Soğuk Savaş esnasında en hareketli yerden birisi de Filistin topraklarıydı. Bu topraklar Uzun yıllar Osmanlı himayesinde kaldı. Ta ki 1917’ye kadar. Takvimler aynı yılın 11 Aralık’ını gösterirken İngiliz birlikleri Kudüs’e girdi ve Osmanlı Devleti’nin bu bölge ile olan bağı koptu. Filistin 1948 yılına kadar İngiliz mandasında kaldı. Bu topraklara daha 1920’li yıllardan beri süren bir Yahudi göçü vardı. Bu göç İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra daha da arttı. Yahudilerin sayısı ve ellerine geçen topraklar artıyordu. Bu durum da Araplarla bir gerginlik yaratıyordu. “Bu toprakların gerçek sahibi kim?” gerginliği…

Bu gerginlik kısa süre içinde çatışmaya dönüştü. Yahudiler kurnazlıkla hem Araplara hem de İngilizleri terör saldırıları düzenlediler. İngilizler bu duruma daha fazla dayanamadı ve konu Birleşmiş Milletler’e taşıdı. BM’nin kararı ise Filistin topraklarını Araplar ve Yahudiler arasında paylaştırıp Kudüs’e de hiçbir yere bağlı olmadan özel bir statü verilmesi yönündeydi. Ancak bu karar Arap tarafını memnun etmedi. Toprakların %55’i Yahudilerde kalmıştı. Yahudi tarafı da mesele uzamasın diye 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti’ni kurduğunu ilan etti. Bu ilandan çok değil sadece birkaç saat sonra Araplarla savaşa başlayan İsrail, topraklarının oranını %78’e kadar arttırdı. Bunun sonucu olarak da tam 700 bin Filistinli mülteci oldu. İşte bugün bile hala aynı durumunu koruyan böyle başlamıştı.

Sultan Ikinci Abdülhamid Han’ın Filistin’de bir Israil Devleti’nin kurulmasına izin vermeyeceğini anlayan siyonistler, onu özgürlük naraları atan Ittihat ve Terakki cemiyeti eliyle tahtan indirdiler. Bunu aslına bakarsan masonlar da itiraf etti. Osmanlı yönetimini eline geçiren Ittihatçılar böyle deyetinmeyerek Osmanlı Devleti’ni Birinci Dünya Harbi’ne soktular. M. Kemal’in Filistin Cephesi’nden kaçması (pardon geri çekilmesi) üzerine Filistin’de bir Israil Devleti’nin kurulmasının önünde artık hiçbir engel kalmamıştı.

israil filistin toprakları
Osmanlı’nın yenilmesi için siyonistlerin çalıştığına dair itirafı ise New York’ta çıkan “The New Palestine” adındaki Yahudi gazetesinin 1923 Nisan sayısında görüyoruz:

“Siyonist teşkilatı genel başkanı Chaim Weizmann’ın komut ve işaretiyle Birleşik ABD’da bir konuşma gezisinde şöyle demiştir:

“Zannediyorum ki harbin başlıca iki neticesinden birisi de Yahudi yurdunun kurulması hadisesi teşkil ettiğini, harbin yansız yazılacak tarihi gösterecektir. Biz bunun için harb ettik ve Türklerin mağlubiyetine hizmet ettik! 1897 siyonist kongresinin kararlarına ve siyon liderlerinin protokollarına uyularak otuz milyon Avrupalının telef olmasına sebep olduk!”

israil ve siyonizm nedr

Senaryo burda bitmiyor…

Israil Devleti’ni tanıyan -halkı Müslüman olan- ilk devlet ise Kemalist Türkiye Cumhuriyeti idi.

Aden mekan Sultan Ikinci Abdülhamid Han’ı fenaleyenlerin kulakları çınlasın…

israil nasıl kuruldu

İsrail devletinin kuruluşu ve Arap-İsrail savaşları

Mısır,Ürdün,Suriye ve Irak kuvvetleri İsrail’in bağlarımsızlık duyuruından birkaç saat sonra atakya geçtiler. Ancak batılı devletlerin desteğini alan İsrail’e karşı oldukça bir başarı sağlayamadılar. İsrail savaş daha sonra Filistin’deki toprağını %55’ten % 78’e çıkardı.

Ömer Aymalı / Dünya Bülteni – Tarih ServisiFilistin cephesinde görevli İngiliz General Allenby: “Türkler ürküten, delice bir savaşım gücüne sahipler. Savaş kabiliyetlerini tamamen yitirmelerine karşı; hala çarpışmaya devam ediyorlar. Bir avuç Türk siperlerde mahpus kaldıklarını bilmelerine rağmen savaşı ısrarla sürdürüyorlar. Bundan dolayı zaman kaybediyoruz” dedikten kısa bir süre sonra 11 Aralık 1917’ de Kudüs şehrine girmişti. İngiliz ordusunun Kudüs’ü işgali ortalama 1300 yıllık Müslümanların egemenliğini sonlanmış oldurırken bununla beraber İsrail devletinin kurumuna giden yolu açıyordu.

