Mersin Evleri


’de genellikle taÅŸ ve baÄŸdadi ÅŸeklinde yapılırdı. Fakirler ahÅŸap, bahçecilikle iÅŸtigal edenler bahçe içinde yaptıkları huÄŸ denilen evlerde yaÅŸarlardı. Zenginlere ait büyük yapıların taÅŸları yelkenlilerle Lazkiye’den getirilmiÅŸtir. Sonraları Toroslar’dan kesilen kireç taşı, yomtulmak suretiyle yapılarda kullanılmıştır. BaÄŸdadi denilen yapı, iki tarafı , ortası harçla doldurulmuÅŸ bir yapı türüdür. GüneÅŸin sıcağını içeriye geçirmediÄŸi için makbul bir yapı türü sayılırdı. İçi dışı sıvanır, bazen dışına oluklu veya düz çinko kunurdu.
Evler genellikle tek katlıdır. İki katlı olanlar yığma taÅŸ yapılardı. Bunların üstüne cihannüma tabir edilen bir çıkma yapılır, yazın sıcak günlerde oturulurdu. Ancak tür yapılar varlıklı kiÅŸilere ait yapılardı. Halen, Bankasının arkasında, konağı olan ve zengin bir Run’dan evde cihannüma mevcuttur.
Taş yığma evlerin üstü kiremitle kaplanırdı. O yıllarda yerlisi bulunmadığı için, Marsilya kiremitleri kullanılıyordu. Genellikle Mersin evlerinin önünde bulunurdu.
Eski tek katlı Mersin evlerinin örnekleri halen ve Camişerif mahallelerinde mevcuttur. Eski Rum evlerinin örnekleri de, hanın tarafında görülmektedir.
Büyük Yapılar
Burada edeceğimiz binaların bir kısmı halen olduğu şekile yakın durmda bulunmakta, bir kısmı değişikliğe uğramış ve bir kısmı da artık mevcut bulunmamaktadır.
Hükümet Konağı
İnşa edildiği durumu koruyan eserlerdendir. Mersin yılında olunca, Hükümet konağının bulunduğu yerde, üstü toprakla örtülü ve Hükümet dairesi olarak kullanılan bir bina bulunuyordu. Zaptiya dairesi de bu binada idi.
Mevcut Hükümet Konağı, 1901 yılından sonra inÅŸa edilmiÅŸtir. Bunun için Mutasarrıf , ÅŸehrin ileri gelenlerini toplamış, yardım çaÄŸrısında bulunmuÅŸtur. Halk inÅŸaat giderlerine katkıda bulunmuÅŸ, Belediye meclisi de, Belediye’nin iskele gelirinin dört yıllığını bu inÅŸaata bağışlama kararı almıştır. Hükümet Konağı, arkasındaki eski hapishane ve jandarma Dairesi ile birlikte 18000 altın liraya mal olmuÅŸtur. İnÅŸaat 4 yıl sürmüştür. Mimarlığını, o tarihte Belediye Meclisinde üye olan ve sonrada Belediye BaÅŸkanlığı da yapan Abdülkadir Seydavi yapmıştır.
Atatürk Evi
Atatürk caddesi üzerindeki bu güzel yapı, Rum zenginlerinden Mavromati ailesinin damadı olan Christmann isimli kiÅŸi tarafından 1897 yılında inÅŸa ettirilmiÅŸtir. Christmann, Mersin’de Alman Konsolosuydu ve eskiden bu binaya Palais de Christmann adı veriliyordu.
Atatürk’ün 20.01.1925 tarihinde Mersin’e gelmesinden önce ikameti için bir ev aranmış ve bu ev uygun bulunarak Ankara’ya iletilmiÅŸ, onlarca da uygun bulununca ev sahiplerine bildirilmiÅŸ ve aile gereken izni severek vermiÅŸtir. Atatürk ve eÅŸi Latife Hanım’ın kalacakları üst kat boÅŸaltılmıştır. Atatürk bu evde 11 gün kalmıştır. Binada bir süre Toros Koleji bulunmuÅŸ ve sonradan Atatürk Evi’ne dönüştürülmek üzere Kültür Bakanlığı tarafından kamulaÅŸtırılmıştır.
İstasyon Binası
1886 yılında yapılmış ve yeni gar yapılıncaya kadar Mersin İstasyon Binası olarak kullanılmıştır. Altkatı bilet gişesi ve üst katı Müdür Lojmanı olarak kullanılan basit bir yapıydı.
