20 Temmuz – 14 Ağustos 1974 tarihleri arasında Kıbrıs’ta başlayan ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Lefkoşa’ya girmesiyle sonuçlanmıştır.

1. Dünya Savaşı’nda İngiltere’nin el koyduğu adada 50li yılların sonunda uluslararası antlaşmalar ile desteklenen bir Türk-Rum Ortak Devleti kurulması sağlandı. Ama Rumlar bunu istemedi ve bütün adayı kendileri yönetmek için yönetime el koydular  Türklere de soykırım uygulayarak 1963 yılında bu Ortak Devlet’i bile isteye yıktılar.

Türk Silahlı Kuvvetleri 1959 Zürih Antlaşması’nın 3.maddesine dayanarak 20 Temmuz 1974 sabahı adaya çıkartma yaptı. 22 Temmuz 1974 tarihinde ise ateşkes ilan edildi. Ama bu çok uzun sürmeyecekti.

2.Cenevre Konferansı yapıldığı sıralarda anlaşma yapmanın mümkün olmadığı görülünce harekat yeniden başladı. Harekatın parolası daha sonraları çok duyacağımız “Ayşe Tatile Çıksın” Dışişleri Bakanı tarafından dönemin başbakanı Bülent Ecevit’e bildirildi. (Ayşe; Dışişleri Bakanı’nın kızının ismiydi.)

Türk Sılahlı Kuvvetleri 13 Ağustos’ta yeniden ilerlemeye başladı. 14 Ağustos tarihinde Lefkoşa’ya 15 Ağustos tarihinde de Lefke ve Magosa’ya adım atıldı.

hakkında daha fazla bilgiyi “Attila 74: Rape of Cyprus” , ” Kan Sesi ” , ve “Kıbrıs’ın 50. Yılı” isimli belgesellerden edinebilirsiniz.

9282 kilometre kare yüz ölçümü ile Akdeniz’in en büyük adası olan Kıbrıs adası Türkiye’ye 65, Yunanistan’a 965 km. Uzaklıktadır. Dünya oluşumunun üçüncü süreında Anadolu ile bitişik olan ada, dördüncü zamanda, İskenderun bölgesinden koparak uzaklaşmıştır. Adanın jeolojik yapısı ile nebat örtüsü İskenderun bölgesi ile benzerlik gösterir.

Kıbrıs Barış Harekatı

Kıbrıs adasının kuzeyinde doğu-batı istikametinde uzanan Beşparmak Dağları yer alır. Sarp ve yalçın kayalardan oluşan Beşparmak Dağları’nın belli geçiş yerlerinin dışında aşılması zor olsa gerek. Beşparmak Dağları’nın güneyinde, Magaso’dan Güzelyurt’a kadar Meserya ovası uzanır. Adanın güneyinde Trodos Dağı yeralır. Kıbrıs yeryüzünde bakır madeninin ilk işlendiği yerdir. Bu nedenle Kıbrıs’ın adı bakırla ilgilidir. ( bakır; Latince cuprum, İngilizce copper)

Kıbrıs adası, jeopolitik açıdan Akdeniz’de çok öneme haiz bir konumdadır. Türkiye’ye yakınlığı, İskenderun ve Mersin Körfezlerini kontrol etmesi, Akdeniz’in doğusundaki deniz ulaşımı, İsrail ve Suriye’nin liman ve sahillerinin güvenliği, Türk boğazları ve Süveyş Kanalı’nın emniyeti, Ortadoğu petrolleri ile petrol nakliyatı Kıbrıs adasının önemini artırmaktadır. Kıbrıs adası bu konumu ile; Doğu Akdeniz’de bir tayyare gemisi, füzeler için bir rampa, Anadolu’yu güneyden salgın için bir atlama taşıdır. Yunan adaları ile Ege bölgesi Anadolu’nun güneyinden de kuşatılmasını tamamlayabilecek önemli bir bölgedir. Türkiye’nin güvenliği için Kıbrıs yüksek bir kıymet ifade eder.
Kıbrıs’ın, stratejik önemini bir tek geçmişin şartları içinde değil geleceğin hızla değişen şartları içinde gören büyük asker, en büyük komutan ve devlet adamı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Antalya bölgesinde meydana getirilen bir askeri tatbikatta subaylara; “Türkiye’nin tekrar işgal edildiğini ve Türk kuvvetlerinin sadece bu bölgede direnç ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkanlarımız nedir?” sorusunu yöneltmiştir. Subayların görüş ve düşüncelerini dinleyen ATATÜRK, haritada Kıbrıs adasını işaret ederek: “Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece, bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için mühimdir” demek suretiyle Kıbrıs’ın Türkiye için taşıdığı stratejik önemini ortaya koymuştur.

