Yapılan çalışmaların birçoğunda ve antiviral terapilerde için bir ilaç olmadığı görülmüştür. İlaç terapileride sonuç vermesine rağmen bıraktığı problemli yan etkiler, uygunluk ve fiyat bakımından tercih edilemez hal almaktadır. Üstelik ilaçların 2005 yılına kadar %90 oranında ’li bulunduracağı edilen gelişen ülkelerde bulunması çok olacaktır.Bu nedenlerden dolayı, araştırmalar enfeksiyonunu engelleyebilecek aşılar üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştır.Bu çalışmalar dünya çapında gerçekleşmektedir. ( Vaccine ) Aşı Tesbit Grubu HIV-1 aşısına aday olarak gösterilen faz I ve II açıları üzerinde çalışmaktadır.

Aşılar bulaşıcı hastalıkların önlenmesinde modern ilaç tarihinin en büyük buluşudur. Fakat, araştırmacılar HIV enfeksiyonuna karşı çalışırken aşı gelişiminde kullandıkları geleneksel yaklaşımların dışına çıkmak zorunda kalmışlardır. Çalışmalarda araştırmacıların karşısına çıkan en öneml HIV in anlaşılması ve şu ana kadar yapılan çalışmaların tamamında hayvansal maddelerin kullanılmasıdır. Ayrıca bağışıklığın alternatifide bilinmemektedir. Yani doğal bir enfeksiyondan korunmak için bağışıklık sisteminin hangi parçası gereklidir sorusu henüz çözülememiştir.

Aktive edilmemiş virüslerin aşı olarak kullanımı çok çeşitli problemlere yol açtığı için çok tehlikeli görülmektedir. Aşının enjektesi sırasında meydana gelebilecek bir hatanın aşıda meydana getirdiği yetersiz inaktiflik , aşının HIV-1 için kullanımında endişeler meydana getirmektedir. Geçmişte yapılan çalışmalarda maymunlar üzerinde () Simian Immuno Deficiency ; Maymun Yetersiz Bağışıklık Sistemi virüsü adında azaltılmış bir virüs aşısı HIV-1 için gerekli canlı aşının geliştirilmesinde büyük rol oynamıştır.

HIV-1 aşısının geliştirilmesi birçok aktif ünite aşı kullanılarak yapılmaktadır.Buda HIV-1’in kullanılan bölümlerine mükemmel bir güvenlik sağlamaktadır. Böylece aşı ürünlerinden meydana gelebilecek enfeksiyonlar önlenmektedir.

Alt ünite aşılarında zorluk optimum bağışıklık kapasitesine ulaşabilmektedir. HIV-1 enfekte olmuş bir hücreden yada serbest bir virüsten bulaşabilir. Bu nedenle aşının etkili olabilmesi için bu iki modun aşı içerisinde adreslenmiş olması gereklidir. Fakat, bağışıklık sisteminin doğal enfeksiyondan korunmak için hangi parçasını kullandığı kesin olarak bilinmemektedir. Otoritelerin birçoğu, aşı rejiminin mutlaka etkili akyuvar hücreleri türetmesini sağlaması konusunda birleşmişlerdir.

AIDS Nedir?

