MAKRO EKONOMİ
Kavramlar, Kurumlar, Veriler
Birinci Bölüm
Mikroiktisat tekil hane ve firmanın karar sürecini ve bunların piyasalarda karşılıklı bağlantılarını inceler. Makroiktisat çok sayıda hane, firma ve piyasayı eşanlı etkileyen ekonominin tümüne ait gelişmeleri inceler.
Makroiktisadın temel uğraşı, ekonomik büyüme, işsizlik, enflasyon, faiz haddi, döviz kuru, dış denge ve kamu dengesi arasındaki karşılıklı ilişkilerin saptanmasıdır.
Tanımı gereği, makroiktisat için iktisat politikalarının tasarlanması ve uygulanması çok önemlidir. Tartışmaların odağında kamunun ekonomiye müdahale biçimler yer alır
Makroiktisadın zorlukları
Makroiktisat aynı anda hem soyut hem de somut olmak zorundadır
Soyut: ekonomilerin davranışını açıklayan genel model ve teoriler gereklidir
Somut: teorik çerçeve Türkiye, ABD, AB, vs. fiilen varolan somut ekonomilere uygulanmak zorundadır Halbuki özellikle farklı gelişmişlik düzeyindeki
ekonomiler arasında benzemezlikler çoğu kez benzerliklerden fazladır
Maalesef makroiktisadın temel teorik çerçevesi gelişmiş ülkelerin karşılaştığı sorunlara çözüm ararken oluşmuştur Türkiye’nin geçmişi ve bugünü ise çok farklıdır
Temel değişkenler
GSMH büyüme hızı: ekonomik faaliyetteki değişimin yön ve hacmi
İşsizlik: iş bulamayanların sayı ve oranı
Ödemeler Bilançosu: ekonominin dış dünya ile ilişkileri
Enflasyon: fiyatlar genel seviyesindeki değişim
Faiz haddi: paranın fiyatı
Döviz kuru: dövizin fiyatı
Kamu maliyesi: vergiler, kamu harcamaları, bütçe dengesi
Para ve mevduat: para arz ve talebinin değişimi
Temel kurumlar
Maliye Bakanlığı: bütçenin hazırlanması, uygulanması ve vergiler
Hazine: kamu borçlanması, dış ekonomik ilişkiler, mali sektör denetimi
Merkez Bankası: para otoritesi, döviz rezervleri, ödemeler bilançosunun izlenmesi
Devlet İstatistik Enstitüsü: milli gelir, dış ticaret, enflasyon, sanayi üretimi, vs. temel veriler
BDDK: bankacılık sektörü denetiminden sorumlu üst kurul
IFI: Uluslararası mali kuruluşlar (IMF ve Dünya Bankası)
Bazı tanımlar
Boom: GSMH’da hızlı büyüme
Resesyon: GSMH’da kısa süreli eksi büyüme
Depresyon: GSMH’da uzun süreli eksi büyüme
Deflasyon: fiyatlar genel seviyesinde düşüş
Maliye politikası: bütçe tarafından temsil edilen kamunun vergileme ve harcama kararları toplamı
Para politikası: Merkez Bankası tarafından alınan
para arzı miktarı ve faiz haddi kararları
Döviz kuru politikası: döviz kurunda kamu müdahalesi (olmaması dahil)
Dış ticaret politikası: mal ve hizmet ihracatına kamu müdahaleleri
En basit model: çevrisel akım Makroiktisadın çıkış noktası ekonominin bütünü
açısından gelir ve harcama akımlarının analizidir İşin özü aslında çok basittir Ekonomideki her harcama mutlaka bir ekonomik aktöre gelir yaratır Ekonomideki her gelir mutlaka bir ekonomik aktörün harcamasıdır Buna gelir ve harcama çevrisel akımı deriz
Çevrisel akımın düzgün işleyişini hangi mekanizmalar sağlar?
Çevrisel akım ne zaman bozulur? Bozulduğu takdirde tekrar düzgün işleyişi için
neler yapılabilir?
Çevrisel akım şeması
Faktör gelirleri (TL)
l ı Üretim faktörleri (emek, sermaye, vs) i
Haneler Firmalar
t Mal ve hizmetler 1 1
Harcamalar (TL)
•Varsayımlar:
Gayrisafi Yurtiçi Hasıla – GSYİH
Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) ekonomideki
toplam üretim, gelir ve harcamaları ölçer
Bir ülke içinde belirli bir dönemde üretilen nihai
mal ve hizmetlerin toplam piyasa değerine eşittir
Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) tarafından
üç aylık ve yıllık olarak hesaplanır
GSYİH ekonominin tüm kanuni üretimini kapsar
Piyasaya çıkmadan hane içinde tüketilen (tarım)
ve yasak malları (uyuşturucu) kapsamaz
Üretimde girdi olarak kullanılan mal ve
hizmetlerin birden fazla hesaba girmesine izin
verilmez (katma değeri ölçer)
Gayrisafi Milli Hasıla – GSMH
• GSYİH ülke içinde belirli bir dönemde üretilen
geliri ölçer
Ancak, ülke içinde üretilen gelirin bir bölümü yurt
dışında mukim kişi ve kurumlara aittir: örneğin
dışarıya yapılan faiz ve temettü ödemeleri
Aynı şekilde, ülkede mukim kişi ve şahısların yurt
dışından gelirleri olabilir: örneğin yurt dışından
gelen faiz, temettü ve işçi dövizleri
• Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH) bir ülkede mukim
kişilerin elde ettikleri toplam gelirdir
• GSYİH’ya yurt dışından net faktör gelirlerinin
eklenmesi ile elde edilir
GSMH’nın bileşkenleri
Tüketim (C) haneler tarafından tüketim amacı ile
satın alınan tüm mal ve hizmetleri kapsar (yeni
konut hariç)
Yatırım (I) firmalar, haneler ve devlet tarafından
sermaye malları, binalar (yeni konut dahil) ve
stoklar için yapılan tüm harcamaları kapsar
Kamu tüketimi (G) yerel ve merkezi idare tarafından
satın alınan tüm mal ve hizmetleri kapsar fakat
transfer harcamaları dahil değildir
Net ihracat (NX) mal ve hizmet ihracatından mal ve
hizmet ithalatının çıkarılması ile bulunur
Temel makro özdeşlik: Y = C + I + G + NX
Milli Mu hasebe Yöntemleri
ÜRETİM HARCAMA GELİR
Ciftcilik ÖZEL NİHAİ TÜKETİM ÜCRETLER
Ormancılık Gida-içki Özel Sektör
Balikçılık Dayanıklı Tüketim Malları Kamu Sektörü
Tarım Toplam Yarı Dayanıklı ve Dayanıksız Tük. Mal. MAAŞ
Tasocakcılıgı Enerji-Ulastırma-Haberleşme Özel Sektör
İmalat Hizmetler Kamu Sektörü
Elektrik, gaz, su Konut Sahipliği KENDİ HESABINA ÇALIŞAN
Sanayi Toplam DEVLETİN NİHAİ TÜKETİM HARCAMALARI RANT
İnsaat Sanayi Maaş-Ücret KAR
Toptan ve Parakende Diger Cari Firma-dışı kar
Otel ve Lokanta Hizmetleri GAYRİSAFİ SABİT SERMAYE OLUŞUMU Firma karı
Ticaret Toplam Kamu Sektörü FAİZ GELİRİ
Ulastirma ve Haberleşme Makine Techizat
Mali Kuruluşlar Bina İnşaat
Konut Sahipliği Bina Dışı İnşaat
Serbest Meslek Hizmetleri Özel Sektör
İzafi Banka Hizmetleri Makine Techizat
SEKTÖRLER TOPLAMI Bina+Konut Insaati
Devlet Hizmetleri STOK DEĞİŞMELERİ
Kar Amacı Olmayan Özel Hizmetler Mal ve Hizmet İhracatı
TOPLAM Mal ve Hizmet İthalatı
Ithalat Vergisi NET İHRACAT
GSYIH (Alıcı Fiyatlarıyla) GAYRİSAFİ YURTİÇİ HASILA
Dış Alemden Gelen statistiki Hata
Dış Aleme Giden GSYIH (İstatistiki Hata Çık.)
Dis Alem Net Faktör Gelirler Toplamı
GSMH (Alıcı Fiyatlarıyla)
GSMH: Sektörler itibariyle (1)
( Katrilyon TL) 2000 GSMH % Pay
Ciftcilik 16,6 13,2
Ormancılık 0,4 0,3
Balıkçılık 0,6 0,4
Tarım Toplam 17,5 14,0
Tasocakcılıgı 1,4 1,1
İmalat 23,9 19,0
Elektrik, gaz, su 3,7 3,0
Sanayi Toplam 29,0 23,1
İnsaat Sanayi 6,5 5,2
Toptan ve Parakende 20,5 16,3
4,4 3,5
Ticaret Toplam 24,9 19,8
Ulastirma ve Haberleşme 17,6 14,0
Mali Kuruluşlar 4,7 3,7
Konut Sahipliği 5,8 4,6
Serbest Meslek Hizmetleri 4,4 3,5
İzafi Banka Hizmetleri 4,1 3,3
SEKTÖRLER TOPLAMI 106,4 84,7
Kaynak : MB
GSMH: Sektörler itibariyle (2)
(Katrilyon TL) 2000 GSMH % Pay
Tarım Toplam 17,5 14,0
Sanayi Toplam 29,0 23,1
Diğer Sektörler Toplam 59,8 47,6
SEKTÖRLER TOPLAMI 106,4 84,7
Devlet Hizmetleri 12,6 10,1
Kar Amacı Olmayan Özel Hizmetler 0,5 0,4
TOPLAM 119,5 95,2
Ithalat Vergisi 5,1 4,0
GSYIH (Alıcı Fiyatlarıyla) 124,6 99,2
Dış Alemden Gelen 5,3 4,2
Dış Aleme Giden 4,3 3,4
Dis Alem Net Faktör Gelirler Toplamı 1,0 0,8
GSMH (Alıcı Fiyatlarıyla) 125,6 100,0
Kaynak : MB
GSYİH: harcama kalemleri (1)
( Katrilyon TL) 2000 GSMH % Pay
ÖZEL NİHAİ TÜKETİM 89,1 71,5
Gida-içki 32,6 26,2
Dayanıklı Tüketim Malları 12,7 10,2
Yarı Dayanıklı ve Dayanıksız Tük. Mal. 12,3 9,9
Enerji-Ulastırma-Haberleşme 15,8 12,7
Hizmetler 9,5 7,7
Konut Sahipliği 6,2 5,0
DEVLETİN NİHAİ TÜKETİM HARCAMALARI 17,5 14,1
Maaş-Ücret 12,6 10,1
Diger Cari 4,9 3,9
GAYRİSAFİ SABİT SERMAYE OLUŞUMU 27,8 22,4
Kamu Sektörü 7,5 6,0
Makine Techizat 2,0 1,6
Bina İnşaat 2,1 1,7
Bina Dışı İnşaat 3,4 2,7
Özel Sektör 20,4 16,4
Makine Techizat 11,8 9,5
Bina+Konut Insaati 8,6 6,9
İÇ TALEP (stok değişmeleri hariç) 134,5 107,9
Kaynak : MB
GSYİH: harcama kalemleri (2)
( Katrilyon TL) 2000 GSMH % Pay
ÖZEL NİHAİ TÜKETİM 89,1 71,5
DEVLETİN NİHAİ TÜKETİM HARCAMALARI 17,5 14,1
GAYRİSAFİ SABİT SERMAYE OLUŞUMU 27,8 22,4
İÇ TALEP (stok değişmeleri hariç) 134,5 107,9
STOK DEĞİŞMELERİ 2,7 2,2
Mal ve Hizmet İhracatı 30,0 24,0
Mal ve Hizmet İthalatı -39,3 -31,5
NET İHRACAT -9,3 -7,5
GAYRİSAFİ YURTİÇİ HASILA (GSYİH) 127,8 102,6
Istatistiki Hata -3,3 -2,6
GSYIH (İstatistiki Hata Çık.) 124,6 100,0
Kaynak :MB
Reel ve nominal GSMH
Milli gelir muhasebesi daima cari fiyatla tutulur
Nominal GSMH mal ve hizmet üretimini o
dönemde fiilen geçerli (cari) fiyatlarla hesaplar
Reel GSMH mal ve hizmet üretimini baz alınan
yılın (sabit) fiyatları ile hesaplar
GSMH deflatörü nominal milli geliri sabit
fiyatlarla milli gelire dönüştüren enflasyon
ölçüsüdür
Halen 1987 yılı baz alınmakta, yani reel milli
gelir 1987 fiyatları ile hesaplanmaktadır
Dönemler arası karşılaştırmalarda reel GSMH
kullanılır
Nominal ve reel GSYİH
Nominal GSYİH % GSMH Reel GSYİH %
(Triyon TL) Değişim İndeks Deflatör (Trilyon TL) Değişim İndeks
1987 75 100 75 100
1988 129 72,9 173 69,7 76 2,1 102
1989 227 75,9 304 75,5 76 0,3 102
1990 393 72,9 526 57,6 84 9,3 112
1991 630 60,3 843 59,2 84 0,9 113
1992 1093 73,5 1.463 63,5 89 6,0 120
1993 1982 81,3 2.652 67,4 97 8,0 129
1994 3868 95,2 5.177 107,3 91 -5,5 122
1995 7762 100,7 10.388 87,2 98 7,2 131
1996 14772 90,3 19.769 78,0 105 7,0 140
1997 28836 95,2 38.591 81,2 113 7,5 151
1998 52225 81,1 69.892 75,3 116 3,1 166
1999 77415 48,2 103.604 55,8 111 -4,7 148
2000 124583 60,9 166.729 50,9 119 7,4 159
Kaynak: MB
Uluslararası karşılaştırmalar
Uluslararası karşılaştırmalarda GSYİH’nın nüfusa
bölünmesi sonucu elde edilen kişi başına GSYİH
kullanılır
Mal ve hizmetlerin fiyatlarında ülkeden ülkeye
görülen farklılıklar uluslararası karşılaştırmalarda
ek sorunlar yaratır
Bir yöntem nominal GSYİH’nin cari döviz
kuruna bölünerek dolara çevrilmesidir
Daha gerçekçi yöntem ülkelerde aynı mal ve hiz-
metlerden oluşan bir sepetin maliyetine bakmaktır
Satın Alma Gücü Paritesi (Purchasing Power
Parity – PPP) Dünya Bankası tarafından
hesaplanır
Dünya: kişi başına GSMH
kişi başına Gayrisafi Milli GSMG- PPP Gayri Safi Milli (1) / (2)
dolar, 2000 Gelir PPP (1) ABD % ‘si Gelir (2) %
ABD 34.260 100 34.260 100
Japonya 26.460 77 34.210 77
Almanya 25.010 73 25.050 100
Yunanistan 16.940 49 11.960 142
Arjantin 12.090 35 7.440 163
Meksika 8.810 26 5.080 173
Rusya 8.030 23 1.660 484
Brezilya 7.320 21 3.570 205
Türkiye 7.030 21 3.090 228
Çin 3.940 12 840 469
Mısır 3.690 11 1.490 248
Hindistan 2.390 7 460 520
Pakistan 1.960 6 470 417
Bangladex 1.650 5 380 434
Nijerya 790 2 260 304
Kaynak: World Bank
Fiyat endeksleri
Enflasyon fiyat endeksleri tarafından ölçülür
Çok sayıda bağımsız bölümden oluşan bir
bütündeki değişimi ölçmek için endeksler
kullanılır
Farklı unsurlara belirli ağırlıklar verilerek bir
sepet oluşturulur ve sepetin değeri izlenir
Tüketici Fiyatları Endeksi – TÜFE – ve Toptan
Eşya Fiyatları Endeksi – TEFE – en önemli
endekslerdir
1994 baz yıldır
Aylık, yıllık (son oniki aylık), yıl sonu ve
ortalama (son oniki ay yıllık ortalaması) şeklinde
izlenir
TÜFE’nin bileşimi
AĞIRLIK (%)
TÜFE 100
Gıda İçki 31,1
Giyim 9,7
Konut 25,8
Ev Eşyası 9,3
Sağlık 2,8
Ulaştırma 9,3
Eğlence 2,9
Eğitim 1,6
Lokanta 3,1
Diğer 4,4
TEFE-TÜFE farkı
TEFE firma girdileri düzeyinde enflasyonu ölçer
Dört ana kalemi vardır: Tarım (22.2 %), Maden-
cilik (2.5 %), İmalat Sanayi (71.1 %) and Elektrik-
Gaz-Su (4.2 %)
Diğer ülkelerde Üretici Fiyatları Endeksi kullanılır
TÜFE’de tüketicinin satın aldığı nihai ürünler,
TEFE’de ara mal ve girdiler vardır
Gömlek, pantalon TÜFE’de, kumaş, iplik
TEFE’dedir
TÜFE’nin yarısından fazlası hizmetler ve kiradır,
TEFE’de hizmet ve kira yoktur
TEFE ne ölçtüğü daha belirsiz bir endekstir
Aylık TEFE ve TÜFE
Oca.98 Tem.98 Oca.99 Tem.99 Oca.00 Tem.00 Oca.01 Tem.01 Oca.02
— CPI — WPI
Yıllık TEFE ve TÜFE
Oca.98 Tem.98 Oca.99 Tem.99 Oca.00 Tem.00 Oca.01 Tem.01 Oca.02
CPI -Annual —WPI-Annual
Ölçme sorunları
• Sepet gerçek durumu temsil etmeyebilir
-1994 kriz yılı idi
TÜFE’de kira payı çok yüksektir
Tarım ürünleri TEFE’ye gereksiz volatilite
getiriyor
İkame etkisi: nisbi fiyat değişince daha ucuz mal
tercih edilir
Yeni mallar: cep telefonu, bilgisayar yoktur
Kalite artışı: beraberinde gelen fiyat artışından
ayırdedilmelidir
ABD için uzun dönemde TÜFE’nin enflasyonu %
0.5-2 arasında yüksek gösterdiği hesaplanmıştır
25
TÜFE, TEFE ve GSMH deflatörü
1987 1989 1991 1993 1995 1997 1999
TÜFE-ort TEFE-ort. – GSYİH DEFLATÖR
REEL EKONOMİ
Büyüme, Yatırım, İstihdam İkinci Bölüm
Üretim ve büyüme
Ülkeler arasında hayat standardında çok büyük
farklar olduğunu kolayca gözlemliyoruz
Keza, aynı ülkenin de zaman içinde hayat
standardında büyük değişmeler olabilmektedir
Zenginliğin kökeninde ekonomik büyüme ve
verimlilik artışları yatmaktadır
Bugün fakir ülkeler arasında kişi başına geliri
zengin ülkelerin 19uncu yüzyıl sonundaki düzeyine
ulaşamayanlar mevcuttur
Bazı ülkeler hızla zenginleşmiş (Japonya), diğerleri
ise zaman içinde gerilemiştir
Dünya deneyimi öğreticidir
Türkiye’de ekonomik büyüme
1923 öncesi için güvenilir ve anlamlı veri yoktur
1923-2000 arası (78 yıl) Türkiye’nin ortalama
GSMH büyüme hızı % 4.5′tur
Ancak nüfus da yıllık ortalama % 2.3 artmıştır
Kişi başına reel milli gelirin uzun dönem ortalama
büyüme hızı % 2.1 ‘dir
Türkiye, Japonya, Kore, Tayvan gibi “ekonomik
mucize” yaratmamıştır
Arjantin, İngiltere gibi nisbi gerileme yaşamamıştır
Pakistan, Bangladeş gibi ekonomisi durağan
kalmamıştır
Türkiye: kişi başına reel GSMH
8.000 7.000 6.000 5.000 4.000 3.000 2.000 1.000
1927 1937 1947 1957 1967 1977 1987 1997
Sabit 2000 fiyatları (PPP USDollars)
Verimlilik ve zenginlik
Zenginliği belirleyen verimliliktir
Verimlilik bir işçinin bir zaman biriminde (saat,
hafta, vs.) ürettiği fiziki mal ve hizmet miktarını
ölçer
Kişi başına yüksek milli gelire sahip ülkeler tanım
icabı yüksek verimliliğe de sahiptir
GSMH’nın hızlı büyümesi verimliliğin hızlı
büyümesi ile özdeştir
Verimlilik ne üretildiğine değil, ne kadar etkin
üretildiğine bağlıdır çünkü mühim olan kişi
başına yüksek katma değer üretebilmektir
İsviçre, Danimarka örneklerini hatırlayı
Üretim fonksiyonu
• Üretimde kullanılan girdiler ile ürün miktarı
arasındaki ilişkiyi üretim fonksiyonu tasvir eder
Y = A F ( L, K, H, N ) Y = ürün miktarı A = üretim teknolojisi L = emek miktarı K = fiziki sermaye miktarı H = insan sermayesi N = doğal kaynak miktarı
F girdilerin nasıl birleştiğini gösteren üretim
fonksiyonudur
Makroiktisatta ölçeğe göre sabit getiri varsayılır
Devlet ve büyüme
Uzun dönem büyüme hızları kamu politikaları ile
çok yakından ilgilidir
Bazı önemli politikalar şunlardır:
