Kalite Öncesi Yönetim

Kalite olgusu şüphesiz son zamanlarda ortaya atılmış bir olgu değildir. Kalite kavramı çok eskiden beri bilinmekte ve üzerinde durulmaktaydı. İşletmelerde kalite olgusu ise göreceli olarak daha yakın bir tarihi ifade etmektedir. İşletme tarihini olarak devriminden önce ve sonra olmak üzere ikiye ayırırsak, kalite olgusunu da bağlamda ikiye ayırarak inceleyebiliriz.

Sanayi devriminden önce üretim, küçük atölyelerde ve az sayıda kişi tarafından gerçekleştirilmekteydi. Üretim-üreten ilişkileri loncalar tarafından düzenlenmekteydi. Bir ve sosyal sistem olan loncalar hem üretimin hem de insanın kalitesiyle yakından ilgiliydiler[1].

Henüz toplam kaliteyle tanışmamış veya uygulamaya geçmemiş bir kuruluşun da klasik organizasyonlardan gelişmiş ekonomilerde sanayi ve ticarete olan, katma değerin önemli bir bölümünü üreten  ve toplumda saygınlık veya yaratan kurumlaşmış şirketleri incelediğimizde öğeler ve yapılar görüyoruz. Bunları incelendiğinde:

  • Büyük şirketlerde çok sayıda çalışıyor. Bu kişiler yönetici ve iş gören olarak ikiye ayrılıyor.
  • Şirket büyüdükçe yönetici sayısı da artarak büyüyor. Başka bir ifade ile, iş gören başına yönetici sayısı oransal olarak artıyor.
  • Yönetici sayısı arttıkça,  yönetim kademesi sayısı da artıyor.
  • Şirketin işleri genişledikçe iş bölümü de artıyor; ana fonksiyonlara bölünmüş işlere ilave olarak fonksiyonlar kendi içlerinde alt fonksiyonlara bölünüyor.
  • Organizasyon yapısı karmaşıklaştıkça işbölümünü, yetkileri ve prosedürleri de geliştirmek zarureti doğuyor.
  • Bu denli bir gelişmişlik düzeyine ulaşan bir şirkette bir kez daha bölünme gerekiyor. Varılmış olan karmaşıklığı çözümlemek ve işleri düzene sokmak için  kurmaylar ve kurmay birimler görevlendiriliyor. İşleri kurmaylar planlıyor, icracılar uyguluyor.
  • Bilgi çağına da ayak uydurmak gerektiğinden, mevcut yapı veri olarak kabul edilip, işler programlanıyor[2].

Ayrıca bu tür şirketlerin faaliyetlerine göz atıldığında:

Kuruluşun ürününü sunduğu kitlenin görüşleri belli aralıklarla pazarlama bölümü tarafından saptanır ve ürün geliştirme bölümüne iletilir. Buna (mevcut duruma) göre yeni ürün üretilir. Üretim öncesi ve sırasında kaliteyle fazla ilgilenilmez. Tasarımla ilgili bir sorun çıktığında üretim durur.

Üretim sonrasında ise, üretilmiş ürünlerin bir yüzdesi kalite kontrol elemanları tarafından kontrolden geçirilerek, hatasız olanlar ayıklanır ve eğer tüketiciye hatalı ürünler giderse, bunun sorumlusu kalite kontrol bölümüdür.

Çalışanlar; günlük yaşarlar, yarından umutlu değildirler, iş güvenceleri yoktur. Kendilerini geliştiremezler, mutlu, araştırıcı değildirler, takdir ve teşvik görmezler. Sorunların kaynağı olarak görülürler[3].

1.2         Kalitenin Gelişimi

Sanayi devriminden sonra makineleşmenin artmasıyla birlikte firmaların üretim şekillerinde fabrikalaşmaya ve kitle üretim sistemine geçiş başlamıştır. Endüstri devrimiyle eski önemini kaybeden usta ve kalfalar yeni sistemin vasıflı işgücünü teşkil etmişlerdir. Ancak mal arzı  açığı bulunan ekonomilerde başarı kriterleri çok üretmek ve ölçek ekonomisinden yararlanmak şeklinde kendisini gösterince üretim artışına paralel olarak ortaya çıkan istihdam açığı vasıfsız işçilerden karşılanmaya çalışılmış ve böylece kalitede düşme görülmüştür. Genelde tarım işçiliğinden fabrika işçiliğine geçen vasıfsız işçinin verimsiz ve kalitesiz çalışması işletmelerde sorun olmuş, çözümü için işin yapılandırılması gereği duyulmuştur.