AIDS, Acquired Immuno Deficiency Syndrome kelimelerinin kısaltması olarak ortaya çıkmış ve Edinilmiş Yetersiz Bağışıklık Sistemi Sendromu olarak Türkçe’ye çevrilmiştir.AIDS ilk olarak 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde keşfedilmiştir.Keşfinden hemen sonra hızla yayılarak; erkek, çocuk, siyah, beyaz, Latin, Asyalı, zengin, fakir demeden bir çok insanın ölümüne neden olmuştur.Günümüze kadar AIDS’ten 225.000 kişinin öldüğü kaydedilmiştir.Bu sayı her 13 ila 15 ayda ikiye katlanmaktadır.AIDS için halen kesin olarak bilinen bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır.AIDS’ten korunmak bu tehlikeli ve ölümcül virüsün yayılmasını önlemek için uygulanabilecek tek yoldur. HIV, Human Immune Deficiency Virus, vücut bağışıklık sistemi virüsü, AIDS tamamen vücut bağışıklık sistemi ile ilgili olduğundan, hastalığa sebep olan virüse bu isim verilmiştir.Virüs, insan vücudunun hastalıklara karşı direncini sağlayan bağışıklık sistemini etkisiz hale getirmektedir.Vücut bağışıklık sisteminin etkisiz hale gelmesi, virüsten etkilenmeden önce kolayca başedebildiği deiğer hastalık mikroplarıyla artık çarpışamayacak duruma gelmesi demektir.Bu da basit bir enefeksiyonun bile ölümcül hale gelmesine sebep olabilir.AIDS hastalarının yarısından çoğu bağışıklık sistemlerinin etkisiz hale gelmesi yüzünden basit enfeksiyonlara yenilerek hayata veda etmişlerdir. İnsan vücudu bir defa HIV virüsü ile enfekte olmuşsa artık bu virüsün hiçbirşekilde yok edilmesi yada vücuttan atılmasımümkün değildir.Fakat,virüsün etkilerine engel olmak için bir takım ilaçlar geliştirilmiştir. Bunlardan ilki ve ençok bilineni AZT (Zidovudine) adı verilen ilaçtır. Bu ilaç virüsün çoğalmasını engellemektedir.AZT AIDS virüsünün meydana getirdiği belirtilerin görünmesini engellemekte ve AIDS’li hastanın yaşamının kısmende olsa uzamasını sağlamaktadır. Bilim adamları AIDS’le savaşabilmenin diğer yollarını aramaya devam etmektedirler.Son yıllarda bu konuda büyük gelişme kaydedilmiştir.AIDS’e karşı korunmak için aşıların testleri halen deneysel aşamadadır.1990 yılının başlarından itibaren bu konuda başarılı sonuçlar kaydedilmektedir. AIDS dokunma, öpüşme, solunum gibi dış kontaklarla bulaşan bir hastalık değildir.Bu nedenle insanların AIDS’li hastalara yaklaşmaması yada onları toplumdan dışlaması hem gereksiz hemde yanlış bir tutumdur. Çünkü AIDS’li bir hastaya dokunarak veya yanında bulunarak AIDS’e yakalanmanın mümkün değildir.Ayrıca AIDS evcil hayvanlardan, tuvaletlerden, yüzme havuzlarından, tabak yada bardaklardan bulaşıcı özellik göstermez.Bu nedenle insanların bu konularda korkutulması yada yersiz bir kaygıya neden olunması çok yanlıştır.AIDS’in ana bulaşma yolu seksüel birleşme, uyşturucu kullanıcılarının enjektyörlerini paylaşması ve çok da az olsa kan transferidir.Ne yazık ki, AIDS hastalığına yakalanmış hamile bir kadının daha doğmamış bebeğide bu hastalığa yakalanmış demektir. Neden AIDS’i daha önce duymamıştık? AIDS 1981 yılına kadar tanımlanmış bir hastalık değildi.AIDS’in izinin sürülmesidoktorların bu bilinmeyen hastalığı yeterli derecede tanımasıyla başladı.AIDS’in ilk rastlandığı 1981 yılında ABD’de 316 kişinin AIDS hastalığına yakalandığı tesbit edilmiştir.Beş yıl sonra 1986 Ağustos’unda 23.000 vaka rapor edilmiştir.Hastalığın artışı büyük bir hızla devam etmiş ve 1990’larda sadece ABD’de 60.000 nin üstünde AIDS hastası tesbit edilmiştir.Bu hızlı artış, bilim adamları, doktorlar ve hükümetler için bir alarm sinyali olmuş ve onları konuyla ciddi biçimde ilgilenmeye itmiştir.AIDS’in gerçek kökeni bilinmemektedir. Çünkü AIDS yeni gelişmiş bir hastalıktır. AIDS’in kökeni hakkındaki en geçerli görüş hastalığın Afrika kökenli olduğudur.Afrika’da ki yeşil maymunların taşıdığı bir virüs insanlarda rastlanan AIDS virüsüne çok benzemektedir.Bilimsel tahminler maymunlarda rastlanan virüsün doğal ortamda organizmalar içinde yaşamını sürdürerek, mutasyon geçirdiği ve burdanda insanlara geçtiği üzerinde yoğunlaşmaktadır.Görülen mutasyonun çok nadir olduğu da görüşler arasında yer almaktadır.Bir başka görüş ise virüsün biyolojik silah olarak üretilmek istendiği fakat sonucun etkisi uzun sürede görüldüğü için araştırmalara devam edilmediği, ve bir ara nasıl olduysa labaratuvar dışına çıkarılarak insanlara bulaştırıldığı üzerinedir. Yeşil maymunlar Afrika’nın çoğu bölgesinde lezzetli bir yemek olarak görülmektedir.Virüsün maymunlardan insana iyi pişmemiş organlardan yada etlerin pişirilmeye hazırlanırken meydana gelebilecek kesik vb. gibi yaralardan bulaşmış olabileceğide düşünülmektedir.Çünkü bilindiği gibi virüsün bulaşma yollarının en önemlilerinden biri kandır.Hastalığın ilk insana bulaşması böyle olmuştur.Bundan sonra hastalık diğer insanlara seksüel birleşme ve uyuşturucu kullanımı ve kan transferleri sırasında yayılmıştır.Afrika devletlerinin bir çoğu bu görüşün mantıklı olduğunu savunmaktadır.Bu olayların hiçbiri ırkla ilgili değildir.Şunu unutmamak gerekir ki tek bir kişi değil tüm insanlık AIDS’in gelişmesinden sorumludur; ve bizde bu sorumluluğu paylaşmaktan ve bu öldürücü virüsün yayılmasını engellemekten sorumlu sayılırız.