Tasarruf ve yatırımın teşvik edilmesi (K)
Eğitim ve insan sermayesinin teşviki (H)
Mülkiyet hakları ve siyasi istikrar (A, F)
Yabancı sermayenin cezbedilmesi (K, A)
Nüfus artışının denetlenmesi (L)
İhracata yönelik büyüme (A)
Araştırma ve teknolojinin teşviki (A)
Fiyat istikrarı (hepsi)
Tasarruf ve büyüme
Kişi Başına GSYİH Yatırımların GSYİH
ortalama büyüme oranı içindeki payı
(%) 1960-91 ( % ) 1960-91 ( % )
Güney Kore 7,0 24,0
Singapur 6,7 32,0
Japonya 5,4 34,0
İsrail 3,3 26,0
Kanada 2,7 24,0
Brezilya 2,6 19,0
Batı Almanya 2,6 27,0
Meksika 2,4 16,0
Türkiye 2,3 20,6
İngiltere 2,1 18,0
Nijerya 2,0 13,0
ABD 1,9 22,0
Hindistan 1,5 14,0
Bangladeş 1,4 4,0
Şili 1,3 20,0
Ruvanda 1,2 4,0
Sermaye birikimi ve mali sistem
Büyüme için sermaye birikimi, sermaye birikimi
için yatırım, yatırım için tasarrufları yatırıma
kanalize edecek olan mali sistem gereklidir
Makroekonominin özü, bir ekonomide tasarruf
yapanlarla yatırım yapanların aynı kişiler
olmaması yatar
Mali sistem, ekonomideki tasarruf ve yatırım
kararlarının eşgüdümünü sağlar
Mali sistemi üç bölümde ele alabiliriz::
Mali piyasalar
Mali aracı kurumlar
Denetleyen kamu kurumları
Mali sistemin bölümleri
Mali piyasalar: tahvil ve hisse senedi piyasalarıdır
Piyasada alınıp satılan menkul değerlerle çalışır
Mali aracı kurumlar: bankalar ve yatırım fonlarıdır
Tasarruf yapanla yatırım yapan arasında aracılık
yaparlar
Para gibi çok hassas bir ürün söz konusu
olduğundan, dünyanın her yerinde mali sistem sıkı
düzenlemelere tabidir
Kamu kurumları: Merkez Bankası, Hazine, Sermaye
Piyasası Kurulu, Bankacılık Denetleme ve
Düzenleme Kurulu
Kamu kurumları mali sistemin düzgün işleyişi
gözetler
Nüfus ve istihdam
Nüfusun çalışabilir yaştaki bölümüne (15-65 yaş
arası) yetişkin nüfus denir
Emek gücü, issizler de dahil olmak üzere mal ve
hizmet üretimi için emeklerini arzeden insanlardan
oluşur
İstihdam artı işsizlik emek gücünü verir
Emek gücüne katılma oranı emek gücünün yetişkin
nüfusa oranıdır
Gelişmiş ülkelerde emek gücüne katılma oranı daha
yüksektir
Daha çok kadının çalışması temel nedendir
Nüfus artışı düşük ülkelerde yetişkin nüfusun
toplam nüfusa oranı daha yüksektir
İstihdamın yapısı
Gelişmiş ülkelerin bir diğer özelliği emek
gücünde ücret ve maaşla çalışanların oranının %
90′lara varmasıdır
ABD, Almanya, vs. sanayi ülkelerinde nüfusun %
10′undan az kısmı kendi işinde çalışan yada
işveren statüsündedir
Türkiye’de istihdamın yapısı çok farklıdır
Ücret ve maaşla çalışanlar, geçici işçiler de dahil,
istihdamın sadece % 45′ini oluşturur
Kendi işinde çalışan, aile işletmesinde ücretsiz
çalışan ve işverenler ise istihdamın % 55′idir
İşsizlik kavramının Türkiye’de gelişmiş
ülkelerden farklı algılanmasının geri planı budur
Emek gücü (22 milyon)
yetişkin nüfus (41 milyon)
Türkiye: nüfusun dağılımı
İstihdam (20.4 milyon)
İşsizler (1.6 milyon)
Emek gücü dışında (19 milyon=
Türkiye’de sivil istihdam
millions %
Ücretsiz Aile İşçisi Kendi Hesabına Çalışan Ücretli Yevmiyeli İşveren Toplam Sivil İşgücü 5,1 5,1 7,3 1,8 1,1 20,4 25% 25% 36% 9% 5% 100%
Sektörel millions %
Tarım, Ormancılık, Avcılık ve Balıkçılık Madencilik ve Taşocaklığı İmalat Sanayi Elektrik, Gaz ve Su İnşaat ve Bayındırlık İşleri Toptan ve Perakende Ticaret, Lokanta ve Oteller Ulaştırma, Haberleşme ve Depolama Mali Kurumlar Toplum hizmetleri 8,3 0,2 3,4 0,1 1,3 2,8 0,9 0,5 2,9 41% 1% 17% 0% 6% 14% 4% 2% 14%
İşsizlik türleri
• İktisatçılar dört işsizlik türünü ayırdederler
Yapısal işsizlik
Gizli işsizlik
Konjonktürel işsizlik
Geçici işsizlik
İlki sermaye yada insan sermayesi yetersizliğinden
kaynaklanır
Kısa dönemde sadece makro politikalarla çözülmez
İkincisi çok düşük verimli istihdamdır
Makroiktisatta önemli olan konjonktürel işsizliktir
Büyüme ile birebir ilişkisi vardır
Tam istihdamı sağlamış ekonomilerde bile bir
miktar geçici işsizlik mutlaka olur
Neden işsizlik olur?
Piyasa sisteminde işsizliğin neden ve nasıl
oluştuğu çok tartışmaya yol açmıştır
Teorik olarak, işsizlik halinde ücretlerin düşmesi
ve emek piyasasının dengeye gelmesi gerekir
Ama gerçek hayatta böyle olmaz
Reel ücretin düşmesine rağmen iş bulamayanlar
kalır
Makroiktisat emek piyasası için “esneklik” ve
“rijidite” kavramlarını kullanır
Yapışkan ücretler (tersi esnek ücretler) yada
yapışkan fiyatlar (tersi esnek fiyatlar) makroeko-
nomik dalgalanmaların açıklanmasında önemli
rol oynayan kavramlardır
GELİR VE HARCAMA TEORİSİ
İlk model: Klasikler ve Keynes Üçüncü Bölüm
Model ve gerçek
İktisadi olayların karmaşıklığı teoriyi soyut
modeller üstünde çalışmaya mecbur eder
Böylece nisbeten basit kavramsal yapılar aracılığı
ile temel ilişkiler açığa çıkartılır
Gerçeğe yaklaşmak için kısıtlayıcı varsayımlar
adım adım gevşetilir
İlk modelimizde şu varsayımları yapacağız:
Enflasyon yoktur ve olması söz konusu
değildir; yani reel ve nominal ayırımı
gereksizdir
Ekonomi dışa kapalıdır: dış ticaret, sermaye
hareketi, döviz kuru yoktur
-Hatta, devlet yoktur
Milli gelir özdeşliği
• GSYİH’nın aynı anda ekonominin toplam gelirini
ve toplam harcamaları yansıttığını hatırlayalım
= C + I + G + NX
= C + S + T + NX
• Kapalı ekonomide Net İhracat kalemi düşer
= C + I + G
= C + S + T
• Devleti de soyutlayınca işler iyice basitleşir
= C + I
= C + S
• Bu basit ilişkiden yola çıkacağız
Tasarruf = Yatırım
Çevrisel akımın düzgün işleyici için kazanılan
gelirin tümünün harcanması gerekir
Tüketim her iki denklemde varolduğuna göre,
tanım icabı bu eşitlik yatırım harcamalarının tam
tasarruf kadar olması ile mümkündür
S = I
Halbuki, tasarruf ve yatırım kararları farklı
ekonomik aktörler tarafından alınmaktadır
Makroiktisat teorisinin ilk ama en önemli sorusu
budur: bir ekonomide yatırım harcamaların
tasarruflara eşit olmasına ne ve nasıl temin eder?
İki zıt hipotez vardır: Klasik ve Keynesyen
50
Ölçme sorunları
• Sepet gerçek durumu temsil etmeyebilir
-1994 kriz yılı idi
TÜFE’de kira payı çok yüksektir
Tarım ürünleri TEFE’ye gereksiz volatilite
getiriyor
İkame etkisi: nisbi fiyat değişince daha ucuz mal
tercih edilir
Yeni mallar: cep telefonu, bilgisayar yoktur
Kalite artışı: beraberinde gelen fiyat artışından
ayırdedilmelidir
ABD için uzun dönemde TÜFE’nin enflasyonu %
0.5-2 arasında yüksek gösterdiği hesaplanmıştır
25
TÜFE, TEFE ve GSMH deflatörü
1987 1989 1991 1993 1995 1997 1999
TÜFE-ort TEFE-ort. – GSYİH DEFLATÖR
REEL EKONOMİ
Büyüme, Yatırım, İstihdam İkinci Bölüm
Üretim ve büyüme
Ülkeler arasında hayat standardında çok büyük
farklar olduğunu kolayca gözlemliyoruz
Keza, aynı ülkenin de zaman içinde hayat
standardında büyük değişmeler olabilmektedir
Zenginliğin kökeninde ekonomik büyüme ve
verimlilik artışları yatmaktadır
Bugün fakir ülkeler arasında kişi başına geliri
zengin ülkelerin 19uncu yüzyıl sonundaki düzeyine
ulaşamayanlar mevcuttur
Bazı ülkeler hızla zenginleşmiş (Japonya), diğerleri
ise zaman içinde gerilemiştir
Dünya deneyimi öğreticidir
Kişi başına GSMH: eğilimler
1927 1937 1947 1957 1967 1977 1987 1997
—Japan —Turkey —Germany —Argentina —US —UK
26000
1000
Dünyada büyüme
Kişi Başına 1900 Kişi Başına 1997 Büyüme
Reel GSYİH yılı Reel GSYİH yılı hızı
ÜLKE DÖNEM (başlangıç) sıralama (son) sıralama (%)
Japonya 1890 – 1997 1.196 6 23.400 2 2,82
Brezilya 1900 – 1997 619 10 6.240 9 2,41
Meksika 1900 – 1997 922 7 8.120 7 2,27
Türkiye 1927 – 1997 1.287 8 6.430 8 2,11
Almanya 1870 – 1997 1.738 5 21.300 4 1,99
Kanada 1870 – 1997 1.890 3 21.860 3 1,95
Çin 1900 – 1997 570 12 3.570 10 1,91
Arjantin 1900 – 1997 1.824 4 9.950 6 1,76
Amerika 1870 – 1997 3.188 2 28.740 1 1,75
İndonezya 1900 – 1997 708 9 3.450 11 1,65
Hindistan 1900 – 1997 537 13 1.950 12 1,34
İngiltere 1870 – 1997 3.826 1 20.520 5 1,33
Pakistan 1900 – 1997 587 11 1.590 13 1,03
Bangladeş 1900 – 1997 495 14 1.050 14 0,78
1997 US$ Fiyatlarıyla (Satın alma gücü paritesi)
Türkiye’de ekonomik büyüme
1923 öncesi için güvenilir ve anlamlı veri yoktur
1923-2000 arası (78 yıl) Türkiye’nin ortalama
GSMH büyüme hızı % 4.5′tur
Ancak nüfus da yıllık ortalama % 2.3 artmıştır
Kişi başına reel milli gelirin uzun dönem ortalama
büyüme hızı % 2.1 ‘dir
Türkiye, Japonya, Kore, Tayvan gibi “ekonomik
mucize” yaratmamıştır
Arjantin, İngiltere gibi nisbi gerileme yaşamamıştır
Pakistan, Bangladeş gibi ekonomisi durağan
kalmamıştır
Ayrıntılar bir sonraki tablodadır
Türkiye: büyüme performansı
Dönem GSMH Nüfus Kişi Başına GSMH Yorum
1923-2000 4,5% NA NA Nüfus verileri 1927′de başlıyor
1927-2000 4,5% 2,3% 2,1% Savaş yılları dahildir
1927-1950 2,6% 1,8% 0,8% Savaş yılları dahil
1927-1939 6,5% 2,1% 4,3% Yeniden inşa ve devletçilir
1939-1945 -6,0% 1,2% -7,2% Savaşın ekonomik faturası
1945-1950 6,3% 2,1% 4,0% Savaş sonrası toparlanma
1950-2000 4,8% 2,4% 2,3% Demokrasi, darbe, kriz, vs.
1950-1960 5,8% 2,8% 2,9% DP ekonomiyi dönüştürüyor
1960-1970 6,0% 2,5% 3,4% Demirel ve planlı ekonomi
1970-1980 4,4% 2,3% 2,0% Popülizm ve kriz
1980-1990 5,3% 2,4% 2,8% Özal ekonomiyi dışa açıyor
1990-2001 3,2% 2,2% 1,0% İsraf edilen onyıl
Türkiye: kişi başına reel GSMH
8.000 7.000 6.000 5.000 4.000 3.000 2.000 1.000
1927 1937 1947 1957 1967 1977 1987 1997
Sabit 2000 fiyatları (PPP USDollars)
Verimlilik ve zenginlik
Zenginliği belirleyen verimliliktir
Verimlilik bir işçinin bir zaman biriminde (saat,
hafta, vs.) ürettiği fiziki mal ve hizmet miktarını
ölçer
Kişi başına yüksek milli gelire sahip ülkeler tanım
icabı yüksek verimliliğe de sahiptir
GSMH’nın hızlı büyümesi verimliliğin hızlı
büyümesi ile özdeştir
Verimlilik ne üretildiğine değil, ne kadar etkin
üretildiğine bağlıdır çünkü mühim olan kişi
başına yüksek katma değer üretebilmektir
İsviçre, Danimarka örneklerini hatırlayı
Üretim fonksiyonu
• Üretimde kullanılan girdiler ile ürün miktarı
arasındaki ilişkiyi üretim fonksiyonu tasvir eder
Y = A F ( L, K, H, N ) Y = ürün miktarı A = üretim teknolojisi L = emek miktarı K = fiziki sermaye miktarı H = insan sermayesi N = doğal kaynak miktarı
F girdilerin nasıl birleştiğini gösteren üretim
fonksiyonudur
Makroiktisatta ölçeğe göre sabit getiri varsayılır
Devlet ve büyüme
Uzun dönem büyüme hızları kamu politikaları ile
çok yakından ilgilidir
Bazı önemli politikalar şunlardır:
Tasarruf ve yatırımın teşvik edilmesi (K)
Eğitim ve insan sermayesinin teşviki (H)
Mülkiyet hakları ve siyasi istikrar (A, F)
Yabancı sermayenin cezbedilmesi (K, A)
Nüfus artışının denetlenmesi (L)
İhracata yönelik büyüme (A)
Araştırma ve teknolojinin teşviki (A)
Fiyat istikrarı (hepsi)
Tasarruf ve büyüme
Kişi Başına GSYİH Yatırımların GSYİH
ortalama büyüme oranı içindeki payı
(%) 1960-91 ( % ) 1960-91 ( % )
Güney Kore 7,0 24,0
Singapur 6,7 32,0
Japonya 5,4 34,0
İsrail 3,3 26,0
Kanada 2,7 24,0
Brezilya 2,6 19,0
Batı Almanya 2,6 27,0
Meksika 2,4 16,0
Türkiye 2,3 20,6
İngiltere 2,1 18,0
Nijerya 2,0 13,0
ABD 1,9 22,0
Hindistan 1,5 14,0
Bangladeş 1,4 4,0
Şili 1,3 20,0
Ruvanda 1,2 4,0
Sermaye birikimi ve mali sistem
Büyüme için sermaye birikimi, sermaye birikimi
için yatırım, yatırım için tasarrufları yatırıma
kanalize edecek olan mali sistem gereklidir
Makroekonominin özü, bir ekonomide tasarruf
yapanlarla yatırım yapanların aynı kişiler
olmaması yatar
Mali sistem, ekonomideki tasarruf ve yatırım
kararlarının eşgüdümünü sağlar
Mali sistemi üç bölümde ele alabiliriz::
Mali piyasalar
Mali aracı kurumlar
Denetleyen kamu kurumları
Mali sistemin bölümleri
Mali piyasalar: tahvil ve hisse senedi piyasalarıdır
Piyasada alınıp satılan menkul değerlerle çalışır
Mali aracı kurumlar: bankalar ve yatırım fonlarıdır
Tasarruf yapanla yatırım yapan arasında aracılık
yaparlar
Para gibi çok hassas bir ürün söz konusu
olduğundan, dünyanın her yerinde mali sistem sıkı
düzenlemelere tabidir
Kamu kurumları: Merkez Bankası, Hazine, Sermaye
Piyasası Kurulu, Bankacılık Denetleme ve
Düzenleme Kurulu
Kamu kurumları mali sistemin düzgün işleyişi
gözetler
Nüfus ve istihdam
Nüfusun çalışabilir yaştaki bölümüne (15-65 yaş
arası) yetişkin nüfus denir
Emek gücü, issizler de dahil olmak üzere mal ve
hizmet üretimi için emeklerini arzeden insanlardan
oluşur
İstihdam artı işsizlik emek gücünü verir
Emek gücüne katılma oranı emek gücünün yetişkin
nüfusa oranıdır
Gelişmiş ülkelerde emek gücüne katılma oranı daha
yüksektir
Daha çok kadının çalışması temel nedendir
Nüfus artışı düşük ülkelerde yetişkin nüfusun
toplam nüfusa oranı daha yüksektir
Uluslararası karşılaştırmalar
(Milyon) Türkiye ABD Almanya Japonya Hindistan Turkey*
Toplam Nüfus 64 268 82 126 961 64
Erişkin Nüfus 41 175 56 87 587 41
Erişkin Nüfus/Toplam Nüfus 64% 65% 68% 69% 61% 64%
İşgiicii 29 136 41 67 416 22
İşgücü/Toplam Nüfus 45% 51% 50% 53% 43% 34%
Katılım Oranı 71% 78% 73% 77% 71% 54%
Kadın İşgücü Oranı 36% 46% 42% 41% 32% ■
Bütün sayılar World Bank 1997; son sütun (*işaretli) DIE
İstihdamın yapısı
Gelişmiş ülkelerin bir diğer özelliği emek
gücünde ücret ve maaşla çalışanların oranının %
90′lara varmasıdır
ABD, Almanya, vs. sanayi ülkelerinde nüfusun %
10′undan az kısmı kendi işinde çalışan yada
işveren statüsündedir
Türkiye’de istihdamın yapısı çok farklıdır
Ücret ve maaşla çalışanlar, geçici işçiler de dahil,
istihdamın sadece % 45′ini oluşturur
Kendi işinde çalışan, aile işletmesinde ücretsiz
çalışan ve işverenler ise istihdamın % 55′idir
İşsizlik kavramının Türkiye’de gelişmiş
ülkelerden farklı algılanmasının geri planı budur
Türkiye: nüfusun dağılımı
İstihdam (20.4 milyon)
İşsizler (1.6 milyon)
Emek gücü dışında (19 milyon= Emek gücü (22 milyon)
yetişkin nüfus (41 milyon)
Türkiye’de sivil istihdam
millions %
Ücretsiz Aile İşçisi Kendi Hesabına Çalışan Ücretli Yevmiyeli İşveren Toplam Sivil İşgücü 5,1 5,1 7,3 1,8 1,1 20,4 25% 25% 36% 9% 5% 100%
Sektörel millions %
Tarım, Ormancılık, Avcılık ve Balıkçılık Madencilik ve Taşocaklığı İmalat Sanayi Elektrik, Gaz ve Su İnşaat ve Bayındırlık İşleri Toptan ve Perakende Ticaret, Lokanta ve Oteller Ulaştırma, Haberleşme ve Depolama Mali Kurumlar Toplum hizmetleri 8,3 0,2 3,4 0,1 1,3 2,8 0,9 0,5 2,9 41% 1% 17% 0% 6% 14% 4% 2% 14%
İşsizlik türleri
• İktisatçılar dört işsizlik türünü ayırdederler
Yapısal işsizlik
Gizli işsizlik
Konjonktürel işsizlik
Geçici işsizlik
İlki sermaye yada insan sermayesi yetersizliğinden
kaynaklanır
Kısa dönemde sadece makro politikalarla çözülmez
İkincisi çok düşük verimli istihdamdır
Makroiktisatta önemli olan konjonktürel işsizliktir
Büyüme ile birebir ilişkisi vardır
Tam istihdamı sağlamış ekonomilerde bile bir
miktar geçici işsizlik mutlaka olur
Neden işsizlik olur?
