Dil ve toplum

Dil toplumsal bir araç olduğu için kişilerin toplumsal hareket ve davranışlarını etkileyebilir. Toplumlar dil kontrolünü sağlamak amacıyla iki sistem üretirler. Bunlar norm üretmek ve bu ürettikleri normlara motivasyon sağlamak. Konuşma dilinde birçok çeşitlilik vardır bu çeşitlilikler toplumsal ögelerin sayesinde meydana gelir.

Bazı insanlar birbirleri ile konuşurlar. Bir süre sonra bakıldığında konuşmaları birbirlerine benzemeye başlar. Buna konuşma abağdaşması denir. Toplumlar dili kullanırken kültürel farklılaşmadan dolayı birbirlerini yanlış anladıkları için bu sorunu çözmek adına bir çok sistem ortaya atılmıştır. Levinson nezaket konusunda üç ana strateji ortaya atar. Bunlar: Negatif, Pozitif ve örtük nezakettir. Bu stratejileride ” onur ” kavramı ilede yakından ilişkilendirmiştir. Negatif nezaket, toplumsal mesafe için gerekli olduğundan daha resmi stratejilerden meydana gelir. Örnek olarak göstermek gerekirse ” Kapıyı açabilir misiniz? ” gibi. Pozitif Nezakette ise toplumsal mesafenin azaldığı onun yerine yakınlık samimiyetin olduğu örnek verecek olursak ” Abla kapıyı açsana ” gibi. Örtük ise bunlardan farklı olarak dinleyiciye baskı uygulamadan istekleri örtük şekilde karşı tarafa sezdirerek anlatmasıdır.

Dil ve Alfabe, milletlerin oluşmasında milli kimliklerin ortaya çıkmasında kritik derecede önemli olmuştur. Dil kullanımında etkili olan bir diğer toplumsal olgu da toplumsal sınıflar ve gruplardır.

Güncel sözlükte: İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisan, zeban 2. Bir çağa, bir gruba, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi:  3. Belli mesleklere özgü dil: Hukuk dili. 4. Düşünce ve duyguları bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracı. Kısaca, insanın iletişim yeteneğidir diyebiliriz.  Bak: dmy.info/Düşünce nedir?

dil-tanımı-150x148Dilbilim sözlüğünde: İnsanlar arasında karşılıklı haberleşme aracı olarak kullanılan; duygu, düşünce ve isteklerin: ses, şekil ve anlam bakımından her toplumun kendi değer yargılarına göre biçimlenmiş ortak kurallarının yardımı ile başkalarına aktarılmasını sağlayan, seslerden örülü çok yönlü ve gelişmiş sistem olarak tanımlanır. Dünya üzerinde konuşulan diller, köken ve yapı bakımından sınıflandırılmaktadır. Köken bakımından yapılan sınıflandırmada aynı ana dile bağlanan bir akrabalık vardır. Hint-Avrupa, Hami-Sami, Fin-Ugur, Ural ve Altay dil aileleri bu temeldeki bir sınıflandırmaya dayanan dil aileleridir. yapı bakımından da tek heceli diller, eklemeli diller,  ve çekimli diller olmak üzere üçe ayrılır. Her dil taşıdığı söz hazinesine, kullandığı alanlara, yaşayıp yaşamadığına ve toplumun içinde onu kullanan kesimler açısından taşıdığı farklı özelliklere göre konuşma dili, yazı dili, halk dili, aydın dili, bilim dili, edebî dil, kültür dili, millî dil, ortak dil, resmî dil, yaşayan dil, ölü dil olarak da sınıflandırılabilir.

dunya-dilleri-150x68Dünyada yedi bin civarında dil mevcuttur. Avrupa’da 230 dil konuşulurken Asya’da 2197 farklı dil konuşulur. En çeşitli dil alanı Papua Yeni Gine’dir 4 milyon kişi 832 farklı dil konuşur. (4 bin kişiye 1 dil) Dil ile lehçe ayrımına göre dil sayısı değişir. 2100 yılına gelindiğinde dillerin %90’ının yok olacağı düşünülmektedir.Dil, bilişsel bir yetenek olan karmaşık iletişim olarak tanımlansa da birçok anlamı içinde barındırır. İlk dilin ne zaman oluştuğu tartışma konusudur. Tüm canlıların bir iletişim etkinliği vardır. Bir şekilde diğerlerine bağlıyızdır. Maymunların işaret dili öğrendiğini ve kendi aralarında da belirli ifadeler kullandığını biliyoruz. İnsanların da belli ifadeleri kullanabilmesi 2.3 milyon yıl öncesine( homo habilis) dayanır. Beynin boyutları arttıkça ilkel iletişim düzeni dile doğru evrilmiştir. Bugünkü anlamda dilin yüz bin yıl ve sonrasına ait olduğu düşünülmektedir.