israil devletini kimler kurdu

İngiliz yönetiminde Filistin İngiliz mandası altında yönetilmeye başlayan Filistin’e özellikle 1920’lerden itibaren süregelen Yahudi göçü bölgedeki nüfus dengesinde önemli değişikliklere sebep olmaya başladı. 1922 senesinde Filistin’deki Yahudi nüfusu 83 binden 467 bine çıktı. Nüfus değişimine paralel olarak Yahudilerin haiz oldukları topraklar da 60 bin hektardan 155 bin hektara çıktı. Yahudi nüfusunun ve denetimleri altındaki toprakların genişlemesi Filistin bölgesinde bir Yahudi sorununun da doğmasına sebep oluyordu. Bu mesele yalnızca toplumsal veya siyasi bir mesele değildi. Aynı zamanda bölgede çatışmaları da beraberinde getiren bir terör sorunuydu. 1947 yılına gelindiğinde bölgeyi yöneten İngiltere Filistin toprakları üzerindeki çatışmaları bittirmak doğrusu sorunu barışçıl bir yöntemle çözmek için Birleşmiş Milletlere talepte bulunmuş oldu. Kurulan Filistin Özel Komisyonu Filistin’in Yahudiler ve Araplar içinde ikiye bölünmesini Kudüs’ün ise aslabir yere bağlı olmayan özel bir statüye Corpus Separatum ( ayrı gövde ) sahip olmasını kararlaştırdı. Filistin’in en verimli kısımlarını oluşturan % 55 kısmını Yahudilere,  verimsiz topraklardan ve çöllerden  oluşan % 45 kısmını ise Araplara bırakan bu planı Araplar kabul etmediler. Bu anlaşmazlık üzerine 14 Mayıs 1948 tarihinde Yahudiler  İsrail devletinin kurulduğunu ilan ettiler.

israil ve amerika dost mu

Arap-İsrail cenkları İsrail devletinin kuruluşunun ilanı bölgedeki Arap ülkelerinin İsrail’e savaş açmasını bununla beraber getirdi. Ve böylece ardı arkası kesilmeyecek Arap İsrail gerilimi ve cenkları başlamış oldu. Mısır,Ürdün,Suriye ve Irak kuvvetleri İsrail’in bağımsızlık duyuruından birkaç saat sonra saldırıya geçtiler. Ancak batılı devletlerin desteğini alan İsrail’e karşı oldukca bir başarı sağlayamadılar. İsrail savaş ondan sonra Filistin’deki toprağını %55’ten % 78’e çıkardı. 700 bin kadar Filistinli Arap ise ülkelerini terk ederek komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı. 1956 Süveyş Krizi sonrası yaşanan Arap İsrail-Fransa,İngiltere savaşı da farklı bir sonuç getirmedi. Sadece askeri olarak mağlubiyetle sonuçlanan bu harptan siyasi bir zaferle  çıkan Mısır ve onun lideri Cemal Abdünnasır Arap dünyasında önemli bir lider olarak gözükmeye başladı. Cemal Abdünnasır milliyetçi toplumcu bir çizgide ülkesini kalkındırmaya çalışırken bununla beraber da toplumcu ülkelerle kurduğu iyi ilişkilerin neticesinde önemli bir askeri bir güç meydana getirmeye başladı. Onun hedefi Arap devletlerini sosyalist bir çizgide birleştirmek, bu birliktelik ile de Filistin meselesini askeri yollarla çözmekti. 1967  yılına gelindiğinde başta Mısır olmak üzere öteki Arap devletleri ( Suriye,Ürdün,Irak,Kuveyt ) ülkelerinde olağanüstü hal ilan ederek savaş öncesi son hazırlıklar yapıldı. Arap devletleri kendi aralarında ittifak kurarken İsrail’de de vaziyet farklı değildi. Arap milliyetçiliğini daha büyük bir çekince haline gelmeden yok etmek isteyen radikallerin de harekete geçmesi ile İsrail’de milli birlik hükümeti kuruldu. İsrail Birleşmiş Milletler müdahalesinin yaşanmasına fırsat vermeyecek şekilde kısa süreli ve kesin başarı getirecek bir savaşın kendileri için gerekli olduğunu düşünüyorlardı ve tüm hazırlıklarını da buna göre yapmış oldular. İsrail savunma Bakanı Moshe Dayan kati bir yengi için meydana getirilen haber alma hazırlığını şu cümlelerle ifade ediyordu : Bu savaş için söyleyebileceğim tek şey, istihbarat birimlerinin rolünün en az Hava Kuvvetlerimiz ve Kara Kuvvetlerimiz kadar önemli olduğudur.”

