Kimyasal yapilarina göre olur. göre hormonlari 2 büyük sinifa ayirabiliriz:
hormonlar: (A) Steroid hormonlar, (B) Çok doymamisli yag asitlerinin türevi prostaglandinler ve tromboksanlar.
peptid da amino asit türevi hormonlar. Türlü organizma kisimlarinin hormonlarini birer birer gözden geçirirsek, bunlarin yapilarinin pek degisik oldugunu ve kimini protein veya türevi, kimini steroid yapili olarak görürüz.

Protein ve türevleri hormonlar, baslica hipofiz, tiroid ve paratiroid, timüs, , böbrek üstü medullasi, sindirim sistemi … . tarafindan yapilir.

Steroid yapili hormonlar da böbrek üstü kabugu (korteksi), gonadlar (Testis, ovaryum) ve plesanta … vb. tarafindan yapilir.
STEROID HORMONLAR
Steroid Hormonlarin Kimyasal Açisi
Steroid maddeler, lipid sinifina dahil maddelerdir. karakterleri yapilarinda “Siklopentanoperhidrofenantren” halkasinin bulunusudur.
Bunlar, halka üzerindeki fonksiyoner gruplarin sayilari, cinsleri, yerleri (hidroksil ve keton gruplari ), yan zincirlerinin uzunlugu özellikleri ile birbirlerinden ayrilirlar. Halka üzerindeki pek ufak farkliliklar bu çesit maddelerin fizyolojik etkenliklerinde çok büyük degisikliklere yol açabilir. Steroid nüvede yer alan atomlarin ve gruplarin uzaysal konumlari bu maddelerin reaksiyonlarini ve enzimle olan iliskilerini tayin eder.

Steroidlerin Genel Isimlendirilmeleri: (Alfa ve Gruplari)

Bir steroid halkasinda, kagit düzeyinin alt tarafina (alfa), üst tarafina gelenler ise (beta) diye adlandirilirlar. Formül yazilirken, düzeyin altinda kalan , kesik çizgilerle (- -) üst tarafinda kalan ise (-) tek bir çizgi seklinde gösterilir. Durumu açik olmayan baglar (~) dalgali çizgilerle açiklanirlar. Bütün H ve CH3 gruplari açikça yazilmalidir. Gruplarin hangi karbon atomuna bagli olduklarini ve alfa mi yoksa beta pozisyonunda mi olduklarini, (örnegin asagidaki formülde oldugu gibi 8 β, 9 α, 10 β, 13 β, 14 α seklinde) gösterir.

Steroid halkalar 5. karbon atomuna bagli H atomunun alfa ve beta durumunda olusuna göre α serisi ve β serisi diye adlandirilirlar. Hem C10 hem de C13 karbon atomlarinda metil gruplari bulunan halkalar C17 ye bagli yan zincirlere göre adlarini alirlar.

Steroid nüvede yer alan, asit, aldehit, keton, alkol ve eter gibi gruplar ve baglar özel eklerle açiklanirlar. Esas maddeden sadece bir C atomunda degisiklik gösteren steroid ise “-epi” ilaveleri yapilir. Yan zincirde ana maddeden farkli olarak sadece bir C atomu daha az olan maddeler ise “nor” eki ile ifade edilirler.

Steroid yapidaki hormonlar, adrenal bezde, testislerde, overlerde sentez edilirler. Steroid hormonlarin steroid nüvelerinin kaynagini kolesterol teskil eder.

Kolesterol, ilgili organlarda önce “Proghenolone”a dönüsür. Bu maddeden de androjenler ve kortikosteroidler olusurlar. Androjenlerden ise östrojenler meydana gelir.
Steroid Hormonlarin Biyolojik Açisi
Steroid hormonlar gövdenin asagi yarisinda yerlesmis endokrin organlarda yapilirlar. Yapildiklari organlardan kan yoluyla etkili ve ödevli olduklari yere iletilirler.

Örnegin, bunlardan progesteron, korpus luteumda yapilir ve uterus mukozasina etki eder. Fakat uterus mukozasi bir tavsanin gözünün içine konulursa, saydam olan korneadan, progesteronun göze yerlestirilmis uterus mukozasina da etki ettigi, ortaya gelen degisikliklerle görülür. Demek, hormon etkisi, etki edilecek organin veya dokunun yerine bagli degil, türüne baglidir. Yani steroid hormonlar, fonksiyon, yapi ve olusum yeri bakimindan farklidir. Su gruplara ayrilabilirler:

1- Androjen Hormonlar

2- Östrojen Hormonlar

3- Gestrojen Hormonlar

1- ANDROJEN HORMONLAR

Yapilari: Bir dimetil steran halkasi ve dördüncü halkanin 17. karbonunda yan kol yerine = O veya – OH grubu bulunan maddelerdir. Androstan hidrokarbonunun türevidirler.

Baslicalari sunlardir, farklari da söyledir:

3. C 11. C 17. C Çift Bag
Testosteron – O – OH 4 – 5
Androsteron – OH = O
Eplandosteron (3 β-androsteron) – OH = O
Dehidro eplandrosteron (Dehidro-3 β-androstron) – OH = O 5 – 6
Adrenosteron (11-okslandrosten dion) = O = O = O 4 – 5

Androjenler, erkeklerde testislerden Leyding interstisiyel hücreleri tarafindan sentez edilen 17 C atomlu steroidlerdir. Bunlara androjenik hormonlar denilmesinin nedeni mutlaka biyolojik aktivite göstermelerinden ileri gelmemektedir. Daha ziyade 17 karbonlu steroid maddeler sinifina girmelerinden dolayidir. Bunun gibi, androjenik aktivite gösteren bütün steroidler de 17 karbonlu degillerdir. Androjenlerin baslica etkili örneklerini, “Testosterone” (17 β-hidroksiandrost-4-en-3-one) ve “Androst-4-ene-3, 17-dione” teskil ederler. Bunlar, Leyding hücrelerinde 17-hidroksiprogesterone’dan olusurlar.

Androjenlerin Etki ve Fonksiyonu

Erkek seks hormonlarina «Androjenler» adi verilir. Androjen (andro = erkek) hormonlar, ikincil ruhsal ve organik (penis, prostat… vb.) erkeklik cinsiyeti niteliklerinin gelismesini ve islevlerini saglayan maddelerdir.