HIV Vücudu Nasıl Etkiler?

AIDS’e neden olan virüs ilk defa 1983 yılında Dr.Luc Montagnier tarafından kaydedilmiş daha sonra Paris Pasteur Enstitüsündeki bilim adamları tarafından izlenmeye devam edilmiştir.Enstitü araştırmacıları virüse Lymphadenopathy-AssociatedVirüs (LAV) adını vermişlerdir.Çünkü bilim adamları virüse bir hastanın lenf düğümlerinde rastlamışlardı. Bu araştırmalarla aynı zamanlarda, başka bir yerde Dr.Robert Gallo ve meslekdaşları Ulusal Kanser Enstitüsü’nde yaptıkları araştırmalarda AIDS virüsünün izine rastladılar.Dr.Gallo ve meslekdaşları virüse Human T-Cell Lymphotropic Virüs III (HTLV-III) adını verdiler.Gallo ve personeli yeni tanımladıkları bu virüse benzeyen diğer virüsleride ayırarak ayrılan virüsler HTLV-I ve HTLV-II isimlerini verdiler.Yeni tanımlanan bu virüsün etiketlenmesinden sonra Uluslararası Virüs Sınıflandırma Komitesi (International Commite on The Taxonomy of Viruses) virüsün adını Human Immuno Deficiency Virüs HIV olarak belirledi. Halen tıbbi topluluklar virüsün tanımlanmasında bu ismi kullanmaktadır.

HIV diğer virüslerden çok farklıdır.HIV virüsü retrovirüsler olarak bilinen özel bir aileye mensuptur. Retrovirüslerde diğer virüsler gibi sıkıca paketlenmiş bir genetik yapıya ve protein kılıfına sahiptir. Retrovirüsler genetik bilgilerini Deoxiribonukleikasit DNA yerine Ribunükleikasit RNA larında saklarlar. Retrovirüsler kendilerini eşlemek, yani viral RNA larından yeni bir DNA oluşturmak için “reverse transcriptase” adı verilen bir enzimi kullanırlar.Yani oluşturulan DNA virüsün etkilemek istediği hücrenin DNA sıyla birleşir.Virüsün oluşturduğu DNA ile birleşen hücre DNA’sı provirüs olarak adlandırılır.

Yukarıdaki şekilde hücre RNA’sının (RU5-U3R) konak hücreyle (LTR) birleşerek provirüsü (U3RU5LTR) oluşturması gösterilmektedir.Provirüs hücrenin genetik yapısının tamamını kendi kendini sürekli yenilemek için kullanır.Bu durumda retrovirüsler diğer virüslerde olduğu gibi yeni virüsler oluşturabilmek için gerekli mekanizmayı bulaştıkları hücreden temin ederler. HIV virüsünün ilk hedefi T-4 yardımcı hücresi (AKYUVAR) adı verilen beyaz kan hücreleridir.Akyuvarların görevi bağışıklık sistemini yöneterek istenmeyen organizmalara karşı vücudu korumaktır.HIV virüsü vücuda herhangi bir şerkilde bulaştıktan sonra, eğer hemen aktifleşirse, akyuvar hücrelerine saldırır ve hücrenin içine girer.Hücrenin içine girmesiyle birlikte akyuvar hücresinin genetik maddesini kullanarak kendini eşlemeye ve çoğalmaya başlar.Yeni virüs partikülleri kendilerini kan akıntısına bırakarak enfekte edecek yeni akyuvar hücreleri aramaya başlarlar.Bir akyuvar hücresinin içinde HIV bulunması bu hücrenin görevini kısmen yada tamamen yapamaması anlamına gelmektedir.Akyuvar sayısının azalması vücut bağışıklık sisteminin normal zamanda kolayca başedebileceği enfeksiyonlarla artık başedemeyecek duruma gelmesi demektir.Bu fırsatçı enfeksiyonlarla ilgili komplikasyonlar kişinin ölümüne neden olabilmektedir.Aşağıdaki şekilde HTLV-III Human T-Cell Lymphopatic Virüsünün şematik yapısı görülmektedir.

