Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koşma, atma ve atlama ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli birer parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiğini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.
MÖ. 776 yılında başlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koşu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreşle birleştirilerek, antik pentatlon oluşturulmuştu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayıda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliği olan okçuluğa ters düştüğü için diğer sporlarla birlikte atletizm, krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı.
17. yy’da soylular, uşaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye başlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koşuları izledi. Düzenli yarışlar ilk kez 1825’te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin başlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861’de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, “Mincino Lane Athletic Club” ismiyle kuruldu ve 1866’da da ilk şampiyona düzenlendi.
1877’de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaşmayı yaptılar. Buna 1895’te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaşma izledi. Bu yıllardan başlayarak atletizm ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya başladı. Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları,       1912’de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181’den fazla ülkenin üye olduğu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’nin kuruluşu 1913’te tamamlandı. Birleşmiş Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie bu kuruluşun ilk genel sekreterliğine getirildi.
1917’de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya başladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921’de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beş dalda yapıldı, ancak 1936’da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı.
1939’dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaşmaya başladı, 1960’larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaştı. Atletizm, 1896’dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977’de, ilk Dünya Atletizm Şampiyonası 1983’te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967’de düzenlenmeye başlandı.
Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklar, 1979’da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı. Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına rağmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü.
Örneğin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler Birliği uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rasgele doping testi uygulamayı kararlaştırdılar. 1990’da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanı sıra gizli profesyonellik de girdi.

Yurdumuza atletizmi, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eğitimi öğretmeni Curel getirdi. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü. Burada koşu, atma, atlama yarışları yaptırarak başarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda “pilav günü” geleneğine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri başladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da Kurtuluş Kulübü’nde başladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve Çelebioğlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.

İlk Türk atleti Çanakkale Savaşları’nda şehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Şair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912’de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922’de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları başladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Kurtuluş ve Beyoğluspor’un yarışmalara getirdiği rekabet havası izledi.

Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye Birinciliği Yarışmaları, 5 Eylül 1924’de Eskişehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek başkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eğitim ve gelişmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eğitim çalışmalarıyla; Ömer Besim Koşalay, Rauf Hasağası, Adil Giray, Şekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar Aşan, Ünvan Tayfuroğlu, Vildan Aşir Savaşır gibi atletler yetişti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim Koşalay, 13 yıl süren atletizm yaşamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1’lik derecesiyle ikinci gelen Semir Türkdoğan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih Türdoğan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6’lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer Baloğlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Şevki Koru’ydu.

1940 yılında atletlerimiz Balkan Şampiyonluğunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, şampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti. Savaş sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki başarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53’lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.

1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası Şampiyonluğu’nu da kazanarak, bir sezon içinde erişilmesi çok güç başarılara ulaştı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın başarıları izledi.

Olimpik alanda bir başka başarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18’lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koşan İsmail Akçay ve Hüseyin Aktaş’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli başarılarıydı.

1960’lı yıllarda başlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye başladı, 1970’li yıllarda başarılar maraton ve kır koşularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koşularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken başlıca isimler oldu. Bu dönemin en önemli başarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20’lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.

Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980’li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve 1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiği ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.

1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı.

1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Şampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliği kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Şampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray Akbaş’ın şampiyonluğundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım şampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliği kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.

1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Şampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen Karadağ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Şampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Şampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu. Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap Aktaş, altın madalya kazandı.

1995 yılı pistte, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliğini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.

1996 yılı şubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Şampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81’lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan şampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.

 

 

Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koşma, atma ve atlama, ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiğini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.

MÖ. 776 yılında başlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koşu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreşle birleştirilerek, antik pentatlon oluşturulmuştu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliği olan okçuluğa ters düştüğü için diğer sporlarla birlikte atletizm de krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı. 17. yy’da soylular, uşaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye başlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koşuları izledi.

Düzenli yarışlar ilk kez 1825’te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin başlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861’de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, “Mincino Lane Athletic Club” ismiyle kuruldu ve 1866’da da ilk şampiyona düzenlendi. 1877’de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaşmayı yaptılar. Buna 1895’te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaşma izledi. Bu yıllardan başlayarak atletizm; ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya başladı.

Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912’de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181’den fazla ülkenin üye olduğu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’ın kuruluşu 1913’te tamamlandı. Birleşmiş Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie, bu kuruluşun ilk genel sekreterliğine getirildi.

1917’de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya başladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921’de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beş dalda yapıldı, ancak 1936’da IAAF’ın, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI fesh edildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı. 1939’dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaşmaya başladı, 1960’larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaştı.

Atletizm, 1896’dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977’de, ilk Dünya Atletizm Şampiyonası ise 1983’te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar, 1967’den itibaren düzenli olarak yapılmaya başlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklar, 1979’da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.

Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına rağmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü. Örneğin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler Birliği uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rastgele doping testi uygulamayı kararlaştırdılar. 1990’da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanısıra gizli profesyonellik de girdi.

Atletizmin “yaralanma” anlamında fazla riskli bir spor olmadığı düşünülebilir. Oysa, birebir rakiplerin bedenini hedeflemeyen atletizmde de yarışmalar esnasında bazı sakatlıklar oluşabiliyor. Bütün sporların sporu olarak değerlendirilen atletizmde görülen bu sakatlıklıklar, bilinçi bir program uygulanması ve dikkatli olunması durumunda büyük ölçüde engellenebiliyor.

Atletizm Milli Takım Doktoru Tamer Çavuş’un belirttiğine göre atletizmde sporcu yarışmalardan çok antrenmana vakit ayırıyor, bu yüzden de sağlık sorunları daha çok antrenmanlardan kaynaklanıyor.

Atletizmde genel anlamda görülen sağlık problemlerini Doktor Çavuş ile görüştük. Buna göre atletizm sporunda görülen yaralanmalar daha çok şu sebeplerden oluşuyor;

·           Genel anlamda yaralanmaların % 60’ı antrenmanların yoğunluğundan kaynaklanıyor.Sporcudaki yapısal anotomik bozukluklandan (bacak uzunluğu eşitsizliği, düz tabanlık) kaynaklanıyor. Bu durumda sporcunun dış desteğe ihtiyacı oluşuyor, Uygun ayakkabılar ve uygun koşu stili (parmak ucu veya topukla koşmak) gibi.

·           Zemin bozukluğu atletlerde zaman içerisinde sağlık yaralanmalar oluşturabiliyor. Sert ve kötü zemin yaralanmalar için önemli bir gerekçe. Çünkü atletin sert zeminde koşması vücuduna koşma esnasında daha kuvvetli bir şok uygulamsı anlamına geliyor.

·           Ekipman yetersizliği veya uygunsuzluğu da atletizmde sporcuyu yaralayan etkenlerden biri. Bir atletn ayakkabısının esnekliği ve uzun süre kullanılmaması çok önemli. Ayakkabı uzun süre kullanıldığı takdirde, adımlarda oluşan şoku emme özelliği yok oluyor.

Atletizmi koşma, atlama, atma şeklinde üç ana branşta düşünürsek, her branşta bir takım sağlık problemleri yaşamak mümkün. Doktor Tamer Çavuş bu problemleri şöyle açıklıyor;

Koşucularda görülen sağlık problemleri:

*Kas yaralanmaları görülebilir. Daha çok kuvvet ve ani hareketler gerektiren, patlayıcı tarzda gelişen kısa koşularda (sprinter) aşil tendonu zorlanmaları görülür.

*Uzun mesafe koşucularında ayak tabanında ağrılar (plantor fosciitis) oluşabilir. Bunun yanısıra ayağın aşırı kullanımıyla ilgili plantor fosciitis rahatsızlığı olan hastalarda  topuk dikeni denilen sorun ortaya çıkar.

*Dizin dış bölümünde ağrılar (iliobial – bond friksiyon sendromu) oluşabilir. Bu rahatsızlık uzun süre yokuş aşağı koşankoşucularda görülür ve koşmaya başladıktan 20 dakika sonra ortaya çıkar. Hastalık parkurun ve sitilin düzeltilmesiyle ortadan kaldırılabilir.

*Diz önünde ağrılarla ortaya çıkan koşucu dizi hastalığı ( patella – femoral sendromu) görülebilir. Bu hastalık yokuş aşağı ve yukarı çıkılan koşulardan kaynaklanır. Çok sık rastlanan bu hastalık diz çökme ve çömelme durumlarında sporcuya ağrı verir.

*Ayak kemiğine aşırı yüklenmekten stres kırığı adında bir rahatsızlık oluşur. Bu hastalıkda kemik ayrılmasa da kırık oluşur. Bacak ve ayak kemiklerinde, daha çok da ayak tarak kemiğinde görülür. Bu kırığın bir başka özelliği ise röntgenle ancak oluştuktan iki hafta sonra farkedilebilmesi.

*Ayak bileği ve bağ yaralanmaları görülebilir. Aşırı yüklenmekten kaynaklı ayak bileği bağlarında gerilme ve kopma yaşanabilir.

Atletizmde atmaya dayanan branşlar, genelde iri yapılı kişiler tarafından yapılıyor. Bu dallarda en önemli yaralanmalar, yanlış teknik uygulamalarından kaynaklanıyor.