Kıbrıs Barış Harekatı harita
Kıbrıs jeopolitik önemi nedeni ile, tarih süresince çeşitli kavimlerin istilasına uğramıştır. Kıbrıs, M.Ö. 1450 yılından itibaren; Mısırlılar, Hititler, Fenikeliler, Asurlular, Persler, Büyük İskender (Ptoleme Egemenliği), Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Haçlılar (Aslan Yürekli Richard), Venedikliler ve Osmanlılar idaresinde kalmıştır. 300 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan Kıbrıs; 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nde Osmanlıları destekleme karşılığında 1878’de İngiltere’ye geçici olarak bırakılmıştır. İngiltere, I. Dünya Savaşı’nın başında, Kıbrıs’ı bir  oldu bittiğe getirerek ilhak ettiğini açıklamıştır.

Kıbrıs İngiltere’nin idaresi altında iken, Kıbrıs kilisesi, adayı Yunanistan’a bağlamayı amaçlayan Enosis (birleşme) çabasını yoğunlaştırdı. . Enosis hayali Kıbrıs sorununun temelini teşkil eder. Enosis’i gerçekleştirmek için 1955’te EOKA isminde bir terör örgütü kuruldu.

Bu örgüt İngilizlere ve Türklere karşı silahlı şiddet hareketlerine başladı. Buna karşılık Türk tarafında TMT(Türk mukavemet Teşkilatı) kurularak EOKA ile mücadeleye başlandı.

Kıbrıs, Londra ve Zürih garanti ve İttifak Antlaşmalarıyla 1960 senesinde bağlarımsız bir devlet olarak ortaya çıktı. Bu antlaşmaya gore; hükümetin ve icra unsurların %70’i Rum, %30’u Türklerden teşkil edilecek, Bakanlar Kurulu 7 Rum, 3 Türk’ten oluşacaktı. Bir papaz olan Makarios (asıl adı:Mihail Hristodolu Muskos) Cumhurbaşkanı, Dr. Fazıl ufak de Cumhurbaşkanı desteksı oldu. Garanti Antlaşmaları ile, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devlet oldular. İngiltere, iki askeri üs(Agratur-Dikelya) elde etti. Adada Türkiye 650, Yunanistan ise 950 kişilik kuvvet bulundurabilecekti. Garanti antlaşmasına bakılırsa, Makarios Türklere verilen hakları çok görerek Türkleri tamamen yok etmeye kalktı.

