aşık veysel

Halk ozanlarımızdan Âşık Veysel 1894 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Asıl adı Veysel Şatıroğlu olan ozan, küçük yasta çiçek hastalığı yüzünden iki gözünü kaybetti. Çocukluk döneminde diğer çocukların oyunlarına katılamaması nedeniyle, babası oyalanması amacıyla ona bir saz almıştır. Görmeyen gözleri adeta kalp gözüyle şiirler yazmasına vesile olmuştur.

1933 yılına kadar başkalarının yazdıklarını söyleyen şair, Ahmet Kutsi Tecer ile tanışması ve onun teşvikiyle kendi yazıp, söylemeye başladı. Âşıklar bayramında Atatürk’e hitaben yazdığı, “Türkiye’nin İhyası Hazreti Gazi” adlı şiiri ile yurt çapında tanınan bir şair oldu. Sonrasında Âşık Veysel; Köy Enstitüleri vasıtasıyla tüm yurdu gezerek, türküleri dilden dile aktarılmıştır.

1965 yılında “Anadilimize ve Milli Birliğimize Yaptığı Hizmetlerden Dolayı” TBMM tarafından çıkarılan özel bir kanunla Âşık Veysel’ e aylık bağlanmıştır. “Dostlar beni hatırlasın” , “Uzun ince bir yoldayım”, “Kara toprak” şairin bilinen önemli eserlerindendir. Değerli bir halk ozanımız olan Âşık Veysel 1973 yılında akciğer kanserine yenik düşerek hayata gözlerini yummuştur.

aşık veysel ŞİİRLERİNDE TABİAT

AŞIK VEYSEL ve ŞİİRLERİNDE TABİAT

’in asil adi Veysel Şatıroglu’dur. 1894’te Sivas’a bağlı Sarıkışla ilçesinin Sivralan köyünde doğmuştur. Babasının adi Ahmet, annesinin adi Gülizar’dır. ’in doğumu Ümit Yaşar Oğuzcan tarafından şöyle aktarılır: “ hayatini anlattığı bir şiirinde üç yüz onda gelmişidim Cihana diyor. Yıl 1894 hesapça. Sivas’a bağlı Sarıkışla ilçesinin Sivralan köyünde dünyaya gelmiş. Anası Gülizar, bir yaz günü köy dolaylarındaki Ayıpınar merasına koyun sağmaya gittiğinde; oracıkta bir yol üstünde doğurmuş Veysel’i. Göbeğini de kendi eliyle kesmiş. Yaman kadınmış Gülizar ana. Bebesini bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye dönmüş. Babası Ahmet; bebenin adini Veysel koymuş”

Aşık Veysel sol gözünü yedi yaşındayken bir çiçek hastalığı sonucu kaybetmiştir. Sağ gözüne de daha önceden perde inmiş, bu gözüyle ancak ışıkta seçebiliyormuş. Ama yine talihsiz bir kazayla Aşık Veysel sağ gözünü de tamimiyle kaybetmiş. Küçük yaşta iki gözünden de olmuş. Bu talihsizlikler sonucu hayata küser gibi olmuş ama sonra kendisine bir avuntu bulmuş, onunla kederini bir parça unutmuş, hayatinin sonuna kadar onunla söylemiş, onu çalmış; sazı…

Veysel’e bir uğraş bulmak için babası ona Halk ozanlarından şiirler okumuş, ezberletmiş. Sivas’ın köylerinden evlerine gelen ozanları da dinleyerek iyice heveslenmiş Veysel ve dersler almaya başlamış. “İlk derslerini Çamşıhlı Ali Ağa’dan almış ve uzun bir süre ünlü halk ozanlarının şiirlerini çalıp söylemiş”

1919 senesinde Esma adında bir kızla evlenir, iki sene sonra hem annesi hem babası vefat ederler. Evliliğinde de talihsizlikler yakasını bırakmamış Aşık Veysel’in; ikinci çocuğu on günlükken ölmüş, annesi de başkasına kaçmış. Veysel’in saza sarılışında daha da dertlenişinde bu olay çok etkilidir. İkinci defa evlenmiş. Bu evliliği diğerinden daha bahtiyar olmuş.