Piyasa sisteminde işsizliğin neden ve nasıl
oluştuğu çok tartışmaya yol açmıştır
Teorik olarak, işsizlik halinde ücretlerin düşmesi
ve emek piyasasının dengeye gelmesi gerekir
Ama gerçek hayatta böyle olmaz
Reel ücretin düşmesine rağmen iş bulamayanlar
kalır
Makroiktisat emek piyasası için “esneklik” ve
“rijidite” kavramlarını kullanır
Yapışkan ücretler (tersi esnek ücretler) yada
yapışkan fiyatlar (tersi esnek fiyatlar) makroeko-
nomik dalgalanmaların açıklanmasında önemli
rol oynayan kavramlardır
GELİR VE HARCAMA TEORİSİ
İlk model: Klasikler ve Keynes Üçüncü Bölüm
Model ve gerçek
İktisadi olayların karmaşıklığı teoriyi soyut
modeller üstünde çalışmaya mecbur eder
Böylece nisbeten basit kavramsal yapılar aracılığı
ile temel ilişkiler açığa çıkartılır
Gerçeğe yaklaşmak için kısıtlayıcı varsayımlar
adım adım gevşetilir
İlk modelimizde şu varsayımları yapacağız:
Enflasyon yoktur ve olması söz konusu
değildir; yani reel ve nominal ayırımı
gereksizdir
Ekonomi dışa kapalıdır: dış ticaret, sermaye
hareketi, döviz kuru yoktur
-Hatta, devlet yoktur
Milli gelir özdeşliği
• GSYİH’nın aynı anda ekonominin toplam gelirini
ve toplam harcamaları yansıttığını hatırlayalım
= C + I + G + NX
= C + S + T + NX
• Kapalı ekonomide Net İhracat kalemi düşer
= C + I + G
= C + S + T
• Devleti de soyutlayınca işler iyice basitleşir
= C + I
= C + S
• Bu basit ilişkiden yola çıkacağız
Tasarruf = Yatırım
Çevrisel akımın düzgün işleyici için kazanılan
gelirin tümünün harcanması gerekir
Tüketim her iki denklemde varolduğuna göre,
tanım icabı bu eşitlik yatırım harcamalarının tam
tasarruf kadar olması ile mümkündür
S = I
Halbuki, tasarruf ve yatırım kararları farklı
ekonomik aktörler tarafından alınmaktadır
Makroiktisat teorisinin ilk ama en önemli sorusu
budur: bir ekonomide yatırım harcamaların
tasarruflara eşit olmasına ne ve nasıl temin eder?
İki zıt hipotez vardır: Klasik ve Keynesyen
Faiz haddi
Klasikler: faiz haddi
Klasik yaklaşım milli gelirin (Y) harcama kararla-
ından bağımsız şekilde sabit olduğunu kabul eder
Üretimi sermaye, emek, teknoloji, vs. (üretim fonk-
siyonu) belirler
Yatırımlar faiz haddinin (i) azalan bir fonksiyonu-
dur: faizler düşünce yatırım harcamaları yükselir
• Tasarruflar faiz haddinin artan bir fonksiyonudur:
faiz yükselince tasarruflar artar
S = S( i )
Tasarruf arzı ve yatırım talebi borçverilebilir fonlar
piyasasında biraraya gelir
Faiz haddindeki değişmeler ekonomiyi dengeye
getirir
Borçverilebilir fonlar piyasasında
Tasarruf
TL 1,200 trl.
denge
Borçverilebilir Fonlar (trilyon TL)
Tam istihdam kuraldır
Modelin anlamı çok açıktır
Çevrisel akım daima düzgün işler çünkü
tasarruflardaki bir artış yada yatırımlardaki bir
azalış halinde faiz haddi düşecek ve tasarruf-
yatırım eşitliği sağlanacaktır
Bu durumda çevrisel akımda bir düzensizlik
nedeni ile üretilebilecek milli gelirin talep
yetersizliği yüzünden üretilememesi diye bir
durum söz konusu değilidir
Ekonomi daima emek dahil tüm kaynaklarının tam
kullanıldığı bir dengededir
Eksi büyüme yada yaygın işsizlik gibi durumlar
varsa nedenleri başka yerlerde aranmalıdır
Keynes: eksik istihdam
Keynes için üretim fonksiyonu sadece ekonominin
üretim kapasitesini sınırlar; her hangi bir anda
üretilen miktar ise talebe bağlıdır
Keynesyen modelde Y sabit değil değişkendir
Yatırım harcamaları müteşebbislerin yırtıcılığı,
teknolojik değişim gibi dışsal nedenlerin etkisinde
dışsal bir veri kabul edilir
I = I
• Tasarruflar milli gelirin artan bir fonksiyonudur
(Y – C) = S = S ( Y )
Her yatırım harcaması düzeyine, ona eşit tasarrufu
sağlayacak milli gelir düzeyi tekabül eder
Denge noktasında pekala işsizlik olabilir
Gelir-harcama modeli
Tasarruf gelirin tüketilmeyen kısmıdır
Dolayısı ile tüketim fonksiyonu aslında tasarrufu
belirler
• Dengede, ekonomideki toplam harcama (H)
toplam gelire eşit olmak zorundadır
H = (a + PY) + I = Y
• Bu denklemi açınca
Y = (cc + I) x 1 / (1 – P )
Milli gelir otonom harcamalara ve tüketim eğilimi
tarafından belirlenir
1 / (1 – (3 ) = Çarpan Katsayısıdır
Sayısal örnek
• Tüketim fonksiyonunun iki parametresi
oc= 10 TLve (3 = 0.6
• Çarpan katsayısı
1 /( 1 -0.6 ) = 2.5
I = 20 TL ise, Y = 75 TL; C = 55 TL; S = 20 TL
Tersinden gidip Y = 100 TL haline bakalım: bu
durumda C = 70 TL ve S = 30 TL buluruz
Yani 100 TL gelir üretildiğinde sadece 90 TL
harcama yapılmaktadır: ürettiklerini satamayan
üreticiler mutlaka üretimi düşüreceklerdir
Y = 50 TL olsa, C = 40 TL ve S = 10 TL çıkar
Yani 50 TL gelir üretildiğinde 60 TL harcama
gelmektedir; üretim artışı kaçınılmazdır
Harcanan gelir H
75 TL
Gelir-harcama dengesi
1 daraltıcı açık
1—” H = C + 20
genişletici açık A^^ C = 10 + 0.6 Y
100 TL
75 TL
50 TL
Uretilen gelir Y
Kim haklı?
Uzun dönemde milli gelir verimlilik ve onu
belirleyen üretim faktörleri tarafından kısıtlanır
Bunlar değişmeden sadece toplam talepte artış
olması ekonominin daha fazla üretim yapmasına
sağlayamaz
Kısa dönemde durum farklıdır; toplam talep
yetersiz kalırsa ekonomi kapasitesinin altında
üretim yapabilir
Bu takdirde talep artışı geliri de yükseltecektir
Klasik model uzun döneme ve genel duruma,
Keynesyen analiz ise şu yada bu şekilde çevrisel
akımın kırıldığı resesyon ve depresyon dönem-
lerine tekabül etmektedir
Modele devlet giriyor
Şimdi modeli gerçekliğe doğru bir adım daha
yaklaştırmak için devleti ekleyebiliriz
Devlet milli gelir özdeşliğine vergiler (T) ve kamu
harcamaları (G) ile dahil olur
= C + I + G
= C + S + T
• Tasarruf-yatırım eşitliğini kullanarak
I = Y -C -G
I = S
S = ( Y -T -C ) + ( T -G )
• Kamu ve özel tasarrufları ayıredebiliriz
Sp = ( Y — T — C ) = özel tasarruf Sg = ( T — G ) = kamu tasarrufu
Tasarruf: özel ve kamu
• Özel tasarruf: gelirden vergiler ve tüketim
çıktıktan sonra kalan bölümdür
Sp = ( Y -T -C )
• Kamu tasarrufu ikamu harcamaları yapıldıktan
sonra kamuya kalan vergi gelirleridir
Sg = ( T -G )
( T – G ) kamu bütçesi dengesidir: eğer bütçe açığı
varsa Sg negatif olacaktır
Tasarruf daima yatırıma eşittir ama bütçenin
dengesine göre özel tasarruf yatırıma eşit, küçük
yada büyük olabilir
S = I + ( G -T )
• Tanım icabı, kapalı ekonomide kamu açığı özel
tasarruflarla karşılanır
•Gelişmiş ülkeler vatandaşları daha çok vergi ödüyor •ABD’de vergi AB’den daha düşüktür •Türkiye’de vergi gelirleri gelişme düzeyine göre düşüktür
Dünyada vergi gelirleri
Vergi gelirleri GSMH oranı %
Fransa
38,8
İngiltere 33,7
İsrail 33,4
Almanya 29,4
Bulgaristan 25,1
Mısır 22,6
Brazilya 19,7
Yunanistan 19,7
ABD 19,3
Kanada 18,5
Rusya 17,4
Pakistan 15,3
Türkiye 15,2
Endonezya 14,7
Meksika 12,8
Hindistan 10,3
Türkiye: kamu maliyesi
Konsolide bütçe: merkezi hükümet, yerel idareler
ve ek bütçeye tabi kurumlar (üniversiteler, fonlar,
vs)
Maalesef Türkiye’de hükümetlerin bütçe dışında
önemli miktarda harcama yapma geleneği vardır
(görev zararları, kamu işletme zararları, vs.)
Devletin ekonomideki payını ölçmenin bir yolu
milli gelir serilerinde kamu tüketimi kalemine
bakmaktır
Kamu tüketimi devletin tüm mal ve hizmet
satınalmalarını kapsamaktadır
Fakat faiz, sosyal güvenlik kurumlarına ödemeler,
teşvikler, vs. şeklindeki transfer harcamaları
hariçtir
Bütçe kalemleri
• Faiz dışı denge:
Gelirler – Faiz dışı harcamalar
• Toplam harcama:
Faiz dışı harcama + faiz ödemeleri
• Genel bütçe dengesi:
Gelirler – Toplam harcama
Türkiye’de çok uzun süredir konsolide kamu
bütçesi açık vermektedir
Buna karşılık, faiz dışı denge her zaman ekside
değildir
Önce kamu gelir ve harcamalarının GSMH’ya
oranına bakacağız
Sonra her iki kalemin dağılımını göreceğiz
Bütçe gelirlerinin dağılımı
% 1995 2000
Toplam Bütçe Gelirleri 100,0 100,0
Gelirden alınan vergiler 30,7 31,4
Gelir vergisi 23,4 18,9
Kurumlar vergisi 7,3 12,5
Servetten alınan vergiler 0,6 1,0
Mal ve hizmet. alınan vergiler 30,5 34,0
KDV 16,3 15,0
Petrol tüketim vergisi 7,3 9,8
Diger vergiler 6,9 9,2
Dış ticaretten alınan vergiler 13,8 12,8
Diğer vergiler ve gelirler 24,4 20,7
–
Bütçe giderlerinin dağılımı
% 1995 2000 Sept.01
Toplam harcamalar 100,0 100,0 100,0
Personel 29,4 21,4 19,1
Diğer cari 8,3 7,7 4,3
Yatırım 5,4 5,3 3,8
Faiz ödemeleri 33,7 43,9 53,9
Dış borc 5,9 3,5 3,9
İç (TL) borç 27,8 40,3 50,0
KİT’lere transferler 2,7 1,9 1,6
Diğer Transferler 20,6 19,8 17,3
Faiz dışı denge
15,2 16,3 20,2
Bütçe dengesi -18,5 -27,6 -33,6
Bütçe giderlerinin dağılımı
(%) 1995 2000 Oct.01
Gelirler 100,0 100,0 100,0
Faiz dışı harcamalar 81,4 77,5 70,6
Faiz dışı denge 18,6 22,5 29,4
Personel 36,1 29,6 28,9
Diğer cari 10,2 10,7 7,2
Yatırımlar 6,6 7,3 6,2
KİT’lere transferler 3,3 2,6 2,2
Diğer transferler 25,3 27,3 26,1
Faiz dışı harcamalar 100,0 100,0 100,0
Personel 44,3 38,2 41,0
Diğer cari 12,5 13,8 10,2
Yatırımlar 8,1 9,4 8,7
KİT’lere transferler 4,0 3,4 3,2
Diğer transferler 31,1 35,2 36,9
Kamu açığının hesaplanması
TL faiz ödemelerini enflasyon etkisinden
arındırmak gerekir (enflasyon muhasebesi)
Nominal faiz haddine ve enflasyona bağlı olarak
reel faiz ödemeleri daha düşüktür
Dolayısı ile reel (operasyonel) bütçe açığı daha
küçüktür
İlk tabloda sadece konsolide bütçeye bakıyoruz
İkinci tablo bütçe dışı harcamaları ele alıyor
Üçüncü tablo toplam kamu kesimini gösteriyor
Dördüncü tablo kamu borcunu veriyor
GSMH yıllık ortalama enflasyonu, borç stoğu ise
Aralık sonu fiyat düzeyini verdiğinden kamu
borcu için de enflasyon düzeltmesi gereklidir
Konsolide bütçe dengesi
ortalama
GSMH’nin %’si olarak 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 19994-2000
Faiz dışı denge -2,5 3,5 3,4 1,3 -0,2 4,1 1,5 4,6 2,6
Net faiz ödemeleri 4,4 7,8 7,8 11,1 8,9 12,6 13,1 15,8 11,0
Bütçe dengesi -6,9 4,3 4,4 -9,8 ■9,1 -8,5 -11,6 -11,2 -8,4
Enflasyon düzeltmesi 7,7 9,2
Reel faiz ödemeleri 1,6 3,3 3,9 6,1 1,2 4,2 5,5 6,6 4,4
Operasyonel bütçe dengesi 4,1 0,2 -0,5 4,8 -1,4 -0,1 4,0 -2,0 -1,8
Net kamu borcu (center GNP) 27,1 31,0 30,2 34,8 31,8 33,7 48,6 50,6
Bütçe-dışı denge
average for
GSMH’nin %’si olarak 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 19994-2000
Faiz dışı denge -3,1 -2,5 0,4 -2,6 -1,8 -2,6 -3,5 -1,8 -2,1
“görev zararları” -1,4 -1,4-1 -0,8 -1,9 -1,4 -1,2 -1,6 -1,2 -1,3
Net faiz ödemeleri 2,6 2,3 1,3 0,8 2,1 3,8 9,0 6,1 3,6
Bütçe-dışı dengesi 4,8 4,8 -0,8 -3,3 4,0 -6,3 -12,5 -7,9 -5,7
Enflasyon düzeltmesi -0,2 1,0 1,0 2,5 3,1 2,1 3,3 1,9
Reel faiz ödemeleri 2,8 2,0 0,3 6,92 4,4 0,7 6,9 2,8 1,7
Operasyonel denge -5,0 4,4 0,2 -2,3 -1,5 -3,2 -8,4 4,6 -3,5
Net kamu borcu (centerGNP 27,1 31,0 30,2 34,8 31,8 33,7 48,6 50,6
Toplam kamu kesimi dengesi
ortalama
GSMH’nın%’si olarak 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 19994-2000
Faiz dışı denge
Konsolide bütçe -2,5 3,5 3,4 1,3 -0,2 4,1 1,5 4,6 2,6
Bütçe-dışı harcamalar -3,1 -2,5 0,4 -2,6 -1,8 -2,6 -3,5 -1,8 -2,1
Toplam kamu kesimi -5,6 1,0 3,9 -1,3 -2,0 1,6 -2,0 2,8 0,6
Faiz ödemeleri
Net faiz ödemeleri 6,0 10,1 9,1 11,9 11,0 16,4 22,1 21,9 14,6
Enflasyon düzeltmesi 2,6 4,8 4,9 6,0 10,2 11,5 9,7 12,5 8,5
Reel faiz ödemeleri 3,4 5,3 4,2 5,9 0,8 4,9 12,4 9,4 6,1
Toplam kamu kesimi
Nominal denge -11,7 19,1 -5,2 -13,1 -13,1 -14,8 ■24,1 -19,1 -14,1
Operasyonel denge -9,1 4,2 -0,3 -7,1 -2,9 -3,3 -12,4 -6,6 -5,3
Kamu borcu
İçerilen reel faiz haddi 12,5 17,1 13,9 17,0 2,5 14,5 25,5 18,6 ■
Net kamu borcu (center-GNP) 27,1 31,0 30,2 34,8 31,8 33,7 48,6 50,6 -
Kamu borcu
% of GNP 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001
Merkezi Hükümet + TCMB 30,7 37,8 34,5 39,5 37,5 38,9 52,2 49,8 71,4
TCMB net varlıkları 1,1 -0,9 1,3 3,0 7,7 8,0 9,0 7,8 4,4
Merkezi hükümet 38,8 45,3 42,8 48,0 48,4 48,5 62,4 58,8 83,0
Dış borç 20,5 22,8 23,6 23,62 21,9 19,0 22,2 18,8 22,8
İç borç 18,3 22,5 19,2 24,8 26,5 29,5 40,2 40,0 60,2
Ödenmemiş görev zararlar 0,7 1,9 2,1 4,2 5,2 7,5 na na na
Nakit borç 6,9 8,7 9,3 12,8 15,8 17,9 na na na
Nakit-dışı ve TCMB’ya 12,0 11,9 8,0 8,2 5,5 4,0 na na na
TCMB elindeki devlet borcu 7,0 8,5 7,0 5,5 3,2 1,6 1,2 1,2 7,1
Geri kalan kamu sektörü 4,4 6,9 6,7 7,0 5,4 5,5 8,7 8,6 7,1
Dış borç 5,7 6,8 6,9 6,5 5,9 6,0 6,6 5,5 7,0
Net iç borç -1,3 0,1 ,0,2 0,5 20,5 -0,5 2,1 3,1 0,1
Brüt kamu kesimi borcu 41,9 52,3 52,3 55,5 53,3 53,5 70,1 67,4 90,1