Çankaya İlkokulu
Åžimdiki Bit pazarının karşısındaki binadır. Zengin Rum Mavromati’nin kendi malı olan bu bina, Cumhuriyetten evvel sahibi tarafından “Mavromation Partenagogion Kız Okulu” olarak tahsis edilmiÅŸtir. Mermer havuzlu olan ve 1890 tarihinde inÅŸa edilen bu bina, Cumhuriyetten sonra, önce 5 sınıflı İlkokul olarak eÄŸitime açılmış, sonradan sadece 4. ve 5. sınıfların okumasına ayrılmıştır.
Kurtuluş İlkokulu
Vali evi arkasında Kurtuluş Okulu olarak hizmet gören binadır. Esat Hayık adında bir kişi tarafından 1883 tarihinde ev olarak yapılmıştır. 1923 yılında Maarif Cemiyeti tarafından kamulaştırılarak okul haline getirilmiştir.
İsmet Paşa İlkokulu
Bu bina halen birçok değişikliği ile Salim Güven Okulunun bulunduğu binadır. Tarla mektebi olarak anılmış, daha sonra İsmet Paşa Okulu adını almıştır. Son ilaveler hariç tek katlı bir binadır ve zamanında protestan Ermeni Kilisesi olarak kullanılıyordu.
Mersin Ortaokulu
Halen ortaokul olarak kullanılan, Çakmak caddesi üzerindeki bu bina da bir Hıristiyan tarafından 1902 yılında inşa ettirilmiştir. Cumhuriyetten sonra Milli Emlake intikal etmiş ve okul olarak hizmet vermeye başlamıştır.
Gazipaşa İlkokulu
Silifke Caddesi üzerinde, hala ilkokul olarak kullanılan bu binanın aslı 1905 yılında Hanna Butros tarafından ev olarak inşa edilmiştir. 1923 yılında Maarif cemiyeti tarafından 12000 lira bedelle istimlak edilmiştir. İstimlak bedelinin 5000 lirasını gemici Hadra bağışlamıştır.
Çift Kuleli Beton Bina
Atatürk Caddesindeki bu beton bina Nacar Evi olarak bilinir. Vadih Nacar tarafından 1905 tarihinde inşa edilmiştir. İnşa edildiği tarihte kule tepeleri sivri idi. Bina bir süre İtalyan Konsolosluğu olarak kullanılmıştır ve halen ev olarak kullanılmaktadır.
TaÅŸ Han
Bina halen eski durumu ile mevcuttur. İlk sahipleri, Mavromati ve Devlet Åžuraşı Azalarından Vayvani adlı kiÅŸilerdi. 1871 tarihinde inÅŸa edilmiÅŸtir. Bu kiÅŸilerden Milli Emlake geçmiÅŸtir. Bina iÅŸhanı olarak kullanılıyordu. Mersin’in iÅŸgalinde Mavromati tarafından İngiliz İşgal Kuvvetlerine tahsis ediÅŸmiÅŸ, İngilizler Mersin’i terkettikten sonra Ermeni lejyonu binaya yerleÅŸmiÅŸtir.
Azak Han
Üzerine çaÅŸitli hikayeler anlatılan, yıkılıp yerine inÅŸaat yapılması için gayret sarfedilen bu yapı, evvela kısmen ve sonra da geri kalanı yıkılmak suretiyle yok olmuÅŸtur. Bu yapının 14. yüzyıla ait bir eser olduÄŸu da iddia edilmektedir. Ancak tapu üzerinde yapılan incelemelerde arazinin tarihini bulmak mümkün olmuÅŸtur. Azak han’ın bugün bulunduÄŸu yerin eski adı Frenk Mahallesidir. Gayrimenkul Marelanbus Åžatır adında bir Rumun iken, 1899 yılında Hamdi paÅŸa adında bir kiÅŸiye, 1928 yılında da yapıya adını veren Azakzade’lere geçmiÅŸtir.
Yapıldığında yolcu ve hayvanlarının kaldığı bir han olarak kullanılıyordu. Şehrin iskelesine ve ticari bölgesine yakın bir mevkide olması nedeniyle sonradan tüccar hanı olmuştur.