2023 ve israil sonu

6 Günde yaşanmış olan çöküş ve Kudüs’ün işgali 1967 seneninın 5 Haziranında saat 7’yi 10 geçe İsrail’den kalkan savaş uçakları alçak bir uçuş ile Mısır üzerine ulaştı. 17 ayrı üste bulunan Mısır hava kuvvetlerine ilişkin yüzlerce savaş uçağını birkaç saat içinde imha ettiler. İsrail’in bu ani saldırısıyla Mısır hava kuvvetlerinin beşte üçü yok oldu. Ertesi gün Mısır’ın elinde bulunan Gazze ve Sina yarımadası da İsrail’in eline geçti. Böylece birkaç gün içinde Arap devletleri büyük yıkıma uğradı. Asıl büyük darbe ise savaşın üçüncü günü yaşandı. Savaşın başlangıcında İsrail Kudüs şehrinin işgalini planlanmamıştı. Sadece savaş kısa sürede büyük bir zaferi bununla beraber getirince İsrail yönetiminin fikri de değişti ve Kudüs’ün işgali kararlaştırıldı. 7 Haziran günü İsrail askerleri tarihi şehre Kudüs’e girdi. Şehir sokak harpları ile savunulmaya çalışıldıysa da birkaç saat içinde İsrail askerleri Ağlama Duvarının önüne gelmişlerdi. Böylece 1917 senesinde Osmanlı Devletinin egemenliğinden çıkmış olan Kudüs şehri 50 yıl sonrasında Yahudilerin eline geçmiş oldu. Doğu Kudüs’ü işgal eden İsrail Kudüs’ü İsrail devletinin sonsuza kadar bölünmez başkenti duyuru etti. Altı gün süren savaşın sonunda başta Kudüs olmak üzere Filistin topraklarının büyük kısmı, ek olarak Ürdün, Suriye ve Mısır topraklarının  bir kısmı İsrail tarafından işgal edildi. İsrail bu savaşın nihayetinde topraklarını iki buçuk kat genişletmiş oldu. 1967 savaşının başlamasına sebep olan Cemal Abdünnasır büyük bir prestij yitirilmesine uğrarken Pan-Arabizm fikri de çöktü. Filistinliler bu savaşın arkasından kendi mücadelelerini vermeye başladılar. Filistin Kurtuluş Örgütü ise bu savaştan sonra etkinliğini artırmaya başladı.
Filistin Sorunu

XIX.Yüzyüın sonlarından itibaren dünyanın çeşitli ülkelerinden gelip Filistin’e yerleşen Si­yonistler tarafındankendi öz ülkelerinden zor­la çıkarılmış ve göçmen olarak çeşitli ülkeler­de zor şartlar altında yaşamak zorunda bırakıl­mış 4.5 milyon Filistinlinin ülkelerine dönme ve bağlarımsız bir devlet kurma mücadelelerinin oluşturduğu sorunlar bütünü. Bu problem, çağı­mızın en Önemli uluslararası sorunlarından bi­ri olup halen çözüme kavuşturulmuş değildir. Filistin problemi, Orta Doğu bölgesini ilgilendi­ren bir bölgesel mesele olarak ortayaçıkmakla birlikte, kısa zamanda uluslararası bir kalite kazanmış ve özellikle uluslararası sisteme yön veren süper güçlerin yakından ilgilendikleri başlıca konulardan biri olmuştur.

Filistinli bebeklerin ölümü
Filistin sorunu’nun geçmişine bir göz atmak yararlı olacaktır. Mısır’dan gelip buraya yerle­şen Yahudiler M.S. I.Yüzyıla kadar Filistin’de yaşadılar. Yahudilerden sonra Roma İmpara-torluğu’nun eline geçen Filistin, daha sonrasında Bizans İmparatorluğu’nun sınırları İçerisinde kaldı ve ardından burası Perslerin hakimiyeti­ne girdi. Erken dönemlerde bu bölge ile ilgile­nen Müslümanlar, Halife Hz.Ebubekir zama­nında Filistin’i İslam Devleti’nin sınırlarına kattılar (634). Hz.Ömer zamanında ise Ku­düs’ün de alınması İle (638) bölge tamamen müslümanların eline geçti. Kutsal yerleri ve Özellikle Hz.Ömer Kudüs şehrini müslümanlardan kurtarmak amacı taşıyan Haçlı Seferle­ri sırasında bölge bir süre Haçlıların eline geç­tiyse de, Selahaddin Eyyubî tarafınca bura­da tekrar İslamm hakimiyeti tesis edildi (1187). Bir ara Memlûklulann elinde iken 1516 senesinde tüm Arap Yarımadası İle birlikte Osmanlı Devleti’nin siyasî sınırlarına dahil ol­du ve tam dört yüz yıl Osmanlıların elinde kal­dı.
Filistin Sorunu çocukları
I.Dünya Savaşı’nda Filistin cephesinde İngi­lizlerle çarpışan Osmanlı Devleti’nin yenilme­si üzerine bu bölge ingiltere’nin eline geçti. Savaş senelerında İngiltere, Fransa ve Rusya içinde 1916’da imzalanan Sykes-Picot gizli saklı Antlaşması’na gore tüm Orta Doğu bu ülke­ler arasında paylaşıldıysa da, Rusya’nın yıkıl­ması üzerine bölge İngiltere ile Fransa arasın­da bölüşüldü. Irak, Şarkü’l-Ürdün ve Filistin İngiltere’nin mandasına girdi. İngiltere işgal etmiş olduğu Filistin’de kurduğu askerî yönetimi 1920’de sivil yönetime dönüştürdü.
Filistin Sorunu savaşlar
I.Dünya Savaşı’nın sonundan 1948’e kadar Filistin’de idame eden İngiliz manda yöneti­mi döneminde Filistin sorunu yönetimin Siyo­nizm lehine olan tutum ve uygulamaları ile ciddi boyutlar kazandı. Savaş senelerında İngil­tere Dışişleri Bakanı Lord Balfour 1917 senenin­da yayınladığı bir deklarasyonda, Filistin’de Yahudilere bir yurt temini için İngiliz hükü­metinin çalışacağı belirtilmişti. Filistin soru-nu’nun ortaya çıkmasında en önemli paya sa­hip olan Siyonizm’e yapılan desteklerin başın­da Balfour deklarasyonu gelmektedir. Bu dek­larasyonla dönemin süper gücü olan İngilte­re’nin desteğini kazanan Yahudiler, Filistin’e yeniden yerleşmek için dünyanın çeşitli yerle­rinden göç ederek buraya gelmiş ve kısa za­man içerisinde bölgenin demografik ve sosyal yapısının Filistin halkının aleyhine değişmesi­ne ve böylece de Filistin sorunun’nun ortaya çıkmasına niçin olmuşlardır.