Net kamu kesimi borcu 35,1 44,7 41,3 46,5 42,9 44,5 61,0 58,4 78,5
Net kamu borcu (center-GNP) 27,1 31,0 30,2 34,8 31,8 33,7 48,6 50,6 67,9
Kamu borcunun seyri
80 ı /0
70 60 50 40 30
1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001
— NetDebt/GNP
Klasikler ve devlet
Klasik model borçverilebilir fonlar piyasası ve faiz
haddi üstüne inşa edilmiştir
Şimdi tasarruf arzı kamu tasarrufunu da kapsar
S = ( Y -T -C ) + ( T -G ) Tasarruf gene faiz haddinin artan fonksiyonudur Yatırım gene faiz haddinin azalan fonksiyonudur Faiz haddi tasarruf ve yatırım miktarları arasın-daki eşitliği sağlayarak çevrisel akımın düzenli akışını temin eder
Örneğin yatırımlarda bir artış faiz haddinin yükselmesi ile sonuçlanır Bir yandan yüksek faiz özel tasarrufları arttırır Diğer yandan bazı yatırımlardan vazgeçilir Böylece tasarruf ve yatırım birbirine eşitlenir
Kamu açığı ve “crowding out”
Klasik modelin kamu dengesi ile ilgili çok önemli
bir sonucu vardır
Kamu açığında ani bir artış varsayalım: toplam
tasarruflar azalacaktır (tasarruf eğrisi sola kayar)
Bu durumda faiz yükselir
Yüksek faiz yatırımların düşmesine neden olur ve
piyasa dengeye gelir
Kamu açığı özel yatırımları piyasadan kovmak-
tadır (crowding out)
Dikkat: yatırımlardaki düşüş kamu açığındaki
artıştan daha küçük olacaktır
Çünkü yüksek faiz özel tasarrufu arttıracaktır
Klasik yaklaşım , yatırımları ve oradan büyümeyi
engellediği için kamu açıklarına karşıdır
2. …denge faiz haddi yükseliyor…
Faiz
S1
Hadd
1.500 TL bütçe
borçlanabilir fon arzını azaltıyor…
Kamu açığı ve crowding out
TL 1,200 Borçverilebilir Fonlar (TL trilyon)
3. …ve özel yatırımda kullanılabilecek kaynaklar azalıyor
Keynes ve devlet
Devlet Keynesyen modele kamu harcamaları G ve
vergiler T yolu ile girer
Kamu harcamaları milli gelir düzeyinden bağımsız
kabul edilir (otonom harcama)
Bu durumda toplam harcama şöyledir:
H = C + I + G
• Tüketim fonksiyonunun değişmediği kabul
edilince, çarpan katsayısı ve üç bağımsız (otonom)
harcama (oc, I, G) dengemilli gelirini belirler
Y=(a+I + G)x1/(1-P)
Modelin mantığı devletin eklenmesi ile
değişmemektedir
Ekonomi talep kadar üretim yaparak dengeye
gelmektedir
Keynes ve kamu açığı
Keynesyen analiz için kamu açığının etkisi
klasiklerin tam zıttıdır
Ekonomide tasarruf fazlası nedeni ile kaynakları
tam kullanılmadığını kabul edelim
Bu durumda kamu harcamalarındaki bir artış
toplam harcamada (H) bir yükselmeye tekabül
ettiğinden milli gelir (Y) artacaktır
Ek harcama çarpan katsayısı ile ek gelir yaratmak-
ta, yani ek harcamayı finanse edecek olan ek
tasarruf bizzat ek harcama sayesinde oluşmaktadır
Talep yetersizliği durumlarında Keynes’in bütçe
açığı tavsiye etmesi bu analize dayanmaktadır
Modelde “crowding out” yoktur
Harcanan gelir H
Gelir-harcama dengesi
C + I
C + I + G
o
Uretilen gelir Y
İlk değerlendirme
Basit bir model aracılığı ile makroiktisatın bazı
temel kavramlarını açıkladık
İki farklı yaklaşım birbirine zıt sonuçlara ulaşıyor
İktisatçıların büyük çoğunluğu her ikisini de kabul
etme eğilimindedir
Klasik öğreti uzun dönemde ve ekonominin
kapasite sınırında olduğu durumlarda geçerlidir
Keynesyen öğreti kısa dönemde ve ekonomide
kullanılmayan kapasitenin varlığında anlamlıdır
Dikkat: gerçek ekonomiler çok daha karmaşıktır
Para ve enflasyon, dış denge, mali piyasalarda
sorunlar, vs. daha gidilecek çok yol vardır
Artık paranın analizine geçebiliriz
PARA
Nereden gelir? Nereye gider? Dördüncü Bölüm
Para nedir?
Ekonomik aktörlerin mal ve hizmet alım-satımında
düzenli şekilde kullandıkları varlıklara “para” denir
Mal ve hizmet satanların ödeme aracı olarak kabul
ettikleri her şey paradır
Tarih boyunca, işbölümü ve mübadele daima paranı
keşfedilmesi ile sonuçlanmaşdır
Paranın üç ana işlevi vardır:
Mübadele aracıdır
Hesap birimidir
Servet saklama aracıdır
• 20.inci yüzyıl başlarına kadar bu işlevleri bizzat
kendilerinin değerli olan madenler ifa etmiştir (bakır,
gümüş, altın)
Kanuni para
Bugün para olarak kullanılan banknot ve bozukluk-
ların kendi değerleri yok kadar azdır
Kanuni para (fiat money) devletin çıkardığı kanunlar
sonucu mübadele aracı olarak kullanılır
Bütün dünya ekonomilerinin (ABD, AB, Japonya,
vs.) paraları “kanuni para” statüsündedir
Bir ülke içinde yapılan ödemelerde o ülke parasını
kabul etmek hukuki bir zorunluluktur (legal tender)
Türkiye’de Merkez Bankasının çıkardığı banknot-
ları tüm ödemelerde kabul etmek zorundayız
Fiyatları başka herhangi bir şeye bağlayabiliriz
(döviz, altın, mal, enflasyon, vs.) ama TL dışında bir
ödeme aracı talep edemeyiz
Likidite
Likidite kavramı paranın anlaşılmasını kolaylaştırır
Likidite, herhangi bir varlığın ekonominin mübadele
aracına dönüşme kolaylığıdır
Tanım icabı, para en likit varlıktır: cebimizdeki
banknotlar başka bir şeye dönüştürme gerekmeden
ödeme aracıdır
Vadesiz mevduat ve likit fonlar da likit varlıklardır
Vadeli mevduat, borsada kote edilmiş hisse senetleri,
yatırım fonları daha az likit varlıklardır
Gayrimenkul, borsada kote olmayan şirketlerde
hisseler, hayat sigortası poliçeleri likit varlık
değildirler
Türkiye ekonomisinde para
Likit varlıkların somut biçimi mevzuata bağlı olarak
ülkeden ülkeye değişir
Türkiye’de beş farklı para tanımı yapabiliriz
Dolaşımdaki para (banknotlar ve bozukluklar)
Vadesiz mevduat hesapları (ticari ve tasarruf)
Vadeli mevduat hesapları
Döviz mevduat hesapları
REPO anlaşmaları (gecelik, haftalık, vs)
Yüksek ve dalgalı enflasyon sonucunda TL paranı
üç işlevinden sadece ilkini ve kısmen yerine
getirebilmektedir
TL’nin “dandik para” haline dönüşmesi ekonomik
aktörleri dövizi para olarak kullanmaya itmiştir
Para arzı tanımları
Para arzı ekonomideki toplam kullanılabilir para
miktadır
Hangi kategorinin içine dahil edildiğine bağlı olarak
farklı ölçüler vardır
M0 = Dolaşımdaki para
Para tabanı (BM) = M0 + bankaların MB’deki
mevduatı
M1 = BM + vadesiz mevduat
M2 = M1 + vadeli mevduat
M2Y = M2 + döviz tevdiat hesapları
M2Y+R = M2Y + Repo
• En yaygın kullanılan Para Tabanı ve M2Y+R’dır
Türkiye’de para arzı
2001 (yıl sonu)
(Katrilyon TL) (Milyar USD)
M = Dolaşımdaki para 4,9 3,4
BM = M + banka rezervleri 6,1 4,2
M1 = BM + vadesiz mevduat 11,1 7,7
M2 = M1 + vadeli mevduat 46,3 32,1
M2Y = M2 + döviz mevduatı 104,7 72,6
M2+R = M2 + Repo 50,3 34,9
M2Y+R =M2Y + Repo 108,7 75,4
Merkez Bankası
Kanuni para, para basma tekelini elinde tutan kamu
kuruluşları olan Merkez Bankalarını doğurmuştur
Kamu tekeli: para basmak dünyanın en karlı işidir
Cumhuriyet öncesinde, özel bir banka olan Osmanlı
Bankası para basma tekeline sahipti
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 1930
yılında kuruldu ve 1932′de açıldı
Federal Reserve Board 1913′de kurulmuştur; ondan
önce parayı ABD Hazinesi basıyordu
Buna karşılık Bank of England, Banque de France
geçmişleri 18′inci yüzyıla giden kuruluşlardır
Merkez Bankaları para politikasını yapar, bankacı-
lık sistemini denetler, döviz rezervini tutar
TCMB
Genel Kurul yılda bir kez toplanır (Hazine ağırlıklı)
Banka Meclisi Genel Kurul tarafından seçilir
Guvernör yada Başkan Hükümet tarafından beş yıl
için seçilen bankanın tepe yöneticisidir
Para Politikası Kurulu yakın geçmişte para politika-
sını belirlemek üzere tesis edilmiştir
TCMB hukuken para politikasını belirlemekte
hükümetten bağımsızdır
TCMB Bilançosu parasal gelişmeleri özetler
Varlık ve yükümlülükleri TL yada döviz cinsinden
olabilir
Dolaşımdaki para TCMB’nın yükümlülüğüdür
(borcudur)
MB bilançosu: kalemler
A.VARLIKLAR P.YUKUMLULUKLER
A.1-DIS VARLIKLAR P.1-TOPLAM DOVIZ YUKUMLULUKLERI
A.2-IC VARLIKLAR P.1-a-Dis Yukumlulukler P.1-b-Ic Yukumlulukler
A.2-a-Nakit Islemler P.1-ba-Doviz Olarak Takip Olunan Mevduat
A.2-aa-Hazine Borclari P.1-bb-Bankalarin Doviz Mevduati
A.2-aa-i-Bankamiz Portfoyu P.2-MERKEZ BANKASI PARASI
A.2-aa-i-a-5 Kasim 2001 Oncesi DIBS P.2-A-REZERV PARA
A.2-aa-i-b-Ikincil Piyasadan Alinan DIBS P.2-Aa-Emisyon P.2-Ab-Bankalar Mevduati
A.2-aa-ii-Diger P.2-Aba-Bankalar Zorunlu Karsiliklari
A.2-ab-Bankacilik Sektorune Acilan Nakit Krediler P.2-Abb-Bankalar serbest Imkani
A.2-ac-TMSF’na Kullandirilan Krediler P.2-Ac-Fon hesaplari
A.2-ad-Diger Kalemler A.2-b-Degerleme Hesabi P.2-Ad-Banka Disi Kesimin Mevduati P.2-B-DIGER MERKEZ BANKASI PARASI P.2-Ba-Acik Piyasa Islemleri
A.2-c-IMF Acil Yardim Takip Hesabi(Hazine) P.2-Bb-Kamunun TL Mevduati
TCMB: varlıklar
(Katrilyon TL) Mar.01 Şub.01 %Değişim
A.VARLIKLAR 54,0 %100 54,6 -1,2
A.1-DIŞ VARLIKLAR 33,7 %62 33,7 -0,2
A.2-İÇ VARLIKLAR 20,3 %38 20,9 -2,8
A.2-a-Nakit İşlemler 20,5 %38 21,1 -3,0
A.2-aa-Hazine Borçları 28,5 %53 29,4 -3,2
A.2-ac-TSMF’ye Kullandırılan Krediler 0,8 %1 0,8 0,0
A.2-aa-i-MB Portföyü 28,6 %53 29,5 -3,2
A.2-aa-i-1- 5 Kasım 2001 öncesi DİBS 28,5 %53 29,4 -3,0
A.2-aa-i-2-İkincil Piyasadan alınan DİBS 0,5 %1 1,0 -52,6
A.2-aa-ii-Diğer -0,5 -%1 -0,5 -
A.2-ab-Bankacılık Sekt. Açılan Nalit Krediler 0,1 %0 0,1 10,0
A.2-ac-Diğer Kalemler -8,8 -%16 -9,1 -3,3
A.2-b-Değerleme Hesabı -0,4 -%1 -4,3 -91,5
A.2-c-IMF Acil Yardım Takip Hesabı 0,2 %0 0,2 0,0
TCMB: yükümlülükler
(Katrilyon TL) Mar.02 Sub.02 % Değişim
P.YÜKÜMLÜLÜKLER 54,0 % 100 54,6 -1,2
P.1-TOPLAM DIŞ YÜKÜMLÜLÜKLER 38,1 %71 40,5 -6,0
P.1-a-Dış Yükümlülükler 26,5 %49 28,0 -5,4
P.1-b-İç Yükümlülükler 11,5 %21 12,4 -7,3
P.1-ba-Döviz olarak Takip Olunan Mevduat 2,7 %5 3,6 -26,0
P.1-bb-Bankaların Döviz Mevduatı 8,9 % 16 8,8 0,3
P.2-MERKEZ BANKASI PARASI 15,9 %29 14,1 12,6
P.2-A-REZERV PARA 8,5 % 16 8,7 -1,9
P. 2-A a-Emisyon 5,6 % 10 5,7 -3,1
P.2-Ab-Bankalar Mevduatı 2,8 %5 2,7 0,8
P.2-Aba-Bankalar Zorunlu Karşılıkları 1,8 %3 1,7 3,3
P.2-Abb-Bankalar Serbest İmkanı 1,0 %2 1,0 -3,4
P.2-Ac-Fon Hesaplar 1,7 %3 0,2 913,1
P.2-Ad-Banka Dışı Kesimin Mevduatı 0,0 %0 0,0 -23,1
P.2-B-DİĞER MERKEZ BANKASI PARASI 7,4 % 14 5,4 35,6
P.2-Ba-Açık Piyasa İşlemleri 6,2 % 11 4,7 30,9
P.2-Bb-Kamunun TL Mevduatı 1,2 %2 0,7 66,2
TCM VIE ; : uzun dönem
(MİLYAR USD) 1989 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001
VARLIKLAR 21,2 18,1 23,3 24,9 22,9 22,0 24,0 22,5 41,6
Dış Varlıklar 7,8 9,6 15,5 19,0 21,1 22,9 26,8 24,2 23,8
İç Varlıklar 13,5 8,5 7,8 6,0 1,8 -0,9 -2,8 -1,7 17,9
TOPLAM DÖVİZ YÜKÜMLÜLÜKLERİ 13,2 13,0 17,6 18,4 19,7 20,3 21,1 21,1 34,8
Diş Yükümlülükler 9,0 10,2 12,9 13,1 12,4 13,7 12,4 12,9 25,5
İç Yükümlülükler 4,2 2,8 4,7 5,3 7,3 6,5 8,7 8,2 9,3
MERKEZ BANKASI PARASI 8,0 5,1 5,7 6,6 3,2 1,7 2,9 1,5 6,8
İç Varlıklar / Toplam Varlıklar 6-7,4 46,9 33,3 24,0 7,7 4,2 -11,6 -7,4 42,9
Yabancı Varlıklar / Toplam Varlıklar 36,6 53,1 66,7 76,0 92,3 104,2 111,6 107,4 57,1
Net İç Varlıklar / MBP 16,0 30,7 13,4 4,0 -0,3 ■0/4 0/4 -0,5 10,9
Kaynak : MB
Dünya: MB bilançoları
ABD Bank Euro Germany
Federal of area Bundes TCMB
MİLYAR USD Rezerv Japan ECB Bank
Varlıklar 614 919 835 257 42
Döviz Varlıkları (altın dahil & SDR) 27 30 397 94 24
İç Varlıklar 587 889 438 163 18
Yükümlülükler 614 919 835 257 42
Döviz Yükümlülükleri 0 0 13 0 35
İç Yükümlülükler 614 919 822 257 7
Dolaşımdaki Para 563 468 371 134 3,7
Karşılaştırma
GSMH (2000 yılı) 9646 4.337 6780 2058 202
Varlıklar / GSMH (%) 6,4% 21,2% 12,3% 12,5% 20,8%
Dolaşımdaki Para / GSMH (%) 5,8% 10,8% 5,5% 6,5% 1,8%
FX Liabilities/Yükümlülükler (%) 0,0% 0,0% 1,6% 0,0% 83,3%
Dolaşımdaki Para/Yükümlülükler (%) 91,7% 50,9% 44,4% 52,1% 8,8%
2000 yılı sonu itibarıyla
Bankalar da para yaratır
Banka sistemi de mevduat-para yaratabilir
Bankalar kredi açtıkça para arzı artar
Bu süreci anlamak için banka bilançolarına bakılır
Mevduat hem varlık hem de yükümlülük oluşturur
Krediler varlık oluşturur
Bir bankanın verdiği kredi kendinde yada bir başka
bankada mevduat halini alır
Basılan bir birim TL için bankacılık sisteminde
yaratılan paranın miktarını bize para çarpanı verir
Geri planda bankaların mevduata % 100′ün altında
nakit karşılık tutmaları yatar
Yükümlülük
Mevduat
TL 90.00
Top.Yükümlülük TL 90.00
İki bankanın bilançoları
A Bankası B Bankası
Varlık
Rezerv
TL 9.00
Kredi
TL 81.00
Toplam Varlık TL 90.00
Varlık Yükümlülük
Rezerv Mevduat
TL 10.00 TL 100.00
Kredi _^— ■
TL 90.00 ■
Toplam Varlık Top.Yükümlülük
TL 100.00 TL 100.00
Para çarpanı
100 TL ek para basılan bir ekonomide sonunda
ne kadar para yaratılır?