Ayrıca, Yunanistan adaya gizlice çok sayıda asker çıkardı. Kıbrıslı Türkleri ortadan kaldırmak ve Enosis’i gerçekleştirmek için hazırlanan, “Akritas Planı”nını uygulamaya geçirmek üzere EOKA çeteleri ve Yunan askerleri 25 Aralık 1963’de hücumya geçerek çocuk, hanım, yaşlılarda dahil olmak üzere binlerce Türk’ü vahşice katlettiler. Rumların Erenköy’e de saldırmaları üzerine, Türk jetleri Kıbrıs üzerinde uyarı uçuşu yapmış oldular. Panikleyen Rumlar ataklarına son vermek zorunda kaldılar. Türkleri katletmek için Kanlı Noel olarak tarihe geçen bu vahşet karşısında Batılı devletler her zamanki şeklinde izleyici kaldılar. Rum-Yunan ikilisi bu hücumlarıyla; Türklerin eşit siyasal haklarına ve ortaklığına dayalı olarak kurulan “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni yıkmışlar, Bu cumhuriyetin temelini teşkil eden Zürih ve Londra antlaşmalarını tek taraflı olarak fesh etmişler ve Türkleri Kıbrıs’ın yönetiminden dışlamışlardır. Anadolu’yu işgal eden Yunan Ordusu’nda da vazife alan Grivas adındaki eli kanlı bir EOKA’cı ile Yunanlı subayların idaresindeki Rumlar 1967 yılında bu sefer Geçitkale-Boğaziçi’ne saldırdılar. Türkiye müdahale için hazırlandı. Türkiye’nin müdahalesinden çekinen Yunanistan askerlerini ve katil ruhlu Grivas’ı adadan geri çekmek zorunda kaldı.

Kıbrıs Barış Harekatı 1974 öncesi

Mart 1963 tarihinden itibaren Ada’da göreve başlayan Birleşmiş Milletler Barış Gücü, Türkleri Rumlara karşı koruyamamış ve katledilmelerine de seyirci kalmıştır. Kıbrıs’ta vazife ve sorumluluklarını yerine getiremeyen, barışın sağlanmasında etkinlik gösteremeyen BM. Barış Gücü, Rumların etkisine girerek kendisine duyulan güveni tamamen yitirmiştir.

1967 senesinde, Yunanistan’da ihtilal olmuş, bir cunta hükümeti kurulmuştu. Makarios’un cumhurbaşkanı seçildikten sonra, Sovyetler Birliği ile siyasal ve askeri işbirliğine yönelmesinin, izlediği politika ile de Dünya Bağlantısızlar hareketinin bir önderi durumuna gelmesinin, adanın bir an önce kendisine bağlanıp Enosis hayalinin gerçekleşmesini isteyen cuntacı hükümetin hoşuna gitmiyordu. Makarios, aldığı dış yardımlarla ekonomik olarak, Bağlantısızlar yanında yer almakla da siyasi açıdan kendini yeterli görüp, şimdilik, Kıbrıs’ın bir tek Rumlar tarafınca temsil edilen bağlarımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti olmasını istiyordu. Bağlantısız Devletlerin de desteğini almıştı. Enosis, Makarios için uzun solukta düşünülecek bir konu idi. Türkler ekonomik yönden tamamen çöküp, Kıbrıs’ı terk ederlerse, Türkiye’nin müdahale sebebi kalmayacağından Enosis kendiliğinden gerçekleşecekti. Acele edip Türkiye’nin tepkisini çekmeye gerek yoktu. Bu konum, Enosis’i bir an önce hayata geçirmek isteyen Yunan hükümetinin hoşuna gitmiyordu. Yunan hükümetine gore; Ada’daki Türk halkına karşı siyasal ve askeri üstmeşhurk sağlandığı biçimde Enosis’in bir türlü hayata geçirilememesinden Makarios sorumluydu. Bu nedenlerle Makarios ile Yunan hükümetinin arası açılmıştı. Sonuçta, 15 Temmuz 1974’de, Yunan hükümeti tarafınca desteklenen, Yunanlı subayların yönetimindeki Rum milli Muhafız Ordusu ile EOKA Kıbrıs’ta darbe yaptı. Makarios adadan kaçtı. Eli kanlı başka bir katil olan Sampson’u cumhurbaşkanı yapmış oldular.