Beyaz kan hücrelerinin diğer bir çeşidi olan makrofajlarda AIDS virüsü tarafından enfekte edilebilir.Makrofaj hücreleri kan dolaşım sisteminin dışında kalan bölgelerde mevcut olan organizmalarla savaşırlar.Makrofaj hücreleri beyine dahi taşınabilirler.HIV virüsü makrofaj hücrelerini kullanarak beyine girdiğinde glial hücrelerine saldırır.Bu hücreler sinir sistemi için yapısal destek ve izolasyon sağlayan hücrelerdir.Eğer virüs bu hücrelerin büyük bir kısmını yok ederse, kişinin akıl ve düşünme fonksiyonları tekrar onarılamıyacak bir hal alır. HIV virüsü hakkında açıklamalar kişiden kişiye farklılık göstermektedir.Çünkü enfeksiyonların sınırı insanların yakalandığı mantarsal, bakteriyel ve viral hastalıklarla birlikte çok geniştir.Fakat çok sık duyduğumuz iki hastalık Kaposis Sarcoma ve Pneumocystic Carinii Pneumonia’dir. Kaposis Sarcoma kan hücresi kanseri olarak bilinir.Kan kanseri hastalarının derilerinde portakal rengi bölgeler oluşmaya başlar.Bu bölgelerin vücut içinde olması ve dışarıdan görünmemeside olasılıklar dahilindedir.Zamanla oluşan bölgelerin sayısında ve büyüklüğünde iki kat artma görülür.Hastalık zaman geçtikçe vücudun her tarafını sarar. Pneumocystic Carinii Pneumonia AIDS hastalarında en çok görülen fırsatçı enfeksiyondur.Hastalığa protozoan adı verilen tek hücreli mikroskopik bir canlı organizma neden olur.PCP hastalrında hastalığın ortaya çıkmasıyla beraber şiddetli yorgunluk, kilo kaybı, ateş, kuru öksürük ve nefes almakta güçlük görülmeye başlar.Hastalığın şiddetli olması nedeniyle hastanın mutlaka bir hastanede kontrol altına alınması gerekir.PCP’de diğer AIDS ilgili hastalıklar gibi tedavi edilebilir; fakat bağışıklık sistemi ve ilgili problemlerin yok edilmesi mümkün olmamaktadır. AIDS hastaları, şakınlık, hafıza kaybı, denge kaybı, kekeleme, felç gibi problemeler oluşturabilen bazı enfeksiyonlardan kolayca etkilenebilirler.Bu problemler beyinin direk olarak HIV virüsü ile etkilenmesinden yada texaplasmosis (cryptoccoccal meningitis) adı verilen bir hastalıktan kaynaklanmaktadır.Görülen diğer hastalıkların HIV enfeksiyonu taşımayan kişilerde görülmesi çok nadirdir. AIDS tedavisinin bulunma süresi araştırmalar devam ettikçe değişmektedir.Bu arada araştırmacılar virüs ve hastalık hakkında daha fazla tecrübe edinmektedirler.Yapılan araştırmalar AIDS’in ortaya çıkma süresinin ortalama 7 ila 8 yıl olduğunu söylemektedir.Bazı vakalarda bu süreden daha sonra AIDS hastalığının görünmeye başladığı doğrulanmıştır.Halen kayıtlarda 10 yıl önce AIDS virüsü ile enfekte olmuş ve daha hiçbir AIDS belirtisi göstermemiş hastalar mevcuttur.

HIV Tarafından Etkilenen Bağışıklık Sistemi Hücreleri

ADI

YAPISI / GÖREVİ

AIDS’in ZARARI

CD4+T Hücreleri APC (antijen sağlayıcı hücreler) tarafından sunulan antijenin tanınmasına yardımcı olur.(MHC Sınıf II bağlamında) Zamanla fonksiyonel ve poliferative zayıflama
CD8+T Hücreleri Cytotoxic (Hücre öldürücü) T hücreleridir. APC tarafından sağlanan antijeni MHC Sınıf I bağlamında tanır.Enfekte olmuş hücreleri yada kanser tarafından değiştirilmiş hücreleri öldürür. Zamanla etkilenen hücre sayısının çoğalması ve beraberinde gelen fonksiyonel zayıflama
Bellek T Hücreleri Bu hücreler aynı antijene ikinci defa yanıt verilmesini hızlandıran T hücreleridir. Bu hücreler ayrıca CD45 alıcı hücreleri olarak belirtilir. (CD45 RO saf hücreler olarak adlandırılır) CD45 hücreleri görev yapamaz hale gelir.
B Hücreleri Extra hücresel antijenleri tanımlar ve antikoru plasma hücreleri sayesinde vücuttan çıkarır. Kandaki immunoglubilin (antikor) seviyesinin normalin aşırı derecede üstüne çıkması