Bankaların rezerv tutma oranının tersi kadar
M = 1 /R
• Bankaların rezerv tutma oranı M = % 10 ise,
para çarpanı M = 10 olacaktır
İlk mevduat = TL 100.00
A Bankası kredisi = TL 90.00 [=0.9 x $100.00]
B Bankası kredisi = TL 81.00 [=0.9 x $90.00]
C Bankası kredisi = TL 72.90 [=0.9 x $81.00]
Vs. vs.
Vs. vs.
= TL 1,000.00
Toplam para arzı
Para arzı ve para politikası
MB’nın ekonomideki para miktarını (para arzını)
kontrol etmesine para politikası denir
MB’nin elinde dört ana araç vardır
-Açık piyasa işlemleri – APİ – tahvil piyasasında bono-tahvil alım-satımı ile likiditeyi ayarlar
- Döviz (FX) işlemleri – döviz alım satımı
-Banka karşılık oranlarının değiştirilmesi: para çarpanı büyük yada küçülür
-İskonto haddinin (fonlama faizi) değiştirilmesi: Mali sistem – MB borç kararlarını etkiler
• Dikkat: para arzındaki değişim MB’nin TL
yükümlülüklerindeki değişimdir; yükümlülük artışı
para arzı artışına eşittir
Para ve mevduat
(Milyar USD) 1998 1999 2000 2001
M1 7,5 9,1 12,2 7,5
Dolaşımdaki Para 3,7 3,7 4,8 3,3
Vadesiz Ticari Mevduat 2,0 2,6 3,1 1,9
Toplam Vadesiz Mevduat 1,8 2,9 4,4 2,2
Vadesiz Tasarruf Mevduatı 0,8 1,2 1,4 1,0
Diğer Vadesiz Mevduat 1,0 1,7 3,0 1,2
MB Mevduat 0,00 0,00 0,00 0,00
D1 (M1-Dolaşımdaki Para) 3,8 5,4 7,4 4,2
M2 34,7 41,9 48,7 31,3
Toplam Vadeli Mevduat 24,0 29,0 31,2 21,0
Vadeli Tasarruf Mevduatı 19,3 23,6 25,4 17,3
Vadeli Diğer Mevduat 4,8 5,4 5,8 3,7
Vadeli Ticari Mevduat 3,2 3,8 5,3 2,9
Mevduat Sertifikası 0,00 0,00 0,00 0,00
D2 (M2-M1) 27,2 32,7 36,5 23,8
M2Y (M2+(Döviz Mevduat (TL)) 62,3 74,4 84,9 70,9
Döviz Mevduat (TL) 27,6 32,5 36,2 39,5
M2Y+Repo 69,7 81,9 93,8 73,0
Para tabanı
1998 1999 2000 2001
(Katrilyon TL, Milyar USD) TL $ TL $ TL $ TL $
1. PARASAL TABAN (a+b+c) 2,1 6,7 3,9 7,2 5,8 8,6 7,8 5,4
a.Emisyon 1,3 4,2 2,4 4,4 3,8 5,6 5,3 3,7
b.Bankalar Zorunlu Karşılıkları(TL) 0,7 2,2 1,0 1,9 1,4 2,1 1,6 1,1
c.Serbest Rezerv 0,1 0,3 0,5 0,9 0,6 0,9 0,9 0,6
2. REZERV PARA (1+d+e) 2,1 6,8 3,9 7,3 5,9 8,8 8,0 5,5
d.Fon Hesapları 0,02 0,1 0,03 0,1 0,1 0,2 0,1 0,1
e.Banka Dışı Kesimin Mevduatı 0,02 0,1 0,02 0,04 0,05 0,1 0,1 0,05
3.MERKEZ BANKASI PARASI (2+f+g) 0,5 1,7 1,6 2,9 1,0 1,5 9,9 6,8
f. Açık Piyasa İşlemleri -1,8 -5,8 -2,4 -4,4 -5,2 -7,7 1,2 0,9
g.Kamu Mevduatı 0,2 0,7 0,1 0,1 0,2 0,4 0,6 0,4
Diğer parasal göstergeler
Para politikasının başka göstergeleri vardır
Net İç Varlıklar MB’nın likidite yaratmasının ve
para basmasının iyi bir göstergesidir
İç varlıklardan bazı kalemlerin çıkartılması ile
bulunur
Net Dış Varlıklar MB’nın döviz ihtiyacını gösterir
Dış varlıklardan dış dünyaya yükümlülükler ve iç
bankalara döviz yükümlülükleri çıkartılarak bulunur
Net Döviz Pozisyonu MB’nın toplam döviz kuru
riskini ifade eder
Döviz varlıklarından döviz yükümlülükleri
çıkartılarak bulunur
IMF ile yapılan programlarda bunların hepsi farklı
aşamalarda performans kriteri olarak kullanılmıştır
Parasal göstergeler
1998 1999 2000 2001
(Trilyon TL , Milyar USD) TL $ TL $ TL $ TL $
PARASAL TABAN 2,1 6,7 3,9 7,2 5,8 8,6 7,8 5,4
+ Emisyon 1,3 4,2 2,4 4,4 3,8 5,6 5,3 3,7
+ Bankalar Zorunlu karşılıkları 0,7 2,2 1,0 1,9 1,4 2,1 1,6 1,1
+ Bankalar Serbest İmkanı 0,1 0,3 0,5 0,9 0,6 0,9 0,9 0,6
NET İÇ VARLIKLAR 0,6 -0,4 -0,9 -0,4 2,5 0,8 20,6 12,5
+İç Varlıklar -0,3 -0,9 -1,5 -2,8 -1,1 -1,7 25,8 17,9
- Döviz Olarak Takip Olunan Mevduat 0,7 2,1 1,7 3,2 1,2 1,8 3,1 2,2
- Fon Hesapları 0,0 0,1 0,0 0,1 0,1 0,2 0,1 0,1
- Banka Dışı Kesim Mevduatı 0,0 2,5 0,0 2,7 0,0 3,0 0,1 1,7
- Açık Piyasa İşlemleri -1,8 -5,8 -2,4 -4,4 -5,2 -7,7 1,2 0,9
- Kamu Mevduatı 0,2 0,7 0,1 0,1 0,2 0,4 0,6 0,4
NET DIŞ VARLIKLAR 1,5 4,7 4,8 8,9 3,3 4,9 -12,8 -8,8
+ Dış Varlıklar 7,2 22,9 14,5 26,8 16,3 24,2 34,3 23,8
- Dış Yükümlülükler 4,3 13,7 6,7 12,4 8,7 12,9 36,7 25,5
- BANKALAR Döviz Mevduatı 1,4 4,4 3,0 5,6 4,3 6,4 10,4 7,2
NET DÖVİZ POZİSYONU 0,8 2,6 3,1 5,7 3,1 3,1 -15,9 -11,0
+ Dış Varlıklar 7,2 22,9 14,5 26,8 16,3 24,2 34,3 23,8
- Toplam Döviz Yükümlülükleri 6,4 20,3 11,4 21,1 14,2 21,1 50,2 34,8
Dolaşım hızı ve mali derinleşme
Paranın dolaşım hızı para arzının cari fiyatlarla
(nominal) GSMH’ya bölünmesi ile elde edilir
Kısa dönemde oynak olabilir fakat uzun dönemde
belirli bir eğilimi izler
Türkiye’de M2Y+R bölü nominal GSMH yakı
geçmişte sürekli yükselmektedir
Bu olgu mali piyasaların derinlik kazanması
işaretidir
Para çarpanı da aynı olayın iyi bir ölçüsüdür
Mali sistemin büyümesi, aynı miktar dolaşımdaki
para ile daha büyük bir para arzının elde edilmesi
anlamına gelir
Para çarpanı da yakın geçmişte sürekli artmıştır
Para ikamesi
Paranın değer saklama işlevi bizi Türkiye için çok
önemli bir olaya getirir: para ikamesi (dolarizasyon)
Yüksek ve dalgalı enflasyon yüzünden TL’nin değer
saklama işlevini kalmamıştır
Vatandaşlar nakit varlıklarını beklenmeyen enflas-
yon ve kur değişmelerine karşı korumak için döviz
halinde tutmaktadırlar
Döviz mevduatı hem TL mevduatından hem de
GSMH’dan daha hızlı büyümüştür
Dolaşımdaki nakit döviz miktarını bilmiyoruz ama
15-20 milyar dolara kadar çıkabilir
Nakit döviz dolaşımı ve döviz mevduatının yüksek-
liği para politikasını ciddi şekilde kısıtlamaktadır
Para ikamesi
Milyar USD 1989 1993 1998 1999 2000 2001
Dolaşımdaki Para 3,7 3,6 3,7 3,7 4,8 3,2
M2Y + Repo (1) 27,8 41,8 69,7 81,9 93,8 73,7
Döviz Mevduatı (2) 4,7 16,7 27,6 32,5 36,2 39,8
MB Döviz Rezervleri 4,8 6,3 19,7 23,2 25,1 18,9
MB Net Döviz Pozisyonu -2,0 -5,4 2,6 5,7 3,1 -10,7
GSMH 108,4 181,4 204,6 185,9 201,5 153,0
GSMH % PAY
Dolaşımdaki Para 3,4 2,0 1,8 2,0 2,4 2,1
M2Y + Repo 25,6 23,0 34,1 44,1 46,5 48,2
Döviz Mevduatı 4,3 9,2 13,5 17,5 18,0 26,0
MB Döviz Rezervleri 4,5 3,5 9,6 12,5 12,5 12,4
MB Net Döviz Pozisyonu -1,9 -3,0 1,3 3,1 1,5 -7,0
Para İkamesi ( 2 ) / ( 1 ) 16,8 39,9 39,7 39,6 38,6 54,0
Paranın değeri ve para talebi
Paranın değerini nasıl ölçeriz?
Bir birim paranın farklı dönemlerde satın aldığı mal
ve hizmet sepetini karşılaştırarak
Başka türlü söylersek, paranın değeri Vm fiyatlar
genel seviyesi P’nin tersidir
V = 1 / P
Vm = 1 ı
Dikkat: bu hali ile paranın değeri sadece aynı ülke
parasının iki ayrı dönemdeki satın alma gücünü
karşılaştırmak için kullanılabilir
Para talebi paranın değerinin azalan bir fonksiyonu-
dur: paranın değeri arttıkça daha az para talep edilir.
Yani para talebi eğrisi azalan eğimlidir
Para talebi
Paranın Değeri
(Yüksek)
Fiyat Düzeyi
(Yüksek)
Para miktarı
Para arz ve talebi dengesi
Paranın Değeri (yüksek) 1 ¾ ½ ¼ (düşük) 0
A A Para arzı Paranın Denge değeri MB’nın saptadığı Para miktarı
Denge fiyat ” düzeyi Para talebi Para miktarı
Fiyat Düzeyi 1 (düşük) 2 2 4 4 1.33 (yüksek)
Parayı ne değerli kılar?
Bir para ne zaman “sağlam ” olur?
Bu konuda çok illüzyon mevcuttur
-Nüfus, büyüklük, askeri güç önemsizdir: İsviçre, Danimarka, Singapur
Kişi başına gelirle bir ilişkisi yoktur: Mısır,
Hindistan, Çin
Dış açıkla bağlantılı değildir: ABD
Kanuni (fiat) paranın değeri insanların ve piya-
saların o paraya ne kadar güvendiklerine bağlıdır
Güveni ekonomik politikaların ciddiyeti ve
yönetimlerin sorumluluk duygusu tesis eder
Geçmişinde enflasyon ve kriz olmayan ülkenin
parası sağlam olur çünkü güvenilir (İsviçre)
Enflasyonun tarihi
Dünya ekonomik tarihinin bize gösterdiği, uzun
dönemde enflasyonun kural değil istisna olduğudur
Bazı ülkeler bazen enflasyon yaşar; piyasa ekono-
milerinde barış döneminde enflasyon olmaz
1970′ler ve 1980′ler dünya enflasyonunun iki-haneli
sayılara yükseldiği tek dönemdir
Bunda petrol fiyatlarındaki büyük artışın önemli
payı vardır
Türkiye gibi bazı ülkeler ise üç-haneli ve yakının-
daki enflasyonla onyıllar yaşamıştır
Yüksek enflasyon ülkeleri genellikle hiperenflas-
yona düşerler: Türkiye bir istisnadır
Dünyada enflasyon: uzun dönem
TÜFE TÜFE Ortalama TÜFE
(%) 1960 1998 Enflasyon 2001
Almanya 100 327 3.2 1.7
İsviçre 100 370 3.5 0.7
Hollanda 100 469 4.1 3.8
Belçika 100 495 4.3 2.6
ABD 100 545 4.6 1.1
Japonya 100 563 4.7 -1.4
Kanada 100 604 4.8 1.3
Tayland 100 739 5.4 0.3
Fransa 100 797 5.6 2.0
İngiltere 100 1,277 6.9 1.3
Hindistan 100 1,960 8.1 4.9
Mısır 100 3,594 9.9 2.5
Kuzey Kore (*) 100 2,057 9.9 -1.1
Yunanistan 100 6,006 11.4 3.4
Meksika 100 386,831 24.3 4.8
Türkiye 100 10,671,487 35.6 68.5
Arjantin 100 147,354,786,447,214 109.0 4.0
(*) Seri 1966 yılından başlamaktadır
Dünyada enflasyon: onyıllar
Ortalama Enflasyon (%)
1960-98 1960s 1970s 1980s 1990s
Almanya 3.2 2.6 5.0 2.0 2.8
İsviçre 3.5 3.3 5.1 2.8 2.3
Hollanda 4.1 4.5 7.5 1.9 2.6
Belçika 4.3 3.2 7.9 4.3 2.1
ABD 4.6 2.5 7.7 4.2 3.0
Japonya 4.7 5.6 9.8 1.8 1.1
Kanada 4.8 2.9 8.6 5.3 1.9
Tayland 5.4 1.9 9.8 3.5 5.0
Fransa 5.6 3.9 9.9 5.8 2.0
İngiltere 6.9 3.8 14.3 5.8 2.9
Hindistan 8.1 7.3 7.8 8.6 9.5
Mısır 9.9 3.9 9.4 17.4 11.5
Kuzey Kore (*) 9.9 4.2 15.8 4.8 5.6
Yunanistan 11.4 2.2 14.6 18.6 11.7
Meksika 24.3 2.7 17.2 73.9 19.7
Türkiye 35.6 4.1 26.9 44.9 81.2
Arjantin 109.0 23.1 134.4 390.5 15.9
(*) Seri 1966 yılından başlamaktadır
Enflasyon parasal bir olaydır
Enflasyon dünyanın her yerinde ve her zaman esas
itibariyle parasal bir olaydır
Başka deyişle, öncelikle ekonominin mübadele
aracının (para) değeri ile ilgilidir
Enflasyon Merkez Bankasının para talebinin
üzerinde para basması sonucu oluşur
Basılan para mal ve hizmet piyasalarında talep
fazlası yaratarak fiyatları yükseltir
Fiyatlardaki artış para talebini arttırdığından basılan
paraya tekrar talep oluşturur
Para miktarındaki değişmenin fiyatları hangi
mekanizmalarla ve nasıl bir zaman profili içinde
değiştirdiği makroiktisadın önemli bir konusudur
Miktar Teorisi
Para miktarı ile fiyat düzeyi arasındaki birebir ilişki
iktisadın en eski teorilerinden birini oluşturur
Paranın miktar teorisi (Quantity Theory of Money)
ekonomide para miktarının paranın değerini
belirlediğini ifade eder
Para arzı ile paranın dolaşım hızının çarpımı bize
fiyat düzeyi çarpı reel geliri verir
M x V = P x Y
Denklemin sağ tarafı nominal GSMH’dır
Eğer V ve Y’nin sabit olduğunu düşünürsek, fiyat
düzeyi P’deki değişme para arzı M’deki değişmeye
eşit olacaktır
Örneğin M iki katına çıkarsa, P de iki katı olur
Miktar teorisi: değerlendirme
• Miktar teorisinin iki hayati varsayımı vardır
Dolaşım hızı istikrarlı olmalıdır
Gelir esas itibariyle üretim fonksiyonu tarafından
belirlenmelidir
İkisi de uzun dönem için makul kabul edilebilir
Kısa dönemde ise ikisi de değişebilir
En az birkaç yılı kapsayan uzun dönemde miktar
teorisinin geçerli olduğu genellikle iktisatçılar
arasında kabul görür
Daha kısa sürelerde ise para politikası (para miktarı)
ile gelir düzeyi arasında bir ilişki mevcuttur
Türkiye’de TÜFE ile M2Y+R arasındaki yakın ilişki
miktar teorisini doğruluyor (1985-2001)
10000
Türkiye’de para ve enflasyon
1985 1987 1989 1991 1993 1995 1997 1999 2001
—M2Y+R Index (GNP growth adjusted) —CPIINDEX
Paranın tarafsızlığı
Klasik iktisatçılar reel büyüklüklerin para arzından
etkilenmediğini önermişlerdir
Klasik “dichotomy” ekonomide reel ve nominal
değişkenlerin ayrışmasına denir
Büyüme, istiham, yatırım, reel ücret, nisbi fiyatlar,
vs. gibi reel değişkenler fiziki yada sabit ölçülerle
hesaplanır
Nominal değişkenler ise nominal ücret, nominal
GSMH gibi parasal büyüklüklerdir
Paranın tarafsızlığı para miktarındaki değişmenin
reel değişkenleri etkilememesidir
Klasik “dichotomy” ve paranın tarafsızlığı miktar
teorisinin mantiki sonuçlarıdır
Hiperenflasyon ve “seignorage”
Hiperenflasyon aylık % 10 ve üstü fiyat artışlarıdır
Nedeni tekdir: kamu harcamalarını vergilerle
karşılayamayan hükümet giderek artan oranda para
basma yoluna gider
Yani hükümet harcamalarını “enflasyon vergisi” ile
karşılar
Enflasyon vergisini para tutan herkes öder
MB’nın para basması karşılığında elde edilen gelire
“seignorage” (beylik hakkı) denir
Enflasyon yükseldikçe toplum paradan kaçar ve aynı
beylik hakkını toplamak için basılması gereken para
miktarı artar
Enflasyonun maliyeti
Enflasyon kaynak israfına ve böylece ortalama
büyüme hızının düşmesine neden olur
Enflasyon ekonomik aktörlerin gelirlerini azaltmaz:
bir malın fiyatı aynı zamanda onu üretenin geliridir
İktisatçılar % 2-3′ün üstünde enflasyonun ekonomi
için kötü olduğu kanısındadır
Enflasyonun maliyetleri
Kösele maliyeti
Menü maliyeti
Nisbi fiyat sorunları
Vergi çarpıklıkları
Para ikamesi ve dolarizasyon
Servet dağılımda keyfi bozulmalar
MİLLİ GELİR, FAİZ VE FİYATLAR LM-IS ve AD-AS Modelleri
Beşinci Bölüm
Varsayımlar
Üçüncü Bölümdeki modelimizi parayı da dahil
ederek yeniden ele alacağız
Kapalı ekonomi varsayımını sürdürüyoruz: ekonomi
dış dünyaya bir sonraki bölümde açılacak
Amacımız, enflasyonun da olabildiği bir kapalı
ekonomide çevrisel akımın kısa ve uzun dönemde
düzgün işleyişini anlamaktır
Neleri arıyoruz?
Reel değişken: milli gelir düzeyi Y , faiz haddi r,
tasarruf S, yatırım I, reel para talebi M/P
Nominal değişken: fiyatlar genel düzeyi P, nominal
gelir P x Y, nominal faiz haddi i, vs.