Filistin Sorunu

Yahudilerin bir millet olarak Filistin’e yeniden yerleşmek için gösterdikleri örgütlü gayretlerden dünyaya gelen bir hareket olan Siyonizm, 1897 yılında toplanan Birinci Siyonistler Kongresi’nden İtibaren gi­derek güçlenmiş ve Yahudilerin Filistin’e gö­çü yönünde önemli çalışmalar yapılmıştır. Savaş yıllarında bölgeye çok az Yahudi göç et­mişse de, cenktan hemen sonra İngiliz yöneti­cilerin müsamahaları ile göç hızlanmış ve man­da yönetimi süresince 376.845 Yahudi buraya gelmiştir. Siyonist fakatçlarla Filistin’e gelen Yahudiler, kurdukları kolonilerde yaşayarak bir devlet kurma amacına yönelik şekilde ör­gütlenmiş ve ortaya çıkan sorunlarını kurduk­ları Örgütler bünyesinde ve uluslararası alan­da çözmeye gayret etmişlerdir. Dünya Siyo­nistler Kongresi, Yahudi Ajansı, Yahudi gizli saklı Ordusu, Yahudi İşçi Sendikaları Birliği vb. ör­gütler planlı ve bilinçli olarak Filistin’i koloni-leştirmeye ve burada bağımsız bir devlet kur­maya yönelik çalışmalar yapmışlardır.

Filistin Sorunu barış çalışmaları

Yahudilerin Filistin’e giderek artan göçleri yerli Arap halkı tedirgin etmiş ve bundan dola­yı, manda yönetimi senelerında çeşitli kargaşalık­lar çıkmıştır. 1920,1921,1929,1936 ve 1939 yıl­larında buradaki yerli halk ile dışarıdan gelen Yahudiler içinde ciddi çatışmalar ortaya çık­mış ve Filistinlilerin ayaklanmalarını manda yönetimi her defasında basit çözümlerle yatış­tırmaya çalışmıştır.

Günümüze kadar filistin toprakları

II. Dünya Savaşı senelerında nispeten sakin ge­çen Filistin’deki gelişmeler savaş daha sonra kurulan yeni uluslararası sistemle birlikte yeni bir çehre kazanmakta geç kalmamıştır. Savaş­tan yenik çıkan İngiltere, Filistin kamburun­dan kurtulmak istiyordu ve bu amaçla sorunu 1947 Şubat’ında Birleşmiş Milletler’e havale etti. 1939 yılında Filistin’e Yahudi göçü sınır­landırma sonucunı alan İngiltere, Siyonistlerin sert tepkileri ile karşılaşmış ve Yahudilerle İn­giltere arasındaki ilişkiler giderek bozulmaya başlamıştı. Ayrıca savaş esnasında da 1942’den itibaren Amerika Birleşik Devletleri’nİn de desteğini kazanmış olan Siyonistlerin bağım­sızlık talepleri de ciddi şekilde ortaya çıkmıştı. 1945’de Siyonist örgüt tarafından İngiltere’ye iletilen istek tablosunun başında Filistin’de bir Yahudi Devleti’nin kurulması için acilen karar alınması talebi bulunuyordu. İngiltere’­nin bu şekilde bir talebe olumlu cevap vermesi, o günün konjonktürü içerisinde mümkün değil­di; zira eski sömürgeleri olan Arap Devletleri­ni kaybedebilirdi. Bu İtibarla İngiltere probleminin çözümünü, BM’e havale etmekte buldu.

filistin savaşı

Birleşmiş Milletler, Filistin sorunu İle ilgili olarak bir Özel komisyon (United Natİons Spe-cial Commİttee on Palestine: UNSCOP) kur­du ve bu komisyon tarafınca hazırlanan ve Filistin’in Araplar ile Filistinliler arasında tak­sim edilmesini ve böylece bölgede iki ayrı ba­ğımsız devlet kurulmasını ön gören bir plan hazırladı. Bu plan 29 Kasım 1947’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda oylandı ve 13 negatif oya karşı (Türkiye de olumsuz oy ver­miştir.) 33 pozitif oyla kabul edildi. Kabul edi­len Filistin’in paylaşılması ve iki ayrı devletin kurulması ile ilgili karar, Yahudi Devleti’ne 14.100 Km2 Arap Devleti’ne de 11.500 Km2 toprak ayırıyordu. Kudüs şehri ise Birleşmiş Milletler’in vesayetine veriliyordu. Böylece dünyada ilk defa -kim bilir son kere- dünya barı­şını korumak amacıyla kurulmuş olan bir ulus­lararası örgüt, sorunun yandaşı olan insanla­ra hiçbir şey sormadan ve sorunla aslabir ilgisi bulunmayan ülkelerin oyları ile bir devlet kur­muş oluyordu.