Uzun bir dönem kendi şiirlerini söylemez. Ancak Ahmet Kutsi Tecer’le tanışması onun hayatında önemlidir. Çünkü onun şiirlerinin ortaya çıkmasına yardımcı olacak ona sırdaş olacak bir kişi konumundadır Tecer. Halk Şiiri’ne gönül vermiş olan Tecer onu ülkeye duyurur. Aşık Veysel de onu çok sevmektedir. Yine Ahmet Kutsi Tecer vasıtasıyla Köy Enstitüleri’nde Saz Hocalığı yapar. 1965 senesinde T.B.M.M Aşık Veysel’e “Anadilimize ve Milli Birlikteliğimize” yaptığı hizmetlerden dolayı özel bir kanunla maaş bağlamıştır.

Şiirlerini çok akıcı bir dille, güzel bir Türkçe’yle söylemiştir. Bestelenmiş şiirleri de vardır. Aşık Veysel Şatıroglu 21 Mart 1973 tarihinde vefat etmiştir.

Veysel’in Şiirinde Tabiat

Aşık Veysel’in şiirlerinde birçok konu bulmak mümkündür. Ancak öne çıkan bazı konular olacaktır çünkü Veysel bir halk şairidir. Bizzat halkın içindendir, köylüdür. Günümüz şehir yaşantısının ve yaşayanlarının köyden uzaklığı bir nevi “sessizlikten ve doğa”dan uzaklığı olarak da algılanabilir. Köyde de yaşanagelen günlük bir hayat vardır ancak daha samimi insanların daha yakın olduğu bir yaşamdır bu. Bu nedenle bir halk şairinde doğaya yakınlıkla beraber sessizliğin birer yansıması olarak yalnızlık ve gurbeti görmek çok doğaldır. Aşık Veysel’in şiirindeki doğadan sesler şehir hayati içinde ancak sessizlik olsa gerek. (Ağaçlar, rüzgar, dağlar, nehirler vs.den bahseden bir şiir düşünüldüğünde) Aşık Veysel’in bir dönem Vatanla, M. Kemal’le, medeniyette ilerlemeyle ilgili şiirleri de vardır. Ancak Saz Şiiri geleneği içinde değerlendirilecek olursa bu şiirlerde biraz zorlama olduğunu da fark edebiliriz.

Buna göre Aşık Veysel’in “kendisini” aramamız gereken şiirler Halk Şiiri geleneği içinde yazılmış olanlarıdır. Kriter olarak konuyu aldığımızı belirtmeliyiz.

Çünkü Aşık Veysel her şiirini heceyle söylemekte, her şiirinde kalıplara uygun kafiyeler kullanmaktadır.

Aşık Veysel’in doğa ile ilgili inceleyebileceğimiz ilk şiiri Kara Toprak; baştan

sonra toprağı anlatan ve öven bir şiir. Bu şiirle ilgili bir görüşü şöyledir: “Bu şiiri Halk edebiyatında örneğine pek çok rastlanan ve koşma tarzında yazılan “tabiat tasvirleri” nevine sokmak mümkündür. Saz şairleri bu tarz eserlerinde ekseriya belli bir yeri, bir dağı, bir köyü tasvir ederler. Aşık Veysel bu tarz şiirler söylemiştir. “Kara Toprak” şiirinin onlardan farkı, belli bir yeri değil, genel olarak toprağı övmesidir. Burada tabiattan doğrudan doğruya alınan bir duyu veya duygudan çok, bir “düşünce” bahis konusudur”. Bu şiirde köylünün yaşayışında çok önemli bir yer tutan toprak baş tacı ediliyor. Gerçekten de oraya bağlı bir yaşayışın ürünü bir düşünce tarzı. Bununla beraber dinle, insanlık tarihiyle, çiftçilikle de yoğrulan bir şiir. Ama bunlardan önce Veysel şiire şu dizelerle başlıyor:

Dost dost diye nicesine sarıldım

Benim sâdık yârim kara topraktır

Beyhude dolandım boşa yoruldum

Benim sadık yarim kara topraktır.