Bu sorunlara çözüm arayanlar; Frederick Winslow Taylor, Weber, Elton Mayo olmuştur. Elton Mayo’nun yaptığı araştırmalar yönetimde insan faktörünü öne çıkardığından, kalite çemberlerinin ve takım çalışmalarının temelini oluşturduğunu söylemek yanlış olmayacaktır[4].

Kalite düşüncesinin gelişmesini incelediğimizde diğer bir dönüm noktası da kalite  ve üretkenliğe yeni bakış açıları getiren II. Dünya Savaşı’dır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra her türlü ürüne talep artmış ve bu talebi karşılamak için arz artmış, fakat bu çift taraflı artış kalite olgusunu geriye iter bir şekilde gerçekleşmiştir. Bunun ertesinde taleplerin doyurulmasıyla endüstriyel yaşam yeniden şekillenmiş, bu yaşam ve bu şekilleniş “toplam kalite yönetimi” kavramının doğuşuna neden olmuştur.

Gelişmelerin sayesinde ortaya çıkan yeni yönetim düşüncesinin eski klasik yönetim düşüncesine göre mevcut doğrulara karşı oluşan yeni doğruları birbirlerine göre neredeyse tam zıt bir durum ortaya çıkarmıştır. İşte bazı örnekler…

Eski Doğrular                                           Yeni Doğrular

* Entegrasyona dayalı büyüme, gelişme       *Her biri bağımsız kar merkezlerine

dayalı büyüme, gelişme

*Büyüklükle sağlanan güç ve başarı              *Esneklik ve dinamizm ile sağlanan

başarı ve yüksek performans

*Kararlı ve tutarlı bir ortamda başarılı           *Değişim ve fırsatlardan istifade etmeye

olan yapı                                                          dönük yapı

*Devlet gibi yönetilen şirket                         *Şirket gibi yönetilen ekonomi

*Fonksiyonel organizasyon / fonksiyonel     *Bütünleşik yapı (tüm fonksiyonları

yönetim                                                           kendi içinde toplayan faaliyet birimleri)

*Çok çalış, çok kazan                                      *Akıllı çalış çok kazan

*”Niş” (niche) üreticisi                                     *Sürekli yeni nişlerin yaratılması

*Personel yönetimi                                          *Yetenek yönetimi

*Pozisyona göre ücret                                     *Kişiye göre ücret

*Üretim ve satış primi                                      *Kar ortaklığı

*Mesleki eğitim                                               *Temel eğitim

*Tek dalda uzmanlık                                        *Geniş uzmanlık

*İşleri sürekli hale getirerek yönetmek            * Gelişmeleri projelendirerek sıçramaları

yönetmek

*İhtiyaç duyuldukça yapılan                            *Pazarın sürekli araştırılması

pazar araştırılması

*İcra -kurmay ayrımı                                         *Kurmay gibi planlayıp icra etmek

*Optimum stok                                                  *Sıfır stok

*Optimum kalite (AQL)                                    *Sıfır hata (% 100kalite)

*Planlı bakım                                                      *Bakım gerektirmeyen planlama

*Veri depolayan bilgi sistemleri                         *Bilgi depolayan istihbarat sistemleri

*Kontrolle sağlanan kalite                                  *Kontrolsüz geliştirilen kalite

*Rekabete dayalı satın alma                               *İşbirliğine dayalı satın alma

*Büyük partilerle üretim                                     *Farklı ürünlerin tek tek üretimi

Yukarıdaki kıyaslamadan da kolayca anlaşılacağı gibi, yönetimde birçok kavram tersine dönmüştür[5].