Kıbrıs Barış Harekatı ecevit

Türkiye, Kıbrıs’ta 15 Temmuz 1974 tarihinde meydana getirilen darbe ilgili olarak öteki garantör devlet olan İngiltere’den Londra ve Zürih garanti antlaşmaları gereği, beraber müdahale edilmesini istemiş, fakat İngiltere Türkiye’nin bu isteğini geri çevirmiştir. Türkiye bu olup bittiye son vermek için tek başına Kıbrıs’a müdahale etmeye karar vermiştir.

Bu tarihi gelişim içinde Kıbrıs aslabir vakit Yunan adası olmamıştır. Yunanistan, Yunanlı şair Rigos tarafından ortaya atılan, Megalo idea (büyük ülkü) fikri çerçevesinde, Büyük Yunanistan’ı kurma hayali içinde Kıbrıs’ı da topraklarına katma gayreti içindedir. Yunanistan’ın Megalo idea fikri ile başlangıçtan beri gerçekleştirmek istediği faaliyetler şunlardır.

Kıbrıs Barış Harekatı uçakalr

– Yunanistan’ın bağımsızlığının sağlanması,
– Batı Trakya ve Selanik’in Yunanistan’a ilhakı,
– Ege adalarını Yunanistan’a ilhakı,
– Oniki Adaların Yunanistan’a ilhakı,
– Girit adasını Yunanistan’a ilhakı,
– Batı Anadolu’nun Yunanistan’a ilhakı,
– Pontus Rum devletinin kurulması,
– Kıbrıs adsının Yunanistan’a ilhakı,
– İmroz ve Bozcaada’nın Yunanistan’a ilhakı,
– İstanbul’un Türklerden geri alınarak Bizans İmparatorluğunu tekrar oluşturmak. Böylece Megalo İdea’yı gerçekleşecekti.

KIBRIS’TA 20 TEMMUZ 1974 ÖNCESİ ASKERİ konum:

Rum kuvvetleri:
Kıbrıs Rum Kuvvetleri; Rum milli Muhafız(RMM) ordusu, Rum Polis teşkilatı ve Yunan Alayından ibarettir. Ek olarak, seferde teşkil edilen Home Guard (HG) taburları ile RMM ordusu takviye edilmektedir. Rum ordusu Yunanlı subaylar tarafından eğitilmekte ve yönetilmektedir. Seferde Rum ordusunun mevcudu 40.000’ne çıkabilmektedir. Bu birliklerin yanı sıra, Makarios’a bağlı 4000 kişilik “Epikourik” (Taktik Yardım İhtiyat) kuvveti vardı.

Türk Silahlı Kuvvetleri:
Kıbrıs Barış Harekatı’na 6 nci Kolordu Komutanlığı emrinde; 28 nci Motorlu Piyade Tümeni, 39 ncu Piyade Tümeni, Hava İndirme ve Komando Tugayları, gösteri Tatbikat Alayı, Amfibi Deniz Piyade Alayı, Jandarma Komando Taburları, Deniz ve Hava Kuvvetleri birlikleri, Bayraktarlık emrindeki Mücahit Birlikleri, 650 kişilik Kıbrıs Türk Alayı ile idari ve lojistik destek birlikleri iştirak etmiştir. Harekat üç evre olarak planlanmıştı. Birinci safhada hava ve kıyı başının tesisi ve elde bulundurulması, ikinci safhada çıkan ve indirilen birliklerin birleşmesi, üçüncü safhada da harekat alanının genişletilmesi.

Kıbrıs Barış Harekatı yunanistan
20 TEMMUZ 1974 – BİRİNCİ KIBRIS hiç değilseŞ HAREKATI
20 Temmuz 1974 sabahı, Türk uçaklarının bombardımanından sonrasında, saat 06.15 den itibaren, hava indirme ve uçar birlik harekatı ile Hava İndirme ve Komando Tugayları Gönyeli ve Kırnı bölgelerine indirilmeye başlanmış, Mersin’den Ertuğrul gemisi ve 33 çıkarma gemisi ile donanmanın koruması altında hareket eden Çakmak Özel Kuvveti de komanda birliklerimizle eş zamanlı olarak Girne’nin batısında dar ve sığ bir plaj olan Pladini (Karaoğlanoğlu) plajına, uçaklarımızın ve deniz topçusunun desteğinde çıkmaya başlamıştı.