Politika değişkeni: para arzı Ms, kamu dengesi (T-G)
İki model
Bütün değişkenleri aynı modelde görmek işleri
karıştırcaktır
İki ayrı model kuracağız
LM-IS (Liquidity Money – Investment Saving)
modelinde fiyat düzeyi P model dışından veriler
Reel gelir Y ve reel faiz r model içinde belirlenir
Toplam talep – toplam arz (AD-AS: Aggregate
Demand – Aggregate Supply) modelinde reel faiz
haddi r dışarıdan verilir
Reel gelir Y ve fiyat düzeyi P model içinde
belirlenir
Önce LM-IS modelini, sonra AD-AS modelini
inceleyeceğiz
LM-IS: piyasalar
Model üç piyasanın karşılıklı ilişkilerini özetler ve
nasıl aynı anda dengeye geldiklerini araştırır
Mal ve hizmet piyasası: toplam harcama ve gelir
denklemi ifade eder
Y = C + I + G = H
Reel milli gelirin büyüklüğü bu piyasada belirlenir
Borçverilebilir fonlar piyasası: tasarruf-yatırım
eşitliği özetler
S = I + ( G -T )
Reel faiz haddi bu piyasada belirlenir
Para piyasası: para arz ve talebinin eşitlenmesidir
Ms = Md
• Reel faiz haddi bu piyasada da belirlenir
Yatırım ve tasarruf
Klasikler için yatırım ve tasarruf reel faiz haddinin
fonksiyonu idi
Keynes tasarrufu milli gelirin fonksiyonu yaparken
yatırımı dışarıdan belirliyordu
Her iki modeli birleştirebiliriz
Tasarruf: reel faiz ve gelirin fonksiyonudur
S = S( r, Y )
• Yatırım: reel faizin fonksiyonudur
• Borçverilebilir fonlar piyasası denge koşulu aynıdır:
S = I
• Dikkat: her gelir Y düzeyine farklı bir tasarruf arzı
eğrisi tekabül edecektir
Faiz haddi
0
0
Tasarruf-yatırım dengesi
S=I
S2=I2
0=I0
S1=I 1 Borçverilebilir Fonlar (trilyon TL)
IS eğrisi
• Üç farklı gelir düzeyi aldı
Y2
Daha yüksek gelir daha fazla tasarruf anlamına
geldiğinden tasarruf eğrisini yukarı kaydırdı
Böylece her gelir düzeyinde borçlanabilir fonlar
piyasasında farklı bir denge oluştu
Buna göre artık Y ile r arasında bir ilişki kurabiliriz
Ceteris paribus, Y arttıkça r düşmektedir
IS eğrisi farklı gelir düzeylerinde borçlanabilir
fonlar piyasasını dengeye getiren reel faiz haddi r’yi
göstermektedir
Bütçe dengesi (T – G) ve tüketim ve yatırım
fonksiyonları veridir
Faiz haddi
IS eğrisi
Y1 Milli gelir Y
IS eğrisinde kayma
• Tasarruf-yatırım denkliğine geri dönelim
S = ( Y -C -T ) + ( T -G )
Tüketim fonksiyonunda, vergilerde yada kamu har-
camalarında bir değişiklik IS eğrisini kaydıracaktır
Aynı şekilde, yatırım fonksiyonunda bir değişme de
IS eğrisini kaydıracaktır
IS eğrisi, tüketim ve yatırım fonksiyonları ve kamu
dengesi sabit iken faiz haddi ile gelir arasındaki
ilişkiyi vermektedir
r=/S(Y|C,/,T,G)
• Örneğin kamu açığının büyümesi halinde IS yukarı
(IS1), tüketim eğiliminin düşmesi halinde aşağı (IS2)
kayacaktır
r
Faiz haddi IS eğrisinde kayma
r
r0
IS2
Y1 Milli gelir Y
Likidite talebi
Bir önceki bölümde para talebi Md ile fiyatlar genel
seviyesi P arasında ilişki kurduk
“İşlem saiki ile para talebi” reel gelirin ve fiyat
düzeyinin artan fonksiyonudur (miktar teorisi)
Mdt = (1 /V) x (P x Y) = Md( Y , P )
Ancak, paranın fırsat maliyeti kaybedilen faizdir
“Likidite talebi” nominal faiz haddinin azalan bir
fonksiyonudur
Mdl = Md ( i)
Nominal faiz haddi = reel faiz haddi + enflasyon
Bu durumda toplam reel para talebini gelirin ve reel
faizin fonksiyonu olarak yazabiliriz
(M / P)d = Md ( r , Y )
Para piyasasında denge
Faiz haddi
Para piyasasında denge
• Reel para talebi, reel faiz haddi, reel gelir ve fiyatlar
arasındaki ilişkiyi açalım
P ve r sabit iken, gelirdeki artış reel ve nominal
para talebinin arttırır
Y ve r sabit iken fiyatlardaki artış nominal para
talebini arttırır
Y ve P sabit iken faizlerdeki bir artış nominal ve
reel para talebini düşürür
• Para piyasası MB’nın kontrolündeki para arzı ile
para talebi eşitlenince dengededir
Md = Ms
• Farklı gelir düzeylerine (Y2> Y0 > Y1) tekabül eden
para piyasası dengelerini saptayarak LM eğrisine
ulaşırız
Y2
Faiz haddi
LM eğrisiL=M
Y1 Milli gelir Y
LM eğrisinde kayma
Para piyasasında iki faktör çok önemlidir
Para arzındaki her değişme LM eğrisini kaydırır
Likidite talebi çok sayıda değişkenden etkilenir
Örneğin enflasyon beklentilerine, siyasi
istikrarsızlığa, savaş haline, vs. göre likit olma
arzusu değişecektir
LM eğrisi para piyasasında faiz haddi ile gelir
arasındaki ilişkiyi vermektedir (p = beklentiler)
r = /_M(Y|v, Ms,(3 )
• Örneğin para arzı artınca LM aşağı (LM2),
beklentilerin kötüleşmesi halinde ise yukarı (LM1)
kayacaktır
Faiz haddi
LM0 LM2
v
Milli gelir
LM eğrisinde kayma
LM-IS dengesi
İki eğri aynı eksenlere sahiptir: aynı şekil üstünde
bir araya getirebiliriz
İki eğrinin kesiştiği noktadaki reel gelir Y ve reel
faiz haddi r hem borçverilebilir fonlar hem de para
piyasasında aynı anda dengeyi sağlamaktadır
Denge gelir ve faiz düzeylerinde (Y0, r0)
Mal-hizmet piyasasında harcama ve gelir eşittir
Borçlanabilir fonlar piyasasında tasarruf ve
yatırım+kamu açığı eşittir
Para piyasasında para arzı ve likidite talebi eşittir
Tüm diğer gelir ve faiz düzeylerinde bir yada birkaç
piyasa denge dışında olacaktır
Model faizi ve gelir düzeyini eşanlı belirlemektedir
LM-IS dengesi
Milli gelir
Para ve maliye politikası
Maliye polikasının gevşediğini kabul edelim: kamu
açığı büyüyecektir
IS eğrisi yukarı doğru kayar
MB para arzını sabit tutarsa, faizler yükselirken gelir
artar
Eğer aynı anda MB para politikasını gevşetirse LM
eğrisi de aşağı kayacağından gelir artışı daha da
yüksek olur ama faiz değişmez
MB para politikasını sıkarsa gelir sabit kalır ama
faizler daha da yükselir
Siyasi istikrarsızlık sonucu beklentilerde bir
kötüleşme ve tüketim eğiliminin düşmesi aynı anda
olursa IS aşağı LM yukarı kayacağından gelir
mutlaka düşer
Gevşek maliye ve para politikası
Y1 Milli gelir Y
LM-IS: değerlendirme
Model Klasikler-Keynes zıtlığını bir arayol bularak
çözmeye çalışıyor
Klasik ekolün bir yandan kısa dönemde geliri sabit
tutmaktan vazgeçmesi diğer yandan Keynes’in
likidite talebini kavramını kabul etmesi demektir
Kısa dönemde gelir dalgalanmaları ve faiz haddinin
para piyasalarından etkilenmesi gerçek yaşamla
uyumludur
O nedenle makroiktisadın temel ilişkilerini
açıklamakta yararlıdır
Büyük zafiyeti fiyat düzeyini dışarıdan almasıdır
Keynesyen iktisatçılar IS-LM yerine fiyat düzeyini
kullanan toplam talep-toplam arz analizini
geliştirmişlerdir
Toplam talep – toplam arz
Model, gelir düzeyi-enflasyon ilişkisini arz-talep
dengesi aracılığı ile açıklamaktadır
Şekil üstünde düşünelim: y eksenine fiyatlar genel
seviyesi P, x eksenine ise milli gelir Y konur
Toplam talep eğrisi P’nin azalan bir fonksiyonudur
Toplam arz eğrisi P’nin artan bir fonksiyonudur
Toplam arz ve toplam talep eğrilerinin kesiştiği
noktada hem milli gelir düzeyi hem de fiyatlar genel
seviyesi belirlenmektedir
Toplam arz eğrisinde uzun ve kısa dönemi
ayırdederek uzun dönemde hem üretim fonksiyonu
tahdidini hem de kısa dönemdeki dalgalanmaları bir
arada açıklamak mümkün olabilecektir
Toplam talep – AD
Toplam talep eğrisi hanelerin, firmaları ve devletin
her fiyatta mal ve hizmet talebini göstermektedir
Kapalı ekonomide toplam talep tüketim, yatırım
ve devlet harcamaları toplamıdır (açık ekonomide
net ihracat NX eklenir)
Y = C + I + G
• Tüketim ve yatırım fonksiyonları ve maliye
politikası sabit iken, toplam talep, fiyat düzeyinin
fonksiyonudur
Y = F ( P |C, I, G , T )
P’nin gerilemesi, serveti arttırarak ve faizi
düşürerek reel talebi arttırır (negatif eğimli eğri)
Sabitler değişince AD eğrisi kayar
Fiyat Düzeyi
Gevşek iktisat politikası
Toplam talepte kayma
Tüketim fonksiyonun değişmesi: tüketim
eğilimindeki artış eğriyi sağa, düşüş sola kaydırır
Yatırım eğiliminin değişmesi: yatırım arzusunda
artış eğriyi sağa, azalış ise sola kaydırır
Maliye politikası: gevşemesi halinde (daha büyük
G yada daha küçük T) eğri sağa, sıkılması halinde
sola kayar
Her üçünde çarpan katsayısı işler; sağa kayışta reel
faiz yükselir sola kayışta düşer
Para politikası: gevşemesi halinde eğri sağa,
sıkılması halinde sola kayar
Para politikası gevşeyince reel faiz düşer, sıkılınca
yükselir
AD
Toplam talep eğrisi
v
Y Milli gelir Y
P
Fiyat Düzeyi
Toplam arz – AS
Toplam arz eğrisi firmaların her fiyatta mal ve
hizmet üretim ve arzını göstermektedir
Uzun dönemde üretim fonksiyonu tarafından
belirlenir: LRAS dikeydir (klasikler)
Kısa dönemde toplam arz fiyat düzeyindeki
değişmeden etkilenir: SRAS pozitif eğimlidir
Yatay SRAS eğrisi basit Keynesyen modeli verir
SRAS ekonominin maliyet yapısını yansıtır: daha
fazla üretim maliyeti yükselterek mümkündür
Maliyet yapısını değiştiren faktörler kısa dönem arz
eğrisinde kaymaya neden olur
Ücretlerde, vergilerde, kamu ve doğal kaynak fiyat-
larında değişim, verimlilik artışı ve fiyat beklenti-
lerindeki değişme halinde toplam arz eğrisi kayar
Kısa dönem toplam arz – SRAS
Maliyet artıyor SRAS1
Maliyet düşüyor
Milli gelir
SRAS2
SRAS3
LRAS2 Ekonomik büyüme
Fiyat Düzeyi
Milli gelir
Uzun dönem toplam arz – LRAS p
Uzun dönem dengesi
Toplam talep eğrisinin kısa ve uzun dönem toplam
arz ile aynı noktada kesişmesi ekonominin uzun
dönem dengesidir
Milli gelir tam istihdam düzeyindedir
Fiyatlar üstünde artış yada azalış baskısı yoktur
Uzun dönem denge makroekonomik istikrar
anlamına gelmektedir
Eğer her üç eğri (AD, SRAS, LRAS) aynı noktada
kesişmiyorsa çevrisel akımın düzgün işleyişi
bozulmuştur
Eğer milli gelir tam istihdam dengesinin altında
ise ekonomi resesyona girmiştir
Eğer milli gelir tam istihdam dengesinin üstünde
ise enflasyon gündeme gelmiştir
Uzun dönem dengesi
sras
AD Milli gelir
P Fiyat Düzeyi
Resesyonun iki nedeni
Uzun dönem dengeden sapma ya toplam talebin
(talep şoku) yada kısa dönem toplam arzın (arz
şoku) doğru yerde olmamasından kaynaklanacaktır
Her iki durumda iktisat politikasının tepkisi büyük
önem taşır
Hükümet, bir resesyonun ortaya çıkması halinde
para ve maliye politikalarını kullanarak müdahale
edebilir
Yada hiç bir şey yapmadan piyasaların ekonomiyi
tekrar dengeye getirmesini bekleyebilir
Şokun talepten yada arzdan gelmesine göre farklı
sonuçlar ortaya çıkacaktır
Örneklere bakalım
Toplam talepte düşüş
Toplam talep eğrisinin sola kayması ile başlayalım
Siyasi istikrarsızlık, tüketici-yatırımcın
karamsarlığı, vs. neden olabilir
Hem milli gelir Y hem de fiyat düzeyi P düşer
Hükümetin resesyona para ve maliye politikası ile
müdahale etmediğini kabul edelim
İşsizlik ücretleri düşürecek ve zaman içinde kısa
dönem toplam arz eğrisi de sola kayacaktır
Bu şekilde ekonomi yeni uzun dönem dengesine
aynı milli gelir fakat daha düşük fiyat düzeyi ile
ulaşacaktır
AD’de sola kayma ile oluşan resesyon SRAS’ı
sola kaymasına yol açarak dengeyi sağlamaktadır
LRAS
SRAS0
SRAS1
Talep kökenli resesyon
v
Milli gelir
Olumsuz toplam arz şoku
Toplam arzda olumsuz şok maliyet yapısında artış
yani SRAS eğrisinin sola kaymasıdır
Açık ekonomide devalüasyon, doğal kaynak
fiyatlarında ani bir artış, enflasyon beklentilerinde
kötümserlik neden olabilir
Yeni dengede milli gelir düşerken fiyatlar
yükselecektir: stagflasyon
Resesyona karşı için devletin iktisat politikasının
gevşettiğini varsayalım (accomodating policy)
Toplam talep sağa kayar: yeni uzun dönem
dengesinde milli gelir aynı ama fiyatlar daha
yüksektir
Resesyonu engellemenin bedeli enflasyondur
Olumsuz arz şoku
p
Fiyat Düzeyi N, LR / SRAS1
P2 / / SRAS0
t
P0 t / z <
N AD0 AD^
Milli gelir
Resesyon ve iktisat politikası
Ekonomiden kaynaklanan iki resesyon durumunda
iktisat politikasının farklı iki şeklini gördük
Birşey yapmadan beklemek: resesyon SRAS
eğrisine sola kaydırarak kendi kendini tedavi
etmektedir
Maliye ve para politikasını kullanmak: toplam
talepteki artışla resesyondan çıkılır ama fiyatlar
yükselir
İlki daha iyi bir yol gibi duruyor ama bir sorun var
Kısa dönem toplam arz eğrisinde aşağı (sağa)
kayış uzun zaman ister, hızlı olmaz
Talebin canlandırılması ise çabuk sonuç verir
Resesyon-enflasyon açmazı çok önemlidir
AD-AS: değerlendirme
Keynesyenler tarafından en yaygın kullanılan
modeldir
Ekonomide esas sorun enflasyon yada enflasyon
tehdidi ise, LM-IS'e kıyasla daha anlamlıdır
LM-IS modeli ile çelişmez, tam tersine onu
tamamlar
Toplam talep eğrisinin negatif, kısa dönem toplam
arz eğrisinin pozitif eğilimi teoride bazı sorunlar
çıkartmaktadır ama sağduyu ile tutarlıdır
Önemli bir sorun, fiyatların artış hızı (enflasyon)
yerine mutlak düzeyi ile çalışmasıdır
Resesyonla mücadele ile enflasyon arasındaki
çelişkiyi net göstermektedir
AÇIK EKONOMİ
Kavramlar ve modeller
Altıncı Bölüm
Açık ekonomi
Artık kapalı ekonomi varsayımını terkederek açık
ekonominin işleyişine bakabiliriz
Bir ekonominin açık yada kapalı olması iki ayrı
sürece tekabül eder
Dış ticaret akımları: ülke dışına mal ve hizmet
satılması ve ülke dışından mal ve hizmet satı
alınmasıdır
Sermaye akımları: ülke dışında varlık satı
alınması ve ülke dışına varlık satılmasıdır
Açık ekonomiler dünya mal-hizmet piyasalarında
ve dünya sermaye piyasalarında yer alırlar
Bu husus çok önemlidir: açık ekonomi, hem mal
ve hizmet hem de sermaye akımlarını kapsar
Açık ekonomi olarak Türkiye
Dünyada mutlak olarak kapalı ekonomi yoktur
Her ekonomide ihracat ve ithalat vardır
Mal ve hizmet ihracatının GSMH'daki payı bir
ekonominde açıklık derecesini ölçer
Sermaye hareketlerinin serbest olması (konverti-
bilite) bir başka makul açık ekonomi ölçüsüdür
Türkiye ekonomisi 1980'e kadar nisbeten kapalı
bir ekonomi idi
1980'lerde mal-hizmet ithalatını serbest bıraktı
1989'da TL'ye konvertibilite sağlandı
1996'da AB ile Gümrük Birliği Anlaşması ile
açık ekonomiye geçiş tamamlandı
Türkiye dışa açılıyor: 1979-99
1979 1989 1999
( MİLYON USD)
GSYİH 92.774 107.012 183.755
İhracat 2.261 11.780 29.326
Döviz Geliri 4.798 22.472 53.249
İthalat 5.069 40.692 40.692
Döviz Gideri 6.271 21.511 54.613
Endüstriyel İhracat/Toplam İhrac 34,7 78,9 90,0
İşçi Gelirleri / Döviz Gelirleri 13,5 8,5 8,5
Döviz Geliri / GSYİH 5,2 29,0 29,0
Döviz Gideri / GSYİH 6,8 29,7 29,7
GSMH'da dış dünyanın payı 1975-2001
1975 1980 1985 1990 1995 2000
— Döviz geliri/GSMH — Döviz gideri/GSMH
Ödemeler Dengesi (Bilançosu)
Ekonominin dış dünya ile tüm işlemleri Ödemeler
Dengesinde (yada bilançosunda) yeralır
TCMB aylık olarak ÖD'ni hesaplar ve yayınlar
Ödemeler Dengesi dört ana kalemden oluşur
Cari işlemler hesabı
Sermaye hesabı
Net hata ve noksan
Rezerv değişiklikleri
ÖD daima dengededir: tanım icabı açık yada fazla
veremez
Ana kalemlerin her birinde açık yada fazla olabilir
ama hepsinin toplamı daima sıfırdır
İhracat, ithalat, net ihracat
İhracat (X) içeride üretilip dışarı satılan mal ve
hizmetlerdir
Ithalat (M) dışarıda üretilip içeride satılan mal ve
hizmetlerdir
Net İhracat (NX) = Dış Ticaret Açığı ihracatla
ithalat arasındaki farkdır
Dikkat: iktisatçılar için ihracat ve ithalat
hizmetleri ve faktör gelirlerini de kapsar
DİE tarafından her ay mal ihracatı (Free On
Board- FOB), mal ithalatı (Cost Insurance
Freight - CIF) ve dış ticaret dengesi açıklanır
Bunlar iktisatçıların kullandığı anlamda ihracat,
ithalat ve net ihracat değildir
Cari işlemler hesabı
ÖD'nin Cari İşlemler Hesabı ekonominin her tür
döviz gelir ve giderini kapsar
Dış ticaret açığından daha kapsamlı bir ölçüdür
Cari işlemler dengesi Net İhracat (NX) anlamına
gelir
Cari işlemler hesabının alt kalemleri:
-Mal ticareti: ihracat, bavul ticareti, ithalat, altın, transit, vs.