israil filistin sorunu

Filistinliler BM’in “bölme” kararını şiddetle reddederken Siyonistler kararı olumlu buldu­lar, fakat Kudüs için öngörülen statüyü benim­semediler. BM’de “taksim” kararının alınma­sından hemen sonrasında Filistin’de çatışmalar baş­ladı. Siyonistler sadece Filistinlilere karşı de­ğil, İngilizlere de karşı koyuyorlardı. Nihayet İngiltere 14 Mayıs 1948’de birliklerini bura­dan çekti ve hemen aynı gün Siyonistler de İs­rail Devleti’nin kurulduğunu ilan ettiler. ABD ve SSCB bu yeni devleti ilk tanıdığı olan ülke­ler oldular. İsrail Devleti’nin kurulması ile Fi­listin sorunu yeni boyutlar kazandı. Arap ülke­leri bu karara sert tepki göstererek Arap Birli-ği’ne bağlı askeri birliklerle Siyonistler arasın­da şiddetli çatışmalar oldu. Ocak 1949’da bir ateşkes antlaşması imzalandı ve çatışmalara son verildi. İsrail, bu savaşta Filistin’in büyük kısmınü ele geçirirken, Ürdün de Batı Şe-ria’yı işgal etti. Mısır ise Gazze Şeridi’ni ele ge­çirdi. Kudüs’ün doğusuna Ürdün, batısına da İsrail el koydu. Böylece Filistin fiilen paylaşıl­mış oldu ve İsrail’in eline düşen topraklardaki
Amerikanın israil filistin oyunları
Filistinliler yüzyıllardır yaşadıkları öz yurtla­rından Siyonistler tarafından zorla çıkartılma­ğa, komşu ülkelere sürülmeğe başlandı. Bin­lerce Filistinli komşu Arap ülkelerine sığın­mak zorunda kaldı.

İsrail askerleri Filistinde

Filistin’deki İsrail Devleti kurulana kadar Fi­listin problemi, dünyanın değişik yerlerinden buraya göç ederek gelen siyonistleri bölgeye sokmama, Siyonistlerin buraya yerleşmelerini engelleme, demografik yapının Siyonistlerin lehine gelişimine karşı durma ve kendi öz top­raklarına haiz çıkma mücadelesi şeklinde be­lirirken İsrail devletinin kurulmasından sonra Filistinlilerin kendi öz ülkelerinden çıkarılma­ları, komşu ülkelerde gayrı insanî şartlarda ve göçmen çadırlarında sığıntı olarak yaşamaya zorunlu edilmeleri ve ülkelerinden çıkarılan milyonlarca Filistinlinin ülkelerine dönem ve bağımsız bir devlet kurma mücadelesi şeklin­de ortaya çıkmaktadır.

filistin lideri abbas

İsrail Devleti’nin egemenliği altında yaşayan Filistinlilerin kimisi ülkelerinden göç ederek komşu Arap ülkelerine sığınırken, kimisi bura­da kaldılar ve İsrail’in acımasız ayrıma politi­kası altında yaşamaya devam ettiler. 1964 senenin­da Kudüs’te Filistin Kurtuluş örgütü (FKÖ) kurulana kadar, Filistin halkının haklı taleple­ri ve sesi, Arap ülkeleri tarafınca dile getiril­meye çalışıldı. Fakat aslında Arap ülkeleri Fi­listin’de bağlarımsız bir Filistin devletinin kurul­masını istemediklerinden, bu yöndeki taleple­re pek de destek sağlamış değildirler. Ürdün 1949’da işgal ettiği Batı Şcria’yı İ950 Eylül’ün-de ilhak ettiğini açıkladı İse de, bu karan sade­ce İngiltere ve Pakistan tanımış olduğunı açıkladı.
İsrail Filistin duvarı
1967 Arap-İsrail savaşı, Filistin sorunu’nun kronoljisinde çok önemli bir yere sahiptir. Bu savaşta İsrail, Ürdün’ün elinde bulunan Batı Şeria’yı, Mısır’ın elindeki Gazze şeridini, Sina yarımadasını ve Suriye’nin elindeki Golan te­pelerini işgal etti ve ülke topraklarını üç misli­ne çıkardı. İsrail’in işgal etmiş olduğu bu bölgelerde yaşayan 1 milyondan çok Filistinli’nİn bîr kıs­mı komşu Arap ülkelerine -özellikle de Ür­dün’e, göç ederken, bir kısmı da İsrail’in ege­menliği altında kaldılar. Ürdün’de gayri İnsanî şartlarda yaşayan ve Arap ülkelerinde ucuz el alın terini temsil eden Filistinliler çeşitli kuru­luşların yadımlan ile hayatlarını sürdürmeye çalıştılar. 1970 senesinde Ürdün yönetimi İle bu ülkede yaşayan Filistinliler arasında kanlı ça­tışmalar oldu ve Ürdün yönetimi duruma ha­kim olarak Filistinlileri ülkesinden çıkardı. Ür­dün’den ayrılmak zorunda kalan Filistinliler Lübnan’a sığındılar.
filistinde insanlar
1964’te Kudüs’te kurulan Filistin Kurtuluş örgütü (FKÖ), Filistin halkının haklannı sa­vunmak ve bu hakları ele geçirmek için seviye­li bîr ordu kurmaya karar verdi fakat 1967 Sa-vaşı’nda Arapların yenilmeleri üzerine bu or­du çöktü. Bundan sonrasında sığınmacı kamplarında yetişen Filistinlilerin etkin oldukları ve çeşitli adlar altında örgütlenen direniş örgütleri etki­li olmaya başladılar. Bunlar arasırjdan El-Fe-tih, Yaser Arafat, S.Halef, K.İ.Vczir, F.E1–Kaddumi benzer biçimde şahsiyetlerin liderliğinde kısa zamanda sivrilerek bağımsız bir politika İzle­meye başladı ve Filistin mücadelesine damga­sını vurdu. 1%5’ten itibaren İsrail’e karşı tabanca­lı mücadeleye yönelen El-Fetih, 1968 yılında Filistin milli Konseyi’ne girmeyi ve Y.Ara-fat’m Yürütme Kurulu Başkanlığına getirilme­sini başardı, Y.Arafat, İsrail’le mücedelede ye­ni stratejilerin belirlenmesinde müessir oldu.