Son malikin eline geçtiÄŸi 1986 yılından sonra, Mersin’de Azak han problemi gündeme gelmiÅŸtir. Azak han hakkında Anıtlar Yüksek Kurulu, kendi türünün az rastlanan örneklerinden biri olduÄŸu gerekçesi ile korunmaya alınmasına 1974 tarihinde karar vermiÅŸtir. Ancak mülk sahibinin mevcut binayı yıkıp 5 katlı inÅŸaat yapmak üzere baÅŸvurması 15.5.1987 tarihinde kabul edilince, binanın bir kısmı söküldü, ancak kalan kısmın da çökmesi sonucu bir harabe halini alan bina tamamen sökülüp kaldırıldı.
Askeri Kışla
Bugün etrafı askeri lojmanlarla çevrili olan Kışlanın yerinde eskiden Mısırlı Münassah adındaki bir kiÅŸinin çiftliÄŸi bulunuyordu. Arazi bu Mısırlı Hıristiyandan İbrahim NakkaÅŸ’a geçmiÅŸtir. Deniz acentalığı yapan İbrahim NakkaÅŸ araziyi kışla olamk üzere bağışlamıştır.
Kışla 1904 yılında inÅŸa edilmiÅŸtir. I. Dünya Savaşı’nda İngilizler Mersin’in bazı yerlerini denizden bombaladıklarında Kışla Binası da hasar görmüştür. Fransızların Mersin’i iÅŸgalinde bina tamir edilerek iÅŸgal kuvvetlerine tahsis edilmiÅŸtir.
Cumhuriyetten sonra Mersin’e yerleÅŸen 23. Piyade Alayı II. Dünya Savaşı’na kadar burada görev yapmıştır. Bugün Kışlanın Atatürk Caddesi tarafındaki palmiyeler 1933′lü yıllarda dikilmiÅŸ ve yetiÅŸinceye kadar askerler tarafından korunmuÅŸtur.
II. Dünya Savaşı sırasında Deniz Harp Okulu, İstanbul’dan tahliye edilip buraya yerleÅŸmiÅŸtir.
Mersin Halkevi
Halk evleri, Türk Ocaklarının laÄŸvından sonra halkın kültür seviyesini yükseltmek amacıyla 23.02.1932 tarihinde Atatürk’ün emri ile kurulmuÅŸtur. O zamanlar tek parti olan Cumhuriyet Halk Partisine baÄŸlı idiler.
Tevfik Sırrı Gür, Mersin’e vali olunca ilk iÅŸ olarak Mersin’e modern bir Halkevi yapma giriÅŸiminde bulunarak, bugün Kültür Bakanlığı emrine verilen binayı inÅŸa ettirdi. İnÅŸaata, Åžubat 1944 yılında baÅŸlanmış ve 29.10.1946 günü törenle hizmete açılmıştır. Bina 1.117.750 liraya mal edilmiÅŸtir. Uzmanlar binanın 2.800.000 liraya mal olacağını hesaplamışlardı. Halkevi’nin yapıldığı tarihte, sahne tesisatı ile Türkiye’nin en modern tiyatro salonuna sahipti. Büyük salonlarında, balolar ve düğünler yapılırdı. Dil-Edebiyat, Güzel Sanatlar, Spor, Halk Dersaneleri ve Kurslar, Sosyal Yardım, Kütüphane ve yayın, Köycülük, Temsil, Tarih-Müze gibi komiteler de halkevi bünyesinde faydalı çalışmalar yapmışlardır. Lisan, DikiÅŸ-Nakış, YaÄŸlıboya ve Müzik kurslarına bir çok kiÅŸi katılır ve Mersin’li doktorların haftada bir gün fakir halkı bedava muayene ve tedavi etmeleri en beÄŸenilen faaliyetler arasında sayılırdı.
Mahalleler
Eski Mersin mahalleri hakkında pek fazla bilgimiz yoktur. 1903 tarihli Adana Vilayet Salanamesi’nde Mersin’de 6 mahallenin mevcut olduÄŸu yazılmaktadır. Bunların isimleri belirtilmemiÅŸtir. Ancak tahminen Kiremithane, Mesudiye, Mahmudiye, Hamidiye, CamiÅŸerif ve İhsaniye mahalleleridir. Bu mahallelere zamanla Nusratiye, Yenimahalle, Bahçe gibi mahalleler de eklenmiÅŸ, daha sonra ÅŸehrin kuzeyindeki Hıristiyan Köyü, Rumların burayı boÅŸaltmasından sonra Osmaniye olarak Mersin’e katılmıştır. Yine ÅŸehirden ayrı bir yer olan Yeni Köy de, ÅŸehrin bir mahallesi olmuÅŸtur. Karaduvar ve ÇavuÅŸlu, birer köy iken, ÅŸehir hudutları içerisine alınarak mahalle halini almışlardır.
