İnsan Bağışıklık Noksanlığı ( ) İnfeksiyonu : İnsan hücresinin sına giren veya birçok retrovirüsün (HIV, Human İmmunodeficiency Virus) neden olduğu, belirti vermeyen taşıyıcılıktan ağır düşkünlük ve ölümcül hastalıklara kadar değişen geniş tablo ile sonlanan bir infeksiyondur.

Edinsel Bağışıklık Noksanlığı Sendromu ( ) : HIV enfeksiyonuna bağlı bir bağışıklık noksanlığı sendromu olup; fırsatçı enfeksiyonlar, malign hastalıklar, sinirsel işlev bozukluğu ve birçok değişik sendromla kendini belli eder.

BULAŞMA YOLLARI

1- Cinsel ilişki ( anal veya vaginal )

2- Kontrolsüz kan ve kan ürünlerinin nakli

3- AİDS’li anneden doğum sırasında bebeğine

4- Enfekte enjektörlerle yapılan enjeksiyonlar

AİDS’in bulaşmasına yol açar.

– El sıkışmakla – Tükürükle

– Sivrisineklerle

– Öksürük ve hapşırmakla

AİDS bulaşmaz.

YOLLARI

Korunma , virüsün cinsel yolla, kan yolu ile ve anneden bebeğe bulaştırma yoluyla geçişini önleme esasına dayanmaktadır.

1- Cinsel Yolla Bulaşmaya Karşı Korunma :

En sık bulaşma yolu cinsel temasla olduğu için bu yolla korunma büyük önem taşımaktadır. Cinsel aktiviteden kaçınmak veya infekte olmayan partnerle tek eşli bir ilişki sürdürerek kesin olarak HIV enfeksiyonunun bulaşması önlenebilmektedir.

Cinsel temas sırasında kullanılmasının koruyuculuğu, prezervatifin lateks olması, doğru ve devamlı kullanılması, yırtık veya olmaması kaydıyla ispatlanmıştır.

Ayrıca homoseksüel ilişki, cinsel temas sırasında kanamaya yol açan davranışlar, sık cinsel eş değiştirmek, içi madde kullanma alışkanlığı olanlar, HIV / AIDS yönünden yüksek riskli davranışı olanlarla cinsel temastan kaçınmak korunma açısından önem taşımaktadır.

2-Kan ve Kan Ürünleri ile Bulaşmaya Karşı Korunma :

1987 yılından beri ülkemizde Kan ve Kan ürünlerinin HIV yönünden taranması yasal zorunluluktur. Damar içi madde kullanımı alışkanlığının önlenmesi, tedavi edilmesi, ortak enjektör kullanımının risklerinin anlatılması HIV bulaşma riskini azaltmaktadır.

3- Anneden Bebeğe Geçişe Karşı Korunma :

HIV pozitif kadınlara doğum kontrol yöntemleri öğretilmelidir. Buna rağmen gebe kalan HIV pozitif kadınlara erken dönemde kürtaj yapılmalıdır. Eğer anne adayı bebeği doğurmakta ısrarlı ise gebeliğin son 3 ayında anneye, doğumdan sonra da bebeğe virüse karşı tedavi başlanır ve hasta yakın takibe alınır. Vaginal doğuma göre sezeryan uygulanması bebeğe HIV geçişini 4 – 5 kat daha azaltmaktadır. Anne sütü ile virüsün geçtiği gösterildiğinden annenin bebeği emzirmemesi önerilmektedir.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ

Klinik belirtiler, sadece AİDS’e özel olmayan genel belirtilerdir ve değişken tipte kendini gösterir. Akut HIV infeksiyonunun tipik belirtileri şunlardır:

– Ateş

– Yaygın lenf bezi büyümesi

– Farenjit

– Döküntüler ( Genellikle yüzde ve gövdede, daha nadiren avuç içlerinde ve ayak tabanlarında 5-10 mm çaplı kabarık, kırmızı tarzda)

– Kas ve eklem ağrıları

– İshal

– Baş ağrısı

– Bulantı ve kusma

– Karaciğer ve dalak büyümesi

– Ağızda pamukçuk

– Kilo kaybı

HASTALIĞIN TANISI

AIDS’in kesin tanısı laboratuar tetkikleri ile konulur. En fazla kullanılan tanı yöntemi; tarama testleri ile kanda antikor tayinidir. Antikor, mikroba karşı vücudun geliştirdiği maddelere denilir ve bunlar mikrop girdikten ortalama 3 ay sonra oluşurlar. Bu süre 6 haftadan 1 yıla kadar değişebilmektedir. Dolayısı ile maruziyetten hemen sonra yapılan testler doğru sonuç vermeyebilir. Bu nedenle riskli davranışta bulunan kişinin durumu en erken 3 ay sonra belli olabilir.

