anlamda değerlendirmek gerekir. Gerçekten demokrasi , devletin en yüksek organından en aşağı basamaklarına kadar halk idaresinin egemenliği ilkesine dayandığından Cumhuriyeti yaşatacak ve ayakta tutacak tek kuvvet, yurttaşın siyasal olgunluğuna ve ahlaki değerlerine dayanan kamu yararı ile yakın sıkı ilgisidir.Milli egemenliği doğrudan doğruya gerçekleştirme amacı güden modern demokrasi ve Fransız devrimi ülkücüsü J.J. Rosseau “Hürriyetsiz vatan, yurttaşsız hürriyet, erdemsiz yurttaş olamaz; yurttaşı yükseltir ve yetiştirirseniz, her şeyi sağlamış olursunuz”sözü ile bu gerçeği dile getirmektedir.

Yurdumuzda Cumhuriyet ilk defa milli mücadelenin zaferle sonuçlanmasından sonra, 29 Ekim 1923’te anayasamıza mal olmuştur.1924 anayasasının 1. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti bir cumhuriyettir” hükmünün asla değiştirilemeyeceği aynı anayasa tarafından hukuki teminat altına alınmış bulunuyordu.Bu anayasanın 16 ve 38. maddelerinde milletvekillerine ve cumhurbaşkanına görevlerine başlamadan hukuki tasarruflarda bulunabilmenin ön şartı olarak Türk cumhuriyetinin ve demokrasisinin korunmasının yalnız ahlaki değil, aynı zamanda hukuki bir mükellefiyet olarak vermiş bulunuyordu.27 Mayıs 1960 devriminden sonra kurucu mecliste hazırlanıp halk oyuna sunulmakla yürürlüğe giren 27 mayıs 1961 milli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da aynı ilkeleri titizlikle benimsemiş bulunmaktadır. “Türkiye devleti bir.” “cumhuriyettir devlet şeklinin cumhuriyet olduğu hakkında anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez”

Yunan şehir cumhuriyetlerinde ve Roma cumhuriyetinden sonra Orta çağda İtalya’da da şehir cumhuriyetleri kurulmuştur.Bunlardan Venedik 1094 yılında San Marco cumhuriyeti olarak atlandırılmış, aynı yüzyılda Cenova cumhuriyeti de bunun yanında yer almıştır. Bu arada Lombardia ve Tos Cana bölümlerinde başka şehir cumhuriyetleri de meydana gelmiştir. Tam bir cumhuriyet olmamakla birlikte 1921 de kurulan İsviçre Kantonları Konfederasyonunu da burada anmak gerekir. 1949 da 1.Charles’in ölüm cezasına çarptırılmasından sonra İngiltere de “commonwealth” kurulmuş ve 1660 yılına kadar devam etmiştir.
2.dünya harbinden sonra demir perde arkasında kalan bir çok devletler de cumhuriyet terimini kullanmaya başlamışlardır. Sovyet birliğinin baskısı altında kalan Arnavutluk, Bulgaristan, Çekoslovakya, Macaristan, Polonya ve Romanya gibi devletler S.S.C.B nin anayasasını göz önünde tutarak yeni bir takım anayasalar kabul etmişler ve bu anayasalara göre kurulan yeni yönetim şekillerine “halk cumhuriyeti”, “halk demokrasisi” veya “demokratik cumhuriyet “ gibi adlar takmışlardır. 15 Eylül 1946 günü Bulgaristan da da cumhuriyet ilan edilmiştir. S.S.C.B nin anayasasına dayanan ve 4 aralık 1947 günü kabul edilen anayasaya göre Bulgaristan bir halk cumhuriyeti olmuştur. Bunun gibi 24 Eylül 1952 de kabul edilen Sovyet örneğine uygun yeni anayasa Romanya’nın da bir halk cumhuriyeti olmasının sağlamıştır. 18 Ağustos 1949 günün onaylanan yeni anayasa gereğince Macaristan da halk cumhuriyeti modelini kabul etmiştir. 1945 seçimlerinden sonra 12 Ocak 1946 da ilan edilen Arnavutluk cumhuriyeti de bir halk cumhuriyeti olmuştur.

2.dünya harbinden sonra Yugoslavya S.S.C.B yi meydana getiren müttefik cumhuriyetler arasında Rus Sovyet Federatif Sosyalist cumhuriyetini örnek alarak, federatif halk cumhuriyeti adını almıştır. Bu federatif halk cumhuriyeti içinde altı cumhuriyet yer almıştır.

2.dünya harbinin sona ermesi üzerine kurulan cumhuriyetler arasında Doğu Almanya cumhuriyeti özel bir yer tutar. 7 Ekim 1949 da kurulan ve Almanya demokratik cumhuriyeti adını alan bu cumhuriyet te Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya gibi halk cumhuriyetleri arasında yer alabilir.