Halk Yaşamı
Bugün en iyi toplu taşıma aracı olarak kabul edilen tramvay 1900 yıllarında Mersin’de tanınıyordu. Üç, dört vagondan oluÅŸan ve buharlı bir lokomotifle çekilen tramvay, özel kiÅŸilerce iÅŸletiliyordu. Fransız iÅŸgalinden sonra raylar sökülerek taşımacılık için kullanılmış ve en son 1932 yılında kalan raylar da sökülmüştür.
Mersin’in eski görünümü, diÄŸer Anadolu ÅŸehirlerinden, hatta çok yakınındaki Adana’dan bile farklıdır. Dışa açık bir liman olması, halkının bir kısmının Avrupa ve Lübnan ile olan ticari teması sonucu, ÅŸehir yaÅŸantısına Avrupai bir görünüm gelmiÅŸtir. Åžehrin, yeni kurulmakta oluÅŸu, planlı açılmış cadde ve sokakları da Anadolu kasabalarında olmayan bir özellikti. İnsanlarının giyimleri de farklı ve iyi idi. Åžehrin zengin kiÅŸileri, özellikle yaz kıyafetlerini Avrupa’dan ve Beyrut’tan getirirlerdi ve ipek, keten ve sedakor kumaÅŸlardan giyinilirdi. Orta tabakanın hakim olduÄŸu huzurlu bir kent olan Mersin’de dilencilere pek rastlanmazdı. Evlerden dilenenler genellikle göçebe çingenelerdi. Åžimdiki iÅŸ bankasının bulunduÄŸu yerde, Belediye’nin açtığı bir aÅŸevinde fakirlere yemek verilirdi. Hıristiyanlardan olan fakirleri, kendi cemaatleri veya kiliseleri korurdu.
DeÄŸiÅŸik ırk, din ve mezhepler sebebiyle adetler de deÄŸiÅŸikti. Bilhassa düğün ve cenazelerde bu durum daha belirgindi. Åžehirde Türkçe’nin yanısıra, arapça ve Fransızca da konuÅŸulurdu.
EÄŸlence
Mersin bir kıyı kasabası olduğu halde, fazlaca bir eğlence yeri yoktu. İnsanlar, durumlarına göre kendi aralarında eğlenmek ve hoşça vakit geçirmek durumunda idiler. Hıristiyan aileler, aralarında tertipledikleri içkili ve danslı gecelerde eğlenirlerdi. Yazları açık bahçelerde, kışları ise müzait evlerde balolar ve partiler verilirdi.
Yazın yegane eÄŸlence yeri Millet Bahçesi idi. Bu bahçe, deniz kenarında küçük bir iskelesi olan, ÅŸimdiki Halkevi’nin karşısındaki alanda bulunuyordu. Devamlı dans orkestrası vardı ve bazı geceler özel programları olurdu.
Baharda, YumukTepe berisindeki SoÄŸuksu denilen yerdeki MuÄŸdat’a yiyecekle gidilir ve hafta tatili geçirilirdi.
Adı hala unutulmayan ve şöhreti yalnız mersin’de deÄŸil Mersin dışında da bilinen gece kulübü “Çukurova Barı”dır. Gerek programları ve gerekse konsomatrislerin kaliteleri nedeni ile Türkiye’nin seçkin lokallerinden sayılırdı. Kışlık ve yazlık kısımları olduÄŸu gibi ayrıca oldukça büyük kumar oynanan yeri de vardı. Mersin ValiliÄŸine tayin edilen Tevfik Sırrı Gür kendisine yapılan bazı ÅŸikayetleri haklı bularak burasını kapatmıştır. 1944 yılında kapanan bu yere yine vali tarafından Tüccar Kulübü binası yaptırılmıştır. 1986 yılında bu bina da yıkılmıştır. Yerine yapılan Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın modern binasının en üst katı ise hükmi ÅŸahsiyetini muhafaza ettiÄŸi sürece kullanılmak üzere Mersin Tüccar Kulübü’ne ayrılmıştır.