(Hypergammaglobulinemia)

Kırmızı Kan Hücreleri (Eritrositler) Vücutta oksijen ve besinin taşınmasını sağlarlar. AIDS’in gelişmesi ile birlikte kandaki oranının ciddi bir şekilde zalması.Tedavi ilçaları ile birleşince anemi hastalığı.
Monosit/Makrofajlar Antijen ortaya çıkaran hücreler APC’ler HIV bu hücreleri direkt olarak etkiler ve cytokine üretimi engelleninceye kadar kendini göstermez.
Dendritik Hücreler Antijen Sağlayan Hücreler APC’ler. Zayıflayan fonksiyon.
Foliküler Dentritik Hücreler Deri ve mukoza zarlarındaki enfekte olmuş bölümleri yakalamaya çalışır. HIV bu hücreleri zarar görmemiş mukoza membranları yolu ile tüm vücuda yaılabilmek için kullanır.
Gövde Hücreleri Tüm kan ve bağışıklık sistemi hücreleri için öncü hücrelerdir. Bilinen kadar ile direkt olarak etkilenmez fakat zarara uğrayabilir.Ayrıca tedavide kullanılan ilaçlarda zarar verebilir.
Doğal Öldürücü Hücreler Antikorlarlarla örtülmüş yada işaretlenmiş hücreleri öldürmeye yardımcı olur. HIV tarafından fonksiyonu zayıflatılır.
Nötrofiller (Neutrophils) Beyaz kan hücresi çeşididir. Fonksiyonlarda zayıflama
Bazofiller (Basophils) Beyaz kan hücrelerinin diğer bir çeşididir. Histaminleri serbest bırakırlar. Direkt olarak etkilenebilirler. Etkilenmesi durumunda histamin çıkışında büyük bir artış meydana gelir.
Osinofilller (Eosinophils) Beyaz kan hücrelerinin diğer bir çeşididir. Vücuttaki peroksit ve anti bakteriyel maddeleri serbest bırakır. HIV Tarafından etkilenebilir.
Megakarositler Öncü hücredir. HIV tarafından etkilenir.

İlaçlar

AZT (Zidovudine,ZDV,Retrovir)

HIV’in kendini eşlemesini yavaşlatan önemli bir ilaçtır.

AZT CD4 bağışıklık sistemi hücre sayısı 500’ün altına düşmüş HIV enfeksiyonu taşıyan yetişkinlerde ve üç ayın üzerindeki çocuklarda başlangıç tedavisi olarak uygulanır. Ayrıca anneden çocuğa HIV bulaşma riskini önlemek için tasvip edilmektedir. Bunlar AZT terapisi için FDA tarafından onaylanan durumlardır. AZT tek başına yüksek potansiyel gösterebilecek bir ilaç değildir. Bu nedenle diğer anti-HIV ilaçları ile kombinasyon kurarak kullanılır.

Yan Etkileri :

Anemiye neden olabilecek kemik iliği kaybı, lösemi (leukopenia), mide bulantısı, kaslarda zayıflama ve baş ağrısıdır.

Nevirapine (Viramune)

Nevirapine (ticari ismi viramune) non nucleoside reverse transkriptaz inhibitörü olarak adlandırılan bir çeşit anti HIV ilacıdır. Bu ilaç HIV’in kendini eşlemek için kullandığı reverse transcritpase enziminin düzgün çalışmasını engeller. Nevirapine in tavsiye edilen dozajı ilk iki hafta için 200 mg. günde bir tane, takip edilen haftalarda 200 mg. günde iki defa şeklindedir.

Nevirapine’in azt,ddI,ddc,d4T,3TC gibi ilaçlarla beraber kullanımında bir sakınca olmadığı görülmüştür. Ancak protease engelleyiciler ile beraber kullanımına dair bir sonuç alınamamıştır.Nevirapine, vücuda verilen diğer ilaçların vücut tarafından basorbe edilmesini etkilemektedir.

