Düşünce özgürlüğünden söz edebilmek için, düşüncenin hiçbir korku ve kaygıya kapılmaksızın üretilebilmesi, toplatma, yasaklama, tehdidi ve fiili engeller olmadan, hiçbir izne bağlı olmadan bireysel olarak da topluca ifade edilebilmesi, üretilen düşüncenin paylaşılması ve zenginleştirilmesine olanak sağlayacak özgür tartışma ortamı ve  nihayet düşüncenin doğruluğu ve yanlışlığının saptanabilmesi için yaşama geçirilmesi fırsatının tanınması gerekir.

İnsan haklarının ve demokratikleşmenin önündeki yasal ve fiili engellerin kaldırılması, haklarına saygının yaşama geçirilmesi, her şeyden önce güç kullanma tehditlerinden arınmış, demokratik bir tartışma ortamının ve düşünceyi açıklama özgürlüğünün yaratılması ile olanaklıdır. Düşünceyi açıklama özgürlüğü, diğer özgürlüklerin “olmazsa olmaz” koşuludur. Düşünce özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü, basın ve iletişim özgürlüğü, siyasal , , vakıf ve hakkı, ülke yönetimine katılma, seçme ve seçilme hakkı vb. ve özgürlüklerle iç içe olan özgürlüktür.

Bu hakların ve özgürlüklerin kullanılabilmesi, düşünce ve ifade özgürlüğünün varlığına ve korunup geliştirilmesine bağlıdır. İnsan haklarına dayalı, demokratik ve özgürlükçü, çoğulcu bir toplum oluşturma hedefinin adımı, düşünceyi açıklama özgürlüğünün gerçekleştirilmesidir.

‘Düşünceyi açıklama özgürlüğü her şeyden önce birçok özgürlük için, birçok özgürlük de bu özgürlük için bir araçtır ve bütün özgürlüklerin temelinde düşünceyi açıklama, anlatım özgürlüğü vardır.’ dedi. Her düşüncenin açıklanabildiği, hiçbir düşüncenin ayrıcalıklı sayılmadığı bir ortamda tartışmaların dogmalaşmayı, tabulaşmayı önleyip, öfkeleri yatıştırarak, barışı sağlayacağına; sorunların önündeki barajın açıklama özgürlüğü ile aşılabileceğine; uç fikirlere sahip kişilerin sistem içinde kalacak biçimde diyalog kurarak, toplum barışını bozma gereği duymadan, yan yana gelebilmelidir.

TÜRKİYE’DE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ VAR MI?

Türkiye’dedüşünce özgürlüğünün önündeki en büyük engel, sınırları 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle çizilen 1982 Anayasası ve ilişkili yasal çerçevedir. Ancak uygulamada bu kısıtlamaların da ötesine geçilerek genişletici yorumların yapıldığı, yasa hükümlerinin hiçe sayıldığı, keyfi engellemelere gidildiği  ve hatta yargısız infazlar yoluyla kimi insanların yaşamlarına son verildiği görülmüştür.

Türk Ceza Yasası, Sıkıyönetim Yasası, Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kuruluş Yasası, Terörle Mücadele Yasası, Siyasi Partiler Yasası, Basın Yasası, Dernekler Yasası, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası, YÖK Yasası başta olmak üzere bir çok yasa düşünceyi açıklama özgürlüğünü yasaklayan veya sınırlayan yüzlerce madde içermektedir. Türk Ceza Yasası’nın “halkı askerlikten soğutma” suçunu düzenleyen 155’nci, Cumhurbaşkanı’na hakareti düzenleyen 158 nci, “Türklüğe, Cumhuriyete, TBMM’ye, hükümetin manevi kişiliğine, bakanlıklara, devletin askeri, polisiye kuvvetlerine, adliyenin manevi kişiliği”ne hakareti düzenleyen 159’ncu, “halkı sınıf, ırk, din ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik suçunu düzenleyen 312/2’nci maddeleri ile Terörle Mücadele Yasasının 8. maddesi düşünce açıklamalarını cezalandırmada en sık kullanılan maddelerdir.

Düşünce özgürlüğünün ve insan haklarının ülkemizde hakimiyetini isteyenler öncelikle suç ve suç örgütlerini hukuk alanına bırakma alışkanlığını, mahkeme kararına saygıyı, beğenmedikleri ve tanımadıkları düşünce ve bilgileri insan yaradılışının farklılığı olarak kabul etmek mecburiyetindedirler. Bir toplumda bir kişiye yapılan haksızlık yarınlarda herkese yapılır. Aydınlar, bilgiye ve esere dayalı diyaloglarla sanatta, kültürde ve siyasette kendi görüşlerinin de karşıtlarıyla çarpışa çarpışa gelişeceğini bir yetişkin gibi içlerine sindirmelidirler.