SAT komandolarının çıkarma plajının çıkarmaya müsait bulunduğunu bildirmeleri üzerine, birinci dalga olarak plaja ilk çıkan Amfibi Deniz Piyade Alayı süratle ilerleyerek Girne – Karava – Geçitköy (Panağra Boğazı) ana asfalt yoluna ulaşmıştı. Çakmak Özel Kuvveti’nin diğer unsurları saat 12.00’de plaja çıkarak kıyı başını genişletmeye başlamışlardı.

Gönyeli ovasına paraşütle atlayan Hava İndirme Tugayı, bir taburu ile Kıbrıs Türk Alayı’nın batı yanını korurken, geri kalanı ile Dikomo (Dikmen) bölgesini ve Rum Bozdağı’nı ele geçirmek üzere taarruza başlamıştı. Kırnı bölgesine helikopterle inen Komando Tugayı duvar benzer biçimde dik dağ yamacını tırmanarak St.Hilarion ve Beyaz Ev bölgesine ulaşmış, bir taburu ile St. Hilarion – Doğru Yol istikametinde, diğer taburu ile Beyaz Ev- Zeytinlik- Girne istikametinde taarruz ederek kıyı başı ile birleşmeye hazırlanıyordu.

Donanma, sahil bombardımanı yaparak sahile çıkan birliklerimize topçu desteği sağlarken, 2 nci Taktik Hava kuvvetlerine bağlı savaş uçakları düşmanın ada genelinde askeri hedeflerine taarruz ederek soyutlama ve yakın hava desteği görevlerini yerine getiriyorlardı.

20 Temmuz’da Rumlar büyük bir baskına uğramışlardı. Rumlar, Türk Ordusu’nun 1964 ve 1967’de olduğu benzer biçimde adaya müdahaleye cesaret edemeyeceği düşüncesinde idiler. Başlangıçta, paraşütle atlayan, helikopterle inen ve kıyıya çıkan birliklerimize etkili bir şekilde müdahale edemediler. Zaman içinde toparlanan Rumlar akşam saatlerinden itibaren birliklerimize karşı harekata başladılar.

20/21 Temmuz gecesi Türk ve Rum kuvvetleri içinde çok çetin çatışmalar yaşandı. Rumların Ortaköy, Gönyeli ve Boğaz Bölgelerini ele geçirerek; Girne- Lefkoşa bağlantıını kesmek ve bu suretle; çıkarma icra eden birliklerimizle, inen birliklerimizin birleşmesini önlemek amacıyla gece süresince St.Hilarion, Bozdağ, Dikmen Tepe, Ortaköy ve Gönyeli ile Göçeri bölgelerinde yaptığı saldırılar kahraman Mehmetçikler tarafınca her defasında püskürtülmüştü. Kıbrıs’a çıkan ve inen Türk birlikleri ele geçirdikleri bölgeleri, her ne pahasına olursa olsun elde tutmayı başarmışlardı. Harekatın ilk günlerinde, birliklerimiz hava desteğinin haricinde topçu ve tank desteğinden yoksun idi. Buna karşın Türk askeri Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda, Kore’de destan yaratan atalarını aratmadılar. Beşparmak Dağlarında, Rumların gece hücumlarına karşı Komando birliklerimizin ölüm-kalım mücadelesi takdire şayandır.
Kıbrıs Barış Harekatı çıkarma gemileri
Türk birlikleri 21 Temmuz’dan itibaren, Rum kuvvetlerine karşı tamamen üstmeşhurk sağlayarak ileri harekatına devam ettiler. 22 Temmuz’da çıkarma yapan birliklerimiz ile birleşme sağlandı. Harekat doğu ve batı yönünde gelişerek Rum hedefleri tek tek ele geçirildi. Girne-Lefkoşa yolu tamamen Türk birliklerinin denetimüne girdi. Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı ateş kararını 22 Temmuz 1974 saat 17.00’de kabul edip, uygulamaya koyduğunu ilan etmiştir. 23 Temmuz’da 29 çalgılık bir Rum konvoyu Hava İndirme Taburu tarafından pusuya düşürülerek imha edildi.