Böbrek üst bezinin kabuk kismi, az miktarda da olsa androjenik etki yapan bazi hormonlari kana salar. Androjenler, azot ve kalsiyum metabolizmasi üzerine anabolik bir etki yaparlar. Bu suretle kas olusumu artar. Fosfor, sodyum, potasyum ve klor retansiyonu görülür. Deney hayvanlari kastre edildikleri halde idrarlarinda hala androjenik hormonlarin görülüsü bunlarin ayni zamanda böbrek üstü bezinin korteksinden geldiklerinin bir göstergesidir.

Bu arada, bulug (pubertas) çagindaki iskelet ve iskelet kasi gelismelerini saglamanin da bu göreve bagli oldugu kuskusuzdur.

Androjen hormonlarin en önemli metabolizma etkisi ise, protein metabolizmasini özellikle iskelet kaslarinin protein sentezini ve hücreye amino asit tasinmasini uyarmaktir.

Androjenlerin ve bunlarin en önemli örnegi olan «Testosteron»un etki sekli daha ziyade hücre içerisinde protein sentezini artirici yönde olmaktadir. Testosteron bu etkisini hücrenin nukleusunda DNA’dan RNA sentezi, yani «Transkripsiyon» olayini artirmak suretiyle yapmaktadir. Testosteron kana salindiktan sonra çok kisa bir süre içerisinde hedef hücreye girmekte ve burada önce «dihidrotestosteron»a dönüsmekte daha sonra sitoplazmada mevcut «reseptör protein» ile birleserek nukleusa göç etmektedir. Bu defa hormon, nukleusda baska bir proteinle birlesmekte ve meydana gelen bu kombinasyon, transkripsiyon olayini artirmaktadir. Testosteron bu etkisini bütün vücut hücrelerinde meydana getirirse de, sekonder seks karakteri ile ilgili hücreleri daha çok etkilemektedir.

Testosteron sekonder cinsiyet belirtileri ile ilgili olarak, testis­lerin, penisin, skrotumun gelismesini saglar. Erkeklik özelliklerinin belirginlesmesine yol açar. Örnegin erkeklerde, pubis .bölgesinde, gögüste, yüzde sirtta killarin çikmasini saglar, basin ön tarafindaki, alindaki saçlarin dökülmesine sebep olabilir, sesin kalinlasmasina ve erkeklik özellikleri kazanmasina yol açar. Erkeklerde cildin ka­linlasmasini saglar. Cilt bezlerinin salgilarinin özellikle yüzdeki cilt bezlerinin salgisinin artmasina ve <Akne>inin meydana gelmesine neden olabilir. Ciltte pigmentasyonu artirir. Kaslarin gelismesini saglar. Alvuyarlarin sayilarinin da artmasina neden olur.

Dokularda tutulmayan testosteron, karacigerde metabolize olarak, Androsteron Dehidroepiandrosteron’a veya Epiandrosteron ve Etiokolan’a dönüserek ve sülfatlarla yahut da daha çok glukuronidlerle konjugasyona ugrayarak idrarla disari atilir.

ERKEK ÜREME SISTEMININ FIZYOPATOLOJISI HORMONAL KUSURLAR ILE ILISKILIDIR

Testosteron sentez eksikligi hipogonadizimdir. Bu puberteden önce meydana ge­lirse, ikincil seks özellikleri gelisemez; eger eriskinlerde ortaya çikarsa bu özellikler ge­riler. Primer hipogonadizim testisleri direkt etkileyen ve testiküler yetmezlige neden olan olaylara bagli iken, sekonder hipogonadi­zim gonodotropinlerin kusurlu sekresyonunun sonucudur. Izole genetik yetmezlikler androjenleiin sentez ve etkile­rinde spesifik basamaklarin öneminin onaylanmasina yardimci olurlar. Testosteron biyosentezi ile ilgili en az 5 belirgin genetik kusur tarif edilmistir. ilave olarak bir 5α redüktaz yetmezligi bi­linmektedir; bazi durumlarda ya testosteron/DHT reseptörü hiç saptanamamistir veya reseptör bir bakima anormaldir; yine reseptör dahil tüm ölçülebilen antitelerin normal ol­dugu fakat hastalarda (her zaman genetik olarak erkek) degisik derecelerde feminizasyonun oldugu bazi olgular da vardir. Kusurun ciddiyeti ile farklilasmadaki anormalligin derecesi arasinda baglanti vardir. Biyosentetik enzimden tamamen yoksun olan kisiler fenotip olarak disi gibi gözüküyorlarsa da, XY (erkek) genotipine sahiptirler; buna karsin en hafif olgularda sadece anormal olarak lokalize penil bir uretra mevcut olabilir. Fonksiyonel reseptörlerden tamamen yoksun genetik erkeklerin testisleri vardir ve testosteron üretirler, fakat dis genital organlarin tümü ile feminizasyonu söz konusudur (testiküler feminizasyon sendromu denilen durum). Östrojen sentez ve etkisi ile ilgili kiyaslanabilecek yetersizlik durumlarinin saptanmis olmasi ilginçtir.

2- ÖSTROJEN HORMONLAR

Yapilari: Östrojen hormonlarda birinci halkasi doymamis (3 çift bagli) olan bir monometilsteran halka sistemi ve bunun 4. halkasinin 17. karbonunda bir O = ya da – OH grubu bulunur. Baslicalari sunlardir: Östradiol, Östron, Östriol

Formül ve yapi farklari steroidlerde anlatilmistir. Bunlarin disinda bir de kisraklarda bulunan ekivilin, ekivileninin, hippülin vardir.

2. halkada ekivilinde 2, ve ekivileninde 3 çift bag (tam doymamis) bulunusu tipik farklardir.
Östrojenin Biyosentezi
Östrojenik hormonlarin baslica yapim yerleri overlerdir. Overlerin iki önemli görevleri vardir. Birisi ovumun yapimi, ikincisi ise, östrojenik hormonlarin sentezi. Bir kiz çocugunun dogusunda overlerinde 2 milyon kadar yumurta yapmaya elverisli germ hücresi bulunur. Ancak puberte yasina ulastiginda bunlarin sayisi 200 000’e kadar düsebilir. Puberteden sonra her ay sadece tek bir folikül olgunlasir. Overler, gebe olmayan kadinlarda östrojen yapan organi teskil ettikleri gibi, hamilelerde plesantada gerekli östrojenik hormonlarin yapiminda görev alirlar. Disi seks organlarinin gelisiminde ve sekonder seks karakterlerinin olusumundan östrojenik hormonlar sorumludur.