İlk tarama testleri ile pozitif bulunan tüm örnekler mutlaka daha ileri teknik gerektiren doğrulama testi ile incelenir. Çünkü başka nedenlere bağlı olarak hatalı pozitiflik görülebilmektedir. Doğrulama testi ile tekrar pozitif bulunan kişi AIDS mikrobu ile karşılaşmış demektir.

Tarama testleri devlet hastanelerinde, halk sağlığı laboratuarlarında, özel hastane ve laboratuarlarda, Kızılay kan merkezlerinde, üniversite hastanelerinde yapılmakta olan kolay ve ucuz testlerdir.

Test başvurusunda adınızı kodlayarak verebilir, kimliğinizi saklayabilirsiniz. Yasal olarak, kimlik bilgileriniz bilinse bile sağlık kuruluşunda gizli tutulmak zorundadır ve izniniz dışında açıklanamaz.

HASTALIĞIN GİDİŞİ

Virüsün vücuda girişini takiben olguların % 50 –90 unda birincil HIV infeksiyonu görülür. Klinik belirtiler ilk 2-4 hafta içinde ortaya çıkar . Bu dönem virüsün vücutta hızla yayıldığı döneme karşı gelir. Belirtiler 4 hafta veya daha uzun bir süre devam eder. Daha sonra belirtiler gerilemeye başlar. Hastaların birçoğu akut dönemde grip benzeri bir tabloyla doktora başvururlar. Ancak yakınmalar AİDS’e özel olmadığından genellikle bu dönemde tanı konulamaz. Birincil HIV enfeksiyonunun tanısını koyabilmek için hekimlerin son derece şüpheci davranmaları, ayrıntılı öykü almaları gerekir.

Anti-HIV antikorları olguların çoğunda virüsün vücuda girişini takiben ilk 6-12 hafta içinde pozitifleşir. Bu da şüpheli ilişkiden sonra kan tahlili ile bulaşmanın olup olmadığının anlaşılması için yaklaşık olarak bu kadar zaman geçmesi gerektiğini gösterir.

Birincil HIV enfeksiyonu belirtileri ortadan kalktıktan sonra, asemptomatik ( belirtisiz ) döneme geçilir. Bu dönemde kişilerde genellikle bir belirti saptanmaz ve fizik muayene bulguları normal olarak bulunur. Asemptomatik HIV infeksiyonunun süresi 2 yıl kadar kısa veya 15 yıldan daha uzun olabilir. ( Ortalama 7-10 yıl).

Daha sonra erken semptomatik dönem başlar . Bu safhada ateş, açıklanamayan kilo kaybı, tekrarlayan ishal, halsizlik, baş ağrısı gibi belirtiler sık görülür.

Geç Semptomatik Dönemde ise; AİDS ile ilişkili fırsatçı enfeksiyonlar ya da kanserlerin görülme riski artar.

HASTALIĞIN TEDAVİSİ

AIDS tedavisinde iki yaklaşım vardır. Birincisi AIDS mikrobunun kendisine yönelik yaklaşımlar, ikincisi AIDS’e bağlı olarak ortaya çıkan hastalıkların tedavisi.

AIDS mikrobuna karşı bugüne kadar kesin etkili bir yöntem bulunamamıştır. Ancak, son yıllarda kaydedilen gelişmeler umut vermektedir. Hastalığın mümkün olduğunca erken tanımlanması ve sonra birden fazla ilacın bir arada kullanıldığı tedavi şemaları ile hastalık belirtilerinin ortaya çıkışı geciktirilebilmekte ve hastanın yaşam süresi uzatılabilmektedir. Bunlar hatalı kullanıldıklarında zehir etkisi olabilecek ilaçlardır ve yalnız hekim kontrolünde kullanılmalıdır.

İkinci yaklaşım ise, AIDS mikrobunun vücudun bağışıklık sistemini hasara uğratması neticesinde ortaya çıkan verem, mantar ve benzeri diğer hastalıkları bilinen yollarla tedavi etmektir. Kişide gelişen hastalık tablosuna göre, antibiyotikler, antifungal ajanlar, radyoterapi, kemoterapi ve cerrahi tedavi yöntemleri kullanılmaktadır.

Hastanın diğer bir bulaşıcı hastalığı yoksa ve kendi sağlığı gerektirmedikçe, ayrı bölümlerde bulundurulmasına gerek yoktur.