kıbrıs barış harekatı paraşüt birliği

Bu gelişmeler üzerine Yunanistan’da cunta, Kıbrıs’ta da Sampson istifa ettiler. BM Güvenlik Konseyi’nin 20 Temmuz 1974 günü aldığı 353 sayılı karara uyarak, üç garantör devlet olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere; Kıbrıs’ta barışı ve anayasal düzeni tekrar oluşturmak amacıyla 25 Temmuz’da Cenevre’de görüşmelere başladılar. 30 Temmuz’a kadar idame eden bu görüşmelerde; tarafların 8 Ağustos’ta, Cenevre’de yeniden toplanmaları kararı alındı. Bu görüşmeler sonucu gösterilen “Cenevre Deklarasyon”u ile taraflar; Kıbrıs’ta ayrı iki otonom yönetiminin mevcut olduğunu kabul etmişler, Otonom Türk ve Rum toplumlarının federal bir devlet çatısı altında bir ortak yönetim kurmalarını beyan etmişlerdir.

İlan edilen ateş-kes’ten sonrasında, mevcudu 40.000’ni kabul eden Türk birlikleri fazlaca dar bir alana sıkışmış durumdaydılar. Birliklerin uzun süre bu dar bölgede bekletilmeleri emniyetleri açısından uygun değildi. Ateş-kes ile beraber Türk birliklerinin ilerleyişlerini durdurmaları üzerine adanın her tarafındaki binlerce Türk, Rumlar tarafından kuşatılmış, Rumlar Türk köylerindeki savunmasız çoğu çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere yüzlerce Türk’ü topluca ve vahşice öldürmüştü.
kıbrıs barış harekatı Kıbrıslı Türkler

14 AĞUSTOS 1974- İKİNCİ HAREKATI
İkinci Cenevre konferansı’nda Yunan ve Rum tarafı süre kazanmak, dünya kamuoyunu Türkiye aleyhine çevirmek için uzlaşmaz bir tutum sergilemeye başladılar. Birinci Cenevre konuşmaı’nda alınan kararları dahi dikkate almadılar. İkinci Cenevre konferansı’nın başarısızlığa uğraması üzerine, Türk Silahlı Kuvvetleri İkinci Barış Harekatına başladı. 14 Ağustos günü Saat 06.30’dan itibaren 28 ve 39 ncü Tümenler, Magosa ve Boğazca Deniz üssünü ele geçirmek üzere doğuya doğru taarruza başladılar. Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı ile Lefkoşa Sancağı ve Komando Tugayı kolordu bölgesinin batı kesimini savunmakla göreve getirilmişlerdi. 39 Tümen bölgesindeki İngiliz Tepe ve Kara Tepe, Rum savunmasının bel kemiği durumunda idiler. 39 Tümen’in birlikleri saat 11.30’da İngiliz Tepe ve Kara Tepe’yi ele geçirdiler. 28 Tümen saat 12.00’ye doğru Mia Milia’yı işgal etti. Saat 15.00 civarında 39.Tümen Değirmenlik’i, 28. Tümen de Timbu hava alanını ele geçirdi. Türk askeri karşısında çareyi kaçmakta kabul eden Rumlar mağlubiyetin acısını çıkarmak için; 14 Ağustos’ta Taşşehir, Terazi, Atlılar, Muratağa ve Sandallar köylerinde; savunmasız, çoğu çocuk, hanım ve yaşlı olmak üzere yüzlerce Türk’ü topluca ve vahşice öldürmüştür. Adanın diğer kesimindeki Türklere de insanlık dışı, vahşice ataklar yapılmıştır. Birliklerimiz 14 Ağustos akşama doğru Paşaköy ve Serdarlı’ya girerek soydaşlarımızla kucaklaştılar.
kıbrıs barış harekatı Türk tankı
15 ve 16 Ağustos’ta doğu ve batı istikametlerinde ileri harekatına idame eden birliklerimiz Magosa, Lefkoşa ve Lefke hattının kuzeyindeki bölgeyi tamamen kontrol altına almışlardır.