Östrojenlerin yapiminda kullanilan ön maddeyi erkek seks hormonlari olan testosteron ve androstenedion teskil eder. Östrojenlerin androjenlerden baslica farklari, androjenlerin 17 C’lu bilesikler olmalarina karsilik bunlarin 18 C’lu bilesikler olmalaridir. Ayrica diger farkliliklari da A halkasinin östrojenlerde aromatik olmasi ve 10. C’da dikey vaziyette bir metil grubunun bulunmayisi teskil etmektedir. Östrojenlerde 3. karbon atomunda da fenolik bir grup vardir.
Dogal olarak baslica östrojenler, «Östron», alfa ve beta «Östradiol»ler ve «Östriol»lerden olusurlar.

Östrojenlerin Etki ve Fonksiyonlari
Östrojenler, disi seks organlarinin proliferasyon ve gelismesini saglar. Pubertede östrojen salinimi puberte öncesine kiyasla en az 20 kat daha fazladir. Bu büyük hormon salinimi, uterusun, vajinanin gelismelerine ve birkaç kat büyümelerine yol açar. Uterusun endometriumu ve fallopi tüpleri de ayni sekilde büyür ve gelisir. Genital bölgede ve gögüslerde büyüme ve yag birikimi olur. Kalçalar genisler. Cilt ince düz ve yumusak bir hale gelir.
Genel olarak östrojenik hormonlar metabolizmayi hizlandirirlar. Androjenler kadar olmasa da protein sentezini artirirlar. Özellikle cilt altinda yag birikimini saglarlar. Bu nedenle kadinlarda cilt alti yagi erkeklere kiyasla daha fazladir. Karacigerde ise yag birikimini önleyici etki yaparlar.

Östrojenin disi hormonu olarak en önemli görevi süphe yok ki «Menstrual Siklus»un normal sekilde devamini saglamak ve disi seks organlarini hamilelige hazirlamaktir.

Östrojenler bu etkilerini, hedef olan hücreye dahil olduktan sonra, androjenlerde oldugu gibi reseptör proteinle sitoplazmada birlesmek ve bu suretle nukleusa geçmek, orada DNA sentezini ve transkripsiyon olayini hizlandirmak, yani elçi RNA sentezini de artirarak, protein biyosentezini çogaltmak suretiyle yaparlar.

Östrojenlerin protein sentezi ve anabolik etki yönünden androjenlerden baslica farki, androjenlerin genellikle bütün vücutta metabolizmayi hizlandirmalari ve protein sentezini artirmalarina karsilik östrojenlerin bu fonksiyonlarini daha çok uterus, gögüsler, cilt, iskelet, vajina gibi belirli organlar üzerinde yapmalaridir.

Östrojenlerden, yukarida açiklanan etkileri meydana getiren baslica iki hormon, «β-Östradiol» ve «Östron»dur. Bunlar arasinda etkin olani ise β-Östradiol’dür. β-Östradiol’ün aktivitesi, östrona kiyasla yaklasik on kat daha fazladir.

Sentetik olarak yapilmis östrojenik hormonlar da vardir. Bunlar agiz yolu ile verildiklerinde dogal östrojenlere kiyasla çok daha etkili olurlar. Örnegin «Stilbestrol» ve «17-alfa-etinilestradiol» bu çesit sentetik hormonlardir.

Östrojenler özellikle karacigerde, glukuronatlar ve sülfatlarla konjugasyona ugrayarak idrarla disari atilirlar.
Korpus Luteum Hormonu, Gebelik Hormonu (Progesteron)
Yumurtalikta folikülün olgunlasmasi ve yumurtanin folikülden disari atilmasindan sonra, folikülün teka denen hücreleri fiziksel ve kimyasal bazi degisikliklere ugrayarak yeni bir hücreler toplulugu meydana getirirler, bu topluluga «Korpus Luteum» denilir. Bu olaya da «Luteinlesme» adi verilir. Büyüyüp gelisen hücreler sarimsi bir renk gösterdiklerinden bunlara sarimsi anlamina gelmek üzere «Luteum» denilmistir.
Korpus luteum adi verilen menstrual siklusun ikinci devresi sirasinda meydana gelen hücreler toplulugu genis ölçüde «Progesteron» ve «Östrojen» salinimina yol açar. Salinan progesteron daha önce östrojen tarafindan hazirlanmis bulunan «Endometrium»da yumurtanin yerlesmesi için gerekli mukus salinimini saglar. Eger ovum, sperm tarafindan fertilize edilecek olursa progesteron salinimi devam eder. Progesteron salinimi, ovulasyonu önleyici bir etki yapar. Eger menstrual siklusun 5-25. günleri arasinda kadinlara bazi sentetik progesteron preparatlari verilecek olursa, ovulasyon önlenmis dolayisiyla kadinin hamile kalma ihtimali ortadan kaldirilmis olur. Bu bilgi, agiz yolu ile «Kontraseptiv» (Hamileligi önleyici) ilaçlarin kullanilmasinda hareket noktasini teskil etmektedir.

Daha önce de açiklandigi gibi, foliküllerin bu sekilde korpus luteuma dönüsümü, hipofiz ön lobunun «Luteinlestirici Hormonu»nun etkisi ile olur. Ovumun fekondasyonu gerçeklesmeyecek olursa, hipofizin luteotropik (LTH) hormonunun azalmasi sonucu korpus luteum gittikçe dejenere olarak ortadan kalkar ve hormon sekresyonu da gittikçe azalmaya baslar ve menstruasyon görülür. Buna karsilik folikülü stimüle eden hormonun sekresyonunda tekrar artis olur ve yeni bir folikül olusmaya baslar. Bu yeni bir 26 günlük menstruasyon siklusunun baslama devresidir. Yeni siklik periyodun baslamasi, hipofiz ön lobunun folikülü stimüle eden hormonunun etkisi ile olur (FSH).

Progesteron karacigerde, «pregnanediol»e indirgenerek, glukuronidleri halinde safra ve idrarla disari atilir.

Relaksin:

Korpus luteum, progesteron disinda ikinci bir hormonu daha sentez ederek kana salar. Bu hormon, «Relaksin»dir. Relaksin, korpus luteum disinda plesanta tarafindan da sentez edilir. Kobaylara enjekte edildiginde, pubisin simfizis denen ön kismini tutan baglari gevsetir. Ancak bu etki insanlarda oldukça zayif tir. Ayrica relaksin’in gebelik sirasinda uterusun serviksini gevsettigi ve uterusun hare­ketlerini yavaslattigi da ileri sürülmektedir.