DENEME SONUÇLARI :

Nevirapine’in en iyi sonuçları tek başına alındığında görülmüştür. Bu çalışmada kobay olarak alınan hastalar üç gruba bölünmüş; bir gruba nevirapine ile birlikte AZT ve ddI, ikinci gruba AZT ile ddII, üçüncü gruba ise nevirapine ile AZT verilmiştir. Hastalarda sayılan ortalama T4 hücresi (yardımcı hücreler) sayısı 376’dır.

52 Hafta sonra nevirapine/AZT/ddI alan grubun 51 kişisinde, çalışmanın başladığı sıralarda sayılan T4 hücresinden fazla T4 hücresi olduğu saptanmıştır. AZT ddII grubunda ise bu sayı 30’dur. Nevirapine AZT grubunda ise sayı çalışmanın başladığı ankiyle aynıdır. Hem AZT/ddI/nevirapine hemde AZT /ddI gruplarında kandaki HIV miktarının 28 hafta sonunda %90 oranında azaldığı görülmüştür. Nevirapine/AZT/ddI ilaç kombinasyonunu alan 34 kişilik grubun 20 sinde bir yıl sonra kandaki HIV oranı testlerde bulunamayacak düzeye inmiştir. Ancak HIV’in miktarının en yüksek düzeyde düşüş gösterdiği grup nevirapine/AZT kombinasyon grubudur. Nevirapine/AZT grubu ilk dört hafta içersinde çok büyük başarı göstermiş olmasına rağmen 28 hafta sonunda kandaki HIV miktarı başlangıçtaki ile aynı sayıya ulaşmıştır.

Çalışmalarında gösterdiği gibi daha önce herhangi bir HIV ilacı almamış insanlar üzerinde uyugulanabilecek AZT/ddI / nevirapine üçlü ilaç kombinasyonu, vücuttaki HIV miktarını etkili bir şekilde azaltabilmektedir. Ancak, dikkat edilmesi gereken husus şudur ki; eğer hasta daha önce bir AIDS ilacı kullandı ise nevirapine’in etkisi söz konusu olmayacaktır. Çünkü, bu durumda HIV virüsü nevirapine e karşı direnç elde edebilmektedir. Buda nevirapine’in anti-HIV ilaçları arasındaki etkisini yok etmektedir.

YAN ETKİLERİ:

Nevirapine’in en büyük yan etkisi isiliktir. Nevirapine kullanan hastaların %22’sinde isilik görülmüştür. Bu hastaların %6’sında isilik ciddi ve şiddetli bir biçimde görülmektedir. Bu problem dozaj azaltılarak yada değiştirerek yok edilebilmektedir. Eğer, isilik şiddetli bir boyut aldıysa diğer enfeksiyonlara çevirebilir. Bu nedenle ilacın kesilmesi en doğru olanıdır. Diğer yan etkiler ise yaşamsal fonksiyonların yükselmesine neden olan ateş ve kas yorgunluğudur.

Delavirdine (Rescriptor)

Delavirdine (ticari ismi Rescriptor) non-nucleoside reverse transcriptase inhibitörü olark adlandırılan bir çeşit ANTI-HIV ilacıdır. Reverse Trankriptaz HIV virüsünün bir parçasıdır. Bu enzim HIV virüsünün kendisini eşleyerek yeni virüsler oluşturmasını sağlar. NNRTI (Non-Nucleoside Reverse Transcriptase Inhibitor) yani engelleyici ilaç virüsün kullandığı bu enzimi bloke eder.

Delavirdine sadece yetişkinlerin tedavisinde kullanılabilir. AIDS tedavisinde kullanılan ilaç kombinasyonu içerisinde Delavirdin de daima yer alır. AIDS tedavisinde kullanılan ilaç sayısı üçü geçmemelidir. HIV tedavisinde etkili sonuç alınabilmesi için hiç almadığı üç yeni ilaçtan oluşan bir kombinasyon uygulanır. Daha önce birçok anti-hiv ilacı almış bir kişi için yeni ilaç bulmak çok zor olabilir. Bu tür durumlarda delavirdine bir opsiyon olarak kullanılabilir.

DENEME SONUÇLARI:

Delavirdine’in denemeleri halen devam etmektedir. Yapılan denemelerde ilaç kombinasyonlarında Delavirdine’in kullanılabilmesi için kesin ve temiz bir sonuç alınamamıştır. İlacın AZT kadar kuvvetli olduğu bilinmektedir. Araştırmacılar bu ilacın AIDS tedavisinde kullanılan ilaç kombinasyonu arasına girebilecek kadar etkili olduğunu düşünmektedir. Ancak klinik deneyler tam olarak bunu kanıtlamamıştır.