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ  ALANINDA GELİŞME KAYDEDİLDİ Mİ?

Hükümetler, programlarında özgürlükleri geliştirme yönünde verdikleri sözleri yerine getirmemişlerdir. Bu bir acizlikten kaynaklanmıyor. İstendiğinde çok çabuk toplanan ve yasa çıkarabilen Meclis, sıra özgürlüklerle ilgili düzenlemelere geldiğinde bir türlü çalışmıyor.  Bu durum, demokrasi ve insan haklarına inançsızlığın göstergesini oluşturmaktadır.

Özgürlükleri geliştirme adına yapılan, düzenlemeler, çoğu kez TCK’nun 141 ve 142. maddelerinin yerine Terörle Mücadele Kanunun 7 ve 8. maddelerinin getirilmesinde olduğu gibi, düşünceyi suç sayan yeni yasaların çıkarılması şeklinde olmuştur.

“Düşünce suçluları” için çıkarılan “şartla salıvermeler”, cezaevlerine girecek yeni “düşünce suçluları”na yer açmaktan başka bir işe yaramamıştır. Şartla salıverme yasaları ile, bu yasalardan yararlananların, gelecekte düşünce açıklamaları ceza tehdidi altına alınmıştır.

Türkiye özellikle son on yılda yoğun bir biçimde demokrasi ve insan haklarını tartışıyor. Avrupa Birliği’ne adaylık süreci bu tartışmaları daha da alevlendirdi. Dış ve iç demokratik kamuoyu baskısına karşın Türkiye’nin insan hakları durumunda anlamlı bir gelişme gözlenemiyor. İnsan hakları ihlalleri bazı alanlarda artarak sürüyor.

 

 

İSLAM VE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ

İSLÂM’ın müslümana her konuda ve her işte görüşünü açıklamasına izin verdiği doğrudur. Ancak İslâm bunun; İslâm akidesinden kaynaklanan veya İslâm akidesine dayalı olması ve İslâm’ın mübah kıldığı sınırlar çerçevesinde kalması şartıyla serbest bırakmıştır.

Düşüncesi, şer’i delile dayanması veya şeriatın çizdiği sınırlar çerçevesinde kalması şartıyla; Halifenin benimsediği görüşlerin veya müslümanların büyük bir çoğunluğunun tersine düşünceler olsa bile kişinin dilediği görüşü açıklama hakkı vardır. Hatta İslâm; Allah’ı kızdıracak bir iş yaptığı veya söylediği, zulmettiği zaman, yöneticiyi muhasebe etmeyi, düşüncesini ona söylemeyi müslümana farz kılmaktadır. Üstelik müslümanın bu davranışı Rasulullah (s.a.s)’in:  “Şehitlerin efendisi Hamza ve Zalim bir imamın yüzüne karşı hak söz söyleyen, onu kötülükten alıkoymaya çalışan ve bu yüzden öldürülen kimsedir” hadisiyle de Allah yolundaki Cihadın en üstünlerinden sayılmıştır.

Müslümanın; İslâm akidesine veya İslâm akidesinden kaynaklanan herhangi bir hükme muhalif olan bir düşünceyi söylemesi caiz değildir. Aynı şekilde feminizme, milliyetçiliğe, vatancılığa, bölgeciliğe veya benzerlerine çağrıda bulunması, Kapitalizm veya Sosyalizm gibi küfür ideolojilerine veya İslâm’la çelişen herhangi bir düşünceye çağrıda bulunması caiz değildir.

Bu esaslara göre müslümanın; Kapitalistlerin çağrıda bulundukları düşünce özgürlüğünü kabullenmesi caiz değildir. Rasulullah (s.a.s)’in:  “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kimse ya hayır konuşsun ya da sussun” hadisi şerifi gereğince müslümanın söylediği her söz şeriatla sınırlıdır. Hadisi şerifte geçen “Hayr” kelimesi İslâm veya İslâm’ın kabul ettikleri ile sınırlıdır. Yine Rasulullah (s.a.s)’in:“Arzuları benim getirdiğime (Kur’an’a ve Sünnete) uymadıkça sizden biriniz iman etmiş sayılmaz” hadisince İslâm, İslâm’a muhalif olan her şeye inanmayı hatta meyletmeyi bile yasaklamıştır.

 

“Vatandaşlar bilmelidir ki, inanç ve düşünce özgürlüğü vardır. Ama, işin sonunda bunlar sınırsız değildir. Kişi özgürlüğü karşısında kişilerin tümünün kurduğu ve dayandığı bir de devlet vardır. devletin de istekleri ve egemenliği vardır. Kişilerin özgürlüğünü saklamakla yükümlü olan insanların, öte yandan devletin istek ve egemenliğinin felce uğramamasına çok özen göstermeleri gereklidir.”

M. Kemal ATATÜRK