Yeni cumhuriyetlerin başında A.B.D yer alır .Amerika’dan sonra Fransa gelir.Fransa da 5 kere cumhuriyet ilan edilmiştir. Napolyon devrinde bir takım geçici cumhuriyetler de kurulmuştur.
Orta ve güney Amerika’da ki İspanyol sömürgeleri 1810 dan sonra bağımsızlıklarını ilan ederek cumhuriyeti kurmuşlardır.
Aynı yıllarda Güney Afrika ya göç eden Hollandalılar da bir takım cumhuriyetler kurmuşlardır.

20.yüzyıl başlarında kurulan ilk cumhuriyet Portekiz’dir. Bundan sonra Çin gelir.Bu terim 1917 komünist devriminden sonra Rusya’da da kullanılmıştır. Bu addan da anlaşılacağı gibi Rusya da sosyalist cumhuriyet terimini kullanmıştır. Sovyet sosyalist cumhuriyetleri birliği 15 müttefik cumhuriyet , 18 özerk cumhuriyet 10 özerk bölge , 10 milli çevre , 6 el ve 120 bölgeden meydana gelmiştir. S.S.C.B ni meydan getiren 15 müttefik cumhuriyeti arasında yer alan Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti 25 Ekim 1917 de kurulmuştur.

1.Dünya Harbi’nin sona ermesi üzerine Avrupa’daki cumhuriyetler artmaya başlamıştır. 24 Şubat 1918 de bağımsız Estonya cumhuriyeti kurulmuştur. Estonya cumhuriyeti 6 Ağustos 1940 günü Sovyetler birliğine katılmıştır. 18 kasım 1918 günü Letonya’da da bağımsız bir demokratik parlamenter cumhuriyeti ilan edilmiştir. Bu rejim 1940 a kadar sürmüştür. 16 Şubat 1918 günü bağımsızlığını ilan eden Litvanya da cumhuriyet rejimi 2 Kasım 1918 günü kabul edilmiştir. Litvanya cumhuriyeti 21 temmuz 1940 günü Sovyetler birliğine katılmıştır.11 kasım 1918 günü Polonya da ilan edilen cumhuriyet rejimi 1939 yılında sona ermiştir. 1 eylül 1939 günü Polonya ya saldıran almanlar üç hafta içinde memleketi almışlardır. 2. dünya harbinden sonra 22 temmuz 1952 tarihli anayasa ile polonyada da bir halk cumhuriyeti oluşturulmuştur. 1.dünya harbinden sonra 28 Ekim 1918 günü bağımsızlığına kavuşan Çekoslovakya da cumhuriyet rejimini kabul etmiştir. 2. dünya harbinde Alman işgali altında kalan Çekoslovakya 1948 de komünistlerin yaptığı bir hükümet darbesi ile Sovyet örneklerine uygun bir anayasa kabul etmiştir. 17 temmuz 1919 günü kabul edilen anayasaya göre Finlandiya da bir cumhuriyettir. Bu anayasa üzerinde 10 kasım 1933 ve 30 haziran 1947 günlerinde bir takım değişiklikler yapılmışsa da cumhuriyet rejimi bırakılmıştır. 1.dünya harbi sonunda Almanya , Weimar anayasası ile cumhuriyeti kabul etmiştir. Avusturya-Macaristan imparatorluğunun parçalanması üzerine kurulan Avusturya da cumhuriyet rejimini kabul etmiştir. 1. Dünya Harbinden sonra meydana gelen cumhuriyetler şunlardır:

1.ve 2. dünya harpleri arasında cumhuriyet rejimini kabul eden öbür devletler şunlardır:Moğolistan 1917-1918 yıllarında Rus ihtilali devrinde Ukrayna , Beyaz Rusya ,Azerbaycan ,Gürcistan,Ermenistan ,Kuzey Kafkas, İdil, Kırım ,Sibirya, Türkistan, Karelya, İngeria, kısa bir süre için birer bağımsız cumhuriyet olarak yaşamışlardır.

1.Dünya Harbi’nde tarafsız kalan İspanya da 14 Nisan 1931 günü cumhuriyet ilan edilmişse de , General Franco’nun kurduğu düzen resmi olarak krallık rejimi sayılmaktadır. 1947 de kabul edilen kanuna göre İspanyol tahtı kral ailesinden Franco’nun seçeceği bir adaya kalacaktır. 2. Dünya Harbi’nin sonunda İtalyan krallığı ortadan kalkmış yerine 3 Eylül 1943 günü yapılan anlaşma üzerine Kuzey İtalya da faşist sistemine dayanan bir sosyal cumhuriyet rejimi kurulmuş daha sonra kabul edilip 1 ocak 1948 de yürürlüğü giren anayasa ile İtalya bir demokratik cumhuriyet olmuştur. Eski Savoia hanedanından olanlar sürülmüştür. 2. dünya harbi arifesinde 1939 da Hitler tarafından bir Slovak cumhuriyeti kurulmuştur.