Relaksin 9000 kadar mol agirligi olan bir polipeptiddir.

Plasenta Hormonlari:
Yumurtanin uterusun endometriumu içerisinde fertilizasyonundan sonra, .Trofoplastik hücreler endometrium içerisinde çogalarak, embriyonun beslenmesini saglar. 8-12. haftalardan itibaren yavas yavas gelisen plasenta, embriyonun beslenmesini üstlenmeye baslar.
Trofoblastik hücrelerin çogalmaya baslamasindan sonra «Korionik Gonadotropin» denen bir hormonu salgilamaya baslarlar. Yedi hafta içerisinde korion gonadotropini en üst salgilama düzeyine varir ve 16. haftada tekrar düsük bir düzeye. iner.

«Korion Gonadotropini» denen hormon bir glikoprotein olup, mol agirligi 30.000 civarindadir. Korpus luteumun progesteron ve östrojen salinimini çogaltir. Endometriumun gelismesine, erkeklerde testislerin testosteron saliniminin artmasina yol açar.

Plasenta tarafindan salinan diger iki önemli hormon ise, östrojenler ve «Progesterondur». Hem östrojenler hem de progesteron gebeligin devami için gerekli hormonlardir.

Son zamanlarda bulunan ye plasenta tarafindan salinan diger bir hormon da «Plasenta Laktojen» hormonu denen hormondur. 38.000 civarinda mol agirliginda olan laktojenik hormon, hamileligin besinci haftasindan itibaren salinmaya bas1ar. Iki önemli görevi vardir: Birisi growth hormona benzer bir etki ile fetüsün büyümesine yardimci olmak, digeri memelerin geliserek süt yapmasini kolaylastirmaktir. Bu etkisi hipofiz ön lobundan salinan prolaktinin etkisine benzemektedir. .

Androjen ve Östrojenlerin biyosentezi

3- GESTROJEN HORMON
Yapisi: Bu, dimetil steran halkasinin 17’nci karbonuna bir etil (C2) bakiyesi gelmesiyle olusan pregnan yapisini tasir. Etli kalintisi, gestrojen hormonda bir COCH3 asetilden olusur.

Simdiye kadar tek bir dogal gestrojen hormon belli olmustur. Bu. Progesteron’dur. Iskeletçe testosterona benzer. Tipik farki, 17. C’da asetil grubu olusudur. Formül ve öbür yapi bilgisi steroidlerde anla­tilmistir (Sah. 276).

Bundan baska bir de, böbrek üstü korteksinde kimi patolojik du­rumlarda (interrenalizmde) yapilan 17-α hidroksiprogesteron bilinir.

Etki ve fonksiyon: Progesteron’un en tipik etkisi, uterus mukozasinin aylik degisikliginin ikinci asamasi (transformasyon -veya sekresyon asamasi)ni kontrol altina almak ve bu sirada ileri derecede proliferasyon saglayarak yumurtanin mukozada yerlesip tutunabilecegi durumu ortaya getirmek, yumurta sperma ile asilanmissa, gebeligin sürmesini saglamaktir.

Biyolojik test: Infantil (üretim organlari gelismemis yetiskin disi) tavsanlara önce östrojen hormonu siringa etmek ve bundan sonra pro­gesteron, siringa etmek ve hayvani öldürmek ortaya gelen mukoza proliferasyonunu öncelemek (Allen yöntemi).

Öbür yöntem, bir tavsanin gözünün içine korneasindan görülecek sekilde mukoza yerlestirmek ve hormon degisikliklerini gözle görebilmektir.

Olusumu: Ovaryumda folikül hormonu olan östrojenleri hasil eden foliküller çatlayip yumurtalarini tubalara atmalarindan sonra, bosalan ve büzülen folikülde korpus luteum (sari cisim) olusur. Kor­pus luteum da progesteron adli hormonu hasil eder. Bu hormonun olusum zamani ve olusumunun sürmesi korpus luteumun yasamasi­na baglidir. Eger yumurta asilanip mukozada yerlesirse, korpus lute­um yasar ve 4 ay kadar Progesteron hasil etmesi devam eder. Gebe­lik yoksa, korpus 1üteumun ödevi kisa sürer, progesteron olusumu du­rur.

Progesteron, korpus luteumdan baska az miktarda plasentada ve böbrek üstü korteksinde de hasil edilir.

Kolesterol, böbrek üstü enzimleriyle degindirilirse. yan koldaki 8 karbondan 6’sini kaybederek pregnenolon (3. karbonda —OH ve 2’nci halkadaki 5-8 arasi bir çift bag, 17. karbonda asetil CH3CO— takisi olan madde) üzerinden progesterona döner (Pincus… vb. 1964):

Kolesterol —— 20-hidroksi kolesterol —— 20, 22-dihidroksikolesterol ——–Pregnenolon ————– Progesteron.

Progesteron, insan organizmasinda süratle pregnandiole indir­genir. Pregnandiolün progesteron etkisi yoktur. Progesteron kadin id­rarinda vücutta olustugu zamanlarda (ay basindan önce ve gebelik­le) görülür. Pregnandiol de sülfat veya. gliküronid bilesikleri halinde idrara. geçer.

Cinsiyet hormonlarinin spesifikligi: Simdiye kadar anlattiklari­mizdan cinsiyet hormonlarinin zayif bir özgüllügü söz konusudur. Bunlarin ortak bir olusum mekanizmasi vardir. Bu yoldan birbirine de dönebilirler. Nitekim ayni dokularda her iki cinsin hormonlari da kismen yapilabilir:

Örnegin, testiste erkek hormonu yaninda bir miktar disilik hor­monu (Folikül hormonu), yapilabildigi gibi, ovaryumda erkeklik hormonlari da yapilabilir. Bundan baska, kadinda androjen hormon ovaryumdan baska, böbrek üstünde de yapildigi bilinir

Cinsiyet. hormonlarinin yapica ve biyolojik yakinligindan ileri gelen özgüllügün de kalkabilmesi olanagi dehidroandrosteron’un indirgenmesiyle olusan ve idrarla çikan Androstendiol’ün (dehidroandros­terondan farki, 17. karbondaki keto grubu, —OH olmustur) saptan­masi ile tam olarak belirmis oluyor, çünkü, bu hormon. hem andro­jen ve hem östrojen etkisini, az ve fakat ayni güçlülükle gösterebilmektedir.