Görünmeyenler: turizm, faiz, navlun, kar
transferi, diğer görünmeyenler
Transferler: işçi dövizleri, resmi transferler
• Dış ticaret açığı (fazlası) ve cari işlemler açığı
(fazlası) çok farklı şeylerdir
Dış ticaret açığı ve dış denge
(Milyar USD) Ticaret Dengesi Görünmeyenler Cari İşlemler Dengesi
ABD 454 20 434
EU - 11 -10 -15 -25
Almanya 52 -76 -24
Brezilya -1 -25 -26
Rusya 61 -15 46
Türkiye -27 17 -10
İspnya 40 22 -18
2000 yılı verileri
Sermaye hesabı
ÖD'de, döviz geliri yada gideri olmayan döviz giriş
ve çıkışları Sermaye Hesabına kaydedilir
Sermaye hesabı mali işlemleri kapsar:
Yabancı doğrudan sermaye yatırımları (FDI)
Portföy yatırımları
Uzun dönemli borçlanmalar (1 yıldan uzun)
Kısa dönemli borçlanmalar (1 yıldan kısa)
Net sermaye hareketi NFI (Net Foreign Investment)
ekonominin dış dünya ile varlık alış verişini özetler
ve sermaye hesabı dengesi ile özdeştir
Net hata ve noksan kalemi kaynağı bilinmeyen
döviz hareketlerini yakalar
TCMB döviz rezerv değişmeleri ÖD'de yer alır
Ödemeler dengesi: özet sunum
A. CARİ İŞLEMLER DENGESİ B. SERMAYE HAREKETLERİ (REZERV HARİÇ)
İHRACAT FOB İHRACAT BAVUL TİCARETİ TRANSIT TICARET İTHALAT FOB İTHALAT CIF ALTIN İTHALATI TRANSİT TİCARET NAVLUN VE SİGORTA DIŞ TİCARET DENGESİ DİĞER MAL VE HİZMET GELİRLERİ TURİZM FAİZ DİĞER DİĞER MAL VE HİZMET GİDERLERİ TURİZM FAİZ DİĞER TOPLAM MAL VE HİZMET DENGESİ doğrudan yatırımlar (net) portföy yatırımları (net) uzun vadeli sermaye hareketleri kullanımlar ödemeler mevduat (kmdth-net) kısa vadeli sermaye hareketleri varlıklar (net) verilen krediler bankalar döviz mevcutları diğer varlıklar yÜkÜmlÜlÜkler (net) sağlanan krediler mevduatlar
C. NET HATA VE NOKSAN
KARŞILIKSIZ TRANSFERLER (ÖZEL) : NET GENEL DENGE
İŞÇİ GELİRLERİ DİĞER KARŞILIKSIZ TRANSFERLER (RESMİ): NET İŞÇİ GELİRLERİ DİĞER D. REZERV HAREKETLERİ
ULUS. PARA FONU NEZD. VARLIKLAR ULUSLARARASI PARA FONU KREDİLERİ RESMİ REZERVLER
Ödemeler dengesi özeti: 1994-2001)
(MİLYARUSD) TOPLAM 1994-2001 GSMH % Pay
İHRACAT İTHALAT 232,8 -328,0 16,5 -23,2
TİCARET DENGESİ -95,2 -6,7
GÖRÜNMEYENLER ve TRANSFER GELİRLERİ GÖRÜNMEYENLER ve TRANSFER GHARCAMALARI 185,5 -101,0 13,1 -7,1
GÖRÜNMEYENLER VE TRANFER DENGESİ 84,5 6,0
A. CARİ İŞLEMLER DENGESİ -10,7 -0,8
TOPLAM DÖVİZ GELİRLERİ TOPLAM DÖVİZ GİDERLERİ 418,3 -428,9 29,6 -30,3
B. SERMAYE HAREKETLERİ (REZERV HARİÇ) 12,6 0,9
DOĞRUDAN YATIRIMLAR (NET) PORTFÖY YATIRIMLARI (NET) TOPLAM BORÇLANMA (NET) 6,1 -3,2 9,7 0,4 -0,2 0,7
C. NET HATA VE NOKSAN 0,6 0,0
TOPLAM DÖVİZ ARZI (NET) (A+B+C) 2,5 0,2
F. TOPLAM REZERV DEĞİŞİMİ (+ düşüş) -2,5 -0,2
Açık ekonomide tasarruf-yatırım
• Milli gelir denklemini hatırlayalım
Y = C + I + G + NX
ÖD'den NX = NFI
Buna göre açık ekonomide tasarruf
Y -C -G = I + NX
_ S = I + NX = I + NFI
Tasarruf = İç yatırım + Net sermaye hareketi
Artı NFI (cari denge fazlası) yurt dışına net sermaye
çıkışıdır ve tasarrufun iç yatırımdan daha yüksek
olmasıdır
Eksi NFI (cari denge açığı) yurt dışından sermaye
girişidir tasarrufun iç yatırımdan daha küçük
olmasıdır
İç ve dış tasarruf
Yukarıdaki sonuç çok önemlidir
Açık ekonomide tasarruf-yatırım ilişkisini yeniden
ifade edebiliriz
Açık ekonomi, iç tasarrufun iç yatırımdan farklı
olabilmesine olanak tanır
Açık ekonomide toplam tasarruf iç ve dış tasarruf
toplamıdır
St = SD + SF Toplam Tasarruf = İç Tasarruf + Dış Tasarruf
• Dolayısı ile yatırım toplam tasarrufa eşitlenir
ST = SD + SF = I
+ SF = - NFI = - NX (yani cari denge açığı)
Dış tasarruf yüksek yatırımı finanse eder
Döviz kurları
Döviz kurları açık ekonominin en önemli
fiyatlar arasında yer alır
Biri gözlenen diğeri hesaplanan üç farklı kur
Nominal döviz kuru (fiilen varolan)
Reel döviz kuru (enflasyondan arındırılmış)
-Satın alma gücü paritesi döviz kuru (nisbi fiyat
farklılıklarından arındırılmış)
Nominal döviz kuru bir birim ülke parasının satı
aldığı yabancı para miktarıdır
Örnek: 1 $ = 1.300.000 TL Amerikalılar kurdur;
1.000.000 TL = 0.769 $ Türkler için kurdur
Yüksek enflasyon nedeni ile Türkiye'de döviz
kuru ters kullanılmaktadır
Döviz kurunda değişim
Aynı miktar TL ile daha çok döviz alabiliyorsak,
TL nominal olarak değer kazanmıştır
Aynı miktar TL ile daha az döviz alabiliyorsak
TL nominal olarak değer kaybetmiştir
Devalüasyon ve revalüasyon aynı anlama gelir
fakat sadece sabit kur rejimleri için kullanılır
Nominal değişimi iki ülke arasındaki enflasyon
farkları ile karşılaştırarak reel döviz kuru bulunur
Türkiye'de bu hesabı TCMB yaparak (Tartılı
Efektif Reel Kur - TERK) yayınlamaktadır
Nominal değişime ve enflasyon farklarına göre
bir ülke parasının reel olarak aşırı-değerli yada
düşük-değerli olduğu söylenebilir
Satın alma gücü paritesi
Reel döviz kurlarını ne belirler?
Uzun dönem için en eski ve yaygın hipotez reel
kurların satın alma gücü paritesine göre
belirlendiğidir
Mantığı basittir: uzun dönemde dış ticarete konu
olan bir ürün (tradeables) her yerde aynı fiyata
satılmalıdır
Reel kurlar, heryerde fiyatları eşitleyecek şekilde
belirlenir; aksi halde ticaret karlı olacaktır
Ancak hizmetler için bu mümkün değildir
Dünya bankası ülke fiyat yapılarını karşılaştırarak
Satın Alma Gücü Paritesi kurları (PPP) hesaplar
ve yayınlar
Nominal kur ve enflasyon
Nominal kurların seyrini izlediğimiz zaman, uzun
dönemde ülkeler arasındaki enflasyon farkların
bire bir nominal kurlara yansıdığını görürüz
Yüksek enflasyonlu ülkelerde nominal kurlar
sürekli değer kaybeder
Düşük enflasyonlu ülkelerde nominal kurlar
sürekli değer kazanır
Türkiye'de uzun dönemde nominal kurdaki
değişimin tümü enflasyon farkı tarafından
açıklanmaktadır
Ancak satın alma gücü paritesi hipotezi cari
denge ağırlıklıdır
Kısa dönemde sermaye hareketleri nominal
kurun belirlenmesinde çok etkilidir
Açık ekonomide denge: klasik model
Önce basit bir model üstünde tasarruf, yatırım, dış
açık, reel faiz ve reel kur ilişkisine bakalım
Modelde klasik varsayımı kullanacağız: milli gelir
üretim fonksiyonu tarafından belirlenir
Bu durumda, iki piyasa (borçverilebilir fonlar
piyasası ve döviz piyasası) ve iki değişken (reel faiz
ve reel kur) olacaktır
Değişkenler iki piyasada birden belirlenecektir
Borçverilebilir fonlar piyasasını ve döviz piyasasını
tek tek ele aldıktan sonra ekonominin dengesini
saptayacağız
Dikkat: döviz kuru piyasada oluşuyor (serbest kur
rejimi); sabit kur rejimine sonra bakacağız
Borçverilebilir fonlar piyasası
• Açık ekonomide tasarruf özel ve kamu
tasarrufudur
S = Y -C -G = ( Y -T -C) + ( T -G )
Tasarruf borçverilebilir fonlar piyasasında arzdır
Yatırım borçverilebilir fonlar piyasasında taleptir
Açık ekonomide tasarruf iç ve dış yatırım
toplamına eşit olmalıdır
S = I + NFI
Bu eşitliği denge reel faiz haddi temin eder
Reel faiz haddi tasarrufla iç ve dış yatırımları
eşit hale gelmesini sağlayacak düzeyde oluşur
Faiz haddi
Borçverilebilir fonlar piyasasında
denge
5%
Tasarruf ( S )
Yatırım ( I + NFI)
TL 1,200 trl.
0
0
Borçverilebilir Fonlar (trilyon TL)
Döviz piyasasında arz ve talep
Döviz piyasasında arz ve talep Net İhracat NX ve
Net Sermaye Hareketi NFI kökenlidir (NX = NFI)
NX (cari işlemler dengesi) döviz piyasasında TL
talebini temsil eder (net ihracattan gelen döviz
bozduruluyor)
TL'nin reel değer kaybı TL talebini arttırır: NX
eğrisi negatif eğimlidir
NFI (sermaye hesabı dengesi) döviz piyasasında TL
arzını temsil eder (dış yatırım için döviz alınıyor)
NFI borçverilebilir fonlar piyasasında belirlenir;
kurdan bağımsızdır: NFI eğrisi dikeydir
Dikkat: NX ve NFI eksi yada artı olabilir (cari
işlemler dengesi açık yada fazla verebilir)
Döviz piyasasında denge
Reel döviz kuru döviz piyasasında TL talep ve
arzının eşitlenmesini temin eder
Denge kurunda, net ihracattan gelen TL talebi net
sermaye hareketinden gelen TL arzına eşittir
Eğer dengede net ihracat eksi ise (cari dengede
açık), TL talebi negatiftir dolayısı ile TL arzı da
negatiftir (yani sermaye hesabında fazla vardır)
Eğer dengede net ihracat artı ise (cari dengede
fazla), TL arzı pozitiftir dolayısı ile TL arzı da
pozitiftir (yani sermaye hesabında açık vardır)
Denge dışında, talep arzdan yüksek ise (döviz
bolluğu) TL değer kazanır; arz talepten yüksek
ise (TL bolluğu) TL değer kaybeder
Rer Reel döviz kuru rer0
Döviz piyasasında denge NFI
NX Döviz piyasında TL miktarı
Cari işlemler NFI = 0 Cari işlemler Döviz
dengesi açığı dengesi fazlası TL miktarı
Klasik açık ekonomi: değerlendirme
Model basit şekilde kur-faiz ilişkisini anlamaya
yardımcıdır
Milli gelirin sabit tutulması analizi kısıtlamaktadır
Kur ve faiz reeldir; enflasyon, nominal faiz ve kur
yoktur
Para politikası yoktur (klasik "dichotomy")
Açık ekonomide kurun esas itibariyle tasarruf-
yatırım ilişkisi ve iç para-döviz tercihleri ile
belirlenmesi önemli bir sonuçtur
Modele likidite tercihi ve para politikası eklenince
açık ekonomi için LM-IS modeline geçilir
Böylece milli gelir Y de modelin içsel değişkeni
halini alır
Açık ekonomide LM-IS
Hatırlayalım: LM-IS modeli borçlanabilir fonlar ve
para piyasasından oluşuyordu
Açık ekonomide NFI (net sermaye hareketi) ve
döviz piyasası ekleniyor
Kapalı ekonomi IS eğrisinde sadece iç yatırım
vardı: şimdi iç yatırım + net sermaye hareketi var
LM eğrisi uygulanan kur rejiminden etkilenir: açık
ekonomide kur rejimi (sabit versus serbest kur)
para arzının kontrolünde çok farklı etki yapar
Serbest kur rejiminde LM eğrisi kapalı ekonomi ile
aynı özellikleri gösterir
Dengede, milli gelir, reel faiz ve reel döviz kuru
eşanlı belirlenir
Açık ekonomide denge
(c) Döviz piyasası
(b) Net sermaye hareketi
(a) LM-IS dengesi
Talep (NX)
Açık ekonomide LM-IS dengesi
Denge büyüklükleri: Y1, r1, E1
Klasik açık ekonomi modeli ile aradaki önemli
fark, reel faizin döviz kuru üstünden net ihracatı
yani gelir düzeyini etkilemesidir
Örneğin reel faizin dengenin altında olduğunu
varsayalım
Bir yandan düşük faiz yatırımları arttırdığından
harcama ve milil gelir artacaktır
Öte yandan TL değer kaybedeceğinden net ihracat
artışı da milli geliri olumlu etkileyecektir
Tüketim, yatırım ve maliye politikasının etkisi
klasik modele benzer ancak şimdi milli gelir de
aynı yönde hareket edecektir
TL miktarı
Para politikası ve mali kriz
Para politikasının dengeye etkisine bakalım
Gevşek para politikası reel faizi düşürür ve buradan
TL'nin değer kaybına yol açarken aynı anda milli
gelir artacaktır
Düşük faiz ve kur, bir yandan yatırımı diğer yandan
net ihracatı arttırarak geliri olumlu etkiler
Güven bunalımı yada benzer nedenle likidite ve
döviz talebinde eşanlı ani artışlar düşünelim
Likidite talebi LM eğrisinde, NFI artışı ise IS
eğrisinde ciddi yukarı kayışa neden olur
Üçlü etkisi vardır: r artar, E ve Y düşer
Eşanlı ekonomik daralma, yüksek faiz ve devalü-
asyon bir “mali krize" işaret eder
Sabit kur rejimi
Döviz kurunun piyasada belirlenmesi varsayımını
bugün için gerçekçidir ama geçmişte çok sayıda
ülke sabit kur rejimini seçmişti
Sabit kur rejiminde döviz piyasasında arz ve talep
dengesizliği halinde piyasa kurun değişmesi ile
dengeye gelemez
Bu durumda arz-talep farkı MB rezervleri
tarafından karşılanacaktır
TL talebi fazla ise rezervler artacak, TL arzı fazla
ise azalacaktır
Rezerv değişmesi MB'nın para arzını denetlemesini
zorlaştıracaktır (FX işlemleri)
Sabit kur rejiminde para politikası etkili değildir
rer
Reel
döviz
kuru
rer1
rer2
Sabit kurda döviz piyasası
>v Rezerv >v kaybı NFI
Rezerv artışı ^ NX
NX1 NFI
NX2 Döviz piyasında TL miktarı
Şubat krizi ve dalgalı kur
Şubat krizi öncesinde döviz kuru MB tarafından
belirleniyordu (sabit kur)
Güven bunalımı sonucu NFI eğrisinde ciddi bir
yukarı kayış olduğunu kabul edelim
Kur değişemeyeceğine göre döviz piyasasına TL
arzındaki (döviz talebindeki) artış olduğu gibi MB
rezervlerinden karşılanacaktır
Rezerv düştükçe NFI eğrisi tekrar yukarı kayar
Faizdeki tırmanma bu akışı değiştiremez
Döviz kurunu serbest bırakmaktan başka çare
yoktur
Dikkat: dövize yönelen TL tanım icabı para arzını
kısıtlamakta ve faizi yükseltmektedir
Küçük açık ülkede denge
Bir başka özel hale bakabiliriz: küçük açık ülke
(SOE) yada tam sermaye seyyaliyeti (perfect capital
mobility)
Kanada-ABD, Hollanda-Almanya gibi, büyük bir
ekonomi ile bütünleşmiş küçük ülkeler örneği
Konvertibilite, küçük ülkede faizin büyük ülke
faizine eşit olmasını sağlayacaktır
Bu durumda küçük ülkede faiz LM-IS eğrileri
tarafından belirlenmez, dışarıdan verilir
Onun yerine, LM-IS analizini reel döviz kuru ile
yapmak olanağı oluşur
Yani y eksenine reel faiz yerine reel döviz kuru
konur, x ekseni gene milli geliri temsil eder
Küçük açık ülkede IS-LM
Aşağıdaki analize Mundell-Fleming modeli denir
Mal ve finans piyasasını özetleyen IS eğrisi döviz
kurunun azalan bir fonksiyonu olacaktır
Bir: reel faiz dışarıdan verilmiştir dolayısı ile kur
oynamaları harcamaları etkilemez
İki: kur yükseldikçe net ihracat azalır, kur düştükçe
net ihracat artar; yani kurun düşmesi toplam
harcamayı arttırır
Para piyasasını özetleyen LM eğrisi dikeydir
Faiz dışarından verilince, para arz ve talebi
sabitlenir; yani para talebi kurdan bağımsızdır
Dikkat: faiz sabit olduğuna göre, her para arzı
miktarına bir tek milli gelir düzeyi tekabül eder
Gevşek
maliye
politisası
rer2
LM1
Gevşek
para
politikası
Küçük açık ülkede LM-IS dengesi
Y2 Milli gelir Y
Politikaların etkinliği
Küçük açık ülkede dalgalı kur rejiminde maliye
politikası etkin değildir
Kamu açıkları sadece döviz kurunu etkiler
Buna karşılık para politikası etkilidir: gevşek para
politikası (LM sağa kayıyor) kurun düşmesi ile
birlikte net ihracat üstünden milli geliri arttırır
Sabit kur rejiminde durum tam tersidir
Gevşek maliye politikası faizi yukarı itince, dış
kaynak (sıcak para) MB rezervine girer ve para
arzı artar (LM sağa kayar)
Gevşek para politikasında para rezervi eriterek
MB’na geri döner (LM değişmez)
Açık ekonomide LM-IS: değerlendirme
Faiz haddi, döviz kuru ve milli gelir düzeyi
arasındaki ilişki makroiktisat için çok önemlidir
İlişkinin kur rejimine ve sermayenin akışkanlık
derecesine bağlı olduğu anlaşılmaktadır
Kur rejimi ve sermaye akışkanlığı özellikle maliye
ve para politikalarının etkinliğini belirlemektedir
Güven sorununu ve ülke parasına ani bir saldırıyı
kavramsallaştırma olanağını vermektedir
Modelin sadece reel büyüklüklerle çalışması, yani
enflasyon olgusunu kapsayamaması en büyük
eksikliğidir
O açıdan toplam talep-toplam arz analizi ile
birlikte götürülmesi daha yararlıdır
Açık ekonomide AD-AS
Son olarak toplam talep-toplam arz modelinin açık
ekonomide işleyişine bakalım
Döviz kurunda değişme hem toplam talebi hem de
toplam arzı etkileyecektir
Para ve maliye politikası aynı iken döviz kurunun
düşmesi haline bakalım
Düşük kur NX üstünden toplam talebi arttırır (AD
sağa kayıyor)
Düşük kur ithal girdi maliyetleri üstünden toplam
arzı azaltır (SRAS sola kayıyor)
Her ikisi enflasyonisttir: fiyatlar artar
Gelire etkisi belirsizdir: hangi eğrinin daha çok
kaydığına bağlı olarak gelir artabilir, azalabilir,
sabit kalabilir
Fiyat Düzeyi
Açık ekonomide olumsuz arz şoku
Petrol ithalatçısı ülke için petrol fiyatlarındaki ani
bir artışın etkisini izleyelim
Toplam arz azalır (SRAS sola kayar) ve kısa
dönemde stagflasyon görülür
Petrole ödenen ek döviz resesyonun diğer ithalatı
azaltması ile bulunduğundan kur değişmez
Para (maliye) politikasının gevşemesi toplam
talebi yukarı kaydırır ama enflasyondaki artışla
birlikte dış açığı da büyütür
Döviz talebindeki artış kuru düşürür ve SRAS
tekrar sola kayar (enflasyon hızlanır)
Açık ekonomide olumsuz arz şoku, devreye
enflasyonun girmesi ile kapalı ekonomiye kıyasla
daha da ciddi sorunlara yol açmaktadır
SRAS2
Açık ekonomide olumsuz arz şoku p
v
Milli gelir
Açık ekonomi: değerlendirme
Açık ekonomi hem mal-hizmet piyasasını (ihracat
ve ithalat) hem de sermaye piyasasını (sermaye
hareketleri) kapsamaktadır
Döviz piyasası hem cari işlemler dengesinden hem
sermaye dengesinden gelen döviz arz-talebi
tarafından belirlenir
Açık ekonomide maliye ve para politikaların
etkinliği ve işleyişi kapalı ekonomiden farklı ve
daha karmaşıktır
Açık ekonomide klasik analizle Keynesyenler
arasındaki farklılık azalır
Döviz kurundaki dalgalanmalar enflasyon-büyüme
arasındaki gerginliği arttırıcı yönde etki yapar
MAKRO POLİTİKALAR
İstikrar, kriz ve politika ikilemleri
Yedinci Bölüm
Büyüme-enflasyon açmazı
Toplam talebin toplam arzdan daha hızlı artması
halinde fiyat düzeyinin yükseldiğini, aksi halde ise
fiyat düzeyinin düştüğünü gördük
Genel kural, toplam arzı zorlayan (LRAS’nı
sağındaki) talep düzeyinin enflasyona yol açmasıdır
Buna karşılık Türkiye dahil pek çok ekonomide hızlı
büyüme ile enflasyonun gerilediği dönemler kadar
stagflasyon dönemlerine raslanmaktadır
Enflasyonla büyüme arasındaki kısa dönemli
karmaşık ilişkinin ortaya çıkartılması o bakıma çok
önemlidir
Her büyüme enflasyonist midir? Her küçülme
enflasyonu düşürür mü?