DELAVIRDINE VE PROTEASE ENGELLEYİCİLER:

Delavirdine ve Protease (HIV’in önemli bir yapı parçası) engelleyicilerin bir arada kullanımı konusunda uzun bir deneme yapılmamıştır. Yapılan kısa süreli denemelerde Delavirdine ve Protease engelleyicilerin bir arada kullanımında HIV – (negatif) sonucuna ulaşılmıştır.Bu çalışmada protease engelleyici olarak Saquinavir (Invirase) kullanılmıştır. Delavirdine dozajı Saquinavir dozajının beş katı alınarak vücuda verilmiştir. Delavirdine miktarı saquinavir tarafından etkilenmemiştir. Çünkü saquinavir vücut tarafından tam olark emilemez, delavirdine bu konuda saquinavir’e yardımcı olmaktadır. Raştırmacılar bu iki ilacın birlikte kullanımında bazı hastaların vücudunda toksik (zehirli) maddelerin oluştuğunu gözlemlemişlerdir. Bu nedenle bu iki ilacın tatbik edildiği hastaların hayat fonksiyonları sürekli kaydedilmelidir.

Delavirdine , diğer bir protease engelleyici, Indinavir (Crixivan) ile alındığında vücuttaki indinavir miktarının hızla arttığı görülmüştür. Araştırmacılar eğer bu iki ilaç birlikte alınacaksa indinavir dozajının 8 saatte 400 yada 600 mg. olması gerektiği hususunda birleşmişlerdir. Indinavir’in normal dozajı 8 saatte 800 mg. dır.

Araştırmacılar, delavirdine ve diğer bir protease engelleyici olan Ritonavir (Norvir) ‘in birlikte alındığında bir etki yarattığını görememişlerdir. Fakat araştırmacılar tam dozaj konusunda deneme yapmamışlardır.

Delavirdine ve bloker bir ilaç olan Nevirapine (Viramune) in birlikte kullanımı konusunda hiçbir deneme yapmamışlardır.

İLAÇ ETKİLEŞİMLERİ:

Terfenadine (Seldane), astemizole (Hismanal), alprazolam, Midazolam, triazolam, cisapride(Propulsid), rifabutin (Mycobutin), rifampin, phenytoin, phenobarbital, carbamazepine; ayrıca, amfetaminler, kalsiyum blokerleri ve anti migren ilaçları hiçbir şekilde delavirdine ile beraber alınmamalıdır.

YAN ETKİLERİ:

Delavirdine’in en genel yan etkisi isiliktir. İlacı alan birkaç hasta haricinde hepsinde görülmüştür. İsilik, ilaca başlandığından 1 yada 3 hafta içerisinde görülmeye başlar. Genellikle tedaviye devam edildiğinde kaybolduğu görülür. Eğer isilik devam ediyorsa Stevens-Johnson sendromu adı verilen ciddi bir alerjik hastalığa çevirebilir. Bu tür durumlarda ilaç hemen kesilmelidir.

Protease Engelleyici, Saquinavir (Invirase)

Dozaj:

Günde üç defa yemeklerden sonra iki saat içerisinde 200 mg.lık üç kapsül olarak alınmalıdır. Saquinavir alınmadan önce karnın tamamen doymuş olmasına dikkat etmek gereklidir. İlaç alınmadan önce yenilecek yemeğin kırmızı et, tereyağı, avakado, peynir, tereyağlı ekmek ve süt ürünleri gibi kuvvetli yiyecekler içermesi önerilir.

Diğer, protease engelleyiciler gibi saquinvirin etkili olabilmesi için diğer anti-viral ilaçlarla kombinasyon içerisinde kullanılması gerekmektedir.

Klinik çalışmalar saquinavir’in kandaki virüs miktarının azaltılmasında diğer engelleyiciler kadar kuvvetli olmadığını göstermiştir. Buda saquinavir’in vücut metabolizmasına tamamen uymadığından kaynaklanmaktadır. Bu konuda çalışmalar devam etmektedir.

Saklanması:

Kapsüllerin özel şişesinde oda sıcaklığında saklanması gerekmektedir.

Fiyatı :

Bir yıllık dozaj 7800$ civarındadır. Hoffman-La Roche firması ilacı kullanmak zorunda olan insanlara fiyat konusunda kolaylıklar sağlamaktadır. Saquanvir ilaç federasyonu tarafından onaylanmış bir ilaçtır. Eczanelerde satışı serbesttir.

İlaç Etkileşimleri:

Saquinavir’in aşağıdaki ilaçlarla birlikte alınması tavsiye edilmemektedir.