HORMONLARIN SINIFLANMASI VE TÜRLERI
Kimyasal yapilarina göre olur. Buna göre hormonlari 2 büyük sinifa ayirabiliriz:
Lipid hormonlar: (A) Steroid hormonlar, (B) Çok doymamisli yag asitlerinin türevi prostaglandinler ve tromboksanlar.
Protein peptid ya da amino asit türevi hormonlar.

Türlü organizma kisimlarinin hormonlarini birer birer gözden geçirirsek, bunlarin yapilarinin pek degisik oldugunu ve kimini protein veya türevi, kimini steroid yapili olarak görürüz.

Protein ve türevleri hormonlar, baslica hipofiz, tiroid ve paratiroid, timüs, pankreas, böbrek üstü medullasi, sindirim sistemi … vb. tarafindan yapilir.

Steroid yapili hormonlar da böbrek üstü kabugu (korteksi), gonadlar (Testis, ovaryum) ve plesanta … vb. tarafindan yapilir.
STEROID HORMONLAR
Steroid Hormonlarin Kimyasal Açisi
Steroid maddeler, lipid sinifina dahil maddelerdir. Genel karakterleri yapilarinda “Siklopentanoperhidrofenantren” halkasinin bulunusudur.
Bunlar, halka üzerindeki fonksiyoner gruplarin sayilari, cinsleri, yerleri (hidroksil ve keton gruplari gibi), yan zincirlerinin uzunlugu gibi özellikleri ile birbirlerinden ayrilirlar. Halka üzerindeki pek ufak farkliliklar bu çesit maddelerin fizyolojik etkenliklerinde çok büyük degisikliklere yol açabilir. Steroid nüvede yer alan atomlarin ve gruplarin uzaysal konumlari bu maddelerin reaksiyonlarini ve enzimle olan iliskilerini tayin eder.

Steroidlerin Genel Isimlendirilmeleri: (Alfa ve Beta Gruplari)

Bir steroid halkasinda, kagit düzeyinin alt tarafina gelen gruplar (alfa), üst tarafina gelenler ise (beta) diye adlandirilirlar. Formül yazilirken, düzeyin altinda kalan gruplar, kesik çizgilerle (- -) üst tarafinda kalan gruplar ise (-) tek bir çizgi seklinde gösterilir. Durumu açik olmayan baglar (~) dalgali çizgilerle açiklanirlar. Bütün H ve CH3 gruplari açikça yazilmalidir. Gruplarin hangi karbon atomuna bagli olduklarini ve alfa mi yoksa beta pozisyonunda mi olduklarini, (örnegin asagidaki formülde oldugu gibi 8 β, 9 α, 10 β, 13 β, 14 α seklinde) gösterir.

Steroid halkalar 5. karbon atomuna bagli H atomunun alfa ve beta durumunda olusuna göre α serisi ve β serisi diye adlandirilirlar. Hem C10 hem de C13 karbon atomlarinda metil gruplari bulunan halkalar C17 ye bagli yan zincirlere göre adlarini alirlar.

Steroid nüvede yer alan, asit, aldehit, keton, alkol ve eter gibi gruplar ve baglar özel eklerle açiklanirlar. Esas maddeden sadece bir C atomunda degisiklik gösteren steroid ise “-epi” ilaveleri yapilir. Yan zincirde ana maddeden farkli olarak sadece bir C atomu daha az olan maddeler ise “nor” eki ile ifade edilirler.

Steroid yapidaki hormonlar, adrenal bezde, testislerde, overlerde sentez edilirler. Steroid hormonlarin steroid nüvelerinin kaynagini kolesterol teskil eder.

Kolesterol, ilgili organlarda önce “Proghenolone”a dönüsür. Bu maddeden de androjenler ve kortikosteroidler olusurlar. Androjenlerden ise östrojenler meydana gelir.
Steroid Hormonlarin Biyolojik Açisi
Steroid hormonlar gövdenin asagi yarisinda yerlesmis endokrin organlarda yapilirlar. Yapildiklari organlardan kan yoluyla etkili ve ödevli olduklari yere iletilirler.

Örnegin, bunlardan progesteron, korpus luteumda yapilir ve uterus mukozasina etki eder. Fakat uterus mukozasi bir tavsanin gözünün içine konulursa, saydam olan korneadan, progesteronun göze yerlestirilmis uterus mukozasina da etki ettigi, ortaya gelen degisikliklerle görülür. Demek, hormon etkisi, etki edilecek organin veya dokunun yerine bagli degil, türüne baglidir. Yani steroid hormonlar, fonksiyon, yapi ve olusum yeri bakimindan farklidir. Su gruplara ayrilabilirler:

1- Androjen Hormonlar

2- Östrojen Hormonlar

3- Gestrojen Hormonlar

1- ANDROJEN HORMONLAR

Yapilari: Bir dimetil steran halkasi ve dördüncü halkanin 17. karbonunda yan kol yerine = O veya – OH grubu bulunan maddelerdir. Androstan hidrokarbonunun türevidirler.

Baslicalari sunlardir, farklari da söyledir:

3. C 11. C 17. C Çift Bag
Testosteron – O – OH 4 – 5
Androsteron – OH = O
Eplandosteron (3 β-androsteron) – OH = O
Dehidro eplandrosteron (Dehidro-3 β-androstron) – OH = O 5 – 6
Adrenosteron (11-okslandrosten dion) = O = O = O 4 – 5

Androjenler, erkeklerde testislerden Leyding interstisiyel hücreleri tarafindan sentez edilen 17 C atomlu steroidlerdir. Bunlara androjenik hormonlar denilmesinin nedeni mutlaka biyolojik aktivite göstermelerinden ileri gelmemektedir. Daha ziyade 17 karbonlu steroid maddeler sinifina girmelerinden dolayidir. Bunun gibi, androjenik aktivite gösteren bütün steroidler de 17 karbonlu degillerdir. Androjenlerin baslica etkili örneklerini, “Testosterone” (17 β-hidroksiandrost-4-en-3-one) ve “Androst-4-ene-3, 17-dione” teskil ederler. Bunlar, Leyding hücrelerinde 17-hidroksiprogesterone’dan olusurlar.

Androjenlerin Etki ve Fonksiyonu

Erkek seks hormonlarina «Androjenler» adi verilir. Androjen (andro = erkek) hormonlar, ikincil ruhsal ve organik (penis, prostat… vb.) erkeklik cinsiyeti niteliklerinin gelismesini ve islevlerini saglayan maddelerdir.