1.Dünya Harbi sırasında ve ondan sonra cumhuriyetlerin sayısı çoğalmış bu arada İngiliz , Fransız ,İtalyan,Hollanda dominyon ve sömürgelerinden bir çoğu bağımsız cumhuriyetler haline gelmiştir:Suriye, Lübnan, İzlanda, İndonezya, İtalya, Filipinler, Birmanya, İsrail, Güney Kore, Kuzey Kore, İrlanda, Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan, Mısır, Güney Vietnam, Kuzey Vietnam, Alman Federal Cumhuriyeti , Avusturya, Sudan, Pakistan Müslüman cumhuriyeti, Tunus, Birleşik Arap Cumhuriyeti, Irak, Gine , Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo Cumhuriyeti, Fildişi kıyısı cumhuriyeti,1.Dahomey cumhuriyeti v.b cumhuriyetler kurulmuştur.

CUMHURİYET ÇEŞİTLERİ
Eğer egemenlik hakkını kullanacakları çok çok sınırlı sayıda seçer ve halkın çoğunluğuna bu yol kapalı tutulursao zaman gene de bir cumhuriyetten söz edilebilir ama bunu niteliği özlenilen bir biçim olmaz: oligarşik bir cumhutiyet söz konusudur. Başka bir değişle, evet egemenliği kullananlar kulanan belli aralıklarla seçilmektedirler ama bu seçimi toplumun çok küçük bir kesimi yapmaktadır. Bu seçim toplumun bütününü hiç olmazsa öenmli bir ölçüde karşılayabilecek derecede geniş kesimlerce yapılıyorsa o zaman belki “halka dayalı” bir cumhuriyetten söz edilir.
Gerçek bir cumhuriyet için seçimin çok geniş halk katılımı ile yapılması gereklidir ama yeterli değildir. Hemen hemen bütün halk kesimlerinin seçime katıldığı cumhuriyetleri bu açıdan ikiye ayırabiliriz: Eğer halk seçimi özgürce yapabiliyorsa, o toplumda temsil edilen belli başlı düşünce akımlarının yandaşları siyasal partiler kurup halkın karşısına çıkabiliyorlarsa, o zaman demokrasinin de içinde bulunduğu bir cumhuriyet söz konusudur. Ama bir cumhuriyette yurttaşlar sadece belli kişilere oy vermek zorunda iseler, siyasal çoğulculuk yoksa veya seçimlere yansımıyorsa o zaman demokrasinin niteliklerini taşımayan bir cumhuriyetle karşı karşıya bulunuyoruz demektir.
Basit çizgileriyle açıklamaya çalıştığımız bu iki ana devlet biçiminin arasında kalan önemli bir tür dah vardır. Bu tür aslında “Monarşi”nin bir çeşitidir. Ama bu türde halk ve hükümdar, egemenliği bir ölçüde paylaşırlar. Bugünkü biçimi ile, bu tür monarşilerde egemenliği aslında halk kulanır ama devletin başı olan hükümdar egemenliğin tarihsel ve geleneksel açıdan kurmsal da olsa sahibidir. Avrupa’da demokrasi ve monarşi yandaşlarının uzun ve kanlı bir mücadelek sonunda eriştikleri bu devlet biçimi “meşruti monarşi” adı verilir.bu devlette halk hükümdarın egemenlik hakkına saygı duymakta ama kendi dilediği siyasal partiy ülkeyi yönetmek için özgürce seçebilmektedir.
“Cumhuriyet” en güzel anlamda egemenliği kullananların “seçimle belirlendiği sistemdir. Monarşide ise egemenlik bir aileye (veya hanedana)
ait olup, onun içinde tek kişi tarafından kulanılıyordu.
Demokrasinin en ülküsel yönetim biçimi olduğu söylenebilir. İnsanların bütün temel haklarına sahip olmasına, toplum içinde çeşitli düşüncelerin temsil edilmesine, yurttaşın yöneticilerini bu düşünce akımlarının mensupları arasında serbetsçe seçebilmesine, onların heran denetleyebilmesi esaslarına dayanan bir rejimdir demokrasi. Bu mekanizmanın işlemesindeki temel koşul ise “eşitlik” tir. Yasalar karşısında bütün yurttaşlar eşit değilse demoraside söz edilemez.