filistin intifadası

FKÖ, 1969 yılında Filistin’de “laik ve demok­ratik” bir devlet kurulması amacıyla çalışacağı­nı açıkladı. FKÖ’nü yakalayan el-Fctih, İsra­il’le mücadelede bir üs olarak kutlandıkları Ürdün’den çıkarıldıktan sonra Lübnan’a yer­leşerek buradan mücadeleyi yönlendirdi. 1973 Arap-İsrail harbinde da Arapların yenilmele­ri ve İsrail’in işgal altında tuttuğu toprakları birazcık daha genişletmesi Filistinlilerin geleceği üzerinde negatif etkide bulunmuş oldu. FKÖ İsra­il’le mücadelede tedhişe yöneldi ve tayyare kaçır­ma, baskınlar düzenleme, adanı kaçırma benzer biçimde eylemler gerçekleştirmiş oldu ve bu tür olaylarla sesi­ni duyurmayı başardı, fakat dünya kamu oyun­dan şiddetli tepki aldı.

1974 yılındaki gelişmeler Filistin problemi için Önemli bir dönüm noktası teşkil etmektedir. 1973 Savaşı’ndan sonrasında barış görüşmelerinde
ortadoğu yarası
Filistin halkını kimin temsil edeceği sorunu or­taya çıkmıştı. İsrail’in varlığını kabul etmeyen daha soldaki örgütler banş görüşmelerine kar­şı çıkarak “red cephesi” oluşturdular. FKÖ ise görüşmelerden yana tavır aldı ve 1974 senesinde Önemli diplomatik başarılar kazandı. Önce Mısır ve Ürdün FKÖ’nü Filistin halkının tek meşru temsilcisi olarak kabul ettiler. İkinci İs­lam ülkeleri Zirve konferansı, Afrika Birliği Teşkilâtı, Arap Birliği, UNESCO ve Birleş­miş Milletler Teşkilatı, FKÖ’nün Filistinlile­rin temsilcisi olduğunu tanıdı. Ek olarak BM, Fi­listinli göçmenlerin “ülkelerine geri dönme ve tazminat alma hakları” olduğunu da belirtti. Aynı yıl Arafat, Birleşmiş Milletler Genel Ku­rulunda Filistin halkının taleplerini dile getir­di. Bağlantısızlar hareketinin üyeliğine de ka­bul edilen FKÖ, Arap Birliğine tam üye ola­rak kabul edildi ve bu tarihten İtibaren dünya­daki bağımsız devletlerin çoğunluğu tarafın­dan tanındı. Ayrıca bir çok ülkede mezuniyet belgesi­tik temsilcilikler açtı.
geçmişten günümüze filistin
FKÖ’nü etkisiz hale getirmek için Lübnan’­daki sığınmacı kamplarına pek çok kere saldıran İsrail binlerce insanın ölümüne sebep oldu. Mart 1978’de Filistinlileri etkisiz hale getir­mek bahanesiyle güney Lübnan’ı işgal eden İsrail, çeşitli kereler mülteci kamplarını bom­baladı. 1979 Mart’ında Mısır ile İsrail arasın­da barış antlaşmasının imzalanmasını hem FKÖ, aynı zamanda diğer Arap devletleri şiddetle eleştirdiler ve Mısır’ın Arap Birliği, İslam konferansı Teşkilâtı şeklinde bölgesel uluslararası kuruluşlardaki üyeliğini askıya aldılar. Camp David antlaşmaları İsrail’in Sina Yarımadasın­dan çekilmesinin yanı sıra, Batı Şcria ve Gaz-ze Şerİdİ’nde Filistinlilere özerklik verilmesi için Ürdün, Mısır, İsrail ve Filistinlilerin tem­silcileri içinde görüşmelerin sürdürülmesini öngörüyordu .Fakat ne doğru dürüst görüşme­ler yapılabilmiş, ne de önerilen özerkliği Filis­tinliler kabul etmişlerdir. Temmuz 1980’de is­rail’in Doğu Kudüs’ü İlhak ederek Kudüs’ü İs­rail’in böiünmez başkenti olarak ilân etmesi şiddetli tepkilere sebep olduysa da, her za­man olduğu gibi bir oldu bitti politikası sonuııda istedikleri gayeye ulaştılar.
israil filistin barışı hakkında
Haziran 1982’de İsrail Lübnan’ı tekrar iş­gale yöneldi ve Filistinlilerin yaşadıkları mül­teci kamplarını bombaladıktan sonrasında FKÖ ka­rargahının bulunduğu Batı Beyrut’a ulaşan İs­rail birlikleri Filistinlilerin Beyrut’u terketme-lerini sağladı. Beyrut’tan ayrılmayı gören FKÖ yöneticileri ve savaşçıları uluslararası gü­cün denetimi altında Tunus’a taşındılar. Bazı Filistinliler ise Cezayir, Libya ve diğer Arap ül­kelerine gittiler. FKÖ merkezini Tunus’a taşı­dıktan sonra Suriye desteğindeki Filistinliler ile Arafat taraftarları içinde Trablusşam’da şiddetli çarpışmalar oldu. El-Fetih’in gücü ve Arafat’ın prestiji iyice sarsıldı. İsrail askerleri­nin müsâade etmeleri üzerine Filistinli göç­menlerin yaşadıkları Sabra ve Şatila kampları­na giren Hristiyan Falanjistler yüzlerce kişiyi çoluk çocuk demeden katlettiler. Bu katliam Arap ülkelerinde ve tüm dünyada büyük bir nefret uyandırdı. ABD, Filistin problemi’nun çözümü amacıyla Eylül İ982’de Rcagan Planı adıyla bir barış planı önerdi. Bu plana göre Orta Doğu barış görüşmelerinde Filistinlile­rin Ürdün tarafınca temsil edilmeleri ve Ba­tı Şerİa ve Gazzc Şerİdİ’nde oluşturulacak özerk bir yönetimin Ürdün’e bağlanması savu­nuldu. Fakat plan Fİlİstinlilerce reddedildi ve Arap ülkeleri Fcz’dc toplanan Arap Zirvesin­de Fez Planı’nı ortaya atarak ABD planına karşı yeni öneriler getirdiler. FKÖ’nü Filistin-lerin tek temsilcisi olarak bir kere daha belir­ten Fez Planı’nı ABD ve İsrail kabul etmedi. Ayrıca Arafat’a karşı olan direniş örgütleri de Fez Planına karşı çıktılar. Arafat, Lübnan’dan ayrıldıktan sonrasında diplomatik ve siyasî İlişkile­re giderek daha fazla önem verdi ve bu alanda başarı sağladı. 1985’te Lübnan’a dönen Filis­tinliler ile buradaki Emel örgütü milisleri ara­sında şiddetli çatışmalar oldu. Emel örgütü milislerinin kuşatması altında bulunan Filistin kamplarında, yardım malzemesi ulaştırılama­ması üzerine açlık ve hastalık yüzlerce kişinin ölümüne sebep oldu. Kamplar savaşı sadece Fi­listinlilerin cenup Lübnan’dan çekilmeleri üzerine son buldu.