Şair daha şiirinin başından toprağına bir yâr gibi candan bir dost gibi sarıldığını belirtiyor. Şiirin devamı:

Nice güzellere bağlandım kaldım

Ne bir vefâ gördüm ne fayda buldum

Her türlü isteğim topraktan aldım

Benim sâdık yârim kara topraktır

Koyun verdi kuzu verdi süt verdi

Yemek verdi ekmek verdi et verdi

Kazma ile döğmeyince kıt verdi

Benim sâdık yârim kara topraktır

Adem’den bu deme neslim getirdi

Bana türlü türlü meyva yetirdi

Hergün beni tepesinde götürdü

Benim sâdık yârim kara topraktır

Karnın yardım kazmayınan belinen

Yüzün yırttım tırnağınan elinen

Yine beni karşıladı gülünen

Benim sâdık yârim kara topraktır

İşkence yaptıkça bana gülerdi

Bunda yalan yoktur herkes de gördü

Bir çekirdek verdim dört bostan verdi

Benim sâdık yârim kara topraktır

Havaya bakarsam hava alırım

Toprağa bakarsam dua alırım

Topraktan ayrılsam nerde kalırım

Benim sâdık yârim kara topraktır

Dileğin var ise iste Allah’tan

Almak için uzak gitme topraktan

Cömertlik toprağa verilmiş Hak’tan

Benim sâdık yârim kara topraktır.

 

Hakikat ararsan açık bir nokta

Allah kula yakın kul da Allah’a

Hakk’ın gizli hazinesi toprakta

Benim sâdık yârim kara topraktır

Bütün kusurlarımız toprak gizliyor

Merhem çalıp yaralarım düzlüyor.

Kolun açmış yollarımı gözlüyor.

Benim sâdık yârim kara topraktır.

Aşık Veysel’in toprak konusundaki “fikir”lerini benimseyen başka bir şairimiz de Yunus Emre’dir. “Yunus Emre de toprağı sabır, iyi huy, tevekkül ve mekremetin kaynağı olarak görür”

Aşık Veysel’in bu şiiri insanimizin – özellikle köylümüzün – toprağa, onunla birlikte doğaya-canlıya bakışını belirtir. Halkımızca da çok sevilen bir şiirdir.

aşık veysel Emeklerim Zayeyledi Sel Benim

Veysel’in konusu bizzat tabiat olan bir başka şiir de “Türlü Türlü Sadâ Verir Ağaçlar”:

 

Yel estikçe dalgalanır dalları

Türlü türlü sadâ verir ağaçlar

Tertip olmuş kuğu gibi dilleri

Türlü türlü sadâ verir ağaçlar

Bahar gelir yaprak açar yaz olur

Aşka düşe ateş olur köz olur

Kaval olur keman olur saz olur

Türlü Türlü sadâ verir ağaçlar

Yel değdikçe ince dallar ses verir

Yeşil yaprak etrafına süs verir

Aşılarsan meyvesini has verir

Türlü Türlü sadâ verir ağaçlar

Balta gelir yalağından yadeder

Usta gelir keman yapar ud eder

Yanık sesli kaval ne feryad eder

Türlü Türlü sadâ verir ağaçlar

Davul olur gümbür gümbür gümüler

Zurna olur ince sesle iniler

Gıranata derlerimi yeniler

Türlü Türlü sadâ verir ağaçlar

Kalem olur her lisandan okuyor

Ana sesi ciğerimi yakıyor

Dallarda çeşitli kuş şakıyor

Türlü Türlü sadâ verir ağaçlar

Aşık Veysel’in bu şiirinde de ayni toprakta olduğu gibi doğal bir varlığın övülmesi var. Övülen varlığın faydalarının açıklanışı bakımından “Kara Toprak” şiirine benziyor. Ağaç’tan elde edilen çalgılardan bahsedildiği gibi ayni ortamda rüzgarında esişiyle bir ses işitilir. Yelin dallara, yapraklara değişiyle de “ağacın sadâlari” duyulur. Bazen de kuğu gibi hep bir ağızdan söylerler.