Böbrek üst bezinin kabuk kismi, az miktarda da olsa androjenik etki yapan bazi hormonlari kana salar. Androjenler, azot ve kalsiyum metabolizmasi üzerine anabolik bir etki yaparlar. Bu suretle kas olusumu artar. Fosfor, sodyum, potasyum ve klor retansiyonu görülür. Deney hayvanlari kastre edildikleri halde idrarlarinda hala androjenik hormonlarin görülüsü bunlarin ayni zamanda böbrek üstü bezinin korteksinden geldiklerinin bir göstergesidir.

Bu arada, bulug (pubertas) çagindaki iskelet ve iskelet kasi gelismelerini saglamanin da bu göreve bagli oldugu kuskusuzdur.

Androjen hormonlarin en önemli metabolizma etkisi ise, protein metabolizmasini özellikle iskelet kaslarinin protein sentezini ve hücreye amino asit tasinmasini uyarmaktir.

Androjenlerin ve bunlarin en önemli örnegi olan «Testosteron»un etki sekli daha ziyade hücre içerisinde protein sentezini artirici yönde olmaktadir. Testosteron bu etkisini hücrenin nukleusunda DNA’dan RNA sentezi, yani «Transkripsiyon» olayini artirmak suretiyle yapmaktadir. Testosteron kana salindiktan sonra çok kisa bir süre içerisinde hedef hücreye girmekte ve burada önce «dihidrotestosteron»a dönüsmekte daha sonra sitoplazmada mevcut «reseptör protein» ile birleserek nukleusa göç etmektedir. Bu defa hormon, nukleusda baska bir proteinle birlesmekte ve meydana gelen bu kombinasyon, transkripsiyon olayini artirmaktadir. Testosteron bu etkisini bütün vücut hücrelerinde meydana getirirse de, sekonder seks karakteri ile ilgili hücreleri daha çok etkilemektedir.

Testosteron sekonder cinsiyet belirtileri ile ilgili olarak, testis­lerin, penisin, skrotumun gelismesini saglar. Erkeklik özelliklerinin belirginlesmesine yol açar. Örnegin erkeklerde, pubis .bölgesinde, gögüste, yüzde sirtta killarin çikmasini saglar, basin ön tarafindaki, alindaki saçlarin dökülmesine sebep olabilir, sesin kalinlasmasina ve erkeklik özellikleri kazanmasina yol açar. Erkeklerde cildin ka­linlasmasini saglar. Cilt bezlerinin salgilarinin özellikle yüzdeki cilt bezlerinin salgisinin artmasina ve <Akne>inin meydana gelmesine neden olabilir. Ciltte pigmentasyonu artirir. Kaslarin gelismesini saglar. Alvuyarlarin sayilarinin da artmasina neden olur.

Dokularda tutulmayan testosteron, karacigerde metabolize olarak, Androsteron Dehidroepiandrosteron’a veya Epiandrosteron ve Etiokolan’a dönüserek ve sülfatlarla yahut da daha çok glukuronidlerle konjugasyona ugrayarak idrarla disari atilir.

ERKEK ÜREME SISTEMININ FIZYOPATOLOJISI HORMONAL KUSURLAR ILE ILISKILIDIR

Testosteron sentez eksikligi hipogonadizimdir. Bu puberteden önce meydana ge­lirse, ikincil seks özellikleri gelisemez; eger eriskinlerde ortaya çikarsa bu özellikler ge­riler. Primer hipogonadizim testisleri direkt etkileyen ve testiküler yetmezlige neden olan olaylara bagli iken, sekonder hipogonadi­zim gonodotropinlerin kusurlu sekresyonunun sonucudur. Izole genetik yetmezlikler androjenleiin sentez ve etkile­rinde spesifik basamaklarin öneminin onaylanmasina yardimci olurlar. Testosteron biyosentezi ile ilgili en az 5 belirgin genetik kusur tarif edilmistir. ilave olarak bir 5α redüktaz yetmezligi bi­linmektedir; bazi durumlarda ya testosteron/DHT reseptörü hiç saptanamamistir veya reseptör bir bakima anormaldir; yine reseptör dahil tüm ölçülebilen antitelerin normal ol­dugu fakat hastalarda (her zaman genetik olarak erkek) degisik derecelerde feminizasyonun oldugu bazi olgular da vardir. Kusurun ciddiyeti ile farklilasmadaki anormalligin derecesi arasinda baglanti vardir. Biyosentetik enzimden tamamen yoksun olan kisiler fenotip olarak disi gibi gözüküyorlarsa da, XY (erkek) genotipine sahiptirler; buna karsin en hafif olgularda sadece anormal olarak lokalize penil bir uretra mevcut olabilir. Fonksiyonel reseptörlerden tamamen yoksun genetik erkeklerin testisleri vardir ve testosteron üretirler, fakat dis genital organlarin tümü ile feminizasyonu söz konusudur (testiküler feminizasyon sendromu denilen durum). Östrojen sentez ve etkisi ile ilgili kiyaslanabilecek yetersizlik durumlarinin saptanmis olmasi ilginçtir.

2- ÖSTROJEN HORMONLAR

Yapilari: Östrojen hormonlarda birinci halkasi doymamis (3 çift bagli) olan bir monometilsteran halka sistemi ve bunun 4. halkasinin 17. karbonunda bir O = ya da – OH grubu bulunur. Baslicalari sunlardir: Östradiol, Östron, Östriol

Formül ve yapi farklari steroidlerde anlatilmistir. Bunlarin disinda bir de kisraklarda bulunan ekivilin, ekivileninin, hippülin vardir.

2. halkada ekivilinde 2, ve ekivileninde 3 çift bag (tam doymamis) bulunusu tipik farklardir.
Östrojenin Biyosentezi
Östrojenik hormonlarin baslica yapim yerleri overlerdir. Overlerin iki önemli görevleri vardir. Birisi ovumun yapimi, ikincisi ise, östrojenik hormonlarin sentezi. Bir kiz çocugunun dogusunda overlerinde 2 milyon kadar yumurta yapmaya elverisli germ hücresi bulunur. Ancak puberte yasina ulastiginda bunlarin sayisi 200 000’e kadar düsebilir. Puberteden sonra her ay sadece tek bir folikül olgunlasir. Overler, gebe olmayan kadinlarda östrojen yapan organi teskil ettikleri gibi, hamilelerde plesantada gerekli östrojenik hormonlarin yapiminda görev alirlar. Disi seks organlarinin gelisiminde ve sekonder seks karakterlerinin olusumundan östrojenik hormonlar sorumludur.