  • rifampin or rifabutin (Mycobutin)
  • terfenadine (Seldane)
  • astemizole (Hismanal)
  • phenobarbitol
  • phenytoin (dilantin)
  • dexamethasone (decadron)
  • carbamazapine (Tegretol)

Yan Etkileri:

Diğerlerinden daha az yan etki göstermektedir. Bunların en önemlileri ishal, karın ağrısı ve bulantıdır. Fakat klinik çalışmaların birçoğunda bu yan etkiler görülmemiştir.

Ritonavir (Invirase)

Dozaj :

Günde iki defa altı kapsül alınmalıdır. Mide spazmını engellemek ve ilacın absorbsiyonunu sağlamak için ritonavir kaın tamamen doyduktan sonra alınmalıdır. Her kapsül ayrı ayrı alınmalıdır.

Ritonavir AZT/ddc ilaç kombinasyonu ile mükemmel sonuçlar vermiştir. Diğer kombinasyonlar üzerinde çalışmalar yapılmaktadır.

Saklanması :

Ritonavir mutlaka buzdolabında saklanmalıdır.

Yan Etkileri :

Sık görülen yan etkileri ishal, bulantı, kusma, karın ağrısı, tat değişikliği, halsizlik, deride hassaslık ve ağızda uyuşukluk (oral paresthesis).

Fiyatı :

İlaç Abbot Labs. tarafından üretilmektedir. Satış fiyatı 8000$ civarındadır. Ritonavir FDA tarafından onaylanmış bir ilaçtır. Temini mümkündür.

İlaç Etkileşimleri :

25 değişik ilacın ritonavir ile birlikte alınması tavsiye edilmez. Diğer birçoğunda da ritonavir ile alınabilmesi için dozaj ayarlaması gerekmektedir. Birçok ilacın ritonavir ile kombinasyonu çok tehlikelidir. Aşağıda verilen ilaçlar ritonavir ile birlikte alınmamalıdır.

  • alprozolam (Xanax)
  • amiodarone (Cardarone)
  • astemizole (Hismanal)
  • bepridil (Vascor)
  • bupropion (Wellbutrin)
  • cisapride (Propulsid)
  • clorazepate (Tranxene)
  • clozapine (clozaril)
  • diazapam (valium)
  • encainide (Enkaid)
  • estazolam (Prosom)
  • flecainide (Tambocor)
  • flurezepam (Dalmane)
  • meperidine (Demerol)
  • midazolam (Versed)
  • piroxicam (Feldane)
  • propafenone (Rythmol)
  • propoxyohene (Darvon)
  • quinidine
  • rifabutin (Mycobutin)
  • terfenadine (Seldane)
  • triazolam (Halcion)
  • zolipidem (Ambien)

Indinavir (Crixivan)

Dozaj :

8 Saatte bir 400 mg. lık iki kapsül aç karnına alınmalıdır. Kapsüller bol su ile alınmalı ve gün boyunca en az 6 bardak su içilmelidir.

Çalışmalar sırasında indinavir’in en etkili olduğu evre AZT/AZT3TC ilaç kombinasyonu ile birlikte kullanıldığı zaman olmuştur. Diğer kombinasyonlar üzarinde çalışmalar yapılmaktadır. Kombinasyonlara karar verirken oluşabilecek yan etkilerde göz önünde bulundurulmak zorundadır.

Saklanması :

Kapsüllerin orjinal şişesi içinde ve kuru olarak saklanması gerekmektedir.

Yan Etkileri :

Klinik çalımalarda hastaların %4’ünde Nephrolithiesis (böbreklerin bulunduğu yan kısımlarda ağrı, üre içerisinde kan yada böbrek taşı görülmesi) hastalığı görülmüştür. İlacın bol su ile alınması ve gün boyunca en az altı bardak su içilmesinin nedeni bu hastalığın ortadan kaldırılması için gerekmektedir. Diğer yan etkileri ise bulantı, karın ağrısı, baş ğrısı, yorgunluk, ishal, tat değişikliği ve sırt ağrısıdır. İlacı kullanan hastaların %2’sinde bu yan etkilere rastlanmamıştır.

Fiyatı :

İlaç Merck firması tarafından üretilmekte ve yaklaşık 6000$’dan satılmaktadır. Yasal bir ilaçtır ve temini mümkündür.

İlaç Etkileşimleri :

Birçok ilaç indinavir ile birlikte alınabilir. Ancak aşağıdaki ilaçların indinavir ile birlikte alınması tavsiye edilememektedir.

  • rifampin
  • terfenadine (Seldane)
  • astemizole (Hismanal)
  • cisapride (Propulsid)
  • triazolam (Halcion)
  • midazolam (Versed)