1933 yılında Çukurova Barın yakınlarında “Åžen Yuva” diye bir bar daha açılmış fakat devamlı olmamıştır. Bundan sonra, Mersin’de uzun süre bu tür yerlerin açılmasına izin verilmemiÅŸtir. Düşkün ve meraklı olanlar Adana’ya gider ve Gülen Bar, Yeni Bar, Marmara ve Turan Bar gibi yerlerde eÄŸlenirlerdi. 1960 yılından sonra ÅŸimdiki Kamer Sinemasının bulunduÄŸu yerde mevcut binada Deniz Pavyon adı ile bir yer açıldı. Bina yıkılıncaya kadar el deÄŸiÅŸtirerek bu yer çalıştı. Bu arada Belediye bahçesinde de Belediye Gazinosu açıldı. Burada müzik ve program yapılıyor ve aileler yemek yiyebiliyorlardı. Saat 24′den sonra pavyon halinde devam ediyor, konsomasyon yapılabiliyor, program izlenebiliyordu. Burası daha sonra el deÄŸiÅŸtirerek kapalı pavyon olarak çalışmaya devam etti. Bina tahliye edildikten sonra iÅŸleticisi ÅŸimdiki Mersin Çarşısı’nın bulunduÄŸu yerde “White Horse” ismi ile bir gece kulübü açtı. Burada program yapan Avrupa ve Beyrut’tan gelen konsomatrisler çalışıyordu. Bu gece kulübü Mersin’li ailelerin de ilgisini çekerdi. Bu bina yıkılınca halen çalışmakta olan “Lagos Gece Kulübü” gene aynı kiÅŸi tarafından iÅŸletmeye açıldı. Halen Mersin’de bar ve pavyon olarak çalışan yerler mevcuttur.
Mersin bir liman kenti olduğu için bu tür yerler bilhassa dışarıdan gelenler tarafından aranmaktadır. Ancak bugün mevcut olanlar herkesin görebileceği ucuz yerler değildir. Gerek orkestra ve gerekse artist ücretlerinin fazla olması bu tür yerlerin daha ucuz olmasına imkan vermemektedir.
Eskiden Mersin’de sazlar da meÅŸhurdu. Buralar, alaturka müzik ve kanto yapılan yerlerdi. BilebildiÄŸimiz en eski saz, Şıh Mustafa’nın Saz’ıdır. Gümrük Meydanında, eski Çarşı Karakolu’nun bulunduÄŸu binada 1896 yılında açılmıştır. Burada kanto, düetto, varyete ve alaturka musiki icra ediliyordu. Sanırız o tarihlerde halkın eÄŸlenebileceÄŸi yegane yerlerden birisiydi.
Halkın raÄŸbet ettiÄŸi bir diÄŸer mekan da Çiçek Bahçesiydi. Gündüz dinlenme ve kortlarında tenis oynama yeriydi. Gece ise bir eÄŸlence merkezi olarak kullanılırdı. Bahçe vaktiyle meÅŸhur Rum zengini Bodasaki’nin özel bahçesiymiÅŸ Åžimdiki Gökdelen’in batı kısmında bulunuyordu. Çiçek Bahçesinde hemen her gece program bulunur ve temsiller verilirdi. İp cambazları, yabancı ve yerli grupların gösterileri, varyete, kanto gibi oyunlar halkın ilgisini çekerdi. Kapı önünde bir cazbant hafif parçalar çalarak müşteri toplamaya yardım ederdi. Buraya 25 kuruÅŸ verilerek girilirdi.
Mersin’de bugün nesli tükenmiÅŸ bir tür meyhane de erkeklerin gece eÄŸlencesinden sayılırdı. Bunlar daha ziyade Eski sebze hali civarında, Kıbrıs Çarşısı denilen mahallede kümenlenmiÅŸ durumda idi. Masada her kiÅŸi için küçük bir ÅŸiÅŸe rakı yanında 8-19 çeÅŸit meze bulunurdu. Her rakı yenilemede mezeler de yenilenirdi. Komple rakı ve mezeler için belli bir ücret alınırdı. Bu tür meyhaneler Suriye ve Lübnan ÅŸehirlerinde mevcuttu. Mersin’de akÅŸamcılık eskiden oldukça yaygındı. Bugünkü gibi belli bir markaya mahkum olunmazdı.Mersin’de “Åževki Surur” adlı rakıyı, Vital Åžtrumza imal ederdi. Ayrıca “Kız” marka rakı da aynı kiÅŸinin imalatıydı. Åžimdiki Toros Oteli’nin yanında rakı imalathanesi vardı. Vital Åžtrumza, Osmanlı ordusunda veteriner subay olarak hizmet etmiÅŸ, sonrada ticaretle uÄŸraÅŸmış, sevilen bir kiÅŸiydi. Öte yandan, AzizoÄŸlu Mehmet adlı kiÅŸi “DilÅŸat” markası ile rakı imal ediyordu. Hacı Kurtzade Abdülhamit Efendi ise “Kurt” marka rakının imalatçısıydı. 1930′lu yıllarda Gümrük Meydanında büyük bir bakkalliye maÄŸazası bulunan Mustafa-Yunus firması tarafından da ÅŸarap imal ediliyordu.