1.3         Kalite Nedir?

Gerek işyerlerinde gerekse yaşamın öteki alanlarında, çoğu kez eksik ya da dar kapsamlı, hatta zaman zaman yanlış da olsa “kalite” kavramı kullanılır. Acaba, böyle durumlarda anlatılan ya da anlatılmak istenen gerçekten kalite midir? Sıksık kullanılan aşağıdaki sözlere bir göz atılırsa,

  • Filan mağazadan aldığım ayakkabı çok kaliteli çıktı. Ne zamandır giyiyorum hala eksimedi. Hem fiyatı da ötekilere göre daha ucuzdu.
  • Aradığım ürün hem ucuz hem de kaliteli olmalı.
  • Satın alırken biraz fazla para verdim ama iki yıldan beri kullanıyorum hiç sorun çıkmadı.
  • Herhangi bir mal alırken kalitesine bakarım.
  • Ucuz etin yahnisi yavan olur.
  • Ucuzdur vardır bir illeti, pahalıdır vardır bir hikmeti.

Anlaşılıyor ki örneklerini daha da çoğaltmanın mümkün olacağı bu sözlerde ortaya çıkan bir nokta vardır. Günlük konuşmalarda, açıkça ya da üstü kapalı bir biçimde kalite vurgulanıp durulur.

Aslında hemen her gün söylenen buna benzer sözlerle şu ya da bu biçimde bir kalite tanımı yapılmış, kalitenin bir çok özelliği dile getirilmiş oluyor.

Şöyle ki:

  • Öncelikle “kullanıma uygunluk” deniliyor. Satın alınacak herhangi bir ürünün önce amaca uygun olup olmadığına bakılıyor.
  • Fiyat ise bir başka özellik. Demek ki ürün hem istenen kalitede olacak hem de fiyatı müşterinin bütçesine uygun olacak.
  • Bir güvence aranıyor. Satın alınması düşünülen ürünün adı sanı bilinen bir kuruluştan “iyidir”, “kalitelidir”, “belli standartlara uygundur” gibi bir belge alabilmiş olması, bir güvence olarak kabul ediliyor.
  • Bunlarla da yetinilmeyip ürünün, tüketicinin şahsi zevklerini de yansıtması isteniyor.
  • Ayrıca dayanıklılık aranıyor.

Bütün bunlardan sonra, kalite şöyle tanımlanabilir:

“Kalite kullanıcıların beklentilerine uygunluk derecesidir[6].”

1.4         Neden Kalite?

Kalitenin bu tanımından sonra tezimizin asıl konusu olan şirketler de kalite ile ilgili “neden kalite?” sorusuna verilebilecek cevaplar şöyledir:

  • § Maliyetleri azaltmak.
  • § Verimliliği arttırmak.
    • § Enerji, hammadde, malzeme tasarrufu sağlamak.
  • § Kullanıcının ya da müşterinin ihtiyaçlarını daha iyi karşılamak, daha çok tatmin olmasını sağlamak.
    • § Çalışanları, yaptıkları işten gurur duyar duruma getirmek.
    • § İşletmenin pazar payını arttırmak, pazara hakim olmak.
    • § Yeni pazarlar oluşturmak.
    • § Karlılığı arttırmak[7].

Peki, ilk maddede yazıldığı gibi kalite maliyetleri azaltır mı? Bu soruya kısa vadede cevap verebilmek zordur. Bu konuyla ilgili bir yaklaşıma, Musashi Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Masumasa Imaizumi’nin “önce kalite” konusundaki bir demecinde rastlıyoruz şöyle diyor:

“Her düzeydeki yönetici, bu unsurları (Kalite, miktar, sevkiyat, iş güvenliği, maliyet ve çalışanların morali) düzenli olarak yönetmekten sorumludur. Bir teşebbüs, ancak ürünlerini satın alan müşteriler memnun olduğunda başarılıdır. Müşteriler, satın aldıkları ürün veya hizmet kalitesinden memnun kalır veya kalmazlar. Başka bir deyişle, bir teşebbüsün müşteriye sunabileceği tek şey kalitedir. Tüm diğer göstergeler, iç yönetim ile ilgilidir. Bu “önce kalite”nin ilk anlamıdır.