Sonuç olarak;
Kıbrıs Barış Harekatı ile Kıbrıslı Türklerin can güvenlikleri sağlanmış, Rumların Enosis düşsel Akdeniz’in karanlık sularına gömülmüştür. Bu harpta; 415’i Kara, 65’i Deniz, 5’i Hava ve 13’ü Jandarma olmak üzere 498 Türk askeri şehit olmuş, 1200’de yaralanmıştır. 70 Kıbrıslı Mücahit ve 270 Kıbrıs Türk’ü şehit olmuş, 1000 Kıbrıslı Türk de yaralanmıştır. BM. Barış Gücü askerleri de yitik vermişti: 3 Avusturyalı asker ölmüş, 24 Avusturyalı, 17 Finlandiyalı, 4 İngiliz ve 3 Kanadalı asker de yaralanmıştı
Türkiye bu harekatı ile kendi güvenliğini ve Kıbrıslı Türklerin güvenliğini tehlikeye atacak girişimlere aslabir süre seyirci kalmayacağını dünyaya fiilen kanıtlamış oluyordu.
13 Şubat 1975 de Kıbrıs Türk Federe Devlet’i, 15 Kasım 1983 de kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ilan edildi.

kıbrıs barış harekatı Türk gemisi

Kıbrıs’ta Türk ve Rumlar içinde meydana getirilen tüm görüşmelerde, Rumların uzlaşmaz tutumları sebebiyle günümüze kadar bir sonuç alınamamıştır. Kıbrıs’la ilgili yürütülen görüşmeleri bu uğurda canlarını ortaya koyan gaziler olarak dikkatle izliyoruz. Toprağa düşen şehitlerimizin ve akıtılan kanların dikkate alınacağını umuyor; uğrunda şehit verdiğimiz, kan döktüğümüz toprakları da kutsal bir emanet olarak kabul ediyoruz. Savaşta kazanılan toprağın iadesi kabullenemez.

Türk silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’a yaptığı müdahale; probleminin sebebi değil, Rum-Yunan ikilisinin bugüne dek adada uyguladıkları yanlış ve tahkirkar politikaların bir sonucudur.

kıbrıs barış harekatı birlikler

Yunanistan’ın Kıbrıs’ı topraklarına katmayı istemesinin aslolan amacı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hareket serbestisini kısıtlamak ve Anadolu Yarımadası’nın güneyindeki milli güvenlik kuşağını daraltıp, Türkiye’nin çevreında bir stratejik kuşatma çemberi oluşturarak, onu Anadolu’ya hapsetmektir. Türkiye’nin, Yunanistan’ın ahdi hukukuna dayalı haklarını ve ulusal menfaatlerini koruyamayacak kadar zayıf bir duruma düşürülmesi, O’nun Ortadoğu’da, Balkanlar’da ve Ortaasya ile Kafkaslar’da saygınlıkını büyük ölçüde zedeleyecek; bölgesinde bir denge unsuru olma ve caydırma niteliğini ortadan kaldıracaktır.