Östrojenlerin yapiminda kullanilan ön maddeyi erkek seks hormonlari olan testosteron ve androstenedion teskil eder. Östrojenlerin androjenlerden baslica farklari, androjenlerin 17 C’lu bilesikler olmalarina karsilik bunlarin 18 C’lu bilesikler olmalaridir. Ayrica diger farkliliklari da A halkasinin östrojenlerde aromatik olmasi ve 10. C’da dikey vaziyette bir metil grubunun bulunmayisi teskil etmektedir. Östrojenlerde 3. karbon atomunda da fenolik bir grup vardir.
Dogal olarak baslica östrojenler, «Östron», alfa ve beta «Östradiol»ler ve «Östriol»lerden olusurlar.
Östrojenlerin Etki ve Fonksiyonlari
Östrojenler, disi seks organlarinin proliferasyon ve gelismesini saglar. Pubertede östrojen salinimi puberte öncesine kiyasla en az 20 kat daha fazladir. Bu büyük hormon salinimi, uterusun, vajinanin gelismelerine ve birkaç kat büyümelerine yol açar. Uterusun endometriumu ve fallopi tüpleri de ayni sekilde büyür ve gelisir. Genital bölgede ve gögüslerde büyüme ve yag birikimi olur. Kalçalar genisler. Cilt ince düz ve yumusak bir hale gelir.
Genel olarak östrojenik hormonlar metabolizmayi hizlandirirlar. Androjenler kadar olmasa da protein sentezini artirirlar. Özellikle cilt altinda yag birikimini saglarlar. Bu nedenle kadinlarda cilt alti yagi erkeklere kiyasla daha fazladir. Karacigerde ise yag birikimini önleyici etki yaparlar.

Östrojenin disi hormonu olarak en önemli görevi süphe yok ki «Menstrual Siklus»un normal sekilde devamini saglamak ve disi seks organlarini hamilelige hazirlamaktir.

Östrojenler bu etkilerini, hedef olan hücreye dahil olduktan sonra, androjenlerde oldugu gibi reseptör proteinle sitoplazmada birlesmek ve bu suretle nukleusa geçmek, orada DNA sentezini ve transkripsiyon olayini hizlandirmak, yani elçi RNA sentezini de artirarak, protein biyosentezini çogaltmak suretiyle yaparlar.

Östrojenlerin protein sentezi ve anabolik etki yönünden androjenlerden baslica farki, androjenlerin genellikle bütün vücutta metabolizmayi hizlandirmalari ve protein sentezini artirmalarina karsilik östrojenlerin bu fonksiyonlarini daha çok uterus, gögüsler, cilt, iskelet, vajina gibi belirli organlar üzerinde yapmalaridir.

Östrojenlerden, yukarida açiklanan etkileri meydana getiren baslica iki hormon, «β-Östradiol» ve «Östron»dur. Bunlar arasinda etkin olani ise β-Östradiol’dür. β-Östradiol’ün aktivitesi, östrona kiyasla yaklasik on kat daha fazladir.

Sentetik olarak yapilmis östrojenik hormonlar da vardir. Bunlar agiz yolu ile verildiklerinde dogal östrojenlere kiyasla çok daha etkili olurlar. Örnegin «Stilbestrol» ve «17-alfa-etinilestradiol» bu çesit sentetik hormonlardir.
Östrojenler özellikle karacigerde, glukuronatlar ve sülfatlarla konjugasyona ugrayarak idrarla disari atilirlar.
Korpus Luteum Hormonu, Gebelik Hormonu (Progesteron)
Yumurtalikta folikülün olgunlasmasi ve yumurtanin folikülden disari atilmasindan sonra, folikülün teka denen hücreleri fiziksel ve kimyasal bazi degisikliklere ugrayarak yeni bir hücreler toplulugu meydana getirirler, bu topluluga «Korpus Luteum» denilir. Bu olaya da «Luteinlesme» adi verilir. Büyüyüp gelisen hücreler sarimsi bir renk gösterdiklerinden bunlara sarimsi anlamina gelmek üzere «Luteum» denilmistir.
Korpus luteum adi verilen menstrual siklusun ikinci devresi sirasinda meydana gelen hücreler toplulugu genis ölçüde «Progesteron» ve «Östrojen» salinimina yol açar. Salinan progesteron daha önce östrojen tarafindan hazirlanmis bulunan «Endometrium»da yumurtanin yerlesmesi için gerekli mukus salinimini saglar. Eger ovum, sperm tarafindan fertilize edilecek olursa progesteron salinimi devam eder. Progesteron salinimi, ovulasyonu önleyici bir etki yapar. Eger menstrual siklusun 5-25. günleri arasinda kadinlara bazi sentetik progesteron preparatlari verilecek olursa, ovulasyon önlenmis dolayisiyla kadinin hamile kalma ihtimali ortadan kaldirilmis olur. Bu bilgi, agiz yolu ile «Kontraseptiv» (Hamileligi önleyici) ilaçlarin kullanilmasinda hareket noktasini teskil etmektedir.

Daha önce de açiklandigi gibi, foliküllerin bu sekilde korpus luteuma dönüsümü, hipofiz ön lobunun «Luteinlestirici Hormonu»nun etkisi ile olur. Ovumun fekondasyonu gerçeklesmeyecek olursa, hipofizin luteotropik (LTH) hormonunun azalmasi sonucu korpus luteum gittikçe dejenere olarak ortadan kalkar ve hormon sekresyonu da gittikçe azalmaya baslar ve menstruasyon görülür. Buna karsilik folikülü stimüle eden hormonun sekresyonunda tekrar artis olur ve yeni bir folikül olusmaya baslar. Bu yeni bir 26 günlük menstruasyon siklusunun baslama devresidir. Yeni siklik periyodun baslamasi, hipofiz ön lobunun folikülü stimüle eden hormonunun etkisi ile olur (FSH).

Progesteron karacigerde, «pregnanediol»e indirgenerek, glukuronidleri halinde safra ve idrarla disari atilir.

Relaksin:

Korpus luteum, progesteron disinda ikinci bir hormonu daha sentez ederek kana salar. Bu hormon, «Relaksin»dir. Relaksin, korpus luteum disinda plesanta tarafindan da sentez edilir. Kobaylara enjekte edildiginde, pubisin simfizis denen ön kismini tutan baglari gevsetir. Ancak bu etki insanlarda oldukça zayif tir. Ayrica relaksin’in gebelik sirasinda uterusun serviksini gevsettigi ve uterusun hare­ketlerini yavaslattigi da ileri sürülmektedir.