israil ve filistin çocukları farkı

Nisan 1987’de Cezayir’de toplanan 18.Dö-nem Filistin Millî Konseyi toplantısında FKÖ içinde ve Filistinliler arasında yeniden bir­lik sağlandı ve YArafat FKÖ liderliği görevi­ni korudu. Aralık 1987’dc işgal altındaki Filis­tin topraklarında Filistinlilerin ayaklanmaları başladı. Bu ayaklanmada (İntifada) ateşli si­lahlara baş vurulmaksızın sadece sapan, taş ve benzeri malzemeler kullanıldı. Genel bırakım, işe gitmeme, dükkanları açmama, vergi ödeme­me v.B. Yöntemler İsrail yönetimini güç du­rumda bıraktı. İsrail ayaklanmayı bastırmak için şiddete ve teröre başvurdu, fakat ayaklan­mada yüzlerce Filistinlinin ölmesi, millî bilin­cin gelişmesine ve ayaklanmanın ısrarla sürdü­rülmesine yol açtı. Nihayet Ürdün’ün 1988’de Batı Şeria ile her türlü hukuk bağlarını kopardı­ğını açıklamasından sonrasında bağlarımsız bir Filis­tin devletinin kurulması yönünde çalışmalar hızlandırıldı. Kasım 1988’de olağanüstü ola­rak Cezayir’de toplanan Filistin Millî Konse­yi, 15 Kasım 1988’de Birleşmiş Milletlerin 181 (II) sayılı karartan ile Filistinlilere bırakılan ve halen İsrail’in işgali altında olan topraklar­da bağımsız Filistin Devleti’nin kurulduğu açıklandı. Bu kararla birlikte Filistin sorunu yeni bir döneme girmiş oldu.
filistinin geçmişi
Bağlarımsız Filistin Devleti’nin kurulduğunun duyurulmasından sonra yüze yakın ülke bu devleti tanıdıklarını açıkladı. İsrail ve ABD ka­rara sert şekilde karşı çıktı. ABD’nin Ara­fat’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda mevzuşma yapması için ülkesine girişine vize vermemesi üzerine Arafat Cenevre’de Aralık 1988’de yapılan BM Genel Kurul toplantısına katılarak burada bir mevzuşma yaptı ve teröriz­min her türlüsünün karşısında bulunduğunu açık­ladı. Arafat’ın konuşmasından sonra ABD’­nin FKÖ ile kurduğu temas halen sürdürül­mektedir. Cezayir deklarasyonu ile BM’in 181 ve 242 sayılı kararlarını bulan FKÖ, böy­lece İsrail’in varlığını da kabul etmiş oldu. FKÖ’nün İsrail’in varlığını kabul etmesi bazı direniş örgütleri tarafınca şiddetli şekilde eleştirildiyse de, genel olarak bağımsız Filis­tin Devleti, İsrail dışında hemen derhal bütün ülkelerce kabul edilmiştir. Şimdi İsrail iş­gali alımdaki Filistin topraklarında ayaklan­ma, ABD ile FKÖ arasındaki temas, Orta Do­ğu ve Filistin sorununa barışçı bir çözüm bul­ma gayretleri sürdürülmektedir.
filistin-halkinin-dostlari-nerede