İkinci kıtada, ikinci mısra doldurma gibi gelse de, baharın yazın gelişiyle aşkın yeşerişi, aşıkların yanışı arasında bir bağ vardır. Yine aşıklar keman gibi, kaval gibi, saz gibi inlemektedirler. Üçüncü kıtada ağaçların tasvirinin ardından köylüye bir öğüt vardır. Toprak gibi ağacın da faydası vardır. İnsan ondan da uzak kalmamalıdır.

Bundan sonra gelen iki kıtada, ağaçtan yapılan çalgılar anlatılır. Ağaç âdeta onların ağzından feryad ediyor, ezgiler mırıldanıyordur. Son olarak da kalem olarak ağacı düşünüyor. Güzellik unsuru olarak ağaca konan kuş da yine son kıtada geçmektedir.

 

Aşık Veysel’in “dağlar” ile ilgili şiirlerinden bazı dörtlükler:

Arzusun çektiğim Beserek Dağı

Elvan Çiçeklerin açtı mı

Çevre yanın güzellerin otağı

Bizim eller yaylasına göçtü mü (Beserek Dağı)

 

Feleğinen çok oynadım ütüldüm

Bir zalimin tuzağına tutuldum

Haraç mezat dost uğruna satıldım

 

Verildim de Çamlıbel’e yaslandım

Veysel der bir yarin derdine düştüm

Aşkın dolusunu elinden içtim

Kendi kaçtı hayaline ulaştım

Sarıldım da Çamlıbel’e yaslandım (Çamlıbel)

 

Sel ile ilgili bir şiiri: Emeklerim Zay’eyledi Sel Benim

 

Sekizinci ayın yirmi ikisi

Emeklerim zay’eyledi sel benim

Sele gitti hasılatım hepisi

Emeklerim zay’eyledi sel benim

 

Tırtıl geldi tevekleri taladı

Sel geldi de elek elek eledi

Hasılatı çamurlara beledi

Emeklerim zay’eyledi sel benim

 

Bu sel bizi ne pek kötü beledi

Dümdüz etti patatesi milledi

Ne çapasın vurdu ne de belledi

Emeklerim zay’eyledi sel benim

 

Yağmur yağmış sel bulanık geliyor.

Büyük tüccar her kalemden alıyor

Parası yok birer marka veriyor

Emeklerim zay’eyledi sel benim

Aşık Veysel’in şiirlerinde suyu övdüğünü de görüyorduk. Ancak bu sefer sel baskını olur. Köylünün bütün emeği boşa gider. Tarlaları harâp olur. Veysel de sel üzerine böyle bir şiir söylemiştir.

Veysel’in tabiat şiirleri içine dahil edebileceğimiz tarla ve çiftçi şiirleri de mevcuttur. Bu şiirlerde tabiatla birlikte öne çıkan konu azim ve çalışmadır.

Aşık Veysel’in doğa unsurlarını öven şiirlerinde dağ, su, ağaç, çiçekler, kuşlar ve sesleri önemli yer tutar. Bunlardan özellikle dağların, suların, ağaçların övülüşünü Eski Türk inanışlarıyla açıklayabiliriz. Bu inanış günümüze kadar -adini yitirerek de olsa- gelmiştir. Anadolu’da birçok yerde dağ isimleri vardır. Saz şiiri geleneği de Eski Türklerden beri vardır. Halk Şairlerimizin bunları övmesi, bağlılık göstermesi bununla açıklanabilir. Ayrıca “Kara Toprak” şiirinde gördüğümüz gibi İslami unsurlar da katılarak bu fikir ve duyuş yoğrulmuş ve gelişmiştir.