Bunlardan başka, reji (inhisar-tekel) tarafından da rakı ve boğma (üzüm ve incirden yapılan anasonsuz bir içki) imal edilmekteydi. Karaduvar ve Karailyas gibi köylerle Mersin Bahçe Mahallesinde özel kişiler gerek kendi ihtiyaçları için, gerekse satış için boğma imal ederlerdi. Bunlar, bugünde kaçak olarak imal edilmekteseler de, sadece kendi ihtiyaçları için kullanmaktadırlar.
“Mükeyyefat” denilen diÄŸer zararlı maddelerin Mersin’de kullanılma durumuna gelince; Esrar, oldukça geniÅŸ kullanımı olan bir keyif verici idi. Cezası bugünkü gibi çok ağır olmadığı için Polis içenlerle meÅŸgul olmuyor, daha ziyade imal edenlerle satanları sıkıştırıyordu. Esrar içenlerl, cemiyet hor görür ve gizli içimi Polis korkusundan deÄŸil, bu ayıplanmadan dolayı olurdu. Gençler arasında oldukça yaygın bir kullanımı vardı. Tenha yerlerde, Zeytinli Bahçe, Bahçe Mahallesi ve araba içlerinde içiliyor ve Kabak, nargile gibi araçlarla toplu esrar partileri yapılıyordu.
Kokain, eroin ve morfin gibi maddelerin Mersin’de pek kullanıldığı sanmıyoruz. Beyrut’la ilgili birkaç kiÅŸinin kullandığı anlatılırdı. Esasen kokain tedariki imkansız bir ÅŸeydi. Eczanelerde bulunur ve “Çok Gizli ve Tehlikeli” lehvası olan çift kilitli dolaplarda saklanırdı. Bunu ilaç olarak yazan doktorların reçetelerini eczacılar saklamaya ve SaÄŸlık Bakanlığı’nın müfettiÅŸlerinin teftiÅŸlerinde göstermeye mecbur idiler. MüfettiÅŸ mevcut kokaini tartar ve yazılan rakamlarla karşılaÅŸtırırdı. Noksanlık, eczacılığın menine kadar giderdi. Bu sebeple kullanılması pek mümkün deÄŸildi.
Mersin’in her türden insanın yaÅŸadığı kozmopolit bir yer olduÄŸu düşünülürse kumarında yaygın olarak bulunduÄŸunu kabul etmek gerekir. Bu günkü gibi Cemiyet kisvesi altında çalışan yerler yoktu. Gizli, polisten uzak olmaya çalışılan yerlerde kumar oynanırdı. Yaylalarda da kumar oldukça yaygındı. Ancak buralarda da sıkı jandarma takibi vardı. Fakat evlerde oynanması önlenemiyordu. Mersin’de yine kahvehanelerin gizli yerlerinde büyük oyunlar oynanıyordu. Eski Toros Oteli’nin bir kısmını iÅŸgal eden tüccar kulübünde bakar, poker, poka gibi, büyük miktarlarda paranın döndüğü oyunlar oynanıyordu. Adana, Silifke ve Tarsus’un varlıklı kiÅŸileri kumar için Mersin’e gelirlerdi.
İlk Sinema
Mersin’deki ilk sinema ÅŸimdiki Kurum Sinemasının yerinde buluna sinemadır. Fransızların Mersin’i iÅŸgali zamanında var olduÄŸu anlaşılmaktadır. Bu tarihlerde sinemayı Rumlar çalıştırıyorlardı. Atatürk Mersin’de iken 25.01.1925 tarihinde bu sinemaya gittiÄŸi bilinmektedir. Bu tarihte Mersin’de elektrik bulunmadığından, sinema kendileri tarafından üretilen enerji ile çalışıyordu. Sinemeda gösterilen film sessiz olduÄŸundan, sahne kenarındaki bir piyano ile filme müzik eÅŸliÄŸi yapılırdı. Filmler genellikle parça parça gösteriliyordu. Sinemanın içerisi çok güzeldi. Sahnenin üç tarafına gelecek ÅŸekilde localarla çevrelenmiÅŸ durumdaydı.