dil-nedirTüm diller bazı işaretleri belli anlamlarla ilgilendirmek üzerine kuruludur.  Bir çeşit toplum sözleşmesidir denebilir. Bu yüzden ulus olmak en önce dille ilgilidir. Toplum olmanın ilk şartı birbirini anlamaktır. Üzerinde uzlaşılan imge ve simgeler insanları uzlaştırmış, ortak ülküye yöneltmiştir. Dil, insan beyninde birçok alanda işlenir ancak Broca ve Wernicke alanları önemlidir. İnsan bebekleri 3 yaşında akıcı konuşmaya başlar. Bütün hayatında da dili öğrenir ve değiştirir. Dil, konuşanlarının uzlaştığı bir sistemdir. Düşünceyle iç içedir. Düşünce çoğunlukla kendi kendine konuşmaktır.(bak:dmy.info/dusunce-nedir/) Felsefe de dille iç içedir. Felsefenin sorgulamaları düşüncenin en büyük aracı olan dille bağlaşıktır. Dilden bağımsız bir felsefe ya da düşünce vuku bulmamıştır. Filozoflar Antik Yunan’dan beri bunun farkındadır. Gorgias: “Hiçbir şey var değildir, var olsaydı bile, bilinemezdi, bilinse bile, başkasına bildirilemezdi” demiştir. Modern felsefe dilbilimle illgilidir. Bazı felsefe bölümleri dilbilim bölümleriyle birleşerek dilbilim ve felsefe adını almıştır. Kısacası, dil her şeyin olduğu gibi, en başta düşüncenin ve felsefenin aracıdır. Bak. Çankaya Üniversitesi.

Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarını belirler. Ludwig Wittgenstein

Felsefe, aklımızın dille büyülenmesine karşı verilen bir savaştır.Ludwig Wittgenstein

Sessizlik tanrının dilidir, kalan her şey kötü çeviridir.  Mevlâna

Kelimeler ön bilgidir. Bir kişiyi diğerine gösteren iç bağdır, kelimeler değil. Mevlâna 

Sesini değil, sözünü yükselt! Yağmurlardır yaprakları büyüten, gök gürültüleri değil. Mevlâna 

Bir ülkenin kanunlarının çiğnenmesinden sonra en büyük suç, dilinin çiğnenmesidir. Walter Lanoor 

Kendi dilini tam olarak bilmeyen, başka dilleri de bilemez. Bernard Shaw 

Düşünce dili bozabiliyorsa, dil de düşünceyi bozuyordur. George Orwell

Dil bir labirente benzer. Bir taraftan yaklaşırsan yolunun nereye gittiğini bilirsin; aynı yere başka taraftan yaklaşmaya çalışırsan artık yolunun nereye gittiğini bilemezsin. Ludwig Wittgenstein, PI., Oxford 1958,Bilingual, s.82e

Bütünüyle olmasa bile- geniş bir sınıfa ait durumlar için kullandığımız “anlam” sözcüğü şöyle tanımlanabilir: bir sözcüğün anlamı onun dildeki kullanımıdır. Ludwig Wittgenstein, Philosophical Investigations.

Dil ve iletişimDil veya lisan, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araç, kendisine özgü kuralları olan ve ancak bu kurallar içerisinde gelişen canlı bir varlık, temeli tarihin bilinmeyen dönemlerinde atılmış bir gizli anlaşmalar düzeni, seslerden örülmüş toplumsal bir kurumdur.[1]

Dil, birbirleriyle yakın ilişkili iki farklı tanımın kullanımını belirtir. Tekil anlamda dil, genel bir olgudur veya örneğin Almanca veya Çince gibi somut bir dili ifade eder. Burada dil genel anlamda bir olgu olarak ele alınmaktadır.