Relaksin 9000 kadar mol agirligi olan bir polipeptiddir.

Plasenta Hormonlari:
Yumurtanin uterusun endometriumu içerisinde fertilizasyonundan sonra, .Trofoplastik hücreler endometrium içerisinde çogalarak, embriyonun beslenmesini saglar. 8-12. haftalardan itibaren yavas yavas gelisen plasenta, embriyonun beslenmesini üstlenmeye baslar.
Trofoblastik hücrelerin çogalmaya baslamasindan sonra «Korionik Gonadotropin» denen bir hormonu salgilamaya baslarlar. Yedi hafta içerisinde korion gonadotropini en üst salgilama düzeyine varir ve 16. haftada tekrar düsük bir düzeye. iner.

«Korion Gonadotropini» denen hormon bir glikoprotein olup, mol agirligi 30.000 civarindadir. Korpus luteumun progesteron ve östrojen salinimini çogaltir. Endometriumun gelismesine, erkeklerde testislerin testosteron saliniminin artmasina yol açar.

Plasenta tarafindan salinan diger iki önemli hormon ise, östrojenler ve «Progesterondur». Hem östrojenler hem de progesteron gebeligin devami için gerekli hormonlardir.

Son zamanlarda bulunan ye plasenta tarafindan salinan diger bir hormon da «Plasenta Laktojen» hormonu denen hormondur. 38.000 civarinda mol agirliginda olan laktojenik hormon, hamileligin besinci haftasindan itibaren salinmaya bas1ar. Iki önemli görevi vardir: Birisi growth hormona benzer bir etki ile fetüsün büyümesine yardimci olmak, digeri memelerin geliserek süt yapmasini kolaylastirmaktir. Bu etkisi hipofiz ön lobundan salinan prolaktinin etkisine benzemektedir. .

Androjen ve Östrojenlerin biyosentezi

3- GESTROJEN HORMON
Yapisi: Bu, dimetil steran halkasinin 17’nci karbonuna bir etil (C2) bakiyesi gelmesiyle olusan pregnan yapisini tasir. Etli kalintisi, gestrojen hormonda bir COCH3 asetilden olusur.

Simdiye kadar tek bir dogal gestrojen hormon belli olmustur. Bu. Progesteron’dur. Iskeletçe testosterona benzer. Tipik farki, 17. C’da asetil grubu olusudur. Formül ve öbür yapi bilgisi steroidlerde anla­tilmistir (Sah. 276).

Bundan baska bir de, böbrek üstü korteksinde kimi patolojik du­rumlarda (interrenalizmde) yapilan 17-α hidroksiprogesteron bilinir.

Etki ve fonksiyon: Progesteron’un en tipik etkisi, uterus mukozasinin aylik degisikliginin ikinci asamasi (transformasyon -veya sekresyon asamasi)ni kontrol altina almak ve bu sirada ileri derecede proliferasyon saglayarak yumurtanin mukozada yerlesip tutunabilecegi durumu ortaya getirmek, yumurta sperma ile asilanmissa, gebeligin sürmesini saglamaktir.

Biyolojik test: Infantil (üretim organlari gelismemis yetiskin disi) tavsanlara önce östrojen hormonu siringa etmek ve bundan sonra pro­gesteron, siringa etmek ve hayvani öldürmek ortaya gelen mukoza proliferasyonunu öncelemek (Allen yöntemi).

Öbür yöntem, bir tavsanin gözünün içine korneasindan görülecek sekilde mukoza yerlestirmek ve hormon degisikliklerini gözle görebilmektir.

Olusumu: Ovaryumda folikül hormonu olan östrojenleri hasil eden foliküller çatlayip yumurtalarini tubalara atmalarindan sonra, bosalan ve büzülen folikülde korpus luteum (sari cisim) olusur. Kor­pus luteum da progesteron adli hormonu hasil eder. Bu hormonun olusum zamani ve olusumunun sürmesi korpus luteumun yasamasi­na baglidir. Eger yumurta asilanip mukozada yerlesirse, korpus lute­um yasar ve 4 ay kadar Progesteron hasil etmesi devam eder. Gebe­lik yoksa, korpus 1üteumun ödevi kisa sürer, progesteron olusumu du­rur.

Progesteron, korpus luteumdan baska az miktarda plasentada ve böbrek üstü korteksinde de hasil edilir.

Kolesterol, böbrek üstü enzimleriyle degindirilirse. yan koldaki 8 karbondan 6’sini kaybederek pregnenolon (3. karbonda —OH ve 2’nci halkadaki 5-8 arasi bir çift bag, 17. karbonda asetil CH3CO— takisi olan madde) üzerinden progesterona döner (Pincus… vb. 1964):

Kolesterol —— 20-hidroksi kolesterol —— 20, 22-dihidroksikolesterol ——–Pregnenolon ————– Progesteron.

Progesteron, insan organizmasinda süratle pregnandiole indir­genir. Pregnandiolün progesteron etkisi yoktur. Progesteron kadin id­rarinda vücutta olustugu zamanlarda (ay basindan önce ve gebelik­le) görülür. Pregnandiol de sülfat veya. gliküronid bilesikleri halinde idrara. geçer.

Cinsiyet hormonlarinin spesifikligi: Simdiye kadar anlattiklari­mizdan cinsiyet hormonlarinin zayif bir özgüllügü söz konusudur. Bunlarin ortak bir olusum mekanizmasi vardir. Bu yoldan birbirine de dönebilirler. Nitekim ayni dokularda her iki cinsin hormonlari da kismen yapilabilir:

Örnegin, testiste erkek hormonu yaninda bir miktar disilik hor­monu (Folikül hormonu), yapilabildigi gibi, ovaryumda erkeklik hormonlari da yapilabilir. Bundan baska, kadinda androjen hormon ovaryumdan baska, böbrek üstünde de yapildigi bilinir

Cinsiyet. hormonlarinin yapica ve biyolojik yakinligindan ileri gelen özgüllügün de kalkabilmesi olanagi dehidroandrosteron’un indirgenmesiyle olusan ve idrarla çikan Androstendiol’ün (dehidroandros­terondan farki, 17. karbondaki keto grubu, —OH olmustur) saptan­masi ile tam olarak belirmis oluyor, çünkü, bu hormon. hem andro­jen ve hem östrojen etkisini, az ve fakat ayni güçlülükle gösterebilmektedir.