Bu sorulara cevap arayarak başlayalım
Phillips eğrisi
Enflasyon-büyüme ilişkisini gösteren önemli bir
analitik ve ampirik araç Phillips eğrisidir
Phillips, İngiltere’de yüksek işsizlik oranlarında
daha düşük enflasyon, düşük işsizlik oranlarında ise
daha yüksek enflasyon gözlemlemişti
İşsizlik oranının ekonominin büyüme hızının iyi bir
göstergesi olduğunu kabul edebiliriz
Bu durumda, iktisat politikası sorumluları için
enflasyonla büyüme arasında bir tercih zorunluluğu
ortaya çıkmaktadır
Enflasyonda bir yükselmeyi kabul ederek maliye ve
para politikaları aracılığı ile büyüme hızlandırılabilir
Enflasyonu düşürmek ancak büyümeden fedakarlık
ederek mümkündür
Enflasyon % Phillips eğrisi İşsizlik oranı %
ABD’de Phillips eğrisi
10 Enflasyon oranı %
8
6 1973
4 2 * 1970 1968″ #1972
19671966
19651962 1964 1961
I I I I I ıl I I I I
00 123456789 10 İşsizlik oranı %
ABD’de makro politika
1960′lı yıllarda, Keynesyen iktisatçıların önerileri
çerçevesinde ABD yönetimleri Phillips eğrisini
makro politikalarda kullandılar
İşsizliği düşürmek için enflasyonda küçük artışlar
göze alınıp toplam talep canlı tutuldu
1961 -1969 arasında ekonomi aynen Phillips
eğrisinin öngördüğü gibi davrandı
Enflasyondaki küçük artışlar (sekiz yılda % 1.5′dan
yüzde 5′e) işsizlik oranının % 7′den % 4′ün altına
indirilmesine olanak verdi
Ancak, 1970′den itibaren bu ilişki bozuldu
Enflasyondaki artış sürerken işsizlik tekrar
yükselmeye başladı
Phillips eğrisinde kayma
Basit bir soru: Phillips eğrisi nasıl kayar?
Cevap enflasyon dinamiğini anlamayı sağlar
Üç unsuru ayırdedelim
Beklenen enflasyon (πe)
Beklenen satışların gerçekleşme oranı (u – un)
Arz kökenli şoklar (v)
• Fiili enflasyonu şu formül verecektir
n = πe – (3 (u – un) + v
İlk kalem beklentiyi, ikincisi talep enflasyonunu,
üçüncüsü ise maliyet enflasyonunu ifade etmektedir
Maliyet enflasyonunu soyutlayalım
Aynı konjonktürde farklı beklentilere farklı Phillips
eğrileri ve enflasyon oranları tekabül edecektir
Beklentiler ve Phillips eğrisi
Enflasyon % e
“”1
π0 X
İşsizlik oranı %
Enflasyonda “inertia”
Basit bir varsayım yapalım: beklentiler bir önceki
dönem enflasyona göre oluşsun: πe = %A
Ekonomi uzun dönem dengesinde olsun: u – un = 0
Arz şoku olması
Formülden enflasyonun değişmeden süreceğini
buluruz: π = π-1
Bu durumda enflasyonun nedeni talep fazlası
olamaz çünkü yoktur
Enflasyon, bir önceki dönemdeki enflasyon bu
dönem de beklendiği için süregelmektedir
Enflasyonun nedeni geçmiş enflasyondur
Demek ki enflasyonu düşürmek uzun ve zahmetli bir
süreç olacaktır
Dezenflasyon ve fedakarlık oranı
% 60 enflasyonla ortalama büyüme hızını tuturmuş
bir ekonomi düşünelim
Bu ekonomide enflasyon nasıl tek haneye indirilir?
Dezenflasyon: enflasyonla mücadele süreci
Bir yöntem, yıllarca ekonomiyi resesyonda tutarak
beklentilerin % 6′ya gerilemesini sağlamaktır
Ekonomi dezenflasyon boyunca potansiyelinin
altında büyümek zorundadır
Dezenflasyon nedeni ile kaybedilen milli gelir
fedakarlık oranını verir
İkinci yöntem, tek seferde beklentilerin tek haneye
indirilmesidir
Bu yapılabilirse, fedakarlık oranı sıfır olacaktır:
maliyetsiz dezenflasyon
Rasyonel beklentiler
Makro politikanın amaçlanan sonuçları sağlaması
beklentileri nasıl etkilediğine bağlıdır
Ekonomik aktörler beklentilerini nasıl oluşturur?
Rasyonel beklentiler ekolü, piyasaların hükümetin
uyguladığı politikaların mantiki sonuçlarını
beklentilerine dahil edeceklerini önerir
Bu durumda genişleyici politikalar enflasyon
beklentisini değiştirerek Phillips eğrisinin
kaymasına yol açar
Yani enflasyon yükselirken işsizlik azalmaz
Aynı şekilde, hükümetin dezenflasyon kararlılığı
varsa piyasalar bunu algılayacağından
dezenflasyonun fedakarlık oranı düşük olacaktır
2000 programında kur çapası
1999′dan 2000′e Türkiye’de TÜFE % 68.8′den %
39′a gerilerken GSMH büyüme hızı % – 6.3′den %
6.4′e yükseldi
2000 programı ile devreye giren kur çapası enflas-
yon beklentileri düşürdü
Phillips eğrisi ciddi şekilde aşağı kaydı
Hızlı büyümeye rağmen enflasyon düştü
2000 programında fedakarlık oranı negatifti: yani
enflasyonu düşerken milli gelir arttı
“Döviz kuru bazlı dezenflasyon programlarını”
cazip kılan, çok düşük hatta eksi fedakarlık oranına
olanak sağlamalarıdır
Maalesef Türkiye’de bu gerçek kavranmadı ve
programın çökmesine izin verildi
10,0 8,0 6,0 4,0 2,0 0,0
Enflasyon
-2,0 -4,0 -6,0 -8,0 -10,0 Büyüme
Kur çapası ve Phillips eğrileri
Çoklu denge
“Çoklu denge” makroiktisatta beklentilerin önemini
gösteren bir başka çok önemli kavramdır
Aynı reel politikalar ve büyüklüklerle, beklentilere
bağlı olarak ekonomi biri kötü diğeri iyi iki ayrı
noktada dengeye gelebilir
2000 programının ilk dokuz ayı ile daha sonraki beş
ayı reel politikalar ve büyüklükler açısından aynıdır
İlk dokuz ayda olumlu beklentiler büyüme ve
dezenflasyon getirmiştir (iyi denge)
Kasım sonrasında kötüleşen beklentiler ise Şubat
krizi ile sonuçlanmıştır (kötü denge)
2001 yazında döviz kurunda oluşan “köpük-balon”
kötümser beklentilerden kaynaklanmıştır (kötü
denge)
Popülizm
Popülizm kavramı yüksek enflasyonlu ülkelerdeki
makro sorunlarının anlaşılmasını kolaylaştırır
Popülizm, bütçe açığının her zaman ekonomiye
zarar vermeyeceği varsayımı üstüne inşa edilir
İki variyantı vardır:
Enflasyon ekonomiye zarar vermez
Keynesyen çarpan açığın finansmanını sağlar
Popülist politikalar ya transferdir (memura zam,
çiftçiye destek, erken emeklilik, vs) yada sosyal
içerikli kamu yatırımlarıdır (okul, hastane, vs)
Popülist politikalar kısa dönemde toplam talebi
arttırarak enflasyonu ve büyüme hızını yükseltirler
Uzun dönemde dış dengesizliklere yol açarak
ekonomik krizle sonuçlanırlar
Konvertibilite ve kriz
Popülist çevrim (cycle) sermaye hesabının serbest
olup olmadığına bağlı olarak farklı çalışır
Konvertibilite yoksa, genel kural sabit kur rejimidir
İç talep patlaması başlangıç koşullarına bağlı olarak
birkaç yıl hızlı büyümeden sonra büyük dış açıklar,
döviz kıtlığı ve üretimin durması ile sonuçlanır
(1955-58; 1978-79)
Konvertibilite varsa bir süre dış açık yüksek faizle
cezbedilen kısa vadeli sermaye (sıcak para) ile
finanse edilir sonunda büyük bir devalüasyon ve ağır
bir resesyon yaşanır (1994)
2001 krizi böyle bir popülist çevrime tekabül
etmemektedir
Krizi tetikleyen “bilanço sorunları” olmuştur
Cari denge ve bilanço krizleri
Türkiye’nin savaş sonrası dönemdeki üç büyük
ekonomik krizi (1958, 1979 ve 1994) popülist
politikalar sonucu oluşan cari işlemler dengesindeki
açıklardan kaynaklanan krizlerdir
2001 krizi farklıdır
Geri planda, başta kamu bankaları (Ziraat ve Halk),
bankacılık kesiminde aşırı vade ve kur riski alınması
sonucu bilançoların bozulması yatmaktadır
Cari denge krizlerinde paranın devalüasyonu kısa
sürede ekonomik dengelerin yeniden tesisini sağlar
ve ekonomi hızla resesyondan çıkar
Bilanço krizlerinde devalüasyon krizi derinleştirir ve
bankacılık kesimi sorunları resesyonu uzatır ve
derinleştirir
Sabit kur ve serbest kur
Sabit kurun avantajı tüm ekonomik aktörler için
belirsizliği azaltmasıdır
Döviz kazanan kesimlerin uzun dönemli plan
yapmalarını kolaylaştırır
Buna mukabil, döviz kurunu koruyabilmek için iç
talebi ve büyüme hızını düşürme pahasına sıkı para
politikaları uygulamak zorunluluğu doğabilir
Reel kurdaki değişmeler ani ve büyük oranda olur;
ekonomide hasar yapar
Dalgalı kur döviz kazanan ve kullanan kesimler için
belirsizliği arttırır
Para politikasının iç talebin makul düzeyde
tutulması amaçlı kullanılması olanağını verir
Ani büyük kur hareketleri yaşanmaz
Küreselleşme üçlemi
Açık ekonomi ve küreselleşme ülkelerin iktisat
politikası opsiyonlarını sınırlandırmaktadır
Üç politika aracı:
Sermaye akımları (konvertibilite)
Faizler (para politikası)
Döviz kuru (kur rejimi)
Üçlem: bir devlet bu üçünden sadece ikisine
hükmedebilir; üçüncüsü piyasaya kalacaktır
Konvertibilite varsa, ya faizi yada kuru denetler
Hem faizi hem de kuru denetlemek istiyorsa mutlaka
konvertibiliteden vazgeçmelidir
Gelişmiş ülkeler konjonktüre karşı para politikasını
ellerinde tutarlar; kur serbesttir
1990-2000 arasında Türkiye kuru denetlemiştir
GSMH Büyüme Hızı ( 1988-2001)
“Dandik Para” ve dalgalı büyüme
Para ikamesi TL’ye sürekli içeriden saldırı riskini
getirmektedir
Kuru korumanın yolu yüksek reel TL faizidir
Olumsuz iç yada dış şok halinde para politikasını
gevşetme opsiyonu mevcut değildir
Resesyonda genişleyici para politikası uygulana-
mayınca daralma derinleşmektedir
Bu durumda küçük şokların bile büyüme hızında
büyük dalgalanmalar yaratması kaçınılmazdır
Serbest kurla reel faizler ve büyüme hızı
istikrarlıdır, döviz kuru ise dalgalanır
Denetimli kurla kur istikrarlıdır, reel faizler ve
büyüme dalgalanır
Çalkantılı büyüme: 1988-2001
- – Ort.Büyüme Hızı (1988-2001)
Reel GSMH 1987-2001
Milyar TL
130.000
120.000
110.000
100.000
90.000
80.000
70.000
60.000
1987Q4 1989Q4 1991Q4 1993Q4 1995Q4 1997Q4 1999Q4 2001Q4
— GSMH (Alıcı Fiyatlarıyla)
Para talebinde istikrarsızlık
Teknolojik yenilikler, sermaye hareketleri, para
ikamesi, kayıt-dışı ekonomi gibi etkenler para
talebinin istikrarını olumsuz etkiler
Yeni mali enstrümanlar açık ekonomilerde MB
denetimi dışındaki para-benzeri varlıkları arttırmıştır
Düşük enflasyonlu ülkelerde bile kısa dönemde
paranın dolaşım hızında ve para talebinde büyük
oynamalar izlenmektedir
Para talebinin ve dolaşım hızının çabuk ve
beklenmedik yönde değişmesi MB ve para politikası
için önemli sorunlar yaratır
Para arzı, para talebi ve faiz arasındaki ilişkiyi
gözden geçirmek gerekir
Para arzının denetimi
MB’nın para arzı miktarı üstündeki fiili denetimi
herzaman yeterince hassas değildir
İki önemli sorunun altını çizelim
Hanelerin ve firmaların arzuladıkları mevduat/nakit
oranı hızla yükselebilir yada düşebilir
Aynı şekilde bankaların kredi/mevduat oranı da
piyasa koşullarına bağlı olarak hızla değişebilir
Bu durumda para tabanı sabit iken ekonomideki para
arzının artması yada azalması mümkündür
Para miktarını denetleme sorunlarının anlaşılması
sonucu MB’ları para politikasında ağırlığı faiz
oranlarına vermişlerdir
Yani faiz haddi para arzını belirler
“Discretion versus rules”
Para politikası fiilen nasıl yapılmalı?
“Discretionary” politika sorumluluk ve yetkinin
MB’da olmasını ve MB’nın istediği araçları
ekonominin ihtiyaçlarına göre kullanmasını önerir
“Rules-based” politika ise MB’nın önceden
açıkladığı bir para politikası kuralını konjonktüre
göre değiştirmeden aynen uygulamasını önerir
2000 yılındaki kur çapası kurallı politika örneğidir;
şu anda ise MB para politikasında istediği araçları
ihtiyaca göre devreye sokma yetkisini haizdir
Kurallara bağlı politika anlayışına “monetarizm” adı
da verilir
Keynesyenler MB’nın yetkilendirilmesini savunur
John Taylor’un kuralı
John Taylor Stanford Üniversitesi eski öğretim
üyesi ve halen ABD Hazine Bakan yardımcısıdır
ABD için önerdiği basit para politikası kuralı ile
ünlüdür; Fed Başkanı Greenspan’ın bu kuralı
uyguladığı söylenir
Kural MB iskonto haddini enflasyonun ve milli
gelirin hedef büyüklüklerden sapmasına bağlar
id = π + 2.0 + 0.5 (π – 2.0 ) – 0.5 [ ( Y - Y ) / Y ]
Eğer enflasyon % 2 ve büyüme potansiyele eşit ise
iskonto haddi % 4 olacaktır
Enflasyondaki artış ve büyümedeki hızlanma
iskonto haddini arttıracak, büyümenin yavaşlaması
ve enflasyondaki düşüş ise düşürecektir
Genel değerlendirme
Yüksek enflasyon, para ikamesi, belirsizlik ve güven
(credibility) sorunları istikrarlı ortamlar için üretilen
teorik araçları geçersiz hale getirir
LM-IS ve AD-AS analizleri istikrarlı ekonomilerde
anlamlı şekilde kullanılabilir
325 views