Veysel’in Halk Şiirinde sık sık işlenen “Turna”larla ilgili şiirleri de vardır. Bunlardan biri:

 

Turnam Senin Sunam Senin

Geçti bahar geldi yazın

Turnam senin sunam senin

Sinemi deler avâzın

Turnam senin sunam senin

Tara turnam tellerini

Issız koma göllerini

Yesem dudu dillerini

 

Turnam senin sunam senin

Avcın benim kıymam cana

Göz göz yara açtın bana

Tellerim atmam yabana

 

Turnam senin sunam senin

Gövel turnam gölde döner

Durmaz ismin dilde döner

Leblerinden emen kanar

 

Turnam senin sunam senin

Sen ördek ol ben göl olsam

Sen yolcu ol ben yol olsam

İster kapında kul olsam

 

Sen keklik ol Veysel çalı

Saklasın gel seni dalı

Yolunda kurban olmalı

Turnam senin sunam senin

Halk şiirinde çeşitli anlamlar bulan turna bu şiirde sevgili olmalıdır ki Aşık onu güzel sözlerle övüyor. Aşık Veysel’in tabiat şiirlerinde “ses” büyük önem taşıyor. Kuş sesleri, ağaç sesleri, rüzgarın çeşitli varlıklar üzerinde bıraktığı sesler.. Aşık bumda da Turnanın seninden etkilenmektedir.

Aşık Veysel’in şiirlerinde işlenen diğer bir konu da gurbettir. Gurbetle birlikte ayrılık ve onun verdiği acı Halk şiirimizde sıkça işlenen konulardandır. Eski Şairlerin çeşitli sebeplerle memleketlerinden ve sevdiklerinden uzak düşmeleri de bu şiirin başlıca yazılış sebebiydi. Veysel’in şiirlerinde de çeşitli motiflerle ayrılık, özlem ve gurbet dile getirilmiştir.

asik-veysel-Mektup yâre selamımı ulaştır

Bunlardan birisi “Mektup yâre selamımı ulaştır” şiiridir:

Al kâtip kalemi yaz bu selâmı

Mektup yâre selâmımı ulaştır

Bir yâr için terk eyledim sılamı

Mektup yâre selâmımı ulaştır.

 

Sarıkışla kazamdır Sivralan köyüm

Geçti ömrüm gurbet elde neyleyim

“Gel” diyorsa bu ellerde durmayım

Mektup yâre selâmımı ulaştır

 

Yârdan ayrılalı yaralı sinem

Gam ile kurulmuş temelim binam

Ağlar mı güler mi gör benim sunam

Mektup yâre selâmımı ulaştır.

 

Gider bu hasretlik yıla yetmez mi

İsmin tesbih ettim dile gelmez mi

Bülbülün feryadı güle yetmez mi

Mektup yâre selamımı ulaştır

 

Gönüle hasiret göze yol yaman

Veysel’i söyletir bir kaşı keman

Mektup ile konuşalım bir zaman

Mektup yâre selâmımı ulaştır.

Veysel sevdiğinden uzak düşmüştür. Onunla konuşmak, yakın olmak, bu olmuyor bari haber ulaştırmak istemektedir. Turnalar da Halk edebiyatında haber getirip götürmek işlevindedirler. Mektup da artık okuma-yazmayla birlikte yer bulmaktadır. Ancak Şair “Al katip kalemi yaz bu selamı” diyor. Burdan başkasına yazdırdığını anlayabiliyoruz. Veysel yardan bir “Gel” beklemektedir. Onun sözüyle gurbet illerden hemen uzaklaşacaktır. “Gam ile kurulmuş temelim binam” ifadesi de aşığın ne kadar acı çektiğini orijinal bir şekilde ifade ediyor.