Bayram ve Bayram Yerleri
Gerek Milli ve gerekse dini bayramlar, mersin’de Türkiye’nin baÅŸka yerlerinden çok farklı kutlanmazdı. Cumhuriyet ve Zafer bayramları büyük bir çoÅŸkuyla kutlanırdı. 1950 yılına kadar harcamaları hükümet tarafından karşılanan bu bayram kutlamaları oldukça görkemli oluyordu.
Mersin’in kurtuluÅŸ tarihi olan 5 Ocak da her yıl muhteÅŸem törenlerle anılır ve KurtuluÅŸ günleri yeniden yaÅŸanırdı. Mersin’de kurtuluÅŸ mücadelesi verenler genellikle çete oldukları için buna Çete Bayramı da denirdi. Kabotaj Bayramı ise deniz müsabakaları ve yelken yarışlarıyla kutlanırdı.
Åžimdiki Halevi’nin bulunduÄŸu yerin arkasındaki meydanlık, Yeni mahalle, İleri Okulu’nun arka tarafı ve halkevi’nin karşısında deniz kenarı bayram yerleri olmuÅŸtu. Bunların yerini Belediye tesbit ederdi. Buralara, çadır tiyatro gibi temsiller ve lunaparklar gelirdi.
Şehirdeki gayrimüslimler de Noel ve Paskalya gibi kendi özel bayramlarını, yine kendi usüllerine göre özgürce kutlarlardı.
Tüccar Kulübü
Mersin Tüccar Kulübü’nün Mersin’in sosyal hayatında büyük bir yeri vardır. Yurt içindeki birçok benzeri kuruluÅŸa örnek olmuÅŸtur. KurulduÄŸundan beri mevcut ciddiyet ve saygınlığını yitirmemiÅŸtir. Resmen kuruluÅŸ tarihi 11.08.1927 tarihidir. KuruluÅŸ ilmuhaberinde şöyle yazılıdır. “Mersin’de Kışla Caddesi’nde Nadir’lerin hanesinin bir kısmında Tüccar Kulübü ünvanı altında bir kulüp tesis ve küşadı teÅŸebbüsünde bulunan ve kulübün Heyeti İdaresini teÅŸkil eden, Mersin’in Kiremithane mahallesinde mukim Kırzade Mehmet Kazım ve Sait Ömer Nüzhetiye Mahallesinde mukim Kasap oÄŸlu Kadri ve mahalleyi mezkurede mukim Kırmızı Yıldız Ticarethanesi sahibi Necip Mecit ve nüzhetiye Mahallesinde mukim tüccarlardan Jorji Efendi oÄŸlu Fuat ÅžaÅŸati ve Misak KeÅŸiyan Beyefendiler tarafından ita kılınan beyanname ve mertubu, nüshateyn Nizamname-i Esasiyenin tetkik ve tahkikinde, münderecatında kanuna muhalif bir cihet görülmediÄŸi gibi, muaileyhimin evsaf ve ÅŸeraiti kanuniyeyi haiz oldukları ve mezkur kulübü küşat etmelerine bir güna mahzuru idari ve nizami olmadığı anlaşılmış olmakla iÅŸbu ruhsat ilmuhaberi tanzim ve ita kılındı.” Yine kuruluÅŸ münasebetiyle Atatürk ve İsmet İnönü’ye de davet telgrafları çekilmiÅŸ ve her ikisinden de teÅŸekkür ve kutlama cevapları gelmiÅŸtir.
Mersin Tüccar Kulübü kurulduÄŸu zaman, Mersin’de yine bir kısım tüccar ve Serbest Meslek erbabınca “Mersin Kulübü” adı ile bir kulüp daha bulunuyordu. Mersin o tarihte küçük olduÄŸundan iki ayrı teÅŸekkül fazla görülmüş ve iki kulübün yöneticileri bir araya gelerek birleÅŸme kararına varmışlardır. Gerekli formalitelerin ardından kulübün ismi “Mersin Tüccar Kulübü” olmuÅŸtur.