Genel bir kural olarak, hastalığı ne olursa olsun, her hastaya mümkün olduğunca cesaret ve umut vermek gerekir. Buna özellikle ihtiyacı olan AIDS hastaları, doktoruna, yakınlarına ve arkadaşlarına güven duygusunu kaybetmemeli ve olabildiği ölçüde normal yaşantı ve ilişkilerini sürdürmelidirler. AIDS’e yakalananlarda başlangıçta kabullenememe ve isyan duyguları ortaya çıkabilir, bunu yalnızlık, toplum tarafından dışlanma hissi, umutsuzluk ve çaresizlik duyguları izler. Kişi ruhsal olarak çökkünlüğe girebilir. Uykusuzluk, iştah bozukluğu, zayıflama, unutkanlık, çabuk yorulma, halsizlik, umutsuzluk, çaresizlik duyguları ruhsal çöküntü belirtisi olabilir. Bu durum tedavi edilebilir ancak kişi bu duyguları kaderi olarak değerlendirip, yardım istemeyebilir. Oysa, ruhsal destek ve tedaviler, hastanın yaşama daha umutla sarılmasını ve mücadele için kendini daha güçlü hissetmesini sağlayacaktır. AIDS’e yakalananlar çekinmeden psikiyatriste başvurmalı ve duygularını paylaşmalıdırlar. Böylelikle kendisine gerek kendi sağlığını koruması, gerekse başkalarına bulaştırmaması için nasıl davranması gerektiği konusunda da bilgi verilecektir. Gerekiyorsa ailesine de danışmanlık hizmeti sağlanacaktır.

AİDS İLE İLGİLİ GELİŞMELER

1) AİDS’e karşı aşı geliyor.

Yıllardır beklenen ve bir çok insanın yaşamını kurtaracak AIDS aşısı için geri sayım başladı. Bilim adamları, çağımızın vebası olarak nitelendirdikleri AİDS’e karşı yakında aşının hazır olacağını düşünüyorlar.

Amerikan Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü Müdürlüğündeki uzmanlar, Philadelphia`da yapılan uluslararası AIDS konferansında konuşurken iyimser bir tablo çizdi ve “AIDS aşısının, ABD ve bazı ülkelerde üzerinde denenmekte olduğunu” belirttiler. Uzmanlar, çeşitli ülkelerden bin kadar uzmanın katıldığı konferansta, “Etkili ve güvenilir bir aşı geliştirilmesi konusunda çok iyimseriz. Bu sayede hastalığın yayılmasını yavaşlatabiliriz” dediler.

2) AİDS’in sevdiği kıta: Afrika
AIDS virüsünün bulaştığı insanların yaklaşık dörtte üçünün Afrika`da Büyük Sahra`nın güneyindeki ülkelerde yaşadığı belirtildi. Rapora göre, virüs bulaşmış ya da hastalanmış AİDS`lilerin üçte bir kadarının yaşları 15 ile 24 arasında değişiyor ve bunların çoğu virüs taşıdıklarını bilmiyor.

3)Türkiye’de AIDS 1985’te ortaya çıktı
Türkiye`de ilk kez 1985 yılında, 1`i kadın 2 kişi için AIDS/HIV bildirimi yapılırken, geçen sürede en çok bildirimler 158 kişi ile 2000, 143 ile 1997, 119`ar ile de 1996 ve 1999 yıllarında gerçekleşti.

4)AİDS’e 20 yılda 20 milyon kurban.

20 yıl önce teşhis edildiğinden beri dünyada 20 milyondan fazla kişinin AIDS`ten öldüğü bildirildi. Sadece 2001 yılında AIDS`ten üç milyon kişinin öldüğü belirtilen raporda, beş milyondan fazla kişinin enfekte olduğu, böylece dünyada AIDS virüsüyle yaşayanların sayısının 40 milyona ulaştığı vurgulandı.

5) AİDS Türkiye’ye yerleşiyor.

1985 yılından bu yana toplam 391 AIDS hastası, 855 taşıyıcı olmak üzere toplam 1246 AIDS vakası saptandı. Hastalık, erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülürken, hastalığa yakalananların 368`ini kadınlar, 878`ini ise erkekler oluşturuyor.
6) Temizlenmiş spermle AİDS’siz bebek

Japonya’da AIDS virüsü (HIV) taşıyıcısı bir babanın virüsten temizlenen spermi kullanılarak yapay dölleme yöntemiyle hamile kalan kadın bebeğini doğurdu.