Dördüncü dörtlükte kullanılan bülbül-gül motifi Halk edebiyatımızda çok sık kullanılır. bumda aşık sevgili için feryad etmektedir. Sesini ona ulaşmasını istemektedir.

aşık veysel Yeni Mektup Aldım Gül Yüzlü Yardan

Aşık Veysel’in diğer bir şiiri “Yeni Mektup Aldım Gül Yüzlü Yardan”

Yeni mektup aldım gül yüzlü yardan

Gözletme yolları gel deyi yazmış

Sivralan köyünden bizim diyardan

Dağlar mor menevşe gül deyi yazmış

Beserek’te lâle sümbül yürüdü

Güldede’yi çayır çimen bürüdü

Karataş’ta kar kalmadı eridi

Akar gözüm yaşı sel deyi yazmış

 

Eğlenme gurbette yayla zamanı

Mevlâyı seversen ağlatma beni

Benek Benek mektuptadır nişanı

Gözyaşım mektupta pul deyi yazmış

 

Kokuyor burnuma Sivralan köyü

Serindir dağları soğuktur suyu

Yâr mendil göndermiş yadigâr deyi

Gözünün yaşını sil deyi yazmış

 

Veysel bu gurbetlik kâr etti cana

Karıştır göçünü ulu kervana

Gün geçirip fırsat verme zamana

Sakın uzamasın yol deyi yazmış

 

Veysel bu şiirinde de yâriyle mektupla haberleşiyor. Ancak bu sefer mektubu gönderen sevgili. Veysel bize mektupta yazanları naklediyor. Ama sevgilinin yazdıkları âdeta Veysel’in hissettiklerini de ortaya dökmekte. “Yar mendil göndermiş yadigâr deyi / Gözünün yaşını sil deyi yazmış”. Şiirin bir kısmında şair memleketini, köyünü anlatıyor. diğer bölümde anlattığımız tabiat şiirlerine örnek olabilecek derecede, tasvirler çok kuvvetli ve orijinal.

Aşık Veysel’in gurbet ve ayrılık şiirlerinden bazı dörtlükler:

 

Sensin derdine düştüğüm

Hayâl oldu konuştuğum

Her gün yediğim içtiğim

İçerimde ağu benim

 

Ağlar Veysel çıkmaz sesi

Gine coştu gam deryası

Garip gönlümün yaylâsı

Güzel hüsnün bağı benim (Ağlar Veysel Çıkmaz Sesi)

 

Aramızı kesti dumanlı dağlar

Tepesinden aşan yollar yücedir

Artıyor efkarım yine bu çağlar

Bilmiyorum nazlı yârim nicedir (Aramızı Kesti Dumanlı Dağlar)

 

Karlar erir akar gider lodostan

Coşar gönlüm selam gelse o dosttan

Sen eyledin beni dillere destan

Çırpınıp saçların yoldan elveda

Veysel’in derdinin yoktur ilacı

Gurbetin dertleri acıdır acı

Biz gidelim sizler olun duacı

Döküp göz yaşları silen elveda (Ayrılık Günleri Geldi Dayandı)

 

Gelen yok giden yok uzadı ara

Ilgaz Dağı yol vermiyor geçilmez

Havalansam yoldaş olsam kuşlara

Kollarım yok kanadım yok uçulmaz (Gelen Yok Giden Yok Uzadı Ara)

 

Günden güne artar gönlün yarası

Cennet olmuş o cennetin merası

Germek Yaylaları Meydan deresi

Boz dumanlar bürümeden yetişek

Dünya kurulalı yaşayan dağlar

Her tarafı zümrüt olur bu çağlar

Veysel’i hatırlar sevgilim ağlar

Gözyaşları kurumadan yetişek (Sinemi Yakıyor Sılanın Aşkı)

 

Zincirsiz kösteksiz bağladı beni

Tatlı dilleriyle eğledi beni

Yurdumdan yuvamdan eyledi beni

Yarsız dünya malı bana pul gibi

 

Aşkın beni deryalara daldırır

Bazı ağlatır bazı güldürür

İster azar eyler ister öldürür

Sefil Veysel kapısında kul gibi (Mecnun Gibi Dolanıyorum Çöllerde)

 

Derd ile mihnete dalmayan Aşık

Ne yemiş ne doymuş eli bulaşık

Kınaman Veysel’i fikri dolaşık

Ayrılmış yârından yâr diyârından (Çırpınıp İçinde Döndüğüm Deniz)