Atma branşlarında görülen sağlık problemleri;

*Dirseğin iç tarafında ortaya çıkan ağrılarla kendini gösteren ciritci dirseği adlı hastalık  oluşabilir.  Kolun alt tarafındaki kemiği, üst kısmındaki kaslara bağlayan kirişte, sürekli ve sert atışlardan kaynaklanan zorlanma sonucunda oluşur.

*Koldaki sinirlere dirsek bölgesinde yapılan basınç sonucunda ellere giden sinirler etkilenir ve parmaklarda uyuşma meydana gelir. (ciritci ulnar nevriti)

*Güllecilerde aşırı yüklenme sonucunda omuz kaslarını saran kılıf yırtılabilir. (Rotator cuff yırtılması)

*Güllenin ağırlığından kaynaklı elde oluşan baskı sebebiyle bileğin zorlanması sonucu doğabilir.

*Gülleciler vücudun dönme hareketi esnasında bacaklardan güç aldıkları için dizlerde oluşan zorlanmadan kaynaklı menisküs oluşabilir.

Atletizmin atlamaya dayanan branşlarındaysa şu sağlık problemleri görülebiliyor:

*Uzun ve üç adım atlamada topuk ezilmesi görülebilir.  Atlama anında topuk kemiğiyle der arasında kalan ve topuk yastığı adı verilen yağ dokusunun ezilmesiyle oluşur.

* Ayağın taban kısımlarındaki kaslar  ağrıyabilir. (Plantor Fasciitis)

*Ayak bileğinin arka kısmındaki bağlarda sorlanma olibilir. (Aşil Tendom yaralanmaları)

*Ayak bileğine uygulanan basınçtan kaynaklı problemler oluşabilir.

*Uyluk kemiğinin arka kısmındaki kaslarda problemler oluşbilir.

*Yüksek atlayıcılarda diz bölgesinde problem oluşabilir. Sıçrama anında dizlere yoğun şok uygulamasından kaynaklı oluşur.

*Kötü düşme teknikleri yüzünden bel ağrıları oluşabilir.

*Sırıkla atlamacılarda omuz ve karın bölgesinde sorun yaşanır. Bunun sebebi ise sırıkla yükselirken en çok omuza yüklenilmesidir.

Atletizmde Yaralanmalar Nasıl Engellenir?

Çavuş’tan alınan bilgiye göre, atletizmde yaralanmaları engellemek mümkün. Bunun için şu konulara dikkat etmek gerekiyor:

·           Uygun antrenman modelleri uygulanmalı

·           Isınma, germe ve soğuma egzersizlerine önem verilmeli

·           Aşırı sert zeminlerden kaçınılmalı

·           İyi bir koşu tekniği ve stili geliştirilmeli

·           Ayakkabılar uygun olmalı

·           Beslenme, su kaybı, ısı ve nem konularına önem verilmeli

Doktor Tamer Çavuş’un atletizmdeki yaralanmaların en aza indirilmesi konusunda en çok önem verdiği konu ise antrenman bilimi ve tıbbın koordineli çalışması. Dr. Çavuş, “Aşırı yüklenme sonucu oluşan yaraların önlenmesi için öncelikle fizyoloji ve biomekanik bilimleri, yaralanma oluştuktan sonra ise ortopedi ve fizik tedavisi gibi branşların devreye girmesi gerekiyor. Bu durum beraberinde multi disipliner bir sonuç gerektirir. Performans sporlarında başarılı olan ülkeler antrenman bilimi ile tıbbı bir arada iyi kullanabilen ülkelerdir” dedi.

 

 

 

Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koşma, atma ve atlama ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli birer parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiğini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.

MÖ. 776 yılında başlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koşu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreşle birleştirilerek, antik pentatlon oluşturulmuştu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayıda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliği olan okçuluğa ters düştüğü için diğer sporlarla birlikte atletizm, krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı. 17. yy’da soylular, uşaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye başlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koşuları izledi.

Düzenli yarışlar ilk kez 1825’te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin başlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861’de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, “Mincino Lane Athletic Club” ismiyle kuruldu ve 1866’da da ilk şampiyona düzenlendi. 1877’de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaşmayı yaptılar. Buna 1895’te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaşma izledi. Bu yıllardan başlayarak atletizm ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya başladı.

Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912’de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181’den fazla ülkenin üye olduğu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’nin kuruluşu 1913’te tamamlandı. Birleşmiş Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie bu kuruluşun ilk genel sekreterliğine getirildi.

1917’de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya başladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921’de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beş dalda yapıldı, ancak 1936’da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı. 1939’dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaşmaya başladı, 1960’larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaştı.

Atletizm, 1896’dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977’de, ilk Dünya Atletizm Şampiyonası 1983’te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967’de düzenlenmeye başlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklar, 1979’da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.

Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına rağmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü. Örneğin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler Birliği uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rastgele doping testi uygulamayı kararlaştırdılar. 1990’da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanısıra gizli profesyonellik de girdi.