Kıbrıs’ta “Kendi kaderini tayin etme” (Self-determinasyon) hakkı söz mevzusu olduğunda, Ada’da yaşayan Türk halkı, BM Anayasa’sının 73 ncü maddesi esasları çerçevesinde minimum Rumlar kadar kendi kaderini belirleme etmede söz ve hak sahibidir. Asırlardır Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin Ada üzerinde hükümranlık hakları vardır. Bu haklarını Rumlara devretmeleri söz konusu olması imkansız.

Batı, dün olduğu şeklinde bugünde Yunan-Rum yanlısı tutumunu devam ettirmekte, Yunanistan ve Kıbrıs problemlerının çözümünde Türk tarafınca sürekli ödün istemektedir. Aşağıdaki örnekler, geçmişte Batı’nın, Yunan-Rum yanlısı tutumunu açıkça ortaya koymaktadır.
kıbrıs barış harekatı gazeteler
– Emekli General Nurettin Türksan, “Yunan problemi” adlı kitabında, 13 Mart 1919 “Dörtler konferans’ındaki mevzuşmaları aşağıdaki şekilde naklederek, 90 sene önce, Batılıların Kıbrıs’a bakış açılarını ve zihniyetlerini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyordu:

Loyd George : Niyetim, Kıbrıs’ı aynı şekilde Yunanistan’a vermektir.

Clemanceau: ihmal etmeyinız ki, Berlin Antlaşması’na bakılırsa bu mevzuda benden izin almanız gerekmektedir.

Loyd George: Bu izni bana vereceğinizi ümit ederim.

Başkan Wilson: Yunanistan’a bu hediyeyi verebilirseniz büyük ve değerli bir iş yapmış olmuş olursunuz.
kıbrıs barış harekatı Türkler gemiye biniyor
– ABD Senatosu 17 Mayıs 1920 tarihinde Henry Cabot Lodge’nin sunmuş olduğu aşağıdaki kararı kabul ediyordu:
“ Senato, şimal Epir’in, Kariça’nın, Ege’deki 12 adanın ve Anadolu’nun batı kıyılarının barış konuşmaı tarafından Yunanistan’a verilmesini kabul eder.”
– yine ABD Senatosu, 21 Ocak 1920 tarihinde aldığı bir kararla Trakya’nın Yunanistan’a verilmesini kabul etmiştir. Bu suretle, ABD Yunanistan’ın Anadolu’yu işgal etmesini teşvik ediyordu. Günümüzde bu örneklerin çoğalarak devam ettiğini görüyoruz. Batı ile problemlerımızın başlangıcı, Türklerin Anadolu’ya girdikleri tarih olan 1071 yılıdır. Her nedense, Batı ve Hıristiyan dünyası TÜRKLERİ ne Avrupa’da ne de Anadolu’da kabullenememiştir.

Çağdaşlaşma olarak kabul ettiğimiz Batı değerleri ATATÜRK TÜRKİYE’sinin hedefidir. ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ ile bu hedefe kesinlikle ulaşacağız.

Anavatan ve Yavruvatan’ın genç evladı! Çok zor koşullar altında, uzun yıllar çetin bir mücadele vererek Kıbrıs Türk halkını önce sömürge yönetiminden kurtaran ve daha sonra Kıbrıs’ın kuzeyinde biriktirerek bağımsız bir Türk Devleti’ni (KKTC) kuran, bugünün orta yaşlı kuşağı olan anavatan ve yavruvatan gazilerine kulak veriniz. Onlar sizin için canlarını ortaya koydular, şehit-gazi oldular. Emanete sahip çıkınız. Bu emaneti sizden sonrasında gelecek kuşaklara aynen teslim etmek sizin namus borcunuzdur. İkinci defa, bağımsız bir cumhuriyete sahip olmak pek mümkün değil. Bu şekilde bir olanakı da hiçbir zaman bulamayacaksın. Bundan dolayı, KKTC’nin Türkiye ve Kıbrıs açısından değerini iyi bilin.

[huge_it_videogallery id=”1″]