Dil, iki farklı görüş açısı altında tanımlanabilir:

  1. İnsanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan bir araç olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda dil, kelimelerden oluşan, yani vücut dili gibi sözlü olmayan iletişim biçimlerinin yanı sıra insanların en etkili iletişim şekli olan sözlü iletişimi tanımlar. Dil, ses dalgaları aracılığıyla akustik olarak ve sözcükler aracılığıyla veya işaret dilinde olduğu gibi işaretler aracılığıyla görsel olarak aktarılır (“İşaret dili” ile karşılaştırınız). Ayrıca dokunma vasıtasıyla dokunsal işaretlerle veya Lorm’lar aracılığıyla aktarılır. Birbirlerini görmeyen ve duymayan insanlar arasında yazı ile bir iletişim mümkündür (“Yazı dili” ile kıyaslayınız. Konuşma dilinin ve yazı dilinin tanımları). Dil, anlambilimsel bilgiler içeren bir kelime hazinesine sahiptir ve dilin, sözcüklerin birbirleriyle ilişki kurmasını sağlayan bir dil bilgisi yapısı vardır. Bir dilin en küçük parçası sözcük, jest veya seslenmedir. Konuşmacıda olan hemen hemen aynı bilgi dinleyicide de olduğuna güvenilirse etkili bir iletişim sağlanmış olur. Bu bakımdan sözcükler bilinçli olarak seçilmiş sembollerdir ve aynı şekilde istence bağlı düşüncelerdir. Örnek olarak Edward Sapir’in dil tanımı şu şekildedir (1921): “Dil; duyguların, düşüncelerin ve isteklerin serbestçe oluşturulmuş semboller sistemi aracılığıyla aktarılması için ayrıcalıklı olarak insanlara özgü, içgüdüsel olmayan bir yöntemdir.
  2. Mutlak anlamda dil, düşüncenin ve dünya görüşünün iletişim aracı olarak tanımlanır. İlk olarak Wilhelm von Humboldt’un yaptığı gibi bu tanım, dilin insanların bütün karmaşık etkinlikleri ve düşünce süreçleri için vazgeçilmez olduğu gerçeğinden yola çıkmaktadır. Dil insanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan tamamlayıcı bir araç değildir, aksine dünyadaki nesnelerin ve olguların algıları da dilsel olarak oluşturulur. Nesneler ve durumlar dünyanın dilsel olarak kavranışı sayesinde anlamsal bağlamlara dönüşürler. Bu anlamsal bağlamlar olmadan insanlar için dünyada bir yol bulma olanağı mümkün olmazdı. O hâlde insan ilk olarak anlamsal sayılan bir dünyada hayvan gibi yaşamamıştır. İnsanlar bu dünya üzerinde başlangıçta bütünleyici olarak ve zaman zaman dil aracılığıyla anlaşmıştır, hatta dil ile iç içe yaşamıştır. Bu, nesnelerin her zaman dilsel bir bağlamda bulunduğu insanın var olmasını ifade eder. Bu yaklaşım da dilin olgusu karşısında bir iletişim aracı olarak bulunur. (Martin Heidegger, Ernst Cassirer, Hans-Georg Gadamer).

tüm dünya dilleriAyrıca dilin gösterge bilimiyle (işaret bilimi) bağlantılı olan tanımı da önemlidir. Bu gelenekten sonra Ferdinand de Saussure, dili bir göstergeler sistemi olarak tasarlamıştır ve bu dil göstergesini telaffuzun (signifiant = gösteren) ve fikrin (signifié = gösterilen) zorunlu ilişkisi olarak hatta zihinsel bir şeyler olarak ifade etmiştir.

Dil, kuşaklar arasında ve aktüel durumda insanlığın kullandığı bağdır. Bu bağ kültürün taşıyıcısıdır. Bundan dolayıdır ki, dil ve kültür birbirini sürekli etkileyen iki olgudur. Bu iki olgudan herhangi birinde olan değişiklik diğerini de etkiler. Bu da doğal bir süreklilik ve tabii olma durumunu doğurur. Dil, toplumda var olan bir gerçekliktir. Onun için toplum örnekleminde bulunan unsurların benimsemesi olmadan bir dile dışarıdan etki etmek zordur.