İşin başlangıç aşamasında, yüksek kaliteli ürünü düşük maliyetle ve çok miktarda üretme düşüncesini onaylamıyorum. TKK (Toplam Kalite Kontrol)’ün en büyük hedefi kuşkusuz budur. Ancak, ilk adım olarak, önce son derece kaliteli mallar üretmeyi, sonra bunu seri üretime ve düşük maliyete kaydırmayı öneriyorum. Başlangıçta, müşterileri tatmin edecek ürünleri üretmek üzere teknolojiler ve sistemler kurmalıyız; bu aşamada maliyet, miktar ve verimlilik gibi faktörleri dikkate almamalıyız. Teknoloji yerine oturtulduktan sonra, düşük maliyetle ve çok miktarda kaliteli ürün elde etmek safhasına geçmeliyiz. Bu da, “önce kalite” nin ikinci anlamıdır[8].”

Kısa vedede elde edilemeyen düşük maliyet, uzun vadede kalite ile elde edilebilir. Bu konuya “Kalitesizliğin Maliyeti” bölümünde değineceğiz fakat konuya açıklık getirmesi açısından çok basit olarak şunları söyleyebiliriz; yüksek kalite hata oranını düşürecek proses tekrarı ve onarım masraflarını azaltacak, müşteri memnuniyeti sağlayarak şirketin pazar payını büyütecek dolayısıyla üretimi arttırarak toplam maliyeti düşürecektir.

1.5         Kalitesizliğin Maliyeti:

Klasik anlayışta yüksek kalite düzeyine ulaşmak, yüksek kalite maliyetlerine katlanmak ile mümkün olabilmektedir. Bu anlayışa göre kalite maliyetlerinin her zaman için ölçümlenemeyen kısımları olmaktadır. Bu nedenle %100 kalitenin elde edilmesi ya da sıfır hata ile üretim yapılması olanaksız görülmektedir. Çağdaş yaklaşıma göre ise, kalite ile ilgili her türlü sorunun kontrol edilebilir maliyetler kapsamına alınabileceğinden yola çıkılarak, sıfır hata ile üretim yapılabileceği öngörülmektedir.

Kalite; kaynakların verimli kullanımını sağlayan, ürün ve hizmetlere kullanım uygunluğunu kazandıran, müşteri gereksinimlerine uygun üretim ve hizmet anlayışını egemen kılan ve böylece işletmelerin kamusal sorumluluklarını da olumlu olarak gerçekleştirmelerine olanak sağlayan bir performans boyutudur. Kalite bu anlayış çerçevesinde gerçekleştirildiğinde, işletme performansına elbette büyük katkı sağlayacaktır. Bu katkıların ölçülmesi ve bu alanda sağlanan gelişmelerin bilinmesi gerekmektedir. Artık kaliteyi işletme performansının bir boyutu olarak değerlendirmek zorunluluk haline gelmiştir.

Kalite yönetimi uygulamaları gerek iç ve gerekse dış pazarlarda rekabet gücünün artırılmasında bir işletme faaliyeti olarak ve aynı zamanda kısa dönemde bazı işletme sorunlarına çözüm getirmekle birlikte, uzun dönemde işletmelerin varlıklarını ve gelişimlerini sürekli kılmak açısından büyük önem taşımaktadır.

Kalitede süreklilik sağlandığında; daha iyi rekabet olanağı, müşterinin güven duygusu, zaman içerisinde ve sistemin başarısı oranında kalite kontrol işleminin kapsamına girerek daraltılması, yüksek verim, çağdaş bir çalışma ortamı, çalışanlarda yüksek motivasyon, minimum maliyet ve maksimum güvence elde edileceği çalışmamızda savunulmuştur. Kalite değil de kalitesizlik olduğu durumda bu girdilerin elde edilemeyeceği düşünüldüğünde, kalitesizliğin maliyeti kavramı açıklığa kavuşacaktır. Bunlar genellikle doğrudan muhasebe kayıtlarında görünmeyen maliyetlerdir.