Mersin Tüccar Kulübünde Cumhurbaşkanı olarak İsmet İnönü, Celal Bayar, Cemal Gürsel ile birlikte birçok Başbakan ve Yüksek Devlet Adamı misafir edilmiştir. Kulübü ziyaret edenler arasında Mısır Kralı Faruk ile Kıbrıs Türk Lideri Fazıl Küçük de bulunmaktadır.
İçel ValiliÄŸine tayin edilen Tevfik Sırrı Gür tarafından kapatılan Çukurova Barı’nın arsası üzerinde Tüccar Kulübü’ne tahsis edilmek üzere bir bina inÅŸa edilmiÅŸti. Kulüp bu binada 40 yıl faaliyet göstermiÅŸtir. Bundan sonra Kulüp yönetimi ile Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yöneticileri arasında varılan bir antlaÅŸmada, yıkılan binanın son katında Kulübe yeterli bir kat tahsis edilmek üzere bina kulüp tarafından tahliye edilmiÅŸ ve çok modern bir bina inÅŸaasına baÅŸlanmıştır. Bu arada Tüccar Kulübü, kendisine rakip olarak kurulan ancak yaÅŸamayan Oda Kulüp binasına taşınmıştır. Ticaret Sarayı inÅŸatı 1990 Mart ayında bitmiÅŸ ve Tüccar Kulübü kendisine tahsis edilen kata yerleÅŸmiÅŸtir. Halen burada hizmet vermeye devam etmektedir.

M e r s i n
Kutsal Yerler
________________________________________

Anadolu’nun birçok yerinde olduÄŸu gibi, Mersin’de de halkın kutsal saydığı yerler mevcuttur.
Tarsus’ta Fransız Konsolosu olan Jille tarafından yazılmış bir mektupta, sahilde denizden 10 metre içeride ve dalgalı zamanlarda sularla örtülen tuÄŸladan yapılmış mezarların bulunduÄŸunu ve halk tarafından bunların kutsal sayıldığını anlatır.
Yine aynı civarda, bir mermer üzerine resmedilmiş bir azizin resmi bulunmaktadır ve burada, o çağlarda muhariplerin hamiri sayılan Saint george adında birinin mabedi bulunduğundan söz etmektedir. Aynı yerde etrafı duvar ile çevrili bir saha içerisindeki bir ağaç da halk tarafından kutsal kabul edilmektedir.
Adana Vilayet salnamesi’nde ise şöyle bir bilgiye rastlanmıştır. “…Kasabayı mezkure iki saat mesafede kibarı ervahtan (Ulu Tanrı Adamı) Seyit Aşık hazretleri ile müellifi kiramdan (Ulu Yazar) Tarsus-i hazretlerinin merakibi mübarekeleri mevcuttur. Murat Sufi hazretleri, Elvanlı nahiyesinde ve Mersin’e 10 saat mesafede bulunan Cebeli Åžahin üzerinde dört tarafı duvar ile çevrili, 5 metre kadar büyüklükte özel mezarında medhundur.” Bu kiÅŸiler hakkında bir bilgiye rastlanmadığı gibi, yaÅŸlı kiÅŸilerden de bilgi almak mümkün olmamıştır.
MuÄŸdat
Mersin’de bir semte adını veren ve halk tarafından kutsal sayılan bir makamdır. Söylentilere göre, bunun meÅŸhur bir Arap komutanı olduÄŸu düşünülmektedir. Yurt Ansiklopedisi, MuÄŸdat’ın Hazreti Ali zamanında yaÅŸamış, aÅŸkı uÄŸruna çeÅŸitli güçlüklere katlanmış ve bu yolda ölmüş bir kiÅŸi olduÄŸunu, sevdalıların sevdiklerine kavuÅŸmak dileÄŸiyle buraya adaklar adadıklarını yazar.
Bir diÄŸer anlatışa göre, MuÄŸdat, Hazreti Peygamber’in halasının oÄŸludur ve burası da türbe deÄŸil, adına yapılmış bir makamdır.
Şehirde halen bilinen ve sayılan, Şeyh Muhiddin ve Şeyh Sait ismindeki kişilerin makamları da Mahmudiye mahallesindedir.

209 views

8 Eylül 2010 Saat : 10:43
  Genel
Okunma 209

Yorum Yapabilirsiniz

 Son Yazılar FriendFeed

Tavsiye Bağlantılar