Türk dış politikası açısından Filistin problemi önemli bir yer işgal etmektedir. Türkiye’nin bu mesele ile tanışması İlk kez 1947’de Filis­tin’in taksimi planının Birleşmiş Milletler Ge­nel Kurulu’nda görüşülmesi esnasında oldu. Bu tarihten önce manda yönetimi döneminde Türkiye Filistin problemi ile ilgilenmemiş ise de, bu bölge Osmanlı Devleti elinde iken Ya­hudilerin siyonist fakatçlarla buraya göç etme­lerine izin verilmemiştir. Türkiye, Filistin’in taksimi ile ilgili 181 (II) sayılı karara olumsuz oy vermiş, ve bu kararın sorunun çözümünde olumlu tesiri olamayacağını belirtmiştir. İkin­ci Dünya Savaşından sonrasında dış politikada Ba-tı’ya yönelen Türkiye’nin Orta Doğu’da sö­mürge yönelimleri kurmuş olan sömürgeci Ba­tı ülkcyerile birlik olması, ortak müdafa siste­mi içinde biraraya gelmesi, Arap ülkeleriyle ve Filistinlilerle yolları ayırmıştır. Türkiye’nin ellili yıllarda Bağdat Paktı’nda yer alması, Ba­tı ülkelerinin çıkarlarına yönelik politika takip etmesi onu dış siyaset alanında yalnızlığa İt­miş ve 1964’lerde bu durumun ortaya çıkması, içeride kamuoyunun değişiklaşması ve ülke çı­karına uygun dış politika izlenmesi gereğinin anlaşılması üzerine çok yönlü bir dış siyaset izlenmeğe başlanmıştır. Bu cümleden olarak hem Orta Doğu ülkeleriyle, bununla birlikte Doğu Blo-ku ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesine çalışıl­dı. Türkiye’nin İslam konuşmaı Teşkilatı top­lantılarına alınmasıyla ilişkiler daha da gelişti­rildi. 1976yılında İstanbul’da toplanan Yedin­ci İslam Dışişleri Bakanları konferansı’nın he­men öncesinde Türkiye FKÖ’yü tanıdı ve An­kara’da temsilcilik açmasına İzin verildi. Filis­tin halkının olmazsa olmaz haklarını, İsrail’in iş­gal ettiği topraklardan çekilmesi icap ettiğini ve Filistinlilere insanca yaşama hakkı vermesi icap ettiğini her defasında dile getirdi. İslam konferansı toplantıları nihayetinde açıklanan or­tak bildirilerde ve Arap ülkeleriyle olan görüş­melerde alınan kararlara iştirak eni. İsrail’in her türlü hücumlarım kınadıysa da bu ülkenin bağlarımsızlığını ilk tanıdığı olan ülkelerden biri olma vasfını aslabir vakit silemedi. Ancak 1980 as­kerî müdahalesinden sonrasında iş başına gelen as­keri hükümetin İsrail’le İlişkileri maslahatgü­zar seviyesine indirmesi İslam ve Arap dünya­sında pozitif etki yaptı. Bu tarihten sonra hem Filistin problemi, hem de Orta Doğu ülke­leriyle ilişkilerin daha ileriye gdolayılmesine çalışıldı. Birleşmiş Milletler’dckİ görüşmeler­de ve oylamalarda Türkiye devamlı Filistinle-rin lehine oy kullandı. Orta Doğu ülkeleriyle İlişkileri geliştirmek amacında olan Türkiye, bunun yolunun Filistinlilerin yanında olmak­tan geçtiğini biliyordu.
Filistin yıkıntı halinde
15 Kasım 1988’de ilan edilen bağlarımsız Filis­tin Dcvleti’ni ilk tanıdıkları olan ülkelerden birinin Türkiye olması müslüman ülkelerde memnu­niyet yaratırken, İsrail ve ABD’de şaşkınlığa niçin oldu. Fakal Türkiye Filistinlilerin haklı davalarını desteklemekte ve Filistin sorunu­nun sadece, dünyanın çeşitli yerlerinde göç­men olarak yaşayan Filistinlilerin kendi ülke­lerine dönmeleri ve kendi devletlerine kavuş­maları İle çözümlenebileceğini savunmakta­dır.